Jump to content

Search the Community

Showing results for tags 'Din'.



More search options

  • Search By Tags

    Type tags separated by commas.
  • Search By Author

Content Type


Categories

  • Animasyon - Aşk - Sevgi Videoları
  • Bilim-Teknik-Teknoloji Videoları
  • Diğer Bütün Videolar
    • Ev Geliştirme / Dekorasyon
    • Bahçe Düzenleme / Peyzaj
    • Seyahat - Turizm
    • Shopping
  • Dini Videolar - Tinsel Videolar
  • Forum Kullanımı ve Yardım Videoları
  • Haber Videoları
    • Gezi Parkı Direnişi
    • Politik Videolar
  • Hayvanlar Alemi Videoları
  • Kısa Film Videoları
  • Komik Videolar
  • Korku-Gerilim Videoları
  • Moda - Güzellik İpuçları
  • Motorlu Araç Videoları
  • Oyun Videoları
  • Reklam ve Film Müzik Videoları
  • Sağlık Videoları
    • Yiyecek - İçecek ve Tarifler
  • Sanat-Şiir-Edebiyat Videoları
    • Dans - Gösteri
  • Spor Videoları
  • Türkçe Müzik Videoları
    • Amatör müzik videoları - Besteleriniz
  • TV Dizi Videoları
  • Yabancı Müzik - Sinema Videoları
    • Yabancı Müzik
    • Türk Sineması
  • Fenerbahçeliler Kulübü's Fenerbahçe Videoları
  • Galatasaraylılar Kulübü's Galatasaray Videoları
  • Beşiktaşlılar Kulübü's Beşiktaş videoları
  • Trabzonsporlular Kulübü's Trabzonspor videoları
  • Göztepeliler Kulübü's Göztepe videoları
  • Başakşehirliler Kulübü's Başakşehirliler Videoları
  • Kayserisporlular's Kayserisporlular Videoları
  • Bursasporlular Kulübü's Bursasporlular Videoları
  • Hayvan Severler Kulübü's Hayvan Severler Videoları
  • İnsan Hakları Kulübü's İnsan Hakları Videoları

Forums

  • Gündem
    • Güncel Konular ve Politika Bilimi
    • All About Relegions
    • Haberler (Türkçe - İngilizce - Almanca)
  • Bilim ve Teknoloji
    • Bilgisayar ve Bilişim Dünyası
    • Bilim ve Felsefe
    • Taşıt Araçları - Otomobil Dünyası - Trafik ve Araç Teknolojileri
  • Yaşam
  • Forumdan Haberler - Öneri ve Eleştiriler
  • Fenerbahçeliler Kulübü's Fenerbahçe Başlıkları
  • Galatasaraylılar Kulübü's Galatasaray Başlıkları
  • Beşiktaşlılar Kulübü's Beşiktaş Başlıkları
  • Trabzonsporlular Kulübü's Trabzonspor Başlıkları
  • Göztepeliler Kulübü's Göztepe Başlıkları
  • Başakşehirliler Kulübü's Başakşehirliler Başlıkları
  • Kayserisporlular's Kayserisporlular Başlıkları
  • Bursasporlular Kulübü's Bursasporlular Başlıkları
  • Hayvan Severler Kulübü's Hayvan Severler Başlıkları
  • İnsan Hakları Kulübü's İnsan Hakları Başlıkları
  • Sevgi Ören Anneler Kulübü's Kulüp Bilgisi
  • Sevgi Ören Anneler Kulübü's Başlıklar

Blogs

There are no results to display.

There are no results to display.

Calendars

  • Calendar
  • Fenerbahçeliler Kulübü's Fenerbahçe Etkinlikleri
  • Galatasaraylılar Kulübü's Galatasaray Etkinlikleri
  • Beşiktaşlılar Kulübü's Beşiktaş Etkinlikleri
  • Trabzonsporlular Kulübü's Trabzonspor Etkinlikleri
  • Göztepeliler Kulübü's Göztepe Etkinlikleri
  • Başakşehirliler Kulübü's Başakşehirliler Etkinlikleri
  • Kayserisporlular's Kayserisporlular Etkinlikleri
  • Bursasporlular Kulübü's Bursasporlular Etkinlikleri
  • Hayvan Severler Kulübü's Hayvan Severler Etkinlikleri
  • İnsan Hakları Kulübü's İnsan Hakları Etkinliklerı

Find results in...

Find results that contain...


Date Created

  • Start

    End


Last Updated

  • Start

    End


Filter by number of...

Joined

  • Start

    End


Group


AIM


MSN


Website URL


ICQ


Yahoo


Jabber


Skype


Location


Interests

Found 7 results

  1. Sizlere bir soru sorsam ve desem ki, inancınızı imanınızı öğrenmek adına yaşarken, Allah a mı güveniyorsunuz, yoksa sizlere dini anlatan hocalarınıza, güvendiğiniz veli kişilere, şeyhlerinize mi güveniyorsunuz. Çok mantıksız bir soru gibi geldi sanırım sizlere? Evet gerçekten de, bence de çok mantıksız. Hepimizin, elbette Allah a güveniyoruz dediğinizi duyar gibiyim. Peki, Allah a güvencimiz sözde mi kalıyor, yoksa gerçekten İslam ı yaşarken hayata geçiriyor muyuz? İşte burası çok önemli. EĞER ALLAH A GÜVENİYORSAK, SİZLERİ DOĞRU YOLA İLETECEK BİR NUR, IŞIK İNDİRDİM, YALNIZ ONUN İPİNE SARILIN, SAKIN EMİN OLMADIĞINIZ SÖZLERİN/HADİSLERİN ARDINA DÜŞMEYİN, ÇÜNKÜ SİZLERİ KUR’AN DAN SORUMLU TUTUYORUM HÜKÜMLERİNE GÜVENİP, İNANIP ASLA KUR’AN DIŞI BİLGİLERİN ARDINA DÜŞMEMEMİZ GEREKİR. Bunu yapıyor muyuz? İsterseniz yapıp yapmadığımıza bir göz atalım. Allah bizleri uyarıyor ve Kehf 26. ayetinde, “KENDİ HÜKMÜNDE HİÇ KİMSEYİ ORTAK KILMAZ”, diye apaçık bildirdikten sonrada, Nisa 87. ayetinde, “SÖZ BAKIMINDAN ALLAH'TAN DAHA DOĞRU KİM VARDIR!” dediği halde, bizler sanki Allah ın bu uyarılarına hiç kulak asmayıp, Allah ın sözlerinin üstünü örtüp, ne yani peygamberimiz postacımıydı, onunda dinde Kur’an ın yanında hüküm koyma yetkisi vardır demiyor muyuz? Hani Allah a güveniyorduk? Allah ın elçisi bu ayetleri tebliğ alıp ümmetine tebliğ ettikten sonar, bu ayetlerin hükümlerine tamamen ters bir davranış içinde olabilir mi? Tüm bu rivayetlere inandığımızda, Allah a mı güvenip inanmış oluyoruz, yoksa bizlere dini anlatan kişilere mi? Karar sizin. Yine Allah Ankebut 51. ayetinde, “KARŞILARINDA OKUNUP DURAN BİR KİTABI, SANA İNDİRMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMİYOR MU?” diye kitap ehline soran Rabbimize cahiliye toplumu, hayır yetmiyor çünkü bizlerin atalarımızdan bize intikal eden inançlarımızda var, bizler onlardan vazgeçemeyiz, YALNIZ SİZİN KİTABINIZ KUR’AN A UYMAK BİZLERE YETMEZ, DİYE CEVAP VERİYORLARDI. Peki, bizler günümüzde ne diyoruz Kur’an için, acaba biz Kur’an a iman edenler, onlardan farklımı düşünüyoruz? Ne yazık ki onardan hiç farkımız yok. BİZLERİN ALLAH A, ONUN KİTABINA YALNIZ GÜVENMEMİZ GEREKİRKEN, YALNIZ KUR’AN İLE İSLAM YAŞANMAZ, PEYGAMBERİMİZİN RİVAYET HADİSLERİ VE DİN ÂLİMLERİNİN GÖRÜŞLERİ, FIKIH OLMASAYDI KUR’AN KAPALI KALIR ANLAŞILAMAZDI. ÇÜNKÜ KUR’AN DA HER BİLGİ YOKTUR, ÖZET BİLGİ VARDIR. KUR’AN I DA HERKES ANLAYAMAZ DİYEBİLİYORUZ. Bizler bu söylenenlere inanıyorsak, Allah ın dinini değil tıpkı kitap ehlinin yaşadığı gibi, atalarının dinini yaşıyoruz demektir. BU İNANÇ ALLAH A GÜVENEREK, ONUN YOLUNDA YAŞANAN BİR İNANÇ SİZCE OLABİLİR Mİ? Allah ne emrediyorsa, bizler ne yazık ki tersini yaptığımızın farkında bile değiliz. Çünkü bizlerin Kur’an ile bağımızı kestiler. Kur’an ı anlayarak ve düşünerek okumamızı engellediler. Bu yanlışı fark edenleri de, din düşmanı kâfir ilan ettiler. Allah Enbiya suresi 10. ayetinde, “AND OLSUN, SİZE ÖYLE BİR KİTAP İNDİRDİK Kİ, BÜTÜN ŞAN VE ŞEREFİNİZ ONDADIR. HÂLÂ AKILLANMAYACAK MISINIZ?” diyorsa Allah, bizler Allah a güvenmemiz gerekirken, nasıl olurda Kur’an da her bilgi, detay yoktur deriz de, beşeri fıkıh ve mezheplerin dine ilavelerini Kur’an da göremediğimizde, bakın Kur’an da şunlar ya da bunlar yok, demek ki Kur’an da her bilgi olmuyormuş, yalnız Kur’an işle İslam yaşanmıyormuş deriz. HATIRLATIRIM BUNLARI SÖYLEYİP İNANANLAR, ALLAH A GÜVENMEYİP, YARATILMIŞ İNSANLARA GÜVENİP, ARDI SIRA GİDENLERDİR. Allah Casiye 6. ayetinde, “ALLAH DAN VE ONUN AYETLERİNDEN SONRA, HANGİ SÖZE İNANACAKLAR.” dediği halde, bizler hala Allah ı dinlemek yerine, başkalarını dinliyor da, Allah ın ayetlerinin dışında, yani Allah ın sözünden başka din adına anlatılan söylentilere/rivayetlere inanıyorsak, BİZLER ALLAH A SÖZDE GÜVENİP, ÖZÜNDE GÜVENMEDİĞİMİZİ GÖSTERMİŞ OLURUZ. Allah birçok ayetinde, Kur’an ı açıklamak bize düşer, Kur’an ı nice örneklerle açıkladık ki anlayasınız kimseye muhtaç olmayasınız, Kur’an ı anlayabilmeniz için kolaylaştırdık diyor da, bizler bu sözlerin tam tersine inanıyorsak, BİZLER ALLAH A DEĞİL RİVAYET, SANI VE EDİNDİĞİMİZ VELİ KİŞİLERE GÜVENİYORUZ DEMEKTİR. Allah görev verdiği elçisinin görev tanımını çok açık Kur’an da yaparak bizlere bildirdiyse, bizler hala nasıl olurda, Allah ın elçisini dinde Allah ın ortağı yapmaya çalışırız. “RESULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. (Ankebut 18) BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ. (Kehf 56) SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR. (Rad 40) BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM. (Ahkaf 9 )” Allah ın bizlere verdiği bu bilgilere gözlerimizi kapatıp, emin olmayacağımız, hatta Elçisinin asla söylemesi mümkün olmayan sözlere nasıl inanırız? Eğer inanıyorsak, ALLAH A GÜVENMİYORUZ DEMEKTİR. Yaptığımız yanlışlara örnek verilecek, inanın yüzlercesi var. Ama gözlerine perde çekenler, hakkı görmezden gelip batılın ardına düşenlere, asla Kur’an gerçeklerini anlatamazsınız. BİZLERİN DİN VE İNANCIMIZ ADINA, İZLEMEMİZ GEREKEN YALNIZ KUR’AN OLDUĞUNU BİLDİRİYOR. Allah elçisine, tebliğ etmek sana, hesap sormak bize düşer, kulumla aramdan çekil diye bizlere Kur’an da örnek veriyorsa, ALLAH İLE KULUNUN ARASINDA ELÇİSİNİN BİLE OLAMAYACAĞINI, ARTIK ANLAMALIYIZ. Eğer cahiliye toplumunun yaptığı yanlışları tekrar etmek istemiyorsak, Allah ın şu uyarısını lütfen göz ardı etmeyelim, inanın pişman oluruz. Maide 50: ONLAR HÂLÂ CAHİLİYE DEVRİNİN HÜKMÜNÜ MÜ İSTİYORLAR? Kesin olarak inanacak bir toplum için, KİMİN HÜKMÜ ALLAH’IN KİNDEN DAHA GÜZELDİR? (Diyanet meali) Eğer bizler hala, din ve imanımızı yaşarken Allah ın Kur’an da verdiği hükümlerin dışında, beşeri fıkıh inancının ya da mezheplerin rivayetlerin dine koyduğu hükümlere de inanıyorsak, BİZLER CAHİLİYE TOPLUMUNUN YAPTIĞI YANLIŞLARI YAPIYORUZ DEMEKTİR. Allah a güvenen, onun emrettiği gibi, YALNIZ KUR’AN IN İPİNE SARILIR VE YALNIZ ONU HAYATINA GEÇİRİR. Allah ın elçisi o örnek ÜMMÜ Peygamberimiz bakın nereye uyma emri almış. Onun yolunu izleyende onun yolundan gider. Casiye 18: SONRA DA SENİ DİN İŞİ KONUSUNDA AÇIK BİR YOLA KOYDUK. SEN ONA UY, BİLMEYENLERİN HEVA VE HEVESLERİNE UYMA. (Diyanet meali) Araf 203: Onlara bir ayet getirmediğin zaman, “SEN BİR TANE DERLESEYDİN YA!” DERLER. De ki: “BEN ANCAK RABBİM TARAFINDAN BANA VAHYOLUNANA UYARIM. Bu kitap, Rabbinizden gelen göz açıcı belgeler olup, inanmış bir topluma rehber ve rahmettir.” (Bayraktar Bayraklı) Allah Zuhruf 44. ayetinde, SİZLERİ KUR’AN DAN SORUMLU TUTUYORUM diye hüküm verdiği halde, bizler hala Allah ın verdiği bu söze, hükme inanmıyor da, Kur’an ın hiç bahsetmediği başka kaynaklardaki sözleri/hadisleri de din diye yaşıyorsak, Allah a güvenmiyoruz demektir. Dilerim cümlemiz, Kur’an gerçeklerinin farkında olan, batıl, hurafe ve sanıdan uzak, yalnız Allah ın ipi Kur’an a sarılan, Allah ın azınlık halis kullarından oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  2. Allah neden sağ ve solu birbirinden ayırmıştır? Sağ ve sol kavramlarıyla ne kastetmektedir? Bu soruların cevabını kısaca açıklamaya çalışacağım. Sağın adamlarından bahseden ayetler... Vakıa Suresi 27. Ayet:وَأَصْحَابُ الْيَمِينِ مَا أَصْحَابُ الْيَمِينِ Vakıa Suresi 27. Ayet:Ve ashabul yemini ma ashabul yemin. Vakıa Suresi 27. Ayet: Sağın adamları, nedir o sağın adamları? Vakıa Suresi 28.Ayet:فِي سِدْرٍ مَّخْضُودٍ Vakıa Suresi 28.Ayet: Fi sidrin mahdud. Vakıa Suresi 28. Ayet: Dikensiz sedir ağaçları içindedirler. وَطَلْحٍ مَّنضُودٍ وَظِلٍّ مَّمْدُودٍ Vakıa Suresi 29. ve 30. Ayetler:Ve talhın mendud.Ve zıllin memdud. Vakıa Suresi 29. ve 30. Ayetler:Meyvaları dizili muz ağaçları uzamış gölgeler. Kur'an da belirtilen yukarıdaki ayetlerde Allah sağın adamlarının durumunu açıkça ifade etmiş, onların kendisi tarafında hoş karşılandığını ve mükâfatlandırılacaklarını ifade etmektedir.Uzamış gölgelerden kasıt hoş serin bir havadır... Gelelim solun adamlarına... Vakıa Suresi 41. Ayet:وَأَصْحَابُ الشِّمَالِ مَا أَصْحَابُ الشِّمَالِ Vakıa Suresi 41. Ayet: Ve ashabuş şimali ma ashabuş şimal. Vakıa Suresi 41. Ayet: Solun adamları nedir solun adamları? Vakıa Suresi 42. Ayet: فِي سَمُومٍ وَحَمِيمٍ Vakıa Suresi 42. Ayet :Fi semumin ve hamim. Vakıa Suresi 42. Ayet :Ve kaynar su, iliklere işleyen bir ateş içerisindedirler. Allah yukarıdaki ayetlerinde ise solun adamlarının kendisi tarafından hoş karşılanmadığını açık bir şekilde ifade etmiştir. Yukarıdaki ayetlerde kastedilen durum hesap günü kitabı solda verilenler ve sağdan verilenlerdir.Günümüzde ki solcu ve sağcı insanlar değil...Kitabı soldan verilenler olumsuz bir tabloyla karşılaşacak, sağdan verilenler ise mutluluk verici bir tabloyla karşılaşacaklardır. Fakat ayetlerde kastedilen şey günümüzün kendilerini solcu veya sağcı olarak niteleyen insanlarıyla ilgili değildir. Eskinin toplumu çatıştırmaya yönelik sağ ve sol olarak ifade edilen siyasi kavramlar önemini yitirmiş,onun yerine Allah'ın işaret ettiği sağ(pozitif) ve sol (negatif) kavramları önem kazanmıştır. Günümüzde kendini siyasi olarak solcu diye niteleyen pek çok kişi gerçek anlamda Allah için iyilik yolunda savaşırken sağcı olarak niteleyen bazı kimseler ise kötülük yolunda savaşmışlardır... Tersi de geçerlidir... Günümüzde tüm Dünya'da iyi ve kötü birbirine girmiştir. Sol ve sağ kavramları siyasi olarak anlamını yitirirken iyilik ve pozitif olmanın sembolü ''sağ'' ile negatif olmanın sembolü ''sol'' öne çıkmışlardır. Fiziksel bir gerçek olarak ta sol el negatif sağ el ise pozitif enerjilidir. Ahirette sağ elden kendisine kitap verilenler hayatta iken Allah'ı hoşnut edecek işler yapmışlardır. Ahirette sol elden kitap verilenler ise Allah'ın hoşuna gitmeyecek negatif eylemlerde bulunmuşlardır. Sağ ve sol görüş olayları Dünya'da sona ermiştir... Ahirette ise hesap günü devam edecektir...
  3. Bilinen dünya tarihi boyunca hep iç içe olmuş iki kavram. Yazımda bilimsel bir araştırma ve ya net kanıtlar bekleyenler hayal kırıklığına uğrayabilir. Bahsedeceğim konular tamamen şahsi inanış ve görüşlerimden oluşmakta. İnsan’ın potansiyeli gereği, karmaşık bu evrendeki bütün işleyişi en ince detayına kadar anlayabileceğini düşünüyorum. Bu anlama ve ya idrak etme işine, okumak adını verelim istiyorum. Okuma potansiyelini bilinçli ve ya bilinçsizce fark eden insanlar her dönemde mevcut, bu farkındalıkla bir şeyler düşünen ve söyleyen insanlara seviyelerine göre çeşitli isimler yakıştırılmış. Okuma vazifesini her fark eden okumuştur diye bir şey söz konusu değil. Ancak bu potansiyel onların düşünme ve araştırma yetilerini tetiklemiş. Bu insanlar düşündükleri ve söyledikleri ile bazen siyasi bir oluşuma bazen de bir dine vesile olmuşlardır. Düşündükleri ile bir toplum yönetim biçiminin temellerini atan düşünür bireyler, kurumlar ve devletlerarasında olası gelen ilişkileri yönetmek için siyaset temelli bir hareketi de beraberinde var etmiş olur. Yeni yönetim biçiminin geldiği toplumlarda genelde mevcut ve yaygın bir din anlayışı olacaktır. Genelde, mevcut düzenin hatalarının olduğunu düşünen beyinler tarafından getirilen yeni kurallar, direniş ile karşılaşmak zorundadır. Bizim gözümüzden karmaşık olan bu evrenin, okunması farkındalığı ile, düşünme ve araştırmalarına devam edip okuma sonucuna ulaşanlar ise, sisteme din demişler. Din in gayesi ise, okunan ve idrak edilen sonsuzluğun düzenini anlayıp, bu düzenin kurallarına paralel hareketi sağlamak. Okumayı becerebilen bu insanlar uygulanabilir kuralları farkındalık ile kusursuz bir biçimde bulundukları toplumlara anlatmışlardır. Karmaşık ve çok üst seviyedeki sonsuz bilinci, geri kalmış mevcut topluma en uygun dil ile anlatmayı başarabilirlerdi. Aynı dönemde okunması gerekliliğinin farkında olan birçok insan yaşayabilir. Elinden geldiğince okuyan ama çözemeyenlerin var ettiği sistem her zaman din ile gelmiş kusursuz sistemin üzerine puslu bir örtü gibi gelmiştir. Aslında eksik okuyanında bir kabahati yok, potansiyeli kadar okumuş. Kusursuz okuyanın gördüklerini değerlendiremediği için eksiksiz sistem ona kusurlu gelmiştir. Toplumda destek bulan bu eksik okuma mevcut kusursuz din anlayışlarında da bozulmaya sebebiyet vermiştir. Din ile siyasetin temel ayrımı nedir diye soracak olursak, kusursuz okunan sistem din, kusurlu ve ya esik okunan sistem siyaset olarak karşımıza çıkmış. Dolayısıyla din ile siyaseti birbirinden ayırmak elzem bir durumdur, çünkü kusursuz bir sistem ile onun küçüğü olan kusurlu sistemi bir arada yönetmeye kalkarsanız hem kusursuz sistem anlayışını bozarsınız, hem de kusurlu olan küçük sisteminizi düzgün işletemezsiniz. Birçok toplumda kronik hale gelen bu konu günümüzde dünya siyasetinde de kendini çok ciddi hissettiriyor. Uzun yıllar din ile siyaset iç içe yaşanmaya çalışıldığı için kusursuz din anlayışı da birçok yara almış ve siyaset ile paralel işlemeye başlamış. İnsanların çoğu arasında eksik ve yanlış anlaşılan din olguları elbette tekrar anlaşılır seviyeye gelecektir. Ancak hal böyle değilken din ile yönetmekte siyaset ile yönetmekten çok farklı sonuçlar vermeyecektir. Sistemi okumaya durup insanca bir anlayış ile eksik anlayışımızla da olsa, kanun kural ve yaşananları değerlendirmek bize faydalı olacaktır diye düşünüyorum. Olaylara ezilen din kardeşimiz bakış açısıyla değil de ezilen insan kardeşimiz çerçevesinden bakacak olursak hem dine hem de siyasete daha uygun bir düşünce açısıyla yaklaşmış oluruz. Ahmet Serhat UĞURLU Kaynak : nerden bileceksin
  4. 1945 2019 Arası Nüfusa Göre Dünyanın En Büyük Din Grupları
  5. Tarihlerine Göre Dinlerin Yayılışı
  6. Bu makalemin konusu, ADAK KURBANI üzerinde olacaktır. Hiçbir şart gözetmeden, Allah ın rızasını kazanmak adına, Allah a kurban adamak, yani kurban kesmek için söz vermek, elbette konumuzun dışındadır, bunu her zaman yapabiliriz. Bildiğiniz gibi bizlerin Kurban bayramı adı altında kestiğimiz kurbanlar, Kuran da Allah ın emrettiği farz bir emir değildir. Kurban yılın yalnız bir gününde değil, her gününde kesip, Allah a saygımızı gösterebiliriz. Allah yalnız kendisi adına olmak şartıyla, Kurban kesmemize bizlere izin vermiş, meşru kılmıştır ama bunu bizlerin gönül rızası ile yapmamızı ister. Yer ve zaman olarak, Kur’an da bahsedilen kurban, Hac vaktinde kesilmesi gereken kurbandır ki, buda Hacca gelenlere sunulmak içindir. Kurban Allah a yaklaşmalıktır, bunun birçok yolu da vardır. İster Allah ın rızasını kazanmak adına, hayvan keser dağıtırsınız, ister oruç tutarız, ister hayır ve hasenatta bulunuruz. Makalemin konusu ise geleneklerimize giren ama asla Kur’an da bahsedilmediği gibi, Kur’an a da uymayan ADAK KURBANLIK konusu üzerine olacaktır. Bildiğiniz gibi, geleneksel Fıkıh İslam öğretisinde olmasını, gerçekleşmesini istediğimiz herhangi bir konuda Allah a, ŞU İŞİM OLURSA SANA KURBAN KESECEĞİM, YA DA 30 GÜN ORUÇ TUTACAĞIM, şeklinde adaklar yapılır, yani söz verilir. Sizce Allah a böyle ŞARTLI bir talepte bulunmak doğru olabilir mi? Bunu söyleyen bir insan, aslında şunu söylemiş oluyor. “Allah ım eğer istediğim işimde başarılı olursam, ya da dileğimi gerçekleştirirsen, sana Kurban keserim, eğer getirmezsen kesmem.” Çünkü buna inanan Müslüman kardeşlerimiz, dileği gerçekleşirse kurbanı kesiyor. Gerçekleşmezse kesmiyor. BU DAVRANIŞ, ALLAH İLE PAZARLIK DEĞİLDE NEDİR? Bir Müslüman Allah ın rızasını kazanmak adına kurban kesecekse, şart koşmadan, Allah a şükürlerini belirtmek için kurban kesmelidir. ALLAH A HER ANIMIZA ŞÜKREDECEK, O KADAR ÇOK SEBEBİMİZ VAR Kİ. Allah zor günümüzde bile bizlere verdiği destekle, sabırla o zorluğumuzu geçirmemize yardımcı olmuyor mu? Hiç farkında olmadan verdiği o mutluluktan, huzurdan, bolluktan başka nasıl bir neden arayalım da, HÂŞÂ Allah a şart koşarak kurban keselim. Düşünen, aklını kullanan yaşamın gerçeklerini görecek, fark edecektir. Bizler her konuda yaptığımız yanlışı, bu konuda da yapıyoruz ve yanlış inançlarımıza Kur’an dan, ilgisi olmayan ayetleri delil gösteriyoruz. Bu konuda da bakın hangi ayeti delil gösteriyorlar, adak kurban ile ilgili. Aynı ayeti iki farklı mealden yazıyorum ki daha iyi anlaşılsın. İnsan 7: O kullar ADAKLARINI yerine getirirler. Kötülüğü her yanı kuşatmış bir günden korkarlar. (Diyanet meali) İnsan 7: O kullar, şiddeti her yere yayılmış olan bir günden korkarak VERDİKLERİ SÖZÜ yerine getirirler. (Diyanet vakfı meali) Bu ayet delil gösterilerek, bakın Allah adaklarınızı yerine getirin, sözünüzde durun diyerek günümüzde, adeta Allah ile pazarlık yapılan adak kurbanına, kanıt gösterilmektedir. Hâlbuki bu ayette Allah ın has sevgili kullarının, yoksulu doyurup, hayırda bulundukları ve bu yardımı, hayrı yalnız Allah ın rızasını kazanmak için yaptıkları, öncesi ve sonrası ayetlerde açıklanıyor. Yani bahsettikleri konuyla hiçbir ilgisi yok. Yine yanlış inançlarına delil gösterdikleri diğer ayetlere bakalım. Hac 29: Sonra kirlerini gidersinler, ADAKLARINI YERİNE GETİRSİNLER ve Beyt-i Atik’i (Kâbe’yi) tavaf etsinler. (Diyanet meali) Nahl 91: Antlaşma yaptığınız zaman, ALLAH’A KARŞI VERDİĞİNİZ SÖZÜ YERİNE GETİRİN. Allah’ı kendinize kefil kılarak pekiştirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı bilir. (Diyanet meali) Verdiğiniz sözü yerine getiriniz! Çünkü verdiğiniz sözden mutlaka sorguya çekileceksiniz… (İsra 34) EY İMAN EDENLER! ANTLAŞMALARA SÂDIK KALINIZ….. (Maide 1) Hac 29. ayetinde bahsedilen konu ise Hac da geçiyor. Elbette bu ayette geçen, adaklarını yani Hac için niyet ettiğiniz zaman, verdiğiniz sözleri yerine getirip yasaklara riayet edin, Haccın gereklerini yerine getirin diyor. Nahl 91. ayetin bir öncesinde şöyle uyarır. ”Allah adaleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder; yüz kızartıcı işleri, fenalığı ve azgınlığı yasaklar. O, düşünüp öğüt alasınız diye size öğüt veriyor.” Dedikten sonrada Nahl 91. ayetinde biz iman eden kullarını Allah uyararak, genel anlamda herhangi bir anlaşma, sözleşme yapıp, söz verdiğinizde herhangi bir konuda, Allah a verdiğiniz doğruluk, dürüstlük adaletli olma sözünü unutmayın ve yerine getirin diye bizleri uyarıyor. Ayetin devamında karşınızdaki insanlara herhangi bir konuda kefil şahit gösterip, yeminlerinize ortak ettiğinizde, sakın sözlerinizi yeminlerinizi bozmayın, verdiğiniz sözü yerine getirin diyor. İsra 34 ve Maide 1. ayetlerde de aynı konuya dikkat çekiyor ve genel anlamda verdiğiniz sözde durun diyor. Bakın örnek verdikleri adak kurbanıyla da, hiçbir bağlantısı yok bu ayetlerinde. Adak kurbanı konusunda fıkıh, bu konudan Kur an bahsetmediği ve herhangi bir hüküm vermediği için, her konuda yaptığı gibi, mezhepler kendince şekillendirmiş ve bazı kurallara bağlamıştır. İlginç olanı, ALLAH A ADAK KURBANI KESENİN, ETİNDEN YEMEMESİ GEREKTİĞİ HÜKMÜDÜR. Bu düşünce asla Allah ın emri değildir. Kurban edilen hayvanın etleri konusunda, Allah ayetinde açıklama yaparak şöyle der.” ONLARDAN HEM SİZ YEYİN, HEM DE DARDA OLAN YOKSULA YEDİRİN.” Bunun dışında, Allah ın rızasını kazanmak adına keseceğimiz herhangi bir kurbanın etini kesen yiyemez diyemeyiz. Çünkü hükmü Allah verir, detaylandıran da yalnız Allah tır. Gelelim adak kurbanı konusunda, mezhepler nasıl düşünüyor, inanıyor şimdide ona bakalım. “HANEFİ MEZHEBİNE GÖRE, ŞARTLI VEYA ŞARTSIZ OLSUN ALLAH İÇİN BİR ŞEY ADAMAK CAİZDİR. Malikî mezhebine göre, şartsız olanı menduptur. Bazı Malikîlere göre -şartlı olan- mekruhtur. Şafii ve Hanbelilere göre de –adak adamak- MEKRUHTUR. Onlara göre, eğer mendup/sünnet olsaydı, Hz. Peygamber (a.s.m) adak adardı. HÂLBUKİ BÖYLE BİR ŞEY YAPMADIĞI BİLİNMEKTEDİR.” “Kişinin Allah’ın takdirinin değişmesine vesile olması dileğiyle, dünyevi amaçlarla BELLİ ŞARTLARA BAĞLI OLARAK ADAKTA BULUNMASI İSE DOĞRU KARŞILANMAMIŞTIR. Nitekim Hz. Peygamberin (s.a.s.) “Adak, (Allah’ın takdir buyurmuş olduğu) hiçbir olayı geri çevirmez. Sadece cimrinin malını eksiltmiş olur.”; “Adak bir şeyi ne ileri alır ne de geri bırakır…” (Buhârî, Eymân, 26; Müslim, Nezir, 2) anlamındaki hadislerinden, ŞARTA BAĞLI ADAKTA BULUNMAYI HOŞ KARŞILAMADIĞI ANLAŞILMAKTADIR.” “İmam Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel başta olmak üzere bazı fakihler yukarıdaki hadislere dayanarak NASIL OLURSA OLSUN ADAK ADAMANIN MEKRUH OLDUĞU GÖRÜŞÜNDEDİRLER (Nevevî, el-Mecmû‘, VIII, 450; İbn Kudâme, el-Muğnî, XIII, 261).” Kur’an ı tek rehber almayıp, rivayet ve sanı sözlerin ardına düşüp dinde bölününce, işte böyle farklı sonuçlar ortaya çıkıyor. Onun için Alla, sakın dinde bölünenler gibi olmayın, yalnız Kur’an ın ipine sarılın emrini vermiştir. Karar sizin, imtihan sizin imtihanınız. Bizlerin ne yazık ki, Kur’an ile bağını kesenler, anlamadan Kur’an ı okutarak, düşünme yetkimizi de ellerimizden aldıklarından, ayetler üzerinde düşünemiyor, Allah ın emrettiği halis yolu bulamıyoruz. Öyle olunca da ne söylenirse inanıyor ve doğrudur diye yerine getiriyoruz. Şunu lütfen unutmayalım, bizlere öğretilen geleneksel, rivayet zinciri ile ulaşan inançlarımızı, lütfen Kur’an a zorla onaylatma çabasında olmayalım. Bizlerin yapması gereken, Kur’an ın bahsetmediği rivayet inançlarımızı, mutlaka Kur’an ın onayından geçirme çabasında olalım. Kelimelerin anlamları ile oynayarak, ayetlere rivayet inançlarımızı, zorla kendi nefsimizce ilave etmekle, ancak kendimizi kandırmış oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  7. YAYGIN DİNİ YANLIŞLAR *melekler dişidir/ cinsiyetleri vardır. Necm Sûresi:27:Şüphesiz o kimseler ki, âhirete iman etmemektedirler, elbette onlar (“Melekler Allâh’ın kızlarıdır!” diyerek) dişi adı takmak suretiyle melekleri (birtakım bâtıl adlarla) isimlendirmektedirler. Zuhruf Sûresi:19:O (şirk koşa)nlar o melekleri birtakım dişiler saydılar ki, aslında onlar Rahmân’ın kullarıdırlar. Yoksa yaratılışlarına mı şâhit oldular (da, Allâh’ın onları dişi olarak yarattığını görerek bu kanaate vardılar)? (Onların: “Biz babalarımızdan böyle işittik, onların yalan söylememiş olduklarına da şâhitlik ederiz!” diyerek melekler hakkında yaptıkları) bu şâhitlikleri (amel defterlerine) muhakkak yazılmaktadır ve onlar (kıyâmet günü bundan dolayı) mes’ul tutulacaklardır. Sâffât Sûresi:149: (Habîbim!) Şimdi o (meleklerin Allâh’ın kızları olduğunu savuna)nlara sor ki; kızlar Rabbine aitmiş de, oğullar onlara mı mahsusmuş? 150:Yoksa Biz melekleri, onlar şâhitlerken mi dişiler olarak yaratmışız? *Şeytan meleklerdendir. Kehf Sûresi:50:Hani Biz meleklere: “(Kendisini selamlamak ve Bana yapacağınız secdeye kıble olmak üzere) Âdem’e secde edin!” buyurmuştuk da, onlar hemen secde etmişlerdi, ancak İblîs müstesnâ! (Çünkü) o, cinlerden idi, bu sebeple Rabbinin emrinden çıktı. Şimdi siz Beni bırakıp da, onu ve zürriyetini mi dostlar edinmektesiniz? Oysa onlar sizin için büyük düşmanlardır! O (kimi dost edineceğini bilmeyip, düşmanını dost edinen) zâlimler için bu (şekilde Allah’a itaat yerine şeytana itaati tercih) ne kötü bir değiştirme olmuştur. [Emir meleklere ve melekler içinde bulunan iblise de şamil olmuştur. Kendisi melek olduğu için değil.] *Tuvaleti yaptıktan hemen sonra abdest alınabilir. İdrar sızıntısının kesildiğine kalp kanaat getirinceye kadar yapılması gereken istibra farzdır. Zira idrarın çıkışı ile abdest bozulur. Bu yüzden kişi abdestsiz namaz kılmış olur. [Buraya bakılabilir M. Zihni Efendi, Nimet-i İslam, s. 43] [Kişi tuvaletini yaptıktan sonra -ki bu aslen erkekler içindir- tenasül uzvunda idrar kalır. Bu da yürüme, öksürme vb. şeyler ile giderilir. İstibralık vb. şeyler kullanılarak bu idrarın iç çamaşırına değip pisliğe ve kötü kokuya sebep olması engellenebilir. ] *Namazda okunacak sureler, latinize haliyle okunabilir. 435- Namaz içinde meydana gelen bir okuyuş yanlışlığı ile namaz bozulur mu, bozulmaz mı hususu pek mühimdir. Buna dikkat gerekir. Kur'ân okurken bir hata yapılmasına veya okuyucunun sürçmesine Zelletü'l-Karî (Okuyucunun Sürçmesi) denir. Bu hususta başlıca esaslar şunlardır: 436- Kur'ân-ı Kerîm'in bir kelimesi kasden değiştirilir de, bununla mana değişmiş olursa, namaz ittifakla bozulur. ( Zelletü'l-Kari'ye (Okuyucunun Yanılmasına) Ait Esaslar[Büyük İslam İlmihali-Ömer Nasuhi Bilmen]) Mesela; Latin harfleriyle -ilk harfi ancak “Z” olarak yazılan “zelle” kelimesi Arapçada şu farklı anlamlara gelebilir: a. Türkçedeki yazılışta olduğu gibi “z” ile “zelle” kelimesi, bir yerden kaymak manasına gelir. b. Arapçadaki noktalı “zı” ile “zalle” kelimesi, olmak, bir durumdan başka bir duruma geçmek anlamına gelir. c. Zel harfiyle “zelle” kelimesi, zelil olmak, rezil-perişan olmak anlamına gelir. Türkçe’de “Zı-zel” harfleri yoktur. Aynı kökten olan “zıl” kelimesi gölge demektir. Söz gelimi; Nahl suresinin 58. ayetinde geçen ve “yüzü siyahlaştı / siyaha döndü” manasına gelen “zalle vechuhu müsvedden” cümlesindeki “z” harfini kalın “zı” olarak okumazsanız, “yüzü kayar” veya “alçalır” manasında olur. d. Arapçada ilk harfi noktalı “hı”, son harfi iki noktalı “kaf” olan “Halık / Hellak” kelimesi, yaratan anlamındadır. Ancak Türkçedeki harflerle yazılması durumunda bu kelime “berber ve helak olan kimse” manasına da gelir. e. Necm suresinin ikinci ayetinde geçen “ma delle sahibukum” cümlesi “arkadaşınız (Hz. Muhammed s.a.s) dalalete düşmedi / yolunu şaşırmadı” manasına gelir. Latin harfleriyle okunmasında ise “Arkadaşınız, size rehberlik edemedi” manasına gelebilir!.. Misalleri çoğaltmak mümkündür. Kur’an’ı Arapça harflerinden okumak, mecburidir. Hiç olmazsa namazda okunan Fatiha ve kısa sureler güzelce ezberlenmelidir. *şaka kastıyla yalan söylenebilir. : 8462 - حدثنا يونس، ثنا ليث، عن محمَّد عن سعيد بن أبي سعيد عن أبي هريرة عن رسول الله - صلى الله عليه وسلم - أنه قال: "إني لا أقول إلا حقاً" قال بعض أصحابه: فإنك تداعبنا يا رسول الله. فقال: "إني لا أقول إلا حقًا". (Ebu Hureyre’den rivayet edildiğine göre Peygamberimiz:”Yalnızca doğru olanı söylerim” buyurmuştur. Ashabından bazıları ona:”Ya Rasulallah. Sen bizle şakalaşıyorsun.” Demişlerdir. O da:”Ben sadece doğru olanı söylerim.” Buyurmuşlardır.) Müsned-i Ahmed 4990 - حَدَّثَنَا مُسَدَّدُ بْنُ مُسَرْهَدٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ بَهْزِ بْنِ حَكِيمٍ [ص:298]، قَالَ: حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «وَيْلٌ لِلَّذِي يُحَدِّثُ فَيَكْذِبُ لِيُضْحِكَ بِهِ الْقَوْمَ، وَيْلٌ لَهُ وَيْلٌ لَهُ» Behz İbnu Hakim anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:"Yazıklar olsun o kimseye ki, insanları güldürmek için konuşur ve yalan söyler! Yazık ona, yazık ona!" [Ebu Davud, Edeb 88, (4990); Tirmizî, Zühd 10, (2316).] *İnanç(itikat/akide/akaid) gibi hususlarda cehalet, şaka ve öfke mazeret sebebidir. 158 - (1067) حَدَّثَنَا شَيْبَانُ بْنُ فَرُّوخَ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ الْمُغِيرَةِ، حَدَّثَنَا حُمَيْدُ بْنُ هِلَالٍ، عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ الصَّامِتِ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «إِنَّ بَعْدِي مِنْ أُمَّتِي - أَوْ سَيَكُونُ بَعْدِي مِنْ أُمَّتِي - قَوْمٌ يَقْرَءُونَ الْقُرْآنَ، لَا يُجَاوِزُ حَلَاقِيمَهُمْ، يَخْرُجُونَ مِنَ الدِّينِ كَمَا يَخْرُجُ السَّهْمُ مِنَ الرَّمِيَّةِ، ثُمَّ لَا يَعُودُونَ فِيهِ، هُمْ شَرُّ الْخَلْقِ وَالْخَلِيقَةِ» Ebu Zerr’den rivayet edildiğine göre peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır: ”Benden sonra ümmetimden bir topluluk gelir ki Kur’an okurlar, ancak boğazlarını geçmez. Okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar da sonra dine geri dönmezler. Onlar mahlukatın en şerlileridir.” (Müslim) [Bu hadis kişinin başka bir dine girme veya dinden çıkma niyeti olmasa da dinden çıkabileceğine delil olarak getirilmiştir. Bunu bilmesine veya dinden çıkmayı ikrar etmesine hacet yoktur.] Tevbe:65: (Habibim!) Andolsun ki; gerçekten sen(in aleyhine niye konuştuklarını) onlara soracak olsan, elbette: “Biz ancak (lafa) dalmıştık, (eğlenip) oynuyorduk (, yoksa senin hakkında kötü bir niyetimiz yok)!” derler.(Habîbim! Sen) de ki: “Yoksa siz, Allâh ile, O’nun âyetleriyle ve Rasûlüyle mi alay etmekte bulunmuştunuz?” Rivayete göre; münafık bir topluluk Tebûk gazasında Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in yanından geçerken: “Şu adamı görmüyor rmusunuz, Şam’ın köşklerini ve kalelerini fethetme peşin de, heyhat!” dediler. Allâh-u Te`âlâ bunu Habîbine bildirince kafileyi durdurup onları çağırttı ve: “Siz böyle böyle dediniz!” buyurdu. Onlar ise: “Hayır! Vallâhi biz ne seninle ne de ashâbınla alâkalı bir mevzuda değildik! Lâkin yolu kısaltalım diye birbirimizle şakalaşıyorduk!” dediklerinde bu âyet-i celîle nâzil oldu. 66: (Artık, boşuna) özür dile (mekle kendinizi meşgul et)meyin! Gerçekten de siz imanı (açıklama)nızın ardından kâfir(liğinizi meydana çıkarmış) oldunuz. İçinizden bir cemaati(n samimiyetle tevbe edeceğini bilerek, kendilerini) affedecek olsak bile, diğer bir tâifeye azap edeceğiz. Çünkü gerçekten onlar(münafıklıkta ısrarcı) mücrim kimseler olmuşlardır. عن أبي هريِرة، قال: قال رسول الله - صلى الله عليه وسلم -: "إن الرجل ليتكلم بالكلمة لا يرى بها بأسَا، يهوي بها سبعين خِريفًا في النار". Kişi bir söz söyler de bu sözünde bir beis görmez.(Lakin) Bu sözü sebebiyle cehennemde 70 yıl yuvarlanır. [70 yıl ile varılan yer cehennemin dibi olup yalnızca kafirlere hastır. Bu da kişinin kendi sözünde hiçbir sıkıntı görmese de, islama muhalefet gibi bir fikri olmasa da kafir olabileceğine delil olarak getirilmiştir ] 6635 - حدثنا حسن حدثنا ابن لَهِيعة حدثنا دَرَّاج عن عبد الرحمن بن جُبير عن عبد الله بن عمروِ: أنه سأل رسول الله -صلي الله عليه وسلم -: ماذا يباعدني من غضب الله عز وجل؟، قال: "لا تغْضَب". Abdullah bin Amr’dan rivayet edildiğine göre kendisi Allah Rasulü’ne şöyle sormuştur: Ne, beni Allah’ın(azze ve celle) gazabından uzak tutar? O da şöyle buyurmuştur:”Öfkelenme!”( Müsned-i Ahmed) *Mevlid olmazsa olmazdır, Kur’an yerine bile okunur. Hususi manası:Süleyman Çelebi’nin (ö. 825/1422) asıl adı Vesîletü’n-necât olan meşhur eseri.( TDV İslâm Ansiklopedisi) Umumi manası: İslâm edebiyatı ve sanatında Hz. Peygamber’in doğum yıl dönümünde yapılan törenlere verilen isim; bu törenlerde okunmak üzere yazılmış eserlerin ortak adı. ( TDV İslâm Ansiklopedisi) [Bunu dinin bir parçası olarak görmek, olmazsa olmaz yapmak, Kur’an’dan daha ehemmiyetli bir mevkie getirmek elbette yanlıştır ve bid’attır.] *Kur’an’da geçen cilbab 2 parça da olabilir. Ahzab:59: Ey Nebî(yy-i zîşân)! Eşlerine, kızlarına ve inananların kadınlarına söyle ki; cilbâblarından (bir kısmına dolanıp, diğer) bir kısmını (da uzuvlarının şeklini belli etmeyecek vaziyette) üzerlerine sarkıtsınlar. İşte bu(suretle örtünmeleri), onların (câriyelerden ve İslâm’ın yasakladığı bazı aşağılık işleri yapan kadınlardan seçilip)tanınmalarına ve (kötü insanlar tarafından) eziyet olunmamalarına daha yakın (bir davranış)dır. Allâh dâima(çokça bağışlayan bir) Ğafûr ve (kullarına çokça acıyan bir) Rahîm olmuştur. (Bu yüzden evvelce hicâb âyeti indiği halde, bu hususta dikkatli davranmayarak işlemiş olduğunuz günahlarınızı bağışlar ve bundan sonra emir tuttuğunuz için mükâfatınızı verir.) Bu âyet-i kerîmede geçen “Celâbîb” kelimesinin müfredi olan “Cilbâb” kelimesine, sahâbe ve tâbi`în (Radıyallâhu anhüm) birkaç mana vermiştir: a) ibni Abbas (Radıyallâhu anhümâ)dan rivayet edildiğine göre; baştan aşağı örten dış elbisedir. b) İbni Cübeyr ve bazı ulemâya göre; “Milhafe” ve “Mıkne’a” dır. Bu da, yüzle birlikte bütün bedeni örten peçe ve çarşaf manasındadır. (Beyzâvî, Nesefî, Âlûsî) Diyânet eski reislerinden Ömer Nasûhî Bilmen, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Konyalı Mehmed Vehbî Efendi ve İzmirli İsmâil Hakkı (Rahime humullâh) gibi son devrin en büyük müfessirleri cilbâb kelimesine ilk olarak “Çarşaf”, daha sonra “Ferâce” manasını vermişlerdir. Dolayısıyla burada örf de nazar-ı itibara alınacak olursa, şehir kıyâfeti olarak, özellikle de Osmanlı kültürümüzde çarşaf öne çıkmaktadır. Nitekim Elmalılı merhûmun: “Bizler yetiştiğimiz zaman memleketlerimizde vâlidelerimizin tesettür tarzı çarşaftı. Bin üç yüz onda İstanbul’a geldiğim zaman, İstanbul hanımlarının bir peçe ilave edilmek ve elde açık bir şemsiye bulunmak şartı ile tesettür tarzları da bu idi!” şeklindeki beyanları bu örfü bize anlatmakta yeterlidir. Ancak Acem yurdunda ferâce ve çarşaf kullanıldığı gibi, Anadolu’da atkı-şalvar, Erzurum yöresinde ihram ve Karadeniz bölgesinde peştamal-dolaylık isti’mal edilmiştir. Şu kadar var ki; bu örflerin her birinin İslâm’da kabul görmesi birtakım şartlara bağlıdır: a) Tepeden tırnağa tüm bedeni örtmesi, b) Hiçbir uzvun şeklini belli etmeyecek derecede bol olması ki; bu iki şart dikkatle düşünülecek olursa, günümüzde gelenek olarak bilinçsizce giyilen atkı-şalvar ve peştamal-dolaylığın bu şartları hâiz olmadığı ortadadır. Hatta bazı yörelerin kullandıkları dize doğru çekilmiş çarşaflar bile bu şartlara uygun değildir. Dolayısıyla isim takıntısından ziyade, burada zikredilen şartların aranma mecburiyeti vardır. Ama şu demek değildir ki; “Örtün de nasıl örtünürsen örtün!”, zira burada “Örtünsünler!” buyrulmamış, bilakis “Cilbâblarını üzerlerine çeksinler!” buyrularak, cilbâb namında bir isim belirtilmiştir. Demek ki; Allâh-u Te`âlâ’nın kadınlara emri, bu şartları bulunduran çarşaflara bürünmeleridir. c) İçindeki şahsı süslü ve cazip göstermemesi, d) İç gösterecek şekilde şeffaf olmaması, e) Yüz avret değilse de, zamanımızdaki fitne göz önünde bulundurularak, çarşafın çene altından değil de, burun altından bağlanması, f) Allı-pullu ve gösterişli renk ve şekillere sahip olmayıp, erkeklerin nazarlarını bertaraf edecek bir özellikte olması ki; bu yüzden siyah renk kullanılmalıdır. Nitekim Ümmü Seleme (Radıyallâhu anhâ) vâlidemizin: “Üzerlerine çarşaflarını çeksinler!” âyet-i kerîmesi inince, Ensâr hanımları dışarı çıkarken başları üzerinde kargalar varmış gibi siyah kisvelere büründüler.” (Abdürrezzak, el-Musannef: 2/123; Ebû Dâvûd, Libâs: 32, No: 4101, 2/459; İbni Ebî Hâtim, No: 17784-785, 10/3154; İbni Kesîr: 6/471, Suyûtî, ed-Dürru’l-mensûr: 12/141; Âlûsî: 22/89) şeklindeki beyanı, bu hususta yeterli bir delildir. Bu şartlar göz önünde bulundurulduğu takdirde; günümüz Müslüman kadınlarının giydikleri; abâye, manto, etek-bluz, pardösü gibi kıyâfetlerin İslâm’la uzaktan yakından alâkası olmadığı açıkça ortaya çıkar. Zira bu tür kıyâfetler ve üzerlerine atılan süslü püslü başörtüler, tepeden tırnağa tüm bedeni örtmemekte, örtse de şekil belli etmekte, şekil belli etmese de, giyeni cazip göstererek dikkatleri üzerine çekmektedir. Hâlbuki İslâm’ın istediği tesettür şekli, içindekinin genç mi yaşlı mı, güzel mi çirkin mi olduğunu belli etmeyecek bir örtünmedir. *Namahrem ile tokalaşmada, öpmede beis yoktur. 4181 - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ قَالَ: حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ قَالَ: حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ أُمَيْمَةَ بِنْتِ رُقَيْقَةَ أَنَّهَا قَالَتْ: أَتَيْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي نِسْوَةٍ مِنَ الْأَنْصَارِ نُبَايِعُهُ، فَقُلْنَا: يَا رَسُولَ اللَّهِ، نُبَايِعُكَ عَلَى أَنْ لَا نُشْرِكَ بِاللَّهِ شَيْئًا، وَلَا نَسْرِقَ، وَلَا نَزْنِيَ، وَلَا نَأْتِيَ بِبُهْتَانٍ نَفْتَرِيهِ بَيْنَ أَيْدِينَا وَأَرْجُلِنَا، وَلَا نَعْصِيكَ فِي مَعْرُوفٍ، قَالَ: «فِيمَا اسْتَطَعْتُنَّ، وَأَطَقْتُنَّ». قَالَتْ: قُلْنَا اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَرْحَمُ بِنَا، هَلُمَّ نُبَايِعْكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «إِنِّي لَا أُصَافِحُ النِّسَاءَ، إِنَّمَا قَوْلِي لِمِائَةِ امْرَأَةٍ كَقَوْلِي لِامْرَأَةٍ وَاحِدَةٍ، أَوْ مِثْلُ قَوْلِي لِامْرَأَةٍ وَاحِدَةٍ» Ümeyme bintu Rukayka (radıyallahu anha) dedi ki: "Ensâr' dan bir grup kadınla biat etmek için Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e gelip kendisine: "Ya Rasulallah, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, çalmamak, zina etmemek, şimdi için de gelecekte de iftira atmamak, sana maruf emirlerinde isyan etmemek şartları üzerine biat ediyoruz" dedik. Hemen ilâve etti(s.a.v):"Gücünüzün yettiği ve takatınızın kâfi geldiği şeylerde". Biz: "Allah ve Resûlü bize karşı bizden daha merhametlidir, haydi biat edelim seninle Allah’ın Rasulü" dedik. (Süfyan merhum der ki: Kadınlar, biatı (erkekler gibi) musâfaha ederek yapmayı kastedmişlerdi.) Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Ben kadınlarla müsâfaha etmem, benim yüz kadına toptan söylediğim söz her kadın için ayrı ayrı söylenmiş yerine geçer" buyurdu. (Nesai,Malik, Tirmizi) عَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا، قَالَتْ: " كَانَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يُبَايِعُ النِّسَاءَ بِالكَلاَمِ بِهَذِهِ الآيَةِ: {لاَ يُشْرِكْنَ بِاللَّهِ شَيْئًا} [الممتحنة: 12]، قَالَتْ: وَمَا مَسَّتْ يَدُ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَدَ امْرَأَةٍ إِلَّا امْرَأَةً يَمْلِكُهَا " 1. (828)- Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) kadınlarla biatı (elle musafaha etmeden) sözle yapıyor ve şu âyette belirtilen şartları koşuyordu: "Allah'a hiçbir şeyi eş tutmamaları, hırsızlık yapmamaları, zinâ etmemeleri, evlâtlarını öldürmemeleri, elleriyle ayakları arasında bir iftira düzüp getirmemeleri, (emredilecek) herhangi bir iyilik hususunda sana âsi olmamaları.." (Mümtahine, 12). Hz.Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in eli, mâlik olmadığı hiçbir kadının eline asla değmedi." [Buhari, Tefsir, Mümtahine 2, Talâk 20, Ahkâm 49; Müslim, İmârât 88 (1866); Tirmizî, Tefsir, Mümtahine, (3303).] *Çalgı aletlerini dinlemede sakınca yoktur. 5590 - وَقَالَ هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ: حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ يَزِيدَ بْنِ جَابِرٍ، حَدَّثَنَا عَطِيَّةُ بْنُ قَيْسٍ الكِلاَبِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ غَنْمٍ الأَشْعَرِيُّ، قَالَ: حَدَّثَنِي أَبُو عَامِرٍ أَوْ أَبُو مَالِكٍ الْأَشْعَرِيُّ، وَاللَّهِ مَا كَذَبَنِي: سَمِعَ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: " لَيَكُونَنَّ مِنْ أُمَّتِي أَقْوَامٌ، يَسْتَحِلُّونَ الحِرَ وَالحَرِيرَ، وَالخَمْرَ وَالمَعَازِفَ Ebu Malik veya Ebu Amir el-Eş'arî (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Ümmetimden bir kavim, ferci (zinayı), ipeği, içkiyi ve çalgıyı helal addedecektir. [Buhârî, Eşribe 6.] *Ev veya araba için faizli kredi çekilebilir. Bakara:278: Ey iman etmiş olan kimseler! Allâh’tan hakkıyla sakının ve fâizden kalmış olan (alacağınız) ı bırakın. Eğer (gerçekten) mümin kimseler olduysanız (böyle yapmanız gerekir. Çünkü imanın delili, inandığınız Allâh’ın emirlerini tutmaktır)! 279: Eğer (fâizi bırakma işini) yapmazsanız, Allâh ve Rasûlü (ciheti)nden (fâizcilere karşı açılmış olan)büyük bir harb (içine girdiğiniz)i iyice bilin! Şayet (tefecilikten) tevbe ederseniz, artık mallarınızın esasları(olan sermâyeniz) size aittir. (Böylece fazla isteyerek, borçlulara) zulmetmiş olmazsınız, (anaparanızı eksik alarak) zulme de uğratılmazsınız. [Yasak umumidir. İslam kesin olarak bu işle iştigal etmeyi ve buna alet olmayı yasaklamıştır. Kişi aşırı fakirse zaten kendisine kredi verilmez. Araba ise zaruret değildir. Evde de kirada oturabilir. Bu yüzden bu bir mecburiyet değildir ve buna tenezzül edinilmemelidir. Ancak bunun caiz olan yolları da var.] *Çocuğa küçükken dini öğretmeye gerek yoktur, büyüyünce kendi isterse öğrenir. 61 - حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ قَالَ: حَدَّثَنَا وَكِيعٌ قَالَ: حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ نَجِيحٍ، وَكَانَ ثِقَةً، عَنْ أَبِي عِمْرَانَ الْجَوْنِيِّ، عَنْ جُنْدُبِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ: كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَنَحْنُ فِتْيَانٌ حَزَاوِرَةٌ، «فَتَعَلَّمْنَا الْإِيمَانَ قَبْلَ أَنْ نَتَعَلَّمَ الْقُرْآنَ، ثُمَّ تَعَلَّمْنَا الْقُرْآنَ فَازْدَدْنَا بِهِ إِيمَانًا» Cündüb İbnu Abdillah (radıyallahu anh) anlatıyor: "Biz erginlik çağına yaklaşmış bir grup genç, Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile beraberdik. Kur'an'ı öğrenmezden önce imanı öğrendik. Sonra da Kur'an'ı öğrendik. Kur'an sayesinde imanımız daha da arttı." (İbn-i Mace) [Bu hadis, İslâmî talim ve terbiye nizamında takip edilecek vetire(süreç) ve safhaları öz olarak göstermektedir. Önce imanın öğretilmesi, sonra Kur'an ve diğer şeylerin öğretilmesi. Daha önce de belirtildiği üzere, Resulullah, çocuklara konuşmaya başlar başlamaz iman esaslarına giren Kur'anî ayetler ezberletiyor. Çocuk bu safhada henüz temyiz yaşında bile değildir. Temyiz yaşında namaz emrediliyor. Kur'an'ın okuma ve yazılma şeklindeki talim ise, daha sonra, küttab denen mekteplerde ele alınan bir hadisedir.İslam uleması, aslî terbiyeye giren müfredatta önceliğin dinî talime verilmesi gereğinde ittifak eder. Onlara göre hesap, edebiyat, meslek öğretimi gibi diğer müfredat daha sonra ele alınmalı, dinî talim halledilmeden bunlara geçilmemelidir. Sonradan verilecek Kur'an bilgisi ve diğer faydalı bilgiler, önceden öğretilmiş olan imanî bilgileri takviye edecek şekilde olmalıdır. Bu bir planlama ve tanzim işidir.] Tahrim:6:Ey iman etmiş olan kimseler! (Emirleri tutup, yasaklardan kaçarak) kendi nefislerinizi ve ailelerinizi farklı bir ateşten koruyun ki; (diğer ateşler odunla tutuştuğu gibi,) onun yakacağı(da), o (inkârcı) insanlarla (, çabuk yanan ve çokça yakan) o (kibrit) taşlar(ı)dır. Onun üzerinde iri yapılı, sert tabiatlı birtakım melekler vardır ki onlar, kendilerine emretmiş olduğu şeyler hususunda Allâh’a isyan etmezler ve emrolundukları şeyi yaparlar. *iyiliği söylemek, kötülükten sakındırmak sadece hocaların işidir ve sadece onlar mes’uldürler./ Yaptıklarımdan mes’ul olmam, yanlışlar varsa o hocanın boynuna. عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ العَاصِ قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «إِنَّ اللَّهَ لاَ يَقْبِضُ العِلْمَ انْتِزَاعًا يَنْتَزِعُهُ مِنَ العِبَادِ، وَلَكِنْ يَقْبِضُ العِلْمَ بِقَبْضِ العُلَمَاءِ، حَتَّى إِذَا لَمْ يُبْقِ عَالِمًا اتَّخَذَ النَّاسُ رُءُوسًا جُهَّالًا، فَسُئِلُوا فَأَفْتَوْا بِغَيْرِ عِلْمٍ، فَضَلُّوا وَأَضَلُّوا» "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah ilmi [verdikten sonra], kulların [kalbinden] zorla söküp almaz. Fakat ilmi, alimlerin ruhunu kabzetmek suretiyle alır öyle ki, tek bir âlim bırakmaz. Halk da cahilleri kendine reis yapar. Bunlara mes’eleler sorulur, onlar da ilme dayanmaksızın [kendi reyleriyle] fetva verirler, böylece hem kendilerini hem de başkalarını saptırırlar." [Buhârî, İlm 34, İ'tisam 7; Müslim, İlm 13, (2573); Tirmizî, İlm 5, (2654).] Tevbe:71:İnanan erkeklerle, inanan kadınlar, onların da bir kısmı diğer bir kısmın dostlarıdırlar! Onlar (Allâh’a ve Rasûlûne inanıp itaat etmek gibi, aklen ve şer`an iyi bilinen) ma`rûfu emretmektedirler, (şirk ve isyan gibi, hem akıl, hem de din yönünden kabul görmeyen) münkerden nehyetmektedirler, o (farz) namaz(lar) ı dosdoğru kılmaktadırlar, zekâtı (tastamam) vermektedirler, Allâh’a ve Rasûlüne de (tüm emirlerini tatbik hususunda) itaat etmektedirler. İşte onlar ki, Allâh kendilerine kesinlikle rahmet edecektir. Şüphesiz ki Allâh (yapmak istediği herhangi bir şeye engel olunamayacak güce sahip bir) Azîz’dir; (lânet ve rahmet dâhil, tüm yaptıklarını yerli yerinde yapan bir) Hakîm’dir. Sebe’:32: O büyüklük taslamış olan kimseler o zayıf tutulmuş olanlara (cevaben) dedi ki: “Size geldikten sonra, o hidâyetten sizi biz mi engelledik? Doğrusu siz (körü körüne taklitçiliği hidâyete uymaya tercih eden)suçlu kimselerdiniz!” Mü’min:47: Hani onlar o ateş içerisinde çekişecekler de, (dünyadayken) zayıf olanlar o büyüklük taslamış olan(lider mevkiindeki) kimselere: “Gerçekten de biz size uyan kişilerdik. Şimdi siz bu ateşten bir hisseyi(olsun) bizden def edici kimseler (olabilir) misiniz?” diyecek. 48: O kibretmiş olan kimseler (de, kendilerine uyanlara cevaben): “Şüphesiz biz (ve siz) topluca buradayız. Muhakkak ki Allâh gerçekten kullar arasında hüküm vermiş (böylece cenneti hak edenleri cennete, azâba müstehak olanları da cehenneme göndermiş)tir. (Artık biz burada sizinle birlikte yanarken, bize müracaatınızın ne faydası olabilir?)” dedi(ler). * Allah bir yönde veya mekandadır. Şûrâ:11: (Ne Zât’ı, ne sıfatları, ne de sanatları hususunda) hiçbir şey O (Allâh-u Sübhânehû) nun benzeri olamaz (ki O’nun eşi veya çocuğunun varlığı düşünülebilsin)! (Sizin gibi kulağı olmasa da, duyulacak her şeyi hakkıyla işiten) Semî’ ve (sizin gibi gözü bulunmasa da, görülebilen her şeyi çok iyi gören) Basîr ancak O’dur. [Bundan dolayı Allahu Teala mahlukata hiçbir açıdan benzemez, benzeri yoktur. Benzeri olmayanı şöyle böyle diye vasfetmek mümkün değildir, çünkü benzeri yoktur. Şöyle böyle denen şeyin ise benzeri vardır. Mekan ise cisimler içindir. ] Ebu Hanife(r.a)ise “el-Vasıyye‘de şöyle demiştir: Cennet ehlinin, keyfiyetsiz, teşbihsiz (mahlukata herhangi bir bakımdan benzeme söz konusu olmaksızın) ve cihetsiz bir şekilde (herhangi bir yönde olmaksızın) Allah Teala ile mülaki olması haktır.” “el-Fıkhu’l-Ekber‘de şöyle demiştir: “Cennetteyken mü’minler O’nu, baş gözleriyle görecekler. O’nunla mahlukatı arasında mesafe olmaz.” (…) “el-Fıkhu’l-Ekber‘de şöyle demiştir: “Allah Teala’nın uzaklığı ve yakınlığı, mesafe uzunluğu ve kısalığı tarzında değil, (mü’minlere) lütufta bulunma ve (kâfirleri) zelil etme tarzındadır. İtaatkâr kul O’na keyfiyetsiz şekilde yakındır, isyankâr da (aynı şekilde) uzaktır. O’na yakınlık ve yönelme, O’na münacatta bulunan kimselerin bu durumudur. Cennette O’nun yakınında olma, huzurunda durma ve ahiretteki rü’yet de aynı şekilde keyfiyetsiz olacaktır.” *Erkeklerin secdede dirseklerini yere temas ettirmesi. عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «إِذَا سَجَدَ أَحَدُكُمْ، فَلَا يَفْتَرِشْ يَدَيْهِ افْتِرَاشَ الْكَلْبِ، وَلْيَضُمَّ فَخْذَيْهِ» "Sizden biriniz secde ettiği vakit ellerini köpeğin döşediği gibi döşemesin, uyluklarını bitiştirsin." (Ebu Davud). [Tenbih: Her yanlış için çok sayıda delil getirilmemiş olup birkaç delil ile istidlal kafi görülmüştür. İsteyenler me’hazlara müracaat edip tahkik, tedkik ve tahlilde bulunabilirler. Tevfîk Allah’tandır. ]
×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.