Jump to content

Atatürk'ün İslam'ı öven sözleri


Recommended Posts

Atatürk'ün samimi bir dindar olduğunu, yüksek ahlakına ilaveten Allah inancını gösteren bazı sözlerinden alıntıları her yönden liderliğinin gücünü gösteriyor.

 

  • Ey Millet! Allah birdir. Şanı büyüktür. Allah'ın selameti, atıfeti ve hayrı üzerinize olsun. Koyduğu esas kanunlar, Kur'ân-ı Azimüşşan`daki ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhunu vermiş olan dinimiz son dindir. Ekmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, hakikate uymamış olsaydı, bununla diğer ilahi ve tabii kanunlar arasında aykırılıklar olması gerekirdi. Bütün ilahi kanunları yapan Cenab-ı Hak`tır." (Atatürk`ün S ve D. c. 2, s. 93)
  • "Kuran 'Kitab-ı Ekmel'dir. (En mükemmel kitap) "
  • "Kuran'ın tercüme ettirilmesini emrettim. Bu da ilk defa olarak Türkçeye tercüme ediliyor. Hz. Muhammed'in hayatına ait bir kitabın tercüme edilmesi için de emir verdim." "Camilerin mukaddes mimberleri halkın ruhi, ahlaki gıdalarına en yüksek, en verimli kaynaklardır. Minberlerden halkın anlayabileceği dille ruh ve beyne hitap edilmekle Müslümanların vücudu canlanır, beyni temizlenir, imanı kuvvetlenir, kalbi cesaret bulur."
  • "Milletimiz din gibi kuvvetli bir fazilete sahiptir. Bu fazileti hiçbir kuvvet, milletimizin kalp ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz."
  • "Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur."
  • "Türk Ulusu daha dindar olmalıdır. Yani tüm sadeliği ile dindar olmalıdır. Dinime, bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam buna da öyle inanıyorum..." (Atatürkün Söylev ve Demeçleri, cilt 3, s. 69-70, 29.10.1923, Fransız yazar Maurice Pernotya verdiği demeç)
  •  Mustafa Kemal’in Cumhurbaşkanı seçildikten sonra TBMM’ye teşekkür konuşmasını şu şekilde bitiriyor:
    "Ancak böylelikle ve ALLAH’IN YARDIMIYLA, bana verdiğiniz ve vereceğiniz görevleri iyi bir biçimde yapabileceğimi umarım. "
  • "Bence, dinsizim diyen mutlaka dindardır. İnsanın dinsiz olmasının imkânı yoktur… Dinsiz kimse olmaz…"
    02. 02. 1923, İzmir, Türkiye’nin Geleceği Üzerine Konuşma)
  • “MİLLETİMİZ, DİN VE DİL GİBİ KUVVETLİ İKİ FAZİLETE SAHİPTİR. Bu faziletleri hiç bir kuvvet milletimizin kalp ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, cilt 2, sf.66)
  • "DİNSİZ MİLLETLERİN DEVAMINA İMKAN YOKTUR. HER FERT DİN VE DİYANETİNİ, İMANINI ÖĞRENMEK İÇİN BİR YERE MUHTAÇTIR. Orası mekteptir. Fakat nasıl ki her hususta yüksek mektep ve ihtisas sahipleri yetiştirmek lazımsa, dinimizin hakikatini tetkik, tetebbu (derinlemesine araştırma) ilmi ve fenni kudretine sahip olacak güzide ve hakiki ulema yetiştirecek yüksek müesseselere sahip olmalıyız. "

 

 

Link to post
Share on other sites
  • 2 months later...

Müslüman olan biri hırsızın ellerinin kesilmesi, şahitlikte ve mirasta kadının yarım sayılması, zinanın suç olması vb... hükümleri şeriata göre uygulamak zorundadır. Bu hükümleri uygulamamış bir yöneticiye nasıl Müslüman denilebilir?

Link to post
Share on other sites

Atatürk bir siyasetçidir. Önce askerdi, istifa etti ve siyasi bir hareket başlattı. Siyasetçiler bilime göre hareket eder, felsefeyi baz almazlar. Felsefi görüşü önemsizdir. Önemli olan bilimdir. Bunu söylerken böyle olması gerektiğini belirtmek amacıyla söylüyorum. Dini siyasete temel yapan laik olmayan siyasetçiler bunun dışında ve olmaması gerekeni temsil ediyor. Olması gereken, bilim temelli gerçek siyaset. Laiklik dinsizlik olmamak zorundadır. Dinsiz olursa laiklik olmaktan çıkar. Dinlilik de dinsizlik de laikliğe aykırıdır. Laik kişi dinli de olur dinsiz de, ama bu inançlarını siyasete karıştırmaz. 

 

Atatürk elbette dinci değil. Ateist de değil. Dini inancının ne olduğunun bir önemi de yok. Siyasetin gereği neyse onu yapar.

 

Ben ateistim, ama bu inancımı siyasetten ayrı tutarım. Siyaset konuşurken inancımı kullanmam. Laik bir dindar ile siyaseten beraberim. İnanç bakımından ayrı olmam siyasi birlikteliğime zarar vermez. Dindar inancımdan siyaseten de rahatsız oluyorsa bu onun sorunu. Ben laik dindardan siyaseten rahatsız olmuyorum.

 

Atatürk dinsizlik ideolojisi temelinde devlet kurmadığı, siyaset yapmadığı için dini olarak istediği görüşü ifade edebilir. Tanrı yoktur da dese, müslümanım da dese bu kişisel görüşü olur, siyasetini, devleti etkilemez. İnanç tamamen özgür ve devletten, siyasetten tümüyle bağımsızdır. Atatürk'ün dini inancı bizi siyaseten ne bağlar, ne de önem taşır. Ateist de olsa, müslüman da olsa siyaseten önemi yoktur. 

 

İnsan isterse inancını sıraya koyar, bir gün müslüman, ertesi gün ateist, öbür gün yine müslüman, daha öbür gün yine ateist olur. Hiç bir sakıncası da yoktur. Ama siyaseten daima ve hep laik olmak zorundadır.

 

Bir eleştiri yapılacaksa, Atatürk bir gün laik siyaset, ertesi gün anti laik siyaset uygulamış denecek. Bunu da yapmadığına, hep laik siyaset uyguladığına göre bir sorun yok...

Link to post
Share on other sites

Atatürk'ün İslam'ı öven sözlerinin neredeyse tamamı 1923 öncesine aittir yani Milli Mücadele dönemi zamanına. Halkın ezici çoğunluğu olan Müslümanlardan destek alabilmek için elbette ki İslam'ı övmek zorundaydı.

 

Atatürk'ün İslam'ı öven sözlerinin neredeyse tamamı 1923 öncesine aittir yani Milli Mücadele dönemi zamanına. Halkın ezici çoğunluğu olan Müslümanlardan destek alabilmek için elbette ki İslam'ı övmek zorundaydı.

Atatürk'e yobazlar dinsizlik ile ilgili pek çok iftira attılar. Atatürk'ün kimseye yaranmak gibi bir tutumu asla olmadı yaşadığı dönemde, bu kadar devrimi herşeye rağmen korkmadan yapabilmek büyük bir cesaret işidir. Kuran'ı Türkçe'ye tercüme ettirerek anlaşılmasını sağlayan Atatürk'tür, dinin hurafelerden uzak en modern şekilde yaşanması için gayret göstermiştir. Kuran'ı yanından ayırmazdı, cep Kuran'ı Anıtkabir de sergilenir ve tüm konuşmalarında Allah'a ithafen cümleler kurmuştur, samimi bir dindardı.

Suudi Arabistan yönetimi Vahabi inancı gereği tüm mezarları düzenleyip yok ederken, Eğer  Hz.Muhammed’in mezarına dokunurlarsa askerleriyle savaşmaya geleceğini bildirmiş ve böyle tek başına Hz. Muhammed’in mezarının kalmasının sağlamıştır.

Link to post
Share on other sites

Atatürk kendisi Kuran'ı Arapçasından okuduğunda ne söylediğini anlayacak düzeyde bilgiliydi. Bu kitabın dönemin iktidarı ele geçirmek isteyen Mekke muhalif ekibi tarafından ortaya atıldığını elbet biliyordu. Ama o gün bunu pat diye söylemek yapılabilir bir iş değildi. Kuran'ın henüz Türkçesi bile yoktu ki?

 

O gün yapılacak iş, bu tabuyu yıkıp tercüme yazdırmaktı. Bunu da saygı gören bir dini kişiye yaptırdı ki maksatlı tercüme yaptırdı demesinler diye.

 

Bir insan, ömrüne bu kadar büyük ve çok işleri normalde sığdıramaz.  Atatürk müthiş bir dâhi, müthiş bir iradeye sahip müthiş dirayetli bir liderdi. Tarih öylesini daha kaydetmedi.

Link to post
Share on other sites

Bir yöneticinin, bir liderin özeli olan inanç dünyasındaki konumu, onun yöneticilik, liderlik niteliklerinin, getirdiği sistemin değerlendirilmesinde ölçüt değildir.

 

Müslüman olsa, yalnızca bu nedenle Müslümanların onu benimsemesi yanlış olduğu gibi, Ateist veya Dinsiz olsa yalnızca bu nedenle Ateist veya Dinsizlerin onu benimsemesi de yanlıştır.

 

Söyleyene değil, önce söylenene bakılır. Birilerinde söyleneni değerlendirebilecek kapasite yoksa, işte onlar ancak söyleyenin kendilerinden olmasını isterler, aksi halde onu ve dediklerini reddetme yanlışına düşerler.

Link to post
Share on other sites

Müslüman olan biri hırsızın ellerinin kesilmesi, şahitlikte ve mirasta kadının yarım sayılması, zinanın suç olması vb... hükümleri şeriata göre uygulamak zorundadır. Bu hükümleri uygulamamış bir yöneticiye nasıl Müslüman denilebilir?

 

Nasıl denebilir ? Şöyle;

 

O toplumun tümü Müslüman değildir. Millet bilinci zaten Müslüman olmayanların da Müslümanlarla çatışma ve ayrılık olmadan eşit hak ve özgürlüklerle yaşayabileceğine olan inancın tezahürü olan Laikliğin kabulünü gerektirir. Bunu kabul eden Müslüman Yönetici dini hükümlerin siyasi ve hukuki alanda uygulanmasını zorla dikte etmeye kalkmaz. Herkes için geçerli akla ve bilime dayanan ortak kurallarla ülkeyi yönetir.

Link to post
Share on other sites

Bir yöneticinin, bir liderin özeli olan inanç dünyasındaki konumu, onun yöneticilik, liderlik niteliklerinin, getirdiği sistemin değerlendirilmesinde ölçüt değildir.

 

Müslüman olsa, yalnızca bu nedenle Müslümanların onu benimsemesi yanlış olduğu gibi, Ateist veya Dinsiz olsa yalnızca bu nedenle Ateist veya Dinsizlerin onu benimsemesi de yanlıştır.

 

Söyleyene değil, önce söylenene bakılır. Birilerinde söyleneni değerlendirebilecek kapasite yoksa, işte onlar ancak söyleyenin kendilerinden olmasını isterler, aksi halde onu ve dediklerini reddetme yanlışına düşerler.

gerçek imanlı olmak çok önemli bir vasıftır, derin düşünebilmek beraberinde pekçok başarıyı da getirir...

yobaz dinini değil ama gerçek dini yaşamaya çalışan bir insan için Atatürk güzel bir örnektir, her zaman Allah inancını esas alarak ve sadece Allah'a güvenerek dünyadaki görevini cesaretle tamamlamıştır. 

Link to post
Share on other sites

Ne kadar yanlis saplantilar ki;Atatürk müslüman olsaydi el keserdi bilek keserdi kafa kol keserdi gibi görüsler ortaya atiliyor ve böyle olmadigi icin onun müslüman olamayacagi belirtiliyor.

 

Islamin özünü degilde sözlerle müslümanlik yasadiklarini sananlar aslinda Islam dininin neden ilerlemediginin bugünkü haliyle neden insanliga bir umut olamadiginin da cevabini vermis oluyorlar.

 

Islamin özünde adalet vardir,Islamin özünde esitlik yardir.Islamin özünde adam olmak insan olmak vardir insani sevmek vardir.Atatürk el kol kesmedigi icin müslüman olamazmis diyor bir arkadas.O zaman gelin hep birlikte Islam ülkelerinin haline bir bakalim.Hangisinde Kuran'in emirleri uygulaniyor.Hicbirinde.

 

Kuran 1400 yil önce indirildigi iddia edilen bir kutsal kitaptir.1400 yil önce suclulara verilen cezalar o dönemin cezai hükümlerine göre veriliyordu.Dolayisiyla o dönemlerde el kesme cezasi isledigi suca göre kisas oluyordu.1400 yil sonra ayni sucu isleyenin elinin kesilmesi yerine ona ya para cezasi ya da hapis cezasi verilerek bu kistas yerine getiriliyor.

 

Kurandaki adalet vurgusu her yönlüdür.Adaletin olmadigi yerde zulüm vardir.Fakirlik yoksulluk kan ve gözyasi vardir.Kuran adaletle yönetiniz derken zulmü,fakirligi yoksullugu kan ve gözyasini insanliktan uzak tutunuz diyor.Zenginle fakir arasindaki ucurum ülkemizde maalesef adaletsiz yönetimler nedeniyle büyüdükce büyümüstür.Kredi Kartlari ile aldatmaca sadece hüzünlü sonlari getiriyor.Fakirligin önünü almadikca hirsizini kolunu bacagini elini kesmek insana zulümdür.Önce fakirligi ortadan kaldirip insanlara insanca bir yasam tarzi vereceksin eger yine hirsizlik yapiyorsa günün sartlarina ve ceza müeyyidelerine göre hangi cezayi haketmisse onu vereceksin.Ekmek parasu bulamayip simit caldi diye birisinin elini kesmek ceza degil zulümdür.

 

Atatürk Islamla ilgili sözlerini sadece savastan önce degil savastan Cumhuriyetin ilanindan sonra da söylemistir.Yani bugün bile hepimizin sirasi geldiginde "ya birakin su hurafeleri"diyerek akil ve mantiga uymayan noktalari nasil reddediyorsak Atatürkte aynisini yapmistir.Bir siyasetci olarak bunu siyasi bir tarzda söylemis olabilir.Bunlar Atatürkün inanci konusunda ölcü olamaz.

 

Özetle;Atatürk müspet ilme inanan birisiydi.Dinle Devletin bir arada yürüyemecegini cok iyi biliyordu.Bir din ne kadar iyi olursa olsun cagdas atilimlara karsi bir fren mekanizmasina sahiptir.Bu fren mekanizmasi bazi durumlarda örnegin Matbaa gibi önemli bir konuda oldugu gibi devleti 200 yil geri birakacak kadar tutucu

olabilmektedir.

 

saygilarla

  • Like 1
Link to post
Share on other sites

Tabii ki bu başlığı dinin tartışıldığı bir arenaya çevirmek doğru olmaz. Ayrıca Atatürk'e de haksızlık olur. Neden doğru olmaz, çünkü siyasi konularla dini konuları karıştırmak yanlıştır. Bu karıştırmayı yapmamak laikliğin gereğidir. Atatürk'e neden haksızlık olur, çünkü Atatürk ne dini bir devlet kurmak istemiştir, ne dinsiz bir devlet. Atatürk laik bir devlet kurmuştur. Laik devlet ise vatandaşlarının dinli mi dinsiz mi olduğuna bakmaz. Vatandaşlarının neye inandığı laik devleti ilgilendiren bir konu değildir.

 

Dini konuları siyasi konular içinde tartışmak, ayrımcılığı körükler. Siyaseten uzlaşılacak konu, laikliktir. İnanç konusundaki farklılıkları ise dini konu olarak tartışırız. Atatürk'e ve onun laiklik ilkesine haksızlık etmeye gerek yok. Atatürk dinli de olsa dinsiz de olsa siyaseten bunun önemi yok. Önemli olan hangi ilkeler üzerine bir devlet inşa ettiğidir. Bu ilkeler aeasında dinli devlet olacak, dinsiz devlet olacak şeklinde ilkeler ise yok.

 

Laik devlet olacak diye bir ilke ise, var... Ha, eğer "laiklik dinsizlik demektir, devlet dine dayalı olmalıdır", ya da "laiklik dinlilik demektir, devlet dinsizliğe dayalı olmalıdır" diye bir iddia varsa, işte bunu burada tartışmak mümkün.  

Link to post
Share on other sites

gerçek imanlı olmak çok önemli bir vasıftır, derin düşünebilmek beraberinde pekçok başarıyı da getirir...

yobaz dinini değil ama gerçek dini yaşamaya çalışan bir insan için Atatürk güzel bir örnektir, her zaman Allah inancını esas alarak ve sadece Allah'a güvenerek dünyadaki görevini cesaretle tamamlamıştır.

Olabilir de, siz yalnızca Atatürk'ün bu anlattığınız gibi olması nedeniyle onun yaptıklarını doğru buluyorsanız problem var demektir. Bunu anlatmaya çalışmıştım. Atatürk'ün yaptıklarını, onun inancından bağımsız olarak ve yani yalnızca bilimsel olarak doğru bulup hak veriyorsanız problem kalmaz. Tabii hak vermek zorundasınız da demiyorum. Eğer hak veriyorsanız diyorum, hak vermeniz onun inancından bağımsız olabilmelidir diyorum. Yoksa, birisi sizi onun inançsız olduğuna ikna ettiğinde onun yaptıklarını değersiz de bulabilirsiniz bu mantıkla.

Link to post
Share on other sites

 

Suudi Arabistan yönetimi Vahabi inancı gereği tüm mezarları düzenleyip yok ederken, Eğer  Hz.Muhammed’in mezarına dokunurlarsa askerleriyle savaşmaya geleceğini bildirmiş ve böyle tek başına Hz. Muhammed’in mezarının kalmasının sağlamıştır.

Yanlış bilgi.

Link to post
Share on other sites

Nasıl denebilir ? Şöyle;

 

O toplumun tümü Müslüman değildir. Millet bilinci zaten Müslüman olmayanların da Müslümanlarla çatışma ve ayrılık olmadan eşit hak ve özgürlüklerle yaşayabileceğine olan inancın tezahürü olan Laikliğin kabulünü gerektirir. Bunu kabul eden Müslüman Yönetici dini hükümlerin siyasi ve hukuki alanda uygulanmasını zorla dikte etmeye kalkmaz. Herkes için geçerli akla ve bilime dayanan ortak kurallarla ülkeyi yönetir.

Avrupa'da Müslümanlar azınlık olmalarına rağmen kendi şeriat mahkemelerinde yargılanırlar. Nüfusunun çoğu Müslüman olan Türkiye'de ise şeriat mahkemeleri yoktur.

Link to post
Share on other sites

Avrupa'da Müslümanlar azınlık olmalarına rağmen kendi şeriat mahkemelerinde yargılanırlar. Nüfusunun çoğu Müslüman olan Türkiye'de ise şeriat mahkemeleri yoktur.

Yalnızca Birleşik Krallıkta. Sorunun cevabı da kendi içinde saklı : Azınlık oldukları için dayatma yapma ihtimalleri yoktur.

Link to post
Share on other sites

Atatürk yaşamı boyunca İslam dünyası ve Ortadoğu ile ilişki geliştirmemiş.

dış siyasetede "ortadoğu bataklıktır, giren çıkamaz" sözünü miras bırakmış.

kendisinin inanç dünyasını anlamak için bence bu tutumu bile yeterlidir, zorlamaya gerek yok.

Link to post
Share on other sites

Çünkü Atatürk Irak, İran ve Afganistan ile Sadabat Paktı adı ile bir saldırmazlık paktı imzalamıştır. Dış politikasında inanç ortaklığını hiç bir zaman baz almadığı gibi, Türkiye'nin dış politikasını da kendi kişisel özeli doğrultusunda yönlendirmemiştir. Çünkü zaten olması gereken budur. Uluslararası ilişkilerde hiç bir devlet çıkar dışında bir amaç gütmez. O nedenle bu verilere bakıp Atatürk'ün inanç dünyası hakkında spekülasyon yapılamaz.

Link to post
Share on other sites

Atatürk çok doğru söylemiş. Orta Doğu'da Türkiye'nin bulacağı bir şey yoktur. Savaş, kargaşa, terör, intikam, düşmanlıktan başka... Bu sözünün halen geçerli olması daha da enteresan. Orta Doğu'da hâla demokrasinin d'si yok, insan hakları sıfır düzeylerde seyrediyor, katliamlar, her türlü insan hakkı ihlali, işkence, infaz, hukuksuzluk normal görülüyor.

 

Hayır Atatürk haksız çıksa da yanlış söylemiş desek. Gelecekte keşke Orta Doğu'nun artık bataklık olmadığı görülse de  Atatürk haksız çıksa. Sözü elbette sonsuza kadar geçerli kişi olamaz ve yoktur.

 

Yok mahalle hocası dövmüş de, yok kardeşinin mezarını denizin dalgaları açmış da, yok bilmem neymiş de ondan dinsiz olmuş zırvalarıyla Atatürk'ü küçültmek için başlatılan kampanyaların amacı ve hedefi bizce son derece belli ve açık: Türk ulusunu parçalara bölüp kolayca yutmak... Buna direnecek tek güç ise Atatürkçü ulusal güçler. Dincilerin eline kalırsak  dogma bataklığı boğazımızı aşar.

 

Bu taktiği görün artık: Dinliye Atatürk dinsizdi diye kötüleme, dinsize Atatürk dinliydi diye kötüleme! Kötüle de nerden kötülersen kötüle. Dinliyse bana ne, dinsizse bana ne? Kime ne? Yaptıkları, eserleri belli. Yaptıklarını da ne dinli olduğu için yaptı, ne dinsiz olduğu için. Yapılması gerekenler oldukları için yaptı.

Link to post
Share on other sites

Olabilir de, siz yalnızca Atatürk'ün bu anlattığınız gibi olması nedeniyle onun yaptıklarını doğru buluyorsanız problem var demektir. Bunu anlatmaya çalışmıştım. Atatürk'ün yaptıklarını, onun inancından bağımsız olarak ve yani yalnızca bilimsel olarak doğru bulup hak veriyorsanız problem kalmaz. Tabii hak vermek zorundasınız da demiyorum. Eğer hak veriyorsanız diyorum, hak vermeniz onun inancından bağımsız olabilmelidir diyorum. Yoksa, birisi sizi onun inançsız olduğuna ikna ettiğinde onun yaptıklarını değersiz de bulabilirsiniz bu mantıkla.

Hayır amacım bu değil, yıllarca Atatürk'ü dine bakış açısı ile ilgili eleştiren yobazlar oldu. Atatürk dini hurafelerden kurtarmak, pekçok insanın inançsız olmasına sebep olacak dine sonradan eklenmiş şekilci zorlamalardan arındırmak için çaba sarfetmiştir. Ayrıca ateist bir insan dini göstermelik, menfaatleri için yaşayan bir münafıktan saha samimidir.

Link to post
Share on other sites

Atatürk yaşamı boyunca İslam dünyası ve Ortadoğu ile ilişki geliştirmemiş.

dış siyasetede "ortadoğu bataklıktır, giren çıkamaz" sözünü miras bırakmış.

kendisinin inanç dünyasını anlamak için bence bu tutumu bile yeterlidir, zorlamaya gerek yok.

Sınırlarını emperyalizmin çizdiği, döneminde emperyalizmin kukla Kralları ile yönetilen, petrol üzerinden türlü emperyalist hesapların yapıldığı bir bölge tam bir bataklıktır. Zaten " Yurtta Sulh Cihanda Sulh " diyen biri bu tür hesaplar içinde olamaz. Dolayısıyla, Atatürk Sadabat Saldırmazlık Paktı ile barışı garantiledikten sonra, OD'ya yönelik herhangi bir emperyalist dış siyaset güdücek değildi. Zira, emperyalizmin kıskacında olan bir coğrafyadaki ülkelerle ilişki geliştirmek, emperyalizm ile çıkar ilişkisi kurmak ancak onların Türkiye üzerindeki taleplerinin yeniden pazarlık konusu olmasına yol açacaktı.

 

Atatürk döneminde ne Arap Sosyalizmi, ne Baas Partisi ne Mısır'da Nasır ne Libya'da Kaddafi ne de Afganistan Demokratik Cumhuriyeti ne de henüz bağımsızlıklarını kazanmış veya bu yolda mücadele eden OD ülkeleri vardı.

Link to post
Share on other sites

Muhammed'in mezarı olduğu iddia edilen yerin yok edilmesini ben de istemem. Bir gün islam dünyasındaki bağnazlık ortadan belki kalkar ve mezar açılır, bilimsel bir çalışma yapılabilir. İçinde ceset var mı, kaç yıllık, kalıntılardan ne çıkarsama yapılabilir, bakılması iyi olur. Atatürk eğer mezarın kaldırılmasını önlediyse doğru bir iş yapmış. Doğrusu odur.

 

Diğer yandan, olumlu olarak gördüğüm yaklaşımınız için @@Archi, size teşekkür ediyorum. Olumlu yaklaşıma olumlu demek, boynumun borcudur.

Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.
Примечание: Ваше сообщение будет проверено модератором перед отправкой.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.