Jump to content

halukgta

Φ Members
  • Content Count

    429
  • Joined

  • Last visited

  • Days Won

    4

halukgta last won the day on June 19 2015

halukgta had the most liked content!

Community Reputation

25 Nötr

1 Follower

About halukgta

  • Rank
    Genç Üye
  • Birthday 03/14/1958

Profile İnformation

  • Sex
    Erkek
  • Location
    Balıkesir
  • Interests
    Araştırmacı

Recent Profile Visitors

The recent visitors block is disabled and is not being shown to other users.

  1. Bu makalemde, sizlerin üzerinde düşünmesine vesile olmak istediğim konuyu, birçok makalemde daha önce gündeme getirdim, yazdım. Fakat ne yazık ki Allah ın apaçık ayetlerini tebliğ alıp, ayetlere iman ettiğimizi söylediğimiz halde batıl, sanı, rivayet inançlarımız o kadar baskın geliyor ki, Allah ın ayetlerinin hükümleri ile oynamaktan, ayetlerin anlamlarını tahrif etmekten çekinmiyoruz. Allah böyle insanları ıslah etsin demekten başka elimden bir şey gelmiyor. Amacım, Kur’an ı yeni yeni anlayarak okuyup, anlamaya çalışan kardeşlerimizin, aklının karışmaması ve bu kişilerin etkisinde kalmadan, Kur’an gerçekleri ile buluşabilmeleri adına, bıkmadan aynı konuların üzerinde yazmaya çaba harcıyorum, Allah ın izniyle. Gözleri perdeli, gönülleri mühürlü olanlara zaten, Kur’an gerçeklerini anlatmak mümkün değildir. Bir arkadaşımız yazdığım bir yazıma, Allah ın apaçık ayetlerini okuyup tebliğ aldığı halde batıl, rivayet ve sanı inançlarını aklayıp, kendi nefislerinde ayetlere ilaveler yapmaya çalışarak, Allah ın dinine, elçisini nasıl ortak etmeye çalıştığının ibretlik sözlerini, sizlerle paylaşmak ve üzerinde birlikte düşünmenize vesile olmak istiyorum. Bakın arkadaşımızın bana verdiği ilk cevap. “DİN ALLAH IN, ŞERİAT PEYGAMBERİNDİR.” Bu sözleri söyleyen bir insanın, Kur’an dan zerre kadar haberi olmamamsı gerekir. Din Allah ın kanun ve kuralları, yani sığınılacak, güvenilecek gerçek limandır ki, şeriatta bu kanun ve kuralların hayata geçirileceği yol ve yöntemdir. Bu arkadaşımız, Allah hükmüne hiç kimseyi ortak etmez, ayetleri açıklamak bize düşer, biz kitapta hiçbir eksik bırakmadık, nice örneklerle açıkladık, ayetlerini bile görmek istemiyor ki, böyle bir düşünceye inanıyor. Bu arkadaşımızın inancı, DİN=Allah+Elçisi konumuna getirilmiş. Bunu kabul eden bir insan, Peygamberimizin Allah ın dininin ortağı olarak kabul ediyor demektir ki, BU APAÇIK ŞİRKTİR. Bu arkadaşımıza, Allah ın elçisine verdiği görev ve yetkisini hatırlatan ayetleri yazdığımda, bakın kendi nefsinde yorumlayarak, bu ayetlerden birisine nasıl anlamlar vermiş. “Kuranda birkaç yerde geçen "SANA DÜŞEN SADECE TEBLİĞDEN İBARETTİR" diyen ayetler Peygambere "SEN SADECE KARGOCUSUN" mu diyor yoksa "onları iman etmeleri için zorlama" demek mi istiyor? Peygamberi devre dışı bırakmaya çalışan sahtekârlar gibi bağlamından kesersen "SEN SADECE KARGOCUSUN" anlamı çıkar. Fakat dürüst olup ayetleri öncesi ve sonrasıyla birlikte okursan, o zaman "onları iman etmeleri için zorlama" anlamı çıkar. Ayrıca mealciler gibi ayete "sen sadece kargocusun" anlamı verirsek, Kuranda çelişki çıkar. Çünkü Kuranda öyle ayetler var ki Peygambere itaat isteniyor, Peygambere uymak isteniyor, Peygamberden hikmet öğrenmek isteniyor, Peygamberi örnek almak isteniyor, Peygamberin Kuranı açıklaması isteniyor vs.... Dolayısıyla ilgili ayetler Peygambere, "tebliğ et, ama iman etsinler diye o kafirlere zorbalık yapma" diyor hepsi bu.” Arkadaşımız atalarının öğretisinin, çok fazla etkisinde kaldığı anlaşılıyor. Sana düşen sadece tebliğden ibarettir hükmünü, kendi istediği gibi anlamaya çalışarak, birde Allah ın apaçık muhkem ayetine kendince anlam veriyor ve diyor ki, eğer Peygamberimizin görevi yalnız tebliğ etmekse, bu durumda ona KARGOCU DEMEMİZ GEREKİR. Ne yazık ki nefisler, batıl inançlarımızı aklayabilmek adına böyle sözler söyletebiliyor. Kur’an zaten, dinde zorlama yoktur hükmünü açıkça vermiştir. Arkadaşımızın sana düşen sadece tebliğden ibarettir ayetini, acaba şu yazacağım ayetler ışığında neden anlamak istemiyor olabilir? SÖZ BAKIMINDAN ALLAH'TAN DAHA DOĞRU KİM VARDIR! (Nisa 87) KENDİ HÜKMÜNDE HİÇ KİMSEYİ ORTAK KILMAZ. (Kehf 26) ALLAH'TAN DAHA İYİ KANUN KOYUCU OLABİLİR Mİ? (Maide 50) Sanırım işine gelmemiş. Bu arkadaşımız, Allah ın Peygamberimizi, RESUL yani elçi olarak görevlendirdiğini anlamak istemiyor. Hatırlatırım Peygamberimiz RESUL YANİ ELÇİYDİ, Allah dan aldığı haberi, bilgiyi, vahyi, tek kelime bile değiştirmeden bizlere tebliğ etmekti görevi. BU APAÇIK KUTSAL VE ÇOK ÖNEMLİ BİR GÖREVİN MAHİYETİNİ KÜÇÜMSEYEREK, NASIL OLURDA PEYGAMBERİMİZ KARGOCUMUYDU DERİZ.. Allah ın elçisinin, sadece tebliğ ve Kur'an ın Allah katından geldiğine ikna etme görevinin olduğunu kabul etmek istemeyen arkadaşımız, öyle örnekler veriyor ki, onlara da kendi nefislerince farklı anlamlar verdiği anlaşılıyor. Allah elçisine itaat edilmesini istiyor ama bunu açıklıyor izah ediyor ve diyor ki, elçime uyun, ona uymak bana uymak gibidir, çünkü elçim sizlere yalnız Kur’an ı tebliğ edecek. Bir örnek. “BU KUR’AN BANA VAHYOLUNDU Kİ, ONUNLA SİZİ VE ULAŞTIĞI HERKESİ UYARAYIM.” (Enam 19) Kur’an da Bakara 151. ayette size kitabı ve HİKMETİ öğretecek sözüne öyle anlamlar veriyorlar ki, batıl ve rivayet inançlarını dine bu yolla sokmaya çalışıyorlar. Hikmet bilgelik, bilim demektir. Yine Allah bizlerin dualarında bile Allah dan hikmet nasip etmemizi bakın ayetinde nasıl dilememizi istiyor Şuara 83. ayetinde. “EY RABBİM! BANA BİR HİKMET BAHŞET VE BENİ SALİH KİMSELER ARASINA KAT.” Allah elçisine Kur’an ile birlikte onu kavrayacak, ikna edecek bilgeliği, hikmeti veriyor. Yoksa atalarının dininden hala kopmamakta ısrar eden bu insanları, nasıl Kur’an konusunda ikna edebilsin. Allah Ahkaf 9. ayetinde bakın ne diyor, arkadaşımızın Peygamberimiz kargocumuydu dediği ayeti daha net açıklayabilmek adına. “BEN, YALNIZCA BANA VAH YEDİLMEKTE OLANA UYUYORUM VE BEN, APAÇIK BİR UYARICIDAN BAŞKASI DEĞİLİM.” Arkadaşımız Peygamberimizin, örnek alınmasının gerektiğinin örneğini vermiş. Çok doğru. Bir insanın örnek alınması nasıl olur? Hayatı ve yaşadığı topluma örnek oluşuyla, doğruluğuyla, dürüstlüğüyle. Yoksa Allah elçimi örnek alın derken, onunda benim gibi dine hüküm koyma yetkisi var demiyor. Çünkü Peygamberimiz toplumda güvenilirliği ve dürüstlüğü ile örnek gösterilen bir insandı. Peygamberimizin Kur’an ı açıklaması konusuna gelince. Bu ve benzeri ayetleri eğer, anlaşılmayan bir ayet varda onu açık hale getiriyor elçim diye anlarsak, yine kendi nefsimizi kandırmış oluruz. Çünkü Kur’an ı açıklamak bize düşer, nice örneklerle Kur’an ı biz açıkladık diyordu bir başka ayetinde Allah. Peygamberimizin Kur’an ı tebliğ ederken açıklaması, onu hikmeti ilmiyle, Kur’an ın diğer ayetleri ile bağlantı kurarak toplumu ikna ederek tebliğ etmesi anlamındadır. Bunun tersini dünürsek, Allah ın diğer ayetleri ile ters düşer, kendimizi aldatmış oluruz. Ne yazık ki ataların rivayet ve sanı inançlarını, geçmiş toplumlarda dinin içine sokabilmek adına, Allah ın ayetlerinin anlamları ile oynayıp, batılı hak göstermeye çalışmışlar. Aynı yanlış günümüzde de yapılıyor. Ayeti hatırlayalım. Ali İmran 78: Onlardan bir grup var ki, KİTAPTA OLMAYAN BİR ŞEYİ SİZ KİTAPTAN SANASINIZ DİYE, DİLLERİYLE KİTABI ÇARPITIRLAR VE ALLAH'TAN OLMADIĞI HALDE, “BU, ALLAH KATINDANDIR!” DERLER, BÖYLECE BİLE BİLE ALLAH HAKKINDA YALANLAR UYDURURLAR. (Bayraktar Bayraklı) Arkadaşımızın örnek verdikleri, ne yazık ki Allah ın emrettikleri değil ama arkadaşımız kelimelere kendince anlamlar vererek, sanki Allah ın emri gibi göstermeye çalışıyor. Kur’an böyle yapanlara, Allah hakkında yalan söylüyorlar diyor. Tabi ki herkesin kendi seçimi. Din Allah ın dinidir, asla elçisi dinin ortağı olmadığını Allah, üstüne basa basa bildiriyor. DAHA DA İLGİNCİ, GÖREV VERDİĞİM ELÇİLERİ BİLE HESABA ÇEKECEĞİM DİYOR ALLAH. Eğer bizler Allah ın Kur’an da bildirdiğinin dışındaki konularda, elçisi din adına hükümler vermiştir dersek, Kur’an da çelişki yaratır, Allah ın elçisini dinde Allah ın ortağı yapmış oluruz. Böylece, SİZLERİ KUR’AN DAN SORUMLU TUTUYORUM, HESABA ÇEKECEĞİM HÜKMÜNE TAMAMEN TERS DÜŞMÜŞ OLURUZ. Allah Casiye 6. ayetinde, bizlerin Kur’an dışından hiçbir sözün ardına düşmeyelim diye, bakın nasıl uyarıyor. “ALLAH'TAN VE O'NUN AYETLERİNDEN SONRA, HANGİ SÖZE İNANACAKLAR? Eğer bizler, yalnız Kur’an dan sorumlu olmasaydık Kur’an açık, anlaşılır ve yeterli olmayıp, Allah ın elçisi açık ve anlaşılır hale getirmiş olsaydı, SÖYLENDİĞİ GİBİ DİN ALLAH IN, ŞERİAT RESULÜNÜN OLSAYDI, TIPKI KUR’AN I KAYDA ALIP YAZDIRDIĞI GİBİ, KENDİ AÇIKLAMALARINI DA YAZDIRIP, KAYDA ALDIRIRDI ALLAH IN RESULÜ. Bu durumda Allah, yalnız Kur’an ı koruması altına almaz, bu bilgileri de alırdı, hatta yalnız Kur’an ın ipine sarılın demez, onlara da sarılmamızı isterdi. Lütfen Allah ın Resulüne atılan bu iftiraların farkında olalım. Hatırlayınız, sorumlu olduğumuzu iddia ettikleri hadislerin tamamı, bir rivayete göre diye başlar ve ikinci üçüncü şahısların rivayet ettikleri bilgilerle oluşmuştur. Sizce bizler bu bilgilerden sorumlu olup, Kur’an ı bu bilgiler ışığında anlayıp, bu bilgilerle İslam ı yaşamamız gerekseydi, Allah Peygamberimizin vefatından yaklaşık 200 yıl sonra rivayetler yoluyla toplanıp, kayda alınan bilgilere bizi muhtaç bırakır mıydı? HÂŞÂ Allah ın elçisi görevini gereği gibi yapamayıp, Kur’an ın açıkladığını iddia ettikleri sözlerini yazdırmayıp kayda aldırmayarak, görevini eksik mi yaptı. Bu eksikliği yıllar sonra birileri fark edip, kayda alarak bizlerin imanını mı kurtardı? Ne dediğimizin farkında mıyız? Hiç sanmıyorum. Enam 105: BÖYLECE BİZ AYETLERİ DERİNLEMESİNE AÇIKLIYORUZ Kİ, “SEN DERS ALMIŞSIN” DEMESİNLER; ONU KAVRAYAN TOPLUMA İZAH EDİYORUZ. (Bayraktar Bayraklı) Enbiya 10: ANDOLSUN, SİZE ÖYLE BİR KİTAP İNDİRDİK Kİ SİZİN BÜTÜN ŞEREF VE ŞANINIZ ONDADIR. HÂLÂ AKLINIZI KULLANMAYACAK MISINIZ? (Diyanet meali) Araf 3: RABBİNİZDEN SİZE İNDİRİLENE UYUN. ONU BIRAKIP BAŞKA DOSTLARA UYMAYIN. NE KADAR DA AZ ÖĞÜT ALIYORSUNUZ! (Diyanet meali) Allah ın bunca apaçık ayetlerinin üzerinde tahrifat yaparak, farklı anlamlar verenlere, elbette Kur’an gerçeklerini anlatamayız. Allah size öyle bir kitap indirdik ki, sizin bütün şeref ve şanınız ondadır diyecek, ama bizler hala rivayet hadisler olmasaydı Kur’an anlaşılamazdı ve İslam yaşanamazdı demeye devam edeceğiz öylemi dostlar? Maide 45. ayette Rabbimiz, “ALLAH’IN İNDİRDİĞİ İLE HÜKMETMEYENLER, ZALİMLERİN TA KENDİLERİDİR.” Diye uyardığı halde, Kur’an dışından elçisi de dine hükümler koymuştur, onlara da uymalıyız diyeler varsa hala, böyle insanlardan uzak durmalıyız. Allah açık ve muhkem bir şekilde, Ali İmran 103. ayetinde, “TOPLUCA ALLAH'IN İPİNE SIMSIKI SARILINIZ, AYRILIĞA DÜŞMEYİNİZ” diye uyarmıştır. Bunca açık ayetlerin anlamlarını hala değiştirmeye, farklı anlamlar vermeye çalışanlar varsa, onları kendi inançları ile baş başa bırakmaktan başka çaremiz yoktur. Allah cümlemizin yolunu açık etsin ve Kur’an ı anlayarak yaşayan, azınlık halis kulları arasına alsın inşallah. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  2. Şöyle bir başlık okumuştum, Peygamberimizin örnek oluşunu bizler, yalnız Kur’an dan mı öğrenip anlamalıyız? Aslında bu sorunun, tuzak bir soru olduğunu düşündüğüm için, yazımda bu konu üzerinde sizlerin, düşünmenize vesile olmak istedim. Bu sorunun cevabını mantık ve Kur’an süzgecinden geçirerek, birlikte önce düşünelim. Allah Kur’an da, Resulünü bakın nasıl bizlere örnek gösteriyor Ahzab 21: Andolsun, ALLAH’IN RESULÜNDE sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için GÜZEL BİR ÖRNEK VARDIR. (Diyanet meali) Allah ayetinde bizlere bir emir verip, tavsiyede bulunduysa, onu mutlaka doğru anlamalıyız ki, bizlerde doğrunun yolcusu olabilelim. Bu ayeti tebliğ alıp iman eden, Peygamberimizin zamanında yaşayanların işi kolay. Onu bizzat görüyorlar, şahit oluyorlar, böylece örnek alıyorlar. Ama bizlerin böyle bir imkânımız yok. Bu durumda bizler, Allah ın Resulünün örnek oluşundan faydalanamayacak mıyız? Elbette hayır. Allah Kur’an da bir hüküm verip Resulünü örnek gösterdiyse, onun hangi konularda bizlere örnek olduğundan da bahsetmiş olması gerekmez mi? Çünkü her şeyden nice örnekleri, değişik ifadelerle verdik, sizleri Kur’an dan sorumlu tutuyoruz, diyor Kur’an da. Diyelim ki, Allah ın Resulünün bizler için örnek oluşunu, yalnız Kur’an dan öğrenmemiz bizlere yetmez. Peki, bu durumda nereden, hangi kaynaklardan öğrenmeliyiz? Bakın inanılmaz, tedirgin edici bir soru ile karşılaştık bu durumda. Bizlere yüzlerce yıl öncesinden, rivayet yolla ulaşan bilgiler, sözler, hadislerden öğrenebiliriz diyebilirsiniz. Peki, Allah böyle bir yolu öneriyor mu? Yani Allah ın tüm Müslümanlara örnek gösterdiği Resulünü bugün günümüzde bizler, doğruluğundan emin olamayacağımız, rivayet edilen sözlerden, bilgilerden öğrenmemiz ne kadar doğru olur? Eğer yanlış bir örnek bilgiye inanırsak, Allah korusun yoldan saparız. Eğer Allah ın bu hükmü yani Resulünün örnek oluşunu, bizler eğer yalnız Kur’an dan öğrenemiyorsak, rivayet edilen bilgilerden öğreniyorsak, bu kapıyı diğer ayetleri öğrenmek içinde sonuna kadar açmış oluruz. EVET, DOSTLAR AMAÇ AKLI, ZİHNİ BULANDIRMAK, TOPLUMDA ŞÜPHE UYANDIRMAK VE BÖYLECE BATIL VE RİVAYET KAPISINI ARALAYIP, BATILI HAK GÖSTERMEK, DOĞRU İZLENECEK, FAYDALANILACAK KAYNAKLAR ARASINA, RİVAYET VE SANI BİLGİLERİ ALMAKTIR ASIL AMAÇ. İslam toplumunun genel çoğunluğu, ne yazık ki Kur’an ı yeterli görmediği için, tıpkı cahiliye toplumu Kitap ehli gibi, bölündü parçalandı ve ALLAH IN GÖNDERDİĞİ KİTAP, ATALARININ İNANÇLARINI YAŞAYABİLMEK ADINA YETERLİ GÖRÜLMEDİ. İlginçtir, Allah kitap ehline Ankebut 51. ayetinde, “KARŞILARINDA OKUNUP DURAN BIR KITABI, SANA İNDIRMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMİYOR MU?” diye uyardığı ve gönderdiği kitabın yeteceğini açıkça bizlere bildirdiği halde, günümüzde bizler, bu ve benzeri ayetlere gözlerimizi kapatıp, yalnız Kur’an ile İslam yaşanmaz diyebiliyoruz. Daha da ilginci, bu ayet bizlere değil, Kitap ehline söylenmiştir diyor, kendimizi bu ayetlerden sorumlu tutmuyoruz. Tabi bu durumda derste almıyoruz. Hatta yazımızın konusu olan konuda bile, Allah ın Resulünün bizlere örnek oluşunu, bizler yalnız Kur’an dan öğrenemeyiz, deme cesaretini gösteriyoruz. Ahzab 21. Ayetin de Allah, Resulüm sizler için örnektir derken, özellikle Resul ismini kullanıyor NEBİ demiyor. Sizce neden olabilir? Hatırlayınız Allah Kur’an da eğer, bizlere bir ayet tebliğ etmek istiyorsa, özellikle RESULÜM diye geçer. Yani ayetlerin tebliğinde Nebi diye geçmez. Ya da konu daha iyi anlaşılsın diye, şöyle söylemek isterim. ALLAH NEBİYE UYUN DEĞİL, RESULE UYUN DER. ÇÜNKÜ RESUL YALNIZ VE YALNIZ BİZLERE ALLAH IN AYETİNİ TEBLİĞ ETMEKLE GÖREVLİDİRDE ONDAN. Tabi bu sözlerimden, Nebi ye uymayın anlamı çıkartılmamalıdır. Amacımız Kur’an ı doğru anlamak. Onun içi Allah, Resulüm sizler için örnektir diyor. Hatta Resulüme uymak, bana uymak gibidir diye de bizleri uyarır. Peki, neden söylüyor bu sözü Allah? Çünkü Allah diğer ayetlerinde, elçisini de uyarıp ve bizlere bakın neler söylemesini istiyor. “BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM. (Ahkaf 9 ) RESULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. (Ankebut 18) ARTIK SEN ÖĞÜT VER! SEN ANCAK BIR ÖĞÜT VERICISIN. (Gaşiye 21).” Allah ın bunca açık ayetlerini tebliğ alıp, iman ettiğini söyleyen bazı kişiler, NE YANİ PEYGAMBERİMİZ POSTACIMIYDI, deme gafletine düşmektedirler. Batıl inançlarını yaşayabilmek adına, Allah ın ayetlerine kafa tuttuklarının, farkında bile değiller. Ne yazık ki, batıla kapı aralamaya çalışanlar, Allah ın elçisinin bizlere hangi konularda örnek olduğunu, Kur’an dan anlamak istemiyorlar. ÇÜNKÜ KUR’AN DA Kİ RESUL ÖRNEĞİ, ONLARIN BATIL VE ATALARININ RİVAYET İNANÇLARINI DOĞRULAMIYOR, KABUL ETMİYOR DA ONDAN. Kur’an da ki Resul örneği, Allah ın dinine batıl ve hurafe karışmış ise ondan uzak duracaksın ve hakkın arayışında olacaksın gerçeğini gösteriyor. Hatırlayınız Peygamberimiz ÜMMİYDİ. Atalarının batıl inançlarını yaşayan, Kitap ehline tabi değildi. Allah ın Resulü bugün aramızda olsa, İslam ı cemaat ve tarikatlar yoluyla yaşayan, yalnız Kur’an ile İslam yaşanmaz diyen, batıl yolcularının asla yanına bile gitmezdi. ONUN İÇİN BUNLAR, ALLAH IN RESULÜNÜ KUR’AN DAN DEĞİL, SANI VE RİVAYET BİLGİLERDEN ÖRNEK ALIRLAR. ONUN İÇİNDE HEP YANILIR, KUR’AN IN, ALLAH IN YOLUNDAN SAPARLAR. Allah ın elçisini örnek almak isteyen, onun nasıl bir davranış içinde olduğunu, insanlara nasıl davrandığını Kur’an dan örnek almalıdır. Allah ın Resulünün insanlara karşı sabırlı, hoş görülü, güvenilir olduğunu Kur’an dan anlıyoruz ve Allah diyor ki ayetinde, “ŞÂYET SEN, KABA VE KATI YÜREKLİ OLSAYDIN, HİÇ ŞÜPHESİZ, ETRAFINDAN AYRILIP GİDERLERDİ..” Bizler Allah ın Resulü nün bu davranışını hangimiz örnek alıp, hayatımıza geçiriyoruz? Allah ın Resulü, Allah ın hazineleri benim yanımda değil, bende sizler gibi bir insanım. Ben yalnız Allah ın vah yettiğini hayatıma geçiririm dediği halde, bizler Allah ın Resulünün bu örnekliğini Kur’an dan almayıp, batıl ve rivayetlerden aldığımız için, akla gelmez olayları, davranışları, yanlış bilgileri, olağan üstü olayları, Allah ın Resulüne nispet etmekten çekinmiyoruz. Allah ın Resulünün tek rehberi Kur’an dı. Elbette böyle olunca, bazı kişiler Allah ın Resulünün örnek oluşunu, Kur’an dan değil, rivayetlerden öğrenmek isteyecek, onlara Kur’an yetmeyecektir. Allah ın Resulü uyarıcıdır, şahittir, müjdecidir diyor Kur’an. Peki, hangi kitapla uyarır, ona şahitlik yapar ve müjde verir? YALNIZ VE YALNIZ KUR’AN İLE VERDİĞİNİ ALLAH SÖYLÜYOR. Allah ın Resulünü örnek alan, yalnız Kur’an a uyar ve yalnız Kur’an ı din kardeşlerine hatırlatır, anlatır. Allah ın elçisi şunu söylüyor Kur’an da. “BİLİYORSUNUZ Kİ SİZLERE TEBLİĞ ETTİĞİM BU İŞE KARŞILIK, SİZDEN HİÇBİR ÜCRET ALMIYORUM, MÜKÂFATIMI ALLAH VERECEKTİR.” Bu örnekliği tebliğ alan bir Müslüman, asla maddi çıkarları peşinde olup, farklı isimler altında paralar toplayan, altında son model arabalarda gezip, saraylarda oturan insanların ardı sıra gitmez. Hiçbir mesleği olmadığı halde, zenginliğinin hesabı tutulamayan şeyhlerin, velilerin ardından gidenler, ALLAH IN RESULÜNÜ ÖRNEK ALMAYANLARDIR. Bir insanı doğru örnek almak istiyorsak, önce onu doğru tanımalıyız ki, onu doğru örnek alalım. Allah Nisa suresi 87. ayetinde, SÖZ BAKIMINDAN ALLAH DAN DAHA DOĞRU KİM VARDIR diyorsa, bizler Allah ın Resulünü, emin olamayacağımız sözler ışığında değil, Allah ın sözleri Kur’an ışığın da tanımalıyız ve örnek almalıyız. Eğer bizler Allah ın Resulünü, doğru bilgilerle örnek alırsak, ondan istifade eder, ondan faydalanırız. Yanlış bilgilerle örnek alırsak, hem ona iftira atmış, hem de kendimize şeytanı örnek almış oluruz ama farkında bile olamayız. Hz. Muhammed i örnek almak isteyen, batıldan ve hurafeden uzak, yalnız Kur’an ın ipine sarılır. Çünkü Allah ın Resulü yalnız vahye uymuş, asla onun dışına çıkmamıştır. Bu konuda İsra suresi 74 ve 75. ayetlerinde Allah, elçisinin neredeyse onlara birazcık meyledecektin derken, batıl yolcusu kitap ehlinin, bazı sözlerini din adına kabul etmek üzereyken, vazgeçtiği örneği verilir. Eğer bunu yapsaydın, yani vah yettiğimizin dışına çıksaydın, ölümün ve acının sıkıntılarını sana, kat kat tattırırdık diyerek uyarıyor. İşte Resulün, bizler için örnekleri bunlardır. Ama Kur’an ı yeterli görmeyen, atalarının rivayet inançlarını da din zannedenler, Resulün Kur’an da ki bu örnekliğini görmek, hatta duymak bile istemezler. Onların varsa yoksa örnekliği, emin olamayacakları rivayet, sanı sözlerdir. Değerli din kardeşlerim. Allah ın Resulü bizler için örnektir. Yazdıklarımın dışında, Allah ın Resulünün daha birçok, bizler için örnek oluşunu, lütfen Kur’an ı anlayarak ve düşünerek okuyarak anlamaya çalışalım. Onun örnekliğini lütfen emin olamayacağımız kaynaklardan değil, kesin emin olduğumuz Kur’an dan öğrenelim ve hayatımıza geçirelim. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  3. Bizler İslam ı öyle pervasızca, korkusuz yaşıyoruz ki, gerçeklerin farkında olsak, yaptığımız yanlışların affı için, gece gündüz Allah a yalvarırız. Bizlerin Kur’an ile irtibatını kesen din tacirlerinin etkisinde, Allah Kur’an da neredeyse ne emrediyorsa, tam tersini Allah ın emri diye yaşıyoruz. Allah sizlere indirdiğim Kur’an yetmiyor mu dedikçe, yalnız Kur’an ile İslam yaşanmaz diyorsak, bizler cahiliye toplumunun yaptığı gibi Kur’an a değil, rivayet ve sanı sözlere iman ediyoruz demektir. Yaptığımız o çok büyük yanlışa, çok dikkat çekici bir örnek olacağına inandığım bir ayeti, bu yazımda sizlere hatırlatmak ve üzeride düşünmenize vesile olmak istiyorum. Önce daha iyi anlayabilmek için, ayeti iki farklı mealden yazalım, daha sonra birlikte düşünelim. Enam 105: İşte ayetlerimizi böyle EVİRE ÇEVİRE ANLATIRIZ Kİ birileri: "SEN BİR YERDEN ÖĞRENMİŞSİN" desin, biz de onu BİLEN BİR TOPLULUĞA AÇIKLAMIŞ OLALIM. (Süleymaniye vakfı meali) Enam 105: İşte böylece AYETLERİ TÜRLÜ TÜRLÜ ÇEVİRİP AÇIKLIYORUZ Kİ, onlar sana: "SEN BUNLARI BİR YERLERDEN OKUYUP ÖĞRENMİŞSİN" desinler ve bilen bir toplum için de, ONU İYİCE BEYAN EDELİM. (Elmalı meali) Eğer bizler hala bu ayeti görmezden geliyor da, Kur’an ayetleri açık ve anlaşılır değildir, Peygamberimiz açık olmayan ve herkesin anlayamayacağı Kur’an ı açıklayıp, anlaşılır hala getirdiğini söylüyorsak, bizler Kur’an a değil, yarattığımız bir dine iman ediyoruz demektir. Ayet üzerinde, gelin birlikte düşünelim. Bakalım bu ayette Allah, özellikle bizlerin dikkatini hangi konularda çekiyor ve neler anlatıyor. İlk cümle çok önemli. Biz ayetlerimizi evire çevire, yani türlü biçimlerde açıklıyoruz diyor. Bu konuda birçok ayet vardır ki, Kur’an ı nice örneklerle açıklandığı bildiriliyor Allah. Nahl 89, Rum 58, Nur 34–46, Hac 16, Bakara 118, Araf 32, Araf 58, Mücadele 5, Tövbe 11. Bunlara benzer birçok ayetinde Allah, ayetleri açıklamak bize düşer, onun için kullarım hiç kimseye muhtaç olmasın diye tek tek açıkladık ayetlerimizi diyor. Tabi hala Kur’an ayetleri açık değildir, onu elçisi açıklamıştır diyenlere söyleyecek sözümüz yok. Gönül gözü kapalı olana, hiçbir şey anlatamazsınız. Gelelim ayete. Allah ayetlerini anlayalım diye, türlü biçimlerde örneklerle anlatmasının, izah etmesinin bir nedenine de açıklık getiriyor. Elçisi Kur’an ı tebliğ ederken topluma, SEN BU İŞİ İYİ ÖĞRENMİŞSİN, BU BİLGİLERİ DAHA ÖNCE BİLMEZDİN desinler diyor. Aslında bu ayet Kur’an ın Allah kelamı olduğuna da, apaçık delildir. Peki, buradan ne anlamalıyız? Böyle söylemelerinin ne anlamı olabilir? Bildiğiniz gibi, Peygamberimiz ÜMMİYDİ. Yani söyledikleri gibi bu kelime, okuma yazma bilmeyen anlamında değil, Kitap ehline tabi olmayanlardandı. Daha açıkçası dini konular hakkında hiçbir bilgisi yoktu. ONUN İÇİN BU ANLATTIKLARINI, SEN BİR YERDEN ÖĞRENMİŞSİN, KENDİN YAZMAN MÜMKÜN DEĞİL DİYORLAR. Hatta ÜMMİ konusunu daha iyi anlayabilmemiz için, Allah elçisinin bu konudaki durumunu, bakın bizlere nasıl bildiriyor. Şura 52–53: İşte sana da, emrimizle, BİR RUH (KALPLERİ DİRİLTEN BİR KİTAP) VAHYETTİK. SEN KİTAP NEDİR, İMAN NEDİR BİLMEZDİN. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi, kendisiyle doğru yola eriştireceğimiz bir nur yaptık. ŞÜPHESİZ Kİ SEN DOĞRU BİR YOLA İLETİYORSUN; GÖKLERDEKİ VE YERDEKİ HER ŞEYİN SAHİBİ OLAN ALLAH’IN YOLUNA. İyi bilin ki, bütün işler sonunda Allah’a döner. (Diyanet meali) Sanırım konu şimdi daha açık ve net anlaşılmıştır. Peygamberimiz kitap ehlinin rivayet ve sanı inançlarının, Allah ın dini olamayacağını anladığından, onlara tabi olmamış ve her zaman doğrunun arayışında olduğu için, Allah kitap ehlinin arasından değil, ÜMMİLERİN arasından elçi seçmiştir. Onun için birçok kitap ehli ona inanmak istememiş, Allah Resul gönderecek olsaydı, bizim aramızdan gönderirdi diyorlardı. ASLINDA BURADAN BİLE DÜŞÜNDÜĞÜMÜZDE, ALACAĞIMIZ ÇOK BÜYÜK DERSLER VAR. Günümüzde de İslam, öyle Kur’an dan uzak batıl ve hurafelerle yaşanıyor ki, Allah günümüzde Resul gönderecek olsaydı eminim, bu batıl yolcularının arasından göndermezdi. Tabi başka Nebi/Resul gelmeyeceğini Allah bildiriyor. Ayeti anlamaya devam edelim. Demek ki özellikle kitap ehli, sen daha önce bu konulardan uzaktın, bunları sana birisi öğretmiş dediklerine göre, PEYGAMBERİMİZ DİN ADINA NE ÖĞRENDİYSE, KUR’AN DAN ÖĞRENDİĞİNİ ANLIYORUZ. Ayetin devamında Kur’an ın diğer ayetlerinde söylediği gibi, Kur’an ı açıklamak bize düşer, biz anlayasınız diye nice örneklerle açıkladık, izah ettik dediği gibi, bu ayette de bakın ne diyor. “ONU İYİCE BEYAN EDELİM” Yani toplumun anlayacağı şekilde, açıklamış olalım diyor. Kur’an ın Allah tarafından açıklandığını bildiren ve elçisini bu konuda bilgilendirip, onu rahatlatan ayeti hatırlatmak istiyorum. Bu ayet, yazımızın açıkça özetidir. Kıyame 18–19: O halde, biz onu okuduğumuz zaman, SEN ONUN OKUNUŞUNU TAKİP ET. SONRA ŞÜPHEN OLMASIN Kİ, ONU AÇIKLAMAK DA BİZE AİTTİR. (Diyanet vakfı meali) Hud suresi 1. ve 2. ayetinde de, neden Kur’an ayetlerini açıkladığını, zerre kadar aklı olup düşünene, bakın ne diyor Allah.” SONRA DA ALLAH’TAN BAŞKASINA KULLUK ETMEYESİNİZ DİYE, AYRI AYRI AÇIKLANMIŞ BİR KİTAPTIR.” Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  4. Bu makalemde sizlerin, üzerinde dikkatle düşünmenize vesile olmak istediğim ayetler, Müddesir suresinde geçiyor. Bizler Allah ın önerdiği gibi, ayetler üzerinde düşünmeden, kelimelerin özüne inmeden okur geçersek, aslında çok şeylerin farkında olamayacağımıza, güzel bir örnek ayeti sizlere hatırlatmak istiyorum. Ayette cehennemliklerden olanlar, BİZ MUSALLİN LERDEN DEĞİLDİK sözüne, öyle bir anlam veriyoruz ki, ayette anlatılmak istenenden çok uzak kalıyor, Allah ın bizleri bu konuda ki uyarısını da anlayamıyoruz. Önce ayeti yazalım, daha sonra birlikte ayet üzerinde düşünelim. Müddesir 40–41–42–43–44–45–46–47–48: Onlar cennetlerdedirler. Birbirlerine suçlular hakkında sorular sorarlar ve dönüp onlara şöyle derler: “Sizi Sekar’a (cehenneme) ne soktu?”. Onlar şöyle derler: “BİZ NAMAZ KILANLARDAN DEĞİLDİK.” “YOKSULA YEDİRMEZDİK.” “BATILA DALANLARLA BİRLİKTE BİZ DE DALARDIK.” “CEZA GÜNÜNÜ DE YALANLIYORDUK.” “Nihayet ölüm bize gelip çattı.” ARTIK ŞEFAATÇİLERİN ŞEFAATİ ONLARA FAYDA VERMEZ. (Diyanet meali) Ayette Allah, mahşer günü gerçekleşecek bir olaydan bizleri şimdiden bilgilendiriyor. Bakın cennetlik ve cehennemlikler karşılıklı konuşuyor ve cehennemde ebedi kalacaklara, sizin cehennemlik olma nedenleriniz nedir diye soruyorlar. Ayeti tercüme eden Diyanet, biz namaz kılanlardan değildik diye tercüme etmiş. Bu cümlede geçen kelime, BİZ MUSALLİN LERDEN DEĞİLDİK diye geçiyor. Burada geçen musallin kelimesinden kasıt, yalnız namaz kılmayanlar olabilir mi? Bakın salâtı ikame etmeyenler demiyor. Aslında Musallin lerden değildik sözünü, ayetin devamında açıklıyor ve cehennemde ebedi kalacak olanlar, bakın bizler nasıl hatalar yaptık ki cehennemlik olduk diye tek tek sayıyor. Dikkat ederseniz Kur’an da salâtı ikame edin, yani namazı kılın derken sürekli zekât da verin der. Yani salâtı, Allah a kulluk adına, bildiğimiz namazı yerine getirin derken, insanlar arasındaki dayanışmanın, yardımlaşmanın da önemini vurgular. İşte musallin olmayanlar, ALLAH İLE GEREKLİ BAĞI KURMAYAN, YANİ ALLAH IN EMRETTİĞİ YOLDA OLMAYANLAR, ALLAH IN ELÇİLERİ TARAFINDAN GÖNDERDİĞİ KİTAPLARI YETERLİ GÖRMEYİP, ATALARININ İNANCINI DİN DİYE YAŞAYANLARIN, MUSALLİN OLMADIKLARI ANLATILIYOR AYETTE. Bunu yalnız namaz kılmayanlar diye anlarsak, anlamını daraltırsak, ayetin asıl anlatmak istediği uyarısının özüne asla inemeyiz. Ayetten de dersler alamayız. MUSALLİN VE SALÂT kelimesinin içini mutlaka doldurmalıyız. EĞER DOLDURMAZSAK, NAMAZ KILAN SAHTEKÂRLAR, DİN TACİRLERİ, GÖSTERİŞ İÇİN YARDIM YAPANLAR, ADALETSİZLER, KENDİNDEN BAŞKASINI DÜŞÜNMEYEN MÜSLÜMANLAR YARATIRIZ. Musallin olmayanların kimler olduğu ve nasıl hatalar yaptıkları ayetin devamında açıklanıyor. Yoksulu yedirmezdik, yani hayır hasenat yapmaz, yalnız kendimizi düşünürdük diyorlar. Bakın şimdi söyledikleri ise çok önemli dersler almamız gereken bir uyarı olmalı bizlere. “BATILA DALANLARLA BİZDE DALARDIK.” Peki, bu sözlerden bizler ders alıyor muyuz? Yoksa bu uyarı bizleri bağlamaz, bizler namazımızı kılıyoruz, zekâtta veriyoruz mu diyoruz? Eğer bizler Allah ın gönderdiği HAK olan kitabının yanında, emin olamayacağımız atalarımızdan intikal eden rivayetleri de din diye yaşıyorsak, cehennemliklerin yaptığı bu yanlıştan ne farkımız olur? Allah yalnız Kur’an ın ipine sarılın, Kur’an dan sorumlusunuz, biz kitabı nice örneklerle açıkladık ve hiçbir eksik bırakmadık, yemin ederek kolaylaştırdık dediği halde, bizler hala Kur’an da her bilgi yoktur, Kur’an ı herkes anlayamaz, peygamberimizin rivayet hadisleri ve fıkıh alimlerimiz olmasaydı Kur’an ı anlayamazdık diyorsak, aynı yanlışı bizlerde yapıyoruz ve batıla dalıyoruz ve böylece, musallin olanlardan olamıyoruz demektir. Cehennemlik olanların, ceza gününü de yalanladıklarından bahsediyor. Peki, bu nasıl bir yalanlama? Ceza günü yoktur mu diyorlardı? Elbette hayır. Hatırlatmak isterim bu insanların genel çoğunluğu, daha önce iman ettiklerini söyleyen kitap ehli. Ama öyle bir din anlayışı ve ceza günü inancı var ki, Allah ın hükümlerini kendi nefislerine göre düzenleyerek, kendilerinin asla cehennemlik olmayacağına inanıyorlardı. Kur’an bu inançlarının yanlış olduğunu onlara söylüyor ve uyarıyordu. Bu insanların ceza gününü yalanlamaları, hiç olmayacağı anlamında değil. Kendi düşünceleri gibi bir ceza gününün olmadığını anlatmak adına, bu insanların Allah ın açıkladığı ceza gününü, bu anlamda inkâr ettiklerini söylüyor Allah. Ayetin devamında, atalarının yanlış inançlarını onların yüzlerine vuruyor ve diyor ki; “ARTIK ŞEFAATÇİLERİN ŞEFAATİ ONLARA FAYDA VERMEZ.” Sanırım şimdi daha iyi anlaşıldı. Çünkü bu insanlar, biz Yahudi’yiz biz Hristiyanız Allah ın sevgili kuluyuz. Bize ceza sayılı gün dokunacak, şeklindeki inançlarının yanında, Hz. İsa ya inananların cehennem azabı çekmeyeceğini, çünkü Hz. İsa nın onların yerine azap çektiğini söylemelerinin nasıl yanlış olduğunu, onların söylediği gibi olmayacağını, yani artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda sağlamayacağını bildiriyor. Peki, bizler bu ayetten ders alıp, bu dünyada Allah dan başka, hiçbir şefaatin fayda etmeyeceğine inanıp, şefaatçiler edinmiyor muyuz? Sanırım bu satırları okuyunca, tebessüm ettiniz biliyorum. Bizler bu ve benzeri yüzlerce ayetten dersler almadık, genel çoğunluğumuzun almak gibi bir niyeti de yok gibi görünüyor. Öyle şefaatçiler edindik ki, cehennemliklerin, musallin olmayanların söylediklerini, adeta bizlerin içinden de günümüzde söyleyenler var. Ben Müslüman ım diyen, cehennem azabı çekmeyecek diyorsak eğer, BİZLER ALLAH IN EMRETTİĞİ CEZA GÜNÜNE İNANMIYORUZ DEMEKTİR. Hâlbuki Allah ne diyordu Zilzal 7. ayetinde “Artık, kim BİR ZERRE MİKTARI HAYIR ÜRETMİŞSE, ONUN KARŞILIĞINI GÖRÜR.” Yine Zilzal l8, ayetinde. “VE KİM BİR ZERRE MİKTARI ŞER ÜRETMİŞSE, ONUN KARŞILIĞIN GÖRÜR.” Sizce bu ve benzeri yanlışları yapan Müslümanlar, istedikleri kadar namaz kılsınlar, Allah ın istediği Musallin lerden olabilir mi? Değerli din kardeşlerim, lütfen Kur’an ın yaptığı uyarıları dikkate alalım, namazımızı/salâtı gereği gibi yerine getirmek istiyorsak, önce Allah ın istediği, musallin lerden olmanın çabası içinde olalım. Kur’an ı parçalı değil, bütünüyle birbiriyle bağlantılı anlamaya çalışalım ve yapılan yanlışlardan dersler alarak aynı yanlışları yapmayalım. Eğer bu uyarılar bizlere değil inkârcılara, kitap ehline yapılmıştır diyerek, kendimizi temize çıkartıp dersler almıyorsak, aynı yanlışları yapmaktan ve hesap günüde şaşırmışların safında olmaktan, asla kurtulamayız. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  5. HUD SURESİ 106–107–108. AYETLER. CENNETİN VE CEHENNEMİN SONU VAR MI? CENNETTEN VE CEHENNEMDEN ÇIKIŞ VAR MI? Bizler Kur’an ı okumaya başlamadan önce, Allah ın önerdiği gibi, önce kafamızın içindeki, şeytanın, batılın öğretilerinden Allah a sığınmalıyız, yani batıl ve sanı bilgilerden kurtulmalıyız ki, Kur’an ayetlerini doğru anlayabilelim. Bu makalemde CENNETİN VE CEHENNEMİN, EBEDİ OLUP OLMADIĞI, CENNETTEN VE CEHENNEMDEN ÇIKIŞ VAR MI, konusunda yapılan tartışmalara ve verilen örnek ayetler üzerinde sizlerinde, düşünmenize vesile olmak istiyorum. Önce şunu unutmayalım, cennet ve cehennem bir ödül ve cezadır. Allah bu konuda bizleri uyarıyor ve yaşadığımız bu dünyada bile kısas uygulamamızı, yani kötülük yapan, suç işleyen birisinin, misliyle yani yaptığının karşılığı kadar olarak cezalandırılmasını istiyor. Önce konumuzla ilgili örnek gösterilen ayetleri yazalım. Hud 106–107–108: Bedbaht olanlar ateştedirler. Onlar orada başka türlü soluyacak, başka türlü haykıracaklar. ONLAR ORADA GÖKLER VE YER DURDUKÇA DURACAKLAR. Ancak Rabbi’nin diledikleri başka. Çünkü Rabbin dilediğini yapandır. Mutlu olanlar ise cennettedirler. ORADA GÖKLER VE YER DURDUKÇA duracaklar, ancak Rabbinin diledikleri başka. (Bu) ARDI ARASI KESİLMEYEN BİR İHSAN OLACAK. (Elmalı meali) Bizler ne yazık ki rivayetlerin etkisiyle yıllardır Kur’an ı anlamaya çalıştığımızdan, ayetleri genellikle yanlış anladık. Hurafelerden kurtulmaya başladığımızda ise, gerçekleri görmeye başladık ama bazen sanırım KANTARIN DOZUNU DA KAÇIRIYORUZ. Bakın bir konuyu anlatırken, konuya dikkat çekebilmek adına bir deyim kullandım. Kantarın dozunu kaçırmak, yani farkında olmadan aşırıya gitmek. İşte ayette de Allah iki konuya dikkat çekerken, aslında bizlere çok net bir şeye, benzetme hatta deyimle önce açıklık getiriyor ve diyor ki; “GÖKLER VE YER DURDUKÇA.” Acaba Allah bu sözleri ile hangi konuda dikkatimizi çekiyor olabilir? Bu yer ve gök nerede? Bu dünyada mı yoksa başka bir mekân da mı? Herhangi bir açıklama yok. Fikir yürütebiliriz belki, cennet ve cehennemden bahsedildiğine göre hesabın görüleceği kıyamet sonrasından bahsediliyor diyebiliriz. Ama Allah bu sözleriyle mutlaka belirli bir yeri anlatmak isteseydi, onunda açıklamasını yapardı. Dikkat ettiyseniz cennet ve cehennemliklerden bahsederken, GÖKLER VE YER DURDUKÇA tabirini kullanıyor. Eğer bu cümleden, demek ki cennetinde cehenneminde bir sonu var diye anlarsak, bu ancak bizim düşüncemiz olmaktan öte gitmez. Ayette cehennemliklerden bahsederken, onlar gökler ve yer durdukça orada duracaklar dedikten sonra, bir istisna yapıyor Allah. “ANCAK, RABBİNİN DİLEDİKLERİ BAŞKA.” Bakın gökler ve yerden kasıtla Allah ın ne demek istediğini şimdi anladınız mı? Gökler ve yer durdukça yani EBEDİ, SÜREKLİ kalacaklar, ancak Rabbinin diledikleri başka diyor. Bu tabir Allah ın gücünü, sonsuzluğunu, hükümranlığını anlatan bir örnek. Allah yok olmayacağına göre, o gök ve yer her zaman yerinde duracaktır diyor. Allah, cehennemde bir kısım insanların cezalarını çektikten sonra, Allah ın izniyle çıkabileceklerini söylüyor. Kur’an buna benzer benzetmeleri çok yapar, konunun daha etkili anlaşılması için Örnek verelim. Araf 40. ayette; “GÖK KAPILARI AÇILMAYACAK VE ONLAR, DEVE İĞNE DELİĞİNE GİRİNCEYE KADAR CENNETE GİREMİYECEKLERDİR” Bakın anlatılmak istenen konu, nasıl daha güçlü anlatılıyor. Dikkat ettiyseniz, cennete gidenler konusunda da aynı sözler kullanılıyor. Yine cennetliklerden bahsederken gökler ve yer durdukça tabirini kullanıyor yani EBEDİ, SÜREKLİ anlamında, ama yine Rabbin diledikleri başka diyerek, BURADAN DA ALLAH IN DİLEMESİYLE BİR ÇIKIŞTAN BAHSEDİLİYOR. Ama detay yok. Her şey Allah ın yetkisinde. İlginç değil mi, sanırım bunu ilk defa duymuş olabilirsiniz. Hatırlayınız bizlere, cennetten ve cehennemden hiç çıkış yok diye öğretmişlerdi. Demek ki cennete ayak uyduramayan, cennetin kurallarına uymayanlarında, gerekirse cennetten çıkartılabileceği bilgisini, uyarısını özellikle veriyor Allah. Buradan da şunu anlıyoruz, cennete gittim demekle kuralsız, sorumsuz değilsin, burasının da belirli kuralları var. Uymayan Allah ın emriyle çıkartılabilir. Detayını Allah bilir. Ayetin sonunda da aslında, konuya açıklık getiriyor ve diyor ki, tüm bunlar ardı arkası kesilmeyen bir ihsan olacak. BU SÖZLERDEN DE ŞUNU ANLIYORUZ, CENNET VE CEHENNEM HER ZAMAN VAR OLACAK, AMA BURAYA GİRİŞ VE ÇIKIŞLAR, ALLAH IN YETKİSİNDE. BİZLERİN AÇIKLANMAYAN, İZAH EDİLMEYEN BU KONUDA, DAHA FAZLA KONUŞMAMIZIN YANLIŞ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM. Birçok ilahiyatçı hocalarımız, bundan 8–10 sene önce çok farklı şeyler söylerken bu konularda, bugün günümüzde, batıl ve sanı bilgilerden kurtulduklarından olsa gerek, şimdi tam tersi söylemlerini görmekteyiz. Bazen aşırıya gidenlerini de söylemek isterim. Ben yıllar önce, cehennemden insanların bir kısmının ebedi, bir kısmının suçlarının cezasını çektikten sonra çıkacaklarını yazdığımda, bugün cehennemden çıkış var diyen hocalarımız, o yıllarda cehennemden asla çıkış yok diyorlardı. Sanırım geleneksel fıkıh inancının etkisiyle söyleniyordu bu sözler. Allah zerre kadar işlediklerimizin karşılığını göreceğimizi ve hiçbir şeyin karşılıksız kalmayacağını söylediği halde, Allah ın adaletini kendi nefislerimizde ne yazık ki şekillendiriyoruz. Bu dünyada hiç kimsenin uygun göremeyeceği bir adalet anlayışını, işimize geldiği şekliyle, Allah a nispet etmekten de çekinmiyoruz. Belirli bir zaman sonra tüm insanların, cennetin ve cehenneminde yok olacağını söyleyen bazı inanç sahipleri, Allah dan başka her şey bir gün yok olacaktır düşüncesini, yazacağım ayetlere dayandırmaktadırlar. Ayetleri önce yazalım, daha sonra bu ayetler nereden ve ne maksatla bahsediyor, üzerinde birlikte düşünelim. Kassas 88: Sen Allah ile beraber başka bir ilâha ibadet etme. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O’NUN ZATINDAN BAŞKA HER ŞEY YOK OLACAKTIR. Hüküm yalnızca O’nundur ve kesinlikle O’na döndürüleceksiniz. (Diyanet meali) Rahman 26- 27–28: YER ÜZERİNDE BULUNAN HER CANLI YOK OLACAKTIR. ANCAK AZAMET VE İKRAM SAHİBİ RABBİNİN ZÂTI BÂKİ KALACAKTIR. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? (Diyanet meali) Nebe 21–22–23: Şüphesiz cehennem, bir gözetleme yeridir; azgınlar için, İÇİNDE ÇAĞLAR BOYU KALACAKLARI BİR DÖNÜŞ YERİDİR. (Diyanet meali) İlk iki ayete dikkat ettiyseniz, Allah dan başka ilah yoktur diye bizleri bu dünyada uyarıyor ve bu dünyada, Allah dan başka her şey bir gün kıyametle yok olacaktır diyor. Bu yok oluş, mahşer günü diriliş ile tamamlanacak, bu konu anlatılıyor. Yoksa tüm insanlar, cennet ve cehennemde belirli bir zaman geçirip, daha sonra Allah ın dışında tüm yaratılan insanlar yok olacaktır demiyor. En son ayette ise cehennemlik olanların ise cehennemde çağlar boyu yani uzun süre kalacakları konusunda dikkatimizi çekiyor. Buradan da şunu çok daha net anlıyoruz. Suçlu suçunu çektikten sonra, cehennemden Allah ın izniyle çıkar. Elbette ebedi kalanlarda olacaktır. Tüm gerçekleri Allah bilir. Bizlere düşen açıklanan, izah edilenler üzerinde fikir yürütmek, konuşmak olmalıdır. Bizler Kur’an da geçen EBEDİ kelimesine, ne yazık ki kendi nefislerimizde anlamlar veriyoruz. Bizlere düşen ayetleri verilen örnekler ışığında anlamaya çalışmak olmalıdır. Ebedi kelimesi kullanıldığı cümlenin anlamıyla bazen geçici anlamda da kullanılabilir. Bu bizim dilimizde de böyledir. Örneğin Kerem sizin arkadaşınız olduğu sürece, sizinle EBEDİ konuşmam dediğimizde, arkadaşlarınız Kerem ile konuşmayı kestiğinde, diğer arkadaşlarınızla ebedi konuşmam sözünüz geçersiz olur. Ama EBEDİ sözü, kelime anlamı olarak sonsuz anlamındadır. Kur’an da bu kelimeyi bu şekliyle anlamalıyız. Kur’an da Allah, biz yarattığı kullarını cennet ve cehennem ile cezalandırıp ya da mükâfatlandırdıktan sonra, belirli bir sürenin sonunda bizlerin yok olup, yalnız Allah ın kalacağına dair hiçbir bilgi, hüküm, ayet Kur’an da yoktur. Buda zaten mümkün değildir. Allah yarattığı, imtihan edip birçok safhalardan geçirdiği, kendi ruhundan üfleyerek üstün kılarak yarattığı bizleri, tamamen yok etmesi aklın mantığın ve Kur’an ın onay vermeyeceği bir durumdur. Bu düşünce Allah ın adaletine de ters düşer. Allah onca özenerek yarattığı bizleri yargıladıktan ve hesabımızı gördükten sonra, koyacak yer mi bulamadı da tamamen yok etsin. Bu ve benzeri düşünceler, biz insanların Kur’an açıklamadığı, izah etmediği halde nefislerinin ortaya attığı adaletsiz düşüncelerdir. Allah Kur’an da bu konularda bakın bizleri nasıl uyarıyor. Açıklamadığım izah etmediğim, katımda olacak konular hakkında nasıl davranmamızı istiyor bakın Allah. Araf 33: De ki: Rabbim ancak açık ve gizli kötülükleri, günahı ve haksız yere sınırı aşmayı, HAKKINDA HİÇBİR DELİL İNDİRMEDİĞİ BİR ŞEYİ, Allah'a ortak koşmanızı ve ALLAH HAKKINDA BİLMEDİĞİNİZ ŞEYLERİ SÖYLEMENİZİ HARAM KILMIŞTIR. (Diyanet vakfı meali) Allah ın açık, muhkem bir şekilde açıklamadığı konuları, sanki Allah ın açıklanmış emri gibi söylememizi Allah bizlere yasaklıyor ve bunu yapmayın HARAMDIR diyor. Bizlere düşen açıklanmış nice örneklerle izah edilmiş konular üzerinde konuşmak ve birbirimize anlatmak olmalıdır. Bunun dışında yapacaklarımız ve söyleyeceklerimiz, ancak şeytanı memnun edecektir. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  6. Değerli dostlarım, bu makalemde sizlere, güney doğu Anadolu gezimde karşılaştığım çok önemsediğim ve bir o kadar da düşündürücü, hatta üzücü bir konuyu nakletmek istiyorum. Önce şunu söylemek isterim. Ülkemizin Güney doğu Anadolu bölgesini, mutlaka gezip yerinde görmeliyiz ve o tarihi bizzat yerinde yaşamalıyız. Bu gezimde beni ziyadesi ile üzen olaylar, Mardin Süryani kilisesinde ve manastırında geçti. İki görevlinin kiliseye ve manastıra gelen ziyaretçilerle konuşmaları esnasında, birkaç olayın nasıl geliştiğini nakletmek istiyorum ve sizlerin dikkatinize sunuyorum. O güzel tarihi şehrimiz Mardin de ilk ziyaret ettiğimiz kilise, Kırklar kilisesiydi. Ben yurt dışında da gezdiğim her ülkede hangi inançtan olursa olsun, ibadet yerlerini gezerim, kültürlerini, inançlarını öğrenmeye çalışırım. Mardin de de çok eski bir kilise olan, Kırklar kilisesini merak ettiğimiz için gurup olarak hep birlikte ziyaret ettik. Toplandıktan sonra, kilisenin papazı bizlere bir konuşma yaptı. Çok doğaldır ki kilise hakkında bilgiler verdi. Bakın daha sonra kendilerinden nasıl bahsetti. Kendilerinin yani, Süryanilerin Hıristiyanlığa gerçekten hizmet edenler olduğunu ve ilk Hıristiyanlardan olduklarından bahsetti. Biraz daha konuşmasına devam ettikten sonra, Vatikan a mı bağlısınız sorum üzerine, hayır bizlerde Vatikan, Rusya ve İstanbul da ki Ortodoks patrikhanesi gibi Ekümeniğiz dedi. Çok ilginçtir, bunu söyledikten sonra ise, BUNLARIN HEPSİ AYNI GÜÇTE VE AYNI YETKİLERE SAHİPTİR demeyi de unutmadı. Ne yazık ki tüm dinler, buna İslamiyet de dâhil, birilerinin menfaat ve çıkarları adına, bir güç savaşı içine sokulmuş ve TOPLUMU BU GÜÇLER İSTEDİKLERİ GİBİ YÖNETİYOR, bunu da Allah adına yaptıklarını söyleyebiliyorlar. Bu nasıl bir güçtür, bu gücü kimden alıyorlar, nasıl bir yetkileri vardır? İşin ilginci her bölünmüş güç, kendilerinin en doğru yolda olduğunu, dine en çok kendilerinin hizmet ettiklerini söylüyorlar. Çok daha ileri giderek papaz efendi, Süryanilerin ilk Hıristiyanlar olduğunu ve Hıristiyanlığa gerçek hizmet eden kendileri olduğunu da üstüne basa basa söyledi. Araştırdığınızda Süryanîler, Pavlus’un şekillendirdiği itikadî çizgide olduklarından, diğer Hıristiyanların inandıkları yol ve yöntemi kabul etmiyorlar ve kendileri gerçek ilk Hıristiyan olduklarına inanıyorlar. Tıpkı İslam toplumundaki mezheplere bölünüp, birisinin diğerini adeta İslam ın dışında gördükleri gibi. Sözlerine kısa itirazlarımdan sonra, bana verdiği cevap, aslında çok ilginç ve saygısızlık örneğiydi. “SİZ TÜRKLER YAKLAŞIK 900 YILDIR MÜSLÜMANSINIZ, İSLAMİYET E HİÇBİR KATKINIZ OLMADI” Papaz efendinin, bu saygısız ve düşüncesiz sözlerine elbette cevap verdim. Allah ın dinine hizmet etmeyi, toplumu bölerek bir birilerine güç gösterisiyle yapılacağını zanneden bir kişiye, elbette ona ibadet mekânında ileri gitmeden kısa ve öz cevaplar verdim. Hatta birkaç cümleyle belki de gayri ihtiyari, diğer Hıristiyan vatandaşları küçümser tavrından rahatsız olmalıyım ki, kimin Allah ın doğru yoluna davet adına, çok daha fazla hizmet ettiğini bizler bilemeyiz. Her inanan ve Allah ın doğru yolunda olan insan, bu yolda hizmet etmiştir, bu ister Hıristiyan olsun İster Müslüman olsun şeklindeki söylemlerime verdiği cevap, asla bir din adamına yakışmayacak bir cevaptı. Bana verdiği cevabı aynen yazıyorum. “NE OLDU ZORUNUZA MI GİTTİ?” Bakar mısınız lütfen verdiği cevaba. Bu cevaba inanın çok şaşırdım, çünkü bir papazdan beklenmeyecek bir cevaptı. Bu tavrın, verdiğim cevapların etkisiyle, sinirlerine hâkim olamadığından kaynaklandığını düşünüyorum. Yoksa hiçbir papaz ya da din adamı, böyle bir üslup kullanmaz. Benim aldığım terbiye tabi konuyu uzatmamı engelledi. Kendisi hükümler, kararlar verdi, kendi toplumunu en dindar, Allah ın en doğru yolunda olanlar ilan etti, ben buna itiraz edince, saygısız bir üslupta bana, ne oldu zorunuza mı gitti diyebildi. Hepimiz Allah a inanıyoruz, hatta onun doğru yolundan gitme çabası içindeyiz. Hesabın görüleceği o çetin gün, bakalım kimler Allah ın en doğru yolunda gitmiş, birlikte göreceğiz. Kendimizi temize çıkartıp, karşımızda ki insanları küçümseyerek, Allah ın doğru yolunda olamayız. Yine Mardin de Süryanilere ait, Deyrul Zafaran manastırını gezmeye gittik. Burası da eski tarihi güzel bir manastır, görmenizi tavsiye ederim. Hatta ücretli geziliyor. Bura da genç bir arkadaşı görevlendirmişler, gelenleri bilgilendirmek için. Gayet güzel bilgiler verirken, birden manastırın yıkılmış bazı bölümlerini gösterip, yine saygısız bir üslupta, bu yıkıntılar TİMUR un eseridir şeklindeki sözlerini birkaç kez, bizlerin gözlerinin içine bakarak tekrar etmesi, beni ve diğer arkadaşları sinirlendirdi ve kendisini ikaz ederek saygılı olması için uyardım. Böyle bir yerde konuşma üslubu olarak, daha tecrübeli bir görevlinin olması gerektiğini düşünüyorum. Konuşmacının söylediği elbette yalan değildi. Timurlenk yalnız Manastırı değil, Mardin i aldığında şehrin birçok yerine zarar vermiş yıkmış. Tarih bunu yazar. Timur dan sonra Karakoyunlu devletinin hükümdarı, Kara Yusuf, 1406 da Mardin ve aldığı diğer şehirleri imar etmiştir. Tarihi gerçekleri anlatırken, o soy ile bağlantılı olan insanları, adeta sorumlu tutarcasına saygısız üslup kullanamaz hiç kimse. Bu toplum ister Türk olsun, ister Kürt olsun, isterse başka bir toplumdan olsun. Türklerin tarihinde azda olsa böyle yanlışlar vardır. Her ülke, her inanç, kendi tarihlerini gözden geçirip, karşısındaki insanları öyle yargılamalıdır. Ama Türkler ve özellikle Osmanlılar, her inanca saygılı olmuş ve ibadethanelerine dokunmamışlardır. Yahudileri unutmayınız, Avrupa dan Hıristiyanlardan Türk toplumuna sığınmışlardır. Yüzlerce yıldır Süryani kardeşlerimiz eğer, Mardin de ülkemizde yaşamaya devam ediyorlarsa, bu Türklerin her inanca nasıl saygılı olduğunu gösterir. Bugün ülkemizde azınlık diye isimlendirilen ama hiçbir Türk vatandaşının, bu ismi onlara layık görmediği bu vatandaşlarımızın, ibadet hanelerinde görevli yetkililer, gereken saygıyı bizlere göstermediklerine, üzülerek şahit oldum. Bunun için üzgünüm. Bizler tarihte, Müslümanlara karşı yapılan, Hıristiyan Haçlı seferlerini unutmadık. Bunlar kadın, çoluk çocuk demeden Müslümanlar ı katlettiler, hatta yakıp yıktılar. Çok daha yakında balkanlarda ki, Bosna da Müslüman katliamını hatırlayınız. Ama bizler bugün senin soyun, senin atan, senin inancının takipçileri Müslümanları katletti demiyoruz. O ZULÜMLER TARİH SAYFALARINDA KALDI. O acı katliamlardan insanlık, ders almalıdır tekrar yaranın deşilmesinin, birbirimizi suçlamamızın hiç kimseye faydası yoktur. Binalar yeniden yapılır ama can, insan geri gelmez. Önemli olan dostluktur, kardeşliktir. Dostluk ve kardeşlik bozulursa, bundan ancak düşmanlarımız yarar sağlar. Yunanlılar Türk topraklarını işkâl ettikten sonra, kurtuluş savaşımızda geri çekilirken, terk ettikleri her şehrimizi yakmış, yıkmış öyle terk etmiştir. Ama bizler bugün bunu konuşmuyoruz bile. Bu makalemi, kaleme almamdaki amacım. Süryani kilise ve manastırında yapılan bu yanlış davranışlardan vazgeçilmesi adınadır. Belki sağduyulu Süryani vatandaşlarımız, bu yanlışların tekrarlanmaması için, önlemler alır. Süryani vatandaşlarımızın, böyle bir olayın vuku bulmasından üzüntü duyacağına gönülden inanıyorum. Çünkü tanıdığım Süryani dostlarımız var. TEMENNİ EDİYORUM Kİ, BU İKAZ YAPILIR VE ORAYA GEZMEYE GİDECEK VATANDAŞLARIMIZDA, BUNUN TAKİPÇİSİ OLURLAR. Çünkü saygısızlık, hakaret düşünmeden söylenen sözler, toplumlarda mutlaka karşılık bulur, geri teper buda toplumların asla arzu etmediği bir durumdur. Bu yazımı Facebook ta birçok sitede yayımladığımda, Süryani olabileceğini isminden tahmin ettiğim bir kişi, bakın yazıma nasıl bir cevap vermiş ve benim bu yazımı yazmamda ne kadar haklı olduğumu göstermiş. “Sizin yaptınız ırkçılık ve de insanları ötekileştirmedir... Ve bunu unutmayın ki BU ÜLKEDE TEK KAVİM OLAN İNSANLAR SADECE SÜRYANİLERDİR... Ve siz sanırım camide çıkarken kilisenin temizliğin fark ettiginiz ve kendinizi de öz eleştire maruz bırakıldınız... Ve bunu hatırlatmakta fayda var... İlk önce kendi tarihinizi okuyun ondan sonra yorum yapın bu ülkeyi tanımak istiyorsanız ilk önce kendi tarihinizi okuyun ve de araştırın...” Bu cevabı veren kişi, yazımdan o kadar etkilenmiş ve sinirlenmiş ki, beni ırkçılıkla suçladığı halde, kendisi gerçek bir ırkçı olduğunu haykırıyor adeta. Düşünebiliyor musunuz, kilisedeki papaz efendinin kendilerini gerçek dine hizmet eden, ilk Hıristiyanlardan sayarak, bir ırkçılık yapması ve karşısındaki diğer inananları ötekileştirmesine, yine güzel bir örnek veren bu arkadaşımız, ne diyordu hatırlayalım. BU ÜLKEDE YANİ TÜRKİYEDE, TEK KAVİM OLAN İNSANLARIN, SADECE SÜRYANİLER OLDUĞUNU SÖYLEYECEK KADAR, IRKÇI KENDİLERİNİ ÜSTÜN GÖREN BİR DÜŞÜNCEYE SAHİP OLDUKLARINI SÖYLEYEBİLİYORLAR. Türkleri kavim olarak bile görmüyor. Daha da ilginci, kendi kiliselerinin temizliğini örnek verip, bizim camilerimize laf atması, saygısızlığın sınırlarını zorlayacak nitelikte. Aslında yazıma cevap veren bu şahsa, söyleyecek çok sözüm var ama değmez. Lütfen şunu unutmasınlar, bu ülkede özgürce inançlarını yaşıyor ve bu ülkenin toplumuna, gözlerinin içine baka baka, bu sözleri saygısızca söyleyebiliyorlarsa, bu ülkenin dünya üzerinde en sabırlı, en adil, en şefkatli bir KAVİM, toplum olduğunu gösteriyor demektir. Sabrında bir ölçüsünün olduğunu, hatırlatmak isterim. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  7. Değerli din kardeşlerim. Bu makalemde sizlere hatırlatmak ve üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim ayet, Hucurat suresi 1. ve 2. ayetler olacaktır. Allah bu ayette biz kullarına çok önemli ve dikkat çekici bir uyarıda bulunuyor ve bakın birinci ayette ne diyor. Hucurat 1: Ey iman edenler! ALLAH'IN VE RESULÜNÜN ÖNÜNE GEÇMEYİN. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir. (Diyanet vakfı meali) Ayette dikkat ederseniz, Allah ın ve Resulünün önüne geçmeyin diyor. Siz bu uyarıdan ne anladınız? Allah ın emrettiği Kur’an ın yanında, Resulünün günümüze rivayet yollarla gelen hadislerin de önüne geçmeyin, onları sakın inkâr etmeyin kabul edin diye anlamak, sizce mümkün mü Kur’an a göre. Elbette mümkün değil. Çünkü bunu iddia edenler var. Ayette özellikle Allah ın ve Resulünün diye belirtiyor, sizce neden? Resulün görevi neydi? Hatta birçok ayette Allah a ve Resulüne uyun uyarıları vardır. Sizce Allah, Resulü ile birlikte neden anılıyor ve uyulması neden isteniyor? Allah elçisine bu konuda neler diyordu Kur’an da hatırlayalım ki, ayeti daha doğru anlayabilelim. RESULE DÜŞEN, SADECE AÇIK-SEÇİK DUYURMAKTIR. (Nur 54) BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ. (Kehf 56) EY İNSANLAR! RESUL SİZE RABBİNİZDEN GERÇEĞİ GETİRDİ, ŞU HALDE KENDİ İYİLİĞİNİZE OLARAK ONA İMAN EDİN. (Nisa 170) BEN, YALNIZCA BANA VAH YEDİLMEKTE OLANA UYUYORUM VE BEN, APAÇIK BİR UYARICIDAN BAŞKASI DEĞİLİM. (Ahkaf 9) BEN SADECE, BANA GÖNDERİLEN VAHYE UYUYORUM.” (Enam 50) RESULÜN GÖREVİ İSE AÇIK BİR TEBLİĞDEN İBARETTİR. (Ankebut 18) SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR. HESAP GÖRMEK İSE BİZE AİTTİR. (Rad 40) Sanırım konu şimdi, çok daha açık bir şekilde anlaşılmıştır. Allah şunu söylüyor Hucurat 1. ayetinde. Siz kullarıma, Resulüm aracılığıyla benim ayetlerimi gönderdim. Ben hükmüme hiç kimseyi ortak etmem, hükmü yalnız ben veririm. Onun içindir ki, Resulüm sizlere benim ayetlerimi tebliğ edecektir, onun için sakın onun söylediklerinin önüne geçip, yalnız bunlarla iman olmaz, bizim de atalarımızdan gelen inançlarımız vardır diyerek, Resulümün sözlerinin önüne sözler koymayın, onun önüne geçmeyin. Bunu yaparsanız sizlerin yaratıcısı olan benimde önüme geçmiş olursunuz diye bizleri uyarıyor. Bir başka deyişle, RESULÜME UYAN BANA UYMUŞ DEMEKTİR DİYOR ALLAH. Kitap ehli bu uyarıları ne yazık ki dinlemediler. Ya bizler dinledik mi? Allah ın Resulünün tebliğ ettiği, Allah ın ayetlerinin önüne geçmedik mi? Ne yazık ki geçtik, hem de ne geçiş. Utanmadan neler dedik hatırlayalım. “YALNIZ KUR’AN İLE İSLAM YAŞANMAZ. ZATEN KUR’AN DA HER BİLGİ YOKTUR, ÖZET BİLGİLER VARDIR. ALLAH IN RESULÜNÜN RİVAYET HADİSLERİ VE FIKIH OLMASAYDI, KUR’AN KAPALI KALIR ANLAŞILAMAZDI” NE YAZIK Kİ BİZLER, KUR’AN IN HİÇ BAHSETMEDİĞİ SÖZLERİ, HÜKÜMLERİ ALLAH IN ÖNÜNE RESULÜNÜN ADINI KULLANARAK KOYDUK, ENGEL YAPTIK VE SANKİ ALLAH IN RESULÜ DE DİNDE HÜKÜMLER KOYMUŞ GİBİ DAVRANARAK, ALLAH IN RESULÜNE İFTİRALAR ATMAKTAN KORKMADIK. Böylece Allah ın ve Resulünün önüne geçtik, toplum ile arasına duvarlar ördük. Bırakın Allah ve Resulünün önüne geçmeyi, Allah ve Resulünün arasını açtık, Kur’an a uymayan, doğru olması mümkün olmayan rivayetleri, sanı sözleri, Allah ın Resulünün söylediğine inandık. Mahşer günü Kur’an ın bahsetmediği, Resulünün de söylemesi mümkün olmayan sözlere inananlar, Resulün ve meleklerin şahitliğinde, yüzleri simsiyah, kaybedenlerin safında olacaklarını unutmamalıdırlar. Hucurat suresinin devamındaki 2. ayete bakalım şimdide. Hucurat 2: Ey inanıp güvenenler! SÖZLERİNİZLE NEBİ’NİN SÖZÜNÜ BASTIRMAYIN. Onunla konuşurken de birbirinizin diğerine yaptığı gibi sesiniz yükseltmeyin. Yoksa işleriniz boşa çıkar da farkına bile varamazsınız. (Süleymaniye vakfı meali) Ayete dikkat ederseniz, bu ayette NEBİ nin sözünü bastırmayın diyor. Bir önceki ayette ise RESULÜN önüne geçmeyin diyordu. Neden iki ayette, farklı isimler kullanılmış olabilir sizce? Bizler Resul ve Nebi kelimelerinin anlamını doğru anlarsak, ayetlerde bahsedilenleri de doğru anlarız. Eğer ayetlerde Nebi Resul kelimelerinin yerine her ayette Peygamber diye yazar geçersek, ayetin anlatmak istediği gerçeğini de fark edemeyiz. Hatırlatmak isterim, Allah Kur’an da birçok ayette RESULÜME UYUN emrini vermiştir ama hiçbir ayetinde NEBİYE UYUN DEMEMİŞTİR, peki neden? Resul yani elçilik görevdir. Yani Allah ın vahyini tebliğ ederken, Resulüme uyun çünkü Resulüm benim vahyimi sizlere iletiyor, O kendi hevasından konuşmaz diyerek, Resulünün vahiyden Kur’an dan başka söz söylemeyeceği bilgisini veriyor ve bu konuda birçok ayetinde açıklamada yapıyor. Nebi ise Resule verilen makamın adıdır, yani Nebilik Allah tarafından, yüksek makama getirilmiş kişi anlamına geliyor. Bazı kişiler nebi ve Resul kavramını şöyle tarif ederler. “Kendisine müstakil bir din ve kitap verilen peygamberlere Resul, müstakil bir din ve kitap sahibi olmayıp, kendinden önceki bir peygamberin kitabına uygun hareket etmekle vazifeli peygamberlere de, Nebi adı verilir.” Bu düşüncenin ve inancın yanlış olduğunu, bu iki ayete bile bakarak anlayabiliyoruz. Her Nebi Resuldür. Hucurat suresi 2. ayetinde de Allah, görev verdiği NEBİMİN SÖZLERİNİ BASTIRMAYIN, ONA YAŞANTINIZDA GEREKEN SAYGINIZI GÖSTERİN DİYE UYARIYOR. LÜTFEN DİKKAT, BURADA ANLATILMAK İSTENEN, NEBİNİN ÖZEL HAYATINDA SAYGI VE HÜRMET GÖRMESİ ADINADIR, YAPILAN UYARIDA, ONUN İÇİN RESUL DİYE BAHSETMİYOR, ÖZELLİKLE NEBİ DİYOR. Hucurat 3. ayette aslında 2. ayeti açıklıyor ve diyor ki, “ALLAH RESULÜNÜN HUZURUNDA SESLERİNİ ALÇALTANLAR VAR YA, ONLAR ALLAH'IN, GÖNÜLLERİNİ TAKVA İÇİN İMTİHAN ETTİĞİ KİŞİLERDİR. BİR BAĞIŞLANMA VARDIR ONLAR İÇİN, BİR BÜYÜK ÖDÜL VARDIR.” Sanırım bahse konu ayetler ve özellikle Nebi ve Resul kelimeleriyle neler anlatılıyor, sanırım çok daha iyi anlaşılmıştır. Kur’an da Allah, Ahzab 21. ayetinde, ALLAH IN RESULÜNDE SİZLER İÇİN GÜZEL BİR ÖRNEK VARDIR DER ve örnek gösterir. Bu ayette özellikle dikkatimizi çeken konu, Allah Resulünün Kur’an ı hayatına geçirdiğini ve yalnız Allah ın vahyi ile yaşadığını bizlere bildiriyor ve bizlerin de Resulünün yaptığı gibi yaşamamızı istiyor. Aslında Allah Resulünü örnek gösterip, sizlerde onun gibi yapın, sakın emin olamayacağınız rivayet ve sanı inançların peşine düşmeyin ve yalnız Kur’an ın ipine sarılın diyor. Bu durumda, yalnız Kur’an ın ipine sarılıp, rivayet ve sanı bilgileri din edinmeden İslam ı yaşayanlar mı Resulünü örnek alıp, onun yolundan gidiyor demektir, yoksa yalnız Kur’an İslam ı yaşamak için yeterli değildir diyerek, hayatına emin olamayacağı rivayetleri de geçirip, beşeri FIKIH inancının dayatmalarını din diye yaşayanlar mı, Resulünü örnek alıp, onun yolundan gidiyor demektir? Sizce hangisi doğru? Yorum sizlerin. Ne yazık ki bizler sakal bırakarak, peygamberimizin giydiği kıyafeti giyerek, Allah ın elçisini örnek aldığımızı sanıyoruz. Allah ın ayetlerinden o kadar uzak yaşıyoruz ki, Allah ın elçisini ne yazık ki tanımıyoruz. Çünkü Kur’an ile gerçek bir bağ kuramadık, Kur’an ı anlamadan okuyarak, batılın ve edindiğimiz Velilerin peşine düştük. Allah ın elçisini tanımak isteyen yalnız Kur’an ın ipine sarılır. “BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM. (Ahkaf 9 ) BEN SADECE, BANA GÖNDERİLEN VAHYE UYUYORUM. (Enam 50)” RASULE DÜŞEN, SADECE AÇIK-SEÇİK DUYURMAKTIR. ( Nur 54) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  8. Bu makalemde sizlerin, üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim konu, Kur’an da HINZIR diye geçen ve DOMUZ diye tercüme edilen kelimenin, bazı kişiler tarafından farklı anlamlar verilmesi konusu üzerine olacaktır. Bizler ne yazık ki bizlere öğretilenleri, kendi inançlarımıza uydurmak adına, ayette geçen kelimelerin anlamları ile oynayıp, toplum arasında tedirginlik yaratmaktan, yanlışa nefsimizin etkisiyle meyletmekten hiç çekinmiyoruz. Allah öyle bir yol gösterici rehber göndermiş ki, her kim bir ayette geçen kelimeye farklı bir anlam verse bile düşünen, aklını kullanan Kur’an ı rehber alan bir Müslüman, Kur’an ın diğer ayetlerinden gerçekleri hemen fark edebiliyor. Gelin bu konu da, iki farklı düşünce neler söylüyor ona bakalım, daha sonrada Kur’an dan doğrusunu bizler anlamaya çalışalım. Önce ayetlerde geçen, HINZIR kelimesinden kast edilen, DOMUZ anlamında olduğunu ve bu şekliyle tercümenin doğru olduğunu söyleyen düşüncenin söylemlerine bakalım. “Bugün Arap İslam âleminde, Arap denilen milyonlarca insan vardır. Bunlar “domuz”a ne diyorlar? Eğer “hınzır” BOZUK ET İSE, o zaman domuzun Arapça’da hiçbir karşılığı yok mu? Oysa bugünkü bütün Araplar “domuz”a “hinzir / hınzır” diyorlar. Bunu inkâr etmek, dünya-âleme maskara olmaktan zevk alma duygusuyla ancak izah edilebilir.” Şimdide bu düşüncenin doğru olmadığını savunan ve HINZIR kelimesinin ayetlerde, DOMUZ anlamında olmadığını iddia eden düşünce ve inancın söylemlerine bakalım. “Şimdi aklımızı kullanarak düşünelim. Yahudi lobisinin güdümündeki magazin gazeteciliğine kulaklarımızı tıkar ve ciddi sağlık araştırmalarına kulak verirsek uygar dünyanın araştırmalarında domuz etine dair diğer hayvanların etlerine kıyasla fazladan herhangi bir risk bulunmuyor. Ama ayet ne diyor? "hınzır eti yemeyin, o pis" Hınzır domuz ise "domuz eti yemeyin, o pis" diyen ayet ile bilimin verileri birbiri ile bir çelişki oluşturmuyor mu? Domuz eti "pis" olsaydı bilimde ileri ve her türlü teknolojiyi üreten toplumlar, kendi çocuklarına domuz eti yedirmez, yasaklamazlar mıydı? Eğer ki Arap dilinde hınzır konusunda tek seçenek olsaydı sıkıntı yaşardık. Ama bu sözcük iki anlamlı. Bir anlamı bilim ile çelişik bir noktada iken diğer anlamı bilimi doğruluyor ve bilim ile aynı şeyi emrediyor. Nedir bu emir? "AÇLIKTAN ÖLÜM DERECESİNE GELMEDİĞİN SÜRECE ASLA BOZUK VEYA ÇÜRÜMÜŞ BİR ET YEME." Şimdide bu düşüncelerin hangisinin, doğru olabileceğini anlamaya çalışalım. Hatırlatmak istediğim çok önemli bir gerçek var Kur’an dan. Birçok insanın ya da çoğunluğun, domuzu yediğini söylemek, onun yenmesinin doğru olduğuna kanıt gösterilemez. Çünkü Allah çoğunluğa uyarsan, seni yoldan saptırırlar uyarısını yapmıştır. Bilimde ileri olduğu toplumlara örnek verenler, içkinin sağlığa zararlı olduğunu bile bile, ailecek içki içmiyorlar mı? Önce domuz gerçekten söyledikleri gibi, diğer yediğimiz hayvanlar gibi temiz mi? Yani Kur’an da bu kelime domuz diye geçiyorsa, bilimle çatışıyor mu ona bakalım. Bilim bu konuda domuzu araştırdığında, bakın nasıl bir hayvan olduğunu tespit etmiş, diğer yediğimiz hayvanlardan farklı olarak. “Domuzlar en hızlı ve en zayıf sindirim sistemine sahiptir. Sindirimleri 4 saat sürüyor. Bu iyi ve sağlıklı bir süre değildir. SİNDİRİM SİSTEMİ ÇOK HIZLI VE ÇOK ZAYIF OLDUĞUNDAN, YEDİĞİ ŞEYLERDEKİ TOKSİNLERİ TAMAMEN TEMİZLEYEMEZLER VE DOMUZ KENDİ HÜCRELERİNDE DEPOLAR. Bu şu anlama geliyor, domuz pislikleri, çöpleri ve diğer hastalıklı canlıları yiyor ve etini yiyenler için, 4 saat sonra kasapta parçalara ayrılıyor ve yemeye hazır hale geliyor. NE KADAR BÜYÜK BİR TEHLİKE DEĞİL Mİ? BURADA Kİ SORUN, TOKSİNLERİN TAMAMEN TEMİZLENMEMİŞ OLMASIDIR. Diğer taraftan diğer hayvanlardan inek, koyun ve benzerleri, bu hayvanların hepsi TEMİZ BESLENEN VEJETARYENLERDİR. Onların sindirim sistemleri, domuza göre, çok daha ileri seviyededir. İneklerde 3 mide vardır ve taze temiz sebzeler SİNDİRİM SİSTEMİNDE İŞLENDİĞİNDE, 12 SAAT SÜRÜYOR. KIYASLADIĞIMIZDA BİR TARAFTA 4 SAAT, DİĞER TARAFTA 12 SAAT. Pislik çöp yiyen bir hayvanı mı tercih edersiniz, yoksa taze temiz beslenen hayvanımı tercih edersiniz? Zayıf sindirim sistemi olan, toksinleri depolayan mı? Yoksa toksinlerden tamamen temizlenmiş olanı mı?" Şöyle savunma yapabilirsiniz. Eti iyice pişirirseniz, toksinler, zararlı mikroplar ölür. Bu düşünce ancak, gerçeklerin üstünü örtmekten başka bir işe yaramaz. Allah yol gösterir, kulu Allah ın gösterdiği yolu ister izler, isterse kendi nefsinden bahaneler bulur. Allah Enam 145. ayette özellikle Hınzır yani domuz etinin pis olduğunu söylüyorsa, Allah ın önerisine uymak en doğru olandır. Çünkü Kur’an rehberdir, bu rehberin yolundan gitmekte bir seçimdir. Allah yarattığı bu hayvanın etini yemeyin diyorsa, elbette bu hayvanı yaratmasının da bir sebebi vardır. Yaradan hiçbir şeyi boşuna yaratmaz. Bizler bunun arayışı içinde olmalıyız. Şimdide HINZIR yani domuz diye çevrilen ayetlerden bir örnek verelim ve üzerinde birlikte düşünelim. BAKARA 173: Allah, size ancak LEŞ, KAN, DOMUZ ETİ VE ALLAH’TAN BAŞKASI ADINA KESİLENİ HARAM KILDI. Ama kim mecbur olur da, istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Şüphesiz, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. (Diyanet meali) Allah ayette haram kıldıklarını sayarken, dikkat ettiyseniz ilk saydıkları arasında LEŞ var. Leş bildiğiniz gibi, kendiliğinden ölmüş ve bir müddet zaman geçerek eti çürüdüğü için bozulmuş, kokmuş hayvana denir. Peki, HINZIR kelimesinin ayetlerde DOMUZ anlamına gelmediğini savunan arkadaşlar bu kelimeye ne anlam vermişti hatırlayalım. “BOZUK, ÇÜRÜMÜŞ ET.” Ama Allah zaten bu anlama gelen LEŞ kelimesini bozuk, çürümüş et anlamında kullanıyor. Bu durumda ayetin devamında geçen HINZIR kelimesinin de bozuk çürümüş hayvan ya da bozuk yiyecek anlamında olması mümkün görülmüyor. Çünkü Allah özellikle HINZIR yani domuz canlı olarak temiz göründüğü için, bu hayvan temiz değildir sizler için diyor. Nedeni çok açık, ayetin sonunda ne diyordu? “MECBUR KALIRSANIZ, SINIRI AŞMAMAK KOŞULU İLE YİYEBİLİRSİNİZ.” Bu ayette bu hüküm aslında, HINZIR kelimesinin bozuk çürümüş et, yiyecek olmadığının çok açık kanıtıdır. ÇÜNKÜ BOZUK ÇÜRÜMÜŞ ET YA DA YİYECEK ZORDA BİLE KALSANIZ YİYEMEZSİNİZ, ÇÜNKÜ SİZİ ZEHİRLER, ÖLÜRSÜNÜZ. Demek ki ayette geçen HINZIR, tercüme edildiği gibi bir hayvan yani DOMUZ, bozuk çürümüş et ya da yiyecek değil. Bu hayvanı, ya da diğer saydıklarını zorda kaldığınızda, Allah sınırı aşmamak şartıyla, yiyebilirsiniz diyor. Eğer bu tercümenin doğru olduğunu kabul edersek, Allah haram kıldıklarını sayarken, aynı anlamı hem LEŞ hem de HINZIR kelimesiyle vermiş oluyor ki, buda elbette mümkün değildir. Ayette bahsedilen LEŞ kelimesiyle Allah zaten, kendiliğinden ölmüş, kokmuş bozulmuş hayvandan bahsediyor. Benzeri anlamda bir kelimeyi, daha sonra sayması, tekrar etmesi de zaten mümkün değildir. Bu konuya açıklık getirecek bir başka örnek vermek istiyorum Kur’an dan. Bu ayette kullanılan kelime aynı kökten (hinzir/henazir) olarak kullanılıyor. Maide 60: De ki: Allah katında yeri bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? Allah'ın lanetlediği ve gazap ettiği, aralarından MAYMUNLAR, DOMUZLAR ve tâğûta tapanlar çıkardığı kimseler. İşte bunlar, daha kötü olan ve doğru yoldan daha ziyade sapmış bulunanlardır. (Bayraktar Bayraklı) Bakın Allah yoldan sapmış inkârcıları, kimlere benzetiyor. MAYMUNLAR VE DOMUZLAR. Allah böyle insanları, öyle hayvanlara benzetiyor ki onların davranışları, yaşadıkları ortam ile bir bağ kurduğunuzda ancak bu gerçek anlaşılıyor. Burada geçen kelime HENAZİR yani HİNZİR kelimesinden geliyor. Onun içinde bu ayette de domuz diye çevrilmiş. Eğer bu kelimeye söyledikleri anlamı verirsek, ayeti kendimizce şekillendirmiş oluruz ve ayette çelişki yaratırız. Onun içindir ki, HINZIR hayvan ismidir ve domuzdur. Hınzır kelimesinin bozuk et olduğunu söyleyen kardeşlerimiz, ayetin son bölümünü kendilerince tercüme ederek, şöyle bir cümle kurmuşlardı hatırlayalım. "AÇLIKTAN ÖLÜM DERECESİNE GELMEDİĞİN SÜRECE ASLA BOZUK VEYA ÇÜRÜMÜŞ BİR ET YEME." Bununda mümkün olamayacağını, çürümüş etin insanı zehirleyeceğini, zarar vereceğini zaten söylemiştim. Dilerim cümlemiz, Kur’an ile gönül gözleri açık, Allah ın Kur’an da önerdiği yolda yürüyen, Kur’an ı düşünerek anlayan, Allah ın azınlık halis kulları arasında oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  9. BU MAKALEME İLAVELER YAPARAK TEKRAR YAYINLADIM. Bizler Kur’an ı anlamaya çalışırken, eğer nefsimizin esiri olarak, beşeri batıl inançlarımıza delil aramak adına Kur’an a bakıyorsak, ondan doğru bilgiyi almamızda, asla mümkün olmayacaktır. Çünkü Allah bizlere, niyetlerimize göre cevap verecektir. Kur'an ı doğru anlamak istiyorsak, ayetleri rivayet ve batıl bilgiler ışığında değil, Allah ın ayetleri ışığında anlamaya çalışmalıyız. Kur’an da Nisa suresi 3. ayette geçen, bazı kelimeler öne sürülerek, Allah bir erkeğin dört eşe kadar evlenmesine izin veriyor denmektedir. Gerçekten Allah, birden fazla eşle evlenmemizi öneriyor mu, yoksa Allah indirdiği ayetleriyle, o günün çok özel bir durumuna işaret ederek, SORUNLARA ÇÖZÜM BULMAK ADINA DERMAN MI OLUYOR, gelin birlikte ayeti anlamaya çalışalım. Ama önce, Nisa suresi 3. ayeti daha iyi anlayabilmemiz için, bir önceki ayeti de yazalım ki, ayetlerin özellikle kimlerden ve ne maksatla bahsedildiği daha iyi anlaşılsın. Nisa 2: YETİMLERE MALLARINI VERİNİZ; temizi pis olanla değiştirmeyiniz, onların mallarını sizin mallarınıza katarak kendi helâl ve temiz malınızı kirletip yemeyiniz; çünkü bu, büyük bir günahtır. Nisa 3: ŞAYET YETİMLER HAKKINDA ADALETİ YERİNE GETİREMEYECEĞİNİZDEN KORKARSANIZ, size helâl olan başka kadınlardan İKİŞER, ÜÇER, DÖRDER ALINIZ. O kadınlar arasında da adaleti sağlayamayacağınızdan korkarsanız, BİR TANE ALINIZ; yahut ellerinizin altında bulunanlarla yetininiz. Zulüm ve haksızlık etmemeniz için en uygun olan budur. (Bayraktar Bayraklı meali) Nisa 2 ve 3. ayete baktığınızda, ilk önce bahsedilen konu yetimler ve bu yetimlerin ailelerinden kalan malları ile ilgili açıklamalar yapılıyor. Dikkat ederseniz, belki savaşlardan belki de başka nedenlerden dolayı, anne ve babalarını kaybetmiş, yada bakacak kimsesi olmayan kadınlar ve onları koruma altına alan kişilerin durumlarından bahsediliyor ve böyle bir ortamda nasıl davranılması gerektiği açıklaması yapılıyor ayetlerde. BU UYARIYI ALLAH, YETİMLERİ KORUMA ALTINA ALMIŞ, KİŞİLERE ÖZELLİKLE YAPTIĞI ANLAŞILIYOR. Sakın yetimlerin mallarını, kendi mallarınıza katmayın diyor. Onların malları için onlarla evlenmeye kalkarda, adaletsiz bir durum yaratırsanız, bu yanlış bir yol olur diyor bizlere. Adaleti koruyamama şüpheniz varsa eğer, sizin korumanız altındaki yetimlerle değil, size helâl olan (başka) yetim kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikâhlayın. Bu sözleri söyledikten sonrada bakın ne diyor ayette. "EĞER ADALETLİ DAVRANMAYACAĞINIZDAN KORKARSANIZ, O TAKDİRDE BİR TANE ALIN." Lütfen ayetin indirilme amacının dışına çıkartmadan, ayette bahsedilenleri anlamaya çalışalım. Allah size emanet edilen yetimler hakkında, adaletli olamayacaksanız dedikten sonra, tavsiye ettiği başka kadınlardan bahsederken, eğer yetimler için indirilen ayeti, normal kadınlardan alın diye anlarsak, ayetin özünden sapmış oluruz. Ayrıca ayetin sonunda Allah ın tavsiyesinede ters düşmüş oluruz. Allah ne diyordu, adaleti sağlayamayacağından korkarsanız bir tane alın. Ayette Allah, size helal başka kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın derken, yetim olupta malı ve mülkü için meyletmediğiniz, ancak beğendiğiniz, sevdiğiniz diğer yetimler ile evlenip, onları O zor durumlarından kurtarın diyor. Nisa suresi 19. ayette bu konuya açıklık getirmek adına Allah şu ikazı yapıyor. "EY İMAN EDENLER! KADINLARA ZORLA VÂRİS OLMANIZ, SİZE HELÂL DEĞİLDİR." Tekrar hatırlatmak isterim. Bu ayet ve ayette anlatılanlar, normal koşullarda geçerli olan hükümler değildir. Çünkü ayette yapılan uyarı ve ikazlar , sahipsiz kalmış yetimlerin mallarına göz dikmek adına onlarla evlenmeyi yasaklıyor. Bu durumda izlenmesi gereken yolu gösteriyor, tavsiyede bulunuyor. Allah birden fazla evliliği yasaklamıyor bu açık, ama tavsiyesi tek eşlilik. Eğer çok eşliliği birden bire yasaklamış olsa, toplumun neredeyse tamamının böyle bir evlilik yaptığı ortamda, sizce bu yasak nasıl karşılanırdı toplum tarafından? İşte Kur’an ın güzelliği ve toplumu ikna ile eğitim şekli. Şunu da belirtmeliyim ki, ayette 4 eşe kadar evlenin demiyor. İKİŞER, ÜÇER, DÖRDER TABİRİ, NET BİR SAYIYI BELİRTEN CÜMLE DEĞİLDİR. Daha açıkçası, belirli bir sınırlama yoktur. Söz gelimi şöyle denir, fazla yemeyin BİR KAÇ TANE ALIN. Bakın sayı belirtilmemiş ama çok fazla olmasın anlamındadır. Peki bu emri neden, hangi sebeple, hangi şartlarda veriyor Allah, burası önemli. Çünkü Allah bu ayetin dışında, birden fazla evlenebilirsiniz dediği hiç bir ayet yoktur. ALLAH BU AYETTE, İKİŞER ÜÇER DÖRDER EVLENİLECEK KİŞİLERİN, SAHİPSİZ KALMIŞ KİMSESİZ KADINLARDAN YAPILMASINI İSTİYOR. BAKIN TEKRAR HATIRLATMAK İSTİYORUM, BU ÖNERİ, SAVAŞLARDAN DOLAYI, ERKEK SAYISININ AZALDIĞI DURUMLA İLGİLİDİR. NORMAL ŞARTLARDA DEĞİL. Böyle bir şartta dahi, adaleti sağlayamazsanız aralarında, TEK EŞLE EVLENİN DİYOR. Kur'an bu ayetle, toplumların aynı zor şartlar oluştuğunda uygulanması gereken bir ruhsat, izin veriyor. Böyle bir açıklama olmasaydı Kur'an da, toplumların böyle zor durumlarında, kadınlar sahipsiz kalabilir, hatta fuhuş ve zina artardı. Çok eşlilik konusu, Arapların geleneklerinde çok önemli bir yeri tutmaktaydı. Tek eşli olan erkekler, toplumda saygın bir insan olamama ile neredeyse eş değerdeydi. Lütfen o dönemin gerçeğini hayal edelim. Çünkü Peygamberimizde çok eşliydi. Gerçi onun çok eşliliği, aldığı görevi yerine getirebilme adına yaptığı evliliklerdi bir çoğu. Oun için Allah çok eşlilik konusunda yasaklama getirmeyip, özel şartlar haricinde, uyarı ve önerilerle tek eşliliğe, özellikle bundan sonraki toplumları özendirmiştir. Allah Nisa suresi 129. ayetinde bizleri birden fazla evlilik için, bakın nasıl uyarıyordu ayeti hatırlayalım. "NE KADAR UĞRAŞIRSANIZ UĞRAŞIN, KADINLAR ARASINDA ADALETİ YERİNE GETİREMEZSİNİZ." Allah bunu söylerken, acaba bizlere ne anlatmak istiyor, işte burası önemli. Bizler eğer nefsimizin etkisiyle, Kur’an dan delil arıyorsak, buluruz ve deriz ki, bakın Allah çok eşliliği yasaklamamış. Doğrudur yasaklamamıştır, ama birden fazla eşle evlenme ruhsatını, hangi şartlarda vermiştir, onu nefsimizin etkisinde kalmadan, Kur'an dan doğru anlamalıyız. Allah ın önerisi, adaletin sağlanabildiği, tek eşliliktir. Sizce bizler adaletin asla sağlanamayacağı, bir evlilik yaparak mı mutluluğu, huzuru buluruz, yoksa adaletin sağlanabileceği tek eşliliği seçerek mi huzurlu ve mutlu bir yuva kurarız? Elbette Allah seçimi bizlere bırakmıştır, ama doğru yolu göstererek. Örneğin nisa suresi 3. ayetin sonunda, tek eşle evlenin dedikten sonra, o devrin bir gerçeği olan, bir öneride daha bulunuyor Allah, şimdide ona bakalım. "YAHUT ELLERİNİZİN ALTINDA BULUNANLARLA YETİNİNİZ. HAKSIZLIK ETMEMENİZ İÇİN EN UYGUN OLAN BUDUR." Dikkat ederseniz Allah ayette, adaletin sağlanması için tek eşliliği önerdikten sonra, sahip olduğunuz, ellerimizin altında bulunan daha önce evli olduklarınız ile yetinin diyor. Aslında bu uyarı ile Allah, artık evlilik sınırının olduğunu, birden fazla evliliğin adaletli olmadığı uyarısını sürekli yapıyor ama Allah ın tavsiyesi tek eşlilik olduğunu da açıkça bildiriyor. Daha da dikkat çekici olanı, ayetin sonunda Allah ın önerdiği güzelliğe bakar mısınız ne diyor Rabbimiz bizlere. Tabi gören gözler, duyan kulaklar için. "HAKSIZLIK ETMEMENİZ İÇİN EN UYGUN OLAN BUDUR." Bakar mısınız lütfen, Allah ın önerisine. Neymiş daha uygun olanı? Tek eşle evlenmek, sizler için daha uygundur dediği halde bizler, hala nefsimizin etkisiyle nelerin peşinde gidiyoruz ve neler söylüyoruz. Karar sizlerin. Tekrar etmek gerekirse, Allah çok eşliliği yasaklamamıştır, çünkü ÇOK EŞLİLİK GEREKTİĞİNDE LÜZUMU OLDUĞUNDA, KULLANILMASI GEREKEN BİR RUHSATTIR, İZİNDİR. Dünya ülkelerinde savaşlar ve hastalıklar sonucunda, kadın erkek dengesinin bozulması durumlarında, KADININ KORUNMASI, KOLLANMASI ADINA, zaten ülkeleri yönetenler tarafından, birden fazla evlilik bazen özendirilmiş ve uygulanmıştır. Bu konuda dünya tarihinde örnekleri vardır. Allah Kur’an ın indirildiği devirde yanlış olan, toplumun alışık olduğu birçok konuya, indirdiği ayetlerle düzenleme getirmiştir, tavsiyelerle vazgeçmelerini sağlamıştır, adeta eğiterek. ÖRNEĞİN KÖLELİK, CARİYELİK GİBİ. Köle azat etmeyi özendirmiş, hatta köle azad etmeyle, yapılan bir yanlışın, günahın affını sağlayarak, kölelik ile İslam ın yanyana olamayacağını anlatmıştır. Cariyelik konusununda kapısını kapatarak, savaşlarda esir almayıp, ya bedeli karşılığı yada bedelsiz salıverilme koşulu getirilmiştir. Kur’an bizlere en güzel yol ve yöntemleri, önümüze sunmuştur ve imtihanda olduğumuzu hatırlatarak, seçimi bizlere bırakmıştır. NEFSİMİZİN ARZULARINI MI, YOKSA ALLAH IN TAVSİYELERİNİ Mİ SEÇTİĞİMİZ, ÇOK ÖNEMLİDİR. Allah tek eşlilik konusunda, aşağıdaki tavsiyede bulunduysa, sizce bu konuda ki son nokta ne olmalıdır? Karar ve seçim sizlerin. "BU, ADALETTEN AYRILMAMANIZ İÇİN DAHA UYGUNDUR." Ülkemiz kanunlarında da evlilik, tek eşlilik üzerinedir. Evli kadının tüm hakları kanunlarla korunmaktadır. Eğer ülkemiz kanunlarının dışına çıkarak, birden fazla evlilik yaparsanız, Allah ın Kur’an da ikaz ettiği, uyardığı adaletsizliğin en büyüğünü kadına yapmış olursunuz. Koca vefat ettiğinde, geride bıraktığı mal ve mirastan, diğer eşler yararlanamaz. Böylece diğer eşler, çok zor durumda kalırlar. Buda eşler arasında çok büyük adaletsizlikler yaratır. Bunun mahşerde bir hesabının olacağını da bilmeliyiz. HİÇBİR KADIN, EŞİNİ BİR BAŞKA KADINLA PAYLAŞMAK İSTEMEZ. NASIL BİR ERKEK EŞİNİ, BAŞKA BİR ERKEKLE PAYLAŞMAK İSTEMİYORSA, BU DUYGULAR KARŞILIKLIDIR. Lütfen yaradılışın gerçeklerine ters düşen bir yaşamı seçmeyelim, ne huzur nede mutluluk bulamayız. Hayvanların bile bir kısmında, tek eşlilik vardır. Bu örnek bizlere ders olmalıdır. Bir erkek candan, gönülden sevdiği eşini, kimseyle paylaşmak istemiyorsa, aynı duyguları kadınlarında paylaştığını VE EŞİNİ HİÇBİR KADINLA PAYLAŞMAK İSTEMEYECEĞİNİ UNUTMAMALIYIZ. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  10. Bu makalemin konusu, Ahzab suresi 50. ayet olacaktır. Bu ayete birçok yanlış anlamlar verilmekte, hatta bu ayet örnek gösterilerek, bu ayet delildir ki, Kur’an ı Muhammed in kedisi yazmış, kendi çıkarlarına uydurmuştur iftirasını bile atmaktadırlar. Ayeti tercüme edenlerinde bir kısmı, bu ayeti kendi batıl inançları doğrultusunda tercüme etmesi, ne yazık ki Kur’an ve İslam düşmanlarının ekmeğine yağ sürmüştür. Önce ayeti yazalım, daha sonra birlikte Kur’an merkezli ayet üzerinde ayrı ayrı düşünelim. Ahzab 50: EY NEBİ! (ŞU SAYILANLARI) ÖZEL OLARAK SANA HELAL KILDIK: Mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah'ın sana FEY olarak verdiğinden hâkimiyetin altında olanı, SENİNLE BERABER HİCRET EDEN amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını, teyzelerinin kızlarını ve eğer nikâhlamak istersen kendini sana hibe eden kadını, DİĞER MÜMİNLERE DEĞİL, SADECE SANA HELAL KILDIK. Müminlerin eşleri ve yönetimleri altındaki esirlerle ilgili hangi hükümleri koyduğumuzu elbette biliyoruz. BÜTÜN BUNLAR SANA BİR SIKINTI OLMASIN DİYEDİR. Çünkü Allah bağışlar, ikramı boldur. ( Süleymaniye vakfı meali) Bu ayeti dikkatle okuduğunuzda, ayetin özellikle Allah ın elçisine has bir ayet olduğunu anlıyoruz. Bu ayeti farklı tercümelerden lütfen okuyun, ne demek istediğimi anlayacaksınız. Ayete dikkat ederseniz, özellikle EY NEBİ diye başlıyor. Hâlbuki bizlere bir ayet tebliğ edeceği zaman Allah, RESUL ismini kullanarak ayeti indiriyordu. Demek ki bu ayetin daha başında, bizleri değil özellikle görev verdiği NEBİ yi ilgilendiren konular olduğu anlaşılıyor. Ayetin daha iyi anlaşılması için, bahsedilen konuları tek tek sıralayalım. —Mehirlerini verdiğin eşlerin. —Allah ın sana FEY olarak verdiğinden, hâkimiyet altında olanlar. —Seninle beraber hicret eden, amcanın kızları, halaların kızları, dayının ve teyzenin kızları… —Eğer nikâhlanmak istersen, kendini sana hibe eden yani mehir istemeyen kadınları. DİĞER MÜMİNLERE DEĞİL, YALNIZ SANA HELAL KILDIK. Ayetin en son bölümünde, bu ayette sayacaklarımız sana kolaylık olsun, yardımcı olsun diye özellikle diğer müminlere değil, SADECE SANA, SENİN BULUNDUĞUN ÖZEL ŞARTLARA UYGUN HALE GETİRDİK DİYOR. Demek ki bu ayette saydıkları konular, diğer müminler için, Kur’an ın diğer ayetlerinde çok daha farklı anlatılıyor demektir. Sana helal kıldık sözünü, lütfen Kur’an ın aynı konuda bahsettiği, ayetlerle birlikte anlamaya çalışalım, yoksa doğru anlayamayız. Gelin şimdide, ayette bahsedilenlere göz atalım. Bu ayetin önce ne zaman ve hangi şartlardan dolayı Allah ın bu hükümleri verdiğini, Nebisine hangi durumlarda kolaylık sağladığını, göz ardı etmeden konuyu anlamaya çalışmalıyız. Demek ki bu ayet ile Allah görev verdiği elçisine yardımcı oluyor ki, bu ayette bahsettiklerim sana sıkıntı olmasın, yalnız senin içindir diyor. Bizler bu ayetten, Peygamberimizin normal koşullarda olmadığını çok net anlıyoruz. Onun içinde normal olan şartlardan, daha farklı koşullar olduğundan, Allah elçisine bu ayetle kolaylıklar sağlamaya çalışıyor. DEMEK Kİ ALLAH IN ELÇİSİ SAVAŞ, SEFERİ, YA DA HİCRET ETME GİBİ, GÖÇ DURUMUNDA. Böyle bir durumda olduğunu, Ahzab 51. ayetten çok daha net anlıyoruz. Çünkü bu ayette, “ONLARDAN DİLEDİĞİNİ GERİ BIRAKIR, DİLEDİĞİNİ YANINA ALIRSIN.” Diyor. Ayetin ne maksatla indirildiğini Kur’an bütünlüğünde doğru anlarsak, ayette bahsedilenleri de doğru anlamış oluruz. Ayetin başında elçisine helal kıldıklarını sayarken, aslında çok düşünmemiz gereken, düşünmediğimiz takdirde asla anlatılanı fark edemeyeceğimiz hükümler veriyor. İlk cümlede, Mehirlerini verdiğin eşlerinden bahsediyor. Yani peygamberimizle birlikte hicret edenler, Mehirlerini tam olarak verdiğin eşlerinden olsun diyor. Şöyle düşünebilirsiz, evlenirken zaten Mehirlerini vermemiş miydi? Bundan neden bahsediyor olabilir sizce? Şöyle düşünün lütfen, evlenirken mehir olarak söz verdiklerinizi, tam olarak kendilerine hala vermemiş olabilirsiniz bir kısmına. O günkü toplumu düşünün, bizdeki gibi tek eş değil. Verilmiş birçok mehir adına sözler olabilir. DEMEK Kİ ALLAH ELÇİSİNE UYARIDA BULUNARAK, HİCRET EDERKEN, MEHİRLERİNİ TAM VERDİĞİN EŞLERİNDEN YANINA AL DİYOR. Devamında ise ayette, Allah ın sana FEY olarak verdiklerini de sana helal kıldık diyor. Bu ayette geçen bu kelimeye, bazı yazarlar ayeti tercüme ederken, SAVAŞ ESİRİ YA DA CARİYE yi de sana helal kıldık şeklinde tercüme ediyorlar. En önemli yanlış bu bölümde yapılıyor ve Peygamberimizin isterse, kadın esirlerden cariye yaparak, onlardan istifade edeceği anlatılıyor. Bunun mümkün olamayacağını zaten Kur’an ın diğer ayetlerinden anlıyoruz. Çünkü kölelik yani cariyelik, Kur’an ile kaldırılmış, esirlerde ister kadın, ister erkek olsun, ya bedeli karşılığı ya da karşılıksız salı verileceği hükmü getirilmiştir. Bu ayette bu cümle öne sürülerek fıkıhta, köle cariyelerin evlenmeden birlikte olunabileceği anlatılmaktadır. Hâlbuki ayette Allah savaş dışında ya da sulh, barış durumunda Allah ın elçisine savaş dışı verilen ya da savaşmadan çekilen yerlerden elde edilen ganimetler, hediyeler anlamına geliyor FEY kelimesi. Bu maksatla Peygamberimize, evlenmek üzere kadın sunulmuştur, akrabalık bağı kurmak isteyenler tarafından. Bu kelimeye detay verilmeden yalnız ganimet anlamı verilerek, yanlış mana verilmiştir. Fey kelimesinin gerçek anlamını, Haşr suresi 6–7–8. ayetlerden, daha doğru anlayabiliriz. FEY ler yani savaşmadan elde edilen ganimetler kamuya, devlet yönetiminde ihtiyaç sahiplerine de vermek amcacıyla dâhil edildiği, Haşr 7. ayette belirtiliyor. Savaşarak alınan ganimetlerin dağıtımı konusunda da, farklı ayet örnekler vardır Kur’an da. Ayette Allah bu konuda elçisine kolaylık sağlayarak, onun iznine, isteğine bırakıyor yasaklamıyor. Rivayetlere göre Peygamberimize birçok kadın sunmalarına rağmen, yine rivayetlere göre bir kadınla bu şekilde evlenmek zorunda kaldığı rivayet ediliyor. Çünkü o günkü toplumun gelenekleri, bazı durumlarda evlenme mecburiyetini getiriyordu. Ahzab 52. ayette de Allah, elçisinin evlenme konusunda son noktayı koyuyor ve bakın ne diyor.” ARTIK BUNDAN SONRA, BAŞKA KADINLARLA EVLENMEK SANA HELÂL DEĞİLDİR.“ Ayetin devamında ise senin kabul etmen şartıyla, senden mehir almadan evlenmek isteyen kadınlarla evlenmeni, senin için helal kıldık diyor. Hâlbuki diğer ayetlerde evlenmek isteyen erkek, mutlaka kadına mehir vermek zorundaydı. Tüm bunlar Elçisinin özel durumunda, ona kolaylık sağlamak adınadır. Şöyle düşünebilirsiniz, Peygamberimiz neden çok eşle evlenmiş, bu kadar da olur mu diyebilirsiniz. Hz. Muhammed 25 yaşında Hz. Hatice ile evlenmiş ve Hz. Hatice vefat edene kadar başka kadınla hiç evlenmemiştir. Çok eş sevdalısı olan bir insan böylemi yapar. Çok eşliliğin nedeni, o günkü toplumun töre ve geleneklerinden kaynaklanıyordu. Kabileler Peygamberimiz ile akrabalık oluşturabilmek adına, onunla kızlarını evlendirme yarışına girmişler, hatta mehir dahi istemiyorlardı. Bu zorluğa Peygamberimiz, İslam ı tebliğ edip, yaya bilmek adına katlanmıştır. Yine ayetin devamında, çok düşünmediğimiz takdirde fark edemeyeceğimiz bir konuda, elçisine yardımcı oluyor Allah ve diyor ki; SENİNLE BİRLİKTE HİCRET EDEN AMCANIN, HALANIN, DAYININ, TEYZENİN KIZLARINIDA SANA HELAL KILDIK. Kur’an ı anlayarak okuyan, biraz düşünen Müslüman, hemen şu soruyu kendisine sorar. İyide amcanın, halanın, dayının, teyzenin kızları ile evlenmek haram değil ki. Evet, evlenme yasağı yok ama Allah özellikle bu ayeti indirerek, ALLAH IN ELÇİSİNİN TÜM YAKINLARINI ADETA, PEYGAMBERİMİZİN YANINA HİCRETTE, DAYANIŞMA DESTEK ADINA, SEFERBER ETMİŞ OLUYOR. ÇÜNKÜ ALLAH BU AYETİYLE, ŞU HÜKMÜ VERİYOR ASLINDA. AMCANIN, HALANIN, TEYZENİN, DAYININ KIZLARI, EĞER SENİNLE HİCRET ETMEDİYSE, YANİ SENİN ZOR DURUMUNDA SENİNLE BİRLİKTE DEĞİLLERSE, SENİN ONLARLA EVLENMENİ YASAKLIYORUM. EVLENME HAKKINI ALABİLMELERİ İÇİN, SENİNLE BU DAVADA HİCRET EDİP, SENİN YANINDA OLMALIDIRLAR DİYOR. Çok ilginç değil mi? Böylece Peygamberimizin en yakınları ve akrabaları, onunla birlikte olma yarışına giriyorlar. Bundan daha güzel bir yardım olur mu? Ayetin son kısmında ise, Allah gerekli açıklamayı yapıyor ve diyor ki, bu saydıklarımız yalnız sana has hükümlerdir ve senin zor görevinde, sana kolaylık sağlamak adınadır diyor. Çünkü bu ayette bahsedilen konular, Kur’an ın diğer ayetlerinde daha farklı anlatılmıştır. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  11. Bu makalemin konusu, ADAK KURBANI üzerinde olacaktır. Hiçbir şart gözetmeden, Allah ın rızasını kazanmak adına, Allah a kurban adamak, yani kurban kesmek için söz vermek, elbette konumuzun dışındadır, bunu her zaman yapabiliriz. Bildiğiniz gibi bizlerin Kurban bayramı adı altında kestiğimiz kurbanlar, Kuran da Allah ın emrettiği farz bir emir değildir. Kurban yılın yalnız bir gününde değil, her gününde kesip, Allah a saygımızı gösterebiliriz. Allah yalnız kendisi adına olmak şartıyla, Kurban kesmemize bizlere izin vermiş, meşru kılmıştır ama bunu bizlerin gönül rızası ile yapmamızı ister. Yer ve zaman olarak, Kur’an da bahsedilen kurban, Hac vaktinde kesilmesi gereken kurbandır ki, buda Hacca gelenlere sunulmak içindir. Kurban Allah a yaklaşmalıktır, bunun birçok yolu da vardır. İster Allah ın rızasını kazanmak adına, hayvan keser dağıtırsınız, ister oruç tutarız, ister hayır ve hasenatta bulunuruz. Makalemin konusu ise geleneklerimize giren ama asla Kur’an da bahsedilmediği gibi, Kur’an a da uymayan ADAK KURBANLIK konusu üzerine olacaktır. Bildiğiniz gibi, geleneksel Fıkıh İslam öğretisinde olmasını, gerçekleşmesini istediğimiz herhangi bir konuda Allah a, ŞU İŞİM OLURSA SANA KURBAN KESECEĞİM, YA DA 30 GÜN ORUÇ TUTACAĞIM, şeklinde adaklar yapılır, yani söz verilir. Sizce Allah a böyle ŞARTLI bir talepte bulunmak doğru olabilir mi? Bunu söyleyen bir insan, aslında şunu söylemiş oluyor. “Allah ım eğer istediğim işimde başarılı olursam, ya da dileğimi gerçekleştirirsen, sana Kurban keserim, eğer getirmezsen kesmem.” Çünkü buna inanan Müslüman kardeşlerimiz, dileği gerçekleşirse kurbanı kesiyor. Gerçekleşmezse kesmiyor. BU DAVRANIŞ, ALLAH İLE PAZARLIK DEĞİLDE NEDİR? Bir Müslüman Allah ın rızasını kazanmak adına kurban kesecekse, şart koşmadan, Allah a şükürlerini belirtmek için kurban kesmelidir. ALLAH A HER ANIMIZA ŞÜKREDECEK, O KADAR ÇOK SEBEBİMİZ VAR Kİ. Allah zor günümüzde bile bizlere verdiği destekle, sabırla o zorluğumuzu geçirmemize yardımcı olmuyor mu? Hiç farkında olmadan verdiği o mutluluktan, huzurdan, bolluktan başka nasıl bir neden arayalım da, HÂŞÂ Allah a şart koşarak kurban keselim. Düşünen, aklını kullanan yaşamın gerçeklerini görecek, fark edecektir. Bizler her konuda yaptığımız yanlışı, bu konuda da yapıyoruz ve yanlış inançlarımıza Kur’an dan, ilgisi olmayan ayetleri delil gösteriyoruz. Bu konuda da bakın hangi ayeti delil gösteriyorlar, adak kurban ile ilgili. Aynı ayeti iki farklı mealden yazıyorum ki daha iyi anlaşılsın. İnsan 7: O kullar ADAKLARINI yerine getirirler. Kötülüğü her yanı kuşatmış bir günden korkarlar. (Diyanet meali) İnsan 7: O kullar, şiddeti her yere yayılmış olan bir günden korkarak VERDİKLERİ SÖZÜ yerine getirirler. (Diyanet vakfı meali) Bu ayet delil gösterilerek, bakın Allah adaklarınızı yerine getirin, sözünüzde durun diyerek günümüzde, adeta Allah ile pazarlık yapılan adak kurbanına, kanıt gösterilmektedir. Hâlbuki bu ayette Allah ın has sevgili kullarının, yoksulu doyurup, hayırda bulundukları ve bu yardımı, hayrı yalnız Allah ın rızasını kazanmak için yaptıkları, öncesi ve sonrası ayetlerde açıklanıyor. Yani bahsettikleri konuyla hiçbir ilgisi yok. Yine yanlış inançlarına delil gösterdikleri diğer ayetlere bakalım. Hac 29: Sonra kirlerini gidersinler, ADAKLARINI YERİNE GETİRSİNLER ve Beyt-i Atik’i (Kâbe’yi) tavaf etsinler. (Diyanet meali) Nahl 91: Antlaşma yaptığınız zaman, ALLAH’A KARŞI VERDİĞİNİZ SÖZÜ YERİNE GETİRİN. Allah’ı kendinize kefil kılarak pekiştirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı bilir. (Diyanet meali) Verdiğiniz sözü yerine getiriniz! Çünkü verdiğiniz sözden mutlaka sorguya çekileceksiniz… (İsra 34) EY İMAN EDENLER! ANTLAŞMALARA SÂDIK KALINIZ….. (Maide 1) Hac 29. ayetinde bahsedilen konu ise Hac da geçiyor. Elbette bu ayette geçen, adaklarını yani Hac için niyet ettiğiniz zaman, verdiğiniz sözleri yerine getirip yasaklara riayet edin, Haccın gereklerini yerine getirin diyor. Nahl 91. ayetin bir öncesinde şöyle uyarır. ”Allah adaleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder; yüz kızartıcı işleri, fenalığı ve azgınlığı yasaklar. O, düşünüp öğüt alasınız diye size öğüt veriyor.” Dedikten sonrada Nahl 91. ayetinde biz iman eden kullarını Allah uyararak, genel anlamda herhangi bir anlaşma, sözleşme yapıp, söz verdiğinizde herhangi bir konuda, Allah a verdiğiniz doğruluk, dürüstlük adaletli olma sözünü unutmayın ve yerine getirin diye bizleri uyarıyor. Ayetin devamında karşınızdaki insanlara herhangi bir konuda kefil şahit gösterip, yeminlerinize ortak ettiğinizde, sakın sözlerinizi yeminlerinizi bozmayın, verdiğiniz sözü yerine getirin diyor. İsra 34 ve Maide 1. ayetlerde de aynı konuya dikkat çekiyor ve genel anlamda verdiğiniz sözde durun diyor. Bakın örnek verdikleri adak kurbanıyla da, hiçbir bağlantısı yok bu ayetlerinde. Adak kurbanı konusunda fıkıh, bu konudan Kur an bahsetmediği ve herhangi bir hüküm vermediği için, her konuda yaptığı gibi, mezhepler kendince şekillendirmiş ve bazı kurallara bağlamıştır. İlginç olanı, ALLAH A ADAK KURBANI KESENİN, ETİNDEN YEMEMESİ GEREKTİĞİ HÜKMÜDÜR. Bu düşünce asla Allah ın emri değildir. Kurban edilen hayvanın etleri konusunda, Allah ayetinde açıklama yaparak şöyle der.” ONLARDAN HEM SİZ YEYİN, HEM DE DARDA OLAN YOKSULA YEDİRİN.” Bunun dışında, Allah ın rızasını kazanmak adına keseceğimiz herhangi bir kurbanın etini kesen yiyemez diyemeyiz. Çünkü hükmü Allah verir, detaylandıran da yalnız Allah tır. Gelelim adak kurbanı konusunda, mezhepler nasıl düşünüyor, inanıyor şimdide ona bakalım. “HANEFİ MEZHEBİNE GÖRE, ŞARTLI VEYA ŞARTSIZ OLSUN ALLAH İÇİN BİR ŞEY ADAMAK CAİZDİR. Malikî mezhebine göre, şartsız olanı menduptur. Bazı Malikîlere göre -şartlı olan- mekruhtur. Şafii ve Hanbelilere göre de –adak adamak- MEKRUHTUR. Onlara göre, eğer mendup/sünnet olsaydı, Hz. Peygamber (a.s.m) adak adardı. HÂLBUKİ BÖYLE BİR ŞEY YAPMADIĞI BİLİNMEKTEDİR.” “Kişinin Allah’ın takdirinin değişmesine vesile olması dileğiyle, dünyevi amaçlarla BELLİ ŞARTLARA BAĞLI OLARAK ADAKTA BULUNMASI İSE DOĞRU KARŞILANMAMIŞTIR. Nitekim Hz. Peygamberin (s.a.s.) “Adak, (Allah’ın takdir buyurmuş olduğu) hiçbir olayı geri çevirmez. Sadece cimrinin malını eksiltmiş olur.”; “Adak bir şeyi ne ileri alır ne de geri bırakır…” (Buhârî, Eymân, 26; Müslim, Nezir, 2) anlamındaki hadislerinden, ŞARTA BAĞLI ADAKTA BULUNMAYI HOŞ KARŞILAMADIĞI ANLAŞILMAKTADIR.” “İmam Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel başta olmak üzere bazı fakihler yukarıdaki hadislere dayanarak NASIL OLURSA OLSUN ADAK ADAMANIN MEKRUH OLDUĞU GÖRÜŞÜNDEDİRLER (Nevevî, el-Mecmû‘, VIII, 450; İbn Kudâme, el-Muğnî, XIII, 261).” Kur’an ı tek rehber almayıp, rivayet ve sanı sözlerin ardına düşüp dinde bölününce, işte böyle farklı sonuçlar ortaya çıkıyor. Onun için Alla, sakın dinde bölünenler gibi olmayın, yalnız Kur’an ın ipine sarılın emrini vermiştir. Karar sizin, imtihan sizin imtihanınız. Bizlerin ne yazık ki, Kur’an ile bağını kesenler, anlamadan Kur’an ı okutarak, düşünme yetkimizi de ellerimizden aldıklarından, ayetler üzerinde düşünemiyor, Allah ın emrettiği halis yolu bulamıyoruz. Öyle olunca da ne söylenirse inanıyor ve doğrudur diye yerine getiriyoruz. Şunu lütfen unutmayalım, bizlere öğretilen geleneksel, rivayet zinciri ile ulaşan inançlarımızı, lütfen Kur’an a zorla onaylatma çabasında olmayalım. Bizlerin yapması gereken, Kur’an ın bahsetmediği rivayet inançlarımızı, mutlaka Kur’an ın onayından geçirme çabasında olalım. Kelimelerin anlamları ile oynayarak, ayetlere rivayet inançlarımızı, zorla kendi nefsimizce ilave etmekle, ancak kendimizi kandırmış oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  12. Müslüman toplumlar olarak bizler, İslam ı yaşarken öyle bir yol tutuyoruz ki, Allah ın dinde sakın bölünmeyin emrine tamamen muhalif olduğu gibi, sizleri Kur’an dan sorumlu tutuyorum, Kur’an ın sınırlarını sakın aşmayın, Kur’an ın ipine sarılın emrinden çok uzak olduğumuz anlaşılıyor. Benim bir makalemin konusunu, beğenmiş olsa gerek bir kardeşimiz kendi cemaat sitesinde yayınlamış. Tabi bundan hiç memnun olmayan cemaat önde gelenleri, hem yazımı yayınlayan kardeşimize, hem de benim yazıma reddiye, karşı oluşlarını bildiren bir yazı yazmışlar. Makalemin konusu ise “PEYGAMBERİMİZ HAYATINDA HİÇ ESNEMEMİŞ OLABİLİR Mİ?” konusu üzerineydi. Elbette her düşünceyi dinlerim, hatta herkesin fikrine de saygı duyarım, çünkü herkes yaptıklarından bizzat kendisi sorumludur, dinde zorlama yoktur, hesabını Allah a herkes kendisi verecektir. Ama Allah ın Kur’an da ki gerçeklerini söylemekten de, hiç kimse bir Müslüman ı engelleyemez. Yazımda özet olarak şunlardan bahsettim. Allah ın elçisinin hayatında hiç esnemediğini söylemek, asla doğru olamaz, çünkü esnemek bir insanın Allah ın yarattığı tabiatı gereğidir, zorunludur. Her söylenenin, rivayet edilenin doğru olduğuna inanmayalım demiştim yazımda. Örneklerle izah etmemden memnun olmayan bu kişiler, bana öyle ithamlarda bulunmuşlar ki, ben bir kez daha yazdıklarımda ne kadar haklı olduğumu anladım, şükürler olsun. Benim yazımdan bir bölüm almışlar, aynısını bende alıntı yapıyorum. “Bizlere düşen Allahın rehberiyle yatıp, Allah ın rehberiyle kalkmak olmalıdır. Eğer bunu yaparsak, dine nifak sokmaya çalışanlar yanımıza bile yaklaşamazlar. Yok eğer, sen Kur’an dan anlayamazsın diyenlere kanıp, onu yüksek bir yere asmış isek, birde üstüne üstlük Rabbin sakın velilerin ardına düşmeyin uyarısını göz ardı edip veliler, şeyhler edinmişsek, işte o zaman akı kara, karayı ak görmemiz kaçınılmaz olacaktır. Dilerim Rabbimden Kur’an ı rehber alan, onu anlayarak okuyup, ayetler üzerinde düşünen aklını kullanan, kendi imtihanına bizzat kendisi hazırlanmak adına, çaba gösteren kullarından oluruz.” Bu yazdıklarımdan hiç hoşlanmayan bu arkadaşlarımız, bakın benim hakkımda kararlarını vermişler ve neler yazmışlar. “Şahıs hakkında, yaptığımız azıcık bir araştırma ile tanıyabiliyoruz. Hadis ravilerini “yok onlar beşerdir, onlarda yanılır, onlarda hata yapar, onlarda uydurur” gibi itham edici, zanda bırakıcı ifadeler kullandığı yazıları mevcut. Sadece Kur’an diyen şahıslardan bir şahıs… Ancak bu gibilerin yazılarının İslami bildiğimiz, milletin itibar ettiği sitelerde yayınlanması çok acı. Peygamberimizin hadis-i şeriflerini inkâr etmek moda oldu. Ama hadisi şerifleri inkâr edemediklerinden dolayı işi rivayet edenlere getirip: “Rivayet edende insandır, masum değillerdir, uydurabilirler” diyerek direkt hadis-i şerifleri inkâr etmiyor, ravilerin uydurduğunu söylüyorlar. Dikkat ettiyseniz şahıs yazının sonunda: “Bizlere düşen Allahın rehberiyle yatıp, Allahın rehberiyle kalkmak olmalıdır.” Diyor yani hadis-i şeriflerin hayatımızda yerini olmadığını söyleyebiliyor. Ardından da: “Dilerim Rabbimden Kur’an ı rehber alan, onu anlayarak okuyup, ayetler üzerinde düşünen aklını kullanan,” diyor.” Aslında bu sözleri okuyan, Kur’an a iman ettiğini söyleyen bir Müslüman ın titremesi kendine gelmesi ve üzülmesi gerekir. Kur’an dan habersiz insanların, kişileri nasıl kutsallaştırarak, hatasız görmesi, Allah ın onca uyarılarından uzak, emin olmadığın sanı, rivayet sözlerin sakın ardına düşmeyin, Kur’an a sarılın uyarılarını duymak bile istememeleri çok düşündürücü ve bir o kadarda üzücüdür. Rivayet zaten zan dır, sanıdır, emin olduğumuz sözler değildir. Ama bunun bilincinde olmadıktan sonra, ne söylerseniz söyleyin fayda etmeyecektir. RİVAYETLERİ KESİN KABUL ETME ÇABALARI, DÜŞÜNDÜRÜCÜDÜR. HATASIZ İNSAN YARATMA ÇABALARI İSE BİR O KADAR DURUMUN VAHAMETİNİ GÖSTERİYOR. YALNIZ KUR’AN DİYEN, ALLAH IN BİZZAT KENDİSİDİR. BUNU KUR’AN I ANLAYARAK VE DÜŞÜNEREK OKUYAN HER MÜSLÜMAN ANLAYACAKTIR. ANLAMAYANA ANLATMAK MÜMKÜN DEĞİLDİR. Yazılarının son bölümünde ise benim hakkımda söyledikleri, aslında kendi inançlarının ne derece Kur’an dan uzak olduğunun kanıtıdır. “Adam Kur’an’ın dışındaki anlatılan her şeye Yahudi Fitnesi diyor ve kestirip atıyor. Bu adamın kaç vakit namaz kıldığını, nasıl hac yaptığını (yapmış ise) nasıl abdest aldığını da merak ediyoruz. ÖYLE YA, BUNLARIN HİÇBİRİ KUR’AN-I KERİMDE ANLATILMAYAN ŞEYLERDİR. Şahsın kişiliğini ve düşünce yapısını çözdük.” Allah, hem sizleri Kur’an dan sorumlu tutuyorum diyecek, hem de namaz kıl, Hacca git, namaz kılarken abdest al dedikten sonra, bu emirlerini Kur’an da açıklamayıp, daha sonrada biz kullarını Kur’an dan mı sorumlu tutacak? Allah a böyle bir iftira atan düşünce ve inanca, benim söyleyecek hiçbir sözüm olamaz. Bu saydıklarını, rivayetlerin etkisinde kalmayan bir Müslüman, çok basit ve en doğru bir şekilde Kur’an da görecektir. Ama inatla, hakka batıl karıştıran bir insanın Allah, gönül gözünü asla açmayacağını bildiriyor ve onların gözlerine perde, gönüllerine mühür vurduğu gerçeğini de bizlere bildiriyor. BU ARKADAŞLARIMIZIN, İSLAM I ALGILAMA YANLIŞLARINA, BATIL İNANÇLARINA KANIT YARATMA ÇABALARINA örnek olsun diye, son olarak yazdıkları bir cümleyi aktarmak istiyorum. Kendi inançlarına aradıkları delil ve kanıt düşündürücüdür. “PEYGAMBERİMİZİN ESNEMEDİĞİNE VE ESNEMENİN ENGELLENMESİ HAKKINDA RİVAYET MEVCUTTUR AMA ESNEDİĞİNE DAİR HİÇBİR RİVAYET YOKTUR.” DÜŞÜNEBİLİYOR MUSUNUZ, BİR İNSANIN ESNEDİĞİNE DAİR RİVAYET ARIYORLAR VE YOKTUR DİYORLAR. BUNA NASIL BİR ZEKÂ DENİR, BENİM AKLIM ERMİYOR. TIPKI PEYGAMBERİMİZİN, NEFES ALIP ALMADIĞINA, RİVAYET ARAMAK GİBİ. İnsanlar istediğinde, kendi yanlış inançlarına, işte böyle kanıtlar yaratabiliyorlar. Tıpkı Yahudi ve Hıristiyanların Allah ın elçisini yüceltmek adına, adeta insanüstü göstermeye çalıştıkları gibi. Yahudiler ve Hıristiyanlar Hz. Musa ya ve Hz. İsa ya Allah ın oğlu yakıştırmasını yaptılar. Ne yazık ki bizlerde onlardan geri kalmadık ve bizlerde Peygamberimizi doğaüstü güçlerle donattık. Allah ın elçisi, bende sizler gibi bir beşerim dedikten sonra, Cin 21. ayetinde;” DE Kİ: “ŞÜPHESİZ BEN, SİZE NE ZARAR VEREBİLİR NE DE FAYDA SAĞLAYABİLİRİM.”demesi ne yazık ki görmezden gelinmiş, Ehli kitabın yanlışlarını tekrar etmişiz. Verecek çok örnek var. Tabi anlamak istemeyene, bu gerçekleri anlatmak mümkün değil. AND OLSUN, SIZE ÖYLE BIR KITAP INDIRDIK KI, BÜTÜN ŞAN VE ŞEREFINIZ ONDADIR. HÂLÂ AKILLANMAYACAK MISINIZ? (Enbiya 10) ALLAH'TAN VE O'NUN AYETLERİNDEN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR? (casiye 6) KİMDİR SÖZÜ ALLAH’IN KİNDEN DAHA DOĞRU OLAN? (Nisa 87) RESULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. (Ankebut 18 DOĞRUSU KUR'AN, SANA VE KAVMİNE BİR ÖĞÜTTÜR. İLERİDE ONDAN SORUMLU TUTULACAKSINIZ. (Zuhruf 44) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  13. Toplumlar bazı çıkar çevreleri tarafından, her zaman kendi istedikleri doğrultuda yönlendirilmiş, hatta toplumların bazı gerçekleri fark etmeleri önlenmiştir. Böylece insanlar istedikleri gibi yönetilmiş, haksız ve adaletsiz yönetimlere de itiraz etmeleri bu şekilde önlenmiştir. Toplumları bu şekilde yönetmeye çaba harcayanlar, toplumun inanç değerleri ile oynamış ve Kur’an ın uyardığı gibi, ALLAH İLE ALDATMIŞLARDIR. Bir örnek vermek gerekirse, insanların çok kalabalık olduğu, doğru yönetilmeyen, fakirliğin kol gezdiği Asya toplumlarında, Budizm adı altında öyle bir inanç yaratılmıştır ki, BU DÜNYADA NE KADAR FAKİR VE YOKSUL İSEN, BİR SONRAKİ DÜNYAYA GELİŞİNDE, ÇOK DAHA ZENGİN OLARAK GELECEĞİNE TOPLUM İNANDIRILMIŞ VE BÖYLECE İNSANLARIN, TOPLUMU YANLIŞ YÖNETENLERE İTİRAZI, KARŞI ÇIKIŞLARI ENGELLENMİŞTİR. Bu inanca benzer bir inancın, aslında Kur’an da bu şekliyle asla bahsedilmemesine rağmen, Allah ın ayetlerinde geçen kelimelerle ve anlamları ile oynayarak, toplum aldatılmaya ve oyalanmaya çalışıldığını fıkıh inancında da görüyoruz. Kur’an ı adeta terk eden, batıl ve rivayetlerle Allah ın dinini rayından çıkartan, dini bozmaya çalışan Yahudi fitnesi, boş durmamış ve İslam inancına da ne yazık ki bu itikadı sokmuşlar ve bunun adına da İSTİDRAÇ demişlerdir. İstidraç kelime anlamı olarak, kademe kademe yükselmek anlamına gelir ki, bu anlamıyla doğru anlatılırsa, elbette ayetleri doğru anlamak adına faydası da olacaktır. İslam fıkıh inancında ise bu kelimeye öyle bir anlam verip saptırmışlardır ki, Allah ın Kur’an da bizlere bahsettiği adaletine, tamamen ters düşmektedir. Bakın aslında çok masum ve yerinde kullanıldığında, doğru olabilecek bu kelimeye nasıl bir anlam verilmiş. “İSTİDRAÇ: ALLAH IN İMANLARINDAN ÜMİT KESMİŞ OLAN KULLARINI TUZAĞA DÜŞÜRMESİDİR. Batı medeniyetinin zenginliği, teknolojik gelişmeleri Allah ın istidraçı dır diye tarif edilir. İSTİDRAÇ ALLAH IN SEVMEDİĞİ KULUNA, DAHA FAZLA İMKÂN VE OLAĞAN ÜSTÜ GÜÇLER VERMESİ DİYEDE ANLATILIR FIKIH, MESHEP VE CEMATLER TARAFINDAN. Bu konunun doğruluğuna, kendilerince örnekler verenler ise şöyle konuyu savunurlar. İman eden bir Müslüman, çalıştığı işinde çok fazla bir kazanç elde edemezken, Allah a iman etmeyen, ya da imanın gereklerini yerine getirmeyenlerin kazançlarının çok fazla olmasının anlamının istidraç olduğunu, yani Allah böyle insanlara çok daha fazla kazanç, nimet sağlatıp, servetlerini artırarak onları tuzağa düşürdüğünü örnek vermektedirler.“ Bu zihniyet, insanların kendilerini sorgulamasını ve hatalarını görebilmesini de engellemektedir. BU SÖZLER VE DÜŞÜNCELER, KUR’AN ÖĞRETİSİNE, BİZLERİN BU DÜNYADA İMTİHAN OLDUĞU GERÇEĞİNE VE ALLAH IN ADALET ANLAYIŞINA ASLA UYGUN DEĞİLDİR. Allah her zaman kullarına mühlet verir, uyarır ondan sonra gereken cezayı ya da mükâfatı verir. HATTA AYETLERİNDE SİZLERİ MALLARINIZLA, ZENGİNLİĞİNİZLE, YOKLUKLA İMTİHAN EDERİZ DİYE UYARIR. ALLAH ZENGİNLİKLE ŞIMARTIR, İMTİHAN EDER. FAKİRLİKLEDE SABRIMIZI ÖLÇER. AMA İMAN EDENE HAKKINI VERMEYİP, ONU FAKİR BIRAKIR, İNKÂRCIYA SINIRSIZ MALK MÜLK VERİR DÜŞÜNCESİNE İNANMAK, KUR’AN A TAMAMEN AYKIRIDIR. Hatta Bakara suresi 216. ayette, sizin için şer gibi görünen, belki sizin için hayırdır, sizin için hayırlı görünen belki de sizin için şerdir, siz bilmezsiniz Allah bilir diyerek bizleri uyarır. Tam tersine iman etmeyen kullarının gönül gözlerini mühürlediğin örneklerini verir. Dünyada Allah hiç kimseye olağan üstü güçler vermemiştir. Günümüzde illüzyonistlerin, sihirbazların yaptıkları göz yanılmalarıdır. Allah elçilerine bile vermediği bir gücü, nasıl olurda inkârcılara verir. Allah Enam 109. ayetinde şöyle der.”, DE Kİ: “MUCİZELER ANCAK ALLAH KATINDADIR.” Kur’an da Resullerin yaptığı olağan üstü mucizeleri yapanlar, Resulleri değil Allah tır. Bu inanç İslam toplumunun gerçekleri görememesi ve inandıkları batıl inancı fark edip, kendilerine gelmemesi adına topluma din düşmanlarının kurduğu TUZAKTIR, ALDATMACADIR. İstidraç kelimesine yanlış anlamlar verirsek, toplumu da yanlış yönlendiririz. Doğru anlam verirde, Kur’an adaletini ALLAH IN BİZLERİ NASIL İMTİHAN ETTİĞİ GERÇEĞİNİ DOĞRU ANLATIRSAK, amaca yani Kur’an a hizmet etmiş oluruz, yoksa batılın tuzağına düşeriz.Bu inançlarına örnek verdikleri ama asla bu düşünceleri onaylamayıp, tam tersini Allah ın bahsettiği ayeti iki farklı mealden yazmak istiyorum ki, inançlarının ne derece Kur’an dan onay almadığını görebilelim. Zuhruf 33–34–35: İnsanların (kâfirlikte birleşen) tek bir toplum olmaları (tehlikesi) olmasaydı, RAHMAN’I GÖRMEZLİKTEN GELENLERİN EVLERİNE GÜMÜŞTEN TAVANLAR VE ÜZERİNDE YÜKSELECEKLERİ ASANSÖRLER YAPARDIK. Evlerinin kapılarını, üzerine kuruldukları koltukları (sedirleri)... Altın işlemeli yapardık. Bütün bunlar dünya hayatının menfaatleridir. Rabbinin katında Ahiret, Allah’tan çekinerek kendini korumuş olanlar içindir. (Süleymaniye vakfı meali) Zuhruf 33–34–35: EĞER BÜTÜN İNSANLAR (KÂFİRLERE VERDİĞİMİZ NİMETLERE BAKIP KÜFÜRDE BİRLEŞEN) BİR TEK ÜMMET OLACAK OLMASALARDI, Rahmân’ı inkâr edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerine çıkacakları merdivenler yapardık. Evlerine (gümüşten) kapılar ve üzerine yaslanacakları koltuklar ve altın süslemeler yapardık. Bütün bunlar, sadece dünya hayatının geçimliğidir. Rabbinin katında ahiret ise, O’na karşı gelmekten sakınanlarındır. (Diyanet meali) İlginçtir bu ayeti örnek verenler, kendi batıl inançlarına delil olsun diye, ayette iman eden Müslüman demiyor, bakın ayette İNSANLAR diye geçiyor diyerek, farklı anlam vermeye çalışıyorlar. Bakın Allah ayetinde çok açık ve net bir bilgi veriyor bizlere ve diyor ki, BÜTÜN İNSANLAR İMAN EDEN VE ETMEYEN TÜM KULLARIM, BİRLİKTE YAŞAYAN TEK BİR ÜMMET OLMASALARDI, İŞTE O ZAMAN İNKÂRCILARI İMANSIZLIKLARINDAN AZDIRDIKÇA AZDIRMAK İÇİN, ONLARI VARLIĞIN, BOLLUĞUN İÇİNDE YAŞATIR BÖYLECE AZDIRIRDIK DİYOR. ALLAH BU KONUDA UYARIYOR VE TÜM BU ZENGİNLİK BU DÜNYA GEÇİMLİĞİDİR DİYOR. DEMEK Kİ İMAN EDEN, ALLAH IN SALİH KULLARI ETKİLENMESİN, NEFİSLERİNİN ETKİSİNDE KALIP, BAKIN BU DÜNYADA İNKÂRCILAR YALNIZ ZENGİN OLUP, RAHAT YAŞIYORLAR DİYEREK YANILIP İSYAN ETMESİNLER DİYE, ALLAH BU ŞEKİLDE BİR AZGINLIĞI YALNIZ İNKÂRCILARA REVA GÖRMEMİŞ. BURADANDA ŞUNU ANLIYORUZ. ALLAH BU KONUDA SINIRLAMA KOYMAMIŞ. İNKÂRCILARDA ÇABALARI NİSPETİNDE ZENGİN OLABİLİYOR AMA YA SONUÇ NE OLUYOR? İŞTE O KISMI ÖNEMLİ. İMTİHANINDA GEREĞİ BU DEĞİL MİDİR ZATEN. İMTİHANIN SONUCU ÖNEMLİ. Bizler bu dünyada yaşantımızda zenginliği, varlığı kıstas alıyoruz kendimize. Bu dünyada her şey, yalnız zenginlikle mi ölçülür? Nice zenginler vardır, o zenginliklerinden Allah, onlara yemeyi nasip etmez. Seyreder dururlar. Kendi batıl inançlarına, ayetlerde geçen kelimelerle oynayıp, Kur’an dan şu ayetleri inançlarına delil gösteriyorlar. Araf 182: Ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, BİZ ONLARI BİLEMEYECEKLERİ BİR YERDEN YAVAŞ YAVAŞ FELAKETE GÖTÜRECEĞİZ. (Diyanet meali) Kalem 44–45: (Ey Muhammed!) Bu sözü (Kur’an’ı) yalanlayanlarla beni baş başa bırak. BİZ ONLARI BİLEMEYECEKLERİ BİÇİMDE ADIM ADIM HELÂKA YAKLAŞTIRACAĞIZ. Onlara mühlet veriyorum. Şüphesiz benim tuzağım sağlamdır. (Diyanet meali) Ayetlerde dikkat ettiyseniz, inkârcıları daha çok zengin yaparak cezalandıracağız demenin tam tersine, onları yavaş yavaş felakete götüreceğiz, helake yok oluşa götüreceğiz diyor. Allah Kur’an da birçok ayetinde, kullarının çalıştıklarının karşılığını vereceğini bizlere bildirmiştir. Adalette bu değil mi zaten. HANGİ ADALET ANLAYIŞI, HAKSIZA BOLCA NİMET VERİR? BU ANLAYIŞ, İNANÇ TOPLUMU YANILTIR, TAM TERSİNE İNSANLARA YANLIŞ ÖRNEK OLUR. BU ADALETİ ALLAH A NİSPET EDENLER, KUR’AN DAN NASİPLENMEYEN, TOPLUMU ALDATAN, HALLERİNDEN ŞİKAYETÇİ OLMALARINI ENGELLEME ÇABASINDA OLAN, DİN SİMSARLARIDIR. Bu ayetlerin tam tersi bir düşünceye nasıl inanırız? Allah onlarca ayetinde, bu dünyada iman edenleri mükâfatlandıracağını, inkârcıları da cezalandıracağı örneğini verir. Bizlerin yaptığı yanlış, kendimizi Allah ın yerine koyarak toplumları, insanları inanan ya da inanmayan diye kendi nefsimizde hüküm vermemizden kaynaklanıyor. UNUTMAYALIM LÜTFEN KARARI VERECEK YALNIZ ALLAH TIR. Allah tüm kullarını özgür bırakmış ve yaptıklarının karşılıklarını alacağını bizlere bildirmiştir. Bu adaletin tam tersi bir düşünceyi, Kur’an a ilave etmeye çalışan insanlara, lütfen itibar etmeyelim. Unutmayalım lütfen kimin takvaca üstün olduğunu, kimin Allah ın en doğru yolunda gittiğini yalnız ben bilirim diyor Allah. BU İNSANLAR, KENDİ İNANCINDA OLMAYANLARIN ÇABALARI SONUCU, KENDİLERİNDEN İLERİ SEVİYEDE, HUZURLU VE MUTLU YAŞAMALARINI HAZMEDEMEYEN, BÖYLECE GERÇEKLERİN ORTAYA ÇIKMASINI ENGELLEMEYE ÇALIŞANLARIN TUZAKLARIDIR. GÜNEŞ BALÇIKLA SIVANMAZ. HİÇ KİMSE, KARŞISINDAKİ TOPLUMLAR HAKKINDA KÂFİRLİK, İNKARCILIK HÜKMÜNDE BULUNAMAZ. Allah Tevbe suresi 115. ayetinde şöyle uyarır. “Allah, bir toplumu doğru yola ilettikten sonra, sakınmaları gereken şeyleri kendilerine açıklamadıkça, onları saptıracak değildir. Allah, her şeyi bilendir.” Çalışalım, çaba gösterelim mutlaka mükâfatını Allah dan alacağımızı unutmayalım. BİZLERİ KARAMSARLIĞA İTEN, HATTA YOKLUĞUN, ACININ ALLAH TARAFINDAN YALNIZ İMAN EDENLERE VERDİĞİ BİR NİMET GİBİ GÖSTERİLMESİNE, LÜTFEN KARŞI ÇIKALIM. ÇÜNKÜ BU ADALET ALLAH IN DEĞİL, TOPLUMU KENDİ ÇIKARLARINDA YANLIŞ YÖNETMEYE ÇALIŞIP, BATIL VE HURAFE İNANÇLARININ TOPLUMDA KÖTÜ GÖRÜNTÜSÜNÜ, YANSIMASINI ÖRTBAS ETMEK İÇİN ÇIKARTIKLARI BİR MASKEDİR. Allah Enam suresi 42–43–44. ayetlerinde, geçmiş ümmetlerin topluca nasıl yoldan saptıkları örneğini verir. Bu toplumları hep birlikte cezalandırdığından bahseder. Uyarıları unutan bu toplumlara verdiğimiz cezadan sonra, onlara tüm nimetlerimizi tekrar verdik. Bu nimetlerden sonra yine azdılar. Bizde yaptıklarına karşılık onları cezalandırınca ümitlerini yitirdiler diyor. Böylece zulmeden toplumun kökü kesildi diyerek örnek veriyor. Bu ayetleri batıl inançları olan İZTİDRAC a örnek gösteriyorlar ama bu ayette, toplum ümmet olarak önce uyarılmış, daha sonra yoldan sapmışların, nasıl cezalandırıldığı örneği veriliyor. Bizler ne yazık ki Yahudilerin ve Hıristiyanların, Kur’an da yanlış söylemlerine örnek verdikleri ayetleri yaşıyoruz. Onlar Yahudi ya da Hıristiyan olmayan cennete giremez diyorlardı ve Allah onların bu sözlerindeki yanlışlığını bizlere bildiriyordu. Şimdide bizler aynı şeyi söylüyoruz. Müslüman olmayan cennete giremez diyerek, rivayetlerle Kur’an dan uzaklaşarak kendimize yarattığımız bir İslam ın söylemleri ile onları cehennemlik görüyoruz, hiç ayrım yapmadan. Unutmayalım lütfen, Peygamberimiz mahşer günü şahit olarak çağrıldığında, ümmeti olan bizlerin, KUR'AN I TERK ETTİĞİNİN ŞAHİTLİĞİNİ YAPACAK. İşin ilginci, onların başarılarını, yaşadıkları huzuru, mutluluğu, zenginliği gölgelemek için, kendi uydurduğumuz bir inanç ile onlar İstidraç durumundalar, yani Allah onları azdırmak için zengin etmiş, onlara güç vermiş diyerek, toplumu ve kendimizi aldatıyoruz. SİZCE ADALET, EŞİTLİK, HAKKANİYET VE ÖZGÜRLÜK HİÇ Mİ KISTAS DEĞİL ALLAH KATINDA? İSLAM ÜLKELERİNİ BİR DÜŞÜNÜN, NE DEMEK İSTEDİĞİMİ ANLAYACAKSINIZ. Hâlbuki Allah bu konuda nasıl uyarmıştı bizleri hatırlayalım. Bakara 62: Şüphesiz iman edenler; Yahudilerden, Hıristiyanlardan ve Sâbiîlerden de Allah'a ve ahiret gününe inanıp SALİH AMEL İŞLEYENLER İÇİN RABLERİ KATINDA MÜKÂFATLAR VARDIR. Onlar için herhangi bir korku yoktur onlar üzüntü çekmeyeceklerdir. (Diyanet vakfı meali) Sebe 4: Kİ ALLAH, İMAN EDİP HAYRA VE BARIŞA YÖNELİK İŞLER SERGİLEYENLERİ ÖDÜLLENDİRSİN. İşte bunlar için bir bağışlanma ve kutlu-bereketli bir rızık vardır." (Yaşar Nuri meali) Bizler ne yazık ki kendimizi temize çıkartıp, karşımızdaki insanları hakkımız olmadan alçaltmaya, suçlamaya, kâfir ilan etmeye devam ediyoruz. Karşılığını da Allah dan alıyoruz. İslam toplumlarında savaş, acı, keder kol geziyor. Allah Maide suresi 105. ayetinde bizleri uyarıyor ve bakın ne diyor. "Ey iman edenler! SİZ KENDİNİZİ DÜZELTİN. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez." Karar ve yorum sizlerin. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  14. Bu makalemde sizlere, öyle bir ayet hatırlatmak istiyorum ki, okuduğunuzda toplumu din adına aldatan, insanları güzel sözlerle, gözyaşlarıyla kandıran bir zalim, vatan haini gelecek hemen aklınıza. Bu ve benzeri insanlar, toplumun içinde ne yazık ki sinsi bir şekilde yetişti, büyüdü ama toplum bunların gerçek yüzlerini ne yazık ki fark edemiyor. Çünkü bu zalimler, din tacirleri, BİZLERİN GENEL ÇOĞUNLUĞU, KUR’AN İLE ARAMIZA GİRDİLER, KUR’AN I SİZLER ANLAYAMAZSINIZ, KUR’AN I HERKES ANLAYAMAZ, BİZ ANLATIRIZ SİZLERE DİYEREK, BİZLERİ ALDATTILAR. Eğer bizler bizzat kendimiz anladığımız dilden Kur’an ı okumuş olsaydık, bu din tacirlerinin foyasını ortaya çıkartır, oyunlarına tuzaklarına düşmezdik. Onun için toplumun Kur’an ı anlamadan okuması için, ellerinden geleni yaptılar. Konumuz ile ilgili ayeti önce yazalım. Bakara 204: İnsanlardan kimi de vardır ki, DÜNYA HAYATI HAKKINDAKİ SÖZLERİ SENİN HOŞUNA GİDER VE O KALBİNDEKİNE ALLAH'I ŞAHİT TUTAR. Hâlbuki O, İslâm düşmanlarının en yamanıdır. (Elmalı meali) Sanırım bu zalim din düşmanının, kim olduğunu hemen anladınız. Evet yakın geçmişte, bu zalim insanlık düşmanı, toplum tarafından çok saygın bir insan olarak gösteriliyor ve kendisine HOCA EFENDİ diyerek önünde saygıyla eğiliyorlardı. Tabi bu insanın, toplumu din adına nasıl aldattığını bilen, Kur’an ile fark edebilen Müslümanlar elbette vardı. Ama toplumun büyük bir bölümünde, gerçek yüzlerinin anlaşılmadığını söylemek isterim. Hatta bu insana inanmayın, bunlar Allah ile aldatıcı zalimlerdir diyenlere, neler söylediklerini ve bu zalim insanı nasıl savunduklarını unutmak mümkün değil. Bu İslam düşmanı, gerçekten de Allah ın dediği gibi, çok yaman ve insanlara gerektiğinde ne derece zalim olduğunu bizlere gösterdi. Müslüman ı Müslüman a öldürttü. AMACA ULAŞMAK İÇİN HER ŞEY MUBAHTIR DİYEREK, MÜSLÜMANLARI ADETA İKİYÜZLÜ YAPMAYA ÇALIŞTI. Bu kişinin konuşmalarını hatırlayınız lütfen, bu dünya ve ahiret ile ilgili konuşmalarına baktığınızda, ağzından bal akıyor gibi, bu şahsa güvenenlerin ağzı açık, çok hoşnut bir şekilde bu şahsı dinleyenleri hatırlayın. Gözyaşları sel olmuş, TOPLUMUN ADETA KALPLERİNE, NİŞAN ALDIĞI ZEHRİNİ AKITIRCASINA, Müslümanların dini duyguları ile oynuyor ve bir kısım toplumun bu sözler ve davranışlar çok hoşuna gidiyordu. Çok daha ilginci, toplumun Kur’an ile bağını kesen bu insanlar, öyle şeyler anlatıyorlardı ki, Allah ın Kur’an da tek kelime bile bahsetmediği, hatta Kur’an ın bahsettiğinin tam tersi sözleri, SANKİ DOĞRUYMUŞ VE ALLAH KATINDAN MIŞ GİBİ, BİRDE ALLAH I ŞAHİT GÖSTERİYORDU. Kur’an dan habersiz Müslümanlar, söylenenleri Allah katından zannederek, şüphe duymadan inanmakta bir kusur görmüyorlardı. Ne yazık ki toplumumuz hala bu yanlışı yapmaya devam ediyor. ÇÜNKÜ ESKİ YANLIŞ, BATIL BİLGİLER KUR’AN İLE GÜNCELLENMİYOR. Sen Kur’an ın MUHKEM ayetlerini anlayamazsın, onu veli insanlar anlar diyerek, veliler, şeyhler, din ulemaları edinmeye ve onların sözlerini sorgusuzca din adına kabul etmeye devam ediyoruz. Hele bir gurup var ki, Kur’an ı anlamak, İslam ı doğru yaşamak istiyorsan, Risale-i Nur kitaplarını okuyacaksın diyerek, adeta Kur’an a şirk koşanları biliyorum. Bu arkadaşlarımızla bir arada olduğum bir zamanda, gelin önce Kur’an ı anlayarak okuyalım, Allah ne diyor bakalım, daha sonra bunları da okuyalım ki, doğruları anlayalım dediğimde, bana söyledikleri o sözü hiç unutamıyorum. Bana şunu söyleme cesaretini gösterdiler. “SEN KUR’AN I OKU, BİZİM KAYBEDECEK ZAMANIMIZ YOK.” Yorumunu sizlere bırakıyorum. Allah çok açık ve net ayetinde, sakın benden başka veliler edinip adı sıra gitmeyin, diye uyarısını Müslüman toplumlar olarak Kur’an dan alamadık, hayatımıza geçiremedik. Geçirebilmiş olsaydık, bu zalimlerin tuzağına asla düşmezdik. LÜTFEN ALLAH IN BİZLERE DERS OLSUN DİYE YAŞATTIĞI, AMA ŞÜKÜRLER OLSUN Kİ BİZLERİN YANINDA OLUP, BU ZALİMLERE BAŞARI NASİP ETMEDİĞİ İÇİN, ALLAH A ŞÜKRETMELİYİZ. Şükretmeliyiz ama bir daha aynı yanlışı yapmamak şartıyla. Aynı yanlışı yapmaya devam edersek, bir daha Allah ın yardımını, yanımızda bulamayabiliriz. Böylece Allah bizleri, ceza olsun diye, bu zalimlere muhtaç bırakabilir, ALLAH KORUSUN. Bakara suresi 204. ayetin devamında böyle insanların, yönetime geldiklerinde, bakın neler yapabileceğini, Allah şimdiden bizlere bildiriyor. Bakara 205: İŞ BAŞINA GEÇTİ Mİ YERYÜZÜNDE BOZGUNCULUK ÇIKARMAK, ekini ve nesli helak etmek için koşar. Allah ise bozgunculuğu sevmez. (Elmalı meali) Bakın bu din tacirleri, Allah ile toplumu aldatan din simsarcıları, toplumu yönetmeye geldiklerinde, toplum arasında bozgunculuk çıkaracaklarını, yani adaletsizce yöneteceklerini, yaşanan doğru bir düzeni yıkarak, neslin bozulması için ellerinden geleni yaparlar diyor. Şükürler olsun Rabbimize ki, Allah bu zalimlere fırsat vermedi. Şükürler olsun ki, Allah biz günahkâr kullarına bir fırsat daha verdi. Lütfen bu fırsatı doğru kullanalım. Yoksa aynı fitneyle, zalimlerle tekrar karşılaşmamız sürpriz olmayacaktır. Değerli din kardeşlerim. Lütfen Kur’an ı anladığımız dilden dikkatle, düşünerek okuyalım. Kendimize veliler, efendiler, şeyhle edinmeyelim. Allah bu konuda uyarıyor ve bizlere öyle bir örnek veriyor ki ayetinde, Allah ın yanında yardımcı veliler, dostlar edinenlerin akıbetinin, ne derece tehlikeli olduğunu, ancak düşünen, aklını kullananlar anlayacaktır. Lütfen ayet üzerinde dikkatle düşününüz. Ankebut 41: ALLAH'TAN BAŞKA DOSTLAR/VELİLER EDİNENLERİN DURUMU, DİŞİ ÖRÜMCEĞİN DURUMU GİBİDİR. O, bir yuva edinir. Hâlbuki yuvaların en çürüğü şüphesiz dişi örümceğin yuvasıdır. Keşke bilselerdi! (Bayraktar Bayraklı) Sizce Allah bu ayette, örümceğin evi ile Allah ın yanında güvenebileceğimiz, yardım isteyeceğimiz veli ve dostları neden yuva yapan örümceğe benzetiyor olabilir? Sanırım bu ayet uzun süre, gereği gibi anlaşılmamış olsa gerek. Bu ayeti ve veliler edinmenin tehlikesini anlayabilmemiz için, bu ayette örnek verilen örümceğin ve yaptığı evin özelliklerini tam olarak bilmemiz gerekir. Size örümcek ve evi konusunda edindiğim bilgileri paylaşıyorum ki, Allah ın bizleri bu konudaki uyarısı tam olarak anlaşılabilsin. “Halk arasında ‘’ KARADUL ‘’ denilen özellikle dişi örümcek, kendisine sevgi ve dostlukla teslim olanları, ağına yaklaşanları, kullanıp yok eden tipik bir yaratıktır. Çiftleşmeden sonra eğer kaçamazsa, EŞİNİ DAHİ ÖLDÜREN DİŞİ ÖRÜMCEĞİN EVİ, EN YAKIN DOSTUNA BİLE BİR FELAKET YERİ OLDUĞU GİBİ, ORAYA GİREN SİNEKLER VE BÖCEKLER İÇİN DE ÖLÜM AĞIDIR. YANİ GÜVENSİZ BİR YERDİR. Canlı türleri genelde evlerini; sıcaktan, soğuktan, düşmanlardan ve her türlü zarardan korumak için inşa ederler. OYSA DİŞİ ÖRÜMCEK EVİNİ; YOK ETMEK, ZARAR VERMEK, EVİNE YANLIŞLIKLA UĞRAYANLARI DAHİ YEMEK İÇİN İNŞA EDER. Bu yüzden evlerin en güvenilmezi, örümceğin evidir. Dişi örümcek, cinsel ilişkiye girdikten sonra eğer kaçamazsa, kendi erkeğini de yemektedir. Bu yüzden dişi örümceğin evi bırakın başkalarını, kendi eşi için bile güvenilmezdir.” Sanırım bu bilgilerden sonra, Allah ın yanında din ve iman adına güvenebileceğimiz hiçbir velinin, şeyhin, efendinin olmadığını çok açık bir şekilde, Allah ın ayetlerinden anladık. Eğer hala bu uyarılardan sonra dersler almayıp, aynı hataları yaparak, kendimize şüphe duymadan sorgusuzca, Allah dan başka veliler, dostlar edinip de, ardı sıra gidersek, Allah dan cezaların en büyüğüne çarptırılacağımızı lütfen unutmayalım. Araf 3: Rabbinizden size indirilene uyun; O'NUN BERİSİNDEN BİRTAKIM VELİLERİN ARDINA DÜŞMEYİN. Siz ne kadar da az öğüt alıyorsunuz! (Yaşar Nuri meali) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  15. Bu makalemde sizlerin, üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim ayet, Nahl suresi 98. ayet olacaktır. Bu ayet öne sürülerek, Kur’an okumaya başlarken Allah, EÛZÜBİLLÂHİMİNEŞŞEYTÂNİRRACÎM”, diye okumaya başlayın, emri veriyor diye anlatılır. Gelin bu konu üzerinde önce ayeti yazalım, daha sonrada birlikte düşünelim. Nahl 98: Şimdi Kur'ân okumak istediğin zaman, ÖNCE O KOVULMUŞ ŞEYTANDAN ALLAH'A SIĞIN. (Elmalı meali) Sizce Allah bu ayette, Kur’an ı okumaya başlamadan önce, Eûzübillâhimineşşeytânirracîm” Yani, kovulmuş şeytanın şerrinden Allah a sığınırım, diye başlayarak okuyun emrini mi veriyor? Bizler ne yazık ki Allah ın ayetlerinin özüne hiç inemedik, ayetlerde Allah bizlere neler anlatıyor diye anlamak yerine, salt sözcüklerin görünür haliyle ilgilendik ve ayetlerin asıl amacını böylece anlayamadık. Bu konuya devam etmeden önce, Kur’an da surelerin başında geçen, Bismillâhirrahmânirrahîm, yani RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH IN ADIYLA, sözünden ne anlıyoruz ona hatırlayalım. Bildiğiniz gibi bu sözcük, yalnız Surelerin başında geçer. Bizler bu konuda da yine, bu sözlerin özüne inemediğimiz için, Kur’an okurken mutlaka besmeleyle başlamalıyız deriz. Hâlbuki Kur’an da geçen bu cümle, Cebrail tarafından Peygamberimize iletilirken, yeni bir sureye yani yeni bir konuya geçişin bildirildiği ayettir. Cebrail bu ayeti tebliğ ederken, şunu söylüyor elçisine ve bizlere. TEBLİĞ EDECEĞİM BU AYETLERİ, RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH IN ADIYLA SİZLERE BİLDİRİYORUM. Bizler hala bu gerçeğin farkında olmadığımız için, aramızda hep birbirimize şunu söyleriz. Ayeti yazarken besmeleyi de yazsanıza. Bizler zaten bu ayetin Allah katından, Allah ın adıyla bizlere bildirildiğine iman etmiş Müslümanlarız, onun için ayetleri her yazıp okuduğumuzda, besmeleyle söylememiz konusunda Allah ın bir hükmü yoktur. Elbette söylemenin de bir sakıncası yoktur. Bu gerçek, birçok insan tarafından bilindiği içindir ki, her ayet yazanlar ya da okuyanlar, öncesinde besmeleyi yazmazlar. Hatta imam namaz kıldırırken, okuduğu ayetlerin başında besmeleyle başlamaz. Gelelim Nahl suresi 98. ayete. Aynı yanlışı bu ayette de yapıyoruz ve ayette Allah ın bahsettiği asıl amacı göz ardı edip, kelime ve sözcüklerle asıl amacı gizliyor, işin özüne inemiyoruz. Allah Kur’an da, bu ayetten önce birçok ayetinde biz kullarını uyarıyor ve doğru yolda gitmemiz adına ikazlarda bulunuyor, lütfen onları da okuyunuz. Nahl suresi 98. ayetinde de, bizlerin dikkatini çekerek, KUR’AN A İMAN ETTİĞİNİZİ SÖYLÜYORSANIZ, KUR’AN I OKUYUP, AYETLERİMİ TEBLİĞ ALMAYA NİYET ETTİĞİNİZDE, ÖNCE SİZLERİ ALLAH IN YOLUNDAN SAPTIRMAYA ÇALIŞAN, ŞEYTANIN VE USLANMAZ NEFSİNİZİN DAYATTIĞI, BATILIN VE HURAFENİN ETKİSİNDEN KURTULUN DİYOR. BİR BAŞKA ANLATIMLA, KUR’AN I OKUMAYA BAŞLADIĞINIZDA, ŞEYTANIN ŞERRİNDEN UZAK, KENDİMİZİ HER HALİMİZLE ÖZ İRADEMİZLE, ALLAH A TESLİM EDEREK, O ZİHNİYETLE, O AMAÇLA KUR’AN I OKUMAYA BAŞLAYIN DİYOR ALLAH. KALBİNİ, NEFSİNİ ŞEYTANIN VE ONUN DAYATTIĞI BATILDAN KURTARMAZSAN, OKUDUĞUN KUR’AN DAN ALACAĞIN HAK BİLGİLER, SENİN KALBİNE YERLEŞMEZ. ÇÜNKÜ HAK İLE BATIL BİR ARADA OLMAZ. Bakın bu ayetten bir ayet sonra Allah ne diyor. Nahl 99: Gerçek şu ki: İman edip de YALNIZ RABBLERİNE GÜVENİP DAYANANLAR ÜZERİNDE ŞEYTANIN BİR HÂKİMİYETİ YOKTUR. (Bayraktar Bayraklı) Sanırım konu çok daha iyi anlaşıldı. Allah bizlere şunu anlatıyor özellikle. Din ve iman adına güveneceğiniz ve dayanacağınız yalnız Allah tır yani onun kitabı Kur’an dır. Kendinize Allah dan başka veliler edinip, onların sözlerine de inanarak ardı sıra gidersen, okuduğunuz Kur’an dan nasibinizi alamazsınız. Yalnız Allah a yani Kur’an a bağlananın üzerinde, şeytanın ve şeytanlaşmış insanların hiç bir gücü, etkisi yoktur diyor. Bu ayette asıl anlatılmak istenen amacı, doğru anlayamadığımız içindir ki, bizler Kur’an dan nasiplenemiyor ve Allah ın ayetlerini anlayamıyoruz. DAHA AÇIKÇASI, ALLAH IN AYETLERİNİN ÖZÜNE İNMEK YERİNE, GÖRSEL OLARAK YAŞAYARAK, HAYATIMIZA GEÇİRMEDEN SÖYLEYİP GEÇİYORUZ. YANİ İMAN DİLİMİZDEN ÖTEYE GEÇİP, KALBİZE YERLEŞMİYOR. Halbuki Allah bizleri bu ayetiyle çok önemli bir konuda uyarıyor ve diyor ki, sizler okuduğunuz Kur’an dan faydalanmak, ondan istifade etmek istiyorsanız, önce şeytanın vesvesesinden, nefsinizin dayattığı batıldan, yanlış itikat ve inançlarınızdan kurtulun ve YALNIZ ALLAH A SIĞININ. Fussilet 36. ayette de bu konuya değinilir ve bakın şeytanın vesvesesinden kurtulmak için, nereye sığınmamızı ister Allah. “EĞER ŞEYTANDAN GELEN KÖTÜ BİR DÜRTÜ, SENİ DÜRTECEK OLURSA, HEMEN ALLAH'A SIĞIN! ÇÜNKÜ EN İYİ İŞİTEN O'DUR, EN İYİ BİLEN O...” Peki, bizler Allah ın bu emrini yerine getiriyor muyuz? Elbette hayır, yaptığımız Kur’an ı okumaya başlarken sözde, “EÛZÜBİLLÂHİMİNEŞŞEYTÂNİRRACÎM BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM.” Diyoruz asla Allah ın bu ayetlerinde ne anlattığını, bizlerden ne istediğini anlama çabasında değiliz. Onun için Allah ın hükmünü de yerine getirmiyoruz. Bizler yalnız bu konuda değil, neredeyse her konuda bu yanlışı yapıyoruz. Allah ben hükmüme hiç kimseyi ortak etmem, yalnız Kur’an a sarılın dediği halde, şeytanın vesvesesi, edindiğimiz velilerin aldatmacalarından kurtulup, bir başka deyişle Allah ın hükümlerine ters düşen davranışlardan sıyrılıp, YALNIZ ALLAH’A KENDİMİZİ BAĞLAMADIĞIMIZ İÇİN, KUR’AN I ANLAYAMIYORUZ, GERÇEKLERİN FARKINDA OLAMIYORUZ. NEFSİMİZİ TATMİN ETMEK İÇİN, AYETLERDE GEÇEN KELİMELERİN ANLAMLARI İLE OYNUYORUZ. Kur’an ı Allah dan daha iyi, biz kullarına kim anlatabilir? Konuyu özellikle tekrar etmek istiyorum. Onun için Allah, Kur’an dan faydalanmak istiyorsan, onu okumaya, ondan faydalanmaya başlamadan önce, şeytanın sana dayattığı batıldan, nefsinin etkisi altında kaldığı baskıdan sıyrıl ve Kur’an ın başına öyle otur diyor Allah. Kur’an da her bilgi yoktur, Kur’an ı herkes anlayamaz diye inanan bir insan, Kur’an dan gereği gibi faydalanabilir mi? Önce Kur’an a karşı art niyetimizi atmalıyız, yoksa bakar kör olandan farkımız olmaz. Tabi bizler Kur’an ın hiç bahsetmediği batıl ve hurafe bilgileri yaşayabilmek adına, Allah ın bu emrini anlamak istemeyip, görmezden geldiğimiz için, Kur’an dan faydalanamıyoruz ve Allah gönül gözümüzü açmıyor. Çünkü bir MÜMİN, hem batıl yolcusu olup şeytanı takip ederek, hem de Kur’an ı okuyarak, Allah ın doğru yolunda asla olamaz. HAK OLAN BİLGİLER, BATIL BİLGİLERLE ASLA YANYANA GELEMEZ. BATILDAN KURTULMAYAN, HAKKIN GERÇEKLERİ İLE ASLA BULUŞAMAZ. Önce şeytandan, onun batıl dayatmalarından kurtulacağız ki, Allah da gözlerimizdeki ve kulaklarımızda ki perdeyi kaldıracak, bizlerde Kur’an ile buluşacağız. DİLERİM İMANIMIZI ALLAH IN İSTEDİĞİ ÇİZGİDE YAŞAYAN, KUR’AN I OKUMAYA BAŞLADIĞIMIZDA, ALLAH IN İSTEDİĞİ ŞARTLARI SAĞLAYAN, ALLAH IN AZINLIK HALİS KULLARINDAN OLURUZ. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.