Jump to content

halukgta

Φ Members
  • Content Count

    435
  • Joined

  • Last visited

  • Days Won

    4

halukgta last won the day on June 19 2015

halukgta had the most liked content!

Community Reputation

25 Nötr

1 Follower

About halukgta

  • Rank
    Genç Üye
  • Birthday 03/14/1958

Profile İnformation

  • Sex
    Erkek
  • Location
    Balıkesir
  • Interests
    Araştırmacı

Recent Profile Visitors

The recent visitors block is disabled and is not being shown to other users.

  1. Bir sitede zekât ile ilgili bir yazı okumuştum. Doğrusu bu yazıyı Kur’an ile karşılaştırdığımda, bizlerin hadis adı altında her şeye hemen inanmayıp, söylenenlere dikkatle yaklaşıp, Kur’an ile karşılaştırmamız ve onun süzgecinden geçirmemiz gerektiğini, çok daha iyi anladım. Zekât konusu ile ilgili yazımı yazarken, istedim ki birlikte bu konuyu, Kur’an ayetleri ile onun ışığı altında düşünelim. Allah Kur’an da bakın ne diyor, bizlere gönderdiği rehber için. Kamer 17: Andolsun biz, KUR’AN'I ÖĞÜT ALMAK İÇİN KOLAYLAŞTIRDIK. Öğüt alan yok mudur? Kamer 22: Yemin olsun ki biz, KURAN'I ÖĞÜT VE İBRET İÇİN KOLAYLAŞTIRDIK. Fakat düşünen mi var? Kur’an da ki bu iki ayeti okuduğumuzda, Rabbimiz in bizlere gönderdiği, İslam dinini/Kur'an ı bizler için kolaylaştırdığını, açık bir şekilde belirtiyor. Bu yazımı yazmaya neden olan bir sitede, zekât konusunda yazılmış yazıda dikkatimi çeken sözleri, önce sizlerle paylaşmak istiyorum. "Zekâtı verilen malın üreyeceği, bereketleneceği ve temizleneceği Kuran-ı Kerim’de beyan olunmuştur." Gerçekten ne güzel sözler. Doğrudur zekâtı verilen malın, ya da paranın üreyeceği, bereketleneceği, esas önemlisi hayrının görüleceğidir. Gelelim yazılan yazının diğer bölümlerinde, anlatmak istediği bilgilerden, önce alıntı yapalım, bakalım yukarıdaki örneği Kur'an dan verenler, devamında Kur'an dan mı istifade ediyorlar. "Fıkıh lisanında ise; “Bir malın, dini usullere göre tayin edilen miktarını, Müslüman zenginin SENEDEN SENEYE, zekât alabilecek sekiz sınıftan birine temlik etmesi; yani hiçbir menfaat ve istifade alâkası olmamak üzere vermesi demektir." Yine yazıda, zekâtın miktarı konusunda bir bilgi verilmiş. Bakın zekâtı, nasıl vereceğimiz anlatılıyor. "Tüccarlar, satmak için bulundurdukları malı senede bir defa sayıp, değerini hesap ederler. Borçlarını düşer, alacaklarını ilave ederler ve KALAN MİKTARIN KIRKTA BİRİNİ ZEKÂT OLARAK VERİRLER. (% 2.5), Öşür arazisinde yetişen mahsul senenin çoğunda yağmur ve nehir suyu ile sulanıyorsa ONDA BİRİNİ (%10), eğer kova, dolap ve hayvan gibi vasıtalarla sulanıyorsa YİRMİDE BİRİNİ (%5) öşür (zekât) olarak vermek icap eder. Zekât, malla alakalı bir ibadettir. SENEDE BİR DEFA, Kuran-ı Kerim’de bildirilen yerlere verilir. " Değerli kardeşlerim bu yazdıklarım, bir sitede zekât ile ilgili yazının özetidir. Aslında yıllardır bizlere zekât konusunda anlatılanların da, bir özeti demek doğru olacaktır. Elbette bu bilgilerin hiç birisi Allah ın emri değil, nefislerimizde uydurduğumuz bir inancın eseridir. Gelelim Allah ın in Kitabı KUR’AN a, o ne diyor acaba zekat konusunda. Yazımın başında Allah ın, İslam ı ve Kur’an ı öğüt alabilmemiz için, kolaylaştırdığını söylediği ayetlerini hatırlattım sizlere. Okuduğumuz yazıda Fıkıh lisanında zekâtın, ZENGİNİN SENEDEN SENEYE VERİLECEK bir farz görev olduğu yazılıyor. Bu bilgi asla ve asla Kur’an da yoktur. YANİ ZEKÂT YILDA BİR KEZ VERİLEN BİR FARZ GÖREV DEĞİL, HER ZAMAN GEREKTİĞİ HER VAKİTTE, YOKSULA VERİLEN BİR FARZ GÖREVDİR, İBADETTİR. İşte beşerin yarattığı fıkıh inancı, böyle yanlışlarla dolu. Bunu asla hiç kimse, bu şekilde sınırlayamaz. Yılda bir fakiri hatırlamak, Kur’an öğretisine ve de Allah ın Kur’an da bizlere anlattığı hiç bir ayetine uymadığı gibi, Allah ın adaletine de asla sığmaz. Peygamberimizde Kur’an dışından, Kur’an adaletine uymayan bir hüküm vermeyeceğine göre, bu düşünce ve bilgiler, peygamberimize de atılan açık bir iftiradır. Yazılanlara bakılırsa, yılda bir alacak ve borçları hesap ettikten sonra deniyorsa, bu ancak o günkü devlete verilen vergiden başka bir şey olamaz. Zekât ise kazancından yani bizzat kar ettiğinden fakirlere, yoksullara maddi durumu olmayanlara gönülden vereceğin para ya da maldır ya da her konuda yardımdır diyebiliriz. BURADA KAR ZARAR HESABI, KESİNLİKLE YAPILMAZ. Çünkü bir verip bin almak, bu dünya hesabına da uymaz. Allah ın çok önem verdiği ve birçok kez zikrettiği, zekât konusunda da Kur'an, gereken açıklamaları yapmıştır. Şimdi onlara bakalım. Tevbe 60: Sadakalar/zekâtlar Allah'tan bir farz olarak ancak, yoksullara, düşkünlere, zekât memurlarına, gönülleri ısındırılmış olanlara, kölelere, borçlulara, Allah yolunda çalışıp cihad edenlere, yolda kalana/toplumun bitirilemeyen işlerine aittir. Allah hakkıyla bilen, işini yerli yerince yapandır. (Bayraktar Bayraklı meali) Kur’an da geçen zekât, sadaka ve hayır yapma konusu, farklı anlamlarda değildir. Hepside olmayana, ihtiyacı olana vermek anlamındadır. Çünkü infak yani vermenin, tarifi tektir ayrı ayrı açıklaması yoktur. Ayet sadakanın yani zekâtın, kimlere verileceği konusunda çok net açıklama yapıyor ve farz bir emir olduğunu söylüyor. Gelelim zekâtın ne kadar verileceği konusuna. Allah, biz her şeyden nice örnekleri, değişik ifadelerle verdik ki anlayasınız diyorsa hayrımızı, zekâtımızı, sadakamızı da nasıl vereceğimizi, mutlaka bizlere Kur’an da açıklamıştır. Açıklanmayan bir bilgiyi, asla dinin asli unsuru yapamayız, lütfen bu mantığı asla unutmayalım. Bakara 215: Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “HAYIR OLARAK NE HARCARSANIZ O, ana-baba, akraba, yetimler, fakirler ve yolda kalmışlar içindir. Hayır olarak ne yaparsanız, gerçekten Allah onu hakkıyla bilir.” (Diyanet meali) Bakın nekadar açık ve basit bir şekilde, hayır olarak gönlünüzden ne koparsa, okadar diyerek özellikle bizlere bırakıyor. Peki neden bizlere bırakıyor? Allah bizleri imtihan ediyor da ondan. Ayrıca ayette, hayırlarımızı kimlere vereceğimiz konusunda, daha da detaya giriyor. Dikkat ederseniz herhangi bir sınırlama asla yok. Çünkü imtihanımızın en önemli kısmı, özgür irademizle vereceklerimizdir. Bakın şimdide gelirimizden nasıl vereceğimiz konusunda, çok net bir açıklama daha yapıyor Bakara 219. ayette. İki farklı mealden yazalım. "Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “İHTİYAÇTAN ARTA KALANI.” Allah, size ayetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz." "[Allah yolunda] neyi harcayacaklarını sana sorarlar. De ki: “O'NUN İÇİN AYIRABİLECEĞİNİZ HER ŞEYİ.” Böylece Allah mesajlarını size açıklıyor ki tefekkür edebilesiniz." Gördünüz mü dostlar, ne diyor Rabbimiz, kazancınızın size ve bakmakla yükümlü olduklarınıza yeterli olanından artanını verin. Sizi zorlamayacak şekilde infak edin. Hayır için gönülden ne kadar ayırabilirseniz diye açıkça bildiriyor. HANİ YILDA BİR GELİR GİDER HESABI NEREDE? Kim çıkardı yılda bir fakire zekât vereceğimizi? BİRİLERİ GÜZELİM İSLAM DİNİNİ, FIKIK SİLAHIYLA, NE HALA GETİRMİŞ ÇOK YAZIK. İşte Rabbimiz in adaleti, ne güzel açıklamış. Ama hala bu ayeti gördükleri halde, eeee ne kadar vereceğiz peki, bak belli değil, deme gafletini göstermekteyiz. Demek ki Allah ne kadar zekât vereceğimizi, ne kadar hayır yapacağımızı bizlere bırakmış, ama bol bol vermemiz içinde, Kur’an da birçok tavsiyelerde bulunmuştur. Gönülden ve kendi isteğimizle malımızdan, paramızdan fakirlere ayırmak, sanırım imtihanımızın en zor kısmı olsa gerek. Gelelim bizlere öğretilen zekâtın adaletine. Okuduğum yazıda tüccar kazandığı net paranın %2,5 (1/40) ını zekât olarak verecek, köylü ekip biçtiği mahsulün eğer yağmur sulamışsa %10 unu (1/10) eğer kendi sulamışsa %5 ini (1/20) zekât olarak verecek diyordu. Basit hesapla zengin tüccar, köylüden dört kat eksik, yani köylü kardeşim tüccardan dört kat fazla zekât verecek öylemi? Doğrudur bu Allah ın adaleti değil, beşerin adaleti çok normal. Günümüzde devlet bile bu adaleti uygulamıyor, hiç şaşırmamak gerek. İşin en kötüsü de, her kez bir yılın sonunda yaptığı bilânçoya göre, yılda bir fakirlere zekâtını vereceğini söylemeleri. Doğrusu 364 gün fakiri düşünme 1 gün hatırla. Bu şekilde Rabbimiz in huzuruna gidersek, ne olur dersiniz dostlar bizlerin hali? Bu bilgiler Kur’an adaletine sığmadığı gibi, akla-mantığa da sığmaz. Bu bilgiler Kur’an dışı bilgilerdir, batıl ve hurafedir. Peygamberimizin de onay vermesi mümkün değildir. Yine birkaç ayeti hatırlatmakta yarar var. İsra 36: Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır. Ankebut 51: Karşılarında okunup duran bir kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu? Bunda, inanan bir toplum için elbette ki bir rahmet ve bir öğüt vardır. Zühruf 44: Doğrusu Kur'an, sana ve kavmine bir öğüttür. İLERİDE ONDAN SORUMLU TUTULACAKSINIZ. Yaradan, hakkında emin olmadığın bilginin ardına düşme, diye bizlere öğüt veriyor. Devamında da, doğrusu bize kızgınlığını belli edercesine, Karşınızda okunan kitap sizlere yetmiyor mu diyor. En son yazdığım ayette de, son noktayı koyuyor aslında Rabbimiz. BU KİTAPTAN SORUMLUSUNUZ. Sormak isterim, madem Kur’an dan sorumluyuz, Kur’an ın neresinde yazıyor yılda bir zekat vereceğimiz? Biliyorum söyleyemiyorsunuz, ama aklınızdan geçenleri tahmin edebiliyorum. Herkes kendisinden sorumludur, kimin nereye ve nasıl iman ettiği, kendisini ilgilendirir, çünkü hesabını kendisi verecektir. Dikkat ettiniz mi, Zekât konusunda Allah ın adaleti ne diyor, beşerin rivayet ve sanı adaleti ne diyor. Rabbimiz Zekât/sadaka ibadeti konusunda bizlere Kur’an da, ne yaparsan onun karşılığını kat kat veririm diyor ve başak örneğini veriyor. Yani bana 1 verirsen, sana yüzlerce misli iade ederim diyor. Bakara 261: MALLARINI ALLAH YOLUNDA HARCAYANLARIN DURUMU, YEDİ BAŞAK BİTİREN VE HER BAŞAKTA YÜZ TANE BULUNAN BİR TOHUM GİBİDİR. Allah, dilediğine kat kat verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir. (Diyanet meali) DEMEK Kİ ZEKÂTI VE VERECEĞİMİZ YARDIMI RABBİMİZ, İNSANLARIN ÖZ İRADESİNE BIRAKIYOR VE BİZLERİ SINIYOR VE TEŞVİK EDİYOR. İnfak etmeyi, yani zekât vermeyi hayır yapmayı, Rabbimiz kendisine bir borç vermek olarak gösteriyor bizlere Kur’an da. Bakın sizce bundan güzel bir örnek olabilir mi? Bakara 245: KİMDİR ALLAH’A GÜZEL BİR BORÇ VERECEK o kimse ki, Allah da o borcu kendisine kat kat ödesin. (Rızkı) Allah daraltır ve genişletir. Ancak O’na döndürüleceksiniz. (Diyanet meali) Demek ki kefenin cebi varmış. Yaşarken malımızı, paramızı Allah rızası için hayırlarda kullanırsak, huzura gittiğimizde bu yolla geri alacağımızı, Rabbimiz bu şekilde müjdeliyor. Tabi anlayana, anlamak isteyene. Bazı gerçekleri doğru görebilmemiz için, Allah ın ipine sarılmalıyız, batılın ve rivayetlerin değil. Rehberimiz Kur’an ise, gözler aydınlıktır doğruyu görür. Eğer rehber beşer ve onun adaleti ise, şaşması da çok normaldir. Hesabın görüleceği o çetin gün şaşmak, üzülmek istemiyorsak, Allah ın rehberine sarılalım. Kur’an ı anlayarak okuyan, üzerinde dikkatle düşünen, tebliği bizzat aracısız Rahman dan alır ve aldatılmadan Rabbin doğru yolunda ilerler. Kur'an ı anlamadan okuyan, Allah ile arasına aracılar veliler sokan, gittiği yolun Allah a ulaşacağından asla emin olamaz. Gelin Rabbin ayetinde öğüt verdiği gibi, EMİN OLMADIĞINIZ BİLGİLERİN ARDINDAN GİTMEYİN, diyen Yaradan a kulak verelim. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  2. Bizler inancımızı düşünmeden asılsız, delilsiz sözler ve rivayetlerle öyle yaşıyoruz ki, gerçek olup olmadığını sorgulama gereği bile duymuyoruz. ÇÜNKÜ KUR’AN DAN HABERİMİZ YOK VE KUR’AN NE DİYOR BİLMİYORUZ. Kur’an ı anladığı dilden okuyanların yüzde kaç olduğunu, utandığım için söylemek istemiyorum ama sizler çok iyi biliyorsunuz. Bizler için dinimizde kanıt ne yazık ki yalnız Allah ın kitabı olmayıp, emin olamayacağımız rivayetlerde inancımızda kanıt, delil olarak kabul görüyor. Kur’an a iman ettiğini söyleyen bir Müslüman, yazacağım bu ayeti asla göz ardı etmemelidir. Ediyorsa, Allah ın yolundan değil, bir bilinmeyene doğru, şeytanın yolundan gidiyor demektir. İsra 36: HAKKINDA KESİN BİLGİ SAHİBİ OLMADIĞIN ŞEYİN PEŞİNE DÜŞME. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur. (Diyanet meali) Bakın Allah ne diyor? Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın kanıtı, delili olmayan sözün bilginin ardına düşmeyin, bunun hesabını sorarım diyor. Peki, Allah kesin bilgi-kanıt olarak sizce hangi kaynağı gösteriyor ayetlerinde? Kur’an ı tarafız ve anlayarak düşünerek okuyan bir Müslüman, güvenilecek kanıt ve delil olarak yalnız kendi korumasına aldığı, Kur’an ı gösterdiğini anlayacaktır. Çok araştırmasına bile gerek yok, bunun kanıtı Zuhruf 44. ayettir. Allah bu ayetinde, yalnız Kur’an ı kesin delil ve kanıt gösterdiği içindir ki, SİZLERİ KUR’AN DAN SORUMLU TUTUYORUM, YALNIZ KUR’AN IN İPİNE SARILIN, ÇÜNKÜ ONDAN HESABA ÇEKİLECEKSİNİZ DİYOR. Ama bizler Kur’an dan o kadar uzaklaştık ve Kur’an ı o kadar küçümser tavırlar içine girdik ki, adeta bizlere öğretilen rivayet ve sanı bilgileri, ibadetlere yapılan ilaveleri Kur’an da göremediğimizde, eeeee bakın namazın nasıl kılınacağı, orucun nasıl tutulup, zekâtımızı ne kadar vereceğimizin bile detayı Kur’an da yok, deme cehaletini gösteriyoruz. Bu sözler, Allah ın kitabına saygısızlıktır ama bunun farkına bile değiliz. Allah verdiği hükümlerini, onu herkesin anlayacağı çok kolay ve basit bir şekilde açıkladığını açıkça bildiriyor. Ama bizler İslam ı yaşarken öyle ilaveler yaparak inancımızı zorlaştırmış, teferruatlarla doldurmuşuz ki, onları Kur’an da göremediğimizde, Kur’an ı eksik ve yetersiz görüyor, Peygamberimizin adını kullanarak, dine yapılan ilaveleri Kur’an ın önüne geçiriyoruz. ALLAH BÖYLE YAPANLARI, ASLA AFFETMEYECEĞİNİ SÖYLÜYOR. Bizler Allah ın, yemin olsun ki bu kitabı sizler için kolaylaştırdık ve nice örnekler vererek anlamanızı, ibret almanızı sağladık dedikçe, bizler inatla bunun tersini söylemeye korkmadan devam ediyoruz. Ne yazık ki cehalet, korkunun üstünü örtüyor cesaret veriyor. Hatırlatmak isterim, Allah ın kitabının dışına çıkarak, onu yetersiz görüp, başka kaynaklar, veliler arayanlar, cehennemin ebedi kalıcıları olacağını, Rabbimiz birçok kez söylüyor. LÜTFEN PŞMAN OLMAK İSTEMİYORSAK, CAHİL CESARETİNİ ÜSTÜMÜZDEN ATALIM, ALLAH IN UYARILARIYLA BULUŞALIM. Cahilliğimizin ve Kur’an dan uzaklaşmamızın, Allah ın verdiği örneklerden hiç ders almadığımızın güzel bir örneğini, sizlere hatırlatmak istiyorum. Dikkatinizi çekmek ve üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim ayetin bir öncesi ve bir sonrasındaki ayetleri de yazıyorum ki, konu daha iyi anlaşılsın. Enam 34: SENDEN ÖNCE NİCE ELÇİLER YALANCI YERİNE KONDU. Yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine rağmen sabrettiler. Nihayet yardımımız ulaştı. Allah'ın sözlerini kimse değiştirebilecek değildir. İşte o elçilerin haberinden bir kısmı sana da gelmiş oldu. (Süleymaniye vakfı meali) Enam 35: Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse; BİR DELİK AÇIP YERİN DİBİNE İNEREK YAHUT BİR MERDİVEN KURUP GÖĞE ÇIKARAK ONLARA BİR MUCİZE GETİRMEYE GÜCÜN YETİYORSA DURMA, YAP! Eğer Allah dileseydi, elbette onları hidayet üzere toplardı. O hâlde, sakın cahillerden olma. (Diyanet meali) Enam 36: ŞÜPHE YOK Kİ, SADECE YÜREKTEN DİNLEYENLER DAVETE İCABET EDEBİLİR. Ölülere gelince: Onları yalnızca Allah diriltebilir; en sonunda hepsi O’na dönecektir. (Mustafa İslam oğlu meali) Allah Elçisine, senden önce gönderilen elçilerim yalancı yerine kondu ama onlar sabrettiler diyor. Peki, yalancı yerine konmalarının asıl nedeni neydi? İşte burası önemli. Çünkü daha önce gönderilen elçilerin tebliğ ettiği kitaplar, devre dışı bırakılmış ve yerine tıpkı günümüzdeki gibi, atalarının rivayet ve sanı inançları ile şekillendirilmiş bir din yaşıyorlardı da ondan. ELÇİLERİN GETİRDİKLERİ İLE YAŞADIKLARI DİN BİR BİRİNİ TUTMUYORDU, ONUN İÇİN İNANMAK İSTEMİYORLARDI. Bir kısım insanların, Peygamberimizi kabul etmemelerinin ilk nedeni, Allah elçi gönderecek olsaydı ÜMMİ bir elçi göndermez, bizlerin içinden gönderir diyorlardı. Allah özellikle Allah ın hak yolundan sapmış ve batılı din edinmiş toplumdan elçi göndermektense, onların dışından doğrunun ve gerçeklerin arayışında olan bir elçi görevlendirmiştir. BUNDAN ALACAĞIMIZ ÇOK BÜYÜK DERSLER VARDIR. Enam 35. ayette ise Allah, bugün inandığımız çok büyük bir yanlışın, asla gerçek olamayacağını üstüne basa basa bizlere bildiriyor örnek veriyor ama okuyan, dinleyen ve ders alanlar nerede? Bizler Kur’an ın birçok ayetinde, farklı anlamlarda bahsettiği SALÂT ve bizlerin namaz diye tercüme ettiğimiz ibadetin Kur’an da tam olarak verilmediği ve beş vakit namaz emrinin Kur’an ile değil, MİRAÇ İLE BİZLERE FARZ OLDUĞU ANLATILIR. Tabi aklını kullanıp düşünen Müslümanlar ise hemen şu soruyu sorarlar. Madem namaz miraç ile emredildi neden Kur’an da yok. Kur’an da geçen namaz emrinin, ayetlerin hükmü ne olacak? YADA ALLAH IN SİZLERİ KUR’AN DAN SORUMLU TUTUYORUM EMRİ, GEÇERLİ DEĞİL Mİ SORULARI, ELBETTE CEVAPSIZ KALIYOR. Hâlbuki Allah Enam 35. ayetinde elçisini uyarıyor ve ikaz ediyor ve şöyle diyor. Enam 34. ayetinde de elçisine sabırlı olma telkininde bulunduğunu da lütfen unutmayalım. Onların sana yüz çevirmeleri, sana hemen tabi olmayıp inanmamaları ağır mı geldi diyor ve bu görevin ne denli zor ve meşakkatli olduğunu hatırlatarak, bakın elçisini nasıl uyarıyor. “Sen sabretmeden bu tebliğ görevini daha kolaylıkla yapmak niyetindeysen, bir delik açıp yerin dibine inerek, ya da GÖKYÜZÜNE BİR MERDİVEN DAYAYIP, GÖĞE ÇIKARAK ONLARA BİR MUCİZE GÖSTER BAKALIM GÜCÜN VARSA” diye uyarıyor. Eğer Allah dileseydi onu da yapar, onlara bu mucizeyi göstererek işi kolaylaştırırdı diyor. Ama özellikle bunu yapmayarak, İMAN ETMENİN MUCİZEYLE, KORKUYLA DEĞİL, GÖNÜLDEN İNANARAK KABUL EDEREK OLACAĞININ ÖRNEĞİNİ VERİYOR BİZLERE. Allah elçisinden mucize bekleyenlere, verdiği örnekteki mucizeleri özellikle vermediğini söylediği halde, bizler Peygamberimizin miraca yani, gökyüzüne çıkarak Allah ile görüştüğünü ve namazın burada beş vakit farz olduğunu anlatanlara inanıyoruz. Böylece adeta Kur’an ın yüzlerce ayetini inkâr ettiğimizin, farkında bile değiliz. Çünkü Müslüman topluma Kur’an, anladığı dilden okutulmuyor ki, bu gerçekler fark edilemesin. Lütfen kendimize gelelim ve yaptığımız yanlışların artık farkında olalım. Allah Enam 36. ayetinde, çok önemli bir uyarı yapıyor bizlere ve diyor ki;” ŞÜPHE YOK Kİ, SADECE YÜREKTEN DİNLEYENLER DAVETE İCABET EDEBİLİR”. Buradan da anlıyoruz ki gerçek iman edenler sanı, rivayet ve atalarının inancından uzak, SADECE YÜREKTEN, KALPTEN KUR’AN I DİNLEYEN VE ONA UYANLAR ALLAH IN DAVETİNE İCAP EDERLER DİYOR. Yorum ve karar sizlerin. İmtihan sizin imtihanınız. İster asla doğruluğundan emin olamayacağınız rivayetlere uyarsınız, ister Allah ın davetine yani yalnız Kur’an a uyarak, Allah ın halis kulları arasında olusunuz. ALLAH SEÇİMİ BİZLERE BIRAKMIŞ VE ÖZELLİKLE OLAĞAN ÜSTÜ HİÇ BİR GÖSTERİ İLE ALLAH IN AYETLERİNİ TEBLİĞ ETMESİNİ ELÇİSİNİN İSTEMEMİŞTİR. ÇÜNKÜ İMANIN ZORLA, KORKUYLA DEĞİL, GÖNÜLLE VE AKILLA OLACAĞI UYARISINI, ALLAH BİZLERE BİLDİRİYOR. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  3. Bu makalemin konusu, Kur’an da yapılan tekrarlar konusu üzerine olacak. Kur’an ı okuduğunuzda aynı konuların birçok ayette tekrar edildiğini görürsünüz, farklı değişik örnekler vererek. İslam düşmanları bunu tenkit ederek, bu kitap Allah katından gelmiş olamaz, sürekli tekrarlarla dolu şeklinde tenkitlerini duyarsınız. Sizce bu tekrarların sebebi ne olabilir? Bu konuda elbette birçok şey söyleyebilirsiniz ama unutmamamız gereken en önemli konunun, Kur’an ın yazılı ve tek seferde inmeyip, 23 yılda yavaş yavaş indiği gerçeğidir. Onun içindir ki, Kur’an ayetlerinde tekrarların sürekli yapılmasının en önemli nedenlerinden bir tanesi, önceki indirilen ayetlerin tekrar hatırlatılması, unutulmaması ve özellikle konuyu daha dikkatli bir şekilde vurgulamak adınadır. TEKRAR BİR EĞİTİM ŞEKLİDİR. BU EĞİTİM ŞEKLİ HER SEVİYEDEKİ İNSANIN, KUR’AN I RAHATLIKLA ANLAMASINI, UNUTMAMASINI, KONUYU PEKİŞTİRMESİNİ SAĞLAR. Özellikle tekrarlayarak bir konuyu anlatmak, çalışmak, eğitimde çok kullanılır. Kur’an da bu eğitim şeklini özellikle kullanıyor ve Allah ın dikkatimizi çekmemizi istediği konuları, sürekli Kur’an da tekrar ediyor, böylece gündemde tutuyor. Bunun nedenini de bakın ayetlerde nasıl açıklıyor. İsra 89: Andolsun, BİZ BU KUR’AN’DA İNSANLARA HER TÜRLÜ MİSALİ DEĞİŞİK ŞEKİLLERDE AÇIKLADIK. Yine de insanların çoğu ancak inkârda direttiler. (Diyanet meali) Hud 1: Elif, lâm, râ. Bu, hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan ALLAH TARAFINDAN AYETLERİ ÖNCE SAĞLAM KILINMIŞ, SONRA DA DETAYLANDIRILIP AÇIKLANMIŞ BİR KİTAPTIR (Bayraktar Bayraklı meali) Enam 105: BÖYLECE BİZ AYETLERİ GENİŞ GENİŞ AÇIKLIYORUZ Kİ, «Sen ders almışsın» desinler de, biz de anlayan toplum için Kur'an'ı iyice açıklayalım.(Diyanet vakfı meali) Bu ayetlerden de anlıyoruz ki, Allah bir konuyu tek bir ayette anlatıp geçmiyor. Daha iyi anlaşılması için, zamana yayıyor ve farklı konularda, farklı örneklerle aynı konuyu işliyor, tekrar ediyor ki, bizler daha iyi anlayalım. Zümer suresi 23. ayetinde de Allah, bu konuda şöyle söylüyor "ALLAH, AYETLERİ BİRBİRİNE BENZEYEN VE YER YER TEKRAR EDEN KİTAP'I SÖZLERİN EN GÜZELİ OLARAK İNDİRMİŞTİR." Onun için de Allah ayetinde, her türlü misali, değişik şekillerde verdik, yani tekrar ettik diyor. Hud suresi 1. ayetinde de aslında sorumuza ışık tutuyor ve diyor ki, Allah tarafından ayetler önce sağlam kılınmış, yani bizler için en doğru hüküm verilmiş, daha sonraki ayetlerde de bu hükümler tekrar edilerek en ince detayına kadar açıklanmış, genişçe izah edilmiştir diyor. Buradan da şunu rahatlıkla anlayabiliriz. Allah bir konuyu özellikle tekrar ediyor ki, dine nifak sokmaya çalışanlar, ayetlerde bir kelimeye farklı anlamlar vererek, aslında Allah bu ayette bu kelimeyle şunu kast ediyor diyerek, farklı bir anlam vermeye çalışanlar olursa, onların dine ilave etmeye çalıştığı, Allah ın koymadığı bir hükmü hemen fark edelim ve anlayalım. BURADAN ŞUNU RAHATLIKLA SÖYLEYEBİLİRİZ, ALLAH HÜKMÜNÜ DOLAYLI VERMEZ, AÇIKÇA AYETLERİN GENELİNE SAYARAK, NİCE ÖRNEKLERLE İZAH EDER, AÇIKLAR. Bu konu ile ilgili bir başka örnek vermeden önce, sizlere bir konu hakkında bilgi vermek istiyorum. Sizlerde karşılaşmışsınızdır, İslam ve Kur’an düşmanları tarafından, Kur’an ın farklı Mushaflarının olduğu İslam toplumunda şüphe uyandırmak için söylenir ve Müslümanlar, KUR’AN IN BİR HARFİ BİLE DEĞİŞMEMİŞTİR dedikleri halde, orijinalinde farklı Kur’an ların olduğu örnekleri verilir. Söyledikleri aslında doğrudur. Müslüman âlemi öyle bölünmüştür ki, ne yazık ki okudukları Kur’an da bile ayetlerde kelimelerin ya da harflerinin, RİVAYET HADİSLERİN ETKİSİYLE YA DA ART NİYETLİ KİŞİLER TARAFINDAN, farklı yazılmış olanlarını görebilirsiniz. Yine fitne sokucular, şüphe yaratmak adına, Kur’an da Allah, KİTABI BEN KORUYORUM dediği halde bu farklılığın, Kur’an ın Allah kelamı olmadığını gösterir, şeklindeki tezlerinden etkilenen Müslümanların olması kaçınılmazdır. Tabi Kur’an ı dikkatle okumayıp, batılın ve hurafenin etkisinde kalmışsanız, bu sözlerden etkilenmemek mümkün değil. Yine fitne sokucular, Müslümanlar Kur’an değişmemiştir diyorlar ama Tevrat ve İncil de Allah kelamı, neden onların değiştiğine inanıyorlar diyerek, toplumun kafasını karıştırmaya çalışıyorlar. Allah yeni bir kitap göndermeden, bir önceki kitabı koruması altından çıkarmaz. Hatta Kur’an indirilirken, birçok konunun hala kitap ehlinin, ellerindeki kitapta yazılı olduğu uyarısının örneğini Kur’an verir. Daha sonrada hükmü kalkan bir kitabın korunmasının mantığı olamayacağından Allah, yalnız Kur’an ı koruması altına aldığını açıkça bildiriyor ve diyor ki, SİZLERİ KUR’ANDAN SORUMLU TUTUYORUM. Bu dünyada da bizleri yönetenler, yeni bir kanun çıkardıklarında, eski kanun hükümsüz olduğu için, anayasa kitabından çıkartılır. Allah ın Kur’an ayetlerinde birçok konuyu, farklı ayetlerde farklı konularda özellikle tekrar etmesinin en önemli nedenlerinden birisi de, Allah ın geleceği biliyor olması ve Kur’an üzerinde şüpheler yaratmaya çalışanların oyununu bozmak adınadır. Ayetlerde geçen kelimelerin, anlamları ile oynanması ya da ilave edilip çıkartanların oyununu bozmak adına, aynı konular birçok kez diğer ayetlerde tekrar edilmiştir. Bir ayette geçen bir kelime ya da hüküm, eğer Kur’an ın başka bir ayetinde farklı geçiyor ve izah ediliyorsa, art niyetli kişilerin ayette geçen kelimelerin anlamları ile oynaması, ya da kendilerince ayetler ilave etmesinin hiçbir hükmü olmayacak, bu yalan iftiralar hemen fark edilecektir. TABİ DÜŞÜNEN, AKLINI KULLANAN BUNU ANLAYACAKTIR. Kur’an ayetlerindeki tekrarların önemini fark edebilmek için, yine Kur’an da Allah ın uyarılarına dikkat ederek Kur’an ı okursak, asla art niyetli insanların oyununa gelmeyiz. Allah birçok ayetinde, bizlerin Kur’an ı okurken, ayetler üzerinde düşünmemizi, aklımızı kullanmamızı ister. Eğer bizler düşünmeden okur geçersek, bizleri Allah ile aldatanların, dinimize nifak sokanların tuzağına kolaylıkla düşeriz. Eğer düşünerek dikkatli bir şekilde okursak, Allah ın birçok ayetinde verdiği hükmü, bir başka ayetinde bunun tersini söylemeyeceğini bildiğimiz için, bizlere yapılan tuzağı fark edecek ve böylece ALLAH IN KORUMASINDAKİ BU MUCİZE KUR’AN DAN İSTİFADE EDEBİLECEĞİZ. KUR’AN DAKİ KONULARIN TEKRARININ EN ÖNEMLİ FAYDASI, ŞEYTANIN VE ŞEYTANLAŞMIŞ İNSANLARIN TUZAĞINA DÜŞMEMEMİZ ADINA, ALLAH IN AKLINI KULLANAN HALİS KULLARINA, SUNDUĞU BİR NİMETTİR. Kur’an ın bir harfinin, ya da bazı kelimelerin anlamlarının değiştirilme çabaları, tüm Kur'an Mushaflarının değiştirildiği anlamına gelmez. Değiştirme çabalarını görüyoruz ve şahit oluyoruz. Ama bu çabalar boşa gidiyor. Kur'an bütünlüğünde, Kur’an ın hükümlerinin yani mana ve anlamının asla değiştirilemeyeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü Allah, bu art niyetli kişiler amaçlarına ulaşmasınlar diye, aynı konuyu başka ayetlerde tekrar etmiştir. İmamı Azam Ebu Hanife, Kur’an ayetleri konusundaki düşüncesini bakın nasıl söylüyor. “Kur’an kâğıtlarda Yazılmış ve bizim Okuduğumuz Lafızlar değildir. Esas Kur’an o lafızların taşıdığı manadır ki, bir kelam-i nefsi ( ALLAH ın zati ile var olmaya devam eden söz ) olarak kalıptan kalıba dökülür. O kalıplar sonradan yaratılmış ( Muhdes ) Varlıklardır. Oysaki esas Kuran, MAHLÛK olmayan bir MANADIR.” Din düşmanlarının, Allah ın kitabını değiştirme çabaları hep oldu ve olacakta. Allah Nahl 98. ayetinde, KUR’AN I OKUMAYA BAŞLAMADAN ÖNCE, KOVULMUŞ ŞEYTANDAN ALLAH A SIĞIN DER. Bunun anlamı, bizlerin Kur’an ı anlayabilmesi için, önce kafamızdaki bizlere öğretilen şeytanın dayattığı batıldan kurtularak, Kur’an ı okumamız gerektiğini Allah söylüyor. Eğer bunu yapmazda batıl ve yanlış ataların inancının etkisiyle Kur’an ı okursak, İslam düşmanlarının Kur’an a bizzat yaptığı ilavelerin asla farkına varamayız. İster kelimelerin anlamlarını değiştirsinler, Kur’an ı tercüme ederken ilaveler yapsınlar, isterse ayetlerin orijinaline ilaveler yapsınlar hiç önemli değil. Allah ın önerdiği yolu ve yöntemi kullanarak Kur’an ı okursak, Allah ın O müthiş anlatım şekliyle, yaptığı tekrarlarla, bizleri uyaracak, dikkatimizi çekecek ve fitnelerin aldatmacalarını hemen fark edeceğiz. ALLAH IN KUR’AN I KORUMASINI, BU MANTIKLA ANLAMALIYIZ. ALLAH KUR’AN I KORUMUŞ, AMA SEN O KORUNAN AYETLERİ FARK EDEBİLMEK İÇİN, MUTLAKA AKLINI KULLANMAN, DÜŞÜNMEN VE AYETLER ARASINDA BİR BAĞ KURMAN GEREKİYOR. EĞER AKLINI BİR KENARA KOYUP BİRİLERİNE TABİ OLDUYSAN, ALLAH IN YOLUNDA YÜRÜMEN VE KUR’AN DAN İSTİFADE ETMEN, HİÇ MÜMKÜN DEĞİL. Bu dünyada hepimiz imtihandan geçiyoruz. Lütfen unutmayalım, düşünmeden aklımızı Kur’an ile kullanmadan eğer birilerine tabi olursak, inanın hesap günü çok pişman oluruz. Allah bizleri aldatacaklarını ayetlerinde bizlere söylüyor ve uyarıyor. Allah ın kitabını da, değiştirme çabalarının olacağı örneğini de veriyor. Hatta Ali İmran 78. ayetinde; “KİTAPTA OLMAYAN BIR ŞEYİ, SİZ KİTAPTAN SANASINIZ DİYE, DİLLERİYLE KITABI ÇARPITIRLAR.” Diyerek, bizleri her konuda aldatacakları uyrısını yapıyor. Enam suresi 104 ayetinde bu uyarıyı tekrar ederek, SİZE RABBİNİZEN GÖNÜL GÖZÜ ANLAMA, KAVRAMA KABİLİYETİ GELMİŞTİR, KİM GÖRÜRSE KENDİ YARARINA, KİM KÖRLÜK EDESE KENDİ ZARARINA diyerek, Kur’an ı mutlaka düşünerek bir öğrenci misali anlamaya çalışmamız gerektiği uyarısını yapıyor. Kamer 17: Andolsun biz, KUR’AN’I DÜŞÜNÜP öğüt almak için KOLAYLAŞTIRDIK. Var mı düşünüp öğüt alan? (Diyanet meali) Nisa 82: HÂLA KUR'AN ÜZERİNDE GEREĞİ GİBİ DÜŞÜNMEYECEKLER Mİ? Eğer o, Allah'tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı. (Diyanet vakfı meali) Muhammed 24: ONLAR KUR'AN'I DÜŞÜNMÜYORLAR MI? Yoksa kalplerinin üzerinde kilitleri mi var? (Elmalı meali) Yunus 42: İçlerinde seni dinleyenler de vardır. PEKİ, HELE BİR DE AKILLARINI KULLANMIYORLARSA, sağırlarsa sen mi işittireceksin? (Bayraktar Bayraklı meali) Yunus 100: Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir kimse iman edemez. Allah, AZABI AKILLARINI KULLANMAYANLARA VERİR. (Diyanet meali) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  4. Günümüzde biz Müslümanlar, geçmişte kitap ehlinin yaptığı yanlışları öyle tekrarlıyoruz ki, bazen biz mi yoksa onlar mı Allah ın yolundan daha fazla sapmış, doğrusu karar veremiyorum. Bu makalemde sizlerin düşünmenize vesile olmak istediğim konu, sizce Yahudi ve Hıristiyanların içinden Kur’an a göre cennete gidecek var mıdır, sorusu üzerine olacak. Ne yazık ki bu konuda, Yahudi ve Hıristiyanların yaptığı yanlışın aynısını, günümüzde bizler tekrarlıyoruz. Onlar şöyle söylüyorlardı. Bakara 111: Kitap ehli, “YAHUDİLER VEYA HIRİSTİYANLAR HARİÇ, HİÇ KİMSE ASLA CENNETE GİREMEYECEK” dediler. Bu onların kuruntusudur. Sen de onlara de ki, “Eğer gerçekten doğru söylüyorsanız, delilinizi getiriniz.” (Bayraktar Bayraklı) Yahudi ve Hıristiyanlar, özellikle kendilerinden olmayan tüm inancı karşılarına almış ki, buna Müslümanlarda dâhil, bizden olmayan cennete giremez diyorlardı. Peki, ellerindeki kutsal(Tevrat, İncil) kitap mı öyle diyordu sizce? Elbette hayır. Atalarından intikal eden batıl ve hurafe inançların etkisiyle tüm bunlar söyleniyordu. Peki, bunu tüm Yahudi ve Hıristiyan toplum mu söylüyordu? Elbette hayır onların içindende azınlıkta olsa da doğrunun arayışında olanlar vardı. Ama Allah verdiği örneklerle genel çoğunluğun yaptığı yanlışları bizlere bildiriyor. Bakın Allah kitap ehlinin içindeki o azınlıklar konusunda ne diyor bizlere. Ali İmran 113–114: KİTAP EHLİNİN HEPSİ AYNI DEĞİLDİR. Onların arasında, gece boyunca Allah'ın ayetlerini okuyan ve secdeye kapanan dosdoğru insanlar da vardır. ONLAR, ALLAH'A VE ÂHİRET GÜNÜNE İNANIRLAR; DOĞRU OLANI EMREDER, EĞRİ OLANDAN ALIKOYARLAR VE HAYIRLI İŞLERDE BİRBİRLERİYLE YARIŞIRLAR. İŞTE BUNLAR ERDEMLİ İNSANLARDANDIR. (Bayraktar Bayraklı meali) Bakın Allah kitap ehlinin hepsini aynı kefeye koymuyor ve onların içinden bir ayrım yapıyor ve onların özelliklerini sayıyor. Bizler bu uyarıdan, bilgiden faydalanmadan fikirle yürütürsek, yanlış yapmış oluruz. Burası çok önemli. BU İNSANLAR BATILDAN VE HURAFEDEN UZAK, YALNIZ ALLAH IN İNDİRDİĞİ KİTABA TABİ OLMAK İÇİN ÇABA HARCARLARDI DİYOR. Secdeye kapanan dosdoğru insanlardı demek, yalnız Allah a kul olan ondan başka hiç kimseye kulluk yapmayan, yardım istemeyen, şefaat beklemeyen, yalnız ona secde edenler olduğu açıkça bildiriyor. Bu azınlık kişilerin özelliğini saymaya devam ederken, onlar ALLAH A VE AHİRET GÜNÜNE İNANIRLAR, DOĞRU OLANI EMREDER, EĞRİ OLANDAN SAKINIRLAR VE HAYIRLI İŞLERDE BİRBİRİYLE YARIŞIRLAR DİYOR. İşte Allah ın sevgili kulu olmak ve onun cennetine gitmek isteyenler, Allah ın böyle kullarından olması gerekiyor. Aynı konu Maide 69, ayette de bahsediliyor. Böyle kişiler asla üzülecek değillerdir diye belirtiyor Allah. Şimdi yazacağım ayet üzerinde düşünelim. Bakara 62: Şüphesiz, inananlar, Yahudi olanlar, Hıristiyanlar ve Sabiilerden ALLAH'A VE AHİRET GÜNÜNE İNANIP YARARLI İŞ YAPANLARIN ECİRLERİ RABLERİNİN KATINDADIR. ONLAR İÇİN ARTIK KORKU YOKTUR. Onlar üzülmeyeceklerdir. (Diyanet meali) Bu ve benzeri ayetler ne yazık ki günümüz İslam toplumunda, geçmiş kitap ehlinin zihniyetinden çok farklı anlaşılmamış. Onların yaptığı yanlışın aynısını yapıyoruz ve diyoruz ki, cennete gitmek için Kur’an a ve Peygamberine inanmanız yani Müslüman olmanız gerekir. Sanki cennetin kriterlerini biz koymuşuz, anahtarı da bizde, TÜM ŞARTLARIN GEREĞİNİ BİZLER YERİNE GETİRİYORUZ DA, tüm kararları biz veriyoruz gibi. Hâlbuki bizlerin konuşacağı ve fikirler üreteceğimiz bir konu değil bu. Bağışlamak ve affetmek yalnız Allah ın tekelindeyse, bizlere ne oluyor da, sırf ismi Müslüman ve Kur’an a inandı diye cennetlik yaptık ya da tam tersini söyleme cesaretini gösteriyoruz. Bakara 111. ayette ne demişlerdi Yahudi ve Hıristiyanlar, bizden olmayan cennete giremez. Peki Allah nasıl bir cevap vermişti şimdi onu hatırlayalım. Bakara 112; Bilakis, kim iyilik yaparak bütün benliğini Allah'a teslim ederse, onun ödülü Rabbinin katındadır. ÖYLELERİ İÇİN NE BİR KORKU VARDIR NE DE ÜZÜNTÜ ÇEKERLER. (Bayraktar Bayraklı meali) Bakın Allah kendilerini temize çıkartan kitap ehlini nasıl uyarıyor. Bu ayetin devamında yani Bakara 113. ayetinde, Yahudiler ve Hıristiyanlar bakın birbirilerini nasıl suçluyorlar siz yanlış yoldasınız diye. Bakara 113: Kitab’ı (Tevrat’ı) okudukları halde, Yahudiler, “HIRİSTİYANLARIN BİR TEMELİ YOKTUR”; Hıristiyanlar da “YAHUDİLERİN BİR TEMELİ YOKTUR” derler. Bilmeyenler de böyle söylerler. Allah, anlaşamadıkları konuda Kıyamet günü aralarında kararını verecektir. (Süleymaniye vakfı meali) Hatırlatmak isterim, ayetlerde Yahudi ve Hıristiyan diye çevrilmiş kelimeler dinin adı değil, Hz. Musa ya ve Hz. İsa ya inanan toplumlara verilen isimdir. Allah ın indirdiği tüm dinlerin adı İSLAM dır. Dikkat ederseniz her iki kitap ehli bir birilerini yoldan sapmakla suçluyorlar ve kendilerinin cennetlik olduğuna inanıyorlar. Ama Allah aralarındaki bu durum hakkında, kıyamet günü kararını vereceğini belirtiyor. Aslında çıkacak kararı da Kur’an elbette açıklıyor ve doğru olmanın şartlarını tek tek sayıyor. Gelelim günümüze. Müslüman toplumunun genel çoğunluğu, Kur’an a iman etmeyen cennete gidemez diyerek kestirip atıyor. Hâlbuki Allah asla böyle yapmamış Kur’an da ve yapılan yanlışlardan ders alın, kendinizi temize çıkarmadan doğru yolda olmaya çalışın demiş. İNANMAMIZ GEREKEN KİTABA İNANDIK DEMEK Mİ GERÇEK İMAN OLUR, YOKSA ALLAH IN İSTEDİKLERİNİ HAYATINA GEÇİRMEKLE Mİ? Hemen kendimize tekrar soralım. Allah ın cennetinin vizesini almanın şartları neydi? Bunu iyi anlayalım ki, boşu boşuna bizler kesin cennete gideceğiz diye kendimizi avutmayalım. ALLAH BANA ASLA EŞ KOŞMAYIN, YANİ BENDEN BAŞKA VELİ EDİNİP ONLARIN ARDINA DÜŞMEYİN, YALNIZ BANA KULLUK EDİNİN DİYOR. Bu emri yerine getirmek için Allah ın gönderdiği hangi kitabına inanıyorsanız inanın fark etmez, hepsinde aynı emir var. Elbette güvenebileceğimiz bilgi, kaynak günümüzde yalnız Kur'an var bunu hatırlatmak isterim. Cennetliklerin özelliklerinden bahsederken Allah, ONLAR ALLAH A VE AHİRET GÜNÜNE İNANIRLAR diyor. Şöyle diyebilirsiniz, kitap ehlinin hepsi Allah a ve ahiret gününe hesap gününe inanıyor. Bunda bir sorun yok diyebilir siniz. Ama tam tersine, büyük bir sorun var. Yahudilerde Hıristiyanların genel çoğunluğu da, ahiret gününde günahlarının bağışlanacağı Allah dan başka bir kurtarıcının olacağına inanıyor. BUNA BİZ MÜSLÜMANLARDA DÂHİL DEĞİL MİYİZ? Bizler eğer hiçbir şefaatin fayda etmediği o güne inanmıyor da Peygamberler ve veli kişilerde o gün bizlere şefaat edecektir diyorsak, ALLAH IN EMRETTİĞİ HESAP GÜNÜNE İNANMIYORUZ DEMEKTİR. Allah ın, günahlarını affedecekleri arasında saydıkları kişilerin, bir başka özelliklerini de sayarken, DOĞRU OLANI EMREDER, EĞRİ OLANDAN ALIKOYARLAR VE HAYIRLI İŞLER YAPAR, İNSANLARA YARDIM EDERLER, HAYIRDA BİRBİRİLERİ İLE YARIŞIRLAR DİYOR. SİZCE ALLAH IN SAYDIĞI BUNCA GÜZEL DAVRANIŞLARI YAPANLARIN, ADININ NE OLMASI ÖNEMLİMİ? Allah ın gönderdiği tüm kitaplarda aynı emir var. Elbette önemli değil. Hemen kendimize sorarlım, bizler Müslüman’ız mutlaka cennete gideceğiz diyoruz da, acaba Allah Kur’an da ne diyor hiç düşünüyor muyuz? Yoksa Kur’an da her bilgi yoktur diyerek, kitap ehlinin yanlış inancını bizlerde mi yaşıyoruz? Allah ın saydığı vasıflar bizde var mı? Bizler Allah a eş koşmuyor muyuz, yoksa Allah ın yetkilerini elçisine, edindiğimiz veli insanlara da mı veriyoruz? Allah ın emrettiği hesap gününe inanıyor da, Allah dan başka şefaatçi yoktur mu diyoruz, yoksa kitap ehlinin yaptığı yanlışı mı yapıyoruz? Bizler her kim olursa olsun, doğruluk adaletle ve hayırlı işlerde mi yarışıyoruz, yoksa tüm bunları bizim gibi düşünmeyenlere, reva görmüyor muyuz? NE DERSİNİZ BU DURUMDA, BİZ CENNETİ HAK EDİYOR MUYUZ? Bu konuyu daha tarafsız, objektif düşünebilmeniz için, sizlere bir örnek vermek istiyorum. Lütfen kararınızı kendiniz veriniz. Allah ın güven elçisi Peygamberimiz, bildiğiniz gibi ÜMMİYDİ. Yani hiçbir kitap ehline tabi değildi. Hatta Allah ne diyordu ayetinde? “SEN DAHA ÖNCE DİN İMAN NEDİR BİLMEZDİN, SENİ DOĞRU YOLA BİZ İLETTİK.” Çünkü Peygamberimiz, yaşanan dinin Yahudi ve Hıristiyan toplumlarının genel çoğunluğunun yanlış yaşandığını gördüğü için, Peygamberimiz onlara tabi olmamış, ama Allah ın biraz önce saydığımız tüm özelliklerini kendisinde toplayan, toplumda sevilen, sayılan, doğruların arayışında olan güvenilen bir insandı. Allah ın elçisi, o günkü yaşanan inancın etkisiyle onlardan uzak durduysa, günümüzde yaşanan İslam ın onca şiddetini, yanlışını, tutarsızlığını gören diğer toplumlar, insanlar sizce İslamiyet hakkında ne düşünür? Onlara gelin, en son kitap Kur’an a tabi olun desek bize güvenirler mi? MÜMKÜN DEĞİL, ÇÜNKÜ İSLAMI YOLDAN ÇIKMIŞ YAŞIYORUZ VE ONLAR İSLAMI BÖYLE BİR DİN ZANNEDİYORLAR. DAHA AÇIKÇASI DÜNAYA YA ÖRNEK OLAMIYORUZ. Bu durumda Yahudi ve Hıristiyanların içinde, Allah ın saydığı özellikleri yaşayan bir insan, cennet e gidemez diyebilir miyiz? Bunu nasıl söyleriz, aklımızı yitirdik yoksa? Birde şöyle düşünün lütfen. Diyelim ki, Hz. İsa son Peygamberdi, yaşanan din yoldan saptığı ve doğru yaşanmadığı için Hz. Muhammed onlara tabi olmadı ama doğrunun arayışında güvenilir, yardım sever, dürüst bir insan oldu ve öyle vefat etti. Sizce bu durumda Hz. Muhammed herkese örnek olan, toplumda sevilen, bu insan cennete gidemez diyebilir miydiniz? ALLAH RESULÜMDE, SİZLER İÇİN GÜZEL ÖRNEKLER VARDIR DİYOR KUR’AN DA HATIRLAYALIM. ÜMMÜ OLUŞUNDA DA ÇOK ÖNEMLİ BİR ÖRNEKLİK VARDIR, LÜTFEN BU ÖRNEK OLUŞUNU GÖZ ARDI ETMEYELİM. Allah Kitap ehlinin arasından değil de, hiçbir inanca tabi olmayan ama doğru ve gerçeklerin arayışında olan bir RESUL görevlendiriyor. SİZCE BUNDAN ALACAĞIMIZ DERSLER YOKMU? Bahsettiğimiz konuyu doğru anlayabilmek istiyorsak, Peygamberimizin ümmi oluşundan, gereken dersleri almalıyız. Birde olayı bu pencereden bakarak değerlendirelim lütfen. Şunu söyleyemeyiz, o dönemde ne İncilin nede Tevrat’ın gerçeği yoktu, onun için Peygamberimiz onlara tabi olmamıştır. Allah bir yeni kitap göndermeden, en son gönderdiği kitabı korumasından asla çıkarmaz, çünkü bu adaletsizlik olurdu. Bu konuda birçok ayet vardır ki, Kur’an ın ellerindeki kitabı tasdik ettiği bilgisini verir. Maide 43. ayette hatta ne diyordu hatırlayalım. “ALLAH'IN HÜKMÜNÜN BULUNDUĞU TEVRAT YANLARINDA İKEN, NE YÜZLE SENİ HAKEM TAYİN EDİYORLAR DA, SONRA BUNDAN YÜZ ÇEVİRİYORLAR? İŞTE ONLAR İNANMIŞ DEĞİLLERDİR.” Buradan da anlaşılıyor ki insanlar yaşanan dine bakıyor ve değerlendirme yapıyor, insanları etkiliyor. Değerli din kardeşlerim. Lütfen bizlere öğretilenlerin etkisinden kurtulalım ve Allah ın Kur’an da emrettiklerinin etkisine girelim ki, Allah ın istediği kul olalım ve böylece cennetin vizesini alanların safında olalım. BİZLER KİMLERİN CENNETLİK OLACAĞINI HESAPLAMAYI BIRAKALIM, KENDİMİZE BAKALIM. KENDİMİZİ TEMİZE ÇIKARTIP, BAŞKALARININ İNANCI HAKKINDA YORUMLAR YAPMAYALIM. KARAR VEREN TEK MAKAM ALLAH TIR, LÜTFEN UNUTMAYALIM. Maide 105: Ey iman edenler! SİZ KENDİNİZİ DÜZELTİN. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman Allah, size yaptıklarınızı haber verecektir. (Diyanet meali) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  5. Allah bizlerin her konuda düşünmemizi, aklımızı kullanmamızı emreder. Aklını kullanmayana da her türlü pisliği vereceğini açıkça söyler. Madem Allah düşünmemizi emrediyor, gelin sizlere günümüzde yaşanan İslam ın Kur’an ile bağlantılı olup olmadığını, bizlerin Allah ın yolunda olup olmadığımız konusunda birlikte düşünelim ve Kur’an ile karşılaştıralım ki, hesap günü üzülenlerin, şaşkına dönenlerin safında olmayalım. Allah sizleri KUR’AN DAN SORUMLU TUTUYORUM diye hüküm verdikten sonra, acaba bizlerin yalnız Kur’an ile İslam yaşanmaz diyenlere inanmamız, doğru olur mu? Yüce Rabbimiz ŞEFAAT TÜMDEN ALLAH A AİTTİR, HİÇBİR ŞEFAATİN FAYDA ETMEDİĞİ O GÜNDEN SAKININ dediği halde, Peygamberler, din ulemaları, şeyhler, velilerde şefaatçidir diyenlere inanmamız ne kadar mantıklı olur? Kur’an, ALLAH IN SINIRLARINI AŞANLAR ZALİMLERİN TA KENDİSİDİR diyorsa, Kur’an ın bahsetmediği fıkıh ve rivayetlerin şekillendirdiği beşeri hükümlerde dinin asli unsurudur dersek, Kur’an ın sınırlarını aşmış olmaz mıyız? SİZ, HADDİ AŞAN KİMSELER OLDUNUZ DİYE, SİZİ KUR'AN'LA UYARMAKTAN VAZ MI GEÇELİM diyen Rabbimiz, Kur’an dışından da bazı bilgilerden sorumlu olduğumuzu, nasıl düşüne biliriz? Hâşâ Allah a güvenimiz yok mu? Yoksa gözlerimiz perdelenmiş, gönüller taş mı kesmiş? Cahiliye toplumu, Allah ın indirdiği ile yetinmedikleri için onlara, ALLAH DAN VE ONUN AYETLERİNDEN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR dediği ve uyardığı halde, bizler bu benzeri onlarca ayetlerden sorumlu değil miyiz de, Kur’an ile yetinmiyoruz? Allah Kur’an da AYETLERİ AÇIKLAMAK BİZE DÜŞER, BİZ AYETLERİ DERİNLEMESİNE AÇIKLIYORUZ Kİ, SEN DERS ALMIŞSIN DEMESİNLER. ONU KAVRAYAN TOPLUMA, NİCE ÖRNEKLERLE İZAH EDİYORUZ, BİZ KİTAPTA HİÇBİR EKSİK BIRAKMADIK dediği halde, bizler hala Kur’an özet bilgidir her bilgi açıklanmamıştır diyerek, bizlerin başka kaynaklara da ihtiyacımızın olduğuna nasıl inanırız? Allah çok net açık bir şekilde, SİZE ÖYLE BİR KİTAP İNDİRDİK Kİ, SİZİN BÜTÜN ŞEREF VE ŞANINIZ ONDADIR dediği halde, hala Kur’an ın dışından beşeri kaynaklar aramamızın, akılla mantıkla bir izahını nasıl yaparız? Allah elçisine, kullarıma şunu söyle diye emreder. BU KUR’AN BANA VAHYOLUNDU Kİ, ONUNLA SİZİ VE ULAŞTIĞI HERKESİ UYARAYIM dediği halde, bu ve benzeri onlarca ayeti görmezden gelerek, ne yani Peygamberimiz postacımı deme cesaretini nasıl gösteriyoruz, bunun akılla mantıkla bir izahı var mı? Allah cahiliye toplumunun yaptığı yanlışı, bizlerde yapmayalım diye indirdiği ayetinde, YOKSA ONLAR CAHİLİYE KANUNUNU MU İSTİYORLAR? İYİ ANLAYAN İÇİN ALLAH DAN DAHA İYİ KANUN KOYUCU OLABİLİR Mİ diye açıkça uyardığı halde, ayeti inatla duymazdan gelip, Allah ın elçisi de dinde hükümler koyar deme cesaretini, sizce nasıl gösteriyoruz? Hiç mi Allah korkumuz yok? Allah birçok ayetinde, YEMİN EDEREK KUR’AN I DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALMANIZ KOLAYLAŞTIRDIK, YOK MU DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALAN dediği halde, sanki dalga geçermiş gibi, Kur’an ı herkes anlayamaz onu anlayabilmeniz için bilmem kaç ilim tahsil etmek gerekir demek, Allah ın kitabına yapılabilecek en büyük saygısızlıktır. Allah elçisinin görev ve sorumluluğunu açıklarken, RESULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. BİZ RESULLERİ SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ. SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR diye apaçık birçok kez bizlere bildirdiği halde, hala bizlerin bu ayetlerin tam tersine hareket ederek, Allah ın elçisinin dinde hükümler koyma yetkisi vardır diyerek, Allah ın dinde ortağı nasıl yaparız. HATTA ALLAH HÜKMÜNE, HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEZ dediği halde. Allah elçisine şunu söylemesini istiyor. BEN BANA VAHYEDİLENDEN BAŞKASINA UYMAM VE BEN AÇIKÇA UYARAN BİR ELÇİDEN BAŞKASI DEĞİLİM dediği halde, hala bizler Allah ın elçisine iftira niteliğinde olan birçok sözü/hadisi ona nispet ederek, Kur’an a taban tabana zıt bir inanç yarattığımızın hala farkında değil miyiz? Allah, RABBİNİZDEN SİZE İNDİRİLENE UYUN, ONUN BERİSİNDEN SAKIN VELİLERİN ARDINA DÜŞMEYİN diye uyardığı halde, HALA VELİSİ OLMAYAN CENNETE GİDEMEZ diye inandırılmışsak, bizlerin Allah ın doğru yolunda olduğumuzu nasıl söyleriz. Allah ayetinde, helal ve haram konusuna açıklık getirmek için, bakın elçisine nasıl bir ayet indiriyor ve deki kullarıma diyerek ne söylemesini istiyor. “De ki: "BANA VAHYOLUNANLAR İÇİNDE, BU HARAM DEDİKLERİNİZİ YİYECEK BİRİNE YASAKLANMIŞ BİR ŞEY BULAMIYORUM. Yalnız şunlardan biri olursa başka: LEŞ, AKITILMIŞ KAN, DOMUZ ETİ -Kİ O BİR PİSLİKTİR- ALLAH'TAN BAŞKASI ADINA BOĞAZLANMIŞ BİR MURDAR."… Apaçık bu ve benzeri ayetlerden sonra, nasıl olurda ALLAH IN ELÇİSİ DE DİNDE HARAMLAR KOYAR deriz, hiç mi Allah ın ayetlerinden ders almıyoruz. Allah bizleri uyarıyor ve diyor ki: HAKKINDA KESİN BİLGİ SAHİBİ OLMADIĞIN ŞEYİN PEŞİNE DÜŞME BUNDAN SORUMLU OLURSUN dediği halde, bizler en emin kitap Kur’an ı yetersiz görüp, doğruluğunda asla emin olamayacağımız, rivayetlerin peşine düşmekten hiç korkmuyoruz. Bu nasıl bir inanç, bu nasıl bir akıl doğrusu anlamakta zorlanıyorum. Allah Kur’an da, EN DOĞRU, EN KESİN DELİL, KANIT ALLAH IN DIR dediği ve bizleri uyardığı halde, hala nasıl olurda Allah ın dışında, din ve inancımız adına beşeri delil ve kanıtlar ararız, yoksa aklımızı mı yitirdik? ALLAH SAKIN DİNDE BÖLÜNENLER GİBİ OLMAYIN dediği halde, dinde mezheplere, fırkalara, cemaatlere bölünmekte zenginlik, bereket vardır diyorsak, biz Allah ın yolunda değil bir bilinmeyene doğru gidiyoruz demektir. Sanırım bu bilinmeyenin acısını da İslam toplumları olarak çekiyoruz. Bu durumda nereye doğru gittiğimizin ve bu gidişin son noktasının çok da hayırlı bir yer olmadığı çok açıktır. Allah ayetinde çok açık bir hüküm veriyor ve diyor ki,"ALLAH, KENDİSİNE ORTAK KOŞULMASINI ASLA BAĞIŞLAMAZ; Bundan başka günahları, dilediği kimse için bağışlar. ALLAH'A ORTAK KOŞAN KİMSE BÜYÜK BİR GÜNAH İLE İFTİRA ETMİŞ OLUR." Hemen bu ayet üzerinde düşünelim. Allah a ortak koşmak, başka bir ilah edinmekle mi olur yalnız? Elbette hayır. Allah ın vermediği yetkilerini, yaratılmış bir beşere bizler veriyorsak, buda Allah a ve kitabına eş koşmaktır, şirk koşmaktır. Allah hükmüme hiç kimseyi ortak etmem, tek şefaatçi benim dediği halde, elçisi de dine hükümler koyar, elçisinin de şefaat etme yetkisi vardır dersek, buda Allah a eş/şirk koşmaktır. Allah sakın veliler edinip ardı sıra gitmeyin, güvenilecek veliniz yalnız benim diyor da, hala velisi olmayan cennete gidemez diyorsak, bu sözler Allah a şirk koşmaktır hatırlatırım. Allah cümlemize, elde Kur’an düşünerek bu yaptığımız hataların farkında olmamızı nasip etsin. Yine dilerim bu hatalarımızdan vaz geçerek, batıldan ve hurafeden uzak, Allah ın emrettiği gibi YALNIZ KUR’AN IN İPİNE SARILAN, ALLAH IN AZINLIK, HALİS KULLARINDAN OLURUZ. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  6. Bu makalemde, sizlerin üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim konu, Tevbe suresi 29. ayette geçen, bir cümle üzerinde olacak. Önce ayeti yazalım, daha sonra birlikte düşünelim. TEVBE 29: Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, ALLAH’IN VE RESULÜNÜN HARAM KILDIĞINI HARAM SAYMAYAN ve hak din İslâm’ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın. (Diyanet meali) Bu ayette geçen, ALLAH IN VE RESULÜNÜN HARAM KILDIĞINI HARAM SAYMAYAN cümlesinden yola çıkarak, bakın demek ki Peygamberimizde Allah ın dışında haramlar koyabiliyormuş, yoksa neden ayrıca zikretsin deniyor. Hatta Allah bu konu ile ilgili haramlarını Kur’an da saymış, bu ayet boşuna değildir, elçisi haram koyamıyor olsaydı, bu ayette neden bu şekilde yazıp, tekrar etsin diyerek kanıt gösterilmekte. Ne yazık ki Kur’an ı bir bütün olarak düşünmediğimizde, batıl inançlarımıza rahatlıkla, ayetlerde geçen kelimelerin anlamlarını değiştirerek delil yaratabiliriz, ama kendimizi kandırmış oluruz ve Kur’an da farkında olmadan çelişki yaratırız. Kur’an ın en önemli özelliği, aynı konuyu değişik örneklerle izah ederek tekrar etmesidir. Allah ne diyordu ayetinde? “Biz her şeyden nice örnekleri, değişik ifadelerle veriyoruz ki anlayasınız.” Lütfen bu gerçeği göz ardı etmeyelim. Allah bir ayetinde verdiği hükmün tam tersini, bir başka ayetinde vermez. Maide 13. ayette Allah, kitap ehlinden örnek vererek bakın ne diyor. “KELİMELERİN YERLERİNİ DEĞİŞTİRİYORLAR. KENDİLERİNE ÖĞRETİLEN HÜKÜMLERİN ÖNEMLİ BİR BÖLÜMÜNÜ DE UNUTTULAR” Ne yazık ki bizler, ayetlere farklı anlamlar veriyor ve böylece Allah ın kitabından yüzlerce ayeti görmezden geliyor, üstünü örtüyoruz, ayetlere ters düşüyoruz. Eğer bahsettiğimiz ayette, Allah ın elçisine de haram koyma yetkisinin verildiğine inanırsak, Kur’an ın yüzlerce ayetini görmezden gelip, unutmuş oluruz. Bunu her konuda yapıyoruz. Örnek vermek gerekirse Allah, Şefaat tümden bana aittir, hiçbir şefaatin fayda etmediği O günden sakının dediği halde, ayetlerde geçen kelimelere Allah ın söylemediği, öyle anlamlar yüklüyoruz ki, Allah dan başka elçisinin ve din ulemalarının, velilerin de şefaatçi olduğuna kendilerini inandırıyorlar. Bu ayette geçen cümleyi de, ne yazık ki aynı yöntemle kendi batıl inançlarına uydurmaya çalışıyorlar. Gelin bu konuyu Kur’an bütünlüğünde anlamaya çalışalım, gerçekten Allah elçisine de böyle bir yetki vermiş mi görelim. Enam 145: De ki: “Bana vahyolunan Kur’an’da bir kimsenin yiyecekleri arasında leş, akıtılmış kan, domuz eti -ki o şüphesiz necistir- ya da Allah’tan başkası adına kesilmiş bir (murdar) hayvandan başka, HARAM KILINMIŞ BİR ŞEY BULAMIYORUM. Fakat istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın kim bunlardan yeme zorunda kalırsa yiyebilir.” Şüphesiz Rabbin çok bağışlayandır, çok merhametlidir. (Diyanet meali) Yunus 59: De ki: “Ne oldu size de, Allah'ın size rızık olarak indirdiği şeylerden bir haram bir de helâl yaptınız?” De ki: “ALLAH MI SİZE İZİN VERDİ, YOKSA ALLAH'A İFTİRA MI EDİYORSUNUZ?”( Bayraktar Bayraklı meali) Nahl 116: Dilleriniz yalana alışageldiğinden dolayı, Allah’a karşı yalan uydurmak için, “Şu helâldir”, “Şu haramdır” demeyin. Şüphesiz, ALLAH’A KARŞI YALAN UYDURANLAR, KURTULUŞA EREMEZLER.( Diyanet meali) Maide 87: Ey iman edenler! ALLAH'IN SİZE HELÂL KILDIĞI İYİ VE TEMİZ ŞEYLERİ HARAM KILMAYINIZ VE SINIRI AŞMAYINIZ. Allah sınırı aşanları sevmez. (Bayraktar Bayraklı) Bakın bu ayetlerde çok net ve açık bir şekilde Allah elçisine, kullarıma şunları söyle diyerek ne söylemesini istiyor kitap ehline. Sizce benim koyduğum haramların yanında, sende haramlar koyabilirsin mi diyor? Elbette hayır. EĞER DÜŞÜNCEMİZ VE İNANCIMIZ, ALLAH IN BİR AYETİNE BİLE TERS DÜŞÜYORSA, O DÜŞÜNCE VE İNANÇ YANLIŞ DEMEKTİR. Hatta Allah ın koymadığı haramlar konusunda ise, bunlar Allah a iftiradır, yalan uydurmadır diye açıklık getiriyor. Maide suresi 87. ayetinde ise Allah ın haram demediği, yani helal kıldığı temiz şeylere haram demeyin, sınırı aşmayın diyor. Demek ki Allah ın haram demediği bir şeye haram diyorsak, ALLAH IN KOYDUĞU SINIRI AŞMIŞIZ DEMEKTİR. Çok daha düşündürücü bir ayet daha hatırlatmak istiyorum. Kitap ehli, daha önce Allah ın gönderdiği kitabın koyduğu haramların dışına çıkıp, onlarda edindiği velilerin ya da rivayet inançların koyduğu haramlara inandıkları için, bakın elçisinin nasıl uyarmasını istiyor. Enam 150: De ki: “HAYDİ, ALLAH ŞUNU HARAM KILDI” DİYE TANIKLIK YAPACAK ŞAHİTLERİNİZİ GETİRİN. ONLAR ŞAHİTLİK ETSELER DE SEN ONLARLA BERABER ŞAHİTLİK ETME. Ayetlerimizi yalanlayanların ve ahirete inanmayanların arzularına uyma. ONLAR RABLERİNE, BAŞKA ŞEYLERİ DENK TUTUYORLAR. (Diyanet meali) Önce ayetin sonuna bakar mısınız lütfen. “ONLAR RABBİNE, BAŞKA ŞEYLERİDE DENK TUTUYORLAR” diyor. Peki, Allah bu sözleri ile neyi kast ediyor? Elbette Allah ın koyduğu haramlara, sizlerde haramlar koyarsanız, ALLAH IN YETKİSİNİ BEŞERİ KİŞİLEREDE VERMİŞ OLURSUNUZ, BÖYLECE ŞİRK KOŞMUŞ OLURSUNUZ DİYOR. Bu durumda, Allah ın elçisi tıpkı Allah gibi haram koyabilir, diye inanlara sormak isterim. ALLAH IN EELÇİSİNE, SENDE HARAM KOYABİLİRSİN DİYE HÜKMETTİĞİNE DAİR, ŞAHİDİNİZ VARMI? ÇÜNKÜ ALLAH BUNA İZİN VERMİYOR. Bakın Allah elçisini bile uyarıyor ve diyor ki, sen sakın onların yaptığı yanlışı yapma. Onlar ben emretmediğim halde, kendi nefislerinden batıl inançlarının etkisinde haramlar edindiler diyor. Bu ayetten de çok açık anlıyoruz ki, haram koyacak tek güç Allah tır. ÇÜNKÜ ALLAH ÇOK NET BİR ŞEKİLDE NE DİYORDU? HÜKMÜME HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEM. Eğer Tevbe 29. ayette geçen bu cümleye, kendimizce anlam yükler, elçinin de haram koyma yetkisi vardır dersek, Kur’an ın yüzlerce ayetini görmezden gelmiş oluruz. Hatırlatmak isterim Zuhruf 44. ayetinde Allah, “SİZLERİ KUR’AN DAN SORUMLU TUTUYORUM”, DEMİYOR MUYDU? Bu hükmü veren Yaradan, daha sonra hükmünden vazgeçerde, Kur’an ın dışından elçisinin de dine hükümler koyma, helal haram yapma yetkisi var der mi? Tevbe 29. ayette geçen, Allah ın ve Resulünün haram kıldığını haram saymayan sözünü Allah, birçok ayetinde aslında açıklıyor ve elçisine verdiği görev yetki ve sorumlulukları da açıkça bizlere bildirerek, açıklık getiriyor. Eğer Kur’an ı parçalı okur ve parçalı Kur’an a yaklaşırsak, istediğimiz anlamı kendi nefsimizce verir ve onunla da avunur gideriz. TAKİ HUZURA VARINCAYA KADAR. Öyle arkadaşlarımız var ki, Allah ın elçisinin kitap ehline tebliğ ettiği ve İslam a davet ettiği şu ayetler için, bu ayetler bizi ilgilendirmiyor, kitap ehline söylenmiştir diyebiliyorlar. “KARŞILARINDA OKUNUP DURAN BİR KİTABI, SANA İNDİRMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMİYOR MU?” (Ankebut 51) ALLAH'TAN VE O'NUN AYETLERİNDEN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR? (casiye 6) Ne yazık ki ayetler işte böyle birer birer devre dışı kalıyor, sırf atalarının batıl inançlarını yaşayabilmek adına. Unuttukları ise, Kur’an ın tamamı zaten o günkü topluma indirilmişti. Allah elçisinin, Kur’an ı rahatlıkla tebliğ edip, görevini rahatlıkla yerine getirebilmesi için, onun yetki ve sorumluluklarını da açıkça belirledikten sonra, Nisa 80. ayette, KİM RESULE İTAAT EDERSE, ALLAH A İTAAT ETMİŞ OLUR diyerek, onu onurlandırmış, İSLAM I TEBLİĞİNDE ELÇİSİNE KOLAYLIK SAĞLAMIŞTIR, YARDIMCI OLMUŞTUR. Allah ın elçisi de aldığı yetkinin bilincinde, yalnız Kur’an ı tebliğ etmiş ve yalnız Kur’an ile ümmetini uyarmıştır. Konuyla ilgili bazı ayetleri hatırlayalım ki konuyu daha açık anlayabilelim. Ben, yalnızca bana vah yedilmekte olana uyuyorum ve ben, apaçık bir uyarıcıdan başkası değilim. (Ahkaf 9) Ben sadece, bana gönderilen vahye uyuyorum.”(Enam 50) Resulün görevi ise açık bir tebliğden ibarettir. (Ankebut 18) Ben yalnızca uyarıcılardanım. (Neml 92) Senin görevin sadece tebliğ etmektir. Hesap görmek ise bize aittir. (Rad 40) Peygamber'e düşen, sadece açık-seçik duyurmaktır.(Nur 54) Biz, Resulleri ancak, müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. (Enam 48) Sen, yalnızca bir öğüt verici-bir hatırlatıcısın. (Gaşiye 21) Ne dersiniz, Allah elçisinin çok açık bir şekilde yetki ve sorumluluklarını açıkladıktan sonra, Tevbe suresinde geçen, Allah ve Resulünün haram dediği cümlesinden, sizce hala Allah ın haram dedikleri başka, elçisinin haram dedikleri de başka haramlardır diye anlamak mümkün mü? Mümkün diyenlere elbette sözümüz olmaz. Herkes kendi imtihanını yaşar. Gönül gözlerini Kur’an ile açmayıp, batıl ve sanı inançlarını, ayetlerdeki kelimelerin anlamlarını değiştirerek, Kur’an a yerleştirmeye çalışanlara, asla Kur’an gerçeklerini anlatamayız. Allah ın elçisi de, kitap ehlinin çoğuna, kabul ettirememişti zaten. Çünkü inançlarını, Allah ın gönderdiği kitaptan saptırmış ve hakka batıl karıştırmışlardı. Hak ile batıl yan yana yaşamaz. Batıldan kendisini kurtarmayan, yalnız Allah a ve kitabına teslim etmeyen, hakkın güneşinden, ışığından da faydalanamaz, Kur’an ı doğru anlayamaz. Dilerim Allah ın kitabına sımsıkı sarılan, onun nuruyla aydınlanan. Hakka batıl karıştırmadan Kur’an ın yolundan giden, Allah ın azınlık, halis kulları arasında oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  7. Bu makalemde, sizlerin üzerinde düşünmesine vesile olmak istediğim konuyu, birçok makalemde daha önce gündeme getirdim, yazdım. Fakat ne yazık ki Allah ın apaçık ayetlerini tebliğ alıp, ayetlere iman ettiğimizi söylediğimiz halde batıl, sanı, rivayet inançlarımız o kadar baskın geliyor ki, Allah ın ayetlerinin hükümleri ile oynamaktan, ayetlerin anlamlarını tahrif etmekten çekinmiyoruz. Allah böyle insanları ıslah etsin demekten başka elimden bir şey gelmiyor. Amacım, Kur’an ı yeni yeni anlayarak okuyup, anlamaya çalışan kardeşlerimizin, aklının karışmaması ve bu kişilerin etkisinde kalmadan, Kur’an gerçekleri ile buluşabilmeleri adına, bıkmadan aynı konuların üzerinde yazmaya çaba harcıyorum, Allah ın izniyle. Gözleri perdeli, gönülleri mühürlü olanlara zaten, Kur’an gerçeklerini anlatmak mümkün değildir. Bir arkadaşımız yazdığım bir yazıma, Allah ın apaçık ayetlerini okuyup tebliğ aldığı halde batıl, rivayet ve sanı inançlarını aklayıp, kendi nefislerinde ayetlere ilaveler yapmaya çalışarak, Allah ın dinine, elçisini nasıl ortak etmeye çalıştığının ibretlik sözlerini, sizlerle paylaşmak ve üzerinde birlikte düşünmenize vesile olmak istiyorum. Bakın arkadaşımızın bana verdiği ilk cevap. “DİN ALLAH IN, ŞERİAT PEYGAMBERİNDİR.” Bu sözleri söyleyen bir insanın, Kur’an dan zerre kadar haberi olmamamsı gerekir. Din Allah ın kanun ve kuralları, yani sığınılacak, güvenilecek gerçek limandır ki, şeriatta bu kanun ve kuralların hayata geçirileceği yol ve yöntemdir. Bu arkadaşımız, Allah hükmüne hiç kimseyi ortak etmez, ayetleri açıklamak bize düşer, biz kitapta hiçbir eksik bırakmadık, nice örneklerle açıkladık, ayetlerini bile görmek istemiyor ki, böyle bir düşünceye inanıyor. Bu arkadaşımızın inancı, DİN=Allah+Elçisi konumuna getirilmiş. Bunu kabul eden bir insan, Peygamberimizin Allah ın dininin ortağı olarak kabul ediyor demektir ki, BU APAÇIK ŞİRKTİR. Bu arkadaşımıza, Allah ın elçisine verdiği görev ve yetkisini hatırlatan ayetleri yazdığımda, bakın kendi nefsinde yorumlayarak, bu ayetlerden birisine nasıl anlamlar vermiş. “Kuranda birkaç yerde geçen "SANA DÜŞEN SADECE TEBLİĞDEN İBARETTİR" diyen ayetler Peygambere "SEN SADECE KARGOCUSUN" mu diyor yoksa "onları iman etmeleri için zorlama" demek mi istiyor? Peygamberi devre dışı bırakmaya çalışan sahtekârlar gibi bağlamından kesersen "SEN SADECE KARGOCUSUN" anlamı çıkar. Fakat dürüst olup ayetleri öncesi ve sonrasıyla birlikte okursan, o zaman "onları iman etmeleri için zorlama" anlamı çıkar. Ayrıca mealciler gibi ayete "sen sadece kargocusun" anlamı verirsek, Kuranda çelişki çıkar. Çünkü Kuranda öyle ayetler var ki Peygambere itaat isteniyor, Peygambere uymak isteniyor, Peygamberden hikmet öğrenmek isteniyor, Peygamberi örnek almak isteniyor, Peygamberin Kuranı açıklaması isteniyor vs.... Dolayısıyla ilgili ayetler Peygambere, "tebliğ et, ama iman etsinler diye o kafirlere zorbalık yapma" diyor hepsi bu.” Arkadaşımız atalarının öğretisinin, çok fazla etkisinde kaldığı anlaşılıyor. Sana düşen sadece tebliğden ibarettir hükmünü, kendi istediği gibi anlamaya çalışarak, birde Allah ın apaçık muhkem ayetine kendince anlam veriyor ve diyor ki, eğer Peygamberimizin görevi yalnız tebliğ etmekse, bu durumda ona KARGOCU DEMEMİZ GEREKİR. Ne yazık ki nefisler, batıl inançlarımızı aklayabilmek adına böyle sözler söyletebiliyor. Kur’an zaten, dinde zorlama yoktur hükmünü açıkça vermiştir. Arkadaşımızın sana düşen sadece tebliğden ibarettir ayetini, acaba şu yazacağım ayetler ışığında neden anlamak istemiyor olabilir? SÖZ BAKIMINDAN ALLAH'TAN DAHA DOĞRU KİM VARDIR! (Nisa 87) KENDİ HÜKMÜNDE HİÇ KİMSEYİ ORTAK KILMAZ. (Kehf 26) ALLAH'TAN DAHA İYİ KANUN KOYUCU OLABİLİR Mİ? (Maide 50) Sanırım işine gelmemiş. Bu arkadaşımız, Allah ın Peygamberimizi, RESUL yani elçi olarak görevlendirdiğini anlamak istemiyor. Hatırlatırım Peygamberimiz RESUL YANİ ELÇİYDİ, Allah dan aldığı haberi, bilgiyi, vahyi, tek kelime bile değiştirmeden bizlere tebliğ etmekti görevi. BU APAÇIK KUTSAL VE ÇOK ÖNEMLİ BİR GÖREVİN MAHİYETİNİ KÜÇÜMSEYEREK, NASIL OLURDA PEYGAMBERİMİZ KARGOCUMUYDU DERİZ.. Allah ın elçisinin, sadece tebliğ ve Kur'an ın Allah katından geldiğine ikna etme görevinin olduğunu kabul etmek istemeyen arkadaşımız, öyle örnekler veriyor ki, onlara da kendi nefislerince farklı anlamlar verdiği anlaşılıyor. Allah elçisine itaat edilmesini istiyor ama bunu açıklıyor izah ediyor ve diyor ki, elçime uyun, ona uymak bana uymak gibidir, çünkü elçim sizlere yalnız Kur’an ı tebliğ edecek. Bir örnek. “BU KUR’AN BANA VAHYOLUNDU Kİ, ONUNLA SİZİ VE ULAŞTIĞI HERKESİ UYARAYIM.” (Enam 19) Kur’an da Bakara 151. ayette size kitabı ve HİKMETİ öğretecek sözüne öyle anlamlar veriyorlar ki, batıl ve rivayet inançlarını dine bu yolla sokmaya çalışıyorlar. Hikmet bilgelik, bilim demektir. Yine Allah bizlerin dualarında bile Allah dan hikmet nasip etmemizi bakın ayetinde nasıl dilememizi istiyor Şuara 83. ayetinde. “EY RABBİM! BANA BİR HİKMET BAHŞET VE BENİ SALİH KİMSELER ARASINA KAT.” Allah elçisine Kur’an ile birlikte onu kavrayacak, ikna edecek bilgeliği, hikmeti veriyor. Yoksa atalarının dininden hala kopmamakta ısrar eden bu insanları, nasıl Kur’an konusunda ikna edebilsin. Allah Ahkaf 9. ayetinde bakın ne diyor, arkadaşımızın Peygamberimiz kargocumuydu dediği ayeti daha net açıklayabilmek adına. “BEN, YALNIZCA BANA VAH YEDİLMEKTE OLANA UYUYORUM VE BEN, APAÇIK BİR UYARICIDAN BAŞKASI DEĞİLİM.” Arkadaşımız Peygamberimizin, örnek alınmasının gerektiğinin örneğini vermiş. Çok doğru. Bir insanın örnek alınması nasıl olur? Hayatı ve yaşadığı topluma örnek oluşuyla, doğruluğuyla, dürüstlüğüyle. Yoksa Allah elçimi örnek alın derken, onunda benim gibi dine hüküm koyma yetkisi var demiyor. Çünkü Peygamberimiz toplumda güvenilirliği ve dürüstlüğü ile örnek gösterilen bir insandı. Peygamberimizin Kur’an ı açıklaması konusuna gelince. Bu ve benzeri ayetleri eğer, anlaşılmayan bir ayet varda onu açık hale getiriyor elçim diye anlarsak, yine kendi nefsimizi kandırmış oluruz. Çünkü Kur’an ı açıklamak bize düşer, nice örneklerle Kur’an ı biz açıkladık diyordu bir başka ayetinde Allah. Peygamberimizin Kur’an ı tebliğ ederken açıklaması, onu hikmeti ilmiyle, Kur’an ın diğer ayetleri ile bağlantı kurarak toplumu ikna ederek tebliğ etmesi anlamındadır. Bunun tersini dünürsek, Allah ın diğer ayetleri ile ters düşer, kendimizi aldatmış oluruz. Ne yazık ki ataların rivayet ve sanı inançlarını, geçmiş toplumlarda dinin içine sokabilmek adına, Allah ın ayetlerinin anlamları ile oynayıp, batılı hak göstermeye çalışmışlar. Aynı yanlış günümüzde de yapılıyor. Ayeti hatırlayalım. Ali İmran 78: Onlardan bir grup var ki, KİTAPTA OLMAYAN BİR ŞEYİ SİZ KİTAPTAN SANASINIZ DİYE, DİLLERİYLE KİTABI ÇARPITIRLAR VE ALLAH'TAN OLMADIĞI HALDE, “BU, ALLAH KATINDANDIR!” DERLER, BÖYLECE BİLE BİLE ALLAH HAKKINDA YALANLAR UYDURURLAR. (Bayraktar Bayraklı) Arkadaşımızın örnek verdikleri, ne yazık ki Allah ın emrettikleri değil ama arkadaşımız kelimelere kendince anlamlar vererek, sanki Allah ın emri gibi göstermeye çalışıyor. Kur’an böyle yapanlara, Allah hakkında yalan söylüyorlar diyor. Tabi ki herkesin kendi seçimi. Din Allah ın dinidir, asla elçisi dinin ortağı olmadığını Allah, üstüne basa basa bildiriyor. DAHA DA İLGİNCİ, GÖREV VERDİĞİM ELÇİLERİ BİLE HESABA ÇEKECEĞİM DİYOR ALLAH. Eğer bizler Allah ın Kur’an da bildirdiğinin dışındaki konularda, elçisi din adına hükümler vermiştir dersek, Kur’an da çelişki yaratır, Allah ın elçisini dinde Allah ın ortağı yapmış oluruz. Böylece, SİZLERİ KUR’AN DAN SORUMLU TUTUYORUM, HESABA ÇEKECEĞİM HÜKMÜNE TAMAMEN TERS DÜŞMÜŞ OLURUZ. Allah Casiye 6. ayetinde, bizlerin Kur’an dışından hiçbir sözün ardına düşmeyelim diye, bakın nasıl uyarıyor. “ALLAH'TAN VE O'NUN AYETLERİNDEN SONRA, HANGİ SÖZE İNANACAKLAR? Eğer bizler, yalnız Kur’an dan sorumlu olmasaydık Kur’an açık, anlaşılır ve yeterli olmayıp, Allah ın elçisi açık ve anlaşılır hale getirmiş olsaydı, SÖYLENDİĞİ GİBİ DİN ALLAH IN, ŞERİAT RESULÜNÜN OLSAYDI, TIPKI KUR’AN I KAYDA ALIP YAZDIRDIĞI GİBİ, KENDİ AÇIKLAMALARINI DA YAZDIRIP, KAYDA ALDIRIRDI ALLAH IN RESULÜ. Bu durumda Allah, yalnız Kur’an ı koruması altına almaz, bu bilgileri de alırdı, hatta yalnız Kur’an ın ipine sarılın demez, onlara da sarılmamızı isterdi. Lütfen Allah ın Resulüne atılan bu iftiraların farkında olalım. Hatırlayınız, sorumlu olduğumuzu iddia ettikleri hadislerin tamamı, bir rivayete göre diye başlar ve ikinci üçüncü şahısların rivayet ettikleri bilgilerle oluşmuştur. Sizce bizler bu bilgilerden sorumlu olup, Kur’an ı bu bilgiler ışığında anlayıp, bu bilgilerle İslam ı yaşamamız gerekseydi, Allah Peygamberimizin vefatından yaklaşık 200 yıl sonra rivayetler yoluyla toplanıp, kayda alınan bilgilere bizi muhtaç bırakır mıydı? HÂŞÂ Allah ın elçisi görevini gereği gibi yapamayıp, Kur’an ın açıkladığını iddia ettikleri sözlerini yazdırmayıp kayda aldırmayarak, görevini eksik mi yaptı. Bu eksikliği yıllar sonra birileri fark edip, kayda alarak bizlerin imanını mı kurtardı? Ne dediğimizin farkında mıyız? Hiç sanmıyorum. Enam 105: BÖYLECE BİZ AYETLERİ DERİNLEMESİNE AÇIKLIYORUZ Kİ, “SEN DERS ALMIŞSIN” DEMESİNLER; ONU KAVRAYAN TOPLUMA İZAH EDİYORUZ. (Bayraktar Bayraklı) Enbiya 10: ANDOLSUN, SİZE ÖYLE BİR KİTAP İNDİRDİK Kİ SİZİN BÜTÜN ŞEREF VE ŞANINIZ ONDADIR. HÂLÂ AKLINIZI KULLANMAYACAK MISINIZ? (Diyanet meali) Araf 3: RABBİNİZDEN SİZE İNDİRİLENE UYUN. ONU BIRAKIP BAŞKA DOSTLARA UYMAYIN. NE KADAR DA AZ ÖĞÜT ALIYORSUNUZ! (Diyanet meali) Allah ın bunca apaçık ayetlerinin üzerinde tahrifat yaparak, farklı anlamlar verenlere, elbette Kur’an gerçeklerini anlatamayız. Allah size öyle bir kitap indirdik ki, sizin bütün şeref ve şanınız ondadır diyecek, ama bizler hala rivayet hadisler olmasaydı Kur’an anlaşılamazdı ve İslam yaşanamazdı demeye devam edeceğiz öylemi dostlar? Maide 45. ayette Rabbimiz, “ALLAH’IN İNDİRDİĞİ İLE HÜKMETMEYENLER, ZALİMLERİN TA KENDİLERİDİR.” Diye uyardığı halde, Kur’an dışından elçisi de dine hükümler koymuştur, onlara da uymalıyız diyeler varsa hala, böyle insanlardan uzak durmalıyız. Allah açık ve muhkem bir şekilde, Ali İmran 103. ayetinde, “TOPLUCA ALLAH'IN İPİNE SIMSIKI SARILINIZ, AYRILIĞA DÜŞMEYİNİZ” diye uyarmıştır. Bunca açık ayetlerin anlamlarını hala değiştirmeye, farklı anlamlar vermeye çalışanlar varsa, onları kendi inançları ile baş başa bırakmaktan başka çaremiz yoktur. Allah cümlemizin yolunu açık etsin ve Kur’an ı anlayarak yaşayan, azınlık halis kulları arasına alsın inşallah. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  8. Şöyle bir başlık okumuştum, Peygamberimizin örnek oluşunu bizler, yalnız Kur’an dan mı öğrenip anlamalıyız? Aslında bu sorunun, tuzak bir soru olduğunu düşündüğüm için, yazımda bu konu üzerinde sizlerin, düşünmenize vesile olmak istedim. Bu sorunun cevabını mantık ve Kur’an süzgecinden geçirerek, birlikte önce düşünelim. Allah Kur’an da, Resulünü bakın nasıl bizlere örnek gösteriyor Ahzab 21: Andolsun, ALLAH’IN RESULÜNDE sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için GÜZEL BİR ÖRNEK VARDIR. (Diyanet meali) Allah ayetinde bizlere bir emir verip, tavsiyede bulunduysa, onu mutlaka doğru anlamalıyız ki, bizlerde doğrunun yolcusu olabilelim. Bu ayeti tebliğ alıp iman eden, Peygamberimizin zamanında yaşayanların işi kolay. Onu bizzat görüyorlar, şahit oluyorlar, böylece örnek alıyorlar. Ama bizlerin böyle bir imkânımız yok. Bu durumda bizler, Allah ın Resulünün örnek oluşundan faydalanamayacak mıyız? Elbette hayır. Allah Kur’an da bir hüküm verip Resulünü örnek gösterdiyse, onun hangi konularda bizlere örnek olduğundan da bahsetmiş olması gerekmez mi? Çünkü her şeyden nice örnekleri, değişik ifadelerle verdik, sizleri Kur’an dan sorumlu tutuyoruz, diyor Kur’an da. Diyelim ki, Allah ın Resulünün bizler için örnek oluşunu, yalnız Kur’an dan öğrenmemiz bizlere yetmez. Peki, bu durumda nereden, hangi kaynaklardan öğrenmeliyiz? Bakın inanılmaz, tedirgin edici bir soru ile karşılaştık bu durumda. Bizlere yüzlerce yıl öncesinden, rivayet yolla ulaşan bilgiler, sözler, hadislerden öğrenebiliriz diyebilirsiniz. Peki, Allah böyle bir yolu öneriyor mu? Yani Allah ın tüm Müslümanlara örnek gösterdiği Resulünü bugün günümüzde bizler, doğruluğundan emin olamayacağımız, rivayet edilen sözlerden, bilgilerden öğrenmemiz ne kadar doğru olur? Eğer yanlış bir örnek bilgiye inanırsak, Allah korusun yoldan saparız. Eğer Allah ın bu hükmü yani Resulünün örnek oluşunu, bizler eğer yalnız Kur’an dan öğrenemiyorsak, rivayet edilen bilgilerden öğreniyorsak, bu kapıyı diğer ayetleri öğrenmek içinde sonuna kadar açmış oluruz. EVET, DOSTLAR AMAÇ AKLI, ZİHNİ BULANDIRMAK, TOPLUMDA ŞÜPHE UYANDIRMAK VE BÖYLECE BATIL VE RİVAYET KAPISINI ARALAYIP, BATILI HAK GÖSTERMEK, DOĞRU İZLENECEK, FAYDALANILACAK KAYNAKLAR ARASINA, RİVAYET VE SANI BİLGİLERİ ALMAKTIR ASIL AMAÇ. İslam toplumunun genel çoğunluğu, ne yazık ki Kur’an ı yeterli görmediği için, tıpkı cahiliye toplumu Kitap ehli gibi, bölündü parçalandı ve ALLAH IN GÖNDERDİĞİ KİTAP, ATALARININ İNANÇLARINI YAŞAYABİLMEK ADINA YETERLİ GÖRÜLMEDİ. İlginçtir, Allah kitap ehline Ankebut 51. ayetinde, “KARŞILARINDA OKUNUP DURAN BIR KITABI, SANA İNDIRMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMİYOR MU?” diye uyardığı ve gönderdiği kitabın yeteceğini açıkça bizlere bildirdiği halde, günümüzde bizler, bu ve benzeri ayetlere gözlerimizi kapatıp, yalnız Kur’an ile İslam yaşanmaz diyebiliyoruz. Daha da ilginci, bu ayet bizlere değil, Kitap ehline söylenmiştir diyor, kendimizi bu ayetlerden sorumlu tutmuyoruz. Tabi bu durumda derste almıyoruz. Hatta yazımızın konusu olan konuda bile, Allah ın Resulünün bizlere örnek oluşunu, bizler yalnız Kur’an dan öğrenemeyiz, deme cesaretini gösteriyoruz. Ahzab 21. Ayetin de Allah, Resulüm sizler için örnektir derken, özellikle Resul ismini kullanıyor NEBİ demiyor. Sizce neden olabilir? Hatırlayınız Allah Kur’an da eğer, bizlere bir ayet tebliğ etmek istiyorsa, özellikle RESULÜM diye geçer. Yani ayetlerin tebliğinde Nebi diye geçmez. Ya da konu daha iyi anlaşılsın diye, şöyle söylemek isterim. ALLAH NEBİYE UYUN DEĞİL, RESULE UYUN DER. ÇÜNKÜ RESUL YALNIZ VE YALNIZ BİZLERE ALLAH IN AYETİNİ TEBLİĞ ETMEKLE GÖREVLİDİRDE ONDAN. Tabi bu sözlerimden, Nebi ye uymayın anlamı çıkartılmamalıdır. Amacımız Kur’an ı doğru anlamak. Onun içi Allah, Resulüm sizler için örnektir diyor. Hatta Resulüme uymak, bana uymak gibidir diye de bizleri uyarır. Peki, neden söylüyor bu sözü Allah? Çünkü Allah diğer ayetlerinde, elçisini de uyarıp ve bizlere bakın neler söylemesini istiyor. “BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM. (Ahkaf 9 ) RESULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. (Ankebut 18) ARTIK SEN ÖĞÜT VER! SEN ANCAK BIR ÖĞÜT VERICISIN. (Gaşiye 21).” Allah ın bunca açık ayetlerini tebliğ alıp, iman ettiğini söyleyen bazı kişiler, NE YANİ PEYGAMBERİMİZ POSTACIMIYDI, deme gafletine düşmektedirler. Batıl inançlarını yaşayabilmek adına, Allah ın ayetlerine kafa tuttuklarının, farkında bile değiller. Ne yazık ki, batıla kapı aralamaya çalışanlar, Allah ın elçisinin bizlere hangi konularda örnek olduğunu, Kur’an dan anlamak istemiyorlar. ÇÜNKÜ KUR’AN DA Kİ RESUL ÖRNEĞİ, ONLARIN BATIL VE ATALARININ RİVAYET İNANÇLARINI DOĞRULAMIYOR, KABUL ETMİYOR DA ONDAN. Kur’an da ki Resul örneği, Allah ın dinine batıl ve hurafe karışmış ise ondan uzak duracaksın ve hakkın arayışında olacaksın gerçeğini gösteriyor. Hatırlayınız Peygamberimiz ÜMMİYDİ. Atalarının batıl inançlarını yaşayan, Kitap ehline tabi değildi. Allah ın Resulü bugün aramızda olsa, İslam ı cemaat ve tarikatlar yoluyla yaşayan, yalnız Kur’an ile İslam yaşanmaz diyen, batıl yolcularının asla yanına bile gitmezdi. ONUN İÇİN BUNLAR, ALLAH IN RESULÜNÜ KUR’AN DAN DEĞİL, SANI VE RİVAYET BİLGİLERDEN ÖRNEK ALIRLAR. ONUN İÇİNDE HEP YANILIR, KUR’AN IN, ALLAH IN YOLUNDAN SAPARLAR. Allah ın elçisini örnek almak isteyen, onun nasıl bir davranış içinde olduğunu, insanlara nasıl davrandığını Kur’an dan örnek almalıdır. Allah ın Resulünün insanlara karşı sabırlı, hoş görülü, güvenilir olduğunu Kur’an dan anlıyoruz ve Allah diyor ki ayetinde, “ŞÂYET SEN, KABA VE KATI YÜREKLİ OLSAYDIN, HİÇ ŞÜPHESİZ, ETRAFINDAN AYRILIP GİDERLERDİ..” Bizler Allah ın Resulü nün bu davranışını hangimiz örnek alıp, hayatımıza geçiriyoruz? Allah ın Resulü, Allah ın hazineleri benim yanımda değil, bende sizler gibi bir insanım. Ben yalnız Allah ın vah yettiğini hayatıma geçiririm dediği halde, bizler Allah ın Resulünün bu örnekliğini Kur’an dan almayıp, batıl ve rivayetlerden aldığımız için, akla gelmez olayları, davranışları, yanlış bilgileri, olağan üstü olayları, Allah ın Resulüne nispet etmekten çekinmiyoruz. Allah ın Resulünün tek rehberi Kur’an dı. Elbette böyle olunca, bazı kişiler Allah ın Resulünün örnek oluşunu, Kur’an dan değil, rivayetlerden öğrenmek isteyecek, onlara Kur’an yetmeyecektir. Allah ın Resulü uyarıcıdır, şahittir, müjdecidir diyor Kur’an. Peki, hangi kitapla uyarır, ona şahitlik yapar ve müjde verir? YALNIZ VE YALNIZ KUR’AN İLE VERDİĞİNİ ALLAH SÖYLÜYOR. Allah ın Resulünü örnek alan, yalnız Kur’an a uyar ve yalnız Kur’an ı din kardeşlerine hatırlatır, anlatır. Allah ın elçisi şunu söylüyor Kur’an da. “BİLİYORSUNUZ Kİ SİZLERE TEBLİĞ ETTİĞİM BU İŞE KARŞILIK, SİZDEN HİÇBİR ÜCRET ALMIYORUM, MÜKÂFATIMI ALLAH VERECEKTİR.” Bu örnekliği tebliğ alan bir Müslüman, asla maddi çıkarları peşinde olup, farklı isimler altında paralar toplayan, altında son model arabalarda gezip, saraylarda oturan insanların ardı sıra gitmez. Hiçbir mesleği olmadığı halde, zenginliğinin hesabı tutulamayan şeyhlerin, velilerin ardından gidenler, ALLAH IN RESULÜNÜ ÖRNEK ALMAYANLARDIR. Bir insanı doğru örnek almak istiyorsak, önce onu doğru tanımalıyız ki, onu doğru örnek alalım. Allah Nisa suresi 87. ayetinde, SÖZ BAKIMINDAN ALLAH DAN DAHA DOĞRU KİM VARDIR diyorsa, bizler Allah ın Resulünü, emin olamayacağımız sözler ışığında değil, Allah ın sözleri Kur’an ışığın da tanımalıyız ve örnek almalıyız. Eğer bizler Allah ın Resulünü, doğru bilgilerle örnek alırsak, ondan istifade eder, ondan faydalanırız. Yanlış bilgilerle örnek alırsak, hem ona iftira atmış, hem de kendimize şeytanı örnek almış oluruz ama farkında bile olamayız. Hz. Muhammed i örnek almak isteyen, batıldan ve hurafeden uzak, yalnız Kur’an ın ipine sarılır. Çünkü Allah ın Resulü yalnız vahye uymuş, asla onun dışına çıkmamıştır. Bu konuda İsra suresi 74 ve 75. ayetlerinde Allah, elçisinin neredeyse onlara birazcık meyledecektin derken, batıl yolcusu kitap ehlinin, bazı sözlerini din adına kabul etmek üzereyken, vazgeçtiği örneği verilir. Eğer bunu yapsaydın, yani vah yettiğimizin dışına çıksaydın, ölümün ve acının sıkıntılarını sana, kat kat tattırırdık diyerek uyarıyor. İşte Resulün, bizler için örnekleri bunlardır. Ama Kur’an ı yeterli görmeyen, atalarının rivayet inançlarını da din zannedenler, Resulün Kur’an da ki bu örnekliğini görmek, hatta duymak bile istemezler. Onların varsa yoksa örnekliği, emin olamayacakları rivayet, sanı sözlerdir. Değerli din kardeşlerim. Allah ın Resulü bizler için örnektir. Yazdıklarımın dışında, Allah ın Resulünün daha birçok, bizler için örnek oluşunu, lütfen Kur’an ı anlayarak ve düşünerek okuyarak anlamaya çalışalım. Onun örnekliğini lütfen emin olamayacağımız kaynaklardan değil, kesin emin olduğumuz Kur’an dan öğrenelim ve hayatımıza geçirelim. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  9. Bizler İslam ı öyle pervasızca, korkusuz yaşıyoruz ki, gerçeklerin farkında olsak, yaptığımız yanlışların affı için, gece gündüz Allah a yalvarırız. Bizlerin Kur’an ile irtibatını kesen din tacirlerinin etkisinde, Allah Kur’an da neredeyse ne emrediyorsa, tam tersini Allah ın emri diye yaşıyoruz. Allah sizlere indirdiğim Kur’an yetmiyor mu dedikçe, yalnız Kur’an ile İslam yaşanmaz diyorsak, bizler cahiliye toplumunun yaptığı gibi Kur’an a değil, rivayet ve sanı sözlere iman ediyoruz demektir. Yaptığımız o çok büyük yanlışa, çok dikkat çekici bir örnek olacağına inandığım bir ayeti, bu yazımda sizlere hatırlatmak ve üzeride düşünmenize vesile olmak istiyorum. Önce daha iyi anlayabilmek için, ayeti iki farklı mealden yazalım, daha sonra birlikte düşünelim. Enam 105: İşte ayetlerimizi böyle EVİRE ÇEVİRE ANLATIRIZ Kİ birileri: "SEN BİR YERDEN ÖĞRENMİŞSİN" desin, biz de onu BİLEN BİR TOPLULUĞA AÇIKLAMIŞ OLALIM. (Süleymaniye vakfı meali) Enam 105: İşte böylece AYETLERİ TÜRLÜ TÜRLÜ ÇEVİRİP AÇIKLIYORUZ Kİ, onlar sana: "SEN BUNLARI BİR YERLERDEN OKUYUP ÖĞRENMİŞSİN" desinler ve bilen bir toplum için de, ONU İYİCE BEYAN EDELİM. (Elmalı meali) Eğer bizler hala bu ayeti görmezden geliyor da, Kur’an ayetleri açık ve anlaşılır değildir, Peygamberimiz açık olmayan ve herkesin anlayamayacağı Kur’an ı açıklayıp, anlaşılır hala getirdiğini söylüyorsak, bizler Kur’an a değil, yarattığımız bir dine iman ediyoruz demektir. Ayet üzerinde, gelin birlikte düşünelim. Bakalım bu ayette Allah, özellikle bizlerin dikkatini hangi konularda çekiyor ve neler anlatıyor. İlk cümle çok önemli. Biz ayetlerimizi evire çevire, yani türlü biçimlerde açıklıyoruz diyor. Bu konuda birçok ayet vardır ki, Kur’an ı nice örneklerle açıklandığı bildiriliyor Allah. Nahl 89, Rum 58, Nur 34–46, Hac 16, Bakara 118, Araf 32, Araf 58, Mücadele 5, Tövbe 11. Bunlara benzer birçok ayetinde Allah, ayetleri açıklamak bize düşer, onun için kullarım hiç kimseye muhtaç olmasın diye tek tek açıkladık ayetlerimizi diyor. Tabi hala Kur’an ayetleri açık değildir, onu elçisi açıklamıştır diyenlere söyleyecek sözümüz yok. Gönül gözü kapalı olana, hiçbir şey anlatamazsınız. Gelelim ayete. Allah ayetlerini anlayalım diye, türlü biçimlerde örneklerle anlatmasının, izah etmesinin bir nedenine de açıklık getiriyor. Elçisi Kur’an ı tebliğ ederken topluma, SEN BU İŞİ İYİ ÖĞRENMİŞSİN, BU BİLGİLERİ DAHA ÖNCE BİLMEZDİN desinler diyor. Aslında bu ayet Kur’an ın Allah kelamı olduğuna da, apaçık delildir. Peki, buradan ne anlamalıyız? Böyle söylemelerinin ne anlamı olabilir? Bildiğiniz gibi, Peygamberimiz ÜMMİYDİ. Yani söyledikleri gibi bu kelime, okuma yazma bilmeyen anlamında değil, Kitap ehline tabi olmayanlardandı. Daha açıkçası dini konular hakkında hiçbir bilgisi yoktu. ONUN İÇİN BU ANLATTIKLARINI, SEN BİR YERDEN ÖĞRENMİŞSİN, KENDİN YAZMAN MÜMKÜN DEĞİL DİYORLAR. Hatta ÜMMİ konusunu daha iyi anlayabilmemiz için, Allah elçisinin bu konudaki durumunu, bakın bizlere nasıl bildiriyor. Şura 52–53: İşte sana da, emrimizle, BİR RUH (KALPLERİ DİRİLTEN BİR KİTAP) VAHYETTİK. SEN KİTAP NEDİR, İMAN NEDİR BİLMEZDİN. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi, kendisiyle doğru yola eriştireceğimiz bir nur yaptık. ŞÜPHESİZ Kİ SEN DOĞRU BİR YOLA İLETİYORSUN; GÖKLERDEKİ VE YERDEKİ HER ŞEYİN SAHİBİ OLAN ALLAH’IN YOLUNA. İyi bilin ki, bütün işler sonunda Allah’a döner. (Diyanet meali) Sanırım konu şimdi daha açık ve net anlaşılmıştır. Peygamberimiz kitap ehlinin rivayet ve sanı inançlarının, Allah ın dini olamayacağını anladığından, onlara tabi olmamış ve her zaman doğrunun arayışında olduğu için, Allah kitap ehlinin arasından değil, ÜMMİLERİN arasından elçi seçmiştir. Onun için birçok kitap ehli ona inanmak istememiş, Allah Resul gönderecek olsaydı, bizim aramızdan gönderirdi diyorlardı. ASLINDA BURADAN BİLE DÜŞÜNDÜĞÜMÜZDE, ALACAĞIMIZ ÇOK BÜYÜK DERSLER VAR. Günümüzde de İslam, öyle Kur’an dan uzak batıl ve hurafelerle yaşanıyor ki, Allah günümüzde Resul gönderecek olsaydı eminim, bu batıl yolcularının arasından göndermezdi. Tabi başka Nebi/Resul gelmeyeceğini Allah bildiriyor. Ayeti anlamaya devam edelim. Demek ki özellikle kitap ehli, sen daha önce bu konulardan uzaktın, bunları sana birisi öğretmiş dediklerine göre, PEYGAMBERİMİZ DİN ADINA NE ÖĞRENDİYSE, KUR’AN DAN ÖĞRENDİĞİNİ ANLIYORUZ. Ayetin devamında Kur’an ın diğer ayetlerinde söylediği gibi, Kur’an ı açıklamak bize düşer, biz anlayasınız diye nice örneklerle açıkladık, izah ettik dediği gibi, bu ayette de bakın ne diyor. “ONU İYİCE BEYAN EDELİM” Yani toplumun anlayacağı şekilde, açıklamış olalım diyor. Kur’an ın Allah tarafından açıklandığını bildiren ve elçisini bu konuda bilgilendirip, onu rahatlatan ayeti hatırlatmak istiyorum. Bu ayet, yazımızın açıkça özetidir. Kıyame 18–19: O halde, biz onu okuduğumuz zaman, SEN ONUN OKUNUŞUNU TAKİP ET. SONRA ŞÜPHEN OLMASIN Kİ, ONU AÇIKLAMAK DA BİZE AİTTİR. (Diyanet vakfı meali) Hud suresi 1. ve 2. ayetinde de, neden Kur’an ayetlerini açıkladığını, zerre kadar aklı olup düşünene, bakın ne diyor Allah.” SONRA DA ALLAH’TAN BAŞKASINA KULLUK ETMEYESİNİZ DİYE, AYRI AYRI AÇIKLANMIŞ BİR KİTAPTIR.” Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  10. Bu makalemde sizlerin, üzerinde dikkatle düşünmenize vesile olmak istediğim ayetler, Müddesir suresinde geçiyor. Bizler Allah ın önerdiği gibi, ayetler üzerinde düşünmeden, kelimelerin özüne inmeden okur geçersek, aslında çok şeylerin farkında olamayacağımıza, güzel bir örnek ayeti sizlere hatırlatmak istiyorum. Ayette cehennemliklerden olanlar, BİZ MUSALLİN LERDEN DEĞİLDİK sözüne, öyle bir anlam veriyoruz ki, ayette anlatılmak istenenden çok uzak kalıyor, Allah ın bizleri bu konuda ki uyarısını da anlayamıyoruz. Önce ayeti yazalım, daha sonra birlikte ayet üzerinde düşünelim. Müddesir 40–41–42–43–44–45–46–47–48: Onlar cennetlerdedirler. Birbirlerine suçlular hakkında sorular sorarlar ve dönüp onlara şöyle derler: “Sizi Sekar’a (cehenneme) ne soktu?”. Onlar şöyle derler: “BİZ NAMAZ KILANLARDAN DEĞİLDİK.” “YOKSULA YEDİRMEZDİK.” “BATILA DALANLARLA BİRLİKTE BİZ DE DALARDIK.” “CEZA GÜNÜNÜ DE YALANLIYORDUK.” “Nihayet ölüm bize gelip çattı.” ARTIK ŞEFAATÇİLERİN ŞEFAATİ ONLARA FAYDA VERMEZ. (Diyanet meali) Ayette Allah, mahşer günü gerçekleşecek bir olaydan bizleri şimdiden bilgilendiriyor. Bakın cennetlik ve cehennemlikler karşılıklı konuşuyor ve cehennemde ebedi kalacaklara, sizin cehennemlik olma nedenleriniz nedir diye soruyorlar. Ayeti tercüme eden Diyanet, biz namaz kılanlardan değildik diye tercüme etmiş. Bu cümlede geçen kelime, BİZ MUSALLİN LERDEN DEĞİLDİK diye geçiyor. Burada geçen musallin kelimesinden kasıt, yalnız namaz kılmayanlar olabilir mi? Bakın salâtı ikame etmeyenler demiyor. Aslında Musallin lerden değildik sözünü, ayetin devamında açıklıyor ve cehennemde ebedi kalacak olanlar, bakın bizler nasıl hatalar yaptık ki cehennemlik olduk diye tek tek sayıyor. Dikkat ederseniz Kur’an da salâtı ikame edin, yani namazı kılın derken sürekli zekât da verin der. Yani salâtı, Allah a kulluk adına, bildiğimiz namazı yerine getirin derken, insanlar arasındaki dayanışmanın, yardımlaşmanın da önemini vurgular. İşte musallin olmayanlar, ALLAH İLE GEREKLİ BAĞI KURMAYAN, YANİ ALLAH IN EMRETTİĞİ YOLDA OLMAYANLAR, ALLAH IN ELÇİLERİ TARAFINDAN GÖNDERDİĞİ KİTAPLARI YETERLİ GÖRMEYİP, ATALARININ İNANCINI DİN DİYE YAŞAYANLARIN, MUSALLİN OLMADIKLARI ANLATILIYOR AYETTE. Bunu yalnız namaz kılmayanlar diye anlarsak, anlamını daraltırsak, ayetin asıl anlatmak istediği uyarısının özüne asla inemeyiz. Ayetten de dersler alamayız. MUSALLİN VE SALÂT kelimesinin içini mutlaka doldurmalıyız. EĞER DOLDURMAZSAK, NAMAZ KILAN SAHTEKÂRLAR, DİN TACİRLERİ, GÖSTERİŞ İÇİN YARDIM YAPANLAR, ADALETSİZLER, KENDİNDEN BAŞKASINI DÜŞÜNMEYEN MÜSLÜMANLAR YARATIRIZ. Musallin olmayanların kimler olduğu ve nasıl hatalar yaptıkları ayetin devamında açıklanıyor. Yoksulu yedirmezdik, yani hayır hasenat yapmaz, yalnız kendimizi düşünürdük diyorlar. Bakın şimdi söyledikleri ise çok önemli dersler almamız gereken bir uyarı olmalı bizlere. “BATILA DALANLARLA BİZDE DALARDIK.” Peki, bu sözlerden bizler ders alıyor muyuz? Yoksa bu uyarı bizleri bağlamaz, bizler namazımızı kılıyoruz, zekâtta veriyoruz mu diyoruz? Eğer bizler Allah ın gönderdiği HAK olan kitabının yanında, emin olamayacağımız atalarımızdan intikal eden rivayetleri de din diye yaşıyorsak, cehennemliklerin yaptığı bu yanlıştan ne farkımız olur? Allah yalnız Kur’an ın ipine sarılın, Kur’an dan sorumlusunuz, biz kitabı nice örneklerle açıkladık ve hiçbir eksik bırakmadık, yemin ederek kolaylaştırdık dediği halde, bizler hala Kur’an da her bilgi yoktur, Kur’an ı herkes anlayamaz, peygamberimizin rivayet hadisleri ve fıkıh alimlerimiz olmasaydı Kur’an ı anlayamazdık diyorsak, aynı yanlışı bizlerde yapıyoruz ve batıla dalıyoruz ve böylece, musallin olanlardan olamıyoruz demektir. Cehennemlik olanların, ceza gününü de yalanladıklarından bahsediyor. Peki, bu nasıl bir yalanlama? Ceza günü yoktur mu diyorlardı? Elbette hayır. Hatırlatmak isterim bu insanların genel çoğunluğu, daha önce iman ettiklerini söyleyen kitap ehli. Ama öyle bir din anlayışı ve ceza günü inancı var ki, Allah ın hükümlerini kendi nefislerine göre düzenleyerek, kendilerinin asla cehennemlik olmayacağına inanıyorlardı. Kur’an bu inançlarının yanlış olduğunu onlara söylüyor ve uyarıyordu. Bu insanların ceza gününü yalanlamaları, hiç olmayacağı anlamında değil. Kendi düşünceleri gibi bir ceza gününün olmadığını anlatmak adına, bu insanların Allah ın açıkladığı ceza gününü, bu anlamda inkâr ettiklerini söylüyor Allah. Ayetin devamında, atalarının yanlış inançlarını onların yüzlerine vuruyor ve diyor ki; “ARTIK ŞEFAATÇİLERİN ŞEFAATİ ONLARA FAYDA VERMEZ.” Sanırım şimdi daha iyi anlaşıldı. Çünkü bu insanlar, biz Yahudi’yiz biz Hristiyanız Allah ın sevgili kuluyuz. Bize ceza sayılı gün dokunacak, şeklindeki inançlarının yanında, Hz. İsa ya inananların cehennem azabı çekmeyeceğini, çünkü Hz. İsa nın onların yerine azap çektiğini söylemelerinin nasıl yanlış olduğunu, onların söylediği gibi olmayacağını, yani artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda sağlamayacağını bildiriyor. Peki, bizler bu ayetten ders alıp, bu dünyada Allah dan başka, hiçbir şefaatin fayda etmeyeceğine inanıp, şefaatçiler edinmiyor muyuz? Sanırım bu satırları okuyunca, tebessüm ettiniz biliyorum. Bizler bu ve benzeri yüzlerce ayetten dersler almadık, genel çoğunluğumuzun almak gibi bir niyeti de yok gibi görünüyor. Öyle şefaatçiler edindik ki, cehennemliklerin, musallin olmayanların söylediklerini, adeta bizlerin içinden de günümüzde söyleyenler var. Ben Müslüman ım diyen, cehennem azabı çekmeyecek diyorsak eğer, BİZLER ALLAH IN EMRETTİĞİ CEZA GÜNÜNE İNANMIYORUZ DEMEKTİR. Hâlbuki Allah ne diyordu Zilzal 7. ayetinde “Artık, kim BİR ZERRE MİKTARI HAYIR ÜRETMİŞSE, ONUN KARŞILIĞINI GÖRÜR.” Yine Zilzal l8, ayetinde. “VE KİM BİR ZERRE MİKTARI ŞER ÜRETMİŞSE, ONUN KARŞILIĞIN GÖRÜR.” Sizce bu ve benzeri yanlışları yapan Müslümanlar, istedikleri kadar namaz kılsınlar, Allah ın istediği Musallin lerden olabilir mi? Değerli din kardeşlerim, lütfen Kur’an ın yaptığı uyarıları dikkate alalım, namazımızı/salâtı gereği gibi yerine getirmek istiyorsak, önce Allah ın istediği, musallin lerden olmanın çabası içinde olalım. Kur’an ı parçalı değil, bütünüyle birbiriyle bağlantılı anlamaya çalışalım ve yapılan yanlışlardan dersler alarak aynı yanlışları yapmayalım. Eğer bu uyarılar bizlere değil inkârcılara, kitap ehline yapılmıştır diyerek, kendimizi temize çıkartıp dersler almıyorsak, aynı yanlışları yapmaktan ve hesap günüde şaşırmışların safında olmaktan, asla kurtulamayız. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  11. HUD SURESİ 106–107–108. AYETLER. CENNETİN VE CEHENNEMİN SONU VAR MI? CENNETTEN VE CEHENNEMDEN ÇIKIŞ VAR MI? Bizler Kur’an ı okumaya başlamadan önce, Allah ın önerdiği gibi, önce kafamızın içindeki, şeytanın, batılın öğretilerinden Allah a sığınmalıyız, yani batıl ve sanı bilgilerden kurtulmalıyız ki, Kur’an ayetlerini doğru anlayabilelim. Bu makalemde CENNETİN VE CEHENNEMİN, EBEDİ OLUP OLMADIĞI, CENNETTEN VE CEHENNEMDEN ÇIKIŞ VAR MI, konusunda yapılan tartışmalara ve verilen örnek ayetler üzerinde sizlerinde, düşünmenize vesile olmak istiyorum. Önce şunu unutmayalım, cennet ve cehennem bir ödül ve cezadır. Allah bu konuda bizleri uyarıyor ve yaşadığımız bu dünyada bile kısas uygulamamızı, yani kötülük yapan, suç işleyen birisinin, misliyle yani yaptığının karşılığı kadar olarak cezalandırılmasını istiyor. Önce konumuzla ilgili örnek gösterilen ayetleri yazalım. Hud 106–107–108: Bedbaht olanlar ateştedirler. Onlar orada başka türlü soluyacak, başka türlü haykıracaklar. ONLAR ORADA GÖKLER VE YER DURDUKÇA DURACAKLAR. Ancak Rabbi’nin diledikleri başka. Çünkü Rabbin dilediğini yapandır. Mutlu olanlar ise cennettedirler. ORADA GÖKLER VE YER DURDUKÇA duracaklar, ancak Rabbinin diledikleri başka. (Bu) ARDI ARASI KESİLMEYEN BİR İHSAN OLACAK. (Elmalı meali) Bizler ne yazık ki rivayetlerin etkisiyle yıllardır Kur’an ı anlamaya çalıştığımızdan, ayetleri genellikle yanlış anladık. Hurafelerden kurtulmaya başladığımızda ise, gerçekleri görmeye başladık ama bazen sanırım KANTARIN DOZUNU DA KAÇIRIYORUZ. Bakın bir konuyu anlatırken, konuya dikkat çekebilmek adına bir deyim kullandım. Kantarın dozunu kaçırmak, yani farkında olmadan aşırıya gitmek. İşte ayette de Allah iki konuya dikkat çekerken, aslında bizlere çok net bir şeye, benzetme hatta deyimle önce açıklık getiriyor ve diyor ki; “GÖKLER VE YER DURDUKÇA.” Acaba Allah bu sözleri ile hangi konuda dikkatimizi çekiyor olabilir? Bu yer ve gök nerede? Bu dünyada mı yoksa başka bir mekân da mı? Herhangi bir açıklama yok. Fikir yürütebiliriz belki, cennet ve cehennemden bahsedildiğine göre hesabın görüleceği kıyamet sonrasından bahsediliyor diyebiliriz. Ama Allah bu sözleriyle mutlaka belirli bir yeri anlatmak isteseydi, onunda açıklamasını yapardı. Dikkat ettiyseniz cennet ve cehennemliklerden bahsederken, GÖKLER VE YER DURDUKÇA tabirini kullanıyor. Eğer bu cümleden, demek ki cennetinde cehenneminde bir sonu var diye anlarsak, bu ancak bizim düşüncemiz olmaktan öte gitmez. Ayette cehennemliklerden bahsederken, onlar gökler ve yer durdukça orada duracaklar dedikten sonra, bir istisna yapıyor Allah. “ANCAK, RABBİNİN DİLEDİKLERİ BAŞKA.” Bakın gökler ve yerden kasıtla Allah ın ne demek istediğini şimdi anladınız mı? Gökler ve yer durdukça yani EBEDİ, SÜREKLİ kalacaklar, ancak Rabbinin diledikleri başka diyor. Bu tabir Allah ın gücünü, sonsuzluğunu, hükümranlığını anlatan bir örnek. Allah yok olmayacağına göre, o gök ve yer her zaman yerinde duracaktır diyor. Allah, cehennemde bir kısım insanların cezalarını çektikten sonra, Allah ın izniyle çıkabileceklerini söylüyor. Kur’an buna benzer benzetmeleri çok yapar, konunun daha etkili anlaşılması için Örnek verelim. Araf 40. ayette; “GÖK KAPILARI AÇILMAYACAK VE ONLAR, DEVE İĞNE DELİĞİNE GİRİNCEYE KADAR CENNETE GİREMİYECEKLERDİR” Bakın anlatılmak istenen konu, nasıl daha güçlü anlatılıyor. Dikkat ettiyseniz, cennete gidenler konusunda da aynı sözler kullanılıyor. Yine cennetliklerden bahsederken gökler ve yer durdukça tabirini kullanıyor yani EBEDİ, SÜREKLİ anlamında, ama yine Rabbin diledikleri başka diyerek, BURADAN DA ALLAH IN DİLEMESİYLE BİR ÇIKIŞTAN BAHSEDİLİYOR. Ama detay yok. Her şey Allah ın yetkisinde. İlginç değil mi, sanırım bunu ilk defa duymuş olabilirsiniz. Hatırlayınız bizlere, cennetten ve cehennemden hiç çıkış yok diye öğretmişlerdi. Demek ki cennete ayak uyduramayan, cennetin kurallarına uymayanlarında, gerekirse cennetten çıkartılabileceği bilgisini, uyarısını özellikle veriyor Allah. Buradan da şunu anlıyoruz, cennete gittim demekle kuralsız, sorumsuz değilsin, burasının da belirli kuralları var. Uymayan Allah ın emriyle çıkartılabilir. Detayını Allah bilir. Ayetin sonunda da aslında, konuya açıklık getiriyor ve diyor ki, tüm bunlar ardı arkası kesilmeyen bir ihsan olacak. BU SÖZLERDEN DE ŞUNU ANLIYORUZ, CENNET VE CEHENNEM HER ZAMAN VAR OLACAK, AMA BURAYA GİRİŞ VE ÇIKIŞLAR, ALLAH IN YETKİSİNDE. BİZLERİN AÇIKLANMAYAN, İZAH EDİLMEYEN BU KONUDA, DAHA FAZLA KONUŞMAMIZIN YANLIŞ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM. Birçok ilahiyatçı hocalarımız, bundan 8–10 sene önce çok farklı şeyler söylerken bu konularda, bugün günümüzde, batıl ve sanı bilgilerden kurtulduklarından olsa gerek, şimdi tam tersi söylemlerini görmekteyiz. Bazen aşırıya gidenlerini de söylemek isterim. Ben yıllar önce, cehennemden insanların bir kısmının ebedi, bir kısmının suçlarının cezasını çektikten sonra çıkacaklarını yazdığımda, bugün cehennemden çıkış var diyen hocalarımız, o yıllarda cehennemden asla çıkış yok diyorlardı. Sanırım geleneksel fıkıh inancının etkisiyle söyleniyordu bu sözler. Allah zerre kadar işlediklerimizin karşılığını göreceğimizi ve hiçbir şeyin karşılıksız kalmayacağını söylediği halde, Allah ın adaletini kendi nefislerimizde ne yazık ki şekillendiriyoruz. Bu dünyada hiç kimsenin uygun göremeyeceği bir adalet anlayışını, işimize geldiği şekliyle, Allah a nispet etmekten de çekinmiyoruz. Belirli bir zaman sonra tüm insanların, cennetin ve cehenneminde yok olacağını söyleyen bazı inanç sahipleri, Allah dan başka her şey bir gün yok olacaktır düşüncesini, yazacağım ayetlere dayandırmaktadırlar. Ayetleri önce yazalım, daha sonra bu ayetler nereden ve ne maksatla bahsediyor, üzerinde birlikte düşünelim. Kassas 88: Sen Allah ile beraber başka bir ilâha ibadet etme. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O’NUN ZATINDAN BAŞKA HER ŞEY YOK OLACAKTIR. Hüküm yalnızca O’nundur ve kesinlikle O’na döndürüleceksiniz. (Diyanet meali) Rahman 26- 27–28: YER ÜZERİNDE BULUNAN HER CANLI YOK OLACAKTIR. ANCAK AZAMET VE İKRAM SAHİBİ RABBİNİN ZÂTI BÂKİ KALACAKTIR. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? (Diyanet meali) Nebe 21–22–23: Şüphesiz cehennem, bir gözetleme yeridir; azgınlar için, İÇİNDE ÇAĞLAR BOYU KALACAKLARI BİR DÖNÜŞ YERİDİR. (Diyanet meali) İlk iki ayete dikkat ettiyseniz, Allah dan başka ilah yoktur diye bizleri bu dünyada uyarıyor ve bu dünyada, Allah dan başka her şey bir gün kıyametle yok olacaktır diyor. Bu yok oluş, mahşer günü diriliş ile tamamlanacak, bu konu anlatılıyor. Yoksa tüm insanlar, cennet ve cehennemde belirli bir zaman geçirip, daha sonra Allah ın dışında tüm yaratılan insanlar yok olacaktır demiyor. En son ayette ise cehennemlik olanların ise cehennemde çağlar boyu yani uzun süre kalacakları konusunda dikkatimizi çekiyor. Buradan da şunu çok daha net anlıyoruz. Suçlu suçunu çektikten sonra, cehennemden Allah ın izniyle çıkar. Elbette ebedi kalanlarda olacaktır. Tüm gerçekleri Allah bilir. Bizlere düşen açıklanan, izah edilenler üzerinde fikir yürütmek, konuşmak olmalıdır. Bizler Kur’an da geçen EBEDİ kelimesine, ne yazık ki kendi nefislerimizde anlamlar veriyoruz. Bizlere düşen ayetleri verilen örnekler ışığında anlamaya çalışmak olmalıdır. Ebedi kelimesi kullanıldığı cümlenin anlamıyla bazen geçici anlamda da kullanılabilir. Bu bizim dilimizde de böyledir. Örneğin Kerem sizin arkadaşınız olduğu sürece, sizinle EBEDİ konuşmam dediğimizde, arkadaşlarınız Kerem ile konuşmayı kestiğinde, diğer arkadaşlarınızla ebedi konuşmam sözünüz geçersiz olur. Ama EBEDİ sözü, kelime anlamı olarak sonsuz anlamındadır. Kur’an da bu kelimeyi bu şekliyle anlamalıyız. Kur’an da Allah, biz yarattığı kullarını cennet ve cehennem ile cezalandırıp ya da mükâfatlandırdıktan sonra, belirli bir sürenin sonunda bizlerin yok olup, yalnız Allah ın kalacağına dair hiçbir bilgi, hüküm, ayet Kur’an da yoktur. Buda zaten mümkün değildir. Allah yarattığı, imtihan edip birçok safhalardan geçirdiği, kendi ruhundan üfleyerek üstün kılarak yarattığı bizleri, tamamen yok etmesi aklın mantığın ve Kur’an ın onay vermeyeceği bir durumdur. Bu düşünce Allah ın adaletine de ters düşer. Allah onca özenerek yarattığı bizleri yargıladıktan ve hesabımızı gördükten sonra, koyacak yer mi bulamadı da tamamen yok etsin. Bu ve benzeri düşünceler, biz insanların Kur’an açıklamadığı, izah etmediği halde nefislerinin ortaya attığı adaletsiz düşüncelerdir. Allah Kur’an da bu konularda bakın bizleri nasıl uyarıyor. Açıklamadığım izah etmediğim, katımda olacak konular hakkında nasıl davranmamızı istiyor bakın Allah. Araf 33: De ki: Rabbim ancak açık ve gizli kötülükleri, günahı ve haksız yere sınırı aşmayı, HAKKINDA HİÇBİR DELİL İNDİRMEDİĞİ BİR ŞEYİ, Allah'a ortak koşmanızı ve ALLAH HAKKINDA BİLMEDİĞİNİZ ŞEYLERİ SÖYLEMENİZİ HARAM KILMIŞTIR. (Diyanet vakfı meali) Allah ın açık, muhkem bir şekilde açıklamadığı konuları, sanki Allah ın açıklanmış emri gibi söylememizi Allah bizlere yasaklıyor ve bunu yapmayın HARAMDIR diyor. Bizlere düşen açıklanmış nice örneklerle izah edilmiş konular üzerinde konuşmak ve birbirimize anlatmak olmalıdır. Bunun dışında yapacaklarımız ve söyleyeceklerimiz, ancak şeytanı memnun edecektir. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  12. Değerli dostlarım, bu makalemde sizlere, güney doğu Anadolu gezimde karşılaştığım çok önemsediğim ve bir o kadar da düşündürücü, hatta üzücü bir konuyu nakletmek istiyorum. Önce şunu söylemek isterim. Ülkemizin Güney doğu Anadolu bölgesini, mutlaka gezip yerinde görmeliyiz ve o tarihi bizzat yerinde yaşamalıyız. Bu gezimde beni ziyadesi ile üzen olaylar, Mardin Süryani kilisesinde ve manastırında geçti. İki görevlinin kiliseye ve manastıra gelen ziyaretçilerle konuşmaları esnasında, birkaç olayın nasıl geliştiğini nakletmek istiyorum ve sizlerin dikkatinize sunuyorum. O güzel tarihi şehrimiz Mardin de ilk ziyaret ettiğimiz kilise, Kırklar kilisesiydi. Ben yurt dışında da gezdiğim her ülkede hangi inançtan olursa olsun, ibadet yerlerini gezerim, kültürlerini, inançlarını öğrenmeye çalışırım. Mardin de de çok eski bir kilise olan, Kırklar kilisesini merak ettiğimiz için gurup olarak hep birlikte ziyaret ettik. Toplandıktan sonra, kilisenin papazı bizlere bir konuşma yaptı. Çok doğaldır ki kilise hakkında bilgiler verdi. Bakın daha sonra kendilerinden nasıl bahsetti. Kendilerinin yani, Süryanilerin Hıristiyanlığa gerçekten hizmet edenler olduğunu ve ilk Hıristiyanlardan olduklarından bahsetti. Biraz daha konuşmasına devam ettikten sonra, Vatikan a mı bağlısınız sorum üzerine, hayır bizlerde Vatikan, Rusya ve İstanbul da ki Ortodoks patrikhanesi gibi Ekümeniğiz dedi. Çok ilginçtir, bunu söyledikten sonra ise, BUNLARIN HEPSİ AYNI GÜÇTE VE AYNI YETKİLERE SAHİPTİR demeyi de unutmadı. Ne yazık ki tüm dinler, buna İslamiyet de dâhil, birilerinin menfaat ve çıkarları adına, bir güç savaşı içine sokulmuş ve TOPLUMU BU GÜÇLER İSTEDİKLERİ GİBİ YÖNETİYOR, bunu da Allah adına yaptıklarını söyleyebiliyorlar. Bu nasıl bir güçtür, bu gücü kimden alıyorlar, nasıl bir yetkileri vardır? İşin ilginci her bölünmüş güç, kendilerinin en doğru yolda olduğunu, dine en çok kendilerinin hizmet ettiklerini söylüyorlar. Çok daha ileri giderek papaz efendi, Süryanilerin ilk Hıristiyanlar olduğunu ve Hıristiyanlığa gerçek hizmet eden kendileri olduğunu da üstüne basa basa söyledi. Araştırdığınızda Süryanîler, Pavlus’un şekillendirdiği itikadî çizgide olduklarından, diğer Hıristiyanların inandıkları yol ve yöntemi kabul etmiyorlar ve kendileri gerçek ilk Hıristiyan olduklarına inanıyorlar. Tıpkı İslam toplumundaki mezheplere bölünüp, birisinin diğerini adeta İslam ın dışında gördükleri gibi. Sözlerine kısa itirazlarımdan sonra, bana verdiği cevap, aslında çok ilginç ve saygısızlık örneğiydi. “SİZ TÜRKLER YAKLAŞIK 900 YILDIR MÜSLÜMANSINIZ, İSLAMİYET E HİÇBİR KATKINIZ OLMADI” Papaz efendinin, bu saygısız ve düşüncesiz sözlerine elbette cevap verdim. Allah ın dinine hizmet etmeyi, toplumu bölerek bir birilerine güç gösterisiyle yapılacağını zanneden bir kişiye, elbette ona ibadet mekânında ileri gitmeden kısa ve öz cevaplar verdim. Hatta birkaç cümleyle belki de gayri ihtiyari, diğer Hıristiyan vatandaşları küçümser tavrından rahatsız olmalıyım ki, kimin Allah ın doğru yoluna davet adına, çok daha fazla hizmet ettiğini bizler bilemeyiz. Her inanan ve Allah ın doğru yolunda olan insan, bu yolda hizmet etmiştir, bu ister Hıristiyan olsun İster Müslüman olsun şeklindeki söylemlerime verdiği cevap, asla bir din adamına yakışmayacak bir cevaptı. Bana verdiği cevabı aynen yazıyorum. “NE OLDU ZORUNUZA MI GİTTİ?” Bakar mısınız lütfen verdiği cevaba. Bu cevaba inanın çok şaşırdım, çünkü bir papazdan beklenmeyecek bir cevaptı. Bu tavrın, verdiğim cevapların etkisiyle, sinirlerine hâkim olamadığından kaynaklandığını düşünüyorum. Yoksa hiçbir papaz ya da din adamı, böyle bir üslup kullanmaz. Benim aldığım terbiye tabi konuyu uzatmamı engelledi. Kendisi hükümler, kararlar verdi, kendi toplumunu en dindar, Allah ın en doğru yolunda olanlar ilan etti, ben buna itiraz edince, saygısız bir üslupta bana, ne oldu zorunuza mı gitti diyebildi. Hepimiz Allah a inanıyoruz, hatta onun doğru yolundan gitme çabası içindeyiz. Hesabın görüleceği o çetin gün, bakalım kimler Allah ın en doğru yolunda gitmiş, birlikte göreceğiz. Kendimizi temize çıkartıp, karşımızda ki insanları küçümseyerek, Allah ın doğru yolunda olamayız. Yine Mardin de Süryanilere ait, Deyrul Zafaran manastırını gezmeye gittik. Burası da eski tarihi güzel bir manastır, görmenizi tavsiye ederim. Hatta ücretli geziliyor. Bura da genç bir arkadaşı görevlendirmişler, gelenleri bilgilendirmek için. Gayet güzel bilgiler verirken, birden manastırın yıkılmış bazı bölümlerini gösterip, yine saygısız bir üslupta, bu yıkıntılar TİMUR un eseridir şeklindeki sözlerini birkaç kez, bizlerin gözlerinin içine bakarak tekrar etmesi, beni ve diğer arkadaşları sinirlendirdi ve kendisini ikaz ederek saygılı olması için uyardım. Böyle bir yerde konuşma üslubu olarak, daha tecrübeli bir görevlinin olması gerektiğini düşünüyorum. Konuşmacının söylediği elbette yalan değildi. Timurlenk yalnız Manastırı değil, Mardin i aldığında şehrin birçok yerine zarar vermiş yıkmış. Tarih bunu yazar. Timur dan sonra Karakoyunlu devletinin hükümdarı, Kara Yusuf, 1406 da Mardin ve aldığı diğer şehirleri imar etmiştir. Tarihi gerçekleri anlatırken, o soy ile bağlantılı olan insanları, adeta sorumlu tutarcasına saygısız üslup kullanamaz hiç kimse. Bu toplum ister Türk olsun, ister Kürt olsun, isterse başka bir toplumdan olsun. Türklerin tarihinde azda olsa böyle yanlışlar vardır. Her ülke, her inanç, kendi tarihlerini gözden geçirip, karşısındaki insanları öyle yargılamalıdır. Ama Türkler ve özellikle Osmanlılar, her inanca saygılı olmuş ve ibadethanelerine dokunmamışlardır. Yahudileri unutmayınız, Avrupa dan Hıristiyanlardan Türk toplumuna sığınmışlardır. Yüzlerce yıldır Süryani kardeşlerimiz eğer, Mardin de ülkemizde yaşamaya devam ediyorlarsa, bu Türklerin her inanca nasıl saygılı olduğunu gösterir. Bugün ülkemizde azınlık diye isimlendirilen ama hiçbir Türk vatandaşının, bu ismi onlara layık görmediği bu vatandaşlarımızın, ibadet hanelerinde görevli yetkililer, gereken saygıyı bizlere göstermediklerine, üzülerek şahit oldum. Bunun için üzgünüm. Bizler tarihte, Müslümanlara karşı yapılan, Hıristiyan Haçlı seferlerini unutmadık. Bunlar kadın, çoluk çocuk demeden Müslümanlar ı katlettiler, hatta yakıp yıktılar. Çok daha yakında balkanlarda ki, Bosna da Müslüman katliamını hatırlayınız. Ama bizler bugün senin soyun, senin atan, senin inancının takipçileri Müslümanları katletti demiyoruz. O ZULÜMLER TARİH SAYFALARINDA KALDI. O acı katliamlardan insanlık, ders almalıdır tekrar yaranın deşilmesinin, birbirimizi suçlamamızın hiç kimseye faydası yoktur. Binalar yeniden yapılır ama can, insan geri gelmez. Önemli olan dostluktur, kardeşliktir. Dostluk ve kardeşlik bozulursa, bundan ancak düşmanlarımız yarar sağlar. Yunanlılar Türk topraklarını işkâl ettikten sonra, kurtuluş savaşımızda geri çekilirken, terk ettikleri her şehrimizi yakmış, yıkmış öyle terk etmiştir. Ama bizler bugün bunu konuşmuyoruz bile. Bu makalemi, kaleme almamdaki amacım. Süryani kilise ve manastırında yapılan bu yanlış davranışlardan vazgeçilmesi adınadır. Belki sağduyulu Süryani vatandaşlarımız, bu yanlışların tekrarlanmaması için, önlemler alır. Süryani vatandaşlarımızın, böyle bir olayın vuku bulmasından üzüntü duyacağına gönülden inanıyorum. Çünkü tanıdığım Süryani dostlarımız var. TEMENNİ EDİYORUM Kİ, BU İKAZ YAPILIR VE ORAYA GEZMEYE GİDECEK VATANDAŞLARIMIZDA, BUNUN TAKİPÇİSİ OLURLAR. Çünkü saygısızlık, hakaret düşünmeden söylenen sözler, toplumlarda mutlaka karşılık bulur, geri teper buda toplumların asla arzu etmediği bir durumdur. Bu yazımı Facebook ta birçok sitede yayımladığımda, Süryani olabileceğini isminden tahmin ettiğim bir kişi, bakın yazıma nasıl bir cevap vermiş ve benim bu yazımı yazmamda ne kadar haklı olduğumu göstermiş. “Sizin yaptınız ırkçılık ve de insanları ötekileştirmedir... Ve bunu unutmayın ki BU ÜLKEDE TEK KAVİM OLAN İNSANLAR SADECE SÜRYANİLERDİR... Ve siz sanırım camide çıkarken kilisenin temizliğin fark ettiginiz ve kendinizi de öz eleştire maruz bırakıldınız... Ve bunu hatırlatmakta fayda var... İlk önce kendi tarihinizi okuyun ondan sonra yorum yapın bu ülkeyi tanımak istiyorsanız ilk önce kendi tarihinizi okuyun ve de araştırın...” Bu cevabı veren kişi, yazımdan o kadar etkilenmiş ve sinirlenmiş ki, beni ırkçılıkla suçladığı halde, kendisi gerçek bir ırkçı olduğunu haykırıyor adeta. Düşünebiliyor musunuz, kilisedeki papaz efendinin kendilerini gerçek dine hizmet eden, ilk Hıristiyanlardan sayarak, bir ırkçılık yapması ve karşısındaki diğer inananları ötekileştirmesine, yine güzel bir örnek veren bu arkadaşımız, ne diyordu hatırlayalım. BU ÜLKEDE YANİ TÜRKİYEDE, TEK KAVİM OLAN İNSANLARIN, SADECE SÜRYANİLER OLDUĞUNU SÖYLEYECEK KADAR, IRKÇI KENDİLERİNİ ÜSTÜN GÖREN BİR DÜŞÜNCEYE SAHİP OLDUKLARINI SÖYLEYEBİLİYORLAR. Türkleri kavim olarak bile görmüyor. Daha da ilginci, kendi kiliselerinin temizliğini örnek verip, bizim camilerimize laf atması, saygısızlığın sınırlarını zorlayacak nitelikte. Aslında yazıma cevap veren bu şahsa, söyleyecek çok sözüm var ama değmez. Lütfen şunu unutmasınlar, bu ülkede özgürce inançlarını yaşıyor ve bu ülkenin toplumuna, gözlerinin içine baka baka, bu sözleri saygısızca söyleyebiliyorlarsa, bu ülkenin dünya üzerinde en sabırlı, en adil, en şefkatli bir KAVİM, toplum olduğunu gösteriyor demektir. Sabrında bir ölçüsünün olduğunu, hatırlatmak isterim. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  13. Değerli din kardeşlerim. Bu makalemde sizlere hatırlatmak ve üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim ayet, Hucurat suresi 1. ve 2. ayetler olacaktır. Allah bu ayette biz kullarına çok önemli ve dikkat çekici bir uyarıda bulunuyor ve bakın birinci ayette ne diyor. Hucurat 1: Ey iman edenler! ALLAH'IN VE RESULÜNÜN ÖNÜNE GEÇMEYİN. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir. (Diyanet vakfı meali) Ayette dikkat ederseniz, Allah ın ve Resulünün önüne geçmeyin diyor. Siz bu uyarıdan ne anladınız? Allah ın emrettiği Kur’an ın yanında, Resulünün günümüze rivayet yollarla gelen hadislerin de önüne geçmeyin, onları sakın inkâr etmeyin kabul edin diye anlamak, sizce mümkün mü Kur’an a göre. Elbette mümkün değil. Çünkü bunu iddia edenler var. Ayette özellikle Allah ın ve Resulünün diye belirtiyor, sizce neden? Resulün görevi neydi? Hatta birçok ayette Allah a ve Resulüne uyun uyarıları vardır. Sizce Allah, Resulü ile birlikte neden anılıyor ve uyulması neden isteniyor? Allah elçisine bu konuda neler diyordu Kur’an da hatırlayalım ki, ayeti daha doğru anlayabilelim. RESULE DÜŞEN, SADECE AÇIK-SEÇİK DUYURMAKTIR. (Nur 54) BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ. (Kehf 56) EY İNSANLAR! RESUL SİZE RABBİNİZDEN GERÇEĞİ GETİRDİ, ŞU HALDE KENDİ İYİLİĞİNİZE OLARAK ONA İMAN EDİN. (Nisa 170) BEN, YALNIZCA BANA VAH YEDİLMEKTE OLANA UYUYORUM VE BEN, APAÇIK BİR UYARICIDAN BAŞKASI DEĞİLİM. (Ahkaf 9) BEN SADECE, BANA GÖNDERİLEN VAHYE UYUYORUM.” (Enam 50) RESULÜN GÖREVİ İSE AÇIK BİR TEBLİĞDEN İBARETTİR. (Ankebut 18) SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR. HESAP GÖRMEK İSE BİZE AİTTİR. (Rad 40) Sanırım konu şimdi, çok daha açık bir şekilde anlaşılmıştır. Allah şunu söylüyor Hucurat 1. ayetinde. Siz kullarıma, Resulüm aracılığıyla benim ayetlerimi gönderdim. Ben hükmüme hiç kimseyi ortak etmem, hükmü yalnız ben veririm. Onun içindir ki, Resulüm sizlere benim ayetlerimi tebliğ edecektir, onun için sakın onun söylediklerinin önüne geçip, yalnız bunlarla iman olmaz, bizim de atalarımızdan gelen inançlarımız vardır diyerek, Resulümün sözlerinin önüne sözler koymayın, onun önüne geçmeyin. Bunu yaparsanız sizlerin yaratıcısı olan benimde önüme geçmiş olursunuz diye bizleri uyarıyor. Bir başka deyişle, RESULÜME UYAN BANA UYMUŞ DEMEKTİR DİYOR ALLAH. Kitap ehli bu uyarıları ne yazık ki dinlemediler. Ya bizler dinledik mi? Allah ın Resulünün tebliğ ettiği, Allah ın ayetlerinin önüne geçmedik mi? Ne yazık ki geçtik, hem de ne geçiş. Utanmadan neler dedik hatırlayalım. “YALNIZ KUR’AN İLE İSLAM YAŞANMAZ. ZATEN KUR’AN DA HER BİLGİ YOKTUR, ÖZET BİLGİLER VARDIR. ALLAH IN RESULÜNÜN RİVAYET HADİSLERİ VE FIKIH OLMASAYDI, KUR’AN KAPALI KALIR ANLAŞILAMAZDI” NE YAZIK Kİ BİZLER, KUR’AN IN HİÇ BAHSETMEDİĞİ SÖZLERİ, HÜKÜMLERİ ALLAH IN ÖNÜNE RESULÜNÜN ADINI KULLANARAK KOYDUK, ENGEL YAPTIK VE SANKİ ALLAH IN RESULÜ DE DİNDE HÜKÜMLER KOYMUŞ GİBİ DAVRANARAK, ALLAH IN RESULÜNE İFTİRALAR ATMAKTAN KORKMADIK. Böylece Allah ın ve Resulünün önüne geçtik, toplum ile arasına duvarlar ördük. Bırakın Allah ve Resulünün önüne geçmeyi, Allah ve Resulünün arasını açtık, Kur’an a uymayan, doğru olması mümkün olmayan rivayetleri, sanı sözleri, Allah ın Resulünün söylediğine inandık. Mahşer günü Kur’an ın bahsetmediği, Resulünün de söylemesi mümkün olmayan sözlere inananlar, Resulün ve meleklerin şahitliğinde, yüzleri simsiyah, kaybedenlerin safında olacaklarını unutmamalıdırlar. Hucurat suresinin devamındaki 2. ayete bakalım şimdide. Hucurat 2: Ey inanıp güvenenler! SÖZLERİNİZLE NEBİ’NİN SÖZÜNÜ BASTIRMAYIN. Onunla konuşurken de birbirinizin diğerine yaptığı gibi sesiniz yükseltmeyin. Yoksa işleriniz boşa çıkar da farkına bile varamazsınız. (Süleymaniye vakfı meali) Ayete dikkat ederseniz, bu ayette NEBİ nin sözünü bastırmayın diyor. Bir önceki ayette ise RESULÜN önüne geçmeyin diyordu. Neden iki ayette, farklı isimler kullanılmış olabilir sizce? Bizler Resul ve Nebi kelimelerinin anlamını doğru anlarsak, ayetlerde bahsedilenleri de doğru anlarız. Eğer ayetlerde Nebi Resul kelimelerinin yerine her ayette Peygamber diye yazar geçersek, ayetin anlatmak istediği gerçeğini de fark edemeyiz. Hatırlatmak isterim, Allah Kur’an da birçok ayette RESULÜME UYUN emrini vermiştir ama hiçbir ayetinde NEBİYE UYUN DEMEMİŞTİR, peki neden? Resul yani elçilik görevdir. Yani Allah ın vahyini tebliğ ederken, Resulüme uyun çünkü Resulüm benim vahyimi sizlere iletiyor, O kendi hevasından konuşmaz diyerek, Resulünün vahiyden Kur’an dan başka söz söylemeyeceği bilgisini veriyor ve bu konuda birçok ayetinde açıklamada yapıyor. Nebi ise Resule verilen makamın adıdır, yani Nebilik Allah tarafından, yüksek makama getirilmiş kişi anlamına geliyor. Bazı kişiler nebi ve Resul kavramını şöyle tarif ederler. “Kendisine müstakil bir din ve kitap verilen peygamberlere Resul, müstakil bir din ve kitap sahibi olmayıp, kendinden önceki bir peygamberin kitabına uygun hareket etmekle vazifeli peygamberlere de, Nebi adı verilir.” Bu düşüncenin ve inancın yanlış olduğunu, bu iki ayete bile bakarak anlayabiliyoruz. Her Nebi Resuldür. Hucurat suresi 2. ayetinde de Allah, görev verdiği NEBİMİN SÖZLERİNİ BASTIRMAYIN, ONA YAŞANTINIZDA GEREKEN SAYGINIZI GÖSTERİN DİYE UYARIYOR. LÜTFEN DİKKAT, BURADA ANLATILMAK İSTENEN, NEBİNİN ÖZEL HAYATINDA SAYGI VE HÜRMET GÖRMESİ ADINADIR, YAPILAN UYARIDA, ONUN İÇİN RESUL DİYE BAHSETMİYOR, ÖZELLİKLE NEBİ DİYOR. Hucurat 3. ayette aslında 2. ayeti açıklıyor ve diyor ki, “ALLAH RESULÜNÜN HUZURUNDA SESLERİNİ ALÇALTANLAR VAR YA, ONLAR ALLAH'IN, GÖNÜLLERİNİ TAKVA İÇİN İMTİHAN ETTİĞİ KİŞİLERDİR. BİR BAĞIŞLANMA VARDIR ONLAR İÇİN, BİR BÜYÜK ÖDÜL VARDIR.” Sanırım bahse konu ayetler ve özellikle Nebi ve Resul kelimeleriyle neler anlatılıyor, sanırım çok daha iyi anlaşılmıştır. Kur’an da Allah, Ahzab 21. ayetinde, ALLAH IN RESULÜNDE SİZLER İÇİN GÜZEL BİR ÖRNEK VARDIR DER ve örnek gösterir. Bu ayette özellikle dikkatimizi çeken konu, Allah Resulünün Kur’an ı hayatına geçirdiğini ve yalnız Allah ın vahyi ile yaşadığını bizlere bildiriyor ve bizlerin de Resulünün yaptığı gibi yaşamamızı istiyor. Aslında Allah Resulünü örnek gösterip, sizlerde onun gibi yapın, sakın emin olamayacağınız rivayet ve sanı inançların peşine düşmeyin ve yalnız Kur’an ın ipine sarılın diyor. Bu durumda, yalnız Kur’an ın ipine sarılıp, rivayet ve sanı bilgileri din edinmeden İslam ı yaşayanlar mı Resulünü örnek alıp, onun yolundan gidiyor demektir, yoksa yalnız Kur’an İslam ı yaşamak için yeterli değildir diyerek, hayatına emin olamayacağı rivayetleri de geçirip, beşeri FIKIH inancının dayatmalarını din diye yaşayanlar mı, Resulünü örnek alıp, onun yolundan gidiyor demektir? Sizce hangisi doğru? Yorum sizlerin. Ne yazık ki bizler sakal bırakarak, peygamberimizin giydiği kıyafeti giyerek, Allah ın elçisini örnek aldığımızı sanıyoruz. Allah ın ayetlerinden o kadar uzak yaşıyoruz ki, Allah ın elçisini ne yazık ki tanımıyoruz. Çünkü Kur’an ile gerçek bir bağ kuramadık, Kur’an ı anlamadan okuyarak, batılın ve edindiğimiz Velilerin peşine düştük. Allah ın elçisini tanımak isteyen yalnız Kur’an ın ipine sarılır. “BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM. (Ahkaf 9 ) BEN SADECE, BANA GÖNDERİLEN VAHYE UYUYORUM. (Enam 50)” RASULE DÜŞEN, SADECE AÇIK-SEÇİK DUYURMAKTIR. ( Nur 54) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  14. Bu makalemde sizlerin, üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim konu, Kur’an da HINZIR diye geçen ve DOMUZ diye tercüme edilen kelimenin, bazı kişiler tarafından farklı anlamlar verilmesi konusu üzerine olacaktır. Bizler ne yazık ki bizlere öğretilenleri, kendi inançlarımıza uydurmak adına, ayette geçen kelimelerin anlamları ile oynayıp, toplum arasında tedirginlik yaratmaktan, yanlışa nefsimizin etkisiyle meyletmekten hiç çekinmiyoruz. Allah öyle bir yol gösterici rehber göndermiş ki, her kim bir ayette geçen kelimeye farklı bir anlam verse bile düşünen, aklını kullanan Kur’an ı rehber alan bir Müslüman, Kur’an ın diğer ayetlerinden gerçekleri hemen fark edebiliyor. Gelin bu konu da, iki farklı düşünce neler söylüyor ona bakalım, daha sonrada Kur’an dan doğrusunu bizler anlamaya çalışalım. Önce ayetlerde geçen, HINZIR kelimesinden kast edilen, DOMUZ anlamında olduğunu ve bu şekliyle tercümenin doğru olduğunu söyleyen düşüncenin söylemlerine bakalım. “Bugün Arap İslam âleminde, Arap denilen milyonlarca insan vardır. Bunlar “domuz”a ne diyorlar? Eğer “hınzır” BOZUK ET İSE, o zaman domuzun Arapça’da hiçbir karşılığı yok mu? Oysa bugünkü bütün Araplar “domuz”a “hinzir / hınzır” diyorlar. Bunu inkâr etmek, dünya-âleme maskara olmaktan zevk alma duygusuyla ancak izah edilebilir.” Şimdide bu düşüncenin doğru olmadığını savunan ve HINZIR kelimesinin ayetlerde, DOMUZ anlamında olmadığını iddia eden düşünce ve inancın söylemlerine bakalım. “Şimdi aklımızı kullanarak düşünelim. Yahudi lobisinin güdümündeki magazin gazeteciliğine kulaklarımızı tıkar ve ciddi sağlık araştırmalarına kulak verirsek uygar dünyanın araştırmalarında domuz etine dair diğer hayvanların etlerine kıyasla fazladan herhangi bir risk bulunmuyor. Ama ayet ne diyor? "hınzır eti yemeyin, o pis" Hınzır domuz ise "domuz eti yemeyin, o pis" diyen ayet ile bilimin verileri birbiri ile bir çelişki oluşturmuyor mu? Domuz eti "pis" olsaydı bilimde ileri ve her türlü teknolojiyi üreten toplumlar, kendi çocuklarına domuz eti yedirmez, yasaklamazlar mıydı? Eğer ki Arap dilinde hınzır konusunda tek seçenek olsaydı sıkıntı yaşardık. Ama bu sözcük iki anlamlı. Bir anlamı bilim ile çelişik bir noktada iken diğer anlamı bilimi doğruluyor ve bilim ile aynı şeyi emrediyor. Nedir bu emir? "AÇLIKTAN ÖLÜM DERECESİNE GELMEDİĞİN SÜRECE ASLA BOZUK VEYA ÇÜRÜMÜŞ BİR ET YEME." Şimdide bu düşüncelerin hangisinin, doğru olabileceğini anlamaya çalışalım. Hatırlatmak istediğim çok önemli bir gerçek var Kur’an dan. Birçok insanın ya da çoğunluğun, domuzu yediğini söylemek, onun yenmesinin doğru olduğuna kanıt gösterilemez. Çünkü Allah çoğunluğa uyarsan, seni yoldan saptırırlar uyarısını yapmıştır. Bilimde ileri olduğu toplumlara örnek verenler, içkinin sağlığa zararlı olduğunu bile bile, ailecek içki içmiyorlar mı? Önce domuz gerçekten söyledikleri gibi, diğer yediğimiz hayvanlar gibi temiz mi? Yani Kur’an da bu kelime domuz diye geçiyorsa, bilimle çatışıyor mu ona bakalım. Bilim bu konuda domuzu araştırdığında, bakın nasıl bir hayvan olduğunu tespit etmiş, diğer yediğimiz hayvanlardan farklı olarak. “Domuzlar en hızlı ve en zayıf sindirim sistemine sahiptir. Sindirimleri 4 saat sürüyor. Bu iyi ve sağlıklı bir süre değildir. SİNDİRİM SİSTEMİ ÇOK HIZLI VE ÇOK ZAYIF OLDUĞUNDAN, YEDİĞİ ŞEYLERDEKİ TOKSİNLERİ TAMAMEN TEMİZLEYEMEZLER VE DOMUZ KENDİ HÜCRELERİNDE DEPOLAR. Bu şu anlama geliyor, domuz pislikleri, çöpleri ve diğer hastalıklı canlıları yiyor ve etini yiyenler için, 4 saat sonra kasapta parçalara ayrılıyor ve yemeye hazır hale geliyor. NE KADAR BÜYÜK BİR TEHLİKE DEĞİL Mİ? BURADA Kİ SORUN, TOKSİNLERİN TAMAMEN TEMİZLENMEMİŞ OLMASIDIR. Diğer taraftan diğer hayvanlardan inek, koyun ve benzerleri, bu hayvanların hepsi TEMİZ BESLENEN VEJETARYENLERDİR. Onların sindirim sistemleri, domuza göre, çok daha ileri seviyededir. İneklerde 3 mide vardır ve taze temiz sebzeler SİNDİRİM SİSTEMİNDE İŞLENDİĞİNDE, 12 SAAT SÜRÜYOR. KIYASLADIĞIMIZDA BİR TARAFTA 4 SAAT, DİĞER TARAFTA 12 SAAT. Pislik çöp yiyen bir hayvanı mı tercih edersiniz, yoksa taze temiz beslenen hayvanımı tercih edersiniz? Zayıf sindirim sistemi olan, toksinleri depolayan mı? Yoksa toksinlerden tamamen temizlenmiş olanı mı?" Şöyle savunma yapabilirsiniz. Eti iyice pişirirseniz, toksinler, zararlı mikroplar ölür. Bu düşünce ancak, gerçeklerin üstünü örtmekten başka bir işe yaramaz. Allah yol gösterir, kulu Allah ın gösterdiği yolu ister izler, isterse kendi nefsinden bahaneler bulur. Allah Enam 145. ayette özellikle Hınzır yani domuz etinin pis olduğunu söylüyorsa, Allah ın önerisine uymak en doğru olandır. Çünkü Kur’an rehberdir, bu rehberin yolundan gitmekte bir seçimdir. Allah yarattığı bu hayvanın etini yemeyin diyorsa, elbette bu hayvanı yaratmasının da bir sebebi vardır. Yaradan hiçbir şeyi boşuna yaratmaz. Bizler bunun arayışı içinde olmalıyız. Şimdide HINZIR yani domuz diye çevrilen ayetlerden bir örnek verelim ve üzerinde birlikte düşünelim. BAKARA 173: Allah, size ancak LEŞ, KAN, DOMUZ ETİ VE ALLAH’TAN BAŞKASI ADINA KESİLENİ HARAM KILDI. Ama kim mecbur olur da, istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Şüphesiz, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. (Diyanet meali) Allah ayette haram kıldıklarını sayarken, dikkat ettiyseniz ilk saydıkları arasında LEŞ var. Leş bildiğiniz gibi, kendiliğinden ölmüş ve bir müddet zaman geçerek eti çürüdüğü için bozulmuş, kokmuş hayvana denir. Peki, HINZIR kelimesinin ayetlerde DOMUZ anlamına gelmediğini savunan arkadaşlar bu kelimeye ne anlam vermişti hatırlayalım. “BOZUK, ÇÜRÜMÜŞ ET.” Ama Allah zaten bu anlama gelen LEŞ kelimesini bozuk, çürümüş et anlamında kullanıyor. Bu durumda ayetin devamında geçen HINZIR kelimesinin de bozuk çürümüş hayvan ya da bozuk yiyecek anlamında olması mümkün görülmüyor. Çünkü Allah özellikle HINZIR yani domuz canlı olarak temiz göründüğü için, bu hayvan temiz değildir sizler için diyor. Nedeni çok açık, ayetin sonunda ne diyordu? “MECBUR KALIRSANIZ, SINIRI AŞMAMAK KOŞULU İLE YİYEBİLİRSİNİZ.” Bu ayette bu hüküm aslında, HINZIR kelimesinin bozuk çürümüş et, yiyecek olmadığının çok açık kanıtıdır. ÇÜNKÜ BOZUK ÇÜRÜMÜŞ ET YA DA YİYECEK ZORDA BİLE KALSANIZ YİYEMEZSİNİZ, ÇÜNKÜ SİZİ ZEHİRLER, ÖLÜRSÜNÜZ. Demek ki ayette geçen HINZIR, tercüme edildiği gibi bir hayvan yani DOMUZ, bozuk çürümüş et ya da yiyecek değil. Bu hayvanı, ya da diğer saydıklarını zorda kaldığınızda, Allah sınırı aşmamak şartıyla, yiyebilirsiniz diyor. Eğer bu tercümenin doğru olduğunu kabul edersek, Allah haram kıldıklarını sayarken, aynı anlamı hem LEŞ hem de HINZIR kelimesiyle vermiş oluyor ki, buda elbette mümkün değildir. Ayette bahsedilen LEŞ kelimesiyle Allah zaten, kendiliğinden ölmüş, kokmuş bozulmuş hayvandan bahsediyor. Benzeri anlamda bir kelimeyi, daha sonra sayması, tekrar etmesi de zaten mümkün değildir. Bu konuya açıklık getirecek bir başka örnek vermek istiyorum Kur’an dan. Bu ayette kullanılan kelime aynı kökten (hinzir/henazir) olarak kullanılıyor. Maide 60: De ki: Allah katında yeri bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? Allah'ın lanetlediği ve gazap ettiği, aralarından MAYMUNLAR, DOMUZLAR ve tâğûta tapanlar çıkardığı kimseler. İşte bunlar, daha kötü olan ve doğru yoldan daha ziyade sapmış bulunanlardır. (Bayraktar Bayraklı) Bakın Allah yoldan sapmış inkârcıları, kimlere benzetiyor. MAYMUNLAR VE DOMUZLAR. Allah böyle insanları, öyle hayvanlara benzetiyor ki onların davranışları, yaşadıkları ortam ile bir bağ kurduğunuzda ancak bu gerçek anlaşılıyor. Burada geçen kelime HENAZİR yani HİNZİR kelimesinden geliyor. Onun içinde bu ayette de domuz diye çevrilmiş. Eğer bu kelimeye söyledikleri anlamı verirsek, ayeti kendimizce şekillendirmiş oluruz ve ayette çelişki yaratırız. Onun içindir ki, HINZIR hayvan ismidir ve domuzdur. Hınzır kelimesinin bozuk et olduğunu söyleyen kardeşlerimiz, ayetin son bölümünü kendilerince tercüme ederek, şöyle bir cümle kurmuşlardı hatırlayalım. "AÇLIKTAN ÖLÜM DERECESİNE GELMEDİĞİN SÜRECE ASLA BOZUK VEYA ÇÜRÜMÜŞ BİR ET YEME." Bununda mümkün olamayacağını, çürümüş etin insanı zehirleyeceğini, zarar vereceğini zaten söylemiştim. Dilerim cümlemiz, Kur’an ile gönül gözleri açık, Allah ın Kur’an da önerdiği yolda yürüyen, Kur’an ı düşünerek anlayan, Allah ın azınlık halis kulları arasında oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  15. BU MAKALEME İLAVELER YAPARAK TEKRAR YAYINLADIM. Bizler Kur’an ı anlamaya çalışırken, eğer nefsimizin esiri olarak, beşeri batıl inançlarımıza delil aramak adına Kur’an a bakıyorsak, ondan doğru bilgiyi almamızda, asla mümkün olmayacaktır. Çünkü Allah bizlere, niyetlerimize göre cevap verecektir. Kur'an ı doğru anlamak istiyorsak, ayetleri rivayet ve batıl bilgiler ışığında değil, Allah ın ayetleri ışığında anlamaya çalışmalıyız. Kur’an da Nisa suresi 3. ayette geçen, bazı kelimeler öne sürülerek, Allah bir erkeğin dört eşe kadar evlenmesine izin veriyor denmektedir. Gerçekten Allah, birden fazla eşle evlenmemizi öneriyor mu, yoksa Allah indirdiği ayetleriyle, o günün çok özel bir durumuna işaret ederek, SORUNLARA ÇÖZÜM BULMAK ADINA DERMAN MI OLUYOR, gelin birlikte ayeti anlamaya çalışalım. Ama önce, Nisa suresi 3. ayeti daha iyi anlayabilmemiz için, bir önceki ayeti de yazalım ki, ayetlerin özellikle kimlerden ve ne maksatla bahsedildiği daha iyi anlaşılsın. Nisa 2: YETİMLERE MALLARINI VERİNİZ; temizi pis olanla değiştirmeyiniz, onların mallarını sizin mallarınıza katarak kendi helâl ve temiz malınızı kirletip yemeyiniz; çünkü bu, büyük bir günahtır. Nisa 3: ŞAYET YETİMLER HAKKINDA ADALETİ YERİNE GETİREMEYECEĞİNİZDEN KORKARSANIZ, size helâl olan başka kadınlardan İKİŞER, ÜÇER, DÖRDER ALINIZ. O kadınlar arasında da adaleti sağlayamayacağınızdan korkarsanız, BİR TANE ALINIZ; yahut ellerinizin altında bulunanlarla yetininiz. Zulüm ve haksızlık etmemeniz için en uygun olan budur. (Bayraktar Bayraklı meali) Nisa 2 ve 3. ayete baktığınızda, ilk önce bahsedilen konu yetimler ve bu yetimlerin ailelerinden kalan malları ile ilgili açıklamalar yapılıyor. Dikkat ederseniz, belki savaşlardan belki de başka nedenlerden dolayı, anne ve babalarını kaybetmiş, yada bakacak kimsesi olmayan kadınlar ve onları koruma altına alan kişilerin durumlarından bahsediliyor ve böyle bir ortamda nasıl davranılması gerektiği açıklaması yapılıyor ayetlerde. BU UYARIYI ALLAH, YETİMLERİ KORUMA ALTINA ALMIŞ, KİŞİLERE ÖZELLİKLE YAPTIĞI ANLAŞILIYOR. Sakın yetimlerin mallarını, kendi mallarınıza katmayın diyor. Onların malları için onlarla evlenmeye kalkarda, adaletsiz bir durum yaratırsanız, bu yanlış bir yol olur diyor bizlere. Adaleti koruyamama şüpheniz varsa eğer, sizin korumanız altındaki yetimlerle değil, size helâl olan (başka) yetim kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikâhlayın. Bu sözleri söyledikten sonrada bakın ne diyor ayette. "EĞER ADALETLİ DAVRANMAYACAĞINIZDAN KORKARSANIZ, O TAKDİRDE BİR TANE ALIN." Lütfen ayetin indirilme amacının dışına çıkartmadan, ayette bahsedilenleri anlamaya çalışalım. Allah size emanet edilen yetimler hakkında, adaletli olamayacaksanız dedikten sonra, tavsiye ettiği başka kadınlardan bahsederken, eğer yetimler için indirilen ayeti, normal kadınlardan alın diye anlarsak, ayetin özünden sapmış oluruz. Ayrıca ayetin sonunda Allah ın tavsiyesinede ters düşmüş oluruz. Allah ne diyordu, adaleti sağlayamayacağından korkarsanız bir tane alın. Ayette Allah, size helal başka kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın derken, yetim olupta malı ve mülkü için meyletmediğiniz, ancak beğendiğiniz, sevdiğiniz diğer yetimler ile evlenip, onları O zor durumlarından kurtarın diyor. Nisa suresi 19. ayette bu konuya açıklık getirmek adına Allah şu ikazı yapıyor. "EY İMAN EDENLER! KADINLARA ZORLA VÂRİS OLMANIZ, SİZE HELÂL DEĞİLDİR." Tekrar hatırlatmak isterim. Bu ayet ve ayette anlatılanlar, normal koşullarda geçerli olan hükümler değildir. Çünkü ayette yapılan uyarı ve ikazlar , sahipsiz kalmış yetimlerin mallarına göz dikmek adına onlarla evlenmeyi yasaklıyor. Bu durumda izlenmesi gereken yolu gösteriyor, tavsiyede bulunuyor. Allah birden fazla evliliği yasaklamıyor bu açık, ama tavsiyesi tek eşlilik. Eğer çok eşliliği birden bire yasaklamış olsa, toplumun neredeyse tamamının böyle bir evlilik yaptığı ortamda, sizce bu yasak nasıl karşılanırdı toplum tarafından? İşte Kur’an ın güzelliği ve toplumu ikna ile eğitim şekli. Şunu da belirtmeliyim ki, ayette 4 eşe kadar evlenin demiyor. İKİŞER, ÜÇER, DÖRDER TABİRİ, NET BİR SAYIYI BELİRTEN CÜMLE DEĞİLDİR. Daha açıkçası, belirli bir sınırlama yoktur. Söz gelimi şöyle denir, fazla yemeyin BİR KAÇ TANE ALIN. Bakın sayı belirtilmemiş ama çok fazla olmasın anlamındadır. Peki bu emri neden, hangi sebeple, hangi şartlarda veriyor Allah, burası önemli. Çünkü Allah bu ayetin dışında, birden fazla evlenebilirsiniz dediği hiç bir ayet yoktur. ALLAH BU AYETTE, İKİŞER ÜÇER DÖRDER EVLENİLECEK KİŞİLERİN, SAHİPSİZ KALMIŞ KİMSESİZ KADINLARDAN YAPILMASINI İSTİYOR. BAKIN TEKRAR HATIRLATMAK İSTİYORUM, BU ÖNERİ, SAVAŞLARDAN DOLAYI, ERKEK SAYISININ AZALDIĞI DURUMLA İLGİLİDİR. NORMAL ŞARTLARDA DEĞİL. Böyle bir şartta dahi, adaleti sağlayamazsanız aralarında, TEK EŞLE EVLENİN DİYOR. Kur'an bu ayetle, toplumların aynı zor şartlar oluştuğunda uygulanması gereken bir ruhsat, izin veriyor. Böyle bir açıklama olmasaydı Kur'an da, toplumların böyle zor durumlarında, kadınlar sahipsiz kalabilir, hatta fuhuş ve zina artardı. Çok eşlilik konusu, Arapların geleneklerinde çok önemli bir yeri tutmaktaydı. Tek eşli olan erkekler, toplumda saygın bir insan olamama ile neredeyse eş değerdeydi. Lütfen o dönemin gerçeğini hayal edelim. Çünkü Peygamberimizde çok eşliydi. Gerçi onun çok eşliliği, aldığı görevi yerine getirebilme adına yaptığı evliliklerdi bir çoğu. Oun için Allah çok eşlilik konusunda yasaklama getirmeyip, özel şartlar haricinde, uyarı ve önerilerle tek eşliliğe, özellikle bundan sonraki toplumları özendirmiştir. Allah Nisa suresi 129. ayetinde bizleri birden fazla evlilik için, bakın nasıl uyarıyordu ayeti hatırlayalım. "NE KADAR UĞRAŞIRSANIZ UĞRAŞIN, KADINLAR ARASINDA ADALETİ YERİNE GETİREMEZSİNİZ." Allah bunu söylerken, acaba bizlere ne anlatmak istiyor, işte burası önemli. Bizler eğer nefsimizin etkisiyle, Kur’an dan delil arıyorsak, buluruz ve deriz ki, bakın Allah çok eşliliği yasaklamamış. Doğrudur yasaklamamıştır, ama birden fazla eşle evlenme ruhsatını, hangi şartlarda vermiştir, onu nefsimizin etkisinde kalmadan, Kur'an dan doğru anlamalıyız. Allah ın önerisi, adaletin sağlanabildiği, tek eşliliktir. Sizce bizler adaletin asla sağlanamayacağı, bir evlilik yaparak mı mutluluğu, huzuru buluruz, yoksa adaletin sağlanabileceği tek eşliliği seçerek mi huzurlu ve mutlu bir yuva kurarız? Elbette Allah seçimi bizlere bırakmıştır, ama doğru yolu göstererek. Örneğin nisa suresi 3. ayetin sonunda, tek eşle evlenin dedikten sonra, o devrin bir gerçeği olan, bir öneride daha bulunuyor Allah, şimdide ona bakalım. "YAHUT ELLERİNİZİN ALTINDA BULUNANLARLA YETİNİNİZ. HAKSIZLIK ETMEMENİZ İÇİN EN UYGUN OLAN BUDUR." Dikkat ederseniz Allah ayette, adaletin sağlanması için tek eşliliği önerdikten sonra, sahip olduğunuz, ellerimizin altında bulunan daha önce evli olduklarınız ile yetinin diyor. Aslında bu uyarı ile Allah, artık evlilik sınırının olduğunu, birden fazla evliliğin adaletli olmadığı uyarısını sürekli yapıyor ama Allah ın tavsiyesi tek eşlilik olduğunu da açıkça bildiriyor. Daha da dikkat çekici olanı, ayetin sonunda Allah ın önerdiği güzelliğe bakar mısınız ne diyor Rabbimiz bizlere. Tabi gören gözler, duyan kulaklar için. "HAKSIZLIK ETMEMENİZ İÇİN EN UYGUN OLAN BUDUR." Bakar mısınız lütfen, Allah ın önerisine. Neymiş daha uygun olanı? Tek eşle evlenmek, sizler için daha uygundur dediği halde bizler, hala nefsimizin etkisiyle nelerin peşinde gidiyoruz ve neler söylüyoruz. Karar sizlerin. Tekrar etmek gerekirse, Allah çok eşliliği yasaklamamıştır, çünkü ÇOK EŞLİLİK GEREKTİĞİNDE LÜZUMU OLDUĞUNDA, KULLANILMASI GEREKEN BİR RUHSATTIR, İZİNDİR. Dünya ülkelerinde savaşlar ve hastalıklar sonucunda, kadın erkek dengesinin bozulması durumlarında, KADININ KORUNMASI, KOLLANMASI ADINA, zaten ülkeleri yönetenler tarafından, birden fazla evlilik bazen özendirilmiş ve uygulanmıştır. Bu konuda dünya tarihinde örnekleri vardır. Allah Kur’an ın indirildiği devirde yanlış olan, toplumun alışık olduğu birçok konuya, indirdiği ayetlerle düzenleme getirmiştir, tavsiyelerle vazgeçmelerini sağlamıştır, adeta eğiterek. ÖRNEĞİN KÖLELİK, CARİYELİK GİBİ. Köle azat etmeyi özendirmiş, hatta köle azad etmeyle, yapılan bir yanlışın, günahın affını sağlayarak, kölelik ile İslam ın yanyana olamayacağını anlatmıştır. Cariyelik konusununda kapısını kapatarak, savaşlarda esir almayıp, ya bedeli karşılığı yada bedelsiz salıverilme koşulu getirilmiştir. Kur’an bizlere en güzel yol ve yöntemleri, önümüze sunmuştur ve imtihanda olduğumuzu hatırlatarak, seçimi bizlere bırakmıştır. NEFSİMİZİN ARZULARINI MI, YOKSA ALLAH IN TAVSİYELERİNİ Mİ SEÇTİĞİMİZ, ÇOK ÖNEMLİDİR. Allah tek eşlilik konusunda, aşağıdaki tavsiyede bulunduysa, sizce bu konuda ki son nokta ne olmalıdır? Karar ve seçim sizlerin. "BU, ADALETTEN AYRILMAMANIZ İÇİN DAHA UYGUNDUR." Ülkemiz kanunlarında da evlilik, tek eşlilik üzerinedir. Evli kadının tüm hakları kanunlarla korunmaktadır. Eğer ülkemiz kanunlarının dışına çıkarak, birden fazla evlilik yaparsanız, Allah ın Kur’an da ikaz ettiği, uyardığı adaletsizliğin en büyüğünü kadına yapmış olursunuz. Koca vefat ettiğinde, geride bıraktığı mal ve mirastan, diğer eşler yararlanamaz. Böylece diğer eşler, çok zor durumda kalırlar. Buda eşler arasında çok büyük adaletsizlikler yaratır. Bunun mahşerde bir hesabının olacağını da bilmeliyiz. HİÇBİR KADIN, EŞİNİ BİR BAŞKA KADINLA PAYLAŞMAK İSTEMEZ. NASIL BİR ERKEK EŞİNİ, BAŞKA BİR ERKEKLE PAYLAŞMAK İSTEMİYORSA, BU DUYGULAR KARŞILIKLIDIR. Lütfen yaradılışın gerçeklerine ters düşen bir yaşamı seçmeyelim, ne huzur nede mutluluk bulamayız. Hayvanların bile bir kısmında, tek eşlilik vardır. Bu örnek bizlere ders olmalıdır. Bir erkek candan, gönülden sevdiği eşini, kimseyle paylaşmak istemiyorsa, aynı duyguları kadınlarında paylaştığını VE EŞİNİ HİÇBİR KADINLA PAYLAŞMAK İSTEMEYECEĞİNİ UNUTMAMALIYIZ. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.