Jump to content

halukgta

Φ Members
  • Content Count

    418
  • Joined

  • Last visited

  • Days Won

    4

halukgta last won the day on June 19 2015

halukgta had the most liked content!

Community Reputation

25 Nötr

1 Follower

About halukgta

  • Rank
    Genç Üye
  • Birthday 03/14/1958

Profile İnformation

  • Sex
    Erkek
  • Location
    Balıkesir
  • Interests
    Araştırmacı

Recent Profile Visitors

The recent visitors block is disabled and is not being shown to other users.

  1. Bu makalemin konusu, ADAK KURBANI üzerinde olacaktır. Hiçbir şart gözetmeden, Allah ın rızasını kazanmak adına, Allah a kurban adamak, yani kurban kesmek için söz vermek, elbette konumuzun dışındadır, bunu her zaman yapabiliriz. Bildiğiniz gibi bizlerin Kurban bayramı adı altında kestiğimiz kurbanlar, Kuran da Allah ın emrettiği farz bir emir değildir. Kurban yılın yalnız bir gününde değil, her gününde kesip, Allah a saygımızı gösterebiliriz. Allah yalnız kendisi adına olmak şartıyla, Kurban kesmemize bizlere izin vermiş, meşru kılmıştır ama bunu bizlerin gönül rızası ile yapmamızı ister. Yer ve zaman olarak, Kur’an da bahsedilen kurban, Hac vaktinde kesilmesi gereken kurbandır ki, buda Hacca gelenlere sunulmak içindir. Kurban Allah a yaklaşmalıktır, bunun birçok yolu da vardır. İster Allah ın rızasını kazanmak adına, hayvan keser dağıtırsınız, ister oruç tutarız, ister hayır ve hasenatta bulunuruz. Makalemin konusu ise geleneklerimize giren ama asla Kur’an da bahsedilmediği gibi, Kur’an a da uymayan ADAK KURBANLIK konusu üzerine olacaktır. Bildiğiniz gibi, geleneksel Fıkıh İslam öğretisinde olmasını, gerçekleşmesini istediğimiz herhangi bir konuda Allah a, ŞU İŞİM OLURSA SANA KURBAN KESECEĞİM, YA DA 30 GÜN ORUÇ TUTACAĞIM, şeklinde adaklar yapılır, yani söz verilir. Sizce Allah a böyle ŞARTLI bir talepte bulunmak doğru olabilir mi? Bunu söyleyen bir insan, aslında şunu söylemiş oluyor. “Allah ım eğer istediğim işimde başarılı olursam, ya da dileğimi gerçekleştirirsen, sana Kurban keserim, eğer getirmezsen kesmem.” Çünkü buna inanan Müslüman kardeşlerimiz, dileği gerçekleşirse kurbanı kesiyor. Gerçekleşmezse kesmiyor. BU DAVRANIŞ, ALLAH İLE PAZARLIK DEĞİLDE NEDİR? Bir Müslüman Allah ın rızasını kazanmak adına kurban kesecekse, şart koşmadan, Allah a şükürlerini belirtmek için kurban kesmelidir. ALLAH A HER ANIMIZA ŞÜKREDECEK, O KADAR ÇOK SEBEBİMİZ VAR Kİ. Allah zor günümüzde bile bizlere verdiği destekle, sabırla o zorluğumuzu geçirmemize yardımcı olmuyor mu? Hiç farkında olmadan verdiği o mutluluktan, huzurdan, bolluktan başka nasıl bir neden arayalım da, HÂŞÂ Allah a şart koşarak kurban keselim. Düşünen, aklını kullanan yaşamın gerçeklerini görecek, fark edecektir. Bizler her konuda yaptığımız yanlışı, bu konuda da yapıyoruz ve yanlış inançlarımıza Kur’an dan, ilgisi olmayan ayetleri delil gösteriyoruz. Bu konuda da bakın hangi ayeti delil gösteriyorlar, adak kurban ile ilgili. Aynı ayeti iki farklı mealden yazıyorum ki daha iyi anlaşılsın. İnsan 7: O kullar ADAKLARINI yerine getirirler. Kötülüğü her yanı kuşatmış bir günden korkarlar. (Diyanet meali) İnsan 7: O kullar, şiddeti her yere yayılmış olan bir günden korkarak VERDİKLERİ SÖZÜ yerine getirirler. (Diyanet vakfı meali) Bu ayet delil gösterilerek, bakın Allah adaklarınızı yerine getirin, sözünüzde durun diyerek günümüzde, adeta Allah ile pazarlık yapılan adak kurbanına, kanıt gösterilmektedir. Hâlbuki bu ayette Allah ın has sevgili kullarının, yoksulu doyurup, hayırda bulundukları ve bu yardımı, hayrı yalnız Allah ın rızasını kazanmak için yaptıkları, öncesi ve sonrası ayetlerde açıklanıyor. Yani bahsettikleri konuyla hiçbir ilgisi yok. Yine yanlış inançlarına delil gösterdikleri diğer ayetlere bakalım. Hac 29: Sonra kirlerini gidersinler, ADAKLARINI YERİNE GETİRSİNLER ve Beyt-i Atik’i (Kâbe’yi) tavaf etsinler. (Diyanet meali) Nahl 91: Antlaşma yaptığınız zaman, ALLAH’A KARŞI VERDİĞİNİZ SÖZÜ YERİNE GETİRİN. Allah’ı kendinize kefil kılarak pekiştirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı bilir. (Diyanet meali) Verdiğiniz sözü yerine getiriniz! Çünkü verdiğiniz sözden mutlaka sorguya çekileceksiniz… (İsra 34) EY İMAN EDENLER! ANTLAŞMALARA SÂDIK KALINIZ….. (Maide 1) Hac 29. ayetinde bahsedilen konu ise Hac da geçiyor. Elbette bu ayette geçen, adaklarını yani Hac için niyet ettiğiniz zaman, verdiğiniz sözleri yerine getirip yasaklara riayet edin, Haccın gereklerini yerine getirin diyor. Nahl 91. ayetin bir öncesinde şöyle uyarır. ”Allah adaleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder; yüz kızartıcı işleri, fenalığı ve azgınlığı yasaklar. O, düşünüp öğüt alasınız diye size öğüt veriyor.” Dedikten sonrada Nahl 91. ayetinde biz iman eden kullarını Allah uyararak, genel anlamda herhangi bir anlaşma, sözleşme yapıp, söz verdiğinizde herhangi bir konuda, Allah a verdiğiniz doğruluk, dürüstlük adaletli olma sözünü unutmayın ve yerine getirin diye bizleri uyarıyor. Ayetin devamında karşınızdaki insanlara herhangi bir konuda kefil şahit gösterip, yeminlerinize ortak ettiğinizde, sakın sözlerinizi yeminlerinizi bozmayın, verdiğiniz sözü yerine getirin diyor. İsra 34 ve Maide 1. ayetlerde de aynı konuya dikkat çekiyor ve genel anlamda verdiğiniz sözde durun diyor. Bakın örnek verdikleri adak kurbanıyla da, hiçbir bağlantısı yok bu ayetlerinde. Adak kurbanı konusunda fıkıh, bu konudan Kur an bahsetmediği ve herhangi bir hüküm vermediği için, her konuda yaptığı gibi, mezhepler kendince şekillendirmiş ve bazı kurallara bağlamıştır. İlginç olanı, ALLAH A ADAK KURBANI KESENİN, ETİNDEN YEMEMESİ GEREKTİĞİ HÜKMÜDÜR. Bu düşünce asla Allah ın emri değildir. Kurban edilen hayvanın etleri konusunda, Allah ayetinde açıklama yaparak şöyle der.” ONLARDAN HEM SİZ YEYİN, HEM DE DARDA OLAN YOKSULA YEDİRİN.” Bunun dışında, Allah ın rızasını kazanmak adına keseceğimiz herhangi bir kurbanın etini kesen yiyemez diyemeyiz. Çünkü hükmü Allah verir, detaylandıran da yalnız Allah tır. Gelelim adak kurbanı konusunda, mezhepler nasıl düşünüyor, inanıyor şimdide ona bakalım. “HANEFİ MEZHEBİNE GÖRE, ŞARTLI VEYA ŞARTSIZ OLSUN ALLAH İÇİN BİR ŞEY ADAMAK CAİZDİR. Malikî mezhebine göre, şartsız olanı menduptur. Bazı Malikîlere göre -şartlı olan- mekruhtur. Şafii ve Hanbelilere göre de –adak adamak- MEKRUHTUR. Onlara göre, eğer mendup/sünnet olsaydı, Hz. Peygamber (a.s.m) adak adardı. HÂLBUKİ BÖYLE BİR ŞEY YAPMADIĞI BİLİNMEKTEDİR.” “Kişinin Allah’ın takdirinin değişmesine vesile olması dileğiyle, dünyevi amaçlarla BELLİ ŞARTLARA BAĞLI OLARAK ADAKTA BULUNMASI İSE DOĞRU KARŞILANMAMIŞTIR. Nitekim Hz. Peygamberin (s.a.s.) “Adak, (Allah’ın takdir buyurmuş olduğu) hiçbir olayı geri çevirmez. Sadece cimrinin malını eksiltmiş olur.”; “Adak bir şeyi ne ileri alır ne de geri bırakır…” (Buhârî, Eymân, 26; Müslim, Nezir, 2) anlamındaki hadislerinden, ŞARTA BAĞLI ADAKTA BULUNMAYI HOŞ KARŞILAMADIĞI ANLAŞILMAKTADIR.” “İmam Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel başta olmak üzere bazı fakihler yukarıdaki hadislere dayanarak NASIL OLURSA OLSUN ADAK ADAMANIN MEKRUH OLDUĞU GÖRÜŞÜNDEDİRLER (Nevevî, el-Mecmû‘, VIII, 450; İbn Kudâme, el-Muğnî, XIII, 261).” Kur’an ı tek rehber almayıp, rivayet ve sanı sözlerin ardına düşüp dinde bölününce, işte böyle farklı sonuçlar ortaya çıkıyor. Onun için Alla, sakın dinde bölünenler gibi olmayın, yalnız Kur’an ın ipine sarılın emrini vermiştir. Karar sizin, imtihan sizin imtihanınız. Bizlerin ne yazık ki, Kur’an ile bağını kesenler, anlamadan Kur’an ı okutarak, düşünme yetkimizi de ellerimizden aldıklarından, ayetler üzerinde düşünemiyor, Allah ın emrettiği halis yolu bulamıyoruz. Öyle olunca da ne söylenirse inanıyor ve doğrudur diye yerine getiriyoruz. Şunu lütfen unutmayalım, bizlere öğretilen geleneksel, rivayet zinciri ile ulaşan inançlarımızı, lütfen Kur’an a zorla onaylatma çabasında olmayalım. Bizlerin yapması gereken, Kur’an ın bahsetmediği rivayet inançlarımızı, mutlaka Kur’an ın onayından geçirme çabasında olalım. Kelimelerin anlamları ile oynayarak, ayetlere rivayet inançlarımızı, zorla kendi nefsimizce ilave etmekle, ancak kendimizi kandırmış oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  2. Müslüman toplumlar olarak bizler, İslam ı yaşarken öyle bir yol tutuyoruz ki, Allah ın dinde sakın bölünmeyin emrine tamamen muhalif olduğu gibi, sizleri Kur’an dan sorumlu tutuyorum, Kur’an ın sınırlarını sakın aşmayın, Kur’an ın ipine sarılın emrinden çok uzak olduğumuz anlaşılıyor. Benim bir makalemin konusunu, beğenmiş olsa gerek bir kardeşimiz kendi cemaat sitesinde yayınlamış. Tabi bundan hiç memnun olmayan cemaat önde gelenleri, hem yazımı yayınlayan kardeşimize, hem de benim yazıma reddiye, karşı oluşlarını bildiren bir yazı yazmışlar. Makalemin konusu ise “PEYGAMBERİMİZ HAYATINDA HİÇ ESNEMEMİŞ OLABİLİR Mİ?” konusu üzerineydi. Elbette her düşünceyi dinlerim, hatta herkesin fikrine de saygı duyarım, çünkü herkes yaptıklarından bizzat kendisi sorumludur, dinde zorlama yoktur, hesabını Allah a herkes kendisi verecektir. Ama Allah ın Kur’an da ki gerçeklerini söylemekten de, hiç kimse bir Müslüman ı engelleyemez. Yazımda özet olarak şunlardan bahsettim. Allah ın elçisinin hayatında hiç esnemediğini söylemek, asla doğru olamaz, çünkü esnemek bir insanın Allah ın yarattığı tabiatı gereğidir, zorunludur. Her söylenenin, rivayet edilenin doğru olduğuna inanmayalım demiştim yazımda. Örneklerle izah etmemden memnun olmayan bu kişiler, bana öyle ithamlarda bulunmuşlar ki, ben bir kez daha yazdıklarımda ne kadar haklı olduğumu anladım, şükürler olsun. Benim yazımdan bir bölüm almışlar, aynısını bende alıntı yapıyorum. “Bizlere düşen Allahın rehberiyle yatıp, Allah ın rehberiyle kalkmak olmalıdır. Eğer bunu yaparsak, dine nifak sokmaya çalışanlar yanımıza bile yaklaşamazlar. Yok eğer, sen Kur’an dan anlayamazsın diyenlere kanıp, onu yüksek bir yere asmış isek, birde üstüne üstlük Rabbin sakın velilerin ardına düşmeyin uyarısını göz ardı edip veliler, şeyhler edinmişsek, işte o zaman akı kara, karayı ak görmemiz kaçınılmaz olacaktır. Dilerim Rabbimden Kur’an ı rehber alan, onu anlayarak okuyup, ayetler üzerinde düşünen aklını kullanan, kendi imtihanına bizzat kendisi hazırlanmak adına, çaba gösteren kullarından oluruz.” Bu yazdıklarımdan hiç hoşlanmayan bu arkadaşlarımız, bakın benim hakkımda kararlarını vermişler ve neler yazmışlar. “Şahıs hakkında, yaptığımız azıcık bir araştırma ile tanıyabiliyoruz. Hadis ravilerini “yok onlar beşerdir, onlarda yanılır, onlarda hata yapar, onlarda uydurur” gibi itham edici, zanda bırakıcı ifadeler kullandığı yazıları mevcut. Sadece Kur’an diyen şahıslardan bir şahıs… Ancak bu gibilerin yazılarının İslami bildiğimiz, milletin itibar ettiği sitelerde yayınlanması çok acı. Peygamberimizin hadis-i şeriflerini inkâr etmek moda oldu. Ama hadisi şerifleri inkâr edemediklerinden dolayı işi rivayet edenlere getirip: “Rivayet edende insandır, masum değillerdir, uydurabilirler” diyerek direkt hadis-i şerifleri inkâr etmiyor, ravilerin uydurduğunu söylüyorlar. Dikkat ettiyseniz şahıs yazının sonunda: “Bizlere düşen Allahın rehberiyle yatıp, Allahın rehberiyle kalkmak olmalıdır.” Diyor yani hadis-i şeriflerin hayatımızda yerini olmadığını söyleyebiliyor. Ardından da: “Dilerim Rabbimden Kur’an ı rehber alan, onu anlayarak okuyup, ayetler üzerinde düşünen aklını kullanan,” diyor.” Aslında bu sözleri okuyan, Kur’an a iman ettiğini söyleyen bir Müslüman ın titremesi kendine gelmesi ve üzülmesi gerekir. Kur’an dan habersiz insanların, kişileri nasıl kutsallaştırarak, hatasız görmesi, Allah ın onca uyarılarından uzak, emin olmadığın sanı, rivayet sözlerin sakın ardına düşmeyin, Kur’an a sarılın uyarılarını duymak bile istememeleri çok düşündürücü ve bir o kadarda üzücüdür. Rivayet zaten zan dır, sanıdır, emin olduğumuz sözler değildir. Ama bunun bilincinde olmadıktan sonra, ne söylerseniz söyleyin fayda etmeyecektir. RİVAYETLERİ KESİN KABUL ETME ÇABALARI, DÜŞÜNDÜRÜCÜDÜR. HATASIZ İNSAN YARATMA ÇABALARI İSE BİR O KADAR DURUMUN VAHAMETİNİ GÖSTERİYOR. YALNIZ KUR’AN DİYEN, ALLAH IN BİZZAT KENDİSİDİR. BUNU KUR’AN I ANLAYARAK VE DÜŞÜNEREK OKUYAN HER MÜSLÜMAN ANLAYACAKTIR. ANLAMAYANA ANLATMAK MÜMKÜN DEĞİLDİR. Yazılarının son bölümünde ise benim hakkımda söyledikleri, aslında kendi inançlarının ne derece Kur’an dan uzak olduğunun kanıtıdır. “Adam Kur’an’ın dışındaki anlatılan her şeye Yahudi Fitnesi diyor ve kestirip atıyor. Bu adamın kaç vakit namaz kıldığını, nasıl hac yaptığını (yapmış ise) nasıl abdest aldığını da merak ediyoruz. ÖYLE YA, BUNLARIN HİÇBİRİ KUR’AN-I KERİMDE ANLATILMAYAN ŞEYLERDİR. Şahsın kişiliğini ve düşünce yapısını çözdük.” Allah, hem sizleri Kur’an dan sorumlu tutuyorum diyecek, hem de namaz kıl, Hacca git, namaz kılarken abdest al dedikten sonra, bu emirlerini Kur’an da açıklamayıp, daha sonrada biz kullarını Kur’an dan mı sorumlu tutacak? Allah a böyle bir iftira atan düşünce ve inanca, benim söyleyecek hiçbir sözüm olamaz. Bu saydıklarını, rivayetlerin etkisinde kalmayan bir Müslüman, çok basit ve en doğru bir şekilde Kur’an da görecektir. Ama inatla, hakka batıl karıştıran bir insanın Allah, gönül gözünü asla açmayacağını bildiriyor ve onların gözlerine perde, gönüllerine mühür vurduğu gerçeğini de bizlere bildiriyor. BU ARKADAŞLARIMIZIN, İSLAM I ALGILAMA YANLIŞLARINA, BATIL İNANÇLARINA KANIT YARATMA ÇABALARINA örnek olsun diye, son olarak yazdıkları bir cümleyi aktarmak istiyorum. Kendi inançlarına aradıkları delil ve kanıt düşündürücüdür. “PEYGAMBERİMİZİN ESNEMEDİĞİNE VE ESNEMENİN ENGELLENMESİ HAKKINDA RİVAYET MEVCUTTUR AMA ESNEDİĞİNE DAİR HİÇBİR RİVAYET YOKTUR.” DÜŞÜNEBİLİYOR MUSUNUZ, BİR İNSANIN ESNEDİĞİNE DAİR RİVAYET ARIYORLAR VE YOKTUR DİYORLAR. BUNA NASIL BİR ZEKÂ DENİR, BENİM AKLIM ERMİYOR. TIPKI PEYGAMBERİMİZİN, NEFES ALIP ALMADIĞINA, RİVAYET ARAMAK GİBİ. İnsanlar istediğinde, kendi yanlış inançlarına, işte böyle kanıtlar yaratabiliyorlar. Tıpkı Yahudi ve Hıristiyanların Allah ın elçisini yüceltmek adına, adeta insanüstü göstermeye çalıştıkları gibi. Yahudiler ve Hıristiyanlar Hz. Musa ya ve Hz. İsa ya Allah ın oğlu yakıştırmasını yaptılar. Ne yazık ki bizlerde onlardan geri kalmadık ve bizlerde Peygamberimizi doğaüstü güçlerle donattık. Allah ın elçisi, bende sizler gibi bir beşerim dedikten sonra, Cin 21. ayetinde;” DE Kİ: “ŞÜPHESİZ BEN, SİZE NE ZARAR VEREBİLİR NE DE FAYDA SAĞLAYABİLİRİM.”demesi ne yazık ki görmezden gelinmiş, Ehli kitabın yanlışlarını tekrar etmişiz. Verecek çok örnek var. Tabi anlamak istemeyene, bu gerçekleri anlatmak mümkün değil. AND OLSUN, SIZE ÖYLE BIR KITAP INDIRDIK KI, BÜTÜN ŞAN VE ŞEREFINIZ ONDADIR. HÂLÂ AKILLANMAYACAK MISINIZ? (Enbiya 10) ALLAH'TAN VE O'NUN AYETLERİNDEN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR? (casiye 6) KİMDİR SÖZÜ ALLAH’IN KİNDEN DAHA DOĞRU OLAN? (Nisa 87) RESULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. (Ankebut 18 DOĞRUSU KUR'AN, SANA VE KAVMİNE BİR ÖĞÜTTÜR. İLERİDE ONDAN SORUMLU TUTULACAKSINIZ. (Zuhruf 44) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  3. Toplumlar bazı çıkar çevreleri tarafından, her zaman kendi istedikleri doğrultuda yönlendirilmiş, hatta toplumların bazı gerçekleri fark etmeleri önlenmiştir. Böylece insanlar istedikleri gibi yönetilmiş, haksız ve adaletsiz yönetimlere de itiraz etmeleri bu şekilde önlenmiştir. Toplumları bu şekilde yönetmeye çaba harcayanlar, toplumun inanç değerleri ile oynamış ve Kur’an ın uyardığı gibi, ALLAH İLE ALDATMIŞLARDIR. Bir örnek vermek gerekirse, insanların çok kalabalık olduğu, doğru yönetilmeyen, fakirliğin kol gezdiği Asya toplumlarında, Budizm adı altında öyle bir inanç yaratılmıştır ki, BU DÜNYADA NE KADAR FAKİR VE YOKSUL İSEN, BİR SONRAKİ DÜNYAYA GELİŞİNDE, ÇOK DAHA ZENGİN OLARAK GELECEĞİNE TOPLUM İNANDIRILMIŞ VE BÖYLECE İNSANLARIN, TOPLUMU YANLIŞ YÖNETENLERE İTİRAZI, KARŞI ÇIKIŞLARI ENGELLENMİŞTİR. Bu inanca benzer bir inancın, aslında Kur’an da bu şekliyle asla bahsedilmemesine rağmen, Allah ın ayetlerinde geçen kelimelerle ve anlamları ile oynayarak, toplum aldatılmaya ve oyalanmaya çalışıldığını fıkıh inancında da görüyoruz. Kur’an ı adeta terk eden, batıl ve rivayetlerle Allah ın dinini rayından çıkartan, dini bozmaya çalışan Yahudi fitnesi, boş durmamış ve İslam inancına da ne yazık ki bu itikadı sokmuşlar ve bunun adına da İSTİDRAÇ demişlerdir. İstidraç kelime anlamı olarak, kademe kademe yükselmek anlamına gelir ki, bu anlamıyla doğru anlatılırsa, elbette ayetleri doğru anlamak adına faydası da olacaktır. İslam fıkıh inancında ise bu kelimeye öyle bir anlam verip saptırmışlardır ki, Allah ın Kur’an da bizlere bahsettiği adaletine, tamamen ters düşmektedir. Bakın aslında çok masum ve yerinde kullanıldığında, doğru olabilecek bu kelimeye nasıl bir anlam verilmiş. “İSTİDRAÇ: ALLAH IN İMANLARINDAN ÜMİT KESMİŞ OLAN KULLARINI TUZAĞA DÜŞÜRMESİDİR. Batı medeniyetinin zenginliği, teknolojik gelişmeleri Allah ın istidraçı dır diye tarif edilir. İSTİDRAÇ ALLAH IN SEVMEDİĞİ KULUNA, DAHA FAZLA İMKÂN VE OLAĞAN ÜSTÜ GÜÇLER VERMESİ DİYEDE ANLATILIR FIKIH, MESHEP VE CEMATLER TARAFINDAN. Bu konunun doğruluğuna, kendilerince örnekler verenler ise şöyle konuyu savunurlar. İman eden bir Müslüman, çalıştığı işinde çok fazla bir kazanç elde edemezken, Allah a iman etmeyen, ya da imanın gereklerini yerine getirmeyenlerin kazançlarının çok fazla olmasının anlamının istidraç olduğunu, yani Allah böyle insanlara çok daha fazla kazanç, nimet sağlatıp, servetlerini artırarak onları tuzağa düşürdüğünü örnek vermektedirler.“ Bu zihniyet, insanların kendilerini sorgulamasını ve hatalarını görebilmesini de engellemektedir. BU SÖZLER VE DÜŞÜNCELER, KUR’AN ÖĞRETİSİNE, BİZLERİN BU DÜNYADA İMTİHAN OLDUĞU GERÇEĞİNE VE ALLAH IN ADALET ANLAYIŞINA ASLA UYGUN DEĞİLDİR. Allah her zaman kullarına mühlet verir, uyarır ondan sonra gereken cezayı ya da mükâfatı verir. HATTA AYETLERİNDE SİZLERİ MALLARINIZLA, ZENGİNLİĞİNİZLE, YOKLUKLA İMTİHAN EDERİZ DİYE UYARIR. ALLAH ZENGİNLİKLE ŞIMARTIR, İMTİHAN EDER. FAKİRLİKLEDE SABRIMIZI ÖLÇER. AMA İMAN EDENE HAKKINI VERMEYİP, ONU FAKİR BIRAKIR, İNKÂRCIYA SINIRSIZ MALK MÜLK VERİR DÜŞÜNCESİNE İNANMAK, KUR’AN A TAMAMEN AYKIRIDIR. Hatta Bakara suresi 216. ayette, sizin için şer gibi görünen, belki sizin için hayırdır, sizin için hayırlı görünen belki de sizin için şerdir, siz bilmezsiniz Allah bilir diyerek bizleri uyarır. Tam tersine iman etmeyen kullarının gönül gözlerini mühürlediğin örneklerini verir. Dünyada Allah hiç kimseye olağan üstü güçler vermemiştir. Günümüzde illüzyonistlerin, sihirbazların yaptıkları göz yanılmalarıdır. Allah elçilerine bile vermediği bir gücü, nasıl olurda inkârcılara verir. Allah Enam 109. ayetinde şöyle der.”, DE Kİ: “MUCİZELER ANCAK ALLAH KATINDADIR.” Kur’an da Resullerin yaptığı olağan üstü mucizeleri yapanlar, Resulleri değil Allah tır. Bu inanç İslam toplumunun gerçekleri görememesi ve inandıkları batıl inancı fark edip, kendilerine gelmemesi adına topluma din düşmanlarının kurduğu TUZAKTIR, ALDATMACADIR. İstidraç kelimesine yanlış anlamlar verirsek, toplumu da yanlış yönlendiririz. Doğru anlam verirde, Kur’an adaletini ALLAH IN BİZLERİ NASIL İMTİHAN ETTİĞİ GERÇEĞİNİ DOĞRU ANLATIRSAK, amaca yani Kur’an a hizmet etmiş oluruz, yoksa batılın tuzağına düşeriz.Bu inançlarına örnek verdikleri ama asla bu düşünceleri onaylamayıp, tam tersini Allah ın bahsettiği ayeti iki farklı mealden yazmak istiyorum ki, inançlarının ne derece Kur’an dan onay almadığını görebilelim. Zuhruf 33–34–35: İnsanların (kâfirlikte birleşen) tek bir toplum olmaları (tehlikesi) olmasaydı, RAHMAN’I GÖRMEZLİKTEN GELENLERİN EVLERİNE GÜMÜŞTEN TAVANLAR VE ÜZERİNDE YÜKSELECEKLERİ ASANSÖRLER YAPARDIK. Evlerinin kapılarını, üzerine kuruldukları koltukları (sedirleri)... Altın işlemeli yapardık. Bütün bunlar dünya hayatının menfaatleridir. Rabbinin katında Ahiret, Allah’tan çekinerek kendini korumuş olanlar içindir. (Süleymaniye vakfı meali) Zuhruf 33–34–35: EĞER BÜTÜN İNSANLAR (KÂFİRLERE VERDİĞİMİZ NİMETLERE BAKIP KÜFÜRDE BİRLEŞEN) BİR TEK ÜMMET OLACAK OLMASALARDI, Rahmân’ı inkâr edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerine çıkacakları merdivenler yapardık. Evlerine (gümüşten) kapılar ve üzerine yaslanacakları koltuklar ve altın süslemeler yapardık. Bütün bunlar, sadece dünya hayatının geçimliğidir. Rabbinin katında ahiret ise, O’na karşı gelmekten sakınanlarındır. (Diyanet meali) İlginçtir bu ayeti örnek verenler, kendi batıl inançlarına delil olsun diye, ayette iman eden Müslüman demiyor, bakın ayette İNSANLAR diye geçiyor diyerek, farklı anlam vermeye çalışıyorlar. Bakın Allah ayetinde çok açık ve net bir bilgi veriyor bizlere ve diyor ki, BÜTÜN İNSANLAR İMAN EDEN VE ETMEYEN TÜM KULLARIM, BİRLİKTE YAŞAYAN TEK BİR ÜMMET OLMASALARDI, İŞTE O ZAMAN İNKÂRCILARI İMANSIZLIKLARINDAN AZDIRDIKÇA AZDIRMAK İÇİN, ONLARI VARLIĞIN, BOLLUĞUN İÇİNDE YAŞATIR BÖYLECE AZDIRIRDIK DİYOR. ALLAH BU KONUDA UYARIYOR VE TÜM BU ZENGİNLİK BU DÜNYA GEÇİMLİĞİDİR DİYOR. DEMEK Kİ İMAN EDEN, ALLAH IN SALİH KULLARI ETKİLENMESİN, NEFİSLERİNİN ETKİSİNDE KALIP, BAKIN BU DÜNYADA İNKÂRCILAR YALNIZ ZENGİN OLUP, RAHAT YAŞIYORLAR DİYEREK YANILIP İSYAN ETMESİNLER DİYE, ALLAH BU ŞEKİLDE BİR AZGINLIĞI YALNIZ İNKÂRCILARA REVA GÖRMEMİŞ. BURADANDA ŞUNU ANLIYORUZ. ALLAH BU KONUDA SINIRLAMA KOYMAMIŞ. İNKÂRCILARDA ÇABALARI NİSPETİNDE ZENGİN OLABİLİYOR AMA YA SONUÇ NE OLUYOR? İŞTE O KISMI ÖNEMLİ. İMTİHANINDA GEREĞİ BU DEĞİL MİDİR ZATEN. İMTİHANIN SONUCU ÖNEMLİ. Bizler bu dünyada yaşantımızda zenginliği, varlığı kıstas alıyoruz kendimize. Bu dünyada her şey, yalnız zenginlikle mi ölçülür? Nice zenginler vardır, o zenginliklerinden Allah, onlara yemeyi nasip etmez. Seyreder dururlar. Kendi batıl inançlarına, ayetlerde geçen kelimelerle oynayıp, Kur’an dan şu ayetleri inançlarına delil gösteriyorlar. Araf 182: Ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, BİZ ONLARI BİLEMEYECEKLERİ BİR YERDEN YAVAŞ YAVAŞ FELAKETE GÖTÜRECEĞİZ. (Diyanet meali) Kalem 44–45: (Ey Muhammed!) Bu sözü (Kur’an’ı) yalanlayanlarla beni baş başa bırak. BİZ ONLARI BİLEMEYECEKLERİ BİÇİMDE ADIM ADIM HELÂKA YAKLAŞTIRACAĞIZ. Onlara mühlet veriyorum. Şüphesiz benim tuzağım sağlamdır. (Diyanet meali) Ayetlerde dikkat ettiyseniz, inkârcıları daha çok zengin yaparak cezalandıracağız demenin tam tersine, onları yavaş yavaş felakete götüreceğiz, helake yok oluşa götüreceğiz diyor. Allah Kur’an da birçok ayetinde, kullarının çalıştıklarının karşılığını vereceğini bizlere bildirmiştir. Adalette bu değil mi zaten. HANGİ ADALET ANLAYIŞI, HAKSIZA BOLCA NİMET VERİR? BU ANLAYIŞ, İNANÇ TOPLUMU YANILTIR, TAM TERSİNE İNSANLARA YANLIŞ ÖRNEK OLUR. BU ADALETİ ALLAH A NİSPET EDENLER, KUR’AN DAN NASİPLENMEYEN, TOPLUMU ALDATAN, HALLERİNDEN ŞİKAYETÇİ OLMALARINI ENGELLEME ÇABASINDA OLAN, DİN SİMSARLARIDIR. Bu ayetlerin tam tersi bir düşünceye nasıl inanırız? Allah onlarca ayetinde, bu dünyada iman edenleri mükâfatlandıracağını, inkârcıları da cezalandıracağı örneğini verir. Bizlerin yaptığı yanlış, kendimizi Allah ın yerine koyarak toplumları, insanları inanan ya da inanmayan diye kendi nefsimizde hüküm vermemizden kaynaklanıyor. UNUTMAYALIM LÜTFEN KARARI VERECEK YALNIZ ALLAH TIR. Allah tüm kullarını özgür bırakmış ve yaptıklarının karşılıklarını alacağını bizlere bildirmiştir. Bu adaletin tam tersi bir düşünceyi, Kur’an a ilave etmeye çalışan insanlara, lütfen itibar etmeyelim. Unutmayalım lütfen kimin takvaca üstün olduğunu, kimin Allah ın en doğru yolunda gittiğini yalnız ben bilirim diyor Allah. BU İNSANLAR, KENDİ İNANCINDA OLMAYANLARIN ÇABALARI SONUCU, KENDİLERİNDEN İLERİ SEVİYEDE, HUZURLU VE MUTLU YAŞAMALARINI HAZMEDEMEYEN, BÖYLECE GERÇEKLERİN ORTAYA ÇIKMASINI ENGELLEMEYE ÇALIŞANLARIN TUZAKLARIDIR. GÜNEŞ BALÇIKLA SIVANMAZ. HİÇ KİMSE, KARŞISINDAKİ TOPLUMLAR HAKKINDA KÂFİRLİK, İNKARCILIK HÜKMÜNDE BULUNAMAZ. Allah Tevbe suresi 115. ayetinde şöyle uyarır. “Allah, bir toplumu doğru yola ilettikten sonra, sakınmaları gereken şeyleri kendilerine açıklamadıkça, onları saptıracak değildir. Allah, her şeyi bilendir.” Çalışalım, çaba gösterelim mutlaka mükâfatını Allah dan alacağımızı unutmayalım. BİZLERİ KARAMSARLIĞA İTEN, HATTA YOKLUĞUN, ACININ ALLAH TARAFINDAN YALNIZ İMAN EDENLERE VERDİĞİ BİR NİMET GİBİ GÖSTERİLMESİNE, LÜTFEN KARŞI ÇIKALIM. ÇÜNKÜ BU ADALET ALLAH IN DEĞİL, TOPLUMU KENDİ ÇIKARLARINDA YANLIŞ YÖNETMEYE ÇALIŞIP, BATIL VE HURAFE İNANÇLARININ TOPLUMDA KÖTÜ GÖRÜNTÜSÜNÜ, YANSIMASINI ÖRTBAS ETMEK İÇİN ÇIKARTIKLARI BİR MASKEDİR. Allah Enam suresi 42–43–44. ayetlerinde, geçmiş ümmetlerin topluca nasıl yoldan saptıkları örneğini verir. Bu toplumları hep birlikte cezalandırdığından bahseder. Uyarıları unutan bu toplumlara verdiğimiz cezadan sonra, onlara tüm nimetlerimizi tekrar verdik. Bu nimetlerden sonra yine azdılar. Bizde yaptıklarına karşılık onları cezalandırınca ümitlerini yitirdiler diyor. Böylece zulmeden toplumun kökü kesildi diyerek örnek veriyor. Bu ayetleri batıl inançları olan İZTİDRAC a örnek gösteriyorlar ama bu ayette, toplum ümmet olarak önce uyarılmış, daha sonra yoldan sapmışların, nasıl cezalandırıldığı örneği veriliyor. Bizler ne yazık ki Yahudilerin ve Hıristiyanların, Kur’an da yanlış söylemlerine örnek verdikleri ayetleri yaşıyoruz. Onlar Yahudi ya da Hıristiyan olmayan cennete giremez diyorlardı ve Allah onların bu sözlerindeki yanlışlığını bizlere bildiriyordu. Şimdide bizler aynı şeyi söylüyoruz. Müslüman olmayan cennete giremez diyerek, rivayetlerle Kur’an dan uzaklaşarak kendimize yarattığımız bir İslam ın söylemleri ile onları cehennemlik görüyoruz, hiç ayrım yapmadan. Unutmayalım lütfen, Peygamberimiz mahşer günü şahit olarak çağrıldığında, ümmeti olan bizlerin, KUR'AN I TERK ETTİĞİNİN ŞAHİTLİĞİNİ YAPACAK. İşin ilginci, onların başarılarını, yaşadıkları huzuru, mutluluğu, zenginliği gölgelemek için, kendi uydurduğumuz bir inanç ile onlar İstidraç durumundalar, yani Allah onları azdırmak için zengin etmiş, onlara güç vermiş diyerek, toplumu ve kendimizi aldatıyoruz. SİZCE ADALET, EŞİTLİK, HAKKANİYET VE ÖZGÜRLÜK HİÇ Mİ KISTAS DEĞİL ALLAH KATINDA? İSLAM ÜLKELERİNİ BİR DÜŞÜNÜN, NE DEMEK İSTEDİĞİMİ ANLAYACAKSINIZ. Hâlbuki Allah bu konuda nasıl uyarmıştı bizleri hatırlayalım. Bakara 62: Şüphesiz iman edenler; Yahudilerden, Hıristiyanlardan ve Sâbiîlerden de Allah'a ve ahiret gününe inanıp SALİH AMEL İŞLEYENLER İÇİN RABLERİ KATINDA MÜKÂFATLAR VARDIR. Onlar için herhangi bir korku yoktur onlar üzüntü çekmeyeceklerdir. (Diyanet vakfı meali) Sebe 4: Kİ ALLAH, İMAN EDİP HAYRA VE BARIŞA YÖNELİK İŞLER SERGİLEYENLERİ ÖDÜLLENDİRSİN. İşte bunlar için bir bağışlanma ve kutlu-bereketli bir rızık vardır." (Yaşar Nuri meali) Bizler ne yazık ki kendimizi temize çıkartıp, karşımızdaki insanları hakkımız olmadan alçaltmaya, suçlamaya, kâfir ilan etmeye devam ediyoruz. Karşılığını da Allah dan alıyoruz. İslam toplumlarında savaş, acı, keder kol geziyor. Allah Maide suresi 105. ayetinde bizleri uyarıyor ve bakın ne diyor. "Ey iman edenler! SİZ KENDİNİZİ DÜZELTİN. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez." Karar ve yorum sizlerin. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  4. Bu makalemde sizlere, öyle bir ayet hatırlatmak istiyorum ki, okuduğunuzda toplumu din adına aldatan, insanları güzel sözlerle, gözyaşlarıyla kandıran bir zalim, vatan haini gelecek hemen aklınıza. Bu ve benzeri insanlar, toplumun içinde ne yazık ki sinsi bir şekilde yetişti, büyüdü ama toplum bunların gerçek yüzlerini ne yazık ki fark edemiyor. Çünkü bu zalimler, din tacirleri, BİZLERİN GENEL ÇOĞUNLUĞU, KUR’AN İLE ARAMIZA GİRDİLER, KUR’AN I SİZLER ANLAYAMAZSINIZ, KUR’AN I HERKES ANLAYAMAZ, BİZ ANLATIRIZ SİZLERE DİYEREK, BİZLERİ ALDATTILAR. Eğer bizler bizzat kendimiz anladığımız dilden Kur’an ı okumuş olsaydık, bu din tacirlerinin foyasını ortaya çıkartır, oyunlarına tuzaklarına düşmezdik. Onun için toplumun Kur’an ı anlamadan okuması için, ellerinden geleni yaptılar. Konumuz ile ilgili ayeti önce yazalım. Bakara 204: İnsanlardan kimi de vardır ki, DÜNYA HAYATI HAKKINDAKİ SÖZLERİ SENİN HOŞUNA GİDER VE O KALBİNDEKİNE ALLAH'I ŞAHİT TUTAR. Hâlbuki O, İslâm düşmanlarının en yamanıdır. (Elmalı meali) Sanırım bu zalim din düşmanının, kim olduğunu hemen anladınız. Evet yakın geçmişte, bu zalim insanlık düşmanı, toplum tarafından çok saygın bir insan olarak gösteriliyor ve kendisine HOCA EFENDİ diyerek önünde saygıyla eğiliyorlardı. Tabi bu insanın, toplumu din adına nasıl aldattığını bilen, Kur’an ile fark edebilen Müslümanlar elbette vardı. Ama toplumun büyük bir bölümünde, gerçek yüzlerinin anlaşılmadığını söylemek isterim. Hatta bu insana inanmayın, bunlar Allah ile aldatıcı zalimlerdir diyenlere, neler söylediklerini ve bu zalim insanı nasıl savunduklarını unutmak mümkün değil. Bu İslam düşmanı, gerçekten de Allah ın dediği gibi, çok yaman ve insanlara gerektiğinde ne derece zalim olduğunu bizlere gösterdi. Müslüman ı Müslüman a öldürttü. AMACA ULAŞMAK İÇİN HER ŞEY MUBAHTIR DİYEREK, MÜSLÜMANLARI ADETA İKİYÜZLÜ YAPMAYA ÇALIŞTI. Bu kişinin konuşmalarını hatırlayınız lütfen, bu dünya ve ahiret ile ilgili konuşmalarına baktığınızda, ağzından bal akıyor gibi, bu şahsa güvenenlerin ağzı açık, çok hoşnut bir şekilde bu şahsı dinleyenleri hatırlayın. Gözyaşları sel olmuş, TOPLUMUN ADETA KALPLERİNE, NİŞAN ALDIĞI ZEHRİNİ AKITIRCASINA, Müslümanların dini duyguları ile oynuyor ve bir kısım toplumun bu sözler ve davranışlar çok hoşuna gidiyordu. Çok daha ilginci, toplumun Kur’an ile bağını kesen bu insanlar, öyle şeyler anlatıyorlardı ki, Allah ın Kur’an da tek kelime bile bahsetmediği, hatta Kur’an ın bahsettiğinin tam tersi sözleri, SANKİ DOĞRUYMUŞ VE ALLAH KATINDAN MIŞ GİBİ, BİRDE ALLAH I ŞAHİT GÖSTERİYORDU. Kur’an dan habersiz Müslümanlar, söylenenleri Allah katından zannederek, şüphe duymadan inanmakta bir kusur görmüyorlardı. Ne yazık ki toplumumuz hala bu yanlışı yapmaya devam ediyor. ÇÜNKÜ ESKİ YANLIŞ, BATIL BİLGİLER KUR’AN İLE GÜNCELLENMİYOR. Sen Kur’an ın MUHKEM ayetlerini anlayamazsın, onu veli insanlar anlar diyerek, veliler, şeyhler, din ulemaları edinmeye ve onların sözlerini sorgusuzca din adına kabul etmeye devam ediyoruz. Hele bir gurup var ki, Kur’an ı anlamak, İslam ı doğru yaşamak istiyorsan, Risale-i Nur kitaplarını okuyacaksın diyerek, adeta Kur’an a şirk koşanları biliyorum. Bu arkadaşlarımızla bir arada olduğum bir zamanda, gelin önce Kur’an ı anlayarak okuyalım, Allah ne diyor bakalım, daha sonra bunları da okuyalım ki, doğruları anlayalım dediğimde, bana söyledikleri o sözü hiç unutamıyorum. Bana şunu söyleme cesaretini gösterdiler. “SEN KUR’AN I OKU, BİZİM KAYBEDECEK ZAMANIMIZ YOK.” Yorumunu sizlere bırakıyorum. Allah çok açık ve net ayetinde, sakın benden başka veliler edinip adı sıra gitmeyin, diye uyarısını Müslüman toplumlar olarak Kur’an dan alamadık, hayatımıza geçiremedik. Geçirebilmiş olsaydık, bu zalimlerin tuzağına asla düşmezdik. LÜTFEN ALLAH IN BİZLERE DERS OLSUN DİYE YAŞATTIĞI, AMA ŞÜKÜRLER OLSUN Kİ BİZLERİN YANINDA OLUP, BU ZALİMLERE BAŞARI NASİP ETMEDİĞİ İÇİN, ALLAH A ŞÜKRETMELİYİZ. Şükretmeliyiz ama bir daha aynı yanlışı yapmamak şartıyla. Aynı yanlışı yapmaya devam edersek, bir daha Allah ın yardımını, yanımızda bulamayabiliriz. Böylece Allah bizleri, ceza olsun diye, bu zalimlere muhtaç bırakabilir, ALLAH KORUSUN. Bakara suresi 204. ayetin devamında böyle insanların, yönetime geldiklerinde, bakın neler yapabileceğini, Allah şimdiden bizlere bildiriyor. Bakara 205: İŞ BAŞINA GEÇTİ Mİ YERYÜZÜNDE BOZGUNCULUK ÇIKARMAK, ekini ve nesli helak etmek için koşar. Allah ise bozgunculuğu sevmez. (Elmalı meali) Bakın bu din tacirleri, Allah ile toplumu aldatan din simsarcıları, toplumu yönetmeye geldiklerinde, toplum arasında bozgunculuk çıkaracaklarını, yani adaletsizce yöneteceklerini, yaşanan doğru bir düzeni yıkarak, neslin bozulması için ellerinden geleni yaparlar diyor. Şükürler olsun Rabbimize ki, Allah bu zalimlere fırsat vermedi. Şükürler olsun ki, Allah biz günahkâr kullarına bir fırsat daha verdi. Lütfen bu fırsatı doğru kullanalım. Yoksa aynı fitneyle, zalimlerle tekrar karşılaşmamız sürpriz olmayacaktır. Değerli din kardeşlerim. Lütfen Kur’an ı anladığımız dilden dikkatle, düşünerek okuyalım. Kendimize veliler, efendiler, şeyhle edinmeyelim. Allah bu konuda uyarıyor ve bizlere öyle bir örnek veriyor ki ayetinde, Allah ın yanında yardımcı veliler, dostlar edinenlerin akıbetinin, ne derece tehlikeli olduğunu, ancak düşünen, aklını kullananlar anlayacaktır. Lütfen ayet üzerinde dikkatle düşününüz. Ankebut 41: ALLAH'TAN BAŞKA DOSTLAR/VELİLER EDİNENLERİN DURUMU, DİŞİ ÖRÜMCEĞİN DURUMU GİBİDİR. O, bir yuva edinir. Hâlbuki yuvaların en çürüğü şüphesiz dişi örümceğin yuvasıdır. Keşke bilselerdi! (Bayraktar Bayraklı) Sizce Allah bu ayette, örümceğin evi ile Allah ın yanında güvenebileceğimiz, yardım isteyeceğimiz veli ve dostları neden yuva yapan örümceğe benzetiyor olabilir? Sanırım bu ayet uzun süre, gereği gibi anlaşılmamış olsa gerek. Bu ayeti ve veliler edinmenin tehlikesini anlayabilmemiz için, bu ayette örnek verilen örümceğin ve yaptığı evin özelliklerini tam olarak bilmemiz gerekir. Size örümcek ve evi konusunda edindiğim bilgileri paylaşıyorum ki, Allah ın bizleri bu konudaki uyarısı tam olarak anlaşılabilsin. “Halk arasında ‘’ KARADUL ‘’ denilen özellikle dişi örümcek, kendisine sevgi ve dostlukla teslim olanları, ağına yaklaşanları, kullanıp yok eden tipik bir yaratıktır. Çiftleşmeden sonra eğer kaçamazsa, EŞİNİ DAHİ ÖLDÜREN DİŞİ ÖRÜMCEĞİN EVİ, EN YAKIN DOSTUNA BİLE BİR FELAKET YERİ OLDUĞU GİBİ, ORAYA GİREN SİNEKLER VE BÖCEKLER İÇİN DE ÖLÜM AĞIDIR. YANİ GÜVENSİZ BİR YERDİR. Canlı türleri genelde evlerini; sıcaktan, soğuktan, düşmanlardan ve her türlü zarardan korumak için inşa ederler. OYSA DİŞİ ÖRÜMCEK EVİNİ; YOK ETMEK, ZARAR VERMEK, EVİNE YANLIŞLIKLA UĞRAYANLARI DAHİ YEMEK İÇİN İNŞA EDER. Bu yüzden evlerin en güvenilmezi, örümceğin evidir. Dişi örümcek, cinsel ilişkiye girdikten sonra eğer kaçamazsa, kendi erkeğini de yemektedir. Bu yüzden dişi örümceğin evi bırakın başkalarını, kendi eşi için bile güvenilmezdir.” Sanırım bu bilgilerden sonra, Allah ın yanında din ve iman adına güvenebileceğimiz hiçbir velinin, şeyhin, efendinin olmadığını çok açık bir şekilde, Allah ın ayetlerinden anladık. Eğer hala bu uyarılardan sonra dersler almayıp, aynı hataları yaparak, kendimize şüphe duymadan sorgusuzca, Allah dan başka veliler, dostlar edinip de, ardı sıra gidersek, Allah dan cezaların en büyüğüne çarptırılacağımızı lütfen unutmayalım. Araf 3: Rabbinizden size indirilene uyun; O'NUN BERİSİNDEN BİRTAKIM VELİLERİN ARDINA DÜŞMEYİN. Siz ne kadar da az öğüt alıyorsunuz! (Yaşar Nuri meali) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  5. Bu makalemde sizlerin, üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim ayet, Nahl suresi 98. ayet olacaktır. Bu ayet öne sürülerek, Kur’an okumaya başlarken Allah, EÛZÜBİLLÂHİMİNEŞŞEYTÂNİRRACÎM”, diye okumaya başlayın, emri veriyor diye anlatılır. Gelin bu konu üzerinde önce ayeti yazalım, daha sonrada birlikte düşünelim. Nahl 98: Şimdi Kur'ân okumak istediğin zaman, ÖNCE O KOVULMUŞ ŞEYTANDAN ALLAH'A SIĞIN. (Elmalı meali) Sizce Allah bu ayette, Kur’an ı okumaya başlamadan önce, Eûzübillâhimineşşeytânirracîm” Yani, kovulmuş şeytanın şerrinden Allah a sığınırım, diye başlayarak okuyun emrini mi veriyor? Bizler ne yazık ki Allah ın ayetlerinin özüne hiç inemedik, ayetlerde Allah bizlere neler anlatıyor diye anlamak yerine, salt sözcüklerin görünür haliyle ilgilendik ve ayetlerin asıl amacını böylece anlayamadık. Bu konuya devam etmeden önce, Kur’an da surelerin başında geçen, Bismillâhirrahmânirrahîm, yani RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH IN ADIYLA, sözünden ne anlıyoruz ona hatırlayalım. Bildiğiniz gibi bu sözcük, yalnız Surelerin başında geçer. Bizler bu konuda da yine, bu sözlerin özüne inemediğimiz için, Kur’an okurken mutlaka besmeleyle başlamalıyız deriz. Hâlbuki Kur’an da geçen bu cümle, Cebrail tarafından Peygamberimize iletilirken, yeni bir sureye yani yeni bir konuya geçişin bildirildiği ayettir. Cebrail bu ayeti tebliğ ederken, şunu söylüyor elçisine ve bizlere. TEBLİĞ EDECEĞİM BU AYETLERİ, RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH IN ADIYLA SİZLERE BİLDİRİYORUM. Bizler hala bu gerçeğin farkında olmadığımız için, aramızda hep birbirimize şunu söyleriz. Ayeti yazarken besmeleyi de yazsanıza. Bizler zaten bu ayetin Allah katından, Allah ın adıyla bizlere bildirildiğine iman etmiş Müslümanlarız, onun için ayetleri her yazıp okuduğumuzda, besmeleyle söylememiz konusunda Allah ın bir hükmü yoktur. Elbette söylemenin de bir sakıncası yoktur. Bu gerçek, birçok insan tarafından bilindiği içindir ki, her ayet yazanlar ya da okuyanlar, öncesinde besmeleyi yazmazlar. Hatta imam namaz kıldırırken, okuduğu ayetlerin başında besmeleyle başlamaz. Gelelim Nahl suresi 98. ayete. Aynı yanlışı bu ayette de yapıyoruz ve ayette Allah ın bahsettiği asıl amacı göz ardı edip, kelime ve sözcüklerle asıl amacı gizliyor, işin özüne inemiyoruz. Allah Kur’an da, bu ayetten önce birçok ayetinde biz kullarını uyarıyor ve doğru yolda gitmemiz adına ikazlarda bulunuyor, lütfen onları da okuyunuz. Nahl suresi 98. ayetinde de, bizlerin dikkatini çekerek, KUR’AN A İMAN ETTİĞİNİZİ SÖYLÜYORSANIZ, KUR’AN I OKUYUP, AYETLERİMİ TEBLİĞ ALMAYA NİYET ETTİĞİNİZDE, ÖNCE SİZLERİ ALLAH IN YOLUNDAN SAPTIRMAYA ÇALIŞAN, ŞEYTANIN VE USLANMAZ NEFSİNİZİN DAYATTIĞI, BATILIN VE HURAFENİN ETKİSİNDEN KURTULUN DİYOR. BİR BAŞKA ANLATIMLA, KUR’AN I OKUMAYA BAŞLADIĞINIZDA, ŞEYTANIN ŞERRİNDEN UZAK, KENDİMİZİ HER HALİMİZLE ÖZ İRADEMİZLE, ALLAH A TESLİM EDEREK, O ZİHNİYETLE, O AMAÇLA KUR’AN I OKUMAYA BAŞLAYIN DİYOR ALLAH. KALBİNİ, NEFSİNİ ŞEYTANIN VE ONUN DAYATTIĞI BATILDAN KURTARMAZSAN, OKUDUĞUN KUR’AN DAN ALACAĞIN HAK BİLGİLER, SENİN KALBİNE YERLEŞMEZ. ÇÜNKÜ HAK İLE BATIL BİR ARADA OLMAZ. Bakın bu ayetten bir ayet sonra Allah ne diyor. Nahl 99: Gerçek şu ki: İman edip de YALNIZ RABBLERİNE GÜVENİP DAYANANLAR ÜZERİNDE ŞEYTANIN BİR HÂKİMİYETİ YOKTUR. (Bayraktar Bayraklı) Sanırım konu çok daha iyi anlaşıldı. Allah bizlere şunu anlatıyor özellikle. Din ve iman adına güveneceğiniz ve dayanacağınız yalnız Allah tır yani onun kitabı Kur’an dır. Kendinize Allah dan başka veliler edinip, onların sözlerine de inanarak ardı sıra gidersen, okuduğunuz Kur’an dan nasibinizi alamazsınız. Yalnız Allah a yani Kur’an a bağlananın üzerinde, şeytanın ve şeytanlaşmış insanların hiç bir gücü, etkisi yoktur diyor. Bu ayette asıl anlatılmak istenen amacı, doğru anlayamadığımız içindir ki, bizler Kur’an dan nasiplenemiyor ve Allah ın ayetlerini anlayamıyoruz. DAHA AÇIKÇASI, ALLAH IN AYETLERİNİN ÖZÜNE İNMEK YERİNE, GÖRSEL OLARAK YAŞAYARAK, HAYATIMIZA GEÇİRMEDEN SÖYLEYİP GEÇİYORUZ. YANİ İMAN DİLİMİZDEN ÖTEYE GEÇİP, KALBİZE YERLEŞMİYOR. Halbuki Allah bizleri bu ayetiyle çok önemli bir konuda uyarıyor ve diyor ki, sizler okuduğunuz Kur’an dan faydalanmak, ondan istifade etmek istiyorsanız, önce şeytanın vesvesesinden, nefsinizin dayattığı batıldan, yanlış itikat ve inançlarınızdan kurtulun ve YALNIZ ALLAH A SIĞININ. Fussilet 36. ayette de bu konuya değinilir ve bakın şeytanın vesvesesinden kurtulmak için, nereye sığınmamızı ister Allah. “EĞER ŞEYTANDAN GELEN KÖTÜ BİR DÜRTÜ, SENİ DÜRTECEK OLURSA, HEMEN ALLAH'A SIĞIN! ÇÜNKÜ EN İYİ İŞİTEN O'DUR, EN İYİ BİLEN O...” Peki, bizler Allah ın bu emrini yerine getiriyor muyuz? Elbette hayır, yaptığımız Kur’an ı okumaya başlarken sözde, “EÛZÜBİLLÂHİMİNEŞŞEYTÂNİRRACÎM BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM.” Diyoruz asla Allah ın bu ayetlerinde ne anlattığını, bizlerden ne istediğini anlama çabasında değiliz. Onun için Allah ın hükmünü de yerine getirmiyoruz. Bizler yalnız bu konuda değil, neredeyse her konuda bu yanlışı yapıyoruz. Allah ben hükmüme hiç kimseyi ortak etmem, yalnız Kur’an a sarılın dediği halde, şeytanın vesvesesi, edindiğimiz velilerin aldatmacalarından kurtulup, bir başka deyişle Allah ın hükümlerine ters düşen davranışlardan sıyrılıp, YALNIZ ALLAH’A KENDİMİZİ BAĞLAMADIĞIMIZ İÇİN, KUR’AN I ANLAYAMIYORUZ, GERÇEKLERİN FARKINDA OLAMIYORUZ. NEFSİMİZİ TATMİN ETMEK İÇİN, AYETLERDE GEÇEN KELİMELERİN ANLAMLARI İLE OYNUYORUZ. Kur’an ı Allah dan daha iyi, biz kullarına kim anlatabilir? Konuyu özellikle tekrar etmek istiyorum. Onun için Allah, Kur’an dan faydalanmak istiyorsan, onu okumaya, ondan faydalanmaya başlamadan önce, şeytanın sana dayattığı batıldan, nefsinin etkisi altında kaldığı baskıdan sıyrıl ve Kur’an ın başına öyle otur diyor Allah. Kur’an da her bilgi yoktur, Kur’an ı herkes anlayamaz diye inanan bir insan, Kur’an dan gereği gibi faydalanabilir mi? Önce Kur’an a karşı art niyetimizi atmalıyız, yoksa bakar kör olandan farkımız olmaz. Tabi bizler Kur’an ın hiç bahsetmediği batıl ve hurafe bilgileri yaşayabilmek adına, Allah ın bu emrini anlamak istemeyip, görmezden geldiğimiz için, Kur’an dan faydalanamıyoruz ve Allah gönül gözümüzü açmıyor. Çünkü bir MÜMİN, hem batıl yolcusu olup şeytanı takip ederek, hem de Kur’an ı okuyarak, Allah ın doğru yolunda asla olamaz. HAK OLAN BİLGİLER, BATIL BİLGİLERLE ASLA YANYANA GELEMEZ. BATILDAN KURTULMAYAN, HAKKIN GERÇEKLERİ İLE ASLA BULUŞAMAZ. Önce şeytandan, onun batıl dayatmalarından kurtulacağız ki, Allah da gözlerimizdeki ve kulaklarımızda ki perdeyi kaldıracak, bizlerde Kur’an ile buluşacağız. DİLERİM İMANIMIZI ALLAH IN İSTEDİĞİ ÇİZGİDE YAŞAYAN, KUR’AN I OKUMAYA BAŞLADIĞIMIZDA, ALLAH IN İSTEDİĞİ ŞARTLARI SAĞLAYAN, ALLAH IN AZINLIK HALİS KULLARINDAN OLURUZ. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  6. Bu makalemde sizlerin, üzerinde düşünmeye vesile olmanızı istediğim ayet, Zümer suresi 71. ayet üzerinde olacaktır. Bu ayette geçen, bazı kelimelere öyle anlamlar veriliyor ki, sanki Allah ın görev verdiği Resullerinden başka, her iman eden İSLAM A DAVET EDENDE BİR RESULDÜR, sözlerine uyulması gereken kişidir düşüncesi çıkartılıyor. BU RİSKLİ, YANLIŞ ANLAŞILMALARA NEDEN OLABİLECEK BİR SÖYLEMDİR. Günümüz İslam yaşantısındaki bölünmüşlüğün, dini lider sultasının dayattığı İslam anlayışını lütfen unutmayınız. Yakın geçmişimizde yaşanan acı olay, Müslüman toplumları din adına liderler edinerek, ardı sıra gitmenin tehlikesine güzel bir örnektir. KUR’AN, Allah ın vahyini bizzat bizlerin okuyarak tebliğ almamızı ve üzerinde düşünerek, aklımızı kullanmamızı emreder. Unutulmaması gereken Kur’an uyarısı, Allah Resulüme/elçime ve indirdiğim Kur’an a uyun, GÜVENİLECEK VELİNİZ YALNIZ BENİM EMRİDİR. Önce konumuzla ilgili ayeti yazalım, daha sonra ayet üzerinde birlikte düşünelim. Zümer 71: İnkâr edenler bölük bölük cehenneme sevk edilirler. Oraya geldiklerinde onun kapıları açılır ve cehennem bekçileri onlara şöyle derler: "SİZE, İÇİNİZDEN RESULLER GELMEDİ Mİ Kİ, RABBİNİZİN AYETLERİNİ KARŞINIZDA OKUSUNLAR VE SİZİ ŞU GÜNÜNÜZE KAVUŞMANIZ HUSUSUNDA UYARSINLAR?" Onlar: "Evet, derler, geldi ama inkârcılar hakkında azap hükmü hak oldu." (Yaşar Nuri meali) Ayette inkârcılardan bahsediliyor ve cehenneme gidecek olanlara şöyle bir soru sorulacağı şimdiden bizlere bildiriliyor. "SİZE, İÇİNİZDEN RESULLER GELMEDİ Mİ Kİ, RABBİNİZİN AYETLERİNİ KARŞINIZDA OKUSUNLAR VE SİZİ ŞU GÜNÜNÜZE KAVUŞMANIZ HUSUSUNDA UYARSINLAR?" Bu ayet şöyle anlaşılıyor bazı kişiler tarafından. “Burada geçen Allah ın görev verdiği Resul olamaz, çünkü Rabbinizin ayetlerini karşınızda okumadılar mı dediğine göre, Allah ın resullerinin vefatından sonra, demek ki her iman eden Müslüman ya da Kur’an ı çok iyi bilen, anlayan özel kişiler de, Allah ın elçisi, Resulü olmalı ki, herkesin yüzüne okunmuş ve uyarılmış olsun ayetler.”deniyor. Lütfen şunu unutmayalım, Allah biz uyarıcı göndermedikçe, ya da uyarımız ulaşmayan hiç kimseyi sorumlu tutmayız diyor. Yukarıdaki ayeti çok daha açık anlayabilmemiz için, bu konuya benzer aşağıdaki ayetten yararlanabiliriz. Mülk 8–9: Neredeyse cehennem öfkeden çatlayacaktır! Oraya her bir topluluk atıldıkça oranın bekçileri onlara, “SİZE BİR UYARICI GELMEMİŞ MİYDİ?” DİYE SORARLAR. Onlar da şöyle derler: “EVET, BİZE BİR UYARICI GELMİŞTİ. FAKAT BİZ ONU YALANLAMIŞ VE ‘ALLAH HİÇBİR ŞEY İNDİRMEMİŞTİR. Siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz’ demiştik.” (Diyanet meali) Sanırım bu ayet, Zümer 71. ayetti çok daha açık açıklıyor. Eğer bu farklı söylemlere inanırsak, yani Allah ın bizzat görev verdiği Resuller gibi, Kur’an ı çok iyi anlayan bazı kişilerde bir resuldür/Elçidir ve Kur’an ı tebliğ etmekle görevlidir, yetkilidir dersek, Kur’an ın onlarca hatta yüzlerce ayetine ters düşmüş oluruz. Hatırlatmak isterim RESULÜK/ELÇİLİK, Allah tarafından görev ve yetki verilmiş bir makamdır. ÇOK DAHA DİKKATLE DÜŞÜNMEMİZ GEREKEN İSE ALLAH, RESULÜME UYUN EMRİ VERMİŞTİR. Bu durumda ben Allah ın ayetini anlatıyorum, tebliğ ediyorum diyen herkes, Resullük iddiasında bulunur. Allah Resulüme uyun derken, Resulünün her anını kontrol ediyor, en küçük yanlışında uyarıyordu. Onun için Resulüme uyun, itaat edin emrini vermiştir. BUGÜN GÜNÜMÜZDE KUR’AN I ANLATTIĞINI, TEBLİĞ ETTİĞİNİ SÖYLEYEN ÖYLE İNSANLAR VAR Kİ, ALLAH AYETİNDE NE EMREDİYORSA, BUNLAR ALLAH IN EMRİDİR DİYE, TAM TERSİNİ SÖYLÜYORLAR TOPLUMA. BUN LAR MI RESUL OLACAKLAR? Allah böyle insanlara KÂFİR diyor. Zümer suresi 71. ayette bahsedilen, içinizden sizleri uyaran Resuller gelmedi mi sözünden anlamamız gereken aslında çok açıktır. Gelin bundan kasıt kimler olduğunu, Kur’an ın diğer ayetlerinden istifade ederek, daha detaylı anlamaya çalışalım. Yunus 47: HER ÜMMET İÇİN BİR RESUL ÖNGÖRÜLMÜŞTÜR. Resulleri gelince, aralarında adaletle hüküm verilir. Hiçbir zulme uğratılmazlar. (Yaşar Nuri meali) Nahl 89: Gün olur, her ümmet için kendi aleyhlerine kendi içlerinden bir tanık çıkarırız. SENİ DE ŞU İNSANLAR HAKKINDA TANIK OLARAK GETİRECEĞİZ. Sana bu Kitap'ı indirdik ki her şey için ayrıntılı bir açıklayıcı, bir kılavuz, bir rahmet, Müslümanlara da bir müjde ol (Yaşar Nuri meali) Fatır 24: Şüphesiz biz, seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak hak ile gönderdik. HİÇBİR ÜMMET YOKTUR Kİ, ARALARINDA BİR UYARICI GELİP GEÇMİŞ OLMASIN. (Diyanet meali) Hac 75: Allah, MELEKLERDEN DE İNSANLARDAN DA ELÇİLER/RESULLER SEÇER. Şüphesiz Allah, işitendir; görendir. (Bayraktar Bayraklı) Nahl 84: HER ÜMMETTEN BİR ŞAHİD GETİRECEĞİMİZ GÜN, artık kâfirlere ne izin verilecek, ne de onlardan özür dilemeleri istenecektir. (Elmalı meali) Sanırım içimizden gelen RESULLERİN, kimler olduğunu çok açık anladık, çünkü Kur’an da bunların kimler olduğu açıklanmıştır. Resuller/Elçiler geniş bir ümmet topluluğuna gönderilmiştir. Hz. Muhammed de bizlere Kur’an ı ulatırmış, tebliğ almamızı sağlamıştır. Tebliğ her zaman Resul tarafından yüzümüze okunmaya bilir. Bu tebliği farklı kişilerde iletebilir, önemli olan bizlere ulaşması ve bizlerinde bunlara İMAN ETTİK, KABUL ETTİK MÜSLÜMANLARDAN OLDUK DEMEMİZDİR. Dikkat ederseniz, Allah ın elçisi mahşer günü, bizlerin tanığı olacağını apaçık ayetler bildiriyor. Bu durumda, bizler Allah ın elçisi bizim yüzümüze tebliğ etmedi diyerek, sorumluluktan kaçabilir miyiz? Ya da tam tersini düşünelim, mahşer günü bizim veli edindiğimiz Resullerimiz, Kur’an ı tebliğ eden yüzümüze okuyan şeyhlerimiz, efendilerimiz ayetleri bizlere bu şekilde tebliğ etmişti, yüzümüze okumuştu diyerek, kendimizi kurtarabilir miyiz? Elbette hayır. Tüm Resullerin şahit olacağını, bakın şu ayette çok daha açık anlatılıyor. Zümer 69: Ve yer Rabbinin nuruyla aydınlanacak, tutulan kayıtlar ortaya konulacak, NEBİLER VE TÜM ŞAHİTLER HUZURA GETİRİLECEK; onlar arasında adaletle hükmedilecek ve kendileri asla zulme uğramayacaklar. (Mustafa İslamoğlu meali) Mahşer günü tüm nebilerin/Resullerin, şahit olarak getirileceğini söyledikten sonra, tüm şahitlerden bahsediliyor. Ne yazık ki bizler kendi inançlarımızı ayetlere ilave etmeye çalıştığımız için, diğer ayetleri görmezden gelebiliyoruz. Sizce Resullerin dışında, kimler şahit olarak çağrılabilir? Kimler bu ayetlerin tebliğine bizzat şahit olmuşsa, elbette onlar yani ayetleri Resullere tebliğ eden melekler. Elbette gerçek iman edenlerde burada şahitlik yapacaklardır, bunda şüphe yok ama bu konuda yetkili değillerdir, çünkü onlarda kendi imtihanlarını yaşıyorlar. Bu konuya bir örnek ayet verelim. Nisa 166. ayette bakın ne diyor.” FAKAT ALLAH, SANA İNDİRDİĞİNİ KENDİ İLMİYLE İNDİRMİŞ OLDUĞUNA ŞAHİTLİK EDER. MELEKLER DE BUNA ŞAHİTLİK EDER. ŞAHİT OLARAK ALLAH YETER.” Bizler Kur’an da geçen RESUL anlamında, Kur’an ı tebliğ ettiğimiz için kendimizi ya da birilerini, asla RESUL olarak isimlendiremeyiz. Hatırlayınız lütfen, Peygamberimizin vefatından sonra, onun en yakınlarına, hatta dört halifeye bile Resullük yakıştırması yapılmamıştır. FIKIH KAYNAKLARINDA DA BÖYLE BİR SÖYLEM YOKTUR. Çünkü Resul, Allah dan tebliğ alandır ve bir makamı, görevi vardır. Onun için Allah elçisini nasıl uyarıyordu hatırlayalım. Maide 67: EY RESUL! RABBİNDEN SANA İNDİRİLENİ TEBLİĞ ET. EĞER BUNU YAPMAZSAN O'NUN ELÇİLİĞİNİ YAPMAMIŞ OLURSUN. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kâfirler topluluğuna rehberlik etmez. (Diyanet vakfı) Biz iman edenlerin, asla böyle bir görevi yetkisi yoktur. Resul elçi anlamındadır ve DOKUNULMAZLIĞI VARDIR. Elçi günümüzde diplomat, temsilci, sefir anlamlarına gelir. Yetki sahibinden aldığı bilgiyi, değiştirmeden ileten anlamlarına gelir. ALLAH IN RESULÜ/ELÇİSİ BU GÖREVİ BİZZAT ALLAH DAN ALMIŞTIR VE BİZLERE İLETMİŞTİR. Bu görevi yaparken de Allah ın kontrolünde, hatasız eksiksiz, Cebrail in aracılığıyla yapmıştır. BİZ İMAN EDENLER RESUL KELİMESİNİ, ASLA KUR’AN IN BAHSETTİĞİ ANLAMDA KULLANMADAN, LÜGAT ANLAMINDA ALLAH IN DEĞİL, KUR’AN IN ELÇİLİĞİNİ GÖNÜLLÜ YAPMAYA ÇABA HARCAMALIYIZ. LÜTFEN DİKKAT TEKRAR EDİYORUM, KUR’AN IN ELÇİLİĞİNE ÇABA HARCAMALIYIZ DİYORUM. ÇÜNKÜ BU ZATEN HER MÜSLÜMAN IN İMTİHANI GEREĞİDİR. KUR’AN I, ALLAH IN VAHYİNE UYGUN YAŞADIĞI VE ÇEVRESİNE TEBLİĞ ETTİĞİ SÜRECE, KUR’AN IN ELÇİSİ OLMA HAKKINI KAZANABİLİRİZ. Çabamız nispetinde de, Allah ın rızasını kazanırız. Lütfen unutmayalım, bizler bu dünyada imtihandan geçiriliyoruz. Allah ın Resulü gibi, her an Allah ın kontrolünde ve uyarısında değiliz ve hata yapma riskimiz çok yüksektir. Özgür irademizle, İmtihan olduğumuz kitapta Kur’an olduğuna göre, Kur’an a uyduğumuz ve Kur’an ı topluma doğru anlattığımız sürece, Kur’an ın elçiliğine hak kazanabiliriz. ONUN İÇİN ALLAH BİZLERE, YALNIZ KUR’AN IN İPİNE SARILIN VE YALNIZ KUR’AN İLE HÜKMEDİN EMRİNİ VERMİŞTİR. Eğer Kur’an ı anlattığını söyleyen bazı azınlık özel kişilere, Kur’an ı tebliğ eden Allah ın Resulünün yetkilerini verir de, onlarda RESUL gibidir dersek, kendi ellerimizle Resuller yaratarak, dinde bölünür ve parçalanırız. Gerçi daha nasıl parçalanalım, zaten bu yanlışı yaparak, tıpkı Allah ın elçisine verdiği yetkileri edindiğimiz velilere, şeyhlere ve efendilere vermişiz. Onlara belki Resul dememişiz ama Allah ın Resulüne verdiği yetkileri vermekten çekinmemişiz. Bizler Kur’an ı, eğer kendimiz anlamak adına çaba göstermeden, birilerinin söylemlerinden anlamaya çalışırsak, kendimize daha çok Resuller ediniriz ve onların yanlışlarını din diye yaşamaktan kurtulamayız. Bakara 107: Bilmez misin ki, göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. SİZİN İÇİN ALLAH’TAN BAŞKA NE BİR DOST, NE DE BİR YARDIMCI VARDIR. (Diyanet meali) Araf 3: Rabbinizden size indirilene uyun; O'NUN BERİSİNDEN BİRTAKIM VELİLERİN ARDINA DÜŞMEYİN. Siz ne kadar da az öğüt alıyorsunuz! (Yaşar Nuri meali) Değerli din kardeşlerim. Kısaca konuyu özetlemek gerekirse, Peygamberimiz Allah ın Resulü/elçisi idi. Bizler ise ancak imtihanımız gereği, bir Müslüman olarak Kur’an ı hayatımıza geçirip, yalnız Kur’an ın elçisi olmaya çaba harcamalıyız, kendimizi övmeden, temize çıkarmadan, karşımızdaki insanları dışlamadan. Buna layık olup olmadığımızı da, yalnız Allah bilir. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  7. Değerli arkadaşlarım, sizce Kur’an ın MUHKEM ayetleri üzerinde, tartışma yapabilir miyiz? Şöyle diyebilirsiniz, neden tartışmayalım ne zararı olabilir, günümüzde din adına yaşanan öyle farklı inanç ve itikatlar var ki, bunları tartışarak doğruyu bulmamızın ne zararı olabilir diyebilirsiniz. Gelin bu konuyu birlikte düşünelim, ama Kur’an ın ayetlerini göz ardı etmeden. Önce Kur’an ın bizler için, ne anlam ifade ettiğine karar vermemiz lazım. Şöyle diyebilir miyiz, zaten İslam ı yalnız Kur’an ile yaşayamayız. Kur’an özet bilgi vermiş ama detaylandırmamış. Allah ın emirlerinin nasıl yerine getireceğimizin detayı Kur’an da yoktur. İslam ı doğru yaşamak istiyorsak, peygamberimizin hadisleri ve FIKIH âlimlerinin koyduğu kurallar ile ancak İslam yaşanır, diye inanmamız sizce doğru olabilir mi? Eğer bu düşüncenin doğru olduğuna inandırılmış sak, dinde sayısı belli olmayacak kadar bölünmüş ve parçalanmışız demektir. Elbette böyle olunca da, her kafadan bir ses çıkacaktır. BU DURUMDA TARTIŞMAMAK MÜMKÜN MÜ? Yani Allah ın ayetleri üzerinde tartışıyor da, ayet aslında öyle değil şöyle diyorsak, bizler HAKKA BATIL KARIŞTIRMIŞ, DİNDEN SAPMIŞIZ DEMEKTİR. Ne yazık ki İslam toplumlarının genel çoğunluğu, bu düşünceye inanarak İslam ı yaşadığından, MÜSLÜMANLARIN HAYATI TARTIŞMAKLA GEÇİYOR. Bizler sonucu olmayan bir tartışmayla birbirimize düşman olmaktan, ALLAH IN KİTABINI ANLAMAYA, ONU HAYATIMIZA GEÇİRMEYE FIRSATIMIZ OLMADI. Allah bizlerin sorumlu olduğu ayetlerin, MUHKEM olduğunu söyler Kur’an da. Peki, muhkem ne anlama geliyor? Sağlamlaştırılmış güçlü ve ANLAMI KESİN VE AÇIK OLAN, BAŞKA TÜRLÜ ANLAŞILMASINA İMKÂN BULUNMAYAN, AÇIKLAMA VE YORUMA İHTİYAÇ GÖSTERMEYEN SÖZ, BİLGİ ANLAMINDADIR. Peki, bu durumda neyi tartışacağız? Hâşâ Allah ın açıklayamadığını, aramızda açıklayıp anlaşılır hale getirebilecekler mi var? Allah dinin anası, temeli olan ayetleri anlayalım, hiç kimseye muhtaç olmayalım diye MUHKEM bir şekilde gönderdiyse, bizler neyin tartışmasını yapacağız da, ortaya anlaşılan uzlaşılan bir sonuç çıkaracağız. Değerli din kardeşlerim, Kur’an bir insanın yaşam rehberidir, hayat kitabıdır, Allah ın mesajıdır sorumlu olduğu kanun ve kurallardır. BİZLER HANGİ YETKİYLE VE NE MAKSATLA, ALLAH IN MUHKEM MESAJI, TEBLİĞİ ÜZERİNDE TARTIŞACAĞIZ, BUNU DÜŞÜNEBİLİYOR MUYUZ? Allah ın mesajı üzerinde hiçbir Müslüman tartışamaz, mesajı alır ve hayatına geçirir. Ne yazık ki din tacirleri, din düşmanları, Allah ın kurmak istediği hak düzeni bozarak, HAKKA BATIL KARIŞTIRMIŞ, BİZLERDE HİÇ DÜŞÜNMEDEN Allah ın sözleri ile beşeri sözleri karşılaştırıp, tartışma gafletine düşüyoruz. Allah sorumlu olduğunuz ayetleri Kur’an da, nice örneklerle açıkladım, hatta yemin ederek kolaylaştırdım diyecek, ama birileri çıkacak neresi kolay, şunlar ya da bunlar yok işte Kur’an da diyerek, KENDİ BATIL İNANÇLARINI KUR’AN DA ARAYIP BULAMAYINCA, TARTIŞMA YARATACAK, BİZDE BU TARTIŞMAYA KATILACAĞIZ ÖYLE Mİ? Bunu tartışan bir Müslüman ın imanı, kalbine yerleşmemiş demektir. Dini bir konuda tartışırken, eğer bizim düşüncemiz en doğru diyerek, sizi kendi cemaatine, mezhebine, tarikatına davet ediyorsa, zaten bu insanla tartışamazsınız. Din adına hiç kimse, karşısındaki bir Müslüman ı beşeri düşüncelere, gurup ve toplumlara davet edemez. DİN ADINA DAVET, YALNIZ KUR’AN A YAPILIR. Çünkü din Allah ın dinidir, ona hiç kimse ilave yapamaz, ortak olamaz, şekillendiremez. Bunu yapan Allah ın ayetlerini sorgulamış olur, lütfen unutmayalım. Bizler Allah ın ayetlerini sorgulayamayız ama Allah ayetlerim üzerinde düşün, aklını kullan ey kulum diyor. Aranızda ayetlerimi tartışın demiyor. Tartışma genel konularda, yaşamımızda her zaman vardır ve bazen çok da iyi sonuçlar verir. Ama konu din ve iman olunca, bizler tartışmayı bırakıp, Allah ın apaçık vahyine uymamız gerekir. Asla tartışmadan. Hemen şöyle düşündüğünüzü tahmin ediyorum. İslam toplumu neredeyse her konuda tartışıyor, ama ne yazık ki bir noktada anlaşamıyorlar. Evet, bırakın tartışmayı birbirimize düşman olduk. Hem de kanlı bıçaklı. Peki, sebebi nedir diye düşünüyor muyuz? Allah madem sizleri Kur’an dan sorumlu tutuyorum diye hükmünü vermiş, neden anlaşamıyoruz. Birde Yaradan sorumlu olduğumuz ayetleri de, MUHKEM gönderdiyse, tartışmamızın sebebi nedir? Sorunda işte burada başlıyor. Bizler Allah ın mesajına, tebliğine, kanunlarına uymuş olsak, onun koyduğu sınırların dışına çıkmazsak, neyi tartışacağız ki bu durumda. Demek ki Allah ın uyarılarını göz ardı edip, Kur’an ın dışına çıkmışız. ÖYLE BİR ÇIKMIŞIZ Kİ, KUR’AN ALLAH IN DİNİNİ YAŞAMAK İÇİN YETERLİ GÖRÜLMEMİŞ. Buna inandırılan toplum, elbette din adına ne söylenirse inanması da kaçınılmaz olacaktır. Kur’an gerçeklerini haykıranları da, sen yanlış yoldasın, gelin bu konuyu tartışalım diye de davet ediyorlar. Neyi tartışacaklar? Kur’an ın tek kelime bahsetmediği konuların, dinin asli unsuru olup olmadığını mı? BUNU TARTIŞMAK, ALLAH IN KİTABINA, NURUNA YAPILABİLECEK EN BÜYÜK SAYGISIZLIKTIR. BİR MÜSLÜMANA DÜŞEN, BÖYLE İNSANLARA, ALLAH IN VAHYİNİ HATIRLATIP, TEBLİĞ ETMEK OLMALIDIR. İSTEYEN HAKKA İMAN EDER, İSTEYEN EMİN OLAMAYACAĞI RİVAYETLERE. İşte imtihan böyle bir şey. Bazı Müslümanlar Allah ın, sakın dinde bölünmeyin emrine kulaklarını tıkayarak, dinde bölündüyse, emin olmadığın sözün ardına düşmeyin, yalnız Kur’an ın ipine sarılın diye ikaz ettiği halde bazı insanlar, kendi fıkıh kurallarını koyduysa, sakın veliler edinmeyin dediği halde Allah, velisi olmayan cennete gidemez fikrine inandırılmışsa, Allah şefaat tümden bana aittir, hiçbir şefaatin fayda etmediği o günden sakının diye ikaz ediyorsa Allah bizleri, bu hükümlerin tam terssine inananlarla, NEYİ TARTIŞACAĞIZ? Tartışmış olsan bile sonuç alınması mümkün değildir. Allah ın apaçık hükümlerine, kendi batıl rivayet, ataların inançlarını da ilave etmeye özellikle çalışanlarla nasıl olurda dini tartışırız? Bu tartışmadan nasıl doğru bir sonuç çıkar. Tartışan taraflar iddia ettikleri şeylere öyle inanmışlar ki, ne söylerseniz söyleyin kabul etmiyorlar. Düşünebiliyor musunuz Allah apaçık hüküm verdiği halde bunun tam tersini, Peygamberimizin söyleyebileceğine inanan bir Müslüman ile nasıl tartışırız? NE YAZIK Kİ DİNDE TARTIŞMA, KUR’AN IN ASLA BAHSETMEDİĞİ KONULARI, AYETLERDE GEÇEN KELİMELERE FARKLI ANLAMLAR VEREREK, İLAVE ETMEYE ÇALIŞILMASINDAN KAYNAKLANIYOR. Bahsettiğiniz konu ayette geçmiyor dediğimizde, senin ilmin nedir ki anlayacaksın, ayette onlarca anlam vardır, görünen ve görünmeyen anlamlar. Sen ancak birisini anlarsın, diğerlerini ilimde derinleşmiş veli insanlar anlar, deyip işin işinden çıkıyorlar. SİZ BU İNSANLARLA TARTIŞTIĞINIZDA, SONUÇ ALABİLECEĞİNİZE İNANIYOR MUSUNUZ? Beşerin yazdığı kitaba bile yapmadığımız saygısızlığı, ne yazık ki Allah ın nuruna Furkan a yapıyoruz ve Allah ın sözleri üzerine tartışıyoruz. Bizleri yöneten hükümetler, kanunlar çıkartır. İnsandır yanlış kanun çıkartabilir. Ama yanlış bile olsa o kanuna uyarsınız. Hatta o kanunu, tenkit eder tartışırsınız. İyide, din iman bu işe benzer mi? Hükmünü Allah Kur’an da muhkem bir şekilde verdiyse, bizlere düşen, asla ayetlere ilaveler yapmadan düşünerek anlayıp, hayata geçirmek olmalıdır. ALLAH IN APAÇIK HÜKÜMLERİ ÜZERİNDE TARTIŞILMAZ. EĞER TARTIŞIYORSAK, KUR’AN DAN SAPMIŞIZ DEMEKTİR. Allah ın sözünden daha doğru söz arayanlar, yanılmaya mahkûmdurlar. Karşılarında okunup duran bir kitabı sana indirmiş olmamız, onlara yetmiyor mu diye cahiliye toplumunu uyarmıştı Allah. Günümüzde bu ve benzeri uyarılardan ders çıkaramayanlar, Kur’an ı açık ve anlaşılır, yeterli görmedikleri için, ciltlerce dolu beşeri kitapların ardından gidiyorlarsa, bu insanlarla Allah ın ayetleri asla tartışılmaz. Çünkü onlar artık MÜŞRİK olmuşlardır. “TEK SAATİ OLAN, SAATİN KAÇ OLDUĞUNU BİLİR. İKİ SAATİ OLANSA, ASLA EMİN OLAMAZ.” Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  8. Bu makalemde sizleri, üzerinde düşünmeye davet etmek istediğim ayet, Ali İmran 101. ayet olacaktır. Eğer bu ayet üzerinde dikkatle düşünmeden okursak, geleneksel İslam ın yanlış öğretilerinin etkisinde kalmaktan asla kurtulamayız. Önce ayeti yazalım, daha sonra birlikte düşünelim. Ali İmran 101: SİZE ALLAH’IN AYETLERİ OKUNUP DURURKEN VE ALLAH’IN RESULÜ DE ARANIZDA İKEN dönüp nasıl inkâr edersiniz? KİM ALLAH’A SIMSIKI BAĞLANIRSA, kesinlikle o, doğru yola iletilmiştir. (Diyanet meali) Dikkat ederseniz, Allah ın elçisinin yaşadığı dönemden çok önemli bir örnek veriyor ve kitap ehlinin yaptığı yanlışlar konusunda bizleri bilgilendiriyor. Peki neden, ÇÜNKÜ AYNI YANLIŞLARI BİZLERDE YAPMAYALIM DİYE. Peygamberimiz, Allah dan aldığı vahyi kitap ehline tebliğ ediyor ama kitap ehlinin genel çoğunluğu kabul etmemekte ısrar ediyor. Bu ayette dikkatle üzerinde düşünmemiz gereken cümle, ALLAH IN RESULÜ ARANIZDAYKEN cümlesidir. Sizce bu sözü Allah neden söylemiş olabilir? BU AYETTE ALLAH, BİZZAT ELÇİMLE SİZLER YÜZ YÜZE OLDUĞUNUZ HALDE, GERÇEKLERİ GÖREMİYOR VE İNKÂR EDİYORSANIZ, İNANDIĞINIZ VE HİÇ ŞAHİT OLMADIĞINIZ, DOĞRULUĞUNDAN EMİN OLAMAYACAĞINIZ, ATALARINIZDAN SİZLERE İNTİKAL EDEN SÖZLERE/HADİSLERE NASIL İNANIRSINIZ, NASIL DOĞRULUĞUNDAN EMİN OLABİLİRSİNİZ, BUNU DÜŞÜNEMİYOR MUSUNUZ DİYOR YARADAN. Ayetin devamında ise aslında, son noktayı koyuyor Yaradan, KİM ALLAH A SIMSIKI BAĞLANIRSA, KESİNLİKLE O DOĞRU YOLA İLETİLMİŞTİR DİYOR. Allah neden onlarca ayetinde, düşün aklını kullan ey kulum dediğini, bu ayette de çok açık anlıyoruz. Allah bu sözleriyle şunu söylüyor, Allah ın elçisi sizlere, benim vah yettiğimden başkasını tebliğ etmiyor. YANİ ELÇİM KENDİ SÖZLERİNİ, BUNLARDA ALLAH EMRİDİR GİBİ DEMİYOR. Kitap ehli bunun canlı şahitleri olduğu halde, hala batılın ve hurafenin yolundan gitmeyi seçtiler, sakın onların yanlışlarını devam ettirmeyin, emin olduğunuz benim sözlerime/hadislerime/ayetlerime uyun. Kim batıl ve hurafeden uzak, Allah ın kitabına sarılırsa, O kurtuluşa erenler olacaktır diyor. Ne dersiniz bu ayeti okuyup düşündüğünüzde, günümüzde bizlerin yaptığı aynı yanlışlar geldi aklınıza değil mi? YALNIZ ALLAH A SARILMAK, YALNIZ ALLAH DAN ŞEFAAT, YARDIM DİLEMEKLE OLUR. SİZCE BİZLER BU GERÇEĞİN FARKINDA MIYIZ? YANİ YALNIZ ALLAH A SIMSIKI MI BAĞLANIYORUZ, YOKSA ARACILAR MI KULLANIYORUZ? NE DERSİNİZ? Ehli kitaptan bir kısmı, Kur’an ı kabule yaklaşıyorlardı, ama onlar Kur’an ile birlikte, atalarının rivayet inançlarını da yaşamak istiyorlardı. Ama Allah indirdiği ayetlerinde buna izin vermiyor, SİZLERE İNDİRDİĞİM KUR’AN YETMİYOR MU DİYEREK, İSTEKLERİNİ GERİ ÇEVİRİYORDU. Konuyu daha iyi anlayabilmemiz için bir ayet öncesine bakalım. Ali İmran 100: Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir gruba uyarsanız, imanınızdan sonra sizi döndürüp kâfir yaparlar. (Diyanet meali) Aslında bu uyarı ayette, çok dikkat çekici ikazlar var. Allah kitap ehlinin gittiği yolun yanlışlarından bahsediyor ve diyor ki, iman ettiğini söyleyen bu insanlar, gönderdiğim elçim ile canlı kanıt olarak yüz yüze konuştukları halde, gerçekleri inkâr etmeye devam ediyorlar. Bunların çoğu daha önce gönderdiğim kitaptan sapmış, atalarının inançları ile bölünmüş parçalanmış, dinden sapmış toplumlardır. Sakın bu insanlara uymayın, eğer onlara uyarsanız, Allah ın indirdiği gerçeklerden sizleri uzaklaştırıp, inkârcı/kâfir yaparlar diyor. Buradan özellikle şunu daha iyi anlıyoruz. Ehli kitap, Allah ın indirdiği kitaplardan sapmış ve kendilerine atalarının rivayetleri ile bir din yaratmışlardı. Allah bu konuları, kullarım iyice anlasın diye birçok ayetinde, üzerine basa basa örneklerle anlatıyor ve 103. ayetinde bakın ne diyor. HEP BİRLİKTE ALLAH’IN İPİNE /KUR’AN’A SIMSIKI SARILIN. PARÇALANIP BÖLÜNMEYİN. (Ali İmran 103) Bunca açık ayetlere iman ettiğimizi söylediğimiz halde bizler, hala yalnız Kur’an ile İslam yaşanmaz, yalnız Kur’an ile ne namaz kılabiliriz ne zekât verip oruç tutabiliriz. Peygamberimizin rivayet hadisleri olmasaydı Kur’an kapalı kalırdı demeye devam ediyorsak, bizler bu durumda farkında bile olmadan Allah ın yolundan sapmış, cahiliye toplumunun inancını yaşıyoruz demektir. Böyle yapanlara Allah, inkârcı/kâfir oldular diyor hatırlatırım. Sizlere iki örnek ayet daha hatırlatmak istiyorum. Ali İmran 105: KENDİLERİNE APAÇIK DELİLLER GELDİKTEN SONRA PARÇALANIP AYRILIĞA DÜŞENLER GİBİ OLMAYIN. İşte onlar için büyük bir azap vardır. (Diyanet meali) Ali İmran 106: Gün gelir bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır. Yüzleri kararanlara şöyle denir: "İMANINIZDAN SONRA KÜFRE Mİ DÜŞTÜNÜZ? Hadi, saptığınız küfür yüzünden tadın azabı!" (Yaşar Nuri meali) Bizler ne yazık ki, Allah ın apaçık delilleri olan ayetlerini yeterli görmediğimiz için mezheplere, fırkalara, cemaatlere bölündük. Yetmedi, Allah ın uyarılarından uzak İslam ı yaşadığımız için, birbirimize düşman olduk. Allah bu ayetinde de din adına kanıt yalnız Kur’an dır diye tekrar ettiği halde, gözler perdeli, gönüller mühürlü olunca, gerçekleri ne yazık ki göremiyoruz. Gerçekleri görmemekte ısrar edenleri Allah, 106. ayetinde çok net bir şekilde bakın nasıl uyarıyor. SİZLERE İNDİRDİĞİM APAÇIK VAHYİ YETERLİ GÖRMEYİP, BENDEN BAŞKA VELİ EDİNMEYİN DEDİĞİM HALDE VELİLER EDİNİP, BU İNSANLARIN EMİN OLAMAYACAĞINIZ DELİLSİZ, KANITSIZ SÖZLERİNİ/HADİSLERİNİ İNDİRDİĞİM KİTABIN YANINDA, DİN DİYE YAŞAYARAK KÜFRE SAPTINIZ, ŞİMDİ TADIN BAKALIM AZABI DİYECEĞİNİ, ŞİMDİDEN BİZLERE BİLDİRİYOR. DERS ALABİLENE NE MUTLU. Allah birçok ayetinde elçisine verdiği görev ve yetki konusunda bizleri birçok ayetinde uyarıyor ve bakın Tegabun 12. ayetinde ne diyor. “Allah'a itaat edin, resule de itaat edin. EĞER YÜZ ÇEVİRİRSENİZ RESULÜMÜZE DÜŞEN, APAÇIK BİR TEBLİĞDEN BAŞKASI DEĞİLDİR.” (Tegabun 12) Örnek verecek, onlarca ayet var bu konuda ama gözler perdeliyse, ataların rivayetleri Kur’an ın yanına konarak din yaşanıyorsa, Allah bunu yapanlara şirk koşarak iman ettiler diyor ve bu insanların MÜŞRİK olduğu uyarısını yaparak, bizlerin yalnız Kur’an ın ipine sarılmamızı emrediyor. Lütfen unutmayalım, Allah ın elçisi de yalnız ve yalnız Kur’an a uymuş ve yalnız Kur’an ile ümmetine hükmetme görevi almıştır. Maide 67: EY RESUL! RABBİNDEN SANA İNDİRİLENİ TEBLİĞ ET. EĞER BUNU YAPMAZSAN O'NUN ELÇİLİĞİNİ YAPMAMIŞ OLURSUN. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kâfirler topluluğuna rehberlik etmez. (Diyanet vakfı meali) Dilerim Allah dan, Kur’an gerçeklerinin farkında olan, batıldan ve hurafeden uzak, yalnız Allah ın ipi Kur’an a sarılan, Allah ın azınlık halis kullarından oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  9. Yazıma başlamadan önce şunu belirtmek isterim. KUR’AN IN GENEL ÇOĞUNLUĞU, ALLAH A İMAN ETMEYENLERİ İMAN ETMEYE DAVET İÇİN DEĞİL, ALLAH A İMAN ETTİĞİNİ SÖYLEDİKLERİ HALDE, ALLAH IN YOLUNDAN BATILA SAPANLARI, DOĞRU YOLA DAVET İÇİN GÖNDERİLMİŞTİR. Allah ın sünnetini/yolunu din ve iman adına yeterli görmeyip, beşeri sünnetler yarattıklarından dolayı Allah, kullarını sürekli elçi ve kitaplarla uyarmıştır ve YALNIZ GÖNDERDİĞİM KİTABA SARILIN DEMİŞTİR. Önce konumuzla ile ilgili Allah ın uyarı ayetini yazalım, daha sonra üzerinde birlikte düşünelim. Hac 72: AYETLERİMİZ AÇIK AÇIK KENDİLERİNE OKUNDUĞUNDA, İNKÂRCI/KÂFİRLERİN SURATLARINDA HOŞNUTSUZLUK SEZERSİN. Onlar, kendilerine ayetlerimizi okuyanların neredeyse üzerlerine saldırırlar. De ki: Size bundan (bu öfke ve huzursuzluğunuzdan) daha kötüsünü bildireyim mi? CEHENNEM! Allah, onu kâfirlere (ceza olarak) bildirdi. O, ne kötü sondur! (Diyanet vakfı meali) Önce hatırlatmak isterim. Allah inkârcı/kâfir dediği kişiler Allah a iman etmeyenler değil, tam tersine Allah a iman ettiğini söyledikleri halde, Allah ın kitabının sınırlarının dışına çıkan, batılı ve hurafeyi din diye yaşayanlar. Allah cahiliye toplumunu, öyle bir nedenden dolayı uyarıyor ki, BU YAPTIĞINIZ KÂFİRLİKTİR, İNKÂRCILIKTIR, BENİM YOLUMDAN SAPMAKTIR DİYOR. Peki, cahiliye toplumu ne yapmışta Allah bu sözleri söylüyor olabilir ona bakalım. Allah Elçisi tarafından, ayetlerini gönderip tebliğ edildiğinde, bu insanlar kendi batıl ve hurafe inançlarını Kur’an da göremediklerinde, Allah ın elçisine karşı tavır almışlar, karşı çıkmışlar, bu davranışlarının suratlarından belli olduğunu söylüyor. Hatta Kur’an da istediklerini göremediklerinde, neredeyse Elçimizin üstüne saldıracaklardı diyor. Allah ın elçisi kanalıyla gönderdiği Kur’an ı yeterli görmeyip, kendi inançlarını da dinde yaşayabilmek adına, Allah ın gönderdiği kitapta hüküm verdiklerini yeterli görmeyenlere Allah, çok net ve kesin bir cevap veriyor. ONLARIN SONLARI CEHENNEMDİR. Bu ayette geçen konuyu daha iyi anlayabilmemiz için, Ehli kitabın Peygamberimize nasıl ve hangi konularda itiraz ettiklerini ve Allah ın bu itirazlarına karşı nasıl cevaplar verdiğini, Kur’an ın diğer ayetlerinden örnek vererek daha iyi anlamaya çalışalım. Ehli kitap tan bir kısmı, Kur’an ı kabul edebileceklerini ama kendilerinin atalarından intikal eden inançlarının da olduğunu, onları da yaşamak istediklerini söylüyorlardı. Bakın bu istekte bulunan Kitap ehline Allah, nasıl cevaplar veriyordu hatırlayalım. KARŞILARINDA OKUNUP DURAN BIR KITABI, SANA İNDİRMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMİYOR MU? (Ankebut 51) O HALDE KUR'ÂN'DAN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR? (Araf 185) ALLAH'TAN VE O'NUN AYETLERİNDEN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR? (Casiye 6) Günümüzde İslam ı yaşarken, yalnız Kur’an yeterli değildir, Kur’an hüküm verir detay vermez diyerek, adeta Allah ın sınırlarını aşarak, Kur’an ı rivayet ve sanı bilgilerle cemaat ve tarikat eksenli yaşayan arkadaşlarımızda aynı yanlışları yaptıklarında, bu ayetleri örnek gösteriyoruz. Aldığımız cevap çok düşündürücüdür. “Siz bu ayetlerin nüzul sebebini biliyor musunuz, bunlar cahiliye toplumuna söylenmiştir” diyerek, hiç üstlerine alınmayarak ders ve ibret almamakta ne yazık ki ısrar ediyorlar. Hac suresi 72. ayeti daha iyi anlayabilmek için, gelin bir öncesindeki ayete bakalım. Allah ın uyardığı bu insanlar neler yapıyorlarmış da, Allah onlara inkârcı/kâfir oldunuz diye uyarıyor. Hac 71: ALLAH'TAN AYRI OLARAK, HAKKINDA O'NUN HİÇBİR KANIT İNDİRMEDİĞİ ŞEYE KULLUK EDİYORLAR. KENDİLERİNİN DE ONUNLA İLGİLİ BİR İLMİ YOKTUR. O zalimlerin yardımcısı olmayacaktır. (Yaşar Nuri meali) Bu ayetle yapılan yanlışlar, çok net anlaşılıyor. Allah Ehli kitaba, daha önce gönderdiği kitapta hiç bahsedilmeyen, hüküm verilmemiş konularda, kendilerine hurafe, rivayet inançlar edinerek, Allah ın emri diye yaşadıkları için uyarıda bulunuyor. Bu yanlışları yapanlara Rabbimiz İNKÂRCI/KÂFİR OLDULAR, yani Allah ın apaçık ayetlerini tebliğ alıp, iman edeceklerini söyledikleri halde, ayetleri görmezden gelip hayatlarına tam tersini geçirdiler diyor. ALLAH BÖYLE YAPANLARA, ZALİM DİYOR HATIRLATIRIM. Allah korusun hangimiz böyle bir yanlışı yaparak, Allah ın huzuruna gitmek ister? Demek ki cahiliye toplumuna Allah, tıpkı bizlere de Kur’an da emrettiği gibi, benden başkasına kulluk ederek onlardan yardım istemeyin, onları veli edinmeyin, onlardan şefaat dilemeyin dediği halde, bu insanlar Allah ın kitabında haklarında hiçbir kanıt indirmediği onca konuları, bunlarda Allah ın emridir diye inanıp yaşayanları şiddetle uyarıyor. Konuyu daha iyi anlayabilmemiz için, Hac 72. ayetin bir sonrasına da bakalım. Hac 73: Ey insanlar! Size bir örnek verildi; onu dinleyin. O ALLAH'IN YANINDA YAKARIP DURDUKLARINIZ VAR YA, HEPSİ BİR ARAYA TOPLANSALAR BİR SİNEK BİLE YARATAMAZLAR. Sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu bile ondan geri alamazlar. İsteyen de âciz, istenen de... (Yaşar Nuri meali) Sanırım, Allah ın Ehli kitaba inkârcı/kâfir oldunuz demesinin asıl nedenleri, şimdi daha net ortaya çıktı. Bu insanlar Allah a ve onun gönderdiği kitaba inandığını söyledikleri halde, Allah yalnız gönderdiğim kitaba sarılın, emin olmadığınız sözleri/hadisleri din diye yaşayarak hayatınıza geçirmeyin dedikçe, sözde kitaba uyarak, özünde tam tersini yaşıyor kitap ehli. Kendilerine Allah ın yanında yardımcı veliler, efendiler, şeyhler edinip, onlara yalvarıp yakararak, onlardan da yardım istemeleri, onlardan şefaat bekledikleri için Allah, onlara KÂFİR/İNKÂRCI oldunuz diyor. Allah ın berisinden yalvarıp yakardıklarınız, bir sinek bile yaratamadıklarını, bu durumda onlardan nasıl yardım istersiniz diye Allah, şiddetle uyarıyor. Allah ın ayetin sonunda verdiği örnek çok dikkat çekici ve uyarıcı, ders alabilene ne mutlu. Bakın ne diyor, Allah dan başka veli edinip, yadım isteyen o kişiler için. “İSTEYEN DE ACİZ, İSTENEN DE.” Sanırım bu üç ayeti okuduğunuzda, cahiliye döneminde Kitap ehlinin yaptığı O çok büyük yanlışı, günümüzde biz Müslümanların genel çoğunluğunun, hala yapmaya devam ettiğini, bu ayetlere iman ettiğini söyledikleri halde, bu uyarılardan ders almayıp, bugün bizleri ilgilendirmiyor, bu ayetler bizlere hitap etmiyor, cahiliye toplumundan bahsediyor diyerek, ders almadığımız anlaşılıyor. HATIRLATIRIM BU YANLIŞLARI YAPANLARA ALLAH, İNKÂRCI/KÂFİR OLDULAR, ONLARIN YERİ CEHENNEMDİR DİYOR. Bu örnekleri Allah boşuna vermiyor bizlere, aynı yanlışları yapmayalım, ders alalım diye veriyor. Ne yazık ki günümüz İslam toplumu, cahiliye dönemini aratmıyor. Hatta onlardan daha ileri giderek, Allah ın yanında VELİLER, ŞEYHLER, EFENDİLER EDİNMEYEN İSLAM I DOĞRU YAŞAYAMAZ, KUR’AN I ANLAYAMAZ, HATTA CENNETE GİDEMEZ DİYECEK KADAR, ALLAH IN YOLUNDAN SAPTIK. Böyle olunca da İslam toplumunda ne huzur var nede mutluluk. Acı ve keder kol geziyor aramızda. Dualarımız karşılık görmüyor, çünkü Allah bizlere gönderdiği Kur’an da ne emrediyorsa bizlere, bizler adeta tam tersini din diye yaşıyoruz. ÇÜNKÜ ARTIK KUR’AN HER BİLGİNİN OLMADIĞI, HATTA AÇIKLANMAMIŞ, HERKESİN ANLAYAMAYACAĞI BİR KİTAP İLAN EDİLDİ. PEYGAMBERİMİZİN MAHŞER GÜNÜ SÖYLEYECEĞİ GİBİ, “BENİM ÜMMETİM KUR’AN I TERK ETTİ.” NE YAZIK Kİ İNKÂRCI OLDUĞUMUZUN, FARKINDA BİLE DEĞİLİZ. Değerli din kardeşlerim. Örneklerini verdiğim ayetler gibi, inanın yüzlerce ayet bizleri yalnız Kur’an a sarılmamızı emrediyor. Kur’an ın bahsetmediği hiçbir şey, bizleri din ve iman adına bağlayıcı olamaz. Allah da bu uyarıyı yapıyor ve HAKKINDA HİÇ BİR KANIT İNDİRMEDİĞİM KONULARI, DİN DİYE SAKIN YAŞAMAYIN DİYOR. Allah sizleri Kur’an dan hesaba çekeceğim dedikten sonra, sizce Kur’an da olmayan bir bilgiden de sorumlu tutar mı? Her şey çok açık, karar sizin. Allah ın uyarılarından dersler alıp, batıldan ve sanı inançlardan uzak, yalnız Kur’an ın ipine sarılana ne mutlu. Dilerim cümlemiz, Allah ın ikaz ve uyarılarından dersler alan, ALLAH IN AZINLIK HALİS, KULLARINDAN OLURUZ. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  10. Kur’an tüm zamanlara hitap eden yol gösterici bir ışık, rehber olduğundan, bazı konularda keskin hükümler vermek yerine, Allah kullarının düşünerek, yaşadığı ortamın, çağın gereklerine uygun davranabilmesine imkân sağlamıştır. Örneğin Kur’an, evini ya da kendi ihtiyaçlarını sağlamak adına, KADIN İŞ HAYATINDA ÇALIŞIR YA DA ÇALIŞAMAZ ŞEKLİNDE BİR HÜKÜM VERMEMİŞ, BU KONUDA KADINI SERBEST BIRAKMIŞTIR. Allah ın bu konuda bir yasaklayıcı hükmü olmadığı halde, bazı mezheplerin, cemaat ve tarikatların fıkıh öğretisinin etkisiyle, bazı kesimler tarafından, işlerine geldikleri ve kadını istedikleri gibi yönetebilmek için, kadının çalışması dinen haramdır diyerek, Kur’an dan uzak bir inanç yaratılmaya çalışılmıştır. Allah kadın ve erkeği yaratırken, özellikle farklı yarattığını ayetlerde açıklar. Erkeği güçlü ve kuvvetli yarattığını, kadını daha nazik, narin yarattığından bahsederek, erkeğin kadını bu yaratılışından dolayı koruyup kollama görevinden bahseder. Ama erkeğin bu gücü kadın üzerinde bir baskı, üstünlük aracı değildir. Nisa suresi 34. ayet, öyle bir tercüme edilir ki, ayette hiç bahsedilmeyen sözler ilave edilerek, erkek kadın üzerinde yöneticidir diye tercüme edilir. Yönetici kelimesi, yönetme gücü elinde bulunan anlamındadır ki, Allah Kur’an da aile bireylerinin herhangi birisi için, böyle bir söz söylememiş KADININ VE ERKEĞİN YARATILIŞINDAN DOLAYI, KENDİLERİNE HAS GÖREVLERİ OLDUĞUNDAN BAHSETMİŞTİR. Yönetici dersek, bunun altındaki bireylerin yetkisi yok demektir. Erkek ailede daha güçlü, çalışıp para kazanması, kadına göre daha kolay olduğundan, evi geçindirmek normal olarak erkeğin görevi olmuştur. Onun içinde Kur’an da erkekler aile içinde kazandıklarından aile bireylerine harcama yaparlar, onların ihtiyaçlarını görürler. Bu konuda da Allah erkekleri özellikle uyarıyor. Ama lütfen şunu unutmayalım, kadın çalışmaz asla demiyor. Kadınlar çalışamaz diyen, batıl inançlarına Kur’an dan kanıt arayanlar, Ahzab 33. ayetinde Allah, Peygamber eşlerini uyarıp, cahiliye toplumundaki kadınlar gibi açılıp saçılmayın, VAKARLA, NAMUSUNUZLA, EDEBİNİZLE EVİNİZDE OTURUN DİYE ONLARI UYARIR. Bu ayette geçen evinizde oturun kelimesini alıp kadınlar çalışamaz, evinde oturmalıdır diyerek, kendi yanlış inançlarına delil yapmaya çalışmışladır. Nisa suresi 34. ayeti, farklı tercümeden yazmak istiyorum. Nisa 34: Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için ERKEKLER KADINLARIN YÖNETİCİSİ VE KORUYUCUSUDUR……… (Diyanet vakfı meali) Nisa 34: Erkekler kadınların koruyup gözeticisidirler, çünkü Allah ERKEKLERLE KADINLARI FARKLI ALANLARDA ÜSTÜN YETENEKLERLE DONATMIŞTIR, bir de erkekler servetlerinden harcama yapmaktadırlar. ….. ( M. İslamoğlu meali) Nisa 34: Erkekler; kadınları gözetip kollayıcıdırlar. Şundan ki, Allah, insanların bazılarını bazılarından üstün kılmıştır VE ERKEKLER MALLARINDAN BOL BOL HARCAMIŞLARDIR…….. (Yaşar Nuri meali) Dikkat ederseniz ayette, erkekler kadınlar üzerinde yöneticidir kelimesi geçmediği halde, rivayet hadislerin etkisiyle anlam sapması yaratılmaktadır. Yöneticilik aile içinde olmaz, çalıştığımız fabrika türü iş yerlerinde olur. AİLE, KADIN VE ERKEĞİN İŞ BÖLÜMÜYLE YÜRÜTÜLÜR. Üstünlükler ancak, aynı şartlarda iki erkeğin ya da iki kadının aynı görevi, gereği gibi yapıp yapmadıkları alanlarda ancak değerlendirilebilir. Ayette özellikle bahsedilen erkeklerin, ailenin geçimi için öncelikli olarak çalışması gerektiğini ve kazandıkları ile ailesini geçindireceklerinden bahsediliyor. Aslında Allah bu ayette kadını koruma altına alarak, öncelikli çalışan erkektir diyor. AMA KADINA ÇALIŞMA YASAĞI GETİRMEYEREK DE, KADIN İSTERSE ÇALIŞABİLİR ÖZGÜRLÜĞÜNÜ VERİYOR. TEVBE SURESİ 71. AYETİNDE, İMAN ETMİŞ KADIN VE ERKEK BİRBİRİLERİN DOSTLARIDIR DER. Özellikle biz erkekler, güçlü kuvvetli yaratılışımızı, doğru yerlerde bazen kullanmayıp, kadına karşı üstünlük ölçüsü olarak kullanmaya çalışıyoruz. Onlara da böylece, her istediğimizi yaptırmaya çalıştığımız gibi, birde bu yanlışımıza Kur’an dan delil arayıp, ayetleri çarpıtmaya çaba harcıyoruz. Hâlbuki kadın ve erkek arasında, farklı yaratılışımız konusunda bakın Allah ne diyor. Nisa 32: ALLAH'IN SİZİ BİRBİRİNİZDEN ÜSTÜN KILDIĞI ŞEYLERİ HASRETLE ARZU ETMEYİNİZ. Erkeklerin de kazandıklarından bir payları var, kadınların da kazandıklarından bir payları var. Allah'ın lütfunu isteyiniz. Şüphesiz Allah, her şeyi bilmektedir. (Bayraktar Bayraklı meali) Lütfen ayet üzerinde dikkatle düşünelim. Allah ın sizi, birbirinizden üstün kıldığı şeyleri özenmeyin diyor. Ne erkek kadının özelliklerine, nede kadının erkeğin yaratılışındaki özelliklerine, özenmesin diye uyarıyor. BURADAN DA ANLIYORUZ Kİ, AİLE İÇİNDE KADIN VE ERKEĞİN BİRBİRİNE ÜSTÜNLÜĞÜ YOKTUR. Yani kadın ben çocuk dünyaya getiriyorum, senden üstünüm diyemeyeceği gibi, erkekte ben evin geçimini sağlıyorum, onun için senden üstünüm, sen benim emrimdesin ben ailenin yöneticisi son sözü söyleyen benim diyemez. BÖYLE BİR ÜSTÜNLÜĞÜ AİLEDE ALLAH, HİÇ KİMSEYE VERMEMİŞTİR. Hurafeyi din zanneden, kendisini üstün gören erkek sultası bazı kişiler, evde mutlaka bir yöneticinin, reisin olması gerektiğini söylerler. Çünkü onlara Kur’an dışı bilgiler öyle öğretmiştir. Evde bir reis, yönetici olmazsa kargaşa, anarşi çıkacağını savunurlar. BUNLAR KENDİ NEFİSLERİNİN, KADINI KÜÇÜMSEYEN ZİHNİYETİN ÜRÜNÜDÜR. Asla Kur’an ın öğretisi, söyledikleri değildir. Ailede Allah erkek ve kadına farklı görevler vererek iş bölümü yapmıştır. Bunu da ayetlerden çok açık anlıyoruz. Aile içinde kadın kendisine düşen görevlerden, erkekte kendisine düşen görevlerden sorumludur. TEKRAR EDİYORUM, FARKLI GÖREV VE SORUMLULUKLARI OLAN İKİ KİŞİNİN, BİR BİRİNE ÜSTÜNLÜKLERİ ASLA SÖZ KONUSU OLAMAZ. Zaten Allah katında üstünlük, erkek ya da kadın oluşumuzla değil, Takvamızdadır. Özellikle şunu tekrar söylemek isterim. Kur’an ailede kadının, evin geçimini sağlamak, yardımcı olmak için çalışmasına, asla yasak getirmez, böyle bir hükümde Kur’an da yoktur. Çünkü her kadın evlenmek zorunda değildir, oda geçimini sağlamak için çalışmak zorunda kalabilir. Böyle bir yasak getirmek, kadını köle yapmakla eş değe bir zihniyettir. Kur’an ın da zaten evrensel olma ilkesine ters düşer. Yine yanlış batıl inançların etkisiyle, şöyle söyleyenleri de duyarız, kadını çalıştırmamak, önünü kesmek, hatta çalışan kadın ve eşini karşı karşıya getirebilmek adına. “AİLEDE KADIN ÇALIŞIYORSA, KADININ KAZANDIĞI PARA MÜSTAKİLDİR YANİ BAĞIMSIZ, ŞAHSINA AİT YALNIZ KADININDIR. KADIN İSTERSE KOCASINA VERMEYEBİLİR.” Bunu söylemek ve düşünmek, aklın ve mantığın ötesinde bir düşüncedir. Ne erkek kazandığı parayı ölçüsüz harcayabilir bu para yalnız benim diyebilir, nede kadın ailede kazandığı parayı, ben kazandım diyerek ölçüsüz istediği yerlere harcayamaz. AİLE KELİME ANLAMI OLARAK, TOPLUM İÇİNDE OLUŞTURULAN EN KÜÇÜK BİRİMDİR. Hiçbir birimde, oluşumda hiç kimse kendi başına buyruk olamayacağı gibi, bağımsız hareket edemez. O zaman bu aile değil özel şirket olur ki, böyle bir ailede dağılır, aile olmaktan çıkar. Bu yanlış düşüncelerine Kur’an dan kanıt gösterenler, bakın hangi ayeti örnek gösteriyorlar. Her zaman ki gibi alakası olmayan farklı konular, kendi inançlarına kanıt gösteriliyor. Nisa 4: KADINLARA MEHİRLERİNİ HİÇBİR KARŞILIK BEKLEMEDEN VERİNİZ; ama eğer onlar, kendi rızâlarıyla bir kısmını size bırakırlarsa, ondan hoşnutluk ve gönül rahatlığıyla faydalanınız. ( Bayraktar Bayraklı) Örnek verdikleri ayet, sizce konumuzla bir ilgisi var mı? Ayette, evlenirken kadına verilen mehirden bahsediliyor, konumuz ise kadının geçimi için dışarıda çalışıp para kazanmasından bahsediliyor. Bu durumda bu ayeti nasıl örnek gösterebiliriz? Bir insan düşünmeden, aklını kullanmadan körü körüne birilerinin sözlerine tabi olursa, böyle yanlış ayetlere de inanması yadırganmayacaktır. Aile içinde erkeğin, yönetici olmadığına birçok kanıt gösterebiliriz. Kur’an ı yeterli görmeyenler, ayetlere yüzlerini dönüp, batıl ile iman ettiklerinden, erkek izin vermezse kadın boşanamaz diyebilmektedirler. İşte bu zihniyet, aile içinde erkeği yönetici gören zihniyettir ki, bunu Kur’an asla onaylamaz ve isterse kadın kocasını boşama hakkına sahiptir. Lütfen Nisa 130. Bakara 229 ve 231. ayetleri okuyunuz. Aşağıdaki ayetler, ailede kadın ve erkeğin ne derece eşit haklara sahip olduğunu, asla bir birilerine ailede üstünlüklerinin olmadığına bir başka delildir. Onun ayetlerinden biri de sizin için, KENDİLERİNE ISINASINIZ VE ARANIZDA SEVGİ VE RAHMET KOYSUN DİYE NEFİSLERİNİZDEN EŞLER YARATMASIDIR. Bunda, iyice düşünen bir toplum için elbette ayetler vardır. (RUM 21) ONLAR SİZİN İÇİN BİRER ELBİSE, SİZ DE ONLAR İÇİN BİRER ELBİSESİNİZ. (Bakara 187) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  11. Bu makalemin konusu ŞİRK ve MÜŞRİK konusu üzerinde olacaktır. Kur’an bu iki konu üzerinde çok fazla durur, dikkatimizi çeker örnekler verir ve bizleri uyarır. Önce şunu söylemek isterim. Kur’an ın üzerinde durduğu bu iki büyük yanlışı yapanlar, iman etmeyenler değil. Hatta ateist dediğimiz Allah ın inkar eden kafirler hiç değildir. Peki, bu iki büyük günahı işleyenler kimler o zaman? NE YAZIK Kİ ALLAH IN GÖNDERDİĞİ ELÇİLERİNE VE KİTAPLARINA İMAN ETTİĞİNİ SÖYLEYENLER. Çünkü şirk koşabilmek ve müşrik olmak için, Önce Allah a iman etmiş olmak gerekir. Şirk kelime anlamı olarak eşkoşmak, ortak etmek anlamındadır. Eğer iman ettiğini söyleyen bir Müslüman, Allah ın tek elinde tutuğu yetki ve sorumluluklarını, elçisine yada çevresinde edindiği velilere, şeyhlere, efendilere de yükleyerek, Allah dan istenmesi gereken yardımı, şefaati Allah dan başkalarından da istiyorsa, yada böyle insanları Allah ile aracı yapmaya çalışıyorsa, Allah a şirk koşuyor demektir. ALLAH BÖYLE BÜYÜK HATALARI YAPANLARADA, MÜŞRİK DİYOR KUR’AN DA. Çok önemli bir örnek velim. Enam 106: RABBİNDEN SANA VAHYEDİLENE UY. O'ndan başka ilâh yoktur. ORTAK KOŞANLARDAN DA YÜZ ÇEVİR. (Elmalı meali) Ayette dikkatimizi çeken en önemli uyarı ise Allah elçisine, sana indirdiğim ayetlere uy, sakın Ehli kitabın edindikleri velilerin, atalarının rivayet sözlerine inanma, çünkü onlar Allah a ortak koşuyorlar, Allah ın berisinden Allah ın yetkileri ile donattığı insanları da ilahlaştırıyorlar diye uyarıyor. Çünkü Kur’an ayetlerinden anlıyoruz ki, Ehli kitap Peygamberimize, getirdiğin ayetlere de uyarız ama bizim atalarımızın inançları da var diyorlardı. Allah da elçisini uyarıyor ve yalnız benim vahyime uy diyor ve onlara SİZE İNDİRDİĞİM KUR’AN YETMİYOR DİYE İKAZ ET DİYORDU. Allah şahittir ki ben de her yazımda, din kardeşlerimi buna benzer ayetlerle uyarıyor ve cahiliye toplumunun yaptığı yanlışları bizlerde yapmayalım, yalnız ALLAH IN İNDİRDİĞİ VAHYE UYALIM, YOKSA ALLAH A ŞİRK KOŞMUŞ OLURUZ, BÖYLECE MÜŞRİK OLMAKTAN KURTULAMAYIZ YANLIŞINI, ANLATMAYA ÇALIŞIYORUM. Allah ın elçisi yalnız Kur’an a uyma emri aldıysa, bizler nasıl olurda emin olmadığımız, Kur’an ın dışından bilgilerle İslam ı yaşarız ve bunlarda Peygamberimizin dinde koyduğu hükümler deriz. Sizlere Kur’an dan bu konu ile ilgili, çok önemli ve hiçbir zaman unutmamamız gereken Allah ın bir uyarısını, ikazını hatırlatmak istiyorum. Bakın Allah iman ettiğini söyleyen Müminlerin aslında genel çoğunluğu, nasıl çok büyük yanlışları yaparak iman ettiğini bizleri bildiriyor. Ders alabilene ne mutlu. Yusuf 106: ONLARIN ÇOĞU, ŞİRKE BULAŞMIŞ OLMADAN ALLAH'A İMAN ETMEZ. (Yaşar Nuri meali) DEMEK Kİ ÇOĞUNLUK ÖYLE İNANIYOR, ÖYLEYSE DOĞRUDUR DEMEK YANLIŞ BİR İNANÇMIŞ. Allah cümlemizi, bu hataları yapmaktan bizleri korusun. Demek ki, Allah ın istediği bir iman üzerinde olmak istiyorsak, YALNIZ ALLAH IN İPİNE SARILMALIYIZ. Onun yanında, bizleri Allah a daha çok yaklaştıracağına inandığımız hiç kimseye güvenmeden, Allah a aracı yapmadan, emin olmadığımız sözlerin/hadislerin peşine düşmeden, YALNIZ KUR’AN I HAYATIMIZA GEÇİRMELİYİZ. YOKSA ŞİRK BATAĞINA BATMIŞ, MÜŞRİKLERDEN OLURUZ. Allah bizleri Nisa suresi 31. ayetinde uyararak, EĞER YASAKLANDIĞINIZ GÜNAHLARIN BÜYÜKLERİNDEN UZAK KALIRSANIZ, DİĞER KÖTÜLÜKLERİNİZİ ÖRTERİZ DER. Yine Nisa suresi 48. ayetinde de ALLAH, KENDİSİNE ORTAK KOŞULMASINI ASLA BAĞIŞLAMAZ diyerek, şirk koşan Müşriklerin affedilmeyeceği uyarısını yapar. Tekrar hatırlatmak isterim, şirk koşup müşrik olanlar, Allah a iman ettiğini söyleyenler. Hatta şirk koşmayacaklarına dair söz verenler. Çünkü imanın gereği, Allah a eş koşmamaktır, onun sözünden başka sözlere inanmamaktır. ALLAH IN SÖZÜNDEN DAHA DOĞRU SÖZ MÜ VAR DİYORSA RABBİMİZ, bu uyarıyı görmezden gelip, başka sözlere de inanıyorsak, imanımız kalbimize yerleşmemiş, müşrik olmuşuz demektir. Allah a iman etmeyen zaten kâfirdir, onun içinde ateistin şirk koşmasından, müşrik olmasından bahsedemeyiz. Allah ın elçisi, mahşer günü şahit olarak çağrıldığında, benim ümmetim Kur’an ı terk etti diyecekse ve bu uyarıyı Allah şimdiden bizlere yapıyorsa, lütfen bu uyarılara kulak verelim, Kur’an dan başka ipler aramayalım, Allah a şirk koşmayalım. Allah ın yetki ve sorumluluklarını, elçisi dâhil hiçbir yaratılmış beşere vermeyelim. Bu hatayı düşünmeden yapmaya devam dersek, mahşer günü inanın pişman olanların safında buluruz kendimizi. Allah Rad suresi 40. ayetinde, “TEBLİĞ ETMEK SANA, HESAP SORMAK BİZE DÜŞER” der. Müddesir 11. ayetinde de elçisine, “BENİ, YARATTIĞIM KİŞİYLE BAŞ BAŞA BIRAK.” diyerek, Allah ile kulu arasında elçisi dâhil hiç kimsenin olamayacağını, açıkça Rabbimiz bizlere bildirmiştir. Bu uyarılardan sonra hala, Allah ile kendi arasında veliler, şeyhle edinen varsa, böyle insanlar Allah şirk koşarak, MÜŞRİK olmuş demektir. Allah Furkan suresi 2. ayetinde, HÜKÜMRANLIĞINDA, ONUN HİÇ BİR ORTAĞI OLMAMIŞTIR diyorsa, lütfen ne Allah ın elçisini, nede edindikleri velileri, Allah ın yetkileri ile donatıp ŞİRK koşmayalım. Müşrik olmaktan asla kurtulamayız. Tekrar etmek istiyorum. ŞİRK KOŞMAK, ALLAH DAN BAŞKA İLAH EDİNMEK DEĞİLDİR. Çünkü hiçbir Mümin, Allah dan başka hiçbir ilah olmadığını bilir. Ama Allah ın yetkilerini ve sorumluluklarını, yaratılmış bir beşere yüklememizi de Allah, kendisine şirk koşmuş olarak kabul ediyor. Allah korusun, MÜŞRİK olarak iman edenlerden olmak istemiyorsak, Allah ın emrettiği YALNIZ KUR’AN IN İPİNE SARILALIM. Geri dönüşü olmayan yola girdiğimizde, pişmanlıklarımızın hiçbir faydası olmayacaktır. Allah a şirk koşup, müşrik olanları mahşer günü, nasıl bir son bekliyor hatırlatmak istiyorum. Kur’an ile düşünen tüm gerçekleri anlayacaktır. Ben Kur’an ı anlayamam diyerek, imtihanını birilerine havale edenleri, bir kez daha düşünerek Kur’an a davet ediyorum. HANGİMİZ MAHŞERDE BÖYLE BİR SON İSTERİZ? Beyyine 6: EHLİKİTAP'IN KÜFRE SAPANLARIYLA MÜŞRİKLER, İÇİNDE SÜREKLİ KALICILAR OLARAK CEHENNEM ATEŞİNDEDİRLER. İşte onlardır yaratılmışların en şerlisi. (Yaşar Nuri meali) Lütfen bu ve benzeri uyarıları dikkate alalım bizleri ilgilendirmiyor bu ayetler, Ehli kitabı ve müşrikleri ilgilendiriyor demeyelim. Allah, iman ettiğini söyleyenlerin arasından birçoğu, Allah ın indirdiği kitabın sınırlarını aşanlara, Allah emretmediği halde bunlarda Allah ın emri diyerek, Allah a iftira edenlere küfre saptılar, kâfir oldular, ya da müşrik oldular diye bizleri uyarır. Lütfen Allah ın uyarılarını dikkate alalım. Enam 82: İNANIP DA İMANLARINA HERHANGİ BİR ŞİRKİ BULAŞTIRMAYANLAR VAR YA, işte güven onlarındır ve onlar doğru yolu bulanlardır. (Bayraktar Bayraklı meali) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  12. Bizler günümüzde öyle bir din yaşıyoruz ki, bizleri adeta şeytanın kucağına doğru itiyor. Allah ın sorumlu tuttuğu Kur’an ı anlayarak okuyan, neredeyse yok denecek kadar az. Anlamını bilmeden, Arapça okuyarak sevap kazandığımızı zannediyoruz. Anlamadan okuduğumuz içinde, Allah ın düşün aklını kullan emrini, ne yazık ki yerine getiremiyoruz. Kur’an Allah ın bizlere tebliğidir mesajıdır. Eğer bu mesajı anladığımız dilden okumadıysak, hayatımızda bizler hiç Kur’an okumamışız, yani Allah ın mesajı aracısız almamışız demektir. İçimize giren din düşmanları, özellikle Yahudiler ve dini kendilerine menfaat aracı yapan bazı kişiler sayesinde, çok üzgünüm ama bunu söylemek zorundayım, BUGÜN MÜSLÜMAN TOPLUMLARIN GENEL ÇOĞUNLUĞUNUN YAŞADIĞI İSLAM, ALLAH IN EMRETTİĞİ İSLAM DEĞİL, ŞEYTANIN FISILDADIĞI RİVAYET, SANI VE BİRAZ SONRA VERECEĞİM ÖRNEKTE OLDUĞU GİBİ, SAPKIN DÜŞÜNCELERDİR. Bazı Müslüman kardeşlerimiz, ne yazık ki bu kişilerin sözlerine inandıklarından dolayı, din adına ne anlatılırsa kabul etmek zorunda kalıyorlar. Çünkü onlara anlatılan rivayetleri, Allah katından ya da Allah ın elçisinin emirleri, hükümleri zannediyorlar. Kur’an ile direk bir bağ kuramadığımız, Kur’an ı anlayarak ve düşünerek okumadığımız için, anlatılan yanlış bilgileri İslam dininden zannediyoruz. Sizlere nasıl bir sapkınlık içinde olduğumuza, çok çarpıcı bir örnek vermek istiyorum. Bu yazacaklarımı Kadir isminde bir arkadaşımız, bana Facebook ta kısa bir konuşmamızda söyledi, doğrusu ben inanamadım, gözlerim faltaşı gibi açıldı. Hatta kendisine, bu sözlerinizden güzel ve ibret verici bir makale çıkacağını da kendisine söyledim. Belki okuduğunuzda sizler de inanamayacaksınız. Ama yemin ederim ki bu sözler, bahsettiğim kişiye aittir. Bakın bana Kur’an ile ilgili, ALLAH DAN KORKMADAN, ŞU SÖZLERİ NASIL SÖYLEDİ. “KUR AN KONUŞMAZ, YORUMCU ONU KONUŞTURUR. HER EKOLÜN KUR AN I KENDİLERİNİ ONAYLAYAN PASİF BİR KİTAPTIR KUR’AN. KUR’AN ÖZNE DEĞİL ELİ KOLU BAĞLI VE YORUMCUNUN İNSAFINA KALMIŞ CANSIZ BİR NESNEDİR. KUR AN A BİZ ŞEKİL VERİRİZ.” Ben bunları yazarken ve okurken için titriyor üzüntüden ve yapılan saygısızlıktan. Ama bunu söyleyen, çok rahatlıkla söyleyebiliyor. Bunları söyleyen bir insanın, akşam yatarken gözlerine uyku girmemesi gerekir. Ama bir insan Kur’an dan uzak batılın etkisinde düşünmeden, aklını kullanmadan imanını yaşıyor da batılı, hurafeyi, sanıyı din zannediyorsa, işte böyle hiçbir şeyden habersiz, şeytan demek ki böyle insanlara cesaret veriyor. Gönül gözleri de Kur’an ile açılmamış bir insanın, elbette Allah ın uyardığı gibi, GÖZLERİNDE PERDE KULAKLARINDA VE GÖNLÜNDE MÜHÜR OLACAKTIR. Böyle bir insanında inatla batılın ardı sıra gittiğinden, gerçekleri görmesi, fark etmesi mümkün olamaz. ALLAH CÜMLEMİZİ, BÖYLE YANLIŞLARIN ARDI SIRA GİTMEKTEN, BİZLERİ KORUSUN İNŞALLAH. Bu yazımı da yazmamın nedeni, Allah şahittir ki, bu yanlışların peşine düşmemeleri adına hem din kardeşlerimi uyarmak, hem de bu sözleri söyleyen kardeşimizi bir kez daha Kur’an ile düşünmeye davet etmek içindir. Bu arkadaşımızın söylediklerinin tamamı, Kur’an hükümlerinin tamamen tersi. Hangi ayetle uyaracağımı bilemiyorum. Kur’an konuşmaz, yorumcu onu konuşturur demek, Allah katından gelen bir kitap için, aklın ve mantığın ötesinde bir düşüncedir. Beşerin yazdığı herhangi bir bilimsel kitaba bile böyle akılsızca bir düşünce söylenemez. Her kitap, yazarı tarafından aktarılan bilgileri verir okuyana. Hele birde bu kitap Allah katından geliyorsa, nasıl olurda Allah ın HÂŞÂ anlatamadığını her okuyan kendisi yorumlar ona anlamlar verir, yani konuşturur deriz. İŞTE BU ZİHNİYETİN İNANCI, BİZLERİ DİNDE BÖLDÜ, PARÇALADI VE BİRBİRİMİZE DÜŞMAN YAPTI. Kur’an ın muhkem ayetlerine, hiç kimse yorum yapamaz. Yorum açık olmayan, anlaşılmayan sözlere yapılır. Allah MUHKEM yani anlaşılan, açık ayetlerini, tüm kullarının anlayacağı şekilde, nice örneklerle açıkladık dediği halde, bu yanlış düşünceyi Kur’an a nispet eden, Kur’an a iman etmiyor demektir. KUR’AN A PASİF KİTAP DİYEN, ŞEYTANIN HİZMETÇİSİDİR. Kusura bakmayın, Allah ın kitabına bu sözleri nispet edene, bunları söylemek zorundayım. Hele hele Kur’an için eli kolu bağlı, yorumcunun insafına kalmış yani açıklamaya izaha muhtaç cansız bir nesnedir demek, yine çok özür diliyorum okurlarımdan, KÂFİRLİĞİN, İNKÂRCILIĞIN TA KENDİSİDİR. Çünkü ben kolay kolay hiç kimseye kâfir sözünü kullanmam, çünkü onu Allah bilir ama bu sözleri söyleyenin sonunu, düşünmek bile istemiyorum. Son cümlesi ise sanırım şeytanın pabucunu dama attıracak kadar zalimce, saygısızca, akılsızca bir söz olduğunu söylemek zorundayım. Şu sözü nasıl söyleriz?” KUR AN A BİZ ŞEKİL VERİRİZ” NE YAZIK İ BU DÜŞÜNCE, CEMAAT VE TARİKATLARIN, AÇIKÇA SÖYLEYEMEDİKLERİ, AMA İNANÇLARININ ODAK NOKTASINI TEŞKİL ETMEKTEDİR. Bu toplumların içinde bulunan kardeşlerimizi lütfen uyaralım. Bu yol, düşünce ancak insanı cehennemin kalıcısı yapar Allah korusun. Ne yazık ki Allah ın şekillendirdiği, hadi bir benzerini getirin bakalım diyerek, bizlere meydan okuduğu Kur’an için, bu sapmış arkadaşlarımız neler söylüyor, Allah ın eşi benzeri olmayan NURUNA. Ne yazık i cemaatler ve tarikatlar işte böyle Kur’an ayetlerine, kendi sapkın inançları ile şekiller verdiler ve topluma da, bunlar Allah katındandır dediler. UYAN EY DİN KARDEŞİM, SENİ ALLAH İLE ALDATANLARIN TUZAĞINA DÜŞME. EĞER ELİNE KUR’AN I ALIP, ANLADIĞIN DİLDEN OKUYUP, ÜZERİNDE DÜŞÜNMÜYOR DA, BU DİN TACİRLERİNİN ANLATTIKLARINI, ALLAH KATINDANDIR DİYE İNANIYORSAN, HESABIN GÖRÜLECEĞİ O ÇETİN GÜN, ÇOK PİŞMAN OLANLARDAN OLUP, MUTLAKA EBEDİ CEHENNEMLİKLERİN SAFINDA BULURSUN KENDİNİ. DİN KARDEŞLERİME HATIRLATMAK İSTERİM. Bu sözleri söyleyen Kadir Bey, sürekli yazılar yayımlıyor ve yayımladığı bir yazısında, bu seferde Allah ın kitabı Kur’an a yaptığı saygısızlığın yanında, Allah ın elçisine de çok büyük bir iftirada bulunarak, bakın ne diyor. “23 SENELİK NÜZUL SÜRECİNDE DAİMA SÜNNET ÖNDEN GİTMİŞ, KURAN İSE ARKADAN GELMİŞTİR.” Bunları söylemek, Allah ın kitabına ve elçisine yapılabilecek saygısızlığın ve sapkınlığın, İFTİRANIN zirve noktası olsa gerek. Benim dilim tutuldu, söyleyecek başka söz bulamıyorum. Kur’an ayetlerini de hatırlatmak hiçbir işe yaramayacak biliyorum. Çünkü bu sözleri söyleyen ve inanan bir insan, KUR’AN I TERK ETMİŞTİR. DEĞERLİ DİN KARDEŞLERİM. TEKRAR HATIRLATMAK İSTİYORUM, BU DÜŞÜNCE VE İNANÇLAR, HER ZAMAN AÇIKÇA DİLE GETİRİLMEKTEN KORKULAN, AMA CEMAAT VE TARİKATLARIN OLUŞUMUNUN OMURGASINI TEŞKİL ETMEKTEDİR. Lütfen bu uyarıları tüm sevdiklerimize yapalım ve hatırlatalım. Sevdiklerimize yapabileceğimiz en güzel yardım, bu yanlışları yapmalarını engellemek olacaktır. Yakın geçmişte bir cemaatin, istediğinde din kardeşine ve devletine karşı cemaatini, nasıl isyan ettirip din kardeşini nasıl öldürebileceğinin örneğini gördük. Lütfen bu hain başkaldırı dan ibret alalım ve benzeri cemaatlerden, tarikatlardan uzak duralım ki, ülkemiz böyle bir acıyı bir daha yaşamasın. ALLAH CÜMLEMİZİN YARDIMCISI OLSUN VE BİZLERİ BÖYLE SAPKIN DÜŞÜNCE VE İNANÇLARDAN KORUSUN İNŞALLAH. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  13. Kur’an ı dikkatli okuyan bir Müslüman, Allah ın resulü nün bizler için güzel bir örnek olarak Allah ın gösterdiğini anlar. PEKİ ALLAH ELÇİSİNİ, BİZLER İÇİN HANGİ KONULARDA ÖRNEK GÖSTERİYOR VE BİZLERE HANGİ KONULARDA ÖRNEK ALMAMIZI İSTİYOR? Bu konu geleneksel İslam anlayışında, çok yanlış anlaşılan, hatta Kur’an a taban tabana ters düşen öyle yanlış bilgileri, sözleri topluma kabul ettirebilmek için kullanılıyor ki, bu anlatılanlara inanan bir Müslüman, adeta Kur’an dan uzaklaşır. Hatırlatmak isterim, Allah elçisini bizlere bir insan olarak ÖRNEK GÖSTERİYOR, DİNDE HÜKÜM ORTAĞI OLARAK DEĞİL. Gelin birlikte, Allah ın Resulünü hangi konularda örnek gösteriyor, onu birlikte anlamaya çalışalım. “Yemin olsun, Allah resulünde sizin için, Allah'ı ve âhiret gününü arzu edenlerle Allah'ı çok ananlara GÜZEL BİR ÖRNEK VARDIR.” (Ahzab 21) Dikkat ederseniz Allah Resulünün, bizler için iyi, güzel bir örnek olduğundan bahsediyor. Yine aynı konuda Kalem 4. ayetinde, SEN ELBETTE YÜCE BİR AHLÂK ÜZERESİN diyerek, elçisinin ahlakını bizlerin örnek almasını istiyor. Aşağıdaki ayetler üzerinde, lütfen birlikte düşünelim. “Yemin olsun, içinizden size ONURLU BİR RESUL gelmiştir. Sizi rahatsız eden şey onu da üzer. Çok düşkündür size. MÜMİNLERE İSE DAHA ŞEFKATLİ, DAHA MERHAMETLİDİR.” (Tevbe 128) O zaman Allah'tan bir rahmet olarak onlara YUMUŞAK DAVRANDIN! ŞAYET SEN, KABA VE KATI YÜREKLİ OLSAYDIN, hiç şüphesiz, etrafından ayrılıp giderlerdi. (Ali İmran 159) Bakın Allah ın elçisinin, bizler için en önemli örnek oluşu konusunda Allah, bizlere onun çok önemli özelliklerinden örnekler veriyor ve ders almamızı istiyor. SİZLERDE BÖYLE OLUN DİYOR. Bizler Allah ın elçisini örnek almak istiyorsak, ONURLU, ŞEREFLİ, DİN KARDEŞİNE ŞEFKATLİ, MERHAMETLİ VE YUMUŞAK BİR ŞEKİLDE İNSANLARA SAYGILI OLMALIYIZ. Asla kaba saba, saygısız bir şekilde onlarla konuşmamalıyız. Hatta karşımızdaki inanmamış bir insan olsa bile onlara saygılı davranmalıyız. Peki, bizler böylemi davranıyoruz? Bizim gibi düşünmeyen ve inanmayanlara karşı, Allah ın elçisinin örnek davranışlarından ders alıyor muyuz? Elbette hayır. Ben Müslüman ım diyen din kardeşlerimize bile bizler, kendimiz gibi düşünmediği ve inanmadığı için, ağza alınmayacak küfürleri eğer söylüyorsak, bizler Allah ın elçisini örnek almıyoruz demektir. Kur’an da Allah elçisine, deki onlara diye bazı ayetleri tebliğ etmiş ve bir örnek bakın ne demiş. Enbiya 45: De ki: BEN, SADECE, VAHİY İLE SİZİ İKAZ EDİYORUM. Fakat sağır olanlar, ikaz edildikleri zaman bu çağrıyı duymazlar. (Diyanet vakfı) Allah ın elçisi özellikle biz ümmetine, ben Allah ın bizleri sorumlu tuttuğuna hükmettiği ve Allah beni uyararak, sana indirdiğim Kur’an ile kullarıma hükmet dediği Kur’an ile sizi ikaz ediyorum dediği halde, eğer bizler hala Kur’an dışından, dini konularda kaynaklar arıyorsak, bunlarda Kur’an dışından Peygamberimizin hükümleridir diyorsak, Peygamberimizi örnek almıyoruz kendi başımıza buyruk uydurulmuş, Allah ın elçisine iftira sözlerin ardı sıra gidiyoruz demektir. Bakın Allah elçisine, görevini yerine getirirken, nasıl bir yol izlemesini istiyor. İŞTE BİZLER PEYGAMBERİMİZİ, BÖYLE ÖRNEK ALMALIYIZ. Nahl 125: (Ey Muhammed!) Rabbinin yoluna, HİKMETLE, GÜZEL ÖĞÜTLE ÇAĞIR VE ONLARLA EN GÜZEL ŞEKİLDE MÜCADELE ET. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir. (Diyanet meali) Demek ki Peygamberimizin örnek oluşu, İslam ı topluma anlatırken takındığı tavırla da çok önemli. Hangimiz bu yöntemi kullanıyoruz? Hangimiz Peygamberimizin bu huyunu, yöntemini hayatımıza geçiriyoruz. Lütfen bu soruyu kendimize soralım. Allah ın elçisini örnek alan, önce onun Kur’an dan Allah ın elçisine verdiği görev ve sorumluluğunu da doğru öğrenmeli ki, onun adına uydurulan asılsız rivayetlere inanmasın. YANİ ALLAH IN ELÇİSİNİ ÖRNEK ALMAK İSTİYORSAK, RİVAYETLERDEN DEĞİL KUR’AN DAN PEYGAMBERİMİZİ TANIMALI VE ÖRNEK ALMALIYIZ. RESULE DÜŞEN, TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. Allah sizin açığa vurduklarınızı da gizlediklerinizi de bilir. (Maide 99) Allah'a itaat edin, resule itaat edin, sakının. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin: BİZİM RESULÜMÜZE DÜŞEN SADECE APAÇIK BİR TEBLİĞDİR. (Maide 92) De ki: “Ben türedi bir peygamber değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM.” (Ahkaf 9) Bu ayetlerden de çok açık anlaşıldığı gibi, Allah ın elçisinin görevi, Allah dan aldığı vahyi yani Kur’an ı yalnız tebliğ etmektir. Ayette Peygamberimiz, ben sadece apaçık bir uyarıcıyım, sadece bana vahyedilen Kur’an a uyarım, asla bunun dışında dinde hükümler koymam mümkün değildir diyorsa, işte bizlerin örnek alacağı konulardan biriside, Kur’an ın dışından hiçbir bilgiye inanmamak olmalıdır. Çünkü Allah ın elçisi yalnız Kur’an ı tebliğ etmiş ve yalnız Kur’an ı hayatına geçirmiştir. Allah ın elçisinin çok önemli bir görevi de, bizlere mahşer günü şahit olacağıdır. Bakın Allah bu konuda ne diyor. İşte böyle! BİZ SİZİ, İNSANLAR ÜSTÜNE TANIK OLASINIZ, RESUL DE SİZİN ÜSTÜNÜZE TANIK OLSUN DİYE, orta yolu izleyen bir ümmet yaptık. (Bakara 143) Bu ayetten de anlıyoruz ki, Allah elçilerini yalnız ayetlerini, mesajını tebliğ etmek için değil, mahşer günü şahit olarak görev yapacaklarını da söylüyor. Elçiler hangi konuda şahitlik yapacaklar? Elbette Allah ın ayetleri konusunda. Sizce Kur’an da hiç bahsedilmeyen konuları, Allah ın elçisi bunlarda benim dinde koyduğum hükümlerdir der mi? İşte tüm bunların cevabını, Peygamberimizin şahitliğinde göreceğiz. Bu sorunun cevabı Kur’an da çok açık var. Görmek istemeyenler, gözlerini bu ayetlere yumanlar, mahşer günü çok ama çok üzüleceklerini bilmelidirler. Ahzab 39: ONLAR Kİ ALLAH'IN MESAJLARINI TEBLİĞ EDİP O'NDAN KORKARLAR, Allah'tan gayrı hiç kimseden korkmazlar. Hesap sorucu olarak Allah yeter. (Yaşar Nuri meali) Fakat O, RESULÜN ÖNÜNDE VE ARKASINDA GÖZETLEYİCİ MELEKLER YÜRÜTÜR ki resullerin, Rablerinin vahiylerini tebliğ ettiklerini bilsin. Allah, onların her hâlini kuşatmış ve her şeyi inceden inceye sayıp dökmüştür. (Cin 27–28) Bu zamana kadar Allah ın gönderdiği elçiler, Allah ın gönderdiği mesajları yani ayetlerini titizlikle tebliğ edip, yanlış yapmaktan dolayı Allah dan korkarlar diyor. Cin suresinde de Allah, görev verdiği Resullerin, Allah ın vahyini gerektiği gibi tebliğ edip etmedikleri, melekler tarafından izlendiğini bizlere bildiriyor. Böyle izlenen bir Resul, sizce Allah ın vahiylerinin dışında, bunlarda Allah ın emri diyerek, hükümler koyabilir mi? Bizler ise Allah ın bu uyarılarından habersiz, ya da bunca ayetleri görmezden gelerek, hala Allah ın yanında elçileri de dinde hükümler koyar, yalnız vahiyle din yaşanmaz demeye, korkmadan hala devam ediyoruz. Allah ın elçisini örnek almak isteyen, bu yönünü asla göz ardı etmemelidir. İşte peygamberimizi örnek almak, onun için bu kadar çok önemli. Peki, bizler günümüzde Allah ın elçisini mi örnek alıyoruz, yoksa emin olamayacağımız sözlerin ardından gidip, hesap veremeyeceğimiz sözlere mi inanıyoruz. Sizce Allah ın elçisi, mahşer günü şahit olarak çağrıldığında, onca açık ayetlerde söylediği gibi, ben yalnız Kur’an ı, Allah ın vahyini tebliğ ettim, onun dışında hiçbir söz söylemedim, çünkü ben Allah dan Kur’an ın asla sınırlarını aşma emri aldım derse, BUGÜN ONUN SÖYLEDİĞİNE İNANDIĞIMIZ ONCA YANLIŞ İNANÇLAR KARŞISINDA, HALİMİZ NİCE OLUR DİYE ARAMIZDA DÜŞÜNEN VAR MI? Allah ın elçisinin örnek almamız gereken bir yönü de, ÜMMİ oluşudur. Peygamberimiz Allah ın dininden sapmış, hurafe ve batılı din edinmiş Ehli kitaba tabi olmayıp, doğruların ve gerçeklerin arayışında olmuştur. Onun içinde Allah, görevlendireceği elçisini, Ehli kitaptan değil, doğruluğu, dürüstlüğüyle yaşayan, toplumda sevilen örnek bir insan olan Hz. Muhammed i elçi olarak seçmiştir. Bundan da alacağımız, çok önemli dersler ve bizler için güzel bir örnek vardır. Lütfen bu dünyada vaktimiz dolmadan, elde Kur’an tekrar düşünelim. Hesabın görüleceği gün, pişman olmanın hiçbir faydası olmayacaktır. ONUN İÇİN GELİN, ALLAH IN ELÇİSİNİ ÖRNEK ALALIM. O ben yalnız Kur’an a uyarım, benim görevim sadece vahyi tebliğ etmektir, onun için yalnız Kur’an ın ipine sarılın, çünkü yalnız Kur’an dan hesaba çekileceksiniz diyorsa, bizlere öğretilen hurafe yanlış bilgilerin, inançların değil, Allah ın nuru, ışığı Furkan ın ardı sıra gidelim ve Allah ın uyardığı gibi, YALNIZ KUR’AN IN İPİNE SARILALIM. Lütfen unutmayalım Allah verdiği sözü mutlaka tutar. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  14. Bizler batıl inançlarımızı yaşayabilmek adına, Allah ın ayetlerini görmezden gelerek çarpıtmaktan, anlamlarını değiştirmekten ne yazık ki korkmuyoruz. Kur’an ı tarafsız okumayıp, inandığımız batıl ve rivayet inançlarla anlamaya çalıştığımız içinde, Allah bizleri NURUYLA, buluşturmuyor, gerçekleri görmemizi engelliyor. Bunun nedeni, Allah ın kitabına şirk koştuğumuz içindir. Allah ın kitabını din ve iman adına yeterli görmeyenleri, o zalim din tacirlerine elbette muhtaç edecektir. Böyle olanların sonunu hep birlikte görüyoruz. Bu makalemde, Allah ın kitabını yeterli görmeyen, her bilginin detayın olmadığını iddia edenlerin, yanlış inançlarını savuna bilmek adına, Allah ın ayetinin anlamını nasıl çarpıtmaya çalıştıklarına, güzel bir örnek vermek istiyorum. Bir arkadaşımız, kendisi gibi düşünmeyen topluma hitap ederek, mealcilerin en çok örnek verdiği ayet, Enam suresi 38. ayette geçen, “BİZ KİTAPTA HİÇBİR ŞEYİ EKSİK BIRAKMADIK”. Sözleridir diye başlıyor ve bu ayette geçen kitabın, Kur’an olmadığını, Allah ın katındaki ana kitap Levh-i Mahfuz da ki kitaptan bahsediyor diyerek, ayeti saptırmakta, adeta Kur’an da sorumlu olduğumuz her şeyin olmadığını, yani detaysız olduğunu, DİNİ YAŞAYABİLMEMİZ ADINA, BAŞKA BEŞERİ KAYNAKLARA MUHTAÇ OLDUĞUMUZU KANITLAMAYA ÇALIŞMAKTADIRLAR. Hâlbuki Allah Kur’an ın nereden geldiğini, Büruç suresi 21–22. ayetlerinde açıklarken bakın ne diyor. Büruç 21–22: Hakikatte o, korunmuş levhada/Levh-ı Mahfûz'da bulunan şerefli Kur'ân'dır. (Bayraktar Bayraklı) Kur’an, Allah katındaki korunmuş kitaptan bizlere gelen bilgiler, tebliğ ve uyarılar olduğunu açıkça bildiriyor. Ama batıl savunucuları, hurafe ve rivayet inançlarını kabul ettirebilmek adına, elimizdeki Kur’an ın değil, Allah katındaki kitabın eksiksiz olduğunu savunabilmektedirler. İLGİNÇ VE DİKKAT ÇEKİCİ OLAN İSE ALLAH TARAFINDAN KUR’AN IN, KORUMA ALTINA ALINDIĞI AÇIKÇA BİZLERE BİLDİRİLMİŞTİR. Bu düşünceyi savunanlara sormak isterim, birilerinin gücümü yetiyor da, Allah ın nurunun HÂŞÂ eksiği varda tamamlamaya kalkıyor. Bu ne hadsizlik ve cahilliktir böyle. ALLAH GÖRMEDİĞİMİZ, ŞAHİT OLMADIĞIMIZ, ALLAH KATINDAKİ KİTABIN EKSİK OLMADIĞINI NEDEN SÖYLESİN, BİZLERİ İLGİLENDİREN BİZLERE TEBLİĞ EDİLEN VE SORUMLU OLDUĞUMUZ KUR’AN DEĞİL Mİ? ALLAH IN KATINDAKİ KİTAPTA EKSİK YOKTA, GÖNDERDİĞİ KUR’AN MI EKSİK HER BİLGİ YOK? Bu nasıl bir mantık ve akıl tutulması ki, batılı aklayabilmek adına, Allah ın kitabına saygısızlık yaparak onu yetersiz görüyoruz. Konu üzerinde daha iyi düşünebilmemiz için, Enam suresini önce yazalım. Enam 38: Yerde yürüyen ne kadar hayvan, kanatlarıyla uçan ne kadar kuş varsa, bütün bunlar sizin gibi birer topluluktur. BİZ KİTAPTA HİÇBİR ŞEYİ EKSİK BIRAKMADIK. Onlar sonunda RABLERİ ÖNÜNDE TOPLANIRLAR. (Bayraktar Bayraklı meali) Bakın Allah biz kitapta hiçbir eksik bırakmadık dediği ayetinde, Büruç suresinde açıklama yaptığı gibi, Kur’an benim katımdaki kitaptandır demeden, direk BİZ KİTAPTA EKSİK BIRAKMADIK diyor. Sizce bu kitabın hangi kitap olduğu, çok ama çok açık belli değil mi? Sizleri Kur’an dan sorumlu tutuyorum, sizin bütün şan ve şerefiniz ondadır diyecek Allah, ama hiçbir eksiği olmayan kitap Kur’an olmayıp, Allah katındaki kitap olacak öylemi? Ne dediğimizin farkında mıyız? Hiç sanmıyorum. Toplumun kafasında şüphe uyandırmaya çalışıp, kendi batıl inançlarına kanıt arayanlar, işte bu ayet bilmem şu zaman inmişti, bundan sonrada birçok ayet indi, demek ki Kur’an dan bahsedilmiyor diyerek, toplumun kafası karıştırılıyor. Hâlbuki Allah birçok ayetinde, Kur’an ın ipine bizlerin sarılmasını, emin olmadığımız bilgilerin ardına düşmememizi isterken, HİTAP EDİLEN TOPLUM YALNIZ O GÜNKÜ TOPLUM DEĞİL, DÜNYA DURDUKÇA TÜM TOPLUMLARA DA HİTAP ETTİĞİNİ, NE YAZIK Kİ ANLAMAK İSTEMİYORLAR. Biz vahyimizi tamamladık dedikten sonra, din ve imanımız adına Kur’an da hiçbir eksiğin olmadığını, ayetten anlamamız gerektiği çok açık anlaşılıyor. Lütfen şöyle düşünün, Zuhruf 44. ayette Allah, SİZLERİ KUR’AN DAN SORUMLU TUTUYORUM demiştir. Ama bu ayet Kur’an ın son ayeti değildir ve bu ayetten sonrada birçok ayet inmiştir. Hatırlatmak isterim, Nahl 89. ayette Allah, bakın Kur’an hakkında ne diyor. “Ayrıca bu kitabı da sana, HER ŞEY İÇİN BİR AÇIKLAMA, BİR HİDAYET ve rahmet kaynağı ve Müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.” Allah ın kitabına gözlerini kapatmış rivayet yolcuları Ehli kitap, Allah ın daha önce göndermiş olduğu kitaplarını yetersiz görüp, atalarının inançlarını da Allah ın emri gibi yaşıyorlardı. Allah onları uyarıyor ve geleceği bilen yüce Rabbimizde bu uyarılarla bizlere, aynı hataları yapmayın diyor ve BİZ KİTAPTA HİÇ BİR EKSİK BIRAKMADIK, HER SORUNUZA CEVAP VERİYORUZ, VERMEYE DE DEVAM EDECEĞİZ. ONUN İÇİN ALLAH IN YANINDA SAKIN VELİLER, EFENDİLER EDİNMEYİN, GÜVENİLECEK VELİNİZ YALNIZ BENİM UYARISINI YAPIYOR. Yoksa Allah Zuhruf 44. ayetinde, SİZLERİ KUR’AN DAN SORUMLU TUTUYORUM DERMİYDİ? Allah her bilginin olmadığı, açıklanmamış, detaysız bir kitap gönderip, ondan sonrada kullarını nasıl sorumlu tutar? Bizlerin yaptığı yanlış, beşeri fıkıh inancının her konuda Allah ın emirlerine yaptığı ilavelerini, Kur’an da göremediğimizde, takındığımız yanlış tavırdan kaynaklanıyor ve diyoruz ki, bakın namazın kaç rekât olduğu bile yazmıyor. Namazda hangi duaların okunacağı da yok diye yüzlercesini sıralıyoruz. Hâlbuki bu saydıklarımız konusunda Allah, bizleri bağlayıcı bir hüküm vermemiştir. Üzücü olan, Allah ın yemin ederek kolaylaştırdığı kitabı bizler, bu kadarda kolay olur mu deyip, ellerimizle ilavelerle zorlaştırarak, Allah ın kitabını yetersiz görebilme cehaletini gösterebiliyoruz. Enam 38. ayetin devamındaki ayetler üzerinde düşünelim şimdide. Biz kitapta eksik bırakmadık derken, aslında Allah neleri kast ediyor ona bakalım. Enam 39: Bizim ayetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklara gömülmüş sağır ve dilsizlerdir. Allah, SAPMAYI DİLEYENİ SAPTIRIR; doğru yola girmeyi dileyeni de doğru yola yöneltir. (Bayraktar Bayraklı) Enam 40: De ki: “Ne dersiniz, SİZE ALLAH'IN AZABI GELSE VEYA O KIYAMET GELİP ÇATIVERSE SİZ, ALLAH'TAN BAŞKASINA MI YALVARIRSINIZ? Doğru sözlü iseniz söyleyin bakalım!” (Bayraktar Bayraklı) Bakın Allah bir ayet öncesi ne demişti kullarına. “Biz kitapta hiçbir eksik bırakmadık.” Bakın devamındaki ayetlerde, bu uyarıyı neden yaptığı aslında anlaşılıyor. Batılı, hurafeyi aklayabilmek adına, Allah ın ayetlerine yanlış anlamlar vermeyelim. Bizim ayetlerimizi yalanlayanlar var diyor. Lütfen bu uyarıyla Allah, Kur’an ı tamamıyla kabul etmeyenleri kast ediyor diye anlamayınız. Bakın bu insanların sağır ve dilsiz olduklarını söylüyor. Kur’an ın birçok ayetinde de buna benzer uyarılar var. Hatta gözleri var görmezler diye de uyarıyor, atalarının inançlarından vazgeçmeyenlerden bahsediyordu. Dikkat ettiyseniz önce iman etmiş olmalı ki bu kişiler, sapmayı dileyen sapıtır diyor. Doğru yola girmek isteyende doğru yola yönelir diyerek, böyle ikilemde kalmış kullarına Allah, BİZ KİTAPTA HİÇ BİR EKSİK BIRAKMADIK, YALAN, YANLIŞ, HURAFE, RİVAYET SÖZLERİN ARDINA DÜŞMEYİN, SİZLERİN SORUMLU OLDUĞU BÜTÜN BİLGİLERİ, KİTAPTA YANİ KUR’ANDA BULACAKSINIZ DİYOR. Ehli kitap, Allah ın kitabını yeterli görmeyip, atalarından intikal eden batıl, rivayet inançlarda ediniyorlardı. Enam 40. ayette ise o gün cahiliye toplumunun ve günümüzde bizlerin yaptığı çok büyük yanlışa dikkat çekiyor. Verdiği örneğe bakar mısınız lütfen. Size Allah ın azabı gelse veya kıyamet gelip çatsa, siz Allah dan başkasına mı yalvarırdınız diyor. Sanırım bu sözler sizlere, bugün bizlerin yaptığı çok büyük yanlışlarımızı hatırlatmıştır. Ne yazık ki bizler namazlarımızda her gün, YALNIZ SENDEN YARDIM İSTERİZ dediğimiz halde, edindiğimiz veliler, şeyhler ve efendilerinde bizlere yardım ve şefaat edeceğine, inanmıyor muyuz? Yaradan o günkü toplumu uyardığı gibi, bugünde Kur’an da her bilgi, detay yoktur diyenleri de uyarıyor ve şefaatçiler, yardımcılar sakın edinmeyin, bu uyarıyı da kitapta yaptık diyor. Sizlere indirdiğimiz ve indireceğimiz Kur’an da hiçbir eksik bırakmadık, sorunlarınız ile ilgili her konuda nice örnekleri, değişik ifadelerle verdik, açıkladık ki, kimseye muhtaç olmayasınız diye belirtiyor. Allah Enbiya 10. ayetinde: “ANDOLSUN, SİZE ÖYLE BİR KİTAP İNDİRDİK Kİ SİZİN BÜTÜN ŞEREF VE ŞANINIZ ONDADIR. “ dedikten sonra, hala hangi kitapta eksik bırakmadık tartışması yapabilir miyiz? Ne yazık i bizler cahiliye toplumunun yaptığı yanlışların aynısını yapıyoruz, sırf atalarının batıl, rivayet inançlarını yaşayabilmek adına, ayetlerin anlamları ile oynamaktan korkmuyorlar. Allah böyle insanları, bakın nasıl uyarıyor. Ali İmran 78: Onlardan bir zümre vardır, aslında Kitap'tan olmayan bir şeyi SİZ KİTAP'TAN SANASINIZ DİYE, DİLLERİNİ KİTAP'LA EĞİP BÜKERLER. O, ALLAH KATINDA OLMADIĞI HALDE, "BU, ALLAH KATINDANDIR." DERLER. Bilip durdukları halde, Allah hakkında yalan söylerler. (Yaşar Nuri meali) Allah boşuna dinde zorlama yoktur demiyor. Aklını kullanan, zere kadar zorlanmadan, Allah ın Kur’an da verdiği örneklerini anlayacaktır. Yazdığım gibi, bazı arkadaşlarımız Enam suresi 38. ayette geçen; “BİZ KİTAPTA HİÇBİR ŞEYİ EKSİK BIRAKMADIK.” Sözünden kast edilen, hangi kitap olduğu konusunda şüphe uyandırmaya çalışanlara, ilkokul öğrencisinin anlayabileceği bir örnek vermek istiyorum. Okulda öğretmen öğrencilerine şöyle sesleniyor. “ ÇOCUKLAR YARINKİ AYNI DERSİMİZDE, SİZLERİ KİTAPTAN İMTİHAN EDECEĞİM, DERSİNİZİ İYİ ÇALIŞIN.” Demiş olsa. Sizce öğrenciler öğretmenine, Öğretmenim hangi kitaptan imtihan edeceksiniz diye sorar mı? Cevabını herkes kendi nefsine vermelidir. Bu sorunun cevabı çok açıktır. Allah da kullarına aynı uyarıyı yapıyor ve diyor ki; Zuhruf 44: Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ONDAN HESABA ÇEKİLECEKSİNİZ. (Diyanet meali) Ne dersiniz, Allah ondan hesaba çekeceğim dedikten sonra, hala hangisinden diye bir soru sormaya gerek var mı? Var diyenler, varsın kendi yollarına gitsinler. Ama lütfen unutmasınlar, Allah her bilginin olmadığı, izah edilmeyen, açıklanmayan bir kitaptan, asla kullarını sorumlu tutmaz, hesaba çekmez. Şöyle düşünün lütfen, Allah hayatımıza geçirmemizi istediği emirleri verip, nasıl yaşayacağımızı izah etmeden, detayını rivayet yolla öğrenmemizi ister mi? Bunun yorumunu sizlere bırakıyorum. Lütfen Allah ın adaletini küçümsemeyelim, kendi nefislerimize uydurmaya çalışmayalım, pişman oluruz. Mahşer günü tüm gerçeklerle elbette yüzleşeceğiz. Allah cümlemizi, hesabını verebilenlerin safında olmamızı nasip etsin inşallah. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  15. Bugünkü makalemin konusu hilafet ve halifelik konusu üzerine olacak. Acaba Allah böyle bir makamın oluşmasına izin veriyor mu? Ne dersiniz, Kur’an dan hiç araştırdınız mı? Gerçi günümüz İslam toplumu, Kur’an ın onay vermediği o kadar yanlış düşüncelere inandırıldık ki, Kur’an ın bahsetmesi ya da onay vermesi hiçte önemsenmediğini, üzülerek söylemek isterim. Hilafet ve halifelik kelime olarak ne anlama geliyor, önce ona bakalım. Hilâfet: İslâm şeriatının hükümlerinin hâkim kılınıp, İslâm davetinin tüm insanlığa taşınması için, YERYÜZÜNDEKİ TÜM MÜSLÜMANLARIN ÖNDERLİĞİDİR. Halife: Sözlük karşılığı, birinden sonra gelip onun yerine geçen kimse, olan halef sözünden türetilen halife, İslam Ansiklopedisi’nde PEYGAMBERİN HALEFİ VE KENDİSİNDEN SONRA YERİNE KAİM OLMAK İTİBARI İLE İSLAM CAMİASININ EN YÜKSEK REİSİNİN YANİ İMAMININ ÜNVANI olarak tanımlanır. Kur’an ı bir kez bile anladığı dilden düşünerek okuyan bir Müslüman, böyle bir makamın ve bu yetkilerle donatılmış bir insanın yalnız Allah tarafından görevlendirileceğini bilir. Zaten İslam ı anlatmak ve yaymak her Müslüman ın görevidir. Yani Allah ın elçisi olmayan hiç kimse, din adına liderlik önderlik yapamaz, Allah ın dini hakkında, Kur’an ın vermediği fetvaları veremez, Kur’an dışından toplumun sorumlu olacağı hükümler tebliğ edemez. Fetvayı Allah ben Kur’an da verdim diyor ve kesin bir şekilde, HÜKMÜME HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEM diyerek son noktayı koyuyor. Çünkü Allah ın elçisinin bile, Allah ın bahsetmediği herhangi bir konuda tüm Müslümanların sorumlu olacağı şahsi kişisel fetvalar vermesi, Kur’an a göre mümkün değildir. Allah elçisine bildiriyor ve oda tebliğ ediyordu. Bu konuyu daha iyi anlayabilmemiz için örnek vermek istiyorum. Yunus 109: (Resulüm!) Sen, sana vahyolunana uy ve ALLAH HÜKMEDİNCEYE KADAR SABRET. O hâkimlerin en hayırlısıdır. (Diyanet vakfı meali) Hakka 44–45–46: EĞER BAZI LAFLARI BİZİM SÖZLERİMİZ DİYE ORTAYA SÜRSEYDİ, Yemin olsun, ondan sağ elini koparırdık. Sonra ondan can damarını mutlaka keserdik. (Yaşar Nuri meali) Bu ve benzeri ayetlerden de anlıyoruz ki, Allah ın elçisinin bile, Kur’an ın bahsetmediği konularda fetvalar, hükümler vermeye yetkisi yoktur. Fetvayı yalnız Allah verir. Vermediği konular ise dinin dışında olan, kişinin öz iradesine bırakılmış konulardır. Allah, elçisinin görev tanımını Kur’an da yaparken, neler söylüyordu hatırlayalım. PEYGAMBERE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. (Ankebut 18) BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ. (Kehf 56) SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR. (Rad 40) Bunca açık ayetlere iman ettiğimizi söylüyor ve sözümüzde duruyorsak, nasıl oluda Allah ın yetki vermediği kişilerin sözleri, fetvaları ve liderliği ile imanımızı yaşarız ve sorgusuzca bu kişiyi takip ederiz? Bu mümkün değil. Peygamberimiz vefat etmeden önce, benim yerime şu ya da bu kişi geçsin, din adına liderlik yapsın dememiştir. Demesi de zaten mümkün değildi, böyle bir yetkisi olmadığını çok iyi biliyordu. Din adına liderlik yapacak kişiler yalnız Allah ın elçileridir. Kur’an da Allah onun için RESULÜME UYUN emrini vermiştir. Allah, resulünün de her anını kontrol edip, hatta en küçük yanlış sözünde ikaz etmiş ve bu ikazları da özellikle bir kısmını Kur’an a geçirmiştir ki düşünen, aklını kullanan dersler alabilsin. ALLAH IN KORUMASINDA, KONTROLÜNDE OLMAYAN HİÇ KİMSE HATASIZ DEĞİLDİR. Allah onun için bizleri ikaz etmiş ve sakın güvenilecek, yardım istenecek benden başka VELİLER EDİNMEYİN, ARDI SIRA GİTMEYİN demiştir. Tabi bizlerin Kur’an ile bağlantısını kestikleri için, işine gelmeyen bazı din tacirleri, Allah ın elçisinin yetkilerini kendilerinde toplamak istemiş ve böylece toplumu istedikleri gibi yönetebilme gücünü ellerine almışlardır. İlginçtir Allah Kur’an da, sizleri yönetecek yöneticilerinizi ehil insanlardan seçin emrini verdiği halde, bu ve benzeri ayetlerin üstü örtülmüş ve toplumlar krallıkla yönetilmiştir. Tabi bu kralların seçtiği hilafet makamına getirdiği halifelerde, bu kişilerin emirlerinde, onların çıkarlarına verdiği fetvalarla insanların inancını, istedikleri gibi yönetmişlerdir. İmamı Azam Ebu Hanife, Padişahların bu isteklerine boyun eğmediği için sürülmüş, hapsedilmiş ve cezalandırılmıştır. Peygamberimizin vefatından sonra, devleti yönetecek liderler seçimle gelmiştir. Fakat seçilen kişilere de o devrin toplumu, halife ismini verdiklerinden, daha sonraları HALİFELİK makamı farklı yetkilerle donatılmıştır. ALLAH IN ELÇİSİNİN HALEFİ, YANİ VEKİLİ YOKTUR VE ONUN YETKİLERİNİ HİÇ KİMSE KULLANAMAZ. Bu görev yalnız Allah tarafından verilir. Aslında dört halife, asla Kur’an ın dışından fetvalar vermemiş, onun halefi vekili olduğunu söylememiş, dine Kur’an ın dışından hükümler koymamıştır. Hatta Allah ın elçisinin uyarısı ile hurafe hadis naklini bile yasaklamıştır. Dinde mezheplere ya da fırkalara asla bölünmemiştir. Allah ın Kur’an da koyduğu şeriatla, devleti yönetmişlerdir. Allah sakın dinde bölünenler gibi olmayın dedikçe, sanki Allah a inat bölünmekte bereket vardır diyerek bölünmüş ve mezheplere bölünen Müslümanlar, Hilafet makamı oluşturan devrin yöneticileri, kralları tarafından atanmış halifelerle, toplumu istedikleri gibi yönetmişlerdir. Hatta bu farklı hilafet makamları İslam toplumlarında din adına bölünmeyi ve düşmanlığı körüklemiştir. Bakın hilafet ve halifelik topluma hangi bilgiler ışığında kabul ettirilmiş topluma, şimdide ona bakalım. “Hilâfet’in yeniden kurulması DÜNYANIN DÖRT BİR YANINDAKİ TÜM MÜSLÜMANLAR ÜZERİNE FARZDIR. Tıpkı Allah'ın farzlarından bir farz gibi, bu farz da; seçme hakkının, ruhsatın olmadığı bir farzdır. Bu nedenle Hilâfet’in kurulması yolunda en ufak bir ihmal dahi büyük bir günah ve isyandır. ALLAH BU GÜNAHI İŞLEYENLERİ ŞİDDETLİ BİR ŞEKİLDE CEZALANDIRACAKTIR. Hilâfet’in kurulmasını tüm Müslümanlara farz kılan DELİLLER SÜNNET VE SAHABENİN İCMÂ'IDIR. Sünnetteki delil Nafi'den rivayet edilen şu hadistir: "Hz Ömer bana dedi ki: Rasulullah (s.a.v)’in şöyle dediğini işittim: "Kim Allah'a itaatten elini çekerse, Kıyamet gününde lehine hiçbir delil bulunmaksızın Allahu Teâla’yla karşılaşacaktır. Kim de boynunda Halife’ye biat olmadan ölürse cahiliye ölümü ile ölür."(Müslim K. İmara H. No: 1851)” Müslim'den rivayetle Nebi (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Kim bir imama biat edip elini sıkar ve kalbinin meyvesini verirse (rıza gösterirse) gücünün yettiği kadar itaat etsin. Eğer (iktidarı ele geçirmek için) onunla çekişecek bir kişi ortaya çıkarsa bu kişinin boynunu vurun." (Müslim K. İmara Bab 10 H. N: 1844) Halife’ye itaatle ilgili emir Hilâfet’in kurulması için bir emir demektir. Ayrıca Halife ile çekişen kimse ile savaşmaya dair emir; tek bir Halife’nin bulunmasındaki devamlılığa kesin bir işarettir.” İşte toplum, bu sözlerle korkutulmuş ve Allah ın elçisinin asla söylemesi mümkün olmayan konuları sanki Peygamberimiz emir vermiş gibi topluma anlatmışlardır. Onun için emin olmadığımız rivayet hadislere, sorgulamadan inanmak bu kadar tehlikelidir. Allah ın bahsetmediği bir makama farzdır demek, Allah a iftira atmaktır. BU KONUDA KUR’AN DAN DELİL BULAMAYANLARIN, RİVAYET HADİSLERLE TOPLUMU NASIL YANLIŞA YÖNELTTİĞİNİ, ANCAK KUR’AN I ANLAYARAK VE DÜŞÜNEREK OKUYANLAR FARK EDECEKTİR. Kur’an da birçok ayetinde, Allah a ve elçisine uyun emrini vermiştir. Bunun dışında uyacağımız hiç kimse yoktur. Allah din adına uyacağımız, yalnız Kur’an hükümleri olduğunu söyledikten sonra, güvenip elçilerinden başka hiç kimsenin ardına düşmememiz gerektiğinin nedenlerini, bakın nasıl söylüyor ve bizleri uyarıyor. Tur 48: Rabbinin hükmüne sabret. ÇÜNKÜ SEN GÖZLERİMİZİN ÖNÜNDESİN, kalktığında Rabbini hamd ile tespih et. (Diyanet meali) Zuhruf 44: Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ONDAN HESABA ÇEKİLECEKSİNİZ. (Diyanet meali) Araf 3: Rabbinizden size indirilene uyun; O'NUN BERİSİNDEN BİRTAKIM VELİLERİN ARDINA DÜŞMEYİN. Siz ne kadar da az öğüt alıyorsunuz! (Yaşar Nuri meali) Bu ve benzeri onlarca ayete iman ettiğini söyleyen bir Müslüman, Kur’an ın bahsetmediği konularda din adına hükümler, fetvalar verecek yetkiye sahip hiç kimsenin olamayacağını bilir. Allah elçime uyun derken, elçisinin gözlerinin önünde, her an kontrol edildiğini ve yalnız Kur’an ile kullarıma hükmet diye uyarıldığını bizlere bildiriyor ve onun için ona uyun emrini veriyor. Zuhruf 44. ayetinde de, bizlerin sorumlu olduğu, hiçbir eksik bırakmadığına hükmettiği Kur’an dan bizleri sorumlu tutacağına hükmediyorsa, nasıl olurda Kur’an ın bahsetmediği konularda, din adına fetvalar verecek makamların olacağına inanırız? Bunlara inananlar, bu konudaki Allah ın ayetlerine inanmıyor demektir. Allah size indirdiğim Kur’an a uyun, onun yanında bir takım velilerin, efendilerin, şeyhlerin ardına düşerek, onların sözlerine uymayın diyorsa, bunun tam tersini yaparak, nasıl olurda din adına fetvalar verecek kişilerin sözlerine inanırız. Yüzlerce yıldır İslam toplumu Kur’an dan uzaklaştırılmış, dinde bölünerek birbirine düşman yapılmıştır. DİNDE BİRLİĞİ SAĞLAYAMAYAN İSLAM TOPLUMUNUN, DÜNYADA MÜSLÜMANLAR ARASINDA HİLAFET MAKAMININ OLUŞTURULUP, TEK BİR HALİFE ÇEVRESİNDE TOPLANILACAĞINA NASIL İNANABİLİRİZ, BUNU ANLAMAKTA ZORLUK ÇEKİYORUM. Dünya üzerinde neredeyse birbiri ile savaşan yalnız Müslümanlar kaldı. Bunlar mı tek bir halife etrafında toplanacak? Bizlere düşen, Allah ın Kur’an da emrettiği şeriatı hayatımıza geçirmek olmalıdır. Rivayetlerin yarattığı şeriat, bizleri asla mutlu edemez. Bu gerçeği fark edemediğimiz sürece acı, keder ve savaş İslam toplumundan eksik olmayacaktır. Bizler eğer Allah ın tavsiye ettiği gibi, EHİL İNSANLARI YÖNETİCİ OLARAK SEÇERSEK, ONLAR BİZLERİ MUTLAKA ALLAH IN İSTEDİĞİ ŞARTLARDA YÖNETECEK, HUZUR VE MUTLULUĞU GETİRECEKLERDİR. UNUTMAYALIM LÜTFEN, NEYE LAYIKSAK ONU BULURUZ. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.