Zıplanacak içerik
  • Üye Ol

halukgta

Φ Üyeler
  • İçerik Sayısı

    402
  • Katılım

  • Son Ziyaret

  • Lider Olduğu Günler

    4

halukgta son kazandığı tarih 19 Haziran 2015

halukgta en çok beğeni kazanandı!

İçerik İtibarınız

25 Nötr

1 Takip eden

halukgta Hakkında

  • Rütbe
    Genç Üye
  • Doğum Günü 14-03-1958

Profil Bilgileri

  • Cinsiyet
    Erkek
  • Yer
    Balıkesir
  • İlgi Alanları
    Araştırmacı

En Son Profil Ziyaretçileri

Son ziyaretçiler engeli devre dışı bırakıldı ve diğer kullanıcılara gösterilmiyor

  1. Bu makalemde sizleri düşünmeye davet etmek istediğim konu, Allah Kurban kesme konusunda bizleri, belirli hayvanları kesebileceğimiz konusunda sınırlama yapmış mıdır? Bu konuda Kur’an nasıl bilgiler veriyor, konusu üzerinde olacak. ÖNCE BELİRTMEK İSTERİM, KURBAN KELİME ANLAMI OLARAK, YALNIZ HAYVAN KESME ANLAMINDA DEĞİLDİR. GENEL BİR ANLAMI VARDIR VE ANLAMI, ALLAH A YAKLAŞMAK, ONUN RIZASINI KAZANMAK İÇİN YAPILAN HER ŞEY ANLAMINDADIR. Tabi buna Allah ın rızasını kazanmak adına kesilen ve dağıtılan hayvanda bunun içine girer. Kurbanı yalnız Allah adına kesmek şartıyla, Hac 34. ayetinde meşru kıldığını, yani izin verdiğini bildirmiştir Allah. Kurban Allah ın rızasını kazanmak adına, ona bağlılığımızı bildirmek ve onun hoşnutluğunu kazanmak adına yaptığımız bir yakınlaşma ve bağlılık göstergesidir. Bu durumda Allah a sunacağımız kurbanda Allah ın yasaklamadığı hayvanlar arasında olması gerekir. Allah bizlere hangi hayvanları yasaklamıştı? Elbette bazı ayetlerinde bunu tekrar ederek açıklıyor ve saydıklarım dışında sizlere her temiz şey helal kılınmıştır diyor. Peki, neleri haram kılmıştı hatırlayalım. “LEŞ, AKITILMIŞ KAN, DOMUZ ETİ VE ALLAH TAN BAŞKASI ADINA KESİLEN HAYVANLAR.” Demek ki bunun dışında her temiz şey, bizlere helal kılındığını anlıyoruz. Bu düşünceden yola çıkarak, bizler için helal olanların, Allah a kurban edeceklerimiz hayvanlar olduğunu anlamamız, yanlış olmasa gerek. Konuyu Kur’an dan araştıralım. Bu durumda bu sayılanların haricinde, şu ya da bu hayvanlarda haramdır diyebilir miyiz? Asla bunu söyleyemeyiz. Hatta bunu söyleyenleri de Allah uyarıyor ve Yunus 59. ayetinde bakın ne diyor. “DE Kİ: "NE OLDU SİZE DE ALLAH'IN SİZE RIZIK OLARAK İNDİRDİĞİ ŞEYLERDEN BİR HARAM YAPTINIZ BİR DE HELAL?" DE Kİ: "ALLAH MI SİZE İZİN VERDİ, YOKSA ALLAH'A İFTİRA MI EDİYORSUNUZ” Buradan şunu rahatlıkla anlayabiliriz, Allah ın haram demediğine hiç kimse haram diyemez. Bir başka mantık yürütürsek, Allah a kurban edeceğimiz hayvanlarda Kur’an, bir sınırlama koymadıysa, bizlerde asla sınırlama koyamayız. Şunu çok net anlıyoruz ki, Allah ın saydıkları her temiz şey bizler için helaldir. Bu durumda şu soruyu tekrar kendimize soralım. Allah a kurban edeceğimiz hayvanlar, Allah ın bizlere helal ettiği hayvanların tamamından olmaz mı? Bu soruya aslında hepsinden olmaz, diye bizler hüküm veremeyiz. Kur’an a bakıp, ona göre hareket etmeliyiz. Eğer Allah ın hüküm vermediği bir konuda, bizler ayetlerde geçen kelimelere Allah ın açıklamadığı anlamları kendimiz veriyor da, hükümler çıkartmaya çalışıyorsak, mutlaka yanlışlık yapma riskimiz var demektir. Gelin Allah için Kurban kesme konusunda, Kur’an nasıl örnekler veriyor ona bakalım. Tabi ayette geçen kelimelere, farklı anlamlar vermeden. Maide suresi 27. ayete baktığımızda, Hz. Âdem in her iki oğlunun Allah a birer kurban sunduklarından bahseder. Ama dikkat ederseniz ayette, kurbanın hangi hayvan olduğundan bahsetmez. Bir başka ayetinde; Hac 34: Her ümmet için, ALLAH’IN KENDİLERİNE RIZIK OLARAK VERDİĞİ HAYVANLAR ÜZERİNE İSMİNİ ANSINLAR DİYE KURBAN KESMEYİ MEŞRU KILDIK. İşte sizin ilâhınız bir tek ilâhtır. Şu hâlde yalnız O’na teslim olun. Alçak gönüllüleri müjdele! ( Diyanet meali) Bu ayetten şunu çok net anlıyoruz. Allah ın haram demediği hayvanlardan, yine hiçbir ayrım yapmadan genelleme yaparak, üzerine Allah ın adını anarak, yani kurbanı Allah için kesiyorum niyetiyle, kesmeyi meşru kılıyorum, izin veriyorum diyor. DİKKAT ETTİYSENİZ, ALLAH IN KENDİLERİNE RIZIK OLARAK VERDİĞİ HAYVANLARI KURBAN EDİN DİYOR. Bakın şöyle ya da böyle bir hayvan olsun diye ayrım yapmıyor. Kevser suresinde de Allah, Rabbin için kurban kes diyerek, hayvanın cinsi adına sınırlama koymuyor. Yine Hz. İbrahim ve oğlu kıssasında, bizlere kurban için Allah ın koç gönderdiğini söylemelerine, anlatmalarına rağmen, aslında ayette böyle bir ayrım yapmadan, ONA BÜYÜK BİR KURBANLIK VERDİK DİYE GEÇER. Hac 28. ayette de, yine aynı şekilde, KENDİLERİNE RIZIK OLARAK VERDİĞİMİZ, KURBANLIK HAYVANLAR ÜZERİNDE, ALLAH IN ADINI ANARAK KESSİNLER diye bildirir ve herhangi hayvan cinsinden bahsetmez. Tekrar hatırlatmak isterim, eğer Allah ayette geçen bir kelimeyle, (en’am) sayılı ve belli bir hayvanı kast etmiş olsaydı, bunu mutlaka diğer ayetinde açıklar ve bizlere detaylı bildirir, saydığım hayvanlar dışında kurban kabul olmaz derdi. Böyle bir bilgi, detay Kur’an da yoktur. Günümüzde Verilen liste ve kurban olabilecek hayvanlar, ayetlerde geçen kelimelere geleneksel FIKIH inancının etkisiyle, verilen anlamların sonucudur. Bunlarda Allah ın emri değil, beşeri kişilerin yorumları ve düşünceleridir. Bu yol ve yöntem, bizlerin sorumlu olduğu ayetlerin, MUKEM yani apaçık, şüphesiz, tartışmasız olma özelliğine aykırıdır. Bakara 196. ayetinde de, haccı ve umreyi Allah için tamamlayın, eğer bunda alıkonursanız, GÜCÜNÜZÜN YETECEĞİ BİR KURBAN GÖNDERİN, diye de açıklama yapar. Bakın yine herhangi bir hayvandan bahsedilmiyor, özellikle serbest bırakıldığından bahsedip, gücünün yettiği bir KURBAN GÖNDERİN diyor. Eğer Kurban için Allah ın sınırladığı hayvanlar olsaydı, Allah onu da bizlere mutlaka bildirir, açıklardı. Bu ayette geçen, gücünüzün yeteceği Kurban sözünü, çok daha geniş ve Kurban kelimesinin gerçek anlamına uygun anlamalıyız. Ne yazık ki beşeri fıkıh inancı, sanki bu serbestlik hâşâ bir eksiklikmiş gibi, kendi nefislerimizde sınırlamalar yaparak, şu ya da bu hayvanların dışında kurban olmaz deyebiliyor. Hac suresi 36. ayette ise, farklı soruları olan müminlerinde sorularına cevap olması adına, sizin için bedence büyük olan yani bu cümleden büyük baş hayvanları kast ederek, Allah a kulluğun simgelerinden, yani bu hayvanları da kurban olarak kesebilirsiniz diyor. Hani Allah ne diyordu bir ayetinde; “BİZ HERŞEYDEN NİCE ÖRNEKLERİ, DEĞİŞİK İFADELERLE VERDİK Kİ ANLAYASINIZ” İşte Allah bu hükmünü yerine getiriyor ve büyük baş hayvanları da kurban olarak kesilebileceğinin örneğini veriyor. Kafalarda sorular kalmasın diye. Yine özellikle hayvanın cinsini zikrederek, bir ayetinde Allah, Hz. Musa kıssasında bizlere kurban konusunda örnek veriyor. Düşünüp aklını kullanan, bu örnekten de çok dersler çıkartacaktır. Bakara 67: Mûsa, toplumuna dedi ki: "ALLAH SİZE, BİR İNEK/SIĞIR BOĞAZLAMANIZI EMREDİYOR." Dediler ki: "Sen bizimle alay mı ediyorsun?" Dedi ki: "Cahillerden biri olmaktan Allah'a sığınırım." (Yaşar Nuri meali) Biliyorsunuz bu ayette özellikle, bakara yani sığır kelimesi geçer. Allah ın kurban olarak, istediği hayvan sığır yani inek olmasını özellikle istiyor. Ama hiç birimiz bu ayette sığır geçiyor, yalnız sığır yani inek kurban edilir demiyoruz. Çünkü daha önce Allah bu konuyu kullarına bırakmıştı, detay vermeden kolaylaştırarak. Çünkü yemin ederek bu dini, kitabı sizler için kolaylaştırdım diyordu ayetinde. Ama bizler Allah ın kolaylıklarını, ne yazık ki zorlaştırmanın yolunu bulup, ilaveler ve sınırlamalarla zorlaştırmışız. Geleneksel fıkıh İslam anlayışında, kurban edilecek hayvanları ve özelliklerini sayarlar. Hatta hatırlayınız lütfen, eti yenecek yenmeyecek hayvanları sayarken tek tırnak, çift tırnak hayvan örnekleri verilir. Her nedense Allah böyle bir ayrım yapmaz. Kur’an bunlardan bahsetmediği için, Kur’an da detay yoktur, her bilgiyi vermez diyerek, ne yazık ki Kur’an her bilginin olmadığı, detay vermeyen bir kitap ilan edildiğinden, danışılacak en son kitap olmuştur. FIKIH kitapları üzgünüm ama söylemek zorundayım, Kur’an ın önüne geçmiştir. Bakın bu konuda neler söyler fıkıh. “Sadece davar, sığır ve deveden kurban olur. Davar denince koyun, keçi; sığır denince de, inek, boğa, manda, dana, düve, tosun anlaşılır. Eti yenen vahşi hayvandan kurban olmaz. Yabani öküz [buffalo], yabani deve [lama] ve yabani koyundan da kurban olmaz.” Peki, bu bilgileri nereden alıyoruz? Allah mı söylüyor? Elbette hayır. İşte bizlerin İslam anlayışı ve dini yaşama kurallarını koyan FIKIH inancı, dini böyle şekillendiriyor. Fıkıh inancı bu saydıklarımızın dışında, kurban olamayacağını söyler. Küçükbaş hayvanın bir kişi tarafından, büyük baş hayvanın ise yedi kişiye kadar kurban edebileceğini söylemektedirler. Tabi bu ve benzeri bilgiler Allah ın emri değil, beşeri fıkıh inancının, YANİ KİŞİLERİN FİKİRLERİNİN DİNİ ŞEKİLLENDİRMESİDİR. Sizce bu bilgilerin, hükümlerin, din adına bizleri bağlayıcılığı olabilir mi? Karar sizin. Fıkıh inancının dayatmalarını, Kur’an ayetlerine monte etmek isteyenler ise, bu hayvanların kurban edileceğinin emrini, Enam suresi 138–139–142. ayetlerde yazdığı söylenmektedir. Bu ayetlere baktığınızda Kurban olacak hayvanlardan değil, bazı batıl yanlış inançlara ayetlerin açıklık getirdiğini, bazı haramlar edinenlerin hatalarının yanlışlığı anlatılmakta ve eti yenen hayvanlar arasında yük taşıyan, tüyünden faydalanılan bu hayvanlarında sizlere helal olduğu anlatılmaktadır. Yoksa bu ayetlerde, şu ya bu hayvanlar Kurban kesmek içindir, ibaresi kesinlikle geçmez. Tüm bu yazdıklarımdan sonra, şöyle söyleyenler çıkabilir. Tavuk, horoz da helaldir, bu durumda Allah a tavuk kurban edebilir miyiz? Tüm bu ve buna benzer sorular, Allah ın kolaylaştırdığı dini zorlaştıran, beşeri sözleri aklamak adına verilen yanlış ve art niyetli örneklerdir. Bizler evimize gelen misafiri bile, en güzel şekilde ağırlamaya çalışırız. Daha önce evimize almadığımız, pahalı şeyleri bile misafirimizi mutlu etmek için alırız. BU DURUMDA ALLAH IN RIZASINI KAZANMAK, ALLAH A YAKLAŞABİLMEK VE ONUN ŞANINI YÜCELTMEK ADINA, ELİMİZDEN GELEN EN İYİ, EN SAĞLIKLI KURBANLIĞI TİTİZLİKLE RABBİMİZE SUNACAĞIMIZ, ÇOK AÇIK DEĞİL MİDİR? Soruyorum sizlere, hangimiz her gün rahatlıkla aldığımız, yediğimiz bir hayvanı alıp Allah a kurban etmek isteriz? Allah a kurban etmek için bir tavuğu alıp kesmeyi, asla hiç birimiz kendimize yakıştırmayız ve asla gönlümüzde razı gelmez, aklımızdan da geçmez. Ama bizlerin gönlü razı gelmez diye, nefsimizin etkisiyle Allah ın hüküm vermediği, şu ya da bu hayvanları kurban edemeyiz dememiz, Allah a karşı iftiradır, saygısızlıktır. HADDİMİZİ BİLMELİYİZ. Kurban bayramında, Allah aşkıyla yanıp tutuşan, durumu kurban kesmek için iyi olmayan Müslüman kardeşlerimizin bile, bazen parasını biriktirip kurban kestiğine şahit oluruz. İşte bu davranış, Allah sevgisinin, aşkının bizlerin içindeki coşkuyu gösterir. Değerli din kardeşlerim. Bizler Allah ın ayetlerini doğru anlamak istiyorsak, önce bizlere öğretilen doğruluğundan emin olamadığımız, rivayet bilgilerden kurtulmalıyız. Bunu yaparsak, inanın Allah ın bizlerden neler istediğini, işte o zaman çok daha doğru anlayacağımızdan şüphemiz olmasın. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  2. Bizlerin Kur’an anlayışı değişmedikçe, Allah ın doğru yolunu bulmamızda, asla mümkün olmayacaktır. Öyle bir inanca sahibiz ki, Kur’an ı dışlayıp ona yaptığımız saygısızlığın bile farkında değiliz. Rivayet ve sanı ve ZAN Kur’an ın yerini almış, Kur’an anlaşılması zor ve bir ayetin bile birçok anlamlara geldiğine, her insanın farklı anlayabileceğine inanıyoruz. DAHA DOĞRUSU BİZLER ALLAH IN AÇIK HÜKÜMLERİNİ DEĞİL, BİZLERE ULAŞAN RİVAYETLERİN VE EDİNDİĞİMİZ VELİ, ŞEYH EFENDİLERİN KUR’AN DAN NE ANLADIĞINI ANLAMAYA ÇALIŞIYOR VE İSLAM I ÖYLE YAŞIYORUZ. Allah aşkına soruyorum, böyle bir din olur mu? Allah ın katından gelen yol gösterici bir rehberi, nasıl olurda her okuyan farklı şeyler anlar? BÖYLE BİR KİTAP TOPLUMA YOL GÖSTERMEK YERİNE, TOPLUMU BİR BİRİNE DÜŞÜRÜR, BÖLER VE KARGAŞA YARATIR. Bakın bu konuda kendisinden emin, inancını anlatmak adına Kur’an hakkında ne diyor bir arkadaşımız. Bu sözler, günümüzde İslam ın ne derece yanlış ve korkunç boyutlarda yaşandığına, çok güzel bir örnek. “KUR AN IN DELALETİ ZANNİDİR, ÇÜNKÜ BAŞKA BİRİSİ AYNI AYETLERİ FARKLI YORUMLAR. BU YÜZDEN YORUMLARI SINIRLAYAN SÜNNETE İHTİYAÇ VARDIR.” Bu sözleri söyleyen ve inanan bir insanın, Kur’an dan zerre kadar haberi yok demektir. Herkesin kendi imtihanı inancıdır der belki geçebiliriz. Ama bu sözleri söylemek, Kur’an a hakarettir, saygısızlıktır onu hatırlatmak isterim. BIRAKIN KUR’AN I, BİLGİ VEREN, AÇIKLAYAN HİÇBİR KİTAP ZANNİ DEĞİLDİR, HİÇBİR YAZAR KİTABINI ZAN ÜZERİNE YAZMAZ. Böyle bir düşünceyi Kur’an a nasıl nispet ederiz? Zan içeren bir kitap, zaten kesin bilgi vermez, hiç kimsede okumaya tenezzül etmez. Kur’an Zan bilginin sakın ardı sıra gitmeyin diye uyarır. Bunu bile fark edemiyoruz, sırf batıl inançlarımızı yaşayabilmek adına. BİZLERE ULAŞAN RİVAYET HADİSLER, KİŞİLERİN KENDİ DÜŞÜNCELERİ İLE ANLADIKLARININ NAKİLLERİDİR. PEYGAMBERİMİZİN DİREK NAKLEDİLEN SÖZLERİ DEĞİL. Önce arkadaşımızın sözlerinde geçen DELALET ve ZAN kelimeleri, ne anlama geliyor ona bakalım. DELALET: Yol gösterme, kılavuzluk yapma. ZAN: Zannetmek, şüphe etmek, gerçeğini bilmeden ihtimal üzerine hüküm vermek. Aklını zerre kadar kullanan bir Müslüman, bu kelimeleri Kur’an a yakıştırıp ve bu özellikleri Kur’an a asla vermez. Doğrusu üzüntümden, ne söyleyeceğimi bilemiyorum, ama şunu net söylemeliyim ki, bunları Kur’an a nispet edip yakıştıranlar, hesap günü çok üzülenlerin arasında olacağı açıktır. Yaptığımız ve anlayamadığımız en büyük yanlış, Kur’an ın MUHKEM ayetlerinin, yoruma kapalı olduğu gerçeğidir. Çünkü yorum anlamı açık olmayan, okunduğunda anlaşılamayan sözler için yapılır. Allah dinin anası, temeli olan ayetler MUHKEM demiş, yani şüphe duyulmayacak, tartışılmayacak kadar açık, anlaşılan anlamındadır. Arkadaşımız emin olamadığımız rivayet hadisleri savunup, onları dinin temel bilgileri yapabilmek için, Allah ın sözlerini anlaşılmaz ama beşeri rivayetleri anlaşılır kılarak, İslam dinine en büyük kötülüğü yapmış olduğunun, ne yazık ki farkında değil. HÂŞÂ, Allah ın kullarına anlatamadığını, kimin haddine ki anlatmaya cüret etsin. ONUN İÇİN ALLAH IN ELÇİSİ, ÖRNEK İNSAN, SAĞLIĞINDA KUR’AN IN DIŞINDAN TEK BİR KELİME BİLE YAZDIRMAMIŞTIR. BU SÖYLEDİKLERİ DOĞRU OLSAYDI, SİZCE PEYGAMBERİMİZ BÖYLEMİ YAPARDI? Ayetlerin anlaşılmasını hadislerle, peygamberimizin sünnetiyle sınırlamaya çalışan arkadaşımızın şunu düşünmesini isterim. Hadislerin tamamı bir rivayete göre diye başlar, yani kaynak ZANNİDİR ve ikinci üçüncü şahısların, peygamberimizden duyduklarını iddia ettikleri ve naklettikleri sözlerdir. Bu sözlerin dilden dile nakledilirken, doğru, hatasız bizlere yüzlerce yıl boyunca doğru ulaşacağına nasıl inanırız? HANİ ALLAH, EMİN OLMADIĞIN BİŞLGİNİN ARDINA DÜŞMEYİN DİYORDU. HANİ GÜVENİLECEK VE İPİNE SARILACAK KİTAP KUR’AN DI. HANİ KUR’AN DAN SORUMLUYDUK. Allah bizlerin okuduğumuzda anlayamayacağımız bir kitaptan, nasıl sorumlu tutacağına inanırız? Bu kadar mı aklımızı başkalarına kiraya verdik. Peygamberimiz, Muhkem ayetleri okuduklarında ümmetim anlayamaz deyip, Kur’an ı anlaşılır hale getirmeyi düşünemedi de, yüzlerce yıl sonra, birilerinin mi aklına geldi de bizlerin imanımızı kurtardı? Bunu nasıl düşünürüz. Bunları söylemek ve düşünmek, Allah a ve elçisine apaçık iftiradır. Kur’an bizlerin sorumlu olduğu muhkem ayetleri, birçok ayetinde, nice örneklerle açıkladık ki hiç kimseye muhtaç olmayasınız diyor. Düşünebiliyor musunuz, Allah dinde ruhban sınıfı olmadığını söylediği halde, nasıl olurda bunun tam tersine bir düşünceye inanıp, Kur’an ı ve İslam ı anlayabilmemiz için, bizlerin bazı kişilere ya da bilgilere ihtiyacımızın olduğunu söyleriz. Allah Kur’an ı sizlere yol gösterici olsun diye indirdik dedikçe, Kur’an ın delaleti yani yol gösterici olması zannidir yani ihtimaller üzerine kurulmuş, kişiye göre değişir herkes anlayamaz, peygamberimizin hadisleri olmasaydı Kur’an anlaşılmaz kapalı kalırdı, nasıl deriz. Bunu söylemek için, ya akıldan yoksun olmalı bir insan, ya da zerre kadar Kur’an bilgisi olmaması gerekir. Herkese göre Allah ın hükmü nasıl değişir? Nasıl olur okunduğunda herkes anlayamaz. BU NASIL BİR HÜKÜM VERMEKTİR Kİ, HER OKUYAN FARKLI ANLASIN. BÖYLE BİR KİTAP YOL GÖSTERMEKTEN UZAK, TOPLUMU BÖLER, PARÇALAR VE BİRBİRİNE DÜŞMAN EDER. Ne yazık ki buda zaten gerçek oldu. Allah Enam 148. ayetinde, tıpkı arkadaşımızın yanlış düşüncelerine örnek verircesine, cahiliye toplumunun yaptığı yanlışları anlatırken, bakın bu konularda Allah ne diyor. ” SİZ ZANDAN BAŞKA BİR ŞEYE UYMUYORSUNUZ VE SİZ SADECE YALAN SÖYLÜYORSUNUZ.” Bu konuda birkaç örnek daha verelim. ONLARIN ÇOĞU, ZANDAN BAŞKA BİR ŞEYE UYMAZ. Şüphesiz zan, haktan hiçbir şeyin yerini tutmaz. Allah, onların yapmakta olduklarını çok iyi bilendir. (Yunus 36) Hâlbuki onların bu hususta hiç bilgileri yoktur. SADECE ZANNA UYUYORLAR. Zan ise asla gerçeği ifade etmez. (Necm 28) Ey iman edenler! ZANDAN ÇOK SAKININIZ. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. (Hucurat 12) Bunca açık ayetlere iman ettiğimiz halde, hala Kur’an ın yol gösterici kılavuz olması zannidir, ihtimaller üzerine sözlerdir diyorsak, sanırım söyleyecek bir söz yok demektir. Bakın Allah ın elçisi, tıpkı günümüzde düşündükleri gibi düşünenlere, Allah ın elçisinin ne demesini istiyor. Ayrıca Kur’an ın açıklanmış bir şekilde gönderildiğine dair ayetler. Enam 114: De ki): ALLAH'DAN BAŞKA BİR HAKEM Mİ ARAYACAĞIM? HALBUKİ SİZE KİTAB'I AÇIK OLARAK İNDİREN O'DUR. Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, Kur'an'ın gerçekten Rabbin tarafından indirilmiş olduğunu bilirler. Sakın şüpheye düşenlerden olma! (Diyanet vakfı) Meryem 97: Biz Kur'ân'ı, sadece Allah'tan sakınanları müjdeleyesin ve şiddetle karşı çıkan bir topluluğu uyarasın diye, SENİN DİLİNLE KOLAYLAŞTIRDIK. (Bayrakta Bayraklı) Hac 16: Biz onu, böylece AÇIK-SEÇİK AYETLER HALİNDE İNDİRDİK. Kuşkusuz, Allah, dilediğine/dileyene kılavuzluk eder. (Yaşar Nuri meali) Nur 18: ALLAH, SİZE AYETLERİ AÇIKLIYOR. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Diyanet meali) Bu ayetleri okuyanlar, Allah ayetlerim açık ve izah edilmiş dedikçe, tam tersini söyleyerek, “AÇIKTA NE KADAR AÇIK, HERKES KUR’AN I ANLAYAMAZ” demekten korkmuyorlar. Allah ın ayetlerini, kendi nefislerince yorumlayanlar, Allah dan başka hakemlik yapmaya soyunanlardır. Bunca açık ayetlere gözlerini yumarak batılı, zannı ısrarla din diye yaşayanlar, Kur’an ın ışığından asla istifade edemeyecek, böylece gerçekleri görebilmek için, GÖNÜL GÖZLERİ AÇILAMAYACAKTIR. Bu kardeşlerimizi zanna değil, apaçık Allah ın ayetlerine davet ediyorum. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  3. YASİN SURESİ 26-27. AYETLER. CENNETE VE CEHENNEME ŞİMDİDEN GİDEN VAR MI? Bu makalemin konusu, şu anda cennet ve cehennem de insanlar var mı? YASİN suresi 26 ve 27. ayetlerde geçen sözleri nasıl anlamalıyız, konusu üzerine olacak. Önce bahse konu ayeti yazalım. YASİN 26–27: (Kavmi onu öldürdüğünde kendisine): “CENNETE GİR!” denildi. O da, “Keşke kavmim, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını bilseydi!” dedi. (Diyanet meali) Eğer bu ayette geçen, CENNETE GİR sözünü, Kur’an bütünlüğünde düşünmediğimiz takdirde, demek ki bazı insanları Allah, Kur’an da bahsettiği hesap gününe sokmadan, cennetine gönderiyormuş diye anlayabiliriz. Ama Allah bir ayetinde apaçık verdiği bir hükmün tam tersini, bir başka ayetinde vermeyeceğine göre, bu ayette cennete gir sözünü, ne maksatla söylediğini doğru anlamalıyız. Aynı ayeti, bir başka mealin tercümesinden yazalım şimdide, konuyu daha doğru anlayabilmek için. YASİN 26–27: (En sonunda) ona “SEN CENNETLİKSİN!” denildi. Dedi ki: “Ah, keşke kavmim bir bilseydi. (Mustafa İslamoğlu meali) YASİN 26–27: “GİR CENNETE!” DENİLECEK. Bu adam dedi ki: “Âh, keşke kavmim, Rabbim'in beni affedip ikram edilenlerden kıldığını bir bilebilseydi!” (Bayraktar Bayraklı meali) YASİN 26–27: [Ve] ona: “CENNETE GİR[ECEKSİN]!” DENİLDİĞİNDE “Keşke” dedi, “kavmim bilseydi. (Muhammed Esed meali) Bu tercümelerden de anladığımız gibi, ayette aslında cennete hemen alınacağı değil, CENNET İLE MÜJDELENDİĞİ ANLATILIYOR. Peki, ne zaman? Kur’an ın diğer ayetlerinden de anlaşılacağı gibi, hesap günü herkes diriltilecek ve ondan sonra herkesin yaptıkları önüne getirildikten sonra, cennete ya da cehenneme gideceği belli olacak. ÜZERİNDE DÜŞÜNMEMİZ GEREKEN EN ÖNEMLİ KONU İSE, CENNETE YA DA CEHENNEME GİDECEĞİMİZ ZAMAN, DİRİLTİLMİŞ OLACAĞIZ. YANİ YALNIZ RUHUMUZ GİTMEYECEK. Onun içinde hiç kimse, tekrar diriliş günü olmadan, ne cennete nede cehenneme gidemeyeceğimiz çok açık anlaşılıyor. Bu konuda Kur’an dan örnek verelim. Mutaffifin 4–5–6: ONLAR, ÂLEMLERİN RABBİNİN HUZURUNDA DURACAKLARI, BÜYÜK GÜN İÇİN, TEKRAR DİRİLECEKLERİNE İNANMIYORLAR MI? (Bayraktar Bayraklı meali) Yasin suresi 26 ve 27. ayette bahsedilenlerin, bizlere neler anlattığını anlayabilmemiz için, bu ayetlerin öncesine bakmalıyız. Önceki ayetlerde, anlatılan bir kıssadan hisseyi, elçisinin ümmetine hatırlatmasını istiyor Allah ve özet olarak şunlar anlatılıyor. Bir topluma Allah elçiler gönderdiğini ve o elçileri nasıl inkâr ettikleri örneği veriliyor. O toplum içinden bir kişi çıkıyor ve ben onlara uydum, onlar Allah ın elçileri, sizlerde o elçilere uyun diyor. Tabi bu kişiyi dinlemedikleri anlaşılıyor. Allah da bu uyarıda bulunan ve elçilerine yardım eden kişi öldükten sonra, onu cennetlik olmakla müjdeliyor. İlginç olan bu kişi, keşke bunu kavmim bilseydi diyor. Belki o günkü kavmi bunu bilemedi ama Allah özellikle, böyle kullarının nasıl mükâfatlandırıldığını, bizlere özellikle bildiriyor. Bu ayetlerde anlatılan, Allah ın elçilerine yardım eden ve zorluklarla karşılaşmış iman eden Müslümanların, Allah tarafından ödüllendirileceği anlatılıyor. Böylece zor durumdaki Müslümanlara, bu örnekle moral veriliyor, elçisine yardım teşvik ediliyor. Çünkü devamındaki ayette yani 28. ayette Allah, iman etmeyen bu zalimleri cezalandırmak için, gökyüzünden bir ordu indirip cezalandırmadık, bunu da yapacak değiliz diyor. Bunu özellikle söylüyor, çünkü Kur’an cezalandırmak istediği toplumları, güçlü bir ses ve sarsıntıyla yerle bir ettiği örneklerini veriyordu bizlere. Bu ayette bizlere özellikle anlatılmak istenen, ALLAH IN DOĞRU YOLUNDA, AZİMLE YÜRÜYEN KULLARIM, ASLA KORKMASIN, ONLARI CENNETLE MÜJDELİYORUM DİYOR ALLAH. Kur’an da bazı konular anlatılırken, gerçekleşmediği halde, sanki o gerçekleşmiş gibi anlatılır. Secde suresinde de aynı anlatım şekli var ve diyor ki Allah, sanki diriltilmiş, hesap görülmüş ve yaptıklarından dolayı insanlara örnek gösterildikten sonra, haydi cennete gir deniyor. Ali İmran 142–143 ayetler bunun kanıtıdır. Buna benzer birçok örnek görebiliriz Kur’an da. Bakın Allah ne diyor. Zümer 68: VE SÛRA ÜFLENMİŞTİR. Göklerde kim var, yerde kim varsa çarpılıp yıkılmıştır. Ancak Allah'ın dilediği müstesna. Sonra ona bir daha üflenmiştir. Bu defa da hep onlar kalkmışlar bakıyorlardır. (Elmalı meali) Bakın kıyamet, o çetin gün sanki gelmiş gibi Allah, SÛRA ÜFLENMİŞTİR DİYOR. Bu ayeti tercüme ederken, hiç kimse sûra nın üflendiğini anlamamış, gelecekte bunun vaat edildiğini anlamış, bunu iddia edende olmamış. Onun içinde, bazı tercümelerde. “Ve sura üflenecek.” “O gün sura üfürülür.” Diye tercüme edilmiş. Yani bu ayette Allah, sanki kıyamet borusu üflenmiş gibi söylendiği halde, aslında bu olay ileride mutlaka olacaktır anlamında söyleniyor. Secde suresinde de CENNETE GİR emri, senin günahlarını bağışladık, cennetimize daha sonra alacağız hükmünün verildiğini anlamalıyız. Bakın o çetin gün geldiğinde, insanların birbirine neler söyleyeceğinin örneğini Allah, şimdiden bizlere bildiriyor. Araf 50: Cehennem ehli, cennet ehline, “SUYUNUZDAN VEYA ALLAH'IN SİZE VERDİĞİ RIZIKTAN BİRAZ DA BİZE VERİNİZ!” diye seslenirler. Onlar da, “Allah bunları kâfirlere haram kılmıştır” derler. (Bayraktar Bayraklı ) Şimdide hesabın görüleceği o çetin gün konusunda, Allah bakın neler söylüyor bizlere. Acaba bu hesap gününe, bazı kişiler katılmayacak mı? Yani daha önceden cennete ya da cehenneme giden var mı? Duhan 40: ŞÜPHESİZ, HÜKÜM GÜNÜ, HEPSİNİN BİR ARADA BULUŞACAĞI ZAMANDIR. (Diyanet meali) Tegabun 9: TOPLANMA VAKTİ İÇİN ALLAH'IN SİZİ TOPLAYACAĞI GÜNÜ DÜŞÜN. O gün aldanışın ortaya çıkacağı gündür. Kim Allah'a inanır ve salih amel işlerse, Allah onun kötülüklerini örter ve onu içinden ırmaklar akan, ebedî kalacakları cennetlere sokar. İşte bu büyük başarıdır. (Diyanet meali) Maide 119: Allah buyurdu ki: "BU, SADIKLARA DOĞRULUKLARININ FAYDA SAĞLADIĞI GÜNDÜR. Onlar için altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler vardır". Allah onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte büyük kurtuluş budur. (Elmalı meali) Ali İmran 142–143: YOKSA ALLAH, İÇİNİZDEN CİHAD EDENLERİ BELLİ ETMEDEN, SABREDENLERİ ORTAYA ÇIKARMADAN, CENNETE GİRECEĞİNİZİ Mİ SANDINIZ? Andolsun ki siz ölümle yüz yüze gelmeden önce, onu temenni ederdiniz. İşte şimdi onu kendi gözlerinizle görmektesiniz. (Bayraktar Bayraklı meali) Casiye 28: O gün bütün insanları diz çökmüş görürsün. HERKES KENDİ KİTABINA ÇAĞRILIR. Onlara şöyle denir: “Bugün yaptıklarınızın karşılığını göreceksiniz.” (Bayraktar Bayraklı ) Kıyame 22–23–24–25: YÜZLER VARDIR O GÜN, PARILTILI, RABBİNDEN BEKLENTİ İÇİNDEDİR ve yüzler vardır o gün, asıktır. Bel kemiklerini kıran bir felâkete uğrayacağını anlar. (Bayraktar Bayraklı) Araf 8: O GÜN, İYİ VE KÖTÜYÜ AYIRAN ÖLÇÜ HAKTIR. Artık kimin ölçülüp tartılacak şeyleri ağır basarsa, kurtuluşa erenler onlar olacaktır. (Yaşar Nuri meali) Sanırım bu ayetlerden sonra, hiç birimiz bazı iman edenler ölünce hemen cennete gidecek, ya da kâfirler cehenneme gidecek diyemeyiz. Bazı kişilerde cennetin ve cehennemin hazır olmadığını, o gün hazırlanacağını iddia edenler vardır. Bunun tartışmasını yapmak, bizlere düşmez. Bizler kendi işimize bakmalıyız. Kendi imtihanımıza hazırlanmalıyız. Bu konuda Allah çok fazla detaylı bilgi vermemiştir. Allah açıkça Duhan 40. ayetinde, HÜKÜM GÜNÜ HERKESİN, ORADA BULUNACAĞI ZAMANDIR diyorsa, bunun tersini nasıl düşünürüz? Hesap günü aldanışın ve mükâfatın ortaya çıkacağı gündür diyen Rabbimize kulak verelim, batıl ve rivayet bilgilere değil. Ali İmran 142 ve 143.ayetlerinde; “YOKSA ALLAH, İÇİNİZDEN CİHAD EDENLERİ BELLİ ETMEDEN, SABREDENLERİ ORTAYA ÇIKARMADAN, CENNETE GİRECEĞİNİZİ Mİ SANDINIZ” dediği halde, hesabın görüleceği o günden önce, nasıl olurda bazı kişilerin cennete gideceğini, ayete ilave etmeye çalışırız? Allah o çetin gün, HERKES KENDİ KİTABINA ÇAĞRILIR DİYOR, ama bizler bu ve benzeri ayetleri ne yazık ki görmezden gelebiliyoruz. Allah o gün için çok net hükmünü vermiş ve istisnasız herkesin katılacağını söyleyerek, bakın ne demişti tekrar hatırlayalım. “O GÜN, İYİ VE KÖTÜYÜ AYIRAN ÖLÇÜ HAKTIR” Tüm bu ayetlere iman ettiğimizi söylüyorsak, lütfen hesabın görüleceği o çetin gün, hiçbir istisna olmadan, herkesin önce diriltileceğine, daha sonrada tek tek yaptıklarımızın önümüze geleceğini bilelim. Daha sonra incir çekirdeği, hardal tanesi kadar yapılanlar, hassas terazilerle ölçülüp, cenneti hak eden cennete, cehennemi hak edenin de cehenneme gideceğini, lütfen unutmayalım. Bunlar Allah ın Kur’an da bizler için verdiği hükümleridir. Bu konuda farklı anlatılan hurafelere de, lütfen inanmayalım. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  4. Bu makalemin konusu, Yasin suresi 69. ayet olacaktır. Allah ayetlerinde özellikle öyle dikkat çekici kelimeler kullanıyor ki, ancak düşünebilen, aklını kullanan ayette dikkat çekilenleri anlayabiliyor. Tabi bir Müslüman, Kur’an ı herkes anlayamaz diyor ve buna inanıyorsa, böyle bir insan zaten aklını devre dışı bırakmış, körü körüne inancını yaşıyor demektir ki, böyle insanların, nasıl büyük bir tehlikede olduğunu, kendilerinin fark etmeleri mümkün değildir. Önce ayeti yazalım, daha sonrada üzerinde birlikte düşünelim. Yasin 69: Biz elçimize şiir öğretmedik. ZATEN ONA YARAŞMAZDI DA. O kitap, ancak Allah'tan gelmiş BİR ÖĞÜT VE APAÇIK BİR KUR'ÂN'DIR. Ayetin ilk cümlesinde Allah, biz elçimize şiir öğretmedik diyor. Peki, neden söylüyor olabilir sizce bu sözü? Şiir kötü bir şey mi de bunu söylüyor Allah? Çünkü devamında, zaten elçimize bu yakışmazdı diye de özellikle belirtiyor, açıklama yapıyor. Önce bu sözler üzerinde düşünelim. Şiir elbette kötü bir şey değil, hatta edebiyatta çok önemli bir yer tutar. Ama İslam ı anlatırken, demek ki bu yöntemi kullanmanın doğru olmadığı, özellikle vurgulanıyor. Bu konuyu daha iyi anlayabilmemiz için şiir nedir, özellikleri nelerdir gelin isterseniz önce ona bakalım. Şiir duygu, hayal ve düşüncelerin coşkulu bir dille, bir düzene bağlı olarak, çekici/etkileyici bir dil ve ahenkli mısralar içinde aktarılmasıdır. Edebiyat türlerinin en eskisi şiirdir. Şiirin ne olduğunu anlatmaya çalışan ünlü şairler şiiri şöyle tarif ederler. "ŞİİR, SÖZCÜKLERLE GÜZEL ŞEKİLLER KURMA SANATIDIR." “NESRE ÇEVRİLMESİ MÜMKÜN OLMAYAN NAZIM ' diye tanımlayanlarda vardır. “ Bu söylenenlere baktığımızda, hiç kimsenin itiraz etmeyeceği özellikleri görürüz şiirde. Şiirin çok önemli özelliğinin, insanda coşku uyandırıp, duygularına hitap etmesi aslında en önemli özelliğidir. Bu durumda Allah ayetinde, neden biz elçimize şiir öğretmedik, ona da zaten şiir yaraşmazdı diyor olabilir? Aslında bu gerçeği anlayamadıysak, bizleri din adına duygularımızla aldatanları da asla fark edemeyiz. Demek ki iyi bir şair kötü bir düşünceyi, güzel sözlerle süsleyerek, duygularımıza hitap ederek, topluma bu yöntemle iyi ve güzel diye kabul ettirebilir. Konuyu daha detaylı anlamaya çalışalım. Ayetin sonunda, aslında bu konuya açıklık getiriyor Allah ve diyor ki; “ALLAH'TAN GELMİŞ BİR ÖĞÜT VE APAÇIK BİR KUR'ÂN'DIR.” Bu açıklama aslında çok önemli. Şiir de duygu ve hayal âlemi çok baskın bir şekilde kullanılır. DEMEK Kİ KUR’AN AYETLERİ HAYAL ÂLEMİNDEN UZAK, GERÇEKLERDEN BAHSEDİYOR, AKLA HİTAP EDİYOR, SÜSLÜ SÖZLERE İHTİYACI YOK. Şiirin özelliğini tarif eden şair, aslında tek başına bu konuya açıklık getiriyor ve ne diyordu hatırlayalım. “NESRE ÇEVRİLMESİ MÜMKÜN OLMAYAN NAZIM.” Demek ki şiirde öyle konular işleniyor ki, bazen akıl devre dışı bile kalabiliyor. Kelimelerle izah edilemeyebiliyor. Hemen konumuzdan örnek verelim. Kur’an şiir olmadığına göre, nasıl bir yazıdır? Elbette nesir yani düz yazı. NESİR YAZININ EN ÖNEMLİ ÖZELLİĞİ, EN KÜÇÜK BİRİMİ, TEK BAŞINA BİR ANLAM İFADE ETMESİDİR. Nesirde amaç, düşünceleri ya da verilmek istenen bilgiyi, doğru ve açık bir biçimde anlatmaktır. Bilimsel ve bilgi aktaran kitaplar nesir yani düz yazıdır, akla hitap eder yani BİLGİ VERİR. Nesir yazıda bir yargı, bir eylem, hüküm açık bir şekilde anlatılır. Nesir kelime anlamı olarak YAYMA, DAĞITMA anlamındadır. Allah elçisine özellikle şiir öğretmedik derken, onun söyledikleri herkes tarafından anlaşılabilecek apaçık sözlerdir diyor. Onun için Allah şiir ona yaraşmazdı demesinin nedeni, şiirde amaç karşınızdaki kişinin duygularına hitap ederek, onu etkileyerek istediğiniz tarafa yönlendirmektir. ALLAH ELÇİMİN, BÖYLE BİR ŞEYE İHTİYACI YOKTUR, ÇÜNKÜ KUR’AN EŞİ BENZERİ OLMAYAN BİR NURDUR, KULLARIMIN GÖNÜL GÖZÜNÜ AÇAN BİR IŞIKTIR DİYOR. Sanırım Allah Yasin suresi 69. ayetinde, neden elçimize şiir öğretmedik dediği, çok daha iyi anlaşılmıştır. Bu ayetten de anlaşılıyor ki, Kur’an da Allah kullarına, herkesin anlayacağı şekilde, çok açık hükümlerini bildiriyor ve düşünmemizi istiyor bizlerden. Bizler Kur’an ı amacından saptırarak, bir makam eşliğinde adeta şiir okur gibi öyle bir okuyoruz ki, okuduğumuzun ne anlama geldiğini anlamadığımız halde duygulanıyoruz, hatta gözlerimizden yaşlar geliyor. Bunları yaparak, toplumu aldatan zalimleri unutmadık. Bu yönteme başvuran din tacirlerinin, bizleri aldatmasını istemiyorsak, Kur’an ı duygularımıza hitap edecek şekliyle değil, ALLAH IN BİZLERE ÖNERDİĞİ GİBİ, anlayarak ve düşünerek okumanın yolunu seçmeliyiz. Duygular her zaman bizleri doğruya götürmeyebilir. Bizleri hakka götürecek aklımızdır, lütfen unutmayalım. Onun için Allah akla, düşünmeye çok fazla önem vermiştir Kur’an da. Hatta Kur’an, aklını kullanmayanları, hiç de iyi bir son beklemediği örneğini vermiştir. İslam toplumu olarak, ne yazık ki duygularımızla bizleri aldatılıyorlar. Tasavvuf da bu yöntem çok güzel kullanılır ve halk istedikleri gibi yönlendirilir. İslam dini tasavvufa izin vermez. Çünkü tasavvuf bir dergâhta şeyhin emrine girerek, İslam ı onun kuralları ile yaşamayı emreder. Tasavvufta da din şiirsel ve duygulara hitap edecek şekilde anlatılır, yaşanır. İslam ın bunlara ihtiyacı yoktur. Peygamberimiz döneminde, böyle oluşumların hiç birisi yoktu. Allah ile kulu arasında, İslam dininde hiç kimse yoktur. Lütfen bu ve benzeri tarikat, cemaatlerin kurduğu, duygulara hitap eden tuzaklara düşmeyelim. Allah bizler için Kur’an, apaçık bir öğüttür, yol göstericidir diyor da, bizleri Allah ile aldatanlar, Kur’an açık ve anlaşılır değildir, Kur’an ı herkes anlayamaz diyorsa, lütfen bu insanların kurduğu tuzaklara düşmeyelim. Allah sizleri Kur’an dan hesaba çekeceğim, sizlere yemin olsun ki kolaylaştırılmış bir kitap gönderdim diye de özellikle bir çok kez söylüyorsa, lütfen Allah ile aldatıcılara değil, ALLAH IN UYARILARINA KULAK VERELİM. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  5. Müslüman toplumlar olarak bizlere, Kur’an ı anlamadan özellikle okuttular. Çünkü ayetleri anlayarak ve düşünerek okuduğumuzda, bizlere anlatılan İslam ın, Allah n indirdiği İslam ile neredeyse hiçbir ilgisinin olmadığını toplumlar anlayacaktı. Peki, bu engeli koyanlar kimlerdi? Cahiliye toplumunda kimler bu tuzağı toplumlarına kurdularsa, onlardan örnek alanlar, içimizde aynı yöntemi kullandılar. İslam dininde ruhban sınıfının olmadığını Kur’an açıkça yazdığı halde, bunun fark edilmesini önlediler. Farklı isimlerde Allah ın yanında veliler, şeyhler, efendiler edinilmesini sağladılar, onlar olmadan İslam ı yaşayamayız fikrini aşıladılar topluma. Böylece toplumu din adına istedikleri gibi yönettiler, yönetmeye devam ediyorlar. Yani fark ettirmeden İslam dininde, RUHBAN SINIFINI KURDULAR. Günümüzde televizyona çıkan böyle kişiler, “DİNİ KONULARDA KONUŞMAYI BİZE BIRAKIN, HERKES BU KONUDA KONUŞAMAZ” diyerek, kendilerini dini Otorite ve ruhban yetkilisi ilan ettiler. Bu makalemde sizleri, TEVBE SURESİ 31 ve BAKARA 171. ayetler üzerinde düşünmeye davet ediyorum. Bu ayetleri dikkatle düşündüğümüzde, günümüzde yaptığımız çok büyük yanlışımıza dikkat çekiyor. Kur’an ın birçok ayeti, geçmiş toplumların yaptığı yanlışları bizlere bildirmesi ve o yanlışları bizlerin tekrar etmemesi adına, uyarılarla doludur. Önce ilk ayeti hatırlatmak istiyorum. TEVBE 31: ALLAH'IN YANINDA HAHAMLARINI VE RUHBANLARINI DA RABLER EDİNDİLER. Meryem'in oğlu Mesih'i de öyle. Oysa kendilerine, tek olan Allah'tan başkasına ibadet/kulluk etmemeleri emredilmişti. İlah yok o tek Allah'tan başka. Onların ortak koştuklarından arınmıştır O. (Yaşar Nuri meali) Ayete dikkatle baktığımızda, cahiliye toplumunun Allah ın yanında edindiği ruhban kişileri, yani dini konularda söz sahibi yaptığı insanları, Allah RAB edindiler diyor. Lütfen yanlış anlaşılmasın, edindikleri bu ruhban kişileri Allah, ilah kabul ediyorlardı demiyor. Onlarda tek bir Allah a inanıyorlardı. Ama yaptıkları yanlış, ALLAH IN VASIFLARINI, YETKİLERİNİ EDİNDİKLERİ RUHBAN KİŞİLERE VERDİKLERİ VE BÖYLECE ALLAH A ORTAK KOŞTUKLARI İÇİN ALLAH ONLARA, BU KİŞİLERİ RAB EDİNDİLER YANİ ADETA İLAH, TANRI EDİNMİŞ GİBİ OLDULAR DİYOR. Sizlerde çok iyi bilirsiniz, Papazların, hahamların istedikleri kişileri dinden çıkarma yetkileri bile vardır. Biliyorsunuz buna aforoz diyorlar. Hâlbuki bir insanın dinden çıkmış olacağına karar verecek, tek bir makam vardır oda Allah. Ruhban sınıfı kendilerinin, Allah ile aracılık yaptıklarını söyler, hatta günah çıkarabildiklerine inanılır. Cennet ya da cehennemin anahtarının, adeta ellerinde olduklarını söyleyen bu ruhban sınıfı, dini konularda tek söz sahibi kendilerinin olduğunu söylerler. Hâlbuki tüm bunlar, Allah ın yetkisindedir. Gelelim bizim günümüzde yaşadığımız İslam inancına. Bizlerde Yahudi ve Hıristiyanların yaptığı yanlışları yapıyoruz. İslam dininde ruhban sınıfı olmadığı halde, bizlerde onlardan farkı olmayan ruhbanlar edindik ve bunlara veli, şeyh, ulema adını verdik. Allah ın uyardığı gibi, bizlerde Ehli kitabın yaptığı yanlışları yaparak, bu kişilerin Allah dostu olduğuna inandık. Hâlbuki kimin Allah dostu olduğunu, kimin takvaca üstün olduğunu, yalnız Allah ben bilirim dediği halde, Kur’an ı anlamadan okuttukları için, bu gerçeklerin ne yazı ki farkında olamadık. Bizler edindiğimiz veli, şeyh, ulema dediğimiz kişilere Allah ın asla vermediği, öyle yetkiler verdik ki, VELİSİ OLMAYAN CENNETE GİDEMEZ, EDİNDİĞİMİZ VELİLER, ŞEYHLER, ULEMALAR, BİZLER İÇİN ŞEFAATÇI OLACAKTIR, DEMEKTEN HİÇ KORKMADIK. Çünkü Kur’an da Allah bu konuda ne anlatıyor, hiç anlayarak okumadık, onun için ne söylenirse inandık. OKUMUŞ VE ANLAMIŞ OLSAYDIK, BU YETKİLERİN YALNIZ ALLAH IN OLDUĞUNU BİLİRDİK. Bu yetkileri yaratılmış bir beşere verdiğimizde, onları Allah ın uyardığı gibi RAB EDİNMİŞ OLDUĞUMUZUN FARKINA VARIRDIK. Ama bu gerçekleri, Kur’an ı anlamadan okuduğumuz için hiç fark edemedik. Fark etmememiz içinde edindiğimiz ruhbanlar, var güçleri ile çalıştılar. Hükümranlıklarını sürdürebilmeleri içinde, var güçleri ile çalışmaya, toplumu Allah ile aldatmaya devam ediyorlar. ELLERİMİZLE YARATTIĞIMIZ BU RUHBANLARA, ALLAH IN YETKİLERİNİ VERMEYE DEVAM ETTİĞİMİZ TAKDİRDE, ONLARI RABLAR EDİNMİŞ OLACAĞIMIZIN, LÜTFEN ARTIK FARKINDA OLALIM. BU BÜYÜK YANLIŞ BİZLERİ, CEHENNEMİN EBEDİ KALICILARI YAPAR, LÜTFEN UNUTMAYALIM. Bakara suresi 171. ayette, Allah kâfirler, inkârcılar diye birilerinden bahsediyor, acaba bu kâfirler, inkârcılar kimler gelin birlikte bakalım. Bakara 171: ALLAH'IN İNDİRDİĞİNE TÂBİ OLMA ÇAĞRISINA ALDIRIŞ ETMEYEN KÂFİRLERİN DURUMU, sadece çobanın bağırıp çağırmasını işiten hayvanların durumuna benzer. Çünkü onlar MANEN SAĞIR, DİLSİZ VE KÖRDÜRLER. Bu sebepten dolayı da düşünmezler. (Bayrakta Bayraklı meali) Sizce kimlerden bahsediyor olabilir Yaradan? Aslında ayetin son kısımlarında bunu açıklıyor. Bu kişilerin manen SAĞIR, DİLSİZ VE KÖR OLDUĞUNU SÖYLÜYOR. Demek ki bu insanlara Allah ın tebliği gelmiş, ama bir şeyin etkisinde kalmışlar ki, Allah ın gerçeklerini görmemekte ısrar ediyorlar. Bu insanların kimler olduğunu aslında bir ayet öncesinde açıklamış Rabbimiz, ona bakalım şimdide. Bakara 170: Onlara: “ALLAH’IN İNDİRDİĞİNE TABİ OLUN” DENİLDİĞİNDE, ONLAR: “BABALARIMIZI ÜZERİNDE BULDUĞUMUZ ŞEYE TABİ OLURUZ” DERLER. Ya ataları bir şey bilmez ve doğru yolda olamasalar da mı (onlara tabi olacaklar?) (Bayraktar Bayraklı meali) Sanırım her şey çok net anlaşılmıştır. Bu insanlara, yalnız Allah ın indirdiğine uyun dediklerinde, onlara uyarız ama bizim atalarımızın inandıkları da var, onlara da uyarız diyorlar. AMA ALLAH BUNU ASLA KABUL ETMİYOR, ÇÜNKÜ YARADAN YALNIZ İNDİRDİĞİM KİTABA İMAN EDECEKSİNİZ, ÇÜNKÜ SİZLERİ YALNIZ İNDİRDİĞİM KİTAPTAN SORUMLU TUTUYORUM DİYOR KUR’AN DA. Bugün yaşanan İslam inancında, cahiliye toplumunun yaptığı bu acı gerçek, günümüzde çok daha ileri derecede devam ediyor. Atalarının rivayet, batıl inançlarından kendilerini kurtaramayanlar, nefislerinin etkisiyle Allah ın apaçık uyarılarına gözlerini yumarak kör olduklarını, Kur’an ın gerçeklerini duyamayacak kadarda, sağır olduklarını ne yazık ki görüyoruz. Böyle insanlar, Allah şefaat tümden bana aittir dedikçe, şefaat yetkisini edindikleri velilere de vermekten çekinmiyorlar. Dinde sakın bölünmeyin diye uyaran Rabbimize inat, dinde bölünmekte zenginlik vardır diyecek kadar, Allah ın ayetlerini duymuyorlar. Allah güvenilecek veliniz benim, sakın veliler edinip ardı sıra gitmeyin dedikçe, adeta hem kör hem sağır olmuşçasına veliler, şeyhler edinmenin cennetin kapısını açacağını söylemekte kusur görmüyorlar. İşte Allah böyle davrananlara Kâfir, inkârcı diyor. Lütfen hatırlatmak isterim, ben demiyorum. Kur’an da Allah diyor. Bakara 105. ayette, Ehli kitabın bir kısmından bahsederken Allah, kâfir ve müşrik diye bahsediyor. Bu insanlar Allah a iman etmeyenler değil, Allah ın ayetlerinin bir kısmını görmezden, duymazdan gelenlerden bahsediyor. Bakara 159–160–161. ayetlerinde Allah, AYETLERİMİZİ TEBLİĞ ALIP, BİR KISMINI GÖRMEZDEN GELİP, ÜSTÜNÜ ÖRTÜP GİZLEMİŞ OLARAK ÖLENLER KÂFİR, İNKÂRCI OLARAK ÖLMÜŞTÜR DİYOR. Böyle insanlar içinde Allah bakın ne diyor. ”ALLAH'IN, MELEKLERİN VE BÜTÜN İNSANLARIN LANETİ ONLARIN ÜZERİNEDİR.” Değerli din kardeşlerim, hangimiz Allah ın ve meleklerin lanetinin üzerimize olmasını isteriz. Eğer Allah bizleri böyle bir hatadan korusun diyorsanız, Allah ın uyardığı gibi asla veliler, şeyhler, efendiler edinmeden, emin olamayacağımız bilgi ve sözlerin ardına düşmeden, YALNIZ ALLAH IN NURU KUR’AN IN İPİNE SARILMALI VE AYETLERİ DÜŞÜNEREK HAYATMIZA GEÇİRMELİYİZ. ALİ İMRAN 64: De ki: “Ey kitap ehli! Sizinle bizim aramızda ortak olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'NA HİÇBİR ŞEYİ EŞ TUTMAYALIM VE ALLAH'I BIRAKIP DA BİRBİRİMİZİ TANRILAŞTIRMAYALIM.” Eğer yüz çevirirlerse, de ki: “Şâhit olun, biz Müslümanlarız.” (Bayraktar Bayraklı meali) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  6. Kur’an ı anlayarak ve düşünerek her okuduğumda, çok farklı gerçekleri görüyorum, şükürler olun. Sanki ayetler günümüzde yaşanan olaylar için indirilmişçesine, bizlere rehberlik yapıyor. Kur’an ı okurken bir ayet özellikle dikkatimi çekti ve ayeti okurken, Atatürk ün mecliste yaptığı ve çok yanlış anlamlar yükledikleri, bir konuşma geldi aklıma. Ondan bahsetmeden önce okuduğum ve dikkatimi çeken ayeti önce sizlerle paylaşmak istiyorum. Nisa 153: Ehlikitap, SENDEN KENDİLERİNE GÖKTEN BİR KİTAP İNDİRMENİ İSTİYOR. Zaten onlar Musa’dan da bundan daha büyüğünü istemişlerdi. Demişlerdi ki: "Allah'ı bize açıktan göster." Bunun üzerine zulümlerinden ötürü kendilerini yıldırım çarpmıştı. Sonra kendilerine açık-seçik kanıtların gelişi ardından buzağıya taptılar. Biz onların bu günahını da affettik. Biz Musa’ya apaçık bir kanıt/bir hükmetme gücü verdik. (Yaşar Nuri meali) Dikkat ettiyseniz, Allah ın elçisi, kendisine gelen ayetleri bir bir tebliğ ederken, Peygamberimizden bir istekte bulunuyorlar ve diyorlar ki; GÖKTEN ALLAH KATINDAN SANA BİR KİTAP İNDİRİLSEYDİ YA. Daha önce ki Ehli kitapta, bundan daha büyük isteklerde bulunduklarını, Musa Peygamberimizden Allah ı göstermesini istedikleri örneğini veriyor. Peki bu ayette, Ehlikitap ın gökten bir kitap indirilmesini istemelerinden, ne kast ediliyor olabilir? Önce şunu hatırlatmak isterim, Allah yalnız gökte değil, her yerdedir. Kur’an da Allah ın yalnız gökte olduğuna dair, tek bir bilgi yoktur. TAM TERSİNE GÖKTE VE YERDE YAŞAYANLARIN İLAHIDIR DER KUR’AN. ALLAH IN YALNIZ GÖKTE OLDUĞUNA İNANALAR, CAHİLİYE TOPLUMU İNANCI OLDUĞU GİBİ, BUGÜN İSLAM I TARİKAT EKSENLİ YAŞAYANLARIN BİR KISMI, ALLAH ARŞIN ÜSTÜNDE, YANİ KÂİNATIN TAVANINDADIR DİYEBİLMEKTEDİRLER. Ehli kitap her şeyiyle hazır, tüm ayetlerin içinde bulunduğu bir kitabın indirilmesini istiyorlardı. Ama Allah ayetlerini sindire sindire anlayıp, hayata geçirebilmeleri için ayetlerini yavaş yavaş sözlü bir şekilde indiriyor ve elçisi de kayda alıyor, insanlara ezberletiyordu. Onların, gözleriyle Allah ı görmek istedikleri gibi, Allah katından gelen bir kitap şeklini de görmek istemeleri nedeniyle, Allah dan uyarı alıyorlar. Ayete dikkat ettiyseniz, Ehli kitaba daha öncede ayetlerini apaçık Allah gönderdiğimiz halde, onlar bu kanıtları göz ardı ederek, hayatlarına geçirmediklerini, hala atalarının yanlış inançlarını yaşamaya, bunlarda Allah katından gelmiştir demeye, yani ataların inancını yaşamaya devam ettikleri bilgisini, özellikle bizlere bildiriyor. Tabi aralarından, iman edenlerin günahlarını affettiğini de söylüyor. Şimdide Kur’an ın diğer ayetlerinden faydalanarak, bu konuda ehli kitabın yaptığı yanlışları düşünelim. Neler yapıyorlardı da, Allah onları uyarıyordu? Önce unutmamamız gereken bir gerçek var, bu uyarılar Allah ı inkâr edenlerden bahsetmiyor. Tam tersine Allah ı tek ilah olarak kabul ettikleri halde, Allah ın yanına adeta ilahlaştırdıkları varlıkları ve onların kitaplarını koyanlardan bahsediyor. Peki bu bilgileri, hangi kaynaklardan almışlardı da, inançlarına geçirmişlerdi? Atalarının rivayetler yoluyla kendilerine ulaşmış bilgileri, BUNLARDA GÖKTEN, ALLAH IN KATINDAN İNDİRİLEN AYETLERİDİR demeleri, onları Allah ın yolundan saptırmıştı. Ayetin sonunda Allah, bakın çok net bir hüküm veriyor ve diyor ki, biz Musa ya apaçık bir kanıt, yani kitabı indirdik ve bu kitapla kullarıma hükmetme yetkisini, gücünü verdik diyor. Peygamberimiz içinde, aynı hükümler zaten Kur’an da geçiyor ve ne diyordu Allah elçisine hatırlayalım. “SANA İNDİRDİĞİM KUR’AN İLE KULLARIMA HÜKMET.” Kur’an da birçok ayette Allah, bizleri uyarıyor ve diyor ki, sakın emin olmadığınız bilgilerin ardına düşmeyin. Sizleri Allah ile aldatacak insanlar çıkacak ve Allah ın hükmü olmadığı halde, BUNLARDA ALLAH KATINDAN İNDİRİLEN AYETLERDİR DİYENLER ÇIKACAKTIR, SAKIN ONLARA İNANMAYIN UYARISINI YAPIYOR. Benim katımdan indirilen ve sizlerin sorumlu olduğunuz yalnız Kur’an dır diyerek, Zuhruf suresi 44. ayette, açıkça noktayı koymuştur Yaradan. Onun içindir ki bizlere düşen, Allah ın bu uyarılarından yola çıkarak, Alak suresi 1. ayetinde olduğu gibi, “YARATAN RABBİNİN ADIYLA OKU” uyarısından yola çıkarak, önce Rabbimizin yarattığı tabiat mucizelerinin ayetlerini okuyup, onları aklımızda, nefsimizde değerlendirip, hayatımıza geçirdiğimizde, Allah ın en doğru yolunda olabiliriz. Yani önce hayatın, tabiatın, yaşamın ayetlerini gözlemleyerek okumalıyız ki, Allah ın indirdiği yazılı, sözlü vahyi doğru anlayabilelim. Şimdide gelelim, Atatürk ün mecliste yaptığı konuşmasına. Bu konuşma ne yazık ki, bazı art niyetli kişiler tarafından farklı şekilde yorumlanarak, Atatürk dinsiz ilan edilmiştir. Sözlerini yazmadan önce şunu hatırlatmak isterim. Atatürk, İslam ı bilen ve batıldan ve hurafeden uzak, gereği gibi halkın İslam ı öğrenmesi içinde çaba harcayan bir liderdi. Kur’an ı Türkçeye tercüme ettirmesi, bunun kanıtıdır. İnancı olmayan bir insan, Kur'an ın anlaşılması için çaba harcar mı? Lütfen unutmayalım, bu konuşmanın geçtiği mecliste, çok değerli din âlimleri vardı. İslam a saygısızlık adına söylenecek tek bir sözü kabul etmeyeceklerini lütfen unutmayalım. Bakın Atatürk konuşmasında ne söylüyor. Lütfen art niyetle değil, Kur’an bütünlüğünde, kimseye iftira atmadan söylenenleri anlamaya çalışın. “Fakat bu prensipleri, GÖKTEN İNDİĞİ SANILAN KİTAPLARIN DOĞMALARI ile asla bir tutmamalıdır. Biz İLHAMLARIMIZI gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.” Bu sözleriyle Atatürk, gökten indirildiği sanılan kitaplar sözünden, eğer Kur’an ı kast etmiş olsaydı, bu konuşmasının sonunda, TÜM MECLİS, ALKIŞLAR MIYDI? Hepsi ayakta alkışladı. Lütfen bu konuyu göz ardı etmeyelim ve o meclisteki çok değerli insanları da, töhmet altında bırakmayalım. Daha önce belirttiğim gibi, Allah gökyüzünde değil ki gökten Kur’an indirilsin, O her yerde. Ama dine batıl ve hurafe karıştıran tüm ehli kitap, buna günümüzde yaşayan bir kısım Müslümanlar da dâhil, bu yanlışı yapıyor ve sanki Allah yalnız gökyüzündeymiş gibi anlatıyorlar. Bakın ayette, ilhamlarımızı gaipten almayız diyor. Gaip kaynağı bilinmeyen, emin olmadığımız demektir. Kur’an ın geldiği yer bellidir. Gaip yani bilinmez değildir. Ama Kur’an dışından, emin olmadığımız rivayetlerin kaynağı belli değildir. Adı üstünde rivayet. O günkü toplumu düşünün lütfen. Atatürk hangi konularda çaba gösteriyordu İslam dini adına? Batıldan, hurafeden uzak, gerçek İslam ile toplumun buluşmasını istiyordu. İşte bu konuşmayı da, bu düşünce ekseninde lütfen düşünelim. DİNİ HURAFELERLE YAŞAYAN, TARİKATLAR, CEMAATLER, ATATÜRK ÜN SAYESİNDE UZUN BİR SÜRE, ZEHİRLERİNİ TOPLUMA AKITAMAMIŞLARDIR. Ama Atatürk düşmanlığını topluma, sinsice işte böyle yaymışlardır. Atatürk, batılı ve hurafeyi din haline getirenlere, KUR’AN DIŞINDAN KİTAPLARI, BUNLARDA ALLAH KATINDAN İNDİRİLMİŞTİR DİYENLERE, CEVAP VERİYOR MECLİSTE BU KONUŞMASINDA. Bakın Atatürk bu sözlerini nasıl açıklıyor. Dikkat ederseniz, bir kitaptan yani Kur’an dan bahsetmiyor, tam tersine gökten indiği sanılan KİTAPLAR diyor, birçok kitaptan bahsediyor. Yani Kur’an ı yeterli görmeyen, bunlarda Allah katındandır diyen, ciltlerce dolusu mezheplerin ve FIKIH inancının dine ilave yaptığı kanun ve kuralların DOĞMASI, delilsiz dayatması yani, sorgulamadan kabul edilmesine asla müsaade etmeyiz, Allah ın kanunları ile eş tutmayız diyor. Devamında ise bizlerin, günümüzde hala anlayamadığı bir gerçeğe dikkat çekiyor Atatürk. Biz ilhamlarımızı, gaipten değil, yani emin olmadığımız kaynaklardan değil, doğrudan doğruya hayattan, yani apaçık Allah ın yarattığı yaşamın gerçeklerinden alırız diyor. Bu söylediklerinin, Kur’an okumuş herkes ne anlama geldiğini çok iyi anlayacaktır. Allah, Rahman ve Rahim olan Allah ın adıyla oku emrini verirken, işte kullarının önce bu yaradılış gerçeğini tabiattan okumamızı istiyor bizlerden. Yoksa indirilen bir kitap ilk önce yok ki insanlar okusun. Allah da bizlere bu konuda, bakın bazı ayetlerinde neler söylüyor. Allah, orada geniş yollar edinip dolaşabilesiniz diye, yeryüzünü sizin için bir sergi yapmıştır.” (Nuh 19–20 :“ O Allah ki, yeryüzünü sizin için bir döşek, gökyüzünü bir bina yaptı. O, gökten su indirip onunla çeşit çeşit meyveleri size rızık olarak çıkardı. O halde, bile bile Allah'a eşler koşmayınız. (Bakara 22) Allah'ın gökten yağmur yağdırdığını ve bu sebeple yeryüzünün yemyeşil olduğunu görmez misin? Şüphesiz Allah, lütuf sahibidir; her şeyden haberdardır. (Hac 63) Atatürk ün toplumları yönetmek için aldığı ilham, hayatın ta kendisidir, yani yüce Rabbimizin hepimizin gözleri önünde yarattığı ayetleridir diyor. Lütfen dikkat edelim söylenen söze. Atatürk bakın nereden ilham aldığını söylüyor. İlham, üstün bir örnek güçten alınır. ATATÜRK DE BİZLER EMİN OLAMAYACAĞIMIZ BİLGİLERDEN İLHAM ALMAYIZ, BİZLERİN İLHAMI ALLAH IN YARATTIĞI, BİZLER İÇİN ÖRNEK OLAN, HAYAT VE YAŞAMDIR DİYOR. Atatürk toplumun gerçek İslam ı öğrenebilmesi için, Diyanet İşleri Başkanlığını özellikle kurmuştur. Dinsiz bir insan bunu yapar mı? Camilerde hutbe veren bir insan, nasıl dinsiz olur. İlk Diyanet işleri Başkanı Rifat Börekçi, bakın Atatürk ü nasıl anlatıyor. Bu sözler Diyanet arşivinden. “Atanın huzuruna girdiğimde, beni ayakta karşılardı. Utanır ezilir, büzülür, ‘Paşam beni mahcup ediyorsunuz’ dediğim zaman, ‘ DİN ADAMLARINA SAYGI GÖSTERMEK, MÜSLÜMANLIĞIN İCAPLARINDANDIR.’ buyururlardı. Atatürk şahsi çıkarları için, kutsal dinimizi siyasete alet eden, cahil din adamlarını sevmezdi.” Not: Atatürk ve din eğitimi- Ahmet Gürtaş- Diyanet İşleri başkanları yayınları. S- 12 Bunun dışında, mecliste yapılan bu konuşmaya bir anlam veren kişi, ancak art niyetlidir ve o mecliste bu konuşmayı alkışlayan tüm milletvekillerine, zerre kadar saygısı olmayan, aldatılmış insanlardır diyebilirim. Atatürk, bu ülkenin birliğini ve bütünlüğünü sağlamış bir liderdir. Onun ya da herhangi bir kişinin, imanını yargılamak bizlere düşmez. Eğer din ve imanı adına bir yanlışı varsa, hesabını Allah a verecektir. Kişileri inançları konusunda yargılamak, bizlerin haddi değildir. Lütfen emin olamayacağımız yalanlara, iftiralara inanmayalım. Elimizde Kur’an, onun ışığıyla aydınlanalım. Allah Hucurat 6. ayetinde bu konuda bizleri uyarıyor ve bakın ne diyor. Kur’an a iman eden bir Müslüman, asla emin olmadığı bir söze inanmaz ve bu sözü, bilgiyi topluma dağıtmaz. “Ey inananlar! Eğer bir fâsık/yalan haber taşıyan size bir haber getirirse, onun doğruluğunu araştırınız. YOKSA BİLMEDEN BİR TOPLULUĞA KÖTÜLÜK EDERSİNİZ DE, SONRA YAPTIKLARINIZA PİŞMAN OLURSUNUZ.” (Hucurat 6) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  7. Bizler Kur’an ayetlerini, eğer rivayet edilen hadislerin ışığında anlamaya çalışırsak, doğru anlamamız asla mümkün olamaz. Çünkü Allah Kur’an ı biz açıkladık ve her şeyden nice örnekleri verdik ki anlayasınız diye bizleri uyarır. Peki, bizler bu uyarıları dinliyor muyuz? Elbette hayır. Tam tersine Kur’an her konuda detay vermez açıklamaz, özet bilgi verir diyerek, Kur’an ayetlerini açıkladığını iddia ettikleri, rivayet hadislere toplumu yönlendirirler, araştırmadan Kur’an ın onayını almadan. Bu fikre inandığınızda zaten Kur’an ın onayı gerekmiyor, çünkü Kur’an da her bilgi yoktur deniyor. Böyle olunca da bizler, ALLAH IN NE DEDİĞİNİ DEĞİL, ARAYA GİREN BAZI KİŞİLERİN RİVAYETLERİ İLE AYETLERDEN NE ANLADIKLARINI ANLIYORUZ. Bu makalemde sizleri düşünmeye davet etmek istediğim, çok önemli bir ayet var. Maide suresi 51. ayet. Bu ayette geçen bir cümleden yola çıkarak, Kur’an dan araştırmadan, ayetler üzerinde düşünmeden, gerekli detayları almadan söyle deriz. Allah Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin diyor. Önce ayeti yazalım, daha sonrada Kur’an dan yardım alarak, Allah bu ayette aslında ne anlatmak istiyor, onu anlayalım. Maide 51: Ey inananlar! YAHUDİ VE HIRİSTİYANLARI DOST EDİNMEYİN. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, ZALİMLER TOPLULUĞUNU DOĞRUYA İLETMEZ. (Diyanet meali) Ayete ilk baktığımızda, sanki Allah tüm Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin diyor gibi anlaşılıyor. Ayette dost diye çevrilen kelime EVLİYA. Kur’an da bu kelime, genelde DOST ya da VELİ diye çevrildiği için, bu ayette de DOST diye çevrilmiş. ASLINDA BU AYETTE GEÇEN BU KELİMENİN KİMLERDEN BAHSEDİLDİĞİNİ, BİRAZ SONRA DAHA İYİ ANLAYACAĞIZ. Bu ayette Allah ne demek istediğini, kimlerden bahsettiğini Kur’an dan birçok ayetle açıklandığını göstermeden önce, bir örnek vermek istiyorum. Tevbe suresi 5. ayetinin başında şöyle bir cümle geçer. “HARAM AYLAR ÇIKINCA ALLAH’A ORTAK KOŞANLARI, ARTIK BULDUĞUNUZ YERDE ÖLDÜRÜN,” Eğer bu ayetin öncesini ve sonrasını okumazsanız, Allah Yahudi ve Hıristiyanları gördüğünüz yerde öldürün emrini verdiğini zannedersiniz. Hâlbuki diğer ayetlerde, size özellikle savaş açan, barış sözleşmesi yaptıkları halde, sözlerinden dönerek size saldıranlarla savaşın ve gerekirse öldürün diyor. Hatta bu konuda detaylı açıklama yaparken, onları esir alın, ya karşılıklı fidyeyle, ya da karşılıksız savaş bitiminde salı verin, diye de açıklama yapar. Gelelim Maide suresi 51. ayete. Bu ayetten birkaç ayet sonra, bakın Allah bu konuya nasıl açıklama getiriyor ve kimlerle dost olmayın diyor. Maide 57: Ey iman edenler! SİZDEN ÖNCE KENDİLERİNE KİTAP VERİLENLERDEN DİNİNİZİ ALAYA ALIP OYUNCAK EDİNENLERİ VE ÖTEKİ KÂFİRLERİ DOST EDİNMEYİN. Eğer müminler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının. (Diyanet meali) Maide 51 ve 57. ayette geçen kelime orijinal ayette aynı, EVLİYA yani dost anlamında. Demek ki tüm Ehli kitaptan bahsetmiyor. Bunların içinde bulunan, zalim olanları, dinimizi inancımızı alaya alıp bizlerle dalga geçenleri dost edinmemizi Allah istemediğini bildiriyor. Kur’an a bakmaya devam edelim. Ali İmran 113–114: KİTAP EHLİNİN HEPSİ AYNI DEĞİLDİR. Onların arasında, gece boyunca Allah'ın ayetlerini okuyan ve secdeye kapanan dosdoğru insanlar da vardır. Onlar, Allah'a ve âhiret gününe inanırlar; doğru olanı emreder, eğri olandan alıkoyarlar ve hayırlı işlerde birbirleriyle yarışırlar. İŞTE BUNLAR ERDEMLİ İNSANLARDANDIR. (Bayraktar Bayraklı meali) Sanırım bu ayetten sonra, Allah ın Ehli kitap arasında kimlerden bahsettiği, daha doğrusu, dost edinmeyin derken, HEPSİNİ KAST ETMEDİĞİ ÇOK DAHA NET ANLAŞILIYOR. Dikkat derseniz bu ayet, hem Allah ın elçisine, hem de iman eden Müslümanlara hitaben söylüyor ve ehli kitapla, nasıl bir diyalog içinde olmamız gerektiğinin izahını yapıyor. Aynı konuda Kur’an dan bir başka örneğe bakalım. Maide 69: İman edenlerle Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîlerden ALLAH'A VE ÂHİRET GÜNÜNE İNANIP İYİ AMEL İŞLEYENLER ÜZERİNE ASLA KORKU YOKTUR, ONLAR ÜZÜLECEK DE DEĞİLLERDİR. (Bayraktar Bayraklı meali) Ayete dikkat ettiyseniz, iman edenlerle diye başlıyor, kitap ehli olanları yani bunların içindende Allah ın doğru yolundan giden, Allah a ve ahiret gününe inanıp, iyi amel işleyenleri Allah ayırıyor ve onların korkmalarına gerek olmadığını, onların hesap günü üzülmeyeceğini bizlere bildiriyor. Yani Allah bu özellikleri taşıyan Ehli kitapla asla dost olmayın demiyor, tam tersine onlarla dost olmamızı istiyor. Kur’an dan şimdi vereceğim örnek ayet, aslında Ehli kitap arasında hangileri ile dost olabileceğimize çok daha açık örnek veriyor. Şimdide ona bakalım. Mümtehine 8–9: Allah, sizinle din konusunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara İYİLİK YAPMANIZI VE ADALETLİ DAVRANMANIZI YASAKLAMAZ. Çünkü Allah, âdil olanları sever. Allah sadece, SİZİNLE DİN KONUSUNDA SAVAŞANLARI, SİZİ YURDUNUZDAN ÇIKARANLARI VE SİZİN ÇIKARILMANIZA YARDIMCI OLANLARI DOST EDİNMENİZİ YASAKLAR. Kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir. (Bayraktar Bayraklı meali) Sanırım bu ayetten sonra, her şey çok daha net anlaşılmıştır. Bizler ne yazık ki ayetlerde geçen bir cümleye, hatta bir kelimeye rivayet inançlarımızın ışığında öyle anlamlar yükleyip inanıyoruz ki, Allah ın söylediğinin tam tersini anlıyor ve hayata geçiriyoruz. Bakara 111 ve 112. ayetlerinde, YAHUDİ VE HIRİSTİYAN HARİÇ HİÇ KİMSE CENNETE GİREMEYECEK, dedikleri bilgisini veriyor. Allah da özellikle bu örneği Kur’an a iman eden Müslümanlara veriyor ve bakın nasıl bir cevap veriyor Allah, Ehli kitabın sözlerine. “Sen de onlara de ki, “EĞER GERÇEKTEN DOĞRU SÖYLÜYORSANIZ, DELİLİNİZİ GETİRİNİZ.” BİLAKİS, KİM İYİLİK YAPARAK BÜTÜN BENLİĞİNİ ALLAH'A TESLİM EDERSE, ONUN ÖDÜLÜ RABBİNİN KATINDADIR. Öyleleri için ne bir korku vardır ne de üzüntü çekerler.” Bu ayette Allah, hiç biriniz biz diğer Ehli kitaptan Allah huzurunda daha üstünüz, bizler cennete gireceğiz, sizler giremeyeceksiniz demeyin diyor. Ben sizin yaptıklarınıza bakarım, kendinizi temize çıkarıp, karşınızdaki kişileri suçlamayın diye açıklama getiriyor. Peki, bizler bu ve benzeri ayetlerden ders aldık mı? Elbette hayır, bizlerde tıpkı Ehli kitabın yaptığı yanlışları yapıyoruz ve diyoruz ki; “MÜSLÜMAN OLMAYAN CENNETE GİREMEZ.” Buradan da anlaşılıyor ki, bizlerin rehberi ne yazık ki Kur’an değil, ardı sıra gittiğimiz emin olamadığımız sözler, rivayetler olmuş. Konumuzla ilgili bir ayet örnek daha vermek istiyorum. Çünkü Allah bizlerden ismimizin ya da tabi olduğumuz toplumun ismi ile değil, yaptıklarımızın karşılığını huzuru mahşerde vereceğini, çok açık bakın nasıl anlatıyor bu ayette. Ali İmran 75: Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ONA YÜKLERLE EMANET BIRAKSAN ONU SANA ÖDER. Onlardan öylesi de vardır ki ONA BİR DİNAR VERSEN, DEVAMLI OLARAK BAŞINA DİKİLMEDİKÇE ONU SANA ÖDEMEZ. Onlar, “Cahillere karşı bize bir sorumluluk yoktur” dedikleri için böyle yapıyorlar ve Allah'a karşı bile bile yalan söylüyorlar. (Bayraktar Bayraklı meali) Doğrusu bu kadar açık ayetten sonra, sanırım söyleyecek hiçbir şey yok. Konunun daha iyi anlaşılması ve Allah ın biz Müslümanların, Allah ın doğru yolunda giden ve Rabbimizin istediği şartları taşıyan Ehli kitapla, nasıl dostluklar kurmamızı istediği ayet üzerinde şimdide düşünelim. Maide 5: Bu gün size temiz ve hoş şeyler helâl kılındı. KENDİLERİNE KİTAP VERİLENLERİN YİYECEKLERİ SİZE HELÂL, SİZİN YİYECEKLERİNİZ DE ONLARA HELÂLDİR. Mümin kadınlardan iffetli olanlarla, DAHA ÖNCE KENDİLERİNE KİTAP VERİLENLERDEN OLAN İFFETLİ KADINLAR DA, MEHİRLERİNİ VERMENİZ KAYDIYLA; EVLENMEK, ZİNA ETMEMEK VE GİZLİ DOST TUTMAMAK ÜZERE SİZE HELÂLDİR. Her kim de inanılması gerekenleri inkâr ederse, bütün işlediği boşa gider. Ahirette de o, ziyana uğrayanlardandır. (Diyanet meali) Sanırım bu ayet son noktayı koydu. Allah kitap ehli arasında, Allah ın şartlarını taşıyan, doğru ve dürüst olanlar ile çok iyi dostluklar kurmamızı özellikle istiyor ki, ONLARLA YEMELİ İÇMELİ DOST OLMAMIZI İSTİYOR. Yetmiyor, Mümin kadınlardan yani iman etmiş Müslüman olmuş kadınlardan iffetli olanlar sizler için helaldir dedikten sonra, daha da ileri giderek bakın ne diyor tekrar hatırlayalım. “DAHA ÖNCE KENDİLERİNE KİTAP VERİLENLERDEN OLAN İFFETLİ KADINLAR DA, MEHİRLERİNİ VERMENİZ KAYDIYLA EVLENMEK, ZİNA ETMEMEK VE GİZLİ DOST TUTMAMAK ÜZERE SİZE HELÂLDİR.” Ayetin sonunda bir cümle var. “Her kim de inanılması gerekenleri inkâr ederse, bütün işlediği boşa gider” Burada bahsedilen, Allah ı bolca anan, onu yücelten ve ona karşı kulluk görevini yerine getirip, Allah'a ve âhiret gününe inananlar, doğru olanı emredip, eğri olandan uzak duranlar ve hayırlı işlerde birbirleriyle yarışanlar olarak anlamamız gerektiğini ayetlerden anlıyoruz. Bunun tersini yapanın yaptıkları boşa gidecektir. Bizler karşımızdaki insanların, Allah katında imanlarını asla ölçemeyiz, değerlendirme yapamayız. Allah Necm 32. ayetinde bakın ne diyor.” ÖYLEYSE KENDİNİZİ TEMİZE ÇIKARMAYINIZ. O, ALLAH'A SAYGI DUYANI EN İYİ BİLENDİR.” Yine Maide 105. ayetinde şöyle uyarıyor bizleri.” EY İMAN EDENLER! SİZ, KENDİNİZİ DÜZELTMEYE BAKIN” Yine İsra 84. ayetinde: “YOLCA DAHA DOĞRU GİDENİN KİM OLDUĞUNU, RABBİNİZ DAHA İYİ BİLİR. Bazı art niyetli kişiler, Bakara 107. ayetinde, Allah dan başka dostunuz yoktur diye geçiyor, Maide 55. ayetinde de, sizin dostunuz Allah tır, elçisidir ve Allah a boyun eğenlerdir diye geçiyor. Bu iki ayette tezatlık yok mu diye, Kur’an da çelişki aramaya çalışanları görürüz. Halbuki ayete daha dikkatle baktığımızda ve diğer ayetlerle karşılaştırdığımızda, Bakara 107. ayette, özellikle dikkat çeken, ALLAH DAN BAŞKA BİZLERE YARDIMCI OLMADIĞINI ANLATIYOR. Yani din ve imanımız adına bizlere yardım edecek, ardı sıra gideceğimiz, şefaat dileyeceğimiz yalnız Allah olduğu anlatılıyor. Maide 55. ayette ise, yaşadığımız normal hayatımızda gerçek dostlarımız sayılıyor ve özellikle Allah a boyun eğen, onun emirlerini yerine getirenler diye de açıklık getiriyor. Bu makalemde bu şartları taşıyan, azınlık olsa da Ehli kitabın içinde, böyle insanları da dost edinin diye ayetlerde geçtiğini açıkça gördük. Ayetlere Kur’an bütünlüğünde bakmadığımız takdirde, Allah ın ne anlattığını da doğru anlamamız mümkün olmayacaktır. Sizlere üzerinde dikkatle düşünmenizi istediğim, bir örnek vermek istiyorum. Yahudi ve Hıristiyanlar inançlarını öyle batıl ve hurafelerle karıştırmışlardı ki, Allah göndereceği elçiyi, bunların arasından seçmedi ve hiçbir inanca sahip olmayan ÜMMİ olan Hz. Muhammedi seçti. Hatta hatırlayınız Allah peygamberimizden bahsederken, sen daha önce DİN İMAN NEDİR BİLMEZDİN, seni doğru yola biz ilettik diye özellikle bizlere bildiriyordu. Buradan şunu çok açık anlıyoruz, Allah katında önemli olan doğruların ve hakkın arayışında olmak ve batıldan hurafeden uzak durmaktır. Lütfen biz Müslüman’ız, onun için biz cennete gideceğiz Yahudi ve Hıristiyanlar gitmeyecek diye, kendimizi kandırmayalım, pişman oluruz. Unutmayalım, Allah mahşer günü elçisinin şahitliğinde söyleyeceği o acı gerçeği şimdiden bizlere bildiriyor ve diyecek ki peygamberimiz; BENİM ÜMMETİM KUR’AN I TERK ETTİ. Ne dersiniz hala hiç korkmadan, kendimizden emin bir şekilde, biz Müslüman olduk, Allah ın en doğru yolunda gidiyoruz, onun için biz cennetliğiz, Yahudi ve Hıristiyanların hepsi cehennemlik, deme cesaretini hala gösterebiliyor muyuz? Karar sizin, imtihan sizin imtihanınız. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  8. Bu makalemde sizleri, Kur’an da geçen CİN ler konusunda düşünmeye davet etmek istiyorum. Her konuda olduğu gibi, bu konuda da ne yazık ki İslam toplumu, rivayet ve sanı bilgilerin ışığında, cahiliye döneminde cin ler konusunda ne söyleniyor ve inanılıyorsa, bizlerde o inançlara inanmaya günümüzde de devam ediyoruz. Bu konuda öyle şeyler anlatılıyor ki, bu bilgilere asla Kur’an onay vermiyor. Ne yazık ki cahiliye toplumunda, yani Yahudi ve Hıristiyan inançlarında, cinlerin insanlara musallat olup onların içlerine girdiğine inanılır. Eski çağları anlatan filmlerde, bunların örneklerini görürüz. Cin çıkarma ayinleri gibi. Günümüzde de duyarız, ama hiçbir müspet kanıt bu konuda gösterilememiştir. Hâlbuki asla Kur’an böyle şeylerden bahsetmez, hepsi uydurma rivayet inançlar olduğu gibi, her çağda, günümüzde dâhil, bu konuları maddi çıkarları adına kullananlar çıkmıştır. Tabi bilinçli, Kur’an ehli insanlar, bu yalanlara asla inanmaz. Hatta Kur’an Allah a sığınmamız gerekirken, şeytana yani cinlere sığınıp, onlardan yardım istemeye, gelecek hakkında bilgiler öğrenmeye çalışanların olduğu örneklerini verir. Allah geleceği, benden başka kimse bilemez dediği halde bunlara inanırız. Satanist inancı bu konuda örnek verebiliriz. Gelin birlikte Kur’an ın ışığında, onun verdiği bilgilerden yardım alarak, bu konuyu anlamaya çalışalım. Tabi Allah ın verdiği bilgilerin sınırını aşmadan. ÖNCE ŞUNU ASLA UNUTMAYALIM, CİNLERDE BİZLER GİBİ ALLAH IN YARATTIĞI, TIPKI BİZLERİ İMTİHAN ETTİĞİ GİBİ ONLARIDA İMTİHANDAN GEÇİRDİĞİ TOPLUMLARDIR, ALLAH IN KULLARIDIR. Cin kelime anlamı olarak görünmez, gizli olan anlamındadır. Bizler onları göremeyiz çünkü başka bir boyutta, başka bir özellikte yaratılmışlardır. Biz insanlar balçıktan yani topraktan, onlar ise ateşten yaratılmış olduklarını Kur’an dan öğreniyoruz. Tabi bu ilk yaradılış diyebiliriz. Kehf 50. ayetinde İblis in cinlerden olduğunu anlıyoruz. Peki, neden özellikle iblis kelimesi kullanılmış olabilir. Çünkü oda ateşten yaratıldığına göre cinlerden denmesi gerekirdi. Demek ki ateşten yaratılan cinlerin içinden, tıpkı biz insanların içinde yoldan sapmış, kötü amaçlı, Allah ın emirlerine ters düşenlere verilen bir isim olduğunu söylememiz yanlış olmaz. Buna şeytan da diyebiliriz. Bizlerde kötülük yapanlara, iblis diye hitap deriz. Aynı ayette İblisin Âdeme secde etmesi, yani saygı duyması istendiğinde, özellikle İblisin secde etmediği anlatılır. Bu ayetten bütün cinlerin değil, bunların içindeki, isyankâr cinler olduğu, onun için özellikle İBLİS diye geçtiği anlaşılmaktadır. Bu durumda bütün cinlerin bir iblis olduğunu asla söyleyemeyiz. Çünkü Allah Kur’an da onların tıpkı bizler gibi bir toplum olduğunu, ONLARINDA İÇLERİNDE İMAN EDEN İYİ VE İNANMAYAN KÖTÜ CİNLERİN OLDUĞUNDAN BAHSEDİYOR. Zariyat 56. ayette, aslında Allah cinleri neden yarattığını çok açık anlatıyor ve bakın ne diyor? “BEN CİNLERİ VE İNSANLARI, ANCAK BANA KULLUK ETSİNLER DİYE YARATTIM” Bu ayetten de anlıyoruz ki, cinleri düşünürken, bizlerin yaratılması, yaşaması, gayesi ile aynı olduğunu düşünmeli, bizlere anlatılan yalan yanlış bilgileri kafamızdan silmeliyiz. Onlarında içinde iyilerin yani iman edenlerin olduğunu, tam tersi onların içinde de iman etmeyen, ya da kötü niyetli cinlerin olduğunu kafamızdan çıkarmamalıyız. ALLAH CEHENNEMİ VE CENNETİ CİN VE İNSANLAR İÇİN YARATTIĞINI BİLDİRİYOR BİZLERE. Bizler kafamızda yarattığımız, yanlış cin ve şeytan algısını önce silmeliyiz. Cinler ile insanlar arasında Allah, bir sınır koyduğunu, hatta farklı yaratarak birbirlerinden özellikle ayırdığını Kur’an dan anlıyoruz. Bu yaradılış Rabbimizin eşsiz, benzersiz gücüne bir örnektir. Önce kafamızda ki şu soruya cevap verelim. CİNLER BİZLERE İSTEDİKLERİ GİBİ ZARAR VEREBİLİR Mİ? Bu soruya şöyle bir soruyla cevap versem ve desem ki, şeytan yani iblis, çünkü onlarda cinler içinde kötü olanları, yoldan sapmış olanlarına verilen isim. Biz insanlara istediğini yaparak, zarar verebilir mi? Elbette bu mümkün değil, çünkü cinlerden olan şeytanın, bizlere hiçbir yaptırım gücü olmadığını, ancak bizlere vesvese verdiğini, yani duygularımızla bizleri ancak yanıltmaya çalışabileceğini Allah İsra 65. ayetinde şöyle söylüyor. “DOĞRUSU BENİM MÜMİN KULLARIM ÜZERİNDE, SENİN BİR HÂKİMİYETİN OLAMAZ. RABBİN VEKİL OLARAK YETER." Allah ın apaçık bu hükmünden sonra, şeytandan yani iblisten yani kötü cinlerden hala korkuyor ve onların bizlere ne yaparsak yapalım zarar verebileceğine inanıyorsak, Kur’an ile gereken bağı kuramamışız, Allah dan korkmak yerine, kötü cinlerden korkuyoruz demektir, hatırlatırım. Bizler önce bu yanlış düşünceleri kafamızdan atalım ve CİN dediğimizde, bizlere öğretilen yanış bilgilerin etkisinde kalmayalım. BU YANLIŞ DÜŞÜNCE BİZLERİ, İSTEMESEK DE PSİKOLOJİK OLARAK ETKİLİYOR. Çünkü kafamızda yarattığımız ve korktuğumuz her şey, adeta bizlerin şeytanları/cinleri/iblisleri olarak bizlere zarar verir. Nahl 99. ayette, bu ayeti destekliyor ve iman edenler üzerinde, yani yanlış yola sapmayanların üzerinde, şeytanın hiçbir gücü olmadığını tekrarlıyor. Cinlerin Allah ın izniyle, bazen elçileri ile bir bağlantı kurabildiğini görüyoruz. Örneğin, Hz. Muhammed e Kur’an tebliğ edilirken, bu tebliği duyduklarını ve halkına ilettiklerini ve bu ayetleri kabul ettikleri örnekleri verilir. Ayrıca cinler toplumunun, tıpkı bizler gibi bir toplum olduğunu, imtihandan geçirildiklerini Allah Kur’an da söyledikten sonra, Enam 130. ayetinde şöyle der. “Ey cin ve insan topluluğu! İÇİNİZDEN SİZE AYETLERİMİ ANLATAN VE BU GÜN İLE KARŞILAŞACAĞINIZA DAİR SİZİ UYARAN PEYGAMBERLER GELMEDİ Mİ?” Bakın bizlere gelen, Kur’an ın uyarılarından hiçbir farkı yok. Allah ın hitabı hem insanlara, hem de cinlere. Buradan şunu çok net anlıyoruz. CİNLER TOPLUMU, TIPKI BİZLER GİBİ AMA FARKLI YARATILIŞTA BİRER TOPLULUK. Onlardan korkmayalım, ama tıpkı bizim içimizde iblisleşmiş, şeytanlaşmış insanlardan korktuğumuz gibi, onların içindeki şeytandan korkalım. Ama bu korku onların bizlere direk herhangi bir zarar vereceği korkusu olmamalı, bizlerin nefislerine hitap ederek, bizlere kötüyü güzel gösterebileceği korkusu, yani vesvesesi olmalıdır. Bundan da kurtulabilmek istiyorsak, elimizde Kur’an batıldan ve hurafeden uzak, Allah ın doğru yolunda gitmeliyiz. Eğer batılın sözlerine inanırsak, bu yanlış inancın etkisiyle, kendi içimizde şeytanları/cinleri yaratır ve onlardan korkarız. Cinlerden, İblisten, şeytandan çok daha fazla korkmamız gereken ise, ŞEYTANLAŞMIŞ İNSANLARDAN KORKMAMIZ GEREKTİĞİ BİLİNCİNDE OLMALIYIZ. İŞTE BU İNSANLAR BİZLERE KENDİ YAŞADIĞIMIZ ORTAMDA OLDUKLARI İÇİN, HER TÜRLÜ ZARARI VEREBİLİRLER. Cinler arasında, iyi ve kötü cinlerin olduğunu, Enam 128. ayet çok güzel açıklıyor ve hesap günü tıpkı bizleri de Allah toplayacağı o gün, bakın ne diyeceğini bildiriyor. “HEPSİNİ BİR ARAYA TOPLADIĞI GÜN, “EY CİNLER TOPLULUĞU! DER. SİZ İNSANLARLA ÇOK UĞRAŞTINIZ.” ONLARIN İNSAN DOSTLARI DERLER Kİ: “RABBİMİZ, BİRBİRİMİZDEN YARARLANDIK VE BİZE VERDİĞİN SÜRENİN SONUNA ULAŞTIK.” Sanırım konu, çok daha iyi anlaşılmıştır. Cinlerden korkmayalım, şeytanlaşmış cinlerle, şeytanlaşmış insanlardan korkalım. ÇÜNKÜ İMAN ETMİŞ CİNLERİN İÇİNDEN, BİZLERİ DOST KABUL EDENLER VAR. Onların, hatta bizlerden yararlandığını, belki de bizlerin ilminden faydalandığını bile söyleyebiliriz. Ama bu sözlerden, asla birlikte hareket ettik diye anlamayalım, çünkü biz insanlar onları göremiyoruz, ama onlar bizleri görüyor. Cinler toplumu, bizlerden çok farklı yaratıldıklarına göre, acaba nerede yaşıyor olabilirler. Çünkü batıl ve hurafe inanç sahipleri, cinlerin pislik ortamlarda, kimsenin ulaşamadığı yerlerde, dağ tepe gibi yerlerde yaşadıklarına inanırlar. Hala bu inanç geçerlidir. Peki, bu konuda Kur’an nasıl bilgiler verir. Örnek ayetler üzerinde düşünelim. Cin 8–9–10: "BİZ GÖĞE GERÇEKTEN DOKUNDUK DA onu titiz ve güçlü bekçilerle ve kayıp giden ışınlarla/alevlerle doldurulmuş bulduk. BİZ ESKİDEN, ONUN DİNLEMEK İÇİN OTURULAN YERLERİNDE OTURURDUK. Ama şu anda kim dinlemeye kalksa kendisini gözetleyen bir alev/ışık bulur. "Doğrusu, bilmiyoruz, YERYÜZÜNDEKİ ŞUURLULARA ŞER Mİ İSTENDİ, yoksa Rableri onlar için doğru ve güzel olanı mı istemiştir." (Yaşar Nuri meali) Bu ayetlere baktığımızda, cinler topluluğunun çok farklı mekânlara rahatlıkla ulaşabildiklerini ve yaşadığını gösteriyor. Cinlerin gökyüzünün, belirli bir kısmına kadar çıkabildiklerini anlıyoruz. Ayrıca eskiden gökyüzünde bazı şeyleri, dinleyip izleyebildikleri yerlerde oturduklarından bahsediyor ayette. Hatta cinler yeryüzündeki insanlara şer mi istendi derken ayette, özellikle YERYÜZÜNDEKİLER SÖZÜNDEN, onların sanki daha yüksekte yaşadıklarını anlayabiliriz. Bu konuyu daha iyi anlayabilmek için, bazı ayetler hatırlatmak istiyorum sizlere. Rum 8: Kendi kendilerine, Allah'ın, GÖKLERİ, YERİ VE İKİSİNİN ARASINDAKİLERİ ANCAK BİR AMAÇ İÇİN ve sonu belirli bir süreye bağlı olarak yarattığını düşünmezler mi? İnsanlardan birçoğu, Rablerine kavuşacaklarını inkâr etmektedirler. (Bayraktar Bayraklı) Nebe 37: O, GÖKLERİN, YERİN VE İKİSİ ARASINDA BULUNANLARIN RABBİDİR. O, rahmândır. O gün insanlar O'na karşı konuşmaya yetkili değillerdir. (Diyanet vakfı meali) Ahkaf 3: GÖKLERİ, YERİ VE İKİSİ ARASINDA BULUNANLARI biz, şüphesiz yerli yerince ve belli bir süre için yarattık. İnkâr edenler, uyarıldıkları şeylerden yüz çevirmektedirler. (Diyanet vakfı) Bu ayetlerden de anlıyoruz ki, yeryüzünde ve gökyüzünde yaşayanlar var. Daha ilginci ise bu ikisinin arasında olan, Allah ın yarattıkları da var. Sizce gökyüzünün belirli yerine kadar gelip, daha ileriye gidemeyen cinler olduğuna göre, onlar buralarda yaşıyor olmalılar. Doğrusunu Allah bilir, çünkü göklerin ve yerin sırlarını yalnız ben bilirim diyor Yaradan. Bu konuda daha iyi düşünebilmemiz için, cinlerin özelliklerinden, Kur’an ın bahsettiği bir ayeti hatırlatmak istiyorum. Kur’an da Sebe melikesinden bir kıssadan hisse verilir, Hz. Süleyman ile alakalı. Neml 39: Cinlerden bir ifrit şöyle dedi: "SEN DAHA MAKAMINDAN KALKMADAN, ONU SANA GETİREBİLİRİM. Ben bunu yapacak güçteyim ve gerçekten güvenilir biriyim." (Yaşar Nuri meali) Dikkat ettiyseniz, Sebe melikesinin tahtını Hz. Süleyman a adeta bir ışık hızında getirildiği örneği verilir. Bunu yapan cindir. Bunu Kur’an dan anlıyoruz. Hz. Süleyman da böyle bir şeyin normalde olamayacağını bildiğinden, bunun Allah ın izniyle yapıldığını anlıyor. Hatta Sebe 12. ayette, Allah ın izniyle Hz. Süleyman ın emrinde çalışan, cinlerin olduğundan da bahsedilir. DEMEK Kİ CİNLERİN ÖZELLİKLERİNDEN BİRİSİDE, NEREDEYSE IŞIK HIZINDA HAREKET EDEBİLMELERİ OLDUĞUNU ANLIYORUZ. Onun için gökyüzünün, belirli bir yerine kadar rahatlıkla çıktıkları örneği de veriliyor. Allah hem gökyüzünde hem de yeryüzünde yaşayanlardan bahsederken, onun ikisinin arasında yaşayanlardan da bahsediyorsa, bunların cinler olma ihtimalinin yüksek olduğu anlaşılıyor. Tekrar söylemek isterim, doğrusunu Allah bilir. Elbette cinlerin rahatlıkla bu dünyada da gezdiklerini, hatta ifrit, şeytan ve iblis cinlerin insanlara vesvese vererek kandırmaya çalıştıklarını, yine Kur’an dan öğreniyoruz. Konuyu özetlemek gerekirse. Cinlerde tıpkı bizler gibi, belirli bir süreye kadar yaratılmış, yine bizler gibi, Allah ın imtihan ettiği kulları olduğunu çok net anlıyoruz. Onun içindir ki, bizler cinlerden hatta yoldan sapmış kötü cinler olan, şeytandan asla korkmamıza gerek yok. Onların biz iman edenlerin üzerinde hiçbir yaptırım gücü olmadığını, Allah Kur’an da bildiriyor. İman etmeyen şeytan ve ifrite dönüşmüş kötü cinlerin, insanlara vesvese vererek, kötüyü güzel göstermesinden başka hiçbir güçleri yoktur. Etki altında kalan bu insanlarda, nefislerinin esiri olmuş, Allah ın yolundan sapmış kişilerdir. Allah ın doğru yolunda olmayan, batılın ve hurafenin etkisinde olanlar, şeytanlaşmış cinlerin vesvesesinden çok rahatlıkla etkilenirler. Çünkü bu insanlar, kafalarında kendilerine zarar verebilecek güçleri düşünüp, onlara inanıp, kendilerini etki altında bırakarak, adeta korkup ürkerler. Şeytanda bunu ister zaten. Böyle olunca da düşünmeyi, aklı, Kur’an ı bir kenara bırakıp batıla inananları da korkutmak, çok kolay olacaktır. Kendi içimizde, kafamızda yarattığımız korkular, bir gün bizlerin kendi şeytanları/cinleri olacağını ve bizler duygularımızla kendimize bizzat zarar vereceğimizi, lütfen unutmayalım. ALLAH CİNLERİ VE İNSANLARI, BİRBİRİMİZLE İMTİHAN EDİYOR, LÜTFEN BUNU UNUTMAYALIM. ALLAH IN İZNİ OLMADAN, NE CİN NEDE YOLUNDAN SAPMIŞ ŞEYTANLAŞMIŞ CİNLER KÖTÜLÜK YAPAMAZ. Yapamayacağını Allah bizzat bildiriyorsa, gelin hurafe ve batılın sözlerine değil, Allah ın sözlerine kulak verelim. Allah adaletlidir ve en güzel düzenin kurucusudur. Rabbimiz, imtihan ettiği cinleri ve insanları yaratıp, daha sonrada insanların gözleriyle göremediği cinlerin, yarattığı insanlara istediği gibi zarar verebileceğine, ama insanların cinlere hiçbir şey yapamayacağına, lütfen inanmayalım. Buna inanırsak Allah ın adaletini sınamış, sorgulamış ve Allah a en büyük saygısızlığı yapmış oluruz. ŞEYTAN VE CİNLERDEN DEĞİL, BİZLER KENDİMİZİ ÖNCE KENDİ NEFSİMİZDE, KAFAMIZDA YARATTIĞIMIZ, ŞEYTAN VE CİNLERDEN KURTARMALIYIZ. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  9. halukgta

    MAİDE 33. AYETİ NASIL ANLAMALIYIZ?

    Bu makalemde sizleri, Maide suresi 33. ayet üzerinde düşünmeye davet ediyorum. Bu ayet günümüzde çok farklı şekillerde anlaşılmış ve farklı manalar verilip, anlatılmaktadır. Önce ayeti yazalım ve farklı düşüncelere de yer vererek, en doğruyu aramaya, bulmaya birlikte çaba harcayalım. Maide 33: Allah ve Resulüne karşı savaşan ve YERYÜZÜNDE FESAT ÇIKARMAYA ÇALIŞANLARIN CEZASI, ancak öldürülmeleri veya asılmaları yahut ayak ve ellerinin çaprazlama kesilmesi, ya da yeryüzünde başka bir yere sürgün edilmeleridir. Bu, dünyada onlar için bir zillettir. Ahirette ise onlar için büyük bir azab vardır. (Elmalı meali) Bu ayeti Kur’an ın diğer ayetlerinden bağımsız ve onlardan faydalanmadan anlayan bir gurup ki bunlara mezheplerin fıkıh inançları da dâhil, Müslümanlara savaş açanların cezasını Allah, bu ayette emrettiği gibi verin, yani öldürülmeleri, dönekliklerinden dolayı el ve ayaklarının kesilmeleri ni Allah istiyor şeklinde anlamaktadırlar. Hatta bazı mealler, el ve ayaklarını çaprazlama değil, yalnız kesin diye de tercüme edenler vardır. Bu ayeti bu şekilde anlarsak, Muhammed suresi 4. ayetinde geçen, savaş esirlerini ya bir lütuf olarak, karşılıksız, ya da fidye alarak serbest bırakın ayetiyle tamamen ters düşecek, hatta ayetler arasında Kur’an da çelişki yaratılacaktır. Kur’an da çelişki olmayacağına göre, Maide 33. ayette farklı bir konunun anlatıldığı çok açıktır. Yine bu ayeti izah etmeye çalışan bir başka gurupta, bir öncesindeki ayetten esinlenerek, bu ayette bahsedilenlerin aslında firavun un kendisinden izinsiz, Allah a iman edenlere yaptıklarından bahsedildiği, bazı ayet örnekler verilerek anlatılmaktadır. O ayetlerden bir örnek verelim. Araf 124: Mutlaka ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da hepinizi asacağım! (Diyanet vakfı ) Maide suresi 33. ayetten bir ayet öncesinde şöyle diyor Allah. Maide 32: İŞTE BU NEDENLE İSRAİL OĞULLARI'NA ŞÖYLE YAZMIŞTIK: Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkartmaya karşılık olmaksızın, haksız yere bir cana kıyarsa, bütün insanları öldürmüş gibi olur. HER KİM BİR CAN KURTARIRSA, BÜTÜN İNSANLARI KURTARMIŞ GİBİ OLUR. Peygamberlerimiz onlara apaçık deliller getirdiler; ama bundan sonra da onlardan çoğu yine yeryüzünde aşırıya gitmektedirler. ( Bayraktar Bayraklı) Ayete dikkat ederseniz, haksız yere cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur diyor. Her kim bir canı kurtarırsa, bütün insanları kurtarmış olur diyerek, adeta ölümün Allah tarafından hoş karşılanmadığı anlatılıyor. Yine genelleme yaparak, elçilerimiz onlara apaçık deliller getirdikleri halde dinlemeyerek, aşırıya gittikleri anlatılıyor. Dikkat ettiyseniz geçmişte olanlardan bilgiler veriyor. Bu ayette örnek gösterilip devamındaki yani 33. ayette geçen, Allaha ve elçisine savaş açanlara verilecek ceza denmesine rağmen, bu ayette bahsedilenlerin İHBAR niteliğinde FİREVUN un yaptıklarına örnek verildiği, anlatıldığı söylenmektedir. Bu ayet şöyle yapın diye emir vermiyor, bilgi veriyor. Araf suresi 124. ve Taha 71, Şuara 49. ayetler bunun kanıtıdır denmekte. Emir vermeyip, bilgi verdiği konusuna katılıyorum ama bu ayetin, bahsedildiği ayetlerle bir bağlantısı olduğunu kabul edemiyorum. Çünkü her iki ayetle birlikte düşündüğümüzde bir bağlantı direk kurmak neredeyse imkânsız görünüyor. Bu zorlama bir düşünce olur, araların da bir bağlantı görünmüyor ayette. Çünkü Maide suresi 34. ayette bakın ne diyor. Maide 34: Ancak, siz kendilerini yenip ele geçirmeden önce tövbe edenler müstesnadır. Biliniz ki Allah çok bağışlayıcıdır; merhamet sahibidir. (Bayraktar bayraklı meali) Hatırlayınız lütfen, 33. ayette yeryüzünde fesat çıkaranların cezasından bahsediliyor ve sayıyordu yapılacaklar. Ama 34. ayette siz savaşmadan önce tövbe edip, yani yeryüzünde fesat çıkarmaktan vazgeçmişlerse, onlar bu cezadan müstesnadır diyor, bu konuda önceden bilgi veriyor. Bakın burada farklı bir konuya dikkat çekiyor Allah. Eğer böyle olmayıp bir hüküm, emir bildiren ayet olsaydı, her kim bir suç işlemiş bile olsa o kişi tutuklanıp yargılanır cezalandırılırdı. Ama ayette bahsedilen, savaştan vazgeçen pişman olan toplumların örneği veriliyor. Şimdide farklı bir düşünceyle anlamaya çalışalım ayeti. Maide 33. ayette bahsedilen konuların, genel konuya yani Allah ve elçisine savaş açanların durumuna dikkat çekiyor ve olabilecek sonuçları önceden bildiriyor olmalı ki, bunlardan vazgeçen cezadan kurtulur diyebiliyor. Demek ki geçmişte de böyle olmuş. Ayetin başında dikkat ederseniz verdiği örnek, Allah a ve elçisine savaş açan, yani kanunlarına karşı gelenler diyordu. Hatırlayınız Bakara 278–279. ayetlerde de RİBA dan geri kalanı bırakın. Eğer bunu yapmazsanız, Allah a ve elçisine savaş ilan etmiş olursunuz diyordu. Bakın bu ayette de, önceden bir bilgi veriyor yani uyarıyor Allah. Yoksa kim Allah karşı savaş açabilir? Hiç kimse. Bu sözlerde uyarı, tehdit ve dikkat çekme var. Eğer bunları uygulayın demiş olsaydı, bu konuda detay vermesi gerekirdi ki, böyle bir detay, bilgi asla yoktur. Maide 33. ayette Allah a ve elçisine sözünden kasıt, herhangi bir elçi değil, Allah ın gönderdiği tüm elçiler kast ediliyor. Devamında şu ya da bu sebepten dolayı diye detay vermeden, Allah a ve elçisine derken, Allah ın gönderdiği kanunlarına karşı durup, elçileri ile savaşanların, ya da elçilerin tebliğ ettiği dine karşı çıkanların, karşılaşacakları başlarına gelecekleri cezalardan, geçmiş toplumların karşılaştığı tüm örnekler veriliyor. Ayete dikkat ettiyseniz çok geniş bir zaman diliminden bahsediyor ve YERYÜZÜNDE FESADI YAYMAK İÇİN GAYRET GÖSTERENLERİN CEZASI DİYE ÖZELLİKLE, BELİRLİ BİR TOPLUMDAN DEĞİL, GENİŞ BİR TOPLUMDAN BAHSEDİYOR GENELLEME YAPARAK ÖRNEK VERİYOR. AYETİN DEVAMINDA DA ANCAK DİYE BAŞLIYOR VE BUNU YAPANLARIN BAŞLARINA GELMİŞ OLAYLARI ÖRNEK VERİYOR. Son kısmında da bu insanların başlarına gelen bu olaylar, onların bu dünyada ki zilletidir yani aşağılanma, rezilliğidir diyor. Bakın burada da genel bir bildirim var. Lütfen ayete dikkat edelim. Allah elçime karşı olup ona savaş açanı, bu şekilde cezalandırın emrini vermiyor. Genelleme yaparak böyle yapanların cezası şunlar, şunlar olmuştur geçmişte diye tek tek olanları sayıyor. EMİR KİPİ DEĞİL, BİLGİLENDİRME VAR. Yani geçmiş yüzyıllar öncesinde, bugüne kadar benim kanunlarıma ve elçilerime karşı gelmiş olanlar, ya asılarak ya da farklı şekillerde toplumlar tarafından cezalandırılmış, öldürülmüştür diyor. Eza ve cefa çekerek el ve ayaklarının kesildiği cezalara da çarptırılmış olanlar vardır. Bir kısmı sözlerinde durmadıkları için, bulundukları yerden uzak diyarlara sürüldüler diye örnekler veriyor. SİZLER BUNU YAPANLARA, BU CEZALARI VERİN DEMİYOR. Demesi de mümkün değil. Çünkü böyle yapanların yani Allah ın elçisine savaş açanların cezalarını, nasıl davranılması gerektiğini Allah, Kur’an da açıklamıştır, bu düşünce ve cezalar da, bu ayetlere zaten ters düşer. Geçmiş yüzyılları şöyle bir hatırlayınız. Din adına çıkan savaşları ve bu toplumların bir birine neler yaptığını bir düşünün isterseniz. Allah ın ayette saydığı tüm olanlar gerçekleşmiştir. Ölümler, asılmalar, el ayak kesmeler, çarmığa gerilmeler, vatanlarından sürülmeler. Bunların hepsi din adına yapılan savaşlarda insanların başına gelmiştir. Ama Allah böyle yapın demediği halde, insanlar kendi nefisleriyle, inisiyatifleri ile bu cezaları takdir etmişler. Hâlbuki Allah ın takdiri ve emri bizlere bu konuda nasıldı hatırlayalım. Muhammed 4: İnkâr edenlerle savaşta karşılaştığınızda, hemen boyunlarını vurunuz. Onları yendiğinizde de sıkıca bağlayınız. SAVAŞ SONA ERDİĞİNDE YA BİR LÜTUF OLARAK KARŞILIKSIZ YA DA FİDYE ALARAK SALIVERİNİZ. Allah dileseydi onlara galip gelirdi. Fakat kiminizi kiminizle denemek için böyle yaptı. Allah yolunda öldürülenlerin yaptıkları hiçbir ameli Allah asla boşa çıkarmayacaktır. (Bayraktar Bayraklı) Bakara 190: Sizinle çarpışmaya girenlerle Allah yolunda siz de çarpışın. AMA HAKSIZ YERE SALDIRMAYIN/ÇARPIŞMADA ZULME SAPMAYIN. Çünkü Allah, sınır tanımaz azgınları sevmiyor. (Yaşar Nuri Öztürk meali) Mümtehine 8: ALLAH, SİZİNLE DİN UĞRUNDA SAVAŞMAYAN VE SİZİ YURTLARINIZDAN ÇIKARMAYANLARA İYİLİK YAPMANIZI VE ONLARA ÂDİL DAVRANMANIZI YASAKLAMAZ. Çünkü Allah, adaletli olanları sever. (Diyanet vakfı) Allah bizlere bunca açık barışçıl ve adaletten sapmayın emirlerini verdikten sonra, bir başka ayetinde, size savaş açanlara karşı, acımasızca, zalimce elini ayaklarını kesin der mi? Bunu söyleyenler, Kur’an ı anlamayan ya da Kur’an da çelişki yaratmaya çalışanlardır. Allah iki Müslüman toplumun birbiriyle savaşmasında bile, bakın nasıl davranın diyor. Hucurat 9: Müminlerden iki zümre çarpışırlarsa, ONLARIN ARALARINDA HEMEN BARIŞI KURUN! Eğer onlardan biri öteki aleyhine sınır tanımazlık edip saldırırsa, AZGINLIK EDENLE, ALLAH'IN EMRİNE DÖNÜNCEYE KADAR SAVAŞIN. Eğer vazgeçerse, yine ikisi arasını adalet ve dürüstlükle sulh edin. Kuşkusuz, Allah adalette titiz davrananları sever. (Yaşar Nuri Öztürk meali) İşte Allah ın adaleti. Asla ayrım yapamadan adaleti, barışı ayakta tutabilmek için dostluğu, kardeşliği sağlamaya çalışmak, Allah ın kurduğu düzenin en önemli özelliğidir. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  10. Bir Hanım okurumun, benim yazdığım Nisa 78 ve 79. ayetlerden bahsettiğim makaleme verdiği cevaplar, çok ilgimi çekti. Kendisinin daha önce Müslüman olduğunu, fakat İslam dan çıkıp ateist olduktan sonra, yine araştırmaları sonucunda, kendisinin YEHOVA ŞAHİDİ olduğunu söyledi. Aramızda facebook da geçen bazı konuşmalardan size bahsetmeden önce, Yahova şahitleri kimlerdir, kısaca ondan bahsetmek ve bilgi vermek istiyorum. Çünkü bu insanların düşünceleri ve din adına fikirlerinin nasıl ortaya çıktığını ve toplumlarda ve inançlarında, nasıl tahrifatlar yaptığına güzel bir örnek olduğu için yazmak istiyorum ki, onların tuzaklarına düşmeyelim. Önce Yahova şahitleri kimlermiş onu anlayalım. “Yehova şahitleri, Protestan Hıristiyanların, bir alt grubu olduğunu söyleyenler olduğu gibi, Yahudilerin, Hıristiyanlar arasında kurduğu bir mezhep olduğunu da söyleyenler vardır. 1852’de ABD’nin Pennsylvania Eyaleti’nde ortaya çıkmış. Kurucusu, CHARLES TAZE RUSSELL’DIR. Kendilerini ne Hıristiyan ne de Yahudi olarak tanımlarlar. Kendilerini Tanrının şahitleri olarak kabul ederler. Kutsal kitapları Tevrat, Zebur ve İncil’i içine alan Kitab-ı Mukaddes adını verdikleri kitaptır. İlk olarak, kilisenin yüzyıllardır Kutsal Kitap diye okudukları İncil i, değiştirip bozduğunu iddia ederler. Bu yüzden de İncil i, YENİDÜNYA ÇEVİRİSİ ADINI VERDİKLERİ, YENİ BİR ŞEKİLDE TERCÜME ETMİŞLERDİR. Bazı metinleri yeniden yorumlamaları, Hıristiyanların tepkisini çekmiştir. Bu yüzden Hıristiyan dünyası, Yehova Şahitleri’ni KUTSAL KİTAPLARINDA TAHRİBAT YAPMAKLA SUÇLUYOR. Ayrıca Yehova Şahitleri azizleri ve Papa’yı kabul etmez. Bu kitapta Allah’ın adı olarak TEVRAT’TA GEÇEN YEHOVA’YI KULLANMALARI DA YAHUDİLERİ KIZDIRIYOR. Çünkü Yahudiler “Allah’ın adını boş yere anmayın” ayeti üzerine Allah’ın en büyük ismi olan Yehova’yı kullanmazlar. Eski Ahit ve Yeni Ahit’te adı geçen peygamberlere inanırlar. Kan vermezler, başkalarından da almazlar. Gerektiğinde kendi kanlarını kullanırlar. Zaten yanlarında bir belge vardır, kendilerine kesinlikle kan verilmeyeceğini belirtir. Yehova Şahitleri için bayrak, sancak, vatan gibi bizim kutsal kabul ettiğimiz hiçbir milli değer yoktur. Onlar dünya vatandaşı olduklarına inanırlar. İnanışlarında kilise ve papaz gibi kavramlar da yoktur. Din, sadece Yehova Şahitlerininkidir. Diğerleri sahtedir. İnanışlarına göre Armageddon adını verdikleri büyük bir dünya savaşı çıkacak ve dünya birbirine girecek. GERİYE SADECE YEHOVA ŞAHİTLERİ KALACAK. İSA MESİH DÜNYAYA İNECEK, YEHOVA ŞAHİDİ OLMAYAN İNSANLARI YARGILAYACAK VE YARGILAMADAN SONRA BU İNSANLARIN HEPSİ TOPRAK OLACAK. Yani tekrar dirilemeyecek. Ardından dünya cennete dönüşecek ve Yehova Şahitleri bu cennette yaşayacak. Yehova Şahitlerinden başka geride insan kalmayacağı için de, cehennem olmayacak. Bu nedenle YEHOVA ŞAHİTLERİ ARALARINA, YENİ İNSANLARI KATMAK İÇİN ÇOK AKTİF ŞEKİLDE ÇALIŞIRLAR. YEHOVA ŞAHİTLERİ, İSA’NIN YARATILMIŞ EN YÜKSEK VARLIK OLAN BAŞ MELEK MİKAİL OLDUĞUNA İNANIRLAR. Bu da, İsa’nın Tanrı olduğunu çok açık bir şekilde bildiren, birçok Kutsal Kitap ayetinin tersidir. Charles Russell in kim olduğunu, nasıl kehanetlerde bulunduğuna bir örnek vermek gerekirse. Bu kişi, Hz. İsa nın 1874 de geleceğini iddia etmiş ama tutmayınca, 1914 yılını işaret etmiştir. Lütfen internetten bu kişinin hayat hikâyesini, nasıl bir insan olduğunu araştırın, ne demek istediği o zaman daha iyi anlayacaksınız.” Gelelim bayan okurumla aramızda geçen konuya. Bu konu hakkında makale yazmamın nedeni, toplumu bu konuda bilinçlendirmek ve dikkatli olmalarına vesile olmak adınadır. Yoksa ben tüm inançlara karşı saygılıyım. Çünkü herkes kendi yaptıklarından sorumludur. Yahova şahidi olduğunu söyleyen hanım, Nisa suresi 78–79. ayetlerinde Allah, sana ne iyilik gelirse Allah dandır, sana ne kötülük gelirse kendinden dir yani senin ellerinle yaptığın yanlışların karşılığı Allah ın sana verdiği cezadır ayetlerine itiraz eden, bu hanım okurum bana şöyle bir cevap vermiş. “İslam dan çıkmamın bir sebebi de KÖTÜLÜĞÜN ALLAH TAN gelmesi inancıdır. Deist olduktan sonra Yehova Şahidi olmamda ki etken ise yüreğimdeki ve beynimdeki EVET 'i Yaratıcımızın tüm İYİLİKLERİN, SEVGİNİN... ADALETİN kaynağı olması olduğunu anlatan Mukaddes Kitapta (Tevrat-zebur-incil) inceleyip görmemdir.” Yazımın başında bu kişilerin nasıl bir inanca tabi olduklarını yazdığımda, bu kişilerin kendilerine tabi olmayanların, hiçbir hesabı sorulmadan, Hz. İsa nın gelişiyle Yahova şahidi olmayanları yargılayıp, bu insanların toprak olacağına inanmaları, cehennemin olmadığı böylece yapılanlarında tek tek hesabının sorulmayacağına inanıyorlar. Böylece Allah cezalandırmaz diye inanıyorlar, ama Hz. İsa Yahova şahidi olmayanları, yargısız infaz mantığıyla, yok ederek cezalandırdığı gerçeğini, her nedense göz ardı edebiliyorlar. Çok ilginç bir düşünce ve mantık değil mi? Hâlbuki inançlarının, Yahudilere ve Hıristiyanlara indirilen kitaplar olduğunu da söyleyebiliyorlar. Bu kitaplarda bahsedilen inanca tamamen ters düşüyor, çünkü ehli kitap inancında, cehennem inancı vardır. BU İNANCA SAHİP KİŞİLERİN, KUTSAL KİTAP DEDİKLERİ HALDE, KENDİ İNANÇLARI DOĞRULTUSUNDA BU KİTAPLARI KENDİLERİNCE YORUMLAYARAK, ADETA YENİ BİR DİN YARATTIKLARI ANLAŞILIYOR. Yine bana verdiği cevapta, çok ilginç bulduğum konulardan, alıntı yapmak istiyorum. “İncil e gelince İSA Mesih 3.5 yıl görev yapmış ve kalem eline almamış yada yazı yazdırmamıştır..işi bu değildi çünkü.. O Tanrısal ilkeleri öğretmiş ...İYİ HABERİ VERMİŞ....Fidye düzenlemesini yerine getirmiş ...Bunları yaparken de etrafında tüm olan bitene TANIKLIK EDEN eğittiği öğrenciler Toplamıştır... Yani İncil=Müjde=İYİ HABER tektir. TANIKLIĞI BİRDEN FAZLADIR. YAHUDİLER TEVRAT I UYGULASALARDI İSA MESİHE İNANIRLARDI HALUK BEY. Ben Yehova'nın Şahidiyim.” Çok ilginçtir, Hz. İsa nın eline kalem bile almadığını, yani kendisine herhangi bir kitap indirilmediğini, ya da kayda aldırmadığını söylüyor. Yalnız iyi güzel haberler ilettiğini, tanrısal ilkeleri öğrettiğinden bahsediyor. Çok daha ilginci bu anlatılanlara, tanıkların olduğunu, onları eğittiğini kanıt göstererek, tanıkların birden fazla olduğunu da özellikle yazmış. Bu satırları okuduğunuzda, sanırım biz Müslümanların yaptığı yanlışlar geldi aklınıza. Allah sakın Kur’an ın sınırlarını aşmayın, Kur’an ın ipine sarılın, tanığınız kanıtınız yalnız Kur’an olmalıdır dedikçe, Peygamberimizin en yakınındaki kişilerin rivayet ettiği iddia edilen onca sözün/hadisin dinde hüküm koyacak kanıtlar olduğunu da söylemiyorlar mıydı? Peygamberimizin veda hutbesini düşünün lütfen. Yüz bine yakın topluma hitap ettiği rivayet edilir. Ama günümüze yaklaşık 6–7 farklı veda hutbesini görebilirsiniz. İşte Allah ın indirdiği kitaplar, dinler hep aynı yolu izleyenler tarafından, işte böyle yolundan saptırıldı. TANIK, YA DA KANIT BEŞERİN RİVAYET ZİNCİRİ ASLA OLAMAZ. Allah gelecek kullarını sorumlu tutacağı bilgileri, asla böyle bir yolla ulaşmasına izin vermez ve vermediğini de söylüyor. TANIK VE KANIT YALNIZ ALLAH IN BİZZAT TEBLİĞ ETTİĞİ SÖZLER OLUR Kİ, BUDA APAÇIK KİTABIDIR. Onun içindir ki Allah ın elçisi, peygamberimiz Hz. Muhammed sağlığında, Kur’an ın dışında hiçbir sözü, bilgiyi yazdırmamıştır. Çok ilginçtir sözlerinin son kısmında ise, Yahudiler Tevrat ı uygulasaydılar, İsa Mesih e inanırlardı diyor. Çok doğru, tüm bunlardan Kur’an bahseder ve derki, biz elçilerin geleceğini önceden haber veririz. Çok ilginçtir, bende aynı düşünceden yola çıkarak, bu arkadaşımıza şöyle hatırlatmıştım. Hıristiyanlarda ellerindeki Yuhanna İncilin de geçen, Hz. İsa nın benden sonra, beni tasdik edecek ÖVÜLEN BİR ELÇİNİN, habercinin geleceğini bildiriyor, eğer Hıristiyanlar ona uysalardı, Peygamberimiz Hz. Muhammed in geleceğine de inanırlardı. Yine arkadaşımız inandığı düşünceleri anlatırken, şöyle cevap vermiş. “Bazen Melek direk dikte verir..Bezen Vahiy olarak ...Bazen rüyet görür..bazen Rüya şeklinde olur... İSA MESİHE TANIKLIK EDENLERE YAZICI GÖREVİ VERİLMİŞTİR...kim verdi ..Yaratıcımız.. Tanrısal İlham ve RUHULKUDDÜS yönlendirmesi olmasa yazamazlar. Bu kadar şeyi ayrıntılı hatırlayamazlar...çocuk oyuncağı insan işi değil. YARATICIMIZDAN BAHSEDİYORUZ.” Bu ve buna benzer düşünceleri, inançları ne yazık ki İslam toplumunda da görüyoruz. Geleneksel İslam anlayışını dine sokmaya çalışanların yönteminde de, bu yol kabul görür. Onun içindir ki diğer dinlerde olduğu gibi, İslam toplumu da bu yolla bölünmüş ve parçalanmış, Allah ın kitabından uzaklaşmışlardır. Allah vahyinin Cebrail ya da kendisinin vahyettiğinden bahseder, ama rüyada vahiy geldiği konusunda bilgi yoktur. Çünkü Allah rüya konusunu anlatırken, rüyada gördüklerimizin hangisinin, gerçek olduğu konusunda emin olamayacağımız örneklerini verir. Arkadaşımızın söyledikleri, aklın ve mantığım kabul etmeyeceği düşüncelerin ürünüdür. İsa Peygamberimize tanıklık edenlere, koşulsuz güvenerek, yazıcı görevi verilmiştir dediğimiz andan itibaren, kendi nefsimizde kararlar almış ve uygulamış oluruz. Bu görevi Allah dan başka kimse veremez. Allah emirlerini kayda aldıracaksa ki elbette kayıt ettirmesi gerekir, bu görevi bizzat elçisine verir. İster kendisi yazar, ya da bizzat onun denetiminde yazılır. Tıpkı Kur’an gibi. Eğer bu görevi Allah vermiş olsaydı, yüzlerce İncil günümüze ulaşıp, toplanarak bu İnciller dörde indirilmezdi. Demek ki bu düşünce ve inanç kendi nefsimizi aldatmaktan başka bir şey değilmiş. Hz. İsa nın 12 havarisinden birisinin, kendisine ihanet etmesi, Yahudilerle birlik olup Hz. İsa ya karşı tanıklık yapması, konuyu daha iyi anlamak adına, aslında ibretlik ve düşündürücüdür. Bir başka cevabı üzerinde düşünelim şimdide. “Kur'an BİLGİ bakımından beni bağlar Sizi İMAN bakımından bağlar. YANİ YAPBOZ TAHTASIMIDIR KUTSAL KİTAP .. Gönderdi bozdular, gönderdi bozdular, en son kuran geldi... Nasıl bir anlayış bunu kabul edebiliyor.” Arkadaşımız Kur’an bilgi bakımından kendisini bağladığını, beni de bir Müslüman olarak iman bakımından bağladığını söylemiş. Aslında bu sözlerin tutarlılığı yok, karşısındakine hoş görünmek amacıyla söylenmiş sözlerdir. Çünkü Kur’an a inanmayan bir insanı, neden bilgi bakından Kur’an bağlasın? Çünkü arkadaşımız Allah ın gönderdiği Kur’an ın içeriğine inanmayıp, yapboz tahtası mı kutsal kitap, gönderdi bozuldu diyerek adeta küçümsüyor. Beni bağladığı doğrudur, çünkü Kur’an a, şükürler olsun iman ediyorum. Yine ilginç olan, bayan okurum Hz. İsa nın tekrar geleceğini, anlam saptırması yaparak, tıpkı İslam ı tarikat ve cemaat eksenli yaşayanların yaptığı gibi, kelimelere farklı anlamlar vererek, Kur’an dan ayet örnek vermeye ve Hz. İsa nın geleceği, bakın Kur’an da yazıyor demeye çalışıyor. İnanmadığı bir kitaptan örnek verip delil göstermesi, çok ilginç değil mi? Çok daha ilginci, Kur’an için bunu söyleyen arkadaşımız Zebur, Tevrat ve İncil için aynı şeyi söylemiyor. Madem Allah tek kitap gönderdi, kitaplar arasında hiçbir değişiklik yapmadı, neden o kitaplar hakkında aynı düşünceleri söylemiyor da, yalnız Kur’an için söylüyor. Buda art niyetle söylediğinin açık kanıtıdır. Bizler inancımız konusunda, her nedense rüzgâr da savrulup gidiyoruz, bir o yana bir bu yana. Çünkü Kur’an ın sınırlarını aştıkta ondan. Tüm Ehli kitabın, buna bizde dâhiliz, aynı derdi ve sorunlarının olduğunu anlamak zor olmasa gerek. Yahova şahitlerine, dinleri karma yaparak oluşturdukları yeni bir din mi deriz, tarikat mı deriz, mezhep mi fark etmez. Tüm bu ve buna benzer bölünmeler, beşeri oluşumlardır. Allah ın istediği orta yoldan uzak, nefsi sapma ve guruplaşmalardır. Bizde de benzer örneklerini görüyoruz. Hepside kendilerinin doğru yolda olduklarını söyleyip, kendilerinden olmayanları suçluyorlar. Bu inancın, kendisine tabi olmayanların, Hz. İsa tarafından hiçbir hesaba çekilmeden, yaptıklarının karşılığı verilmeden sırf bu cemaate uymadıkları için, yok edilerek toprak olacağına inanması, aklın ve mantığın kabul etmeyeceği bir düşünce olduğu gibi, hiç bir beşeri adalet anlayışına ve Allah ın adalet anlayışına asla uymaz. Bu fikre inananlar, Allah ın geleceği bildiği için, insanların imtihandan geçirilmeyeceğine inandıklarından dolayı, cehenneminde olmadığına inanıyorlar. Onun içindir ki insanlara, ya YEHOVA ŞAHİDİ OLACAKSIN, YA DA YOK OLACAKSIN ZİHNİYETİ AŞILANMAKTA VE BÖYLECE BU TOPLUM, KENDİLERİNİ ÜSTÜN BİR İNANÇ, TOPLUM OLARAK GÖRMEKTEDİRLER. Bu zihniyetin, Yahudilerden esinlendiklerini rahatlıkla söyleyebilirim. İlginç olan ve tezat teşkil eden, Allah geleceği bildiği halde, kullarının yaptıkları yanlıştan dönmeleri için elçi ve kitaplar göndermesidir. Bu zihniyete sormak isterim. Allah geleceği bildiği halde, neden zaman zaman elçi ve uyarıcı kitaplar göndermiş ve kullarını doğru yola davet etmiştir? Bunu düşünebilen, zaten böyle yalan yanlış düşüncelere asla inanmaz. Din ve iman, nefsin ve aklın birlikte kullanılması ile oluşur. İstediğin kadar oku, araştır. Eğer nefsini terbiye etmeden, aklı devre dışı bıraktıysan, okuduklarının arasında en doğru seçimi asla yapamazsın. Allah, iyi niyetle gerçeklerin arayışında olan kulunun, gönül gözünü açarım diyor. Gönül gözünü önce açmanın yolunu bulmalıyız, YOKSA HAKKI BATIL, BATILI HAK ZANNEDERİZ. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  11. Allah İman eden bir Müslüman olarak, bizlerin her konuda düşünerek, araştırarak hareket etmemizi, emin olmadığımız hiçbir konuda, kesin bir kanıt olmadan bir işi yapmamamız gerektiği konusunda, birçok ayetinde uyarır. Araştırma ve kesin kanıt arama konusu yalnız din ve iman konusunda değil, yaşadığımız her konuda araştırmamız gerektiğini, Allah bizlere ayetlerinde bildirmiştir. Bizler özel hayatımızda buna çok dikkat ederiz, zarara uğramamak için. Alacağımız en küçük eşyada bile yapabileceğimiz en detaylı araştırmayı yaparız ki zarara uğramayalım. Peki aynı titizliği, araştırmayı dini inancımızda yapıyor muyuz? İşte bu soruya üzülerek, ne yazık ki araştırmıyoruz diyebilirim. Neden araştırmıyoruz? Çünkü din adına yaptıklarımızın hemen karşılığını alamıyoruz sabırsız, aceleci tabiatta yaratılmamız, aklı çok fazla devreye sokmadığımız için, bizlerin nefsi duygularında etkili olmuyor. Ama bir ev ya da araba alırken, inanılmaz titiz, dikkatli ve araştırmacı oluyoruz. Çünkü tüm bunlar anlık nefislerimize, çok fazla hitap ediyor da ondan. Dikkat ederseniz, din söz konusu olunca, bu konuları hepimiz başkalarından bekleriz. Sanki onlar dini anlatmakta, Allah tarafından görevlendirilmiş kişiler gibi görürüz. Sanırım dikkatle Kur’an ı okumadığımızdan olsa gerek, İslam dininde ruhban sınıfının olmadığını, bilmiyormuş gibi yaşarız adeta. Bunun en büyük nedeni, dine çok büyük önem verdiğimizi söylediğimiz halde, ASLINDA PRATİKTE ÇOK FAZLA ÖNEM VERMEDİĞİMİZİ GÖSTERMEKTEDİR. En azından kendimize alacağımız bir araba konusunda gösterdiğimiz titizliği, araştırmayı, din konusunda göstermeyiz. Din konusunda Lafa gelince de, mangalda kül bırakmayız, tabi yalan yanlış sözlerle konuştuğumuzun da farkında bile olmayız. Allah araştırma konusunda bakın bizleri nasıl uyarıyor. Hucurat 6: Ey iman edenler! Size bir FASIK bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o HABERİN DOĞRULUĞUNU ARAŞTIRIN. (Diyanet meali) Bakın Allah sizlere herhangi bir konuda bir haber, bilgi getiren kişiye karşı nasıl dikkatle davranın diyor. Ayette geçen FASIK kelimesi tercüme edilirken aynen korunmuş. Peki, fasık ne anlama geliyor, ona bakalım. FASIK: Özü sözü bir olmayan, Hak yolundan batıla sapmış, Allah ın hükümlerine riayet etmeyen, Kur’an ın sınırlarını tanımayan. Bakın ayette geçen fasık kelimesi kâfir, yani iman etmeyen anlamında değil, onu hatırlatmak isterim. Belki de aramızda farkında olmadan birçok fasık insan vardır, ama bizler onun fasık olduğunu bilemeyiz. Çünkü din konusunda günümüzde, ne yazık ki her şey bir birine karışmış. HAK OLAN BATIL, BATIL OLAN HAK KABUL EDİLİR OLMUŞ TOPLUMDA. Günümüzde neredeyse genel çoğunluğumuz, Kur’an ın sınırlarını din adına tanımıyor ve diyor ki, Kur’an özet bilgidir, Kur’an da her bilgi yazmaz. Bu durumda neye inanacağımız Allah a değil, beşerin eline kalmış demektir. Buda çok büyük bir tehlikedir. Onun için Allah araştır her söylenene inanma diyor. Bu dini konularda da olabilir, özel yaşamımızda her hangi bir konuda da olabilir. Allah ayetinde uyarıyor ve ne diyordu? Siz kendinizi temize çıkarmadan, karşınızdaki kişileri suçlamadan kendinizi düzeltmeye çalışın. Kimin en doğru yolda gittiğini yalnız ben bilirim. Bu durumda hiç birimiz yanımızdaki kişi hakkında bir hüküm veremeyiz kolay kolay. Bakın bu durumda Allah bizi uyarıyor ve size gelen haberin doğruluğunu mutlaka araştırın diyor. Araştırmadan, söylenen habere göre hareket edersen, bilmeyerek istemeden karşınızdaki topluma ya da kişilere zarar verebilirsin ve pişmanlık duyabilirsin diyor. AYETTE DİKKAT ÇEKİLEN, HER SÖYLENENE HEMEN İNANMA, ARAŞTIR DOĞRULUĞUNA EMİN OLDUKTAN SONRA GEREĞİNİ YAP. Zaten Rabbimiz bir ayetinde, nasıl uyarıyordu bizleri hatırlayalım. İsra 36: HAKKINDA KESİN BİLGİ SAHİBİ OLMADIĞIN ŞEYİN PEŞİNE DÜŞME. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur. (Diyanet meali) Acaba bizler İmanımızı yaşarken, Allah ın bu uyarılarını, sizce dikkate alıyor muyuz? Din adına Kur’an ın dışından söylenen her sözü araştırıp, Kur’an ın yani Allah ın hükümlerinden onay alıyor muyuz? Ne yazık ki almıyoruz. Daha da ileri giderek, ALLAH IN KORUMASINDAKİ KUR’AN I, DİNİ YAŞAMAK ADINA YETERLİ GÖRMÜYORUZ. Peygamberimizin sözleri olduğunu iddia ettiğimiz hadislerin, Kur’an ı yani Allah ın kelamını açığa çıkardığını, anlaşılır hale getirdiğini söyleyip, hadisler olmasaydı, Kur’an anlaşılmaz kapalı kalırdı diyerek, ne yazık ki çok üzülerek söylüyorum, Kur’an ın önüne hadisler konmuş, Kur’an ikinci plana itilmiştir. Halbuki Allah biz Kur’an ı anlayasınız, hiç kimseye muhtaç olmayasınız diye, biz nice örneklerle açıkladık diyor ve daha da ileri giderek, SİZLERİ KUR’AN DAN SORUMLU TUTUYORUM, DİYEDE HÜKMÜNÜ VERİYOR. Ne yazık ki bizler Allah ın korumasındaki kesin ve en emin bilgi olan Kur’an ı okuyup anlamamız gerekirken, doğruluğunu hiç araştırıp düşünmeden söylenenlere inanmakta hiçbir sakınca görmüyoruz. Bu yanlış bilgilere inanır ve araştırmadan doğru diye topluma anlatırsak, hem kendimizi hem de toplumu aldatmış oluruz. Bu her konu da geçerlidir, yalnız dini konularda değil. Kur’an ın dışındaki söz ve bilgileri, ne yazık ki araştırma gereği duymuyoruz. ÇÜNKÜ KUR’AN KESİN VE AÇIK KANIT OLMAKTAN, NE YAZIK Kİ ÇIKARTILMIŞTA ONDAN. KUR’AN KESİN KANIT OLMAYINCA, RİVAYET EDİLEN HERHANGİ BİR SÖZÜ, NEYLE KARŞILAŞTIRACAĞIZ DOĞRU OLUP OLMADIĞINI? Bakın İslam toplumu, öyle bir bataklığa çekilmiş ki, tutunacak tek dal olan Kur’an, adeta gerekli bilgi vermeyen, hatta herkesin anlayamayacağı bir kitap olunca, insanlar inanılmaz bir boşlukta kalmış. Bakın kendilerine, Allah ın gönderdiği kitabın dışından kitaplar edinenleri nasıl uyarıyor Allah. Kalem 36–37–38–39–40: Size ne oluyor? Ne biçim hüküm veriyorsunuz? YOKSA SİZE AİT BİR KİTAP VAR DA, BEĞENDİĞİNİZ HER ŞEYİN SİZİN İÇİN OLACAĞINI ONDA MI OKUYORSUNUZ? Yoksa “Ne hükmederseniz mutlaka sizindir” diye, sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş, kıyamet gününe kadar geçerli, kesin sözler mi var? Sor onlara: “BU İDDİAYI ONLARIN HANGİSİ SAVUNACAK?” (Bayraktar Bayraklı meali) Aslında Kur’an, verdiği örneklerle bizleri çok açık uyarıyor ama düşünüp, araştırıp, Kur’an ile iman edenlere, gereken en doğru yolu Allah gösteriyor. Bakın Allah ın kitabında bahsetmediği onca konuları, din ve Allah adına savunanlara karşı, Allah ne söylüyor, tekrar hatırlayalım. “YOKSA SİZE AİT BİR KİTAP VAR DA, BEĞENDİĞİNİZ HER ŞEYİN SİZİN İÇİN OLACAĞINI ONDA MI OKUYORSUNUZ?” Çok daha ilginç ve dikkat çekici olanı ayetin sonunda veriyor. Sor onlara diyor Allah, bu iddiayı mahşer günü, hesabın sorulacağı o çetin gün HANGİSİ SAVUNACAK? Elbette o gün hiç kimse savunamayacak, bunları savunanların nasıl köşe bucak kaçtıklarını görecekte ondan. Sormak isterim, Kur’an ı din ve iman adına yeterli görmeyip, rivayet edilen ama Kur’an ın asla onaylamadığı onca sözleri, nerelerden alıyorsunuz. YOKSA KUR’AN DAN BAŞKA, SİZE AİT BİR KİTABINIZ VARDA, SÖYLEDİKLERİNİZİ ORADAN MI OKUYORSUNUZ? Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  12. Bir ilahiyatçı kardeşimiz, yazdığım bir yazıma verdiği cevabı, sizlerle paylaşıp üzerinde birlikte düşünmeye sizleri davet ediyorum. Çünkü bana verdiği cevap, İslam toplumunun Kur’an ı ve inancını hangi kaynaklardan, nasıl öğrenip yaşadığımıza güzel bir örnek. Önce arkadaşımızın cevabını yazalım. “Haluk bey hiçbir İslâm âlimi meal ya da tefsir okumayın demez. ÇÜNKÜ HERKESİN ARAPÇA BİLMESİ DÜŞÜNÜLEMEZ. Elbette Allah'ın hangi mesajları olduğunu anlaması için faydalanması lazım. FAKAT MEALİNİN YA DA TEFSİRİNİN KUR'AN IN KENDİSİNE EŞİT OLDUĞUNU SÖYLEMEK KUR'AN A EN BÜYÜK HAKSIZLIKTIR. Çünkü Kur'an hem lafzıyla hem de manası ile Allah kelamıdır ve onun bildiğimiz ya da hala çözemediğimiz birçok özellikleri vardır. ONUN TERCÜMESİNİN YA DA MEALİNİN KUR'AN OLDUĞUNU SÖYLEMEK YA CAHİLLİKTİR YA DA ONA İHANETTİR. Şimdi sana soruyorum İstiklal Marşımızın Fransızca ya da İngilizce tercümesi onun aynısı mıdır? Onun verdiği anlamı duyguyu ruhu ne kadar yansıtır? Bir düşünün.” Arkadaşımızın Kur’an kelimesinin anlamını, tam anlayamadığı kanısındayım. Önce bir konuyu açıklığa kavuşturmalıyız. Kur’an ın anlaşılır ve açık olan ayetleri, MUHKEM yani dinin anası, temeli bizlerin sorumlu olduğumuz ayetlerdir. Müteşabih ayetler ise zamanla, ilim adamları tarafında ortaya çıkartılacak ayetler olduğunu, yine Kur’an dan öğreniyoruz. Konumuz sorumlu olduğumuz, MUHKEM ayetler. Bir sözü ya da cümleyi, herhangi bir dile çevirdiğinizde anlamı değişmez, lütfen bunu unutmayalım. Yazdığımız bir cümle, hangi dilde olursa olsun her kelime, farklı kalıplarda ama anlamı değiştirilmeden istediğimiz dile çevirebiliriz. Kardeşimiz Allah ın hangi mesajları olduğunu öğrenmek için, Kur’an ın mealini elbette okumalıdır diyor. Ama ilginçtir, bu mesajları alırken okuduğu kitaba, Kur’an diyemiyor. Allah her iman eden kullarının, Kur’an ı okumasını istiyor. Bu durumda Kur’an meali/ tercümesi Kur’an değilse, Müslümanlar Kur’an ı nasıl okuyacak? Hepsinin Arapça öğrenmesi de mümkün olmadığına göre, bakın buna inanırsak, mantıksız bir sonuç çıkıyor ortaya. KUR’AN YALNIZ ARAPÇA HALİMİDİR, YOKSA ALLAH IN KULLARINA BUYRUKLARININ, EMİRLERİNİN TEBLİĞ EDİLEBİLDİĞİ, ANLAŞILIR HALİMİ DİR? Bunu düşünemiyor ve bir sonuca varamıyorsak, bizlerin doğru bir yol üzerinde olmamız mümkün olmayacaktır. Kur’an OKUNAN kitap demektir. Yani Allah ın Vahiylerinin toplandığı, kitap anlamındadır. Peki, nasıl okunan kitap, yalnız Arapçasından okunan mı? Onu da Kur’an ı eğer anladığımız dilden okursak öğreniyoruz. ANLAYARAK, DÜŞÜNEREK, AKLIMIZI KULLANARAK, YAVAŞ YAVAŞ DİKKATLİ BİR ŞEKİLDE OKUMAK. Eğer anlamını bilmeden okuyorsak, o Kur’an kelimesinin karşılığı asla olamaz. Ancak Kur’an okuyormuş taklidi yapmış oluruz. Kur’an Allah ın kullarına tebliğdir. Okurken tebliği alamıyorsak, O Kur’an bizleri, ulaştırması gereken noktaya ulaştırmaz. Buna istediğimiz kadar Kur’an diyelim. KUR’AN OKUMAK, ANLAŞILMAK, YAŞAMA GEÇİRMEK VE TEBLİĞ EDİLMEK İÇİN İNDİRİLMİŞTİR. Kur’an ın tefsire ihtiyacı yoktur. Çünkü tefsir anlaşılmayan bir konuyu açıklamak, açığa kavuşturmak anlamındadır. Kur’an ın MUHKEM ayetlerinin, tefsire ihtiyacı olmadığını Allah bizzat söylüyor ve diyor ki, yemin olsun ki sizlere kolaylaştırılmış, anlayacağınız, nice örneklerle izah edilmiş bir kitap gönderdim. Adı üstünde muhkem ayetler, yani şüphe duyulmayacak kadar açık. Bu ayetlerin nesini tefsir edeceksiniz? KUR’AN IN TEFSİRİ ELBETTE KUR’AN DEĞİLDİR, ÇÜNKÜ İÇİNDE KİŞİLERİN ŞAHSİ DÜŞÜNCELERİ VE KENDİ ANLAYIŞI VARDIR. Ama meal yani Allah ın mesajlarının, istenen emirlerin bire bir tercümesine, eğer Kur’an değildir dersek, işte o zaman bizler Kur’an ı hiç anlamamış, ona saygısızlığın en büyüğünü yapmış oluruz. Hâşâ Allah kullarına, başka dillere tam tercüme edilmeyen bir kitap gönderip, daha sonra ruhbanlık olmayan bir inançta, Kur’an ı okumak için başka kişilere muhtaç bırakır mı? Hangi bilim adamının yazdığı kitap için, aynı şeyleri söyleyebiliyoruz. Hangi bilim adamının kitabı, şu ya da bu dile tam olarak çevrilemez diyoruz. Demiyorsak, Allah ın kitabına yaptığımız saygısızlığın, lütfen farkında olalım. Yazar yazdıklarını okurlarına anlatabiliyorsa, Yüce Rabbimizin mesajları, neden apaçık tercüme edildiğinde ulaşmasın, bunu da mı düşünemiyoruz. Şunu da söylemek isterim. Öyle tercümeler var ki, parantez içine, HÂŞÂ sanki Rabbimiz açıklamayı unutmuş da, onlar açık hale getiriyormuşçasına, amacından saptırılmış tercümelerin, meallerin olduğunu da söylemeliyim. Ama bu yanlışlar var diye, tüm tercümeleri aynı kefeye koymak büyük hata olduğu gibi, din simsarlarının da ekmeğine yağ sürmüş oluruz. Bu yanlış düşünceye inandırıldıkları için halk, İslam toplumunda edindikleri şeyhlere, velilere, cemaat liderlerine yönlendiriliyor ve toplum böylece daha kolay aldatılıyor. Çünkü sen Kur’an ı anlayamazsın, Kur’an ın meali Kur’an değildir, her kelimenin yüzlerce anlamı var düşüncesi, toplumun kafasına yerleştirilmiş. İmamı Azam, bu konuda yüzlerce yıl önce açıklama yapmış ve “KURAN KÂĞITLARDA YAZILMIŞ VE BİZİM OKUDUĞUMUZ LAFIZLAR DEĞİLDİR. ESAS KUR’AN O LAFIZLARIN TAŞIDIĞI MANADIR” diyerek, günümüzde hala tartışmasını yapmaya devam ettiğimiz konuya, açıklık getirmiştir. Gerçekten de Kur’an da önemli olan, Arapça kelimeler değil anlamıdır, manasıdır. Bu durumda bu kelimelerin hangi dilde olmasının ne önemi var? Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. Kur’an ın Kur’an oluşu, okunan Arapça metni oluşunda değil, Allah ın tebliğinin bizzat anlaşılır ve O tebliğin kullarına ulaşmasıyla, Kur’an özelliğini kazanacağı çok açıktır. Bir kitap okunduğunda, anlaşılıyorsa ancak amacına ulaşmış demektir. Allah ın kelamı Kur’an da, okunduğunda eğer anlaşılıyor ve fayda sağlıyorsa, işte o zaman Kur’an özelliğini taşıyor demektir. Allah ın dili Arapça değil ki, bu dilde üstünlük ya da özellik olsun. KUR’AN IN KUR’AN OLUŞU, ANLAŞILIR VE TEBLİĞİN ULAŞMIŞ OLMASINDADIR. Kur’an ın neden Arapça indirildiğini Allah izah etmiş Kur’an da. Ama bizler, anlamadan okuduğumuz bir kitap hakkında bilgi sahibi olmadan, işte böyle duyduklarımızla amel etmeye çalışıyoruz. Tabi genel çoğunluk olarak yanılıyoruz. Allah Araplara, neden Arapça indirdiğini açıklarken bakın ne diyor. Zuhruf 2–3: Apaçık Kitab’a andolsun ki, İYİCE ANLAYASINIZ DİYE biz, onu Arapça bir Kur’an yaptık. (Diyanet meali) Demek ki Allah Arap toplumuna, kendi içlerinden bir elçi gönderip, daha sonrada özellikle Arapça bir Kur’an indirmesinin nedeni açıklıyor ve diyor ki; İYİCE ANLAYASINIZ DİYE. Buradan da yola çıkarak şunu tekrar söyleyebiliriz. Kur’an ın indirilme amacı, anlaşılması ve tebliğin yerine ulaşması maksadıyla indirilmiştir. Bu durumda nasıl olurda bizler, Kur’an ın tercümesine Kur’an değildir deriz. Bu uyarıları hatırlatanlara, cahil ve ihanet suçlaması yapanları, aynı üslupta suçlamak yerine, bir kez daha düşünmeye davet ediyorum. TÜM BUNLAR, BİZLERİN KUR’AN KELİMESİNİN ASIL ANLAMINI, HALA BİLMEDİĞİMİZİ GÖSTERİYOR. Verilen İstiklal marşı örneğine gelince. Bu örnek aslında, bizlerin İslam ı hayatımıza geçirirken, çok önemli bir noktada hata yaptığımızı gösteriyor. İstiklal marşını her dile aynı anlamlarını verecek şekilde çevirebilirsiniz. Ama arkadaşımız, onun verdiği DUYGUYU VE RUHU ne kadar yansıtır diyerek, İslam ı anlamaya çalışırken, çok önemli bir hatamıza, aslında farkında olmadan dikkat çekiyor. Söylediği çok doğru, bizim marşımızı bir Fransız ya da İngiliz okurken, aynı duyguyu alamaz. Bizlerde onların marşlarını okurken aynı duyguyu alamayız. Peki, bu örnek ile Kur’an ı okumak, anlamak arasında, nasıl bir bağ kurmuş olmalı ki arkadaşımız örnek vermiş. İlginçtir Fransız ya da İngiliz Kur’an ı anladığı dilden okursa, farklı mı anlarda, Arapça mı okursa doğru anlar? Bakın verilen örnekle mantıklı bir bağ kurulamıyor. Bu durumda verilen örnek, ne maksatla verilmiş olabilir? Bu konuyu daha iyi anlayabilmemiz için, önce duygu kelimesinin ne anlama geldiğini önce anlayalım. DUYGU: Olay veya bireylerin, insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim. Önsezi. Nesneleri veya olayları ahlaki ve estetik yönden değerlendirme yeteneği. Kendine özgü bir ruhsal hareket ve hareketlilik. Bizler ne yazık ki İslam ı, duygularımıza teslim ettiğimiz içindir ki, din konusunda inanılmaz bölündük ve parçalandık. Tabi yetmedi, bir birimizi ihanetle, cahillikle suçlayabiliyoruz. Duygu kişiye has bir özelliktir. Her kişide farklı etki yaratır. Eğer bizler İslam ı anlama yolunu, duygularımıza teslim ettiysek, doğru anlayabilmemiz mümkün olamaz. Duygular, inanılmaz tehlikeli bir şekilde değişkendir, günün her vaktinde farklılık arz edebilir. En sevdiğiniz kişilere karşı bile, duygularınız bir anda değişip, onu kırıp incitebilirsiniz. Şeytanda bizleri zaten, duygularımızla, nefsimizle aldatır. ELBETTE DUYGU İNSANİ BİR ÖZELLİKTİR, YERİ GELDİĞİNDE KULLANILMALI ÇOK DA ÖNEMLİDİR, AMA HER ŞEYİ YERİNDE VE ZAMANINDA KULLANMAK ŞARTIYLA. Unutmayalım Allah bizleri nefsimizle, duygularımızla her an imtihan ediyor. Eğer aklı, düşünmeyi devre dışı bıraktıysak, duygularımızın bizleri nereye götüreceğini, inanın asla hesap edemeyiz. Peki, Allah Kur’an ı nasıl anlamamızı istiyor bizlerden? Duygularımızla mı? Kesinlikle hayır. Öncelikle aklımızla, mantığımızla yani düşünerek. Allah ayetini indiriyor ve diyor ki bizlere, bu ayetimin üzerinde düşün ve aklını kullan. Peki, bizler ne yapıyoruz? Daha doğrusu bizlere ne yaptırıyorlar, burası önemli. “EĞER SEVAP KAZANMAK İSTİYORSANIZ, KUR’AN I ARAPÇASINDAN OKUMALISINIZ, ÇÜNKÜ ARAPÇASI KUR’AN DIR MEALİ DEĞİL. ARAPÇA BİLMESEN DE OKU ALLAH SEVAP YAZAR.” Bu sözler ve düşünceler, Kur’an ın anlaşılmadan okunmasına bir nedendir, sebeptir, hatta Müslümanlara kurulan bir TUZAKTIR. Bunu ancak Kur’an ı anlayarak okuyan batıl ve hurafeden uzak düşünebilen bir Müslüman fark edebilir. Kur’an ı anlamadan okumamızı isteyenlerin, bizlerden gizlediği bir şeylerin olduğunu asla unutmamalıyız. Çünkü bu sözler ne akla, mantığa nede Kur’an a asla uymaz. Bizlerin duygularına öyle hitap edecek bir yöntem bulmuşlardır ki, işte bu duygudan ne yazık ki kurtulmak çok zor. Aklını kullanıp düşünebilen elbette müstesna. Kur’an NESİR, yani düz bir yazıdır, şiir de değildir. Nesir yazılar makamla okunmaz bilgi, ilim verir. Şiir istenirse makamla okunur. Allah sizlere şiir indirmedik diyerek, bizlerin dikkatini çektiği halde, bizler ne yazık ki, sanki Kur’an şiirmiş ve bir makamla bestelenebilirmiş gibi, Kur’an ı bir makamla okuyoruz ve anlamını bilmesek de kulağımıza çok hoş geliyor. İlginçtir bu şekilde Kur’an, Allah ın elçisi zamanında asla okunmamıştır. Ayetin Türkçe ye çevrilmiş halini, makamla okuyun lütfen. İşte o zaman ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Peki daha sonra, makamla Kur’an okunması yoluna neden gidilmiştir. Bu sorunun cevabını ne yazık ki aramak gibi bir çabamız olmadığından, gerçeklerle de buluşamıyoruz. Çünkü zamanın yöneticileri, toplumu istedikleri gibi yönetebilmek, Kur’an ı yalnız kendilerinin anlayabileceğini topluma anlatıp, toplumu din adına istedikleri gibi şekillendirebilmek ve Kur’an ın Arapça sözlerini bir makamla buluşturup, yalnız MÜSLÜMANLARIN DUYGULARINA HİTAP ETMEYİ BAŞARMIŞLARDIR. Ne yazık ki bizler Kur’an ı anlamak ve yaşamak için değil, DUYGULANMAK HATTA AĞLAYIP RAHATLAMAK İÇİN GÜNÜMÜZDE OKUYORUZ. Sizce böyle bir okuma ya da Kur’an dinleme şekli, Kur’an isminin manasına, Kur’an ın indirilme amacına, özüne uyuyor mu? Bakın Allah Kur’an ı neden indirmiş. Sad 29: Sana bu mübarek kitabı, AYETLERİNİ DÜŞÜNSÜNLER VE AKLI OLANLAR ÖĞÜT ALSINLAR DİYE İNDİRDİK. (Bayraktar Bayraklı meali) Eğer bir Müslüman, Arapça bilmediği halde Kur’an ı okuyor ve hiçbir şey anlamıyor, yalnız duygulanıyorsa, böyle bir insanın, nasıl olurda Kur’an okuduğunu söyleriz. ALLAH IN TEBLİĞİNİ ALAMIYOR, ALAMADIĞI İÇİNDE AYETLER ÜZERİNDE DÜŞÜNEMİYOR. Yani Allah ın Kur’an ı okuyup anlama ve hayata geçirme emrini yerine getiremiyorsa, bu okumanın okuyana ne faydası olur? Hâlbuki anladığı dilden okumuş olsaydı, Allah ın tebliğini alacak ve Kur’an ın indiriliş amacını yerine getirecekti. İşte bizler düşünmeden, aklımızı kullanmadan, öğretilenleri inatla savunmaya devam ediyoruz. Bizler Kur’an dan faydalanma amacımızı unutmuş, kendi nefsimizde farklı amaçlar ve araçlar edinmişiz, böyle olunca da bir türlü KUR’AN GERÇEKLERİ İLE BULUŞAMIYORUZ. Özet olarak şunu tekrar söylemek isterim. Kur’an Allah ın kullarına direk mesajıdır. Bu mesajı bizzat kendimiz alamadığımız sürece, O okuduğumuz Kur’an değildir. Çünkü Allah tüm kullarına, hatta günümüz şekliyle örnek vermek gerekirse, HER KULUNUN CEP TELEFONUNA MESAJINI, KENDİ ANLAYACAĞI DİLDEN GÖNDERMİŞTİR. Onu okuyalım, anlayalım ve düşünelim hayata geçirelim. İşte bu Kur’an dır, Kur’an olma özüne, amacına en uygun olanıdır unutmayalım. Allah gönderdiği tüm kitapları, o günkü toplumunun dilinden gönderdiğini söylüyor Kur’an da. Bizlere kurulan tuzağın farkına varalım ve din tacirlerinin tuzağına düşmeyelim. Yakın zamana kadar Hıristiyanlar, Papalığın/kilisenin baskısıyla, bizde olduğu gibi her ülkenin kilisesinde orijinal indirildiği dilden okunurdu, hiç kimse anlamazdı, papazlar anlatırdı topluma. Buradaki amaç aynı bizdeki gibi, Papalık/kilise, istedikleri şekilde toplumu yönetebiliyorlardı. Onlar toplumun bilinçlenmesi ve aklın ön plana çıkmasıyla, bu baskıdan kurtuldular ve günümüzde İncil kiliselerinde, her ülkenin kendi dilinde okunuyor. Allah elçisine bile şu sözleri söylüyorsa, varın gerisini siz düşünün. “ O HALDE TEBLİĞ ETMEK SANA, HESAP SORMAK BİZE DÜŞER, KULUMLA ARAMDAN ÇEKİL.” Buradan da şunu anlıyoruz. Allah ın elçisinin görevi vahyi tebliğ etmek, iman eden ya da etmeyenle Allah yüzleşecek, cezayı ve mükâfatı da yalnız Allah verecektir. Anlayana çok şeyler anlatıyor, anlamayana zorla hiç kimse hiçbir şey anlatamaz. BİZLER KUR'AN IN ÇEVRESİNDE BİRLEŞMEDİĞİMİZ SÜRECE, DAHA ÇOK AMA ÇOK BU KONULARI TARTIŞIRIZ, AMA ASLA BİR NOKTADA BİRLEŞEMEYİZ. ÇÜNKÜ KAYNAK TEK OLMADIKÇA, BİR OLMAK MÜMKÜN OLMAYACAKTIR. Allah gerçeği fark edebilen, Kur’an ı anlayarak, düşünerek hayatına geçirebilen kulları arasına alsın inşallah bizleri. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  13. Bu makalemde sizleri düşünmeye davet etmek istediğim konu, surelerin başında besmeleyle yani, “Bismillahirrahmanirrahim” RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH IN ADIYLA diye başlamasının nedenleri ve besmelenin ayrıca bir ayet olup olmadığı konusu üzerine olacaktır. Bunu hiç düşündünüz mü? Besmele bir ayet midir? Ayet değilse, neden yalnız surelerin basında vardır? Acaba Kur’an da surelerin başında geçen besmele, neden tek bir ayet yazarken ya da okunurken, besmele ile başlanmaz. Sanırım sizde bir an bu sorumdan sonra düşündünüz. Bu konu mezheplerde tartışma konusu ve farklı görüşler var. Tabi bu yazımda farklı görüşleri zikretmek, örnek vermek yerine, sizleri bu konu üzerinde bizzat Kur’an merkezli düşünmenizi rica ediyorum. Dikkat etiyseniz besmele yani Rahman ve Rahim olan Allah ın adıyla diye başlayan bu cümle, Allah dan gelen bir bildirinin olduğunun, ilk sözleri olduğunu anlıyoruz. Şöyle de diyebiliriz. Yeni bir sure indiriliyor ve Cebrail yeni sureyi tebliğe başlarken, bu sözlerim Allah katından gelen Rahman ve Rahim olan Allah ın sözleridir diyor besmeleyle. Şöyle bir soru gelebilir aklınıza. Neden surenin başında varda, diğer ayetleri tek tek okurken besmele yok. Çünkü surenin tamamı bir günde tek seferde inmedi. Ne kadar zamanda indiğine dair bir bilgide yok zaten. Bir sure diyelim 6 ayda indi, ama surenin ilk başında besmele var. Bu düşünceden yola çıkarak şunu söyleyebiliriz. BESMELE ALLAH KATINDAN, CEBRAİL TARAFINDAN YENİ BİR KONUYU (SUREYİ)TEBLİĞE BAŞLARKEN, TOPLUMUN DİKKATİNİ ÇEKMEK, YENİ BİR KONUNUN AYETLERİNİN TEBLİĞ EDİLDİĞİNİ ANLAMALARI ADINA, ADETA BİR BAŞLIK NİTELİĞİNDE VE CEBRAİL BESMELEYLE ŞUNU SÖYLÜYOR ELÇİSİSNE VE İMAN EDENLERE. SİZLERE RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH IN AYETLERİNİ İLETİYORUM. Bu konu sanırım geleneksel Hanefi İslam anlayışında da böyle algılanmış olmalı ki, namaz kılarken imam besmele okumadan ayete başlar. Hatta rivayet hadislerde bile böyle geçer ve Peygamberimizin namazda ayetlerden önce besmele okumadığı rivayet edilir. Elbette bu rivayet bizim için kanıt olamaz. Ben konunun genel toplumda nasıl anlaşıldığını anlatmaya çalışırken bu örneği verdim. Diyanet İşleri Başkanlığının sitesine, ya da birçok dini konularda yazılar yazan sitelere baktığınızda, bir ayeti ya da mealini yazmadan önce, besmeleyle başlamadan yazıldığını görürsünüz, farklı uygulayanlarda var elbette. Tabi bazı kardeşlerimiz, farklı bilgilerle İslam ı anlamış olduklarından, buna itiraz ettiklerine şahit oluruz. Şunu da söylemek isterim. Elbette ayetleri tek tek yazarken de besmeleyle başlayabilirsiniz, çünkü Allah ın ayetini tebliğ ediyorsunuz. Anlatmaya çalıştığım, Allah ın bu konuda bizleri bağlayıcı bir emri yok. Kur’an da verilen besmele örneği çok açıktır. ZATEN BESMELE, BAŞLI BAŞINA BİR AYETTİR. Bu konuda farklı bir tartışma da, besmele bir ayet midir konusudur. Aslında bunu tartışmanın hiçbir anlamının olmadığını düşünüyorum. Allah surelerin başında, yeni bir konuya özellikle başlarken besmeleyle başlamışsa, bu sözlere ayet midir değil midir demenin bir anlamı yoktur. Besmele sonradan insanlar tarafından ilave edilmediğine göre, elbette bu cümlede bir ayettir ve bizlere anlatmaya çalıştığı çok önemli bilgi içermektedir. Bizlere düşen gereksiz tartışımlar yerine, besmelenin neden surenin başında özellikle yer aldığını, anlamaya çalışmak olmalıdır. Ne yazık ki bu konuda farklı düşünceler var ve besmelenin daha sonra Kur’an a, Peygamberimizin ilave ettiği dahi söylenmektedir. Lütfen unutmayalım, Allah ın elçisi, Kur’an a bir kelime bile ekleme yetkisine sahip değildir. Hatırlatırım Allah, Kur’an ı ben koruyorum diyor. İlginçtir, Kur’an da yeni bir sure olarak ayrı zikredilen, TEVBE suresinin başında, besmele yoktur. Bu konuda da her zaman olduğu gibi rivayetlerden yola çıkarak, birçok şey söylenmiştir. Bizler onların etkisinde kalmadan, konuyu Kur’an merkezli düşündüğümüzde, aslında TEVBE suresinin ayrı bir sure olmadığı, bir önceki ENFAL suresinin devamı olduğu anlaşılıyor. İki sureyi de okuduğunuzda, konuların benzerliğini, hatta birbirini açıkladığını, tamamladığını fark edersiniz. Bu konuda düşüncelerini söyleyen din âlimleri de genel olarak, bu düşüncede birleşmişlerdir. Bunun dışında başka bir fikir yürütmek, ancak kendi düşüncelerimizi, Kur’an a söyletmek olur diye düşünüyorum. Allah ın açıklamadığı bir konuda farklı sözler söylemek, bizleri gerçeklerden uzaklaştıracaktır. Gelelim günümüzde her konuda, işe başlarken ya da herhangi bir şeyi anlatırken, besmeleyle mi başlamalıyız konusuna. Aslında bu soruya farklı şekillerde yaklaşanları, araştırmalarım sonucunda gördüm. Her düşünceye saygı duyarım. Bende düşüncemi söylerim elbette, ama Kur’an ın apaçık örneğini, gerçeğini de söyleyerek, kararı her Müslüman ın kendisine bırakmak istiyorum. Kur’an da yeni bir konuya, yani Sureye başlarken, Cebrail özellikle surelerin tebliğine, bizzat sizlere tebliğ edeceğim ayetler, RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH IN ADIYLA SİZLERE TEBLİĞDİR, diye başlıyorsa, besmelenin özü Allah ın tebliğini bir bütün halinde yaparken, ya da Kur’an ı okurken söylememiz, Kur’an ın bir emridir diyebiliriz. Peki, konu ayetlerin tebliği, hatta din ile ilgili bir konu değilse, normal yaşantımızda bir işimize başlıyorsak ne olacak. Bu durumda aynı Kur’an da olduğu gibi, birebir aynı sözlerle aynı düşünceyle, yani sanki Allah ın ayetlerini tebliğ ediyormuş, Allah ın emrini aktarıyormuş gibi, besmeleyle söze başlamamız ne kadar doğru olur. Konuyu daha iyi anlayabilmemiz için size Hz. Süleyman ın, Sebe melikesi ne gönderdiği bir mektup örneğini vermek istiyorum. Bu ayette, besmeleyle başlar ve bakın neler söylenir. Neml 30-31 : «Mektup Süleyman'dandır, RAHMÂN VE RAHÎM OLAN ALLAH'IN ADIYLA (başlamakta) dır. « BANA BAŞ KALDIRMAYIN, TESLİMİYET GÖSTERİP BANA GELİN, diye (yazmaktadır)». (Diyanet vakfı meali) Peki, Hz. Süleyman bu mektubu ne için yazıyordu, nereye ve kime baş kaldırmayın diyor, burası önemli. Mektubu gönderdiği toplumu, tek bir ilah a iman etmeye davet ediyordu. Bunu önceki ayetlerden öğreniyoruz. Demek ki Hz. Süleyman, tıpkı Cebrail in ayetleri elçisine tebliğ ederken besmeleyle, yani bu tebliğ, Rahman ve Rahim olan Allah ın sözleridir diye başladığı gibi, Hz. Süleyman da aynı mantıkla, düşünceyle başka ilahlara, güneşe tapmayı bırakmalarını, tapılacak iman edilecek yalnız Allah olduğunu tebliğ ediyor ve Allah ın buyruklarına baş kaldırmayın, Allah a teslimiyetinizi gösterin emrini mektupta yazdığı için, besmeleyle başlıyor mektup. Çünkü dinde zorlama yoktur ve Hz. Süleyman hiçbir toplumu kişisel olarak her hangi bir inanca zorla davet etme yetkisinde de değildir. Tebliğ ve uyarı ALLAH IN UYARISIDIR. Yine Kur’an dan konumuza açıklık getirecek, Alak suresi 1. ayeti hatırlatmak istiyorum. Bu ayet “YARATAN RABBİN ADIYLA OKU” YANİ ALLAH IN ADINA OKU, ALLAH ADINA ÇAĞRIDA BULUN, DAVET ET DİYE BAŞLAR. Devamında da, Allah ın ayetlerini tebliğ eder. Demek ki besmeleyle başlamanın asıl amacı anlatılanların, söylenenlerin ALLAH KATINDAN GELDİĞİNİN BELİRTİLMESİ ADINA SÖYLENDİĞİ, ÇOK AÇIK ANLAŞILIYOR. Bizler ne yazık ki besmele konusunu Kur’an dan değil, farklı rivayet bilgilerden, beşeri fıkıh inancından aldığımız bilgiler ışığında anladığımız için, farklı anlamlar yükleyebiliyoruz. Ayeti yazmadan önce sorduğum soruya, tekrar dönelim. Peki, bizler herhangi bir işe başlarken, Allah ın ismini anmayalım mı? Elbette bunu düşünmek ve söylemek aptallık ve Kur’an bilmezlik olur. Bizler Kur’an ı anladığımız dilden okumayıp, ayetlerin ne anlama geldiği konusunda da çok fazla düşünmediğimiz için, düşünmeden Arapçasından söyleyip, okuyup geçiyoruz. Allah ın adını anmadan, elbette hiçbir işe başlamamalıyız, hatta yarın ya da daha sonra yapacağımız bir iş için bile, ben şu işi yapacağım, bu işi yapacağım diye bile kesin konuşmamalıyız. Bunu yapmayın diyen Kur’an dır. Peki, bizler nasıl başlamalıyız, her işimize başlarken? Bunu Kur’an dan aldığım bilgi ışığında anlatmak isterim. RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH IN İZNİYLE BAŞLARIM dememiz, çok daha doğru olur. Çünkü Allah Kehf 23–24. ayetlerinde, yapmayı planladığımız işler için bile Allah, bunu yarın yapacağım şeklinde söylemeyin diyor ve bakın nasıl söylememizi istiyor. ALLAH'IN DİLEMESİNE BAĞLAMADIKÇA HİÇBİR ŞEY İÇİN «BUNU YARIN YAPACAĞIM» DEME. (Kehf 23–24) Buradan da şunu açıkça anlıyoruz. Her işimize başlamadan önce, Allah ın iznini almalı ve onu anarak yardım istemeli ve ALLAH IN İZNİYLE DİYE İŞE BAŞLAMALIYIZ. Tekrar etmek istiyorum, Kur’an da geçen besmele, Allah ın emirlerini tebliğ ederken, tebliğ edilen ayetlerin, Allah ın buyruğudur, ONUN ADINA SÖYLÜYORUM, anlamında kullanılmıştır.” RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH IN ADIYLA” Örneğin Kurban keserken, surelerin başında geçen besmeleyle, Kurban kesenleri görürüz. Yani Rahman ve Rahim olan Allah ın adıyla diye kurban kesenler var. Hâlbuki Rahman sıfatı herkese acıyan, merhamet eden anlamındadır, ama bizler bu sözü hayvanı keserken de bazen kullanıyoruz. Besmele konusunu yanlış anladığımız için. Hâlbuki Allah Hac suresi 34. ayetinde, Allah ın rızasını kazanmak adına kestiğimiz Kurbanları keserken, ALLAH IN ADINI ANIN DER BİZLERE. Yani bu sözüyle, kurban kesecekseniz yalnız Allah için kestiğinizi söyleyin emrini vermiştir. Onun içindir ki Kurban keserken bizler, Allah için Kurbanı kestiğimizi mutlaka söylemeliyiz. Onun için Kurban keserken BİSMİLLAH ALLAHÜ EKBER DER VE KURBANI KESERİZ. Ya da Kebir Allah diyebiliriz. Peki, neden bunu Türkçe söylemeyiz de, Arapça söyleriz. Tüm bu inançlar, geleneğin farkında olmadan üstümüzdeki baskısıdır. Hâlbuki Kurban keserken, ALLAH IM SENİN RIZAN İÇİN KURBAN KESİYORUM, SEN YÜCESİN ULUSUN. Dememiz çok daha güzel olmaz mı? Dilerim cümlemiz, Allah ın bizler için gönderdiği rehberi Kur’an ı anlayarak, düşünerek okuyan, batıldan ve hurafeden uzak İslam ı yaşayan, Allah ın azınlık halis kulları arasında oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  14. HİCR SURESİ 39-40. AYETLER VE ALLAH IN KİMLERİ AZDIRDIĞI KONUSU. BU AYETLERE VERİLEN YANLIŞ ANLAMLAR IŞIĞINDA İNANILAN KADER İNANCI. Bu makalemde, sizleri üzerinde düşünmeye davet edecek, çok önemli konuları gündeme getirmek istiyorum. Bu örneklerden de göreceğiniz gibi, Allah ın ayetlerini, eğer Kur’an ın diğer ayetlerinden anlamaya çalışmayıp, rivayet sözlerden, bilgilerden anlamaya çalıştığımızda, nasıl çok büyük yanlışlar yaptığımızı belki de irkilerek, üzüntüyle göreceksiniz. Kur’an da bazı ayetlerde, İblis in Allah a BENİ AZDIRDIN ifadesi geçer. Bu ayetlerden yola çıkarak, farklı anlamlar vererek öyle yanlış bir kader anlayışına toplum inandırılmıştır ki, Allah ın adalet anlayışına tamamen ters düştüğü gibi, bu söylenenlere inandığımızda, aklın ve mantığın kabul edemeyeceği bir adalet anlayışını Allah a nispet etmiş oluruz. Önce ayetleri yazalım. Hicri 39–40: İblis, “Rabbim! BENİ AZDIRMANA KARŞILIK, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlâsa erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım” dedi. (Diyanet meali) Araf 16: İblis, “Öyle ise BENİ AZDIRMANA KARŞILIK, yemin ederim ki ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım” dedi. (Bayraktar Bayraklı meali) Bu ayetler öne sürülerek, Allah İblisin iradesi dışında, Allah ın kendisini azdırdığını, isyana teşvik ettiğini söyleyerek, bakın bu konuda biz insanlarında içinde bulunduğu bazı ayetleri kast ederek, neler söylüyorlar ve inanıyorlar, rivayet sözlerin etkisiyle. “Şeytanı azdırarak kötülüklerin ve Peygamberleri sebatkâr kılarak iyiliklerin elçisi yapan Allah; DİLEDİĞİNE HİKMET, HAYIR VE ÜSTÜNLÜK VERMİŞ, DİLEDİĞİNİ DE HAYVANLARDAN DAHA AŞAĞI SAPKINLIKLA LANETLEMİŞTİR. Çünkü tek bir Tanrı olmasından dilediğini yapmakta özgür, dolayısıyla hiçbir yaratığında sorgulama ve hesap sorma hakkı bulunmamaktadır. Yaratan ile yaratmayanın aynı seviyede olamayacağı düşünülebilse, teslim olmaktan başka bir çarenin de olmadığı anlaşılacaktır. Ama Allah dilemedikçe teslim olabilmek mümkün müdür? Şeytan BİLE ALLAH’IN TAKDİRİNİN DIŞINA ÇIKAMAYIP AZABİLMİŞ İSE, İNSAN NE YAPABİLİR? “Ayette de buyrulduğu üzere; şeytan, Allah’ın azdırmasıyla kötülüğün elçisi olmuştur, YOKSA KENDİ DİLEĞİ YANİ İRADESİYLE BAŞ KALDIRMAMIŞTIR.” Mutlak İrade’nin yönlendirmesiyle, düşler âlemindeki aldatıcı tahtından uyanamamakta, ne kendini ne çevresini ne de olup bitenleri gören, işiten ve kavrayan bir gerçeklikte sorgulamayarak, HAKKINDA ALINMIŞ OLAN KARAR GEREĞİ MUHAKEME YAPAMAMAKTADIRLAR. Eğer ihlâsa erdirilmiş zümreden iseler doğruya, SAPTIRILMIŞ İSELER YANLIŞA GİTME KISKACINDAN HİÇBİR BİLGİ, ÖĞÜT, ETKİ, TELKİN, TECRÜBE, KANIT VE İRADE; KENDİLERİNİ ALIKOYAMAMAKTADIR. SÜREÇ İÇİNDE MEYDANA GELEN EN DETAYSI TÜM DEĞİŞİMLER, YİNE KADERSEL KURGUNUN BİR SONUCU OLARAK GERÇEKLEŞMEKTEDİR.” Sanırım bu sözleri okuduğunuzda irkildiniz ve adeta korktunuz. Gerçektende Allah a isnat edilen bu düşünceler, Kur’an ın sözleri olmayıp, nefislerin ve emin olamayacağımız rivayet sözlerin etkisiyle oluştuğu çok açıktır. Bu düşünce, yüzlerce ayete iman etmeyen zihniyetin ürünüdür. Hangi birisini sayayım. Gönüller kör olunca, insan ne söylediğini bilmez. Konuyla ilgili ve örnek gösterdikleri diğer ayetlere bakalım şimdide. Casiye 23: Nefsinin arzusunu ilâh edinen, Allah’ın; (hâlini) bildiği için saptırdığı ve kulağını ve kalbini mühürlediği, gözüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah’tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız? (Diyanet meali) Hac 16: Böylece biz Kur’an’ı apaçık ayetler hâlinde indirdik. Şüphesiz Allah, dilediğini doğru yola iletir. (Diyanet meali) Araf 178: Allah, kimi doğru yola iletirse, odur doğru yolu bulan. Kimleri de saptırırsa, işte onlar, ziyana uğrayanların ta kendileridir. (Diyanet meali) Hud 34: Ben size öğüt vermek istesem de, eğer ALLAH SİZİ AZDIRMAK İSTEMİŞSE, öğüdüm size fayda vermez. O, sizin Rabbinizdir ve O’na döndürüleceksiniz. (Diyanet meali) Kur’an ı bir kez anlayarak ve dikkatli bir şekilde okuyan bir Müslüman, bu ayetlerde kimlerden bahsettiğini, saptırılanların kimler ve ne maksatla saptırıldıklarını çok iyi anlayacaktır. Ama anlayarak ve düşünerek Kur’an ın okunmasını istemeyenler, yalan ve iftiralarının ortaya çıkacağını görenler, işte topluma böyle yanlış bilgileri anlatıyorlar. Allah bu dünyaya sizleri imtihan için getirdim der ve Mülk suresi 2.ayetinde şöyle söyler. “O Kİ, HANGİNİZİN DAHA GÜZEL DAVRANACAĞINI SINAMAK İÇİN, ÖLÜMÜ VE HAYATI YARATMIŞTIR.” Bunu söyleyen Yaradan, insanın özgür iradesi olmadan kendi isteği dışında, bir kader yazar mı? Zerre kadar düşünen, gerçekleri görüyor. Düşünmeyi başkalarına havale edenler ise çırpınıp duruyor. İşte Allah ısrarla böyle davranan insanları azdırıyor. Hatırlayınız Aklını kullanmayanları Allah, pislik içinde bırakırım diyordu. Allah körü körüne değil, sorgulayarak, araştırarak her şeyden önemlisi düşünerek bizlerin iman etmesini istemiştir. Allah Kur’an ı kullarına yol gösterici, uyarı olsun diye gönderdim diyorsa, Yaradan kullarının özgür iradesi dışında onları azdırıp, daha sonrada cehennem cezası verir mi? Beşeri bir adalete bile layık görmediğimiz bir düşünceyi, adalet anlayışını, Allah a nasıl layık görüyoruz, doğrusu anlayamıyorum. Şimdide aşağıdaki ayetlere bakalım ve neden ve kimleri azdırıyormuş Allah anlayalım. Tevbe 115: ALLAH, BİR TOPLUMU DOĞRU YOLA İLETTİKTEN SONRA, SAKINMALARI GEREKEN ŞEYLERİ KENDİLERİNE AÇIKLAMADIKÇA ONLARI SAPTIRACAK DEĞİLDİR. Allah, her şeyi bilendir. (Bayraktar Bayraklı meali) Araf 30: Bir kısmını iyiye ve güzele kılavuzladı, bir kısmının üzerine de sapıklık hak oldu. ONLAR, ALLAH'I BIRAKIP ŞEYTANLARI DOST EDİNMİŞLERDİ. Bir de kendilerinin hidayet üzere olduklarını sanırlar. ( Yaşar Nuri meali) Yunus 108: De ki: “Ey insanlar, size Rabbinizden gerçek (Kur’an) gelmiştir. ARTIK KİM DOĞRU YOLA GİRERSE, ANCAK KENDİSİ İÇİN GİRER. KİM DE SAPARSA ANCAK KENDİ ALEYHİNE SAPAR. Ben sizden sorumlu değilim.” (Diyanet meali) Bakara 159: İndirdiğimiz apaçık delilleri ve HİDAYETİ KİTAP’TA AÇIKLAMAMIZDAN SONRA ONLARI GİZLEYENLER VAR YA, İŞTE ONLARA HEM ALLAH LÂNET EDER, HEM DE BÜTÜN LÂNET ETME KONUMUNDA OLANLAR LÂNET EDER.[ (Diyanet meali) Enbiya 35: Her nefis ölümü tadacaktır. SİZİ BİR İMTİHAN OLARAK HAYIR İLE DE ŞER İLE DE DENİYORUZ. Ancak bize döndürüleceksiniz. (Diyanet meali) Demek ki Allah, sorumlu tuttuğuna hükmettiği Kur’an ı rehber almayıp, batıl ve rivayetin peşi sıra gidenleri asla affetmeyeceğini, onları saptırdıkça saptıracağını söylüyor. Çünkü onlar, Gönderdiğim kitabın sınırlarını tanımadılar, ısrarla batlın peşine düştüler diyor. Ayrıca inatla atalarının inançlarının ardına gidenlerin, gözlerine, kulaklarına ve kalplerine mühür vurdum diyor diğer ayetlerinde. İşte Allah ın saptırdıkları bu insanlar. Yani Allah ın yolundan gitmeyenler. Hud suresi 34. ayetinde, Peygamberimiz Kur’an ı tebliğ ederken iman etmeyenlere, ALLAH SİZİ AZDIRMAK İSTEMİŞSE, BEN SİZE ÖĞÜT VERMEK İSTESEM DE NASİHATİM SİZE FAYDA ETMEZ DİYOR. Bu ayette anlatılmak istenen, Ehli kitaba seslenerek, zamanında Allah ın öğüdünü dikkate almayan, elçisinin de tebliği boşa gidecektir diyor ayette. Lütfen ayetleri, bir başka ayete ters düşecek anlamlar yüklemeyelim, kendimizi aldatırız. Maide 42. ayetinde Allah elçisine, ADALETLE HÜKMET DİYOR. Ama bazı kişiler çıkıyor, Allah bazı kullarına iradesi dışında, kötü bir kadar yazmış ve onları saptırmış, diyecek kadar Kur’an dan uzak bir adaleti, Yaradan a nispet edebiliyorlar. Böyle bir kaderi, acaba bu sözlere inananlar, kendilerine Allah ın kaderleri olarak yazılmasını isterler mi? Hiç sanmıyorum, bunlara inananlar, kendilerini temize çıkartıp, karşısındaki insanlara bunu layık görmektedirler. Gerçekleri huzura vardığımızda göreceğiz. Allah kulu daha dünyaya gelmeden, onun nasıl olurda kaderini sapmış insanlardan yapar. Bu nasıl imtihan anlayışı. Bu zulmü, adaletsizliği nasıl olurda Allah a nispet edersiniz. Hiç mi Allah korkusu yok sizde. Allah ne insanlara, nede katında yarattığı melek, cin, iblis gibi kullarına iradeleri dışında onlara suç işletip, daha sonrada işlediği suçtan nasıl ceza verip cehenneme koyar. Böyle bir adaletsizliği, lütfen Allah a nispet etmeyelim, ALLAH IN AZDIRDIĞI KULLARINDAN OLURSUNUZ. İblis in Âdem e karşı bu itirazı, Allah ın zoruyla ya da Allah ın dilemesiyle söylemiştir dersek, Kur’an ı zerre kadar anlamamışız demektir. Aynı yanlışı bizlerde yapıyoruz. Nefislerimizin esiri olup, yanlış bir davranış yaptığımızda, kendi hatamızı ört pas etmek için, NE YAPALIM KADERDE VARMIŞ DEYİP, suçu adeta Allah a atıyoruz. Bakın Allah ayetinde ne diyor. Secde 13: Biz dilesek, elbette herkese hidayetini verirdik. Fakat «CEHENNEMİ HEM CİNLERDEN HEM İNSANLARDAN BİR KISMIYLA DOLDURACAĞIM» diye benden kesin söz çıkmıştır. (Diyanet vakfı. ) Ayeti anlamaya çalışalım. Allah bizleri imtihan yapmamış olsaydı, tüm yarattığım kullarımı isteseydim cennetlik yapardım diyor. Böyle yapmadığını, herkesin yaptıklarının karşılığını tastamam vereceğini ve özgür iradeyle yapılanların karşılığını alacaklarını, onlarca ayetinde Allah anlatıyor. Ayette dikkat çeken konu ise, aynı imtihanın cinler tarafından da yapıldığıdır. İbliste ateşten yaratılıp, cinlerden olduğuna göre, Allah zorla özgür iradesi olmadan İblise itiraz görevi verip, daha sonrada cehenneme gönderileceğine nasıl inanırız. DEMEK Kİ İBLİSİNDE ÖZGÜR İRADESİ VAR VE ÂDEME İTAAT ETMEM SEÇENEĞİNİ, ÖZGÜR İRADESİYLE, BİZ İNSANLARDA OLDUĞU GİBİ, NEFSİ, ÜSTÜNLÜK TASLAYAN BİR KARAR OLDUĞUNU SÖYLEYEBİLİRİZ. Bunu Bakara suresi 34. ayetinden anlıyoruz, “İBLİS KÜSTAHÇA BÖBÜRLENDİ, BÖYLECE HAKKI İNKÂR EDENLERDEN OLDU.” Diye geçer. Çünkü İblis ateşten yaratıldığı için, kendisini üstün görüyordu. Aşağıda yazacağım ayetlerde, bakın Allah adaletten nasıl söz ediyor. Bunları söyleyen Yaradan, İblis, cin ve yarattığı tüm kullarına özgür iradesi dışında, kötü bir KADER yazarak, cehennemlikler olmasına izin verir mi? Karar sizin. İmtihan sizin imtihanınız. Lütfen Allah ın ayetlerini, emin olamayacağımız rivayet sözlerin etkisiyle değil, bizzat Allah ın ayetleri ışığında anlamaya çaba harcayalım. Nahl 90: Gerçek şu ki, ALLAH ADALETİ, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder; yüz kızartıcı işleri, fenalığı ve azgınlığı yasaklar. O, düşünüp öğüt alasınız diye size öğüt veriyor. (Bayraktar Bayraklı meali) Necm 38–39–40: Ve hiç kimse, kimsenin yükünü taşıyacak değildir ve İNSANA UĞRUNDA ÇABA GÖSTERDİĞİ DIŞINDA BİR ŞEY VERİLMEYECEKTİR ve zamanı geldiğinde kendisine çabası[nın gerçek anlamı] gösterilecek. (Muhammed Esed meali) Allah Kur’an da, bizleri ilgilendiren konularda açıklama yapmış, ama kendi katından çok fazla bilgi vermemiştir. Bizlere düşen açıklanmayan konularda, rivayet bilgilerden yararlanmak ve tahminler yürütmek yerine, Allah ın açıkladığı, izah ettiği konuları, yine Kur’an ın verdiği örneklerden yola çıkarak anlamaya çalışmalıyız. Kur’an ın sınırlarını aşıp, rivayet bilgilerle ayetleri anlamaya çalışırsak, inanın aldananların ve saptırılanların safında oluruz. Saptırılanlardan olmak istemiyorsak, Allah ın Kur’an da uyardığı gibi, hakka batıl karıştırmadan, yalnız Kur’an ın ipine sarılıp batıldan uzak durmalıyız. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  15. Bizler acaba Kur’an ı anlayabilmek adına, hangimiz çaba harcıyoruz? Yoksa biz Kur’an ı anlayamayız, onu alimler, veli insanlar anlar diyerek, Kur’an ı anlamayı başkalarına mı bıraktık. İşte bu sorunun cevabını eğer, akıl ve Kur’an merkezli veremiyorsak, gittiğimiz yolun doğruluğundan asla emin olamayız. Bir arkadaşımız bu sorunun cevabını, hala kafasında doğru bulamadığından olsa gerek, bana şöyle sitemli bir cevap yazmış. “Anlaşılamayan Kur'an'ı Haluk GÜMÜŞTABAK uzun uzun anlatınca anladık. Allah'ın Resulü okumamış cahilin teki olduğu için anlatamazdı , Allah buna bu yüzden izin vermemişti ..” Bizler önce şunu asla unutmamalıyız, Kur’an ı Allah batıla ve hurafeye sapmayalım diye, bizzat kendisinin açıkladığını, nice örneklerle Kur’an da izah ettiğini söylüyor. Bir örnek.” SONRA ONU AÇIKLAMAKTA BİZE AİTTİR.” (Kıyame suresi 19) Benim ne haddime ki, Kur’an ı açıkladığımı söyleyebileyim. Allah dinin anası, temeli olan muhkem ayetlerini açıkladıktan sonra, bir başkasının bu görevi üstlenmesi ne haddine. Hâşâ Allah kullarına hükümlerini anlatamadı, açıklayamadı da, bunu elçisi mi başardı, bunu da mı akıl edemiyoruz. Bu düşüncelerle Allah ın elçisini ön plana çıkartırken, Allah a yaptığımız saygısızlığın farkında mısınız? Allah uzun uzun ve birçok ayetlerle Kur’an ı nice örneklerle ben açıkladım diyor. Eğer Allah ın bu ayetlerini, verdiği bu bilgileri görmezden gelip üstünü örtersek, bizlerin Kur’an gerçekleri ile buluşup, gönül gözümüzü açmamız asla mümkün olmayacaktır. Bu arkadaşımızın sanki benim, Allah ın resulünü devre dışı bırakıyormuşum izlenimi verdiği sözlerini kınıyorum. Hiç kimse Allah ın elçisini devre dışı bırakamaz, onu görmezden gelemez. Ama hiç kimse, Allah ın elçisine vermediği bir yetkiyi de vermeye çalışamaz. Allah ın resulüne, nispet etmem mümkün olmayan bir düşünceyi, benim söylediğimi ima etmesini, Allah a havale ediyorum. Allah benim düşüncelerimi biliyor. Elbette Allah ın elçisi, Allah ın verdiği hikmetle/ilimle, Kur’an ı en iyi anlayandır ve topluma tebliğ edip anlatandır. Bunda şüphe yok. Ama PEYGAMBERİMİZ, ALLAH IN AYETLERİ ANLAŞILMIYOR OLUP DA, ANLAŞILIR HALE GETİRMİŞ DEĞİLDİR. Allah ın elçisi gelen ayetlerle, daha önceki kitaplarda indirilmiş ayetler arasındaki farkı anlatıp açıklayıp, kitaplar arasında nesih edilme nedenlerini topluma izah ve ikna etmiş ve toplumu Kur’an gerçekleri ile buluşturmuştur. Çünkü Allah Maide suresi 101. ayetinde, Kur’an indirilirken kafanıza takılan konular olursa, indirilirken sorun size nedenlerini açıklarız diyor. Çünkü bazı konuların daha önceki kitaplarda, daha farklı olduğunu gören toplum, tedirgin oluyor ve Allah ın elçisine sorular soruyormuş. Allah da bunun açıklamasını getiriyor ve diyor ki, buna benzer sorularınız varsa, ayetler indirilirken sorun, daha sonra sormayın, çükü Allah bu konulardan söz etmeyerek bağışlamış, vazgeçmiştir. İşte Allah ın elçisi bunlara açıklık getiriyor ve ümmetine anlatıp, izah ederek onları ikna ediyor. Ne yazık ki günümüzde, Allah ın elçisine iftira atarcasına, günümüze ulaşan ve Allah ın elçisinin sözleridir diye nakledilen tüm hadislerin, peygamberimize ait olduğunu söylemekten çekinmiyoruz. Kur’an ile çelişmesi bizleri hiç tedirgin bile etmiyor. Hükümlerin Kur’an dan onay alması gerektiğini düşünen bile yok. Allah muhkem ayetlerini, birçok ayetinde açıkladık, izah ettik ki anlayasınız dedikçe, birileri hala emin olmadığımız bilgilerin, Peygamberimize ait olduğunda ısrar etmektedir. Hatırlayınız Allah, emin olmadığınız bilginin ardına düşmeyin diye birçok kez uyardığı halde, rivayetlere tevatür yoluyla günümüze gelmiş bilgilerle İslam ı ve Kur an ı anlamamız gerektiğini, hala nasıl söyleriz ve inanırız bunu anlamakta güçlük çekiyorum. Ben Allah ın elçisine, okumamış cahil demekten Rabbime sığınırım ve asla böyle bir şey söylemeyeceğim gibi, söyleyenlerle de mücadele ediyorum, Rabbim şahittir. Acaba Allah ın elçisine cahillik yakıştırmasını kimler yapıyor, isterseniz gelin ona bakalım. Ben mi diyorum, yoksa bana söylemediğim sözleri isnat edenler mi cahil diyor, Allah ın elçisine. Allah Kur’an da elçisinin, ÜMMİ olduğunu söylüyor ve ÜMMİ kelimesini de birçok ayette ne anlama geldiğini açıklıyor. Bu açıklamalar sonunda, elçisinin hiç bir ehli kitaba tabi olmadığını, Allah ın gerçek, doğru, batıl ve hurafe karışmamış inancının arayışı içinde olduğunu bildiriyor. Peki, günümüz FIKIH inancının ve bölünmüş mezheplerin inancı ne diyor ÜMMİ kelimesine? “Ümmi okuma yazma bilmeyen anlamındadır, peygamberimiz anasından doğduğu gibiydi, okuma yazmada bilmezdi.” Peki, okuma yazma bilmeyen bir insana ne denir? Kime sorarsanız sorun böyle insana cahil denir. Ama gönülleri el vermediği için, hem okuma yazma bilmiyordu diyorlar, ama cahil demekten kaçınıyorlar. Yani aslında Allah ın elçisine cahil diyen, bizzat kendileri. Hâlbuki Peygamberimiz okuma yazma biliyordu, hatta yaşadığı dönemde, en güvenilen bir insandı ve ticaretle uğraşıyordu. Ticaretle uğraşan bir insanın, nasıl okuma yazma bilmediğini söyleriz. Allah okuma yazma bilmeyen bir elçiyi, neden göndersin? Bakın bizzat kendileri Allah ın elçisine iftira atıyorlar, ama kendi yanlışlarını fark edemiyorlar. Allah birçok ayetinde, bizlerin düşünmesini emreder. Peki, neden bunu yapmamızı ister bizlerden? Sizin anlamanız için, düşünmenize gerek yok, elçim size anlatır açıklar demiyor. Çünkü düşünmeyi başkalarına bırakırsak, eğriyle doğruyu asla ayıramayız ve bizleri Allah ile aldatanlar emellerine ulaşırlar. Eğer bizler, Allah ın muhkem ayetlerini okuduğumuzda anlayamayacak olsaydık, Allah onlarca kez, AYETLERİM ÜZERİNDE DÜŞÜN, AKLINI KULLAN EY KULLARIM DER MİYDİ? Anlayamasaydık, siz anlayamazsınız onun için elçim sizlere anlaşılır hale getirecek derdi. Kur’an ın hiç bir ayetinde böyle bir hüküm yoktur. Ne yazık ki batıl inançlarımızı aklamak adına, kelimelere öyle anlamlar yüklüyoruz ki, Kur’an ın tamamına ters düşmesi, bizleri hiç etkilemiyor. Bu hatayı ne yazık ki hiç düşünmeden sürekli yapıyoruz. Eğer bizler okuduğumuzda, muhkem ayetlerin özüne vakıf olamayıp anlayamasaydık, Allah ın elçisi bu ayetleri bizlerin anlayacağı şekilde bizlere yazılı kayda aldırıp ulaştırmaz mıydı? Neden sağlığında tıpkı Kur’an ayetlerini tek tek yazdırdığı gibi onları yazdırmamıştır. Neden yüzlerce yıl sonra kayda alınma gereği duyulmuştur diye lütfen düşünelim. HEM NEDEN ALLAH BİZLERİN ANLAYAMAYACAĞI ŞEKLİYLE MUHKEM AYETLERİNİ GÖNDERİP, BİZDEN HESAP SORSUN. Adı üstünde muhkem, yani şüphe duyulmayacak kadar açık ve anlaşılır anlamında. Allah bu ayetlerin anlaşılabilmesi için, bizleri rivayet bilgilere muhtaç bırakır mı? Bunu damı akıl edemiyoruz. Bizler ne yaparsak yapalım, aynı şeyleri yüzlerce kez yazıp konuyu gündeme getirsek bile, bizler eğer Kur’an ile bir bağ kuramadıysak, bu gerçekleri fark etmemizde mümkün olmayacaktır. Farkında olmadan, Allah ın nuruna öyle saygısızlıklar yapıyoruz ki, gerçeklerin önüne yüksek duvarları ellerimizle örüyoruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
×

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.