-
Kur’an’da Ki Konu Tekrarlarının Nedeni, Sizce Ne Olabilir?
Bu makalemin konusu, Kur’an’da yapılan tekrarlar konusu üzerine olacak. Kur’an’ı okuduğunuzda aynı konuların birçok ayette tekrar edildiğini görürsünüz, farklı değişik örnekler vererek. İslam düşmanları bunu tenkit ederek, bu kitap Allah katından gelmiş olamaz, sürekli tekrarlarla dolu şeklinde tenkitlerini duyarsınız. Sizce bu tekrarların sebebi ne olabilir? Bu konuda elbette birçok şey söyleyebilirsiniz ama unutmamamız gereken en önemli konunun, Kur’an’ın yazılı ve tek seferde inmeyip, 23 yılda yavaş yavaş indiği gerçeğidir. Onun içindir ki, Kur’an ayetlerinde tekrarların sürekli yapılmasının en önemli nedenlerinden bir tanesi, önceki indirilen ayetlerin tekrar hatırlatılması, unutulmaması ve özellikle konuyu daha dikkatli bir şekilde vurgulamak adınadır. TEKRAR BİR EĞİTİM ŞEKLİDİR. BU EĞİTİM ŞEKLİ HER SEVİYEDEKİ İNSANIN, KUR’AN’I RAHATLIKLA ANLAMASINI, UNUTMAMASINI, KONUYU PEKİŞTİRMESİNİ SAĞLAR. Özellikle tekrarlayarak bir konuyu anlatmak, çalışmak, eğitimde çok kullanılır. Kur’an’da bu eğitim şeklini özellikle kullanıyor ve Allah’ın dikkatimizi çekmemizi istediği konuları, sürekli Kur’an’da tekrar ediyor, böylece gündemde tutuyor. Bilim adamlarının bu konudaki düşüncelerinede bakalım. Kur’an-ı Kerim’de belirli kıssaların, konuların veya ayetlerin tekrar edilmesinin temel nedeni, insan psikolojisine hitap ederek öğrenmeyi pekiştirmek, ibret alınmasını sağlamak ve dini/ahlaki ilkeleri kalıcı kılmaktır. İslam alimleri ve müfessirler, Kur’an’daki bu tekrarları birer kusur değil, aksine edebi birer belagat (güzel konuşma) ve irşad (doğru yolu gösterme) mucizesi olarak kabul ederler. Kur’an’daki konu ve ayet tekrarlarının temel sebep ve hikmetleri şunlardır diyebiliriz. İnsan yapısı gereği unutmaya meyillidir. Kur’an kendisini aynı zamanda bir “öğüt ve hatırlatma” (zikir) kitabı olarak tanımlar. Bir fikrin akıllarda kalması, kalbe yerleşmesi ve davranışa dönüşmesi için eğitici bir yöntem olarak farklı zamanlarda ve farklı üsluplarla hatırlatılması gerekir. Örneğin Tâhâ Suresi 113. ayette, uyarıların korunma ve ibret amacıyla tekrar tekrar açıklandığı belirtilir. İnsan hayatında hava, su ve gıdaya her gün nasıl ihtiyaç duyuluyorsa; ruh dünyasında da tevhid (Allah’ın birliği), adalet, ahlak ve ahiret inancı gibi temel kavramlara her an ihtiyaç vardır. Kur’an, kalbi ve ruhi hayatın sürdürülebilir gıdası olan, BU ANA KONULARI SIKLIKLA TEKRAR EDEREK CANLI TUTAR. Kur’an’da bir konu (örneğin Hz. Musa’nın kıssası) her yerde tamamen aynı şekilde tekrarlanmaz. Konunun geçtiği surenin ana amacına ve bağlamına uygun olan kesiti öne çıkarılır. Bir surede Allah’ın Resulünün sabrı işlenirken, diğer surede inkarcıların uğradığı son veya mucizeler vurgulanır. Bu durum, okuyucunun her surede o kıssadan yeni bir ders ve perspektif kazanmasını sağlar. Bunun nedenini de bakın ayetlerde nasıl açıklıyor. İsra 89: Andolsun, BİZ BU KUR’AN’DA İNSANLARA HER TÜRLÜ MİSALİ DEĞİŞİK ŞEKİLLERDE AÇIKLADIK. Yine de insanların çoğu ancak inkârda direttiler. (Diyanet meali) Hud 1: Elif, lâm, râ. Bu, hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan ALLAH TARAFINDAN AYETLERİ ÖNCE SAĞLAM KILINMIŞ, SONRA DA DETAYLANDIRILIP AÇIKLANMIŞ BİR KİTAPTIR (Bayraktar Bayraklı meali) Enam 105: BÖYLECE BİZ AYETLERİ GENİŞ GENİŞ AÇIKLIYORUZ Kİ, «Sen ders almışsın» desinler de, biz de anlayan toplum için Kur’an’ı iyice açıklayalım.(Diyanet vakfı meali) Bu ayetlerden de anlıyoruz ki, Allah bir konuyu tek bir ayette anlatıp geçmiyor. Daha iyi anlaşılması için, zamana yayıyor ve farklı konularda, farklı örneklerle aynı konuyu işliyor, tekrar ediyor ki, bizler daha iyi anlayalım. Zümer suresi 23. ayetinde de Allah, bu konuda şöyle söylüyor. “ALLAH, AYETLERİ BİRBİRİNE BENZEYEN VE YER YER TEKRAR EDEN KİTAP’I SÖZLERİN EN GÜZELİ OLARAK İNDİRMİŞTİR.” Onun için de Allah ayetinde, her türlü misali, değişik şekillerde verdik, yani tekrar ettik diyor. Hud suresi 1. ayetinde de aslında sorumuza ışık tutuyor ve diyor ki, Allah tarafından ayetler önce sağlam kılınmış, yani bizler için en doğru hüküm verilmiş, daha sonraki ayetlerde de bu hükümler tekrar edilerek en ince detayına kadar açıklanmış, genişçe izah edilmiştir diyor. Buradan da şunu rahatlıkla anlayabiliriz. Allah bir konuyu özellikle tekrar ediyor ki, dine nifak sokmaya çalışanlar, ayetlerde bir kelimeye farklı anlamlar vererek, aslında Allah bu ayette bu kelimeyle şunu kast ediyor diyerek, farklı bir anlam vermeye çalışanlar olursa, onların dine ilave etmeye çalıştığı, Allah’ın koymadığı bir hükmü hemen fark edelim ve anlayalım. BURADAN ŞUNU RAHATLIKLA SÖYLEYEBİLİRİZ, ALLAH HÜKMÜNÜ DOLAYLI VERMEZ, AÇIKÇA AYETLERİN GENELİNE SAYARAK, NİCE ÖRNEKLERLE İZAH EDER, AÇIKLAR. Onun için bizlerin sorumu olduğu ayetleri MUHKEM, yani şüphe duyulmayacak kadar açık ve net gönderdim diyor. Bu konu ile ilgili bir başka örnek vermeden önce, sizlere bir konu hakkında bilgi vermek istiyorum. Sizlerde karşılaşmışsınızdır, İslam ve Kur’an düşmanları tarafından, Kur’an’ın farklı Mushaflarının olduğu İslam toplumunda şüphe uyandırmak için söylenir ve Müslümanlar, KUR’AN’IN BİR HARFİ BİLE DEĞİŞMEMİŞTİR dedikleri halde, orijinalinde farklı Kur’an ların olduğu örnekleri verilir. Söyledikleri aslında doğrudur. Müslüman âlemi öyle bölünmüştür ki, ne yazık ki okudukları Kur’an’da bile ayetlerde kelimelerin ya da harflerinin, RİVAYET HADİSLERİN ETKİSİYLE YA DA ART NİYETLİ KİŞİLER TARAFINDAN, farklı yazılmış olanlarını görebilirsiniz. Yine fitne sokucular, şüphe yaratmak adına, Kur’an’da Allah, KİTABI BEN KORUYORUM dediği halde bu farklılığın, Kur’an’ın Allah kelamı olmadığını gösterir, şeklindeki tezlerinden etkilenen Müslümanların olması kaçınılmazdır. Tabi Kur’an’ı dikkatle okumayıp batılın ve hurafenin etkisinde kalmışsanız, bu sözlerden etkilenmemek mümkün değil. Yine fitne sokucular, Müslümanlar Kur’an değişmemiştir diyorlar ama Tevrat ve İncil de Allah kelamı, neden onların değiştiğine inanıyorlar diyerek, toplumun kafasını karıştırmaya çalışıyorlar. Allah yeni bir kitap göndermeden, bir önceki kitabı koruması altından çıkarmaz. Hatta Kur’an indirilirken, birçok konunun hala kitap ehlinin, ellerindeki kitapta yazılı olduğu uyarısının örneğini Kur’an verir. Daha sonrada hükmü kalkan bir kitabın korunmasının mantığı olamayacağından Allah, yalnız Kur’an’ı koruması altına aldığını açıkça bildiriyor ve diyor ki, SİZLERİ KUR’AN’DAN SORUMLU TUTUYORUM. Bu dünyada da bizleri yönetenler, yeni bir kanun çıkardıklarında, eski kanun hükümsüz olduğu için, anayasa kitabından çıkartılır. Allah’ın Kur’an ayetlerinde birçok konuyu, farklı ayetlerde farklı konularda özellikle tekrar etmesinin en önemli nedenlerinden birisi de, Allah’ın geleceği biliyor olması ve Kur’an üzerinde şüpheler yaratmaya çalışanların oyununu bozmak adınadır. Ayetlerde geçen kelimelerin, anlamları ile oynanması ya da ilave edilip çıkartanların oyununu bozmak adına, aynı konular birçok kez diğer ayetlerde tekrar edilmiştir. Bir ayette geçen bir kelime ya da hüküm, eğer Kur’an’ın başka bir ayetinde farklı geçiyor ve izah ediliyorsa, art niyetli kişilerin ayette geçen kelimelerin anlamları ile oynaması, ya da kendilerince ayetlere ilave etmesinin hiçbir hükmü olmayacak, bu yalan iftiralar hemen fark edilecektir. TABİ DÜŞÜNEN, AKLINI KULLANAN BUNU ANLAYACAKTIR. Kur’an ayetlerindeki tekrarların önemini fark edebilmek için, yine Kur’an’da Allah’ın uyarılarına dikkat ederek Kur’an’ı okursak, asla art niyetli insanların oyununa gelmeyiz. Allah birçok ayetinde, bizlerin Kur’an’ı okurken, ayetler üzerinde düşünmemizi, aklımızı kullanmamızı ister. Eğer bizler düşünmeden okur geçersek, bizleri Allah ile aldatanların, dinimize nifak sokanların tuzağına kolaylıkla düşeriz. Eğer düşünerek dikkatli bir şekilde okursak, Allah’ın birçok ayetinde verdiği hükmü, bir başka ayetinde bunun tersini söylemeyeceğini bildiğimiz için, bizlere yapılan tuzağı fark edecek ve böylece ALLAH’IN KORUMASINDAKİ BU MUCİZE KUR’AN DAN, İSTİFADE EDEBİLECEĞİZ. KUR’AN DAKİ KONULARIN TEKRARININ EN ÖNEMLİ FAYDASI, ŞEYTANIN VE ŞEYTANLAŞMIŞ İNSANLARIN TUZAĞINA DÜŞMEMEMİZ ADINA, ALLAH’IN AKLINI KULLANAN HALİS KULLARINA, SUNDUĞU BİR NİMETTİR. Kur’an’ın bir harfinin, yada bazı kelimelerin anlamlarının değiştirilme çabaları, tüm Kur’an mushaflarının değiştirildiği anlamına gelmez. Değiştirme çabalarını görüyoruz ve şahit oluyoruz. Ama bu çabalar boşa gidiyor. Kur’an bütünlüğünde, Kur’an’ın hükümlerinin yani mana ve anlamının asla değiştirilemeyeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü Allah, bu art niyetli kişiler amaçlarına ulaşmasınlar diye, aynı konuyu başka ayetlerde tekrar etmiştir. İmamı Azam Ebu Hanife, Kur’an ayetleri konusundaki düşüncesini bakın nasıl söylüyor. “Kur’an kâğıtlarda Yazılmış ve bizim Okuduğumuz Lafızlar değildir. Esas Kur’an o lafızların taşıdığı manadır ki, bir kelam-i nefsi ( ALLAH ın zati ile var olmaya devam eden söz ) olarak kalıptan kalıba dökülür. O kalıplar sonradan yaratılmış ( Muhdes ) Varlıklardır. Oysaki esas Kuran, MAHLÛK olmayan bir MANADIR.” Din düşmanlarının, Allah’ın kitabını değiştirme çabaları hep oldu ve olacakta. Allah Nahl 98. ayetinde, KUR’AN’I OKUMAYA BAŞLAMADAN ÖNCE, KOVULMUŞ ŞEYTANDAN ALLAH A SIĞIN DER. Bunun anlamı, bizlerin Kur’an’ı anlayabilmesi için, önce kafamızdaki bizlere öğretilen şeytanın dayattığı batıldan kurtularak, Kur’an’ı okumamız gerektiğini Allah söylüyor. Eğer bunu yapmazda batıl ve yanlış ataların inancının etkisiyle yani rivayetler ışığında Kur’an’ı anlamaya çalışırsak, İslam düşmanlarının Kur’an’a bizzat yaptığı ilavelerin asla farkına varamayız. İster kelimelerin anlamlarını değiştirsinler, Kur’an’ı tercüme ederken ilaveler yapsınlar, isterse ayetlerin orijinaline ilaveler yapsınlar hiç önemli değil. Allah’ın önerdiği yolu ve yöntemi kullanarak Rabbimize güvenerek Kur’an’ı okursak, Allah’ın O müthiş anlatım şekliyle, yaptığı tekrarlarla, bizleri uyaracak, dikkatimizi çekecek ve fitnelerin aldatmacalarını hemen fark edeceğiz. ALLAH’IN KUR’AN’I KORUMASINI, BU MANTIKLA ANLAMALIYIZ. ALLAH KUR’AN’I KORUMUŞ, AMA SEN O KORUNAN AYETLERİ FARK EDEBİLMEK İÇİN, MUTLAKA AKLINI KULLANMAN, DÜŞÜNMEN VE AYETLER ARASINDA BİR BAĞ KURMAN GEREKİYOR. EĞER AKLINI BİR KENARA KOYUP BİRİLERİNE TABİ OLDUYSAN, ALLAH’IN YOLUNDA YÜRÜMEN VE KUR’AN’DAN İSTİFADE ETMEN, HİÇ MÜMKÜN OLMAYACAKTIR. Bu dünyada hepimiz imtihandan geçiyoruz. Lütfen unutmayalım, düşünmeden aklımızı Kur’an ile kullanmadan eğer birilerine tabi olursak, inanın hesap günü çok pişman oluruz. Allah bizleri aldatacaklarını ayetlerinde bizlere söylüyor ve uyarıyor. Allah’ın kitabını da, değiştirme çabalarının olacağı örneğini de veriyor. Hatta Ali İmran 78. ayetinde; “KİTAPTA OLMAYAN BIR ŞEYİ, SİZ KİTAPTAN SANASINIZ DİYE, DİLLERİYLE KITABI ÇARPITIRLAR.” Diyerek, bizleri her konuda aldatacakları uyrısını yapıyor. Enam suresi 104 ayetinde bu uyarıyı tekrar ederek, SİZE RABBİNİZEN GÖNÜL GÖZÜ ANLAMA, KAVRAMA KABİLİYETİ GELMİŞTİR, KİM GÖRÜRSE KENDİ YARARINA, KİM KÖRLÜK EDESE KENDİ ZARARINA diyerek, Kur’an’ı mutlaka düşünerek bir öğrenci misali anlamaya çalışmamız gerektiği uyarısını yapıyor. Kamer 17: Andolsun biz, KUR’AN’I DÜŞÜNÜP öğüt almak için KOLAYLAŞTIRDIK. Var mı düşünüp öğüt alan? (Diyanet meali) Nisa 82: HÂLA KUR’AN ÜZERİNDE GEREĞİ GİBİ DÜŞÜNMEYECEKLER Mİ? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı. (Diyanet vakfı meali) Muhammed 24: ONLAR KUR’AN’I DÜŞÜNMÜYORLAR MI? Yoksa kalplerinin üzerinde kilitleri mi var? (Elmalı meali) Yunus 42: İçlerinde seni dinleyenler de vardır. PEKİ, HELE BİR DE AKILLARINI KULLANMIYORLARSA, sağırlarsa sen mi işittireceksin? (Bayraktar Bayraklı meali) Yunus 100: Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir kimse iman edemez. Allah, AZABI AKILLARINI KULLANMAYANLARA VERİR. (Diyanet meali) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
Allah Domuz Etini Neden Haram Kılmıştır?
Allah Kur’an’da, bizlerin ilk okuduğumuzda nedenini, tam anlayamadığımız bir emir verdiyse, onu görmezden gelmek yerine, önce ona uymalı, daha sonrada nedenini mutlaka araştırmalıyız. Belki çağımızın ilmi, bu emri gerektiği gibi açıklamaya yeterli olmayabilir. Ama bizler Allah’ın yasakladığı şeylere, asla kuşku duymadan elbette kendi nefsimizce, ilavelerde yapmadan uymalıyız. Bilmeliyiz ki Allah bizler için, en güzelini önermiştir. Yüce Rabbimiz, domuz etini bizlere haram kılmıştır. Zorda kalmadıkça yemeyin emrini vermiştir. Bunun nedenini belki içinde bulunduğumuz yüz yılda, ilmin-bilimin ileri seviyelerde oluşu nedeniyle biliyoruz. Geçmiş yüzyıllar önce, bu bilgilere sahip olmayan, Allah’ın emirlerine iman eden insanlar, hiç kuşku duymadan domuz etinden uzak durmuşlardır. Elbette Allah’ın emrini dinlemeyenlere, sözümüz meclisten dışarı. Peki, sizce Allah domuz etini, neden yememizi yasaklamış olabilir? Çünkü günümüzde Hristiyanlar yiyiyor ve hiç bir şey olmuyor, turp gibi insanlar dediklerini duyarsınız. Hiç bir şey olup olmadığını, hangi yönde zararlar verebileceğini, bizler tam kavrayamamış olabiliriz, onuda belirtmek isterim. Bu konuda edindiğim bazı bilgileri, sizlerle de paylaşmak istedim. Hıristiyanlar eski İncillerinde, domuzun pis olarak geçtiğini bugün itiraf ediyorlar. Bildiğiniz gibi Yahudi inancında da domuz yemek haramdır. Bu konuda şunu özellikle söylemek isterim. Allah Kur’an’da yada daha önce gönderdiği kitaplarında verdiği bazı emirleriyle, bizleri özellikle imtihan ettiğini düşünüyorum. DOMUZ ETİ YEMEYİN EMRİNİNDE, BÖYLE BİR HÜKÜM EMİR OLDUĞUNA İNANIYORUM. Çünkü yüzlerce yıl önce tıp ve ilim çok gelişmiş değildi ve domuzun anatomik yapısı hakkında da çok fazla bilgi yoktu. Ama Allah’ın apaçık bir emri vardı. Ben bu hükmü şuna benzetiyorum. Bildiğiniz gibi, Kur’an-ı Kerim’de Âdem ile İblis/şeytan arasındaki yasak meyve (ağaç) imtihanı, birden fazla surede (Bakara, A’râf, Tâhâ, Hicr, İsrâ ve Sâd) ele alınır. Yasağın konuluşu, şeytanın vesvesesi ve meyvenin yenilişi temel olarak A’râf ve Tâhâ surelerinde detaylandırılır, hangi ağaç ve meyvesi NEDEN YASAKLANDIĞI hakkında bilgi verilmez. BU AYETLERDE ÖNEMLİ OLAN ALLAH TARAFINDAN YAŞAĞIN KONULMASI VE BU YASAĞA UYULUP UYULMAMASI, KISSADAN HİSSE ALABİLMEMİZ İÇİN BİZLERE NAKLEDİLİR. Bu konudaki ayetlere baktığınızda, yasaklanan hangi ağacın meyvesinden yemenin, neden yasaklandığı konusu da açıklanmaz. ÖNEMLİ OLAN EMRİN YERİNE GETİRİLMESİ, GETİRİLMEDİĞİ TAKTİRDE VERİLECEK CEZA ANLATILIR. Ben domuz etinin yasağınıda, bu örneğe benzetiyorum, hatam varsa Allah affetsin. Elbette Hz. Adem ile İblisin bu olayından alacağımız çok farklı derslerde çıkartabiliriz. Örneğin, Allah, “Meyveyi yemeyin” demedi; “Bu ağaca yaklaşmayın” dedi. Şeytan ise onları ağacın meyvesini yemeye doğrudan ikna edemeyeceğini bildiği için, önce ağacın yanına gelmeye, onun üzerine konuşmaya ve mesafeyi eritmeye ikna etti. İnsan büyük günahları birdenbire işlemez. Şeytan yada şeytanlaşmış insanlar adım adım yanlışa sürükler. Günahtan korunmanın kesin yolu, günahın kendisine değil, ona götüren ortamlara ve sınırlara da yaklaşmamaktır. Bir emir Allah katından geliyor ve emrin amacına nedenlerine tam vakif değilsek, O emri önce yerine getirmeli, daha sonrada nefsini tatmin için emrin mahiyetini araştırmalıyız. Domuz her türlü şeyi yiyen, pis ortamlarda dolaşabilen bir hayvandır. Yemek konusunda hiç ayrım yapmaz. Pis artıklar, çöpler ne koyarsanız önüne yer. Düşünebiliyor musunuz, domuz kendi ölmüş yavrusunu bile yiyen bir hayvandır. Domuzlar en hızlı ve en zayıf sindirim sistemine sahiptir. Sindirimleri 4 saat sürüyor. Bu iyi ve sağlıklı bir süre değildir. SİNDİRİM SİSTEMİ ÇOK HIZLI VE ÇOK ZAYIF OLDUĞUNDAN, YEDİĞİ ŞEYLERDEKİ TOKSİNLERİ TAMAMEN TEMİZLEYEMEZLER VE DOMUZ KENDİ HÜCRELERİNDE DEPOLAR. Bu şu anlama geliyor, domuz pislikleri, çöpleri ve diğer hastalıklı canlıları yiyor ve etini yiyenler için, 4 saat sonra kasapta parçalara ayrılıyor ve yemeye hazır hale geliyor. NE KADAR BÜYÜK BİR TEHLİKE DEĞİL Mİ? Küçük bir bilgi vermek isterim. Farenin ve domuzun sindirim sistemi insana benzer. Onun için domuz ve farelerde ilaç ve benzeri deneyler yapılır. BURADA Kİ SORUN, TOKSİNLERİN TAMAMEN TEMİZLENMEMİŞ OLMASIDIR. Diğer taraftan Allah’ın bizlere helal kıldığı hayvanlardan inek, koyun ve benzerleri, bu hayvanların hepsi TEMİZ BESLENEN VEJETARYENLERDİR. Onların sindirim sistemleri, domuza göre, çok daha ileri seviyededir. İneklerde 3 mide vardır ve taze temiz sebzeler SİNDİRİM SİSTEMİNDE İŞLENDİĞİNDE, 12 SAAT SÜRÜYOR. KIYASLADIĞIMIZDA BİR TARAFTA 4 SAAT, DİĞER TARAFTA 12 SAAT. Pislik çöp yiyen bir hayvanı mı tercih edersiniz, yoksa taze temiz beslenen hayvanımı tercih edersiniz? Zayıf sindirim sistemi olan, toksinleri depolayan mı? Yoksa toksinlerden tamamen temizlenmiş olanı mı? Şöyle diyebilirsiniz, iyice pişirir mikropları öldürür öyle yeriz. Herkes bunu yapabilecek kapasitede mi? Domuz yiyen tüm insanların, bu itinayı göstermeleri mümkün değil, onun içindir ki Allah, domuzun etini zorunlu değilseniz haramdır yemeyin emrini veriyor. Allah bir hüküm veriyorsa, bizlere düşen onu gereği gibi uygulamak olmalıdır. Elbette Allah’ın haram demediği şeyleri de haramlaştırmak, bir o kadar yanlıştır, günahtır. Aklımıza şöyle bir soru gelebilir. Peki, madem yememiz sakıncalı, Allah neden domuzu yarattı? İşte bu soruyu da kendimize elbette sormalıyız, çünkü Allah yarattığı hiçbir canlıyı boşuna yaratmaz, mutlaka bir sebebi vardır. Bu sorunun cevabını ararken nefsimizle değil, Kur’an ve ilim-akıl çizgisinden sapmadan aramalıyız. Dünya üzerinde öyle canlılar vardır ki eti yenmez zehirlidir. Hatta et ile beslenen, yabani hayvanlar bile bunu bilir yemezler. DOMUZUN YER YÜZÜNDE, EKOSİSTEM İÇİN ÇOK FAYDALI OLDUĞUNU GÖREBİLİRSİNİZ. BU BİLE BAŞLI BAŞINA YARATILMASINA, ÇOK ÖNEMLİ BİR NEDENDİR. Yaban domuzları, burunlarıyla toprağı eşeleyerek orman zeminini havalandırır. Bu süreç, tohumların toprağa gömülmesine, su dengesinin korunmasına ve ormanın doğal yollarla gençleşmesine yardım eder. Domuzların organ yapısı, deri dokusu ve fizyolojisi insan vücuduna biyolojik olarak en çok benzeyen canlılardan biridir. Bu özellikleri sayesinde tıp dünyasında cerrahi eğitimlerde, ilaç testlerinde ve organ nakli araştırmalarında insanlık için kritik bir rol oynarlar. Allah’ın domuzu neden haram kıldı sorusuna, daha derin araştırdığınızda verilecek birçok cevap bulabiliriz. Elbette benimde bazı düşüncelerim var, ama sanırım bu vereceğim cevap erken olabilir. Daha doğru cevabı bulabilmemiz için, ilime-bilime-tıbba, biraz daha zaman tanımalıyız diye düşünüyorum. Yoksa Allah hiçbir canlıyı boşuna yaratmamıştır bir nedeni vardır. BİZLERE DÜŞEN ALLAH’IN EMRİNE UYMAK OLMALIDIR. BU BİLE BAŞLI BAŞINA BİR İMTİHANDIR. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
Zulüm Yapana Seyirci Kalıp Müdahale Etmeyen, Zulüm Yapanla Birlikte Cezalandırılır.
Değerli kardeşlerim, bu makalemde sizlerin üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim çok önemli bir konu var. Kur’an bildiğiniz gibi insanlara ZULÜM, EZİYET yapmanın, en büyük günahlardan olduğunu birçok ayetlerinde anlatır. Zulme ve zalimlere karşı net bir duruş sergilenmesini, adaletin tesis edilmesini ve mazlumun, zulme uğrayanın yanında olunmasını emreder. İslam inancına göre MENFAAT VE ÇIKARLARINIZ İÇİN zulme rıza göstermek, yani görmezden gelip karşı çıkmamak da, ZALİMİN ZULMÜNE ORTAK OLMAK ANLAMINA GELİR. Kur'an, müminleri zalimlerin safında yer almaktan veya onlara en ufak bir sempati, meyil duymaktan kesin bir dille meneder. Kur'an'da yer alan, zulme karşı durmayı, zalimlerden uzak durmayı ve zulmün sonunu anlatan temel ayetleri hatırlayalım. Hud 113: ZULMEDENLERE MEYLETMEYİN. YOKSA SİZE DE ATEŞ DOKUNUR. SİZİN ALLAH’TAN BAŞKA DOSTLARINIZ YOKTUR. SONRA SİZE YARDIM DA EDİLMEZ. (Diyanet meali) Hucurat 9: EĞER MÜMİNLERDEN İKİ GRUP BİRBİRİYLE KAVGAYA TUTUŞURSA HEMEN ARALARINI DÜZELTİN; İKİSİNDEN BİRİ DİĞERİNİN HAKKINA TECAVÜZ ETMİŞ OLURSA -ALLAH’IN EMRİNE GERİ DÖNÜNCEYE KADAR- HAKSIZLIĞA SAPANLARA KARŞI SAVAŞIN; DÖNERLERSE ARALARINDAKİ ANLAŞMAZLIĞI ADALETLE ÇÖZÜME BAĞLAYIN VE HERKESE HAKKINI VERİN. ALLAH HAKKI YERİNE GETİRENLERİ SEVER. (Kur’an Yolu. Diyanet İşl.) Bu ayetlere benzer birçok ayet vardır ki, toplumda zulüm eziyet ve adaletsizlik yapanlarla birlikte olmanın, onların yaptıklarını tenkit etmeyip karşı gelmeyen, görmezden gelenlerinde, aynı yanlışa günaha ortak olacakları uyarısını yapar ve onlarla birlikte cezalandırılacağını bildirir. İman edenler arasında sorun çıktığında, aralarını bulup dostluklarına devam etmeleri için çaba göstermemiz gerektiğini söyler. Ne dersiniz bizler iman ettik diyoruz ama Allah’ın bu uyarısını hayatımıza geçirebildik mi? Yoksa Allah’ın, sakın dinde bölünenler gibi olmayın emrini görmezden gelip, mezheplere, cemaat ve tarikatlara bölünüp, BİRBİRİMİZE ZULMETMEYİ KENDİMİZDE HAK MI GÖRÜYORUZ? Bu ayetlerden alacağımız derse gelince: Bu. ayetler bireysel ve toplumsal hayatı şekillendiren çok güçlü bir adalet ve ahlak uyarısı barındırır. Bu ayetten çıkarılacak temel kıssadan hisseler ve hayat dersleri şunlardır: Ayette sadece "zulmetmeyin" denilmiyor; "meyletmeyin, zulmü görmezden gelmeyin" uyarısı yapılıyor. Zalimin yanında durmak, onun adaletsizliğine sessiz kalmak, alkış tutmak veya sempati duymak da, o zulme ortak olmaktır. Adaletsizliğe karşı mesafeli durmak ve haksızlığı meşrulaştırmamak inancın temel bir gereğidir. Zalime eğilim göstermenin bedeli, dünyada veya ahirette "ATEŞİN DOKUNMASI", yani acı ve hüsrandır. Toplumsal adaletsizliklere göz yuman toplumlar, gün gelir o adaletsizliğin altında kendileri ezilir. MENFAAT UĞRUNA ZALİMLERİN GÜCÜNE, PARASINA VEYA MAKAMINA SIĞINMAK, GEÇİCİ BİR ALDANMADIR. İnsanların gücü, rütbesi ve dünyevi imkânları geçicidir. Gerçek koruyucu, gözetici ve dost yalnızca yaratıcıdır. Ne yazık ki biz Müslümanlar İNANMIŞ GİBİ YAPIYORUZ hayatımıza geçirmiyoruz, böylece ayetleri inkâr etmiş oluyoruz. Kur’an ayetlerini farkında olmadan nasıl inkâr edilir? GENELLİKLE DİLLE KABUL ETTİĞİMİZ VE SÖYLEDİĞİMİZ İNANÇLARIMIZI, PRATİK HAYATTA YOKMUŞ GİBİ YAŞAMAKLA OLUR. Net ve apaçık olan muhkem ayetleri, Kur’an’da çelişki yaratmak pahasına, kişisel mezhep cemaat ya da tarikat inancımızı yaşayabilmek için, aşırı zorlama yorumlarla anlamını değiştirip, etkisizleştirmekle farkında olmadan, ayetleri gizlice inkâr etmiş oluyoruz. BİZ ATALARIMIZDAN BÖYLE GÖRDÜK sözlerini Kur’an tenkit eder ve gerçek imanın Kur’an’ın ipine sarılmakla olduğunun ikazını yapar. Ben Müslümanlardanım diyen bir insan, kendisine yapılmasını istemeyeni, karşısındaki insana da yapılamayacağını, bunu Allah’ın yasakladığını bilir. Yine ZULME UĞRAYAN bir insana, bu Müslüman olmayabilir zalimden yana olmayarak ona yardım etmesi gerekir. Özellikle iman ettiğini söyleyen Müslümanlar, asla taviz vermeden kendi aralarında menfaatleri çıkarları doğrultusunda hareket etmeden, BİRBİRİLERİNE YARDIM EDECEKLERİNİ ALLAH, BAKIN AYETİNDE NASIL BİLDİRİYOR. “ONLAR, BİR ZULÜM VE SALDIRIYA UĞRADIKLARI ZAMAN, BİRBİRLERİYLE YARDIMLAŞIRLAR.” (Şura 39) Ne dersiniz bizler birbirimize düşman olmadan dinde bölünmeden tek yumruk olup, ZALİMİN ZULMÜNE KARŞI TEK YUMRUKMU OLUYORUZ, YOKSA ALLAH YASAKLADIĞI HALDE DİNDE BÖLÜNÜP, O BİZDEN DEĞİL DİYEREK DİN KARDEŞİNİ ZALİMİM ZULMÜNDEN KURTARMAK İÇİN ÇALIŞMADIĞIMIZ GİBİ, ZALİMİN YANINDA MI OLUYORUZ? Tekrar özellikle hatırlatmak isterim. Kur'an, zulme sessiz kalmayı, seyirci olmayı veya zalimlerle birlikte yaşamaya devam ederek tepki göstermemeyi, en büyük sorumluluklardan biri olarak kabul eder, bu zalim ve zulüm yapan her kim olursa olsun karşı çıkılmalı ve yanında yer alınmamlıdır. Ayetler, kötülüğe ve zulme karşı çıkmayan toplulukların, o zulmü bizzat işleyenlerle aynı ilahi cezaya çarptırılacağını açıkça ortaya koyar, bir örnek. “VE ÖYLESİNE ÇETİN BİR SINAVA KARŞI TETİKTE VE TEDBİRLİ OLUN Kİ, O İÇİNİZDEN YALNIZCA ZULMETMEDE ISRARLI KİMSELERE MUSALLAT OLMAKLA KALMAYACAKTIR. VE İYİ BİLİN Kİ ALLAH’IN AZABI PEK ŞİDDETLİDİR.” (Enfal 25) Allah boşuna, ayetler üzerinde düşün, aklını kulan diye uyarmıyor. Bakın ayetinde Rabbimiz nasıl uyarıyor. Hesap günü öyle bir sınavdan geçirileceğiz ki, yalnız insanlara ZULMEDEN ZALİMLER cezalandırılmayacakmış. Peki, başka kimlerde bu cezadan nasiplerini alacakmış, işte burası çok önemli. Aslında bu konuyu Allah Kur’an’da birçok ayetinde açıkladığı gibi, BU ZALİMLERİN ZULÜMLERİNE GÖZ YUMARAK KARŞI ÇIKMAYANLAR, SESSİZ KALANLAR, BÖYLECE ZULMÜ DURDURMAK İÇİN ÇABA HARCAMAYANLARINDA CEZALANDIRILACAĞINI, ALLAH ÇOK AÇIK BİLDİRİYOR. Şöylede söyleyebiliriz, bu ayet toplumda bir zulüm işlenirken SEYİRCİ KALANLARIN, o zulmün doğuracağı toplumsal felaketlerden ve ilahi azaptan kendilerini kurtaramayacaklarını açıkça ilan eder. Allah Kur’an’da bu konu ile ilgili birçok ayetler indirmiş ve zalimlik yapan ile zalimlere seyirci kalıp, onları bu yanlışlarından vazgeçirmek istemeyenlerinde, aynı suçu işlemiş olacakları uyarısını yapar. Geçmiş toplumlardan bakın nasıl bir örnek veriyor Rabbimiz. Maide 78-79: İSRÂİLOĞULLARI'NDAN KÂFİR OLANLAR, DÂVÛD VE MERYEM OĞLU ÎSÂ DİLİYLE LÂNETLENMİŞLERDİR. BUNUN SEBEBİ, SÖZ DİNLEMEMELERİ VE SINIRI AŞMALARIDIR. ONLAR, İŞLEDİKLERİ KÖTÜLÜKTEN BİRBİRLERİNİ VAZGEÇİRMEYE ÇALIŞMAZLARDI. ANDOLSUN, YAPTIKLARI NE KÖTÜDÜR! (Bayraktar Bayraklı) Sanırım başka örneğe gerek yok. Ayete lütfen dikkat, iman ettiğini söyledikleri halde, Allah’ın hükümlerinin sınırını aşıp, söz dinlemediklerinden onlar kâfir olmuşlar ve İŞLEDİKLERİ KÖTÜLÜK YANİ İNSANLARA KARŞI YAPTIKLARI ZULÜMDEN, BİRBİRİLERİNİ VAZGEÇİRMEK İÇİN ÇALIŞMAYIP SEYİRCİ KALDIKLARINDAN, HEPSİ CEZALANDIRILACAKLARI ANLATILIYOR. Alacağımız derse gelince; Bir toplumda kötülüğün, zulmün yayılmasını engellemek sadece yöneticilerin değil, her bireyin görevidir. Kötülüğe, zulme sessiz kalmak, O KÖTÜLÜĞE ORTAK OLMAK DEMEKTİR. Bu ve benzeri ayetler bize "iyiliği yayan ve kötülüğe karşı aktif olarak mücadele eden yapıcı birer insan" olmamızı öğütler. Değerli dostlarım, Kur’an bizler için HAYAT KİTABIDIR, ondan istifade ettiğimiz ölçüde faydalanabiliriz. lütfen hayat kitabımızı anlayarak ve dikkatle ayetler üzerinde düşünerek okuyup, hayatımıza geçirelim ki, hesabın görüleceği O çetin gün YÜZLERİ SİMSİYAH VE KÖR YARATILMIŞLARIN DEĞİL, YÜZLERİ GÜLEN VE MUTLU OLANLARIN SAFINDA OLABİLELİM. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
Kur'an’ı Dinde Yeterli Kanıt Görmemekte Israr Edenlere.
Yüzlerce makale yazdım, Allah'ın Kur’an'da ki gerçekleri ile din kardeşlerimi buluşturmaya çalıştım. Amacım bir Müslüman'ın din ve iman adına referansının, delilinin, kanıtının yalnız Kur’an olduğu gerçeğini anlatmaktı. Çünkü bunu Allah açıkça emrediyor ve yalnız Kur'an'ın ipine sarılın SİZLERİ YALNIZ KUR’AN'DAN HESABA ÇEKECEĞİM DİYEDE BİLDİRİYOR. Birçok kardeşime bu gerçekleri ulaştırdığımı ve onları düşünmeye yönlendirdiğime inanıyorum. Ama çok daha fazla kişiye de, özellikle bazı konuları kabul ettirmem mümkün olmadı. Bunun tek bir nedeni vardı, oda inancımız adına KUR’AN'IN YALNIZ BAŞINA REFERANS, KANIT OLDUĞU GERÇEĞİNİ KABUL GÖRMEMELERİYDİ. Elbette bu konu beni çok üzüyor, ama elimden hiçbir şey gelmiyor. Bu konuda sizlerin düşünmenize vesile olmak için, yaşanan İslam'ın farklılıklarına örnekler vermek istiyorum. Müslümanlar arasında yalnız Kur'an ve Kur'an + Sünnet/Hadis anlayışları arasındaki bu temel ayrım, ayetlerin yorumlanma biçimi ve Hz. Muhammed'in dindeki rolüne yüklenen anlam ile açıklanır. Çoğunluk Müslümanların yalnız Kur'an'ın dini yaşamak için tek başına yeterli olamayacağı inancının arkasındaki temel mantık ve argümanlar olarak şunları söyleyebiliriz. Geleneksel inanç, Kur'an ayetlerine yükledikleri farklı anlama dayanır. Kur'an-ı Kerim'de Resule sadece "mesajı iletme" (tebliğ) görevi değil, aynı zamanda onu açıklama ve uygulama görevi de verildiğine inanılır. Kur'an'da onlarca ayette "Allah'a itaat edin, Resul'e itaat edin" emri yan yana geçer. Çoğunluk, Resule itaatin sadece Kur'an'ı getirdiği için değil, onun söz ve davranışları için de geçerli olduğunu savunur. İslam dünyasının ezici çoğunluğu, dinin nesilden nesile sadece yazılı bir metinle değil, yaşayan bir gelenek (tevatür) ve sözlü kültürle aktarıldığına inanır. Peki Kur'an bu düşünce ve inanca onay verir mi, burası çok önemli yani bu inancın referansı KUR'AN MI YOKSA RİVAYETLER Mİ? Sorunda bu inancın temelinde güvenilir delil ve kanıtların olmadığını gördüğümüz gibi, KUR'AN'IN ONAY VERMEDİĞİ BİR YÖNTEMLE İNANÇLARINI YAŞAMAYI SÜRDÜRÜRLER. İlginçtir Kur'an özellikle çoğunluğun inancına sakın uymaytın onlar sizi yoldan saptırır diye uyarır. Açıkçası bu yolla İslam'ın yaşanmasına Kur'an'ın neredeyse tamamı karşı çıkar. Sorumlu olduğumuz Kur'an'a baktığımızda, din adına her şeyin Kur'an'da detaylandırıldığını Allah söylüyor. Hiç bir eksik bırakılmadığını bildiriyor. Hadisler yüzyıllar sonra toplandığı için güvenilmezdir ve dine insan eliyle ekleme yapılmasına yol açtığından şüphe duymadan inanmak bizleri dinden saptıracağı uyarısını Kur'an yapar. Kur'an Ayetleri açık hükmünde sorumlu olduğumuz kitabın, yalnız Kur'an olduğunu söyler. Allah'ın Resulünün görevinin sadece bu mesajı eksiksiz iletmek olduğunu bildirdiği gibi, KUR'AN'I AÇIKLAMA GÖREVİNİN BİZZAT ALLAH KENDİSİ OLDUĞUNU BİLDİRİR. Kur'an anayasadır ve Resulün hadisleri olmadan Kur'an yaşanmaz dersek, ALLAH'IN RESULÜNÜ ALLAH'IN HÜKÜM ORTAĞI YAPMIŞ OLURUZ Kİ, ALLAH BEN HÜKMÜME HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEM DİYOR. aLLAH VE KİTABI HATASIZDIR AMA İNSANLAR rESULLERİ DAHİL HATA YAPABİLİR, ONUN İÇİN aLLAH rESULÜNE VERDİĞİ GÖREV VE YETKİSİNİ TEBLİĞ ALDIĞIMIZ HALDE, ALLAH'IN RESULÜ TEBLİĞİN DIŞINA ÇIKMIŞ VE AYETLERİ AÇIKLAMIŞTIR DETAYLANDIRMIŞTIR DERSEK, ALLAH'IN RESULÜNE VERDİĞİ YETKİYİ BİZLER AŞARAK ÇOK BÜYÜK GÜNAHA GİRMİŞ OLURUZ. Allah Resulüne nasıl bir yetki vermişti hatırlayalım. “RESULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.” (Ankebut 18) “BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ.” (Kehf 56) “SENİN GÖREVİN, SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR.” (Rad 40) Ayetlerden de açıkça anlaşıldığı gibi, eğer bizler Kur'an merkezli İslam'ı yaşamıyorsak, çok büyük hatalar yaparak inancımızı yaşamaya devam ederiz. Özellikle ibadetlerimizi yerine getirirken, sorumlu olduğumuz, Allah'ın kelamının yeterli olamayacağına inanmamız, inanın bizleri hem dinden saptırmış, hem de Allah'ın kitabına saygısızlığın en büyüğünü yapmaya neden olmuştur. Öyle bir şeye inanmışız ki, Allah bu konuda uyardığı ve sakın başka delil aramayın, Kur’an'ın sınırlarını aşmayın kâfirlerden olursunuz dediği halde, bizlerin din adına kanıtımız yalnız Kur’an olmaktan çıktığı gibi, RİVAYETLER VE SANI SÖZLER, KUR’AN'IN ÖNÜNE GEÇMİŞ. Allah biz kitapta hiçbir eksik bırakmadık, her şeyden nice örnekleri, değişik ifadelerle verdik ki anlayasınız dediği halde, Allah'ın namaz kıl, oruç tut, Hacca git, zekât ver emrinin, hala Kur’an'da gerektiği gibi detaylı açıklanmadığını söylüyor ve inanıyoruz. Hiç düşünmüyoruz, ALLAH'IN AÇIKLAMADIĞI NEDİR Kİ BUNU BAŞKA KAYNAKLARDAN ARIYORUZ, ONDAN SONRA BUNLAR OLMAZSA OLMAZ DİYORUZ. Allah sizce açıklamadığı bir konudan, bizleri sorumlu tutar mı? Bunu Allah'ın adaletine nasıl nispet ederiz. BİZLER MEZHEPLERİN ÖĞRETİSİNİ KUR'AN'DA GÖREMEDİĞİMİZDE, ADETA KUR'AN'I DETAYSIZ, BEŞERİ RİVAYETLERİ KUR'AN'I TAMAMLAYAN KONUMUNA GETİRİYORUZ. Halbuki tam tersini düşünüp, Allah'ın emretmediği hiç bir söz, bilgi din değildir demiz gerekirdi. Bunun şirk olduğunu hala fark edemedik. Ne yazık ki Kur’an'da, beşerin rivayet öğretisi olan FIKIH bilgilerini, dine yapılan beşeri ilaveleri arıyoruz. Bunları elbette Kur’an'da bulamayız. Mutlaka gerekli olsaydı, Allah bizlere iletmez miydi? Bunları Kur’an'da göremediğimizde, BAKIN İŞTE ŞUNLAR YA DA BUNLAR KUR’AN'DA YOK. DEMEK Kİ KUR’AN'DA HER BİLGİ OLMUYORMUŞ DEME YANLIŞINI YAPIYORUZ. Hani Allah bizleri Kur’an'dan sorumlu tutacaktı. Hani her bilgiyi, detayı açık ve nice örneklerle verdim ki anlayasınız ve kendinize benden başka veliler, dostlar edinip ardı sıra gitmeyesiniz diyordu Allah Kur’an'da. Unuttuk mu bunları, YOKSA GELENEKSEL İNANÇLARIMIZ, ALLAH'IN KELAMINDAN AĞIR MI BASTI. Yoksa Allah'ın kitabından bazı ayetlere iman ediyor, bazılarına iman etmiyor muyuz? Hatırladınız mı bu soruyu Allah, ayetinde bizlere soruyordu. Çünkü Kur’an'ın tamamına eksiksiz iman edip, yerine getirmedikçe gerçek iman etmiş sayılmayacağımız uyarısını yapmıştı Rabbimiz. Allah bizlerden ne istiyorsa, onun gerektiği kadarının izahı Kur’an'da olduğunu kabul etmediğimiz sürece, kendimizin gerçek bir Müslüman olduğumuzu söyleyemeyiz. ALLAH YEMİN OLSUN Kİ BU KİTABI, ANLAYASINIZ DİYE KOLAYLAŞTIRDIM DİYOR. BİRİLERİ DE ÇIKIP, KOLAYDA NE KADAR KOLAY, BU KADAR DA KOLAY OLMAZ Kİ DİYEREK, BEŞERİ İLAVELERİ OLMAZSA OLMAZ OLARAK KABUL EDİYOR VE ELİMİZDEN GELDİĞİNCE KOLAY OLANI ZORLAŞTIRIYORUZ. Hala Allah'ın Resulünün, Rabbimizin Kur’an'dan bizleri sorumlu tuttuğu ve eksik bırakmadığını özellikle söylediği kitabını, tamamladığını mı söylüyoruz. Allah'ın Resulü dinde Allah'ın ortağı değil, Allah'ın hükümlerini tebliğ eden Elçisiydi. Yaradan ne diyordu? "BEN HÜKMÜME HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEM.” Allah bir ayetinde bakın ne diyor. “EĞER ELÇİMİZ KENDİ SÖZLERİNİ, BİZİM SÖZLERİMİZ DİYE SÖYLESEYDİ SİZLERE, ONUN ŞAH DAMARINI KESERDİK.” Bu durumda Allah'ın elçisinin din adına hükümler koyacağını, HÂŞÂ Allah'ın emirlerinin yerine getirilebilmesi için eksikleri tamamlayabileceğine nasıl inanırız. Bunu Rabbimiz yapamadı mı? Bu kadar mı yoldan saptık, Allah ıslah etsin demekten başka sözüm olamaz. Bu konuları çok işledim yazılarımda, işlemeye gündeme getirmeye devam edeceğim, Allah izin verdiği sürece. Kur’an'ın her konuda yeterli olmadığını, gerekli detayın verilmediğini söyleyen ve FIKIH inancı ve rivayetlerin çok fazla etkisinde kalan arkadaşlarıma, Kur’an'dan çok hassas hatta çok ince birkaç detay vermek istiyorum. ALLAH ACABA BU KADAR İNCE ÖRNEKLERİ, DETAYI KUR’AN'DA VERME GEREĞİ DUYMUŞ İSE, İBADETLERİMİZ VE SORUMLU OLDUĞUMUZ DİĞER KONULARDA, GEREKEN DETAYI VERMEMİŞ OLABİLİR Mİ? Belki tekrar düşünürler diye örnek vermek istiyorum. “ÇOCUĞUN SÜTTEN KESİLMESİ İKİ YIL İÇİNDE OLUR. . (Lokman 14)” “SÜTKARDEŞLE EVLENMEK HARAM KILINDI. (Nisa 23)” Bu iki bilgi dahi, aklını zerre kadar kullananlara, konumuzla ilgili ders verir. BU BİLGİ BİR BEBEK İÇİN ÇOK ÖNEMLİ Kİ, İKİ YIL ANNESİNDEN SÜT EMMESİNİN ÖNEMLİ OLDUĞUNUN BİLGİSİ KUR’AN'DA VERİLİYOR. Allah daha sonra ilim, fen ilerleyince, kullarım anne sütünün önemini nasıl olursa bulur, anlar demiyor. Çünkü bu bilgi çok önemli ve hemen yerine getirilmesi gerekir. Aynı anneyi emmiş, sütkardeşinde birbiriyle evlenemeyeceğini açıkça bildiriyor. Sormak isterim bu bilgi, bir milyonda kaç kişiyi ilgilendiren bir konudur ki, Allah önemsemiş ve yazmış. Demek ki bu sütten geçen önemli bir şeyler var ki, Allah özellikle bizlere bildirmiş. Hemen bu örneklerden sonra soruyorum, ALLAH BU KADAR İNCE VE BELKİ DE HERKESİN BAŞINA GELMEYECEK BİR KONUYU BİLE KUR’AN'DA BİZLERE AÇIKLAMIŞSA, ALLAH'IN BİZLERDEN İSTEDİĞİ VE SORUMLU TUTACAĞINA HÜKMETTİĞİ, İBADETLERİN DETAYINI AÇIKLAMAMIŞ, KUR’AN'DA VERMEMİŞ OLABİLİR Mİ? Karar sizlerin, herkes hesabını bizzat Kur’an'dan verecek, gerçekleri anlamak ve yaşamak bizlerin imtihanıdır. Bugün başörtüsü konusu, kadının ay halinde ibadet yapamaması konusu, kadının çarşaf ya da peçe takması inancı, kadının giyimi konusu, tamamen ayetlerde geçen kelimelere yüklenen, ama asla Allah'ın tek kelime bile bahsetmediği anlamlarla dine sokulmuş ve bunlarda Allah katındandır denmiştir. BİZLERİN DİN ADINA KANITI BÖYLEMİ OLMALIDIR? İÇİNİZ RAHAT VE HUZURLU BİR ŞEKİLDE, KABUL EDEBİLİYOR MUSUNUZ BÖYLE KANITLARI? Buna benzer uydurulmuş kanıtlar, beşerin kendi düşünce ve sözlerinden öteye gidemez. Onun içinde Allah'ın açıkça muhkem bir şekilde hükmetmediği bir konuyu, lütfen Allah'ın dinin emri demeyelim ve anlatmayalım. Büyük sorumluluk altına gireriz. Allah'a ve elçisine iftira atmış oluruz. Yüzlerce yıldır İslam toplumunda, çoğunluk böyle yapıyor ve yaşıyor demek, bizler için kanıt olamaz. ALLAH ÇOĞUNLUĞA UYARSANIZ, SİZLERİ DİNDEN SAPTIRIRLAR diyorsa, lütfen çoğunluğun sözlerine değil, Allah'ın Kur’an'da ki MUHKEM uyarılarına kulak verelim. Şunu lütfen unutmayalım, Allah sizleri Kur’an'dan sorumlu tutuyorum diyorsa, Kur’an'da açıklamadığı, detay vermediği hiçbir şeyden sorumlu tutmaz, hesaba çekmez. KUR'AN'IN MUHKEM BİR ŞEKİLDE AÇIKLAMADIĞI HİÇ BİR BİLGİ, KONU İSLAM DİNİ İÇİNDE DEĞİLDİR, LÜTFEN BUNU UNUTMAYALIM. Allah Araf suresi 185. ayetinde “O HALDE KUR'ÂN'DAN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR?” diyorsa, lütfen emin olmadığımız rivayetlere değil, Allah'ın sözlerine inanalım. Bu ayeti Allah, Kitap Ehlinin Kur'an'ın yanında atalarının inançlarınıda yaşamak istediklerinde indirilmiştir ve Allah Kur'an'dan sonra hiç bir bilgiye, söze inanmayın diye uyarmıştır. NE YAZIK Kİ AYNI HATAYI BİZLERDE YAPIYORUZ. Allah'ın elçisi de yalnız Kur’an'a inanmış ve yalnız Kur'an'ı tebliğ etmiş, yalnız Kur’an'ı yazdırıp, kayda aldırıp bizlere Allah'ın korumasında ulaşmasını sağlamıştır. Bunun dışında hiçbir bilgiyi sağlığında, özellikle kayda aldırmamış, hatta naklini yasaklamıştır. Bu bilgileri bildiğimiz halde, hala emin olamayacağımız bilgileri, DİNDE REFERANS, KANIT OLARAK ALIRSAK, inanın hesap günü, çok pişman olanların safında yer alırız. Kur’an dışından başka kanıtlar arayanlara, Allah'ın Ankebut 51. ayetinde sorduğu soruyu sormak istiyorum. “KARŞILARINDA OKUNUP DURAN BİR KITABI, SANA İNDİRMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMIYOR MU?”Yetmiyor Allah'ım diyenlere, hiç bir sözüm olamaz. Gönül gözü kapalı olana, Allah'ın elçisi bile anlatamamışsa, hiç kimse anlatamaz. Bakın Allah kurtuluşa erecek olanların, hangi yolda olanlar olacağını söylüyor. Bakara 5: İşte onlar, RABLERİNDEN GELEN BİR HİDAYET ÜZEREDİRLER VE İŞTE ONLAR KURTULUŞA ERENLERİN TA KENDİLERİDİRLER. (Bayraktar Bayraklı meali) Muhammed 2: İman edip iyi amel işleyenlerin ve Rabbleri tarafından HAK OLARAK MUHAMMED'E İNDİRİLENE İNANANLARIN GÜNAHLARINI ALLAH ÖRTMÜŞ VE HALLERİNİ DÜZELTMİŞTİR. Ahkaf 9: De ki: “Ben Resuller arasında türedi biri değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYUYORUM VE BEN APAÇIK BİR UYARICIYIM. (Bayraktar Bayraklı meali) Lütfen Allah'ın bu uyarılarından dersler alalım. Bakın Allah elçisine deki kullarıma diyerek, ne söylemesini istiyor, bu sözlerden ders alalım. “BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYUYORUM VE BEN APAÇIK BİR UYARICIYIM.” Allah'ın elçisi, yalnız kendisine vahyedilen, Kur’an'a iman ediyor ve uyuyor, ama bizler Kur’an'ın tam açıklanmadığını söylüyor ve beşerin FIKIH inancını, Resule ait olduğu söylenen rivayet sözleri din diye yaşıyoruz. Allah yardımcımız olsun. Allah'ın elçisinin yolundan gitmek isteyen, YALNIZ KUR’AN'A SARILIR. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
Allah’ın Ayetlerini, Kur'an’ı İnkâr Ettiğimizin Farkında Bile Değiliz.
Bizler farkında olmadan, Allah'ın ayetlerini inkâr ettiğimizin farkında bile değiliz. Belki çok ağır bir itham ama ne yazık ki acı gerçekler bunu gösteriyor. Allah Zuhruf suresi 44. ayetinde ne diyordu hatırlayalım. “ŞÜPHESİZ BU KUR’AN, SANA VE KAVMİNE BİR ÖĞÜT VE BİR ŞEREFTİR, ONDAN HESABA ÇEKİLECEKSİNİZ.” Sizlere sormak isterim, Allah bizleri yalnız Kur’an'dan hesaba çekeceğine hatta yalnız Kur'an'ın ipine sarılın onun sınırlarını sakın aşmayın diye hükmediyorsa, sizce HAŞA bu sözünden dönüp, Kur’an'da tek kelime bile bahsedilmeyen konulardan da hesap sorar mı? Sormak isterim, Allah'ın bu benzeri onlarca ayetlerine iman etmeyen var mı aramızda? Yok diyor da sözüme ama diyerek başlıyor ve atalarımızın mezhep inançalrını yaşayailmek için kendimize bahaneler buluyorsak, lütfen inancımızı gözden geçirelim. BU İŞİN AMASI YOK. Ne yazık ki Allah'ın bunca açık ayetlerini görmezden gelip, yalnız Kur’an ile İslam yaşanmaz, Resulün rivayet hadisleri ve mezhep fıkıh inancımız olmasaydı, Kur’an kapalı kalır anlaşılamazdı diyorsak, bizler Allah'ın dinine değil, kendi yarattığımız bir dine inanıyoruz demektir. Allah birçok ayetinde, Elçisine verdiği görev ve sorumluluğu açıklıyor ve bakın ne diyor hatırlayalım. “RESULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. “(Ankebut 18) “BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ.” (Kehf 56) “SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR.” (Rad 40) “BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM.”(Ahkaf 9 ) Peki, bizler bu ayetleri gördüğümüz halde ne diyoruz? İman ettik kabul ettik dedikten sonra, hayatımıza geçiriyor muyuz? Elbette hayır. NE YANİ PEYGAMBERİMİZ POSTACI, KARGOCUMUYDU, ONA DA ALLAH, KUR’AN IN MİSLİ KADAR DİNDE HÜKÜMLER KOYMA YETKİSİ VERMİŞTİR, DEMİYOR MUYUZ? Allah hükmüme hiç kimseyi ortak etmem dediği halde, bu yanlışı nasıl yapıyoruz? Tüm bunları söylediğimiz andan itibaren, yazdığım bu ayetlerini göz göre göre tersini söyleyerek, ayetleri inkâr ettiğimizin, ne yazık ki farkında bile olamıyoruz. Çünkü Kur’an ile bağımızı kestiler, bunun farkında bile değiliz. Yaptığımız yanlışlarımızı şöyle bir gözden geçirip, nasıl hatalar yaptığımıza bakalım. Kur'an ayetlerini farkında olmadan inkâr etmek, genellikle dille kabul edilen inançların pratik hayatta tamamen yok sayılması, hatta tam tersini yapması ayetlerin çarpıtılması veya kültürel geleneklerin vahyin önüne konulmasıyla gerçekleşiyor. İslam âlimleri ve düşünürleri, bireyi farkında olmadan bu duruma düşürebilecek temel hataları özetlemek gerekirse; BİR AYETİN HÜKMÜNÜ DİL İLE KABUL EDİP, HAYATI O AYET HİÇ YOKMUŞ GİBİ YAŞAMAK EN YAYGIN HATADIR. Buda pratikte ameli, inancımızı yok saymaktır. Örneğin Kur’an’ın apaçık hükümleri varken, rivayetleri ayetlerin önüne getirmek gibi. Kur’an şefaat tümden Allah’a aittir, hiçbir şefaatin olmadığı O günden sakın dediği halde Resullerin, din ulaması veli âlim dedikleri kişilerinde, şefaatçi olduğuna inanmak gibi. KUR’AN'IN BİR KISMINA İNANIP, BİR KISMINI ATALARININ İNANCINI YAŞAYABİLMEK İÇİN GÖRMEZDEN GELMEK, KUR’AN VE İMAN BÜTÜNLÜĞÜNÜ BOZAR, YOLDAN SAPMAMIZA NEDEN OLUR. Kişinin kendi çıkarlarına, siyasi görüşüne veya yaşam tarzına uyan ayetleri öne çıkarıp, kendisini zorlayan ayetleri yok sayması gibi. Ayetleri, modern dünyaya veya kişisel arzulara uydurmak için, ASIL MANASINDAN KOPARMAKTA BİZLERİ KUR’AN YOLUNDAN UZAKLAŞTIRIR. NET VE APAÇIK OLAN HÜKÜMLERİ (MUHKEM AYETLERİ), SIRF KİŞİSEL İNANCIMIZI BOZMAMAK ADINA AŞIRI ZORLAMA YORUMLARLA ETKİSİZLEŞTİRMEK, GİZLİ BİR İNKÂRDIR. Atalardan kalan kültürel alışkanlıkları yaşayabilmek adına, doğruluğunu sorgulamadan batıl rivayet inançları Kur'an’ın açık hükümlerinden üstün tutarak yaşamaya çalışmak, Allah’ın ayetlerinden sapmaktır. "BİZ ATALARIMIZDAN, BÜYÜKLERİMİZDEN BÖYLE GÖRDÜK" DİYEREK AYETİN AÇIK EMRİNE DİRENMEK, KURAN'DA SIKLIKLA ELEŞTİRİLEN BİR İNKÂRCI REFLEKSİDİR. Kur'an’ı bir hayat rehberi olarak değil, sadece mezarlıklarda veya belirli gecelerde kutsal bir melodi olarak anlamını bilmeden okumak, gerçeklerle yüzleşmekten kaçmaktır. Ayetlerin anlamı üzerine düşünmemek ve Kur’an’ın hayatımızı inşa etmesine izin vermemek, Kur’an’ın indiriliş amacını fiilen inkâr etmek demektir. Kur’an'ın tamamı cahiliye toplumuna indirilmiştir ve onların yaptığı yanlışları bizlere örnek vererek, bizlerinde aynı yanlışları yapmamamız için bizleri de uyarıyor. Örneğin kitap Ehli, Allah'ın Resulünü ve Kur’an'ı kabullenmekte zorlandıkları içi şunları söylüyorlardı. Sana ve getirdiğin Kur’an'a inanırız ama bizim atalarımızdan bizlere intikal eden inançlarımızda var, onları bırakamayız yaşarız dediklerin de, Allah'ın kitap Ehline yaptığı uyarıların, ne yazık ki günümüzde bizleri ilgilendirmediğini, bu ayetler müşriklere, kitap ehline inmiştir dediklerini duyuyoruz ve üstümüze hiç alınmadığımız gibi, bu yanlışlardan ders de almıyoruz. Ayetleri hatırlayalım. "KARŞILARINDA OKUNUP DURAN BİR KİTABI, SANA İNDİRMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMİYOR MU?" (Ankebut 51) "O HALDE KUR'ÂN'DAN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR?" (Araf 185) "ALLAH'TAN VE O'NUN AYETLERİNDEN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR?" (casiye 6) "KİMDİR SÖZÜ ALLAH’IN KİNDEN DAHA DOĞRU OLAN?" (Nisa 87) Ne yazık ki bu ayetlerin günümüzde bizlere değil müşriklere, kitap ehline hitap ettiğini, bizleri bağlamadığını söyleyenler var. Buna inanan bir Müslüman, neredeyse Kur’an'ın tamamına iman etmiyor demektir. Çünkü Kur’an'ın tamamı, zaten onlara hitaben indirilmiş ve verilen örnekler ve kıssadan hisselerle gelecek nesil tüm iman edenlere örnek olması amaç edinilmiştir. Allah ayetlerinde, karşınızda okunup duran kitap, yani Kur’an sizlere yetmiyor mu, Kur’an'dan sonra hangi söze inanacaksınız, kimdir sözü Allah'ın kinden daha doğru olan dediği halde, günümüzde bu ayetleri kendilerine muhatap almayanların verdiği cevaplar düşündürücüdür. Günümüz de de aynı yanlış devam ediyor ve yalnız Kur’an ile İslam yaşanmaz, Kur’an'da her bilgi yoktur, atalarımızdan intikal eden bilgiler, rivayetler ve fıkıh olmasaydı din yaşanmazdı demiyorlar mı? İşte bu sözlerle Allah'ın ayetlerini inkâr ettiklerinin, ne yazık ki farkında bile değiller. Yaptığımız yanlışlara verecek çok örnekler var. Öyle büyük hatalar yapıyoruz ki, Allah'ın ayetleri yani Kur’an inancımıza hükmetmesi gerekirken, imanımıza doğruluğundan emin olamayacağımız, Kur’an'ın bahsetmediği ve onaylamadığı beşeri fıkıh ve rivayetler hükmediyor. İSLAM DİNİNDE DELİL, KANIT KUR’AN OLMAKTAN ÇIKMIŞ, ONUN YERİNİ RİVAYET VE BEŞERİ HÜKÜMLER FIKIH ALMIŞ. AÇIKÇA ALLAH NE EMREDİYORSA, BİZLER DİN DİYE TERSİNİ YAŞIYORUZ. BÖYLE OLUCA DA SONUÇ ORTADA. Bölünmüş birbirine düşman, yoksulluk huzursuzluk ve savaşın kol gezdiği Müslüman toplumlar. Dilerim İslam toplumları olarak, Kur’an gerçeklerinin farkında olan, batıl ve hurafeden uzak, Allah'ın ipi Kur’an'a sarılan, Allah'ın halis kullarından oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
Dinler Her Çağda, Yöneticiler Tarafından Kullanılmış, Kullanılmaya ’Da Devam Edilecektir. Onun İçinde Bilinçli Olmamız Gerekir.
Bugünkü makalemin konusu, bu Cuma namazında Diyanetin hazırlayıp camilere gönderdiği ve hutbede okunan bir ayet üzerinde olacak. Bu ayet bana sanırım güzel bir ilham vermiş olmalı ki, bu satırları yazma gereği duydum. Yorumunu sizlere bırakıyorum. İslam toplumları, İslam tarihinde siyasi otoriteler, kendi çıkarlarını korumak ve kendilerini haklı yasal veya geçerli görünmesini sağlamak amacıyla toplumu KUR’AN’IN ÖZÜNDEN, SORGULAYICI VE DİNAMİK YAPISINDAN UZAK TUTMAK İÇİN, ÇEŞİTLİ YÖNTEMLER KULLANMIŞLARDIR. Bu durum genellikle Emeviler dönemiyle başlamış, Abbasiler ve sonraki saltanat rejimlerinde de sistematik bir hal almıştır. Ne yazık ki çağımızda da toplumun inancını kullanarak, onlara yön vermekten hiç vazgeçilmedi. Bunun devamı içinde, toplumun gerçek Hak olan Kur’an’ın emrettiği İslam ile halkın buluşmamasına özen gösterildi. Yöneticiler, kendi uygulamalarını haklı çıkarmak için Kur’an ayetlerinin önüne geçecek şekilde, hadis uydurulmasını teşvik etmişlerdir. “EMİRE (YÖNETİCİYE) GÜNAHKÂR OLSA BİLE İTAAT EDİN” tarzındaki uydurma veya bağlamından koparılmış rivayetler, Kur’an’ın adalet ve şura emirlerinin önüne konmuştur. Emeviler, yapılan zulümlerin ve haksızlıkların “ALLAH’IN BİR KADERİ” olduğunu savunarak Cebriyye yani insanların özgür iradesinin olmadığı, başımıza gelenlerin Allah’ın emriyle olduğuna inanmak ekolünü, resmi ideoloji haline getirmişlerdir. Topluma “SİZİN BAŞINIZA GELENLERİ ALLAH ÖNCEDEN SEÇTİ, YÖNETİCİYE İSYAN ETMEK KADERİ KABUL ETMEMEKTİR” fikri aşılanarak Kur’an’ın insana yüklediği özgür irade ve sorumluluk bilinci unutturulmuştur. Kur’an’ın öngördüğü şura (danışma) ve liyakat ilkeleri terk edilerek babadan oğula geçen krallık sistemleri kurulmuştur. Hükümdarlar kendilerini “Allah’ın yeryüzündeki gölgesi” (Zıllullah) olarak ilan ederek, kendilerine yapılacak her türlü eleştiriyi dine ve Kur’an’a yapılmış gibi göstermişlerdir. Böylece maddi menfaat ve makam karşılığında siyasi otoritenin her kararını dini kılıfa uyduran bir saray uleması sınıfı yaratılmıştır. KUR’AN’IN ZALİM YÖNETİCİLERE KARŞI DURMAYI EMREDEN AYETLERİ GİZLENMİŞ VEYA SADECE KİŞİSEL AHLAKA İNDİRGENEREK, TOPLUMSAL ADALET BOYUTU TÖRPÜLENMİŞTİR. Kur’an’ın ısrarla vurguladığı akıl etme, tefekkür ve sorgulama süreçleri “dinde bid’at (uydurma)” sayılarak engellenmiştir. Kur’an’ın sadece lafzını ezberleyen, manasını ve hükümlerini hayata geçirmeyen, tamamen şekilsel ibadetlere odaklanmış bir toplum modeli inşa edilmiştir. Böylece toplumun siyasi yanlışları sorgulaması engellenmiştir. Emeviler döneminde siyasi otoriteler, kendi güçlerini korumak için dini kurumları ve kavramları doğrudan devletin resmi aracı haline getirmişlerdir. Örneğin Muaviye, oğlu Yezid’i kendisinden sonra halife tayin ederek, Kur’an’ın şura (seçim/danışma) ilkesini resmen rafa kaldırmıştır. Bu durumu eleştirenlere karşı ise “BU İŞ ALLAH’IN KAZA VE KADERİYLE OLMUŞTUR” diyerek siyasi cinayetleri ve saltanatı meşrulaştırmaya çalışmışlardır. Abbasi Halifesi Memun, kendi döneminde devletin resmi görüşü haline getirdiği “KUR’AN MAHLÛKTUR (YARATILMIŞTIR)” fikrini topluma ve âlimlere zorla kabul ettirmeye çalışmıştır. Bu fikri kabul etmeyen yüzlerce alim işkence görmüş ve hapsedilmiştir. Amaç, dinin yorumlanma yetkisini tamamen halifenin tekeline almaktır. Büyük günah işleyenin durumunu Allah’a bırakmak ve hükmü ahirete ertelemek” anlamına gelen MÜRCİE fikri, yöneticiler tarafından desteklenmiştir. Böylece zalim ve adaletsiz liderlerin icraatları halk tarafından “Onların hesabını sadece Allah sorar, biz karışamayız” denilerek sorgulanamaz hale getirilmiştir. Siyasi otoritenin dini kendi çıkarlarına alet etmesine karşı, hayatları pahasına Kur’an’ın adalet ve özgürlük ilkelerini savunan büyük âlimler çıkmıştır. Örneğin Hasan-ı Basri, Emevi valisi Haccac’ın zulümlerine ve kaderci (Cebriyye) propagandasına karşı doğrudan halifeye mektup yazmıştır. İnsanın irade özgürlüğünü ve kendi eylemlerinden sorumlu olduğunu savunarak, devletin zulümlerini “kader” diyerek Allah’a fatura edemeyeceğini haykırmıştır. Ebû Hanîfe (İmam-ı Azam) Emevi ve Abbasi yönetimlerinin adaletsiz uygulamalarına karşı çıkmış, devletin kendisine teklif ettiği BAŞKADILIK (başyargıçlık) makamını, siyasi otoritenin emrine girmemek için reddetmiştir. Bu dik duruşu nedeniyle hapsedilmiş, kırbaçlanmış ve sonunda hapiste zehirlenerek şehit edilmiştir. İmam Malik, “Zorla (baskı altında) yapılan biatın ve yeminin dini bir geçerliliği yoktur” fetvasını verdiği için dönemin Abbasi valisi tarafından kırbaçlatılmış, kolları omuzundan çıkacak şekilde işkenceye maruz kalmıştır. Tarihte temelleri atılan bu siyasi uygulamalar, YÜZYILLAR İÇİNDE KALICI BİR ZİHNİYET DÖNÜŞÜMÜNE YOL AÇMIŞ VE GÜNÜMÜZ İSLAM TOPLUMLARINDA, ŞU YAPISAL SORUNLARI DOĞURMUŞTUR. Toplumların haksızlıklara, fakirliğe veya kötü yönetime karşı direnç göstermek yerine, bunları “ilahi bir takdir” olarak görüp kabullenme eğilimi bu tarihsel birikimin sonucudur. Kur’an’ın “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır” (Necm, 39) ilkesi gölgelenmiştir. Siyasi otoritelerin sarsılmaz bir itaat kültürü inşa etmesi, kurumlarda adaleti ve ehliyeti değil, güce sadakati ön plana çıkarmıştır. Bu da İslam dünyasında kurumsallaşmanın ve hukukun üstünlüğünün gelişmesini engellemiştir. Sorgulamanın, aklı kullanmanın ve yeni içtihatlar yapmanın “dinden çıkmak veya fitne çıkarmak” ile eşdeğer görülmesi, İslam toplumlarını bilimsel, felsefi ve hukuki ilerlemenin gerisinde bırakmıştır. Kur’an’ın yüzlerce kez tekrarladığı “AKLETMEZ MİSİNİZ?” uyarısı, yerini “SORGULAMADAN İTAAT ET” kültürüne bırakmıştır. Siyasi otoriteler, dini elinde tutmaya çalışan cemaat ve tarikatlar, Kur’an’ı tamamen yok saymak yerine, ONUN TOPLUM ÜZERİNDEKİ SARSILMAZ ETKİSİNİ BİLDİKLERİ İÇİN AYETLERİN ANLAM ALANINI DARALTMA VEYA BAĞLAMINI ÇARPITMA YOLUNA GİTMİŞLERDİR. Nisâ Suresi 59. Ayet yani “Ulul-Emr” İstismarı yapılmıştır. Ayetin Özü: “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Resule itaat edin ve sizden olan idarecilere (ulul-emr) de… Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah’a ve Resulüne arz edin…” Yöneticiler ayetin sonundaki “anlaşmazlık durumunda yalnız Kur’an’a Resul yaşıyorsa Resule başvurun şartını gizlemişlerdir. Ayeti, “Yönetici ne yaparsa yapsın, mutlak itaat Allah’a itaat gibidir” şeklinde sunmuşlardır. Oysa Kur’an’daki idareci tanımı, adaletle hükmeden ve halka danışan kişidir. Aslında bu konuda söyleyecek çok sözüm var ama sanırım şu soruyu kendinize sordunuz. Yazdıklarınız güzelde, Cuma namazının hutbesinden konu, nasıl buraya kadar geldi. Hutbede hoca vaazını bitirirken şöyle bir ayet okudu, diyanetin mealinden. “ALLAH’A VE RESÛL’ÜNE İTAAT EDİN VE BİRBİRİNİZLE ÇEKİŞMEYİN. SONRA GEVŞERSİNİZ VE GÜCÜNÜZ, DEVLETİNİZ ELDEN GİDER. SABIRLI OLUN. ÇÜNKÜ ALLAH SABREDENLERLE BERABERDİR.”( Enfal 46) Her nedense bu ayette geçen, DEVLETİNİZ ELDEN GİDER tercümesi, bana bu makalemi yazdırmak için ilham verdi sanırım, nedeninin yorumunu sizlere bırakıyorum. Bu ayetin aslında özellikle, bu haliyle seçilmiş olduğunu düşünüyorum. Çünkü yine Diyanetin başka bir tercümesinde bakın nasıl yazılmış. “ALLAH VE RESULÜNE İTAAT EDİN, BİRBİRİNİZE DÜŞMEYİN, SONRA ZAYIFLARSINIZ VE ZAFERİ ELDEN KAÇIRIRSINIZ. SABREDİN, KUŞKUSUZ ALLAH SABREDENLERLE BERABERDİR.” (Kur’an yolu. Diyanet İşl.) İlk yazdığım tercümede olduğu gibi yazdığınızda, anlamını daraltmış ve farklı anlam vermiş olursunuz ve anlatılmak istenen tam ortaya çıkmaz anlaşılmaz. Bu ayetin öncesine ve sonrasına baktığınızda, ayetin hem bireysel hem de toplumsal hayat için çok güçlü stratejik ve ahlaki ilkelerin olduğunu görüyoruz. İç çatışmalar, gruplaşmalar ve didişmeler toplumların enerjisini tüketir. Birbirine düşen topluluklar dışarıya karşı dirençlerini ve caydırıcılıklarını kaybeder. Başarıya ulaşmak için kişisel egoları bırakıp, ortak bir hedefte birleşmek gerekir. Bu ayeti geniş bir anlamda anlatılmak isteneni anlayabilmemiz için, devamında ki ayeti doğru anlamalıyız, onu da hatırlayalım. Enfal 47: ÇALIM SATMAK, İNSANLARA GÖSTERİŞ YAPMAK VE (İNSANLARI) ALLAH YOLUNDAN ALIKOYMAK İÇİN YURTLARINDAN ÇIKANLAR (SALDIRAN KÂFİRLER) GİBİ OLMAYIN! ALLAH ONLARIN YAPTIKLARINI ÇEPEÇEVRE KUŞATANDIR. (Mehmet Okuyan) Enfal 46. Ayette Allah bu konuda, nasıl geniş bir anlamda bizleri uyardığı, sanırım çok daha iyi anlaşılmıştır. Makalemi, günümüz toplumuzun hala farkında olamadığını düşündüğüm, güzel ve düşündürücü sözlerle son vermek istiyorum. Dilerim Kur’an gerçekleri ile buluşan, böylece Allah ile aldatılamayan, Allah’ın azınlık halis kulları arasında oluruz. “HAKKINI BİLMEYEN İNSAN, BAŞKASININ ÇİZDİĞİ SINIRLARIN İÇİNDE YAŞAMAYA MAHKÛMDUR.” “BİR ÜLKENİN GELECEĞİ, O ÜLKE İNSANLARININ HAK VE HUKUKU NE KADAR KAVRADIĞINA BAĞLIDIR.” “HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR.” “ZULÜM, HAKKIN BİLİNMEDİĞİ VE SAVUNULMADIĞI YERDE YEŞERİR.” “HAKSIZLIĞA SAPIP BÜTÜN İNSANLARIN SENİ TAKİP ETMESİNDENSE, ADALETLE TEK BAŞINA KALMAN DAHA İYİDİR.” “BİR TOPLUMUN GELİŞMİŞLİK DÜZEYİ, VATANDAŞLARININ HAKLARINI NE KADAR BİLDİĞİ İLE ÖLÇÜLÜR.” “BİLGİSİZ KÖLELER HER ZAMAN BİR EFENDİ ARAR; BİLİNÇLİ İNSANLAR İSE ADALETİ.” Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
Bizlerin Sorumlu Olduğu Kitap, Yalnız Kur'an Değil Midir?
Günümüz İslam toplumunda, Kur’an’ın asla bahsetmediği öyle konuları İslam’ın içine sokmuşuz ki, adeta hak ile batıl ayırt edilemez olmuş. Sizce bizler imanımıza, yalnız Kur’an ile yön vermemiz gerekmez mi? Yoksa Kur’an bizlerin inancımızı yaşamamız adına, yeterli bir kitap değil mi? Bu soruyu sorduğumda, bazı arkadaşlarımız, elbette Kur’an bizler için yeterlidir. Çünkü Allah, biz kitapta hiçbir eksik bırakmadık, sakın Kur’an’ın sınırlarını aşmayın, yalnız onun ipine sarılın diye uyarıyor Allah diye cevap veriyorlar. Bazı kardeşlerimiz de, yalnız Kur’an ile İslam’ı yaşayamayız, çünkü Kur’an’da her bilgi detaylı verilmemiştir, özet bilgiler vardır ve açıklanmamıştır, düşüncesini savunuyorlar. Aslında bunu söyleyenler şu soruyu kendisine sormamız gerekmez mi? Allah açıklamadığı bir kitaptan mı bizleri sorumlu tutuyor? Allah aklını kullan ey kulum, diye uyarır bizleri Kur’an’da. Aklını kullanmayanı da rezil bir hayat beklediğinin uyarısını yapar. Gelin Allah’ın bu uyarısından yola çıkarak, bu iki düşünce üzerinde birlikte düşünelim. Sizce Rabbimiz bizlere bir rehber, gönül gözü ve eğriyi doğrudan ayıran bir FURKAN-NUR gönderdiğini söylüyor da, hadi bir benzerini getirin bakalım, yalnız Kur’an’ın ipine sarılın diye de meydan okuyorsa, sizce bizlerin din ve iman adına yaşayacakları her bilgi, detay Kur’an’da olmayabilir mi? Eğer Kur’an’da her bilgi yoksa bu bilgileri beşeri rivayet sözlerle/hadislerle anlayabiliyorsak, bu din yalnız Allah’ın dini diyemeyiz. Ama Allah hükmüme, hiç kimseyi ortak etmem demiyor muydu ayetinde? Gelin bu sorumuzu iki farklı inancı karşılaştırarak, en doğrusunun hangi yol ve yöntem olduğunu anlamaya çalışalım. İslam düşüncesinde Müslümanların sorumlu olduğu temel, bağlayıcı ve korunan tek ilahi kitap Kur’an-ı Kerim’dir ve bu hükme her Müslüman iman etmek zorundadır. Kur’an, İslam dininin yegane anayasası ve mutlak vahyidir. Ancak İslam dünyasında bu konunun kapsamı, sünnetin (Hz. Muhammed’in uygulamaları ve hadislerin) dindeki yeri bakımından iki farklı anlayış ve inanca ayrılmaktadır. Sadece Kur’an diyenlerin yaklaşımına önce bakalım. Bu görüşü savunan ilahiyatçılar ve düşünürler, dini bağlayıcılık ve sorumluluk açısından yalnızca Kur’an’ın esas alınması gerektiğini belirtirler. Dayandıkları temel argümanlar şunlardır: Zuhruf Suresi 44. ayette yer alan “Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüttür; yakın zamanda ondan sorguya çekileceksiniz” ifadesi, ahiretteki sorumluluğun sınırını Kur’an olarak çizer. En’âm Suresi 38. ayetteki “Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık, Onun ipine sarılın” beyanı, dinin yaşanması için Kur’an’ın kendi kendine yettiğini gösterir. Beşeri aktarımlar olan hadis ve rivayetlerin aksine, sadece Kur’an’ın lafzı ve içeriği ilahi koruma altındadır. Geleneksel İslam anlayışına gelince: Ana akım İslam alimleri ise Müslümanların kitap olarak sadece Kur’an’dan sorumlu olduğunu kabul etmekle birlikte, dinin pratik uygulaması için Sünnet’in ve Hz. Muhammed’in hakemliğinin de bağlayıcı olduğunu savunur. Bu görüşün gerekçeleri şunlardır: Kur’an’da onlarca ayette (örneğin Nisâ 59, Âl-i İmrân 32) “Allah’a ve Resulüne itaat edin” emri verilir. Alimler, Peygamber’e itaatin onun kurallarına uymayı gerektirdiğini belirtir. Kur’an’da namaz, zekat ve hac gibi ibadetler emredilir ancak bunların kaç rekat kılınacağı veya nasıl uygulanacağı detaylandırılmaz. Geleneksel fıkha göre, Peygamberimiz bu emirleri yaşantısıyla (sünnet) görünür ve uygulanır kılmıştır. KUR’AN’DAN ALLAH’IN RESULÜNE İTAAT AYETLERİNE BAKTIĞIMIZDA, ALLAH’IN RESULÜNE VERDİĞİ GÖREV VE YETKİYLE KARŞILAŞTIRDIĞIMIZDA, ALLAH’IN RESULÜNÜN YALNIZ KUR’AN’I TEBLİĞ ETTİĞİNİ VE ONUN İPİNE SARILIP YALNIZ KUR’AN İLE HÜKMETTİĞİNİ, DİNE TEK BİR KELİME İLAVE EDEMEYECEĞİNİ GÖREBİLİRİZ. ONUN İÇİN DİNDE KAYNAK TEK OLMAYINCA, DOĞRU YOLDA OLUP OLMADIĞIMIZDAN ASLA EMİN OLAMAYIZ. Özetle; indirilen, korunan ve tilavet edilen hüküm kitabı olarak sorumlu olduğumuz tek kitap Kur’an’dır. Tartışma, bu kitabın hayata geçirilişinde Hz. Peygamber’in sözlü ve pratik mirasının (sünnetin) ne derece kurucu bir dini otorite kabul edileceği noktasında toplanmaktadır. Ayrılık ve tartışma bu konuda çıkıyor. İslam’ı yaşarken yalnız Kur’an demenin özünde çok önemli bir neden yattığı anlaşılıyor. Bu yol, dini en saf, en güvenilir ve manipüle edilmemiş ilavesiz haline indirgeme amacını taşır. Bu konuda da zaten Kur’an uyarır. Mutlak Güvenilirlik: Kur’an, üzerinde hiçbir mezhepsel veya siyasi tartışma olmayan, korunmuş tek metindir. Hadisler ise Allah’ın Resulünün vefatından 150-200 yıl sonra yazıya geçirilmiştir. Bu yol, beşeri hatalardan arınmış bir din sunar. Hadislerin büyük kısmı 7. yüzyıl Arap yarımadasının kültürel, tıbbi ve sosyal normlarını (örneğin deve sidiğiyle tedavi, kadınların tek başına seyahat edememesi vb.) içerir. Kur’an’ı merkeze almak, dinin her çağa hitap eden evrensel ilkelerini (adalet, ahlak, dürüstlük) ön plana çıkarır. Hadis külliyatlarında akılla, bilimle veya Kur’an’ın merhamet ilkeleriyle çelişen (örneğin dinden dönenin öldürülmesi emri) rivayetler mevcuttur. Sadece Kur’an’ı esas almak bu tezatları ortadan kaldırır. Yalnız Kur’an ile İslam’ın yaşanamayacağını savunanların tezlerine gelince örneğin; Kur’an namaz kılmayı (salat) emreder ancak rükunun, secdenin sırasını veya rekat sayılarını vermez. Bu yolu seçenler namaz, hac ve zekat gibi temel ibadetlerin pratikte yaşanamayacağını savunurlar ve Kur’an kelimeleri (örneğin “Salat”, “Zekat”, “Hacc”) İslam öncesi Arapçada da vardı. İslam bu kelimelere yeni terminolojik anlamlar yükledi. Bu anlamların ne olduğunu tarihsel bağlam (Sünnet/Siyer) olmadan tamamen çözmek zordur düşüncesine inanır. Aslında tüm sorun, bu inancın altında yatmaktadır. Bu düşünce ve inancın risklerine bakalım. Emeviler, Abbasiler ve çeşitli siyasi/itikadi fırkalar kendi çıkarları doğrultusunda binlerce hadis uydurmuştur. “Sahih” (güvenilir) denilen kaynaklarda bile insani ve dönemsel hataların bulunma riski yüksektir. Geleneksel yapı, Resulün de Kur’an dışı haram/helal koyma yetkisi olduğunu savunur (Örn: Erkeğe ipek ve altının haram kılınması). Bu durum, Kur’an’daki “Hüküm ancak Allah’ındır” (En’âm 57) ilkesiyle felsefi bir çelişki yaratır. Bu durumda en doğru olanı nasıl seçmeliyiz konusuna gelince. Bir hadis veya sünnet uygulaması Kur’an’ın ayetlerine, genel ahlak, adalet ve mantık ilkelerine taban tabana zıt ise doğrudan reddedilir. Kur’an her zaman üst hakemdir. Rivayetlerin lafzına körü körüne uymak yerine, Resulün o sözü söylerken güttüğü amacı, maksadı tespit edilir. Örneğin; Peygamber’in diş temizliği için misvak kullanması dinin özü değil; öz olan “ağız temizliğidir”, bugün fırça ve macun kullanmak sünnetin amacını yerine getirir. Allah hükmüme hiç kimseyi ortak etmem diyorsa, dinde hükmü yalnız Kur’an’ın koyacağı açıktır. Allah salat emrini verdiyse ve bizleri Kur’an’dan sorumlu tutuyorsa, BİZLERE ÖĞRETİLEN GELENEKSEL İSLAMIN ETKİSİNDE KALMADAN, ALLAH’IN EMRETTİKLERİNİ KUR’AN’DAN ANLAYARAK EMRETTİĞİ AÇIKLADIĞI KADARIYLA HAYATIMIZA GEÇİRMEYE ÇALIŞMALI VE KUR’AN’I EKSİK GÖRME YARIŞINI BIRAKMALIYIZ. Emir çok çok açık, Kur’an’a sarılın ondan sorumlusunuz, çünkü biz kitapta hiç bir eksik bırakmadık, nice örneklerle açıkladık. Allah’a güvenen ve inanan bu hükümlerine ters düşen bir inanç üzerinde olamaz. Güvenmeyende kendisi bilir. Rabbimiz salat et/namaz kıl emrini vakitlerinide belirtip bildirdiyse, Onu mutlaka açıklamıştır düşüncesini unutmadan ayetleri anlamanın yolunu seçmeliyiz. Şöyle düşünmeliyiz, sünnet yani Resulün pratiği olmadan namazımızı bile kılamazdık düşüncesi, KUR’AN’IN BİZ KİTAPTA HİÇ BİR EKSİK BIRAKMADIK, ONUN İPİNE SARILIN, NİCE ÖRNEKLERLE KUR’AN’I BİZ AÇIKLADIK, ONDAN SORUMLUSUNUZ HÜKÜMLERİ KUR’AN’A TAMEMEN TERS DÜŞER. Ayrıca hadis kitaplarındaki rivayet zincirlerine güvenmek, Kur’an’ın mutlak korunmuşluk, eksik noksan olmadığı ilkesine, çok büyük bir gölge düşürür. Düşünen aklını kullanan, HAK OLAN gerçeklerle buluşacaktır. Bu iki düşünce ve inancın ayrıştığı en önemli nokta, İslam’ı mezheplerin ışığında yaşanması gerektiğini söyleyenlerin, NİRENGİ temel referans başlangıç olarak hangi bilgi ve kaynakların alınacağı konusu üzerinde toplanmaktadır. Bu konuda birliktelik olmadığından, sorunda ne yazık ki çözümsüz kalıyor. YANİ KİTAP TEK OLMAYINCA, NE DİRLİK NEDE BİRLİK SÖZ KONUSU OLAMIYOR. Halbuki sorun çok açık, çözümü de bir o kadar kolay. Allah’ın Kur’an’da verdiği hükümlere güvenip, onlara ters düşmeyen her şey İslam’ın sınırları içindedir. Örneğin Allah salatın namaz boyutu hakkında, zor bir anımızda örneğin savaşta, salatı/namazı kısaltmamızda bir sakınca yok deyip, verdiği örnekte bir rekatın sonunda sona erdiyse, normal zamanda da herhangi bir sınır koymayıp, huşu içinde salatı tamamlayın yerine getirin diyorsa, bunu bir eksiklik değil, Allah’ın kullarına şefkati, kolaylığı olarak görmeliyiz. Zekat konusu da aynı şekilde, asla herhangi bir sınır koymayıp, ihtiyaçtan fazla kalanı dağıtın diyerek bizleri imtihan ediyorsa, haşa bunu eksiklik görmeden, zekat vermekte yarışmalıyız. BU YOLU İZLEMEDİĞİMNİZ SÜRECE, ALLAH NE DUALARIMZA KARŞLIK VERECEK, NEDE HUZURU MUTLULUĞU GÖREMEYECEĞİZ. Değerli dostlarım, lütfen Kur’an’ı tarafsız ve önyargılardan uzak anladığımız dilden birçokez düşünerek okuyalım. Şunu unutmayalım, Allah bizleri Kur’an’dan hesaba çekeceğine hükmetmiş ve yalnız Kur’an’ı korumasına aldığını bildirmiştir. BİZLERE DÜŞEN YALNIZ KUR’AN’IN HÜKÜMLERİNİ HAYATA GEÇİRMEK VE ONU YAŞAMAK OLMALIDIR. Enam 114: ALLAH’TAN BAŞKA BİR HAKEM Mİ ARAYACAĞIM? HÂLBUKİ SİZE KİTABI AÇIK OLARAK İNDİREN O’DUR. KENDİLERİNE KİTAP VERDİĞİMİZ KİMSELER, KUR’ÂN’IN GERÇEKTEN RABBİN TARAFINDAN İNDİRİLMİŞ OLDUĞUNU BİLİRLER. SAKIN ŞÜPHEYE DÜŞENLERDEN OLMA! (Bayraktar Bayraklı meali) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
Nisa Suresi 60 Ve 61. Ayetlerin Uyarılarını Hala Görmezden, Duymazdan Mı Geleceğiz?
Bu makalemde sizlerin, üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim çok önemli iki ayet var. Nisa 60 ve 61. Ayetler. Bu iki ayeti dikkatle, Kur’an bütünlüğünde okuyup anlamaya çalıştığımızda, bugün bizlerin yaşadığı İslam ile cahiliye dönemindeki Kitap ehlinin yaşadığı din arasında hiçbir farkın olmadığını göreceksiniz. Allah görev verdiği elçilerin hepsini, özellikle Allah’a inanmayanları doğru yola iletmek için değil, genel çoğunluk inandıklarını söyledikleri halde, Allah’ın doğru yolundan batıla sapmışları uyarmak için, kitaplar gönderdiğini Kur’an’dan anlıyoruz. Önce Nisa suresi 60. Ayeti yazalım ve üzerinde önyargısız birlikte düşünelim. Nisa 60: (Ey Muhammed!) SANA İNDİRİLEN KUR’AN’A VE SENDEN ÖNCE İNDİRİLENE İNANDIKLARINI İDDİA EDENLERİ GÖRMÜYOR MUSUN? TÂĞÛT’U TANIMAMALARI KENDİLERİNE EMROLUNDUĞU HÂLDE, ONUN ÖNÜNDE MUHAKEME OLMAK İSTİYORLAR. ŞEYTAN DA ONLARI DERİN BİR SAPIKLIĞA DÜŞÜRMEK İSTİYOR. (Diyanet meali) Kısaca özetlemek gerekirse, Nisa Suresi 60. ayet, inanç ile davranış arasındaki tutarlılığı ve otorite seçimini ele alır. Bu ayetten çıkarılabilecek temel kıssadan hisseler ve hayat derslerine gelince; İNANÇ İDDİADAN İBARET DEĞİLDİR. DİLLERE DÖKÜLEN İMAN, EYLEMLERLE DESTEKLENMELİDİR. İkiyüzlülükten kaçınmak gerekir. Hem Allah’a inandığını söyleyip, hem de O’nun sınırlarını çiğnemek inançta samimiyetsizliktir. Allah’ın koyduğu ölçülere tamamen zıt, haddini aşan ve şirke yönelten her türlü batıl anlayış, liderlik veya sistem (Tâğût) rehber edinilmemelidir. Çok ilginç bir şekilde Allah, Resulünü bakın hangi konuda dikkatini çekip uyarıyor. Ayetin ilk bölümü üzerinde önce duralım. SANA İNDİRİLEN KUR’AN’A İNANDIKLARINI İDDİA EDENLERİ GÖRMÜYOR MUSUN? Burası çok önemli, daha sonra devamına bakacağız. Allah, Resulü daha hayattayken yani Kur’an’ı tebliğ edip inandık dedikleri halde, bakın nasıl O büyük yanlışlarını yapmaya devam ediyorlarmış. “TÂĞÛT’U TANIMAMALARI KENDİLERİNE EMROLUNDUĞU HÂLDE, ONUN ÖNÜNDE MUHAKEME OLMAK İSTİYORLAR” Hatırlatırım bu uyarı, Resulünün Kur’an’ı daha yeni tebliğ ettiği dönemle ilgili. Tağutu tanımayın diye Allah uyarırken, sizce neyi kast ediyor? Tağut, İslami terminolojide ALLAH’IN KOYDUĞU ÖLÇÜLERİ AŞAN, İNSANLARI HAK YOLDAN SAPTIRAN ANLAMINDADIR. Demek ki Resul daha yaşıyor ve sakın bu yanlışları yapmayın diyor, ama Kur’an’a iman ettik dedikleri halde, hala atalarının batıl inançlarını yaşamaya devam ettikleri gibi, O batıl hükümlerle sorunlarını çözerken, bu hükümlerle yargılanmayı istiyorlarmış. Hâlbuki Allah onlara, yalnız nereye uymalarını istemişti? RESULE İNDİRİLEN KUR’AN’A. Ne dersiniz daha Resulün zamanında, Kur’an’a iman ettiğini söyleyen Müslümanlar bile, atalarının batıl hurafe inancından vazgeçmeyip, ALLAH’IN KUR’AN’DA KOYDUĞU SINIRLARI AŞMAYA DEVAM ETMİŞLERSE, GÜNÜMÜZDE BİZ MÜSLÜMANLARIN KUR’AN’I NASIL TAMAMEN TERK ETTİĞİMİZİ, DÜŞÜNMEK BİLE İSTEMİYORUM. Ayeti anlamaya devam edelim. Allah ayetin sonunda tüm kitap ehlini uyarıp, indirdiğim kitaplara iman ettiklerini ve ONUN HÜKÜMLERİ İLE MUHAKEME OLMALARI GEREKİRKEN, vahyin sınırlarını aşmayacaklarına söz verdikleri halde, TAĞUTUN yani batıl hurafe inançlarını yaşantılarına delil kanıt kabul edip, bu batıl kanunların ÖNÜNDE MUHAKEME OLMAK İSTİYORLAR DİYOR. Ayetin son cümlesi, ne yazık ki hepimizin düştüğü tuzağı işaret ediyor. Allah’ın hükümleri dışına çıkan şeytanın sapıklığı içinde, bataklığa saplanacağı uyarısını yapıyor. Ne dersiniz, biz günümüz Müslümanların, Resul daha yaşarken yaptığı yanlışların, sizce yüzlerce katını bizler günümüzde yaşayarak, TAĞUTUN ESİRİ OLMADIK MI? Şimdide bu ayetin devamına yani Nisa suresi 61. Ayete bakalım. Nisa 61: MÜNAFIKLARA, “ALLAH’IN İNDİRDİĞİNE (KUR’AN’A) VE PEYGAMBERE GELİN” DENDİĞİ ZAMAN, ONLARIN SENDEN BÜSBÜTÜN UZAKLAŞTIKLARINI GÖRÜRSÜN. (Diyanet meali) Münafıklar diye çevrilen kelime aslında ONLARA yani Kitap ehline hitaben söyleniyor. Münafık iman ettiğini söylediği halde, imanı kalplerine yerleşmeyip, nefislerinin etkisiyle inancının sınırlarını aşan her türlü yanlışı yapanlara denir. Ayette bahsedilen ve örnek verilenler, iman ettiklerini söyledikleri halde, atalarının batıl inançlarını da birlikte yaşamaya devam edenler. Bakın Allah bu ayette bu kişilerin nasıl yanlışlar yaptığının örneğini veriyor. Tekrar hatırlatmak isterim verilen örnek, Resulün yaşadığı dönemle ilgili. Rabbimiz bu kişilere ALLAH’IN İNDİRDİĞİNE UYUN, TEBLİĞİ ALMAK İÇİN RESULE GELİN, dendiği zaman bakın O günkü iman ettiğini söyleyenler, nasıl hatalar yapıyormuş. “ONLARIN SENDEN, BÜSBÜTÜN UZAKLAŞTIKLARINI GÖRÜRSÜN” Peki neden? İşte burası çok ama çok önemli. Çünkü iman ettiğini söyleyen O kişiler, bir türlü atalarının rivayet, sanı inançlarından vaz geçemiyorlarmış ta ondan. Kitap ehlinden yeni iman etmiş bazı kişiler, senin tebliğ ettiğine inanırız ama bizim atalarımızın inancı da var dediklerinde, Allah nasıl bir ayet indirmişti hatırlayalım. “KARŞILARINDA OKUNUP DURAN BİR KİTABI, SANA İNDİRMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMİYOR MU?” (Ankebut 51) Ne dersiniz aynı hataları yanlışları günümüzde bizler de yapıyor ve YALNIZ KUR’AN İLE İSLAM YAŞANMAZ, RESLÜN RİVAYET HADİSLERİ OLMASAYDI KUR’AN KAPALI KALIR, ANLAŞILMAZDI DEMİYOR MUYUZ? Sizce bizlerin onlardan ne farkı var? Farkımız olmadığı gibi, onlardan çok daha ileri gittik. Bu konuda verecek çok ama çok fazla örnek ikaz eden ayetler var ve hepsinde Rabbimiz biz kullarını, YALNIZ ALLAH’IN İNDİRDİĞİ VAHYE ÇAĞIRIYOR VE YALNIZ KUR’AN’A TABİ OLMAMIZI EMREDİYOR. Gerçek Hak olanı görmek isteyen görecektir, görmek istemeyip atalarının inancını yaşamak isteyip gözlerini ve kulaklarını kapatanların, zaten imanları kalplerine yerleşmeyecektir. Bu yanlışı yapmaya devam eden ve iman ettiğini söyleyenlere bakın Allah, onlar nasıl kafir oldular diyor. “ONLARA, “ALLAH’IN İNDİRDİĞİNE UYUN!” DENİLDİĞİNDE, “HAYIR, BİZ, ATALARIMIZI ÜZERİNDE BULDUĞUMUZ (YOL)A UYARIZ!” DERLER. PEKİ, AMA ATALARI BİR ŞEY ANLAMAYAN, DOĞRU YOLU BULAMAYAN KİMSELER OLSALAR DA MI (ONLARIN YOLUNA UYACAKLAR) (Bakara 170) “KÂFİR OLANLARIN DURUMU, (ÇOBANIN) BAĞIRIP ÇAĞIRMASINDAN BAŞKA BİR ŞEY DUYMAYANIN DURUMUNA BENZER. ONLAR (GERÇEĞE KARŞI) SAĞIRDIR, DİLSİZDİR, KÖRDÜR; ONLAR AKIL DA ETMEZLER.” (Bakara 171) ÇOK İLGİNÇ DEĞİL Mİ, GEÇMİŞTE KİTAP EHLİDE YALNIZ VAHİYLE DİN YAŞANMAZ DİYEREK, İNATLA ATALARININ İNANCINI YAŞAMIŞ, BİZLERDE ONLARDAN HİÇ FARKSIZ, YALNIZ KUR’AN İLE İSLAM YAŞANMAZ DEMEYE ISRARLA DEVAM EDİYORUZ. Dilerim Kur’an gerçeklerinin farkında olan ve Allah’ın emrettiği gibi YALNIZ ONUN İPİ KUR’AN’A SARILAN, ALLAH’IN AZINLIK HALİS KULLARI ARASINDA OLURUZ. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
Bakara Suresi 56 Ve 243. Ayetleri Kur’an Bütünlüğünde, Nasıl Anlamalıyız?
Bu makalemde sizlerin üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim konu, Kur’an’da bazı ayetlerde geçen ÖLÜM konusu üzerine olacak. Allah Kur’an’da, ÖLÜM kelimesini farklı anlamlarda kullanır. Örneğin ölüm dendiğinde ilk önce, bir organizmayı ayakta tutan tüm biyolojik ve hayati fonksiyonların (dolaşım, solunum, beyin faaliyetleri) kalıcı ve geri döndürülemez bir şekilde sona ermesi, hayatın bitmesi diye anlarız. Kur’an ölüm kelimesini, çok önemli bir başka anlamda da kullanır. Allah’ın yolundan sapmış, şeytanın esiri olmuş, adeta bataklık içinde çırpınan kulları içinde kullanır. Kur’an’da çok dikkatinizi çekmemiş olabilir ama bakın Allah, ÖLÜM kelimesini hangi anlamda kullanmış, onu anlamaya çalışalım. Bakara 56: SONRA ŞÜKREDESİNİZ DİYE, ÖLÜMÜNÜZÜN ARDINDAN SİZİ TEKRAR DİRİLTTİK. (Diyanet meali) Sizce bu ayette Allah bizlere ne anlatıyor olabilir? Şöyle diyebilir misiniz? Allah öldürdüğü kullarını, şükretsinler diye tekrar diriltti. Bu mümkün değil çünkü böyle bir örnek yok Kur’an’da. Dikkat ettiyseniz bir kişiden değil, çoğunluk bir topluluktan bahsediyor. Ayeti anlayabilmemiz için, bu ayetin öncesine ve sonrasına önce bakalım, hangi konudan bahsediliyor. Bakara 55: HANİ SİZ, “EY MÛSÂ! BİZ ALLAH’I AÇIKTAN AÇIĞA GÖRMEDİKÇE SANA ASLA İNANMAYIZ” DEMİŞTİNİZ. BUNUN ÜZERİNE SİZ BAKIP DURURKEN SİZİ YILDIRIM ÇARPMIŞTI. (Diyanet meali) Demek ki Allah, Hz. Musa aracılığıyla gönderdiği emirlerini, vahyini doğru dinlemeyip Resulüne inanmayıp karşı çıktıklarında onları nasıl Yıldırım ve şimşeklerle cezalandırdığı örneğini veriyor. Demek ki bakara 56. Ayette geçen ÖLÜM kelimesinden kast edilen bedenin ölümü değil, RUHUN, NEFSİN BATILA SAPARAK, YAŞANAN BİR ÖLÜMDEN KAST EİLİYOR. Yani Rabbimiz şunu söylüyor, siz doğru yoldan sapmış manen ölmüş, bataklıkta çırpınırken sizlere bir fırsat daha vermek için, bana şükredesiniz diye, ADETA ÖLMÜŞ RUHUNUZA CAN VERİRCESİNE, SİZLERİ DOĞRU YOLA YÖNELTECEK RESLÜMÜN ARACILIĞIYLA MESAJLARIMI İLETTİM VE SİZLERE TEKRAR CAN VERDİM, DİRİLTTİM DİYOR. Bu ayetin devamına baktığımızda, bunu daha iyi anlıyoruz. Bakara 57: BULUTU ÜSTÜNÜZE GÖLGE YAPTIK. SİZE, KUDRET HELVASI İLE BILDIRCIN İNDİRDİK. “VERDİĞİMİZ RIZIKLARIN İYİ VE GÜZEL OLANLARINDAN YİYİN” (DEDİK). ONLAR (VERDİĞİMİZ NİMETLERE NANKÖRLÜK ETMEKLE) BİZE ZULMETMEDİLER, FAKAT KENDİLERİNE ZULMEDİYORLARDI. ( Diyanet işl. Meali) Sanırım Bakara suresi 56. Ayette bahsedilen, ölümünüzün ardından sizi tekrar dirilttik sözünden, ne anlatılıyor, daha iyi anlaşılmıştır. Allah yoldan sapmış atalarının batıl inançlarını yaşamakta ısrar eden, YANİ MANEN ÖLMÜŞ TOPLUMU ALLAH, gerçekleri görüp fark ederek ALLAH’A ŞÜKREDİP doğru yola getirip adeta kendinize getirdik yani SİZİ DİRİLTTİK diyor. Devamında da nasıl mükâfatlandırdığını anlatıyor. Ayetin son cümlesinde, bunu neden yaptığının açıklamasını yapıyor ve bakın ne diyor. ONLAR BİZE ZULMETMEDİLER, KENDİLERİNE ZULMETTİLER ASLINDA DİYOR. Bakara 95. Ayetinde de gerçek ölüm ve yaşadıkları ÖLMÜŞ inançları bağlamında, bakın insanlar nasıl ölümü istemezler diyor. Bakara 95: FAKAT KENDİ ELLERİYLE, ÖNCEDEN YAPTIKLARI İŞLER YÜZÜNDEN ÖLÜMÜ, HİÇBİR ZAMAN TEMENNİ EDEMEZLER. ALLAH, O ZALİMLERİ HAKKIYLA BİLENDİR. (Diyanet meali) Bakara suresi 56. Ayette bahsedilen ÖLÜMÜN ne anlama geldiğini araştırdığınızda, birçok farklı şeyler anlatıldığını göreceksiniz. Bizlere düşen ayetleri rivayetlere göre değil, sorumlu olduğumuz Kur’an ışığında anlamaya çalışmak olmalıdır. Konumuzu daha iyi anlayabilmemiz için, şimdi de Kaf suresi 19. Ayete bakalım. Kaf 19: ÖLÜM SARHOŞLUĞU, BİR HAKİKAT OLARAK İNSANA GELİR DE ONA, “İŞTE BU, SENİN ÖTEDEN BERİ KAÇIP DURDUĞUN ŞEYDİR” DENİR. (Diyanet işl.) Sanırım Bakara suresi 56. Ayette bahsedilen, manen ÖLÜM ve hurafenin, batılın verdiği sarhoşluk çok daha iyi anlaşılmıştır. İman ettiğini söyleyenlerin genel çoğunluğu, Allah’ın ipine değil, atalarının ipine sarıldıkları için ADETA ÖLÜM SARHOŞLUĞUNU YAŞIYORLAR. Allah Kur’an’da ölüm konusunu, bizlere örnekler verip anlatırken, Bakara suresi 56. Ayeti daha iyi anlayabilmemiz iç bakın nasıl bir örnek veriyor. Bakara 243: SAYICA BİNLERİ BULDUKLARI HALDE, ÖLÜM KORKUSUYLA YURTLARINDAN ÇIKANLARI GÖRMEDİN Mİ? BUNUN ÜZERİNE ALLAH ONLARA “ÖLÜN!” DEDİ. SONRA KENDİLERİNE HAYAT VERDİ. ŞÜPHESİZ ALLAH’IN İNSANLAR ÜZERİNDE BÜYÜK LÜTUFLARI VARDIR AMA İNSANLARIN ÇOĞU ŞÜKRETMEZLER. (Kur’an yolu. Diyanet işl.) Bu ayet ile Bakara suresi 56. Ayeti karşılaştırdığımızda, dikkat ettiyseniz Allah aynı konuda uyarıda bulunuyor kullarına. Onlara gerekeni yapın korkmayın, Allah için mücadele edin diye uyardığı halde, şu uyarıyı yapıyor. SİZİN BU DÜNYADA, İMANLARINIZ KALPLERİNİZE YERLEŞMEYİP BATILA, HURAFEYE YÖNELDİĞİNİZ İÇİN, BENİM İÇİN BİR ÖLÜSÜNÜZ DİYOR. SİZİ ÖLÜM SARHOŞLUĞUNDAN KURTARIP, SİZLERE UYARICI RESULLER VE KİTAPLAR GÖNDERİP, HAYAT VERDİM DİYE DE AÇIKLAMA YAPIYOR. Ayetin son cümlesinde Allah, kullarının yaptığı bunca yanlışlarından dolayı onları affettiğini, bağışladığını bildiriyor ama özellikle hiç şükretmediklerini de belirtiyor. Bu konuyla bağlantılı Maide suresi 24-25-26. Ayetleri de birlikte anlamaya çalışmalıyız. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
Atatürk’ün İslam Dinine Karşı Tavrı Ve Düşünceleri.
İLK DİYANET İŞLERİ BAŞKANI, RİFAT BÖREKÇİ ANLATIYOR: Atanın huzuruna girdiğimde, beni ayakta karşılardı. Utanır ezilir, büzülür, ‘Paşam beni mahcup ediyorsunuz’ dediğim zaman, ‘ Din adamlarına saygı göstermek, Müslümanlığın icaplarındandır.’ buyururlardı. Atatürk şahsi çıkarları için, kutsal dinimizi siyasete alet eden, cahil din adamlarını sevmezdi. Not: Atatürk ve din eğitimi- Ahmet Gürtaş- Diyanet İşleri başkanları yayınları. S- 12 Atatürk iyi bir din eğitimi almış, inançlı bir insandır. Ailesinden ve okuldan aldığı din eğitimine ilaveten, kendisini dini konularda camiide hutbe okuyacak kadar iyi yetiştirmiştir. Türk halkının dinini aslına uygun iyi öğrenmesini istemiştir. Bunun için Kur’an’ı, Hz. Muhammed’in hayatı ve temel din kitaplarını Türkçe olarak yayınlatmıştır. Din Eğitimini önemli görmüş, okullarda yapılmasını istemiştir. Atatürk dinin değil; cehalet, bid’atlar, hurafeler ve din istismarcılarının karşısındaydı. Bu da bazı çevrelerce din düşmanlığı şeklinde algılanmış ve gösterilmiştir. O, Kur’an’ın özüne uygun Hz. Peygamber zamanındaki gerçek İslamiyet’in yanındaydı. Dini ve gerçek din bilginlerini övmüştür. ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİNİN KAYITLARINDAN, ATATÜRKÜN DİNİ KONULARDAKİ DÜŞÜNCELERİNDEN ALINTILAR. İslâm dininde ölçü. "Özellikle bizim dinimiz için herkesin elinde bir ölçü vardır. Bu ölçü ile hangi şeyin bu dine uygun olup olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi şey ki akla, mantığa, halkın yararına uygundur; biliniz ki o, bizim dinimize de uygundur. Bir şey akıl ve mantığa, milletin yararına, İslâmın yararına uygunsa kimseye sormayın; o şey dinîdir. Eğer bizim dinimiz aklın, mantığın uyduğu bir din olmasaydı mükemmel olmazdı, son din olmazdı." 1923 (Atatürk’ün S.D.ll, s. 127) Türk milleti ve Müslümanlık. "Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. Bilince aykırı, ilerlemeye engel hiçbir şey içermiyor. Halbuki Türkiye’ye bağımsızlığını veren bu Asya milletinin içinde daha karışık, yapay, bâtıl inançlardan ibaret bir din daha vardır. Fakat bu konuda yeterli bilgisi olmayanlar, bu âcizler sırası gelince, aydınlanacaklardır. Onlar ışığa yaklaşamazlarsa, kendilerini yitirmiş ve mahkûm etmişler demektir; onları kurtaracağız." 1923 (Atatürk’ün S.D.III, s. 70) Camiler ve minberler hakkında. "Camilerin mukaddes minberleri halkın ruhî, ahlâkî gıdalarına en yüksek, en verimli kaynaklardır. Minberlerden halkın anlayabileceği dille ruh ve beyne seslenilmekle Müslümanların vücudu canlanır, beyni temizlenir, imanı kuvvetlenir, kalbi cesaret bulur. Fakat buna karşılık hutbe okuyanların taşımaları gereken bilimsel özellikler, özel yeterlilik ve dünya durumunu anlayıp bilme, önemlidir 1922 (Atatürk’ün S.D.I, s. 225) Seçkin din bilginlerinin yetiştirilmesi. "Nasıl ki her hususta yüksek meslek ve uzmanlık sahipleri yetiştirmek gerekli ise, dinimizin felsefî gerçeğini inceleme, araştırma ve telkin bakımından ilmî ve fennî kudrete sahip olacak seçkin ve gerçek din bilginleri de yetiştirecek yüksek kurumlara sahip olmalıyız." 1923 (Atatürk’ün S.D.H, s. 90) Din oyunu aktörleri. "Bunca yüzyıllarda olduğu gibi, bugün de, milletlerin bilgisizliğinden ve bağnazlığından yararlanarak bin bir türlü siyasî ve kişisel amaç ve çıkar sağlamak için, dini âlet ve araç olarak kullanmak girişiminde bulunanların, içeride ve dışarıda varlığı, bizi bu konuda söz söylemekten, ne yazık ki, henüz uzak bulundurmuyor. İnsanlıkta, din hakkındaki bilgi ve anlayış, her türlü hurafelerden sıyrılarak gerçek bilim ve tekniğin ışıklarıyla arınmış ve mükemmel oluncaya kadar, din oyunu aktörlerine, her yerde tesadüf olunacaktır." 1927 (Nutuk II, s. 708) Camiler, birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Camiler, Allah’ın emrine uyma ve ibadet ile beraber din ve dünya için neler yapılmak gerektiğini düşünmek, yani danışmak için yapılmıştır. 1923 (Atatürk’ün S.D.I1, s. 94) Din gerekli bir kurumdur. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Yalnız şurası var ki, din Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. 1930 (Kılıç Ali, Atatürk’ün Hususiyetleri, 1955 s. 116) Din, bir vicdan sorunudur. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir, özgürdür. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz, din işlerini millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, amaca ve eyleme dayanan bağnaz hareketlerden sakınıyoruz ve buna asla meydan vermeyeceğiz. (Asaf İlbay, Tan gazetesi, 13.7.1949) Muhammed Mustafa, peygamber olmadan evvel kavminin sevgisine, saygısına, güvenine erişti. Ondan sonra ancak kırk yaşında nübüvvet* ve kırk üç yaşında risâlet** geldi. Fahrıâlem Efendimiz, sonsuz tehlikeler içinde, tükenmez sıkıntılar ve zorluklar karşısında yirmi sene çalıştı ve İslâm dinini kurmağa ait peygamberlik görevini yapmayı başardıktan sonra gökyüzünün ve cennetin en yüksek katına erişti. 1922 (Atatürk’ün S.D.l, s. 262-263) Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Cenab-ı Hak tarafından insanlara dinî gerçekleri bildirmeye memur ve elçi olmuştur. Ana yasası, hepimizce bilinir ki, şanı büyük olan yüce Kur’an’daki naslardır*. İnsanlara gelişme ve aydınlanma ışığı vermiş olan dinimiz, son dindir, en eksiksiz dindir; çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor. Eğer akla, mantığa ve gerçeğe uymasaydı, bununla diğer ilâhî doğa yasaları arasında karşıtlık olması gerekirdi; çünkü bütün evren yasalarını yapan Cenab-ı Haktır. 1923 (Atatürk’ün S.D.11, s. 94) 1923 yılında Balıkesir Zağnos Paşa Camii’nde minberden söylemiştir. Hz. Muhammed’i, yüksek kişiliğine yaraşır şekilde belirteme-yen bir eser hakkında söylemiştir: "Muhammed’i bana, cezbeye tutulmuş sönük bir derviş gibi tanıttırmak gayretine kapılan bu gibi cahil adamlar, onun yüksek kişiliğini ve başarılarını asla kavrayamamışlardır. Anlamaktan da çok uzak görünüyorlar. Cezbeye tutulmuş bir derviş, Uhud Savaşı’nda en büyük bir komutanın yapabileceği bir plânı nasıl düşünür ve uygulayabilir? Tarih, gerçekleri değiştiren bir sanat değil, belirten bir bilim olmalıdır. Bu küçük savaşta bile askerî dehası kadar siyasal görüşüyle de yükselen bir insanı, cezbeli bir derviş gibi anlatmağa yeltenen cahil serseriler, bizim tarih çalışmamıza katılamazlar. Muhammed, bu savaş sonunda çevresindekilerin direnmelerini yenerek ve kendisinin yaralı olmasına bakmayarak, galip düşmanı izlemeye kalkışmamış olsaydı, bugün yeryüzünde Müslümanlık diye bir varlık görülemezdi." 1930 (Şemsettin Günaltay, Ülkü Dergisi, Cilt : 9, Sayı: 100, 1945, s. 3) O, Allah’ın birinci ve en büyük kuludur. Onun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir, fakat sonsuza kadar O, ölümsüzdür. 1926 (Ali Rıza Ünal, Atatürk Hakkındaki Anılarım, Türkiye Harb Malûlü Gaziler Dergisi, Sayı: 158, 1969, s.23) Hz. Muhammed’in ölümü ve sonrası. Büyük bir devrim yaratan Muhammed’e karşı beslenilen sevgi, ancak onun ortaya koyduğu fikirleri, esasları korumakla belirmesi gerekti. Peygamber ölür ölmez düşünülecek şey, onu bir an evvel toprağa vermek değil, yaratmış olduğu devrimi güven altına almaktı. Bu da, yerine evvelâ devrimi kavramış en yakın bir arkadaşını geçirerek baş gösterecek tehlikeleri önlemekle olurdu. Devrimi kavramış ve ona bütün varlığıyla bağlanmış böyle bir halef seçtikten sonradır ki onun gömülmesi düşünülebilirdi. O zaman, beş on akraba ile değil, bütün kendisine bağlananların katılımıyla ve şanına lâyık bir törenle fâni cesedi ebedî istirahat yerine bırakılırdı… Ne Ali, ne de diğer Hâşimoğulları bunu düşünemediler. Bu gerçeği o zaman ancak üç büyük insan kavramıştır: Ebubekir, Ömer ve Ebu Ubeyde. Tarih olaylarının gelişimi, Müslümanlığın bu üç büyük insanın girişim ve gayretleriyle kurtulmuş olduğunu meydana koymuştur. Devrimin bu üç siması, yaratıcısı kadar büyük insanlardır. 1930 (Şemsettin Günaltay, Ülkü Dergisi, Cilt:9, Sayı: 100, 1945, s.4) Bizim dinimiz, akla en uygun ve en doğal bir dindir. Ve ancak bu nedenledir ki son din olmuştur. Bir dinin doğal olması için akla, tekniğe, bilime ve mantığa uyması gereklidir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. Müslümanların toplumsal yaşamında, hiç kimsenin özel bir sınıf halinde varlığını korumaya hakkı yoktur. Kendilerinde böyle bir hak görenler, dinî emirlere uygun harekette bulunmuş olmazlar. Bizde ruhbanlık yoktur, hepimiz eşitiz ve dinimizin kurallarını eşit olarak öğrenmek zorundayız. Her birey dinini, din duygusunu, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır; orası da Okuldur. 1923 (Atatürk’ün S.D. 11, s. 90) Müslümanlık, aslında en geniş anlamıyla hoşgörülü ve çağdaş bir dindir. (Atatürk’ten BM., s. 70) Allah kendisine uymaya mecbur tuttuğu insanların esasen kalp ve vicdanındaki gerçek gereksinimleri tamamen bilir. Bu nedenle gönderdiği kitap, tamamen o gereksinime uygun hükümler içeren bir kitaptır. 1921 (Atatürk’ün S.D.l, s.203) Kendisine, 1923 yılında armağan olarak küçük boyda bir Kur’an gönderilmesi üzerine teşekkürü. "Bence değerini takdire imkân olmayan bu hediyeyi, en derin ve hürmetkar din duygularımla saklayacağım." 1923 (Atatürk’ün T.T.B.IV, s. 480-481) Büyük dinimiz, çalışmayanın insanlıkla ilgisi olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler zamanın yeniliklerine uymayı kâfir olmak sanıyorlar. Asıl küfür, onların bu zannıdır. Bu yanlış yorumu yapanların amacı, İslamların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, beyinledir. 1923 (Atatürk’ün S.D.II, s. 128) Tekkeler hakkında. "Tekkeler kesinlikle kapanmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti, her kolda doğru yolu gösterecek güce sahiptir. Hiçbirimiz tekkelerin uyarmasına muhtaç değiliz. Biz uygarlıktan, bilim ve teknikten kuvvet alıyoruz ve ona göre yürüyoruz; başka bir şey tanımayız. Doğru yoldan sapmışların amacı, halkı kendinden geçmiş ve abdal yapmaktır. Halbuki halkımız, abdal ve kendinden geçmiş olmamaya karar vermiştir. Bunlar basit bir iş görünür; fakat önemi vardır. Biz dünya ailesi içinde uygarız. Her görüş noktasından uygarlığın gereklerini uygulayacağız." 1925 (Mustafa Selim İmece, Atatürk’ün Ş.D.K. ve İS., s.68) Dinin siyasete âlet edilişi. "Bizi yanlış yola yönelten soysuz kimseler bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aidata gelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz… Görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din niteliği altındaki küfür ve kötülükten gelmiştir. Onlar her türlü hareketi dinle karıştırırlar. Halbuki, Allah’a şükürler olsun hepimiz Müslümanız, hepimiz dindarız; artık bizim, dinin gereklerini öğrenmek için şundan bundan derse ve akıl hocalığına gereksinmemiz yoktur. Analarımızın, babalarımızın kucaklarında verdikleri dersler bile, bize dinimizin esaslarını anlatmaya yeterlidir. " 1923 (Atatürk’ün S.D.II, s. 127) İşte Atatürk böyle bir toplum yaratma çabasındaydı. İşine gelmeyenler, dini kendi çıkarlarına kullanmaya devam etmek isteyenler, ATATÜRK'Ü DİNSİZ İLAN ETTİLER. Kimin dinsiz olduğunu, Allah'ın huzurunda göreceğiz. Bizler hiç kimseyi, kendimizi temize çıkartıp dinsizlikle itham edemeyiz. O Allah ile kulu arasındadır, yargılamayı bizler asla yapamayız. Hz. Muhammed'in bizler için Kur'an'dan örnekliğini lütfen unutmayınız. Hz. Muhammed ÜMMİYDİ yani batıl ve hurafenin bataklığına batmış Kitap ehline tabi değildi, ama gerçeklerin doğrunun arayışındaydı. Onun içinde Rabbimiz Elçisini, Kitap ehlinin arasından değil, ÜMMİLERİN yani Kitap ehline tabi olmayan ama gerçeklerin arayışında olan, Hz. Muhammed'i Elçi olarak seçmişti. Onun için Kur'an'da Allah, kimin doğru yolda olduğunu, yalnız ben bilirim demiyor muydu? Bizler kimin daha çok dindar olduğuna değil, kimin daha doğru, dürüst, sözünde duran ve çevresine yardım edip TOPLUMA fayda sağlayan ona bakalım. Dilerim HAK İLE BATILI ayırabilen, Allah'ın sevgili azınlık kullarında oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
İslam’ı Düşünmeden, Yanlış Bilgilerin Işığında Nasıl Yaşadığımıza, Güzel Bir Örnek.
Benim yayınladığım bir yazıma, karşılıklı soru cevap tartışan iki arkadaşımız, birisi diğerine bakın ne diyor. Günümüz İslam anlayışının nasıl yanlış ve hatalı yaşandığına güzel bir örnek olduğu için makaleme konu olarak aldım. Ders ve ibret alana ne mutlu, atalarının inancını yaşayabilmek için, Allah’ın uyarılarını hala görmezden gelenlere, zaten sözüm yok. “SİZ 1440 YIL ÖNCE RESUL/NEBİ MUHAMMED ZAMANINDA YAŞAYAN BİR MÜ’MİN OLSAYDINIZ; 1- ONA EY MUHAMMED DİYE Mİ, YOKSA YA RESULELLAH, YA NEBİYYELLAH DİYE Mİ SESLENİRDİN? 2- SANA BİR EMİR VERSEYDİ, MESELA SOL ELİNLE YEME, SAĞ ELİNLE YE DESEYDİ, “SEN NEBİ OLARAK EMREDİYORSAN YAPMAM, RESUL OLARAK EMREDİYORSAN YAPARIM” MI DERDİN? YOKSA İŞİTİR VE İTAAT EDERİZ DEYİP SORGULAMADAN İTAAT Mİ EDERDİN? 3- SİYER ADI ALTINDA ANLATILAN BİLGİLER İÇİNDE SAHABE DEDİĞİMİZ KİMSELERİN, MUHAMMED ONLARA ON BİNLERCE EMİR VERİRKEN; SEN BUNU NEBİ OLARAK MI, RESUL OLARAK MI EMREDİYORSUN? DEDİKLERİNİ HİÇ DUYDUN MU? (ONLAR SİZİN GİBİ NEBİ/RESUL AYIRIMINA KAÇMADAN 7/24 ONUN EMİRLERİNE AMADE İDİLER. KEŞFETTİĞİNİZ FARKLI BİR BİLGİ KIRINTISININ ÜZERİNE BÜTÜN BİR 1460 YILLIK MAZİYİ SİLMEYE GEREK YOK.” Önce şunu söylemek isterim, hangimiz Allah’ın Resulünün döneminde yaşadık ve şahit olduk ta, bu sorulara doğru cevap verebilelim? Hiç birimiz veremez. Nakledilen rivayetlere de asla güvenemeyiz, çünkü aradan 1400 yıl geçmiş. ONUN İÇİNDE ALLAH’IN DİNİNİ YAŞARKEN, KENDİMİZE BUNA BENZER DELİL KANIT YARATMAK YERİNE, ALLAH’IN BİZLERİ SORUMLU TUTTUĞU KUR’AN’DAN DELİL, KANIT ARAMALIYIZ. Onun için Rabbimiz, sizi Kur’an’dan sorumlu tutuyorum, O’nun ipine sarılın diye uyarıyor. Bu sorular bizi doğruya değil yanlışa yönlendirir. Onun için Allah emin olmadığın bilginin ardına düşme, hesabını sorarım diyor. Bu kardeşimize ben, elimden geldiğince cevap vermek isterim. İlk önce en son sorusundan başlamak istiyorum. Allah’ın Resulünün zamanında yaşayan Müslümanlar, hatta Resulün en yakınında olanlar, arkadaşımızın söylediği gibi değil tam tersine, Hz. Muhammed yapılması için herhangi bir emir verdiğinde, ashabı en yakınında olanlar, şu soruyu Hz. Muhammed’e sormaktan çekinmiyorlarmış. “BU SÖYLEDİKLERİNİZ SİZİN ŞAHSİ EMRİNİZ Mİ, YOKSA ALLAH’IN VAHYİMİ?” Sahabeler, ashabı bu soruyu sormalarından kasıt, VAHİY ÜZERİNDE ASLA TARTIŞMA YAPILAMAYACAĞINDANDI. Bu konu ile ilgili rivayet edilen bilgiyi bakalım. Bakın rivayet diyorum, kesin delil kanıt değil. Rivayetlere çok güvenen kardeşlerimizi bile, bu rivayetler onaylamıyor. “SAHABELER ZAMAN ZAMAN HZ. MUHAMMED’E (S.A.V.) BİR KARAR VEYA UYGULAMA KARŞISINDA “BU ALLAH’IN BİR VAHYİ Mİ, YOKSA SİZİN KENDİ ŞAHSİ GÖRÜŞÜNÜZ/STRATEJİNİZ Mİ?” DİYE SORMUŞLARDIR. İSLAM LİTERATÜRÜNDE BU DURUMUN EN BİLİNEN İKİ ÖRNEĞİ ŞUNLARDIR:1. BEDİR SAVAŞI KONUMLANDIRMASI. OLAY: HZ. MUHAMMED ORDUYU BEDİR’DE BİR YERE KONUMLANDIRDI. SORU: HUBAB BİN MÜNZİR ADINDAKİ SAHABE, “YA RESULULLAH! BU KONAKLADIĞIMIZ YER ALLAH’IN SENİ YERLEŞTİRDİĞİ BİR YER Mİ, YOKSA BİR SAVAŞ STRATEJİSİ Mİ?” DİYE SORDU. CEVAP: HZ. MUHAMMED BUNUN KENDİ ŞAHSİ STRATEJİSİ OLDUĞUNU SÖYLEDİ. SONUÇ: SORUN YAŞAYABİLİRİZ DÜŞÜNCESİYLE, BİR SAHABENİN TAVSİYESİ ÜZERİNE ORDU, SU KUYULARINI ARKAYA ALACAK ŞEKİLDE DAHA STRATEJİK BİR KONUMA TAŞINDI. 2. HURMA AĞAÇLARININ SULANMASI (AŞILANMASI)OLAY: MEDİNE’YE HİCRET EDİLDİĞİNDE HALKIN HURMA AĞAÇLARINI AŞILADIĞINI GÖREN HZ. MUHAMMED, BUNU YAPMASALAR DA OLABİLECEĞİNİ SÖYLEDİ. SONUÇ: AŞILAMANIN DAHA DOĞRU OLDUĞU ORTAYA ÇIKIYOR VE O YIL VERİM DÜŞÜYOR. DURUM KENDİSİNE İLETİLİNCE HZ. MUHAMMED, “SİZ DÜNYA İŞLERİNİZİ BENDEN DAHA İYİ BİLİRSİNİZ” DİYEREK, BUNUN VAHİY DEĞİL ŞAHSİ BİR TAHMİN OLDUĞUNU BELİRTTİ.” BU SORULARIN AMACI NEDİR? İTAAT SINIRI: SAHABELER VAHİY OLAN EMİRLERE KESİN, SORGUSUZ OLARAK İTAAT EDERLERDİ. İSTİŞARE KÜLTÜRÜ: RESULÜN ŞAHSİ GÖRÜŞÜ OLDUĞUNDA FİKİR BEYAN EDEBİLECEKLERİNİ BİLİRLERDİ. BEŞERİYET: RESULÜN DE DİNİ KONULAR DIŞINDA, BİR İNSAN OLARAK ŞAHSİ FİKİRLERİ OLABİLECEĞİNİ AMA GEREKTİĞİNDE ÜZERİNDE TARTIŞILACAĞINI, EN DOĞRUNUN YAPILACAĞINI GÖSTERİR.” Buradan da anlıyoruz ki, rivayetten bizlere ulaşmış kaynaklar bile, O günkü Müslümanların Resulün en yakındaki ashabı, sahabeler, NEBİ VE RESUL ayrımını yapıyorlarmış. Çünkü onlarda biliyorlardı ki, Resulün tebliğine uymak farzdır, çünkü Nebi Allah’ın vahyini tebliğ ederken, RESULLÜK görevini yerine getiriyordu ve O tebliğe itiraz asla olamazdı. Nebi ise ona verilen makamın adıdır. Hz. Muhammed yaşadığı her an nebidir. Allah’tan aldığı vahyi tebliğ ettiğinde ise RESULLÜK görevini yapar. BU AYRIMI SAHABELER VE O GÜNKÜ İMAN EDEN TOPLUM KUR’AN’I BATIL VE HURAFEDEN UZAK HAYATLARINA GEÇİRDİKLERİ İÇİN, ÇOK GÜZEL YAPABİLİYOR VE HAYATLARINA GEÇİRİYORLARMIŞ. Arkadaşımızın verdiği örnek çok dikkat çekici hatırlayalım. “SANA BİR EMİR VERSEYDİ, MESELA SOL ELİNLE YEME, SAĞ ELİNLE YE DESEYDİ, “SEN NEBİ OLARAK EMREDİYORSAN YAPMAM, RESUL OLARAK EMREDİYORSAN YAPARIM” MI DERDİN?” Aslında bu sorunun cevabını, Kur’an’ı dikkatle bir kez okuyan bir Müslüman verir. Çünkü Allah, sizleri Kur’an’dan hesaba çekeceğim onun ipine sarılın, biz kitapta hiçbir eksik bırakmadık, yemin olsun ki kolaylaştırdık diyorsa Rabbimiz, Kur’an Müslümanı şunu çok iyi bilir, ALLAH’IN EMRETMEDİĞİ BİR HÜKMÜ RESULÜ VERMEZ, HATTA VEREMEZ. Verir dediğimizde yüzlerce ayete ters düşmüş, Kur’an’da çelişki yaratmış oluruz. Bu soruya, aslında yazdığım rivayet hadisler bile cevap veriyor ve onlarda böyle bir şey Resul söylemiş olsaydı, hemen Allah’ın Resulüne sorup, BU ALLAH’IN EMRİMİ YOKSA SİZİN DÜŞÜNCENİZ Mİ DİYECEKLERDİ. Bu durumda Allah’ın Resulü benim düşüncem dediğinde, konu hakkında rahatlıkla tartışma yapılacak, inanıp inanmamak serbest olacaktı, neye göre KUR’AN’A GÖRE. Çünkü Allah, ben hükmüme hiç kimseyi ortak etmem diyor. Aslında her şey bu kadar açık ve net, tabi zikir ehline ve anlamak isteyene. Arkadaşımızın ilk sorusuna gelince, Resulün yaşadığı dönemde olsaydık, ona nasıl hitap edersiniz? Allah Nur suresi 63. Ayetinde, Resulümü çağırırken yani ona seslenirken, birbirinizi çağırdığınız gibi çağırmayın diyor. Bunun nedeni, ona saygılı olmamız içindir. Şöyle düşünün, yüksek makamlı bir devlet görevlisi gördüğünüzde, nasıl arkadaşınıza hitap ettiğiniz gibi hitap etmiyorsanız, Allah Resulüme de saygılı hitapta bulunun diyor. Bu durumda ben olsam ismiyle seslenmem, “Yâ Resûlallah” ya da “Yâ Nebiyyallah” diye hitap ederdim. Arapların İslamiyet’in ilk dönemde Allah’ın Resulüne hitaplarının, “Yâ Muhammed!” diye hitap ettikleri söylenir. Elbette bu hitaplar Allah’ın Resulüne saygılı olduğumuzu gösterir. Peki, Allah Resulünü bizlere tanırken, yaşadığımız özel hayatımızda, O’nun bizlerin neyi olduğunu söyler? Tekvir suresi 22. ayetinde Hz. Muhammed’in, BİZLERİN ARKADAŞI OLDUĞUNU SÖYLER. Değerli kardeşlerim, lütfen bizlere din diye anlatılanlara değil, Allah’ın muhkem bir şekilde Kur’an’da anlattıklarının ipine sarılalım, bu Allah’ın emridir. Allah’ın ipine sarılan kurtuluşa erecek, emin olamadığımız rivayetlere inanan, kendisini inanın ebedi ateşe atma riskiyle karşı karşıya bulacaktır. Dilerim gerçek HAK olanın yolundan giden, Allah’ın azınlık kullarından oluruz. Sizce neden azınlık kullarından diyor olabilirim? Çünkü bakın kendisinin iman ettiğini zanneden genel çoğunluğun, nasıl iman ettiğini söylüyor Rabbimiz. Yusuf 106: ONLARIN ÇOĞU ALLAH’A ANCAK, ORTAK KOŞARAK İNANIRLAR. (Diyanet meali) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
Hakka Suresi 38-39-40-41-42-43-44-45-46. Ayetlere, Lütfen Kulak Verelim.
Biz Müslümanların kafasını öyle karıştırdılar ki, onları Allah ile aldatmak çok daha kolay oldu, peki neden? Çünkü Allah’ın kitabı Kur’an’ı elimizden aldılar, siz anlayamazsınız dediler ve bizlerin eline kendilerinin anladıklarını yazdıkları kitapları, Kur’an diye elimize verdiler. Böyle olunca gerçekleri ne araştıran var, nede sorgulayan. İçimize girmiş Yahudi fitnesi, ayrıca dini kullanıp çıkar sağlayanlar, İslam toplumunu istedikleri gibi yönetebiliyorlar. Çok değil şöyle bir araştırınız lütfen, kendilerini tarikat şeyhi Allah dostu veli kişi ilan edenlerin hiçbir mesleği olmadığı halde, günümüzde milyarlara hükmediyorlar. Bu tuzağa düşmeyelim diye, Rabbimiz Kur’an’da bizleri uyarıyor ve Kur’an’ı anlayarak ve üzerinde düşünerek, BİZZAT ALLAH İLE KULU ARASINA HİÇ KİMSEYİ KOYMADAN, KUR’AN’I DÜŞÜNEREK OKUYUP ANLAMAMIZI İSTİYOR. Bu makalemde de, Müslümanları aldatmaya çalışıp farklı anlamlar verdikleri bir ayeti sizlere hatırlatmak ve üzerinde birlikte düşünmeye davet etmek istiyorum. Hakka 38-39-40: GÖREBİLDİKLERİNİZ VE GÖREMEDİKLERİNİZ ÜZERİNE YEMİN EDERİM Kİ, O (KUR’AN) ELBETTE DEĞERLİ BİR ELÇİNİN SÖZÜDÜR. (Kur’an yolu. Diyanet İşl.) Bakın Rabbimiz, bir konuda yemin ederek bizlere ne söylüyor, bazı kişiler bu sözlere nasıl anlamlar veriyorlar? Aslında ayette direk Kur’an diye geçmiyor O, işaret zamiri ile işaret ettiği Kur’an’ı yani vahyi bizlere tebliğ eden Hz. Muhammed’in DEĞERLİ, SAYGIN, GÜVENİLİR BİR ELÇİNİN SÖZÜDÜR DİYOR. Hatırlatırım ELÇİNİN sözüdür, kendi sözü değil diyor. Batıl inançlarını aklayabilmek için fırsat kollayanlar, Kur’an’ı bir bütün olarak anlamaya çalışmadan parçalı ve diğer ayetlerden kopuk, hemen şunu söylüyorlar. Bakın Allah Kur’an’ın Elçinin sözü diyor, öyleyse onunda bizlere ulaşan rivayet hadisleri de, Kur’an ayetleri değerinde olup, bizleri bağlayıcıdır diyerek, inançlarına rahatlıkla kanıt yaratmaya çalışıyorlar. Hâlbuki ayette Allah, Kur’an Hz. Muhammed’in sözüdür demiyor hatırlatırım, ELÇİMİN yani RESULÜN sözüdür diyor. Resul kelimesinin tam karşılığı ELÇİ anlamındadır. Elçinin anlamı da, ona iletilene asla hiçbir şey ilave etmeden, yani kendinden konuşmayan, yalnız Allah’ın vahyini ulaştıran tebliğ eden anlamındadır. Onun için Rabbimiz Elçisine güven sağlamak adına tüm iman edenlere, özellikle Kur’an’ı ilk tebliğ ettiği topluma, size değerli güvenilir elçim KENDİ SÖZÜNDEN HİÇ İLAVE ETMEDEN DEĞİŞTİRMEDEN, BENİM VAHYİMİ İLETİYOR diye bilgi veriyor, ona güveni sağlıyor. Aslında bu ayetin devamında, Kur’an değerli elçimin sözüdür söyleminden neyi kast ettiğini Allah açıklıyor ve bakın neler söylüyor. Bakalım Elçisinin söyledikleri kimin sözleriymiş. “O BİR ŞAİR SÖZÜ DEĞİLDİR. NE DE AZ İNANIYORSUNUZ! O BİR KÂHİN SÖZÜ DE DEĞİLDİR. NE DE AZ DÜŞÜNÜYORSUNUZ! O, ÂLEMLERİN RABBİ TARAFINDAN İNDİRİLMİŞTİR. O, BİZE İSNADEN BAZI SÖZLER UYDURMAYA KALKIŞSAYDI, ELBETTE ONU KISKIVRAK YAKALARDIK. SONRA ONUN CAN DAMARINI KOPARIRDIK. HİÇ BİRİNİZ BUNA MÂNİ OLAMAZDINIZ.” (Hakka 41 ve 46 arası) Sanırım hakka suresinde Rabbimiz, bizlere Elçisini tanıtırken çok açık ve net şunu söylüyor. Elçim sizlere yalnız benim ona indirdiğim Kur’an’ı sizlere tebliğ edecek, O’na uyun çünkü O değerli, güvenilir bir Elçimdir diyor. Aslında Allah, geçmişte yapılan hataları, bizlerin günümüzde de yapacağımızı bildiği için, çok sert bir uyarı yapıyor bizlere bakın ne diyor tekrar hatırlayalım. Allah, Resulümün sizlere tebliğ ettiği Kur’an şairin, kâhinin sözü değildir diyor. Peki, kimin sözüymüş? ÂLEMLERİN RABBİ ALLAH’IN SÖZÜYMÜŞ. ALLAH’IN VAHYİ GÜVENİLİR, DEĞERLİ ELÇİNİN SÖZLERİYLE BİZLERE TEBLİĞ EDİLMİŞ. Ayetin devamında ise çok sert bir şekilde Rabbimiz bizleri uyarıp, sanki günümüzde özellikle bizleri uyarırcasına, Elçime biz vah yetmediğimiz halde, bize istinaden vah yetmiş gibi, bazı sözleri biz söylemiş gibi uydurup söyleseydi, ONU KISKIVRAK YAKALAR, DAHA SONRA ŞAH DAMARINI KESERDİK DİYOR. Allah aşkına çok değil, zerre kadar bu ayette Rabbimizin yaptığı uyarıyı düşünün. Sizce Allah’ın Elçisi, Allah’tan bu uyarıyı aldıktan sonra, Allah’ın hükmünün dışından, tek kelime Allah’ın dinine ilave edebilir mi? Bırakın Allah’ın Elçisini, siz Allah’tan böyle bir uyarı alsaydınız, bunlarda benim dine ilavelerim ya da ayetlerin açıklamaları gibi, Kur’an’ın hiç bahsetmediği bilgileri hükümleri de verip, bunlara da uymalısınız der miydiniz? Yeri gelmişken Allah’ın Elçisine verdiği yetki ve sorumluluğu hatırlayalım. “RESULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.” (Ankebut 18) “BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ.” (Kehf 56) “SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR.” (Rad 40) Bunca açık ayetleri tebliğ aldıktan sonra, hala atalarının inancını yaşayabilmek için bizler, ne yani Allah Resulünü postacı diye mi gönderdi, nasıl deriz? O kadar mı kör olduk, sağır olduk da aklımızı kullanmıyoruz. Demek ki Allah’ın uyardığı gibi, batılı ısrarla yaşayabilmek için, Allah’ın ayetlerini görmek duymak istemeyenlerin Allah, gözlerine perde çekiyor, kulaklarını ve kalplerini mühürlüyor muş. Hakka suresinde, Kur’an değerli bir elçinin sözüdür uyarısına, kendi mezhep inançlarına kanıt, delil yaratabilmek için madem Kur’an Elçinin sözüdür, Elçiye ait olan rivayet hadislerde O’nun sözü olduğuna göre, onlara da Kur’an ayetleri gibi inanmalıyız diyorlar. Hatırlatırım Elçinin, ona verilen görevi gereği asla vahye ilave etme yetkisi yok. Ne diyor Rabbimiz Elçisine, eğer bize istinaden bizim vahyimizin dışına çıkıp, size onları da iletseydi, onun canını alırdık diyor. Allah, Elçisine indirilenlerin tamamının nereden geldiğini söylüyordu hatırlayalım. “O, ÂLEMLERİN RABBİ TARAFINDAN İNDİRİLMİŞTİR” Bunca açık ayetleri hala görmezden gelip, Elçinin adına rivayet edilen ve uydurulan her söze inananlara, doğrusu benim söyleyecek hiçbir sözüm yok, çünkü onların işi Allah’a kalmıştır. Şunu da özellikle hatırlatmak isterim. Allah bizlerin yalnız Kur’an’ın ipine sarılmamızı, çünkü ondan hesaba çekileceğimizi açıkça bildirip, batıl hurafe karışmasın diye, özellikle kendi korumasına aldığını bildiriyor. “ŞÜPHESİZ O ZİKR’İ (KUR’AN’I) BİZ İNDİRDİK BİZ! ONUN KORUYUCUSU DA ELBETTE BİZİZ.” (Hicr 9) Bu ayetten sonra hemen kendimize soralım. Allah Kur’an’ı ben koruyorum diyor. Peki, günümüze ulaşan ve Allah’ın Elçisinin söylediği iddia edilen rivayet hadisleri kim koruyor, elbette hiç kimse korumuyor. Onun için Allah bizleri uyarıyor ve emin olmadığın bilginin ardına düşmeyin, hesabını sorarım diyor. Bu örnekleri verdiğimizde, atalarının batıl inancını yaşamaya ısrarla devam etmek isteyenler, Allah Kur’an’ı koruyor, Resulünün hadislerini neden korumasın onları da koruyor diyerek, kendi kendilerine delil kanıt yaratma yarışına giriyorlar. Ne yazık ki kendilerini, nefisleri aldatıyorlar ama farkında bile değiller. Biz Müslümanların yaptığı en büyük yanlışımız, ilk önce Allah’a onun kitabı Kur’an’a güvenmemiz gerekirken, doğruluğundan emin olamayacağımız rivayetlere güvenmemizden kaynaklanıyor. Bu rivayetlerin ışığında ayetleri anlamaya çalışınca, ne yazık ki şeytanlaşmış insanların tuzağına rahatlıkla düşüyoruz. Günümüzde bizlere ulaşan ve Allah’ın Elçisine ait olduğu rivayet edilen hadisleri, Allah’ın korumadığını çok rahatlıkla anlayabiliriz. Mezhepleri lütfen araştırınız, her mezhebin doğru kabul ettiği hatta yanlış kabul edip reddettiği hadisler farklıdır. Birisinin kabul ettiğini, diğeri kabul etmez. Eğer Allah’ın koruması altında olsaydı böyle mi olurdu? Kur’an’da hiçbir değişiklik yok çünkü Allah’ın korumasında. Peki, neden insanlar farklı anlıyor? Çünkü Kur’an’ı, yine Kur’an’ın diğer ayetlerinde verdiği örneklerden, açıklamalarından yardım alarak anlamaya çalışmıyorlar da ondan. ALLAH KUR’AN’I AÇIKLAMAK BİZİM GÖREVİMİZ, NİCE ÖRNEKLERLE KUR’AN’I BİZ AÇIKLADIK Kİ HİÇ KİMSEYE MUHTAÇ OLMAYASINIZ DİYOR, AMA BİZLER KUR’AN AYETLERİNİ, RİVAYETLERİN IŞIĞINDA ANLAMAYA ÇALIŞINCA, HER MEZHEP HATTA HER KİŞİ FARKLI ANLIYOR. Değerli dostlarım, hayatımız bir su gibi önümüzde akıp gidiyor. Her an bu dünyada ki imtihanımız sona erebilir, emanetimizi teslim edebiliriz. Onun içindir ki, lütfen imtihanımızı birilerine emanet ederek yaşamayalım, inanın hesabın görüleceği O çetin gün, çok ama çok pişman oluruz. Allah yemin ederek Kur’an’ı kolaylaştırdık hiçbir eksik bırakmadık, Onun ipine sarılın ondan sorumlusunuz diyorsa, lütfen birilerine değil ALLAH’A GÜVENELİM ve sorumlu olduğumuz Kur’an’a, yalnız onun açıklamalarına dayanarak Kur’an’ı anlamaya ve yaşamaya çalışalım. Unutamayalım, Rabbimiz sözünde durandır. O sizleri Kur’an’dan sorumlu tutuyorum diyorsa, KUR’AN’DA TEK KELİME BİLE GEÇMEYEN HİÇ BİR ŞEYDEN SORUMLU TUTMAZ. Allah cümlemizin yardımcısı olsun. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
Allah’ın Dini İslam’ı, Doğru Yaşayabilmemiz İçin, Kur’an Evimizin Kütüphanesinde, Danışacağımız Tek Kaynaktır.
Bu makalemi yine, bir arkadaşımızın bana verdiği cevap üzerinde sizleri düşünmeye davet etmek istiyorum, çünkü yaşadığımız İslam’ın acıklı kanıtları Kur’an’ın asla onaylamadığı söylemlerimizden çok daha açık anlaşılıyor. Gerçeklerle buluşmak istiyorsak önce, bizlere öğretilenleri bir an unutup, daha sonra Kur’an’ı okumaya anlamaya başladığımızda, tüm gerçekleri görebiliriz. Her Müslüman şunu mutlaka kendisine sormalıdır. Ben Allah’ın dini İslam’ı yaşarken, acaba yanlışlar yapıyor muyum? Çünkü hatasız insan asla olamaz. Bunu kendimize sorup, inancımızı Kur’an’dan sorgulamaz kontrol etmezsek, mutlaka çok büyük yanlışlar yapma ihtimalimiz yüksek olacaktır. Eğer yalnız Kur’an ile İslam yaşanmaz diyenlere inandıysak, SORGULAMANIN, KONTROL ETME KAPISINI, ELLERİMİZLE KAPATMIŞ OLURUZ ve doğru yolda olup olmadığımızdan da, asla emin olamayız. Bunu fireni olmayan arabaya benzetebiliriz. İslam toplumunu Kur’an’dan uzaklaştırıp kendilerine yönlendirmeye çalışanlar, özellikle Kur’an tercümelerini farklı farklı tercüme ederek, toplumda korku yaratmışlar ve bizleri tedirgin etmeyi başarmışlardır. İlginçtir Arapça olan hiç bir kitaba, hatta Arapça olan rivayet edilen hadislere bile takınılmayan O tavır, ne yazık ki Kur'an'a karşı takınılmış ve Kur'an'ın başka dile tam çevrilemeyeceğine, toplum inandırılmıştır. Değerli dostlarım, günümüzde birçok Kur’an tercümesi var, lütfen birine bakarak değil gerekirse hepsinden faydalanarak, Allah’ın kitabını anlamaya çalışalım. Rabbimiz geleceği gördüğünden, Kur’an’da aynı konuları birçok kez tekrar ederek, bizlerin işini kolaylaştırmıştır. Lütfen bu çabayı, araştırmayı yapalım ve bu tuzağa düşmeyelim. Unutmayalım Allah, gösterdiğimiz çaba nispetinde bizleri aydınlatacak ve sorumlu tutacaktır. Bakın arkadaşımız bana cevabında ne diyor. “YİNE HER ZAMANKİ GİBİ "YALNIZ KUR’AN" VURGUSUYLA, İSLAM’IN 1400 YILLIK YAŞAYAN PRATİĞİNİ VE O PRATİĞİN TAŞIYICISI OLAN HZ. PEYGAMBER’İN (SAV) ÖRNEKLİĞİNİ "RİVAYET" DİYEREK TEK KALEMDE SİLİP ATMIŞSINIZ. SİZİ DİNLEYİNCE SANILIYOR Kİ; ALLAH BİR KİTAP GÖNDERMİŞ VE O KİTABI BİR İNSANA DEĞİL DE, BİR KÜTÜPHANEYE BIRAKMIŞ GİBİ DAVRANMAMIZI İSTİYOR.” Üzücü olan, yalnız Kur’an diyen ben değilim, YÜCE RABBİMİZDİR. Çünkü Allah bizlerin, yalnız Kur’an’ın ipine sarılmamızı, ondan hesaba çekileceğimize hükmetmiştir. Sizce bu hükmü veren Allah haşa sözünden dönerde, başka bilgi ve kaynaklardan da hesap sorar mı? Bizlerin en büyük hatası, Kur’an’ı ya da İslam’ı mutlaka birilerinden öğrenmeliyiz düşüncesinden kaynaklanıyor. Hâlbuki Allah Kur’an’da, BEN SİZE RUHBAN SINIIFI EMRETMEDİM DİYOR. Pek bu ne demek? Sizlere dini anlatacak öğretecek bir sınıf yok, siz öğreneceksiniz Kur’an’dan diyor. Allah hiç kimseye muhtaç olmayasınız diye, Kur’an’ı biz nice örneklerle açıkladık, Kur’an’ı açıklamak bizim görevimizdir demiyor muydu? Bakın Kur’an’ı bizlere kim öğretmiş, Kur’an’a iman eden bir Müslüman, bu ayetin gereğini yapmalıdır. “RAHMÂN, KUR’AN’I ÖĞRETTİ. İNSANI YARATTI. ONA BEYANI (DÜŞÜNÜP İFADE ETMEYİ) ÖĞRETTİ. (Rahman 1-2-3-4) Allah biz kullarına nasıl ve hangi yolla öğretmiş Kur'an'ı? Ona beyan gücünü verdi, yani herhangi bir bilgiyi anlama, ifade etme anlatma bilgeliğini verdiğini söylüyor. Onun içinde bizlerin yalnız Kur’an’ın ipine sarılmamızı, ayetler üzerinde düşünmemizi, aklımızı kullanmamızı ve Allah’ın verdiği O beyan edebilme gücüyle, Kur’an’ı anlamamızı istiyor. Elbette o BEYAN gücümüzü ortaya çıkarmak, bizlere düşüyor. Ne yazık ki bizler kendimizi keşfetmek ve geliştirmek istemiyoruz, çünkü bunu yapmak için bir çaba harcamamız gerekir. Birilerine sorgusuzca tabi olarak kolay yolu seçiyoruz ama Allah ile aldatıldığımızın farkında olamıyoruz. Bakın dinde kontrol mekanizmasını çalıştırmayınca, nereye gittiğimizin farkında bile olamıyoruz, BATILI HURAFEYİ, HAK ZANNEDİYORUZ. Bu kardeşim eğer Kur’an’ı okumaya başlamadan önce, Nahl suresi 98. Ayette bizleri uyardığı yöntemle Kur’an’ı okumaya başlasaydı, inanın bunları söylemezdi. Bakın bu ayette Rabbimiz ne diyor. “KUR'AN'I OKUMAYA BAŞLADIĞIN ZAMAN, O KOVULUP TAŞLANMIŞ ŞEYTANDAN ALLAH'A SIĞIN!” Sizce Allah bu ayette bizleri, hangi konuda uyarıyor olabilir? Allah’ın mesajını uyarı ve ikazlarını ilk elden tebliğ alıp anlayabilmek için, önce sana öğretilen şeytanın ve şeytanlaşmış insanların batıl, hurafe ve sanı bilgilerini bir kenara koy, unut yalnız Allah’a güvenerek ona sığınarak, KUR’AN’I OKUMAYA BAŞLA DİYOR. Bizler ne yazık ki Kur'an'ı bu uyarının ışığında okumuyor, tam tersine rivayet hadisler olmasaydı Kur'an anlaşılamazdı diyerek, batılın ışığında Kur'an'ı okumaya anlamaya çalışıyoruz. Allah nasıl okumamızı istiyor, aklımızı kullanıp düşünerek. Gelelim arkadaşımızın bana verdiği cevaba. Arkadaşımız bana, yine her zaman ki gibi, YALNIZ KUR’AN vurgusuyla yazılarımı yazdığım için bana sitem ediyor. Yalnız Kur’an dememin nedeni bunu Allah emrettiği içindir. Çünkü Kitap ehlide Hz. Muhammed’in yalnız Kur’an’ı tebliğ etmeye çalıştığında, ona da itiraz etmişler, bir kısmı tamam Kur’an’a inanırız ama bizim atalarımızdan gelen inancımızda var onlara da inanırız dediklerinde, Allah nasıl ayetler indirmişti Kitap ehline? “ALLAH'TAN VE O'NUN AYETLERİNDEN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR?”(casiye 6) ALLAH'TAN DAHA İYİ KANUN KOYUCU OLABİLİR Mİ? (Maide 50) Allah, Resulü aracılığıyla bakın Kitap ehline ne söylemesini istiyor. Allah’tan ve onun ayetlerinden başka hangi söze inanacaksınız dediyse, sizce Allah’ın Resulü bu ayetin hükmü yalnız Kitap ehline yapılmıştır, Müslümanlar için değildir, ben sizlere Kur’an dışından da hükümler, açıklamalar hatta Kur’an’da bahsedilmeyen konulardan da hadislerimi ileteceğim, onlara da uyun demiş olabileceğine inanıyor musunuz? Maide 77. Ayetinde de yine Rabbimiz Kitap ehlini uyarırken: De ki: “ EY EHL-İ KİTAB! DİNİNİZDE HAKSIZ YERE SINIRI AŞMAYIN.” Diye uyarıyorsa, sizce Allah’ın Resulü bu ayetler yalnız Kitap ehlini ilgilendiriyor siz Müslümanları değil, ben size daha birçok konuda hadislerimi iletip, açıklamalar yapacağım, diyebileceğine inanan var mı? Elbette inanmak isteyene sözümüz yok, ama bir Müslümana düşen, Allah’ın Resulünü örnek alan, YALNIZ KUR’AN’IN İPİNE SARILIR, KUR’AN’IN SINIRLARINI AŞARAK, RİVAYETLERE ASLA İNANMAZ. Peki neden? ÇÜNKÜ ALLAH BİZLERİ, KUR’AN’DAN İMTİHAN EDİYORDA ONDAN. Bizler okullarda okurken, hangi konuda dersimizi görmüş ve sorumlu tutulmuşsak, imtihan da o konudan sorular çıkıyordu. Sizce Allah, bizleri sorumlu tuttuğu Kur’an dışından da hesaba çeker mi? Karar sizin. Kime güvenip inanacağınız size kalmış. Gelelim arkadaşımızın bana söylediği, İslam’ın 1400 yıllık yaşayan pratiğine. Önce şunu hatırlatmak isterim, Rabbimiz bir ayetinde, SAKIN ÇOĞUNLUĞA UYMAYIN, SİZİ DİNDEN SAPTIRIRLAR diye uyarıyor. Demek ki çoğunluk böyle yapmış, onların pratiği böyleymiş dememizi Allah yasaklıyor. Arkadaşımız O pratiğin taşıyıcısı Hz. MUHAMMED ve onun örnek oluşundan bahsetmiş. Hangimiz Resulün yaşamına şahit oldu da, bunu örnek gösteriyor ve Resulün pratiği diyoruz? Hiç birimiz, işte toplum böyle kanıt ve delil olmayan söylemlerle aldatılıyor. Önce çok değil biraz düşünelim. Arkadaşımızın söylediği gibi, Hz. Muhammed ‘mi günümüze, İslam’ın nasıl yaşanacağının Pratiğini getirdi? Eğer O getirmiş olsaydı, İSLAM DİNİ MEZHEPLERE CEMAAT VE TARİKATLARA BÖLÜNMEZDİ. İslam dini Resulün vefatı ve dört halife devrinden sonra, sürekli bölünmüş parçalanmış ve böylece Allah’ın yolundan sapmıştır. Bu yanlış Pratik sayesinde İslam toplumu bölünmeye devam ediyor, asla tek yumruk olamıyor. ÇÜNKÜ KUR’AN ÇEVRESİNDE BİRLEŞEMİYORUZ DA ONDAN. Allah sakın dinde bölünenler gibi olmayın diye emir verecek, bizler hala inancımızı savunabilmek için, mezheplere bölünmekte zenginlik, bereket vardır diyebileceğiz öyle mi? Çok ilginçtir birde günümüzde ismi sayılan bölünmüşlüğe DÖRT HAK MEZHEP, ADINI VERMEKTEN ÇEKİNMİYORUZ. Hak olan Allah katından gelendir ve Allah, ben hükmüme hiç kimseyi ortak etmem diyor, hala gerçekleri göremiyor muyuz? Hatırlatırım İslam toplumunun, geçmişine bakarsanız yüzlerce mezhepten bahsedilir, daha sonra siyasi olarak oluşan günümüz adı ile anılan dört mezhepte toplanılmış. Allah Resulünü bizlere, örnek göstermiştir Kur’an’da. Bu örnek oluşu konusunda da tüm detayları Kur’an’da açıklamıştır. Resulün örnek oluşu konusunda ise Allah, Resulünü asla dininde ortak etmediğini, yani onunda dinde hüküm koyamayacağını bizlere bildirmiştir. Hz. Muhammed’in Kur’an’da Allah’ın verdiği örnek davranışlarını, hiçbir Müslüman görmezden gelemez, dışlayamaz ama hiçbir Müslüman, Allah’ın Resulüne vermediği bir yetkiyi de vermeye çalışamaz. Bunu yapmaya çalışan ancak, kendisini aldatacağı gibi, elleriyle kendisini ateşe atar. Günümüzde toplumu Allah ile aldatanlar, bizlerin Allah’ın Resulüne karşı büyük sevgisini kullanarak, onun adına rivayetler uydurup bizleri yönetmek ve çıkarlarına alet etmek istiyorlar. Lütfen bu tuzağa düşmeyelim. Güveneceğimiz tek kaynak Kur’an’dır, peki neden? Bakın Rabbimiz bizleri yalnız Kur’an’a nasıl yönlendiriyor, onun için gerçek Müslüman YALNIZ KUR’AN der. “ŞÜPHESİZ BU KUR’AN, SANA VE KAVMİNE BİR ÖĞÜT VE BİR ŞEREFTİR, ONDAN HESABA ÇEKİLECEKSİNİZ.” (Zuhruf 44) Allah Kur’an’dan hesaba çekileceksiniz diyorsa, Allah’ın Resulü bizlere Kur’an dışından da tek kelime bile bir söz/hadis bırakmış ve dine ilave yapmış olabilir mi? Karar sizin imtihan sizin imtihanınız. Sayın arkadaşımız, verdiği cevabın sonunda şöyle diyor. “SİZİ DİNLEYİNCE SANILIYOR Kİ; ALLAH BİR KİTAP GÖNDERMİŞ VE O KİTABI BİR İNSANA DEĞİL DE, BİR KÜTÜPHANEYE BIRAKMIŞ GİBİ DAVRANMAMIZI İSTİYOR.” Aynen öyle yapmış, yoksa Allah Kur’an’ın ipine sarılın onun sınırlarını aşmayın, ondan sorumlusunuz der mi? Allah’ın Resulünün yaşadığı dönemde olsaydı, bu arkadaşımıza hak verirdim, çünkü Allah aranızdaki sorunlarda bile Resulüme danışın diyordu, çünkü Allah Resulünü sürekli kontrol altında tutuyor, hatta gerektiğinde uyarıyordu lütfen hatırlayınız. Peki, Resul vefat ettikten sonra ne yamamız gerekir, burası önemli. Sizce Allah, Resulüm vefat ettikten sonra, size Kur’an yetmez siz anlayamazsınız, Resulüm sizlere hadislerini bırakacak, onun bıraktığı hadisleri izlerseniz, Kur’an’ı anlayıp doğru yaşayabilirsiniz, dediğini hiç Kur’an’da gördünüz mü? ASLA GÖREMEZSİNİZ. Tam tersine bizlerin yalnız Kur’an’a sarılmamızı ve Kur’an’dan hesaba çekileceğimizi emrediyorsa Allah, BİZLER YALNIZ KUR’AN DİYEREK İslam’ı yaşamalıyız. Allah’ın Resulü varken, elbette onula yaşayanların durumu daha kolaydı, peki vefat ettikten sonra ne olacak? Ne yazık ki Kitap ehli de, Allah’ın vahyi ile yetinmeyip, kendilerine Resulün vefatından sonra Allah’ın dini adına yön vericiler, VELİLER, EVLİYALAR edindiler, Allah yasaklamasına rağmen. Bizde ne yazık ki aynı yanlışı devam ettirdik. Hâlbuki Kur’an’da Allah bu konuda Hz. İsa üzerinden, çok güzel bir örnek veriyordu hatırlayalım. Maide 117: BEN ONLARA, YALNIZCA SENİN BANA EMRETTİĞİN (ŞU ESASI) SÖYLEDİM: ‘BENİM DE RABBİM, SİZİN DE RABBİNİZ OLAN ALLAH’A KULLUK EDİN!’ İÇLERİNDE BULUNDUĞUM SÜRECE DURUMLARINA ŞAHİTTİM. BENİ VEFAT ETTİRİNCE ARTIK ONLAR ÜZERİNE GÖZETLEYİCİ YALNIZ SEN OLDUN. SEN HER ŞEYE ŞAHİTSİN. (Mehmet Okuyan) Bakın Hz. İsa ne diyor. Ben ümmetime ancak, yalnız senin bana emrettiğini söyledim ve yalnız Allah’a kulluk edin dedim diyor. Bu ne demek, KİME KULLUK EDİYORSAN ONUN HÜKÜMLERİNE TABİ OLURSUN. Sizce Hz. Muhammet’te Kur’an’dan başka bilgiler, biz ümmetine söylemiş olabilir mi? Asla mümkün değil, Allah ne vah yettiyse onu bizlere ilettiğini, Kur’an’da birçok kez söylüyor. Bakın Hz. İsa devamında ne diyor. İçlerinde bulunduğum süre içinde, durumlarına şahittim yani onları uyarıyor ve gerektiğinde ikaz edip doğru yola davet ediyordum. Beni vefat ettirdikten sonra, artık onlar üzerinde gözetleyici ve uyarıcı olamadığım için, ONLAR ÜZERİNDE GÖZETLEYİCİ YALNIZ SEN OLDUN, SEN HERŞEYE ŞAHİTSİN DİYOR. Allah bu kıssadan hisseyi bizlere Kur’an’da hikâye anlatmak için vermiyor, ders alalım diye veriyor. Şimdide arkadaşımızın, bana verdiği cevabın son bölümünü tekrar hatırlayalım. “ALLAH BİR KİTAP GÖNDERMİŞ VE O KİTABI BİR İNSANA DEĞİL DE, BİR KÜTÜPHANEYE BIRAKMIŞ GİBİ DAVRANMAMIZI İSTİYOR.” Evet, aramızda Allah’ın Resulü olmadığına ve İslam dininde ruhban sınıfı olmadığına göre, Allah bizlerin VELİLER, EVLİYALAR EDİNMEMİZİ YASAKLADINA GÖRE, yalnız Kur’an’ın ipine sarılın, ayetler üzerinde düşünün aklınızı kullanın, sizi Kur’an’dan hesaba çekeceğim diye imtihan edip uyardığına göre, ŞU ANDA KUR’AN EVİMİZİN KÜTÜPHANESİNİN EN BAŞINDA DURAN VE BİZLERİN GEREKTİĞİNDE HER ZAMAN MÜRACAAT EDECEĞİMİZ, DİN ADINA TEK KİTAPTIR. Onu sen anlayamazsın diyenler, Allah’a iftira edenlerdir. Çünkü ne Allah ne onun Resulü Hz. Muhammed, bizlere Kur’an dışından din adına asla başka bir kaynak bırakmamış, sorumlu tutmamış onun adına vefatından yaklaşık 250 yıl sonra derlenip toplanıp, kayda alınmış riayetlerdir. Sizce bu bilgilerle Allah, bizlerin İslam’ı yaşamamızı ister mi. Allah emin olmadığın bilginin ardına, sakın düşmeyin hesabını sorarım, Kur'an'ın ipine sarılın diye uyardığını, lütfen unutmayalım. Bu gerçeği gören Allah ile aldatıcılar, kendi çıkarları adına insanlara tuzaklar kurmuş, hatta Allah’ın dinini kendi ellerine alarak, hem siyasi hem de maddi olarak kullanmış, hatta kullanmaya devam ediyorlar. İslam dininde onun için Allah, ben ruhban sınıfı emretmedim, onu kendi çıkarları için kurdular diyor. Eğer İslam dininde ruhban sınıfı yoksa ve buna inanıyorsan, din adına güveneceğimiz sorup danışacağımızda hiç kimsenin olmadığını ve her Müslümanın kapasitesi ölçüsünde Kur'an'ı anlamak ve öğrenmek için imtihanı gereği çaba göstermesi gerektiğini, her hangi bir sorumuzda HAKEM OLARAK YALNIZ ALLAH’IN KİTABI KUR’AN olduğunu unutmamalıyız. Bunun tersini söyleyenler sizi Allah ile aldatmaya çalışanlardır, lütfen onların tuzaklarına düşmeyelim. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
Allah Yemin Ederek, Kur’an’ı Kolaylaştırdık Derken, Hangi Ayetlerden Bahsediyor Olabilir?
Allah’ın Kur’an’da, bizlerin sorumlu olduğu ayetleri MUHKEM, yani şüpheye düşmeyecek kadar açık, anlaşılır gönderdim diye bizlere bildirir. BU AYETLER HANGİLERİ OLABİLİR, KUR’AN’IN TAMAMI MI? Sizce apaçık anlaşılan bir ayetin anlaşılmayan, birilerine mutlaka sorulması gereken yönü olabilir mi? Eğer var diyorsak o ayet, MUHKEM yani apaçık değil demektir. Bildiğiniz gibi bizlerin sorumlu olduğu ayetleri Allah, MUHKEM bir şekilde gönderdiği gibi, bazı ayetlerinde MÜTEŞABİH yani zamanla anlamlarını bilim adamları tarafından ortaya çıkarılacağını, bu ayetlerin anlamları ortaya çıkınca da, iman edenlerin imanlarının artacağı örneği verilir Kur’an’da. Zaten Allah, sizleri Kur'an'dan sorumlu tutuyorum, onun ipine sarılın diyorsa, bizleri ilgilendiren hiç bir ayet için, biz bu ayeti anlayamayız diyemeyiz. Sizce müteşabih denilen ayetler, bizleri din ve iman adına bağlayıcı ayetler olabilir mi? ASLA OLAMAZ, ÇÜNKÜ ANLAMINI BİLEMEDİĞİMİZ, MANASI ZAMANLA İLİM ADAMLARI TARAFINDAN ORTAYA ÇIKARILACAK BİR AYETTEN, NASIL SORUMLU OLURUZ? Makalemin detayına geçmeden önce, samimiyetinden şüphe duymadığım bir arkadaşımızın, bana verdiği cevaba önce bakalım. Bir makalemde, Kur’an’ı Allah’ın yemin ederek anlayalım diye kolaylaştırdığının örnek ayetlerini yazdığımda, bana şöyle cevap vermişti. “KUR’AN KOLAYDIR; AMA SİZİN ZANNETTİĞİNİZ KADAR "BASİT" DEĞİLDİR! HALUK BEY, KAMER SURESİ 17, 22, 32 VE 40. AYETLERDE GEÇEN "ANDOLSUN BİZ KUR'AN'I ÖĞÜT ALINSIN DİYE KOLAYLAŞTIRDIK" BEYANINI, "KUR’AN’IN HER BİR AYETİ HERKES TARAFINDAN HİÇBİR İLME MUHTAÇ OLMADAN, TAMAMEN ANLAŞILIR" ŞEKLİNDE SUNARAK BÜYÜK BİR YANILGIYA DÜŞMEKTEDİR.” Arkadaşımızın söylediği kısmen doğru, ama benim bahsettiğim ve Allah’ın Kur’an’da özellikle üstünde durup, kolaylaştırdığını ve bizlerin sorumlu olduğumuzu söyleyip uyardığı ayetlerin tamamı, MUHKEM AYETLER, MÜTEŞABİH AYETLER DEĞİL. Rabbimizde onun için aynı surede, arka arkaya yemin ederek, bizlerin sorumlu olduğu, dinin anası temeli olan ayetlerin MUHKEM yani apaçık anlaşılır olduğunu söylüyor, hatta anlayalim diye nice örneklerle açıkladığını da bildiriyor. Bu konuyu doğru anlayabilmemiz için konumuzla ilgili ayete bakalım. “SANA KİTABI İNDİREN O’DUR. ONUN (KUR’AN) BİR KISIM ÂYETLERİ MUHKEMDİR Kİ BUNLAR KİTABIN ANASI/ESASIDIR, DİĞERLERİ İSE MÜTEŞÂBİHTİR. KALPLERİNDE SAPMA MEYLİ BULUNANLAR, FİTNE ÇIKARMAK VE ONU (KİŞİSEL ARZULARINA GÖRE) TE’VİL ETMEK İÇİN ONDAKİ MÜTEŞÂBİHLERİN PEŞİNE DÜŞERLER. HÂLBUKİ ONUN TE’VİLİNİ ANCAK ALLAH BİLİR; BİR DE İLİMDE YÜKSEK PÂYEYE ERİŞENLER…..” (Ali İmran 7) Rabbimiz bu konuyu bakın, ne kadar güzel apaçık izah ediyor. Kur’an’ın esası anası, temeli SORUMLU OLDUĞUMUZ İNANCIMIZ ADINA BİZLERİ BAĞLAYAN ayetlerin Allah MUHKEM, yani şüphe duymadan anlaşılan ayetler olduğunu söylediği için, kamer suresinde de dört kez özellikle Rabbimiz yemin ederek KUR’AN’I ANLAYASINIZ DİYE, KOLAYLAŞTIRDIK DİYORDU. Arkadaşımız Kur’an kolaydır ama zannettiğiniz kadar kolay değildir diyerek şunu söylüyor. “KUR’AN’IN HER BİR AYETİ HERKES TARAFINDAN HİÇBİR İLME MUHTAÇ OLMADAN, TAMAMEN ANLAŞILIR" ŞEKLİNDE SUNARAK BÜYÜK BİR YANILGIYA DÜŞMEKTEDİR.” Bu değerli arkadaşımız, benim bu konularda yazdığım diğer yazılarımı sanırım okumamış. Kur’an’ın muhkem yani anlaşılır apaçık dediğim ayetlerin tamamı DİNİN ESASI, ANASI, TEMELİ olan ve bizlerin sorumlu olduğu MUHKEM ayetlerdir. Allah Kur’an’ın diğer ayetlerinde bunu açıklıyor. Böyle olduğu için Allah, yalnız Kur’an’ın ipine sarılın, Kur’an’dan sizleri hesaba çekeceğim, Kur’an’ın sınırlarını aşmayın, veliler edinip ardı sıra gitmeyin, güvenilecek veliniz yalnız benim diyor. Kısaca Müteşabih ayetlerden de bahsedelim. Ayete dikkat ettiyseniz, kendi batıl inançlarını Kur’an’a söyletmeye çalışanlar, yani Allah’ın vahyinden batıla, hurafeye sapmış olanların, Kur’an’da çelişki yaratmak pahasına, batıl inançlarına delil kanıt gösterebilmek için, kişisel arzularına uygun tercüme ederler diyor. Ya da APAÇIK MUHKEM AYETLERİ HAYATLARINA GEÇİRECEKLERİNE, MÜTEŞABİHLERİN ARDINA SAKLANARAK, aslında bu ayette Allah şunlardan da bahsediyor deyip, ayetin anlamını saptıracaklarından ve o batıl TEVİLİN, açıklamanın peşine düşeceklerini söylüyor. Peki, Müteşabih ayetlerin konusu nedir, bunları kimler anlar, burası önemli. Bu ayetlerin hiç birisi bizlerin inançları ya da imanı ile ilgili, mutlaka bilmemiz gereken konular olmadığı çok açık. Çünkü dinin anası esası olan ayetler Muhkem olduğunu Allah söylüyordu. Müteşabih ayetler, ANLAŞILMASI İÇİN, KENDİSİ DIŞINDA BİR DELİLE, KANITA İHTİYAÇI OLAN AYETLERDİR DİYEBİLİRİZ. Bu ayetlerin anlamlarını kimler biliyormuş onu hatırlayalım. “ONUN TE’VİLİNİ ANCAK ALLAH BİLİR; BİR DE İLİMDE YÜKSEK PÂYEYE ERİŞENLER” Önce şunu hatırlatmak isterim. Dini kendi çıkarlarına kullanmak isteyenler, bu ayette geçen ilim adamlarından kastedilen, edindikleri veli ulema kişiler olduğunu, onların ancak müteşabih ayetlerin ne anlama geldiğini bilir anlar, onlardan öğrenmeliyiz diyerek, Allah’ın dinine adeta ilaveler yapılacak batıl kapısını, ardına kadar açıyorlar. Lütfen bu tuzağa düşmeyelim ayetleri doğru anlayalım. Ayette bahsedilenler BİZZAT İLİM TAHSİL ETMİŞ VE ARAŞTIRMALARI SONUNDA KUR’AN’IN İŞARET EDİP BAHSETTİĞİ KONULARI, ORTAYA ÇIKARANLARDAN BAHSEDİLİYOR. Tevil kelimesi bildiğiniz gibi, açık olmayan bir sözü, açıklayan anlaşılır hale getiren anlamındadır. Allah’ın dışında ilim adamları Kur’an’ın işaret ettiği, bahsettiği bilimsel konularda, zamanla araştırmaları, buluşları neticesinde bilgi sahibi olacağına göre, bilimsel buluşlarıyla ortaya çıkacak konular olduğu, çok açık anlaşılıyor. Bizlerin sorumlu olduğu muhkem ayetlere geri dönelim, bakın Allah bu konuda nasıl bir örnek veriyor. “ELİF LÂM RÂ. BU ÖYLE BİR KİTAPTIR Kİ, AYETLERİ MUHKEM KILINMIŞ, SONRA DA HER ŞEYDEN HABERDAR OLAN HİKMET SAHİBİ ALLAH TARAFINDAN AYETLERİ AYRINTILI OLARAK AÇIKLANMIŞTIR. (ŞÖYLE Kİ:) ALLAH'DAN BAŞKASINA KULLUK ETMEYİN. BEN SİZE O'NUN TARAFINDAN MÜJDE VERMEK VE UYARMAK İÇİN GÖNDERİLMİŞ GERÇEK BİR ELÇİYİM.” (Hud 1-2) Bu ayet sanım, hiçbir açıklamaya gerek olmayacak kadar anlaşılıyor. Tabi Allah’a ve onun kitabı Kur’an’a güveniyorsak. Rabbimiz ben iman ettim dediği kulunu, kendi arasına hiç kimseyi almamak için, bizlerin sorumlu olduğu Kur’an’ın ayetlerini MUHKEM bir şekilde yani apaçık göndermiş ki, Allah ile kulu arasına hiç kimse giremesin. ONUN İÇİN İSLAM DİNİNDE, RUHBAN SINIFI YOKTUR. Hemen şöyle bir soru geldi aklınıza biliyorum. Peki, her aklı başında insan, Kur’an’ın muhkem ayetlerini tam olarak anlayabilir mi? Bu sorumuzun cevabını, yaşadığımız eğitim aldığımız hayatımızdan çok açık verebiliriz. OKUDUĞUMUZ EĞİTİM ALDIĞIMIZ OKULLARIMIZDA, DERSİNİ İYİ ÇALIŞAN, ARAŞTIRAN YANİ ÇALIŞKAN BİR ÖĞRENCİ BAŞARILI OLUR. ÇABASI NİSPETİNDE AMACINA NASIL ULAŞIYOR BAŞARILI OLUYORSA, ALLAH’IN İPİNE SARILARAK, KUR’AN’IN MUHKEM AYETLERİ ÜZERİNDE, KUR’AN BÜTÜNLÜĞÜNDE ALLAH’IN EMRETTİĞİ GİBİ DÜŞÜNEREK, KUR'AN'IN VERDİĞİ ÖRNEKLERDEN İSTİFADE EDİP ANLAMAYA ÇALŞAN, ALLAH’IN BİZ KULLARINDAN NE İSTEDİĞİNİ DE, DOĞRU ANLAYACAKTIR. Kur’an’ı tarafsız ön yargısız okuyan bunu anlayacaktır, önyargılardan kurtulamayan ise kendilerine veliler, gavslar edinip Allah’ın muhkem ayetlerinin peşine düşmek yerine, rivayetlerin sanı bilgilerin peşine düşerek, DOĞRU YOLDA OLDUĞUNU ZANNEDEREK, ALLAH’IN HUZURUNA ÇIKACAKTIR. Konuyu daha fazla uzatmak istemiyorum. Lütfen şunu unutmayalım, Rabbimiz bizlerin yalnız Kur’an’ın ipine sarılmamızı ve Kur’an’ın sınırlarını aşmamamız konusunda uyarıp, Kur’an’dan hesaba çekileceğimizi de bildiriyorsa, bizlere düşen EVİMİZİN KÜTÜPHANESİNDE, RESULÜNÜN VEFATINDAN SONRA GÜVENİP DANIŞACAĞIMIZ HİÇ KİMSE OLMADIĞINDAN, DİN ADINA DANIŞACAĞIMIZ YALNIZ KUR'AN OLMALIDIR. Kur’an’ı anlayabilmek için çaba harcayan mutlaka anlayacaktır, daha doğrusu anlayacağını Rabbimiz söylüyor. Lütfen Rabbimizin adaletini, batıl inançlarımızı yaşayabilmek için sorgulamayalım, inanın pişman oluruz. “ONLAR, KUR’AN’I İNCEDEN İNCEYE DÜŞÜNMÜYORLAR MI? YOKSA KALPLER KİLİTLİ Mİ?” (Muhammed 24) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
Kur’an’da Allah Zekâtı, Malımızdan Mı Yoksa Kazancımızdan Mı Vermemizi Emrediyor.
Bu makalemde sizleri, Kur’an’da geçen zekât, sadaka konusu üzerinde düşünmeye davet etmek istiyorum. Bizler her konuda olduğu gibi zekât, sadaka konusunu da genellikle mezheplerin bizlere öğrettiği bilgiler ışığında anlamaya çalışırız. Zekât kelime anlamı olarak arınmak, temizlenmek, bereket anlamlarına gelir. Hatta Bakara suresi 261. Ayetinde Allah, zekât ve sadaka vermeyi teşvik için başak tanesine benzetir ve bakın nasıl örnek verir. “ALLAH YOLUNDA MALLARINI HARCAYANLARIN DURUMU, KENDİSİNDEN YEDİ BAŞAK ÇIKAN VE HER BAŞAKTA YÜZ TANE BULUNAN BİR BUĞDAY TOHUMUNA BENZER.“ Diyerek Müslümanları zekâta, sadakaya teşvik eder. Bunu daha da ileri götürüp, Bakara 245. Ayetinde bakın nasıl bir örnek verir “KİMDİR ALLAH’A GÜZEL BİR BORÇ VERECEK O KİMSE Kİ, ALLAH’TA O BORCU KENDİSİNE KAT KAT ÖDESİN” Bakın Rabbimiz Allah’ın rızasını kazanmak için, gelirinden ihtiyacı olanlara vermeyi dağıtmayı, infak etmeyi Allah’a verilen bir borç olarak görüyor ve diyor ki, Allah’ın huzuruna geldiğinizde bunun kat kat fazlasını alırsınız. Peki, bunu insanlar gönüllü mü veriyorlar? Yoksa günümüzde mezheplerin topluma öğrettiği gibi, zekât vereceksen şu malından bu kadar, bu malından şu kadar vereceksin diye bir sınır var mı? KUR’AN’DA BÖYLE BİR LİSTEYİ, BU DÜNYADA İMTİHAN OLMANIN GEREĞİ OLARAK ASLA BULAMAZSINIZ, ama mezheplerin zekât konusuna yaptığı ilaveleri okuduğunuzda, inanılmaz bir liste görebilirsiniz. Kur’an’ın bahsetmediği hiçbir hükmün, dinin emri olamayacağından yola çıkarak, bizler bu konuda Allah ne emrediyor, bizlere öğretilen rivayetlerin etkisinde kalmadan, onu Kur’an’dan birlikte anlamaya çalışalım. Sizce vereceğimiz zekâtı, edindiğimiz mallardan mı vermemiz gerekir, örneğin evimizin zekâtı, arabamızın zekâtı kadının taktığı takı altının zekâtı gibi. Böyle olduğunu düşenlerin Kur’an’dan verdiği örneğe önce bakalım. Bu örnek daha sonra yazacağım ayetlerden çok farklı, lütfen üzerinde dikkatle düşünelim. Tevbe 103: ONLARI ARINDIRMAK VE TEMİZE ÇIKARMAK ÜZERE, MALLARINDAN SADAKA AL! BİR DE ONLAR İÇİN DUA ET; ÇÜNKÜ SENİN DUAN ONLARA HUZUR VERİR. ALLAH HER ŞEYİ ÇOK İYİ İŞİTMEKTE VE BİLMEKTEDİR. (Kur’an yolu Diyanet işl.) Bakın ayette Allah Resulüne bir emir veriyor ve diyor ki, iman eden kullarımdan, onları arındırmak ve temizlemek için onların MALLARINDAN SADAKA AL. Aslında bu ayet zekât ve sadaka konulu diğer ayetlerden çok daha farklı. Allah’ın Resulü neden toplayacak? Çünkü diğer zekât ve sadaka konulu ayetlerde hiç kimsenin toplamasından bahsedilmediği gibi, herhangi bir sınırda konmamıştır, mecburiyet te yoktur. Onun için zekât Allah tarafından teşvik edilir, makalemin ilk bölümünde örneklerini vermiştim. Bu ayette de mallarınızdan sadaka al sözünden, GELİR GETİREN MALLARININ KAZANDIKLARINDAN AL DİYE ANLAMALIYIZ. YOKSA GELİR GETİRMEYEN BİR MALIN NERESİNDEN ALACAKSIN. ÖYLE OLSA O MAL SÜREKLİ EKSİLİR. Şöyle düşünün lütfen, bir kadın kolundaki bileziğin zekâtını vermelidir dersek, o bilezikler gelir getirmeyip kadının garantisi olduğundan, sürekli azalır. Sizce Resulün topladığı bu sadaka ne olabilir? Bakın ayette zekât topla demiyor, sadaka topla diyor. Zekât ve sadaka aslında farklı anlamda değildir, her ikisi de Allah’ın rızasını kazanmak için olmayanlara vermek infak etmektir. DEMEK Kİ AYETTE GEÇEN SADAKALARIN ÖZELLİKLE TOPLANMASINI RESULÜNDEN İSTİYORSA ALLAH, BU SADAKALAR DEVLETİ YÖNETEN RESULÜN İHTİYAÇ DUYDUĞUNDA, HEM DEVLETİ YÖNETMEK HEMDE İHTİYACI OLANLARA VERMEK İÇİN TOPLANAN, VERGİDEN BAŞKA BİR ŞEY OLAMAZ. Dikkat ettiyseniz özelikle MALLARINDAN ALINMASINI, YANİ HER AİLENİN ZENGİNLİĞİNE GÖRE AYRI BELİRLENEREK tespit edilmesini ve öyle alınması emri veriliyor. Bu ayet sanırım yanlış anlaşıldığından, zekâtın yılda bir kez mallarından verileceği, mezhepler tarafından topluma kabul ettirilmiş olabilir. Çünkü Zekât, her zaman verilmesi gereken emirdir. Ama Resulün devletin ihtiyacı olduğunda topladığı ve herkesin malının ölçüsü değerinde alınan bu sadakanın, verginin yılda bir ya da gerektiğinde toplanması çok normaldir. Bu durumda Kur’an’ın diğer ayetlerinde geçen zekât ile hiçbir ilgisi olmadığını görüyoruz. Sadaka konusunda geçen bir ayeti daha hatırlayalım. “SADAKALAR, ALLAH’TAN BİR YÜKÜMLÜLÜK OLARAK, YOKSULLARA, DÜŞKÜNLERE, BU KONUDA ÇALIŞAN GÖREVLİLERE, SEMPATİZANLARA, KÖLELERİN ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN, BORÇLULARA, ALLAH YOLUNA VE YOLDA KALMIŞLARA VERİLMELİ. ALLAH BİLENDİR, BİLGEDİR. (Tevbe 60) Bakın yine burada, sadaka konusuna açıklama getiriyor ve Allah’tan bir yükümlülük olarak yoksullara, düşkünlere ve SADAKA TOPLAMAKLA GÖREVLİ OLAN KİŞİLERE VERİLECEĞİNİ BİLDİRİYOR. Bu iki ayeti birlikte düşündüğümüzde, Allah’ın Resulünün o devrin koşullarına göre tespit edip, malları oranında belirlediği bir vergiden bahsediliyor dememiz yanlış olmaz. Enam suresi 141. Ayetinde şöyle geçer. “Çardaklı ve çardaksız bahçeler meydana getiren, tatları birbirinden farklı hurmalar ve ekinler, birbirine benzeyen ve benzemeyen zeytinler ve narlar yaratan O’dur. Ürün verdiğinde ürününden yiyin ve hasat gününde de hakkını verin.” Bu ayette geçen hasat gününde hakkını verin sözlerinden, bakın ayette malınızdan yoksulun hakkını verin diye anlamışlar. Hâlbuki bu ayette bahsedilen kazancınızdan olmayana hayır olarak verin anlamındadır. Dikkat ettiyseniz hiç kimse sizden almıyor ve siz herhangi bir ölçüyle değil, gönlünüzden kopanı veriyorsunuz. Aynı uyarılar İsra 26, Rum 38. Ayetler. Zariyat suresi 19. Ayetinde şöyle geçer. “ONLARIN MALLARINDA İSTEYEN VE İSTEMEYEN YOKSULLAR İÇİN BİR HAK VARDI.” Mal kelimesi, gelir getiren her şeye denir. Rabbimiz bu ayetinde de çok açık mallarınızın kazancından, yoksulunda bir payı vardı onu unutmayın diyor. Hatırlatmak isterim, asla hiçbir ölçü ve sınır koymadan özgürce insanların imtihanı gereği kendilerinin vermesini istiyor. Tevbe 103. Ayetinde ise Allah, Resulünün bizzat mallarının kazancından al diyor. Mallarından al demekle aslında şunu söylüyor. Kazançlarının ölçüsü oranında al. Bu konu, Tevbe suresi 60. Ayette de tekrar ediliyor. Allah’ın Resulünün mallarından sadaka al ayetinden, o gün benim söylediğim şekliyle anlaşılmış ki, bakın rivayetlerde bu konu nasıl gerçekleştirildiği anlatılır. Ölçüyü o günün şartlarında konulduğu anlaşılıyor. 6516 – Hz. Cabir İbnu Abdillah radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “BEŞ DEVEDEN AŞAĞI MAL İÇİN ZEKÂT YOKTUR. Beş okiyyeden az (gümüş için de) zekât yoktur. Beş vask miktarından az olan (hurma, üzüm ve hububat) için de zekât yoktur.” 6521 – Amr İbnu Şu’ayb an ebihi an ceddihi radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam, (yerden çıkan mahsullerden) şu beş şeyden zekât verilmesini teşri buyurdu: “BUĞDAY, ARPA, HURMA, ÜZÜM VE DARI.” 6514 – İbnu Ömer ve Hz. Aişe radıyallahu anhüma’nın anlattığına göre: “Resulullah aleyhissalatu vesselam, HER YİRMİ DİNAR VE DAHA FAZLASI İÇİN YARIM DİNAR (ZEKÂT) ALIRDI, KIRK DİNAR İÇİN DE BİR DİNAR (ZEKÂT) ALIRDI. Sizlerinde çok açık anladığınız gibi, Allah’ın Resulü, devleti yönetirken ihtiyaçları görebilmek için, gelirleri ölçüsünce onlardan VERGİ TOLUYOR. Gelelim Kur’an’da geçen zekât, infak konusuna. Ayetler üzerinde dikkatle düşünelim, Allah zekât ve sadaka yani Allah yolunda yapacağımız hayırlarımızda herhangi bir ölçü sınır koymuş mu, BİZLERE BIRAKIP KAZANCIMIZDAN MI YOKSA DAHA ÖNCE EDİNDİĞİMİZ MAL VE MÜLKÜMÜZ ÜZERİNDEN Mİ ZEKÂT VERECEĞİZ ona bakalım. EY İMAN EDENLER! KAZANDIKLARINIZIN İYİLERİNDEN VE YERDEN SİZİN İÇİN ÇIKARDIKLARIMIZDAN ALLAH YOLUNDA HARCAYIN. KENDİNİZİN GÖZ YUMMADAN ALICISI OLMAYACAĞINIZ BAYAĞI ŞEYLERİ VERMEYE KALKIŞMAYIN VE BİLİN Kİ ALLAH, HER BAKIMDAN ZENGİNDİR, ÖVÜLMEYE LÂYIKTIR. (Bakara 267) “YİNE SANA İYİLİK YOLUNDA NE HARCAYACAKLARINI SORUYORLAR. “İHTİYAÇ FAZLASINI” DE. ALLAH, DÜŞÜNESİNİZ DİYE SİZE ÂYETLERİNİ BÖYLE AÇIKLIYOR.” (BAKARA 219) “SALÂTI YERİNE GETİRİN, ZEKÂTI GERÇEKLEŞTİRİN; KENDİNİZ İÇİN HAYIR OLARAK NE SUNMUŞSANIZ ALLAH KATINDA ONU BULACAKSINIZ. ALLAH, YAPTIKLARINIZI GÖRENDİR.” (Bakara 110) “SANA ALLAH YOLUNDA NE HARCAYACAKLARINI SORUYORLAR. DE Kİ: “HAYIR OLARAK NE HARCARSANIZ O, ANA-BABA, AKRABA, YETİMLER, FAKİRLER VE YOLDA KALMIŞLAR İÇİNDİR. HAYIR OLARAK NE YAPARSANIZ, GERÇEKTEN ALLAH ONU HAKKIYLA BİLİR.” (Bakara 215) “ONLAR, SALATI İKÂME EDEN VE KENDİLERİNE RIZIK OLARAK VERDİĞİMİZ ŞEYLERDEN İNFAK EDENLERDİR.” (Enfal 3) “EY İMAN EDENLER! HİÇBİR ALIŞVERİŞİN, HİÇBİR DOSTLUĞUN VE HİÇBİR ŞEFAATİN OLMADIĞI KIYAMET GÜNÜ GELMEDEN ÖNCE, SİZE RIZIK OLARAK VERDİKLERİMİZDEN ALLAH YOLUNDA HARCAYIN. İNKÂR EDENLER İSE ZALİMLERİN TA KENDİLERİDİR.” (Bakara 254) “ONLAR RABLERİNİN RIZASINI İSTEYEREK SABREDEN, SALATI YERİNE GETİREN, KENDİLERİNE RIZIK OLARAK VERDİĞİMİZ ŞEYLERDEN GİZLİ VE AÇIK OLARAK (ALLAH YOLUNDA) İNFAK EDEN (VEREN) VE KÖTÜLÜĞÜ İYİLİKLE SAVAN KİŞİLERDİR. İŞTE ONLAR VAR YA, (DÜNYA) YURDUNUN (GÜZEL) SONU SADECE ONLARINDIR.” (Rad 22) Allah yolunda bizlerin, neler harcayacağımızı nasıl zekât verip infakta bulunacağımızı, ayetlerinde çok açık bildiriyor. Makalemin başında Tevbe suresi 103. Ayetinde, Allah’ın Resulünün bizzat topladığı ve MALLARININ ÖLÇÜ kabul edilip belirlendiği bir sadakadan bahsediliyordu. Yazdığım zekât, infak konulu ayetlerin tamamında ise çok farklı bir zekâttan bahsediliyor. MALLARINDAN DEĞİL, KAZANDIKLARINDAN ZEKÂT VERİLMESİ İSTENİYOR. Mantıkta zaten onu gerektirir. Malın vardır ama gelir getirmiyordur, onun zekâtı mı olur? Gelir getiren bir malın olacak ki, ondan kazandığının zekâtını, Allah yoluna harayacaksın. Ayetleri hatırlayalım. “KAZANDIKLARINIZIN İYİLERİNDEN VE YERDEN SİZİN İÇİN ÇIKARDIKLARIMIZDAN, ALLAH YOLUNDA HARCAYIN.(Bakara 267) “İHTİYAÇ FAZLASINI VERİN” (Bakara 219) “KENDİNİZ İÇİN HAYIR OLARAK NE SUNMUŞSANIZ, ALLAH KATINDA ONU BULACAKSINIZ.” (Bakara 110) “SANA ALLAH YOLUNDA NE HARCAYACAKLARINI SORUYORLAR. DE Kİ: “HAYIR OLARAK NE HARCARSANIZ O.” (Bakara 215) “KENDİLERİNE RIZIK OLARAK VERDİĞİMİZ ŞEYLERDEN İNFAK EDENLERDİR.” (Enfal 3) “SİZE RIZIK OLARAK VERDİKLERİMİZDEN ALLAH YOLUNDA HARCAYIN.” (Bakara 254) “KENDİLERİNE RIZIK OLARAK VERDİĞİMİZ ŞEYLERDEN GİZLİ VE AÇIK OLARAK İNFAK EDİN.” (Rad 22) Dikkat ettiyseniz, Allah yolunda harcayacaklarımız yani zekât ve sadakalarımızı verirken bizler, gönüllük esasına göre vereceğimizi ve verdiğimiz zekât sadakalarımızı da, kazancımızdan vermemiz gerektiği, çok açık anlaşılıyor. Bakara 215. Ayet Allah yolunda harcayacaklarımın nasıl gönüllü olduğunu açıklıyordu tekrar hatırlayalım. “SANA ALLAH YOLUNDA NE HARCAYACAKLARINI SORUYORLAR. DE Kİ: “HAYIR OLARAK NE HARCARSANIZ O.” Değerli dostlarım, Kur’an hükümlerini doğru anlayabilmek için, hiç bir etki altında kalmadan, bizler gereken çabayı gösterip doğru araştıralım. Elbette bizlerde insanız hata yapabiliriz, ama çabalarımız nispetinde inanın bir gün yanlışlarımızı fark edip, düzelteceğimizi lütfen unutmayalım. Bu çabayı göstermediğimizde ise, hiçbir zaman yanlışlarımızı fark etme imkânımız olmayacağını da bilelim. Bunu da doğru yapabilmek için, her zaman söylediğim gibi, önce kafamızdaki yanlış, batıl hurafe bilgilerden kurtulalım, tertemiz düşüncelerimizle Kur’an’ı okuyup anlamaya çalışalım ki, gerçeklerle buluşabilelim. Dilerim bu çabanın içinde olan, Allah’ın azınlık halis kulları arasında oluruz. Çok güzel bir ata sözümüz vardır. NE VERiRSEN ELİNLE, O GELİR SENİNLE. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK