Jump to content

halukgta

Φ Members
  • Content Count

    456
  • Joined

  • Last visited

  • Days Won

    4

Everything posted by halukgta

  1. Bugün sizlere Kur’an dan, Allah ın öyle bir uyarısını, ikazını hatırlatmak istiyorum ki, ne yazık ki bizler bu uyarılara gözlerimizi yumarak, adeta birbirimizi günahkar, kafir hatta sapık kişiler ilan ediyoruz. Lütfen yanlış anlamayalım, bu karşılıklı atışmalar aynı dine, aynı kitaba, aynı elçiye iman ettiğini söyleyen kişiler arasında dahi yapılıyor. Önce ayetleri yazalım, daha sonra üzerinde düşünelim. Mutaffifin 29–30–31–32–33–34: Şüphesiz günahkârlar, (dünyada) iman edenlere gülüyorlardı. MÜMİNLER YANLARINDAN GEÇTİĞİNDE, BİRBİRLERİNE KAŞ GÖZ EDEREK ONLARLA ALAY EDİYORLARDI. Ailelerine dönerken zevk ve neşe içinde gülüşe gülüşe dönüyorlardı. Müminleri gördükleri vakit, “HİÇ ŞÜPHE YOK, ŞUNLAR SAPIK KİMSELERDİR” diyorlardı. Hâlbuki onlar, müminlerin başına bekçi olarak gönderilmemişlerdi. İŞTE BUGÜN DE MÜ’MİNLER KÂFİRLERE GÜLERLER. (Diyanet meali) Önce bu örneklerin kitap ehli arasında yapılan yanlışları Allah bizlere örnek almamız adına gönderdiğini ve bu yanlışları bizlerinde yapmamamızı istemediğinden Kur’an da bahsettiğini unutmayalım. Bu ayetlerde geçen günahkârlar, sizce kimler olabilir? ELBETTE ALLAH A VE KİTABINA İMAN ETTİĞİNİ SÖYLEDİKLERİ HALDE, BUNUN GEREĞİNİ YERİNE GETİRMEYEN, HAKKA BATIL KARIŞTIRARAK, ATALARININ İNANCINI YAŞAYANLAR. Onun için Allah bunlara günahkâr diyor Çok dikkat çekici olan ise GÜNAHKÂRLAR, MÜMİNLERİN yanlarından geçtiğinde, onları gösterip onlarla alay ettiğinden bahsediliyor. Demek ki bu iki gurup aynı inancı paylaşıyorlar genel olarak, ama aralarında öyle büyük fark var ki Allah katında, birisine günahkâr, diğer guruba ise Allah MÜMİNLER diyor. Kur’an Müminlerin kimler olduğundan bahsederken, birçok kez tekrar eder ve bu özelliklerinden nasıl bahseder hatırlayalım.” MÜMİNLER YALNIZ, RABLERİNE GÜVENİP DAYANIRLAR.” Demek ki kitap ehlinden öyle insanlar varmış ki, inandık dedikleri halde, imanlarının gereğini yerine getirmeyip, yalnız Allah a güvenip yalnız onu VELİ EDİNİP ona dayanıp, yalnız Allah dan yardım istemeleri gerekirken, Allah ın yanında veli, evliya kişilerde edinip onlara da sığınıp onlardan da yardım isteyenler varmış ki, Allah bu yanlışı yapanlara GÜNAHKAR bu yanlışa düşmeyenlere de MÜMİN diyor. Ayeti anlamaya devam edelim. Yalnız Allah a dayanıp yalnız Allah dan yardım dilemeyen veliler, şeyhler, efendiler edinip onları Allah ile aralarına koyan günahkarlar, MÜMİNLERİ gördüklerinde bakın ne diyorlarmış. “HİÇ ŞÜPHE YOK, ŞUNLAR SAPIK KİMSELERDİR” Çok ilginç değil mi? Sanırım günümüz dede, tüm bunlardan dersler almadığımız için, aynı yanlışı bizlere yapıyoruz. Hâlbuki Allah ne diye uyarıyordu bizleri hatırlayalım. “YALNIZ KUR’AN IN İPİNE SARILIN, ALLAH DAN BAŞKA HÜKÜM VERECEK YOKTUR, HÜKMÜNE HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEZ. BİZ KİTAPTA HİÇ BİR EKSİK BIRAKMADIK, KUR’AN IN İPİNE SARILIN, SAKIN VELİLER EDİNİP EMİN OLAMDIĞINIZ BİLGİLERİN ARDINA DÜŞMEYİNİZ.” Cahiliye toplumu da kendi arasında aynen bu yanlış yapıyordu ve Allah, sizlerde sakın aynı yanlışı yapmayın diye bizleri uyarıyor. Ama ne yazık ki ders alamadık. Çünkü Kur’an ile bağımızı kestiler, sizler Kur’an ı anlayamazsınız dediler. Eğer bizler bu yanlışı yapıyorsak, Allah katında Mümin olamamış, günahkârların safında yer alıyoruz demektir. Çok ilginçtir, azınlık bir gurup kardeşimiz, BEN KUR’AN MÜSLÜMANIYIM, EMİN OLAMAYACAĞIM HİÇ BİR SÖZÜN ARDINA DÜŞMEM DEDİĞİ İÇİN, KUR’AN MÜSLÜMANI DİYE BİR SAPIKLIK ÇIKTI DEMİYORLARMI? Ne kadar düşündürücü, hâlbuki Allah tüm kullarına indirdiğim kitabın sakın dışına çıkmayın, sınırlarını aşmayın çünkü sizleri Kur’an dan sorumlu tutuyorum diye uyardığı halde, bunu söyleyerek nasıl bir yanlışın içinde olduklarının, hala farkında bile değiller. Kendilerini temize çıkartıp, karşısındaki insanları dinsiz, kâfir, sapık ilan edenlere Allah, çok dikkat çekici bir söz söylüyor. “Hâlbuki onlar, müminlerin başına bekçi olarak gönderilmemişlerdi.” Bu insanlar kendilerini gerçek Mümin görüp, karşısındaki insanları sapık kâfir ilan edenlere Allah, biz onları Müminlerin başına bekçi göndermedik derken, TÜM İNSANLARIN KENDİ BAŞLARINA İMTİHANLARINI YAŞAMASI GEREKTİĞİNİ VE HİÇ KİMSENİN BİR DİĞERİNİ KÜÇÜMSEYEMEYECEĞİNİN ÖRNEĞİNİ VERİYOR. HATTA ALLAH, KİMİN TAKVACA ÜSTÜN OLDUĞUNU DOĞRU YOLDA GİTTİĞİNİ YALNIZ BEN BİLİRİM DEMİYOR MUYDU? Ayetin sonunda ise, hepimizin bir gün başına gelecek o gerçeği hatırlatıyor Yaradan ve diyor ki, bu dünyada günahkârlar kendilerini temize çıkartıp Müminlerle alay ederek onlara gülüyorlardı, MAHŞERDE HESABIN GÖRÜLECEĞİ O ÇETİN GÜNDE İSE, TÜM GERÇEKLER ORTAYA KONDUĞUNDA, İŞTE O ZAMAN MÜMİNLER O GÜNAHLARA GÜLECEKLERDİR DİYOR. DİLERİM HESABIN GÖRÜLECEĞİ O ÇETİN GÜN, İNŞALLAH MÜMİN OLARAK YÜZLERİ GÜLENLERİN SAFINDA OLURUZ. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  2. Bu makalemde sizlerin düşünmenize vesile olmak istediğim konu, Kur’an da geçen MÜMİN kelimesinden ne anlamalıyız ve Hucurat 10. ayette geçen MÜMİNLER ANCAK KARDEŞTİRLER sözüyle Allah, bizlere ne anlatıyor, onu gelin Kur’an bütünlüğünde anlamaya çalışalım. Önce ayeti yazalım, daha sonra üzerinde birlikte düşünelim. Hucurat 10: MÜMİNLER ANCAK KARDEŞTİRLER. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin. (Diyanet meali) Sizce Allah, Müminler kardeştirler derken, bizlerin hangi konularda dikkatimizi çekiyor olabilir. İlk akla gelen, Allah ın Elçisi Hz. Muhammed ve tebliğ ettiği Kur’an a inananlar kardeştir diye anlayabiliriz. TABİ BU İMAN EDENLER, ALLAH IN İSTEDİĞİ MÜMİN KİŞİLERİN ÖZELLİĞİNİ TAŞIYORLARSA. Kur’an da Mümin kişi olmanın en önemli özelliğini onlarca ayetinde Allah tekrarlıyor. Tegabun suresi 13. ayetinde bakın ne diyor. “Allah; O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. MÜMİNLER YALNIZ ALLAH'A DAYANIP GÜVENSİNLER” Bizler bu özellikleri taşıyor muyuz? Allah büyük günahlardan sakınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örterim diyor da, bizlerde büyük günahlarımızı Peygamberimizin şefaatiyle affedileceğine inanıyorsak, BİZLER MÜMİN İNSANLAR OLABİLİR MİYİZ? Dayanacağımız, güveneceğimiz şefaat beklediğimiz eğer yalnız Allah değilse, kusura bakmayın bizler mümin olamamışız demektir. LÜTFEN Kur’an da geçen Mutaffifin suresi 29 ile 34. ayetlerde geçen, Allah ın uyarılarını okuyunuz. Bu ayetlerde İman edenlerin kendi aralarında, birbirilerini nasıl suçladıklarını göreceksiniz. MÜMİNLERİN ASIL KİMLER OLDUĞUNU ANLAYACAKSINIZ. Hucurat suresi 10. ayette bahsedilen, Müminler kardeştirler sözünün, daha geniş bir anlamı olmalı değil mi sizce? İsterseniz önce Mümin kelimesinin anlamına bakalım. Kur’an Mümin kelimesini yalnız Kur’an a inananlar için mi kullanıyor, yoksa genel bir isim mi? Kısaca İNANÇLI, İMANLI anlamında Kur’an da kullanıldığını söyleyebiliriz. YANİ KUR’AN, TÜM KİTAP EHLİNDEN BAHSEDERKEN BU KELİMEYİ KULLANIYOR. Bu durumda Mümin kelimesini biraz daha açalım. Müminler neye inanarak Mümin oldular, burası çok önemli. Elbette TEVHİT İNANCI, YANİ ALLAH IN TEK İLAH OLDUĞUNU KABUL ETMEK VE ALLAH DAN BAŞKA HİÇ KİMSEDEN YARDIM İSTEMEMEK, YALNIZ ONA DAYANIP ONA GÜVENMEK. DAHA AÇIKÇASI, ALLAH IN İNDİRDİĞİ KİTABA İNANAN VE HAYATINA GEÇİREN. Hucurat suresinde bahsedilen Müminlerin kimler olduğunu daha iyi anlayabilmemiz için, bu ayetin öncesindeki ayete bakalım şimdide. Hucurat 9: Eğer müminlerden iki gurup birbirleriyle vuruşurlarsa, aralarını düzeltin. ŞAYET BİRİ ÖTEKİNE SALDIRIRSA, ALLAH'IN BUYRUĞUNA DÖNÜNCEYE KADAR SALDIRAN TARAFLA SAVAŞIN. Eğer dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve (her işte) ADALETLİ DAVRANIN. Şüphesiz ki ALLAH, ÂDİL DAVRANANLARI SEVER. (Diyanet vakfı) Bu ayeti okuduğunuzda da, Mümin olan toplumlardan bahsediliyor. Eğer iki Mümin toplum, aralarında savaşırsa aralarını düzeltin, yoksa haklı olanın yanında olun, diğeri Allah ın buyruğuna dönünceye kadar onunla savaşın diyor. Peki, Allah ın buyruğu neydi? BARIŞÇIL, ADALETLİ VE ADİL OLMAK. Sizce bu ayette Allah, yalnız Müslümanlardan, yani Kur’an a iman etmiş toplumlardan bahsediyor olabilir mi? Eğer evet dersek, daha başta adil ve adaletli davranmamış oluruz ve Allah ın Kur’an da ki hükümlerinin tamamına ters düşeriz. Allah Kur’an da size savaş açan kitap ehlinden bahsederken, eğer sizinle barış yapmak istiyorlarsa, sizde onlarla barış yapın savaşa son verin diyordu. Şimdide Hucurat 11. ayete bakalım. Hucurat 11: Ey iman edenler! HİÇBİR TOPLULUK BAŞKA BİR TOPLULUKLA ALAY ETMESİN. OLUR Kİ ALAY EDİLENLER, ONLARDAN DAHA İYİ OLABİLİRLER. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler. Alay edilen kadınlar, kendilerinden daha iyi olabilirler. BİRBİRİNİZİ AYIPLAMAYINIZ. BİRBİRİNİZE KÖTÜ LAKAPLAR TAKMAYINIZ. İmandan sonra, FÂSIK diye anılmak ne kötüdür! Kim tövbe etmezse işte onlar zalimlerdir. (Bayraktar Bayraklı) Bakın bu ayette, farklı topluluklardan bahsediyor. Yani kendileri gibi düşünmeyen, hatta farklı inanç toplulukları olduğu da çok net anlaşılıyor. Ama unutmayalım Allah Hucurat 10. ayetinde MÜMİNLER KARDEŞTİR dedikten sonra, bu konuya açıklık getirmeye bu ayetlerle devam ediyor. Yani Hucurat 10. ayeti bu ayetlerin ışığında anlamalıyız. Bu farklı toplumların ortak özellikleri, aslında MÜMİN oluşları. Bu insanlar Allah ın tek bir ilah olduğuna inanıyorlar, ellerinden geldiğince de adaletli, yardımsever toplumlar. Ama çok ilginçtir ki, aralarında öyle anlaşamadıkları konular var ki, İnançları yüzünden birbirleri ile alay ediyorlar. Örneğin sen şuna inandığın için cehennemliksin, kâfirsin gibi. Allah da doğrunun arayışında olan bu toplumların bu davranışları konusunda uyarıyor ve diyor ki; OLUR Kİ ALAY ETTİKLERİNİZ, KÜÇÜK GÖRDÜKLERİNİZ, ALLAH KATINDA SİZDEN DAHA İYİ OLABİLİR. Ayetin sonunda da imandan sonra, FASIK diye anılmak ne kadar kötüdür diyor. Peki, fasık ne anlama geliyor. İman ettiğini söylediği halde, Allah ın uyarılarını dikkate almayan, nefsinin etkisinde kalan sapkın, günah işleyen, kötülük yapan. Ne dersiniz bizler, iman ettiğimizi söyleyip, Allahın buyruklarının dışına hiç çıkmıyor muyuz sizce? Allah Müminleri bu konuda uyarıyor ve Secde 18. ayetinde ne diyordu Müminlere. “HİÇ MÜ’MİN, FASIK GİBİ OLUR MU? BUNLAR ELBETTE EŞİT OLMAZLAR” Ayrıca Allah, Müminlerin özelliklerinden bahsederken bakın ne diyor Rabbimiz. Enfal 2: MÜMİNLER ANCAK O KİŞİLERDİR Kİ, ALLAH ANILDIĞINDA YÜREKLERİ ÜRPERİR ve onlara Allah'ın ayetleri okunduğunda, bu onların imanlarını arttırır ve ONLAR YALNIZ RABLERİNE GÜVENİP DAYANIRLAR. (Bayraktar Bayraklı) Bakın Allah Müminlerin özelliklerini bizlere anlatırken, daha önce verdiğim örnekte olduğu gibi, Allah ı bu insanların yanında andığınızda yürekleri ürperir ve onlar YALNIZ RABLERİNE GÜVENİP DAYANIRLAR diyerek, çok önemli bir bilgi veriyor. Eğer bizler, yalnız Rabbimize güvenip, onun indirdiği kitaba sarılmıyor da, Allah benden başka şefaatçi yok dediği halde, bizler yalnız Allah dan yardım dilemiyor şefaatçiler ediniyorsak, kusura bakmayın bizler MÜMİN olma özelliğimizi yitirmişiz demektir. Allah Nisa 124. ayetinde bu konuda çok dikkat çekici bir uyarı yapıyor ve diyor ki; ”MÜ’MİN OLARAK, ERKEK VEYA KADIN, HER KİM SALİH AMELLER İŞLERSE, İŞTE ONLAR CENNETE GİRERLER VE ZERRE KADAR HAKSIZLIĞA UĞRATILMAZLAR” Ama bizler kendimizi temize çıkartıp, onca yanlışlarımızdan sonra bizlerin cennete, Yahudi ve Hıristiyanların hiç ayrım yapmadan, cehenneme gideceğini rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Bizler karşımızdaki toplumları, özellikle Kitap Ehlini, kendimizi en doğru yolda kabul edip, onları cehennemlik ilan ederiz. Sanki bizler kendimizi, Allah ın huzurunda gerçek Müminlermiş gibi kabul eder, karşımızdaki toplumları yoldan sapmış görürüz. Elbette kitap ehlinin çoğunluğu, tevhit inancından sapmış, mümin olma özelliğini kaybetmişlerdir. Ama aralarında bir azınlık Tevhit inancından sapmamış, Müminlerde var olduğunu Allah söylüyor. Bu konuda Allah Kur’an da açıklama yapıyor ve Yahudi ve Hıristiyanları güvenilecek dost edinmeyin dikkatli olun, çünkü kitap Ehlinden bir kısmı, Allah ın indirdiği dini adeta batıl ve hurafelerle oyuncak haline getirdiler, onlarla gönül dostu olup güvenmeyin diye Maide 51 ve 57. ayetlerde uyarır. Ama Ali İmran 113–114. ayetlerde de bu konuya bir açıklama getirerek, bakın nasıl bilgi verir. Ali İmran 113–114: KİTAP EHLİNİN HEPSİ AYNI DEĞİLDİR. Onların arasında, gece boyunca Allah'ın ayetlerini okuyan ve secdeye kapanan dosdoğru insanlar da vardır. ONLAR, ALLAH'A VE ÂHİRET GÜNÜNE İNANIRLAR; DOĞRU OLANI EMREDER, EĞRİ OLANDAN ALIKOYARLAR VE HAYIRLI İŞLERDE BİRBİRLERİYLE YARIŞIRLAR. İŞTE BUNLAR ERDEMLİ İNSANLARDANDIR. (Bayraktar Bayraklı meali) Demek ki o günde, cahiliye toplumunun arasında, Allah ın doğru yolunda giden, azınlıkta dahi olsa MÜMİN insanlarda varmış. Allah katında önemli olan, Allah ın istediği yolda yürümek, Onun kanunlarının dışına çıkmadan adaletli, yardım sever ve YALNIZ ALLAH A KULLUK EDEN, ONDAN YARDIM İSTEYENLER, ALLAH IN MÜMİN KULLARIDIR. O gün bu insanlar Kur'an a iman etmiş olmaları büyük ihtimal. Ama günümüzde yaşayan Kitap Ehli, yaşanan İslam ın gözle görünür üzücü halinden dolayı, ne yazık ki bizlere uzak duruyorlar. ELBETTE BÖYLECE KUR'AN GERÇEKLERİ İLE BULUŞAMIYORLAR. BİZLER BU ACI GERÇEKLERDEN YOLA ÇIKARAK, ONLARIN ARASINDA MÜMİN OLAN GERÇEK TEVHİT İNANÇ SAHİPLERİ İLE DOST, KARDEŞ OLMALI VE ONLARLA DİYALOG KURMALIYIZ. Allah katında önemli olan, herhangi bir gruba, isme tabi olmak değil, doğruların arayışında ve takipçisi olmak esastır. ALLAH IN KANUNLARINA UYAN, BATILDAN UZAK YAŞAYAN HER MÜMİN, BİRBİRİNİN KARDEŞİDİR. ALLAH DOĞRU YOLDA YÜRÜYEN, YARATTIĞI TÜM KULLARININ KARDEŞ OLDUĞUNU BİZLERE SÖYLÜYOR. BİZLER BU TEVHİT İNANCINA İNANAN KİTAP EHLİ DAHİ OLSA, TÜM İNSANLARLA DOST OLMALIYIZ Kİ, KUR’AN GERÇEKLERİNİ ONLARADA TEBLİĞ EDEBİLELİM, KUR’AN LA ONLARI BULUŞTURABİLELİM. Kitap ehlinden de bahsederken, bakın bu konuya nasıl açıklık getiriyor. Bakara 62: Kesinlikle, iman edenlerden, Yahudi olanlardan, Hıristiyanlardan ve Sâbiîlerden KİM ALLAH'A VE ÂHİRET GÜNÜNE İNANIP İYİ AMELDE BULUNURSA, RABBLERİ KATINDA ONLARIN ÖDÜLÜ VARDIR. ONLARA BİR KORKU YOKTUR VE ONLAR KEDERLENMEYECEKLERDİR. (Bayraktar Bayraklı meali) Bu ayette aslında çok net açıklama yapıyor ve diyor ki Allah, isimleriniz önemli değil. BENİM İÇİN ÖNEMLİ OLAN, YAPTKLARINIZDIR. Bu konuyu daha net bir şekilde anlayabilmemiz için, size Allah ın bizlere Elçisini örnek gösterdiği bir konu hakkında düşünmenizi istiyorum. Peygamberimiz ÜMMİYDİ. Yani hiçbir kitap Ehline tabi değildi. Peki neden? Çünkü kitap Ehlinin genel çoğunluğu, Allah ın indirdiği dinden, atalarının batıl inançları ile sapmış, Mümin olma özelliğini genel çoğunluğu kaybetmişlerdi. BİR AN O DÖNEMİ DÜŞÜNÜN VE KİTAP EHLİNDEN OLDUĞUNUZUDA VAR SAYIN. SİZCE PEYGAMBERİMİZ HAKKINDA NE DÜŞÜNÜRDÜNÜZ? Bu empatiyi yapabilirsek, Kur’an gerçekleri ile mutlaka buluşuruz. Peygamberimiz, bu yanlış inançlara tabi olmaktansa, TEK BİR ALLAH IN VARLIĞINA İNANIP, AKLIN MANTIĞIN KABUL ETMEDİĞİ KARMAŞANIN İNANCIN İÇİNDE YER ALMAKTANSA, GERÇEKLERİN VE DOĞRULARIN ARAYIŞINDA OLMAYI SEÇMİŞTİR. ADALETLİ, YARDIM SEVER, GÜVENİLİR BİR KİŞİLİĞİYLE, ALLAH IN GÜVEN ELÇİSİ OLMA ŞEREFİNE ERİŞMİŞTİR. O günleri düşünün lütfen, Yahudi ve Hıristiyanların genel çoğunluğu, Peygamberimiz kendilerine tabi olmadığı için, inançsız ve Mümin kabul etmiyorlardı. Ama Onun hal ve hareketleri davranışları ile adaletli ve güvenilir tavırları hem Allah ın hem de toplumların arasında sevilmiş ve saygı gören bir insan olmuştu. İŞTE MÜMİN OLMANIN ÖZELLİKLERİ VE ALLAH KATINDA MÜMİN BİR İNSANIN VASIFLARI, SANIRIM ŞİMDİ DAHA İYİ ANLAŞILMIŞTIR. Bugün herkes kendisini, Mümin insan kabul ediyor. İslam dininde de mezheplere, cemaatle öyle parçalanıp bölündük ki, bırakın Müminlerin kardeşliğini, birbirimize kendi içimizde düşman olduk. Müslümanlar, kendi ülkelerinde huzur, adalet bulamadıkları için, Müslüman olmayan Ülkelere gidiyorlar ve orada daha huzurlu ve emniyetli hissediyorlar kendilerini. Hatta O ülkelere kaçak gidebilmek için, ölümü bile göze alıyorlar. Ne dersiniz, bizler mi Mümin olma özelliklerini taşıyoruz, yoksa…….? DİLİM SÖYLEMEYE VARMADIĞI İÇİN YAZAMADIM. ÇÜNKÜ ÇOK ÜZÜLÜYORUM. Değerli kardeşlerim. Gelin bizler kendimizi övüp aklamaya çalışmak yerine, GERÇEK MÜMİN OLMANIN ÖZELLİKLERİNİ EDİNELİM. Yoksa kendimizi kandırmaktan ve birbirimizi düşman edinmekten bir adım ileri gidemeyiz. ALLAH KUR’AN DA GERÇEK MÜMİNLERİN EN ÖNEMLİ ÖZELLİĞİNİ BİZLERE ŞÖYLE ANLATIYOR, DERS OLMASI ADINA TEKRAR EDİYORUM. MAİDE 11. AYETTE. “MÜMİNLER SADECE ALLAH'A GÜVENSİNLER.” SİZCE BİZLER YALNIZ ALLAH A GÜVENİP, YALNIZ ALLAH DAN MI YARDIM DİLİYORUZ? CEVAP VERMEYE İNANIN DİLİM VARMIYOR. Ömür geçiyor bir nefes misali, gelin batıl ve hurafeden uzak, el birliğiyle Allah ın rehberine sarılalım. Onun istediği MÜMİNLER olalım ki, birbirimizle gerçek kardeşliğin tadına varalım. Daha sonra her şeyin nasıl daha farklı, güzel, huzur dolu olduğunu göreceğiz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  3. Bu makalemin konusu, Bakara suresi 30. ayet de geçen, Allah ın yeryüzünde Halife yaratacağı konusu üzerinde olacaktır. Acaba Allah bu ayette, yeryüzünde Halife yaratacağından bahsetmesi ile bizlere ne anlatmak istiyor, gelin önce ayeti yazalım, daha sonrada Kur’an bütünlüğünde ayeti anlamaya çalışalım. Bakara 30: Rabbin meleklere, “BEN YERYÜZÜNDE BİR HALİFE YARATACAĞIM” dediği vakit melekler, “BİZ SENİ ÖVEREK ANARKEN VE YÜCELTİP DURURKEN, ORADA FESAT ÇIKARACAK, KAN DÖKECEK BİRİNİ Mİ YARATACAKSIN?” dediler. Allah, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” diye cevap verdi. (Bayraktar Bayraklı meali) Dikkat ederseniz Allah Melekleri ile konuşuyor ve kendisinin Yeryüzünde bir halife yaratacağım dediği zaman Meleklerin Allah a, “BİZ SENİ ÖVEREK ANARKEN VE YÜCELTİP DURURKEN, ORADA FESAT ÇIKARACAK, KAN DÖKECEK BİRİNİ Mİ YARATACAKSIN?” sözleriyle, sizce ne kast ediyor olabilir? Çünkü ayetin sonunda, Melekler bu cevabı verdikten sonra Allah, ben sizin bilmediğinizi bilirim diyerek, aslında Meleklerin bilemeyeceği, YALNIZ ALLAH IN BİLDİĞİ BİR GERÇEKTEN, PLANDAN BAHSEDİLİYOR. Bakara suresi 31 ve 32. ayeti de okuduğunuzda, Hz. Âdeme verilen bilgilerin, öğretilenlerin, Melekler tarafından bilinmediği anlaşılıyor. Buradan da anlaşılıyor ki, Allah insana meleklerden çok daha fazla bilgi vermiş ve onun içinde meleklerin Hz. Âdeme secde etmesini, yani saygılı olmasını istemiştir. Gelelim Bakara suresi 30. ayete. Bu ayette Melekler, Allah yeryüzünde halife yaratacağım dediğinde, fesat çıkaracak, kan dökecek birilerini mi yaratacaksın dediğinde, demek ki bu konuda Meleklerin tecrübeleri, bilgileri var ki böyle söylüyorlar. Dikkat ederseniz biz seni överek, anarak yüceltiyoruz diyorlar. Demek ki yaratılanların içinden, bunu yapmayacak olanlar da var ki, Melekler böyle söylüyor. Dikkat ederseniz Allah, bu konuya hiçbir açıklama getirmiyor, detay vermiyor. Allah açıklama yapmıyorsa, bizlerin bu konuda yorumlar yaparak, melekler demek ki daha önce şundan ya da bundan dolayı biliyorlarmış demek yerine, bizler ayette anlatılanları anlamaya çalışmamız en doğrusu olur. Yorum yaparsak, yanılma ihtimalimiz her zaman olacaktır. Allah Kur'an da Araf 33. ayetinde bu konuda ne diyordu hatırlayalım. "Hakkında hiçbir delil indirmediği bir şeyi, Allah'a ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi HARAM kılmıştır." Bu konuda birçok yorumlar yapanları görebilirsiniz, ama ben kafanızı karıştırmamak için, onlardan bahsetmek istemiyorum. Gelin ayette geçen, önce yeryüzünde HALİFE yaratacağım sözüyle Allah, neyi kast ediyor onu anlamaya çalışalım. Bakara 31 ve 32. ayetleri okuduğunuzda, Hz. Âdem ve Melekler arasında geçtiğini göreceksiniz. Yeryüzünde halife yaratacağım derken, halifelik konusu yalnız Hz. Adem için değil, tüm insanlar için söylediği çok açık anlaşılıyor. Bu ayette geçen HALİFE kelimesine, öyle yanlış anlamlar veriliyor ve batıl inançlarımıza kanıtlar yaratılıyor ki, ne yazık ki bu yanlış bilgilerle toplum aldatılıyor, adeta bu dünyada Allah ın vekili, temsilcisi olduğuna inanılan kişiler oluşturuluyor. GEÇMİŞ TOPLUMLARIN BU ŞEKİLDE RAHATLIKLA YÖNETİLDİĞİNİ VE ONLARIN İNANÇLARINI İSTEDİKLERİ ŞEKİLDE KENDİ MENFAATLERİ YÖNÜNDE YÖN VERDİKLERİNİ GÖRÜYORUZ. Önce bu kelimenin anlamını ve Allah HALİFE kelimesiyle neyi kast ettiğini doğru anlamalıyız ki, bizleri Allah ile aldatanların tuzağına düşmeyelim. Enam 165: SİZİ YERYÜZÜNÜN HALİFELERİ KILAN, size verdiği (nimetler) hususunda SİZİ DENEMEK İÇİN KİMİNİZİ KİMİNİZDEN DERECELERLE ÜSTÜN KILAN O'DUR. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır ve gerçekten O, bağışlayan merhamet edendir. (Diyanet vakfı meali) Neml 62: Yahut kendisine dua ettiği zaman zorda kalmışa cevap veren ve başa gelen kötülüğü kaldıran, SİZİ YERYÜZÜNÜN HALİFELERİ KILAN MI? Allah ile birlikte başka ilâh mı var!? Ne kadar az düşünüyorsunuz! (Diyanet meali) Fatır 39: O, SİZİ YERYÜZÜNDE HALİFELER KILANDIR. Artık kim inkâr ederse inkârı kendi aleyhinedir. İnkârcıların inkârı, Rableri katında ancak uğrayacakları gazabı artırır. İnkârcıların inkârı, ancak ziyanlarını arttırır. (Diyanet meali) Bu ayetlerden de çok açık anlaşılıyor ki, Allah tüm kullarını kadın erkek ayrımı yapmadan, bu dünyada birbirinin Halifesi olduğunu söylüyor. YANİ YÖNETİM VE İDARE SİZİNDİR. AMA YÖNETİRKENDE NASIL YÖNETECEKLERİNİ GÖNDERDİĞİ KİTAPLARDA AÇIKLAMIŞ VE BİZLERİ BU YOLLA İMTİHAN ETMEKTEDİR. Bir başka şekilde söylemek gerekirse, İnsanlar birbirinin halefi yani halifesi olarak, bu dünyada yaşayacakları bir düzen kuracağım diyor. Bizleri denemek, imtihan etmek için kimimizi kimimizden üstün kıldığını söylüyor. Peki, Halife kelimesinin anlamı nedir? HALİFE BİRİ DİĞERİNİN YERİNE GEÇEN, ARDI SIRA GELEN ANLAMINDADIR. Demek ki Allah bu dünyada öyle bir düzen kuruyor ki, meleklerin bu düzen hakkında korkuları, çekinceleri var. Kan gövdeyi götürür diye korkuyorlar. Hatırlayacaksınız, Peygamberimiz vefat ettikten sonra, seçimle devletin yöneticisi olarak, Hz. Ebubekir seçildi Halife olarak. HALİFE SEÇİMLERİNİN BİLE, NASIL ZORLU HATTA KANLI GEÇTİĞİNİ, ARALARINDA DÜŞMANLIKLAR OLDUĞUNU, TARİH SAYFALARINDAN OKUYORUZ. Bakın Peygamberimize hiç birimiz, Halife demiyoruz. Çünkü O Allah ın Elçisi idi. HATIRLATIRIM ALLAH IN HALİFESİ YA DA VEKİLİ DEĞİLDİ. HALİFELİK, AYNI SEVİYEDEKİ İNSANLAR ARASINDA OLUR. Birbirinin halefi olması için, aynı seviyede olması gerekir. ALLAH IN BİR BENZERİ OLAMAYACAĞINA GÖRE, ONUN HALEFİ YANİ HALİFESİ, YA DA VEKİLİ ASLA OLMAZ. Hz. Ebubekir e Halife denmesinin nedeni, Peygamberimizden devletin yönetim vekâletini devir almış olmasındandır. Onun için halife deniyordu. Tekrar özellikle hatırlatmak isterim, DİNİ KONULARDA ALLAH IN, ELÇİLİK GÖREVİNİ DEVRALMIŞ DEĞİLDİ. Kur’an ı Tebliğ, her Müslüman ın zaten görevidir. Çünkü bu görevi Elçisine Allah vermişti, bu görev bir başkasına halef edilemez, yani devredilemezdi. Çünkü Peygamberimizin bir de, NEBİLİK makamı vardı, bu makamı da yalnız Allah verir. Daha sonra Hz. Ebubekir den Halifelik görevini, yani devleti yönetme görevini, yine seçimle devralmışlardı. Gelelim Meleklerim tedirginliğine. FESAT ÇIKARACAK VE KAN DÖKÜLECEK KONUSUNA. Allah bu dünyada insanları yaratacağını ve O insanlar birbirilerini yönetirken, eğer benim istediğim yol ve yöntemi uygulamayıp, kendi nefislerinin doğrultusunda giderlerde kendilerine, yanlış inançlarının etkisiyle HALİFELER seçerlerse, meleklerin bahsettiği sonuç olacaktır ama sizin bilmediklerinizi ben biliyorum diyor Allah. MELEKLERİN BİLMEDİKLERİ, ALLAH IN GERÇEKLEŞTİRMEK İSTEDİĞİ İMTİHANIN ŞARTLARININ HAZIRLANMASIDIR. ALLAH ADALETLİDİR, EN DOĞRU KARARI VERENDİR. Eğer kullarım doğru yolda olurlar ve onlara tavsiye ettiğim şekilde yaşarlarsa, seçecekleri HALİFELER onları en güzel şekilde yönetecektir, açıklamasını Kur’an ın genelinde yapıyor ve bizlere ne diyordu hatırlayalım özet olarak. “Bu dünyada sizleri, imtihan etmek için yarattım. Aklınızı kullanın ve sözü dinleyip en güzeline uyun. Benden başka ilah, şefaatçi yoktur yalnız benim gönderdiğim uyarıcılara, kitaplara uyun, emin olmadığınız sözlerin ardına düşmeyin. En doğru söz Allah ın sözüdür unutmayın. Size öyle bir rehber kitap gönderdim ki, onun ipine sarılan doğru yolu bulur. Aklını kullanan, huzura mutluluğu kavuşur.” Demek ki bizler Allah ın bu uyarılarına kulak vermezde, kendi nefislerimizde bir inanç yaratırsak, seçimle bile olsa gelecek HALİFELER, yani devleti yöneten insanlar, günümüzdeki isimleriyle söylemek gerekirse BAŞBAKAN, CUMHURBAŞKANI, bizleri asla adaletle yönetmeyecek ve asla huzuru bulamayacağız. Geçmiş tarihlere baktığınızda ülkelerin yönetimi, Allah ın istediği yol ve yöntemle yönetilmediği, hatta seçimle değil, Meleklerin korktukları gibi ZORLA, KAN DÖKEREK GELDİKLERİ İÇİN, insanlar huzur bulamamış, savaşlar, kan dökmeler eksik olmamıştır. Günümüzde de ÜLKELER ARASINDA SAVAŞ, DÖKÜLEN KAN TOPLUMLARI YÖNETENLERİN ESERİ DEĞİL Mİ? Özet olarak şunu söyleyebiliriz. Biz insanları Allah, birbirimize halife yani yerine geçen yöneticiler olarak yaratmıştır. Kimisi halife yani yöneten yönetici olacak, kimisi de O halifeyi seçenler. Allah ın önerisi, sizleri yönetecekleri seçerken, mutlaka ehil insanlardan seçin ve onlarda sizleri yönetirken, kendi başına kararlar vererek değil, ŞURAYA danışarak, en doğru kararı bularak yönetilmesini önermiştir. Ama ne yazık ki Allah ın bu emri, tavsiyesi daha Peygamberimizin ölümünden çok geçmeden, dört halifenin sonunda, bir daha seçimle birlikte anlaşarak yöneticiler seçilememiştir. Tabi bu yanlışı yapan insanlarda kendi elleriyle, imtihanları sonucunun karşılığını görmüşler, hala bizlerde görmekteyiz. ALLAH NEYE LAYIKSAK, ONU VERECEKTİR. Şu gerçeği lütfen unutmayalım. Bu dünyada hiç kimse, buna Allah ın görev verdiği Elçiler de dâhil, Allah ın VEKİLİ, ONUN ADINA TEMSİLCİSİ DEĞİLDİR. Elçilerin görevi sadece tebliğ etmek uyarmaktır. “RESULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. (Ankebut 18)” “BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ.” (Kehf 56) Aşağıdaki ayetler bunun apaçık kanıtıdır. Lütfen mezheplerin ve fıkıh inancının öğretisi olan, adeta Allah ın temsilcilisi gibi gösterilen Halifelik konusunda aldatılmayalım. PİŞMAN OLMAK İSTEMİYORSAK, GÜNÜMÜZDE BİZLERE DİN DİYE ÖĞRETİLENLERİ, LÜTFEN KUR’AN İLE SORGULAYALIM. Enam 107: Allah dileseydi, onlar ortak koşmazlardı. Biz seni onların üzerine bir bekçi kılmadık. SEN ONLARIN VEKİLİ DE DEĞİLSİN. (Diyanet vakfı meali) İsra 2: Musa’ya o KİTABI VERDİK ve onu İsrailoğullarına YOL GÖSTERİCİ KILDIK. Ey İsrailoğulları! BU, BENİMLE KENDİ ARANIZA BİR VEKİL KOYMAYASINIZ, DİYEDİR. (Süleymaniye vakfı meali) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  4. İslam ı yaşayabilmek adına, Kur’an ı yeterli görmeyen ve yalnız Kur’an ile İslam yaşanmaz diyenlerin dayandıkları ayetlerden, sizlere üç örnek vermek istiyorum. Önce yazalım daha sonra birlikte üzerinde, Kur’an ı referans ve kanıt alarak birlikte düşünelim. Ali İmran 32: De ki: ALLAH'A VE RESULÜ’NE İTAAT EDİN. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez. (Diyanet vakfı meali) Ali İmran 132: ALLAH'A VE RESUL’ÜNE İTAAT EDİN Kİ RAHMETE KAVUŞTURULASINIZ. (Diyanet vakfı meali) Nisa 80: KİM RESUL’E İTAAT EDERSE ALLAH'A İTAAT ETMİŞ OLUR. Yüz çevirene gelince, seni onların başına bekçi göndermedik! (Diyanet vakfı meali) Ayetlere dikkat ettiyseniz, bu ayetlerde özellikle dikkati çekilen toplum, Kur’an ın indirildiği ve Elçisinin yaşadığı topluma hitap ediliyor. Çünkü bu ve benzeri ayetlerle Allah, Elçisine Kur’an ı tebliğ için yardımcı oluyor, tebliğini kolaylaştırıyor. Ayetlerde özellikle Allah a ve Resulüne diyerek birlikte anılıyor. Peki, sizce bununla ne anlatılmak isteniyor olabilir. Allah ın hükmü ayrı, Elçisinin hükmü ayrı anlamını çıkarmak, Allah a ancak elçisini şirk koşmak olur. Çünkü Allah ne diyordu? “HÜKMÜME HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEM. BİZ RESULLERİ SADECE, MÜJDECİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ.” Nisa 80. ayette özellikle bu konuya dikkat çekiliyor ve Allah diyor ki, KİM RESULÜME İTAAT EDERSE, ALLAH A İTAAT ETMİŞ OLUR. Yani Resulüm, benim indirdiğim Kur’an a iman etti, ona uyarsanız, O SİZİ YALNIZ KUR’AN İLE UYARACAK. Aslında düşünen, aklını kullanan Nahl suresi 98. ayette, Allah ın uyarısı olan Kur’an ı okumaya başlamadan önce, şeytanın dayattığı batıl ve hurafeden kurtulup, yalnız kendimizi Allah a teslim edip ona dayanarak Kur’an ı okumaya başlarsak, ayetlerde anlatılan tüm gerçekleri görürüz. Eğer bunu yapmazda, batıl inançlarımıza Kur’an dan delil aramaya çalışırsak, boşuna çaba harcarız. Allah görev verdiği Resulüne itaat etmemizin asıl nedenini, Kur’an ın birçok yerinde bizlere açıklıyor. Hatta bizlere ÜMMİ bir Resul göndererek, daha önce dini konularda hiçbir bilgisinin olmadığını, bizlere anlatacaklarının yalnız Allah katından gelenler olduğu uyarısını da yapıyor ve nasıl açıklamalar yapıyordu hatırlayalım. SANA BAĞLILIKLARINI BİLDİRENLER ASLINDA, ALLAH'A BAĞLILIKLARINI BİLDİRMEKTEDİRLER. (Fetih 10) BU KURAN BANA VAHYOLUNDU Kİ, ONUNLA SİZİ VE ULAŞTIĞI HERKESİ UYARAYIM. (Enam 19) BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ. (Kehf 56) BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM. (Ahkaf 9 ) “BEN ANCAK, RABBİM TARAFINDAN BANA VAHYOLUNANA UYARIM.” Araf 203 Bu ayetlerden de anlaşıldığı gibi, Allah elçisini birçok kez uyarıyor ve diyor ki, SANA İNDİRDİĞİM KUR’AN İLE KULLARIMA HÜKMET, ONU TEBLİĞ ET, KUR’’AN İLE UYAR. Allah Resulüme uyun derken, O sizi yalnız benim ona gönderdiğim Kur’an ile uyaracak, onun içindir ki, ona uymak bana uymak demektir diyerek, Elçisine tebliğinde yardımcı oluyor. Yoksa Allah Resulüm e uyun, onunda benim hüküm verdiğim gibi dinde hüküm koyma yetkisi vardır, ya da ben gönderdiğim Kur’an ı tam açıklamadım O görevi Elçime verdim, onun için o ne derse onu yapın demiyor. Çünkü Kur’an ı bizzat kendisinin Allah açıkladığını nice örneklerle izah ettiğini bizlere bildiriyor. Bunu söyleyenler ve inananlar, Kur’an ın farkında olmadan yüzlerce ayetini görmezden geliyor, inkâr ediyor demektir. Bakın Bakara 171. ayetinde Allah bizlerin nereye, hangi kitaba tabi olmamızı istiyor. Bakara 171: ALLAH'IN İNDİRDİĞİNE TÂBİ OLMA ÇAĞRISINA ALDIRIŞ ETMEYEN KÂFİRLERİN DURUMU, sadece çobanın bağırıp çağırmasını işiten hayvanların durumuna benzer. Çünkü onlar manen sağır, dilsiz ve kördürler. BU SEBEPTEN DOLAYI DA DÜŞÜNMEZLER. (Bayraktar Bayraklı meali) Buradan da anlıyoruz ki, Allah ın Resulü yalnız Kur’an a tabi olmuş ve bizlerin de yalnız Allah ın indirdiği ve Resulünün bizlere tebliğ ettiği Kur’an a tabi olmamızı istiyor. Ayete dikkat ettiyseniz, kitap ehlini kast ederek, çağrıya uymayıp batılın ardı sıra gidenlere Allah, İNKÂRCI/KÂFİR diyor, hatırlatmak isterim. Bu ayetin bir ayet öncesinde Allah, kitap ehlinden bahsederek, bakın nasıl uyarıyor. Bakara 170: Onlara, “ALLAH'IN İNDİRDİĞİNE UYUNUZ” DENDİĞİNDE, “HAYIR, BİZ ATALARIMIZI ÜZERİNDE BULDUĞUMUZ ŞEYE UYARIZ” DERLER. Ya ataları akıllarını kullanamamış, doğruyu da bulamamış idiyseler de mi? (Bayraktar Bayraklı meali) Günümüzde aynı yanlışı yapan bazı Müslümanlarda hiç düşünmeden, Kur’an ayetlerinden nasiplenmeden, neler söylüyor hatırlayalım. “YALNIZ KUR’AN İLE İSLAM YAŞANMAZ. ONCA ÂLİMLERİN AÇIKLAMALARINI, PEYGAMBERİMİZİN RİVAYET HADİSLERİNİ ÇÖPE Mİ ATALIM. ALLAH IN RESULÜNÜNDE, KUR’AN GİBİ DİNDE HÜKÜM KOYMA YETKİSİ VARDIR, ONLARI İNKÂR EDEN KÂFİRDİR.” Demiyor muyuz? Allah ın Elçisi yaşadığı dönemde, Allah ın kontrolünde idi ve DANIŞILACAK AYAKLI KUR’AN DI. Lütfen unutmayalım, Allahın Elçisi yaşadığı dönemde, Kur’an dan başka din adına hiçbir bilgiyi kayda aldırmamıştı. Onun vefatının üzerinden yaklaşık 200 yıl geçtikten sonra, dinin mezheplere, fırkalara ayrılmasıyla, Peygamberimizin söylediği iddia edilen, ilk önceleri yaklaşık 500–1000 kadar hadis/sözler toplandı, kayda alındı ve ne yazı ki zamanla bunlara ilaveler yapılarak, milyonu buldu, yetmedi herkes nakillerde kendi düşüncelerini ilave ederek nakletti. ACIKLI SONUÇ ORTADA. Allah ayetlerinde, Resulüme uyun ona uymak bana uymak gibidir derken, Kur’an ın indirildiği topluma hitap ediyordu. Yoksa bu ayetler bugün bizlere, kullarım Kur’an ın yanında, Resulümün sizlere yüzlerce yıl sonra ulaşacak rivayet hadislerine de uyun demiyordu. Çünkü bu düşünce Kur’an ın tamamına aykırıdır. Allah sizleri Kur’an dan hesaba çekeceğim, sakın emin olmadığın bilginin ardına düşmeyin, hesabını sorarım. Kur’an ı ben koruma altına aldım, dedikten sonra sizce bizleri emin olamayacağımız, hatta aynı konularda bile mezheplerde farklı düşüncelerin rivayet edildiği hadislerden, bizleri Allah sorumlu tutar mı? ALLAH ONUN İÇİN, AKLINI KULLAN EY KULUM DİYOR. AKILLA İMAN YANYANA OLMAZ DİYENLER, BATILI HAK DİYE TOPLUMA YAŞATMAYA ÇALIŞANLARDIR. LÜTFEN BUNLARIN TUZAĞINA DÜŞMEYELİM. Bu konuyu doğru anlayabilmek istiyorsak, Allah ın Kur’an da örnek verdiği Hz. İsa kıssasını, dikkatle okuyup üzerinde düşünelim. Maide 117: “BEN ONLARA, ANCAK BANA EMRETTİĞİNİ SÖYLEDİM. ‘Benim de rabbim, sizin de rabbiniz olan Allah'a kulluk ediniz' dedim. İÇLERİNDE BULUNDUĞUM MÜDDETÇE ONLAR ÜZERİNDE KONTROLCÜ İDİM. BENİ VEFAT ETTİRİNCE, ARTIK ONLAR ÜZERİNDE GÖZETLEYİCİ YALNIZ SEN OLDUN. Sen her şeyi hakkı ile görensin.” (Bayraktar Bayraklı meali) Lütfen batıl inançlarımızı yaşayabilmek adına, kelimelere yanlış anlamlar vermeyelim, Allah Kur’an da bizlere ne anlatıyor, nasıl uyarıyor onu anlamaya çalışalım. Hz. İsa yaşadığı dönemde, onların üzerinde kontrolcü bendim, onları uyarıyordum ama vefat edince bu görevim sona erdi ve insanlar üzerinde gözetleyici yalnız sen kaldın diyor. Aynı şey Peygamberimiz içinde geçerli olduğunu lütfen unutmayalım. Peygamberimiz yaşadığı dönemde, danışılacak örnek insandı ve biz ümmetini gözetleyici idi. Ama vefat ettikten sonra görevi sona erdi. LÜTFEN ONUN ADINA UYDURULAN HER SÖZE İNANMAYALIM. ÇÜNKÜ ALLAH IN ELÇİSİ BİZLERİ YALNIZ KUR’AN İLE UYARMA GÖREVİ ALMIŞTI. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  5. Bu makalemde, sizlerin üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim konu, İblisin/şeytanın bizlere nasıl ve hangi konularda vesvese vereceği ve bizler bu durumlarda neler yapmamız gerekir, şeytanın bizlerin üzerindeki etkisi nedir, onu Allah ın rehberinden birlikte anlamaya çalışalım. Sizlerinde bildiği gibi, şeytan ve Âdem arasındaki konuşmaların ve şeytanın Hz. Âdem e vesvese vermesi, yani bu konuyla ilgili ayetleri okuduğunuzda anlayacaksınız, Âdem ve eşini aldatmaya çalıştığı bir olaydan bahseder Kur’an. Bunun sonucunda da Allah ın şeytanı cennetten kovması ve biz insanları aldatarak yoldan saptıracağından, onları boş kuruntulara sokacağından, Allah a karşı görevlerini yerine getirmemesi için uğraşacağından bahsedilir. Peki, şeytan bizlerin üzerinde ne kadar etkili. Gelin önce ona bakalım. Çünkü bizlerin gücünün üstünde bir güçle bizlere zarar verebiliyorsa, bu durumda bu dünyada imtihandan söz edemeyiz. Sebe 20–21: Andolsun İblis, onlar hakkındaki tahminini doğruya çıkardı. İnanan bir grubun dışında hepsi ona uydular. OYSA ŞEYTANIN ONLARA KARŞI HİÇBİR GÜCÜ YOKTU. Ancak âhirete inananlarla, ondan şüphe içerisinde olanları böylece biz biliriz. Rabbin her şeyi gözetip koruyandır. (Bayrakta Bayraklı) Ali İmran 175: İşte o şeytan, ANCAK KENDİ DOSTLARINI KORKUTUR. Şu halde, eğer iman etmiş kimseler iseniz ONLARDAN KORKMAYIN, BENDEN KORKUN. (Diyanet vakfı meali) Bu iki ayet açıkça bizlere gösteriyor ki, şeytanın/İblis in bizlerin kararı, iradesi dışında bizlere hiçbir şey yapamayacağı çok açık. Ama imtihanımızda çok önemli bir yeri olduğunu lütfen unutmayalım. Peki, bu durumda şeytan bizlere hangi konularda ve kimlere vesvese veriyor aldatıyor, yanlış yapmasını sağlıyor. Burası çok önemli. Aslında yukarıdaki ayette bu sorumuza cevap veriyor ve İnanan Allah ın hükümlerini hayatına geçiren, batıl ve hurafeden uzak yaşayan bir gurubun dışında, diğer toplumlar şeytana uydu diyor. Allah açıklama yapıyor ve diyor ki, HÂLBUKİ O YOLDAN SAPAN ŞEYTANIN YOLUNU İZLEYENLERİN ÜZERİNDE ŞEYTANIN ZORLA YAPTIRIM GÜCÜ YOKTU, diye de konuya açıklık getiriyor. Şöyle bir soru sorabilirsiniz, Hz. Âdem ve eşi şeytan ile direk konuşmuş ve onun sözlerine kanmış ve yanlış yaptıklarını anlamışlardı. Ama bizler şeytanla direk muhatap olmuyoruz, bu durumda bizleri şeytanın aldattığını nereden bileceğiz? Bizlerin bu dünyada, imtihan olduğumuzu söyler Allah. İmtihanımızda da kendi kararlarımızı etkileyen, bizim dışımızda hiçbir şey yoktur. Ama kararlarımızı etkileyen etkenler, duygusal dürtüler, nefsimizin arzu ve istekleri kararlarımızı büyük oranda etkiler. Her insanın içinde, İYİLİK VE KÖTÜLÜK DUYGULARI, yan yana bulunur. ONLARIN SEÇİMİNİ BİZLER YAPARIZ. Kötülüğü harekete geçiren genellikle nefsimiz, duygularımızdır, arzu ve isteklerimizdir. Eğer duygularımızın esiri isek, hiç düşünmeden, aklımızı kullanmadan arzu ve isteklerimiz yönünde hareket ederiz. Buda bizleri yanlışa, Allah ın istemediği yola götürür. Onun içindir ki Allah, ayetleri üzerinde bile bizlerin düşünmesini, aklımızı kullanmasını ister. DÜŞÜNEN VE AKLINI KULLANAN HİÇ KİMSE, ASLA ŞEYTANIN ESİRİ OLAMAZ. Çünkü şeytan duygulara hitap ederek, kötüyü iyi gibi gösterir ve onu yapmakta sakınca görmeyiz. Şeytan yalnız görünmez duygu ve dürtüler vermez. KENDİSİNE ARAMIZDAN İNSANLAR ARASINDA ADETA ELÇİLER YAPARAK, ONLARIN YALAN VE İFTİRALARI İLE İNSANLARIN KANDIRILMASINI VE ALDATILMASINI SAĞLAR. ONUN İÇİN ALLAH, BENDE BAŞKA VELİLER EDİNİP, ARDI SIRA SAKIN GİTMEYİN DİYE UYARMIŞTIR. Bizlerde bu yanlışı fark edemeyiz, çünkü bu yanlış yoldan saptıran düşüncenin, şeytanın düşüncesi olduğunu anlayamayız. Allah ın yolundan saparak, batılı ve hurafeyi din edinenlere, bakın Allah ne yaparız diyor. Zuhruf 36: KİM, RAHMAN’IN ZİKRİ’Nİ GÖRMEZLİKTEN GELİRSE, BİZ ONUN BAŞINA BİR ŞEYTAN SARARIZ. Artık o, onun ayrılmaz dostudur. (Diyanet meali) Sanırım bu uyarıyı bizler göz ardı ettik ve Allah ın zikri Kur’an da yüzlerce ayetini görmezden gelerek, batılı ve hurafeyi din edinerek, kendi ellerimizle şeytanı ve şeytanlaşmış insanları yanı başımızda bulduk. Ama onları, Allah ın zikrinden uzaklaştığımız için, ne yazık ki fark edemiyoruz. HATTA GÖNÜL DOSTU SANIYORUZ, ALLAH DOSTU İLAN EDEBİLİYORUZ. Şeytanın adını andığımızda korkuyoruz, irkiliyoruz, ama Allah ın adını andığımızda ise çok ilginçtir hiç korkmuyoruz. Hâlbuki Allah korkacağınız ve çekineceğiniz yalnız benim, demiyor muydu? Bizler görünmez şeytandan değil, yanı başımızdaki içimizden olan, ŞEYTANLAŞMIŞ İNSANLARIN VESVESESİNDEN, YALAN VE YANLIŞ DÜRTÜLERİNDEN KORKALIM. Çünkü İblis artık görevini, o kadar güzel yapıyor ve kendisine yardımcı o kadar çok insanı şeytanlaştırmış ki, kendisi sanırım tatile çıkmış olsa gerek. Çünkü bu insanlar varken, bana gerek yok demiş olması büyük ihtimaldir. Allah ın doğru yolunda giden Müslüman, Allah dan yardım istediğinde, şeytanın asla bizlere hiçbir şey yapamayacağını lütfen unutmayalım. Müminun 97–98: De ki: “EY RABBİM! ŞEYTANLARIN VESVESELERİNDEN SANA SIĞINIRIM.” “Ey Rabbim! Onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım.” (Diyanet meali) Fussilet 36: Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, HEMEN ALLAH’A SIĞIN. Çünkü O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. (Diyanet meali) Nas 4–5–6: “İnsanlara kötü şeyler fısıldayan o sinsi vesvesecinin şerrinden ki o, insanların sinesine vesvese düşürür. CİNLERDEN VE İNSANLARDAN OLUŞUR.” (Bayraktar Bayraklı) Bu üç ayetten şunu anlıyoruz. İçimizden geçen kötü düşüncelerin, dürtülerin şeytanın vesvesesi olabileceği düşüncesi ile Allah ı hatırlamamızı ve ona sığınarak, bu yanlış düşünceden vazgeçmemizi, Allah dan yardım istememiz örneği veriliyor. Nas suresinde de aslında dikkatimizi çeken o uyarıyı yaparak, BİZLERİ YANILTAN VESVESE VEREN, ALDATANLARIN, CİNLERİN İÇİNDEKİ İBLİSTEN/ŞEYTANDAN VE İNSANLARDAN OLUŞTUĞUNU BİLDİRİYOR. Yani bizler asıl görünmez şeytandan değil, görünen şeytanlaşmış insanlardan korumalıyız kendimizi. Çünkü şeytan ve şeytanlaşmış insanlar, bizleri Allah ı anmaktan ve batıl ve sanıdan uzak, Kur’an ın çizdiği yoldan bizleri uzaklaştırdığından bahsediyor. Furkan 29: "Zikir/Kur'an bana geldikten sonra, o saptırdı beni ondan. ŞEYTAN, İNSAN İÇİN BİR REZİL EDİCİDİR. (Yaşar Nuri meali) Aslında bu ayeti, Allah ın bu uyarısını lütfen doğru anlayalım, daha önce yapılan yanlışları bizlerde yapmayalım. Allah ın zikri, vahyi geldikten sonra, topluma çeşitli rivayet, sanı bilgiler ortaya atıp, bunlarda Allah katındandır diyerek, toplumun Allah ın vahyini görmezden gelmesi sağlanıyor. Hatta günümüzde yapıldığı gibi, YALNIZ KUR’AN İLE İSLAM YAŞANMAZ, KUR’AN ÖZET BİLGİ VERİR, DETAY VERMEZ, AÇIKLAMAZ KUR’AN I HERKES ANLAYAMAZ DEMİYOR MUYUZ? PEYGAMBERİMİZİN RİVAYET HADİSLERİ VE DİNDE KOYDUĞU HÜKÜMLERİ OLMASAYDI, KUR’AN KAPALI KALIRDI DİYENLERE İNANIYORSAK, KUR’AN I TERK ETMİŞİZ DEMEKTİR. BUDA ŞEYTANIN VE ŞEYTANLAŞMIŞ İNSANLARIN VESVESESİNDEN KURUNTU VE SANI BİLGİLERİNDEN BAŞKA NE OLABİLİR? Değerli kardeşlerim VESVESE, KÖTÜ TELKİNDE BULUNMA, DOĞRU OLMAYAN KAFA KARIŞTIRAN SÖZLER, KAFAMIZDA KUŞKULAR UYANDIRACAK BİLGİLER, ZARARLI KÖTÜ DUYGU VE DÜŞÜNCELER ANLAMINDADIR. Bizler gözlerimizle göremediğimiz ama bizleri şüpheye düşürecek duyguları vermeye çalışan şeytandan korkmayalım. Çünkü onun vereceği vesveseyi, bizler Allah ın verdiği aklımızla, ZİKİRLE yok ederiz, kafamızdan sileriz. Ama yanı başımızdaki şeytanlaşmış insanlardan korunmak, göremediğimiz şeytandan korunmaktan çok daha zor. Bunlardan korunabilmek için batıl, rivayet ve sanıdan uzak, elimizdeki Kur’an a sarılalım, onu anlayarak, düşünerek okuyalım ve hayatımıza geçirelim. BİZLERİ ALLAH İLE ALDATMALARINA İZİN VERMEYELİM. Kur'an ı anlamını bilmeden, bir makamla okuyarak, güzel okuma yarışmaları ile vakit kaybetmeyelim. KUR’AN ŞİİR DEĞİLDİR, NESİR BİLGİ, İLİM KİTABIDIR. Onun içindir ki Allah, ayetleri önce anlayarak okumamızı, daha sonrada aklımızı kullanarak, üzerinde düşünmemizi emrediyor. DÜŞÜNEN, AKLINI KULLANAN ASLA ŞEYTANIN VE ŞEYTANLAŞMIŞ İNSANLARIN ETKİSİNDE KALMAZ. ONLARIN VESVESESİ, ALLAH IN ZİKRİNDEN/KUR’AN DAN SAPMAYANLAR ÜZERİNDE HİÇ BİR ETKİSİ OLMADIĞINI, YÜCE RABBİMİZ AÇIKÇA BİLDİRİYOR. ŞEYTANDAN VE ŞEYTANLAŞMIŞ İNSANLARDAN DEĞİL, KUR’AN DAN ALLAH IN ZİKRİNDEN, ONUN DOĞRU YOLUNDAN, SAPMAKTAN KORKALIM. Yunus 100: Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir kimse iman edemez. ALLAH, AZABI AKILLARINI (GÜZELCE) KULLANMAYANLARA VERİR. (Diyanet meali) AND OLSUN, SİZE ÖYLE BİR KİTAP İNDİRDİK Kİ, BÜTÜN ŞAN VE ŞEREFİNİZ ONDADIR. HÂLÂ AKILLANMAYACAK MISINIZ? (Enbiya 10) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  6. Yalnız Kur’an ile İslam yaşanmaz, Kur’an ı açıklayan anlaşılır hale getiren Allah ın elçisidir diyerek, ayetlerin anlamları ile oynayan ve rivayetleri dinin asli unsu yapmaya çalışanlar, özellikle NAHL SURESİ 44 VE 64. AYETLERİ örnek gösterip, bakın bu ayette Allah ın Resulüne, Kur’an ı açıklamak görevi verilmiştir. Demek ki Kur’an açık ve anlaşılır değildir, mutlaka Peygamberimizin hadislerine ihtiyacımız vardır, diyerek kendi inançlarına delil yaratma çabasında oluyorlar. Önce ayeti farklı meallerden yazalım, daha sonra Kur’an bütünlüğünde bu konuyu, birlikte anlamaya çalışalım. Nahl 44: (O peygamberleri) APAÇIK BELGELER VE KİTAPLARLA GÖNDERDİK. İnsanlara, kendilerine İNDİRİLENİ AÇIKLAMAN ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur’an’ı indirdik. (Diyanet meali) Nahl 44: Onları mucizelerle ve hikmet dolu sayfalarla gönderdik. O ZİKRİ (KİTABI) SANA DA İNDİRDİK Kİ KENDİLERİNE GÖNDERİLENİN NE OLDUĞUNU O İNSANLARA AÇIK AÇIK ANLATASIN, belki düşünürler. (Süleymaniye vakfı) Nahl 44: [Onlar size, kendilerini] apaçık delillerle ve hikmet dolu ilahî kitaplarla [desteklediğimiz peygamberlerin ölümlü adamlardan başka kimseler olmadığını söyleyeceklerdir]. Ve biz sana da bu uyarıcı kitabı indirdik ki, insanlara, BAŞINDAN BERİ İNDİRİLEGELEN MESAJIN ASLINI OLANCA AÇIKLIĞIYLA ULAŞTIRASIN ve onlar da böylece belki düşünürler. (Muhammed Esed) Nahl 64: Sana bu kitabı indirmemiz de ancak şunun içindir ki onlara hakkında IHTİLÂF ETTİKLERİ ŞEY'İ BEYAN EDESİN ve iyman edeceklere bir hidayet, bir rahmet olsun. (Elmalı meali) Kur’an ı dikkatle ve düşünerek okuyanların, Kur’an ın birçok ayetinde anlayabilmeniz ve hiç kimseye muhtaç olmayasınız diye, ayetlerimizi nice örneklerle açıkladık, izah ettik ki üzerinde düşünesiniz diyordu. Ayetin sonunda, iman edenlerin düşünmesini istiyor Allah. Nahl 64. ayette de, ayetlerin indirilme nedenini açıklıyor ve aralarındaki tartıştığı, ihtilaf içinde olduğu konular hakkında, onlara Kur’an ile beyanda bulunasın, yani açıklığa kavuşturasın diyor. Açık olmayan, anlaşılmayan bir ayet üzerinde, nasıl düşünürüz ve ihtilaf ettiğimiz konu hakkında açıklık getirir. Şöyle söyleyenler olabilir. Allah ın Resulü açıklıyor ya, açıklanmış ayet üzerinde düşüneceksiniz denebilir. Bugün Allah ın elçisi aramızda yok. Açıklanmamış Kur’an mı elimizde bu durumda? Hani Kur’an ın eşi benzeri yoktu? Hani hadi bir benzerini getirin bakalım diye meydan okuyordu Allah bizlere. Bu durumda açıklanmamış, izah edilmemiş olduğunu ve anlaşılması için beşeri bilgilere muhtaç olduğunu nasıl söyleriz. Hani Allah bizleri Kur’an dan hesaba çekecekti? Madem ayetler açık ve anlaşılır değil, Allah ın elçisi açıkladı. Neden ayetleri kayda alırken, açık ve anlaşılır yazdırmadı? ALLAH NEDEN AÇIKLANMAMIŞ BİR KİTAP GÖNDERSİN, DAHA SONRADA BİZLERİ SORUMLU TUTSUN, BUNUDA MI DÜŞÜNEMİYORUZ. BİZLERİN KAFASINDA, NASIL BİR ALLAH VE ADALETİ ANLAYIŞIMIZ VAR, DOĞRUSU ANLAYAMIYORUM. Bakın nasıl mantıksız sorular geliyor akla. Allah sakın emin olmadığınız bilgilerin ardına düşmeyin hesabını sorarım, Kur’an ın ipine sarılın diyordu. Bu durumda bizler doğruluğundan emin olamayacağımız, rivayet bilgilerle mi Kur’an ı anlayacağız? Hatırlatırım Allah Kur’an ı ben koruyorum diyor, rivayet hadisleri/sözleri değil. İşin ilginci her mezhebin doğru kabul ettiği hadislerde çok farklı. Aslında zerre kadar düşünen, gerçekleri ve bizlere kurulan tuzağı fark edecektir. Kıyame 19. ayetinde Allah, Kur’an ın açıklanması konusunda ne diyordu hatırlayalım. “SONRA ONU AÇIKLAMAK DA BİZE AİTTİR.” Yine Kur’an ın anlaşılacak bir şekilde, apaçık delillerle kanıtlarla indirildiğini, Ali İmran 105, Hud suresi 1. ayetinde, Bakara 99- 209. ayetlerinde de, “ANDOLSUN, BİZ SANA APAÇIK AYETLER, DELİLLER İNDİRDİK.” Demiyor muydu Rabbimiz? Bunlara benzer birçok ayetleri görmezden gelerek, Allah ın yemin ederek bizler için kolaylaştırdığı Kur’an ın açıklanmamış ve izah edilmemiş olduğunu hala söyleyip, ayetleri Peygamberimiz açıklamıştır nasıl deriz. Hani Allah ın ayetleri MÜBİN di, MUHKEM di? Yoksa batıl inançlarımızı yaşayabilmek adına, neredeyse Kur’an ın tamamını inkâr mı ediyoruz. Allah ın elçisi ayetleri tebyin ediyordu. Bu kelimenin çok geniş bir anlamı var. Ama bizler ne yazık ki Kur’an ın tamamına ters düşecek, tek bir anlamını cımbızla seçiyoruz ve batıl inançlarımıza kanıt yaratma çabası içinde oluyoruz. TEBYİN, AÇIKÇA BEYAN ETMEK, İZAH ETMEK, GEREKTİĞİNDE AÇIKLAMAK, GERÇEĞİ ORTAYA KOYMAK ANLAMLARINDADIR. Allah Kur’an ı açıklamak bize düşer diyor da, bizzat açıkladığını birçok kez bildiriyorsa, demek ki Allah ın elçisinin bu ayetlerdeki tebyin görevi, açıklanmamış bir ayeti açık hale getirmek değil, gizlenenleri ayetlerle ortaya koymak, açıkça bildirmek tebliğ etmek anlamındadır. Konuyu daha doğru anlayabilmemiz adına, sizlere Allah tüm kitap ehlinin, yani iman eden tüm kullarının, nasıl bir tebyin görevi aldığını, bildiriyor. Ali İmran 187: Hani Allah, kendilerine kitap verilenlerden, “ONU (KİTABI) MUTLAKA İNSANLARA AÇIKLAYACAKSINIZ, ONU GİZLEMEYECEKSİNİZ” diye sağlam söz almıştı. Fakat onlar verdikleri sözü, arkalarına atıp onu az bir karşılığa değiştiler. Yaptıkları bu alışveriş ne kadar kötüdür! (Diyanet meali) Dikkat ederseniz, bu ayette Allah ın kitabına iman eden tüm kitap ehli, bir söz veriyor iman ederek Allah a. Allah ın kitabını tüm insanlara Allah ın emrettiği ve örneklerini verdiği şekilde tebyin edeceğiz, yani tebliğ edeceğiz, açıklayacağız, topluma Allah ın vahyini ulaştıracağız. Bizlerde buna iman etmedik mi? O kitaptan hiçbir şeyi gizlemeyeceğiz demişlerdi ama sözlerinde durmadılar diyor. Çünkü geçmiş toplumlar, iman ettiklerine dair söz verdikleri halde, atalarının batıl inançlarının etkisiyle Allah ın bazı ayetlerini gizlediler, anlamlarının üstlerini örttüler, farklı anlamlar verdiler. Hatta sen anlayamazsın onu, âlim insanlar anlar diyerek, Allah ın kitabını anlayarak ve düşünerek okutmadılar. YOKSA BU AYETTE TERCÜME EDİLDİĞİ GİBİ, HER İMAN EDEN ALLAH IN ANLAŞILMAZ AÇIKLANMAMIŞ AYETİ VARDA, ONU AÇIKLIYOR DEĞİLDİR. Allah ın açıkladığı şekliyle topluma anlatmak, tebliğ etmek anlamındadır. Allah ın elçisinin de ayetleri açıklaması, tebyin etmesi, KUR’AN DIŞINDAN VAHİYLER ALIP, AYETLERİ AÇIKLAMASI DEĞİL, TAM TERSİNE ALLAH IN NİCE ÖRNEKLERLE AYETLERİMİZİ AÇIKLADIK, ÖRNEKLER VERDİK AYETLERİNİN IŞIĞINDA, TOPLUMA BİLGİ VERMESİ, SORULAN SORULARI, KUR’AN IN BÜTÜNLÜĞÜNDE ANLATMASI VE ONLARI İKNA ETMESİ ANLAMINDADIR. Kur’an ı Allah ın açıkladığına birçok örnek var ama ben iki ayeti hatırlatmak istiyorum. Enam 97: O, kara ve denizin karanlıklarında kendileri ile yol bulasınız diye sizin için yıldızları yaratandır. GERÇEKTEN BİZ, BİLEN BİR TOPLUM İÇİN AYETLERİ GENİŞ GENİŞ AÇIKLADIK. (Diyanet vakfı meali) Enam 98: O, sizi bir tek candan yaratandır. Sizin bir karar kılma yeriniz, bir de emanet bırakılma yeriniz var. BİZ ANLAYAN BİR TOPLUM İÇİN AYETLERİ AYRI AYRI AÇIKLAMIŞIZDIR. (Diyanet meali) Bu ve bunlara benzer onlarca ayeti bir kenara bırakıp, görmezden gelip, ayetleri Allah ın açıkladığını toplumdan gizlemek isteyenler, ancak batılı din diye yaşamaya ve yaşatmaya çalışanlardır. Bunu yaparak ancak şeytana hizmet etmiş oluruz, lütfen unutmayalım. Konuyu daha iyi pekiştirebilmemiz için, bir örnek ayet daha vermek istiyorum. Maide 15: Ey kitap ehli! Artık size elçimiz (Muhammed) gelmiştir. O, KİTABINIZDAN GİZLEYİP DURDUĞUNUZ GERÇEKLERDEN BİRÇOĞUNU SİZLERE AÇIKLIYOR, BİRÇOĞUNU DA AFFEDİYOR. İşte size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap (Kur’an) gelmiştir. (Diyanet meali) Sanırım bu ayetle, Resulün ayetleri açıkladığı sözünden, ne anlaşılması gerektiği konusu, daha iyi anlaşılmıştır. Allah tüm kitap ehline seslenerek, size elçim geldi diyor. Kitap ehlinin yaptığı yanlışlara dikkat çekerek, sizlere daha önce gönderdiğim kitaplarda, bazı emirlerimi, batıl ve hurafe inançlarınızı yaşamak adına gizlediniz, üstünü örttünüz diye hatırlatıyor. Gönderdiğim elçim, sizlerin gizlediklerinizi açıkça ortaya koyuyor ve Kur’an ile açıklıyor. Daha önce sizlere gönderdiğim bazı hükümleri de kaldırdığımı, yani nesih ettiğimi de sizlere bildiriyor diye açıklık getiriyor. Birçoğunu affediyor derken, Allah ın elçisi kendisi inisiyatif kullanarak hükmünü kaldırıyor değil, tam tersine Allah Kur’an da nesih ile ilgili ayetleri tebliğ ediyor ve bazı konuların hükmünün kalktığını bildiriyor. Ayetin sonunda da, aslında karmaşa yarattığımız bu konuya son noktayı koyarak ne diyor, tekrar hatırlayalım.” İŞTE SİZE ALLAH’TAN BİR NUR VE APAÇIK BİR KİTAP (KUR’AN) GELMİŞTİR.” Ama bizler kitap ehlinin yaptığı yanlışı yaparak, onca ayetleri görmezden gelip, üstünü örtüp, Kur’an ın tek kelime bahsetmediği, Kur’an a da ters düşen onca rivayetleri, dinin asli unsuru yapabilmek adına, ayetlere yanlış anlamlar yüklüyoruz. Değerli kardeşlerim. Lütfen Allah ın ayetlerini Kur’an dışı bilgilerle değil, Allah ın elçisinin yaptığı gibi topluma, dostlarımıza, yakınlarımıza Kur’an ın diğer ayetlerinden istifade ederek izah etmeye, anlatmaya onlara hatırlatmaya çalışalım, onların düşünmelerine vesile olalım. BİZLERE DÜŞEN AYETLERİ AÇIKLAMAK DEĞİL, YAPILAN YANLIŞLARIN ORTAYA ÇIKMASI ADINA, APAÇIK OLAN AYETLERİ, KUR’AN’ IN TÜM AYETLERİ İLE BAĞLANTI KURARAK ANLAMAYA, ANLATMAYA, DOSTLARIMIZA HATIRLATMAYA ÇALIŞMAK OLMALIDIR. Lütfen unutmayalım, Allah ın elçisi O örnek insan ÜMMİYDİ. Daha önce kitap ehline de tabi değildi. Din adına da hiçbir bilgisi yoktu. Din adına ne öğrendiyse Kur’an dan öğrendi ve ümmetine ne öğrettiyse, herhangi bir konuda nasıl açıklamalar yaptıysa, Kur’an dan aldığı bilgiler doğrultusun da açıklamalar yaptı. Lütfen Allah ın elçisine verdiği görev, yetki ve sorumluluğu Kur’an dan doğru öğrenelim ve bizleri Altanların tuzağına düşmeyelim. RESULE DÜŞEN, APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. (Ankebut 18) Diyanet meali. BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ. (Kehf 56) Diyanet vakfı meali SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR. (Rad 40) Diyanet meali. BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM. (Ahkaf 9 ) Diyanet meali. Ayetleri emin olamayacağımız rivayetlerin etkisinde değil, Allah ın apaçık muhkem ayetlerinde verdiği örneklerin ışığında anlamaya çalışalım. Bunu yapmayıp, Kur’an ile buluşmadığımızda, bizleri Allah ile aldatanların tuzağına düşmekten, asla kurtulamayız. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  7. Bu makalemde, sizlerin üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim ayet, Hicr suresi 87. ayet olacaktır. Bu ayette geçen, MİNEL MESANİ kelimesine öyle anlamlar veriliyor ki, adeta rivayet hadisler olmasaydı bu ayeti anlayamazdık düşüncesi, topluma kabul ettirilmeye çalışılıyor. Tabi bunca farklı tercümeleri gören toplumda tedirgin oluyor, şüphe içinde kalıyor. Bizlere düşen anlayamadığımız, şüpheye düştüğümüz ayetleri zamana bırakıp, daha sonra bu ayeti rivayetlerin ışığında değil, Kur’an ın ışığında anlamaya çalışmak adına çaba harcamak olmalıdır. İnanın bir gün anlayamadığımız o ayetin ne anlattığını, mutlaka Kur’an ın diğer ayetleri ışığında anlayabileceğimize, yürekten inanmalıyız. Gelelim bahse konu ayetimize. Önce farklı meallerden yazalım. Hicr 87: Andolsun ki biz sana tekrarlanan yedi ayeti ve yüce Kur'ân'ı verdik. (Bayraktar Bayraklı Hicr 87: Andolsun, biz sana tekrarlanan yedi ayeti ve büyük Kur’an’ı verdik. (Diyanet meali) Hicr 87: Sana o mesânîden yedi taneyi ve yüce Kur’ân’ı verdik. (Süleymaniye vakfı) Hicr 87: Yemin olsun ki, biz sana ikişerlerden/ikililerden/iç içe kıvrımlar halindeki çift manalılardan yedi taneyi ve şu büyük Kur'an'ı verdik. (Yaşar Nuri meali) Önce isterseniz çok tartışan MESANİ kelimesinin lügat anlamlarına bakalım. Mesani, Mesna kelimesinin çoğuludur. Mesna ise lügatta BÜKÜLMEK, KATLANMAK, KIVRILMAK VEYA TEKRAR EDİLEREK İKİLENEN VEYA BAŞKA BİR ŞEY EKLEMEKLE TAKVİYE EDİLEN VEYA ÇEŞİTLENDİRİLEN HERHANGİ BİR ŞEYDİR. İKİŞER, İKİLİ, MÜKERRER, BÜKÜLÜ, ÇİFTELİ, BÜKLÜM, BÜKLÜMLÜ, BÜKLÜM YERİ KAT OLAN, KATLI, KIVRIM, KIVRIMLI, KIVRAK, manalarına gelmektedir. SEBAN MİNEL MESANİ” ifadesi için “TEKRARLANAN YEDİ” yahut “TEKRARLANANLARDAN YEDİ” tercümeleri doğru diyebiliriz şeklinde tercüme ediliyor. Şimdide Hicr 87. ayette geçen minel Mesani kelimesinden ne anlamışlar, bu farklı görüşlere isim vermeden bakalım ki, bizlere fikir versin ama bizler daha sonra bu ayeti, Kur’an ın verdiği bilgiler ışığında, kendimiz anlamaya çaba harcayalım. “Tefsir bilginleri, ayette geçen “tekrarlanan yedi ayet”in, FATİHA SURESİ YAHUT KUR’AN’IN YEDİ UZUN SURESİ OLDUĞUNU SÖYLEMİŞLERDİR.” “1- Yedi. 2- İkişerliler, ikililer. Seb’an mine’l mesânî, “ikililerden veya ikişerlilerden yedi” demektir. Çevirilerde bu tabire, “Fatiha süresi” veya “yedi büyük/uzun sure” anlamı verilmektedir. Bu doğru değildir. AYETTE ZATEN YÜCE KUR’AN ANILMAKTADIR. BU TABİRLE, NEBİMİZE, KUR’AN’LA BİRLİKTE VERİLMİŞ, ŞAHSI İLE İLGİLİ, KENDİSİNİ BAŞARIYA GÖTÜREN NİMETLER KAST EDİLMİŞ OLABİLİR.” “Kur’an da geçtiği şekliyle,“Şu bir gerçek ki biz sana ‘tekrarlanan yedi’yi ve yüce Kuran’ı verdik.” (Hicr 15/87) mealindeki ayette “seb‘an mine’l-meŝânî” ifadesi ve “ALLAH SÖZÜN EN GÜZELİNİ, BİRBİRİYLE UYUMLU VE ‘BIKILMADAN TEKRAR TEKRAR OKUNAN BİR KİTAP’ OLARAK İNDİRDİ.” (Zümer 23) mealindeki ayette kitabın (Kuran-ı Kerîm) sıfatı olarak “meŝânî” kelimesi yer almaktadır." “BU YEDİ ŞEYİN NE OLDUĞU İHTİLÂFLIDIR. Bunların, Hz. peygamber'e, Kur'ân'dan ayrı olarak verilen yedi mucize olduğu da düşünülebilir. Fakat genellikle kabul edildiğine göre bunlar, Fatiha’nın yedi ayetidir” “Hicr suresi 87. ayette tekrarlanan yediliden kast edilen, KUR’AN’DA BİRÇOK NEBİ VE RESUL ANLATILMASINA KARŞIN, BUNLARDAN 7 TANESİ KAVMİYLE BERABER SÜREKLİ TEKRARLANMAKTADIR. Bu Resuller; Nuh, Hud-Ad, Salih-Semud, İbrahim, Lut, Şuayb-Medyen/Eyke ve Musa-Firavun’dur. Toplam 7 Resul ve onlara bağlı olarak helak edilen kavimlerin kıssaları bulunmaktadır.” Ayet ile ilgili daha farklı görüşlerde var. Örneğin Ebcet hesabıyla, bu yedi ayetin, Peygamberimize dünyanın sonu ile ilgili bilgiler verildiğini, söyleyenlere de rastlayabilirsiniz. Tüm bu görüşlerden sonra, sanırım kafanız karıştı. Gelin birlikte bu ayet ile ilgili düşünelim. Önce şunu söylemek isterim, iyi niyetli her düşünceye saygı duyarım. Çünkü herkes kendi düşüncelerinden sorumludur. Bizlere düşen ayeti, emin olamayacağımız bilgiler ışığında değil, Kur’an dan yararlanarak anlamaya çalışmak olmalıdır. Araştırdığınızda bu konuda genel kanının, tekrarlanan yedili ayeti ve Kur’an ı verdik sözlerinden kast edilen yedi ayetin, Fatiha suresi olduğu yönünde. Bu düşünceyi savunmalar ise her gün namazda bolca okuduğumuz, tekrar ettiğimiz fatiha suresi ve bu surenin yedi ayet oluşu örnek gösteriliyor. PEKİ, BU DÜŞÜNCENİN DOĞRU OLDUĞUNA KANIT KUR’AN MI, YOKSA RİVAYET HADİSLER Mİ? Ne yazık ki her zaman olduğu gibi, rivayet edilen hadisler. Araştırıp düşünme gereği duymamışız. Hazır bilgiler kolayımıza gelmiş. Bu fikri savunanlara karşı, şöyle bir cevap verilebilir. Fatiha suresi besmeleyle birlikte 7 ayettir. Ama Maun suresine baktığımızda O sure, besmele hariç bizzat 7 ayet. Bildiğiniz gibi Tevbe suresi hariç, her surenin başında besmele vardır ama diğer surelerdeki besmele, sayılara dâhil edilmemiştir. Ne dersiniz? Kur’an ayetlerinin numaralandırılması konusu da tartışmalıdır. Diyanet fetva kurulunun bilgilerine dayanarak, bu konuda şunları söylemek isterim. “Kur’an-ı Kerim üzerinde noktalama çalışmaları yapılırken, ayetlerin bölünüp numaralandırılmasın da bazı küçük farklılıklar olmuş. Söz gelimi, bazı âlimlerin müstakil ayet olarak belirlediği bir ibare, bazı âlimlerce iki ayet olarak düşünülmüş. Böylece ayetlerin numaralandırılması konusunda, küçük farklılıklar ortaya çıkmıştır.” Bu bilgiler ışığında şunları söylemek yanlış olmaz sanırım. Hicr suresi 87. ayette geçen, tekrarlanan yedi ayetin fatiha suresi olduğuna inananlar, bu ayeti besmeleyle birlikte sayarak, yediye tamamlamış olamazlar mı? Yorumunu sizlere bırakıyorum. Bu durumda tekrarlanan yedi ayetten kasıt, Fatiha suresi olabilir mi? HATIRLAYINIZ CAMİLERİMİZDE TOPLU NAMAZDA, İMAM FATİHAYI SESLİ OKURKEN, BESMELEYLE Mİ BAŞLIYOR, YOKSA İKİNCİ SIRADAN MI BAŞLIYOR? SANIRIM DÜŞÜNMEMİZ GEREKEN BİR KONU. Bu düşünce ancak zorlama ve rivayetlerin etkisiyle, ayetleri şekillendirerek, Kur’an dan delilsiz bir anlam çıkarmaktan öteye gidemez düşüncesindeyim. Şimdi Hicr suresinin devamındaki ayetleri yazalım ki, konuyu daha iyi anlayabilelim. Hicr 88–89–90–91–92–93: Sakın onlardan bazı sınıflara, verdiğimiz dünya nimetine göz dikme, onlardan dolayı üzülme ve müminlere alçak gönüllü ol! De ki: “ŞÜPHESİZ BEN APAÇIK BİR UYARICIYIM.” “Nitekim biz, bölücülere azabı indirmişizdir.” Onlar, Kur'ân'ı bölüp ayıranlardır. “Rabbin hakkı için, mutlaka onların hepsini yaptıklarından dolayı sorguya çekeceğiz.” (Bayraktar Bayraklı meali) Hicr 87. ayetin devamına baktığımızda, sana MESANİDEN yedi taneyi ve yüce Kur’an ı verdik derken, mesani den kast edilenin, Kur’an ın dışından değil, tam tersine Kur’an ayetlerinden olduğunu düşünmeliyiz. Çünkü bu ayetten sonra, Allah ın Elçisine söylediklerinden bunu anlıyoruz. Allah bazı insanlara imtihanı gereği, çok daha fazla nimetler verdiğimizde, bu seni tedirgin etmesin, dünya nimetine göz dikme, tüm kullarıma alçak gönüllü ol, ayrım yapma diyor. Devamında ise Allah elçisinin, deki kullarıma diyor; “ŞÜPHESİZ BEN APAÇIK BİR UYARICIYIM”. Peki, neyle uyarma görevi almıştı? Hicr suresi 87. ayette bahsettiği, KUR’AN İLE. Ayetin devamında Kur’an ın uyarılarını hatırlatıyor ve dinde sakın bölünenler gibi olmayın dediği halde, bölünenleri nasıl cezalandıracağını elçisine hatırlatıyor ve çok önemli bir hatırlatmayı yapıyor, onlar Kur’an ı bölüp parça parça yaptılar diyor. Bunu yapanların cezalandırılacağı ikazını da çok açık bir şekilde yapıyor. Bizler ayette geçen tekrarlanan yedilerden, neyi kast edildiğini doğru anlamak istiyorsak, bu uyarıları mutlaka dikkate almalı ve Kur’an a bakmalıyız, ayetler üzerinde araştırma yaparak, ayette bahsedilenleri anlama çabasında olmalıyız. Allah bizlerin anlayamayacağı, hiçbir şeyi Kur’an da zikretmez. Lütfen unutmayalım, Allah düşün aklını Kullan ve yalnız Kur’an ın ipine sarılın diyerek bizleri imtihan ediyorsa, bu imtihanımızı rivayetlere dayandırmak yerine, Kur’an dan delil aramak için çaba harcamalıyız. Bunu yapanın mutlaka Allah, gönül gözlerini açacak ve gerçeklerle buluşturacaktır. BUDA SANIRIM BİZLERİN, SINANMASI VE İMTİHANI OLSA GEREK. Örneğin bu yedi sayısı konusunda Kur’an a baktığımızda, araştırdığımızda bakın neler görebiliriz. “Kur’an’ın beyanına göre Allah gökleri yedi kat olarak düzenlemiş. Hacda kurban kesmeye gücü yetmeyenlerin, hac sırasında üç, döndükten sonra da yedi olmak üzere on gün oruç tutması önerilmiş. Allah yolunda infak edenlerin durumu, kendisinden yedi başak çıkan bir buğday tohumuna benzetilmiş. Cehennemin yedi kapısı olduğu bildirilmiş. Yusuf suresinde sözü edilen melik rüyasında yedi çelimsiz ineği yiyen yedi semiz inek ile kurumuş başakların yanı sıra yedi yeşil başak görmüş ve bu sayılar Hz. Yusuf tarafından yedi bolluk ve yedi kıtlık yılı olarak tevil edilmiş. Yedi kat gökyüzünün Allah’ı tesbih ettiği belirtilmiş. Yine O, yedi kat gökyüzünü iki günde/evrede yaratmış ve kendisini de yedi kat gökyüzünün yaratıcısı olarak tavsif etmiş. Keza Âd kavmini yok etmek üzere kasırgayı yedi gün estirmiş. İnsanoğlunun üzerine yedi sağlam [gök] inşa ettiğini beyan etmiştir…….” Özellikle tekrar etmek istiyorum. Bu konuyu bizler eğer doğru anlamak istiyorsak, asla rivayet ve sanı bilgilerde değil, Kur’an ın içinde aramalıyız. Bunu yaparsak mutlaka doğruyu buluruz. Bu konuda ben yorum yapmak istemiyorum. Nefsi yorumlar yaparak, emin olamayacağımız sözlere inanmaktansa, en doğrunun arayışında olmayı daha doğru buluyorum. Allah bu ayette bizlerin dikkatini çektiği her konuyu itina ile Kur’an dan araştırmalıyız, mutlaka bir gün doğru sonuca ulaşırız. Zümer suresi 23. ayette (MESANİ) aynı kelimeyi kullanarak Allah, ne diyordu hatırlayalım. ” ALLAH, MANA VE LAFIZLARI BİRBİRİYLE UYUMLU VE İKİLİ ANLATIMLI KİTABI, SÖZLERİN EN GÜZELİ OLARAK İNDİRMİŞTİR”. Sonuç olarak, bu ayet için şunları söyleyebiliriz. Hicr suresi 87. ayetinde Allah Elçisine, sana Kur’an ı verdik derken, Kur’an ın mahiyetinden bahsederek, KUR’AN IN ÖZÜNDE YATAN ÇOK ÖNEMLİ KONULARI, BİRÇOK KEZ NİCE ÖRNEKLERLE TEKRAR ETTİK, NİCE ÖRNEKLERLE İZAH ETTİK. DİKKAT ÇEKEN YEDİLİ TEKRARLARIMIZDA, VERMEK İSTEDİKLERİMİZİN ÜSTÜNDE DUR VE DÜŞÜN. BU UYARILAR, SENİN GÜCÜMÜZÜ ANLAMANI, GERÇEKLERLE BULUŞMANI SAĞLAYACAKTIR DİYEREK UYARIYOR. Ben bir Müslüman olarak, rivayetlerden uzak, Kur’an ın ışığında bunları anladım. Hatam varsa Rabbim bağışlasın inşallah. Emin olmadığım bilgilerle ayeti anlamaktansa, Kur’an ın ışığında bu sözlerden, ne anladım ve daha neler anlayabilirim diye araştırmanın, daha doğru olacağına inanıyorum. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  8. Bu makalemde, sizlerin üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim ayet, Enfal suresi 12. ayet olacaktır. Bu ayet öne sürülerek, bazı cemaat, tarikat ve mezhepler inkârcıların Allah ın elçisine, Kur’an a iman etmeyenlerin, kafalarının kesilerek öldürüleceğine, hatta parmaklarının kesilebileceği hükmünü çıkarmışlardır. Bizler ayetleri eğer, Kur’an ı referans almadan, rivayet edilen ve doğru olması Kur’an a göre mümkün olmayan bilgilerle ayetleri anlamaya çalışırsak, Kur’an ı asla doğru anlayamayacağımız gibi, kendimizi de kandırmış oluruz. Konumuzla ilgili ayeti önce yazalım, daha sonra hiçbir etki altında kalmadan, Kur’an ın diğer ayetlerinden yardım alarak, ayeti anlamaya çalışalım. Enfal 12: HANİ RABBİN MELEKLERE, “Ben sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin. Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım. ŞİMDİ VURUN BOYUNLARININ ÜSTÜNE. VURUN, ONLARIN BÜTÜN PARMAKLARINA” diye vahyediyordu (Diyanet meali) Ayette dikkat ettiyseniz, hitap yalnız meleklere. Allah Meleklerine diyor ki, ben sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin, yani imanlarında kararlı olmalarını sağlayın, yüreklendirin, moral verin, destek olun diyor. Dikkat ederseniz bu görevi Allah, meleklere veriyor. Devamında da adeta meleklere de bu görevinde güç verircesine kâfirlerin, inkârcıların kalplerine korku salacağım diyor Allah. Devamda ise şimdi vurun boyunlarının üstüne, vurun onların bütün parmaklarına diyor. Peki, boyunlarına ve parmaklarına vurun emri kime? Bu ayeti topluma anlatanların bir kısmı, bu emri Allah biz iman edenlere veriyor deniyor. Ama ayette böyle bir bilgi, detay yok. Bunu ancak kendi nefsimizde yorumlayarak söyleyebilir ki, bu durumda muhkem olan bir ayeti yorumlamış oluruz. Yorumda her zaman doğru olmayabilir. Muhkem ayeti yorumla değil, diğer ayetlerin yardımıyla anlamaya çalışmalıyız. AYETİN TAMAMI, MELEKLERE HİTAP EDİLEREK SÖYLENDİĞİ ANLAŞILIYOR. İşin daha da ilginci ve bana göre korkunç olanı. Bu ayet delil gösterilerek, Allah inkârcıların kafalarını kesebileceğimizi, hatta parmaklarını işe yaramaz hale getirebileceğimizi dahi söyleyebilmektedirler. Bir arkadaşımız, bu ayeti bana şu şekliyle yazmış.” KÂFİRLERİ YAKALADIĞINIZ YERDE BOYUNLARINI VURUN VE PARMAK UÇLARINI DOĞRAYIN “ Bizler ne yazık ki ayetleri Kur’an dan uzak, öyle yanlış tercümeler yapıyoruz ki, neredeyse Kur’an ın tamamına ters düşebiliyor. Tekrar hatırlatmak isterim, ayette geçen emri Allah Meleklerine veriyor ve bu ayette vurun boyunlarına ve parmaklarına derken, onları öldürün kafalarını kesin, arkadaşımızın yazdığı gibi parmaklarının uçlarını doğrayın demiyor. ALLAH MELEKLERİNE BÖYLE İNSANLARIN GÜCÜNÜ KUVVETİNİ KESİN, İMAN EDEN KULLARIMA ZARAR VEREMEYECEK HALE GETİRİN Kİ, BANA İMAN EDEN KULLARIMA ZARAR VEREMESİNLER DİYOR. Muhammed suresi 4. ayette, Allah aynı şekilde bu sefer iman edenlere hitaben, inkârcılara karşı, BOYUNLARINI VURUN şeklinde ayetinde bahseder. Bu ayetin son bölümündeki kısmını eğer, Allah ın bizlere hitaben söylediğini düşünerek, Allah iman etmeyenlerin, Müslüman olmayanların kafalarını, ellerini parmaklarını kesin diye emrediyor şeklinde anlarsak, Kur’an ın diğer ayetleri ile çelişiriz, ters düşeriz. Konuyu daha detaylı anlamaya devam edelim. Bu ayeti doğru anlamamız için, öncesindeki ayetlere bakalım şimdide. Enfal 9–10: Hani Rabbinizden yardım istiyor, yalvarıyordunuz. O da, “BEN SİZE ARD ARDA BİN MELEKLE YARDIM EDİYORUM” diye cevap vermişti. ALLAH BUNU, SADECE BİR MÜJDE OLSUN VE ONUNLA KALPLERİNİZ YATIŞSIN DİYE YAPMIŞTI. Yoksa yardım ancak Allah katındandır. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Diyanet meali) Sanırım Enfal 12. ayette bahsedilenlerin kimler olduğu, kimlere hitaben söylendiği, çok daha açık bir şekilde anlaşılmıştır. Allah daha önce Melekleri yoluyla insanlara yardım ettiğinin örneğini veriyor. Peki, tüm bunları meleklerine hitaben söylediği halde, neden Kur’an da yazarak bizlere bildiriyor olabilir? Elbette asıl amacın, Allah ın kullarına verdiği moral desteği olduğu anlaşılıyor. Enfal suresi 12. ayetin hemen sonrasındaki ayette de Allah, sözlerine açıklama getiriyor ve bakın 13. ayetinde ne diyor. “BU, ONLARIN ALLAH’A VE RESULÜNE KARŞI GELMELERİNDENDİR. HER KİM DE ALLAH’A VE RESULÜNE KARŞI GELİRSE, BİLSİN Kİ ALLAH’IN CEZASI ŞİDDETLİDİR.” Buradan da anlıyoruz ki, Allah Melekleri ile inkârcıları cezalandırmasının nedenlerini açıklıyor ve diyor ki, bu cezanın sebebi, benim görev verdiğim, Resulüme karşı gelip, tebliği engellemeye çalışarak, savaş açtıkları içindir diyor. Çünkü karşılık vermeyen, kendi inancını yaşayan hiç kimseye Kur’an, müdahale izni vermez. Devamında ise Elçime karşı gelip engel olmaya çalışanları, ben böyle cezalandırırım diyor. Tekrar hatırlatmak isterim, bu ceza Allah ve Melekleri tarafından veriliyor. Şimdide Kur’an da, Allah ın Melekleri yoluyla, ya da Allah ın mümin kullarına, başka nasıl yardım ettiği, destek verdiği örnekleri hatırlayalım. Tevbe 26: DERKEN ALLAH, ELÇİSİNE VE İNANIP GÜVENENLERE ÖZGÜVEN VERMİŞ, GÖRMEDİĞİNİZ ORDULAR İNDİRMİŞ VE O KÂFİRLERİ CEZALANDIRMIŞTI. Kâfirlerin payına düşen işte budur. (Süleymaniye vakfı meali) Enam 61: O, kullarının üstünde yegâne kudret ve tasarruf sahibidir. SİZE KORUYUCULAR GÖNDERİR. Nihayet birinize ölüm geldi mi, elçilerimiz onun canını alırlar. Onlar vazifede kusur etmezler. (Bayraktar Bayraklı meali) Enfal 65: Ey Peygamber! Mü’minleri savaşa teşvik et. EĞER İÇİNİZDE SABIRLI YİRMİ KİŞİ BULUNURSA, İKİ YÜZ KİŞİYE GALİP GELİRLER. Eğer içinizde (sabırlı) yüz kişi bulunursa, inkâr edenlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir kavimdir. (Diyanet meali) Enfal 44: Hani karşılaştığınız zaman ONLARI GÖZLERİNİZE AZ GÖSTERİYOR, SİZİ DE ONLARIN GÖZLERİNDE AZALTIYORDU Kİ ALLAH, OLACAK BİR İŞİ GERÇEKLEŞTİRSİN. Bütün işler Allah’a döndürülür. (Diyanet meali) Bu ayetlerden de çok açık anlaşılacağı gibi, Allah ve Melekleri iman eden mümin kullarına, her zaman yardım ediyor ve onları destekliyor, moral ve güç veriyor. Bu ayetleri de özellikle Kur’an da bizlere bildiriyor ki, korkmadan, Allah ın doğru yolunda gidelim, hiç kimseden çekinmeyelim. TABİ ÖNCE BİZLER, ALLAH IN YOLUNDAMIYIZ, YOKSA BATILIN VE HURAFENİN YOLUNDAMIYIZ, ONU ÇOK İYİ ANALİZ ETMELİ VE ANLAMAYA ÇALIŞMALIYIZ. SİZCE ALLAH IN DOĞRU YOLUNDA OLSAYDIK, MÜSLÜMAN TOPLUMLAR BÖYLEMİ OLURDU? YORUMUNU SİZLERE BIRAKIYORUM. Kur’an da Allah özellikle DİNDE ZORLAMA YOKTUR diye bizlere bildirmiştir. Yani hiç kimse karşısındaki bir inkârcıyı, zorla imana davet edemez, onu zorlayamaz. Bu zaten imtihan olmanın özüne aykırıdır. Tevbe suresi 5. ayet de örnek gösterilip, tıpkı Enfal 12. ayette yaptıkları gibi, bakın bu ayette Müşrikleri, inkârcıları bulduğunuz yerde öldürün diye örnek gösterilir. Hâlbuki bulduğunuz yerde öldürün diye kast ettikleri, bir ayet öncesi Tevbe 4. ayette, SİZLER İLE ANLAŞMA YAPTIKLARI HALDE, SÖZÜNDE DURMAYAN, ANLAŞMAYI BOZARAK SİZİ ÖLDÜRMEK İÇİN SAVAŞ AÇANLARI, BULDUĞUNUZ YERDE ÖLDÜRÜN DİYOR. Bizler ayetleri bütünlüğünden uzak, işte böyle anlamaya çalışıyoruz. Nedeni de rivayet ve sanı inançlarımızı aklayabilmek adına. Hâlbuki örnek verdikleri Tevbe 5. ayetin devamında, sizinle sözleşmelerini bozanları savaşta öldürün derken, devamında bu konuya açıklık getiriyor ve sakın hepsine böyle bir şey yapmayın, yakalayabildiğinizi sağ yakalayın, onları hapsedin. Savaş bitiminde tehlike geçtiğinde, yaptıklarına tövbe eder, pişman olduklarını söyleyip, salâtı yerine getirip, yani toplumda barış içinde yaşayacaklarına, birbirini destekleyeceklerine, huzursuzluk çıkarmayacaklarına, Allah ın yolundan gideceklerine söz verirlerse, onları serbest bırakın diyor. Aynı konuyla ilgili dikkat çeken bir ayeti de hatırlatmak istiyorum. Enfal 12. ayeti, daha iyi anlamamızı sağlayacağına inanıyorum. Muhammed 4: (Savaşta) inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman, BOYUNLARINI VURUN. NİHAYET ONLARI ÇÖKERTİP ETKİSİZ HÂLE GETİRDİĞİNİZDE BAĞI SIKI BAĞLAYIN (sağ kalanlarını esir alın). Artık bundan sonra (esirleri) ya karşılıksız ya da fidye karşılığı salıverin. Savaş sona erinceye kadar hüküm budur. Eğer Allah dileseydi, onlardan öç alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek için böyle yapıyor. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmayacaktır. (Diyanet meali) Bakın ayette, tıpkı Enfal 12. ayette geçen ama Meleklere hitaben söylediği, BOYUNLARINI VURUN sözlerini Allah, bu sefer inkârcıların iman edenlere açtığı savaşta, aynı şeyi Müminlerin yapmasını istiyor ve BOYUNLARINI VURUN diyor. Hatırlatmak isterim, kafalarını uçurun, öldürün demiyor. Devamında da buna açıklık getiriyor ve boyunlarını vurduktan sonra, yani güçlerini kuvvetlerini kesip, etkisiz hale getirdikten sonra, onları tutuklayın diyor. Esir aldıktan sonra, Allah ın yapmamızı istedikleri ise ne yazık ki bizlerin birçok ayetten anlamak istediğimizin tam tersine, onların kafasını kesin, parmaklarını koparın ya da parmak uçlarını kesin demiyor. ONLARI YA BEDEL/FİDYE KARŞILIĞI, YA DA BEDELSİZ SALI VERİN DİYOR. Çok açık savaş bitince, Allah ın emri budur diyor. Ama bizler tüm bu gerçeklerden uzak, kâfirleri Allah öldürün diyor şeklinde, ayetleri tercüme etmeye, topluma anlatmaya çalışıyoruz. Elbette Kur’an seni öldürmek için savaş açanlara, seninde onları öldürme iznini veriyor. Bakara suresi 190 ve 191. ayetlerde sizi yerlerinizden çıkarmak, öldürmek için savaş açmışlarla karşılaştığınızda, sizlerde onları öldürün ama aşırıya kaçmayın diye de uyarır. Bunu da belirtmek isterim. Tabi böyle olunca da kendimizi kandırıyor, Allah ın lanetiyle/cezasıyla karşı karşıya kalıyoruz. Allah öldürmenin, en son çare olduğunu bizlere anlatarak, asıl yapılması gerekenin barış ve güzellikle ikna etmek olduğunu Kur’an bizlere anlatıyor. Çok kısa, özetlemek gerekirse, Allah Enfal suresi 9–10–12. ayetlerinde, Allah ın ve Meleklerinin iman eden kullarına yardım ettiğini, onlara moral verip güçlü olmalarını sağladığından bahsediliyor. Dilerim cümlemiz, batıl, hurafe ve sanıdan uzak, Allah ın kitabı FURKAN ı, Allah ın verdiği örneklerle anlamaya çalışan, Allah ın azınlık halis kullarından oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  9. Bu makalemde, sizlerin düşünmenize vesile olmak istediğim konu, Kur’an da sıkça geçen ve Allah ın önemsediği SALÂT konusu üzerinde olacaktır. Bizler ne yazık ki her konuda olduğu gibi, bu konuda da geleneğin, fıkıh inancının öğretisinin etkisinde kalarak, Kur’an ı anlamaya çalışıyoruz ve kendimiz çok fazla araştırma, düşünme gereği duymuyoruz. Bizler salât kelimesini, Farsçadan dilimize geçen ve bizlerin yine Kur’an da bazı ayetlerde tarifi yapılmış, örnekleri verilmiş şekilsel bir ibadet olan, yalnız namaz olarak algılıyoruz. Hâlbuki SALÂT kelimesi yalnız bildiğimiz namaz anlamında değil, onun tamamlayıcı çok önemli unsurları da vardır. Gelin bu konuyu birlikte anlamaya çalışalım. Bakara 3–4: Onlar gayba inanırlar, NAMAZ KILARLAR, KENDİLERİNE VERDİĞİMİZ MALLARDAN ALLAH YOLUNDA HARCARLAR. Yine onlar, SANA İNDİRİLENE VE SENDEN ÖNCE İNDİRİLENE İMAN EDERLER; ahiret gününe de kesinkes inanırlar. (Diyanet vakfı meali) Ayette namaz diye tercüme edilmiş kelime SALÂT tır. Bu ayette salâtı kılarlar değil, salâtı ikame ederler yani gereği gibi yerine getirirler diyor Allah. Bizler ne yazık ki Kur’an da geçen, her salât kelimesini namaz diye tercüme edince, ayette anlatılmak istenenleri de doğru anlayamıyoruz. Peki, ayette bahsedilenler kimler? Allah ın kitabına iman etmiş, batıl ve hurafeden uzak, Allah ın doğru yolunda gidenlerden bahsediliyor. Böyle insanlar SALÂTI gözetirler, gereğini yaparlar ve böylece kendilerine verdiğimiz mallardan, Allah yolunda harcarlar diyor. Devamında da yine SALÂTI gereği gibi yerine getirenlerin özelliklerinden bahsediyor ve diyor ki; Yine onlar sana indirilen Kur an a ve daha önce indirilmiş Allah ın kitaplarını kabul eder ve asla onun dışına çıkmazlar diyerek, SALÂTI GEREĞİ GİBİ YERİNE GETİRENLERİN ÖZELLİKLERİNDEN BAHSEDİYOR VE BU KONUDA AÇIKLAMA YAPIYOR. Ama bizler bu ayette geçen salât kelimesine, yalnız namazı kılarlar dediğimiz zaman, ayette anlatılanları birbirinden ayırıyor ve böylece ALLAH IN İSTEDİĞİ GERÇEK SALÂTIDA YERİNE GETİREMEYİP, BÖLMÜŞ VE PARÇALAMIŞ OLUYORUZ. Bir başka örnek. Bakara 43–44: NAMAZI KILIN, ZEKÂTI VERİN. Rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin. Siz Kitab’ı okuyup durduğunuz hâlde, kendinizi unutup başkalarına iyiliği mi emrediyorsunuz? (Yaptığınızın çirkinliğini) anlamıyor musunuz? (Diyanet meali) Bu ayette de geçen ve namaz diye çevrilmiş kelime, SALÂT. Ama ayette kılın şeklinde değil de, salâtta dikkatli olun, özenle yerine getirin şeklinde geçiyor. Ne yazık ki hep aynı şeyi yapıyoruz ve salâtın O çok geniş anlamını daraltarak ayetlere yazıyor ve tercüme ediyoruz. Genellikle Kur’an da geçen her salâtın yanında zekâtı verirler, infak ederler diye geçer. Hâlbuki ayette Allah özellikle, dikkatimizi çekiyor ve diyor ki bir önceki 42. ayetinde, sakın Hakkı batılla karıştırmayın, hakkı gizlemeyin, devamında da SALÂTI GEREĞİ GİBİ YERİNE GETİRİN, ZEKÂTI VERİN DİYOR. Demek ki salâtı yalnız bizim kıldığımız namazla sınırlandırmak, ayeti tam olarak anlamamızı engelliyor. Ayetin devamında rükû edenlerle birlikte rükû edin derken de, ALLAH IN GÜCÜNÜ, YÜCELİĞİNİ FARK EDENLER İLE BİRLİKTE ONUN ÖNÜNDE EĞİLİN, ONA GEREKEN SAYGIYI GÖSTERİN DİYOR. Yine ayetin devamında, kitap ehlini uyarıp, gerçeklerle buluştuğunuz halde, ondan uzaklaşıp, batılı ve hurafeyi din edinip, birde bu yanlışları doğru zannedip, karşınızdakileri doğru zannettiğiniz yanlış bilgi ve inançlara mı davet ediyorsunuz diye uyarıyor. BAKIN TÜM BUNLAR, SALÂTIN ÖZÜNDEN SAPANLARIN YAPTIĞI YANLIŞLAR. Ne dersiniz, bizlerde bu ve benzeri yanlışları yapmıyor muyuz? Yalnız Kur’an ile İslam yaşanmaz diyenler, cahiliye toplumu kitap ehlinin yaptığı yanlışları tekrarlayarak, SALÂTI GEREĞİ GİBİ YERİNE GETİRMEYENLERDİR. Kur’an ayetleri üzerinde, ne yazık ki bizler bu ve benzeri yanlışları çok yapıyoruz. Konuyu daha iyi anlayabilmemiz için, bir başka ayete bakalım şimdide. Bakara 153: Ey iman edenler! SABIR VE NAMAZ İLE ALLAH'TAN YARDIM İSTEYİN. Çünkü Allah muhakkak sabredenlerle beraberdir. (Diyanet vakfı meali) Bu ayette de namaz diye çevrilmiş kelime SALÂT. Aynı ayeti Bayraktar Bayraklı hocamız, bakın nasıl çevirmiş. (SABIR VE DUA İLE YARDIM ELDE ETMEYE ÇALIŞINIZ). Gerçektende çok doğru. Demek ki salât aynı zamanda, Allah a karşı her zaman sabrederek, Yaradan a duada-niyazda bulunmak anlamındadır. Zaten bizlerin namaz kıldığında, yaptığımızda Allah a karşı duamız, ondan yardım istememiz değil midir? Namazda okuduğumuz ayetlerin tamamı dua ayetleridir. Elbette bunu her zaman, her anımızda yapabiliriz. Farklı bir ayete bakalım şimdide. Ankebut 45: (Resulüm!) SANA VAHYEDİLEN KİTAB'I OKU VE NAMAZI KIL. MUHAKKAK Kİ, NAMAZ, HAYÂSIZLIKTAN VE KÖTÜLÜKTEN ALIKOYAR. Allah'ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir. (Diyanet meali) Bu ayette namaz diye çevrilmiş SALÂT kelimesine, eğer bizler yalnız namaz deyip geçersek, ayetin bizlere anlatmak istediği salâtı, bir bütün olarak yerine getirmemizi engellemiş oluruz. Hâlbuki bu ayette Allah, SALÂTI GEREĞİ GİBİ YERİNE GETİR Kİ, HAYATINA GEÇİRDİĞİN SALÂT SENİ HAYÂSIZLIKTAN, FUHUŞTAN, KÖTÜLÜKLERDEN KORUSUN DİYOR. Yani salâtın özü önce Allah ın vahyini doğru almak, ondan sonra onu yaşamak ve çevremize duyurmak olmalıdır. Devamında da salata açıklık getiriyor ve her anımızda, atacağımız tüm adımlarda, Allah ı unutmadan onu anmalıyız, zikretmeliyiz ki kötülüklerden sakınanlım, şeytanın vesvesesinin etkisinde kalmayalım. LÜTFEN UNUTMAYALIM BİZLERİ SAPKINLIKLARDAN KORUYAN ALLAH IN KİTABI KUR’ANDIR., ONUN UYARI VE HÜKÜMLERİDİR. Müddessir 43. ayette de Müsallinlerden değildik şeklinde geçen ayete de, namaz kılanlardan değildik, diye çevrilmektedir ayet. Hâlbuki bu ayette salât kelimesi geçmiyor. Bu ayette anlatılan, Allah ın doğru yolunda gidenlerden değildik, sapmışların batılın yolundan gidiyorduk, şeklinde tercüme edilmesi gerekir. Bu konuda sizlere, salât kelimesini doğru anlayamadığımıza dikkat çekici bir örnek daha vermek istiyorum. Hud suresi 87. ayeti tercüme ederken ayette geçen salât kelimesini, namaz diye tercüme ederek bakın nasıl yazmışlar. Diyanet mealinden alıntı yapıyorum. “Dediler ki: “Ey Şu'ayb! BABALARIMIZIN TAPTIĞINI, YAHUT MALLARIMIZ HAKKINDA DİLEDİĞİMİZİ YAPMAYI TERK ETMEMİZİ, SANA NAMAZIN MI EMREDİYOR” Halbuki bu ayette, çok farklı bir şey anlatıyor. Bayraktar Bayraklı hocamız bu ayette geçen salât kelimesinden, bakın ne anlamış ve nasıl tercüme etmiş.” DEDİLER Kİ: “EY ŞU‘AYB! BABALARIMIZIN TAPTIKLARINI YAHUT MALLARIMIZ HUSUSUNDA DİLEDİĞİMİZİ YAPMAKTAN VAZGEÇMEMİZİ SANA İMANIN/DİNİN Mİ EMREDİYOR? “ Sanırım bu ayette geçen salât kelimesinin, bizlerin bildiği namaz olmadığı, Allah ın kitabının din adına bizlere öğretisi, vahyi, çizdiği yol ve yöntem olduğu çok açık anlaşılıyor. Taha suresi 14. ayetinde de Allah özellikle şöyle bir uyarı yapıyor. "HİÇ ŞÜPHESİZ Kİ BEN, ALLAH’IN TA KENDİSİYİM. İLÂH DİYE BİR ŞEY YOKTUR BENDEN BAŞKA. O HÂLDE BANA KULLUK ET VE BENİ ANMAK İÇİN SALÂTI İKAME ET." Ayette çok açık uyarılan, bizlerin yalnız kendisine kulluk etmemizi ve lütfen dikkat, beni anmak için salâtı yerine getirin diyor. Bunu elbette her zaman yapabiliriz ama vaktini belirlediği, şeklini tarif ederek huzurumda saygıyla dur yani kıyam et, bende başka hiç kimseye boyun eğme, bana rükû et ve yalnız yaratıcın benim, benim önümde secde ederek bağlığını göster diye örneklerini verdiği ve bu yolla, kulluk görevimizin gereği, namazımızı kılmamız gerektiği anlatılmaktadır. ÖZELLİKLE DİKKAT, KULLUK GÖREVİ YANİ BAĞLILIĞIMIZIN GÖSTERGESİNDEN BAHSEDİLİYOR. Bizler salâtı yalnız, gösteriş olsun diye görünüşte kıyam, rükû ve secdeye bağladığımız içindir ki, yalan söyleyen, adaletten uzak, insanlara yardım etmeyen, destek olmayan, kendisinden başka hiç kimseyi düşünmeyen, yalnız Allah ın kitabına sarılıp, yalnız ondan yardım istemesi gerekirken, batılın ve rivayetin etkisiyle, Kur’an ı yeterli görmeyip, onu detaysız ve gerektiği gibi açıklanmamış bir kitap ilan eden Müslümanlar olduk. SİZCE BİZLER SALÂTI, ALLAH IN İSTEDİĞİ GİBİ YERİNE GETİYOR OLABİLİR MİYİZ? Getiriyor olsaydık, İslam toplumlarında adalet, yardımlaşma, kardeşlik, barış ve Allah ın ipine sarılan batıldan uzak, Müslümanlardan olurduk. Konuyu toplamak gerekirse, Kur’an da salât kelimesi, geniş anlamlarda kullanılmıştır. Yalnız bizlerin namaz dediğimiz şekilsel ritüel değildir. Salât toplum içinde, insanların birbiriyle yardımlaşma anlamında, çok fazla kullanıldığı gibi, Allah a karşı dua etmek, ondan yardım istemek, onu zikretmek ve KUR’AN I ÇEVREMİZE ANLATARAK TEBLİĞ ETMENİN, BİZZAT ONU YAŞAMANIN YANINDA, kıyamda duranlar, rükû ve secde ederek ona saygımızı, bağlılığımızı göstermemiz gereken örneklerini verir. Bahsettiğimiz salâtın yani namazın, vakti belirlenmiş olduğunu ve o vakitlerde bu salâtı, abdest alarak yapmamız gerektiği örneklerini verir. Nisa 43. ayette de, Salâtın şekilsel kısmına yani namaza durmadan önce, kendinizi bilmeyecek kadar sarhoş iseniz, salata/namaza durmayın uyarısını yapar. Ayrıca namaza/salata durmanın şartlarını sayarken de, cünüp olmamamız gerektiğinin bilgisi verilmiştir. Nisa 101. ayette de sefere, ya da yolculuğa çıktığımızda, salâtı/namazı kısaltmanızda sakınca yoktur der. Yani salâtın ölçüsünü, bildiğimiz tabirle rekât sayısını Allah belirlememiş, bizlere bırakmıştır. Hatta kısaltılmış salâtın/namazın örneğini, Allah resulünün üzerinden bizleri bilgilendirir ve savaşta namaz kılarken, peygamberimizin imamlığında kısaltılmış namazın, ilk secde yapıldığında, bittiği örneğini verir. Kur’an her konuda olduğu gibi, kolaylaştırdığı bu ibadeti, ne yazık ki mezheplerin ve fıkıh inancının ilaveleri ile şekillendirildi. Yapılan ilaveleri Kur’an da göremediklerinde de, bakın bunlar ya da şunlar Kur’an da geçmiyor diyerek, Kur’an yetersiz ve detaysız gösterildi. Bu bilgiler olmasaydı, namazımızı bile kılamazdık diyerek, toplum Kur’an a değil, rivayet kaynaklara yönlendirildi. Namaz farklı boyutlara taşındı, amacından saptırıldı. LÜTFEN UNUTMAYALIM NAMAZ, ALLAH İLE BİR OLDUĞUMUZ, ONDAN YARDIM İSTEDİĞİMİZ, ONA SIĞINDIĞIMIZ, ARAMIZDA HİÇ KİMSENİN OLMADIĞI, ONA BAĞLILIĞIMIZI DİLE GETİRDİĞİMİZ, EN ÖZEL ANIMIZDIR. Kur’an ın SALÂT konusunda açıklama yaptığı, detay verdiği bunca bilgilerinden sonra, şunları rahatlıkla söyleyebilirim. SALÂT, Allah ın Kur’an da sıkça geçen ve bizlerin özellikle dikkatimizi çektiği, önemsenen bir konudur. Bizler eğer bu uyarıların tamamını dikkate almak istiyorsak, ayetlerde geçen SALÂTI İKAME EDİN, TİTİZLİKLE YERİNE GETİRİN, HAYATINIZA GEÇİRİN SÖZLERİNDEN ŞUNLARI ANLAMALIYIZ. BİR MÜSLÜMAN ALLAH IN EMRETTİĞİ SALÂTI, GEREĞİ GİBİ YERİNE GETİRMEK İSTİYORSA, ÖNCE ONUN ZİKRİNİ, BATILDAN VE HURAFEDEN UZAK HAYATINA GEÇİRMELİ VE ASLA EMİN OLMADIĞI SÖZLERİN/HADİSLERİN ARDINA DÜŞMEMELİDİR. SALÂTIN OLMAZSA OLMAZI, İNSANLARA YARDIM ETMEK, ZEKÂT VERİP ALLAH IN VERDİĞİ NİMETLERİDEN İNFAK EDEREK, YARDIMLAŞMAYI TEŞVİK ETMEKTİR. YALNIZ ALLAH DAN YARDIM DİLEYİP, YALNIZ ALLAH I ZİKREDEREK, ONA DUA ETMELİ VE ONUN ŞANINI YÜCELTMELİDİR. YİNE KUR’AN DA AÇIKLANIP DETAYI VERİLEN VE BELİRLİ VAKİTLERDE, ALLAH IN HUZURUNDA KIYAMA DURUP, ONUN ÖNÜNDE RÜKÛ EDİP, ONA SECDE EDEREK VE YALNIZ ONDAN YARDIM DİLEYEREK, ONU ZİKREDİP ANMALIYIZ, ONA ŞÜKRANLARIMIZI SUNARAK YARDIM DİLEMELİYİZ. İŞTE ALLAH IN SALÂTI, TÜM BUNLARIN TAMAMIDIR. BU SALÂTI YERİNE GETİREN MÜSLÜMAN, ALLAH IN EN DOĞRU YOLUNDADIR. TÜM BU GERÇEKLERİ EĞER BİRBİRİNDEN AYIRIP, EKSİK YAPIYORDA, GÖSTERİŞ İÇİN BİR KISMINI YERİNE GETİRİYORSAK, ASLA ALLAH IN İSTEDİĞİ KULLAR OLAMAYIZ VE KENDİMİZİ KANDIRMIŞ OLURUZ. TABİ KILDIĞIMIZ NAMAZINDA, KARŞILIĞINI ALAMAYIZ, HAYRINI GÖREMEYİZ. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  10. Hilafet ve Halifelik konusu hakkında konuşmadan önce, bu kelimelerin ne anlama geldiğini önce doğru anlamalıyız. Hilafet Sözlükte “birinin yerine geçmek, bir kimseden sonra gelip onun yerini almak, yerini doldurmak, vekâlet eden anlamlarına gelir. Bu kelime İslam devletlerinde, Peygamberimizden sonra ki devlet başkanlığı kurumunu ifade eder şekline bürünmüştür. HALİFE ise bahsettiğimiz gibi, bir kimsenin yerine geçen anlamından yola çıkarak, ALLAH IN ELÇİSİ, HZ. MUHAMMEDİN VEKİLİ ONUN YERİNE GEÇEN, ONU TEMSİL EDEN ANLAMINA GELİR. Bu bilgilerden sonra, sizlere bir Müslüman olarak sorsam ve desem ki, Allah ın Elçisi vefat ettikten sonra, böyle bir görevi, yetkiyi, makamı kendisinden sonra başkasına devredilmesini vasiyet etmiş, ya da izin vermiş midir? Elbette hayır. Allah ın vermediği bir yetkiyi, bizler asla hiç kimseye veremeyiz. HALİFE kelimesi, Allah ın temsilcisi anlamında kullanılıyor ki, ALLAH IN GÖREV VERDİĞİ ELÇİLERİNDEN BAŞKA, BÖYLE BİR GÖREV, YETKİ HİÇ KİMSEYE VERİLEMEZ. Daha doğrusu buna Allah Kur’an da izin vermiyor. GÜNÜMÜZDE KULLANILAN ANLAMIYLA HALİFELİK, YANİ ALLAH IN TEMSİLCİLİĞİ İSLAM DİNİNDE YOKTUR. ELÇİLERİ VAHYİ TEBLİĞ EDER, TOPLUMU İSLAM A DAVET EDER. YETKİLERİ SINIRLIDIR. Onun dışında bir yetkileri yoktur. Bakara suresi 30. ayeti apaçık önümüzde duruyorken, lütfen kendimize Allah ın görev vermediği, HALİFELER seçmeyelim hata ederiz. İslam toplumlarında Hilafet/halifelik ne yazık ki siyasete alet edilmiş ve siyasi çıkarlar için kullanılmıştır. Toplumu istedikleri gibi yönetebilmek adına da, siyasilerin çıkarlarına hizmet etmiştir. İmamı Azam Ebu Hanife nin hayatını okuyan, kendisinin bu yanlış inancı asla kabul etmediğini, siyasilerin oyuncağı olmadığını ve bu yüzden çok acılar çektiğini, tarihi kayıtlardan okuyoruz. BİZLERİN HİLAFET VE HALİFELİK ANLAYIŞI, KUR’AN İLE TABAN TABANA ZITTIR. ÇÜNKÜ HALİFE, KENDİSİNİ BU DÜNYADA ALLAH IN TEMSİLCİSİ OLARAK GÖRÜR Kİ, BUDA İSLAM DİNİNDE RUHBAN SINIFININ OLMADIĞI GERÇEĞİNE TERS DÜŞER. Bu inanç Yahudi ve Hıristiyan toplumlarından, bizlere geçmiş yanlış bir inançtır. ALLAH KULLARI ARASINDA, KENDİ HÜKÜMLERİNİ TEBLİĞ EDECEK VE HAYATA GEÇİRECEK TEMSİLCİLERİNİ, ELÇİ OLARAK BİZZAT KENDİSİ SEÇİP GÖREVLENDİRMİŞTİR VE BUDA YETMEMİŞ, HER ANINI TAKİP ETMİŞ, GEREKTİĞİNDE İKAZ EDİP UYARMIŞTIR. BİZLER USLANMAZ VE AZGIN KENDİ NEFİSLERİMİZDE, ALLAH IN VERMEDİĞİ BİR YETKİYİ BİZLER VEREREK, HİÇ KİMSEYİ ALLAH IN TEMSİLCİSİ SEÇEYEMEYİZ. BU KAPI ARTIK KAPANMIŞ VE NEBİLERİN SONUNCUSU O ÖRNEK İNSANDAN BAŞKADA, NEBİ, TEMSİLCİ GELMEYECEĞİNE ALLAH HÜKMETMİŞTİR. Halifelik inancı Müslüman toplumların, Allah ın dinde sakın bölünmeyin emrini göz ardı ederek bölündükten sonra, adeta birbirine düşman olmuş ve kendi halifelerini, dini yöneticilerini, adeta Allah ile aralarında aracılarını oluşturmuşlardır. Tıpkı Hıristiyanlarda ki PAPALIK gibi. Onlarda kendilerini Allah ile diğer insanlar arasında aracı kabul ederler. Hatta günahlarının bağışlanmasında, günah çıkarılmasında bile kendilerini yetkili görürler. Bizim aramızda da aynı mantıktan yola çıkarak, ŞEFAATÇİLER EDİNMEDİK Mİ? Allah birçok ayetinde, bizlerin arasından halifeler seçtiğinden, onlara kitaplar verip bizleri uyardığından bahseder. Ayrıca Neml 62. ayetinde, tüm insanları bu dünyada söz sahibi, hâkim, mirasçısı kıldığından bahseder. Tabi bu ve benzeri ayetlerde geçen kelimeler evirip çevrilip, bakın Allah bize Elçiler dışında da HALİFELER gönderiyormuş diyerek, ayetleri tahrif edip kanıt arama çabasına gireriz. Kur’an da HİLAFET kelimesi geçmez. Geçmesi de zaten mümkün değildir, yoksa diğer ayetlerle çelişir. HALİFE kelimesi de bizlerin verdiği anlamda, Kur’an da geçmez. ANCAK HALİFE, HALÂİF VE HULEFÂ KELİMELERİ KULLANILARAK, İNSANIN ALLAH’IN YERYÜZÜNDEKİ HALİFESİ OLDUĞU SIKÇA TEKRARLANIR (el-Bakara 2/30; el-En‘âm 6/165; Yunus 10/73; en-Neml 27/62; Fâtır 35/39; Sâd 38/26). (A‘râf 7/69, 74; Yunus 10/14) Tüm bu ayetleri okuyup üzerinde düşündüğümüzde, Allah ın her türlü imkânı verdiği, onun yolunda giden mümin kullarına, bu dünyada hükümranlık, güç kuvvet verdiğini ve böyle kullarının adeta ALLAH IN BİRER ELÇİLERİ, TEBLİĞ EDİCİLERİ OLDUĞUNU ANLATIR BİZLERE. Zaten bizler imtihanımız gereği, Allah ın buyruklarını yerine getirmekle, tebliğle görevliyiz. Allah böyle kullarımın yanında olurum diyor. TABİ BU KONUDA DA BİZLERİ ALLAH UYARIR VE KİMİN EN DOĞRU YOLDA GİTTİĞİNİ YALNIZ BEN BİLİRİM DİYEREK, KENDİ NEFSİNİZCE BAZI İNSANLARI YÜCELTMEYİN, VELİ KİŞİLER EDİNİP ARDI SIRA GİTMEYİN DER. Bu uyarılardan sonra bizler, asla kendimize Allah ile bizim aramızda halifeler seçemeyiz, onların sözlerine kuşku duymadan tabi olamayız. Çünkü imanımız adına hüküm koyan Allah yalnız benim diyor ve bizlerin yalnız Kur’an a uymamızı istiyor. Kur’an da geçmeyen şekliyle günümüzdeki HALİFE kelimesine, Peygamberimizin vefatıyla seçimle gelen halifelik kelimesine farklı, daha sonraki halifelik kelimesine ise çok daha farklı anlamlar verilmiş ve hayata geçirilmiştir. Örneğin İslam kayıtlarında geçen dört halife dönemindeki halifelik, Kur’an ın yöneticilerinizi ehil insanlardan seçmemizi ve onlarında insanlar arasında hükmederken, adaletle hükmetmelidir emri gereği, seçimle gelmiş devletin yöneticileriydi. DAHA AÇIKÇA SÖYLEMEK GEREKİRSE, DAHA SONRA HALİFE KELİMESİNE VERİLEN ANLAMDA OLDUĞU GİBİ, PEYGAMBERİMİZİN VARİSİ, YA DA ONUN YERİNE GELMİŞ, ONUN YETKİLERİNE SAHİP DEĞİLLERDİ. BU LİDERLİK DEVLETİ YÖNETEN SİYASİ BİR OTORİTEYDİ. ONLARIN YAPTIĞI, KUR’AN EMRİ GEREĞİ TOPLUMA KUR’AN İLE HÜKMETMEKTİ. TABİ SİYASİ ÇEKİŞMELERİN OLDUĞU GERÇEĞİNİDE, GÖZ ARDI ETMEMEK GEREKİR. SEÇİLMİŞ HALİFELER DE ZATEN ÇOK UZUN SÜRMÜYORDU, EBEDİ SEÇİLMİYORLARDI. Hatırlatmak isterim. Daha sonra Halifelik makamı, tamamen çıkar ve siyasete alet edilmiş, seçimle gelmeyen, bir müddet babadan oğla verasetle geçen, daha sonrada siyasetin elinde oyuncak olmuş, hatta halka sorulmadan zorla siyasilerin oyuncağı olabilecek halifeler seçilmiştir. İslam dininde ruhban sınıfı asla yoktur ve bu Kur’an ile sabittir. Onun içindir ki, Peygamberimizden sonra Allah ın kontrolünde, dini lider olarak güvenebileceğimiz hiç kimse olamayacağı için, Allah din ve iman adına kendinize veliler edinip, ardı sıra gitmeyin diye uyarmıştır. LÜTFEN UNUTMAYALIM, DİNDE LİDER OLACAK KULLARINI ALLAH, ELÇİ OLARAK SEÇER. BİZLER ASLA KENDİ NEFİSLERİMİZDE, DİNİ LİDERLER SEÇEMEYİZ. Dini bir lider seçersek, O KİŞİNİN VERECEĞİ FETVALARA DA UYMAMIZ GEREKİR. Ama Allah bu konularda bizleri uyarıyor ve emin olmadığınız bilginin ardına düşüp sakın veliler, efendiler edinmeyin, çünkü hükmü yalnız Allah verir diye bizleri uyarır. Kimin en doğru yolda gittiğini yalnız ben bilirim der. HATTA ALLAH IN SÖZÜNDEN DAHA DOĞRU KİM VARDIR diyerek, bu konularda bizleri uyarır. Güvenilecek veliniz yalnız benim der Kur’an. Bu durumda din ve iman adına, Allah ın elçisinden sonra güvenebileceğimiz hiç kimse yoktur, olamazda. Dinde zorlama yoktur diyerek Allah, herkesin inancını imtihanı gereği, bizzat kendisinin Kur’an dan yaşamasını emretmiştir. Hiç kimse ben Allah ın temsilcisiyim diyerek, din adına hiç kimseye baskı yapamaz, DİNDE ALLAH IN KOYMADIĞI BİR HÜKÜM KOYAMAZ. O ÖRNEK İNSAN ALLAH IN ELÇİ BİLE, SAĞLIĞINDA HİÇ KİMSEYİ ZORLA MÜSLÜMAN YAPMAMIŞ, ZORLA HİÇ BİR ŞEYİ KABUL ETTİRMEYE ÇALIŞMAMIŞTIR. ÜMMETİNE YALNIZ KUR’AN İLE HÜKMETMİŞTİR. ONUN İÇİN ALLAH ELÇİSİNİ, BİZLERE ÖRNEK ALMAMIZI İSTEMİŞTİR. Bir Müslüman olarak bizlere düşen, Allah ın korumasındaki Kur’an ın emirlerine sarılarak, onu anlamaya çalışmalı ve hayatımıza geçirmeliyiz. Onun dışında anlatılan rivayet, söylenti ve sanı bilgileri din diye yaşamanın, bizleri Allah ın yolundan saptıracağını unutmamalıyız. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  11. Kur’an ın tercümesinin, Kur’an olamayacağına ne yazık ki toplum inandırıldı. Onun içinde genel çoğunluğumuz Allah ın oku emrini, anlamını bilmeden Arapçasından okuyarak yerine getiriyor. Peki, Allah indirdiğim vahyi yani Kur’an ı oku derken, nasıl okumamızı istiyordu bizlerden, burası çok önemli. AÇIKLADIĞIM VE NİCE ÖRNEKLERLE İZAH ETTİĞİM AYETLERİ ANLAYARAK, DÜŞÜNEREK, AKLIMIZI KULLANARAK OKUMAMIZI EMREDİYORDU. Bu durumda Allah ın bu emrini yerine getirmemiz için, anlamını bilmeden okuyabilir miyiz? Elbette hayır. Eğer anlamını bilmeden okuyup geçiyorsak, Allah ın emrini yerine getirmemiş oluruz ki, bu okuma Kur’an okuması olamaz. Anlamadan okuduğumuzda, Allah ın vahyini gereği gibi hayata geçiremeyeceğimiz için, Allah ın Cuma suresi 5. ayetinde Yahudileri uyardığı gibi, sırtına kitaplar yüklenmiş merkebin durumuna düşeriz. KUR’AN I ANLAMADAN OKUMAMIZI İSTEYENLER, BİZLERE ANLATTIKLARI BATIL, YANLIŞ İNANÇLARIN ORTAYA ÇIKMASINDAN KORKANLARDIR. Kur’an kelimesine birçok anlam vermişlerdir ama Kur’an genel anlamda, mucizelerin bir araya getirilip toplandığı, OKUNAN ŞEY anlamındadır. Elbette Allah mucizelerin toplandığı bu Kur’an ı da, nasıl okumamız gerektiğini özellikle birçok ayetlerinde, bizlere izah etmiş hatta dikkatimizi çekmiştir. Kur’an Allah ın bizlere tebliğidir, MESAJIDIR. Bu mesajı doğru anlayabilmemiz için ise mutlaka Allah ın nice örneklerle tekrarladığı, izah ettiği konuları anladığımız dilden okuyup, daha sonrada dikkatle ayetler üzerinde düşünmeliyiz. EĞER BU YOLU SEÇMEYİP, ANLAMINI BİLMEDEN KUR’AN I OKURSAK, İNANIN BİZLER KUR’AN I OKUYOR SAYILMAYIZ. ÇÜNKÜ KUR’AN IN İNDİRİLİŞ AMACINI YERİNE GETİRİP, TEBLİĞİ BİZZAT ALMAMIŞ OLURUZ. İNANCIMIZDAN DA ASLA, HİÇ BİR ZAMAN EMİN OLAMAYIZ. Kur’an ı Kur’an yapan, Arapça oluşu değildir. Kur’an Allah ın tüm kullarına tebliğidir ki bu tebliği mutlaka anlayarak okumalıyız. Allah özellikle vahyi anlamamızı ve üzerinde düşünmemizi istiyor. Çünkü vahyi doğru anlayan asla aldatılamaz. İmamı Azamın dediği gibi; “Kuran kâğıtlar da Yazılmış ve bizim Okuduğumuz Lafızlar değildir. ESAS KUR’AN O LAFIZLARIN TAŞIDIĞI MANADIR Ki, KALIPTAN KALIBA DÖKÜLÜR. O KALIPLAR SONRADAN YARATILMIŞ VARLIKLARDIR. OYSAKİ ESAS KUR’AN, MAHLÛK OLMAYAN BİR MANADIR.” Aslında yüzlerce yıl önce, bu sorunun cevabı verilmiş ve hiç kimse tarafından da itiraz edilmemiş. Ama günümüzde sanırım, Allah ile aldatıcılar çok daha fazla mesai yapıyor. Ne yazık ki İslam toplumları, bazı siyasi liderlerin toplumu kendi kontrollerine alabilmek adına, Kur’an ı halkın bizzat okumasına ve tebliği direk kendilerinin almasının önüne geçmişlerdir. Toplum öyle sözlerle korkutulmuştur ki, adeta toplumun Kur’an ı kendi dillerinden okunması engellenmiştir. SEN KUR’AN I ANLAYAMAZSIN, KUR’AN I İLİM YAPMIŞ VELİ İNSANLAR ANLAR. AYETLERİN BİR DEĞİL ONLARCA ANLAMI VAR, SEN BUNUN HANGİSİ OLDUĞUNU NEREDEN BİLECEKSİN, diye toplum ne yazık ki Kur’an dan uzaklaştırılmış ama kendilerinin Kur’an ı anladıklarını iddia ederek, bizlerin diline çevirdikleri kitapları okumamızı istemişlerdir. NE YAZIK Kİ BİZLERE KURULAN BU TUZAK, ÇOK İŞE YARAMIŞ VE BİZLER GÜNÜMÜZDE BU KORKUYLA, KUR’AN I DUVARA ASTIK, GENEL ÇOĞUNLUĞUMUZ ARTIK KUR'AN I ANLAYARAK OKUMUYORUZ. Günümüzde iletişim ve okuma araçları çok gelişti. İmkânlarımız çok fazla. Ama her ne hikmetse, bizlere kurulan tuzağın hala farkında değiliz. Çünkü bizlere anlatılan asılsız sözlerin hala etkisindeyiz. Değerli din kardeşlerim, lütfen şöyle düşünün. Allah bizlere madem bir mesaj, tebliğ gönderdi, neden bizler bunu bizzat tebliğ almıyoruz, ya da almamıza nasıl engeller olabilir? Günümüz de bizlerin imkânları çok daha fazla eskiye göre. Anladığımız dilden okuduğumuzda bakıyoruz ki, sakın benim arama veliler sokmayın, güvenilecek veliniz yalnız benim diyor Allah bizlere. Daha da açıkça birçok kez de, anlayasınız kimseye muhtaç olmayasınız diye, KUR’AN I YEMİN EDEREK KOLAYLAŞTIRDIĞINI SÖYLÜYOR ALLAH. İyide bizlere tam tersini söylemiyorlar mı? BU DURUMDA KİME İNANACAĞIZ, ALLAH A MI EDİNDİĞİMİZ VELİLERE, ONLARIN KİTAPLARINA MI? Ne dersiniz? İşinde kolayını bulmuşlar apaçık ayet gözümüzün önünde dururken diyorlar ki, bu ayetin ne anlama geldiğini sen anlayamazsın. Lütfen tuzağa düşmeyelim. Allah ın elçisi, cahiliye toplumuna Kur’an ı tebliğ ederken, Kur’an ile yetinmek istemeyen, ataların rivayet inançlarını da din diye yaşamak isteyenlere Allah ne diyordu ayetinde hatırlayalım. “KARŞILARINDA OKUNUP DURAN BIR KİTABI, SANA İNDİRMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMİYOR MU? (Ankebut 51) “ALLAH'TAN VE O'NUN AYETLERİNDEN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR?” (casiye 6) Sizlere sormak istiyorum, lütfen hiçbir etki altında kalmadan cevap verin. Bu ayetler bizleri ilgilendirmiyor mu? Yalnız kitap ehlini mi ilgilendiriyor? Eğer elbette ilgilendiriyor diyorsanız, lütfen bir kez daha düşünün ve bizler Kur’an yetmez diyerek, batılın peşi sıra gitmeyelim ve bizleri Allah ile aldatanların tuzağına düşmeyelim. Bizleri Kur’an dan uzaklaştırmaya çalışan ve Kur’an gerçekleri ile buluşmamızı günümüzde engelleyebilmek için, topluma korku saldıkları bir konu var. Şöyle diyorlar. “MADEM KUR’AN IN TERCÜMESİDE KUR’AN, YÜZLERCE FARKLI TERCÜME EDİLMİŞ MEALLERİN, HANGİSİ KUR’AN O ZAMAN?” Bu sorunun cevabını eğer Kur’an dan hala alamadıysak, gerçektende onlara hak vermemiz kaçınılmaz olacaktır. Ne yazık ki İslam ı bozmak isteyen özellikle YAHUDİ FİTNESİ, İslam toplumlarında yüzlerce tarikat ve cemaatler kurdurmuş ve onlara da farklı farklı Kur’an tercümeleri yapmalarını sağlamış, böylece toplumun kafasında şüpheler uyandırılmıştır. Söyledikleri gibi birçok farklı Kur’an tercümeleri var. Ama çok da doğru tercümelerin olduğunu söylemeliyim. Bu farklı meallere baktığınızda, farklığın neler olduğunu, dikkatle farklı mealleri okuyan hemen anlayacaktır. Özellikle cemaatlerin ve tarikatların etkisiyle tercüme edilmiş meallere baktığınızda, parantez içinde, ayette hiç bahsedilmeyen bir anlamın verildiğini dikkatle Kur’an ı okuyan, araştıran yanlışlığı hemen anlayacaktır. Diyelim ki, Kur’an meallerinin/tercümelerinin hepsinde, bir ya da birkaç tane yanlışlıklar var. SİZLERE SORUYORUM, YÜZDE 95 İNİ ANLADIĞINIZ VE TEBLİĞİ BİZZAT ALDIĞINIZ KUR’AN IN MI SİZE FAYDASI OLUR, YOKSA YÜZDE 100 Ü NÜ ANLAMADAN OKUDUĞUNUZDA MI TEBLİĞİ ALIR, FAYDASI OLUR? Ne dersiniz? Okulda da öğrenciyken, önce bazı konuların bir kısmını anlarız, ama gösterdiğimiz çabayla okuyup araştırdığımız da, daha sonra hepsini anlarız. İşte Allah onun için aklını kullan, ayetler üzerinde düşün ey kulum, çünkü imtihanınız, sorumlu olduğunuz kitap Kur’an dır diyor. Bizler zerre kadar düşünmüş olsak, önce şunu düşünmemiz gerekmez mi? BİZLER İMTİHANIMIZ GEREĞİ, KENDİ İMKÂNLARIMIZLA ÖNCE, ALLAH IN MESAJINI ALABİLDİĞİMİZ, EMİN OLABİLDİĞİMİZ KADARINI ÖNCE KENDİMİZ ALALIM. DAHA SONRADA ÖĞRENDİĞİMİZ, ÜZERİNDE DÜŞÜNEREK EMİN OLDUĞUMUZ BİLGİLER IŞIĞINDA, TAM OLARAK ANLAYAMADIĞIMIZ ŞÜPHELERİMİZİN OLDUĞU AYETLERİ DE, DİĞER AYETLER IŞIĞINDA ARAŞTIRALIM DEMEMİZ, AKLIN VE MANTIĞIN YOLU DEĞİL Mİ? HANGİSİ SİZCE EN SAĞLAM YOLDUR? Bizlerin yaptığı en büyük yanlış, Kur’an ı tebliğ alırken aracı kullanmamızdan kaynaklanıyor. Bizlere ne anlatıldıysa, onu doğru zannediyoruz. Ne yazık ki ben çok daha önceleri, bu yanlışı yapıyordum. Kendim araştırıp anlamaya çalıştığımda, yaptığım bu büyük yanlışın farkına vardım çok şükür. MEĞERSE BİZLERE BAZI KONULARI, ALLAH IN KUR’AN DA EMRETTİĞİNİN, TAM TERSİNİ ALLAH IN EMRİ DİYE ANLATMIŞLAR. SİZCE BU YANLIŞLARLA MI ALLAH IN HUZURUNA GİDERSEK HESAP VEREBİLİRİZ, YOKSA KENDİ ÇABALARIMIZI GÖSTERİP, KUR’AN I ARACISIZ BİZZAT ANLAMAYA ÇALIŞARAK, EN AZ HATAYLA MI ALLAH IN HUZURUNA GİTTİĞİMİZDE YÜZLERİMİZ GÜLER? Karar sizlerin. İmtihan sizin imtihanınız. Allah ın elçisinin görev ve sorumluluğunu lütfen unutmayalım. Allah ın elçisine vermeye çalıştıkları yetkileri dikkatle okuyalım ki, bizleri bu konuda aldatamasınlar. "RESULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. (Ankebut 18) BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ. (Kehf 56) BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM. (Ahkaf 9 ) " Gelelim Allah ın bizlerin Kur’an ı doğru anlayabilmemiz için, önerdiği yol ve yönteme. Çünkü Allah geleceği bilir ve kullarını o yanlışlara düşmememiz için uyarır. Mesajı bizzat aracısız almamızı ister. Çünkü İslam dininde ruhban sınıfı yoktur. Ruhbanlığı yaratan insanların uslanmaz, çıkarlarıyla azdığı nefisleridir. Elbette herkes aynı kapasitede yaratılmamıştır, birbirimize muhtacız, birbirimizden her konuda faydalanmalıyız. ALLAH KULLARINA, KAPASİTESİ ÜSTÜNDE ASLA YÜK YÜKLEMEYECEĞİNİ BİLDİRMİŞTİR. ÖNCE BİZLER TEBLİĞİ, ALLAH IN MESAJINI, BUYRUKLARINI ELİMİZDEN GELDİĞİNCE ARACISIZ ALMAYA ÇALIŞMALIYIZ. KUR’AN IN GENEL FELSEFESİNİ, MANTIĞINI, ADALET ANLAYIŞINI ANLADIĞIMIZ ANDAN İTİBAREN, BAŞKARINDAN ALACAĞIMIZ BİLGİLERLE BİZLERİ ASLA ALDATAMAZLAR. ÇÜNKÜ YANLIŞ BİLGİ ALDIĞIMIZDA, DAHA ÖNCE ÖĞRENDİMİZ VAHİYLE ÇATIŞIR, TERS DÜŞER. Tüm bu bilgilerden sonra, Allah bizlerin Kur’an ı okumaya başlamadan önce ne yapmamızı istiyor. Bunu önce anlamalıyız, eğer bu bilgiyi bizden sakladıysalar, din tacirlerinin, Allah ile aldatıcıların tuzaklarına mutlaka düşeriz. Nahl suresi 98. ayetinde Allah, bizlerin Kur’an ı okumaya başlamadan önce, lütfen burası çok önemli dikkat; O KOVULMUŞ ŞEYTANDAN, ONUN VESVESESİNDEN, ONUN DAYATTIĞI BATIL VE HURAFE İNANÇLARDAN KURTULUP, SIYRILIP YALNIZ ALLAH A KENDİMİZİ TESLİM ETMELİYİZ, YALNIZ ALLAH A SIĞINMAMIZ GEREKTİĞİ UYARISI YAPILIR. Hâlbuki bizlere bu ayet örnek gösterilip, Kur’an ı okumaya başlamadan önce, EUZÜBİLLAHİMİNEŞŞEYTANİRRACİM diye başlayarak Kur’an ı oku, diye öğretmediler mi? Hâlbuki ayette anlatılan, çok ama çok önemli uyarı, ne yazık ki göz ardı edildi, toplumdan gizlendi. Peki, bizler böylemi yapıyoruz? Elbette hayır. Kur’an ı anlayarak kendi dilimizden okurken, daha önce bizlere öğretilen rivayet ve sanı bilgilerin ışığında ayetleri anlamaya çalışıyoruz. Bunu yaptığımız içinde ayetleri doğru anlayamıyoruz. ELBETTE BU YANLIŞ BİLGİLERLE YÜZLERCE MEAL TERCÜME OLACAKTIR. MEALE/TERCÜMEYE KUR’AN DEMEYENLER, ZATEN YÜZLERCE FARKLI ŞEKLİYLE KUR’AN I TOPLUMA ANLATIYORLAR, BU YANLIŞIN DİĞERİNDEN NE FARKI VAR? Bizlere ne öğretilmişti? PEYGAMBERİMİZİN RİVAYET HADİSLERİ, FIKIH BİLGİLERİ OLMASAYDI, KUR’AN ANLAŞILMAZDI KAPALI KALIRDI, DEMİYORLARMI? Bu düşüncelerle, bilgilerle Kur’an ın tercümesini istediğimiz kadar okuyalım, asla doğru anlayamayız. BU YANLIŞI YAPARAK KUR’AN I TERCÜME EDENLERDE, AYNI HATAYA DÜŞÜYORLAR VE KUR’AN IN DİĞER AYETLERİNDEN İSTİFADE ETMEK YERİNE, AYETLERİ RİVAYET BİLGİLER IŞIĞINDA ANLAMAYA ÇALIŞIYORLAR. BU DURUMDA YÜZLERCE TERCÜMENİN OLMASI ZATEN KAÇINILMZ OLACAKTIR. AYETLERİ DOĞRU ANLAMAK İSTİYORSAK, KUR'AN I DİĞER AYETLEREN YARDIM ALARAK ANLAMAYA, TERCÜME ETMEYE ÇALIŞMALIYIZ. HATASIZ İNSAN ELBETTE OLMAZ. Değerli din kardeşlerim, Kur’an ın mealinde/tercümesinde istedikleri kadar yanlışlık yapsınlar, inanın zamanla o yanlılıkları fark edeceksiniz. Buna gönülden inanmanızı rica ediyorum sizden. Bunu ben yaşadım. Çünkü Allah bizlerin, yapacağı tüm yanlışlıkları hesap ederek, Kur’an da bizlere yardımcı olmuştur. Dikkat ettiyseniz bazı konular birçok kez, farklı şekillerde ısrarla Kur’an da tekrar ediliyor. Bunun nedeni, bizlere kurulan tuzaklardan kurtulabilmemiz adınadır. ÖRNEĞİN, ALLAH ŞEFAAT YANİ BAĞIŞLANMA, AFFETME TÜMDEN BANA AİTTİR DEDİĞİ HALDE, HALA RESULLERİN, DİN ÂLİMLERİNİN, VELİLERİN, ŞEYHLERİN ŞEFAATÇİ OLDUĞUNU TOPLUMA ISRARLA ANLATIYORLAR. Bu yanlışa kullarım düşmesin diye, birçok kez bu konuyu tekrar etmiş ve bakın ne demiştir. “HİÇ KİMSENİN BAŞKASINA FAYDA VEREMEYECEĞİ, ŞEFAATİN KABUL EDİLMEYECEĞİ, FİDYE ALINMAYACAĞI VE YARDIM YAPILMAYACAĞI BİR GÜNDEN SAKININIZ. (BAKARA 48)” “YOKSA ALLAH'TAN BAŞKA ŞEFAAT EDİCİLER Mİ EDİNDİLER? (ZÜMER 43)” “ZATEN GÜNAHLARI ALLAH'TAN BAŞKA KİM AFFEDEBİLİR? (ALİ İMRAN 135)” Bizlerin Kur’an ı anlayarak okumamızı istememelerinin nedeni, bunca açık gerçekleri fark etmemizi istemedikleri adınadır. Allah Kur’an gerçekleri ile ısrarla buluşmak istemeyen ve batılın peşine düşenin gözlerine perde çeker, kulak ve gönüllerini mühürlerim diyor. Lütfen bu hatalara düşmeyelim. Eğer bu yanlışa düşmezsek, İstedikleri kadar meallerde/tercümelerde yanlışlıklar yapsınlar, topluma yanlış bilgiler aktarsınlar, bunları inanın zamanla bizlerin göstereceği çabaları nispetinde mutlaka fark edeceğiz, buna lütfen inanın. Allah bu konuda bizleri Kur’an a yönlendiriyor ve Kur’an ı anlayabilmek için çaba harcayan kullarına, ayetleri anlamaları adına bakın nasıl bir yardımda bulunacağını bizlere bildiriyor. “BU KUR'AN, İNSANLARIN KALP GÖZLERİNİ AÇACAK IŞIKLARDAN OLUŞUR. GEREĞİNCE İNANAN BİR TOPLUM İÇİN DE BİR KILAVUZ VE BİR RAHMETTİR O. (Casiye 20)” “PEKİ BUNLAR, KUR'AN'IN ANLAMINI İNCEDEN İNCEYE DÜŞÜNMÜYORLAR MI? YOKSA KALPLER ÜZERİNDE O KALPLERİN KİLİTLERİ Mİ VAR? (Muhammed 24)” Allah bu ayetlerde de bizlere güç veriyor ve diyor ki, sen imtihanın için var gücünle çalış ve tebliği aracısız batıl ve hurafeden uzak almaya çalış. Senin gönül gözlerini açarak, sana hikmeti bahşederek, Kur’an ı anlamana yardımcı olurum diyor. Allah Kur’an için, FURKAN dır diyor. Anlamı da eğriyi doğrudan ayıran anlamındadır. Böyle bir kitap, nasıl olurda okuyana gereken detaylı bilgiyi veremez. Lütfen edindiğimiz velilere değil, ALLAH A VE KİTABINA GÜVENELİM. Allah açıklamadığı, detay vermediği hatta anlayabilmemiz için yardımcı olmadığı bir rehber, tebliğ, uyarı gönderip bizleri asla sorumlu tutmaz. Lütfen Allah ın adaletini, yanlış inançlarımızla sınamayalım. Araf 174: HAKKA DÖNSÜNLER DİYE, İŞTE AYETLERİ BÖYLECE AYRI AYRI AÇIKLIYORUZ. (Diyanet meali) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  12. “HİÇBİR KİMSE ALLAH’IN İZNİ OLMADAN ÖLMEZ. ÖLÜM BELİRLİ BİR SÜREYE GÖRE YAZILMIŞTIR.” Bizler Kur’an ayetlerini, ne yazık ki rivayet edilen batıl inançlar eşliğinde anlamaya çalıştığımız, hatta Kur’an ı bu bilgiler ışığında tercüme edip anlattığımız için, Allah ın tebliğini doğru anlayamıyoruz. Şöyle bir inanç vardır. Ölen her insanın ecelini Allah, zaten o kadar yazmış, kaderinde bu kadar ömür biçmiştir. Onun içindir ki bizler, yazılan bu ömrü yaşıyoruz, ölümü takdir eden Allah tır diye anlatılıyor. Elbette ölümümüze karar veren Allah tır. O izin vermezse hiç kimse ölemez, ya da takdir ettiği hayattan fazla, hiç kimse yaşayamaz. Burası doğru. Ama sizce daha yeni doğmuş bir bebeğin ölümüne, genç yaşta trafik kazası geçirip ölen kişiye, birbirini öldüren insanların ömrünü, Allah bu kadar yazmış ve bizlerin yapacağı bir şey yoktur diyebilir miyiz? Lütfen çevremizde yaşanan hayatın gerçeklerini, yanlış bilgiler ışığında değil, Kur’an ın verdiği bilgilerle anlamaya çalışalım. Eğer buna inanırsak, Allah bu durumda kullarına adaletsizlik yapmış olmaz mı? Kimisine çok ömür verip, kimisine çok az ömür verenin, Allah olabileceğine nasıl inanırız? Bu nasıl bir imtihan anlayışı? Bizlerin Allah tasavvuru böyle ise bizler Allah ı ve onun adaletini tanımıyoruz demektir. Bu konuyu doğru anlamak istiyorsak, ALLAH IN BU DÜNYADA BİZLERİ ÖZGÜR İRADEMİZLE BAŞ BAŞA BIRAKTIĞINI VE ÖLÜMÜMÜZDE DE, MUTLAKA BİZLERİNDE PAYININ OLDUĞUNU ASLA UNUTMAYALIM. Bu konuyu daha detaylı düşünmeye başlamadan önce, konumuzla ilgili ayeti özellikle daha iyi anlayabilmek için, farklı tercümelerden paylaşmak istiyorum. Ali İmran 145: HİÇBİR KİMSE ALLAH’IN İZNİ OLMADAN ÖLMEZ. ÖLÜM BELİRLİ BİR SÜREYE GÖRE YAZILMIŞTIR. Kim dünya menfaatini isterse, kendisine ondan veririz. Kim de ahiret mükâfatını isterse, ona da ondan veririz. Biz şükredenleri mükâfatlandıracağız. (Diyanet meali) Ali İmran 145: HİÇ KİMSE, TAYİN EDİLMİŞ BELLİ BİR VADEDEN ÖNCE, ALLAH'IN İZNİ OLMADAN ÖLMEZ. Kim bu dünyanın nimetlerini arzularsa kendisine ondan vereceğiz; kim de âhiretin nimetlerini arzularsa kendisine ondan vereceğiz ve şükredenleri ödüllendireceğiz. (Bayraktar Bayraklı meali) Ali İmran 145: ALLAH'IN İZNİ OLMADAN, YAZILI ECELİ GELMEDEN KİMSE ÖLMEZ. Kim dünyalık isterse ona ondan veririz. Kim ahiretlik isterse ona da ondan veririz. Biz, görevini yapanları ödüllendireceğiz. (Süleymaniye vakfı meali) Ayeti dikkatle okuduğumuzda, tüm insanların Allah ın izni olmadan, yazılı eceli gelmeden hiç kimse ölemez diyor. LÜTFEN DİKKAT, ALLAH IN İZNİ OLMADAN DİYOR. BURADA BİR İSTİSNA VAR. Siz bu sözlerden ne anladınız? Herkesin ölümüne Allah karar vermiş ve bunun dışında insanların hiçbir etkisi yoktur, küçük yaşta ölen bir çocuğun ölümüne, 100 yaşında ölen bir insanın ölümüne de Allah karar verdiği için mi ölmüş diyor? Yoksa Allah her kulu için uzun, adaletli bir süre bir ömür vermiş, O verdiği uzun ömrün üzerine hiç kimse çıkamaz ama değişik şartlar, etkenler, oluşumlar, kişinin yaptığı yanlış tutum, Allah ın verdiği bedeni doğru kullanmama, hor kullanma gibi şartların oluşmaması ile erken ölen bir insanın ölümüne Allah izin veriyor, diye mi anlamalıyız? Ne desiniz? Eğer bizlerin bu dünyada imtihan olduğumuza inanıyorsak, ölümümüzde de payımızın mutlaka olduğuna inanmalıyız. Yoksa bu imtihan olmaz. Çevremize şöyle bir bakalım. Allah a inanmayan insanda yaşıyor, inanan insanda. Hem de uzun bir ömür. Allah isteseydi, kendisine inanmayan kulunun hemen canını alabilirdi. Ama almıyor. Tüm bunlar, imtihanımızın çok önemli unsurlarıdır, lütfen bunu göz ardı etmeyelim. Allah bizlere uzunca bir ömür veriyor. Bunu doğru kullanmak bizlerin elinde. Küçük yaşta daha doğarken ölen bir bebeğin ölümüne, nasıl olurda Allah bu kadar ömür vermiş deriz. Araştırınız bebeğin ölümünde mutlaka yan etkiler, hataların, yanlışlıkların etkisi vardır. ALLAH ADALETSİZ DEĞİLDİR, KENDİ HATALARIMIZI LÜTFEN ALLAH A NİSPET ETMEYELİM. Konuyu daha iyi anlayabilmemiz için, üç farklı tercümeden Enam suresi 2.ayeti hatırlatmak istiyorum. Enam 2: Sizi balçıktan yaratan O’dur. SONRA BİR ECEL BELİRLEMİŞTİR. BELİRLENMİŞ BAŞKA BİR ECEL DE O’NUN KATINDADIR. Siz yine de tereddüt geçirirsiniz. (Süleymaniye vakfı meali) Enam 2: Sizi balçıktan yaratan ve SONRA SİZİN İÇİN BİR ÖMÜR TAYİN EDEN O'DUR. BİR DE O'NUN KATINDA BELİRLİ BİR ÖMÜR/ECEL VARDIR. Fakat siz hâlâ şüphe edip duruyorsunuz. (Bayraktar Bayraklı meali) Enam 2: O öyle bir Rab’dır ki, sizi çamurdan yaratmış, SONRA (HER BİRİNİZE) BİR ECEL TAYİN ETMİŞTİR. (KIYAMETİN KOPMASI İÇİN) BELİRLENMİŞ BİR ECEL DE O’NUN KATINDADIR. Siz ise hâlâ şüphe ediyorsunuz. (Diyanet meali) Bu ayet aslında batılın etkisinde kalmadığımız sürece dikkatle düşünüldüğünde, bizlere en doğru bilgiyi bu konuda veriyor. Dikkat ederseniz, bu ayette iki farklı ömürden bahsediliyor. İlginçtir ilk iki tercümede olmayan ama üçüncü Diyanetin tercümesinde, parantez içinde, ikinci ölüme Allah ın ayetinde bahsetmediği bir ölüm yani kıyametin koptuğunda öleceğimiz bir ölüm olarak yazmış. Ama Allah böyle bir açıklama yapmamış. Allah ın söylemediğini bizler ayete söyletmeye çalışırsak, ayeti de elbette yanlış anlarız. İlk iki tercümede dikkat ederseniz, Allah bizleri balçıktan yarattıktan sonra, BİZLERE BİR ECEL BELİRLEDİĞİNDEN BAHSEDİLİYOR. İşte bu ecel bizlerin kullanımına sunulmuş, adaletli tespit edilmiş uzun bir ömür. Devamında ise Müsemma kelimesiyle anlatılan kişiye has, belirlenmiş bir zaman süresi, BELİRLENMİŞ BAŞKA BİR ECELDEN BAHSEDİLİYOR VE DİYOR Kİ, BU ECELİNDE NE ZAMAN OLACAĞINI YALNIZ ALLAH BİLİYOR. Demek ki Allah kullarına önce adaletli bir ecel belirliyor ve bunun üstüne asla hiç kimse çıkamaz diyor. Ama bu ömrü Allah, imtihanları gereği nasıl kullanacaklarına kulları karar veriyor. Örneğin intihar etmek isteyene gerekirse zamanından önce ölümlerine Allah izin veriyor, müsaade ediyor. Ali İmran 145.ayetinde öyle demiyor muydu? “HİÇ KİMSE ALLAH IN İZNİ OLMADAN ÖLEMEZ.” Hatta Münafikun suresinde de Allah, “BİR KİMSENİN ÖMRÜ BİTİNCE ALLAH, ONA ASLA EK SÜRE VERMEZ”, diye konuya açıklık getiriyor. Lütfen aşağıdaki ayet üzerinde dikkatle düşünelim. Vakıa 60: ARANIZDA ÖLÜMÜ TAKDİR EDEN BİZİZ. Ve biz, önüne geçilebileceklerden değiliz. (Diyanet vakfı meali) Allah adaletiyle tüm kullarına imtihan olabilecekleri, düşünebilecekleri vakti veriyor. Onu tam kullanmak ya da Allah ın verdiği o eşsiz bedeni hor kullanarak, gereken değeri vermeyerek erken ölmemize Allah izin veriyor, YANİ ÖLÜMÜ HAK ETTİĞİMİZ ZAMANDA BİZLERE TAKDİR EDİYOR VE ÖLÜMÜMÜZE İZİN VERİYOR. Bunun dışında rivayetlerin etkisiyle konuyu saptırarak, farklı anlamlar verirsek, ALLAH IN ADALETİNE SAYGISIZLIK YAPMIŞ OLACAĞIMIZ GİBİ, KUR’AN I DA ZERRE KADAR ANLAMAMIŞ OLURUZ. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  13. Sizlere bir soru sorsam ve desem ki, inancınızı imanınızı öğrenmek adına yaşarken, Allah a mı güveniyorsunuz, yoksa sizlere dini anlatan hocalarınıza, güvendiğiniz veli kişilere, şeyhlerinize mi güveniyorsunuz. Çok mantıksız bir soru gibi geldi sanırım sizlere? Evet gerçekten de, bence de çok mantıksız. Hepimizin, elbette Allah a güveniyoruz dediğinizi duyar gibiyim. Peki, Allah a güvencimiz sözde mi kalıyor, yoksa gerçekten İslam ı yaşarken hayata geçiriyor muyuz? İşte burası çok önemli. EĞER ALLAH A GÜVENİYORSAK, SİZLERİ DOĞRU YOLA İLETECEK BİR NUR, IŞIK İNDİRDİM, YALNIZ ONUN İPİNE SARILIN, SAKIN EMİN OLMADIĞINIZ SÖZLERİN/HADİSLERİN ARDINA DÜŞMEYİN, ÇÜNKÜ SİZLERİ KUR’AN DAN SORUMLU TUTUYORUM HÜKÜMLERİNE GÜVENİP, İNANIP ASLA KUR’AN DIŞI BİLGİLERİN ARDINA DÜŞMEMEMİZ GEREKİR. Bunu yapıyor muyuz? İsterseniz yapıp yapmadığımıza bir göz atalım. Allah bizleri uyarıyor ve Kehf 26. ayetinde, “KENDİ HÜKMÜNDE HİÇ KİMSEYİ ORTAK KILMAZ”, diye apaçık bildirdikten sonrada, Nisa 87. ayetinde, “SÖZ BAKIMINDAN ALLAH'TAN DAHA DOĞRU KİM VARDIR!” dediği halde, bizler sanki Allah ın bu uyarılarına hiç kulak asmayıp, Allah ın sözlerinin üstünü örtüp, ne yani peygamberimiz postacımıydı, onunda dinde Kur’an ın yanında hüküm koyma yetkisi vardır demiyor muyuz? Hani Allah a güveniyorduk? Allah ın elçisi bu ayetleri tebliğ alıp ümmetine tebliğ ettikten sonar, bu ayetlerin hükümlerine tamamen ters bir davranış içinde olabilir mi? Tüm bu rivayetlere inandığımızda, Allah a mı güvenip inanmış oluyoruz, yoksa bizlere dini anlatan kişilere mi? Karar sizin. Yine Allah Ankebut 51. ayetinde, “KARŞILARINDA OKUNUP DURAN BİR KİTABI, SANA İNDİRMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMİYOR MU?” diye kitap ehline soran Rabbimize cahiliye toplumu, hayır yetmiyor çünkü bizlerin atalarımızdan bize intikal eden inançlarımızda var, bizler onlardan vazgeçemeyiz, YALNIZ SİZİN KİTABINIZ KUR’AN A UYMAK BİZLERE YETMEZ, DİYE CEVAP VERİYORLARDI. Peki, bizler günümüzde ne diyoruz Kur’an için, acaba biz Kur’an a iman edenler, onlardan farklımı düşünüyoruz? Ne yazık ki onardan hiç farkımız yok. BİZLERİN ALLAH A, ONUN KİTABINA YALNIZ GÜVENMEMİZ GEREKİRKEN, YALNIZ KUR’AN İLE İSLAM YAŞANMAZ, PEYGAMBERİMİZİN RİVAYET HADİSLERİ VE DİN ÂLİMLERİNİN GÖRÜŞLERİ, FIKIH OLMASAYDI KUR’AN KAPALI KALIR ANLAŞILAMAZDI. ÇÜNKÜ KUR’AN DA HER BİLGİ YOKTUR, ÖZET BİLGİ VARDIR. KUR’AN I DA HERKES ANLAYAMAZ DİYEBİLİYORUZ. Bizler bu söylenenlere inanıyorsak, Allah ın dinini değil tıpkı kitap ehlinin yaşadığı gibi, atalarının dinini yaşıyoruz demektir. BU İNANÇ ALLAH A GÜVENEREK, ONUN YOLUNDA YAŞANAN BİR İNANÇ SİZCE OLABİLİR Mİ? Allah ne emrediyorsa, bizler ne yazık ki tersini yaptığımızın farkında bile değiliz. Çünkü bizlerin Kur’an ile bağımızı kestiler. Kur’an ı anlayarak ve düşünerek okumamızı engellediler. Bu yanlışı fark edenleri de, din düşmanı kâfir ilan ettiler. Allah Enbiya suresi 10. ayetinde, “AND OLSUN, SİZE ÖYLE BİR KİTAP İNDİRDİK Kİ, BÜTÜN ŞAN VE ŞEREFİNİZ ONDADIR. HÂLÂ AKILLANMAYACAK MISINIZ?” diyorsa Allah, bizler Allah a güvenmemiz gerekirken, nasıl olurda Kur’an da her bilgi, detay yoktur deriz de, beşeri fıkıh ve mezheplerin dine ilavelerini Kur’an da göremediğimizde, bakın Kur’an da şunlar ya da bunlar yok, demek ki Kur’an da her bilgi olmuyormuş, yalnız Kur’an işle İslam yaşanmıyormuş deriz. HATIRLATIRIM BUNLARI SÖYLEYİP İNANANLAR, ALLAH A GÜVENMEYİP, YARATILMIŞ İNSANLARA GÜVENİP, ARDI SIRA GİDENLERDİR. Allah Casiye 6. ayetinde, “ALLAH DAN VE ONUN AYETLERİNDEN SONRA, HANGİ SÖZE İNANACAKLAR.” dediği halde, bizler hala Allah ı dinlemek yerine, başkalarını dinliyor da, Allah ın ayetlerinin dışında, yani Allah ın sözünden başka din adına anlatılan söylentilere/rivayetlere inanıyorsak, BİZLER ALLAH A SÖZDE GÜVENİP, ÖZÜNDE GÜVENMEDİĞİMİZİ GÖSTERMİŞ OLURUZ. Allah birçok ayetinde, Kur’an ı açıklamak bize düşer, Kur’an ı nice örneklerle açıkladık ki anlayasınız kimseye muhtaç olmayasınız, Kur’an ı anlayabilmeniz için kolaylaştırdık diyor da, bizler bu sözlerin tam tersine inanıyorsak, BİZLER ALLAH A DEĞİL RİVAYET, SANI VE EDİNDİĞİMİZ VELİ KİŞİLERE GÜVENİYORUZ DEMEKTİR. Allah görev verdiği elçisinin görev tanımını çok açık Kur’an da yaparak bizlere bildirdiyse, bizler hala nasıl olurda, Allah ın elçisini dinde Allah ın ortağı yapmaya çalışırız. “RESULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. (Ankebut 18) BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ. (Kehf 56) SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR. (Rad 40) BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM. (Ahkaf 9 )” Allah ın bizlere verdiği bu bilgilere gözlerimizi kapatıp, emin olmayacağımız, hatta Elçisinin asla söylemesi mümkün olmayan sözlere nasıl inanırız? Eğer inanıyorsak, ALLAH A GÜVENMİYORUZ DEMEKTİR. Yaptığımız yanlışlara örnek verilecek, inanın yüzlercesi var. Ama gözlerine perde çekenler, hakkı görmezden gelip batılın ardına düşenlere, asla Kur’an gerçeklerini anlatamazsınız. BİZLERİN DİN VE İNANCIMIZ ADINA, İZLEMEMİZ GEREKEN YALNIZ KUR’AN OLDUĞUNU BİLDİRİYOR. Allah elçisine, tebliğ etmek sana, hesap sormak bize düşer, kulumla aramdan çekil diye bizlere Kur’an da örnek veriyorsa, ALLAH İLE KULUNUN ARASINDA ELÇİSİNİN BİLE OLAMAYACAĞINI, ARTIK ANLAMALIYIZ. Eğer cahiliye toplumunun yaptığı yanlışları tekrar etmek istemiyorsak, Allah ın şu uyarısını lütfen göz ardı etmeyelim, inanın pişman oluruz. Maide 50: ONLAR HÂLÂ CAHİLİYE DEVRİNİN HÜKMÜNÜ MÜ İSTİYORLAR? Kesin olarak inanacak bir toplum için, KİMİN HÜKMÜ ALLAH’IN KİNDEN DAHA GÜZELDİR? (Diyanet meali) Eğer bizler hala, din ve imanımızı yaşarken Allah ın Kur’an da verdiği hükümlerin dışında, beşeri fıkıh inancının ya da mezheplerin rivayetlerin dine koyduğu hükümlere de inanıyorsak, BİZLER CAHİLİYE TOPLUMUNUN YAPTIĞI YANLIŞLARI YAPIYORUZ DEMEKTİR. Allah a güvenen, onun emrettiği gibi, YALNIZ KUR’AN IN İPİNE SARILIR VE YALNIZ ONU HAYATINA GEÇİRİR. Allah ın elçisi o örnek ÜMMÜ Peygamberimiz bakın nereye uyma emri almış. Onun yolunu izleyende onun yolundan gider. Casiye 18: SONRA DA SENİ DİN İŞİ KONUSUNDA AÇIK BİR YOLA KOYDUK. SEN ONA UY, BİLMEYENLERİN HEVA VE HEVESLERİNE UYMA. (Diyanet meali) Araf 203: Onlara bir ayet getirmediğin zaman, “SEN BİR TANE DERLESEYDİN YA!” DERLER. De ki: “BEN ANCAK RABBİM TARAFINDAN BANA VAHYOLUNANA UYARIM. Bu kitap, Rabbinizden gelen göz açıcı belgeler olup, inanmış bir topluma rehber ve rahmettir.” (Bayraktar Bayraklı) Allah Zuhruf 44. ayetinde, SİZLERİ KUR’AN DAN SORUMLU TUTUYORUM diye hüküm verdiği halde, bizler hala Allah ın verdiği bu söze, hükme inanmıyor da, Kur’an ın hiç bahsetmediği başka kaynaklardaki sözleri/hadisleri de din diye yaşıyorsak, Allah a güvenmiyoruz demektir. Dilerim cümlemiz, Kur’an gerçeklerinin farkında olan, batıl, hurafe ve sanıdan uzak, yalnız Allah ın ipi Kur’an a sarılan, Allah ın azınlık halis kullarından oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  14. Bu makalemde sizlerin düşünmenize vesile olmak istediğim, Taha suresinde geçen bazı ayetler olacaktır. Allah Kur’an da bizlerin özellikle düşünmemizi, aklımızı kullanmamızı ister ve bu konuda çokça uyarır. Çünkü geçmiş toplumlardan öyle kıssalar verilir ki Kur’an da, bu ayetler üzerinde dikkatle düşünmediğimiz takdirde, asla HİSSEMİZİ alamayız bu kıssalardan. Bir başka deyişle, herkes düşünebildiği, araştırdığı ölçüde hissesini alır diyebiliriz. Yazımızın asıl konusu olan ayetleri, önce yazmak istiyorum. Daha sonra birlikte düşünelim. Taha 9–10–11–12–13: Musa’nın haberi sana ulaştı mı? Hani bir ateş görmüştü de ailesine, “Siz burada kalın, ben bir ateş gördüm (oraya gidiyorum). Umarım ondan size bir kor ateş getiririm yahut ateşin başında, yol gösterecek birini bulurum” demişti. Ateşin yanına varınca, ona şöyle seslenildi: “EY MUSA!” “ŞÜPHE YOK Kİ, BEN SENİN RABBİNİM. HEMEN AYAKKABILARINI ÇIKAR. ÇÜNKÜ SEN MUKADDES VADİ TUVA’DASIN.” “BEN SENİ (RESUL OLARAK) SEÇTİM. Şimdi vahyolunacak şeyleri dinle.” (Diyanet meali) Bu ayette, Musa nın haberi sana geldi mi, yada sana mutlaka gelmiştir şeklinde Allah peygamberimize, Hz. Musa dan bir kıssa aktarıyor. Eğer bu kıssa üzerinde, Kur’an bütünlüğünde dikkatle düşünmezsek, hissemizi de almamız pek mümkün olmayacaktır. Hz. Musa bu ana kadar, daha Allah dan Elçilik görevi almamış olduğunu anlıyoruz. Ailesi ile yolculuğu esnasında, karşıdan bir ışık görüyor ve gördüğü ışığa ya da ateşe doğru, yardım almak umuduyla gidiyor. Dikkat etmemiz gereken konu ise ailesine siz burada kalın demesidir. Çünkü Allah kuluna burada, çok özel bir şekilde seslenerek, Elçilik görevini tebliğ ediyor, kuluyla yalnız baş başa. Hz. Musa ateşin yanına gittiğinde, Allah ona seslenerek, “EY MUSA!” “ŞÜPHE YOK Kİ, BEN SENİN RABBİNİM” diyor. İlk tanışma gerçekleşiyor. Allah ın bu sözünden sonra söyledikleri çok önemli ve diyor ki Musa peygamberimize Allah; “HEMEN AYAKKABILARINI ÇIKAR. ÇÜNKÜ SEN MUKADDES VADİ TUVA’DASIN” Önce Allah, hemen ayakkabılarını çıkar demekle ne demek istiyor onu anlamalıyız. Bunu doğru anlayabilmek için, ayetin devamında bahsedilen konuyu doğru anlamalıyız. Allah çünkü sen mukaddes vadi, Tuva dasın diyor. Tuva nın neresi olduğunun bir önemi yok. Demek ki Hz. Musa nın yaşadığı yada geçtiği o bölge olduğu anlaşılıyor. Peki, Allah mukaddes demekle neyi kast ediyor olabilir? Mukaddes kelimesine bazı kişiler, kutsal anlamını veriyor. Kur’an taşa, toprağa ya da Kâbe ye bile kutsallık yüklememiştir. Kutsal, tapılacak Allah katından olan, anlamlarına gelir ki, bizler ancak Allah ve Kur’an için bunu kullanabiliriz. Eğer yeryüzündeki bazı yerlere de kutsallık payesi verirsek, cahiliye toplumunun durumuna düşeriz. Onlar kutsallaştırdıkları şeyleri, ya da kişilerin heykellerini yaparak, bu hataya düşmüşlerdir. Kâbe de sergilenen Hacerül Esvet taşı, bu yanlış inanca günümüzde güzel bir örnektir. AYETTE GEÇEN MUKADDES KELİMESİ, MÜBAREK YANİ BOLLUK GETİREN, BOZULMAMIŞ, VERİMLİ, BEREKETLİ, MUTLU, HAYIRLI, ANLAMLARINDADIR. Allah Hz. Musa ya bulunduğun yerin geçmişte çok güzel şeylerin yaşandığı, Allah ı bilen ve hakkıyla ona saygısını gösteren mübarek topraklardasın hatırlatmasını yapıyor. Mukaddes kelimesi Kur’an da yine Hz. Musa kıssasını bir başka ayetinde, Firavun ile ilgili konuları anlatırken, NAZİAT 16. ayetinde de, “HANİ, RABBİ ONA MUKADDES TUVA VADİSİNDE ŞÖYLE SESLENMİŞTİ” diye geçer. Buraya kadar anladık, peki Allah Hz. Musa ya neden ayakkabılarını çıkar diyor? Bu konuyu doğru anlayabilmemiz içinde biz insanların ayakları örnek verilip, nasıl benzetmeler yapıldığını Kur’an dan hatırlamalıyız. Şeytanın insanları yanlışa yönelterek, AYAKLARIMIZI KAYDIRDIĞI ÖRNEĞİ VERİLİR. Yine ayetinde senin doğru yolunda AYAKLARIMIZI SABİT TUT, şeklinde geçer. Yine Allah ve Resulüne savaş açanların cezalandırılması örneğini verirken, el ve ayakların çaprazlama kesileceği örneğini verir. Nur 24. ve Yasin 65, ayetlerde ise ellerin ve ayakların aslında önemine Allah, bakın nasıl işaret ediyor ve ne diyor hatırlayalım. “O GÜN DİLLERİ, ELLERİ VE AYAKLARI, YAPMIŞ OLDUKLARINDAN DOLAYI ALEYHLERİNDE ŞAHİTLİK EDECEKTİR.” (Nur 24) “O GÜN BİZ ONLARIN AĞIZLARINI MÜHÜRLERİZ. ELLERİ BİZE KONUŞUR, AYAKLARI DA KAZANDIKLARINA ŞAHİTLİK EDER.” (YASİN 65) Tüm bu bilgilerden sonra Allah, Taha suresinde Hz. Musa ya, Mukaddes yani hayırlı, bozulmamış, doğru insanların yaşadığı topraklardasın, onun için ayakkabılarını çıkar demesinden kast edilen, tüm yalan ve yanlışlardan, batıl ve hurafeden kendini temizle sıyrıl, ayaklarını yere sağlam basarak, Allah ın huzurunda olduğunun bilinciyle, YALNIZ ALLAH A SIĞIN EMRİNİ VERMİŞ OLUYOR. Yoksa bazı kişilerin söylediği gibi, burası kutsal bir yerdir, ayakkabılarını kutsal yerde çıkarmamız gerekir, bizler camilerde nasıl ayakkabılarımızı çıkarıyorsak, burada da çıkarmalıyız şeklinde anlarsak ayeti, sanırım konuya doğru yaklaşmamış oluruz. Bahsedilen yer bir ibadet yeri değil, tam tersine ya çöl ya da dağın başı. Öyle olsaydı o bölgedeki tüm insanlar, ayakkabı giyemez, yalınayak dolaşmaları gerekirdi ve Allah bu bölgede ayakkabı giyilmez emrini vermesi gerekirdir ki, bu bölgenin hala neresini kapsadığı konusunda bile tam bir anlaşma yoktur. Burada anlatılmak istenen, BU BÖLGE DOĞRU VE ALLAH A SADIK İNSANLARIN YERİDİR, SENDE YANLIŞLARINDAN SIYRIL, KURTUL, TEMİZLEN DİYOR. Bir insanın eli ve ayağı çok önemlidir. Ayaklarımızla menzile ulaşacağımız yere ulaşır, ellerimizle yapmak istediğimizi yaparız. Onun için Yasin 65. ayet bizlerin dikkatini çekiyor ve Eller bize konuşur, ayaklarda kazandıklarına şahitlik yapar diyor. BURADA AYAKKABI, HAK İLE BATIL ARASINDA BİR ENGEL ÖNCE ONDAN KURTUL DEMİŞ OLUYOR ALLAH. Hatırlarsınız, Nalh suresi 98. ayetinde, Allah bizlerin Kur’an ı okumaya başlamadan önce, kovulmuş şeytanın şerrinden, onun öğretisi batıl bilgilerden kendimizi arındırdıktan sonra, Kur’an ı okumaya başlamamızı, yalnız Allah a sığınmamızı istiyordu. Böyle yapmadan eğer Kur’an ı okumaya başlarsak, asla anlayamayacağımız uyarısında bulunuyor. Allah da Elçilik görevi vereceği Hz. Musa ya, SEN ÖNCE AYAKKABILARINI ÇIKAR YANİ TÜM YANLIŞLARDAN, BATIL VE HURAFEDEN, KÖTÜLÜKLERDEN SIYRIL VE ÖYLE HUZURUMA DUR DİYOR. AYETİN SONUNDA, BEN SENİ RESUL OLRAK SEÇTİM DİYOR. Taha suresi 14–15–16. ayetlerini de okuduğunuzda, elçisini dikkatle uyardığını, ikaz ettiğini görüsünüz. Neml suresi 27 ve 28. ayetlerde de, Allah ın bağışlayıcılığına, arındırıcılığına örnekler veriyor ve Hz. Musa nın elini koynuna koyup çıkardığında, lekesiz, tertemiz, arınmış bir şekilde kulunu nasıl bağışlayacağı örneği veriliyor. Allah peygamberimizi Müddesir suresinde uyararak, Rabbinin büyüklüğünü an, ELBİSELERİNİ TEMİZLE sözünden, gidip yıkan anlamından daha çok mecazi anlamla, yanlış inançlardan kendini kurtar, temizlen, manen arın, öz benliğini temiz tut diye uyarmıştır. Dikkat ettiyseniz, Taha suresinde de başka bir benzetme ile Allah elçisini kirlerden arınmasını, yanlış inançları terk etmesini, ayaklarındakini çıkar diyerek uyarmıştı. ÇÜNKÜ ALLAH ELÇİLERİNİN TÜM YANLIŞLARDAN, BATIL VE HURAFEDEN UZAKLAŞMASINI, TERK ETMESİNİ İSTEMEKTEDİR. Bizde bir söz vardır yoldan sapmış kişilere ayaklarına, topuklarına kadar batağa, kötülüğe batmış, onun işi artık çok zor derler. Allah ayetinde bizlerin nasıl dua edeceğimize örnek verirken, AYAKLARIMIZI YERE SAĞLAM BASTIR, SABİT KIL diye dua örnekleri verir. Tüm bu örneklerden de anlıyoruz ki, ayakkabılarını çıkar sözüyle Allah, HUZURUMA GELİRKEN TÜM YANLIŞLARDAN, HATALARDAN SIYRILIP, ARINARAK KARŞIMA GEL DİYOR. Gerçek doğruyu Allah bilir ama bizlere düşen, Kur’an bütünlüğünde Allah ın kıssaları üzerinde dikkatle düşünerek, kıssadan hissemizi almak olmalıdır. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  15. Bizler İslam ı yaşamaya başlamadan önce, eğer Kur’an gerçekleri ile buluşamadıysak, bizlere anlatılan yanlış ve sapkın inançların etkisinde kalmaktan asla kurtulamayız. Bu makalemin konusu çok önemli. Onun için biraz detaylı yazdım, lütfen sabırla okuyalım. Kur’an ın tercümesine, bildiğiniz gibi MEAL denir. Aslında buna tercüme de diyebiliriz ama Kur’an ı tercüme edenler, belki bir hata yaparım düşüncesiyle böyle bir kelime kullanmışlardır. Meal kelimesinin anlamı, asıl anlatılmak istenilenin, anlamı değişmeden, farklı kelimelerle ifade etmek anlamındadır. Bununda zaten bir sakıncası yoktur. İmamı Azam yüzlerce yıl önce bu konuya açıklık getirmiş ve bakın nasıl izah etmiş. “Kuran kâğıtlarda Yazılmış ve bizim Okuduğumuz Lafızlar değildir. Esas Kuran o LAFIZLARIN TAŞIDIĞI MANADIR ki, bir kelam-i nefsi ( ALLAH ın zati ile var olmaya devam eden söz ) olarak kalıptan kalıba dökülür. O kalıplar sonradan yaratılmış ( Muhdes ) Varlıklardır. OYSAKİ ESAS KURAN, MAHLÛK OLMAYAN BİR MANADIR. O HALDE ESASİ İTİBARİ İLE MANA OLAN KURAN I ARAPÇA LAFIZ YERİNE, BAŞKA LAFIZLARDAKİ ÇEVİRİSİNDEN OKUMAK MÜMKÜNDÜR.” Bu konuda bir arkadaşımız, toplumda Kur’an ı anlayarak okuyanları kuşkuya sokacak, yaşadığımız yanlış inanca güzel bir örnek olacağını düşündüğüm sözlerini, sizlerle bazı bölümlerini paylaşmak ve üzerinde konuşmak istiyorum. “MEAL, KURAN DEĞİLDİR. Çünkü mealler birbirlerini yalanlayan ve çelişkiler yığını içinde olan metinlerdir. Allah ta çelişkili konuşmadığına göre, meallere Allahın sözü denilemez. Son 90 senede 300 civarında meal yazılmıştır ve bu mealler, "yerleri ve gökleri Allah yaratmıştır" dışında hiçbir konuda ittifak edememişlerdir. ÜSTELİK TE EN KOLAY ANLAŞILMASI GEREKEN MUHKEM (HÜKÜM) AYETLERİNDE EN ÇOK İHTİLAF ÇIKMAKTADIR. Yani bir ayet ki hayata müdahil oluyor, orada ihtilaf diz boyudur. KURANDAKİ BİNLERCE AYET EN AZ 2 FARKLI İHTİMAL OLMAK ÜZERE 3 – 4 – 5 VE DAHA FAZLA ŞEKİLDE MEALLENDİRİLMEYE MÜSAİTTİR.” Bakın arkadaşımız hiç ayrım yapmadan, istisna örneği vermeden, Kur’an mealine/tercümesine kesin bir hükümle, Kur’an değildir diyor. Buna inandığımız andan itibaren, asla Kur’an ı anlayarak ve Allah ın emrettiği gibi düşünerek okumaya cesaret edemeyiz. Böylece birileri bizlere Kur’an ı anlatır, tabi günümüzde olduğu gibi, doğru anlattıklarından da asla emin olamayız, dinde bölünür ve birbirimize düşman oluruz. Lütfen şunu unutmayalım, Allah kulu ile arasında hiç kimseyi istemiyor. Hiç kimseye muhtaç olmayalım diye, Kur’an ı biz açıkladık diyor. HER ZAMAN ŞÜPHE İÇİNDE OLACAĞIMIZ BİR İNANCI ALLAH, BİZLERE GÖNDERİR Mİ? Bu nasıl bir imtihan ki, sorumlu olduğum kitabı ben okuduğumda anlayamıyorum, kendi dilime doğru çevrilemiyor. Bu durumda nasıl olurda Kur’an dan, ben sorumlu olurum? Arap bilim adamlarının yazdığı onlarca kitaplar, her milletin diline çevriliyor ve toplum bunlardan faydalanıyor. İş Kur’an a gelince, herkes Kur’an ı anlayamaz deniyor. LÜTFEN İSLAM DÜŞMANLARININ TUZAĞINA DÜŞMEYELİM. Devamında söylediklerini okuduğumuzda, eğer düşünmüyor ve gerçeklerin arayışı içinde değilsek, kesinlikle hak vermemiz gerekir. Çünkü Kur’an tercümelerinin/meallerin, neredeyse genel çoğunluğu farklı tercüme edilmiş. Ama doğru çeviri yapanlarda elbette var. Allah onlardan razı olsun inşallah. Doğruyu arayıp bulmak bizlerin imtihanıdır. Bunun da kolayı bulunmuş ve deniyor ki, Kur’an da ki binlerce ayetin, en az iki farklı ihtimal olmak üzere, 3–4 hatta 5 anlam verilecek şekilde tercüme/meal edilebilir. AYETLERİN BUNA MÜSAİT OLDUĞUNU DA ÖZELLİKLE BELİRTİYOR. İşte İslam dini, bu düşünce ve inancın etkisiyle bölündü, parçalandı ve din tacirleri tarafından da, toplum dinden saptırıldı. Düşünebiliyor musunuz Allah, sizlerin sorumlu olduğunuz ayetleri MUHKEM, yani okuduğunuzda şüphe duymadan anlayacağınız, kolaylaştırılmış bir şekilde gönderdik dediği halde, arkadaşımız Allah ın bu sözleri üzerinde bile şüpheler uyandırarak, en kolay anlaşılması gereken muhkem ayetlerde bile ihtilaf çıkmaktadır diyor. SUÇLUYU ORTAYA ÇIKARMAK YERİNE, KUR’AN ÜZERİNDE ŞÜPHE UYANDIRARAK, TOPLUMU KUR’AN DAN UZAKLAŞTIRIYORLAR. BÖYLECE MÜSLÜMANLARIN, KUR’AN A DİREK TEMASINI BÖYLECE KESİYORLAR. Peki, bu durumda ne yapacağız? Bu nasıl bir rehber kitap ki, Allah ın yemin ederek kolaylaştırdığını söylediği Kur’an, her dile doğru çevrilemiyor, en basit muhkem ayetleri bile Müslümanlar doğru anlayamıyor. BU SÖZLERE İNANAN DÜŞÜNEN, SORGULAYAN GEÇLİĞİ MÜSLÜMAN OLARAK TUTAMAZSINIZ, YA ATAİST OLUR YA DA DEİST. Böyle bir düşünce, inanç asla Kur’an dan onay almadığı gibi, Kur’an ın tam tersi bir düşüncedir. Allah hiç kimseye muhtaç olmayasınız diye, ayetleri biz nice örneklerle açıkladık Kur’an da diyor. Nasıl olur, Allah ın açıkladığı ve sorumlu tuttuğu Kur’an ayetleri, birden fazla anlama gelir ve herkes anlayamaz? BÖYLE BİR DÜŞÜNCE DİNDE KAOS YARATIR. TOPLUM BU YANLIŞA İNANDIKLARI İÇİNDE İSLAM İNANCINDA KAOS VE KARGAŞA VAR. Bu nasıl bir mantık, bu nasıl bir imtihan anlayışı böyle. Said-i Nursi kitaplarının, Kur’an ayetlerini açıkladığını iddia ederek, Kur’an okumayın anlayamazsınız, onun için vakit kaybetmeyin, Risale-i Nur okuyun deniyorsa, bu zihniyet ve inancın, Allah ın doğru yolunda olduğunu nasıl söyleriz. İLGİNÇTİR, KUR’AN MEALİ NİN OKUNMASINA KARŞI ÇIKANLAR, GÜVENDİKLERİ VELİ KİŞİLERİN YAZDIKLARI KİTAPLARINA, KUR’AN TERCÜMELERİNE, TEFSİRLERİNE, MEALLERİNE KARŞI ÇIKMIYORLAR. Meal okumanın yanlışlığını anlatan arkadaşımız, sözlerinin bir bölümünde şunları söylüyor. “Bu yüzden o meal yazarını ilah/rab edinme tehlikesinden dolayı şirke düşme ihtimali çok büyüktür. ZATEN DİKKAT ETTİYSENİZ MEAL YAZARLARI DİNİ BİR KONUDA HANGİ GÖRÜŞTE İSE, YAZDIĞI MEALDEKİ İLGİLİ BÖLÜMLERİ DE TIPKI KENDİ GÖRÜŞÜNÜ DESTEKLEYECEK ŞEKİLDE TERCÜME ETMİŞTİR. Hatta meal yazarı görüşünü değiştirdiğinde, bir sonraki baskıda mealinin ilgili bölümünü de değiştirir. Yani mealler tıpkı oyun hamuruna şekil vermek gibi ellerinizle yazdığınız bir şeydir. O yüzden ellerinizle yazdığınız bir metine bu Allah katındandır demek caiz değildir.” Bakın bu arkadaşımız hala, yaşanan yanlışın farkında bile değil. Arkadaşımız Kur’an meali nin yazarı hangi görüşte ise, o görüşün etkisiyle Kur’an ı tercüme ettiğini, çok rahatlıkla söyleyebiliyor. Çünkü kendisi de, inandığı bir başka yanlışın içinde de ondan. Kur’an ı tercüme eden, görüşünü değiştirdiğinde, mealinde değişeceğini söylüyor. Böyle bir insan Kur’an meali yazmışsa, söylediği doğru. Ama yapılan yanlışlar, gerçeklerin üstünü asla örtemez. Bizler Allah ın ayetlerini, Kur’an ın verdiği örneklerden değil de, rivayetler ışığında anlama yanlışını yapıyorsak, Kur’an ı doğru anlamamız asla mümkün olmayacaktır. Bu değişen guruplar kimler ve neden bu guruplaşma? İşte İslam a bakış açımızın en büyük yanlışı. ALLAH KUR’AN DA NE EMREDİYORSA, ONUN TERSİNİ DİN DİYE YAŞADIĞIMIZIN FARKINDA DEĞİLİZ. Allah dinde sakın bölünenler gibi olmayın dediği halde, bizler dinde bölünüyor bölünmekte bereket zenginlik var diyor ve hatta birbirimize düşman oluyorsak, bu toplumlara Kur’an gerçeklerini anlatmakta mümkün olmayacaktır. Allah sizlere rehber, yol gösterici olsun diye gönderdim dediği kitap, nasıl olurda her okuyan tarafından anlaşılamaz, bunu da mı düşünemiyoruz? Düşünemiyoruz çünkü akıl devre dışı kaldı. Eğer bizler Kur’an ın çevresinde tek yumruk olamadıysak, Kur’an ı herkesin anlayamayacağı ve her dile doğru olarak çevrilemeyen bir kitap ilan etmişsek, Allah ın güvenilecek veliniz benim, sakın kendinize veliler edinip ardı sıra gitmeyin dediği halde, Allah ın emrinin tam tersini din diye yaşar, bataklığın içinde boğulup gideriz. Madem Kur’an ın tercümesi Kur’an değil, doğru tercüme edilemiyor Arapça, ya da bir ayetin birden fazla anlamları var, bu durumda tekrar soruyorum, bizler Kur’an ı kimden öğreneceğiz? Birilerini işaret ediyorsak, onlara ayetlerin gerçek anlamlarını kim öğretmiş. Hani dinde ruhban sınıfı yoktu. Bu zihniyetin bir sloganı var ve hiç korkmadan, Allah ın kitabını adeta küçümsediklerinin farkında olmadan şunu söylüyorlar. ”RİVAYET HADİSLER OLMASAYDI, KUR’AN AYETLERİ ANLAŞILAMAZ KUR’AN KAPALI KALIRDI.” Bu anlayış devam ettiği sürece, daha çok farklı Kur’a tercümeleri çıkacaktır. KUR’AN I DOĞRU ANLAMAK İSTİYORSAK, ALLAH IN NİCE ÖRNEKLERLE AÇIKLADIK DEDİĞİ YOLU İZLEMELİYİZ Kİ AYETLERİ DOĞRU ANLAYABİLELİM. Bizler Allah a güvenmek yerine, rivayetlere güveniyoruz. Allah ıslah etsin. Bu düşünceye inandığımızda, Allah öyle bir kitaptan bizleri sorumlu tutmuş oluyor ki, okuduğumuzda anlamamız mümkün değil, ayetlerin birçok anlamı var. İşin daha da ilginci, Allah ın elçisi Kur’an ı kayda geçiriyor ama bizlerin anlayacağı şekilde değil de, anlamayacağımız şekilde yazdırıyor. Peygamberimizin hadisleri ayetleri açıklıyorsa, onları sağlığında kayda aldırmıyor. Hâşâ bu hatayı eksikliği, yaklaşık 200–250 yıl sonra, birilerinin aklına geliyor ve hemen kayda alıyorlar. ÇOK ŞÜKÜR BU KİŞİLER, BİZLERİN İMANLARINI KURTARIYOR, ÖYLEMİ DOSTLAR? Ne dediğimizin, nelere inandığımızın farkında mısınız? Ayetleri rivayet edilen hadisler ışığında anlayabileceğimizi söyleyenler, hiç düşünmüyorlar mı acaba, o hadislerde Arapça. Allah ın kullarına anlatamadığını, birilerimi anlatmaya çalışıyor. Bu ne saygısızlık böyle. TEKRAR HATIRLATIYORUM, BU HADİSLERİN TAMAMI BİR RİVAYETE GÖRE DİYE BAŞLIYOR. Yani kesin bilgi değil. Allah Kur’an ı anlayabilmemiz için, bizleri rivayetlere muhtaç bırakır mı? Allah bizlerin bolca düşünerek Kur’an ı okumamızı emretmiştir. Sizce bu ayetler bile bu düşüncenin yanlış olduğunun kanıtı değil midir? Allah bizlerin okuduğunda, anlayamayacağı bir kitap gönderirde, daha sonra bu kitaptan hesap sorar mı? İlkokul çocuklarının bile kabul etmeyeceği bir düşünceyi, din diye yaşıyoruz. Hadisleri araştırdınız mı bilmiyorum, aynı konuda birçok farklı, hatta tam tersi hadisleri görebilirsiniz. Birde farklı mezheplerin inandığı hadisleri araştırın lütfen, işte o zaman bu acı gerçeği daha iyi anlayacaksınız. HER MEZHEP NE YAZIK Kİ, KENDİLERİNİN KABUL ETTİĞİ RİVAYET HADİSLERİN IŞIĞINDA, KUR’AN I ANLAMAYA ÇALIŞIYOR. Bu durumda elbette onlarca, yüzlerce farklı tercüme/meal olacaktır. BİZLERE DÜŞEN BIKMADAN VE KORKMADAN KUR’AN GERÇEKLERİNİ ARAMAK, ARAŞTIRMAK OLMALIDIR. Bu arkadaşımız. paylaştığı yazının sonunda bakın neler söylüyor. “İşin daha da trajikomik olan kısmı da şudur ki: KENDİSİNE KURANCI DİYEN KİTLELERİN, ISRARLA VE SÜREKLİ OLARAK KURANIN KOLAY ANLAŞILDIĞINI İDDİA EDİYOR OLMALARIDIR. Üstelik te geçmişe dair her şeyi reddederek, ellerinde bir tek kaynak olarak Kuran/Meal kalırsa Müslümanların birleşeceğini zanneden romantik ve hayalperest düşüncelere sahiptirler. ALLAH BUNLARA AKIL FİKİR İHSAN ETSİN. Mealler Müslümanları birleştirse birleştirse bir tek ağacı sevmek ve yeşili korumak konusunda birleştirir.” Ne kadar ilginç değil mi? Kendisine Kur’an cı diyenlerin, ısrarla Kur’an ın muhkem ayetlerinin kolay anlaşıldığını iddia ediyorlar diyerek, bu düşünceye karşı çıkıyor. Hâlbuki Kur’an a karşı çıkıyor farkında değil. Kendisi herhalde Kur’an cı değil. Çünkü Allah yemin ederek anlayabilmemiz için, Kur’an ı kolaylaştırdığını birçok kez kendisi söylüyor. Hatta yalnız Kur’an ın ipine sarılın diye de uyarıyor. Ne kadar acıklı bir durum, Rabbimiz böyle bir inançtan bizleri korusun. Arkadaşımız hala yanlışının farkında olmadan Allah ın, sakın emin olmadığın bilginin adına düşmeyin, hesabını sorarım uyarılarından habersiz, Kur’an cı dediği kişilerin Allah ın emrini yerine getirerek, emin olamayacağı sözleri, Kur’an ın onayından geçirmeden asla kabul etmemelerini kınıyor ve onlara hayalperest diyebiliyor. Acaba kimler hayalperest sizce? İşin daha da ilginci emin olamadığı, Kur’an ın bahsetmediği ve onaylamadığı rivayet sözlere inanmanın, gerçek iman olduğuna inanan bu arkadaşımız, Allah bunlara akıl fikir ihsan etsin diyebiliyor. Acaba kimin akla fikre ihtiyacı var? Ne dersiniz? ONUDA ALLAH IN HUZURUNDA, HEP BİRLİKTE GÖRECEĞİZ. Birde alay ediyor Kur’an takipçileri ile. Kur’an ın yalnız Müslümanları birleştiremeyeceğini, birleştirse birleştirse, ağacı sevmek, yeşili korumak konusunda birleşebileceklerini söyleyebiliyor. Allah Kur’an ın ipine sarılmayıp, batılın ve edindikleri velilerin ardına düşenlerin gönül gözlerinin açılmayacağını, gözleri ve kulaklarının perdeli, kalplerinin mühürlü olacağını boşuna söylemiyor. Allah cümlemizi Kur’an ın yolundan ayırmasın, gönül gözleri Kur’an ile parlayan, Allah ın azınlık halis kulları arasında olalım inşallah. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK https://twitter.com/HGumustabak http://www.hakyolkuran.com/ https://www.facebook.com/Kuranadavet1/ https://hakyolkuran1.blogspot.com/
  16. Bu makalemde, sizlerin üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim ayet, Secde suresi 24 ve Maide 55. ayet olacaktır. Batıl, hurafe ve atalarının inancını dine sokmaya, meşrulaştırmaya çalışanlar, birçok ayete yapmaya çalıştığı gibi bu ayetleri de örnek gösterip, bakın bu ayette Allah içimizden bizlere önderler, veliler, şeyhler gönderiyormuş, bunu açıkça Allah ayetinde söylüyor diye örnek gösteriyorlar. Gelin bahsettikleri o ayetlere birlikte bakalım, acaba Allah gönderdiği Resullerin dışında önderler gönderiyor muymuş, yoksa bu ayette Allah gönderdiği Resullerinden mi bahsediyor. Secde 24: SABREDİP AYETLERİMİZE KESİN OLARAK İNANDIKLARI ZAMAN, İÇLERİNDEN EMRİMİZLE DOĞRU YOLA İLETEN ÖNDERLER ÇIKARDIK. (Diyanet meali) Lütfen ayeti dikkatle okuyalım. Allah sabredip, hiçbir velinin ardına düşmeden, emin olmadığı sözlere inanmadan çaba gösterip yaşayan kulları için, onların içlerinden lütfen dikkat, EMRİMİZLE YANİ GÖREVLENDİREREK, DOĞRU YOLA İLETEN ÖNDERLER ÇIKARDIK DİYOR. DİKKAT EDERSENİZ BU SÖYLENENLER GERÇEKLEŞMİŞ OLANLAR. Peygamberimiz kitap ehlinin batıl ve hurafe inançlarından, sabrederek uzak durmuş onlara tabi olmamış ve her zaman doğrunun, gerçeklerin arayışında olmuştur. Allah da bu sabrından ve çabasından dolayı onu, elçi olarak görevlendirmiştir. Bundan alacağımız çok büyük dersler vardır. Peki, bu bahsedilenler sizce Allah ın gönderdiği Resullerinden başka kişiler olabilir mi? Elbette mümkün değil. Bu ayetten bir önceki ayete bakalım ki, kimlerden bahsettiği daha net anlaşılsın. Secde 23: Andolsun, biz Musa’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) vermiştik. Sen de kitaba (Kur’an’a) kavuşma konusunda sakın şüphe içinde olma. Onu İsrail oğullarına BİR YOL GÖSTERİCİ KILMIŞTIK. (Diyanet meal) Sanırım bu ayetten sonra söylediği O sözlerden kast edilen, daha önce gönderdiği Resuller/Elçiler olduğu anlaşılıyor. Onları yol gösterici olarak gönderdiğini söylüyor. ALLAH BUNDAN SONRA NEBİ/RESUL GÖNDERMEYECEĞİNİ SÖYLÜYORSA KUR’AN DA, bundan sonrada bizlerin din adına başka önderler, yol göstericiler beklememiz kesinlikle büyük hata olur. Allah sakın veliler edinip ardı sıra gitmeyin, güvenilecek veliniz yalnız benim diyorsa Kur’an da, NASIL OLURDA ALLAH IN RESULLERİNDEN BAŞKA, ALLAH IN GÖREV VERMEDİĞİ KİŞİLERİ ÖNDER, LİDER, YOL GÖSTERİCİ OLARAK KABUL EDERİZ. Bu kadar mı Kur’an dan uzaklaştık, yolumuzu sapıttık? Yaradan emin olmadığın bilginin ardına düşmeyin diye uyarıyorsa, lütfen kendimizi kandırıp, kendi nefsimizce Allah ın görev verdiğini zannettiğimiz kullar edinip, sorgusuzca ardı sıra gitmeyelim, pişman oluruz. Bu ve benzeri ayetleri, batıl ve hurafe inançlarına kanıt yapmaya çalışanlar, KENDİLERİNİ ALDATAN SAĞIRLAR, DİLSİZİLER VE GÖZLERİNE PERDE ÇEKİLENLERDİR. Onların gönülleri mühürlenmiştir, asla Kur’an gerçeklerini göremezler. Bizleri hakka, doğruya iletecek yalnız Allah tır, elçisinin bizlere tebliğ ettiği Kur’an dır. Bakın bu konuda Allah nasıl uyarıyor. Yunus 35: De ki: “ORTAK KOŞTUKLARINIZDAN, HAKKA İLETECEK OLAN VAR MI?” De ki: “ALLAH HAKKA İLETİR. Öyle ise hakka götüren mi uyulmaya lâyıktır, YOKSA HİDAYET VERİLMEDİKÇE KENDİ KENDİNE DOĞRU YOLU BULAMAYAN MI? Size ne oluyor? Nasıl böyle yanlış hükmediyorsunuz?” (Bayraktar Bayraklı meali) Bakara 5: İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve KURTULUŞA ERENLER DE ANCAK ONLARDIR. (Diyanet vakfı) Araf 3: (Ey insanlar) RABBİNİZDEN, SİZE İNDİRİLENE UYUN VE O'NDAN BAŞKA DOSTLARA UYMAYIN. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz! (Elmalı meali) Zümer 3: Gözünüzü açıp kendinize gelin! Arı-duru din yalnız ve yalnız Allah'ındır! O'NUN YANINDA BİRİLERİNİ DAHA VELİLER EDİNEREK, "BİZ ONLARA, BİZİ ALLAH'A YAKLAŞTIRMALARI DIŞINDA BİR ŞEY İÇİN KULLUK ETMİYORUZ." diyenlere gelince, hiç kuşkusuz, Allah onlar arasında, tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmü verecektir. Şu bir gerçek ki, Allah, yalancı ve nankör kişiyi iyiye ve güzele kılavuzlamaz. (Yaşar Nuri meali) İsra 9: ŞÜPHESİZ Kİ BU KUR'AN EN DOĞRU YOLA İLETİR; iyi davranışlarda bulunan müminlere, kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler. (Diyanet vakfı meali) Bu ve benzeri birçok ayetlerden de anlaşılacağı gibi, bizlerin önderi doğru yola ileten yalnız Allah tır ve Allah ın elçisinin getirdiği Kur’an dır. Bunun dışında önderler, liderler arayanlar yollarını sapmış kendilerini kaybeden zavallılardır. Yine ayetlerde geçen kelimelerin anlamları ile oynayıp, farklı anlamlar yükleyenler Maide suresi 55. ayeti de kendi batıl inançlarına kanıt gösterme çabasında olduklarını görüyoruz. Maide 55: Sizin dostunuz (veliniz) ancak Allah'tır, Resulüdür, İMAN EDENLERDİR; onlar ki Allah'ın emirlerine boyun eğerek namazı kılar, zekâtı verirler. (Diyanet vakfı meali) Dikkat ederseniz bu ayette bahsedilen dost/veli sözüyle, genel bir tanım yapılıyor. Bir Müslüman ın yol arkadaşı, sohbet edip güveneceği kişiler sayılıyor. Bizlerin en başta en yakın güveneceğimiz dostumuz Allah tır. İkinci sırada sayılan Resulüdür sözünden ise bugün bizler için onun getirdiği ve onunda tüm özelliklerinin sayılıp örnek gösterildiği Kur’an dır. Çünkü Allah ın elçisi bizler için örnektir ve örnek oluşunun tüm özellikleri de Kur’an da tek tek sayılmıştır. Ayetin en sonunda iman edenin dostu sayılırken, İMAN EDENLERDİR diyor. Yani bir Müslüman ın en yakın güveneceği dostunun, tüm iman edenler olduğu bildiriliyor. DİKKAT EDERSENİZ, HİÇ AYRIM YAPMADAN, ONLARIN İÇİNDEN SİZLERİN DİNİ ÖNDERLERİNİZ VAR ŞEKLİNDE BİR AÇIKLAMA YAPILMIYOR, AYRIM YAPMADAN GENELLEME YAPILARAK SÖYLENİYOR. Eğer söylenmiş olsaydı, Kur’an ın diğer ayetleri ile çelişirdi zaten. Allah güvenilecek dostlar olarak iman edenleri söyler ama hiçbir zaman din ve iman adına inancınızı aranızdan çıkartacağınız liderlerin önderliğinde yaşayın demez. Tam tersine, bizleri bu dünyaya imtihan için gönderdiğini söyleyerek, bakın nasıl bir açıklama yapar. Mülk 2: O ki, HANGİNİZİN DAHA GÜZEL DAVRANACAĞINI SINAMAK İÇİN ÖLÜMÜ VE HAYATI YARATMIŞTIR. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır. (Diyanet meali) Değerli kardeşlerim. Allah ın Kur’an da bizleri uyarılarını ve verdiği bilgileri, gösterdiği yolu lütfen doğru anlayalım. Eğer Allah veliler edinip ardı sıra gitmeyin diye uyarıp, bizleri Kur’an dan hesaba çekeceğine hükmettiyse, lütfen nefsimizi aldatıp kendimize yol gösterici başka veliler, önderler aramayalım. Allah en son olarak bizlere O örnek insan Hz. Muhammed i gönderip, BİZLERE ALLAH IN YOLUNU GÖSTEREN KUR’AN I TEBLİĞ ETMİŞTİR. Onun yolundan giderek batılı, doğruluğundan emin olamayacağımız rivayet ve sanı bilgileri terk edip, yalnız Allah ın ipine sarılıp Kur’an ı rehber edinelim. Sizlerin yazacağım şu iki ayet üzerinde düşünmenizi ve bu ayetleri hayatına geçiremeyen ya da habersiz olan kardeşlerimizi uyarmaya davet ediyorum. Zümer 18: SÖZÜ DİNLEYİP DE ONUN EN GÜZELİNE UYANLAR VAR YA, İŞTE ONLAR ALLAH’IN HİDAYETE ERDİRDİĞİ KİMSELERDİR. İşte onlar akıl sahiplerinin ta kendileridir. (Diyanet meali) SÖZ BAKIMINDAN ALLAH'TAN DAHA DOĞRU KİM VARDIR! (Nisa 87) BU KURAN BANA VAHYOLUNDU Kİ, ONUNLA SİZİ VE ULAŞTIĞI HERKESİ UYARAYIM. (Enam 19) Kehf 102: O nankörler, BENDEN AYRI OLARAK KULLARIMI, KENDİLERİNE VELİLER YAPACAKLARINI MI SANDILAR? Biz kâfirlere cehennemi konak olarak hazırladık. (Süleyman Ateş meali) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  17. Bu makalemde sizlerin, üzerinde düşünmeye davet etmek istediğim ayet, Tevbe suresi 126. ayet olacaktır. Allah birçok ayetinde, bizlerin ders alması ve geçmiş toplumların yaptıkları hatalara düşmeyelim diye, onların yaptıkları hatalardan bizlere örnekler verir. Tabi ders alana, almak isteyene. Ayeti yazalım ve birlikte üzerinde düşünelim. Tevbe 126: Onlar, HER YIL BİR VEYA İKİ DEFA İMTİHAN EDİLDİKLERİNİ GÖRMÜYORLAR MI? Sonra da ne tövbe ediyorlar ne de ders alıyorlar. (Bayraktar Bayraklı meali) Allah ayetinde, üzerinde dikkatle düşünmemiz gereken ve bizleri uyaran, çok önemli bir konuya değiniyor aslında. Tabi Kur’an ı anlamaya çaba gösterenler, ancak bu gerçeğin farkında oluyor. Ayette Allah her yıl bir ya da iki kez imtihandan geçirdiklerinden bahsediyor. Hatırlatmak isterim, bunlar Allah ı ve daha önce gönderdiği kitapları inkâr edenler değiller, kitap ehli olanlar. Tabi nasıl bir imtihandan geçtiklerini, ayetin sonunda anlıyoruz. Çünkü Allah bu imtihandan ders almayıp, akılları başlarına gelmiyor ve tövbe edip ders çıkarmıyorlar diyor. Demek ki Allah özellikle yoldan çıkmış kullarını musibetlerle, zorlukla imtihan ediyor ki, akılları başlarına gelsin. Bu ayetin iki ayet öncesine bakalım, ayette bahsedilenler kimlermiş. Tevbe 124: Herhangi bir sure indirildiği zaman onlardan bir kısmı der ki: “BU SİZİN HANGİNİZİN İMANINI ARTTIRDI?” Müminlere gelince, işte bu sure onların imanlarını arttırır ve onlar sevinirler. (Bayraktar Bayraklı) Tevbe 125: KALPLERİNDE HASTALIK OLANLARIN DA pisliğine pislik katar. Onlar da kâfir olarak ölürler. (Süleymaniye vakfı) Sanırım bu ayetlerden sonra, Allah her yıl bir ya da iki kez akılları başlarına gelsin diye, musibetlerle imtihan ettiklerinin kimler olduğu anlaşılmıştır. Peki, bazılarının söylediği gibi, bu ayet cahiliye toplumunu ilgilendiriyor, bizi ilgilendirmez mi diyeceğiz? Allah bu ayeti Kur’an a boşuna dâhil etmedi. BİZLERDE DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALALIM VE AYNI YANLIŞLARI YAPMAYALIM DİYE, BİZLERE ÖRNEKLER VERİYOR. Peki, bizler bu ayetlerden nasıl dersler almalıyız? Kur’an a iman etmeyen, cahiliye toplumu iman edenlere şunu soruyor. Ayetlerin Allah katından geldiğini söylüyorsunuz. SİZLER BU AYETE İNANDIĞINIZDA, SİZLERİN İMANI ARTIMI? Sizleri tatmin etti mi? Bakın bu soru çok önemli. Bir insanın hangi şartlar oluştuğunda imanı artar sizce? Bu konuyu, Allah ın bütün ayetlerini birlikte düşünerek karar vermeliyiz. Çünkü bir insanın imanının güçlenmesi için, yani yürekten inanması için, gelen bilgilerin, ayetlerin doğruluğunu, akıl ve mantıkla da onaylaması ve onlara güvenmesi gerekir. BUNU YAPMASI İÇİNDE, BATILDAN, HURAFEDEN, RİVAYETLERDEN UZAK, YALNIZ ALLAH IN KİTABINA İNANMALARI GEREKİR. DEMEK Kİ CAHİLİYE TOPLUMUNUN BİR KISMI BUNU YAPMIYOR Kİ, ALLAH IN İNDİRDİĞİ AYETLER, ONLARIN İMANLARINI ARTIRMIYOR VE HATTA İNANMIYORLAR. GÜNÜMÜZDE KALPLERİNDE HASTALIK OLAN BAZI KİŞİLER, SEN KUR’AN IN MEALİNİ OKUYORSUNDA NE ANLIYORSUN. ONU HERKES ANLAYAMAZ BOŞUNA OKUMA ONU VELİ KİŞİLER ANLAR. BİLMEM KİMİN KİTABINI OKU VE ZAMAN KAYBETME, O DAHA İYİ SİZE AYETLERİ ANLATIR DİYORSA, KUR’AN I KÜÇÜMSÜYOR DEMEKTİR. Cahiliye toplumu, Allah ın daha önce onlara gönderdiği kitaplardan uzaklaşarak, onları yeterli görmeyerek, Atalarının hurafe ve batıl inançlarının etkisinde kalmışlardı ve daha önce Allah ın gönderdiği kitaplara da aynı şeyi yaparak, YALNIZ ALLAH IN KİTABI İLE DİN YAŞANMAZ DİYORLARDI. Batıl ve hurafe inancı kafamızdan atmadığımız sürece, asla Allah ın ayetlerini anlayamayız. Çünkü Hak ile batıl yan yana bulunamaz. Batıl hakkı yanında istemez. Allah da ayetinde ne diyordu ve bizi uyarıyordu. KUR’AN I OKUMAYA BAŞLAMADAN ÖNCE, ŞEYTANIN SANA DAYATTIĞI BATILDAN UZAKLAŞ VE YALNIZ ALLAH A SIĞIN. Bunu yapmayan hiç kimse, Allah ın ayetlerinden ders alamaz, BÖYLECE İMANLARIDA GÜÇLÜ OLMAZ. Tevbe suresi 125. ayette de zaten bu insanların özelliklerinden bahsediyor ve diyor ki, BUNLARIN KAPLERİNDE HASTALIK VARDIR. Böyle insanları da Allah cezalandırdığını söylüyor. Hatta onlara kâfir olarak ölürler diye de varacakları son noktayı şimdiden bildiriyor. Hatırlatmak isterim, bu insanlar Allah a inanmayanlar değil, ALLAH IN GÖNDERDİĞİ KİTABA İNANDIĞI HALDE, KİTAPLA YETİNMEYENLER ONDAN SAPANLAR. BATILI, HURAFEYİ DİN EDİNENLER. ALLAH HÜKMETMEDİĞİ HALDE, BUNLARDA ALLAH IN EMRİ DİYENLER. Cahiliye toplumu ne diyordu Kur’an a iman edenlere, “BU SİZİN HANGİNİZİN İMANINI ARTIRDI.” Değerli kardeşlerim, bu sözler Kur’an ı küçümseyen sözlerdir. Çünkü bu insanlar Allah ın kitaplarının önüne, atalarının rivayet inançlarını koyuyorlardı. Peki, bizler günümüzde farklı mı davranıyoruz Kur’an a. Lütfen hatırlayınız, “KUR’AN ÖZET BİLGİ VERİR, HER BİLGİ, DETAY KUR’AN DA YOKTUR, KUR’AN I HERKES ANLAYAMAZ, PEYGAMBERİMİZİN HADİSLERİ OLMASAYDI, KUR’AN ANLAŞILMAZ KAPALI KLIRDI.” Diyorsak bizler, cahiliye toplumunun yaptığı yanlıştan, hiçbir farkımız kalmaz. Bu durumda Tevbe suresi 126. ayetten, bizlerde nasibimizi alırız. Bu konu ile ilgili bizlerin dikkat etmesi gereken, birkaç ayet örnek vermek istiyorum. Şura 30: BAŞINIZA HER NE MUSİBET GELİRSE, KENDİ YAPTIKLARINIZ YÜZÜNDENDİR. O, yine de çoğunu affeder. (Diyanet meali) Hac 11: ALLAH'A İMAN İLE KÜFÜR SINIRINDA KULLUK EDEN İNSANLAR DA VARDIR. Kendisine bir iyilik dokunursa, buna çok memnun olur. Eğer kendisine bir musibet dokunursa, yüzüstü döner. O, dünyasını da, âhiretini de kaybetmiştir. İşte kıyas kabul etmeyecek kayıp budur. (Bayraktar Bayraklı meali) Kassas 47: YAPTIKLARINDAN DOLAYI BAŞLARINA BİR MUSİBET GELDİĞİNDE, “Ey Rabbimiz! Keşke bize bir peygamber gönderseydin de ilkelerine uyup inananlardan olsaydık, olmaz mıydı?” derler. (Bayraktar Bayraklı) Nisa 79: SANA GELEN İYİLİK ALLAH'TANDIR. BAŞINA GELEN KÖTÜLÜK İSE NEFSİNDENDİR. Seni insanlara elçi gönderdik; şahit olarak da Allah yeter. (Diyanet vakfı meali) Konumuzla ilgili bu ayetlerden sonra, bizler nasıl dersler almalıyız ona bakalım. Bizler eğer cahiliye toplumunun yaptığı yanlışlardan dersler almazsak, onların durumuna düşeriz. Yani imanımızı eğer yalnız Kur’an ın çizgisinde yürütmeyip, emin olamayacağımız rivayet ve sanı bilgileri de din diye inanırsak, işte o zaman Allah ın musibetleri ile sıkça sınanacağımız bilincinde olalım. Lütfen unutmayalım, Allah uyarıcı göndermediği hiçbir toplumu, sorumlu tutmayacağını Kur’an da bildiriyor. Elimizde apaçık Kur’an varken, zaten kendimize böyle bir bahanede uydurmamız mümkün değildir. Nisa 79. ayetten de anlaşıldığı gibi, bizler başımıza gelen musibetlerden dersler almalı ve hatalarımızın farkına varmalıyız ki, aynı yanlışları tekrar etmeyelim. Bakara 155–156. ayetlerde Allah, bizleri bazı musibetlerle imtihan ettiğini de bildiriyor. Allah ın ayetleri üzerinde düşünen, aklını kullanan, bu ayetlerin değerini bilir ve cahiliye toplumunun düştüğü yanlışa düşmez. Eğer bizler yalnız Kur’an a sarılmayıp, yalnız Kur’an ile İslam yaşanmaz, Kur’an da her bilgi detaylı verilmemiştir, demeye devam edersek, imanımızın kalbimize yerleşmesi, asla mümkün olmayacaktır. Bu hatalara düşersek, İNANCIMIZ İMAN VE KÜFÜR SINIRLARI ARASINDA BOCALAYIP DURACAKTIR. Güçlü bir iman sahibi olan bir insanın, kalbinde asla hastalık olmaz. Kalplerdeki hastalık, imanımıza batıl ve hurafe karışması ile olur. Böyle insanlar ikilemde kalır ve imanından asla emin olamaz. Yalnız sıkıştığımız, zor anlarımızda Allah ı hatırlamak yerine, her anımızda, her günümüzde ona şükranlarımızı bildirmeli ve Allah ın uyardığı gibi, batıldan ve hurafeden uzak, YALNIZ KUR’AN IN İPİNE SARILMALIYIZ. Allah, sizleri Kur’an dan hesaba çekeceğim diyorsa, lütfen emin olmadığımız sözlere değil, YALNIZ ALLAH A GÜVENİP, YALNIZ ALLAH IN SÖZLERİNE, AYETLERİNE İNANALIM, YALNIZ ONDAN YARDIM İSTEYELİM. Kurtuluşa erecek olanların, bakın kimler olduğunu söylüyor Rabbimiz. Bakara 5: İŞTE ONLAR, RABLERİNDEN GELEN BİR HİDAYET ÜZEREDİRLER VE KURTULUŞA ERENLER DE, ANCAK ONLARDIR. (Diyanet vakfı meali) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  18. Bu makalemde sizlerin üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim, Nisa suresi 59. ayet olacaktır. Bu ayet günümüzde yanlış anlatılıyor ve toplum adeta körü körüne sorgusuzca itaat ettirilmeye çalışılıyor ve topluma da ayet yanlış anlatılıyor. Gelin bu ayet üzerinde birlikte düşünelim. “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Resul’e itaat edin ve SİZDEN OLAN ULU’L-EMRE (İDARECİLERE) DE. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, ONU ALLAH VE RESULÜNE ARZ EDİN. Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir” Nisa suresi 59 Bu ayette dikkatimizi çeken konuları önce anlamaya çalışalım. Ayetin ilk cümlesinde itaat edilecekleri sayarken, Allah a ve elçisine itaatten bahsediliyor. Önce bu konuya açıklık getirelim. Allah ayetlerinde ne diyordu hatırlayalım. Resulüme itaat etmek, bana itaat etmek gibidir. Peki, Allah elçisini nasıl uyarıyordu? Sana indirdiğim Kur’an ile onlara hükmet. Sanırım bu kısmı çok net anladık. Allah ın elçisinin, bizlere tebliğ ettiği ayetlere, şüphe duymadan bizlerin itaat etmesini Allah emrediyor. Allah ın elçisinin tebliğ ettiği konularda eğer aranızda anlaşmazlık çıktıysa, onu Allah a ve Resulüne arz edin diyor. Peki, Ya Allah ın Resulü yaşamıyorsa, aramızda değilse anlaşmazlığın, sorunun günümüzde olduğunu düşünürsek bu durumda ne yapmalıyız. Aslında onu da söylüyor ayet, ALLAH A ARZ EDİN. Peki, bu ne demek? Tartıştığınız ve anlaşamadığınız konunun hükmünü Allah ın kitabında arayın ve hakeminiz, şahidiniz Allah ın kitabı Kur’an olsun. Zaten Allah ın elçisi de yaşıyor olsaydı, oda Kur’an a bakacak ve anlaşamadıkları konuda, KUR’AN İLE HÜKMEDECEKTİ, ÇÜNKÜ ALLAH DAN BÖYLE EMİR ALMIŞTI. Ayetin devamında ise günümüzde, topluma çok farklı anlattıkları, hatta toplumları adeta bu ayetle aldattıkları, ULU’L EMR KONUSU. Ulu’l Emr devleti, toplumu yöneten yöneticiler, idareciler anlamındadır. Allah bizlerin onlara da itaat etmemizi emrediyor. Ayette çok dikkatle üzerinde düşünmemiz gereken konu ise Allah, SİZDEN OLAN, kelimesini özellikle kullanmasıdır. Peki, bizden olan kimler olabilir? ÖNCE ŞUNU NET SÖYLEMELİYİZ, ARAMIZDAKİ BİZLER GİBİ MÜSLÜMANLARDAN. Bu konuyu daha iyi anlayabilmemiz için, bu ayetin bir öncesine bakalım şimdide. Nisa 58: ALLAH SİZE, MUTLAKA EMANETLERİ EHİL OLANLARA VERMENİZİ VE İNSANLAR ARASINDA HÜKMETTİĞİNİZ ZAMAN ADALETLE HÜKMETMENİZİ EMREDER. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah, her şeyi işitendir; her şeyi görendir. (Bayraktar Bayraklı meali) Demek ki yöneticilerimizi, yani emir veren kanun çıkartan, hükmeden liderlerimizi, Allah bizlerin EHİL İNSANLARDAN BİZZAT SEÇMEMİZİ VE EMANETİ YANİ YÖNETİCİLİĞİ, BELLİ BİR SÜRE BİZLERİ YÖNETECEKLERE VERMEMİZİ EMREDİYOR. Bu ayetten şunu anlıyoruz. İslam dininde, kendi yöneticisini belirli bir süreye kadar halk kendi içinden seçer. Yani Krallığı, tek lider yönetimini Allah yasaklıyor istemiyor. ALLAH IN İSTEDİĞİ EN ÖNEMLİ KONUSU İSE, HİÇ BİR AYRIM YAPMADAN, YÖNETİCİLERİN ADALETLE HÜKMETMESİDİR. Lütfen dikkat edelim, seçtiğimiz kişiler dini liderler değil. Herkes inancında özgürdür ama seçtiklerimiz, Allah ın Kur’an da bahsettiği evrensel kurallara, mutlaka uyması isteniyor. Nisa suresinde geçen, SİZDEN OLAN sözünden kimlerden ve vasıflarının neler olması gerektiğinin ilk özelliğini, Nisa 58. ayette bizlere bildiriyor ve diyor ki; BU GÖREVİ VERECEĞİBNİZ KİŞİ, SİZLERİ YÖNETEBİLECEK ADALETLİ, EHİL İNSANLARDAN OLMALIDIR. Şimdide gelin Kur’an, BİZDEN OLAN VE EHİL OLMAK sözüyle kimlerden bahsediyor, onları daha detaylı anlamaya çalışalım. Bizden olan sözüyle elbette Müslüman yani Mümin olması gerektiğini anlıyoruz. Peki, Kur’an Mümin in özelliklerinden nasıl bahsediyordu? Mümin Fatiha 5. ayette olduğu gibi, Yalnız Allah a kulluk eder ve yalnız Allah dan yardım ister. Nisa 36. ayette de, asla ayrım yapmadan herkese iyilik yapar ve yardım eder. Mümin yalnız Allah a güvenir, Allah ın yasakladığı bir şeyi yapmaktan çekinir. Allah ın hükümlerinin dışına çıkmamak için çaba harcar. Allah ın emrettiği gibi topluma hükmederler. YANİ ASLA AYRIM YAPMADAN, SEVMEDİĞİ İNSANLAR BİLE OLSA, ADALETLİ DAVRANIR. Öfkelerine kapılık, karşısındaki kişileri rencide etmezler ve SABIRLI OLURLAR. Emin olmadıkları, Yanlış bilgilerin ardına düşmezler, emin olmadan hiç kimseyi suçlamazlar, hakaret etmezler. EN ÖNEMLİSİ ALLAH IN RIZASINI KAZANMAK İÇİN FEDAKÂRDIRLAR, YARDIM SEVERDİRLER. ASLA GÖSTERİŞ PEŞİNDE OLMAZLAR. Demek ki bizden olan Müminin özellikleri bunlarmış. Bizlerden bu özelliklere sahip, yöneticilerimizi aramızdan seçmemizi istiyor Allah. İkinci çok önemli özellik olarak ta sayılan, EHİL OLMASI GEREKTİĞİ KONUSUDUR. Peki, ehil olmak sözünden ne kast ediliyor olabilir? Biraz önce saydığım özellikler taşıyan yani özetlemek gerekirse, ADALETLİ, KARŞISINDAKİ KİŞİLERE ASLA AYRIM YAPMADAN TOPLUMU EŞİT GÖREN, ALLAH IN EMRETTİĞİ GİBİ TOPLUMA HÜKMEDEN VE YÖNETİM KONUSUNDA MUTLAKA ŞURAYA DANIŞARAK KARAR VEREN NİTELİKLERE SAHİP OLMASIDIR. Kur’an yönetimde, ŞURAYA danışılarak karar verilmesini emreder. Yönetimin olmazsa olmazı ADALETLE HÜKMETMEKTİR. Yöneticilerinde halkın içinden seçilmesi, toplumun kendi kendisini yönetmesi anlamındadır. Yani tek başına, şahsi kişisel görüşlerine göre karar veren, kendinden başka hiç kimseye saygı duyup güvenmeyen, başına buyruk bir insan, asla yönetimde ehil insan olamaz. Peki, günümüzde bizler bu ayetleri nasıl anlıyoruz, ya da bu ayetleri anlatanlar nasıl anlatıyor, isterseniz ona bakalım. Duymuşsunuzdur, ULU’L emre yani yöneticilere itaat Allah emridir. Onun için hiç kimse devleti yöneten kişiyi tenkit edemez, çıkardığı kanunlara itiraz edemez denir. Sizce Allah böylemi söylüyor, siz bu ayetlerden, Kur’an bütünlüğünde böyle mi anladınız? ELBETTE ALLAH DÜZENİN BOZULMAMASI İÇİN, ÇIKARTILAN KANUNLARA UYMAMIZI EMREDER AMA İKAZ ETMEYİN, TENKİT ETMEYİN ASLA DEMEZ. YANLIŞI YAPAN HER KİM OLURSA OLSUN, ALLAH ONUN UYARILMASINI İSTER. Eğer toplumlar yanlış yöneticiler seçmeye ısrarla devam ederde, halk adaletsiz ve haktan uzak yönetimlerle yönetilirse, bizlerde buna ses çıkarmazsak, böyle toplumları Allah cezalandırdığını söyler Kur’an da. Bizler böyle toplumlar olmamak için, adaletten sapmış yöneticilerimizi mutlaka uyarmalı, HATTA KENDİSİNE GEÇİCİ VERDİĞİMİZ YÖNETİM EMANETİNİ, DERHAL GERİ ALMALIYIZ. Bizler acaba yöneticilerimizi seçerken, Allah ın bu kıstaslarına uyarak mı seçiyoruz? Yoksa SİZDEN OLAN kelimesine, kendimizce anlamlar yükleyip bizim mezhebimizden, bizim cemaatimizden olması ile namaz kılıyor olması, bizler için yeterli ölçümü? Ne yazık ki bizler bu konuda kendi ölçülerimizi yarattık, Allah ın bir Müslüman ın olması gereken ölçülerinden çok uzaklaştık. Gösterişe önem verdik. ALNI SECDEYE DEĞİYOR, NAMAZ KILIYOR OLMASI, BİZLER İÇİN YETERLİ BİR KISTAS OLDU. Allah ın Maun suresinde uyardığı, gösterişi yaşantısında ön plana alan, yazıklar olsun o namaz kılanlara dediği ayetinden hiç ders almadık. Ondan sonrada çevremizde namaz kılan, oruç tutan ama Kur’an ın asla onaylamayacağı, BİZDEN OLMASI MÜMKÜN OLMAYAN İNSANLAR OLUŞTU. Elbette böyle insanların EHİL olma şartları da zaten hiç oluşmamıştı, böylece bizleri Allah ile aldatanları fark edemez olduk. Lütfen unutmayalım, Allah neye layıksanız onu veririm sizlere diyor. Düşünmeyen, aklını Kur’an ile kullanmayan kullarımı da, pislik acı içinde bırakırım diye de uyarıyor. Bizden zannedip yanıldığımız, bizden olmayanlara verdiğimiz EMANETİ, gerektiğinde almasını bilmeliyiz. Emaneti mutlaka ehil insanlara vermeliyiz ki, huzurlu ve mutlu yaşayalım. Kişilerin dini inançlarını bizler sorgulayamayız. Çünkü böyle bir yetkimiz yok. Onu yalnız Allah bilir. Zaten Kur’an da bu konuda Allah uyarıyor ve diyor ki; KİMİN TAKVACA ÜSTÜN OLDUĞUNU, DOĞRU YOLDA OLDUĞUNU YALNIZ BEN BİLİRİM. SEÇECEĞİMİZ YÖNETİCİLERDE ARAMAMIZ GEREKEN EN ÖNEMLİ ÖZELLİKLER, ADALETLE HÜKMETMESİ, AYRIMCILIUK YAPMAMASI, TOPLUMUN REFAHINI ARTIRMASI, DÜRÜST VE GÜVENİLİR OLMASIDIR. Unutmayalım, Allah ın elçisi O örnek Peygamberimiz ÜMMİYDİ, hiçbir kitap ehline tabi değildi ama doğrunun, adaletin ve güvenirliliğin adeta timsaliydi. Allah Elçilik görevini, o gün bolca namaz kılıp ibadet eden ama Allah a şirk koşan, Allah ın yanında veliler, şefaatçiler edinen, kendisinden olmayana adaleti çok gören bir inancın içinden değil, doğruların ve adaletin arayışında olan, toplum içinde güvenilen, saygı gösterilen, Hz. Muhammed e Elçilik görevini vermiştir. Allah ın elçisinde, sizler için güzel örnekler vardır diyen Rabbimizi, lütfen bu konuda da dinleyelim ve onu örnek alalım. Adaletli ve ehil yöneticiler seçelim. Eğer ehil yöneticiler seçmezsek huzursuzluğun, adaletsizliğin, kayırmacılığın acısından asla kurtulamayız. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  19. Bizler tıpkı cahiliye toplumunun yaşadığı dini yaşadığımızın, zerre kadar farkında değiliz. Kur’an ı anlayarak ve düşünerek okumadığımız içinde, onların yaptığı yanlışların aynısını, ne yazık ki bizlerde yapıyoruz. Çünkü bizleri Kur’an ın anlamını bilmeden okumaya teşvik ettiler de ondan. Yaptığımız yanlışların farkında olmadığımıza küçük bir örnek vermek istiyorum, aklını zerre kadar kullanan, bu yanlıştan dersler alacaktır. Bakın bir arkadaşımız neler söylüyor, kendi izlediği yolun doğruluğundan emin olarak. “ZAMANINDA EBU CEHİLİN BAŞINI ÇEKTİĞİ MÜŞRİKLER RASULULLAH A NASIL DÜŞMANSA, ŞİMDİ HADİS İNKÂRCILARI DA, RASULULLAH A HALA DÜŞMANDIR.” Sanırım bu arkadaşımız, Ebu Cehilin yani cahilliğin babası ismi verilmiş bu şahsın, neden bu isimle anıldığının farkında değil. Ebu Cehil Allah ın elçisinin getirdiği, tebliğ ettiği Kur’an a inanmayan Kitap ehlinde bir şahıs. Müslümanlara savaş açmış, onlarla savaşan kitap ehlinden. Peki, kitap ehlinin özellikleri neydi? Burası çok önemli, eğer bilmiyorsak, aynı yanlışları bizlerin yapması da kaçınılmaz olacaktır. Bu zat, Müslümanlara öyle bir düşmandı ki, daha önce Allah ın gönderdiği kitaba inandığını söylediği halde, atalarının rivayet inançlarını ön plana çıkartan ve adeta Allah ın sınırlarının ötesine taşarak bir inanç yaşayan kişiydi. Onun içinde tüm kitap ehlinin yaptığı yanlışları oda yapıyordu. Ebu cehil Ehli kitap tan olduğu için, bunların en önemli özellikleri ve Peygamberimizin getirdiği kitaba inanmamalarının en önemli nedeni, Allah ın elçisi YALNIZ KUR’AN A İMAN ETMELİSİNİZ dediğinden dolayı, getirdiği kitaba yani Kur’an a iman etmiyorlardı. Çünkü atalarının rivayet ve sanı inançları, Allah ın daha önce indirdiği kitapların önüne geçmişti. Demek ki zamanın Ebu Cehili ve kitap ehlinin peygamberimize düşman olmalarının asıl nedeni, onları atalarının rivayet inançlarından uzaklaşmalısınız, yalnız Kur’an a sarılmalısınız dediği için kabul etmiyorlar ve düşman oluyorlardı. Birkaç örnek verelim. KARŞILARINDA OKUNUP DURAN BIR KITABI, SANA İNDİRMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMİYOR MU? (Ankebut 51) O HALDE KUR'ÂN'DAN SONRA, HANGİ SÖZE İNANACAKLAR? (Araf 185) ALLAH'TAN VE O'NUN AYETLERİNDEN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR? (casiye 6) Gelelim günümüze ve O arkadaşımızın, hadis inkârcıları dediği kişileri Ebu Cehile benzetmesi konusuna. Sizce Allah ın elçisi, cahiliye toplumuna, Karşınızda okuduğum Kur’an size yetmiyor mu, Kur’an dan, Allah ın sözünden sonra hangi söze inanacaksınız diye uyardığı toplumdan, günümüzde aynı yanlışları tekrar edip şu sözleri söyleyenler mi Peygamber düşmanı olur, yoksa Kur’an ın dışından rivayet edilen her sözü kabul etmeyen, Kur’an ın onayını arayanlar mı Peygamber düşmanı olur, lütfen çok değil biraz düşünelim. Bakın günümüzde neler söyleniyor. KUR’AN ÖZET BİLGİ VERİR, HER BİLGİ YOKTUR. PEYGAMBERİMİZİN RİVAYET HADİSLERİ OLMASAYDI, KUR’AN KAPALI KALIRDI. RİVAYET HADİSLER VE DİN ULEMALARI ATALARIMIZIN YÜZLERCE YILDIR UYDUKLARI FIKIH DA, DİNİN ASLİ UNSURUDUR HER MÜSLÜMAN UYMAK ZORUNDADIR. DEMİYORLAR MI? Bu sözleri söyleyenlerin, Ebu Cehilden, cahiliye toplumu kitap ehlinden ne farkı var. Kitap ehli o gün Peygamberimize inanmamışlar, bugünde inandığını söyleyenlerin bir kısmı, Allah ın elçisinin asla söylemesi mümkün olmayan sözleri/hadisler, sırf atalarının rivayet inancını yaşayabilmek adına, Allah ın elçisine iftira atarak söyletmeye çalışıyorlar. Yüzlerce ayet için, bu ayetlerin hükmü kalmış, nesih edilmiş ya da bu ayetler bize değil, kitap ehline hitap ediyor, siz Kur’an ı anlayamazsınız veli kişiler anlar, gerçek İslam ı hadislerden anlarız diyorlar. Bu düşüncenin Ebu cehil ve cahiliye zihniyetinden hiçbir farkı yoktur. Bu durumda eğer bir Müslüman , Allah yalnız Kur’ân ın ipine sarılın, Kur’an ın sınırlarını aşmayın, emin olmadığınız bilginin ardına düşmeyin, çünkü sizleri Kur’an dan hesaba çekeceğim emrine uyuyor ve BANA YALNIZ KUR’AN YETER, ALLAH IN RESULÜNEDE YALNIZ KUR’AN YETMİŞ VE ÜMMETİNE YALNIZ KUR’AN İLE HÜKMETMİŞTİR diyorsa, işte bu gerçek Müslüman dır, Allah ın resulünün yolunda gidiyordur. Bunun tam tersini söylüyor da, Kur’an ile yalnız İslam yaşanmaz, Peygamberimizin rivayet hadisleri de var, onlar olmadan Kur’an anlaşılmaz diyorsa bir Müslüman, Allah ın elçisine iftira eden, Allah ın kitabına şirk koşarak Müşrik olmuş demektir. İşte bunlar asıl, EBU CEHİL NESLİDİR. Allah Yusuf suresi 106. ayetinde, bakın tüm iman ettim diyenleri nasıl uyarıyor ve nasıl bir hata içinde olduklarını söylüyor. “ONLARIN ÇOĞU ALLAH’A ANCAK ORTAK/ŞİRK KOŞARAK İNANIRLAR.” Ne yazık ki bu yanlışımızın farkında değiliz. Kitap ehlide ya Allah ın gönderdiği elçileri ilahlaştırdı, ya da kendilerine veliler edinip, Allah ın gönderdiği kitapların dışına çıktı. Bizlerde Kur’an ı rehber alamadığımız için aynı yanlışları yaptık ve bunun farkında bile değiliz. Sizlere son olarak iki ayet hatırlatmak istiyorum. Düşünen aklını kullanan, Allah ın kitabıyla yetinen, şirk koşmayan, Allah ın uyarısından çok şeyler anlayacaktır. Şura 9: Yoksa ONLAR ALLAH’TAN BAŞKA DOSTLAR MI EDİNDİLER? HÂLBUKİ GERÇEK DOST ALLAH’TIR. O, ölüleri diriltir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir. (Diyanet meali) Şura 10: HAKKINDA AYRILIĞA DÜŞTÜĞÜNÜZ HERHANGİ BİR ŞEYİN HÜKMÜ ALLAH’A AİTTİR. İşte bu, Rabbim Allah’tır. Yalnız O’na tevekkül ettim ve ancak O’na yöneliyorum. (Diyanet meali) Ne yazık ki bizler, din ve iman adına güvenilecek, Allah ve Allah ın kitabının dışında öyle dostlar, veliler ve onların kitaplarını edindik ki, Allah ne emrediyorsa Allah emri diye tersini yaptık, yapmaya devam ediyoruz. Hâlbuki çok açık bir şekilde ne diyordu Allah? Aranızda, dini herhangi bir konuda ayrılığa düşüp tartışıyorsanız, bu konudaki hükmü Allah vermiştir ona bakın. Bizler Allah ın kitabına güvenmedik, çünkü her bilgi orada yazmaz diyenlere inandık. Halbuki Peygamberimiz din adına ne öğrendiyse, Kur’an dan öğrendi ve ümmetine yalnız Kur’an ile hükmetme görevi aldı, bunu ayetlerden anlıyoruz. Bizlere Kur’an dışından öyle şeyleri, ilaveleri din diye öğrettiler ki, bunları Kur’an da göremediğimizde, demek ki doğruymuş, Kur’an da her şey yokmuş dedik, demeye devam ediyoruz. Hâlbuki şunu nedense düşünmüyoruz. Allah bizlere yemin ederek, kolaylaştırılmış bir kitap gönderdim, onu düşünerek oku yalnız Allah a güven ve Kur’an dan sorumlusunuz diye hüküm vermişti. ZERRE KADAR DÜŞÜNEN, ALLAH IN GERÇEKLERİ İLE BULUŞACAKTIR. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  20. Allah Kur’an ı okumaya başlamadan önce, şeytanın vesvesesinden kendimizi kurtarmamızı, kafamızdaki art niyetli ve batıl fikirlerden kurtularak okumamızı ister. Eğer bunu yapmadan okumaya başlarsak, o yanlış bilgilerin etkisiyle, Allah ın ayetlerini doğru anlamamız mümkün olmayacaktır. Bu makalemin konusu, bazı art niyetle Kur’an a bakan, hatta Kur’an a iman etmeyen kişiler tarafından ortaya atılan bir düşünce vardır. “KUR’AN YALIZ ARAPLARA İNDİRİLMİŞTİR, DİĞER TOPLUMLARI BAĞLAMAZ.” Gerçektende böyle olabilir mi, onların söylemlerinden yola çıkarak birlikte düşünelim. Tabi kafamızdaki batıldan ve art niyetli düşünceden kurtularak. Önce şöyle düşünelim, Allah yalnız küçük bir toplumu doğru yola iletecek bir elçi ve kitap gönderir mi? AYRICA GÖNDERDİĞİ KİTAP VE ELÇİDEN NEDEN DİĞER TOPLUMLAR DA İSTİFADE ETMESİN? Yalnız Araplara uyarıcı inmesi, adaletsizlik olmaz mı? Ne dersiniz? Bunu düşünmek akla ve mantığa sığmaz, nedenine gelince. Diyelim ki doğru yoldan sapmış yalnız Arap toplumu, onun içinde Allah yalnız Araplara elçi ve kitap göndermiş ki, doğru yola ulaşsınlar. Bir an düşünelim, ama Kur’an ın indirildiği dönemi unutmadan. Sizce yoldan sapmış Arapların dışında Avrupa, Asya hatta Türk toplumu, çok iyi adaletli ve insanları kardeşçe yaşayan bir toplumuydu? Elbette hayır. Bu durumda Kur’an ın hiçbir ayetine bile bakmasak, bu düşüncenin art niyetli olduğu anlaşılıyor. Hatırlayınız Yahudi ve Hıristiyan toplumunu. Onlara da kitap ve Resul aynı yakın bölgelere gelmişti. Ama onlar bu dini tüm insanlara anlatmak için, nasıl çaba gösterdiklerini biliyoruz. Tabi nasıl yoldan saptırarak, atalarının dini ile harmanlayıp, yaymaya çalıştıklarını da söylememiz gerekir. Bu düşünceyi savunanlar, ayetlerde geçen kelimelere öyle anlamlar veriyorlar ki, Kur’an ın diğer ayetlerine tamamen ters düşüyor. Tıpkı Müslüman toplumlarının içinde, atalarının inancını dine sokmaya çalışanların yaptığı gibi. İbrahim suresi 4. ayette şöyle geçer. “BİZ, GÖREVLENDİRDİĞİMİZ HER RESULÜ ANCAK, KENDİ TOPLUMUNUN DİLİYLE GÖNDERDİK Kİ, ONLARA AÇIK-SEÇİK BEYANDA BULUNSUN. “ Kur’an a iman etmedikleri halde, iftira atarak Kur’an yalnız Araplara inmiştir diyenler, bakın ayette kendi toplumunun dilinde ve Arapça gönderdiklerini söylediğine göre, bu Kur’an demek ki yalnız Araplara inmiştir diyorlar. Art niyetle Kur’an a bakanlar, Fussilet 44. ayete baksaydılar, neden Arapça indirdiğini Allah açıklıyordu ve diyordu ki: “Eğer biz onu başka dilde bir Kur’an yapsaydık onlar mutlaka, “ONUN AYETLERİ GENİŞÇE AÇIKLANMALI DEĞİL MİYDİ? BAŞKA DİLDE BİR KİTAP VE ARAP BİR PEYGAMBER ÖYLE Mİ?” Arapça inmesinin nedeni, kitabın indirildiği toplum tarafından iyice anlaşılması için olduğu, apaçık izah ediliyor. Buna benzer birçok ayet vardır Kur’an da. Demek ki Arap olmayan toplumlarda, Kur’an ı kendi dilerinden okumalıdır. Ama art niyetle bir şeye bakarsanız, doğru anlamanızda mümkün olmayacaktır. Yine farklı anlamlar vermeye çalıştıkları ayetlerden örnekler verelim. Rad 7: Küfre sapmış olanlar şöyle derler: "Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!" SEN SADECE BİR UYARICISIN VE HER TOPLULUK İÇİN DOĞRUYU VE İYİYİ GÖSTEREN BİR ÖNDER VARDIR. (Yaşar Nuri meali) Enam 156: "Kitap, bizden önce iki topluluğa indirildi. BİZ ONU OKUYUP ARAŞTIRMAKTAN GERÇEKTEN HABERSİZDİK." DEMEYESİNİZ. (Yaşar Nuri meali) Secde 3: Ama onlar, [o hakkı inkâr edenler,] “Onu [Muhammed] uydurdu!” diyorlar. Asla! O, Rabbinden gelen bir hakikat olup SENDEN ÖNCE HİÇBİR UYARICI İLE KARŞILAŞMAMIŞ OLAN [BU] HALKI DOĞRU YOLA GELSİNLER DİYE UYARABİLMEN İÇİNDİR. (Muhammed Esed meali) Bu ve bunlara benzer ayetleri örnek verip, Rad 7. ayette, her toplum için, doğruyu, iyiyi gösteren bir önder vardır diye geçiyor, bu durumda demek ki Kur’an yalnız Araplara inmiştir şeklinde bir bağlantı kuruyorlar. Hâlbuki bu konuya Secde 24. ayette Allah açıklık getiriyor ve Kur’an indirilmeden öncede bakın bizler emrimizle toplumlara onların içinden önderler, yol göstericiler gönderdik diye açıklık getiriyor. Secde 24: Sabredip ayetlerimize kesin olarak inanmalarından ötürü, ARALARINDAN ONLARI BUYRUĞUMUZLA DOĞRU YOLA GÖTÜREN ÖNDERLER YAPTIK. (Diyanet meali) Bu ayetten de anlaşılıyor ki, Kur’an indirilmeden önce Allah, toplumları kendi içlerinden uyarmış. Dikkat ederseniz geçmişten bahsediliyor. Enam 156. ayette de, Allah kullarının bugün bazı kişilerin söyleyip ve bahaneler uydurduğu gibi, bizler daha önce gönderdiğin kitaptan habersizdik demeyesiniz diye, sizleri haberdar etmek için indirdik diyor. BURADAN DA ÇOK AÇIK ANLAŞILIYOR Kİ, ARAPLAR DAHA ÖNCE İNDİRİLEN KİTAPLARDAN DA SORUMLUYMUŞ Kİ, ALLAH BU ÖRNEĞİ VERİYOR. Enam suresi 19. ayette Elçisinin bakın yalnız Arapları mı uyaracağını söylüyor. “BU KUR'ÂN BANA VAHYOLUNDU Kİ, ONUNLA SİZİ VE ULAŞTIĞI HERKESİ UYARAYIM. “ Secde suresi 3. ayeti de düşüncelerine kanıt gösterenler, bu ayetin farklı meallerde Kur’an ın diğer ayetlerine ters düşecek şekilde tercüme ettiklerinden, ne yazık ki kanıt gösteriyorlar ve diyorlar ki, Kur’an yalnız Araplara inmiştir. Makalemde Muhammed Esed in tercümesinden yazdığım ayette, “SENDEN ÖNCE HİÇBİR UYARICI İLE KARŞILAŞMAMIŞ OLAN [BU] HALKI DOĞRU YOLA GELSİNLER DİYE UYARABİLMEN İÇİNDİR” Kur’an ı göndermemize sebep diyerek, Kur’an ın aslında yalnız Araplar için değil, batıl ve hurafe ilave edilmemiş arı, duru, saf Allah ın kitabı ile buluşmayanlarla, Kur’an ı buluşturma görevi veriyor elçisine. Allah ın elçisinin ümmi olduğunu ve dinlerini batıl ile bozmuş, hiçbir ehli kitaba tabi olmadığı gerçeğini de lütfen unutmayalım. Bu ayet ne yazık ki şöyle de tercüme ediliyor. “HAYIR, O, KENDİLERİNE SENDEN ÖNCE HİÇBİR UYARICI GELMEMİŞ OLAN BİR KAVMİ UYARMAN İÇİN, DOĞRU YOLU BULSUNLAR DİYE, RABBİN TARAFINDAN İNDİRİLMİŞ GERÇEKTİR. Ne yazık ki eğer dikkatli olmazsak, bizleri kendi yaptığımız yanlışlarla, şüpheye düşürenler olacaktır. Buna benzer yanlış tercümeler, bazı ayetlerde ne yazık ki yapılıyor. Hâlbuki Allah bakın ne diyor ayetinde, geçmiş toplumlara gönderdiği elçiler hakkında. Fatır 24: Şüphesiz biz, seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak hak ile gönderdik. HİÇBİR ÜMMET YOKTUR Kİ, ARALARINDA BİR UYARICI GELİP GEÇMİŞ OLMASIN. (Diyanet meali) Demek ki Allah geçmiş toplumların, hepsine uyarıcı göndermiş. Çünkü çok açık, hiçbir ümmet yoktur ki, aralarından bir uyarıcı gelip geçmiş olmasın diyor. Lütfen hatırlayınız, Allah Ahzab 40. ayetinde bakın ne diyor. Ahzab 40: Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. FAKAT O, ALLAH’IN RESULÜ VE NEBİLERİN SONUNCUSUDUR. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. (Diyanet meali) O Allah ın Resulü ve Nebilerin sonuncusudur. Yalnız bu ayet bile sorumuzun cevabını veriyor. Demek ki Kur’an yalnız Araplara değil, tüm insanlığa tüm âleme inmiştir. Çünkü başka nebi gelmeyecektir. Bazı art niyetle Kur’an a bakanlar, batıl inançlarını yaşamak isteyenler, tıpkı Kur’an yalnız Araplara inmiştir diyenler gibi, Nebilerin sonuncusu diyor Resullerin değil, Nebi gelmeyecek ama Resul gelecek diyebiliyorlar. Nebi makamın adıdır Resul ise tebliğ görevini yaptığında aldığı görevidir. Onun içindir ki, Kur’an ın hiçbir ayetinde Nebiye uyun demez. Resule uyun der. Çünkü Resul Allah ın vahyini tebliğ ediyor da ondan. Kur’an ın ve Allah ın gönderdiği Resulünün en son olarak TÜM İNSANLIĞA GÖNDERİLDİĞİNİ, art niyetli olmayan her insan şu ayetinden zaten anlayacaktır. Enbiya 107: (Resulüm!) BİZ SENİ ÂLEMLERE ANCAK RAHMET OLARAK GÖNDERDİK. (Diyanet vakfı) Bakın ayette Allah, elçisini yalnız Araplara uyarıcı, Rahmet olarak gönderdim demiyor. ÂLEMLERE RAHMET OLARAK GÖNDERDİM DİYOR. Âlem kelimesinin birçok anlamı var. Tüm insanlara, tüm toplumlara, evrene lider, bayrak, bilinmesi gerekenleri öğreten olarak gönderildiğini açıkça bildiriyor. BUNCA AÇIK BİR AYET VARKEN, NASIL OLURDA KUR’AN YALNIZ ARAPLARA İNMİŞTİR DERİZ? BUNU SÖYLEYENLER, ANCAK KENDİLERİNİ KANDIRANLARDIR. Sizlere birkaç örnek daha vermek istiyorum. Bu örnekleri sizler Kur’an dan araştırıp, çoğalta bilirsiniz. Bakara 2: Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. ALLAH’A KARŞI GELMEKTEN SAKINANLAR İÇİN YOL GÖSTERİCİDİR. (Diyanet meali) Yunus 57: EY İNSANLAR! Rabbinizden size bir öğüt, sinelerdekine bir şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir. (Bayraktar Bayraklı) İbrahim 52: BU KUR’AN; KENDİSİYLE UYARILSINLAR, ALLAH’IN ANCAK TEK İLÂH OLDUĞUNU BİLSİNLER VE AKIL SAHİPLERİ DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALSINLAR DİYE İNSANLARA BİR BİLDİRİDİR. (Diyanet meali) Yunus 37: Bu Kur’an, başkası tarafından uydurulup Allah’a mal edilmiş değildir. AKSİNE ÖNCEKİ KİTAPLARI KENDİNDE OLANLA DOĞRULAYAN, O KİTAPLARI AÇIKLAYAN, İÇİNDE ŞÜPHEYE YER OLMAYAN ve varlıkların Rabbi tarafından indirilmiş olan kitaptır. (Süleymaniye vakfı meali) Bakara 4: HEM SANA VAHYEDİLENE, HEM DE SENDEN ÖNCE VAHYEDİLENE İNANANLARDIR ONLAR. Âhireti gereğince kavrayıp anlayanlar da onlardır. (Yaşar Nuri meali) Bakın Allah çok açık bir şekilde tüm insanlara, tüm kullarına hitap ediyor. Yalnız Araplara değil. Allah a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir diyor. Ey insanlar diyerek tüm insanlara sizlere öğüt, şifa, hidayet ve rahmet gelmiştir uyarısını yapıyor. Tüm akıl sahiplerinin düşünüp öğüt alacakları bir kitap olduğundan açıkça bahsediyor ve Yunus 37. ayetinde, daha önceki kitaplardan bahsederek, onlardan farklı olmadığını, onları doğruladığını, hatta onları açıklayıp izah ettiğinden bahsediyor. Bakara 4. ayette de, Allah katından indirilen tüm kitaplardan, tüm insanların sorumlu olduğu açıklamasını, çok net yapıyor. BU DEMEKTİR Kİ, ALLAH IN GÖNDERDİĞİ TÜM KİTAPLAR, BİR ZİNCİRİN HALKASIDIR VE EN SON GÖNDERİLEN KUR’AN DANDA TÜM İNSANLIK SORUMLUDUR. ARZU EDEN İNANIR, ARZU ETMEYEN BENİ İLGİLENDİRMİYOR DER. İMTİHAN İŞTE BÖYLE BİRŞEY. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  21. Bizler iman ettiğimiz Kur’an a, öyle yanlış yol ve yöntemlerle inanıyoruz ki, yaşadığımız İslam a akıl, mantık Kur’an onay vermiyor. Peki, bu yanlış yolu izlememize en büyük etken nedir sizce? Bizlerin Kur’an ın yanında inandığımız ve olmazsa olmaz dediğimiz, doğruluğundan asla emin olamadığımız ve Peygamberimize ait olduğu rivayet edilen hadislere kuşku duymadan, Kur’an ın onayını almadan inanmamız, bizlerin kafasını karıştırıyor ve Kur’an ı doğru anlamamızı engelliyor. YANİ HAKKA BATIL KARIŞTIRMAMIZ, BİZLERİN KUR’AN I ANLAMAMIZA ENGEL OLUYOR. Böylece Kur’an a şirk koştuğumuzun da farkında olamıyoruz. Hâlbuki Kur’an da elçisinin, yalnız Kur’an a uyduğu ve bizleri yalnız Kur’an ile uyardığı birçok ayetinde açıklanmıştı. Bizlerin Kur’an ı anlamadan okumamız, Allah ın kitabı ile bağımızı kesiyor. Böylece Allah ın ayetlerinden habersiz kalmamız, rivayet edilen hadisleri sorgulamamızı da engelliyor. ÖYLE YANLIŞ SÖYLEMLERE İNANDIRILMIŞIZ Kİ, KUR’AN IN EMRETTİKLERİNİN TAM TERSİNİ, ALLAH IN EMRİ DİYE YAŞADIĞIMIZIN FAKINDA BİLE OLAMIYORUZ. Bazı arkadaşlar yazılarımda, Kur’an ı Allah yemin ederek kolaylaştırdığını söylüyor ve hiçbir eksik bırakmadığı konusunda da açıklama yapıyor, onun için gelin Kur’an ı önce anlayarak bizzat kendimiz okuyalım, ayetler üzerinde düşünelim. Daha sonra tüm bilgilerden faydalanalım dediğimde, bana çok düşündürücü ve inandıkları batılı yaşayabilmek adına, savunmaya geçtikleri şu sözleri söylüyorlar. “HALUK BEY, SİZ KUR’AN IN MUHKEM AYETLERİNİ ANLAMAK KOLAYDIR, KUR’AN AÇIKTIR HER BİLGİ VARDIR DİYORSUNUZ AMA SAYFALARCA YAZILAR YAZIP, AYETLERİ AÇIKLIYORSUNUZ. SİZ AÇIKLIYORSUNUZDA, NEDEN PEYGAMBERİMİZ VE DİN ÂLİMLERİ AÇIKLAMASIN?” Evet, aynen birçok kez bana bu sözleri söyleyen arkadaşlarım var. Hâlbuki ben hiçbir makalemde, ayeti açıkladığımı söylemedim. Benim ne haddime, Allah ın nice örneklerle açıkladım, ayetleri açıklamak bize düşer ve anlayasınız diye kolaylaştırdım dediği ayetleri, ben nasıl açıklama saygısızlığını yaparım. BENİM YAPTIĞIM, BİZLERE DİN DİYE ANLATILAN SÖZLERİN/HADİSLERİN, DAYATTIKLARI ATALARININ İNANÇLARININ, GELENEKLERİN KUR’AN İLE TABAN TABANA NASIL ZIT OLDUĞUNU, TOPLUMA AYETLERLE ÖRNEKLER VERMEYE ÇALIŞMAKTAN, ALLAH IN AYETLERİNİ HATIRLATMAKTAN BAŞKA HİÇBİR ÇABAM, AMACIM YOKTUR. Kur’an dan bizlerin sorumlu olduğu muhkem ayetlerini açıkladığını, nice örneklerle izah ettiğini, kolaylaştırdığını söyleyen ben değilim, YÜCE RABBİMİZ TÜM BUNLARI KUR’AN DA SÖYLÜYOR. Kur’an ı Kolaylaştırıp, açıklayıp, detaylandırma nedenini Hud suresi 1 ve 2. ayetinde, çok net bildiriyor ve özet olarak diyor ki; “ALLAH KATINDAN İNDİRİLEN KUR’AN, ALLAH DAN BAŞKASINA KULLUK ETMEYESİNİZ DİYE, MUHKEM KILINMIŞ, GÜÇLENDİRİLMİŞ VE AYETLERİ AYRI AYRI AÇIKLANMIŞTIR.” Kur’an ın eksiksiz, anlaşılır, kolaylaştırılmış olduğunu açıkça bildiren Allah ın ayetlerine inanmayıp, hala birilerinin ayetleri açıklaması gerektiğine inatla inananlar, KUR’AN IN AYETLERİNE İMAN ETMİYOR DEMEKTİR, HATIRLATMAK İSTERİM. Allah hiç kimseye muhtaç olmayasınız diye Kur’an ı kolaylaştırıp, detaylandırdım diyecek, bunca açık Allah ın hükümlerine inatla, hayır açık ve anlaşılır değildir, Kur’an da her bilgi yoktur, herkes Kur’an ı anlayamaz diyenlere inanacağız öylemi? BU SAYGISIZLIĞI, ALLAH IN KİTABINA NASIL YAPARIZ? AKLIMIZI MI YİTİRDİK YOKSA? Aklı başında, okuma yazma bilen her insan, Allah ın önerdiği yol ve yöntemi Kur’an üzerinde uygularsa, O Müslüman mutlaka Kur’an ı anlayacaktır. Bunu söyleyen Kur’an ın bizzat kendisidir. Kimim ya da kimlerin önerisine uyacağı, elbette sizlerin kararı. Gelin Kur’an ı nasıl okumalıyız, bu konudaki Allah ın tavsiyelerine bakalım. Nahl suresi 98. ayetinde Allah, Kur’an okumaya başlamadan önce, şeytanın vesvese verdiği, rivayet ve sanı sözlerin, batıl inançların dayatmalarından önce uzaklaş ve yalnız Allah a sığın ki, Kur’an dan nasiplenebilesin uyarısını yapıyor. Eğer bizlere öğretilen rivayet ve sanı bilgilerin etkisinde isek, O bilgilerle Kur’an ı anlamaya çalışıyorsak, ayetleri doğru anlamamız asla mümkün olmayacaktır. YANİ KUR’AN I ANLAMAYA ÇALIŞMADAN ÖNCE, KAFANIZDAKİ O YANLIŞ BİLGİLERİ ALLAH, KAFANIZDAN ATIN DİYOR. Günümüzde bizler bu ayeti hayatımıza geçirmediğimiz içindir ki, Kur’an ın nurundan da istifa edemiyoruz, ayetleri anlayamıyoruz. BUNUN SUÇUNUDA KUR’AN A ATIYORUZ, KUR’AN I HERKES ANLAYAMZ DİYORUZ. HÂLBUKİ SUÇLU BİZLERİZ. Çünkü ne diye inanıyoruz? RİVAYET HADİLER OLMASAYDI, AYETLER KAPALI KALIR ANLAŞILAMAZDI. Yani ayetleri Allah ın, nice örneklerle açıkladık dediği bilgiler ışında değil, emin olamayacağımız sözlerle ayetleri anlamaya çalışıyoruz. Böyle olunca da doğru anlayamıyor, farklı farklı anlıyoruz. ÇÜNKÜ KUR’AN IN ÇEVRESİNDE BİRLEŞMİYORUZ, HAKKA BATIL KARIŞTIRIYORUZ. Kur’an ı nasıl okumamız gerektiği konusunda, Müzzemmil 4. ayetinde bizleri bilgilendirir Kur’an ve tertil üzere, yani ı YAVAŞ YAVAŞ okunmasını ister bizlerden. Bunun nedeni de ayetlerin üzerinde düşünmek ve anlatılmak isteneni idrak edebilmek içindir. Aynı uyarıyı İsra 106. ayetinde de yaparak, ayetleri SİNDİRE SİNDİRE okunması gerektiğini bildirir. Yine Kur’an ayetleri üzerinde, MUTLAKA DÜŞÜNMEMİZ GEREKTİĞİ UYARISINI YAPAR. Çünkü Kur’an bizlere tebliğdir, uyarıdır, yol gösterici mesaj dır. Bu uyarıların, mesajın mahiyetini, özünü ancak düşünerek, anlayarak okuduğumuzda anlayabiliriz. Anlamını bilmeden makamla, kulağa hoş gelen bir sesle okuyarak, Kur’an dan istifade edemeyiz. ALLAH, KUR’AN SİZLERE YOL GÖSTERİCİ BİR IŞIKTIR, NURDUR DİYORSA, ALLAH KATINDAN GELEN BU IŞIK, NUR, ZİKİR OKUNDUĞUNDA, HER AKLI BAŞINDA MÜSLÜMANIN ANLAYAMAYACAĞINI SÖYLEYENLER, KENDİLERİNİ ŞEYTANIN VESVESESİNDEN KURTARIP, ALLAH A TESLİM OLAMAYANLARDIR. Bizler Kur’an ı düşünerek okuyamıyoruz, çünkü anladığımız dilden okumuyoruz da ondan. Bu durumda ayetleri elbette anlayamayız. Birileri ne söylerse, doğru diye inanmak zorunda kalırız ama asla emin olamayız. BÖYLE BİR İMTİHAN SONUCUNDAN, NASIL OLURDA EMİN OLURUZ? Çünkü Allah, SİZLERİ KUR’AN DAN SORUMLU TUTUYORUM, KUR’AN DAN İMTİHAN EDECEĞİM HÜKMÜNÜ VERMİŞTİR. Aklı başında hiçbir insan, Allah ın Kur’an dan sorumlu tutuyorum hükmünü tebliğ aldıktan sonra, BEN KUR’AN IN MUHKEM AYETLERİNİ ANLAYAMAM, İNANCIMI YAŞAYABİLMEK İÇİN HER BİLGİ KUR’AN DA YOK DİYEMEZ. Eğer diyorsa, Allah ın adaletini sınıyor ve onun rehberine, nuruna en büyük saygısızlığı yapıyor demektir. Din tacirleri dinden nemalanan simsarlar, Kur’an doğru olarak Türkçe ye çevrilemez diyerek, toplumu korkutmuş ve tedirgin etmişlerdir. İlginçtir ayetleri açıklıyor dedikleri hadislerinde, orijinali Arapçadır. Ama aynı saygısızlığı o hadislere göstermezler. Allah, başka dile tam çevrilemeyen bir yol gösterici rehber gönderip, daha sonra sizce tüm kullarını Kur’an dan sorumlu tutar mı? Bu saygısızlığı yapanların, mahşer günü yüzleri simsiyah olacak ve kaçacak yer arayacaklardır. Madem Allah Kur’an ı yemin ederek, kolaylaştırdığını söylüyor ve Kur’an dan hesaba çekeceğini bildiriyor, bizlerin düşünerek anladığımız dilden Kur’an ı okuduğumuzda, HER İNSANIN ÇABASI VE KAPASİTESİ ÖLÇÜSÜNCE KUR’AN I ANLAYACAĞI ÇOK AÇIKTIR. Din simsarlarının, din tacirlerinin, ayetleri yalnız kendilerinin anlayacağını iddia eden ruhbanların, lütfen oyunlarına gelmeyelim. İmtihanımız gereği, elimize anladığımız dilden Kur’an ı alalım ve onu bir öğrenci misali anlayabilmek adına, Allah ın önerdiği yol ve yöntemle çaba gösterip, anlamaya çalışalım. Daha sonra her kitabı okuyalım araştıralım. Böyle yaptığımız zaman bizleri hiç kimse Allah ile aldatamaz. Bakın Allah nasıl uyarıyor. “HÂLÂ KUR’AN’I DÜŞÜNÜP, ANLAMAYA ÇALIŞMIYORLAR MI? (Nisa 82)” Demek ki anlayarak okuyup düşünen, Allah ın nurunu mutlaka anlayacaktır. Bizler bu gerçekleri göz ardı edip, hala akılla İslam yaşanmaz, ayetleri herkes anlayamaz diyorsak, Allah ın Yunus suresi 100. ayetteki hükmü bizler için gerçekleşmiş demektir. ”ALLAH, AZABI AKILLARINI KULLANMAYANLARA VERİR.” Enbiya 10. ayetinde Allah, “SİZE ÖYLE BİR KİTAP İNDİRDİK Kİ, SİZİN BÜTÜN ŞEREF VE ŞANINIZ ONDADIR.” Diyor da, bizler hala bunun tersini yaşıyorsak, Kur’an a iman etmiyoruz demektir. Bunlara inananlar, Kur’an dan istifade etme yolunu bulamamış, batıl ve şeytanın vesvesesinden kurtulamamışlar demektir. Kur’an ı gereği gibi okuma ve anlayabilme şartlarını yerine getirdiğimizde, işte o zaman her şeyin çok daha farklı olduğunu göreceğiz. Çünkü Allah beşerin uydurmalarına değil, Kur’an a güvenenleri, yani Kur’an ı anlamak adına çaba harcayanları, Enam suresi 104. ayetinde bilgilendiriyor ve RABBİNİZDEN SİZLERE GÖNÜL GÖZÜ, yani anlama, kavrama kabiliyeti gelmiştir, KİM KUR’AN GÖZLÜĞÜYLE GÖRÜRSE KENDİ YARARINA, KİM KÖRLÜK EDERSE, YANİ KENDİSİNE BAŞKA GÖZLÜKLER EDİNİRSE, KENDİ ZARARINA DİYOR. Allah ın apaçık bu uyarı ayetlerini, hala görmezden gelip, üstlerini örtenlere tavsiyem, LÜTFEN ALLAH IN GÖZLÜĞÜNÜ TAKMALARI YÖNÜNDE OLACAKTIR. TAKTIKLARI BEŞERİ RİVAYET GÖZLÜKLERİYLE, ASLA ALLAH IN KUR’AN GERÇEKLERİNİ GÖRMELERİ, MÜMKÜN OLMAYACAKTIR. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  22. Bir sitede zekât ile ilgili bir yazı okumuştum. Doğrusu bu yazıyı Kur’an ile karşılaştırdığımda, bizlerin hadis adı altında her şeye hemen inanmayıp, söylenenlere dikkatle yaklaşıp, Kur’an ile karşılaştırmamız ve onun süzgecinden geçirmemiz gerektiğini, çok daha iyi anladım. Zekât konusu ile ilgili yazımı yazarken, istedim ki birlikte bu konuyu, Kur’an ayetleri ile onun ışığı altında düşünelim. Allah Kur’an da bakın ne diyor, bizlere gönderdiği rehber için. Kamer 17: Andolsun biz, KUR’AN'I ÖĞÜT ALMAK İÇİN KOLAYLAŞTIRDIK. Öğüt alan yok mudur? Kamer 22: Yemin olsun ki biz, KURAN'I ÖĞÜT VE İBRET İÇİN KOLAYLAŞTIRDIK. Fakat düşünen mi var? Kur’an da ki bu iki ayeti okuduğumuzda, Rabbimiz in bizlere gönderdiği, İslam dinini/Kur'an ı bizler için kolaylaştırdığını, açık bir şekilde belirtiyor. Bu yazımı yazmaya neden olan bir sitede, zekât konusunda yazılmış yazıda dikkatimi çeken sözleri, önce sizlerle paylaşmak istiyorum. "Zekâtı verilen malın üreyeceği, bereketleneceği ve temizleneceği Kuran-ı Kerim’de beyan olunmuştur." Gerçekten ne güzel sözler. Doğrudur zekâtı verilen malın, ya da paranın üreyeceği, bereketleneceği, esas önemlisi hayrının görüleceğidir. Gelelim yazılan yazının diğer bölümlerinde, anlatmak istediği bilgilerden, önce alıntı yapalım, bakalım yukarıdaki örneği Kur'an dan verenler, devamında Kur'an dan mı istifade ediyorlar. "Fıkıh lisanında ise; “Bir malın, dini usullere göre tayin edilen miktarını, Müslüman zenginin SENEDEN SENEYE, zekât alabilecek sekiz sınıftan birine temlik etmesi; yani hiçbir menfaat ve istifade alâkası olmamak üzere vermesi demektir." Yine yazıda, zekâtın miktarı konusunda bir bilgi verilmiş. Bakın zekâtı, nasıl vereceğimiz anlatılıyor. "Tüccarlar, satmak için bulundurdukları malı senede bir defa sayıp, değerini hesap ederler. Borçlarını düşer, alacaklarını ilave ederler ve KALAN MİKTARIN KIRKTA BİRİNİ ZEKÂT OLARAK VERİRLER. (% 2.5), Öşür arazisinde yetişen mahsul senenin çoğunda yağmur ve nehir suyu ile sulanıyorsa ONDA BİRİNİ (%10), eğer kova, dolap ve hayvan gibi vasıtalarla sulanıyorsa YİRMİDE BİRİNİ (%5) öşür (zekât) olarak vermek icap eder. Zekât, malla alakalı bir ibadettir. SENEDE BİR DEFA, Kuran-ı Kerim’de bildirilen yerlere verilir. " Değerli kardeşlerim bu yazdıklarım, bir sitede zekât ile ilgili yazının özetidir. Aslında yıllardır bizlere zekât konusunda anlatılanların da, bir özeti demek doğru olacaktır. Elbette bu bilgilerin hiç birisi Allah ın emri değil, nefislerimizde uydurduğumuz bir inancın eseridir. Gelelim Allah ın in Kitabı KUR’AN a, o ne diyor acaba zekat konusunda. Yazımın başında Allah ın, İslam ı ve Kur’an ı öğüt alabilmemiz için, kolaylaştırdığını söylediği ayetlerini hatırlattım sizlere. Okuduğumuz yazıda Fıkıh lisanında zekâtın, ZENGİNİN SENEDEN SENEYE VERİLECEK bir farz görev olduğu yazılıyor. Bu bilgi asla ve asla Kur’an da yoktur. YANİ ZEKÂT YILDA BİR KEZ VERİLEN BİR FARZ GÖREV DEĞİL, HER ZAMAN GEREKTİĞİ HER VAKİTTE, YOKSULA VERİLEN BİR FARZ GÖREVDİR, İBADETTİR. İşte beşerin yarattığı fıkıh inancı, böyle yanlışlarla dolu. Bunu asla hiç kimse, bu şekilde sınırlayamaz. Yılda bir fakiri hatırlamak, Kur’an öğretisine ve de Allah ın Kur’an da bizlere anlattığı hiç bir ayetine uymadığı gibi, Allah ın adaletine de asla sığmaz. Peygamberimizde Kur’an dışından, Kur’an adaletine uymayan bir hüküm vermeyeceğine göre, bu düşünce ve bilgiler, peygamberimize de atılan açık bir iftiradır. Yazılanlara bakılırsa, yılda bir alacak ve borçları hesap ettikten sonra deniyorsa, bu ancak o günkü devlete verilen vergiden başka bir şey olamaz. Zekât ise kazancından yani bizzat kar ettiğinden fakirlere, yoksullara maddi durumu olmayanlara gönülden vereceğin para ya da maldır ya da her konuda yardımdır diyebiliriz. BURADA KAR ZARAR HESABI, KESİNLİKLE YAPILMAZ. Çünkü bir verip bin almak, bu dünya hesabına da uymaz. Allah ın çok önem verdiği ve birçok kez zikrettiği, zekât konusunda da Kur'an, gereken açıklamaları yapmıştır. Şimdi onlara bakalım. Tevbe 60: Sadakalar/zekâtlar Allah'tan bir farz olarak ancak, yoksullara, düşkünlere, zekât memurlarına, gönülleri ısındırılmış olanlara, kölelere, borçlulara, Allah yolunda çalışıp cihad edenlere, yolda kalana/toplumun bitirilemeyen işlerine aittir. Allah hakkıyla bilen, işini yerli yerince yapandır. (Bayraktar Bayraklı meali) Kur’an da geçen zekât, sadaka ve hayır yapma konusu, farklı anlamlarda değildir. Hepside olmayana, ihtiyacı olana vermek anlamındadır. Çünkü infak yani vermenin, tarifi tektir ayrı ayrı açıklaması yoktur. Ayet sadakanın yani zekâtın, kimlere verileceği konusunda çok net açıklama yapıyor ve farz bir emir olduğunu söylüyor. Gelelim zekâtın ne kadar verileceği konusuna. Allah, biz her şeyden nice örnekleri, değişik ifadelerle verdik ki anlayasınız diyorsa hayrımızı, zekâtımızı, sadakamızı da nasıl vereceğimizi, mutlaka bizlere Kur’an da açıklamıştır. Açıklanmayan bir bilgiyi, asla dinin asli unsuru yapamayız, lütfen bu mantığı asla unutmayalım. Bakara 215: Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “HAYIR OLARAK NE HARCARSANIZ O, ana-baba, akraba, yetimler, fakirler ve yolda kalmışlar içindir. Hayır olarak ne yaparsanız, gerçekten Allah onu hakkıyla bilir.” (Diyanet meali) Bakın nekadar açık ve basit bir şekilde, hayır olarak gönlünüzden ne koparsa, okadar diyerek özellikle bizlere bırakıyor. Peki neden bizlere bırakıyor? Allah bizleri imtihan ediyor da ondan. Ayrıca ayette, hayırlarımızı kimlere vereceğimiz konusunda, daha da detaya giriyor. Dikkat ederseniz herhangi bir sınırlama asla yok. Çünkü imtihanımızın en önemli kısmı, özgür irademizle vereceklerimizdir. Bakın şimdide gelirimizden nasıl vereceğimiz konusunda, çok net bir açıklama daha yapıyor Bakara 219. ayette. İki farklı mealden yazalım. "Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “İHTİYAÇTAN ARTA KALANI.” Allah, size ayetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz." "[Allah yolunda] neyi harcayacaklarını sana sorarlar. De ki: “O'NUN İÇİN AYIRABİLECEĞİNİZ HER ŞEYİ.” Böylece Allah mesajlarını size açıklıyor ki tefekkür edebilesiniz." Gördünüz mü dostlar, ne diyor Rabbimiz, kazancınızın size ve bakmakla yükümlü olduklarınıza yeterli olanından artanını verin. Sizi zorlamayacak şekilde infak edin. Hayır için gönülden ne kadar ayırabilirseniz diye açıkça bildiriyor. HANİ YILDA BİR GELİR GİDER HESABI NEREDE? Kim çıkardı yılda bir fakire zekât vereceğimizi? BİRİLERİ GÜZELİM İSLAM DİNİNİ, FIKIK SİLAHIYLA, NE HALA GETİRMİŞ ÇOK YAZIK. İşte Rabbimiz in adaleti, ne güzel açıklamış. Ama hala bu ayeti gördükleri halde, eeee ne kadar vereceğiz peki, bak belli değil, deme gafletini göstermekteyiz. Demek ki Allah ne kadar zekât vereceğimizi, ne kadar hayır yapacağımızı bizlere bırakmış, ama bol bol vermemiz içinde, Kur’an da birçok tavsiyelerde bulunmuştur. Gönülden ve kendi isteğimizle malımızdan, paramızdan fakirlere ayırmak, sanırım imtihanımızın en zor kısmı olsa gerek. Gelelim bizlere öğretilen zekâtın adaletine. Okuduğum yazıda tüccar kazandığı net paranın %2,5 (1/40) ını zekât olarak verecek, köylü ekip biçtiği mahsulün eğer yağmur sulamışsa %10 unu (1/10) eğer kendi sulamışsa %5 ini (1/20) zekât olarak verecek diyordu. Basit hesapla zengin tüccar, köylüden dört kat eksik, yani köylü kardeşim tüccardan dört kat fazla zekât verecek öylemi? Doğrudur bu Allah ın adaleti değil, beşerin adaleti çok normal. Günümüzde devlet bile bu adaleti uygulamıyor, hiç şaşırmamak gerek. İşin en kötüsü de, her kez bir yılın sonunda yaptığı bilânçoya göre, yılda bir fakirlere zekâtını vereceğini söylemeleri. Doğrusu 364 gün fakiri düşünme 1 gün hatırla. Bu şekilde Rabbimiz in huzuruna gidersek, ne olur dersiniz dostlar bizlerin hali? Bu bilgiler Kur’an adaletine sığmadığı gibi, akla-mantığa da sığmaz. Bu bilgiler Kur’an dışı bilgilerdir, batıl ve hurafedir. Peygamberimizin de onay vermesi mümkün değildir. Yine birkaç ayeti hatırlatmakta yarar var. İsra 36: Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır. Ankebut 51: Karşılarında okunup duran bir kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu? Bunda, inanan bir toplum için elbette ki bir rahmet ve bir öğüt vardır. Zühruf 44: Doğrusu Kur'an, sana ve kavmine bir öğüttür. İLERİDE ONDAN SORUMLU TUTULACAKSINIZ. Yaradan, hakkında emin olmadığın bilginin ardına düşme, diye bizlere öğüt veriyor. Devamında da, doğrusu bize kızgınlığını belli edercesine, Karşınızda okunan kitap sizlere yetmiyor mu diyor. En son yazdığım ayette de, son noktayı koyuyor aslında Rabbimiz. BU KİTAPTAN SORUMLUSUNUZ. Sormak isterim, madem Kur’an dan sorumluyuz, Kur’an ın neresinde yazıyor yılda bir zekat vereceğimiz? Biliyorum söyleyemiyorsunuz, ama aklınızdan geçenleri tahmin edebiliyorum. Herkes kendisinden sorumludur, kimin nereye ve nasıl iman ettiği, kendisini ilgilendirir, çünkü hesabını kendisi verecektir. Dikkat ettiniz mi, Zekât konusunda Allah ın adaleti ne diyor, beşerin rivayet ve sanı adaleti ne diyor. Rabbimiz Zekât/sadaka ibadeti konusunda bizlere Kur’an da, ne yaparsan onun karşılığını kat kat veririm diyor ve başak örneğini veriyor. Yani bana 1 verirsen, sana yüzlerce misli iade ederim diyor. Bakara 261: MALLARINI ALLAH YOLUNDA HARCAYANLARIN DURUMU, YEDİ BAŞAK BİTİREN VE HER BAŞAKTA YÜZ TANE BULUNAN BİR TOHUM GİBİDİR. Allah, dilediğine kat kat verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir. (Diyanet meali) DEMEK Kİ ZEKÂTI VE VERECEĞİMİZ YARDIMI RABBİMİZ, İNSANLARIN ÖZ İRADESİNE BIRAKIYOR VE BİZLERİ SINIYOR VE TEŞVİK EDİYOR. İnfak etmeyi, yani zekât vermeyi hayır yapmayı, Rabbimiz kendisine bir borç vermek olarak gösteriyor bizlere Kur’an da. Bakın sizce bundan güzel bir örnek olabilir mi? Bakara 245: KİMDİR ALLAH’A GÜZEL BİR BORÇ VERECEK o kimse ki, Allah da o borcu kendisine kat kat ödesin. (Rızkı) Allah daraltır ve genişletir. Ancak O’na döndürüleceksiniz. (Diyanet meali) Demek ki kefenin cebi varmış. Yaşarken malımızı, paramızı Allah rızası için hayırlarda kullanırsak, huzura gittiğimizde bu yolla geri alacağımızı, Rabbimiz bu şekilde müjdeliyor. Tabi anlayana, anlamak isteyene. Bazı gerçekleri doğru görebilmemiz için, Allah ın ipine sarılmalıyız, batılın ve rivayetlerin değil. Rehberimiz Kur’an ise, gözler aydınlıktır doğruyu görür. Eğer rehber beşer ve onun adaleti ise, şaşması da çok normaldir. Hesabın görüleceği o çetin gün şaşmak, üzülmek istemiyorsak, Allah ın rehberine sarılalım. Kur’an ı anlayarak okuyan, üzerinde dikkatle düşünen, tebliği bizzat aracısız Rahman dan alır ve aldatılmadan Rabbin doğru yolunda ilerler. Kur'an ı anlamadan okuyan, Allah ile arasına aracılar veliler sokan, gittiği yolun Allah a ulaşacağından asla emin olamaz. Gelin Rabbin ayetinde öğüt verdiği gibi, EMİN OLMADIĞINIZ BİLGİLERİN ARDINDAN GİTMEYİN, diyen Yaradan a kulak verelim. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  23. Bizler inancımızı düşünmeden asılsız, delilsiz sözler ve rivayetlerle öyle yaşıyoruz ki, gerçek olup olmadığını sorgulama gereği bile duymuyoruz. ÇÜNKÜ KUR’AN DAN HABERİMİZ YOK VE KUR’AN NE DİYOR BİLMİYORUZ. Kur’an ı anladığı dilden okuyanların yüzde kaç olduğunu, utandığım için söylemek istemiyorum ama sizler çok iyi biliyorsunuz. Bizler için dinimizde kanıt ne yazık ki yalnız Allah ın kitabı olmayıp, emin olamayacağımız rivayetlerde inancımızda kanıt, delil olarak kabul görüyor. Kur’an a iman ettiğini söyleyen bir Müslüman, yazacağım bu ayeti asla göz ardı etmemelidir. Ediyorsa, Allah ın yolundan değil, bir bilinmeyene doğru, şeytanın yolundan gidiyor demektir. İsra 36: HAKKINDA KESİN BİLGİ SAHİBİ OLMADIĞIN ŞEYİN PEŞİNE DÜŞME. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur. (Diyanet meali) Bakın Allah ne diyor? Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın kanıtı, delili olmayan sözün bilginin ardına düşmeyin, bunun hesabını sorarım diyor. Peki, Allah kesin bilgi-kanıt olarak sizce hangi kaynağı gösteriyor ayetlerinde? Kur’an ı tarafız ve anlayarak düşünerek okuyan bir Müslüman, güvenilecek kanıt ve delil olarak yalnız kendi korumasına aldığı, Kur’an ı gösterdiğini anlayacaktır. Çok araştırmasına bile gerek yok, bunun kanıtı Zuhruf 44. ayettir. Allah bu ayetinde, yalnız Kur’an ı kesin delil ve kanıt gösterdiği içindir ki, SİZLERİ KUR’AN DAN SORUMLU TUTUYORUM, YALNIZ KUR’AN IN İPİNE SARILIN, ÇÜNKÜ ONDAN HESABA ÇEKİLECEKSİNİZ DİYOR. Ama bizler Kur’an dan o kadar uzaklaştık ve Kur’an ı o kadar küçümser tavırlar içine girdik ki, adeta bizlere öğretilen rivayet ve sanı bilgileri, ibadetlere yapılan ilaveleri Kur’an da göremediğimizde, eeeee bakın namazın nasıl kılınacağı, orucun nasıl tutulup, zekâtımızı ne kadar vereceğimizin bile detayı Kur’an da yok, deme cehaletini gösteriyoruz. Bu sözler, Allah ın kitabına saygısızlıktır ama bunun farkına bile değiliz. Allah verdiği hükümlerini, onu herkesin anlayacağı çok kolay ve basit bir şekilde açıkladığını açıkça bildiriyor. Ama bizler İslam ı yaşarken öyle ilaveler yaparak inancımızı zorlaştırmış, teferruatlarla doldurmuşuz ki, onları Kur’an da göremediğimizde, Kur’an ı eksik ve yetersiz görüyor, Peygamberimizin adını kullanarak, dine yapılan ilaveleri Kur’an ın önüne geçiriyoruz. ALLAH BÖYLE YAPANLARI, ASLA AFFETMEYECEĞİNİ SÖYLÜYOR. Bizler Allah ın, yemin olsun ki bu kitabı sizler için kolaylaştırdık ve nice örnekler vererek anlamanızı, ibret almanızı sağladık dedikçe, bizler inatla bunun tersini söylemeye korkmadan devam ediyoruz. Ne yazık ki cehalet, korkunun üstünü örtüyor cesaret veriyor. Hatırlatmak isterim, Allah ın kitabının dışına çıkarak, onu yetersiz görüp, başka kaynaklar, veliler arayanlar, cehennemin ebedi kalıcıları olacağını, Rabbimiz birçok kez söylüyor. LÜTFEN PŞMAN OLMAK İSTEMİYORSAK, CAHİL CESARETİNİ ÜSTÜMÜZDEN ATALIM, ALLAH IN UYARILARIYLA BULUŞALIM. Cahilliğimizin ve Kur’an dan uzaklaşmamızın, Allah ın verdiği örneklerden hiç ders almadığımızın güzel bir örneğini, sizlere hatırlatmak istiyorum. Dikkatinizi çekmek ve üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim ayetin bir öncesi ve bir sonrasındaki ayetleri de yazıyorum ki, konu daha iyi anlaşılsın. Enam 34: SENDEN ÖNCE NİCE ELÇİLER YALANCI YERİNE KONDU. Yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine rağmen sabrettiler. Nihayet yardımımız ulaştı. Allah'ın sözlerini kimse değiştirebilecek değildir. İşte o elçilerin haberinden bir kısmı sana da gelmiş oldu. (Süleymaniye vakfı meali) Enam 35: Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse; BİR DELİK AÇIP YERİN DİBİNE İNEREK YAHUT BİR MERDİVEN KURUP GÖĞE ÇIKARAK ONLARA BİR MUCİZE GETİRMEYE GÜCÜN YETİYORSA DURMA, YAP! Eğer Allah dileseydi, elbette onları hidayet üzere toplardı. O hâlde, sakın cahillerden olma. (Diyanet meali) Enam 36: ŞÜPHE YOK Kİ, SADECE YÜREKTEN DİNLEYENLER DAVETE İCABET EDEBİLİR. Ölülere gelince: Onları yalnızca Allah diriltebilir; en sonunda hepsi O’na dönecektir. (Mustafa İslam oğlu meali) Allah Elçisine, senden önce gönderilen elçilerim yalancı yerine kondu ama onlar sabrettiler diyor. Peki, yalancı yerine konmalarının asıl nedeni neydi? İşte burası önemli. Çünkü daha önce gönderilen elçilerin tebliğ ettiği kitaplar, devre dışı bırakılmış ve yerine tıpkı günümüzdeki gibi, atalarının rivayet ve sanı inançları ile şekillendirilmiş bir din yaşıyorlardı da ondan. ELÇİLERİN GETİRDİKLERİ İLE YAŞADIKLARI DİN BİR BİRİNİ TUTMUYORDU, ONUN İÇİN İNANMAK İSTEMİYORLARDI. Bir kısım insanların, Peygamberimizi kabul etmemelerinin ilk nedeni, Allah elçi gönderecek olsaydı ÜMMİ bir elçi göndermez, bizlerin içinden gönderir diyorlardı. Allah özellikle Allah ın hak yolundan sapmış ve batılı din edinmiş toplumdan elçi göndermektense, onların dışından doğrunun ve gerçeklerin arayışında olan bir elçi görevlendirmiştir. BUNDAN ALACAĞIMIZ ÇOK BÜYÜK DERSLER VARDIR. Enam 35. ayette ise Allah, bugün inandığımız çok büyük bir yanlışın, asla gerçek olamayacağını üstüne basa basa bizlere bildiriyor örnek veriyor ama okuyan, dinleyen ve ders alanlar nerede? Bizler Kur’an ın birçok ayetinde, farklı anlamlarda bahsettiği SALÂT ve bizlerin namaz diye tercüme ettiğimiz ibadetin Kur’an da tam olarak verilmediği ve beş vakit namaz emrinin Kur’an ile değil, MİRAÇ İLE BİZLERE FARZ OLDUĞU ANLATILIR. Tabi aklını kullanıp düşünen Müslümanlar ise hemen şu soruyu sorarlar. Madem namaz miraç ile emredildi neden Kur’an da yok. Kur’an da geçen namaz emrinin, ayetlerin hükmü ne olacak? YADA ALLAH IN SİZLERİ KUR’AN DAN SORUMLU TUTUYORUM EMRİ, GEÇERLİ DEĞİL Mİ SORULARI, ELBETTE CEVAPSIZ KALIYOR. Hâlbuki Allah Enam 35. ayetinde elçisini uyarıyor ve ikaz ediyor ve şöyle diyor. Enam 34. ayetinde de elçisine sabırlı olma telkininde bulunduğunu da lütfen unutmayalım. Onların sana yüz çevirmeleri, sana hemen tabi olmayıp inanmamaları ağır mı geldi diyor ve bu görevin ne denli zor ve meşakkatli olduğunu hatırlatarak, bakın elçisini nasıl uyarıyor. “Sen sabretmeden bu tebliğ görevini daha kolaylıkla yapmak niyetindeysen, bir delik açıp yerin dibine inerek, ya da GÖKYÜZÜNE BİR MERDİVEN DAYAYIP, GÖĞE ÇIKARAK ONLARA BİR MUCİZE GÖSTER BAKALIM GÜCÜN VARSA” diye uyarıyor. Eğer Allah dileseydi onu da yapar, onlara bu mucizeyi göstererek işi kolaylaştırırdı diyor. Ama özellikle bunu yapmayarak, İMAN ETMENİN MUCİZEYLE, KORKUYLA DEĞİL, GÖNÜLDEN İNANARAK KABUL EDEREK OLACAĞININ ÖRNEĞİNİ VERİYOR BİZLERE. Allah elçisinden mucize bekleyenlere, verdiği örnekteki mucizeleri özellikle vermediğini söylediği halde, bizler Peygamberimizin miraca yani, gökyüzüne çıkarak Allah ile görüştüğünü ve namazın burada beş vakit farz olduğunu anlatanlara inanıyoruz. Böylece adeta Kur’an ın yüzlerce ayetini inkâr ettiğimizin, farkında bile değiliz. Çünkü Müslüman topluma Kur’an, anladığı dilden okutulmuyor ki, bu gerçekler fark edilemesin. Lütfen kendimize gelelim ve yaptığımız yanlışların artık farkında olalım. Allah Enam 36. ayetinde, çok önemli bir uyarı yapıyor bizlere ve diyor ki;” ŞÜPHE YOK Kİ, SADECE YÜREKTEN DİNLEYENLER DAVETE İCABET EDEBİLİR”. Buradan da anlıyoruz ki gerçek iman edenler sanı, rivayet ve atalarının inancından uzak, SADECE YÜREKTEN, KALPTEN KUR’AN I DİNLEYEN VE ONA UYANLAR ALLAH IN DAVETİNE İCAP EDERLER DİYOR. Yorum ve karar sizlerin. İmtihan sizin imtihanınız. İster asla doğruluğundan emin olamayacağınız rivayetlere uyarsınız, ister Allah ın davetine yani yalnız Kur’an a uyarak, Allah ın halis kulları arasında olusunuz. ALLAH SEÇİMİ BİZLERE BIRAKMIŞ VE ÖZELLİKLE OLAĞAN ÜSTÜ HİÇ BİR GÖSTERİ İLE ALLAH IN AYETLERİNİ TEBLİĞ ETMESİNİ ELÇİSİNİN İSTEMEMİŞTİR. ÇÜNKÜ İMANIN ZORLA, KORKUYLA DEĞİL, GÖNÜLLE VE AKILLA OLACAĞI UYARISINI, ALLAH BİZLERE BİLDİRİYOR. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  24. Bu makalemin konusu, Kur’an da yapılan tekrarlar konusu üzerine olacak. Kur’an ı okuduğunuzda aynı konuların birçok ayette tekrar edildiğini görürsünüz, farklı değişik örnekler vererek. İslam düşmanları bunu tenkit ederek, bu kitap Allah katından gelmiş olamaz, sürekli tekrarlarla dolu şeklinde tenkitlerini duyarsınız. Sizce bu tekrarların sebebi ne olabilir? Bu konuda elbette birçok şey söyleyebilirsiniz ama unutmamamız gereken en önemli konunun, Kur’an ın yazılı ve tek seferde inmeyip, 23 yılda yavaş yavaş indiği gerçeğidir. Onun içindir ki, Kur’an ayetlerinde tekrarların sürekli yapılmasının en önemli nedenlerinden bir tanesi, önceki indirilen ayetlerin tekrar hatırlatılması, unutulmaması ve özellikle konuyu daha dikkatli bir şekilde vurgulamak adınadır. TEKRAR BİR EĞİTİM ŞEKLİDİR. BU EĞİTİM ŞEKLİ HER SEVİYEDEKİ İNSANIN, KUR’AN I RAHATLIKLA ANLAMASINI, UNUTMAMASINI, KONUYU PEKİŞTİRMESİNİ SAĞLAR. Özellikle tekrarlayarak bir konuyu anlatmak, çalışmak, eğitimde çok kullanılır. Kur’an da bu eğitim şeklini özellikle kullanıyor ve Allah ın dikkatimizi çekmemizi istediği konuları, sürekli Kur’an da tekrar ediyor, böylece gündemde tutuyor. Bunun nedenini de bakın ayetlerde nasıl açıklıyor. İsra 89: Andolsun, BİZ BU KUR’AN’DA İNSANLARA HER TÜRLÜ MİSALİ DEĞİŞİK ŞEKİLLERDE AÇIKLADIK. Yine de insanların çoğu ancak inkârda direttiler. (Diyanet meali) Hud 1: Elif, lâm, râ. Bu, hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan ALLAH TARAFINDAN AYETLERİ ÖNCE SAĞLAM KILINMIŞ, SONRA DA DETAYLANDIRILIP AÇIKLANMIŞ BİR KİTAPTIR (Bayraktar Bayraklı meali) Enam 105: BÖYLECE BİZ AYETLERİ GENİŞ GENİŞ AÇIKLIYORUZ Kİ, «Sen ders almışsın» desinler de, biz de anlayan toplum için Kur'an'ı iyice açıklayalım.(Diyanet vakfı meali) Bu ayetlerden de anlıyoruz ki, Allah bir konuyu tek bir ayette anlatıp geçmiyor. Daha iyi anlaşılması için, zamana yayıyor ve farklı konularda, farklı örneklerle aynı konuyu işliyor, tekrar ediyor ki, bizler daha iyi anlayalım. Zümer suresi 23. ayetinde de Allah, bu konuda şöyle söylüyor "ALLAH, AYETLERİ BİRBİRİNE BENZEYEN VE YER YER TEKRAR EDEN KİTAP'I SÖZLERİN EN GÜZELİ OLARAK İNDİRMİŞTİR." Onun için de Allah ayetinde, her türlü misali, değişik şekillerde verdik, yani tekrar ettik diyor. Hud suresi 1. ayetinde de aslında sorumuza ışık tutuyor ve diyor ki, Allah tarafından ayetler önce sağlam kılınmış, yani bizler için en doğru hüküm verilmiş, daha sonraki ayetlerde de bu hükümler tekrar edilerek en ince detayına kadar açıklanmış, genişçe izah edilmiştir diyor. Buradan da şunu rahatlıkla anlayabiliriz. Allah bir konuyu özellikle tekrar ediyor ki, dine nifak sokmaya çalışanlar, ayetlerde bir kelimeye farklı anlamlar vererek, aslında Allah bu ayette bu kelimeyle şunu kast ediyor diyerek, farklı bir anlam vermeye çalışanlar olursa, onların dine ilave etmeye çalıştığı, Allah ın koymadığı bir hükmü hemen fark edelim ve anlayalım. BURADAN ŞUNU RAHATLIKLA SÖYLEYEBİLİRİZ, ALLAH HÜKMÜNÜ DOLAYLI VERMEZ, AÇIKÇA AYETLERİN GENELİNE SAYARAK, NİCE ÖRNEKLERLE İZAH EDER, AÇIKLAR. Bu konu ile ilgili bir başka örnek vermeden önce, sizlere bir konu hakkında bilgi vermek istiyorum. Sizlerde karşılaşmışsınızdır, İslam ve Kur’an düşmanları tarafından, Kur’an ın farklı Mushaflarının olduğu İslam toplumunda şüphe uyandırmak için söylenir ve Müslümanlar, KUR’AN IN BİR HARFİ BİLE DEĞİŞMEMİŞTİR dedikleri halde, orijinalinde farklı Kur’an ların olduğu örnekleri verilir. Söyledikleri aslında doğrudur. Müslüman âlemi öyle bölünmüştür ki, ne yazık ki okudukları Kur’an da bile ayetlerde kelimelerin ya da harflerinin, RİVAYET HADİSLERİN ETKİSİYLE YA DA ART NİYETLİ KİŞİLER TARAFINDAN, farklı yazılmış olanlarını görebilirsiniz. Yine fitne sokucular, şüphe yaratmak adına, Kur’an da Allah, KİTABI BEN KORUYORUM dediği halde bu farklılığın, Kur’an ın Allah kelamı olmadığını gösterir, şeklindeki tezlerinden etkilenen Müslümanların olması kaçınılmazdır. Tabi Kur’an ı dikkatle okumayıp, batılın ve hurafenin etkisinde kalmışsanız, bu sözlerden etkilenmemek mümkün değil. Yine fitne sokucular, Müslümanlar Kur’an değişmemiştir diyorlar ama Tevrat ve İncil de Allah kelamı, neden onların değiştiğine inanıyorlar diyerek, toplumun kafasını karıştırmaya çalışıyorlar. Allah yeni bir kitap göndermeden, bir önceki kitabı koruması altından çıkarmaz. Hatta Kur’an indirilirken, birçok konunun hala kitap ehlinin, ellerindeki kitapta yazılı olduğu uyarısının örneğini Kur’an verir. Daha sonrada hükmü kalkan bir kitabın korunmasının mantığı olamayacağından Allah, yalnız Kur’an ı koruması altına aldığını açıkça bildiriyor ve diyor ki, SİZLERİ KUR’ANDAN SORUMLU TUTUYORUM. Bu dünyada da bizleri yönetenler, yeni bir kanun çıkardıklarında, eski kanun hükümsüz olduğu için, anayasa kitabından çıkartılır. Allah ın Kur’an ayetlerinde birçok konuyu, farklı ayetlerde farklı konularda özellikle tekrar etmesinin en önemli nedenlerinden birisi de, Allah ın geleceği biliyor olması ve Kur’an üzerinde şüpheler yaratmaya çalışanların oyununu bozmak adınadır. Ayetlerde geçen kelimelerin, anlamları ile oynanması ya da ilave edilip çıkartanların oyununu bozmak adına, aynı konular birçok kez diğer ayetlerde tekrar edilmiştir. Bir ayette geçen bir kelime ya da hüküm, eğer Kur’an ın başka bir ayetinde farklı geçiyor ve izah ediliyorsa, art niyetli kişilerin ayette geçen kelimelerin anlamları ile oynaması, ya da kendilerince ayetler ilave etmesinin hiçbir hükmü olmayacak, bu yalan iftiralar hemen fark edilecektir. TABİ DÜŞÜNEN, AKLINI KULLANAN BUNU ANLAYACAKTIR. Kur’an ayetlerindeki tekrarların önemini fark edebilmek için, yine Kur’an da Allah ın uyarılarına dikkat ederek Kur’an ı okursak, asla art niyetli insanların oyununa gelmeyiz. Allah birçok ayetinde, bizlerin Kur’an ı okurken, ayetler üzerinde düşünmemizi, aklımızı kullanmamızı ister. Eğer bizler düşünmeden okur geçersek, bizleri Allah ile aldatanların, dinimize nifak sokanların tuzağına kolaylıkla düşeriz. Eğer düşünerek dikkatli bir şekilde okursak, Allah ın birçok ayetinde verdiği hükmü, bir başka ayetinde bunun tersini söylemeyeceğini bildiğimiz için, bizlere yapılan tuzağı fark edecek ve böylece ALLAH IN KORUMASINDAKİ BU MUCİZE KUR’AN DAN İSTİFADE EDEBİLECEĞİZ. KUR’AN DAKİ KONULARIN TEKRARININ EN ÖNEMLİ FAYDASI, ŞEYTANIN VE ŞEYTANLAŞMIŞ İNSANLARIN TUZAĞINA DÜŞMEMEMİZ ADINA, ALLAH IN AKLINI KULLANAN HALİS KULLARINA, SUNDUĞU BİR NİMETTİR. Kur’an ın bir harfinin, ya da bazı kelimelerin anlamlarının değiştirilme çabaları, tüm Kur'an Mushaflarının değiştirildiği anlamına gelmez. Değiştirme çabalarını görüyoruz ve şahit oluyoruz. Ama bu çabalar boşa gidiyor. Kur'an bütünlüğünde, Kur’an ın hükümlerinin yani mana ve anlamının asla değiştirilemeyeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü Allah, bu art niyetli kişiler amaçlarına ulaşmasınlar diye, aynı konuyu başka ayetlerde tekrar etmiştir. İmamı Azam Ebu Hanife, Kur’an ayetleri konusundaki düşüncesini bakın nasıl söylüyor. “Kur’an kâğıtlarda Yazılmış ve bizim Okuduğumuz Lafızlar değildir. Esas Kur’an o lafızların taşıdığı manadır ki, bir kelam-i nefsi ( ALLAH ın zati ile var olmaya devam eden söz ) olarak kalıptan kalıba dökülür. O kalıplar sonradan yaratılmış ( Muhdes ) Varlıklardır. Oysaki esas Kuran, MAHLÛK olmayan bir MANADIR.” Din düşmanlarının, Allah ın kitabını değiştirme çabaları hep oldu ve olacakta. Allah Nahl 98. ayetinde, KUR’AN I OKUMAYA BAŞLAMADAN ÖNCE, KOVULMUŞ ŞEYTANDAN ALLAH A SIĞIN DER. Bunun anlamı, bizlerin Kur’an ı anlayabilmesi için, önce kafamızdaki bizlere öğretilen şeytanın dayattığı batıldan kurtularak, Kur’an ı okumamız gerektiğini Allah söylüyor. Eğer bunu yapmazda batıl ve yanlış ataların inancının etkisiyle Kur’an ı okursak, İslam düşmanlarının Kur’an a bizzat yaptığı ilavelerin asla farkına varamayız. İster kelimelerin anlamlarını değiştirsinler, Kur’an ı tercüme ederken ilaveler yapsınlar, isterse ayetlerin orijinaline ilaveler yapsınlar hiç önemli değil. Allah ın önerdiği yolu ve yöntemi kullanarak Kur’an ı okursak, Allah ın O müthiş anlatım şekliyle, yaptığı tekrarlarla, bizleri uyaracak, dikkatimizi çekecek ve fitnelerin aldatmacalarını hemen fark edeceğiz. ALLAH IN KUR’AN I KORUMASINI, BU MANTIKLA ANLAMALIYIZ. ALLAH KUR’AN I KORUMUŞ, AMA SEN O KORUNAN AYETLERİ FARK EDEBİLMEK İÇİN, MUTLAKA AKLINI KULLANMAN, DÜŞÜNMEN VE AYETLER ARASINDA BİR BAĞ KURMAN GEREKİYOR. EĞER AKLINI BİR KENARA KOYUP BİRİLERİNE TABİ OLDUYSAN, ALLAH IN YOLUNDA YÜRÜMEN VE KUR’AN DAN İSTİFADE ETMEN, HİÇ MÜMKÜN DEĞİL. Bu dünyada hepimiz imtihandan geçiyoruz. Lütfen unutmayalım, düşünmeden aklımızı Kur’an ile kullanmadan eğer birilerine tabi olursak, inanın hesap günü çok pişman oluruz. Allah bizleri aldatacaklarını ayetlerinde bizlere söylüyor ve uyarıyor. Allah ın kitabını da, değiştirme çabalarının olacağı örneğini de veriyor. Hatta Ali İmran 78. ayetinde; “KİTAPTA OLMAYAN BIR ŞEYİ, SİZ KİTAPTAN SANASINIZ DİYE, DİLLERİYLE KITABI ÇARPITIRLAR.” Diyerek, bizleri her konuda aldatacakları uyrısını yapıyor. Enam suresi 104 ayetinde bu uyarıyı tekrar ederek, SİZE RABBİNİZEN GÖNÜL GÖZÜ ANLAMA, KAVRAMA KABİLİYETİ GELMİŞTİR, KİM GÖRÜRSE KENDİ YARARINA, KİM KÖRLÜK EDESE KENDİ ZARARINA diyerek, Kur’an ı mutlaka düşünerek bir öğrenci misali anlamaya çalışmamız gerektiği uyarısını yapıyor. Kamer 17: Andolsun biz, KUR’AN’I DÜŞÜNÜP öğüt almak için KOLAYLAŞTIRDIK. Var mı düşünüp öğüt alan? (Diyanet meali) Nisa 82: HÂLA KUR'AN ÜZERİNDE GEREĞİ GİBİ DÜŞÜNMEYECEKLER Mİ? Eğer o, Allah'tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı. (Diyanet vakfı meali) Muhammed 24: ONLAR KUR'AN'I DÜŞÜNMÜYORLAR MI? Yoksa kalplerinin üzerinde kilitleri mi var? (Elmalı meali) Yunus 42: İçlerinde seni dinleyenler de vardır. PEKİ, HELE BİR DE AKILLARINI KULLANMIYORLARSA, sağırlarsa sen mi işittireceksin? (Bayraktar Bayraklı meali) Yunus 100: Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir kimse iman edemez. Allah, AZABI AKILLARINI KULLANMAYANLARA VERİR. (Diyanet meali) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  25. Günümüzde biz Müslümanlar, geçmişte kitap ehlinin yaptığı yanlışları öyle tekrarlıyoruz ki, bazen biz mi yoksa onlar mı Allah ın yolundan daha fazla sapmış, doğrusu karar veremiyorum. Bu makalemde sizlerin düşünmenize vesile olmak istediğim konu, sizce Yahudi ve Hıristiyanların içinden Kur’an a göre cennete gidecek var mıdır, sorusu üzerine olacak. Ne yazık ki bu konuda, Yahudi ve Hıristiyanların yaptığı yanlışın aynısını, günümüzde bizler tekrarlıyoruz. Onlar şöyle söylüyorlardı. Bakara 111: Kitap ehli, “YAHUDİLER VEYA HIRİSTİYANLAR HARİÇ, HİÇ KİMSE ASLA CENNETE GİREMEYECEK” dediler. Bu onların kuruntusudur. Sen de onlara de ki, “Eğer gerçekten doğru söylüyorsanız, delilinizi getiriniz.” (Bayraktar Bayraklı) Yahudi ve Hıristiyanlar, özellikle kendilerinden olmayan tüm inancı karşılarına almış ki, buna Müslümanlarda dâhil, bizden olmayan cennete giremez diyorlardı. Peki, ellerindeki kutsal(Tevrat, İncil) kitap mı öyle diyordu sizce? Elbette hayır. Atalarından intikal eden batıl ve hurafe inançların etkisiyle tüm bunlar söyleniyordu. Peki, bunu tüm Yahudi ve Hıristiyan toplum mu söylüyordu? Elbette hayır onların içindende azınlıkta olsa da doğrunun arayışında olanlar vardı. Ama Allah verdiği örneklerle genel çoğunluğun yaptığı yanlışları bizlere bildiriyor. Bakın Allah kitap ehlinin içindeki o azınlıklar konusunda ne diyor bizlere. Ali İmran 113–114: KİTAP EHLİNİN HEPSİ AYNI DEĞİLDİR. Onların arasında, gece boyunca Allah'ın ayetlerini okuyan ve secdeye kapanan dosdoğru insanlar da vardır. ONLAR, ALLAH'A VE ÂHİRET GÜNÜNE İNANIRLAR; DOĞRU OLANI EMREDER, EĞRİ OLANDAN ALIKOYARLAR VE HAYIRLI İŞLERDE BİRBİRLERİYLE YARIŞIRLAR. İŞTE BUNLAR ERDEMLİ İNSANLARDANDIR. (Bayraktar Bayraklı meali) Bakın Allah kitap ehlinin hepsini aynı kefeye koymuyor ve onların içinden bir ayrım yapıyor ve onların özelliklerini sayıyor. Bizler bu uyarıdan, bilgiden faydalanmadan fikirle yürütürsek, yanlış yapmış oluruz. Burası çok önemli. BU İNSANLAR BATILDAN VE HURAFEDEN UZAK, YALNIZ ALLAH IN İNDİRDİĞİ KİTABA TABİ OLMAK İÇİN ÇABA HARCARLARDI DİYOR. Secdeye kapanan dosdoğru insanlardı demek, yalnız Allah a kul olan ondan başka hiç kimseye kulluk yapmayan, yardım istemeyen, şefaat beklemeyen, yalnız ona secde edenler olduğu açıkça bildiriyor. Bu azınlık kişilerin özelliğini saymaya devam ederken, onlar ALLAH A VE AHİRET GÜNÜNE İNANIRLAR, DOĞRU OLANI EMREDER, EĞRİ OLANDAN SAKINIRLAR VE HAYIRLI İŞLERDE BİRBİRİYLE YARIŞIRLAR DİYOR. İşte Allah ın sevgili kulu olmak ve onun cennetine gitmek isteyenler, Allah ın böyle kullarından olması gerekiyor. Aynı konu Maide 69, ayette de bahsediliyor. Böyle kişiler asla üzülecek değillerdir diye belirtiyor Allah. Şimdi yazacağım ayet üzerinde düşünelim. Bakara 62: Şüphesiz, inananlar, Yahudi olanlar, Hıristiyanlar ve Sabiilerden ALLAH'A VE AHİRET GÜNÜNE İNANIP YARARLI İŞ YAPANLARIN ECİRLERİ RABLERİNİN KATINDADIR. ONLAR İÇİN ARTIK KORKU YOKTUR. Onlar üzülmeyeceklerdir. (Diyanet meali) Bu ve benzeri ayetler ne yazık ki günümüz İslam toplumunda, geçmiş kitap ehlinin zihniyetinden çok farklı anlaşılmamış. Onların yaptığı yanlışın aynısını yapıyoruz ve diyoruz ki, cennete gitmek için Kur’an a ve Peygamberine inanmanız yani Müslüman olmanız gerekir. Sanki cennetin kriterlerini biz koymuşuz, anahtarı da bizde, TÜM ŞARTLARIN GEREĞİNİ BİZLER YERİNE GETİRİYORUZ DA, tüm kararları biz veriyoruz gibi. Hâlbuki bizlerin konuşacağı ve fikirler üreteceğimiz bir konu değil bu. Bağışlamak ve affetmek yalnız Allah ın tekelindeyse, bizlere ne oluyor da, sırf ismi Müslüman ve Kur’an a inandı diye cennetlik yaptık ya da tam tersini söyleme cesaretini gösteriyoruz. Bakara 111. ayette ne demişlerdi Yahudi ve Hıristiyanlar, bizden olmayan cennete giremez. Peki Allah nasıl bir cevap vermişti şimdi onu hatırlayalım. Bakara 112; Bilakis, kim iyilik yaparak bütün benliğini Allah'a teslim ederse, onun ödülü Rabbinin katındadır. ÖYLELERİ İÇİN NE BİR KORKU VARDIR NE DE ÜZÜNTÜ ÇEKERLER. (Bayraktar Bayraklı meali) Bakın Allah kendilerini temize çıkartan kitap ehlini nasıl uyarıyor. Bu ayetin devamında yani Bakara 113. ayetinde, Yahudiler ve Hıristiyanlar bakın birbirilerini nasıl suçluyorlar siz yanlış yoldasınız diye. Bakara 113: Kitab’ı (Tevrat’ı) okudukları halde, Yahudiler, “HIRİSTİYANLARIN BİR TEMELİ YOKTUR”; Hıristiyanlar da “YAHUDİLERİN BİR TEMELİ YOKTUR” derler. Bilmeyenler de böyle söylerler. Allah, anlaşamadıkları konuda Kıyamet günü aralarında kararını verecektir. (Süleymaniye vakfı meali) Hatırlatmak isterim, ayetlerde Yahudi ve Hıristiyan diye çevrilmiş kelimeler dinin adı değil, Hz. Musa ya ve Hz. İsa ya inanan toplumlara verilen isimdir. Allah ın indirdiği tüm dinlerin adı İSLAM dır. Dikkat ederseniz her iki kitap ehli bir birilerini yoldan sapmakla suçluyorlar ve kendilerinin cennetlik olduğuna inanıyorlar. Ama Allah aralarındaki bu durum hakkında, kıyamet günü kararını vereceğini belirtiyor. Aslında çıkacak kararı da Kur’an elbette açıklıyor ve doğru olmanın şartlarını tek tek sayıyor. Gelelim günümüze. Müslüman toplumunun genel çoğunluğu, Kur’an a iman etmeyen cennete gidemez diyerek kestirip atıyor. Hâlbuki Allah asla böyle yapmamış Kur’an da ve yapılan yanlışlardan ders alın, kendinizi temize çıkarmadan doğru yolda olmaya çalışın demiş. İNANMAMIZ GEREKEN KİTABA İNANDIK DEMEK Mİ GERÇEK İMAN OLUR, YOKSA ALLAH IN İSTEDİKLERİNİ HAYATINA GEÇİRMEKLE Mİ? Hemen kendimize tekrar soralım. Allah ın cennetinin vizesini almanın şartları neydi? Bunu iyi anlayalım ki, boşu boşuna bizler kesin cennete gideceğiz diye kendimizi avutmayalım. ALLAH BANA ASLA EŞ KOŞMAYIN, YANİ BENDEN BAŞKA VELİ EDİNİP ONLARIN ARDINA DÜŞMEYİN, YALNIZ BANA KULLUK EDİNİN DİYOR. Bu emri yerine getirmek için Allah ın gönderdiği hangi kitabına inanıyorsanız inanın fark etmez, hepsinde aynı emir var. Elbette güvenebileceğimiz bilgi, kaynak günümüzde yalnız Kur'an var bunu hatırlatmak isterim. Cennetliklerin özelliklerinden bahsederken Allah, ONLAR ALLAH A VE AHİRET GÜNÜNE İNANIRLAR diyor. Şöyle diyebilirsiniz, kitap ehlinin hepsi Allah a ve ahiret gününe hesap gününe inanıyor. Bunda bir sorun yok diyebilir siniz. Ama tam tersine, büyük bir sorun var. Yahudilerde Hıristiyanların genel çoğunluğu da, ahiret gününde günahlarının bağışlanacağı Allah dan başka bir kurtarıcının olacağına inanıyor. BUNA BİZ MÜSLÜMANLARDA DÂHİL DEĞİL MİYİZ? Bizler eğer hiçbir şefaatin fayda etmediği o güne inanmıyor da Peygamberler ve veli kişilerde o gün bizlere şefaat edecektir diyorsak, ALLAH IN EMRETTİĞİ HESAP GÜNÜNE İNANMIYORUZ DEMEKTİR. Allah ın, günahlarını affedecekleri arasında saydıkları kişilerin, bir başka özelliklerini de sayarken, DOĞRU OLANI EMREDER, EĞRİ OLANDAN ALIKOYARLAR VE HAYIRLI İŞLER YAPAR, İNSANLARA YARDIM EDERLER, HAYIRDA BİRBİRİLERİ İLE YARIŞIRLAR DİYOR. SİZCE ALLAH IN SAYDIĞI BUNCA GÜZEL DAVRANIŞLARI YAPANLARIN, ADININ NE OLMASI ÖNEMLİMİ? Allah ın gönderdiği tüm kitaplarda aynı emir var. Elbette önemli değil. Hemen kendimize sorarlım, bizler Müslüman’ız mutlaka cennete gideceğiz diyoruz da, acaba Allah Kur’an da ne diyor hiç düşünüyor muyuz? Yoksa Kur’an da her bilgi yoktur diyerek, kitap ehlinin yanlış inancını bizlerde mi yaşıyoruz? Allah ın saydığı vasıflar bizde var mı? Bizler Allah a eş koşmuyor muyuz, yoksa Allah ın yetkilerini elçisine, edindiğimiz veli insanlara da mı veriyoruz? Allah ın emrettiği hesap gününe inanıyor da, Allah dan başka şefaatçi yoktur mu diyoruz, yoksa kitap ehlinin yaptığı yanlışı mı yapıyoruz? Bizler her kim olursa olsun, doğruluk adaletle ve hayırlı işlerde mi yarışıyoruz, yoksa tüm bunları bizim gibi düşünmeyenlere, reva görmüyor muyuz? NE DERSİNİZ BU DURUMDA, BİZ CENNETİ HAK EDİYOR MUYUZ? Bu konuyu daha tarafsız, objektif düşünebilmeniz için, sizlere bir örnek vermek istiyorum. Lütfen kararınızı kendiniz veriniz. Allah ın güven elçisi Peygamberimiz, bildiğiniz gibi ÜMMİYDİ. Yani hiçbir kitap ehline tabi değildi. Hatta Allah ne diyordu ayetinde? “SEN DAHA ÖNCE DİN İMAN NEDİR BİLMEZDİN, SENİ DOĞRU YOLA BİZ İLETTİK.” Çünkü Peygamberimiz, yaşanan dinin Yahudi ve Hıristiyan toplumlarının genel çoğunluğunun yanlış yaşandığını gördüğü için, Peygamberimiz onlara tabi olmamış, ama Allah ın biraz önce saydığımız tüm özelliklerini kendisinde toplayan, toplumda sevilen, sayılan, doğruların arayışında olan güvenilen bir insandı. Allah ın elçisi, o günkü yaşanan inancın etkisiyle onlardan uzak durduysa, günümüzde yaşanan İslam ın onca şiddetini, yanlışını, tutarsızlığını gören diğer toplumlar, insanlar sizce İslamiyet hakkında ne düşünür? Onlara gelin, en son kitap Kur’an a tabi olun desek bize güvenirler mi? MÜMKÜN DEĞİL, ÇÜNKÜ İSLAMI YOLDAN ÇIKMIŞ YAŞIYORUZ VE ONLAR İSLAMI BÖYLE BİR DİN ZANNEDİYORLAR. DAHA AÇIKÇASI DÜNAYA YA ÖRNEK OLAMIYORUZ. Bu durumda Yahudi ve Hıristiyanların içinde, Allah ın saydığı özellikleri yaşayan bir insan, cennet e gidemez diyebilir miyiz? Bunu nasıl söyleriz, aklımızı yitirdik yoksa? Birde şöyle düşünün lütfen. Diyelim ki, Hz. İsa son Peygamberdi, yaşanan din yoldan saptığı ve doğru yaşanmadığı için Hz. Muhammed onlara tabi olmadı ama doğrunun arayışında güvenilir, yardım sever, dürüst bir insan oldu ve öyle vefat etti. Sizce bu durumda Hz. Muhammed herkese örnek olan, toplumda sevilen, bu insan cennete gidemez diyebilir miydiniz? ALLAH RESULÜMDE, SİZLER İÇİN GÜZEL ÖRNEKLER VARDIR DİYOR KUR’AN DA HATIRLAYALIM. ÜMMÜ OLUŞUNDA DA ÇOK ÖNEMLİ BİR ÖRNEKLİK VARDIR, LÜTFEN BU ÖRNEK OLUŞUNU GÖZ ARDI ETMEYELİM. Allah Kitap ehlinin arasından değil de, hiçbir inanca tabi olmayan ama doğru ve gerçeklerin arayışında olan bir RESUL görevlendiriyor. SİZCE BUNDAN ALACAĞIMIZ DERSLER YOKMU? Bahsettiğimiz konuyu doğru anlayabilmek istiyorsak, Peygamberimizin ümmi oluşundan, gereken dersleri almalıyız. Birde olayı bu pencereden bakarak değerlendirelim lütfen. Şunu söyleyemeyiz, o dönemde ne İncilin nede Tevrat’ın gerçeği yoktu, onun için Peygamberimiz onlara tabi olmamıştır. Allah bir yeni kitap göndermeden, en son gönderdiği kitabı korumasından asla çıkarmaz, çünkü bu adaletsizlik olurdu. Bu konuda birçok ayet vardır ki, Kur’an ın ellerindeki kitabı tasdik ettiği bilgisini verir. Maide 43. ayette hatta ne diyordu hatırlayalım. “ALLAH'IN HÜKMÜNÜN BULUNDUĞU TEVRAT YANLARINDA İKEN, NE YÜZLE SENİ HAKEM TAYİN EDİYORLAR DA, SONRA BUNDAN YÜZ ÇEVİRİYORLAR? İŞTE ONLAR İNANMIŞ DEĞİLLERDİR.” Buradan da anlaşılıyor ki insanlar yaşanan dine bakıyor ve değerlendirme yapıyor, insanları etkiliyor. Değerli din kardeşlerim. Lütfen bizlere öğretilenlerin etkisinden kurtulalım ve Allah ın Kur’an da emrettiklerinin etkisine girelim ki, Allah ın istediği kul olalım ve böylece cennetin vizesini alanların safında olalım. BİZLER KİMLERİN CENNETLİK OLACAĞINI HESAPLAMAYI BIRAKALIM, KENDİMİZE BAKALIM. KENDİMİZİ TEMİZE ÇIKARTIP, BAŞKALARININ İNANCI HAKKINDA YORUMLAR YAPMAYALIM. KARAR VEREN TEK MAKAM ALLAH TIR, LÜTFEN UNUTMAYALIM. Maide 105: Ey iman edenler! SİZ KENDİNİZİ DÜZELTİN. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman Allah, size yaptıklarınızı haber verecektir. (Diyanet meali) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.