İçeriğe atla
View in the app

A better way to browse. Learn more.

Tartışma ve Paylaşımların Merkezi - Türkçe Forum - Turkish Forum / Board / Blog

Ana ekranınızda anlık bildirimler, rozetler ve daha fazlasıyla tam ekran uygulama.

To install this app on iOS and iPadOS
  1. Tap the Share icon in Safari
  2. Scroll the menu and tap Add to Home Screen.
  3. Tap Add in the top-right corner.
To install this app on Android
  1. Tap the 3-dot menu (⋮) in the top-right corner of the browser.
  2. Tap Add to Home screen or Install app.
  3. Confirm by tapping Install.

halukgta

Φ Üyeler
  • Katılım

  • Son Ziyaret

halukgta tarafından postalanan herşey

  1. Bizler eğer Kur’an’ın emretmediği konuları, din diye kabul etme çabasında değilsek, Allah’ın önerdiği gibi, yalnız Kur’an’ın ipine sarılarak onu anlamaya çalışıyorsak, asla bizleri hiç kimse Allah ile aldatamaz, kandıramaz. Bizleri Kur’an’dan uzaklaştırıp batılı, hurafeyi, öyle sanı sözleri din diye kabul ettirdiler ki, Kur’an gerçeklerini topluma anlatmak inanın çok zor oluyor. Bu makalemin konusu, Araf suresi 157. ayette geçen bir cümleye, öyle anlamlar veriyorlar ki, Kur’an’ın neredeyse tamamına ters düşüyor ve bu sözlere inanmakla da, yüzlerce ayet devre dışı kalıyor. Bu yöntemle ne yazık ki bizler, Allah’ın ayetlerine uymamız gerekirken, ayetleri kendi inançlarımıza uydurmaya çal Ayeti önce yazalım, daha sonra birlikte düşünelim. Araf 157: Onlar, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları Resule, O ÜMMÎ NEBİYE UYAN KİMSELERDİR. O, onlara iyiliği emreder, onları kötülükten alıkoyar. Onlara İYİ VE TEMİZ ŞEYLERİ HELÂL, KÖTÜ VE PİS ŞEYLERİ HARAM KILAR. Üzerlerindeki ağır yükleri ve zincirleri kaldırır. Ona iman edenler, ona saygı gösterenler, ona yardım edenler ve ONA İNDİRİLEN NURA (KUR’AN’A) UYANLAR VAR YA, İŞTE ONLAR KURTULUŞA ERENLERDİR. Ayetin ilk cümleleri çok önemli. Daha önce gelen kitapta, geleceği bilinen RESULE diye başlıyor ve devamında, O ümmi NEBİYE uyanlardan bahsediliyor. Hatırlatmak isterim, vahyi tebliğ ederken Resullük görevini yaptığı için, ilk önce Resul diyor. Daha sonrada O ümmi Nebiye uyan kimseler diye geçiyor ayette. Çünkü iki farklı anlamlara geliyor. Bu ayette geçen, “RESUL İYİ VE TEMİZ ŞEYLERİ HELÂL, KÖTÜ VE PİS ŞEYLERİ HARAM KILAR.” Bu sözlerden, demek ki Allah’ın Resulü de Allah’ın haram kıldığı gibi haramlar koyabiliyormuş anlamı veriliyor. Tabi bunu söylediklerinde, Kur’an’ın onlarca hatta yüzlerce ayetini inkâr etmiş oluyorlar. Resul Allah’ın haram dediklerini tebliğ etmekle görevli. Çünkü Allah Resule düşen, açık bir tebliğden başka bir şey değildi, demiyor muydu Allah ayetinde? Dikkat ettiyseniz ÜMMİ Nebi diyor. Çünkü dini konularda hiç bir bilgisi olmadığı için Ümmi diyordu, bu durumda Ümmi olan Nebi Kur’an’dan öğrendiği bilgileri, yani helali haramı Kur’an’dan tebliğ ettiği, çok açık anlaşılıyor. Nebi Allah’tan aldığı vahyi hayatına geçirdiği ve ümmetine örnek olduğu için özellikle Nebi diyordu ayette. Allah bu düşüncenin tam tersini, birçok kez bizlere Kur’an’da bildiriyor. Ayetin sonundaki cümleye baksalar, aslında Allah’ın Resulünün, yalnız Kur’an’da Allah’ın koyduğu kurallara hükümlere, helal ve haramlara uyulması gerektiğini anlattığını anlayacaklardı, ama nefisleri onlara engel oluyor. Bakın ayetin sonunda ne diyor. “ONA İNDİRİLEN NURA (KUR’AN’A) UYANLAR VAR YA, İŞTE ONLAR KURTULUŞA ERENLERDİR” Demek ki Allah’ın Resulü, iyi ve temizi helal kılanın, kötü ve pis şeyleri de haram kılanın, Allah’ın kitabı/nuru olduğunu ve kurtuluşa erenlerinde, yalnız Kur’an’a uyanlar olacağını apaçık bildiriyor. Bakara suresi 5. ayette de Allah, aynı konuda bizleri uyarıyor ve ne diyordu? “İşte onlar, RABLERİNDEN GELEN BİR HİDAYET ÜZEREDİRLER VE KURTULUŞA ERENLER DE ANCAK ONLARDIR.” Resul elçi demektir ve elçide verilen görevi, bilgiyi, hiç ilave yapmadan ileten anlamındadır. Allah Resulüne onlarca ayetinde, yalnız Kur’an’ı tebliğ et dedikten sonrada öyle bir ikaz ediyor ki, bunun dışına çıkmış olsaydın, bakın sana ne yapardım diyor. Bu uyarıyı alan Allah’ın Resulü, sizce Allah’ın dinine, tek kelime ilave yapar mı? İsra 73–74–75: Müşrikler, SANA VAHYETTİĞİMİZDEN BAŞKA BİR ŞEYİ YALAN YERE BİZE İSNAT ETMEN İÇİN seni, nerdeyse, sana vahyettiğimizden saptıracaklar ve ancak o takdirde seni candan dost kabul edeceklerdi. Eğer seni sebatkâr kılmasaydık, gerçekten, nerdeyse onlara birazcık meyledecektin. O ZAMAN, HİÇ ŞÜPHESİZ SANA HAYATIN VE ÖLÜMÜN SIKINTILARINI KAT KAT TATTIRIRDIK; sonra bize karşı kendin için bir yardımcı da bulamazdın. (Diyanet vakfı meali) Bu ayetten de çok açık anlaşılıyor ki, Allah Resulünü uyarmış ve sana vahyettiğimizin dışında, tek kelime bile dine ilave ederek tebliğ etmiş olsaydın, SANA HAYATIN VE ÖLÜMÜN SIKINTILARINI KAT KAT ARTTIRARAK TATTIRIRDIK DİYOR. Araf 157. ayetin başında, Allah’ın Resulünün geleceği, daha önceki kitaplarda yazılı olduğunu söyledikten sonra, çok dikkat çekici ve üzerinde düşünmemiz gereken bir kelime kullanıyor, Allah Resulü için. ÜMMİ NEBİ. İnanın bu kelime çok ama çok önemli. Peki, neden özellikle size ÜMMİ bir Nebi gönderdim demiş olabilir? Tabi ümmi kelimesinin anlamını da kendilerince değiştirdikleri için bu ve benzeri ayetleri de doğru anlamak mümkün olmuyor. ÜMMİ bizlere anlattıkları gibi, okuma yazma bilmeyen anlamında değil. ÜMMİ, kitap ehlinden olmayan anlamında. Yani Allah’ın Resulü Ne Yahudi nede Hıristiyan toplumuna tabi olmamıştı. Onların inançlarını sorguladığında batıl ve yanlış bir yol üzerinde olduklarını gördüğü için, doğruların gerçeklerin arayışı içindeydi. YANİ ALLAH’IN ERESULÜNÜN DAHA ÖNCE, DİNİ KONULARDA HİÇBİR BİLGİSİ YOKTU. DİN ADINA NE ÖĞRENDİYSE, KUR’AN’DAN ÖĞRENMİŞTİ. ONUN İÇİNDE ALLAH’IN RESULÜ GÖREVİ GEREĞİ YALNIZ ÜMMETİNE KUR’AN’I TEBLİĞ ETMİŞTİR. Böyle bir Resulün, kendisi de haşa Allah gibi haramlar koyabilir mi? Her şeyden önce, dini konularda hiç bir bilgisi yok. Resul ne öğrendiyse, Kur’an’dan öğrendi. Ankebut 48. ayetinde de Allah, yine Resulün ümmi oluşunu bizlere anlatırken şu sözleri söylüyordu. “ Sen daha önce, HERHANGİ BİR İLAHÎ KELÂMI OKUMUŞ, YA DA ONU KENDİ ELLERİNLE YAZMIŞ DEĞİLDİN” Yani sen daha önce kitap ehline tabi olmadığın için, dini kitapları okuyup yazmamıştın. Eğer öyle olmasaydın, senin hakkında kuşkuya düşerlerdi, yani bu Kur’an’ın ayetlerini sen yazmışsın derlerdi diyor Allah. Ümmi konusunda ki detayı da zaten, Kur’an’dan öğreniyoruz ve bakın Allah bu konuya açıklık getirmek için ne diyor. Şura 52: İşte böylece sana da emrimizle Kur’an’ı(Ruhu) vahyettik. SEN, KİTAP NEDİR, İMAN NEDİR BİLMEZDİN. FAKAT BİZ ONU KULLARIMIZDAN DİLEDİĞİMİZİ KENDİSİYLE DOĞRU YOLA ERİŞTİRDİĞİMİZ BİR NUR KILDIK. Şüphesiz ki sen doğru bir yolu göstermektesin (Diyanet vakfı) Bakın Allah Resulünün, ÜMMİ oluşundan neyi kast ettiğini ve Resulünü ne ile eğiterek doğru yola eriştirdiğini, açıkça nasıl bizlere bildiriyor. Bu durumda Allah’ın Resulü, nasıl olurda Kur’an’ın dışından helal haramlar koyacağına inanırız, hiç mi Kur’an’dan ders almadık? Allah’ın Resulü dersini Kur’an’dan almış ve ümmetine neyin helal neyin haram olduğunu, kendi düşüncelerine göre değil, KUR’AN’DAN ALDIĞI BİLGİLERİ İLETMİŞ, TEBLİĞ ETMİŞTİR. Tekrar hatırlatmak istiyorum. Allah Resulünün, görev tanımını bizlere bildirirken ne diyordu? “SENİN GÖREVİN SADECE, TEBLİĞ ETMEKTİR.” (Rad 40) Bizlerde okulda öğrendiğimiz bilgiler için, öğretmenimiz bizlere bugün şunları öğretti deriz. Ama o bilgileri öğretmen kendisi bulmuş değildir. Onunda öğrendiği bir kaynak vardır. Ne yazık ki cahiliye toplumunun yaptığı fitneyi, günümüzde atalarının rivayet inançlarını yaşamak isteyenlerde aynısını yapıyor. Ali İmran 78. ayetinde, cahiliye toplumunun yaptığı yanlışlara örnek verirken Allah, şöyle söylüyor. Ali İmran 78: Onlardan bir grup var ki, KİTAPTA OLMAYAN BİR ŞEYİ SİZ KİTAPTAN SANASINIZ DİYE, DİLLERİYLE KİTABI ÇARPITIRLAR VE ALLAH’TAN OLMADIĞI HALDE, “BU, ALLAH KATINDANDIR!” DERLER, böylece bile bile Allah hakkında yalanlar uydururlar. (Bayraktar Bayraklı meali) Bu ve benzeri birçok ayet, ne yazık ki Kur’an’ın yüzlerce ayeti göz ardı edilerek, görmezden geliniyor, üstü örtülüyor. Allah, ben hükmüme hiç kimseyi ortak etmem, sizleri Kur’an’dan sorumlu tutuyorum, Allah’a dininizi mi öğretiyorsunuz diye uyardıktan sonra, hala nasıl olurda bu ayetleri unutur, görmezden gelirde, Allah’ın Resulünün de haram kıldıkları vardır, onlardan da sorumluyuz demeye cüret ederiz. Bu kadar mı Kur’an’ı terk ettik? Allah Ali İmran 103. ayetinde, topluca Allah’ın ipine sımsıkı sarılınız diyorsa, sizce bu durumda sarılacak başka iplerin olması mümkün mü? Enbiya 10. ayetinde Andolsun size, öyle bir kitap indirdik ki, bütün şan ve şerefiniz ondadır, hala akıllanmayacak mısınız diye uyarıyorsa, bizler hala nasıl olurda Allah’ın kitabının yanına başka kitaplar, sözler, hadisler koymaya çalışırız. Bu kadar mı uzaklaştık Kur’an’dan, bu kadar mı gözler perdeli, gönüller mühürlü? Araf suresi 157. ayetinde, Allah’ın Resulünün iyi ve güzeli helal, kötü şeyleri de haram kılar sözünden anlayacağımız tek bir şey vardır. Oda Allah’ın Resulünün görevi icabı, Allah’tan aldığı vahiyle, yani bizlerin sorumlu olduğu Kur’an ile uyarmasıdır. YANİ ALLAH’IN RESULÜ HELALİ VE HARAMI BİZLERE, KUR’AN’DAN ALDIĞI BİLGİLER IŞIĞINDA TEBLİĞ EDİYOR, KENDİSİ HELAL HARAM KOYMUYOR. Allah Ankebut 18. ayetinde, RESULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR, diyorsa, bizler nasıl olurda Allah’ın Resulü de haramlar koyar deriz? Bunun dışında bir anlam ayete yüklersek, Kur’an’ın yüzlerce ayetini inkâr etmiş olacağımız gibi, KUR’AN’DA ÇELİŞKİ YARATMIŞ OLURUZ. Bu konuya şöyle bir örnek vermek isterim. Fabrikanın sahibi işçilerine hitap edip, fabrikasını yöneten Müdürünü tanıtırken, şöyle bir talimat verdiğini düşünelim. Tabi önce Müdürüne gereken uyarıyı yapıp, bu emirlerimin eksiksiz yerine getirilmesini istiyorum. Verdiğim kuralların dışına asla çıkılmasını istemiyorum, dedikten sonra. “Fabrikamızın daha verimli çalışması, sağlıklı ürün çıkartabilmemiz için, BEN BAZI KURALLAR KOYDUM VE BU TALİMATLARIN, KURALLARIN YERİNE GETİRİLMESİ İÇİN, MÜDÜRÜM AHMET BEYİ YETKİLİ KILDIM. Buna hepinizin uymasını istiyorum. Bu talimatlarımın yerine getirilip getirilmediğini, görev verdiğim Müdürüm takip edecektir. Müdürüme kesinlikle uymanızı istiyorum. AHMET BEY SİZLERE NE EMREDERSE YERİNE GETİRECEKSİNİZ, ONUN EMRİNİ BENİM EMRİMMİŞ GİBİ KABUL EDİN VE YERİNE GETİRİN.” Sizlere sormak istiyorum. Fabrikanın sahibi, bu durumda Müdürüne, kendisinin koyduğu kural ve talimatların dışında da kural ve talimatlar koyabilirsin mi dedi? Yoksa ben Müdürüm Ahmet beye gereken talimatı verdim, Müdürünüz yalnız benim koyduğum talimatların yerine getirilmesi için çalışacak ve sizleri yönetecek mi dedi? Ne dersiniz? Sanırım her şey çok açık, ama iş batıl inancımızı aklamaya gelince, ne yazık ki sapıtıyoruz. Konumuzla ilgili üzerinde düşünmemiz gereken çok önemli bir ayetide son olarak hatırlatmak istiyorum. Maide 101: Ey iman edenler! AÇIKLANDIĞI ZAMAN HOŞUNUZA GİTMEYECEK ŞEYLERİ SORMAYINIZ. EĞER KUR’ÂN İNDİRİLİRKEN ONLARI SORARSANIZ, SİZE AÇIKLANIR. AÇIKLAMADIĞINA GÖRE ALLAH ONLARI AFFETMİŞTİR. Zira Allah çok bağışlayıcıdır; yumuşak davranandır. (Bayraktar Bayraklı) Allah kullarını çok önemli bir konuda uyarıyor ve günümüz de’de bizlerin yaptığı yanlışlarımıza cevap veriyor. Demek ki Kitap Ehlinin din diye yaşadığı birçok konuyu, Kur’an’da göremediklerinde, bu inançlarımız neden Kur’an’da yok diye sormuşlar. Allah’ta açıklama yapıyor ve bunu Kur’an indirilirken sorarsanız, size gereken cevap Resulünün aracılığıyla söylenir, gereken açıklama yapılır diyor. Çünkü Resul devreden çıktıktan yani vefat ettikten sonra, artık açıklama yapılamayacağını, her Müslüman Kur’an’ın tamamından sorumlu olduğunu, üstüne basa basa bizlere bildiriyor. PEKİ SORDUKLARI KONULAR HAKKINDA NE DİYOR? ALLAH ONLARI AFFETTİ, KALDIRDI ARTIK ONLARDAN SORUMLU DEĞİLSİNİZ. Bu bilgilerden çok açık anlaşılıyor ki, ALLAH’IN KUR’AN’DA HİÇ BAHSETMEDİĞİ KONULARI ALLAH, BİZLERİN İNSİYATİFİNE BIRAKMIŞ. Bakın bu ayet aslında, çok önemli sorularımıza da cevap veriyor. Bu durumda çok açık şunu söyleyebiliriz. Günümüzde geleneksel İslam inancının topluma dayattığı, Kur’an’da hiç bahsedilmeyen HARAMLAR asla Allah’ın, dinin emri değildir. ALLAH’IN HARAM DEMEDİĞİ HER TEMİZ ŞEY HELALDİR, İSTEYEN YER, İSTEMEYEN YEMEZ. Bu konuda onlarca makale yazdım, sanırım yüzlerce yazsam yine hiçbir şey değişmeyecek bazı kişiler için. Elbette tebliğe, uyarıya devam. Aslında benim sabırla yazmaya devam etmemdeki amaç, Allah’ın kitabının yanına kitaplar koyarak, şirk koşanları doğruya davet etmekten çok, ONLARIN YALAN VE İFTİRALARINA İNANILMASININ ÖNÜNE GEÇMEKTİR ASIL AMACIM. Allah’ın gözlerine perde çekip, gönüllerini mühürleyenlere, hiç kimse gerçekleri gösteremez. Din kardeşlerimizin aldatılmasını önlemek, onları Kur’an’a davet etmek ve her Müslüman’ın kendi imtihanını, bizzat kendisinin yaşaması gerektiği bilincini aşılamaktır amacım. Hiç birimiz birbirimizden sorumlu değiliz. Hepimiz Kur’an’ın çevresinde toplanıp, onu anlayabilmek adına gücümüz nispetinde çaba harcayarak, en doğru yolun yolcusu olmalıyız. Özet olarak şunuda söylemek isterim. Allah ben hükmüme hiç kimseyi ortak etmem, Resulüm sizi yalnız Kur’an ile uyaracak, onun tebliğine uyun. Çünkü sizleri yalnız Kur’an’dan hesaba çekeceğim, Kur’an’dan sorumlusunuz hükmünü verdikten ve Resulünün görev tanımını yaparken de, “SENİN GÖREVİN SADECE, TEBLİĞ ETMEKTİR.” (Rad 40) diyorsa, sizce Araf 157. ayetinde geçen, Resul onlara temiz şeyleri helal, kötü şeyleri haram kılar sözünden, Resulünde haram helal kılacağını mı anlamalıyız, yoksa helali ve haramı Allah’ın Resulü, KUR’AN’DAN MI ÜMMETİNE TEBLİĞ ETTİĞİNİ ANLAMALIYIZ? Kur’an’ı dikkatle bir kez tarafsız önyargısız okuyan, tüm gerçekleri görecektir. Okumayana zaten sözümüz yok. Lütfen unutmayınız, hepimiz insanız ve hata yapma riskimiz her zaman vardır. Onun için din adına okuduğunuz her yazıyı, benim makalemde dahil, mutlaka Kur’an süzgecinden geçiriniz. EĞER BENİM BİR HATAMI, YANLIŞIMI GÖRÜRSENİZ, LÜTFEN BENİ YALNIZ VE YALNIZ KUR’AN İLE UYARINIZ. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  2. Rabbimiz bizlerin Kur’an’ı okurken dikkatle düşünmemizi, aklımızı kullanmamızı yani özellikle SORGULAYARAK İMAN ETMEMİZİ İSTER, sizce neden? Elbette eğriyi doğrudan ayırabilmemiz ve böylece her söylenene inanmayalım diye. İsteseydi düşünmenize, sorgulamanıza gerek yok, ben ne emrettiysem onu yapın diyebilirdi. Çünkü sorgulamayla başlayan düşünmenin, aklını kullanmanın sonunda ancak, bir insan gerçek doğruya ulaşır. Çok daha önemlisi kalbiyle de desteler onaylar da ondan. Körü körüne itaat bilinçsizlik yaratır ki, bilinçsiz davranışlar başarı getirmez. Onun için Allah inatla batıla, hurafeye, ataların dine körü körüne sarılanların kalplerini mühürlerim, gözlerine perde çekerim diyor. Bir insan sorgulama özelliğini hayatına geçirdiğinde, düşünme aklını kullanma kapsını ardına kadar açar. Böylece daha önce inandıkları birçok şeyin, doğru olmadığını yanlış olduğunu görebilir. ÇÜNKÜ SORGULAMAK DÜŞÜNMENİN İLK VE EN ÖNEMLİ BASAMAĞIDIR. Sorgulamadan, araştırmadan bir konuya inandıysak, onun yanlış olma ihtimali çok yüksektir. Çünkü sorgulamak farklı açıdan bizlerin konuya bakmamızı sağlar. Sorgulamadığımızda, inandığımız hiçbir şeyin gerçek doğruluğundan emin olamayız. Örneğin sorgusuz bir iman, insanda her zaman şüpheler yaratır. Böyle insanlarla örneğin inanç, din tartışamazsınız. İnançlarında bilinçli olmadıkları için, sinirli olurlar. Herhangi bir konuya mantıklı açıklık getiremedikleri zaman, hakaret etmekten çekinmezler. HATTA AKILLA, MANTIKLA DİN YAŞANMAZ DİYENLERİ DUYMUŞSUNUZDUR. Halbuki aklın kullanılması, yani düşünmemiz FARZDIR. Kur’an’da birçok ayette bu uyarı yapılır. Bu sözler düşünceler aklını devre dışı bırakan, düşünmeden iman edenlerin söylemidir. Böylece konu ne olursa olsun sorgulayarak, sorunlarımıza çözümler getirme ihtimalimiz çok daha yüksek olacaktır. Çok önemli bir söz vardır “DÜŞÜNÜYORUM, ÖYLEYSE VARIM.” Demek ki bu dünyada bende varım diyorsan, düşünmeli ve aklımızı kullanarak sorgulayarak yaşamalıyız. Bunu yapmadan yaşıyorsan, toplumda yok hükmündesin demektir. Böyle bir insan olmak ister misiniz? Onun için Allah, düşün aklını kullan ey kulum diyor. Düşünebilmek içinde söylediğim gibi önce, inandığımızı doğru zannettiğimizi sorgulamasını öğrenmeliyiz, yani mutlaka her konuda araştırmalıyız ki doğru ve gerçekle buluşabilelim. Bunu yaptığımızda, varlığımızdan da güç alırız, daha doğrusu KENDİMİZE GÜVENİMİZ ARTAR, BİZLERİ HİÇ KİMSE ALLAH İLE ALDATAMAZ. Onun için Rabbimiz birçok ayetinde , düşün aklını kullan diyor. Araştırma, sorgulama ve düşünme konusuna sizlere çok önemli bir örnek vermek istiyorum. Aslında bu örnek Allah’ın biz kullarından istediği bir konuya da açıklık getiriyor. Bildiğiniz gibi Rabbimiz Resulünü, yani Hz. Muhammed’i bizlere örnek gösterir, ayeti hatırlayalım. “ANDOLSUN, ALLAH’IN RESÛLÜNDE SİZİN İÇİN; ALLAH’A VE AHİRET GÜNÜNE KAVUŞMAYI UMAN, ALLAH’I ÇOK ZİKREDEN KİMSELER İÇİN GÜZEL BİR ÖRNEK VARDIR.” (Ahzab 21) Elbette bu konuda birçok örnek davranışını sayabiliriz. Doğruluk, dürüstlük, adaletli olmak, güvenilir olmak, yardım severlik gibi. Bunları sizler biliyorsunuz. Ben hiç üstünde durulmayan ama Allah’ın bu konuya çok önem verdiği, belki de Allah’ın Onu Resul seçmesinde, çok önemli bir rol oynayan özelliğini sizlere hatırlatmak istiyorum. ÜMMİ OLUŞU. Mezheplerin şekillendirdiği İslam inancında, ne yazık ki Allah’ın Resulünün ÜMMİ oluşu hiç gündeme getirilmediğinden, hatta üstü örtüldüğünden bizler Onun ÜMMİ oluşundan hiç ama hiç ders alamadık. Mezhepler, tarikat ve cemaatler gücünü ve yaşamını sürdürebilmeleri için, Allah’ın Resulünün ÜMMİ oluşunun gerçeklerini gizlediler ve toplumu aldatabilmek içinde ÜMMİ kelimesine, Kur’an’ın verdiği anlamın dışında bir anlam vererek, ÜMMİ okuma yazma bilmeyen, anasından doğru gibi anlamındadır diyerek, ÖRNEK ALACAĞIMIZ VE ALLAH’IN BİZ KULLARINDAN ÖZELLİKLE İSTEDİĞİ BU GERÇEĞİ GİZLEDİLER. Ümmi Kur’an’da, Kitap Ehline tabi olmayan toplumlara verilen bir isimdi. Hatta Allah bu konuya açıklık getirmek için, Şura suresi 52. Ayetinde Resulüne; SEN KİTAP NEDİR, İMAN NEDİR BİLMEZDİN, seni doğru yola biz ilettik diyerek, ÜMMİ gerçeğini açıklığıyla bizlere anlatmıştır. Bu konuya Allah açıklık getirmek içinde, Hz. Muhammed’in sürekli O GÜNKÜ TOPLUMUN YAŞADIĞI İNANCINI SORGULADIĞINI, YAŞANAN DİNİN ALLAH’IN DİNİ OLAMAYACAĞINI SORGULAYARAK GÖRDÜĞÜNDEN, ONLARA TABİ OLMAMIŞTI. O örnek insan Hz. Muhammed’in, sürekli Allah’a dua ettiğini ve kendisini doğru bir yola yönlendirmesini istediği konusunda da, Kur’an bilgi verir. Bu ve buna benzer birçok ayetinde Allah, Resulünü bizlere tanıtırken Kitap Ehline tabi olmadığını ama sürekli gerçeklerin arayışında olduğunu söylüyor. DAHA AÇIKÇA SÖYLEMEK GEREKİRSE, KİTAP EHLİNİN YAŞADIĞI İNANÇLARI ÜZERİNDE DÜŞÜNDÜĞÜNDE, YANİ SORGULADIĞINDA BATIL VE HURAFEYLE KARIŞTIRILMIŞ BİR İNANCA TABİ OLMAKTANSA GERÇEKLERİN, DOĞRUNUN, HAK OLANIN ARAYIŞINDA OLMANIN, ALLAH KATINDA ÇOK DAHA ÖNEMLİ OLDUĞUNU RABBİMİZ BİZLERE, BU YOLLA ANLATMIŞTIR. Değerli dostlarım, gerçekten de Allah’ın Resulünde bizler için çok önemli örnekler vardır. Bu gerçeği rivayetlerden sanı bilgilerden değil, lütfen Kur’an’dan öğrenelim. Allah Kur’an’da sürekli düşün aklını kullan demesinin nedeni de, bu gerçeklerin fark edilmesi adınadır. Makalemin başında söylediğim çok önemli konuyu tekrar etmek istiyorum. Bir konu hakkında düşünmek, aklımızı kullanmak istiyorsak ÖNCE O KONU HAKKINDA DİKKATLİ BİR ŞEKİLDE, ÖN YARGISIZ ARAŞTIRMALIYIZ Kİ SORGULAYABİLELİM VE GERÇEK DOĞRUYLA BULUŞABİLELİM. İmanımızı Sorgulamadıysak yani tarafsız araştırmadıysak, O konu hakkında da doğru düşünmemiz aklımızı kullanmamız ve doğru sonuca ulaşmamız asla mümkün olmayacaktır. Dostlarım bu can bu bedenden ayrılmadan, lütfen pişman olmak istemiyorsak, İMANIMIZI KUR’AN’DAN SORGULAYALIM. SORGULAMAK ASLA KARŞI ÇIKMAK ANLAMINDA DEĞİL TAM TERSİNE, ALDATILMAMAK İÇİN BİR ŞEYİN İÇ YÜZÜNÜ, YANİ DOĞRUSUNU ÖĞRENMEK İÇİN, ARAŞTIRMA YAPMAKTIR. Rabbimizde bizlerden bunu istiyor ve diyor ki, sana öğretilenlerin doğruluğunu öğrenebilmek için İMANINI KUR’AN İLE SORGULA AYETLER ÜZERİNDE DÜŞÜN. Şunu lütfen unutmayalım, imanını inancını sorgulamazsan, mahşer günü sorguya çekildiğinde, sorgulamadan iman ettiğine pişman olursun. Çünkü Rabbimiz bizlere YALNIZ KUR’AN’IN İPİNE SARIL, ÇÜNKÜ SENİ KUR’AN’DAN SORGULAYACAĞIM HÜKMÜ VERMİŞTİR. Allah’a güvenmeyenin, hesap günüde verecek cevabı elbette olmayacaktır. “ŞÜPHESİZ BU KUR’AN, SANA VE KAVMİNE BİR ÖĞÜT VE BİR ŞEREFTİR, ONDAN/KUR’AN’DAN SORGUYA ÇEKİLECEKSİNİZ.” (Zuhruf 44) “KENDİLERİNE VERDİĞİMİZ RIZIKTAN, ONLARIN NE OLDUĞUNU BİLMEYEN PUTLARA PAY AYIRIRLAR. ALLAH’A AND OLSUN Kİ, UYDURUP DURDUĞUNUZ ŞEYLERDEN ELBETTE SORGUYA ÇEKİLECEKSİNİZ.” (Nahl 56) “ALLAH, YAPTIĞINDAN SORUMLU TUTULAMAZ; ONLAR İSE SORGUYA ÇEKİLECEKLERDİR.” (Enbiya 23) “ONLAR, ELBETTE KENDİ YÜKLERİYLE BİRLİKTE BAŞKA YÜKLERİ DE TAŞIMAK ZORUNDA KALACAKLARDIR. UYDURUP DURDUKLARI TEMELSİZ İDDİALARDAN DOLAYI KIYAMET GÜNÜ, KESİNLİKLE SORGUYA ÇEKİLECEKLERDİR” (Ankebut 13) Bizler bu dünyada en küçük bir mal, eşya aldığımızda elimizden geldiğince araştırıyor sorgulayıp alıyorsak, neden imanımızın doğruluğunu, sorumlu olacağımız Kur’an’dan sorgulamıyoruz? YOKSA ALDIĞIMIZ ARABA, EV İMANIMIZDAN DAHA MI KIYMETLİ? İmanını sorgulamayan, yani doğru yolda olup olmadığı konusunu Kur’an’dan araştırma gereği duymayan, inancını ciddiye almıyor değer vermiyor demektir. Gelin bu hatamıza son verelim ve bizleri Allah ile aldatanların tuzağını fark edebilmek için, elimizde bizlerin sorumlu tutulacağımız Kur’an ile yaşadığımız İslam’ın doğruluğunu sorgulayalım. Dilerim bu gerçeklerin farkına varabilmek adına, Allah’ın Resulünü örnek alan ve onun yaptığı gibi inancını sorgulayan, ALLAH’IN DOĞRU YOLUNDA GİDEN, AZINLIK HALİS KULLARI ARASINDA OLURUZ. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  3. Birçok yazımın konusunu, bana verilen cevaplar oluşturur. Çünkü bu cevaplar yaşadığımız İslam’ın adeta gerçekleri ve özetidir. Bizler her şeyden önce yanlışlarımızı görmek ve düzeltmek istiyorsak, her yazımda neredeyse hatırlattığım gibi, YAŞADIĞIMIZ İSLAM İLE KUR’AN’I MUTLAKA SORGULAMALIYIZ. Bunu yapmadığımız içinde, çok ama çok büyük hataları yapmaya, hatta çevremize bu yanlışları doğru diye anlatmaya devam ediyoruz. Bir yanlışı bir kişinin yapması, kolay düzeltilebilir bir sorundur. Ama bu sorunu, yüzlerce binlerce kişiye DOĞRU diye anlatıyor ve kabul ettiriyorsak çevremize, bu milyonlarca insana hatalı ve yanlış olarak yayılmasına neden olur. ÇOK ÜZGÜNÜM AMA BU YANLIŞ İNANÇ ZİNCİRİ, MİLYARLARA ULAŞARAK DEVAM EDİYOR. Onun için ben yazılarımda, doğru zannettiğimiz yanlışlar üzerinde, çok fazla duruyorum. Özellikle her yazımda, YALNIZ KUR’AN’A SARILMAMIZ GEREKTİĞİNİ HATIRLATIRIM. Peki neden? Çükü bu emri veren, yüce Rabbimizde ondan. Yine bir makaleme bir kardeşimiz bakın nasıl cevap vermiş. “KUR’AN’A SARILMASININ TEK YOLU, 12 İMAMLAR EHL-İ BEYT BAŞKA YOLU YOKTUR.” Arkadaşımız Kur’an’a sarılmamızın tek yolu, 12 imamın yoludur, başka yolu yok diyor. Düşünebiliyor musunuz Ehlibeyt derken Allah’ın Resulünün yakınları, onların yakın çevresinden bahsediliyor. Peki, bunların görevi neydi? Allah bahsedilen kişilere, Resulünün yanında görev mi vermişti? Neden biz Müslümanlar Kur’an’ı Allah’ın görev verdiği ve Allah’ın korumasındaki Resulünden, onun tebliğinden öğrenmiyoruz da, Kur’an’ı tebliğ etmekle görevlendirilmemiş ve Allah’ın koruması olmayan, hiç kimsenin doğruluğuna garanti veremeyeceği bilgilerden, onların sözleri olduğu iddia edilen kaynaklardan Kur’an’ı öğrenebileceğimizi söylüyoruz. SİZCE MANTIKLIMI BU DÜŞÜNCE? Kur’an’ı dikkatle çok değil bir kez okuyan bir Müslüman, Allah’ın Resulünün bizleri yalnız bakın neyle uyardığını görecektir. “BU KURAN BANA VAHYOLUNDU Kİ, ONUNLA SİZİ VE ULAŞTIĞI HERKESİ UYARAYIM.” (Enam 19) Değerli dostlarım bizler aklımızı mı yitirdik. Allah’ın Resulü ben sizi yalnız Kur’an ile uyardım diyor ama bu gerçeği ısrarla görmek istemiyor ve kendimize doğruluğundan asla emin olamayacağımız kaynaklar yaratmaya, ısrarla devam ediyoruz. Allah Resulünün görev ve sorumluluğunu Kur’an’dan bizlere anlatırken ne diyordu? “SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR.” (Rad 40) Bu ayeti tebliğ alan biz Müslümanların çoğunluğu ne diyor? “Rabbimiz sen Resulünü, postacı diye mi gönderdin?” Doğrusu söyleyecek söz bulamıyorum. Allah’ın Resulüne atfen rivayet edilen hadislerin bile, bizzat Resulüne ait olduğu konusunda hiç kimse garanti veremediği halde birde Allah’ın dini İslam’ı, saydıkları bu 12 kişiden öğrenmemiz gerektiğini nasıl söyleriz ve inanırız? SİZLERE SORUYORUM, 12 İMAMIN ADI KULLANILARAK RİVAYET EDİLEN SÖZLERİN/HADİSLERİN, BİZZAT KENDİLERİNE AİT OLDUĞUNA KİM ŞAHİTLİK EDEBİLİR? YA DA DOĞRULUĞUNA KİMLER KEFİL OLABİLİR? Hiç kimse olamaz, tıpkı Allah’ın Resulüne ait olduğu iddia edilen rivayet hadislerinde, hiç birisinin Allah’ın Resulünün söylediğine kefil olamayacağı gibi. Allah’ın Resulü yaşıyor olsaydı işimiz çok kolay olacaktı, çünkü Allah Resulünü sürekli kontrol ediyor ve en küçük yanlışında uyarıyordu. Sizce bizlere ulaşan ve kime ait olduğu dahi kanıtlanması mümkün olmayan rivayet hadislerle, İslam dinini yaşamamıza, Rabbimiz izin veriyor mu Kur’an’da? Asla izin vermiyor, bunu Kur’an ile buluşan ZİKİR EHLİ çok iyi bilir. ALLAH RESULÜME UYUN DİYOR BİRÇOK AYETİNDE AMA BUNUNDA AÇIKLAMASINI YAPARAK, RESULÜM SİZLERİ YALNIZ KUR’AN İLE UYARACAK, BEN ONU İZLİYOUM DİYOR. Bunu söylemesinin nedeni, elbette Resulünün tebliğini kolaylaştırmak için olduğunu, ön yargısız Kur’an’ı okuyan anlayacaktır. Ön yargıdan kurtulamayana, zaten sözümüz yok. Allah’ın Resulünün ya da bahsettikleri kişilerin sözlerine/hadislerine, bizlerin KUR’AN’I ANLAYABİLMEMİZ İÇİN mutlaka ihtiyacımız olsaydı, Allah’ın Resulü Kur’an ayetlerini kayda aldırıp yazdırırken, onları da yazdırırdı ama asla yazdırmamış. Peki neden? Çünkü buna Allah izin vermemiştir. Yoksa haşa Allah’ın Resulü görevini eksik yapmışta, ismini saydıklarımız ya da dini mezheplere bölenler bu eksiğimi tamamlamış? İşte bizler düşünmeden, böyle büyük hataları yapmaya devam ediyoruz. Bakın bu konuda Kitap Ehlide aynı yanlışları yaptığında, Rabbimiz nasıl ayetler indirmiş ve uyarmış, bu ayetler bizleri hiç ilgilendirmiyor mu? “KARŞILARINDA OKUNUP DURAN BİR KİTABI, SANA İNDİRMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMİYOR MU?” (Ankebut 51) “SÖZ BAKIMINDAN ALLAH’TAN DAHA DOĞRU KİM VARDIR!” (Nisa 87) “O, HÜKMÜNE HİÇBİR KİMSEYİ ORTAK ETMEZ.” (Kehf 26) ALLAH’TAN DAHA İYİ KANUN KOYUCU OLABİLİR Mİ? (Maide 50) Bu ve benzeri onlarca uyarıyı dikkate almayıp, hala atalarımızın yarattığı rivayet beşeri inançlarımızı yaşayabilmek için, ALLAH’IN AYETLERİNİ GÖRMEZDEN GELİYORSAK, bizler Haktan batıla sapmışız demektir. İşte İslam dini böyle parçalanıyor, bölünüyor ve de birbirimize düşman oluyoruz. Yüce Rabbimiz haşa, Kur’an’ı bizzat kendisi anlayacağımız şekilde bizlere açıklayamadı da, bunu saydıkları kişiler mi yaptı? Şunu da nasıl düşünemiyoruz. Allah Zuhruf 44.ayetinde, SİZLERİ KUR’AN’DAN SORUMLU TUTUYORUM diye hükmünü verdikten sonra, anlayasınız hiç kimseye muhtaç olmayasınız diye, KUR’AN’I YEMİN OLSUN Kİ KOLAYLAŞTIRDIK VE NİCE ÖRNEKLERLE BİZ AÇIKALDIK, KUR’AN’I AÇIKLAMAK BİZİM GÖREVİMİZDİR diye uyardığı halde, hala Allah’ın kitabının yanına, emin olamadığımız kaynaklar koyarak, onların sözleri ile Kur’an’ı anlayabileceğimizi nasıl söyleriz? BUNA ANCAK CAHİL CESARETİ DENİR, lütfen bu hatadan vaz geçelim ve İslam toplumundaki bu bölünmüşlüğe son verip, Allah’ın emrettiği gibi tek yumruk olalım. Allah Kur’an’da çok net şunu söylüyor, hem Resulüne hem de biz kullarına. Allah ile kulu arasında Resulü dâhil hiç kimse yoktur. Bizlerin doğru yolu bulmamız için yalnız Allah ARACISIZ KUR’AN’A SARILMAMIZI EMREDER VE ONDAN HESABA ÇEKİLECEĞİMİZİ BİLDİRİR. Ne yazık ki bizler batılın yanlışın öyle etkisindeyiz ki, hala Kur’an’ı herkesin anlayamayacağını, onu âlimlerin anlayıp onlardan bizlerin öğreneceğimizi, inatla savunuyoruz. Hiç mi düşünmüyorsunuz, anlamadığımız bir kitaptan, Allah nasıl bizleri sorumlu tutar? İlginç olan Allah Kur’an’da, ben ruhban sınıfı yani dine anlatacak öğretecek bir sınıfın oluşmasını, emretmedim dediği halde. Onun içindir ki Allah, Resulünün görev ve sorumluluğunu bizlere Kur’an’da anlatırken, bakın nasıl uyarır tekrar hatırlatıyorum. “RASULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.” (Ankebut 18) “BİZ RASULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ.” (Kehf 56) Bu ayetlerden de apaçık anlaşılacağı gibi, sarılacağımız sorumlu olduğumuz tek kaynak, güveneceğimiz tek bilgi KUR’AN’DIR. Tekrar söylüyorum, Allah’ın Resulü yaşıyor olsaydı, elbette ona sorup danışırdık. Peki, şimdi aramızda yok, ona ait olduğu iddia edilen rivayet hadislerinden faydalanamaz mıyız? Kur’an ile sorgulamadan asla faydalanamayız, peki neden? Çünkü her Resule atfen nakledilen rivayetin, BİZZAT ONUN SÖZÜ/HADİSİ olduğunu bilemeyiz de ondan, adı üstünde hepsi bir rivayete göre diye başlıyor. Bu yolla içimize girmiş din düşmanları, özellikle Yahudi fitnesi ne yazık ki İslam dinine batıl ve hurafeyi özellikle kendi inançlarını bu yolla sokmuşlardır, lütfen bu batılı Kur’an ile sorgulayarak içimizden temizleyelim. Sorgusuz rivayetlere inanmamızı zaten Allah yasaklamıştır ve nasıl uyarmıştı hatırlayalım. İsra 36: HAKKINDA KESİN BİLGİ SAHİBİ OLMADIĞIN ŞEYİN PEŞİNE DÜŞME. ÇÜNKÜ KULAK, GÖZ VE KALP, BUNLARIN HEPSİ ONDAN SORUMLUDUR. (Diyanet meali) Bir Müslüman, ben Kur’an’a iman ettim diyorsa imanının gereği, KUR’AN’IN TAMAMINA BOYUN EĞİP, HAYATINA GEÇİREREK GÖSTERMELİDİR. BAZI AYETLERİ BATIL İNANÇLARINI YAŞAYABİLMEK İÇİN, GÖRMEZDEN GELEMEZ. Allah, hakkında kesin bilgimiz olmadığı, emin olamayacağımız hiçbir bilginin ardına düşerek, bunlarda İslam dininin emridir dememizi yasaklamıştır. Onun için Kur’an’ın bahsetmediği rivayetleri, sanı bilgileri din diye asla yaşayamaz. Yaşıyorsak, Allah’ın dinine birilerini ortak etmiş oluruz ki, buna da Rabbimiz ŞİRK KOŞAN MÜŞRİKLER DİYOR. Çünkü Allah bizlerin, yalnız Kur’an’a sarılmamızı ve Kur’an’dan sorumlu tutacağına hükmetmiştir. Onun için Allah biz kullarına kızarak bakın ne diyor. “ŞÜPHESİZ İNSAN, RABBİNE KARŞI ÇOK NANKÖRDÜR.” (Adiyat 6) Neden diyor biliyor musunuz? Çünkü iman ettiğini söyleyen kulları, Allah’a yeteri kadar güvenmediği gibi, kendilerinin edindiği veli dediği kişilere çok daha fazla güveniyor. “RABB’İNİZDEN SİZE İNDİRİLENE UYUN. O’NUN YANI SIRA BAŞKA VELİLERE UYMAYIN. NE KADAR AZ ÖĞÜT TUTUYORSUNUZ!” (Araf 3) Söyleyecek örnek verecek çok büyük hatalarımız var, lütfen bu hatalarımızı Kur’an ile sorgulayalım, çünkü Rabbimiz SİZLERİ KUR’AN’DAN SORUMLU TUTUYORUM HÜKMÜNÜ VERMİŞTİR. Lütfen unutmayalım, Allah sözünde durandır. Dilerim bu emanet can bu bedenden ayrılmadan, ALLAH’IN UYARILARININ FARKINDA OLAN, AZINLIK HALİS KULLARI ARASINDA OLURUZ. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  4. Bu makalemde sizleri üzerinde düşünmeye davet etmek istediğim ayetler, Ali İmran suresi 78 ve 79. ayetler olacaktır. Bu ayetleri özellikle seçmemin bir nedeni var. Çünkü Allah çok önemli bir konuda, hatta günümüzde bizlerinde yaptığımız büyük bir yanlışımıza işaret ederek, Elçisinin görev ve sorumluluğu hakkında dikkatimizi çekiyor ve bakın bizlere neler söylüyor. Sizce Kur'an'a iman ettiğini söyleyen bir Müslüman, Allah'ın Resulünün de dinde hükümler koyup, dine ilave etmiş olacağına inanması mümkün mü? Ali İmran 78: EHL-İ KİTAPTAN BİR GURUP, OKUDUKLARINI KİTAPTAN SANASINIZ DİYE, KİTABI OKURKEN DİLLERİNİ EĞİP BÜKERLER. HALBUKİ OKUDUKLARI KİTAP'TAN DEĞİLDİR. SÖYLEDİKLERİ ALLAH KATINDAN OLMADIĞI HALDE: BU ALLAH KATINDANDIR, DERLER. ONLAR BİLE BİLE ALLAH'A İFTİRA EDİYORLAR. (Diyanet vakfı meali) Ali İmran 79: ALLAH’IN KENDİSİNE KİTAP, HÜKÜM VE NEBİLİK/MÜBÜVVET VERDİĞİ HİÇ KİMSENİN, BUNUN ARDI SIRA TOPLUMA “ALLAH’IN YANISIRA BANA DA KULLUK EDİN!” DEMESİ DÜŞÜNÜLEMEZ. AKSİNE “İLÂHÎ KELÂMI DERİNLİĞİNE ÖĞRENİP ONU BAŞKALARINA DA ÖĞRETEREK RABBÂNÎ ŞAHSİYETLER OLUN!” DER. (Mustafa İslamoğlu meali) İlk ayeti okuduğunuzda, sanırım bırakın Kitap Ehlini, günümüzde bizlerin bu uyarı ayetlerden ders almadığımızı ve Allah Kur'an'da emretmediği halde, neredeyse Kur'an hükmünden fazla dine ilaveler yaparak, bunlarda Allah'ın emridir dediklerini hatırlamışsınızdır. Uyarı ayete dikkat ettiyseniz, Allah'ın kitabında olmayan şeyleri dine ilave edenler, toplumu Allah ile aldatabilmek ve söylediklerini kabul ettirebilmek için , dillerini eğip bükerek yani insanları aldatarak, bunlarda kitaptandır yani dinin emridir dediklerini görüyoruz. ALLAH EMRETMEDİĞİ HALDE, BUNLARDA ALLAH'IN EMRİDİR KİTAPTANDIR DİYENLERİN, ALLAH'A İFTİRA ETTİĞİNİ SÖYLÜYOR. NE YAZIK Kİ GÜNÜMÜZ İSLAM TOPLUMUNDA, HALA BU ACI GERÇEĞİN FARK EDİLMEDİĞİNİ, TOPLUM TARAFINDAN DİKKATE BİLE ALINMADIĞINI GÖRMEK, ÇOK ÜZÜCÜ DEĞİL Mİ? Gelelim Ali İmran 79. ayete. Bu ayet aslında bir önceki ayeti daha net açıklıyor ve diyor ki; Benim görev ve hikmet verdiğim Nebilerimin hiç birisi, benimle kendisini eş tutup, Allah'ın vermediği bir yetkiyi kullanmaya kalkıp, kendilerine de kulluk edilmesini asla istemez diyor. Burası çok önemli. Sırası gelmişken hatırlatmak isterim. Günümüzde bazı cemaat tarikat liderleri, kendisine tabi olanlara SİZLER BENİM KULLARIMSINIZ dediğini duymuşsunuzdur. Bakın Allah nasıl uyarıyor, bizler nelere inanıyoruz. Buradan da anlıyoruz ki, iman ettiğini söyleyen bir Müslüman, Allah'ın Resulünün kulu değil, ALLAH'IN KULUDUR. KUR'AN'DAN UZAKLAŞMAK, İŞTE BU KADAR TEHLİKELİ. Kul olmak, sorgusuz teslim olmak, yalnız ona ibadet etmek anlamına gelir. İman eden bir Müslüman, yalnız Allah'a onun kanunlarına teslim olur ve yalnız Allah'a ibadet eder. Mübüvvet kelimesi dinin nasıl yaşanacağını, Allah'tan aldığı vahiyle topluma ileten, yani Elçilik görevini yapan olduğundan, Elçilerim hükmün yalnız Allah'a ait olduğunu, hükmüne hiç kimseyi ortak etmediğini, yalnız Allah'a kulluk edilmesi gerektiğini bildiğinden, hiç bir Elçim bana da kulluk edin, benimde dinde Allah'ın yanında hükümler koyma yetkim vardır asla demez diyor. PEKİ BİZLER BU VE BENZERİ AYETLERE İMAN ETTİK DEDİĞİMİZ HALDE, İMANIMIZI YAŞARKEN BU HÜKMÜ HATIRLIYOR HAYATIMIZA GEÇİRİYOR VE ANLATILAN RİVAYETLERE İNANMIYOR MUYUZ? SANIRIM KUR'AN İLE ARAMIZA GİRDİKLERİ İÇİN BU VE BENZERİ AYETLERİ HALA TEBLİĞ ALMAYAN, MİLYONLARCA MÜSLÜMAN VAR. ÇÜNKÜ BU GERÇEKLER FARK EDİLMESİN DİYE, KUR'AN ANLADIKLARI DİLDEN MÜSLÜMANLARA OKUTULMUYOR. OKUYANLARDA FARK ETMESİN DİYE, DİLLERİYLE AYETLERİN ANLAMLARINI DEĞİŞTİRİYORLARKİ, BATIL İNANÇLARIYLA TOLUMA HÜKMEDEBİLSİNLER. Sizlere sormak istiyorum, Allah'ın Elçisi bizlere şefaat tümden Allah'a aittir, hiç bir şefaatin fayda etmediği o günden sakının diye tebliğ ettiği ayetinden sonra, sizce ümmetine benim şefaatim ümmetimin büyük günahlarına olacaktır der mi? Elbette demez, ama aklını kullanan Kur'an ile imanını yaşayan o kadar az Müslüman var ki, bunu söylemeye utanıyorum. Allah Kur’an'da şefaat tümden bana aittir dedikten sonra, yine Kur’an içinde başka bir ayetinde, şefaat yetkisini başkalarına da vermiş olabilir mi? Ya da Allah'ın Elçisi de Allah'ın yanında, bende sizlere şefaat edeceğim der mi? Bir başka ayetinde de ne diyordu Allah bu konuda. "YOKSA ALLAH'TAN BAŞKA ŞEFAATÇİLER Mİ EDİNDİLER? Ne dersiniz günümüzde bizlere öğretildiği gibi Elçiler, din ulamaları, şeyhler, dervişler şefaatçi olabilir mi? LÜTFEN KUR'AN İLE İNATLAŞMAYALIM, BUNUN SONU EBEDİ CEHENNEM OLUR! BAKIN AYETTE ALLAH, BENİM GÖREV VERDİĞİM ELÇİM ASLA BÖYLE BİR ŞEY SÖYLEMEZ DİYOR, SİZCE ÇOK AÇIK DEĞİL Mİ BU SÖZLER? Ne yazık ki bizler sorumlu olduğumuz Kur'an'a yani Allah'a inanıp güvenmemiz gerekirken, rivayetlere batıl inançlara inanıp güvenmeyi seçiyoruz. İNANIN HESAP GÜNÜ ORTALIK TOZ DUMAN OLACAK, AMA FARKINDA BİLE DEĞİLİZ. Bu ayette iman eden bir Müslüman, bunlarda Resulün dine ilave ettiği hükümleridir, hadislerinden öğreniyoruz der mi? Yine Allah Kefh 26. ayetinde, ALLAH HİÇ KİMSEYİ KENDİ HÜKMÜNDE ORTAK KILMAZ dediği halde, bizlere öğretildiği gibi, Allah'ın Elçisinin de helal ve haram koyma yetkisi vardır, Allah Elçisine bu yetkiyi vermiştir diyenlere nasıl inanırız? Ali İmran 79. ayeti anlamaya devam edelim. Demek ki Allah'ın görev verdiği hiçbir Elçi görevi, yetkisi dışında hiç bir şeyi kendisine mal ederek, insanlığa iletmez diyor. Daha da net açıklamayı yapıyor Allah ve bakın ne diyor. “İLÂHÎ KELÂMI DERİNLİĞİNE ÖĞRENİP ONU BAŞKALARINA DA ÖĞRETEREK, RABBÂNÎ ŞAHSİYETLER OLUN!” DER. Ayetin sonunda Allah, bizlerin birer öğrenci misali Allah'ın vahyi Kur'an üzerinde çalışarak, elimizden gelen çabayı göstermemizi istiyor. Bu yetmiyor, öğrendiğini hiç Kur'an okumamışlara da anlatarak, ileterek hatırlatma görevi veriyor bizlere Allah. HATIRLATIRIM BU GÖREV TÜM İMAN EDENLERE VERİLİYOR. ÇÜNKÜ İSLAM DİNİNDE RUHBAN SINIFI YOKTUR. DİNİ ANLATMA GÖREVİNİ, BİRİLERİ ÇIKIP BU BİZİM GÖREVİMİZ, LÜTFEN BU GÖREVİMİZE KARIŞMAYIN DİYEMEZ. YANİ İSLAM'DA DİN ADAMI DİYE BİR SINIF YOKTUR. Ayetin sonunda Rabbani şahsiyetler yani, BATIL VE HURAFEDEN UZAK YALNIZ ALLAH'IN YOLUNDAN GİDEN Müslümanlar olun diyor. Bir başka deyişle söylemek gerekirse, Rab'tan gelen İslam dinini batıl ve hurafeden uzak öğrenen ve ARI DURU yaşayan, YALNIZ ALLAH'IN İPİNE SARILAN Müslüman olun diyor. Batılın, rivayetlerin etkisinde kalmayan, düşünen aklını kullanan bir Müslüman, bu ayetlerle tüm gerçekleri görecektir. Benim Elçilerim kullarıma şunu iletmiştir diyor Allah. Sizlere gönderdiğim ilahi kitabı topluma yayıp, anlatıp onu kendisi bizzat derinlemesine inceleyip, üzerinde düşünerek akıl ederek iman edin ki, Allah'ın halis kulları olasınız diye öğüt veriyor. ONUN İÇİN ALLAH RSEULÜME UYUN, ÇÜNKÜ O SİZİ YALNIZ KUR'AN İLE UYARACAK DİYOR. Yüce Rabbimiz sana binlerce şükürler olsun. Ayetlerini o kadar güzel anlatıyor ve açıklıyorsun ki, ayetleri herkes anlayamaz diyenlerin, Allah'ın söylediği gibi YA GÖZLERİNDE PERDE VARDIR, YA DA KULAKLARI İLE GÖNLÜ MÜHÜRLENMİŞTİR. ALLAH KUR'AN'DA ÖZELLİKLE NEDEN DÜŞÜNMEMİZİ İSYOR OLABİLİR? ÇÜNKÜ DÜŞÜNEN BİR İNSAN, ANLATILANININ ÖZÜNE İNER, NE MAKSATLA SÖYLENDİĞİNİ ANLAR VE KALBİDE ONAYLADIĞI İÇİN, ONU ASLA HİÇ KİMSE ALDATAMAZ. Günümüz İslam toplumunda, akılla Kur'an'ı anlayamazsın demelerinin nedeni, topluma İslam dini diye yaşattıkları batılı hurafeyi ve atalarının yanlış inançlarının, fark edilmesini istemediklerindendir. Ali İmran suresi 80. ayetinde de konuya son noktayı koyuyor Rabbimiz ve bakın ne diyor. "YİNE O, MELEKLERİ VE NEBİLERİ RABLER EDİNMENİZİ EMRETMEZ; SİZ ALLAH’A KAYITSIZ ŞARTSIZ TESLİM OLDUKTAN SONRA, O SİZE İNKÂRI EMREDER Mİ HİÇ?" (Ali İmran 80) Değerli din kardeşlerim. Allah melekleri ve görev verdiğim NEBİLERİ Rabler edinmenizi istemez diyor. Yani ben görev verdiğim Nebime, benim vahyimin dışında, kendisinin benim gibi hükümler koyma yetkisini asla vermedim, vermem diyor. Çünkü bir dinde kim hüküm veriyorsa, bağışlıyor şefaat ediyorsa O İLAHTIR, RABTIR. ÇOK DAHA İLGİNCİ BU YANLIŞI YAPMANIN, İNKARCILIK OLDUĞUNU SÖYLÜYOR. Rabbimizin tavsiye ettiği gibi, yalnız Allah'ın rehberine KUR’AN'A sarılın, çünkü Allah'ın Elçisi de yalnız ona sarılmış ve yalnız Kur'an'ı tebliğ etme görevi almıştı. “RESULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.” (Ankebut 18) “BU KURAN BANA VAHYOLUNDU Kİ, ONUNLA SİZİ VE ULAŞTIĞI HERKESİ UYARAYIM.” (Enam 19) “BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ.” (Kehf 56) “SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR.” (Rad 40) Yalnız Kur'an'a sarılan Allah'ın nuruyla, güneşiyle aydınlanır. Beşerin batıl, sanı kitaplarına sarılan, mutlaka yolda kalır. Allah sizleri bu kitaptan hesaba çekeceğim diyorsa, gelin Allah'ın sözlerine güvenelim. Bugün aklını kullanmayanlar, başkasının aklıyla iman edenler, geri dönüşü olmayan yola girdiklerinde, ÇOK AMA ÇOKKKKK PİŞMAN OLACAKLARDIR. Dilerim Rabbimiz den batıl ve sanıdan uzak, KUR’AN'I rehber edinen, yalnız onun ipine sarılan, onunla gönül gözünü açmak için çaba harcayan aklı ve fikriyle imanını güçlendiren, Allah'ın azınlık halis kullarından oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  5. Bu makalemde, sizlerin üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim ayet, Enfal suresi 12. ayet olacaktır. Bu ayet öne sürülerek bazı cemaat, tarikat ve mezhepler inkârcıların Allah'ın elçisine, Kur’an'a iman etmeyenlerin, kafalarının kesilerek öldürüleceğine, hatta parmaklarının kesilebileceği hükmünü bile çıkarmışlardır. Bizler ayetleri eğer, Kur’an'ı referans almadan, Kur'an bütünlüğünde düşünmeden rivayet edilen ve doğru olması Kur’an'a göre mümkün olmayan rivayet bilgilerle ayetleri anlamaya çalışırsak, Kur’an'ı asla doğru anlayamayacağımız gibi, kendimizi de kandırmış oluruz. Konumuzla ilgili ayeti önce yazalım, daha sonra hiçbir etki altında kalmadan, Kur’an'ın diğer ayetlerinden yardım alarak, ayeti anlamaya çalışalım. Enfal 12: HANİ RABBİN MELEKLERE, “Ben sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin. Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım. ŞİMDİ VURUN BOYUNLARININ ÜSTÜNE. VURUN, ONLARIN BÜTÜN PARMAKLARINA” diye vahyediyordu. (Diyanet meali) ÖZET OLARAK SÖYLEMEK GEREKİRSE BU AYET SAVAŞ ANINDA, ALLAH’IN MELEKLER ARACILIĞIYLA MÜMİNLERE VERDİĞİ DESTEĞİ, DÜŞMANA KARŞI NASIL MÜCADELE EDİLMESİ GEREKTİĞİNİ VE PSİKOLOJİK ÜSTÜNLÜĞÜN ÖNEMİNİ ANLATIR. Boyun ve parmaklarına vurmak, savaşta düşmanı etkisiz hale getirmek anlamına gelir. Ayette dikkat ettiyseniz, ilk hitap meleklere. Allah Meleklerine diyor ki, ben sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin, yani imanlarında kararlı olmalarını sağlayın yüreklendirin moral verin, destek olun diyor. Devamında da adeta meleklere ve iman edenlere de bu görevinde güç verircesine kâfirlerin, inkârcıların savaşta kalplerine korku salacağım diyor Allah. Devamda ise şimdi vurun boyunlarının üstüne, vurun onların bütün parmaklarına diyor. Peki boyunlarına ve parmakların a vurun emri kime ve ne anlamda söylüyor? Bu ayeti iki farklı şekilde anlayabiliriz. Meleklerin iman edenlere yardımı, yani kafirlerin güç ve kuvvetini kesmek amacıyla yardım ettiği anlaşıldığı gibi, bu emrin iman edenlere de moral verdiğini anlamamız yanlış olmaz. Hangi anlamda olursa olsun, verilen emir savaşta düşmanın başını yada parmakların kesmek değil, onların güç ve kuvvetlerini kesmek anlamında söylendiği çok açıktır. Ayete dikkat ettiyseniz, vurun boyunlarının üstüne diyor, kafalarını kesin demiyor. BOYUNLARININ ÜSTÜNE VURMAK, ONLARI AYAKDA DURAMAZ HALE GETİRMEKTİR. PARMAKLARINA VURMAKTA, ONLARIN TÜM GÜCÜNÜ KESMEK ANLAMINDADIR. Bunu Muhammed 4. ayetten çok daha iyi anlıyoruz. Bakın ayetin ilk cümlesinde bu konuya nasıl açıklık getiriyor. “ İNKÂR EDENLERLE SAVAŞTA KARŞILAŞTIĞINIZDA, HEMEN BOYUNLARINI VURUNUZ. ONLARI YENDİĞİNİZDE DE SIKICA BAĞLAYINIZ.” Bu ayeti makalemin sonuna doğru tekrar hatırlatacağım. İşin daha da ilginci ve bana göre korkunç olanı. Bu ayet delil gösterilerek, Allah inkârcıların kafalarını kesebileceğimizi, hatta parmaklarını da kesip işe yaramaz hale getirebileceğimizi dahi söyleyebilmektedirler. Bir arkadaşımız, bu ayeti bana şu şekliyle yazmış. ”KÂFİRLERİ YAKALADIĞINIZ YERDE BOYUNLARINI VURUN VE PARMAK UÇLARINI DOĞRAYIN “ Bizler ne yazık ki ayetleri Kur’an'dan uzak, öyle yanlış tercümeler yapıyoruz ki, neredeyse Kur’an'ın tamamına ters düşebiliyor. Tekrar hatırlatmak isterim, bu ayette vurun boyunlarına ve parmaklarına derken, onları öldürün kafalarını kesin, arkadaşımızın yazdığı gibi parmaklarının uçlarını doğrayın demiyor. ALLAH İNSANLARIN GÜCÜNÜ KUVVETİNİ KESİN, SİZLERE ZARAR VEREMEYECEK DURUMA GELSİNLER DİYOR. Kafası kesilen bir insan ölür, bu durumda parmakları neden kesilsin, ayette bahsedileni anlamaya çalışmak yerine, kendi inançlarımızı ayete ilave ediyoruz. Konuyu daha detaylı anlamaya devam edelim. Bu ayeti doğru anlamamız için, öncesindeki ayetlere bakalım şimdide. Enfal 9–10: Hani Rabbinizden yardım istiyor, yalvarıyordunuz. O da, “BEN SİZE ARD ARDA BİN MELEKLE YARDIM EDİYORUM” diye cevap vermişti. ALLAH BUNU, SADECE BİR MÜJDE OLSUN VE ONUNLA KALPLERİNİZ YATIŞSIN DİYE YAPMIŞTI. Yoksa yardım ancak Allah katındandır. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Diyanet meali) Allah daha önce Melekleri yoluyla insanlara yardım ettiğinin örneğini vermişti. Dikkat ederseniz yardım kalplerin yatışması ve moral vererek güç takviyesi olduğu anlaşılıyor. Enfal suresi 12. ayetin hemen sonrasındaki ayette de Allah, sözlerine açıklama getiriyor ve bakın 13. ayetinde ne diyor. “BU, ONLARIN ALLAH’A VE RESULÜNE KARŞI GELMELERİNDENDİR. HER KİM DE ALLAH’A VE RESULÜNE KARŞI GELİRSE, BİLSİN Kİ ALLAH’IN CEZASI ŞİDDETLİDİR.” Buradan da anlaşılıyor ki, Resulüme karşı gelenleri ben cezalandırırım diyor. Peki neden? Çünkü Allah'ın Resulü, bizzat Allah'ın hükmünü Kur'an'ı tebliğ ettiğinden, Resulünün tebliğine karşı gelen ALLAH'A KARŞI GELMİŞ OLACAKTIR. Çünkü karşılık vermeyen, kendi inancını yaşayan hiç kimseye Kur’an, müdahale izni vermez. Örneğin Enfal suresi 44. ayetinde Allah bakın ne diyor. " Allah, olacak bir işi yerine getirmek için SAVAŞ ALANINDA KARŞILAŞTIĞINIZ ZAMAN, ONLARI SİZİN GÖZÜNÜZDE AZ GÖSTERİYOR, SİZİ DE ONLARIN GÖZÜNDE AZALTIYORDU. Bütün işler Allah'a döner." Savaşta en önemli şey MORALDİR. Şimdide Kur’an'da, Allah'ın Melekleri yoluyla, ya da Allah'ın mümin kullarına başka nasıl yardım ettiği, destek verdiği örnekleri hatırlayalım. Tevbe 26: DERKEN ALLAH, ELÇİSİNE VE İNANIP GÜVENENLERE ÖZGÜVEN VERMİŞ, GÖRMEDİĞİNİZ ORDULAR İNDİRMİŞ VE O KÂFİRLERİ CEZALANDIRMIŞTI. Kâfirlerin payına düşen işte budur. (Süleymaniye vakfı meali) Enam 61: O, kullarının üstünde yegâne kudret ve tasarruf sahibidir. SİZE KORUYUCULAR GÖNDERİR. Nihayet birinize ölüm geldi mi, elçilerimiz onun canını alırlar. Onlar vazifede kusur etmezler. (Bayraktar Bayraklı meali) Enfal 65: Ey Nebi! Mü’minleri savaşa teşvik et. EĞER İÇİNİZDE SABIRLI YİRMİ KİŞİ BULUNURSA, İKİ YÜZ KİŞİYE GALİP GELİRLER. Eğer içinizde (sabırlı) yüz kişi bulunursa, inkâr edenlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir kavimdir. Bu ayetlerden de çok açık anlaşılacağı gibi, Allah ve Melekleri iman eden mümin kullarına, her zaman yardım ediyor ve onları destekliyor, moral ve güç veriyor. Bu ayetleri de özellikle Kur’an'da bizlere bildiriyor ki korkmadan, Allah'ın doğru yolunda gidelim, hiç kimseden çekinmeyelim. TABİ ÖNCE BİZLER, ALLAH'IN YOLUNDAMIYIZ, YOKSA BATILIN VE HURAFENİN YOLUNDAMIYIZ, ONU ÇOK İYİ ANALİZ ETMELİ VE ANLAMAYA ÇALIŞMALIYIZ. SİZCE ALLAH'IN DOĞRU YOLUNDA OLSAYDIK, MÜSLÜMAN TOPLUMLAR GÜNÜMÜZDE BÖYLEMİ OLURDU? YORUMUNU SİZLERE BIRAKIYORUM. Kur’an'da Allah özellikle, DİNDE ZORLAMA YOKTUR diye bizlere bildirmiştir. Yani hiç kimse karşısındaki bir inkârcıyı, zorla imana davet edemez, onu zorlayamaz. Bu zaten imtihan olmanın özüne aykırıdır. Tevbe suresi 5. ayet de örnek gösterilip, tıpkı Enfal 12. ayette yaptıkları gibi, bakın bu ayette Müşrikleri, inkârcıları bulduğunuz yerde öldürün diye örnek gösterilir. Hâlbuki bulduğunuz yerde öldürün diye kast ettikleri, bir ayet öncesi Tevbe 4. ayette, SİZLER İLE ANLAŞMA YAPTIKLARI HALDE, SÖZÜNDE DURMAYAN, ANLAŞMAYI BOZARAK SİZİ ÖLDÜRMEK İÇİN SAVAŞ AÇANLARI, BULDUĞUNUZ YERDE SİZDE ÖLDÜRÜN DİYOR. Bizler ayetleri bütünlüğünden bağlamından koparıp, işte böyle anlamaya çalışıyoruz. Nedeni de rivayet ve sanı inançlarımızı aklayabilmek adına. Hâlbuki örnek verdikleri Tevbe 5. ayetin devamında, sizinle sözleşmelerini bozarak sizi öldürmek için savaş açanları sizde savaşta onları öldürün derken, devamında bu konuya açıklık getiriyor ve sakın hepsine böyle bir şey yapmayın, yakalayabildiğinizi sağ yakalayın, onları hapsedin. Savaş bitiminde tehlike geçtiğinde, yaptıklarına tövbe eder, pişman olduklarını söyleyip, salâtı yerine getirip, yani toplumda barış içinde yaşayacaklarına, birbirini destekleyeceklerine, huzursuzluk çıkarmayacaklarına, sözünde duracaklarına Allah'ın yolundan gideceklerine söz verirlerse, onları serbest bırakın diyor. Aynı konuyla ilgili dikkat çeken bir ayeti de hatırlatmak istiyorum. Enfal 12. ayeti, daha iyi anlamamızı sağlayacağına inanıyorum. Muhammed 4: İnkâr edenlerle savaşta karşılaştığınızda, HEMEN BOYUNLARINI VURUNUZ. Onları yendiğinizde de sıkıca bağlayınız. SAVAŞ SONA ERDİĞİNDE YA BİR LÜTUF OLARAK KARŞILIKSIZ YA DA FİDYE ALARAK SALIVERİNİZ. Allah dileseydi onlara galip gelirdi. Fakat kiminizi kiminizle denemek için böyle yaptı. Allah yolunda öldürülenlerin yaptıkları hiçbir ameli Allah asla boşa çıkarmayacaktır. (Bayraktar Bayraklı) Bakın ayette, tıpkı Enfal 12. ayette geçen BOYUNLARINI VURUN sözlerini Allah, inkârcıların iman edenlere açtığı savaşta, iman edenlerin aynı şeyi yapmasını istiyor ve BOYUNLARINI VURUN diyor. Hatırlatmak isterim, kafalarını uçurun, öldürün demiyor. Devamında da buna açıklık getiriyor ve boyunlarını vurduktan sonra, yani güçlerini kuvvetlerini kesip, etkisiz hale getirdikten sonra, onları tutuklayın diyor. Esir aldıktan sonra, Allah'ın yapmamızı istedikleri ise ne yazık ki bizlerin birçok ayetten anlamak istediğimizin tam tersine, onların kafasını kesin, parmaklarını koparın ya da parmak uçlarını kesin demiyor. ONLARI YA BEDEL/FİDYE KARŞILIĞI, YA DA BEDELSİZ SALI VERİN DİYOR. Çok açık savaş bitince, Allah'ın emri budur diyor. Ama bizler tüm bu gerçeklerden uzak, kâfirleri Allah öldürün, kafalarını kesin diyor şeklinde, ayetleri tercüme etmeye, topluma anlatmaya çalışıyorlar. Elbette Kur’an seni öldürmek için savaş açanlara, seninde onları öldürme iznini veriyor. Bakara suresi 190 ve 191. ayetlerde sizi yerlerinizden çıkarmak, öldürmek için savaş açmışlarla karşılaştığınızda, sizlerde onları öldürün ama aşırıya kaçmayın diye de uyarır. Bunu da belirtmek isterim. Tabi böyle olunca da kendimizi kandırıyor, Allah ın lanetiyle/cezasıyla karşı karşıya kalıyoruz. Allah öldürmenin, en son çare olduğunu bizlere anlatarak, asıl yapılması gerekenin barış ve güzellikle ikna etmek olduğunu Kur’an bizlere anlatıyor. Dilerim cümlemiz, batıl, hurafe ve sanıdan uzak, Allah'ın kitabı FURKANI, Allah'ın verdiği örneklerle anlamaya çalışan, Allah'ın azınlık halis kullarından oluruz. ALLAH'IN VE MELEKLERİN YARDIM ETTİĞİ KULLARDAN OLMAK İSTİYORSAK, YALNIZ ALLAH'I VELİ EDİNİP, YALNIZ ALLAH'IN KİTABI KUR'AN'IN İPİNE SARILMALIYIZ. YOKSA YAŞADIĞIMIZ İSLAM TOPLUMUNUN, ACI GERÇEKLERİNİN NEDENLERİNİ, ASLA FARK EDEMEYİZ. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  6. Bizler bu dünyada, öyle bir ortamda yaşıyoruz ki, GERÇEK İLE RÜYA ADETA BİR BİRİNE KARIŞMIŞ DURUMDA. Gerçek ile rüyayı birbirinden ayırmak inanın çok zor. Yaşı ileri olanlar çok iyi bilirler, bazen geçmişi düşündüğümüzde hayatımız rüya gibi geçti deriz. Evet hayatımız aslında, yönetimi elimizde olan bir rüyadan farksız. Sizlere şöyle desem, bizler bu dünyada yaşarken, aslında hem Allah’ın katına geçip yaşıyoruz, hem de bu dünyada yaşıyoruz desem ne dersiniz? Sanırım tam anlamamış olabilirsiniz, sözlerime açıklık getirmek istiyorum. Allah Kur’an’da uykuyu ölüme benzetir ve aslında bizlerin her akşam uyuduğumuzda, ruhumuzun ölümü yaşadığını ve Allah’ın katına geçtiğimizi söyler. Uyandığımızda da Allah, ruhlarımızı bedenimize iade ettiği açıklamasını yapar, hatta bir kısmını iade etmeyiz yani bu dünyadaki yaşamı, sona ermiş olur diye bilgi verir. Bu konuyu daha iyi anlayabilmemiz içinde, çok önemli bir bilgi verir Kur’an ve derki, sizin bu dünyadaki zaman akışınızla, Allah’ın katımdaki zaman akışı çok farklıdır. SİZİN YAŞADIĞINIZ BİN YIL, BENİM KATIMDA BİR GÜN GİBİDİR DİYEREK, BİZLERE ASLINDA ÇOK ÖNEMLİ BİR BİLGİ VERİR. Hatta bilim gerçekten bizler uyuduğumuzda, bedenimiz bu dünyada ama ruhumuz Allah’ın katına geçtiğinde, çok uzun gibi gördüğümüz rüyanın, saniyelerle gördüğümüzü bilim kanıtlanmış. DEMEK Kİ BİZLER BU DÜNYADA YAŞARKEN, ASLINDA HER AKŞAM UYUDUĞUMUZDA ALLAH’IN KATINA GEÇİYORUR ÖLÜMÜ YAŞIYORUZ, DAHA SONRA UYANINCA TEKRAR DÜNYA YAŞAMINA DEVAM EDİYORUZ VE DİYORUZ Kİ BU AKŞAM, ÇOK GÜZEL BİR RÜYA GÖRDÜM. Demek ki ruhun ölümü diye bir şey asla yok. Hatta bizlerin ölüm dediğimiz şey BU DÜNYA MEKÂNINDAN, ALLAH’IN ZAMANINA MEKÂNINA GÖÇ ETMEK ANLAMINA GELDİĞİ ANLAŞILIYOR. Bu konuyu daha iyi anlayabilmemiz için, başka bir örnek vermek istiyorum. Yasin süresi 48. Ayetinde geçen ayeti önce hatırlayalım. “DOĞRUYSANIZ O VAAT (SON SAAT) NE ZAMANMIŞ!” DERLER.” Yani Kur’an’da Allah, mahşer günü konusunda açıklama yaparken, bir gün hepimizin hesap vereceği O çetin günü hatırlatıp, bizleri uyarıyor ve ikaz ediyordu ayetlerinde. Ne yazık ki geçmiş Kitap Ehlide biz Kur’an’a iman ettiğimizi söyleyen Müslümanlarda, O çetin hesap gününün geleceğini bildiğimiz uyarıldığımız halde, İNANIN HİÇ DUYMAMIŞ GİBİ BU DÜNYADA YAŞAMAYA, HİÇ HESAP VERMEYECEKMİŞ GİBİ DAVRANMAYA DEVAM EDİYORUZ. Rabbimiz O çetin gün gelip çattığında, Yasin 50. Ayetinde bakın nasıl bir durumda olacağımızı söylüyor. “O DURUMDA NE BİR TAVSİYEDE BULUNABİLİR, NE DE AİLELERİNE DÖNEBİLİRLER” Demek ki geri dönüş yok ve ne yaptıysak onun karşılığını göreceğiz. Yasin suresi 51. Ayetinde ise çok önemli bir konuya Rabbimiz açıklık getiriyor ve bakın ne diyor. “SÛR’A ÜFLENDİĞİNDE, BİR DE BAKARSIN Kİ (HEMEN) MEZARLARINDAN (KALKARAK) RABLERİNE KOŞACAKLAR.” Lütfen bu ayet üzerinde dikkatle düşünelim. Tüm insanlık dünyada yok oldu, hatta binlerce yıl önce dünyada öldüklerini yok olduklarını düşündüğümüz insanlarla birlikte hepsi mezarlarından kalkıyorlar, hesap vermek için. Demek ki makalemin ilk bölümünde verdiğim örnekte olduğu gibi, dünyada nasıl geceleri uyurken aslında ruhumuz geçici olarak Allah’ın katına geçiyor ölümü yaşıyorsak, dünyada tüm insanlığın yerle bir oluşuyla, MEKÂN DEĞİŞTİREREK YENİ BİR YAŞAMA BAŞLIYORUZ. Aslında RUH ÖLMEMİŞ beden yok olmuş çürümüş ama Allah nasıl ilk doğumda olduğu gibi, insanlar evlenip çocuk sahibi olmaya başladığında, ruhu Allah nasıl bedene veriyorsa, mahşer günüde beklemedeki ruha, bedeni Allah tekrar veriyor ve ruhumuzu o bedene koyuyor ki, yaptıklarımızın hesabını sorabilsin. Şunu hatırlatmak isterim. Biz insanlar bildiğiniz gibi ilk önce balçıktan, sulu topraktan yaratılmıştık. Bu dünyada bedenimiz ölüp toprağa gömüldüğünde, bizlerin bedenindeki tüm yapı taşımız D.N.A özelliklerimiz toprağa geçiyor. Ama toprakta kaybolmuyor lütfen bunu unutmayalım. D.N.A neydi hatırlayalım. “CANLININ TÜM ÖZELLİKLERİNİ TAŞIYAN, BU ÖZELLİKLERİN ÇALIŞMASINI VE FONKSİYONLARININ GERÇEKLEŞMESİNİ VE TÜM ÖZELLİKLERİN YENİ NESİLLERE TAŞINMASINI SAĞLAYAN, YÖNETEN MOLEKÜLDÜR.” Bilim adamları, geçmişte yaşamış hayvanların D.N.A sından, onları tekrar yaratabilmek için çalışıyorlar. Bilim adamları günümüzde, topraktan DNA kalıntılarını arıyorlar. İnsanlar bunu yapmaya çalışıyorlarsa, bu Allah için çok kolay demektir. Yüce Rabbimiz bizleri nasıl balçıktan yarattıysa, bizlerin bedeni öldüğünde toprağa gömüldüğünde, toprağa geçen tüm canlı özelliklerimizi Rabbimiz bir araya getirip, bizleri tekrar yaratacağını açıkça söylüyor. Konuyu daha iyi anlayabilmemiz için, Yasin suresi 52. Ayete bakalım, acaba insanlar mahşer gününde, öldüklerini zannettikleri halde, tekrar dirildiklerinde ne söyleyeceklermiş ona bakalım. “EYVAH! BİZİ UYUDUĞUMUZ YERDEN KİM KALDIRDI?” DİYECEK (VE CEVABI KENDİLERİ VERECEK)LER: “RAHMÂN’IN VAAD ETTİĞİ BU OLSA GEREK; DEMEK Kİ GÖNDERİLEN ELÇİLER DOĞRU SÖYLEMİŞLER!” Bu ayetten de çok açık anlıyoruz ki, bizlerin bildiği bir ölüm yani yok olma aslında yok. Çok net şunu söyleyebiliriz. BİZLERİN ÖLÜM DEDİĞİMİZ, ASLINDA BİZLERİN BİR UYKU HALİ. Dikkat ettiyseniz mahşer günü dirilen, canlanan tüm insanlarda, çok büyük bir şaşkınlık var. Eyvah diyorlar, peki neden eyvah diyorlar? Çünkü bizler bu dünyada yaşarken genel çoğunluğumuz, HİÇ HESAP VERMEYECEK GİBİ YAŞIYORUZDA ONDAN. Hepsi de tekrar dirildiğinde, kendilerinin rüyada olduğunu söylüyorlar ve bizi kim uyandırdı diyorlar. Buradan şunu anlıyoruz ölen yakınlarımız, tıpkı bu dünyada bizlerin gece uyuduğumuzda gördüğümüz rüyayı, mahşer günü dirilene kadar görüyorlar. YANİ HEPSİ BİZİM ANLAYACAĞIMIZ ŞEKLİYLE, RÜYA ÂLEMİNDE BEKLETİLİYORLAR. Diriltilip uyandıklarında da, her söylenenin yani Kur’an’da bahsedilenlerin, gerçek olduğu ortaya çıkınca korkulacağı anlaşılıyor. Bu ayetten sonra şunu sanırım rahatlıkla söyleyebiliriz. BU DÜNYADA AKŞAM UYUDUĞUMUZDA GÖRDÜĞÜMÜZ NASIL BİR RÜYA İSE, MAHŞER GÜNÜDE UYANDIRILDIĞIMIZDA, AYNI ŞEYLERİ SÖYLEYECEĞİZ VE BU DÜNYA BİZLER İÇİN BİR RÜYAYMIŞ DİYECEĞİZ. Çok önemli bir farkı hatırlatmak isterim. Bu dünyada yaşarken yaptığımız her şeyi bilinçli ve kendi kararlarımızla yapıyoruz. Ama yaşarken, gece uykumuzda gördüğümüz rüyayı bizler, kendi kararlarımızla ya da bilincimizle görmüyoruz. Mahşer günü uyandırıldığımızda Eyvah dememizin nedeni, özellikle imtihanımız gereği, kendi özgür kararlarımızla yaptıklarımızdan sorumlu olacağımız, adeta bu dünyada yaşadığımız bizlere rüya gibi gelen davranışlarımızın korkusu, bizleri tedirgin ediyor. Değerli dostlarım kardeşlerim. Sizce mahşer günü neredeyse hepimizin O EYVAH sözünü söyleyeceğimizden, inanın hiç kuşkumuz olmasın. Çünkü hiç düşünmeden öyle yanlış şeyleri doğru diye yapıyoruz ki, bunun hesabını verme korkusu hepimizin çok ama çok korkmasına neden olacak. Bu yanlışımıza küçük ama çok önemli bir örnek vermek istiyorum Kur’an’dan. Lütfen Allah aşkına bir an yaşadığımız hayatı ve inancımızı Kur’an ile sorgulayarak, aşağıdaki ayet üzerinde pişman olmak istemiyorsak, dikkatle düşünelim. Yunus 60: PEKİ, KENDİ UYDURMALARINI ALLAH’A YAKIŞTIRANLAR, KIYAMET GÜNÜNDE OLACAKLAR İÇİN NE DÜŞÜNÜYORLAR? GERÇEK ŞU Kİ ALLAH İNSANLARA KARŞI LUTUFKÂRDIR; AMA ONLARIN ÇOĞU ŞÜKRETMEZLER. (Kur’an Yolu. Diyanet İşl.) Kıyamet gününde pişman olmak istemeyen, rivayetlere sanı bilgilere, beşeri mezhep inançlarına uymadan, en emin bilgi YALNIZ ALLAH’IN İPİ KUR’AN’A SARILIR. Lütfen Allah’a güvenelim, rivayetlere, sanı bilgilere değil. “ONLARIN ÇOĞU, ZANDAN/ SANIDAN/ RİVAYETLERDEN BAŞKA BİR ŞEYE UYMAZ. ŞÜPHESİZ ZAN, HAKTAN HİÇBİR ŞEYİN YERİNİ TUTMAZ. ALLAH, ONLARIN YAPMAKTA OLDUKLARINI ÇOK İYİ BİLENDİR. “(Yunus 36) “GERÇEK HAK OLAN, RABBİNDEN GELENDİR. O HALDE KUŞKULANANLARDAN OLMA!” (BAKARA 147) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  7. Bizlerin Kur’an ile bağını kesenlerin, gerçekten görevini çok iyi yaptıkları anlaşılıyor. Bu zinciri, prangayı biz Müslümanların kırabilmesi ve gerçekleri HAK olanı ortaya çıkarması içinde, bizlerin çok ama çok çalışması gerekiyor. Değerli dostlarım, ben Müslümanım diyen herkes, bizzat kendisi batıl ve hurafeden uzak Kur’an ile buluşma ve anlama çabasını gösterdiği takdirde, batılın zincirlerini kırıp ALLAH’IN KİTABI KUR’AN İLE BULUŞABİLİRİZ. Eğer bu çabayı göstermiyorsak, Allah ile aldatanların tuzağına düşmekten asla kurtulamayız. ŞUNU RAHATLIKLA SÖYLEYEBİLİRİM, MÜSLÜMANLARIN KUR’AN İLE BULUŞMASININ ÖNÜNDE, KALENİN SURLARI GİBİ TEK BİR ENGEL VARDIR, ODA DOĞRULUĞUNDAN ASLA EMİN OLAMAYACAĞIMIZ VE ALLAH’IN RESULÜNÜN ADINI KULLANARAK NAKLETTİKLERİ RİVAYET HADİSLER. Allah şahittir ki, ben hadis düşmanı değilim. Ben insanları Allah ile aldatmaya çalışanların düşmanıyım. Allah’ın Resulüne, iftira atmaktan korkan bir Müslümanım. Hadis söz anlamına gelir ki, Rabbimiz gerçek iman eden bir Müslümanı bu konuda Zümer suresi 18. Ayetinde, bakın nasıl uyarıyor. “SÖZLERİ/HADİSLERİ DİNLEYİP, EN GÜZELİNE DOĞRUSUNA UYANLARI MÜJDELE. İŞTE ALLAH’IN DOĞRU YOLA ULAŞTIRDIĞI BUNLARDIR. GERÇEK AKIL SAHİPLERİ DE BUNLARDIR.” Peki, Allah sözlerin/hadislerin en doğrusunun nereden öğrenmemizi istiyor ve bizleri yönlendiriyordu? Bakın Nahl suresi 89. Ayetinde Rabbimiz nereye yönlendiriyor bizleri. “BU KİTABI SANA, HER KONUDA AÇIKLAMA GETİREN BİR REHBER, BİR HİDAYET VE RAHMET KAYNAĞI, ALLAH’A GÖNÜLDEN BAĞLANANLAR İÇİN BİR MÜJDE OLARAK İNDİRDİK.” Yine Ali İmran 103. Ayetinde, Rabbimiz bizleri nereye sarılmamızı emrediyordu? “TOPLUCA ALLAH’IN İPİNE/KUR’AN’A SIMSIKI SARILINIZ, AYRILIĞA DÜŞMEYİNİZ,” Biz Müslümanların Kur’an gerçekleri ile buluşmasını engelleyenler, bizlerin Allah’ın Resulüne karşı coşkun sevgimizi kullanıp onun adını kullanarak, sanki O söylemiş gibi topluma Kur’an’ın asla onaylamadığı öyle iftiralar nakletmişlerdir ki, bu iftirayı fark edebilmemiz için, mutlaka Kur’an ile buluşmamız, onu anladığımız dilden dikkatle düşünerek Kur’an bütünlüğünde okuyup, Allah’ın vahyini tebliğ almamız gerekir. Ne yazık ki İslam toplumu bunu yapamıyor, ÇÜNKÜ BİR TÜRLÜ KUR’AN’IN ÇEVRESİNE ÖRDÜKLERİ, RİVAYET KALESİNİN SURLARINI AŞAMIYOR VE KUR’AN İLE BULUŞAMIYOR. Bizlere kurdukları bu rivayet tuzağına, çok çarpıcı dikkat çekici bir örnek vermek istiyorum. Bu sözleri, benim yazıma cevaben yazan kişinin ben iyi niyetinden asla şüphelenmiyorum. Çünkü bir insan konu ne olursa olsun, araştırmadan bir yanlışı doğru kabul etiyse ve buna gönülden inandırıldıysa, onu ne pahasına olursa olsun savunur. Onun için Allah özellikle düşün, araştır sözün en güzeline ondan sonra uy emrini veriyor. Bakın bana nasıl bir cevap yazmış bir okurum. “PEYGAMBERİMİZ S.A.V İN AHİR ZAMANDA, BİZE KUR’AN YETER DİYENLERİN OLACAĞI HADİSİNİ OKUYUN, HADİSLER KUR’AN’IN ÖNÜNDE KALENİN SURLARIDIR. O SURLARI YIKARSANIZ EĞER, HERKES KUR’AN’I KAFASINA GÖRE YORUMLAR. SAHABELER HER AYET İÇİN BİR HADİS RİVAYET ETMİŞ. KUR’AN’IN ANA MADDESİ İMANDIR. RİSALE-İ NUR KUR’AN’DA Kİ İMAN HAKİKATLERİNİ, ÇOK GÜZEL TEFSİR ETMİŞ.” Allah’ın Resulünün adı kullanılarak, İslam dinine istedikleri batılı, hurafeyi sokabilecekleri kapıyı, bakın nasıl Resulün adı kullanılarak açılıyor. Bu kapıdan, öyle batıl atalarının inancı sokulmuş ki, Allah’ın yemin ederek kolaylaştırdığı ve özellikle KUR’AN İLE SINIRLANDIRIP onun sınırlarını aşmamızı yasaklayıp, yalnız Kur’an’ın ipine sarılmamızı istediği, çünkü Kur’an’dan hesaba çekileceğimizi emrettiği halde, bakın SINIR TANIMAZ BİR DİN, NASIL YARATILMIŞ. Hâlbuki İsra suresi 36. Ayetinde Rabbimiz bu konuda bizleri nasıl uyarıyordu? “HAKKINDA KESİN BİLGİ SAHİBİ OLMADIĞIN ŞEYİN PEŞİNE DÜŞME. ÇÜNKÜ KULAK, GÖZ VE KALP, BUNLARIN HEPSİ ONDAN SORUMLUDUR.” Yazdığım ya da Allah’ın Resulüne ait olduğu iddia edilen rivayet hadislerin, Allah’ın Resulüne ait olduğuna dair kimin kesin kanıtı var? Hiç kimsenin yok. Hadisler zaten, bir rivayete göre diye başlıyor, çok ilginç değil mi? Kardeşimizin söylediği bu hadisi, Allah’ın Resulünün söylediğinden emin olmadan, bu sözleri söylediğine nasıl inanırız? Eğer söylemediği halde buna inanırsak, ALLAH’IN RESULÜNE İFTİRA ATIYOR VE BU İFTİRAYLA MÜSLÜMANLARI DİNİN SINIRLARI DIŞINA BİZZAT ELLERİNMİZLE ÇIKARMIŞ OLURUZ. Bunu hangimiz yapmak ister? Hâlbuki Kur’an’da Allah, Resulünün yalnız neyi tebliğ ettiğini, uyardığını söylüyordu? “BU KUR’AN BANA VAHYOLUNDU Kİ, ONUNLA SİZİ VE ULAŞTIĞI HERKESİ UYARAYIM.” (Enam 19) “RASULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.” (Ankebut 18) Buradan da anlaşılıyor ki, Allah’ın Resulü biz ümmetine, Kur’an’ın dışından hiçbir sözü/hadisi söylemiş. Kur’an’ı bizlere ne yazık ki, anlamını dahi bilmeden okutmaya devam ediyorlar. Çünkü anladığımız dilden okuyup sorgulamaya başlarsak, bizlere anlatılan İslam’ın içinde, inanılmaz batıl ve hurafenin olduğunu fark ederiz de ondan. Kur’an bize, yol gösterici rehber olsun diye indirildi. Onu anlamını bilmeden okuyorsak, Allah’ın emirlerini de tebliğ almamış olacağımızdan, bizler Kur’an’ı okumuyor ANCAK SELENDİRİYORUZ DEMEKTİR, LÜTEN BU GERÇEĞİN ARTIK FARKINDA OLALIM. Kur’an bilgimiz çok fazla olmayınca, ne anlatılırsa dinin Allah’ın emri zannediyoruz. Örneğini verdikleri rivayet hadise gelince. Allah’ın Resulü O örnek insan, sizce öyle bir zaman gelecek ki, BİZE KUR’AN YETER diyenler çıkacak diyerek, ümmetini hiçbir zaman kendisinin kayda alıp yazdırmadığı, rivayet sözleri de Kur’an hükmü gibi inanmamızı ister mi? Mümkün değil, çünkü Allah’ın Resulü Kur’an’ı ümmetine tebliğ ederken, YALNIZ KUR’AN’IN İPİNE SARILIN ONUN SINIRLARININ DIŞINA SAKIN ÇIKMAYIN, YANİ KUR’AN SİZLERE YETER, ÇÜNKÜ ONDAN SORUMLUSUNUZ AYETLERİNİ TEBLİĞ ETMİŞTİ. Bana bu cevabı veren kardeşimiz, aslında belki farkında olmadan şunları yazmış. “HADİSLER KUR’AN’IN ÖNÜNDE KALENİN SURLARIDIR. O SURLARI YIKARSANIZ EĞER, HERKES KUR’AN’I KAFASINA GÖRE YORUMLAR” Ne yazık ki rivayet hadisler gerçekten, KUR’AN’IN ÖNÜNDE KALENİN SURLARI GİBİDİR. ÇÜNKÜ MÜSLÜMANLAR RİVAYETLERDEN, KUR’AN’A ULAŞAMIYORLAR. Düşünebiliyor musunuz Kur’an’ı rivayetlerin koruduğunu, gönül rahatlığıyla söyleyebiliyorlar. Bunu söyleyenlere Hicr suresi 9. Ayeti hatırlatmak isterim, bakın Kur’an’ı rivayet hadisler mi koruyor, yoksa yüce Rabbimiz mi koruyor. “KESİN OLARAK BİLESİNİZ Kİ, BU KİTABI KUŞKUSUZ BİZ İNDİRDİK VE ONU MUTLAKA KORUYAN DA YİNE BİZİZ.” Rivayet ve sanı sözlerden/hadislerden oluşan kalenin surlarını aşan, işte böyle Kur’an ile buluşabiliyor. Buluşamayan ise, Hak olan gerçeklere muhalif olduğunun farkında bile olmadan, Allah’ın dini diye batılı yaşamaya devam ediyor. Özellikle şunu çok açık söylemeliyim. Allah bizlerin sorumlu olduğu ve imanımızı yaşarken gerekli olan ayetleri MUHKEM, yani açık bir şekilde her kulunun anlayabilmesi içinde nice örneklerle açıklayarak gönderdiğini söylüyor. YANİ KUR’AN’IN MUHKEM AYETLERİ YORUMA AÇIK DEĞİLDİR. Bilgi veren hiçbir kitap, yoruma açık olmaz, Kur’an’da bilgi verdiği gibi Allah’ın uyarı ve ikazlarıdır aynı zamanda. Hiç kimse rivayetlere sanı bilgilere göre yorumlayamaz. Rivayet kapısını bu şekilde sonuna kadar açtıkları için, herkes doğru kabul ettiği rivayet ışığında Kur’an’ı anlamaya çalıştığından, İSLAM TOPLUMU BÖLÜNDÜ PARÇALANDI VE ŞİMDİDE BİRBİRİNE DÜŞMAN OLDU. ÇOK DAHA KÖTÜSÜ ALLAH’IN DİNİNDEN UZAKLAŞTI. Bazen bir ayete, bu kadar farklı anlamı nasıl veriyorlar dediklerini duyarsınız. Bunun nedeni Allah’ın ayetlerini, yine Allah’ın Kur’an’da verdiği örneklerden anlamaya çalışmak yerine, her mezhebin doğru kabul ettiği rivayetler ışığında anlamaya çalıştıkları için, farklı anlıyorlar. Rivayet edilen hadisin en son kısmında, rivayet zincirinin aslında tehlikesinin boyutunu da gösteriyor ve bakın ne diyorlar. “SAHABELER HER AYET İÇİN, BİR HADİS RİVAYET ETMİŞ.” Görüyor musunuz hadisleri kimler rivayet etmiş. Haşa sahabeler, Allah’ın Resulünün unuttuğu eksik bıraktığı bir şey mi varda, onlar hadis nakledip ayetlerin anlaşılmasını sağlıyorlar. Hatırlatırım rivayet SÖYLENTİ anlamına gelir ki, doğruluğundan emin olunamayacak söz anlamına gelir. ALLAH BÖYLE BİLGİLERİN ARDINA DÜŞÜP, İNANMAMIZI YASAKLAMIŞTIR. Çok daha ilginci bana cevap veren kardeşimiz belki de büyüğümüz abimiz, bizleri nereye yönlendiriyor. “ KUR’AN’IN ANA MADDESİ İMANDIR. RİSALE-İ NUR KUR’AN’DA Kİ İMAN HAKİKATLERİNİ, ÇOK GÜZEL TEFSİR ETMİŞ.” İşte bizleri Kur’an yolundan, batıla saptıran davetler böyle başlıyor. Haşa Allah kulunu sorumlu tuttuğu Kur’an’ı anlayacağımız şekilde açıklayıp izah etmedi ama bizleri Kur’an’dan mı sorumlu tuttu? İşte Kur’an’dan habersiz olunca, Allah’a ve onun nurlu Kitabı Kur’an’a bile saygısızlık yaptığımızın farkında olamıyoruz. Allah Yunus 36. Ayetinde bakın nasıl uyarıyor. “ONLARIN ÇOĞU, ZANDAN BAŞKA BİR ŞEYE UYMAZ. ŞÜPHESİZ ZAN, HAKTAN HİÇBİR ŞEYİN YERİNİ TUTMAZ. ALLAH, ONLARIN YAPMAKTA OLDUKLARINI ÇOK İYİ BİLENDİR.” Rabbimiz Kur’an’ı bizzat kendisinin, yine Kur’an’da nice örneklerle açıkladığını bildiriyor. BU GERÇEĞİ TEBLİĞ ALMAYANLAR HALA KUR’AN İLE BULUŞAMAYANLARDIR. Allah Kur’an’a davet edenlere uyun, kendilerine davet edenlere değil diyerek bizleri uyarır. Allah’ın Resulü de Fussilet 33. Ayetinde, ben sizi Allah’a onun kitabı Kur’an’a çağırıyorum diyerek, son noktayı koymuştur. BİR MÜSLÜMANA DÜŞEN DİN KARDEŞİNİ YALNIZ, KUR’AN’A DAVET ETMEK OLMALIDIR. Hepimiz Kur’an’dan imtihan oluyoruz, bunu Rabbimiz söylüyor ve anlayalım hiç kimseye muhtaç olmayalım diye de yemin ederek Kur’an’ı kolaylaştırdığını söylüyor. KİME İNANIP GÜVENECEĞİNİZ SİZE KALMIŞ. “EY İNANANLAR! EĞER BİR FÂSIK/YALAN HABER TAŞIYAN SİZE BİR HABER GETİRİRSE, ONUN DOĞRULUĞUNU ARAŞTIRINIZ. YOKSA BİLMEDEN BİR TOPLULUĞA KÖTÜLÜK EDERSİNİZ DE, SONRA YAPTIKLARINIZA PİŞMAN OLURSUNUZ.” (Hucurat 6) Değerli dostlarım, lütfen Kur’an ile aramıza ördükleri kalenin surlarını, KUR’AN İLE AŞALIM KUR’AN İLE BULUŞALIM Kİ BİZLERE KURULAN RİVAYET TUZAĞINDAN, KUR’AN İLE KURTULALIM. Bakın o zaman güneşin nasıl daha parlak doğduğunu, hayatın nasıl huzurlu ve daha güzel olduğunu fark edeceksiniz. Dilerim Kur’an gerçekleri ile buluşan, Allah’ın azınlık halis kulları arasında oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  8. Günümüzde bizlerin öyle bir İslam anlayışımız var ki, Kur’an’ı anladığı dilden dikkatle okuyan ve ayetler üzerinde düşünen bir Müslümanın, bunu kabul etmesi asla mümkün değil. İslam toplumunun genel çoğunluğu, İnancını yaşarken delili ve kanıtının KUR’AN+SÜNNET olarak bir denklem kurup, inancımızı Kur’an ve Allah’ın Resulünün rivayet hadisleri, yani sünneti ile ancak doğru yaşayabiliriz diye inanır. Peki, Allah Kur’an'da böyle bir ortaklıktan bahsediyor ve İSLAM’I YAŞARKEN, SİZ YALNIZ KUR’AN‘DAN DEĞİL, RESULÜMÜN KUR’AN DIŞINDAN VERDİĞİ HÜKÜMLERDEN, İBADET KONUSUNDA VERDİĞİ DETAYLARDAN DA İSTİFADE EDİP, BENİM İNDİRDİĞİM DİNİ YAŞAMALISINIZ MI DİYOR? YOKSA…..? Yoksa’nın doğru cevabını, Allah’ın bizleri sorumlu tutacağına hükmettiği Kur’an’ı anlayarak ve tarafsız ve ÖN YARGISIZ üzerinde dikkatle düşünerek okuyup almalıyız, yoksa kaybedenlerden oluruz. Allah Kur’an’ın hiçbir ayetinde, İslam’ı Kur’an ve Resulün sünneti/hadisleri ile yaşayın demediği gibi, tam tersini söylüyor ve diyor ki Resulüne. SANA İNDİRDİĞİM KUR’AN İLE KULLARIMA HÜKMET. Kur’an’ı açıklamak bizim görevimizdir. Yemin olsun ki anlayasınız diye Kur’an’ı kolaylaştırdık. Biz Kur’an’ı nice örneklerle açıkladık ki anlayasınız ve hiç kimseye muhtaç olmayasınız. Resulüm senin görevin sadece tebliğ etmektir. Resule düşen, apaçık tebliğden başka bir şey değildir. YALNIZ KUR’AN’IN İPİNE SARILIN. GERÇEK HAK OLAN RABBİNDEN GELENDİR. Buna benzer onlarca ayeti görmezden gelerek, ayetlerde geçen kelimelere Kur'an'ın onaylamayacağı anlamlar verip, Allah’ın emrettiği hükümlerin tam tersini yaşıyoruz, sırf atalarımızın inancını yaşayabilmek için. Rabbimiz Kur'an'ı ben koruyorum diyor. Bu durumda bizler Allah'ın korumasının dışına çıkıp, İslam'ı doğruluğundan emin olamayacağımız, RESULE AİT OLDUĞU İDİA EDİLEN RİVAYETLER IŞIĞINDA MI YAŞAYACAĞIZ? iNANILMAZ TEHLİKELERLE DOLU BİR DÜŞÜNCE. Hatırlatırım Allah, emin olamayacağımız bilgilerin ardına düşmemizi, yasaklamıştır Kur'an'da. Allah’ın Resulüme uyun, ona uymak bana uymak gibidir emirlerine, Kur’an’ın asla bahsetmediği, hatta tam tersi anlamlar yükleyip, bakın Allah Resulüme uyun diyor, demek ki Resulün rivayet hadislerine de Allah uymamızı emrediyor, şeklinde bir anlam yükleniyor ayetlere. Hâlbuki Allah birçok ayette Resulüne verdiği görevini açıklarken, Resulüm sizlere yalnız benim vahyim Kur’an’ı tebliğ edecek, onun sınırları dışına çıkmayacak, onun görevi sadece tebliğdir, diye onlarca kez uyardığı halde, ne yazık ki batılı ayetlere monte etme çabaları ile günümüzde İslam, Allah’ın indirdiği şekliyle değil, atalarının batıl inançları yaşanmaktadır. BU TUZAĞI MÜSLÜMANLARA KURANLARIN, YAHUDİLER OLDUĞUNU UNUTMAYALIM. BU YOLLA İÇİMİZE GİRİP, İNANCIMIZI BOZMUŞLARDIR. Bu hurafe inançlara inananlara, Hakka suresinde Allah Resulünü nasıl uyardığını, Allah'ın emretmediği bir sözü/ayeti, Resulünün asla dine ilave edemeyeceğini, bakın nasıl bildiriyor bizlere. “EĞER ELÇİM BİZE ATFEN BAZI SÖZLER UYDURMAYA KALKIŞSAYDI, ELBETTE ONU BUNDAN DOLAYI KISKIVRAK YAKALARDIK; SONRA DA ONUN ŞAH DAMARINI KESER ATARDIK. HİÇBİRİNİZ BUNA ENGEL DE OLAMAZDINIZ." Bizler önce SÜNNET kelimesinin anlamını doğru anlamalıyız. Sünnet kelime anlamı, izlenecek yol yöntem demektir. Sizce Rabbimiz Kur'an'da, bizlerin izleyeceği yolu yöntemi açıklamayıp Resulüne bırakıp, bizlerin bunları rivayetlerden öğrenmemizi istemiş olabilir mi? Cevabı çok açık, bunu anlayamayanlar lütfen önce ön yargılardan kurtulup, kaplerinindeki mührü, gözlerindeki perdeyi önce Kur'an ile temizlesinler, yoksa gerçekleri görmeleri mümkün olamaz. Allah’ın bunca uyarı ikaz ayetlerinden sizler, indirdiğim İslam dinini KUR’AN ve RESULÜN SÜNNETİ HADİSLERİ İLE Mİ YAŞAYIN emrini anladınız? Yoksa yalnız sizlere vah yettiğim Kur’an’a mı sarılın emrini anladınız. Aslında yüzlerce ayette Allah, bizlerin yalnız Kur’an’a sarılmamızı emrediyor ama batılı yaşamakta ısrar edenler, Allah’ın ayetlerini işte böyle görmezden gelip, anlamlarını tahrif ederek üstünü örtüyorlar. Allah bunu yapanlara kâfir oldular diyor, hatırlatırım. Aslında Zuhruf 44. Ayet tek başına, Kur’an’a iman eden bir Müslüman’ın bizlerin yalnız Kur’an’ı dinde delil kanıt kabul edip, Yalnız Kur’an’a uymamız gerektiğini bilir. Çünkü Allah nasıl hüküm vermişti bu ayette. “ŞÜPHESİZ Kİ O ZİKİR/ KUR’AN, SENİN VE KAVMİN İÇİN GERÇEĞİ HATIRLATAN ÖĞÜTTÜR. İLERDE ONDAN SORGULANACAKSINIZ.” Haşa Allah'ın sözünden dönüp, bizleri Kur'an dışından bizlere rivayet yollarla ulaşmış, Resulün hadisleri dedikleri sözlerden, bilgilerden de hesap sorar mı? Kime güveneceğiniz size kalmış. Ama güvende olmak isteyen, YALNIZ ALLAH'A GÜVENİR. Bu ve benzeri inançlar Kur’an’a aykırı olduğu gibi, bunların doğruluğuna inanmak Kur’an'da çelişki yaratır. Hatırlayınız Allah bizlerin yalnız Kur’an’ın ipine sarılmamız emrini veriyor. Eğer bizler Allah’ın bu emirlerinin tam tersi, Kur’an’ın ipinin yanında bir başka ip koyar, buda Resulün ipidir, buna da sarılmalıyız dersek, ALLAH’A VE ONUN KİTABINA ŞİRK KOŞMUŞ OLURUZ. Onun için Allah kullarımın çoğu, Allah’a şirk koşmadan bana iman etmezler uyarısını yapıyor bizlere. İslam dininde, söylendiği gibi din adına başka bir kaynak olsaydı, Allah onu da elbette açıkça bizlere bildirirdi ve korumasına alırdı. Gelelim günümüz İslam anlayışında çok kabul gören İSLAM= KUR’AN+SÜNNET İLE YAŞANIR SÖYLEMİNE. Tekrar hatırlatmak isterim, Kur’an bu inanca asla onay vermediği gibi, tam tersini söylüyor ve sakın emin olmadığınız sözlerin/hadislerin ardına düşmeyin, Kur’an’ın sınırlarını aşmayın, hesabını sorarım diye uyarıyor. Günümüzde Resulün Sünneti dedikleri bilgilerin tamamı, Resule ait olduğu iddia edilen RİVAYET HADİSLERDİR. Elbette bunların hepsi uydurmadır demek yanlış olabilir. Bizlere düşen hangilerinin doğru olup olmadığını anlamak, araştırmak için, Kur’an’ın onayını almamız gerekir. Kur’an onay veriyorsa, ancak bizler şunu söyleyebiliriz. EVET, BU HADİSİ/SÖZÜ ALLAH’IN RESULÜ SÖYLEMİŞ OLABİLİR. Çünkü söylediğini asla kanıtlayamayız. Bakın yine de dikkatli davranıp, söylemiş olabilir diyorum. Çünkü Allah’ın Resulü söylemediği halde, bu Resulün sözüdür dersem, Allah’ın Resulüne iftira atmış olurum. Mahşer günüde bunun hesabını veremem. Bizler rivayet edilen Hadislere karşı çok dikkatli yaklaşmalıyız. Çünkü Allah’ın Resulüne karşı bizlerin coşkun sevgisini bilenler, Onun adını kullanılarak bu yolla batılı, hurafeyi İslam dinine çok rahatlıkla sokmuşlardır. Tekrar etmek istiyorum. HADİS, ALLAH’IN RESULÜNÜN SÖYLEDİĞİ İDDİA EDİLEN SÖZLERİDİR. Ona ait olduğu konusunda kesinlik asla yoktur, nakledilen hadisin başında zaten bir rivayete göre diye başladığından, bunun zan içerdiğini lütfen unutmayalım. Bu hadisleri eğer Allah’ın Resulü sağlığında yazdırmış olsaydı, hadisler bir rivayete göre başlamaz, direk Resul ümmetine hitap ederdi. Rivayet zan, sanı, söylenti anlamında olup doğruluğu kanıtlanmamış söz, bilgi demektir. İslam dini böyle bilgilerle yaşanmaz, Allah bunu yasaklamıştır. ALLAH KUR’AN’I BEN KORUYORUM DEDİĞİ İÇİN, BİZLERİN ONUN İPİNE SARILMAMIZI VE ONDAN HESABA ÇEKECEĞİNE HÜKMETMİŞTİR. Ama rivayet edilen Hadisler, Kur’an gibi Allah’ın korumasında olmadığından, şeytanın ve şeytanlaşmış insanların, din düşmanlarının, hatta iyi niyetli insanların bile kendi nefislerinde iyi yapıyorum diye uydurmalarının, aslında ne kadar dine zarar vereceklerini fark etmeye bilirler. Onun için Allah, sakın emin olmadığınız sözlerin ardına düşmeyin, güvenilecek veliniz yalnız benim, güveneceğiniz kitapta yalnız Kur’an’dır, yalnız onun ipine sarılın emrini vermiştir. Hadisleri nakledenlerde bir insandır ve hata yapma ihtimalleri her zaman vardı. Hadisleri nakledenlerin nakillerinde yaptığı hataları, hiç kimse düzeltmiyordu. Ama Allah, Resulüne vah yettiği ayetler kontrol altında ve gerektiğinde Resulü ikaz ediliyordu. MÜSLÜMANLAR DAHA RESULÜN SAĞLIĞINDA, ONUN BİR SÖZÜNÜ/HADİSİNİ BİRBİRLERİNE NAKLEDERKEN, ACABA ÖYLE MİYDİ, ŞÖYLE MİYDİ, ŞU ANLAMDA MI SÖYLEDİ DİYE İHTİLAFA DÜŞÜYORLARMIŞ. Günümüzde de buna benzer örneklerle, hayatımızda karşılaşmışızdır. Mezhepleri şöyle bir araştırınız, her mezhebin doğru kabul ettiği ya da tam tersi batıl, hurafe diye kabul etmediği Resulün hadisleri vardır. Hadis konusunu araştırdığınız da, toplumları istedikleri gibi yönetebilmek adına birçok hadis uydurulduğunu görürsünüz. Bunların Allah’ın Resulüne iftira olduğunu lütfen unutmayalım. Resule ait olduğu iddia edilen hadisleri nakledenlerin, anlamını değiştirmeden nakletme ihtimalleri, neredeyse mümkün değildir. Böyle bir yöntemle, yolla Allah ve Resulü bizlerin İslam’ı yaşamasını ister mi? Elbette asla istemez. KİTAP EHLİ BU YOLLA ALLAH’IN DİNİNDEN UZAKLAŞTI. NE YAZIK Kİ BİZLER DERS ALMADIĞIMIZ İÇİN, AYNI YANLIŞI BİZLERDE YAPARAK, ALLAH’IN DİNİNDEN UZAKLAŞTIK. Lütfen hadis konusunu düşünürken, şunu aklımızdan çıkarmayalım. Allah’ın Resulü dinde Allah’ın hüküm ortağı değildir. Çünkü Allah, HÜKMÜME HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEM DİYOR KUR’AN’DA. Onun için bizler hadis nakledenlere karşı tavrımız, nakledilen hadisin Kur’an’ın onay verip vermediğine bakmalıyız. Kur’an onay veriyorsa, bu hadisi Allah’ın Resulü söylemiş olabilir diyebiliriz. Eğer bizlere her bilgi Kur’an'da yok, bu durumda Kur’an’dan nasıl onay alalım diyorlarsa, onları kendi inançları ile baş başa bırakıp, Allah’ın Resulünü siz Allah’ın hüküm/din ortağı mı yaptınız diyerek, Kafirun 6. Ayette örneği verildiği gibi, “SİZİN DİNİNİZ SİZE, BENİM DİNİM BANADIR” diyerek, Allah’ın önerdiği yöntemle onlara cevap vermeliyiz. Lütfen unutmayalım, Allah sizleri Kur’an’dan, zikrimden sorumlu tutuyorum, hesaba çekeceğim onun için emin olmadığınız sözlerin değil, Kur’an’ın ipine sarılın emrini verdiyse bizlere, ALLAH SÖZÜNDE DURANDIR, NE EMRETTİYSE ONU HAYATIMIZA GEÇİRELİM. BİZLERİN YAPTIĞI EN BÜYÜK YANLIŞ, KUR'AN'I HERKESİN ANLAYAMAYACAĞINA, KUR’AN’IN BİZLERE YETERLİ OLMADIĞINA, ONUN ÖZET BİLGİLER VERDİĞİNE VE DETAYLI AÇIKLANMADIĞINA İNANDIK. Buna inandığınızda, Kur’an devre dışı kalıyor ve ataların, mezheplerin batıl FIKIH inancı, Kur’an’ın önüne geçiyor. Sizce Allah, kulunun anlamadığı detaysız bir kitap gönderip, daha sonra ondan hesaba çeker mi? Karar sizin. Bu yanlışa inanan Müslümanlar, demek ki yalnız Kur’an ile İslam yaşanmıyormuş, bakın şunlar ya da bunlar Kur’an'da var mı? Yok. Demek ki yalnız Kur’an ile ne namaz kılınıyormuş ve ne de oruç tutuluyormuş deme gafletine düşüyoruz. ASIL YAPMAMIZ GEREKEN, KUR'AN'IN BAHSETMEDİĞİ BİR BİLGİYİ, DETAYI DİNİN EMRİ KABUL ETMEMEMİZ GEREKİRKEN, KUR'AN DIŞI BİLGİYİ KANIKSADIĞIMIZDAN, YAŞADIĞIMIZ BATILI KUR'AN'DA GÖREMEDİĞİMİZDE, KUR'AN'I ADETA YETERSİZ GÖRÜYORUZ. Akıl ve mantık dışı ama akleden olmayınca, bunu anlatmak çok zor. Tüm bunlara inandığımızda ise şöyle bir mantıksız inanç ortaya çıkıyor. Allah Kur’an’ı açıklamak bizim görevimiz, Kur’an’ı nice örneklerle açıkladık, kolaylaştırdık dediği halde, Allah gereken açıklamayı Kur'an'da yapmamış. Allah yalnız Kur’an’ın ipine sarılın, sizleri Kur’an’dan sorumlu tutacağım diye hüküm vermiş ama yalnız Kur’an’ın ipine sarılsak, namazın kaç rekât olduğunu bile öğrenemezdik, deme yanılgısına, gafletine düşmüşüz. Daha da kötüsü, Allah açıklamadığı halde bizleri Kur’an’dan hesaba çekeceğine hükmetmiş anlamını vererek, Allah’ın yolundan saptığımızın bile farkında olamıyoruz. Bu yanlış inancın sonunda, elbette şu hatayı da yapmaya devam ediyoruz. “İYİKİ ALLAH’IN RESULÜNÜN RİVAYET HADİSLERİ VAR. ONLAR OLMASAYDI KUR’AN KAPALI KALIR ANLAŞILAMAZDI. BİZLERDE İMANIMIZI DOĞRU YAŞAYAMAZDIK, İMTİHANIMIZI VEREMEZDİK”, DEDİĞİMİZİN FARKINDA MISINIZ? Farkında olanlara ne mutlu. Ama genel çoğunluğumuzun farkında olmadıklarını, üzülerek görüyorum. Dilerim farkında olmayan kardeşlerim, Yüce Rabbimize isnat ettiğimiz bu adaletsizliklerin farkında olur. UNUTMAYALIM ALLAH KUR’AN’DA NE EMRETİYSE, BİZLERDEN ONU İSTER. EMRETMEDİĞİ, AÇIKLAMADIĞI, DETAY VERMEDİĞİ BİR HÜKMÜ SİZCE İSTERMİ? Hatırlatırım Allah, Yemin olsun ki Kur'an'ı kolaylaştırdık diyor. Peki atalarının inancını yaşıyanlar, Allah'ın bu sözüne ne diyorlar. KOLAYDA NE KADAR KOLAY KUR'AN'I HERKES ANLAYAMAZ İLİM SAHİBİ OLANLAR ANLAR. RESULÜN RİVAYET HADİSLERİ OLMASAYDI, KUR'AN ANLAŞILMAZ KAPALI KALIRDI DEMİYOR MUYUZ? İşte bizler İslam'ı böyle yaşamaya devam ediyoruz. Karar sizlerin, ama lütfen bu adaletsizliği Allah’a nispet etmeyelim, inanın dualarımız karşılık bulmayacağı gibi, mahşer günü bunun hesabını da veremeyiz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  9. Kur’an'ı her okuyuşumda, sanki ilk defa okuyormuş gibi, ondan yeni feyizler yeni ışıklar alıyorum çok şükür. Beni her okuyuşumda daha çok bilgilendirdiğine ve düşünmeye sevk ettiğine şahit oluyorum. Aşağıdaki ayetleri paylaşmak ve sizleri üzerinde birlikte düşünmeye davet etmek istiyorum. Düşünmenizi ve ayetlerle karşılaştırmanızı istediğim konu, bizlere geleneksel İslam'ın öğrettiği gibi, acaba Allah Elçisine, topluma Kur’an'ın hiç bahsetmediği konularda, hüküm koyma yetkisi vermiş midir? Resuller, toplumu yalnız ne ile uyarmak ve hüküm vermekle görevlendirilmiştir, sanırım bu soruların cevabını bu ayetlerde bulacağız. Önce ayetleri yazalım ve dikkatle okuyalım. Maide 41: Ey Resul! Kalpleri inanmamış olduğu halde ağızlarıyla “inandık” diyenlerden ve Yahudilerden inkârda yarışırcasına koşanlar seni üzmesin. ONLAR DAİMA YALANA VE SANA GELMEYENLERE KULAK VERİRLER. KELİMELERİ YERLERİNDEN DEĞİŞTİRİRLER. “Eğer size şu verilirse hemen alınız, o verilmezse sakınınız” derler. Allah bir kimseyi fitneye düşürmek isterse, Allah'a karşı, onun lehine hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah'ın, kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onlar için dünyada rezillik, âhirette de büyük bir azap vardır. 42: ONLAR YALANI CAN KULAĞI İLE DİNLERLER; HARAMI TIKA BASA YERLER. Sana geldiklerinde, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen, sana hiçbir şekilde zarar veremezler. Ama aralarında hükmedersen, adâletle hükmet! Allah, âdil davrananları sever. 43: ONLAR, ALLAH'IN HÜKÜMLERİNİ İÇEREN TEVRAT'A SAHİP OLDUKLARI HALDE, NASIL SENDEN HÜKÜM VERMENİ İSTERLER ve ondan sonra da senin verdiğin hükümlerden yüz çevirirler? Onlar inanmış kimseler değildir. 44: Gerçekten Tevrat'ı biz indirdik; onda yol gösterme ve nûr vardır. ALLAH'A TESLİM OLMUŞ NEBİLER, ONUNLA YAHUDİLERE HÜKÜM VERİRLERDİ; kendilerini Tanrı'ya vermiş zâhid ve âbidler de Allah'ın kitabını korumakla görevlendirildiklerinden onunla hüküm verirlerdi ve onu gözetleyip kollarlardı. “Ey Allah'ın kitabına tanık olanlar, insanlardan korkmayınız, benden korkunuz ve benim âyetlerimi az bir paraya satmayınız! Kimler ALLAH'IN İNDİRDİĞİ İLE HÜKMETMEZSE İŞTE KÂFİRLER ONLARDIR!” (Bayraktar Bayraklı mealleri) Yukarıdaki ayetleri anlamak için, lütfen Kur’an'ın bütününü düşünelim. Acaba Allah bu ayetlerde bizlere ne anlatmak istiyor? Maide 41. ayetten başlayarak düşünmeye başlayalım. Bu ayeti okuduğumda Allah'ın Elçisinin İslam'ı tebliğ etmeye, tanıtmaya çalıştığı günlerde, bazı Yahudiler onu ziyaret ediyor olmalılar ki, kendi cemaat ve toplulukları adına Allah'ın Elçisine gelenlerden bahsediyor. Bu insanların sırf art niyetle Allah'ın Elçisinin huzuruna çıktıklarını anlaşılıyor. ONLAR DAİMA YALANA VE SANA GELMEYENLERE KULAK VERİRLER. KELİMELERİ YERLERİNDEN DEĞİŞTİRİRLER ve kendi topluluklarına, kendilerince yönler verip yanılttıklarını söylüyor. DEMEK Kİ HAK DİN, YALNIZ ALLAH KATINDAN GELENMİŞ. Günümüze kadar Yahudiler ne yazık ki bu görevlerini, sinsice içimize girip sürdürmüşler ve bizlerinde inançlarımıza batılı, urafeyi sokmuşlardır. Bizler, Kur’an'dan uzak hurafelerle, Kur’an'ın hiç bahsetmediği öyle hükümlere iman ediyoruz ki, yaptığımız yanlışın farkında bile değiliz. Ayetleri anlamaya devam edelim. “ONLAR YALANI CAN KULAĞI İLE DİNLERLER; HARAMI TIKA BASA YERLER.” Şimdi sizlere soruyorum, burada geçen HARAMI TIKA BASA YERLER sözünden sizler ne anlıyorsunuz? Yenilen, içilen gerçekten boğazımızdan geçen yiyecek mi, yoksa başka bir şeyden mi bahsediyor Rabbimiz? Bakın sizlere Kur’an dan bir ayet hatırlatmak istiyorum, sanırım bu ayeti okuduğunuzda, tıka basa yenen şeyin ne olduğunu, daha iyi anlayacaksınız. Araf 33; De ki: “Rabbim ancak açık ve gizli kötülükleri, günahı ve haksız yere sınırı aşmayı, hakkında hiçbir delil indirmediği bir şeyi Allah'a ortak koşmanızı ve ALLAH HAKKINDA BİLMEDİĞİNİZ ŞEYLERİ SÖYLEMENİZİ HARAM KILMIŞTIR.” (Bayraktar Bayraklı meali) Allah gönderdiği kitaplarda, açıklamadığı izah etmediği konularda fikirler yürütüp, uydurma sözler söylememizi HARAM KILDIĞINI SÖYLÜYOR. Ayette bahsedilende, Allah'ın Kur'an'da açıklamadığı, izah etmediği rivayet sözlere inanıp, ardına düşenlerin durumundan bahsediyor ve onlar için ne diyor du tekrar edelim. “ONLAR YALANI CAN KULAĞI İLE DİNLERLER, HARAMI TIKA BASA YERLER.” Demek ki yalana, hurafeye, rivayete kulak verip, onlara inanmak açıkça haramı tıka basa yemekmiş, bu sözlerden çok net anlaşılıyor. Yoksa burada yenen yiyecek değil, yalana iyice kulak verenler, can kulağıyla dinleyenler, yani hurafeye, batıla inananlardan bahsediliyor. Allah indirdiği kitapta bahsetmediği halde, Resullerinin adı kullanılarak Allah'a isnat edilen, Onun açıklamadığı uydurma sözlere inanmak olduğunu anlıyoruz. Şimdide bu ayette anlatılanları, günümüzde bizlere öğretilenlerle karşılaştırarak düşünün lütfen. Kur’an'da hiçbir hüküm verilmediği halde, bunlar Allah katındandır dediklerinde, bunlara inananların durumunun yorumunu sizlere bırakıyorum. Şimdide 43. ayeti düşünelim, Allah'ın Elçisinin yanına gelen Yahudiler bir konuda Elçinin hakemliğine başvuruyor ve ondan bu konuda karar vermesini istiyorlar. Bakın Allah'ın böyle bir olay sonucunda söyledikleri, gerçekten çok düşündürücüdür. “ONLAR, ALLAH'IN HÜKÜMLERİNİ İÇEREN TEVRAT'A SAHİP OLDUKLARI HALDE, NASIL SENDEN HÜKÜM VERMENİ İSTERLER.” Demek ki o devirde ellerinde bulunan Tevrat'ta, Allah'ın hükmü açıkça belli olan bir konuda, Allah'ın Elçisine müracaat edilmiş. Allah'ın verdiği cevap çok düşündürücü. Demek ki Allah'ın gönderdiği diğer kitaplarda da, birçok konuların değişmediğini anlıyoruz. İnandıklarını söyledikleri Tevrat'a bakma zahmetini göstermeyen, ya da kendilerince değiştirip, rivayetlere iman ettiklerinden, Allah kullarını adeta uyarırcasına, SEN ÖNCE SANA GÖNDERDİĞİM, İMAN ETTİĞİNİ SÖYLEDİĞİN KİTABA BAK, ONDAN SONRA BAŞKASINDAN YARDIM İSTE dercesine, o toplumu uyarıyor. Düşünebiliyor musunuz Allah, Elçisine gelen topluluğu nasıl uyarıyor? Bunu sizce neden yapıyor ve bu sözlerle acaba Allah bizlere ne anlatmak istiyor olabilir diye düşündüğünüzde, daha sonra gelen ayetlerden bunu daha iyi anlıyoruz. Rabbimiz Tevrat'ı biz indirdik ve tıpkı Kur’an için söylediği sözleri tekrarlayarak, O sizleri iyiliğe güzele kılavuzlar, O sizler için ışıktır diyor. Devamında söyledikleri ise, sanırım çok daha iyi anlatıyor anlatılmak isteneni. “TESLİM OLMUŞ NEBİLER, ONUNLA YAHUDİLERE HÜKÜM VERİRLERDİ.” Demek ki Allah Kitabını gönderdikten sonra, toplumu uyarması için görev verdiği Nebilerine, Elçilerine yalnız ve yalnız gönderdiği, tebliğ edilmesini istediği kitap la uyarma ve onunla hakemlik yapma görevi vermiş. YANİ HİÇBİR RESULÜN, KENDİNCE DİNE BİR ŞEY EKLEYEMEYECEĞİNİ, İLAVE EDEMEYECEĞİ AÇIK BİR DİLLE ANLATIYOR. Bunun tersini yapan ve bunlar Allah katındandır diyerek söylenen, ama Allah'ın gönderdiği kitaplarda hiç bahsedilmeyenlere inananlara, ne diyordu Rabbimiz? “ONLAR YALANI CAN KULAĞI İLE DİNLERLER, HARAMI TIKA BASA YERLER.” Sanırım bu konuda çok dikkatli ve titiz olmamız gerekiyor. Bugün günümüze kadar gelen Tevrat ve İnciller ne yazık ki o kadar ilave ve eklemeler yapılmış ki, kendileri bile hangisine inanacakları konusunda, karar veremez olmuşlar. Allah gönderdiği kitaplarda, birçok konuda hiçbir değişiklik yapmadığını açıkça belirtiyor bizlere. Bazı konularda ise hükmünü değiştirdiğini ve bizlere çağın gerektirdiği ölçülerde, daha iyisini gönderdiğini açıklar Kur’an'da. Maide suresi 44. ayetin sonunda ise, bakın ne diyor Rabbim? “ALLAH'IN İNDİRDİĞİ İLE HÜKMETMEYENLER, KÂFİRLERİN TA KENDİLERİDİR.” Demek ki Allah'ın Elçileri, yaşadıkları dönemlerde yalnız Allah'ın indirdiği kitapla hükmetmişler. Onun dışına çıkmalarının mümkün olmadığını, ayetlerden anlıyoruz. Daha sonra ki dönemlerde toplumu din adına yönetenler, din ve iman adına Allah'ın indirdiği ile hükümler verenler, Allah'ın indirdiği ile yetinmeyip ilaveler yaptığı için onlar, açıkça KÂFİRLERİN TA KENDİLERİDİR diyor. Maide suresi 44. ayetinde kendilerini Allah'a adamış zâhid yani maddiyata önem vermeyen ve âbidler yani hizmet eden Allah'ın kitabını korumakla görevlendirildiklerinden onunla hüküm verirlerdi ve onu gözetleyip kollarlardı diye geçiyor. Ayette RABBANİLER diye geçer, bunun anlamıda Rabbin kanunlarını bilen, onun dışına çıkmayan, Allah'ın kanunları ile hükmeden anlamındadır. Burada çok önemli bir konuyu hatırlatmak isterim, Kur'an'ı Allah ben koruyorum diyor. Hatırlatırım Allah, ben ruhban sınıfı emretmedim, onlar önce iyi niyetleri ile kendileri oluşturdular ama daha sonra işi paraya dökerek (Hadid 27-Tevbe 34) yoldan saptılar diye Kur’an’da örnekler verir. Ama bu kişilerin O gün yani vahyin indirildiği zaman Resulün yakınlarında, vahyin indirilişine şahit olanlar. Resulün yanında tebliğ konusunda, ona yardım edenler. ÇÜNKÜ ALLAH’IN RESULÜ BİZLEREDE ALLAH’IN TEMBİH EDİP UYARDIĞI GİBİ, ONLARADA SAKIN VAHYİMİN DIŞINA ÇIKMAYIN, GÖNDERDİĞİM VAHYE SARILIN ONU KORUYUN BATIL İLE KARIŞTIRMAYIN DİYE UYARMIŞ, ONLARDA İMAN ETTİK DİYE SÖZ VERMİŞLERDİ. ONUN İÇİNDE TOPLUMA, YALNIZ ALLAH’IN VAHYİNİ YANİ İNDİRİLEN TEVRATI, İNCİLİ TEBLİĞ EDİP ONUNLA ARALARINDA HÜKÜMLER VERİYORLARDI DİYOR. Allah bundan böyle başka bir kitap ve Nebi göndermeyeceğim diyorda bizleri, en son gönderdiği kitaptan Kur'an'dan hesaba çekeceğini söylüyorsa ve Kur'an'ın korumasını üstlendiğini açıklıyorsa, bizlere düşen yalnız Kur’an'ı iyice anlayarak ve düşünerek okuyup, onun koyduğu kurallara, hükümlerine uyup, ona göre yaşamak olmalıdır. Tüm bu yazdıklarımdan sonra, lütfen bizlere din ve iman adına söylenenleri, öğretilenleri düşünün birde Kur’an'ı anlayarak defalarca okuyun, gerçekleri o zaman göreceksiniz. Günümüz din adına, birçok konuda bizlere öğretilenler, Kur’an'da asla bahsedilmediği YANİ ALLAH'IN HÜKMÜ OLMADIĞI HALDE, söylenen sözlere inandığımızda, HARAMI TIKA BASA nasıl yediğimizi, çok daha iyi anlayacaksınız. Allah cümlemizin yardımcımız olsun. Yaşadığımız İslam, haramı tıka basa yediren batıl ve hurafelerle dolu. Lütfen doğruluğundan asla emin olamayacağımız rivayetlere değil, SORUMLU OLDUĞUMUZ Allah'ın vahyi KUR'AN'A sarılalım. Bizleri en doğru yola ulaştıracak, Allah'ın vahyi Kur'an dır. Unutmayalım, Resullerde yalnız Allah'ın vahyini tebliğ etmiş ve yalnız vahye uyulması uyarısını yapmıştır. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  10. Bizlerin Allah'ın dini İslam'ı yaşayabilmek adına KUR'AN'I yeterli görmeyerek, İslam'ı doğru öğrenebileceğimizi zannettiğimiz veliler, gavslar edinip ardına düşmemizi, onlardan medet umarak yardım istememizi, Rabbimiz yasaklamış ve güvenilecek yardım istenecek VELİNİZ yalnız benim diyede bakın nasıl uyarmıştı. “ŞİMDİ ONLAR ALLAH İLE ARALARINA BİR TAKIM VELİ/EVLİYA/OTORİTELER Mİ KOYUYORLAR? HÂLBUKİ GERÇEK VELİ ALLAH’TIR. ZİRA ÖLÜLERİ DİRİLTEN O’DUR, HER ŞEYE GÜCÜ YETEN DE O’DUR.” ( Şura 9 ) Yine aynı konuda Allah biz kullarını uyarıp bakın nasıl ikaz ediyor ki, bu büyük hataları yapmayalım. Ders alana ne mutlu. Bakar mısınız lütfen, Allah benim vahyim yani Kur’an dışından hiç kimsenin sözlerine/HADİSLERİNE uymayın, inanmayın yalnız Resulümün sizlere tebliğ ettiği Kur'an'a uyun diyor ve bizlerin dikkatini çekerek, yalnız Kur’an'a yönlendiriyor. Ayette Velinin çoğulu Evliya diye geçer ve kendimizce güvenilir insanlar seçip, sorgusuzca onların sözleri ile imanınızı yaşamayın diye Allah uyarıyor. Bundan daha açık bir ikaz/uyarı olur mu? Peki, bizler neler yapıyoruz? İman ettik Allah'ım, senden başka Veli edinmeden yalnız Kur'an'ın ipine sarılarak mı İslam'ı yaşayacağız diyoruz? ne yazık ki hayır. Doğruluğundan asla emin olmadığımız, Kur’an'da asla bahsedilmeyen dinin emri dedikleri konulara, edindiğimiz VELİ/Evliya dediğimiz kişilerin sözlerine hiç şüphelenmeden inanmakta hiç bir sakınca görmüyoruz. Rabbimiz bu konuda bizleri uyarıp, nasıl bir ayet indirmişti hatırlayalım. "ŞÜPHESİZ İNSAN, RABBİNE KARŞI ÇOK NANKÖRDÜR.” (Adiyat 6) “ONLARIN ÇOĞU ALLAH’A ANCAK, ORTAK/ŞİRK KOŞARAK İNANIRLAR.” (Yusuf 106) İşte biz insanların, Allah'ın kitabı Kur'an'a karşı, nasıl bir tavır içinde olduğumuza, çok açık kanıt, hatırlatırım bu bir şirktir. Kur’an bizlere, gerekli her konudan bahsettiğini ve ibret almamız için nice örnekler verdiğini söyler. Şimdi yazacağım ayet üzerinde dikkatle düşünmenizi rica ediyorum. Din ve iman adına başka velilere/Evliyalara uyduğumuzda, ne olacağımıza ait nasılda ibretlik bir örnek veriyor Allah ve ikaz ediyor bizleri. Aklını kullanan, bu ayetten gereken dersi çıkaracaktır. Kullanmayana zaten sözümüz yok. “ALLAH'IN DIŞINDA BAŞKA VELİLER/EVLİYALAR EDİNENLERİN ÖRNEĞİ, KENDİNE EV EDİNEN DİŞİ ÖRÜMCEK ÖRNEĞİNE BENZER. GERÇEK ŞU Kİ, EVLERİN EN DAYANIKSIZ OLANI DİŞİ ÖRÜMCEK EVİDİR. BİR BİLSELERDİ.” (Ankebut 41) Bu ayeti okuduğunuzda acaba Allah ne demek istiyor diye hemen düşündünüz değil mi? Bu ayetin yüzlerce yıl önce, gerçek anlamının anlaşılmadığı çok açıktır. Bilim dişi örümcek hakkında, detaylı bilgi edindikten sonra ancak bu ayetin gerçek mucizesi anlaşılmıştır. İŞTE KUR'AN DÜŞÜNENE, ARAŞTIRANA BÖYLE MUCİZE BİR REHBER. Yüce Rabbimiz, bizlere böyle ibretlik ama bir o kadarda bilimsel örnekler veriyor. Bizler hala Kur’an'ı yeterli görmeyip, emin olamadığımız rivayetlerin ardına düşüp Kur'an dışından, Allahtan başka din ve iman adına velilere/Evliya, gavs dediğimiz kişilere uymaya devam ediyoruz. HALBUKİ ALLAH, SAKIN BU YANLIŞLARI YAPMAYIN, PİŞMAN OLURSUNUZ DİYE UYARIYOR. Şimdide ayette geçen örümcek hakkında sizlere, bilimsel bilgiler aktarmak istiyorum ki, Allah'ın yanında kendisine güvenilecek, yardım isteyecek VELİ edinmenin ne kadar büyük bir yanlış olduğunu, doğru anlayabilelim. "Halk arasında ‘’ KARADUL‘’ denilen yuvayı yapan özellikle dişi örümcek, kendisine sevgi ve dostlukla teslim olanları, ağına yaklaşanları, kullanıp yok eden tipik bir yaratıktır. Çiftleşmeden sonra eğer kaçamazsa, eşini dahi öldüren DİŞİ ÖRÜMCEĞİN EVİ, EN YAKIN DOSTUNA BİLE BİR FELAKET YERİ OLDUĞU GİBİ, ORAYA GİREN SİNEKLER VE BÖCEKLER İÇİN DE ÖLÜM AĞIDIR. YANİ GÜVENSİZ BİR YERDİR. Canlılar genelde evlerini sıcaktan, soğuktan, düşmanlardan ve her türlü zarardan korumak için inşa ederler. OYSA DİŞİ ÖRÜMCEK EVİNİ YOK ETMEK, ZARAR VERMEK, EVİNE YANLIŞLIKLA UĞRAYANLARI DAHİ YEMEK İÇİN İNŞA EDER. BU YÜZDEN EVLERİN EN GÜVENİLMEZİ, ÖRÜMCEĞİN EVİDİR. Dişi örümcek, cinsel ilişkiye girdikten sonra eğer kaçamazsa, kendi erkeğini de yemektedir. Bu yüzden dişi örümceğin evi bırakın başkalarını, kendi eşi için bile güvenilmezdir." Allah’tan başka veliler/Evliyalar "koruyucu, yardımcı dostlar" edinenlerin durumunu, bu derece önemli bir örnekle bizlere anlatan Allah, kendisinden başka veliler edinenleri, onların ardına düşenleri, dişi örümceğin evine sığınanlara benzetiliyor. Bu örnekle sizlerin de tüyleri diken diken oldu değil mi dostlar. Tabi gözlerde perde yoksa, gönüller mühürlenmemiş ise. Allah veliler konusuna dikkatimizi çekmek ve bizleri bir kez daha uyarmak için, bakın neler söylüyor. "GÖZÜNÜZÜ AÇIP KENDİNİZE GELİN! ARI-DURU DİN YALNIZ VE YALNIZ ALLAH'INDIR! ONUN YANINDA BİRİLERİNİ DAHA VELİLER/EVLİYALAR/DOSTLAR EDİNEREK, "BİZ ONLARA, BİZİ ALLAH'A YAKLAŞTIRMALARI DIŞINDA BİR ŞEY İÇİN KULLUK ETMİYORUZ." DİYENLERE GELİNCE, HİÇ KUŞKUSUZ, ALLAH ONLAR ARASINDA, TARTIŞIP DURDUKLARI KONUYLA İLGİLİ HÜKMÜ VERECEKTİR. ŞU BİR GERÇEK Kİ ALLAH, YALANCI VE NANKÖR KİŞİYİ İYİYE VE GÜZELE KILAVUZLAMAZ. (Zümer 3) Rabbimizin tüyler ürpertici verdiği bu örnekten sonra, sanırım Kur’an'ı anlayarak bolca okumaya ve ayetler üzerinde dikkatle düşünmeye, onun istediği yoldan gitmeye çaba harcarız sanırım. Bu gerçekleri bizlerden saklayanlar, Rabbin huzurunda hesap vereceklerdir. Hala anlamayanlara da, sözümüz meclisten dışarı demekten başka, ne gelir elden. Bizler bu ayetleri hiç anlayarak, üzerinde düşünerek okumadığımızdan, Kur’an'ın ardından değil, ne olduğunu bilmediğimiz emin olamadığımız edindiğimiz VELİLERİN ve kitaplarının ardından gidiyoruz. İşin ilginci Kur’an ile uyarıldığımızda, Kur’an'dan yana tavır olacağımıza, velilerin/Evliya dediğimiz kişilerin, yani batılın yanında olmayı seçiyoruz. Çünkü Kur’an ile aramıza girilmiş, yüksek duvarlar örülmüş de ondan. HATIRLATMAK İSTEDİĞİM BİR KONU VAR. BİZLERE RESULÜN HADİSLERİ DİYE, NAKLETTİKLERİ RİVAYET SÖZLERİN HİÇ BİRİSİNDEN, ALLAH'IN RESULÜNÜN HABERİ BİLE YOK. ONUN KONTROLÜNDEN DE GEÇMİŞ BİLGİLER ASLA DEĞİLDİR. ALLAH KUR'AN'I BEN KORUYORUM DİYOR AMA RİVAYETLERİN BİZLERE DOĞRU ULAŞMASINI KORUYAN HİÇ KİMSE YOK. BU SİZCE ÇOK TEHLİKELİ VE RİSKLİ DEĞİL Mİ? HESAP GÜNÜ ALLAH'IN RESULÜ, ŞAHİT OLARAK ÇAĞRILDIĞINDA, SİZLERİ KUR'AN'IN İPİNE SARIILMAYA DAVET ETTİM, SAKIN KENDİNİZE ALLAH'TAN BAŞKA VELİ EDİNMEYİN DİYE UYARDIM, SİZLERİN İNANDIĞINIZ BU RİVAYET HADİSLERDEN BENİM HİÇ HABERİM YOK, BANA İFTİRA ATMIŞLAR DERSE, HALİMİZ NE OLUR? LÜTFEN BU KONUYU PİŞMAN OLMAK İSTEMİYORSAK, DİKKATLE BİR KEZ DAHA DÜŞÜNELİM. Şunu lütfen unutmayalım, hesap günü yanımızda hiç kimseyi bulamayacağız ve önümüze açılan bizlerin yaptıkları kitabımız ve yalnız KUR'AN olacak. Yani Kur'an'dan sorgulanacağız bu Allah'ın apaçık bir hükmüdür. Kur’an bizlerin yol haritası, rehberi ve güneşi olduğunu Rabbimiz söylüyor, artık buna inanalım ve güvenelim. Birileri Kur’an'ı siz anlayamazsınız diyorsa, bilelim ki onların bizlerden sakladıkları bir şeyler var demektir. Onlar güvenmeyelim ve Kur’an'a davet edelim, ama bunun için Kur’an'ı anlayarak bizler bolca okumalıyız ve üzerinde düşünmeliyiz, daha doğrusu Kur'an ile buluşmalıyız. Bu yolu ve yöntemi izlememizi öneren, Allah'tır bunu da unutmayalım. Bunu yapmadığımız takdir de, Allah'ın Kur’an'da söylediği gibi, yalnız sanıya, rivayetlere inanmaya devam ederiz ve aldanırız. Allah bu kitaptan sorumlusunuz diyorsa, bu kitap zor anlaşılır asla olamaz. Bunu söylemek ve inanmakla, Rabbin adaletine saygısızlık yaptığımızı da unutmayalım. Allah bakın, yalnız veli olarak kimi edinmemizi, ardı sıra gitmemizi, ondan yardım istememizi istiyor ve dikkatimizi çekiyor. Araf 196: BENİM VELİ'M, O KİTAP'I İNDİREN ALLAH'TIR. O, HAYIR VE BARIŞ SEVEN KULLARI KORUYUP GÖZETİR. Kehf 102: KÜFRE SAPANLAR, BENİ BIRAKIP DA KULLARIMI VELİLER EDİNECEKLERİNİ Mİ SANDILAR. BİZ CEHENNEMİ BİR KONUK EVİ OLARAK İNKÂRCILAR İÇİN HAZIRLADIK. Şura 46: ONLARIN ALLAH'TAN BAŞKA KENDİLERİNE YARDIM EDECEK VELİLERİ YOKTUR. ALLAH'IN SAPTIRDIĞI KİMSE İÇİN ARTIK HİÇBİR YOL YOKTUR. Casiye 10: ARKALARINDAN CEHENNEM! KAZANMIŞ OLDUKLARI DA ALLAH DIŞINDA EDİNDİKLERİ VELİLER DE ONLARA HİÇBİR YARAR SAĞLAMAYACAKTIR. ÇOK BÜYÜK BİR AZAP VARDIR ONLAR İÇİN. Aklını kullanana, batıldan ve hurafeden uzak Kur’an'ın ipine sarılana, yalnız Allah'ı veli edinip ondan yardım isteyene ne mutlu. Dilerim Rabbimden Kur’an'a yaptığımız bu saygısızlığın artık farkında oluruz. Yine dilerim yardım istenecek, ardı sıra gidilecek velinin, yalnız Allah olduğu bilincinde olan, kullarından oluruz. Saygılarımla. Haluk GÜMÜŞTABAK
  11. Bizler yaşadığımız İslam'ı, ne yazık ki Kur’an'dan hiç araştırma gereği duymadan yaşıyoruz. Bizlere öğretilen, mezheplerin öğretisi FIKIH bilgilerinin doğruluğunu, Kur’an'dan asla araştırmıyoruz. Çünkü fıkıh bilgilerinin Kur’an'ı tamamlayan, hatta Kur’an ayetlerinin anlaşılmasını sağlayan, açıklayan şüphe duyulmayacak doğru bilgiler olduğuna inanıyoruz. Şunu unutuyoruz FIKIH VE MEZHEPLER BEŞERİDİR, ASLA DİN DEĞİLDİR. Ne yazık ki bu inançla bizler, Kur’an'a şirk koştuğumuzun, hatta Allah'ın uyardığı gibi şirk koşarak Allah'a iman ettiğimizin, Allah'a ve Elçisine de iftiralar attığımızın farkında bile değiliz. Allah'ın Resulü ümmetine, Kur’an'ın dışından asla hiç bir şey tebliğ etmediğini, dine ilaveler yapmasının zaten mümkün olamayacağını, ayetlerle Allah bizlere apaçık anlatmıştır. Allah'ın Elçisinin din adına ilaveler yapmasının mümkün olamayacağını, Kur’an çok dikkat çekici bir ayetinde, bakın nasıl bizlerin gözlerinin önüne seriyor ve düşünmemizi istiyor. Şura 52: İŞTE BİZ BÖYLECE SANA DA EMRİMİZDEN KUR'ÂN'I VAHYETTİK. YOKSA SEN KİTAP NEDİR? İMAN NEDİR BİLMİYORDUN. FAKAT BİZ ONU BİR NUR KILDIK. ONUNLA KULLARIMIZDAN DİLEDİĞİMİZİ DOĞRU YOLA İLETİYORUZ. ŞÜPHESİZ Kİ SEN DE İNSANLARI DOĞRU BİR YOLA GÖTÜRÜYORSUN. (Elmalı meali) Allah'ın Elçisi, o devirde yoldan sapmış hiçbir ehli kitaba tabi olmadığı, arayış içinde olduğunu çok iyi anlayabilmemiz için, bakın ne diyor Allah elçisine. "SEN KİTAP NEDİR, İMAN NEDİR BİLMİYORDUN." DAHA ÖNCE İNDİRİLEN KİTAPLAR VE DİN KONULARINDA FAZLA BİR BİLGİSİ OLMAYAN ALLAH'IN ELÇİSİNİN, KUR’AN'IN VAH YETTİKLERİNE İLAVELER YAPABİLECEĞİNE NASIL İNANIRIZ. DİN ADINA BAŞKA BİLGİSİ YOKTUK Kİ İLAVELER YAPSIN. Unutmayın lütfen, Allah'ın Resulü ÜMMİYDİ yani ümmi Kur’an'a göre, ehli kitaba tabi olmayan anlamındadır. Ama bugün, bu gerçeği gizlemeye çalışanlar, Onun adına uydurdukları yalanların anlaşılmasını istemeyenler, ÜMMİ kelimesine Kur’an'ın asla vermediği bir anlamı vererek, ümmi okuma yazma bilmeyen anlamındadır, deme hatasına düşmüşlerdir. O devrin en güvenilir ve her konuda danışılan şahit gösterilen bir kişinin, okuma yazma bilmediğini söylemek ve inanmak, gafletten başka bir şey değildir. Allah'ın Elçisi ayetleri geldiği gibi, ümmetine tebliğ etmiş, asla tek bir ilave dahi yapmamıştır. Bunları söyleyen, Kur’an'ın bizzat kendisidir. Hatta bir ayetinde Allah, biz vah yetmediğimiz halde, bunlarda Allah katındandır demiş olsaydı elçimiz, Onun şah damarını keserdik diyerek, bizlerin bu konuda yanlış bilgilere inanmamızın da önünü kapatmıştır. Allah'ın Resulü Kur’an'ın dışından, hiçbir bilgiyi kayda geçirmemiştir. Bugün bu gerçekleri görmek istemeyenler, öyle yanlış bilgilere inandırılmış ki Müslümanları, Kur’an yeterli görülmeyen, gereken açıklamaların yapılmadığı, herkesin anlayamayacağı bir konuma getirilmiştir. BÖYLECE MEZHEPLERDE FIKIH ANLAYIŞI, KUR’AN'IN ÖNÜNE GEÇMİŞTİR. Şunu lütfen unutmayalım. Allah sizleri Kur'an'dan sorumlu tutuyorum, yalnız Kur'an'ın ipine sarılın hükmünü verdiyse Kur'an'da, bizlere düşen yalnız Kur'an hükümlerine güvenip hayatımıza geçirmek olmalıdır. ÇÜNKÜ ALLAH, SÖZÜNDE DURANDIR. İslam'ı yaşayabilmek adına, Kur’an'ı yeterli görmeyenler, Resulün rivayet hadisleri ve mezheplerin fıkıh bilgileri olmasaydı, İslam'ın yaşanamayacağını anlatanların söyledikleri, bizlerin Kur’an'a değil, rivayet ve sanı inançlara iman ettiğimizi açıkça göstermektedir, BUDA ŞİRKTİR. Bu kardeşlerimiz şunu iddia ediyorlar. "Resulün rivayet hadisleri ve mezheplerin fıkıh bilgileri olmasaydı, ne namazımızı kılabilirdik, ne orucumuzu tutabilirdik, ne zekât verebilirdik, nede Hacca gidebilirdik.” Lütfen Allah'ın şu uyarı ve ikazını unutmadan inancımızı yaşayalım. “GERÇEK HAK OLAN, RABBİNDEN GELENDİR. O HALDE KUŞKULANANLARDAN OLMA!” (Bakara 147) Bunca açık ayete gözlerini yumarak kulaklarını tıkayıp, batıl mezhep inançlarını yaşamak isteyenlere, asla Kur'an gerçeklerini anlatamazsınız. Onlar Allah'ı bile duymak istemiyorlarsa, SİZİ HİÇ DUYMAZLAR. Buna inandığımız takdirde, Allah Kur’an'da yapmamızı emrettiği konularda, gerekli açıklamayı yapmayan, detaylı bilgi vermeyen ama bu bilgilerden hesap soran konumuna düşer ki, Kur’an'ın yüzlerce ayetine bu inanç ters düşer. Tüm bunları anlattığımda verilen cevap, mezheplerin dine yaptığı ilavelerin ne derece etkisinde olduğumuzun, din adına Kur’an'ı rehber almadığımızın kanıtıdır. "Siz Kur’an'da her bilgi var diyorsunuz, NAMAZIN KAÇ REKÂT OLDUĞU, HANGİ DUALARIN OKUNACAĞI NEREDE YAZIYOR. Oruç konusunda detay yok. Zekâtımızı nasıl vereceğimiz konusunda açıklama yapılmamış. Hac konusunda gereken bilgiler verilmemiş. Tüm bunları hadislerden ve fıkıh kaynaklarından öğreniyoruz." Çok ilginçtir, Allah'ın sorumlu tutacağını söylediği ibadet ve emirlerinin, Kur’an'da gerektiği ölçüde açıklanmadığını söylemekten çekinmiyoruz. Bunu söylemek Allah'a iftiradır. Bizler salatın/namazın içini öyle boşalttık ki, asıl amacını özünü göremiyoruz. Namaz(salât) Allah'ın huzuruna huşu ile durduğumuz, Onun önünde saygıyla eğilerek, Rabbimizden istekte bulunduğumuz, Yaradan'a dertlerimizi açtığımız, yardım istediğimiz bizlerin huzur bulduğumuz anlarımızdır. Bu güzel anı, zamanı Allah belirli REKÂT SAYILARI İLE SINIRLAMAMIŞSA, nasıl olurda beşeri ilaveleri Kur’an'da göremediğimizde, işte bak kaç rekât olduğu Kur’an'da yazmıyor, onun için Kur’an yalnız başına yeterli değildir, nasıl deriz. Değerli din kardeşlerim, Allah'ın Kur’an da böyle bir sınırlaması yok, onun koymadığı bir sınırı da hiç kimse zaten koyamaz. Namazın kısaltılmış halini tarif eden Yaradan, eğer namazın normal halinde bir sınırlama olsaydı, bizlere açıklamaz mıydı? Allah'ın hükmetmediğini, sınırlamadığını nasıl olurda, bir eksiklik gibi görürüz. Bakın Allah'ın Resulü ne diyor. Rad 40: ONLARA VA’DETTİĞİMİZ AZABIN BİR KISMINI SANA GÖSTERSEK DE, (GÖSTERMEDEN) SENİN RUHUNU ALSAK DA, SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR. HESAP GÖRMEK İSE BİZE AİTTİR.(Diyanet meali) Enam 50: DE Kİ: “BEN SİZE, ‘ALLAH’IN HAZİNELERİ BENİM YANIMDADIR’ DEMİYORUM. BEN GAYBI DA BİLMEM. SİZE ‘BEN BİR MELEĞİM’ DE DEMİYORUM. BEN SADECE, BANA GÖNDERİLEN VAHYE UYUYORUM.” DE Kİ: “GÖRMEYENLE GÖREN BİR OLUR MU? SİZ HİÇ DÜŞÜNMEZ MİSİNİZ?” (Diyanet meali) Bu iki ayete ve bunlara benzer yüzlerce ayete iman ettiğimizi söylüyorsak, Allah'ın elçisinin Kur’an dışından dine ilaveler yaptığını, Allah'ın bahsetmeyip açıklamadıklarını elçi açıklamıştır Kur'an dışından, asla diyemeyiz. Allah elçine bakın apaçık ne diyor. Senin görevin sadece tebliğ etmektir. Diğer ayette de Allah elçisine seslenerek, bakın bizlere ne söylemesini istiyor. BEN SADECE BANA GÖNDERİLENE, YANİ KUR’AN'A UYARIM. Peki, bizler ne diyoruz ve inanıyoruz? Ne yani peygamberimiz postacımıydı diye başlıyor ve neredeyse Allah'ın Resulünü, Allah'ın dinde hüküm ortağı yaparak, Allah'ın Resulünün de dine, tıpkı Kur’an gibi hüküm koyma yetkisi vardır diyoruz. Siz yukarıdaki ayetlerden, bunlarımı anladınız? Eğer anlamadıysanız, lütfen Kur’an'ı anlayarak ve içimize girmiş batılı inancımızdan çıkartarak İslam'ı yaşamaya özen gösterelim. Bu dünyada emanetimizi teslim etmeden, geri dönüşü olmayan vakit gelip çattığında, pişmanlığımızın hiçbir önemi kalmayacaktır. Lütfen unutmayalım, Allah hükmüme, hiç kimseyi ortak etmem diyor ayetinde. Namazı öyle bir sınırların içine hapsettik ki, her rekâtta nelerin okunacağına bile, mezhepler/fıkıh karar verdi. Allah asla böyle bir sınırlama yapmadığı halde, bunu Allah'ın Resulünün yaptığına nasıl inanırız. Şunu da hatırlatmak isterim, Kur'an'da geçen SALAT yalnız namaz anlamında değildir. Bizler salatı yalnız namaza indirgediğimiz için, SALATIN özünden ne yazık ki uzaklaştık, ne söylediğimizi bile bilmeden Allah'ın huzuruna duruyoruz. NAMAZLARIMIZDA HUŞUYLA RABBİMİZE ŞÜKRANLARIMIZI SUNARAK, AYETLERDE DE ÖRNEKLERİNİ OKUDUĞUMUZ GİBİ, ONUN ŞANINI YÜCELTEREK ANLADIĞIMIZ DİLDEN OKUYACAĞIMIZ DUAYA KİM KARIŞABİLİR? YARADAN'A SUNACAĞIMIZ İSTEKLERİMİZE, DUYDUĞUMUZ ÜZÜNTÜ, HASTALIK VE ACILARIMIZ KARŞISINDA, ALLAH'TAN İSTEYECEĞİMİZ YARDIMA, KİM MÜDAHALE EDEBİLİR? Ne yazık ki namaz gibi önemli bir ibadet, bugün mezhepler/fıkıh tarafından özünden uzaklaştırıldı. Beşeri Fıkıh inancı, Kur’an'ın önüne geçirildi. Öyle yanlış bilgilere inandırıldık ki, Allah oruç, zekât ve Hac konusunda, yeterli bilgileri Kur’an'da verdiği halde, bu konularda bizlere öğretilen fıkıh bilgilerini Kur’an'da göremediğimizde, Kur'an'dan yana çıkacağımıza, rivayetlerden mezhep inançlarımızdan yana çıkıp aynı yanlışı yapıyoruz ve bakın ne diyoruz. “BAKIN ZEKÂTIMIZI NASIL DAĞITACAĞIMIZ, KAÇ TA KAÇ VERECEĞİMİZ, BU BİLGİLER NEREDE YAZIYOR KUR’AN'DA?” Kur’an'ın İslam'ı yaşamak için yeterli olmadığı, bu eksikliği rivayetler ve beşeri fıkıh bilgilerinin tamamladığını söylemekten çekinmiyoruz. Hatta hadisler ve fıkıh olmasaydı, Kur’an kapalı kalırdı anlaşılmazdı, diyecek kadar Kur’an'dan uzak yaşıyoruz İslam'ı. Hani Allah, hadi bir benzerini getirin bakalım diye meydan okuyordu, unuttuk mu bu ayeti. UNUTMADIK, MEZHEP İNANÇLARIMIZA NE YAZIK Kİ KURBAN ETTİK. Hâlbuki Allah yapacağımız hayır ve iyilik yolunda harcama yapacaklarımız konusunda, Bakara suresi 219 ayetinde gereken açıklamayı yapmış ve KENDİ İHTİYACINIZDAN FAZLASINI, ARTANI ALLAH YOLUNDA HARCAYIN, verin demiştir. İmtihanın gereği malını, paranı gönülden verebilmek, Allah yolunda harcamaktır. Allah yemin ederek birçok kez, bu kitabı sizler için kolaylaştırdım dediği halde, Allah'ın kolaylaştırmış olduğu kitabın ardı sıra gitmek yerine, doğruluğundan emin olamayacağımız bilgilerin ardından gitmeyi seçiyoruz. Ondan sonrada, bizlere öğretilenleri Kur’an'da göremediğimizde, bakın gördünüz mü demek ki yalnız Kur’an ile her şey olmuyormuş, deme gafletine düşüyoruz. Değerli din kardeşlerim, lütfen bu ve buna benzer hatalara düşerek, Resule ait olduğu iddia edilen rivayetlerin, mezheplerin dışarıdan dine yapılan ilavelerini, Kur’an'da göremediğimizde, bakın şunlar ya da bunlar Kur’an'da yok, demek ki yalnız Kur’an ile olmuyormuş demeyelim bu küfürdür, saygısızlıktır. KUR’AN'DA OLMAYANLAR MEZHEPLERİN, FIKIH İNANÇLARININ YANİ BEŞERİN İLAVELERİDİR. BU BİLGİLER EKSİK TAMAMLAYAN BİLGİLER DEĞİL, TOPLUMLARIN GELENEKLERİNİN, YA DA KÜLTÜRLERİNİN DİN ANLAYIŞLARIDIR DİYELİM VE KUR’AN İLE ÇELİŞMEYENLERİ HOŞ GÖRELİM AMA ŞUNU ASLA UNUTMAYALIM. KUR'AN'IN EMRETMEDİĞİ HİÇ BİR ŞEY, İSLAM DİNİNİN EMRİ DEĞİLDİR. İsteyen Kur'an'a ters düşmediği sürece yaşamaya devam eder, isteyende Allah'ın emrettiği, Resulünün tebliğ ettiği kadarıyla İslam'ı yaşar, onu da lütfen yadırgamayalım. Allah aşağıdaki ayetlerde, bizlere bir hüküm verdiyse, sizce Kur’an'ın emretmediği, detayını vermediği bir konudan da sorumlu tutar ve bizleri başka kaynaklara yönlendirir mi? Zuhruf 44: DOĞRUSU KUR'AN, SANA VE KAVMİNE BİR ÖĞÜTTÜR. İLERİDE ONDAN SORUMLU TUTULACAKSINIZ. (Diyanet vakfı meali) Enbiya 10: ANDOLSUN, SİZE ÖYLE BİR KİTAP İNDİRDİK Kİ SİZİN BÜTÜN ŞEREF VE ŞANINIZ ONDADIR. HÂLÂ AKLINIZI KULLANMAYACAK MISINIZ? (Diyanet meali) Rabbimiz sizleri Kur’an'dan hesaba çekeceğim diyor, ama birileri yalnız Kur’an ile olmaz diyerek, toplumu Kur'an'dan uzaklaştırarak, Kur’an'da olmayan bilgilerden de sorumlu olacağımızı inatla söylüyor. BUNU SÖYLEMEK ALLAH'A İFTİRADIR HATIRLATIRIM, BUNU HANGİMİZ YAPMAK İSTER? Devamında ki ayette de açıkça hükmünü veriyor Allah ve size öyle bir kitap indirdim ki diyor, sizin bütün şeref ve şanınız tüm ihtiyacınız ondadır diyerek, düşünmemizi emrediyor bizlerden. Yunus suresi 100. Ayetinde de, aklını kullanmayanların üzerine, azabı, pisliği vereceğini de belirtiyor Allah. Karar ve seçim sizlerin. Bir Müslüman'a düşen, din kardeşini yalnız Kur’an ile uymaktır. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  12. Kur’an'ı tercüme edenler bazen bilerek kasıtlı yada bilmeyerek, öyle yanlış kelimelerle tercüme ediyorlar ki, Kur’an'ın diğer ayetleri ile taban tabana zıt anlamlar ortaya çıkıyor. Böyle olunca da, Kur’an/İslam düşmanlarına gün doğuyor. Bu yazımda, çok bahsedilen ve yine İslam düşmanlarını sevindiren, yaptığımız yanlışlara bir örnek ayet sunmak istiyorum sizlere. Nisa suresi 34. ayet. Önce farklı iki mealden yazalım. Daha sonra üzerinde birlikte düşünelim. Nisa 34: Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta) dırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah’ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da “gayb” korurlar. (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) ONLARI (HAFİFÇE) DÖVÜN. Eğer itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah, çok yücedir, çok büyüktür. (Diyanet meali) Nisa 34: Erkekler kadınları, Allah'ın kendilerine onlardan daha fazla bağışladığı nimetler ve sahip oldukları servetten yapabilecekleri harcamalarla koruyup gözetirler. Dürüst ve erdemli kadınlar, gerçekten Allah'ın korunmasını buyurduğu mahremiyeti koruyan, sadık ve itaatkâr kadınlardır. SERKEŞLİKLERİNDEN ENDİŞE ETTİĞİNİZ KADINLARA GELİNCE, ONLARA ÖNCE NASİHAT EDİNİZ, SONRA YATTIKLARI YATAKTA YALNIZ BIRAKINIZ; YİNE DE İTAAT ETMEZLERSE ONLARI GEÇİCİ OLARAK EVDEN UZAKLAŞTIRINIZ. Bundan sonra itaat ederlerse, onları incitmekten kaçınınız. Allah gerçekten yücedir; büyüktür. (Bayraktar Bayraklı meali) Aynı ayet ve bir birinden çok farklı iki tercüme. Böylemi anlayacağız Allah ın ayetlerini? Ne yazık ki atalarımızın sanı ve hurafe rivayetlere göre ayetleri anlamaya çalıştığımız içindir ki, böyle yanlışlar yapıyoruz. Bu hatayı yapmamızın nedeni, Kur'an'ı ancak Resulün rivayet hadislerinden anlayabiliriz düşüncesi çok etkili olmuştur. Bu batıl kapısını bizlere açan, içimize girmiş Yahudilerin bizlere kurduğu bir tuzaktır, lütfen bu tuzağa düşmeyelim. Gelin bu ayeti Kur’an'dan yardım alarak, birlikte anlamaya çalışalım. Ayet erkeklerin kadınları koruyup, kollayıcı olması konusuna açıklık getiriyor ve diyor ki, Allah bazılarınızı, bazılarınızdan üstün/farklı kılmıştır. Buradan da anlaşılıyor ki, erkek kadına göre daha güçlü ve kuvvetli yaratıldığından, kadınları korumak, evin geçimini sağlamak erkeğin görevidir. Tabi bu sözlerden, kadın çalışmaz anlamını çıkaramayız. Çünkü Allah böyle bir hüküm, yasak özellikle vermemiştir. Böylece kadına yaşamında, büyük kolaylık sağlamıştır. Erkekler, kadınları koruyup kollayıcıdır diyen Rabbimiz, acaba aynı ayetin sonunda, gerektiğinde eşlerinizi dövün der mi? Yeri gelmişken hatırlatmak isterim, bu sözlerden yola çıkarak, şöyle tercüme yapılıyor ve ERKEKLER KADINLARIN ÜZERİNDE YÖNETİCİDİR DENİYOR. Elbette bu sözler Allah'ın değil, uslanmaz nefislerin arzularıdır. Ayette bazılarınızın, bazılarına üstün/farklı yaratılmasından bahsedilmesi, dikkat ediniz lütfen, kimin hangi konuda kimden üstünlüğü söylenmiyor. Bazı konularda erkekler kadından üstün/farklı bazı konularda, kadınlar erkeklerden üstün/farklı diye anlamalıyız. ÜSTÜNLÜK KONUSU, KİŞİYE AYRICALIK GETİRMEZ, TAM TERSİNE SORUMLULUK GETİRİR. Örneğin bir kadın, dünyaya bir çocuk getirebilecek özelliğiyle, erkekten bu konuda üstün/farklı yaratılmıştır. Bu örnekler çoğaltılabilir. İki ya da üç yaşındaki erkek ve kız çocuklarını uzaktan izleyiniz, onların oynadığı farklı oyuncaklardan tutun davranış ve hareketlerinin farklılığından, ne demek istediğimi anlayacaksınız. Tüm bu üstünlükler, farklılıklar o kişiye Allah tarafından verilmiş olup, yaradılışında/yaşamında ona verilen görev ve sorumlulukları ile ilgilidir. Kadın erkek arasında, üstünlük yoktur, iş bölümü vardır. Üstünlük Allah'a karşı sorumluluklarımızda, takvadadır. İyi kadınların itaatkâr ve saygılı olması, Allah'ın kanunlarına karşı takındığı tavırla ilgilidir. İtaatkâr sözüyle namusunu, iffetini koruyan kadın anlamındadır. Yoksa her ne şartta olursa olsun, kocasına itaat eden, onun sözünden çıkmayan anlamında değildir. Bunu da yanlış tercüme ederek, erkeğin kadına baskısının, nasıl inanılmaz boyutlara ulaştığının örneğidir. Gelelim en çok tartışılan ve inanılmaz büyük bir yanılgıyla tercüme edilen Nisa 34. ayetteki ONLARI DÖVÜN KISMINA. Ayetin bu bölümünde, aile içinde geçimsiz olan, BAZI KONULARDA ERKEĞİN, KADININ HALİNDE UYGUNSUZLUK, SADAKATINDAN ŞÜPHE, TOPLUM TARAFINDAN HOŞ GÖRÜLMEYEN DAVRANIŞLAR GÖRMESİ HALİNDE, nasıl bir yol izlenmesi gerektiği anlatılıyor ve diyor ki, böyle bir durumda erkek önce karısını, bu hoş olmayan konularda uyarmalıdır, dikkatini çekmelidir. Fayda etmediği takdirde, böyle devam ederse, artık evlilik koşullarımız devam edemez anlamında, YATAKLARINIZI AYIRIN DİYOR. Bir aile için en son çare olarak, bu yönteme başvurulması isteniyor. Buda fayda etmiyorsa, siz olsanız ne yaparsınız? Evet, bu durumda ne yapar sanız, Allah'ta onu ayetin devamında istiyor ve diyor ki, artık seni evimde bu davranışlarına devam ettiğin için istemiyorum ve birlikte oturamayacaklarını belirterek, evinden çıkartılması/gönderilmesi seçeneğini öneriyor. ZATEN ÇİFTLER ANLAŞAMAYINCA, GÜNÜMÜZDE DE BÖYLE YAPILIYOR. BİR MÜDET AYRI KALARAK, YAPTIKLARIMIZI KENDİ NEFSİMİZDE SORGULUYORUZ. Peki, Diyanet mealinde neden onları, birde parantez açarak, HAFİFÇE DÖVÜN diyor. Ayette geçen "VADRİBUHÜNN" kelimesine, ne yazık ki batıl inançlarımıza kanıt olacak bir anlamının seçilmesi ve topluma bu şekilde anlatılması, Kur’an'a ve onun öğretisine yapılacak, en büyük saygısızlıktır. Bu kelime (daraba-darb) kökünden türetilmiş (darabe fiili) VURMAK, UZAKLAŞTIRMAK, GÖNDERMEK, SEFERE ÇIKMAK, ÖRNEK VERMEK, KAPATMAK, MUAF TUTMAK, ÖRTMEK….. anlamlarına geldiği halde, Kur’an'ın öğretisine ve adalet hükümlerine tamamen ters düşen bir anlamı seçerek, toplum arasında kuşkular yaratılmış, hatta Kur’an düşmanlarının eline, koz verilmiştir. Bu ayette, DÖVÜNÜZ anlamını vermek ve kabul etmek, hem devamındaki ayete ters düşüyor, hem de Kur’an'ın diğer ayetlerine. Sad suresi 44. ayetinde, Hz. Eyyub ün bir kıssasından bahsedilir. Hz. Eyyup bir konuda yakınlarına kızarak, döveceğine dair yemin ediyor ve Allah yemin etrmesine rağmen dövme iznini vermiyor ve bizlere örnek olacak bir yol gösterip, madem bu konuda yemin ettin, sırf yeminini yerine getirmen adına, göstermelik olarak, eline bir demek ot/sap al ve onunla vur diyerek, aslında Allah hiç kimsenin bir diğerini dövemeyeceğini, açıkça bizlere verdiği örnekle bildiriyor. KUR’AN'IN HİÇBİR AYETİNDE, BİR SUÇ İŞLENDİĞİNDE, KİŞİLERE BİZZAT CEZASINI VERME YETKİSİ VERİLMEMİŞTİR. Önce bunu lütfen asla unutmayalım. Araştırılıp, şahitler tespit edildiğinde, yani yargılandığında ceza verilir. Ayrıca Allah bir hüküm veriyorsa, onu açıkça verir, kişilerin insafına asla bırakmaz. Diyanetin mealini tercüme edenler, kendi nefislerince, birde hafifçe dövüleceği notunu düşmüş. Bunu kim tespit edecek? KADINA KARŞI, ELİNİN AYARININ İNSAFINI, ERKEĞE Mİ BIRAKMIŞTIR SİZCE ALLAH? Bu koskoca bir iftiradır. Böyle bir adaletsizliği Rabbime isnat etmekten, yine Yaradan'a sığınırım. Burada geçen zina değildir, zaten bunun cezası şahitler yoluyla tespit edilirse, Kur’an'da açıkça belirtilmiştir. Bahse konu ayetin devamına bakalım şimdide. Nisa 35: EĞER KARIKOCA ARASININ AÇILMASINDAN ENDİŞEYE DÜŞERSENİZ, BİR HAKEM ERKEĞİN TARAFINDAN, BİR HAKEM DE KADININ AİLESİNDEN KENDİLERİNE GÖNDERİN. BU ARABULUCU HAKEMLER GERÇEKTEN BARIŞTIRMAK İSTERLERSE, ALLAH KARIKOCA ARASINDAKİ DARGINLIK YERİNE GEÇİM VERİR. ŞÜPHESİZ Kİ ALLAH HAKKIYLA BİLENDİR, HER ŞEYİN ASLINDAN HABERDARDIR. (Elmalı meali) Sanırım Nisa 34. ayetin, en son kısmında geçen kelime dövmek mi, yoksa evden uzaklaştırmak anlamında mı olduğu, çok daha iyi anlaşılmıştır. Karı koca arasına dargınlık girip, ayrılma noktasına gelmiş, evinden uzaklaşmış kadını tekrar bir araya getirmek için erkek ve kadın yakınları tarafından, ara bulucular oluşmasını öğütlüyor Allah. Aynı konuyu daha iyi anlayabilmemiz için, bir başka örnek verelim şimdide, hem de tam tersi konumunda. Bu sefer kadın aynı konuda, eşinden şikâyetçi durumunda. Nisa 128: EĞER BİR KADIN, KOCASININ HUYSUZLUĞUNDAN, YAHUT KENDİSİNDEN YÜZ ÇEVİRMESİNDEN KORKARSA, ANLAŞMA İLE ARALARINI DÜZELTMELERİNDE İKİSİNE DE GÜNAH YOKTUR. BARIŞ DAİMA İYİDİR. KISKANÇLIK NEFİSLERE YARATILIŞTAN KONMUŞTUR. EĞER GÜZELCE GEÇİNİR VE ALLAH'TAN SAKINIRSANIZ, ŞÜPHESİZ ALLAH YAPTIKLARINIZDAN HABERDARDIR. (Bayraktar Bayraklı meali) Dikkat ederseniz bu ayette de, kadın kocasından şikâyetçi oluyor ve onun sadakatsizliğinden, huysuzluğundan kendisini terk etmesinden, yüz çevirmesinden endişe ederse diyor. Nisa 34. ayette de erkek, eşi için aynı sorunları yaşarsa diyordu ve açıklama getiriyordu. Bakın eğer erkek aynı şartlarda kadını dövebilir dersek, erkek aynı davranışı eşine yaptığında, aynı şeyi söylememiz gerekir ki söylemiyoruz. Bu durumda Kur’an'da bu sözlerimizle, kadın erkek arasında ayrım yapmış oluruz. Dikkat ederseniz Kur’an aynı şartların oluşması durumunda, yine aynı çözümler getiriyor ve eşlerin barışması, uzlaşması önerisinde bulunanlara uyması önerisinde bulunuyor. Çok ilginçtir Nisa 34. ayette geçen, aynı kelimeye DÖVÜNÜZ anlamı verildiği halde, Nisa 94. ayette kullanılan aynı kelimeye ÇIKMAK, gitmek anlamı verilmiştir. İşte bizler Allah'ın ayetleriyle böyle oynuyoruz. Bunları yapanları Allah, asla affetmeyeceğini de bildiriyor. Aşağıdaki ayette Allah, elçisinin eşleri arasındaki sorunların giderilmemesinden dolayı, bakın en son nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini kendisine bildiriyor. Eğer son çare dövmek olsaydı, bu ayette de aynı yöntemi kullan derdi Allah. Allah elçisinin eşleri için başka, diğer kullarının aile sorunlarını çözmek adına , daha farklı bir hüküm verdiğini nasıl söyleriz. Hiç mi ayetlerden ders almıyoruz. "EY NEBİ. EŞLERİNE ŞÖYLE DE: “EĞER DÜNYA HAYATINI VE ONUN SÜSÜNÜ İSTİYORSANIZ, GELİN SİZE BOŞANMA BEDELLERİNİZİ VEREYİM DE, SİZİ GÜZELLİKLE SERBEST BIRAKAYIM." (Ahzab 28) Bakın bu ayette, Nebi nin eşleri arasında geçen geçimsizlik konusundan bahsediliyor ve Nebinin eşlerine ne söylenmesi isteniyor. Bu konuyu daha iyi aydınlatacak, çok dikkat çekici, Nur suresinden bazı örnekler vermek istiyorum. Tabi anlamak istememekte ısrar edenlere, sözüm meclisten dışarı. Nur 6: EŞLERİNE ZİNA İSNADINDA BULUNUP DA, KENDİLERİNDEN BAŞKA ŞAHİTLERİ OLMAYANLARA GELİNCE, ONLARIN HER BİRİNİN ŞAHİTLİĞİ KENDİSİNİN DOĞRU SÖYLEYENLERDEN OLDUĞUNA DAİR DÖRT DEFA ALLAH ADINA YEMİN EDEREK ŞAHİTLİK ETMESİDİR. 7: BEŞİNCİ DEFA DA, EĞER YALAN SÖYLEYENLERDEN İSE, ALLAH'IN LANETİNİN KENDİ ÜZERİNE OLMASINI DİLEMESİDİR. (Elmalılı meali) Bu ayette erkek, eşi ile ilgili zina suçlamasında bulunuyor, ama kendisinden başka şahit olmadığını iddia ediyor. Dikkat ederseniz bu durumda bile dayaktan, dövmekten bahsedilmiyor. İşte Kur’an'ın adaleti böyle. Araştırılacak, soruşturulacak ve daha sonra gereken yapılacak. Kendisinden başka şahit bulamayan erkek, adaletin önünde dört kez yemin edecek, böyle bir zinanın yapıldığını gördüğüne dair. Peki, erkek bunu yaptıktan sonra, kadın suçlanacak, cezalandırılacak mı? Elbette hayır. İncir çekirdeği kadar hak yerini bulacaktır diyen Yaradan, erkeğin güç gösterisini her zaman kullanacağını bildiği için, bakın Allah kadından yana, nasıl çıkıyor ve ne diyor. Nur 8: KADININ, KOCASININ YALAN SÖYLEYENLERDEN OLDUĞUNA DAİR DÖRT DEFA ALLAH ADINA YEMİN VE ŞAHİTLİK ETMESİ, 9: BEŞİNCİ DEFA DA, EĞER (KOCASI) DOĞRU SÖYLEYENLERDEN İSE, ALLAH'IN GAZABININ KENDİ ÜZERİNE OLMASINI DİLEMESİ KENDİSİNDEN CEZAYI KALDIRIR. (Elmalılı meali) İşte Yüce Rabbimizin adaleti. Kadın, kocam yalan söylüyor diye yemin etmesi ve Allah'ı şahit göstererek, eğer kocam doğru söylüyorsa, Allah'ın gazabının kendi üzerinde olmasını dilemesi halinde kadına inanılarak, KADINA CEZA VERİLEMEYECEĞİNİ SÖYLÜYOR. Ama bizler Kur’an'ın bunca açık ayetlerine gözlerimizi yumarak batıl ve hurafe inançlarımıza kanıt aramak adına Allah'ın ayetlerine, kelime oyunları ile farklı anlamlar vermekten çekinmiyoruz. BÖYLECE KÂFİRLERDEN OLUYORUZ, farkında bile değiliz. DİLERİM CÜMLEMİZ, KUR'AN GERÇEKLERİNİN FARKINDA OLARAK, ALLAH'IN HUZURUNA ÇIKAN, ALLAH'IN AZINLIK SEVGİLİ KULLARI ARASINDA OLURUZ. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  13. ALLAH BİZ KULLARINI KUR’AN’DA, RESULÜNE Mİ YÖNLENDİRİYOR, YOKSA RESULÜN TEBLİĞ ETTİĞİ KUR’AN’A MI? Bu sorumuzun cevabını Kur’an, yüzlerce ayetinde çok açık veriyor. Önyargısız düşünerek Kur’an’ı okuyan, Allah’ın HAK olan gerçekleri ile buluşur. Önyargılardan kurtulamayan ise, şeytanlaşmış insanların tuzağından, asla kurtulamaz. Kur’an birçok ayetinde bizlerin düşünmemizi aklımızı kullanmamızı emreder, çünkü akıl devre dışı kaldığında BATILI HAK, HAKKI BATIL görürsün de ondan. Küçük bir örnek. Bir arkadaşımız benim bir yazıma bakın nasıl cevap vermiş. »RABBİM EHLİSÜNNETTEN, ZERRE KADAR AYIRMASIN. BÖYLE ŞEYTANA MASKARA OLURSUNUZ. KUR’AN SİZE YETSEYDİ, DİREKT PEYGAMBER EFENDİMİZE YÖNLENDİRİR MİYDİ, YALANCILAR SİZİ.» Kur’an’ı tarafsız ve düşünerek ön yargısız okusaydı bu kardeşimiz, Allah’ın biz kullarını direk RESULÜN TEBLİĞ ETTİĞİ KUR’AN’A YÖNLENDİRDİĞİNİ, Kur’an’ın yüzlerce ayetinden anlayabilirdi. Yüce Rabbimizin biz kullarını, nereye yönlendirdiğine dair örnek bazı ayetleri Kur’an’dan sizlere hatırlatmak ve sizlerin üzerinde, dikkatle Kur’an bütünlüğünde düşünmenize vesile olmak istiyorum. Çok değil zerre kadar düşünen bir Müslüman, Allah’ın Ümmi olan Resulü dâhil tüm kullarını, YALNIZ RESULÜNÜN TEBLİĞ ETTİĞİ KUR’AN’A YÖNLENDİRDİĞİNİ APAÇIK GÖRECEKTİR. Bu örnek ayetlerden sonra hala göremeyen varsa, onlara elbette söyleyecek sözüm olamaz. Tavsiyem önce ön yargılardan kurtulup, tarafsız kendisini Kur’an’ın nuruna, ışığına teslim etmesidir. Kur’an ışığı ile aydınlanmayanın gönül gözleri açılmaz. Kalpleri mühürlü, gözleri perdeli kalır. Bakın Rabbimiz bizleri ve Resulünü yalnız Kur’an’a nasıl yönlendiriyor. “ALLAH’TAN VE O’NUN AYETLERİNDEN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR?” (Casiye 6) “HEP BİRLİKTE ALLAH’IN İPİNE SIMSIKI YAPIŞIN; BÖLÜNÜP PARÇALANMAYIN.” (Ali İmran 103) “ŞÜPHESİZ BU KUR’AN, SANA VE KAVMİNE BİR ÖĞÜT VE BİR ŞEREFTİR, ONDAN HESABA ÇEKİLECEKSİNİZ.” (Zuhruf 44) “ALLAH’TAN DAHA İYİ KANUN KOYUCU OLABİLİR Mİ?” (Maide 50) “KARŞILARINDA OKUNUP DURAN BIR KİTABI, SANA İNDİRMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMİYOR MU?” (Ankebut 51) “BU KUR’AN BANA VAHYOLUNDU Kİ, ONUNLA SİZİ VE ULAŞTIĞI HERKESİ UYARAYIM.” (Enam 19) “RASULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.” (Ankebut 18) “GERÇEK HAK OLAN, RABBİNDEN GELENDİR. O HALDE KUŞKULANANLARDAN OLMA!” (Bakara 147) “RABBİNİN HÜKMÜNE SABRET! BİL Kİ SEN, BİZİM GÖZLERİMİZİN ÖNÜNDESİN/GÖZETİMİMİZ ALTINDASIN. KALKTIĞINDA RABBİNİ HAMD İLE TESBİH ET.” (Tur 48) “ONLAR, SANA VAHYETTİĞİMİZDEN BAŞKASINI BİZE KARŞI UYDURMAN İÇİN AZ KALSIN SENİ ONDAN ŞAŞIRTACAKLARDI. (EĞER BÖYLE YAPABİLSELERDİ) İŞTE O ZAMAN SENİ DOST EDİNİRLERDİ. (İsra 73) “EY NEBİ! ALLAH SANA DA, SANA UYAN MÜMİNLERE DE YETER.” (Enfal 64) “TOPLUCA ALLAH’IN İPİNE SIMSIKI SARILINIZ, AYRILIĞA DÜŞMEYİNİZ. (Ali İmran 103) “O, HÜKMÜNE HİÇBİR KİMSEYİ ORTAK ETMEZ.” (Kehf 26) “İŞTE BU KUR’AN, BİZİM İNDİRDİĞİMİZ MÜBAREK BİR KİTAPTIR. BUNA UYUN VE ALLAH’TAN KORKUN Kİ SİZE MERHAMET EDİLSİN.” (Enam 155) “İŞTE ONLAR, RABLERİNDEN GELEN BİR HİDAYET ÜZEREDİRLER ve KURTULUŞA ERENLER DE ANCAK ONLARDIR.” (Bakara 5) “ANDOLSUN, BİZ BU KUR’AN’DA İNSANLARA HER TÜRLÜ MİSALİ DEĞİŞİK ŞEKİLLERDE AÇIKLADIK.” (İsra 89) “SİZ, HADDİ AŞAN KİMSELER OLDUNUZ DİYE, SİZİ KUR’AN’LA UYARMAKTAN VAZ MI GEÇELİM?” (Zuhruf 5) “YİNE DE YÜZ ÇEVİRİRLERSE, ARTIK SANA DÜŞEN GÖREV, ANCAK APAÇIK TEBLİĞDİR.” (Nahl 82) “AND OLSUN, SİZE ÖYLE BİR KİTAP İNDİRDİK Kİ, BÜTÜN ŞAN VE ŞEREFİNİZ ONDADIR. HÂLÂ AKILLANMAYACAK MISINIZ?” (Enbiya 10) “SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR.” (Rad 40) “SİZE NE OLUYOR, NASIL HÜKÜM VERİYORSUNUZ? YOKSA SİZE AİT BİR KİTABINIZ VAR DA (BU BATIL HÜKÜMLERİ) ONDAN MI OKUYORSUNUZ?” (Kalem 36-37) “ANDOLSUN Kİ BİZ, KUR’AN’I DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALMAK İÇİN KOLAYLAŞTIRDIK. VAR MI DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALAN?” (Kamer 22) “RABBİNDEN SANA İNDİRİLENİN HAK OLDUĞUNU BİLEN KİŞİ, KÖR OLAN BİRİ İLE AYNI MIDIR? SADECE AKIL SAHİPLERİ DÜŞÜNÜRLER.” (Rad 19) Değerli dostlarım bunca apaçık gerçekler varken, atalarımızın rivayet batıl inançlarını yaşayabilmek için, hala Rabbimizin ayetlerini görmezden, duymazdan gelmeye devam ediyor ve Allah’ın Resulünün adını kullanarak batılı, hurafeyi dine sokmaya çalışanlara inanmaya devam ediyorsak, bizler mahşer gününde, pişmanlığımızı anlatmak için beyhude çırpınmayalım. Çünkü Allah bizlere Kur’an’ı indirip, onun ipine sarılmamızı emredip, aklımızı kullanmamızı boşuna istememiş. Tekrar hatırlatırım Allah, SİZLERİ KUR’AN’DAN SORUMLU TUTARIM DİYOR. Sizce Haşa Allah sözünden dönüp, Kur’an’da tek kelime bile geçmeyen ve Resule ait olduğu iddia edilen rivayet hadislerden de sorumlu tutar mı? DİLERİM İÇİMİZDEKİ BATILIN ZİNCİRİNİ KIRIP yalnız Allah’a güvenerek Allah’ın ipine, emanetimizi teslim etmeden önce sıkı sıkı sarılan, Allah’ın azınlık halis kulları arasında oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  14. Bizler İslam’ı yaşarken, sorumlu olduğumuz Kur’an’dan habersiz her söyleneni sorgulamadan, araştırmadan yaşıyoruz. Gerçi bu hatayı yapmamızın nedeni, siz Kur’an ayetlerini anlayamazsınız onu âlim, veli insanılar anlar sözlerine inanmamız çok etken olmuştur. Eğer aklımıza gelip de, iman ettiğimiz kitabı anladığımız dilden birkaç kez dikkatle düşünerek okumuş olsaydık, yaptığımız yanlışın farkına varırdık. Bizlerin dikkatinden kaçan büyük hatamız, Allah Kur’an’da ne emretmişse, yaşadığımız yanlış inancımızın etkisiyle, Kur’an’ın açıklamaları ile yetinmediğimiz için İLAVELER YAPARAK, Allah’ın yemin ederek kolaylaştırdığı dini ELLERİMİZLE ZORLAŞTIRMIŞIZ. Şimdide neyin HAK neyin BATIL olduğunun ayrımını yapamıyoruz. Bunun nedeni Kur’an’ın sınırlarını aşarak, dinde bölünmemiz ve her bölünen mezhebin, cemaatin dine yaptığı ilaveleri, sorgusuz kabul etmemiz etken olmuştur. Hâlbuki Rabbimiz çok açık nasıl uyarıyordu bizleri? “GERÇEK HAK OLAN, RABBİNDEN GELENDİR. O HALDE KUŞKULANANLARDAN OLMA!” (Bakara 147) Allah’ı duyan, işiten olmayınca, bu hükmün tam tersi olan, yalnız Kur’an ile İslam yaşanmaz sözünü rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Farkında olmadan daha o kadar büyük yanlışlar yapıyoruz ki, sanırım CAHİL OLMAK İŞİMİZE GELİYOR. Çünkü cahiller, gerçeklerin farkında olmadığından, düşünme gereği de duymuyor ve üzülmüyorlar da. İşin kötüsü de tüm anlatılan batılın hurafenin, Allah’ın Resulü üzerinden anlatılması ve topluma inandırılmasıdır. Farkında olmadan Allah’ın Resulü söylemediği halde, ona iftira atanların oyununa geldiğimizin farkında bile olamıyoruz. Allah Kur’an’da, Kamer suresinde birçok kez aynı şeyleri tekrar ederek, bakın bizlerin dikkatini hangi konuya çekiyor. “ANDOLSUN BİZ, KURAN’I ÖĞÜT ALMAK İÇİN KOLAYLAŞTIRDIK. ÖĞÜT ALAN YOK MUDUR?” (Kamer 17) “YEMİN OLSUN Kİ, BİZ, KURAN’I ÖĞÜT VE İBRET İÇİN KOLAYLAŞTIRDIK. FAKAT DÜŞÜNEN Mİ VAR?” (Kamer 22) Rabbimiz bu sözleriyle bizlerin dikkatini çekerek, aslında yapacağımız büyük hatalar konusunda bizleri uyarıyor ve diyor ki, öğüt almanız için sizlere kolaylaştırılmış bir rehber kitap gönderdim. Bizler ne yazık ki Allah’ın bizlere vermek istediği bu bilinci kavrayamadık. Allah’ın dinine yaptığımız ilavelerle kolaylaştırılmış dini zorlaştırdık, şimdide işin içinden çıkamaz olduk. Size küçük bir örnek vermek istiyorum. Allah namaz kılmadan önce bizlerin abdest almamızı ister. Ayrıca cinsel ilişkiden sonra cünüp olduğumuzda da, yine bizlerin boy abdesti değimiz abdesti almamız gerektiğini belirtir. Bunu da çok açık kolay basit bir şekilde bizlere tebliğ eder. Önce bu konuda ki örnek bir ayeti yazalım. Maide 6: EY İMAN EDENLER! [SALÂT]A (NAMAZA) KALKTIĞINIZ ZAMAN YÜZLERİNİZİ VE DİRSEKLERİNİZE KADAR ELLERİNİZİ KOLLARINIZI YIKAYIN; BAŞLARINIZI VE AŞIK KEMİKLERİNE KADAR AYAKLARINIZI [MESH] EDİN! CÜNÜP OLDUYSANIZ TEMİZLENİN, YIKANIN! …. Bu ve benzeri ayetlere iman ettiğimizi söylüyorsak, onları hayatımıza geçirip yaşamalıyız. Sözde kalıyorsa, ancak kendimizi aldatmış oluruz. Ayetin devamını yazmadım. Salata/namaza kalkmadan önce Rabbimiz bizlerin nasıl ön temizlik yapmamız gerektiğini, yani nasıl abdest almamızın tarifini çok basit bir şekilde yapıyor. Yüzünüzü ve dirseklere kadar kollarınızı yıkayın, başınızı ve ayaklarınızı da topuklara kadar mesh edin yani sinin diyor. Çok açık ve basit bir tarif. Peki, bizler günümüz de abdesti böylemi alıyoruz namazdan önce? Elbette hayır. Neler ilave edildiğini sizler biliyorsunuz. Cünüp olduğumuzda nasıl yıkanıp abdest alınması gerektiğini, bizlere uzun uzun anlatan fıkıh bilgilerini hatırlıyorsunuz eminim. Peki, Allah bu konuda ne diyor ayetinde? TERTEMİZ YIKANIN. İşte Allah’ın dini kolay ve basit, işte insanların zorlaştırarak toplumu sıkboğaz edip, dinden uzaklaştırdıkları inancı da ortada. Ne yazık ki bizler, her konuda bu hataları yapıyoruz. Allah’ın emirlerine ilaveler yaparak, adeta Allah’ın dinini Haşa, Allah’a öğretmeye çalışıyoruz. Hangi birisine örnek vereyim. Ondan sonrada geleneklerimizin, mezhep inançlarımızın öğretisini Kur’an’da göremediğimizde, BAKIN ŞUNLAR YA DA BUNLAR KUR’AN’DA YOK, DEMEK Kİ YALNIZ KUR’AN İLE İSLAM YAŞANMIYORMUŞ DEYİP, İŞİN İÇİNDEN ÇIKIYORUZ. Biz kendimizi, mezhep inançlarımızı kusurlu göreceğimize, haşa Allah’ın kitabını ne yazık ki eksik görüyoruz. Halbuki Allah’ın Kur’an’da açıkladığı örnek verdiği dinin emridir, diğerleri dinin emri değildir dememiz gerekme mi? Unuttuğumuz çok önemli bir konu, Allah elçisine sana indirdiğime uy dedikten sonra, bakın nasıl çok sert bir şekilde, sakın böyle bir şey yapma diyerek uyarıyor. “EĞER RESUL BİZE İSNAT EDEREK BAZI SÖZLER UYDURMUŞ OLSAYDI, MUTLAKA ONU KUDRETİMİZLE YAKALARDIK. SONRA DA ONUN ŞAH DAMARINI MUTLAKA KESERDİK.” (Hakka 44–45–46) Sizce yukarıdaki ayet, Allah’ın Resulünün Rabbin hükümlerine ilaveler yapmış olabileceğini mi gösteriyor? Yoksa onlarca ayetinde söylediği gibi, yalnız sana indirdiğimle onlara hükmet, tebliğ et mi diyor? Yorum ve karar sizin. Bunları yazarken, Hz. Musa’nın Kur’an’dan bir kıssası geldi aklıma. Allah bir kurban kesilmesini emrediyordu kullarına, Hz. Musa aracılığıyla. Atalarının hurafe itikatlarından kurtulamayan toplum, Yaradan’a lüzumsuz, gereksiz sorularıyla, öyle sorular soruyorlardı ki, istendiğinde bulamayacakları, zor tedarik edilecek bir kurbanlık hayvan haline dönüştürdüler. Lütfen bu kıssayı okuyunuz.(Bakara 67–71. ayetler) Ne yazık ki bizlerde, aynı yanlışları her zaman yapıyoruz. Size tertemiz yıkanın diyen bir insana, nereden başlayayım önce yıkanmaya diye sorar mısınız? Bunu sorsanız gülerler. Ama bizler bunu ne yazık ki soruyoruz. Ne kadar acı değil mi? Sorgusuzca iman ederek, Allah’ın dininden nasıl saptığımızı bir fark edebilsek, inanın akşam yattığımızda, yaptığımız büyük hataların acısı ile uyumamız mümkün olmayacaktır. Allah farkında değiliz bizleri, yaşadığımız bu dünyada sürekli sınıyor, imtihan ediyor. Hatırlar mısınız bilmiyorum, yakın geçmişte büyük bir su sıkıntısı olmuştu, gerçi uyarılara kulak asmadığımız için aynı su sıkıntısı günümüzde de var. Herkes önlemler aldı, barajlar kurudu. Diyanete fetva verdirerek, su tasarrufu yapma çağrısında bulunuldu. Peki, ne dedi biliyor musunuz Diyanet. ABDEST ALIRKEN ALLAH’IN KUR’AN’DA EMRETTİĞİ FARZLARINA GÖRE ABDESTİMİZİ ALALIM. BÖYLECE BİNLERCE TON SU TASARRUFU YAPARIZ, DEDİLER. Zora geldiğimizde, Allah’ın kanunu hatırlamak ne kadar acı değil mi dostlarım. Allah’ın bizlere verdiği dersi görüyor musunuz? Sıkıştığımızda suda tasarruf yapacağız, Allah’ın farz emirleriyle abdest alacağız, daha sonra bol bol harca öylemi? Allah’ın Resulünün, abdest konusunda bu şekilde Rabbin emirlerine ilave yapacağına, nasıl inanırız? Bu konu mutlaka farklı yaşanmış ve bizlere çok daha farklı anlatıla gelmiştir. Resulün abdest almadan önce, kirli yerlerimizi yıkayın demiştir ama bizler bu uyarıları öyle farklılaştırarak uygulamışız ki, şimdide işin içinden çıkamıyoruz. Bizlerin ders alması mümkün değil. Çünkü Kur’an devre dışı bırakılmış, rivayetlerle İslam yaşanıyor da ondan. Bizler dinimizi, Allah’ın yemin ederek kolaylaştırdığı kitabına uygun yaşamayıp, sakın dinde bölünenler gibi olmayın uyarısına kulak asmayıp, dinde mezheplere cemaat ve tarikatlara bölünerek yaşıyorsak, nasıl bir yolun yolcusu olacağımızı da asla bilemeyiz. Dilerim bu gerçeğin farkına varan, Allah’ın halis kulları arasında oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  15. Bir arkadaşımız Nebi Resul kavramlarını açıkladığım makalemi okumuş ve bana çok güzel bir soru soruyor ve bakın ne diyor. “NEBİ RESUL KAVRAMLARI YAZINIZDA, “RESULÜME UYUN EMRİNİ VERİYOR, ÇÜNKÜ O, YALNIZ VAHYİ SİZLERE TEBLİĞ EDECEK DİYOR”. AHZAB 59 DA NEBİ OLARAK TEBLİĞ OLMUYOR MU?” Çok dikkat çekici güzel bir soru. Önce kısaca şunu söylemek isterim. ALLAH EĞER NEBİYE HİTABEN İNDİRDİĞİ BİR AYET VARSA, BU AYETTE ALLAH ÖZELLİKLE ÖNCE NEBİNİN DİKKATİNİ ÇEKİYOR, ONU İKAZ EDİYOR YA DA ONU BİLGİLENDİRİYOR, EĞİTİYOR. BAĞLAMINDA DA BİZLERİN BUNDAN DERS ALMAMIZI VE UYMAMIZI EMREDİYOR. Yani böyle ayetlerle Allah, Nebinin üzerinden anlatılmak istenen konuyu anlatıyor. Allah Kur’an’da birçok ayetinde, Allah’a ve Resulüne uyun emrini veriyor. Ama neden Allah’a ve Nebiye uyun demiyor? Bu konuyu doğru anlayabilmemiz için, ayetlerde geçen NEBİ, RESUL kelimelerinin geçtiği ayetleri çok dikkatle okumalı ve ayetler üzerinde Allah’ın önerdiği gibi dikkatle düşünmeliyiz. Önce arkadaşımızın bahsettiği ayete birlikte bakalım. Daha sonra üzerinde benzer ayetlerle birlikte düşünelim. “EY NEBİ! HANIMLARINA, KIZLARINA VE İNANANLARIN HANIMLARINA, DIŞARIYA ÇIKARKEN “ÜSTLERİNE ÖRTÜ ALMALARINI” SÖYLE. BU, ONLARIN TANINMASINI VE İNCİTİLMEMESİNİ SAĞLAYAN EN UYGUN YOLDUR. ALLAH ÇOK BAĞIŞLAYICIDIR; MERHAMET SAHİBİDİR.” (Ahzab 59) Bu ayete dikkat ettiyseniz, Allah özellikle ilk emrinde Nebinin eşleri ailesi ile ilgili hüküm veriyor. Devamında da bu emri diğer iman eden kadınlara da söyle diyerek, özellikle Nebinin dikkati çekiliyor ve ailesinin ÖRNEK olmasını istiyor. Yani bir ayet Nebiye hitap edilerek başlıyorsa, Allah bu ayetle önce Nebinin dikkatini çekiyor, ona hitap ediyor ama konunun mahiyeti, özü tüm iman edenleri ilgilendiriyor. Bu ayette de Allah özellikle Nebi ye hitap ederek önce sen ve ailen hükümlerimi, ikazlarımı dikkatle hayatına geçir ki, sana uyanlarda senden ibret, örnek ders alsın demek istiyor. Eğer Allah Kur’an’da birçok ayetinde, Resulüme uyun diyorsa, ayette ilk hitap Nebiye bile olsa indirilen ayet Kur’an’a geçtiği için, tüm Müslümanları ilgilendiriyor demektir. Çünkü Allah, sizleri Kur’an’dan sorumlu tutuyorum diyor. Birkaç örnek verelim. “EY NEBİ! ALLAH, SANA DA SANA UYAN MÜMİNLERE DE YETER.” (ENFAL 64) “EY NEBİ, BİZ SENİ ŞAHİT, MÜJDECİ VE UYARICI ELÇİ OLARAK GÖNDERDİK. (AHZAB 45) “SEN EY NEBİ! İNKÂRI ISRARLA SAVUNANLARLA VE İKİYÜZLÜLÜĞÜ TABİAT HALİNE GETİRENLERLE MÜCADELE ET VE ONLARA KARŞI ÖDÜNSÜZ DAVRAN! SONUNDA KARAR KILACAKLARI YER CEHENNEMDİR VE O NE BERBAT BİR SON DURAKTIR.” (TEVBE,9/73) “EY NEBİ! EŞLERİNE ŞÖYLE DE: “EĞER DÜNYA HAYATINI VE ONUN SÜSÜNÜ İSTİYORSANIZ, GELİN SİZE BOŞANMA BEDELLERİNİZİ VEREYİM DE, SİZİ GÜZELLİKLE SERBEST BIRAKAYIM.” (AHZAB 28) Bakın yazdığım ayetlerde ilk hitap, ikaz ve uyarı NEBİYE. Onun üzerinden Allah biz tüm kullarına, anlatmak istenen konuyu anlatıyor. Örneğin ilk ayette Allah, EY NEBİ ALLAH SANADA, SANA UYANLARADA YETER diyor. Bu uyarı ile Allah Nebi yi ilk önce uyarıyor hatta eğitiyor, doğru olan gerçeği önce ona gösteriyor, onun tebliğine inananlar da aynı yolda gitmesini istiyor. Çünkü Kitap Ehli, kendilerine indirilen Kitaplarla yetinmeyip, başka kaynaklar edinip, Allah’ın yanında şefaatçiler edinmişlerdi. YANİ NEBİYE ALLAH YETİYORSA, BİZLER ALLAH’IN VAHYİNİ YETERLİ GÖRMEYİP, KENDİMİZE BAŞKA KAYNAKLAR ASLA ARAYAMAYIZ. Allah Nebinin dikkatini çekerek, sakın senide geçmişte yapılanlar gibi yüceltmesinler, ben sana da sana uyanlara da yeterim diyor. İkinci yazdığım ayette de, yine Allah Nebiyi uyarıp biz senin görevini Kur’an’da açıkladık, sen tebliğ edicisin, şahitsin uyarıcısın, BUNUN DIŞINA SAKIN ÇIKMA diyor. Bakın burada da Allah Nebinin üzerinden bizleri de uyarıyor ve sakın Nebimi, benim ile birlikte ilahlaştırmayın, sakın nebimi benim hükmüme ortak etmeye çalışmayın, onun görevini ve yetkisini sizlere Kur’an’da açıklıyorum diyor. Tevbe suresinde de yine ilk uyarı ve ikaz bizzat Nebinin kendisine. İnkârcılarla sabırla, ödün vermeden mücadele et diyor. Devamında yazdığım ayette Nebi ile eşlerinin arasındaki sorun ile ilgili yani hitap özellikle Nebiye. Peki, bu hitap yalnız Nebi ve eşlerine ait neden Kur’an a geçmiş derseniz, bizlerin de aile içinde yaşayacağımız aynı konulara bu ayet ders olması adına Kur’an’a geçmiş ve bizlere örnek oluyor. Dikkat ettiyseniz ayetlerde ilk hitap NEBİYE. Onu bilgilendiriyor, uyarıyor ve ne yapılması gerekirse önce Nebim hayatına geçirsin ki, ona inananlarda aynı şeyi yapsınlar diyor Allah. Peki, neden yapıyor bunu Rabbimiz sizce? Çünkü Allah bize, Resulünü örnek göstermiş. Bakın burada Resul dedim. Peki neden? Çünkü Allah Nebim sizler için örnektir demeyip, özellikle Resulüm sizler için güzel bir örnektir diyor. Bunun aslında çok önemli bir nedeni var. ÇÜNKÜ RESUL, TÜM İMAN EDENLERE TEBLİĞ EDİLEN VE MÜSLÜMANLARIN UYMASI GEREKEN AYETLERİ HAYATINA GEÇİRMİŞ, ALLAH TARAFINDAN HER ANI KONTROL EDİLDİĞİ İÇİN, ALLAH RESULÜNÜ BİZLERE ÖRNEK GÖSTERİYOR. Ahzab 30 ve 32. ayetleri de bu bağlamda anlamalıyız. Bu iki ayetin tam ortasında geçen Ahzab 31. ayetinde ise Allah özellikle bakın nasıl ve hangi konuda RESUL kelimesini kullanıyor. “SİZDEN KİM DE, ALLAH VE RASÛL’ÜNE İTAAT EDER VE YARARLI İŞ YAPARSA, ONA ÖDÜLÜNÜ İKİ KAT VERİRİZ. ONA BOL RIZIK HAZIRLAMIŞIZDIR.” Bakın bu ayette özellikle Allah’a ve Resulüme itaat edin yani uyun diyor, peki neden çünkü Resulüm benden aldığı vahyi sizlere iletecek, onun tebliğine uyarsanız bana uymuş olursunuz diyor. Yine konumuza açıklık getirecek, bir ayeti daha hatırlatmak istiyorum. “EY İMAN EDENLER! YEMEK İÇİN ÇAĞRILMAKSIZIN VE YEMEĞİN PİŞMESİNİ BEKLEMEKSİZİN (VAKİTLİ VAKİTSİZ) NEBİNİN EVLERİNE GİRMEYİN, ÇAĞRILDIĞINIZ ZAMAN GİRİN. YEMEĞİ YİYİNCE DE HEMEN DAĞILIN…… (Ahzab 53) Dikkat ettiyseniz bu ayette de Allah, özellikle NEBİ kelimesini kullanıyor ve Nebinin özel sorununu çözmeye yönelik ayet indiriyor. Dikkatle düşünen ancak bu ve benzeri ayetlerde kullanılan NEBİ ve RESUL kelimelerini, neden farklı ayetlerde ne amaçla kullandığını çok kolay anlayacaktır. Yeter ki kafamızdaki o batıl ve hurafe bilgilerden kurtulalım batılı, rivayetleri aklayabilmek içinde ayetlere yanlış anlamlar vermeyelim. Allah birçok ayetinde düşünmemizi, aklımızı kullanmamızı ondan istiyor. Ayetler arasında bir bağ kurmadan, ayetler üzerinde dikkatle düşünmeden okuyorsak, bu ayrımı anlayamayız. Allah bana ve Resulüme uyun diyorsa, anlıyoruz ki bu ikaz uyarı ve bilgilendirme genel anlam taşımaktadır ve Resul Allah’ın vahyini tebliğ edecek demektir. Ey nebim diye başlıyorsa ilk uyarı ve ikaz nebiyedir, bizlerde o ikazlardan ders alıp hayatımıza geçirmeliyiz, yani bizler için örnek olmalıdır. Bir başka şekilde söylemek gerekirse Allah, görev verdiği Nebinin eğitimine çok önem veriyor ve önce bazı konularda onun dikkatini çekiyor. ÇÜNKÜ NEBİ ÜMMİYDİ. DAHA ÖNCE HİÇ BİR EHLİ KİTABA TABİ OLMAMIŞTI. DİN ADINA NE ÖĞRRENDİYSE KUR’AN’DAN ÖĞRENDİ. HATTA ALLAH, SEN DAHA ÖNCE DİN İMAN NEDİR BİLMEZDİN, SENİ DOĞRU YOLA BİZ İLETTİK DER. KUR’AN’DA ALLAH HEM NEBİSİNİ HEMDE BİZLERİ EĞİTİYOR, DOĞRU YOLA DAVET EDİYOR. BU FARKLI HİTAPLARI DOĞRU ANLARSAK, KUR’AN’IN NE DEMEK İSTEDİĞİNİ DE, DOĞRU ANLARIZ. Dilerim Kur’an gerçekleri ile buluşabilen, Allah’ın azınlık HALİS kullarından oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  16. Kur’an’ı anlayarak ve düşünerek her okuduğumda, çok farklı gerçekleri görüyorum, şükürler olun. Sanki ayetler günümüzde yaşanan olaylar için indirilmişçesine, bizlere rehberlik yapıyor yol gösteriyor tabi batılın ve hurafenin baskısı altında değilsek. Kur’an’ı okurken bir ayet özellikle dikkatimi çekti ve ayeti okurken, Atatürk ün mecliste yaptığı ve çok yanlış anlamlar yükledikleri, bir konuşma geldi aklıma. Ondan bahsetmeden önce okuduğum ve dikkatimi çeken ayeti önce sizlerle paylaşmak istiyorum. Nisa 153: EHL-İ KİTAP SENDEN, KENDİLERİNE GÖKTEN BİR KİTAP İNDİRMENİ İSTİYORLAR. ONLAR BUNDAN DAHA BÜYÜĞÜNÜ MÛSÂ’DAN İSTEMİŞLER, “BİZE ALLAH’I APAÇIK GÖSTER” DEMİŞLERDİ DE BU HAKSIZ DAVRANIŞLARI YÜZÜNDEN ONLARI HEMEN YILDIRIM ÇARPMIŞTI. BİLÂHARE KENDİLERİNE AÇIK DELİLLER GELDİKTEN SONRA BUZAĞIYI (TANRI) EDİNDİLER; BİZ BUNU DA AFFETTİK. VE MÛSÂ’YA APAÇIK BİR DELİL VERDİK. (Kur’an yolu Diyanet işl.) Dikkat ettiyseniz, Allah’ın elçisi, kendisine gelen ayetleri bir bir tebliğ ederken, Allah’ın Resulünden bir istekte bulunuyorlar ve diyorlar ki; GÖKTEN ALLAH KATINDAN SANA BİR KİTAP İNDİRİLSEYDİ YA. Daha önce ki Ehli kitapta, bundan daha büyük isteklerde bulunduklarını, Hz. Musa’dan Allah’ı göstermesini istedikleri örneğini veriyor. Peki bu ayette, Ehlikitabın gökten bir kitap indirilmesini istemelerinden, ne kast ediliyor olabilir? Önce şunu hatırlatmak isterim, Allah yalnız gökte değil, her yerdedir zamandan mekandan münezzehtir. Kur’an’da Allah’ın yalnız gökte olduğuna dair, tek bir bilgi yoktur. TAM TERSİNE GÖKTE VE YERDE YAŞAYANLARIN İLAHIDIR DER KUR’AN. ALLAH’IN YALNIZ GÖKTE OLDUĞUNA İNANALAR, CAHİLİYE TOPLUMU İNANCI OLDUĞU GİBİ, BUGÜN İSLAM’I TARİKAT EKSENLİ YAŞAYANLARIN BİR KISMI, ALLAH ARŞIN ÜSTÜNDE, YANİ KÂİNATIN TAVANINDADIR DİYEBİLMEKTEDİRLER. Ehli kitap her şeyiyle hazır, tüm ayetlerin içinde bulunduğu bir kitabın indirilmesini istiyorlardı. Ama Allah ayetlerini sindire sindire anlayıp, hayata geçirebilmeleri için ayetlerini yavaş yavaş sözlü bir şekilde indiriyor ve elçisi de kayda alıyor, insanlara tebliğ edip ezberletiyordu. Onların, gözleriyle Allah’ı görmek istedikleri gibi, Allah katından gelen bir kitap şeklini de görmek istemeleri nedeniyle, Allah’tan uyarı alıyorlar. Ayete dikkat ettiyseniz, Ehli kitaba daha öncede ayetlerini apaçık Allah gönderdiğimiz halde, onlar bu kanıtları göz ardı ederek, hayatlarına geçirmediklerini, hala atalarının yanlış inançlarını yaşamaya, bunlarda Allah katından gelmiştir demeye, yani ataların inancını yaşamaya devam ettikleri bilgisini, özellikle bizlere bildiriyor. Tabi aralarından, iman edenlerin günahlarını affettiğini de söylüyor. Şimdide Kur’an’ın diğer ayetlerinden faydalanarak, bu konuda ehli kitabın yaptığı yanlışları düşünelim. Neler yapıyorlardı da, Allah onları uyarıyordu? Önce unutmamamız gereken bir gerçek var, bu uyarılar Allah’ı inkâr edenlerden bahsetmiyor. Tam tersine Allah’ı tek ilah olarak kabul ettikleri halde, Allah’ın yanına adeta ilahlaştırdıkları varlıkları ve onların elleriyle yazdıkları kitaplarına inananlardan bahsediyor. Peki bu bilgileri, hangi kaynaklardan almışlardı da, inançlarına geçirmişlerdi? Atalarının rivayetler yoluyla kendilerine ulaşmış bilgileri, BUNLARDA GÖKTEN, ALLAH IN KATINDAN İNDİRİLEN AYETLERİDİR demeleri, onları Allah’ın yolundan saptırmıştı. Ayetin sonunda Allah, bakın çok net bir hüküm veriyor ve diyor ki, biz Musa ya apaçık bir kanıt, yani kitabı indirdik ve bu kitapla kullarıma hükmetme yetkisini, gücünü verdik diyor. Hz. Muhammed içinde, aynı hükümler zaten Kur’an’da geçiyor ve ne diyordu Allah elçisine hatırlayalım. “SANA İNDİRDİĞİM KUR’AN İLE KULLARIMA HÜKMET.” Kur’an’da birçok ayette Allah, bizleri uyarıyor ve diyor ki, sakın emin olmadığınız bilgilerin ardına düşmeyin. Sizleri Allah ile aldatacak insanlar çıkacak ve Allah’ın hükmü olmadığı halde, BUNLARDA ALLAH KATINDAN İNDİRİLEN AYETLERDİR DİYENLER OLACAK, SAKIN ONLARA İNANMAYIN UYARISINI YAPIYOR. Benim katımdan indirilen ve sizlerin sorumlu olduğunuz yalnız Kur’an’dır diyerek, Zuhruf suresi 44. ayette, açıkça noktayı koymuştur Rabbimiz. Onun içindir ki bizlere düşen, Allah’ın bu uyarılarından yola çıkarak, Alak suresi 1. ayetinde olduğu gibi, “YARATAN RABBİNİN ADIYLA OKU” hükmünün gereğini yapıp, önce Rabbimizin yarattığı tabiat mucizelerinin ayetlerini okuyup, onları aklımızda, nefsimizde değerlendirip, hayatımıza geçirdiğimizde, Allah’ın en doğru yolunda olabiliriz. Yani önce hayatın, tabiatın, yaşamın ayetlerini gözlemleyerek okumalıyız ki, Allah’ın indirdiği yazılı, sözlü vahyi doğru anlayabilelim. Şimdide gelelim, Atatürk’ün mecliste yaptığı konuşmasına. Bu konuşma ne yazık ki, bazı art niyetli kişiler tarafından farklı şekilde yorumlanarak, Atatürk dinsiz ilan edilmiştir. Kimin dinsiz olduğunu bizler değil, Allah bilir onun için bizler kişilerin inancı hakkında asla yorum yapamayız. Sözlerini yazmadan önce şunu hatırlatmak isterim. Atatürk, İslam’ı bilen batıldan ve hurafeden uzak, gereği gibi halkın İslam’ı öğrenmesi içinde çaba harcayan bir liderdi. Kur’an’ı Türkçeye tercüme ettirmesi, bunun kanıtıdır. İnancı olmayan bir insan, Kur’an’ın anlaşılması için çaba harcar mı? Lütfen unutmayalım, bu konuşmanın geçtiği mecliste, çok değerli din âlimleri vardı. İslam’a saygısızlık adına söylenecek tek bir sözü kabul etmeyeceklerini lütfen unutmayalım. Bakın Atatürk konuşmasında ne söylüyor. Lütfen art niyetle değil, Kur’an bütünlüğünde, kimseye iftira atmadan söylenenleri anlamaya çalışın. “FAKAT BU PRENSİPLERİ, GÖKTEN İNDİĞİ SANILAN KİTAPLARIN DOĞMALARI İLE ASLA BİR TUTMAMALIDIR. BİZ İLHAMLARIMIZI GÖKTEN VE GAİPTEN DEĞİL, DOĞRUDAN DOĞRUYA HAYATTAN ALMIŞ BULUNUYORUZ.” Bu sözleriyle Atatürk, gökten indirildiği sanılan kitaplar sözünden, eğer Kur’an’ı kast etmiş olsaydı, bu konuşmasının sonunda TÜM MECLİS, ALKIŞLAR MIYDI? Hepsi ayakta alkışladı. Lütfen bu konuyu göz ardı etmeyelim ve o meclisteki çok değerli insanları da, töhmet altında bırakmayalım. Daha önce belirttiğim gibi, Allah gökyüzünde değil ki gökten Kur’an indirilsin, O her yerde. Ama dine batıl ve hurafe karıştıran tüm ehli kitap, buna günümüzde yaşayan bir kısım Müslümanlar da dâhil, bu yanlışı yapıyor ve sanki Allah yalnız gökyüzündeymiş gibi anlatıyorlar. Bakın ayette, ilhamlarımızı gaipten almayız diyor. Gaip kaynağı bilinmeyen, emin olmadığımız demektir. Kur’an’ın geldiği yer bellidir. Gaip yani bilinmez değildir. Ama Kur’an dışından, emin olmadığımız rivayetlerin kaynağı belli değildir. Adı üstünde rivayet. Sizce bu sözleri kime ve ne maksatla söylemiş olabilir? Atatürk ün burada bahsettiği, gökten indiği sanılan sözleri, Saidi Nursi nin kendisine, Allah katından indirildiğini iddia ettiği söylemleri üzerinedir. Saidi Nursi, Risalei Nur da yazılanlar için, onlar Allah katından kalbime indirildi, benim düşüncelerim değildir diye iddia etmiş ve kitabında bu bilgilerin bakın nereden indirildiğini söylüyor. ““RESAİL-İN NUR DA AYNI ŞEKİLDE, NE DOĞUNUN KÜLTÜRÜNDEN VE İLİMLERİNDEN, NEDE BATININ FELSEFE VE FEN BİLİMLERİNDEN GELMİŞ BİR MAL VE ONLARDAN İKTİBAS EDİLMİŞ (ALINTILANMIŞ) BİR NURDUR. AMA SEMAVİ OLAN KUR’AN’IN, DOĞU VE BATI NIN ÜZERİNDE OLAN ARŞ’ DA Kİ YÜKSEK YERDEN ALINMIŞTIR.” Bunu söylemek ve inanmak şirktir, onun için Atatürk mecliste buna karşı çıktığı için ayakta alkışlanmıştır. Geçmişte de günümüzde de, bizleri Allah ile aldatmak isteyen, hatta Allah’ın kitabının önüne kitaplar koyarak, bizleri kendilerine bağlamaya çalışanlar olmuş ve her zaman olmaya devam edecektir. Onun için Rabbimiz bizleri uyarıyor ve sakın sizlere indirdiğim Kur’an’ın sınırlarını aşmayın, yalnız Onun ipine sarılın. Allah’a güvenen beşeri kitaplara değil, Kur’an’a sarılır. O günkü toplumu düşünün lütfen. Atatürk hangi konularda çaba gösteriyordu İslam dini adına? Batıldan, hurafeden uzak, gerçek İslam ile toplumun buluşmasını istiyordu. İşte bu konuşmayı da, bu düşünce ekseninde lütfen düşünelim. DİNİ HURAFELERLE YAŞAYAN, TARİKATLAR, CEMAATLER, ATATÜRK ÜN SAYESİNDE UZUN BİR SÜRE, ZEHİRLERİNİ TOPLUMA AKITAMAMIŞLARDIR. Ama Atatürk düşmanlığını topluma, sinsice işte böyle yaymışlardır. Atatürk, batılı ve hurafeyi din haline getirenlere, KUR’AN DIŞINDAN KİTAPLARI, BUNLARDA ALLAH KATINDAN İNDİRİLMİŞTİR DİYENLERE, CEVAP VERİYOR MECLİSTE BU KONUŞMASINDA. Bakın Atatürk bu sözlerini nasıl açıklıyor. Dikkat ederseniz, bir kitaptan yani Kur’an’dan bahsetmiyor, tam tersine gökten indiği sanılan KİTAPLAR diyor, birçok kitaptan bahsediyor. Yani Kur’an’ı yeterli görmeyen, bunlarda Allah katındandır diyen, ciltlerce dolusu mezheplerin ve FIKIH inancının dine ilave yaptığı kanun ve kuralların DOĞMASI, delilsiz dayatması yani, sorgulamadan kabul edilmesine asla müsaade etmeyiz, Allah’ın kanunları ile eş tutmayız diyor. Devamında ise bizlerin, günümüzde hala anlayamadığı bir gerçeğe dikkat çekiyor Atatürk. Biz ilhamlarımızı, gaipten değil, yani emin olmadığımız kaynaklardan değil, doğrudan doğruya hayattan, yani apaçık Allah’ın yarattığı yaşamın gerçeklerinden alırız diyor. Bu söylediklerinin, Kur’an okumuş herkes ne anlama geldiğini çok iyi anlayacaktır. Allah, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla oku emrini verirken, işte kullarının önce bu yaradılış gerçeğini tabiattan okumamızı istiyor bizlerden. Yoksa indirilen bir kitap ilk önce yok ki insanlar okusun. Allah’ta bizlere bu konuda, bakın bazı ayetlerinde neler söylüyor. “ALLAH, ORADA GENİŞ YOLLAR EDİNİP DOLAŞABİLESİNİZ DİYE, YERYÜZÜNÜ SİZİN İÇİN BİR SERGİ YAPMIŞTIR.” (Nuh 19–20 :“ “O ALLAH Kİ, YERYÜZÜNÜ SİZİN İÇİN BİR DÖŞEK, GÖKYÜZÜNÜ BİR BİNA YAPTI. O, GÖKTEN SU İNDİRİP ONUNLA ÇEŞİT ÇEŞİT MEYVELERİ SİZE RIZIK OLARAK ÇIKARDI. O HALDE, BİLE BİLE ALLAH’A EŞLER KOŞMAYINIZ.” (Bakara 22) “ALLAH’IN GÖKTEN YAĞMUR YAĞDIRDIĞINI VE BU SEBEPLE YERYÜZÜNÜN YEMYEŞİL OLDUĞUNU GÖRMEZ MİSİN? ŞÜPHESİZ ALLAH, LÜTUF SAHİBİDİR; HER ŞEYDEN HABERDARDIR.”(Hac 63) Atatürk’ün toplumları yönetmek için aldığı ilham, hayatın ta kendisidir, yani yüce Rabbimizin hepimizin gözleri önünde yarattığı ayetleridir diyor. Lütfen dikkat edelim söylenen söze. Atatürk bakın nereden ilham aldığını söylüyor. İlham, üstün bir örnek güçten alınır. ATATÜRK DE BİZLER EMİN OLAMAYACAĞIMIZ BİLGİLERDEN İLHAM ALMAYIZ, BİZLERİN İLHAMI ALLAH’IN YARATTIĞI, BİZLER İÇİN ÖRNEK OLAN, HAYAT VE YAŞAMDIR DİYOR. Atatürk toplumun gerçek İslam’ı öğrenebilmesi için, Diyanet İşleri Başkanlığını özellikle kurmuştur. Dinsiz bir insan bunu yapar mı? Camilerde hutbe veren bir insan, nasıl dinsiz olur. İlk Diyanet işleri Başkanı Rifat Börekçi, bakın Atatürk ü nasıl anlatıyor. Bu sözler Diyanet arşivinden. “Atanın huzuruna girdiğimde, beni ayakta karşılardı. Utanır ezilir, büzülür, ‘Paşam beni mahcup ediyorsunuz’ dediğim zaman, ‘ DİN ADAMLARINA SAYGI GÖSTERMEK, MÜSLÜMANLIĞIN İCAPLARINDANDIR.’ buyururlardı. Atatürk şahsi çıkarları için, kutsal dinimizi siyasete alet eden, cahil din adamlarını sevmezdi.” Not: Atatürk ve din eğitimi- Ahmet Gürtaş- Diyanet İşleri başkanları yayınları. S- 12 Bunun dışında, mecliste yapılan bu konuşmaya bir anlam veren kişi, ancak art niyetlidir ve o mecliste bu konuşmayı alkışlayan tüm milletvekillerine, zerre kadar saygısı olmayan, aldatılmış insanlardır diyebilirim. Atatürk, bu ülkenin birliğini ve bütünlüğünü sağlamış bir liderdir. Onun ya da herhangi bir kişinin, imanını yargılamak bizlere düşmez. Eğer din ve imanı adına bir yanlışı varsa, hesabını Allah’a verecektir. Kişileri inançları konusunda yargılamak, bizlerin haddi değildir. Lütfen emin olamayacağımız yalanlara, iftiralara inanmayalım. Ehli kitapta, kendilerine tabi olmayan örnek insan Hz. Muhammed’e neler söylüyorlardı lütfen hatırlayınız. Elimizde Kur’an, onun ışığıyla aydınlanalım. Allah Hucurat 6. ayetinde bu konuda bizleri uyarıyor ve bakın ne diyor. Kur’an’a iman eden bir Müslüman, asla emin olmadığı bir söze inanmaz ve bu sözü, bilgiyi topluma dağıtmaz. “Ey inananlar! Eğer bir fâsık/yalan haber taşıyan size bir haber getirirse, onun doğruluğunu araştırınız. YOKSA BİLMEDEN BİR TOPLULUĞA KÖTÜLÜK EDERSİNİZ DE, SONRA YAPTIKLARINIZA PİŞMAN OLURSUNUZ.” (Hucurat 6) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  17. Makalemin konusu, iman ettiğimiz Kur’an’ı neden anladığımız dilden mutlaka okumalıyız konusu üzerine olacak. İsterseniz önce şöyle düşünelim. Kur’an’dan önce gelen kutsal kitaplar, hangi dilden indirilmişti? Cevap çok açık, O gün indirilen toplumun diliyle inmişti. Allah Kur’an’da bu konuda açıklama yapıyor ve neden Kur’an’ın Arapça indirdiğini söylerken, özellikle Fussilet 44. Ayetinde şunu söylüyor. “EĞER BİZ BU KUR’ÂN’I YABANCI BİR DİLDE İNDİRSEYDİK, ONLAR KESİNLİKLE, “ÂYETLERİNİN AÇIKLANMASI GEREKMEZ MİYDİ? BİR ARAP’A YABANCI BİR DİLLE SÖYLENİR Mİ?” DİYECEKLERDİ” Bu ayetten de anlaşılıyor ki, her Müslüman Kur’an’ı anladığı dilden okumalıdır, Allah’ın vahyini aracısız Kur’an’dan tebliğ almalıdır, bu Kur’an’ın emridir. Örneğin İncil, o günkü toplum Aramice konuştu için Aramice indirildiği halde, hiçbir Hristiyan İncil Aramice indirildi, onun için indirildiği dilden okumalıyız. Tercümesinden okursanız, ona İncil diyemeyiz demiyor. Çok ilginç değil mi? Peki bizler neden bu yanlışı yapıyor ve Kur’an’ı okuyacaksanız indirildiği dilden Arapçasından okuyacaksınız, tercümesinden okursanız ona Kur’an diyemeyiz neden diyoruz? Toplumca bizler bu aldatmacanın farkında olamadığımız sürece, BİZLERİ ALLAH İLE ALDATMAYA DEVAM EDECEKLERDİR. Geçmiş tüm toplumlar, Allah’ın indirdiği dini Resulleri hayattayken özünde yaşamışlar, onların vefatından sonra ne yazık ki, vahiyden uzaklaşarak batıla, hurafeye çeşitli nedenlerden sapmışlardır. Onun içinde Allah en son olarak Kur’an’ın gönderdiğini ve bir daha ne uyarıcı Resul, neden başka bir kitap göndermeyeceğini açıkça bildirmiştir. Aslında Hristiyanlarda PAPALIK, İncilin tercüme edilmesini istemiyor ve Allah’ın dinini istedikleri gibi yönetmeye, hatta kendi çıkarlarına uydurmaya çalışıyorlardı. Papa ve kilise yüzlerce yıl bu gücünü kullandı, hatta dünya tarihine baktığımızda, Kralları devlet yöneticilerini bile Hristiyan din adamlarının yönettiğini, onlara istediklerini yaptırdıklarını biliyoruz. Bu gücü ellerinden bırakmak istemeyen PAPALIĞA karşı, MARTİN LUTHER gördüğü acı gerçekler sonucunda adeta isyan etmişti. Luther GERÇEKLERİN DOĞRULARIN ARAYIŞINDA, REFORMİST AKILCI BİR KİŞİLİĞE SAHİPTİ. Hatırlayınız Kur’an’da Allah ben ruhbanlığı emretmedim onlar kurdu, önceleri iyi niyetle başladıkları bu yolda, daha sonra paraya, gümüşe yani maddiyata yönelerek, yoldan saptılar bilgisini veriyor. Martin Luther hakkında kısa bir bilgi vermek istiyorum sizlere. Kendisi dini konularda eğitimler almış, araştırmalar yapmış, yanlış gördüğü konularda hiç çekinmeden uyarılarda bulunmuş. Başından geçen olayların sonunda, kendisini dine adamış bir bilim adamı olduğu söyleniyor. Luther’in düşünce ve inancı konusunda bir bölüm paylaşmak istiyorum, kendi kayıtlarından. “1505 yılında Martin Luther’in bulunduğu manastır, kendisini bir toplantı için Vatikan’a gönderdi. Vatikan’a varan Luther, orada gördüklerinden pek hoşnut kalmamıştı. LUTHER’E GÖRE KİLİSE VE ETRAFI YOZLAŞMIŞTI VE BU DURUMDAN OLDUKÇA RAHATSIZDI. KİLİSE RUHSAL BİR OTORİTE OLMAKTAN ÇOK SİYASİ VE EKONOMİK BİR GÜCE DÖNÜŞMÜŞTÜ. Bu ziyaretin dönüşünde bağlı olduğu manastır, Martin Luther’i eğitim ve çalışmalarına devam etmesi için Wittenberg’deki manastıra göndermiştir. Buradaki eğitim sonrasında profesörlük unvanı alıp, hem öğretmeye hem de çalışmalarına devam ediyordu. Bu çalışmaları sırasında özellikle Aziz Pavlus ve Aziz Augustin’in İMAN vurgusu onun için dönüm noktası haline gelmişti. Kutsal Kitap’ta özellikle “Tanrı’nın insanı akladığı, Müjde’de açıklanır. Aklanma yalnız imanla olur. Yazılmış olduğu gibi, “İmanla aklanan yaşayacaktır.” (Romalılar 1:17), “Tanrı katında hiç kimsenin Yasa’yla aklanmadığı açıktır. Çünkü İmanla aklanan yaşayacaktır.” (Galatyalılar 3:11), “Doğru adamım, imanla yaşayacaktır. Ama geri çekilirse, ondan hoşnut olmayacağım.” (İbraniler 10:38) gibi ayetlerdeki imanla gelen kurtuluş ya da imanla aklanma kavramları vurgusu Martin Luther’in kilisenin uygulamalarına karşı, bakış açısını temelden değiştirmeye başlamıştır. KURTULUŞ İYİ İŞLERLE, DUAYLA, ORUÇLA, HACLA, İKONLARLA, YARDIMLARLA, SAKAMETLERLE VEYA HERHANGİ BİR EYLEMLE DEĞİL, İMANLA GELİR. Eylemelerimiz veya düşüncelerimizle kurtuluşu hak edemeyiz, bu kadar iyi olamayız. Sadece iman edebiliriz. Dolayısıyla Latince şu mottoyu kullanmıştır: “Sola Fide” yani “YALNIZ İMAN”. Son bölümünü okuduğunuzda, belki söylediklerine katılmayan arkadaşlarım olacaktır. Gelin O bölüm üzerinde birlikte düşünelim. Luther kurtuluş iyi işlerle, duayla, hacla, yardımla, ikonla yani Hz. İsa’nın heykeli yani benzeri resim ya da yazılarla, yapmayı düşündüğümüz eylemlerle olamayacağını söylüyor. BAKIN DOĞRU CEVABI VERİYOR VE KUR’AN’IN DA ONAYLADIĞI, GERÇEK KURTULUŞ YALNIZ İMANLA GELİR DİYOR. Bu konu üzerinde, gelin Kur’an merkezli düşünelim. İnsanlara karşı görünüşte iyi işler yapabilirsiniz, Allah’ın emrettiği hacca birçok kez gidebilir, sürekli oruçta tutabilirsiniz, gösterişli dikkat çeken resim ve heykellerle bu düşüncelerimizi güçlendirebilir, hatta insanlara yardımcıda olabilirsiniz, ama tüm bunları ÇEVRENİZE ETKİLEMEK YANİ GÖSTERİŞ İÇİN YAPMIŞ OLABİLİRSİNİZ. Kur’an’da bu konuda ikaz ve uyarışlarda bulunup, yazıklar olsun O salat edenlere ve gösteriş için çevresine yardımda bulunanlara diyerek, uyarıyordu hatırladıysanız. Peki, İMAN ne demek bu durumda? İman hiçbir etki altında kalmadan, çıkarsız gönülden/kalpten gelen bir duyguyla, yalnız Allah’ın hükümlerine boyun eğmek ve hayatına geçirmek anlamındadır. Demek ki Martin Luther, O gün Kilisenin ALLAH’IN KİTABINDA EMRETTİKLERİNİN ÖZÜNDE YAŞANMADIĞINI GÖRMÜŞ VE BU ÇOK ÖNEMLİ UYARIDA BULUNMUŞ. Eğer bizler yapacağımız iyiliği yardımı ve Allah’ın emrettiklerini bu duygularla yapıyorsak, İMAN KALPLERİMİZE YERLEŞMİŞ DEMEKTİR. Rabbimiz de Kur’an’da bu konuda bir örnek veriyor ve iman ettik diyerek, bazı şeyleri dış görünüşte yapanlar, ama ÖZÜNDE yapmayanlar hakkında, bakın ne diyordu hatırlayalım. Hucurat 14: BEDEVÎLER “İMAN ETTİK” DEDİLER. DE Kİ: “İMAN ETMEDİNİZ. (ÖYLE İSE, “İMAN ETTİK” DEMEYİN.) “FAKAT BOYUN EĞDİK” DEYİN. HENÜZ İMAN KALPLERİNİZE GİRMEDİ. EĞER ALLAH’A VE ELÇİSİNE İTAAT EDERSENİZ, YAPTIKLARINIZDAN HİÇBİR ŞEYİ EKSİLTMEZ. ALLAH, ÇOK BAĞIŞLAYANDIR, ÇOK MERHAMET EDENDİR.” (Diyanet meali) Bakara 82: İMAN EDİP SALİH AMELLER İŞLEYENLER İSE CENNETLİKLERDİR. ONLAR ORADA EBEDÎ KALACAKLARDIR. (Diyanet meali) Maide 17: ANDOLSUN, “ALLAH, MERYEM OĞLU MESİH’TİR”, DİYENLER KESİNLİKLE KÂFİR OLDULAR. DE Kİ: “ŞÂYET ALLAH, MERYEM OĞLU MESİH’İ, ONUN ANASINI VE YERYÜZÜNDE OLANLARIN HEPSİNİ YOK ETMEK İSTESE, ALLAH’A KARŞI KİM NE YAPABİLİR? GÖKLERİN, YERİN VE BUNLARIN ARASINDA BULUNAN HER ŞEYİN HÜKÜMRANLIĞI ALLAH’INDIR. DİLEDİĞİNİ YARATIR. ALLAH, HER ŞEYE HAKKIYLA GÜCÜ YETENDİR.” (Diyanet meali) Bakın Allah Kur’an’da, iman ettiklerini söyledikleri halde, nasıl yanlış yapanların KAFİR olduklarını söylüyor. Bakara 82. ayetinde, önce iman edecek yani iman sözde değil özde kalplerimize yerleşecek, ondan sonrada Salih amel işlediğimizde Allah, bunun karşılığını bizlere vereceğini söylüyor YANİ ÖNCE GERÇEK İMAN ŞART. Kitap Ehlide iman ettik demişti ama lütfen buraya dikkat, Elçisini Allah’ın oğlu yaparak, şirk koştular ve yaptıkları birçok Salih amel boşa gitti ve onlar KAFİR oldular diyor. Sizce bizler İslam’ı yaşarken Allah2a şirk koşmadan yalnız Kur’an>’a sarılarak imanımızı yaşıyor muyuz? Yorumunu sizlere bırakıyorum. Gerçekten de Martin Luther, çok doğru tespitte bulunmuş. Günümüzde bizlerde aynı yanlışı yapıyor İMAN ETTİK diyoruz, ama sizce İMANMIZ kalbimize yerleşiyor ve YALNIZ ALLAH’IN HÜKÜMLERİNE Mİ BOYUN EĞİYORUZ? Bu yanlışı, günümüzde yaşayan tüm Kitap Ehli bizlerde dahil yapıyor, hepsi de kendi yaptığı yanlışları görmezden gelerek, hatalarını aklayabilme çabasıyla, Allah’ın ayetleri ile oynayıp anlamlarını saptırıyorlar. Yalnız Allah’ın hükümlerine boyun eğmediğimiz için, iman kalplerimize yerleşmiyor ve örneğini verdiklerini yaptığımız halde, bir sonuç ne yazık ki alamıyoruz. Martin Luther bu düşüncelerini topluma anlatmasıyla, Papalık arasında büyük sorunlar yaşamış. Martin Luther ve Katolik Kilisesi arasında bu düşüncelerinden dolayı tartışmalar başlar. Martin Luther kilisenin özellikle iki öğretisine karşı çıktığını görüyoruz ARAF VE ENDÜLJANS. Bu iki terimi inceleyelim. Kendi kayıtlarından alıntı yapıyorum. ARAF: ARAF İNANCI KATOLİK KİLİSESİNDE, İMANLILARIN ÖLDÜKTEN SONRA, CENNETE GİTMEDEN ÖNCE GÜNAHLARININ BEDELİNİ ÖDEDİKLERİ, GEÇİCİ BİR ARINDIRMA MEKÂNI OLDUĞUNA İNANILAN YER. ASLINDA İLK KİLİSENİN ARAF KONUSUNDA ÇOK NET BİR DOKTRİNİ OLMAMASINA RAĞMEN ÖZELLİKLE 12. YY’DA KATOLİK DOKTRİNİNİN ÖNEMLİ BİR PARÇASI HALİNE GELMİŞTİR. ENDÜLJANS: ENDÜLJANS PAPA’NIN YANİ KİLİSENİN YETKİSİYLE, BU ARINDIRMA CEZALARININ HAFİFLETİLMESİ BELGESİ VERMESİNE DENİR. İMANLILAR BU BELGEYİ PARA KARŞILIĞI SATIN ALABİLİYORLARDI. BU ŞEKİLDE SEVDİKLERİNİN ARAF’TAKİ SÜRESİNİN KISALTILMASI İÇİN VARINI YOĞUNU KİLİSEYE VERİYORLARDI. ENDÜLJANS UYGULAMASI DA İLK KİLİSEDE BÖYLE BİR UYGULAMA OLMAMASINA RAĞMEN, ORTA ÇAĞ’DA ORTAYA ÇIKMIŞTIR. ÖZELLİKLE, 11. VE 12. YY’DAKİ PAPALAR, HAÇLI SEFERLERİ’NDE SAVAŞACAK ASKERLERE HİZMETLERİNİN KARŞILIĞI OLARAK VERMEYE BAŞLADILAR. SONRASINDA GELEN PAPA’LAR BU UYGULAMANIN ÇERÇEVESİNİ GENİŞLETİP DEVAM ETMİŞTİR. Bunları okuduğunuzda sanırım biz Müslümanların içinde de, bu yolla toplumu kandırmaya çalışan, CENNETİN TAPUSUNU SATMAYA KALKANLARI HATIRLADINIZ. Martin Luther, Hristiyan toplumu içinde papalığı adeta Protesto etmiş ve onu izleyenlerde Hristiyan toplumunda PROTESTAN mezhebini kurmuşlardır. Tabi bunu yapmak bilinçli toplumlar gerekir, yapabilmek içinde Allah’ın vahyinden haberdar olması ve sorgulaması gerekir. Sorgusuz itaat bizleri Allah’a değil şeytana götürür. Bir insan kim olursa olsun, İMANINI kalbine yerleştiremediyse ki, bu imanın yolu günümüzde BATIL VE HURAFEDEN UZAK YALNIZ KUR’AN’DAN GEÇER, O kişinin yapacağı hiçbir şey Allah katında makbul olamaz. Allah’ın Resulleri aracılığıyla gönderdiği tüm dinin adı İSLAM’DIR. İslam yalnız Allah’a, onun indirdiği Kitaba BOYUN EĞMEK VE İTAAT ETMEK anlamındadır. Allah ile aramıza Resulü dâhil hiç kimseyi koyamayız, Allah’ın hükümlerinin dışına da asla çıkamayız. Çünkü tüm Resuller, yalnız Allah’ın vahyine uymuş ve yalnız onu tebliğ etmekle görevlendirilmiştir. Allah ben hükmüme, hiç kimseyi ortak etmem diye hükmünü verdiyse, Allah’ın dışında hüküm koyucular ediniyorsak, bizlerde Kitap Ehli gibi Resulünü İLAHLAŞTIRMIŞIZ demektir. Hatırlatmak isterim Allah’ın Resulü, bakın yalnız nereye iman ettiğini ve bizleri yalnız neyle uyardığını Kur’an’da apaçık söylüyor, bu ayeti görmezden geliyorsak, inanın İMAN HALA KALPLERİMİZE YERLEŞMEMİŞ DEMEKTİR. “DE Kİ: “ŞAHİTLİK BAKIMINDAN HANGİ ŞEY DAHA BÜYÜKTÜR?” DE Kİ: “ALLAH BENİMLE SİZİN ARANIZDA ŞAHİTTİR. İŞTE BU KUR’AN BANA, ONUNLA SİZİ VE ERİŞTİĞİ HERKESİ UYARAYIM DİYE VAHYOLUNDU. (Enam 19) Bakın Allah’ın Resulü, yüce Rabbimizi şahit göstererek ne söylüyor. Lütfen artık imanımızı Kur’an ile sorgulayalım ki, yaptıklarımız boşa gitmesin. Hz. Muhammed Allah şahittir ki diyor, Bu Kur’an bana vahyolundu ki, ONUNLA SİZİ VE ULAŞTIĞI HERKESİ UYARAYIM DİYOR. Bu gerçekleri görebilmemiz için, ALLAH’IN KİTABI KUR’AN’I MUTLAKA ANLADIĞIMIZ DİLDEN OKUMALIYIZ. Bu gerçeği görmeyelim diye, bizlerin Kur’an’ı anladığımız dilden okumamızı istemiyorlar ve Kur’an’ı tercümesinden okuyan Kur’an okumamış sayılır diyebiliyorlar. Lütfen unutmayalım, bizler Kur’an’ı okuduğumuzda Allah’ın vahyini tebliğ alamıyor ayetler üzerinde düşünemiyorsak, BU DURUMDA BİZLER KUR’AN’I OKUMUŞ SAYILMAYIZ. Ancak Kur’an’ı seslendirmiş oluruz. Sizce haşa Resul Allah’ı şahit gösterip, Kur’an’da olmayan detay verilmemiş bir konuda da hükümler verip, bunlarda Allah’ın dini, İslam’ın emirleridir demiş olabilir mi? Lütfen unutmayalım, KİMİN HÜKMÜNE BOYUN EĞİYORSAN, ONU İLAH EDİNİYORSUN DEMEKTİR. Değerli kardeşlerim özellikle tekrar etmek istiyorum, bizler önce İMANIMIZI kalbimize yerleştireceğiz, bunu yapmak içinde hurafeden, batıldan, atalar dininden uzaklaşıp, gönülden çıkarsız Rabbimizin vahyine uyacağız, boyun eğeceğiz. Dilerim Kur’an gerçekleri ile yaşayarak, Allah’ın Resulünü örnek alan, azınlık halis kulları arasında oluruz. Bakara 147: GERÇEK, RABBİNDEN GELENDİR; O HALDE SAKIN ŞÜPHEYE DÜŞENLERDEN OLMA! ( Kur’an yolu Diyanet işl.) ZUHRUF 78-79: BİZ SİZE ELBETTE GERÇEĞİ GETİRMİŞTİK, FAKAT ÇOĞUNUZ GERÇEKLERDEN HOŞLANMIYORSUNUZ. YOKSA (MÜŞRİKLER) BİR İŞE KESİN KARAR MI VERDİLER! DOĞRUSU KARARLI OLAN BİZİZ! (Mehmet Okuyan) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  18. Bu makalemde sizlerin, üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim konu, ACABA ALLAH TÜM RESULLERİNİ YALNIZ ORTA DOĞUYA MI GÖNDERİŞTİR, konusu üzerine olacak. Çünkü Kur’an’ı dikkatle bir bütün üzerinde okuyup düşünmediğimizde, bizlerin bildiği Resullerin orta doğuya gelmiş olması, bizleri yanıltabiliyor ve zannediyoruz ki, Allah en azgın toplumlar bu bölgeden çıktıkları için, Rabbimiz bu toplumlara yalnız Resul/Elçi gönderip onları uyarmıştır diyenleri duyarsınız. Gelin birlikte bu konuyu Kur’an’dan araştıralım. Mümin 78: DOĞRUSU BİZ, SENDEN ÖNCE DE SAYISI BELİRSİZ ELÇİLER GÖNDERMİŞTİK; ONLARIN KİMİSİNDEN SANA SÖZ ETTİK, KİMİSİNDEN SANA HİÇ SÖZ ETMEDİK. AMA ŞU KESİN Kİ, HİÇBİR ELÇİ ALLAH’IN İZNİ OLMADAN İLÂHÎ KUDRET DELİLİ GETİREMEZ. NİTEKİM ALLAH’IN EMRİ GELDİĞİ ZAMAN, HAK TECELLİ ETMİŞ OLACAK; İŞTE O ANDA VE ORADA, HAYATI ANLAM VE AMACINDAN YOKSUN BIRAKANLAR HÜSRANA UĞRAMIŞ BULUNACAKLAR. (Mustafa İslamoğlu) Bakın bu ayette aslında sorumuza Allah kısmen cevap veriyor ve diyor ki Resulüne, biz senden önce sayısını sizlere açıklamadığımız birçok Elçiler/Resuller gönderdik. Bunların kimisinden sana söz ettik, kimisinden söz etmedik yani sana bildirmedik diyor. Demek ki bizlerin bildiği, Kur’an’da açıklananlar, bilmediğimiz çok fazla olduğunu anlıyoruz. Ayette Rabbimiz çok önemli bir konuya açıklık getiriyor ve diyor ki, “AMA ŞU KESİN Kİ, HİÇBİR ELÇİ ALLAH’IN İZNİ OLMADAN, İLÂHÎ KUDRET DELİLİ GETİREMEZ.” Yani görevlendirdiğim Elçilerim ancak, benim vahyimi iletebilir sizlere diyor. Rabbimiz zaten bu konuda bizleri birçok ayetinde uyarıp ne diyordu? YALNIZ KUR’AN’IN İPİNE SARILIN, KUR’AN’IN SINIRLARINI AŞMAYIN, ÇÜNKÜ SİZLERİ YALNIZ KUR’AN’DAN SORUMLU TUTUYORUM. Kur’an’dan bu konuyu araştırmaya devam edelim. Nahl 36: YEMİN OLSUN Kİ BİZ “ALLAH’A KULLUK EDİN VE [TAĞUT]’TAN (AZGINLIK EDENDEN) KAÇININ!” DİYE (EMRETMELERİ İÇİN) HER ÜMMETE BİR ELÇİ GÖNDERMİŞTİK. ALLAH ONLARDAN BİR KISMINI DOĞRU YOLA ULAŞTIRMIŞTIR; BİR KISMI DA SAPKINLIĞI HAK ETMİŞLERDİ. YERYÜZÜNDE DOLAŞIN; SONRA YALANLAYANLARIN SONUNUN NASIL OLDUĞUNA BAKIN! (Mehmet Okuyan) Sanırım bu ayetten, sorumuzun cevabını kesinlikle aldık. Ne diyor ayetinde? “HER ÜMMETE BİR ELÇİ GÖNDERMİŞTİK” Ümmet kelimesinin anlamı, kendilerine Elçi/Resul gönderilen geniş büyük topluluk, kavim anlamlarına gelir. Elbette Allah çağın gerektiği şartlar ölçüsünce uyarıcı Elçiler göndermiş ki her kuluna uyarı, ikaz ulaşabilsin. Allah Hz. Muhammedi son olarak göndermesinin nedeni de, sanırım ileri çağın getirdiği iletişim kolaylığından olduğunu söylememiz yanlış olmaz. Çünkü günümüz çağında Allah’ın en son gönderdiği Kitabı Kur’an’ın ulaşmadığı neredeyse hiçbir toplum yok diyebiliriz. Peki, günümüzde bu gelişmiş çağımızda, Kur’an’ın ulaşmadığı yerler ya da kişiler olmaz mı? Elbette olabilir ama bakın O konuda da Allah ne diyor. İsra 15: KİM DOĞRU YOLA GELİRSE, SADECE KENDİSİ İÇİN GELMİŞ OLUR; KİM DE SAPARSA, SADECE KENDİ ALEYHİNE SAPMIŞ OLUR. HİÇBİR (GÜNAH) YÜKLÜSÜ, BAŞKASININ (GÜNAH) YÜKÜNÜ YÜKLENEMEZ. BİZ BİR ELÇİ GÖNDERİNCEYE KADAR (KİMSEYE) AZAP EDİCİLER DEĞİLİZ. (Mehmet Okuyan) Ayetin son cümlesi çok önemli, bakın Rabbimiz ne diyor. “BİZ BİR ELÇİ GÖNDERİNCEYE KADAR (KİMSEYE) AZAP EDİCİLER DEĞİLİZ” Bu demektir ki, vahyimizin tebliğimizin, uyarımızın ulaşmadığı hiç kimseyi, sorumlu tutmayız diyor. Tabi bu ayeti işimize geldiği gibi anlamaya kalkarsak, kendimizi aldatmış olur. Müslüman olmadığımız halde, eğer Hz. İsa’dan bir Resulün geldiğini duyduysak ve onun bir uyarıcı Kitabı topluma tebliğ ettiğini işittiysek, onu mutlaka okumak için çaba harcamalıyız, çünkü bir Resulün Hz. İsa dan sonra geleceği bilgisini İncil veriyor. Çevremizin ve atalarımızın etkisinde kalıp ilgilenmiyorsak, kesinlikle sorumlu oluruz. Konumuzla ilgili birkaç ayet daha hatırlatmak istiyorum. Ali İmran 137: SİZDEN ÖNCE (NİCE MİLLETLER HAKKINDA, İLAHİ) KANUNLAR ELBETTE GELİP GEÇMİŞTİR. (ONUN İÇİN) YERYÜZÜNDE DOLAŞIN; SONRA YALANLAYANLARIN SONUNUN NASIL OLDUĞUNA BAKIN! (Mehmet Okuyan) Yusuf 109: SENDEN ÖNCE GÖNDERDİĞİMİZ RASULLER, KENTLERİN AHALİSİNDEN (SEÇİP) KENDİLERİNE VAHYETTİĞİMİZ ADAMLARDAN BAŞKASI DEĞİLDİ. HEM ONLAR YERYÜZÜNDE GEZİP DOLAŞMAZLAR MI? ÖYLE YAPSALARDI, KENDİLERİNDEN ÖNCEKİLERİN BAŞINA GELEN FECİ AKIBETİ GÖRMÜŞ OLURLARDI! VE ALLAH BİLİNCİNE ULAŞANLAR İÇİN ÂHİRET YURDU ELBETTE DAHA HAYIRLIDIR: BUNU DAHİ AKLETMİYOR MUSUNUZ? (Mustafa İslamoğlu) Rum 9: ÖNCEKİLERİN SONUNUN NASIL OLDUĞUNU GÖRMEK İÇİN YERYÜZÜNDE HİÇ Mİ DOLAŞMADILAR? ONLAR KENDİLERİNDEN DAHA GÜÇLÜYDÜLER; YERİ KAZIP ALTÜST ETMİŞ, ONU (TOPRAĞI) BUNLARIN İMAR ETTİKLERİNDEN DAHA ÇOK İMAR ETMİŞLERDİ. ELÇİLERİ DE ONLARA APAÇIK DELİLLER GETİRMİŞTİ. ALLAH ONLARA HAKSIZLIK EDECEK DEĞİLDİ FAKAT ONLAR KENDİ KENDİLERİNE HAKSIZLIK ETMEKTEYDİLER. (Mehmet Okuyan) Tüm bu ayetleri, Kur’an bütünlüğünde birlikte düşündüğümüzde, Allah geçmişte her topluma, ümmete biz bir Elçi/Resul uyarıcı olarak gönderdik diyor. Sizlere bir kısmını anlattık ama birçoğundan hiç söz etmedik diye de belirtiyor. Daha da net hükmünü veriyor ve biz Elçi/Resul göndermediğimiz yani vahyimizin uyarımızın ulaşmadığı hiçbir topluma da azap edecek değiliz diye de belirtiyor. Aslında Dünya üzerinde ki farklı inançları aştırdığınızda, örneğin Hindistan da geniş bir toplumun inandığı Hinduizm, Budizm gibi inançların içinde, Allah’ın gönderdiği Kitap ehlinin inançlarını görebilirsiniz. Yani Kur’an’a göre geçmiş zamanlarda Allah, onlara da uyarıcı Resuller gönderdiğini anlıyoruz. Dilerim batıldan hurafeden uzak, Allah’ın kitabı ile buluşabilen ve onu doğru anlayabilmek için çaba harcayan ve en az hata yapan, Allah’ın sevgili kulları arasında oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  19. Biz Müslümanların inancını etkileyen, EN ÖNEMLİ UNSUR SİZCE KUR’AN’MI? YOKSA ALLAH’IN RESULÜNE AİT OLDUĞU İDDİA EDİLEN RİVAYET HADİSLERDE VAR MI? Ne dersiniz? Bu sorunun doğru cevabını bulmak istiyorsak, rivayetlerin etkisinde kalmadan önce, Kur’an’ı dikkatle Kur’an bütünlüğünde düşünerek okumamız gerekir. Bizler bu sorunum doğru cevabını, bu yöntemle Kur’an’dan öğrenip yaşayamadığımız için, ne yazık ki imanımızdan da emin olamıyoruz. Emin olamadığımızdan, dini konuşurken bir birimize hiç ama hiç tahammül edemiyoruz, saygısızlık yapmayı tıpkı kitap ehlinin yaptığı gibi kendimize ,HAK olarak görebiliyoruz. Kendi inancından emin olan bir insan, asla karşısındaki bir insanın farklı inancından rahatsız olmaz. İnancından emin olmayan ise tedirgin olduğundan, HIRÇIN OLUR karşısındaki insana hakaret etmekten çekinmez. Bir Müslüman önce sorduğum sorunun doğru cevabını, Kur’an’dan arayıp bulmalıdır. Gelin bu soruyu kendimize soralım ve cevabını Kur’an’dan tarafsız ön yargısız arayalım. Allah Kur’an’da birçok ayetinde ne diyordu hatırlayalım. “ALLAH’A VE RESULÜNE UYUN.” Peki, bu ne demek? Biz Müslümanlar Allah’a nasıl uyacağız, burası önemli? Resulüme uyun derken, benim vahyim dışında oda dinde hükümler koyacak, onun sözlerine/hadislerine de mi uyun diyor Allah? Bakın bu sorunun cevabını Rabbimiz Kur’an’da nasıl veriyor. “DE Kİ: “HANGİ ŞAHİDİN ŞAHİTLİĞİ DAHA GÜVENİLİRDİR?” DE Kİ: “BENİMLE SİZİN ARANIZDA ALLAH ŞAHİTTİR. BU KUR’AN BANA, HEM SİZİ HEM DE ULAŞTIĞI HERKESİ ONUNLA UYARMAM İÇİN VAHYEDİLDİ.” (ENAM 19) “EĞER SİZ YALANLARSANIZ BİLİN Kİ, SİZDEN ÖNCE GEÇEN BİRTAKIM ÜMMETLER DE YALANLAMIŞLARDI. RESULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.” (Ankebut 18) “DE Kİ: “BEN TÜREDİ BİR RESUL DEĞİLİM. BANA VE SİZE NE YAPILACAĞINI DA BİLMEM. BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM.”( AHKAF 9) Sanırım sorumuzun cevabını aldık. Tabi Allah’ın HAK gerçekleri ile buluşmak isteyenler ne yazık ki bu gerçekleri görebilir, batılı atalarının inancını yaşayabilmek için inat edenlerin Allah, gözlerine perde çekerim, gönüllerini mühürlerim diyor. Allah’ın Resulü, bu Kur’an bana hem sizi, hem de ulaştığı herkesi onunla uyarmam için vah yedildi diyor. Demek ki Allah’ın Resulüne uymak ALLAH’IN VAHYİNE UYMAK MIŞ, DOLAYISIYLA ALLAH’A UYMAK OLDUĞUNU ÇOK AÇIK ANLIYORUZ. Onun için Rabbimiz Allah’a ve Resulüne uyun tamlamasını yapıyor. Yani Allah Resulüme uyun derken, aslında onun tebliğine uyun, çünkü O sizi benim vahyim Kur’an ile uyaracak, onun dışına asla çıkmayacak demiş oluyor. Buradan şunu anlıyoruz, Allah’ın Resulünün görevini Allah açıklıyor ve diyor ki, RESULÜMÜN GÖREVİ SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR, KUR’AN İLE UYARMAKTIR. “SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR.” (Rad 40) Bu bilgilerden sonra şunu söylememiz, çok büyük yanlış olur. “NE YANİ ALLAH RESULÜNÜ, POSTACI DİYEMİ GÖNDERDİ?” Allah Resulünü, elbette postacı diye görmedi ama Allah Resulünü, kendi hükmüne ortak olsun diye de göndermedi. ALLAH HZ. MUHAMMED’İ, GÜVEN ELÇİSİ OLARAK ÖZELLİKLE SEÇMİŞTİR. Bundan daha güzel, onur verici şerefli bir görev olabilir mi? Elçi aldığı mesajı asla eksiltmeden veya ilave etmeden ulaştırması gereken yere ulaştırana denir. O örnek insan Hz. Muhammet’te elçiydi ve Allah’ın vahyini bizlere iletmişti. Bu konuda hatırlamamız gereken, çok önemli birkaç ayet daha var özet olarak hatırlayalım. Allah, ben hükmüme hiç kimseyi ortak etmem diyorsa ayetinde, sizce Allah’ın Resulüne ait olduğu iddia edilen rivayet hadisler, Kur’an’da tek kelime bile geçmediği halde Allah’ın Resulü, KENDİ SÖZLERİNİ DİNİN ASLİ UNSURU YAPILARAK, DİNE İLAVE EDİLEBİLİR Mİ? Allah’ın kitabı Kur’an’a göre, asla mümkün değil, çünkü bunu yapmaya çalışanlara bana şirk koştular diye örnek veriyor. Aynı konu üzerinde Kur’an’dan örnek vermeye devam edelim. Allah Zuhruf 44. Ayetinde, özellikle bizlere bir hatırlatma yapıyor ve diyor ki, SİZLERİ KUR’AN’DAN HESABA ÇEKECEĞİM. Bir başka ayetinde de YALNIZ KUR’AN’IN İPİNE SARILIN diyorsa, sizce Kur’an’ın yanında sarılacak başka kitaplar koyabilir miyiz? Kur’an’ın bir başka ayetinde, SAKIN ALLAH’IN KOYDUĞU HADDİ, SINIRLARI AŞMAYIN uyarısını da unutmayalım. Sanırım bu örneklerden sonra şunu çok açık söyleyebiliriz. BİR MÜSLÜMAN’IN İMANINI, İNANCINI ETKİLEYEN TEK KAYNAK VARDIR, ODA YALNIZ KUR’AN’DIR. Bunun aksini söyleyen, Allah’ın dinine şirk koşmuş olur lütfen unutmayalım. Allah’ın dinine hükümler koyanların olduğuna inanıyorsak, onları da Allah’ın yanında İLAH ediniyoruz demektir. Tüm bu bilgilerden sonra, şunu söyleyebilir miyiz? Resulün hadisleri olmasaydı Kur’an’ı yaşayamazdık diyebilir miyiz? Bunu da söylememiz asla mümkün olamaz. Yapılan çok büyük yanlışa bir örnek vermek istiyorum, bakın şöyle söyleyenler var. “Eğer Resulün sünneti hadisleri olmasaydı, namazımızı bile kılamazdık. Hadi gösterin bakalım Kur’an’da, sabah namazın kaç rekât olduğunu, hangi ayetleri okuyacağımızı.” Bu ve buna benzer onlarca örnekler verip, Kur’an’ı yetersiz gösterme çabasında olan kardeşlerimizin KUR’AN’IN DEĞİL RESULE AİT OLDUĞU İDDİA EDİLEN RİVAYET HADİSLERİN ETKİSİNDE KALDIKLARI VE KUR’AN’I ADETA İKİNCİ DERECEDE DİNİN KAYNAĞI YAPTIKLARINI SÖYLEYEBİLİRİZ. Allah salat edin derken, salatı tüm açıklığıyla detayıyla bizlere bildirmeden, sizce kullarını sorumlu tutar mı? Elbette tutmaz. O halde bizler şunu asla unutmamalıyız, Allah ne emretmişse o konuyu açıkladığı, verdiği örneklerden sorumlu olacağımızı bilmeliyiz ve kendi mezhep inançlarımızı aklayabilmek için, Kur’an’ı yetersiz ve detay sız görme hatasını yapmamalıyız. Düşünebiliyor musunuz Allah, sakın emin olmadığınız bilginin ardına düşmeyin, yalnız Kur’an’ın ipine sarılın, sizleri Kur’an’dan sorumlu tutuyorum dediği halde, bizler çok üzgünüm ama bunu söylemek zorundayım, İSLAM’I YAŞARKEN ALLAH’IN RESULÜNE AİT OLDUĞU İDDİA EDİLEN HADİSLERE İNANDIĞIMIZ, GÜVENDİĞİMİZ KADAR, ALLAH’IN AYETLERİNE GÜVENMİYORUZ. Bu sözlerime itiraz eden arkadaşlarıma küçük ama çok üzücü bir örnek vermek isterim rivayet kaynaklardan. “BİR RİVAYET HADİS İLE AYET ÇELİŞİYORSA, RİVAYET HADİSİN SIHHATİNE BAKILIR, HADİS SAHİH İSE HADİSE GÖRE AMEL EDİLİR. ÇÜNKÜ ALLAH RESULÜNE, KUR’AN’I SANA BİZ İNDİRDİK, KURAN’I ONLARA SEN AÇIKLA DİYOR. DEMEK Kİ KUR’AN’IN TEFSİRİNİ, ALLAH’IN RESULÜ YAPIYORMUŞ, ONUN İÇİN HADİS ÖNCELİKLE ÖNEMLİDİR.” Soruyorum sizlere bu söylenenler, Allah’ın kitabının tamamına ters düştüğü halde, nasıl inanmakta sakınca görmüyoruz? Çünkü biz Müslümanların yüzde 90’ı Allah’ın kitabını anladığı dilden hiç okumadık da ondan. Bu Kur’an dışı söylenenlere inananlar ALLAH’A VE ONUN VAHYİ KUR’AN’A GÜVENMİYOR DEMEKTİR. Gerçekten Allah Kur’an’ı sana indirdik dedikten sonra, Kur’an’ı biz açıklamıyoruz, onu sen mi açıkla demiş Kur’an’da? Bunu söylemesinin mümkün olmadığını, biraz önce yazdığım ayetlerden anlaşılıyor. Allah sizleri Kur’an’dan hesaba çekeceğim, yalnız Kur’an’ın ipine sarılın diye uyarmadı mı? Sizce Allah’ın Resulü açıklanmamış bir şekilde Kur’an’ı yazdırıp, bizlere ulaştırmış olabilir mi? Resulün Kur’an’ı açıkladığını iddia ettikleri rivayet hadisler, bu kadar gerekli olsaydı Resul ve onunla birlikte yaşadığı ashabı neden Kur’an gibi onları da yazdırmasın. Tam tersine hadisleri yasakladığına dair rivayetler var. Resulün vefatından yaklaşık 200 yıl sonra, birilerinin aklına gelip rivayetlerden akıllarda kalanları toplayıp, bizlerin imanımızı mı kurtarmışlar, Allah aşkına nelere inandığımızın farkında mısınız? Kur’an’ı çok değil bir kez dikkatle Kur’an bütünlüğünde düşünerek okuyan bir Müslüman, Kur’an’ı açıklayanın bizzat Allah olduğunu tebliğ alır ve bu aldatmacaya inanmaz. Bakın Kur’an’ı kim açıklamış kimin göreviymiş. Enam 105: BÖYLECE BİZ AYETLERİ GENİŞ GENİŞ AÇIKLIYORUZ Kİ, “SEN DERS ALMIŞSIN” DESİNLER DE, BİZ DE ANLAYAN TOPLUM İÇİN KUR’AN’I İYİCE AÇIKLAYALIM. Kıyame 18-19: O HALDE, BİZ ONU OKUDUĞUMUZ ZAMAN, SEN ONUN OKUNUŞUNU TAKİP ET. SONRA ONU AÇIKLAMAKTA BİZE AİTTİR. Nahl 89: (EY MUHAMMED!) HER ÜMMETİN KENDİ İÇİNDEN ÜZERLERİNE BİR ŞAHİT GÖNDERECEĞİMİZ, SENİ DE ONLARIN ÜZERİNE BİR ŞAHİT OLARAK GETİRECEĞİMİZ GÜNÜ DÜŞÜN. SANA BU KİTABI; HER ŞEY İÇİN BİR AÇIKLAMA, DOĞRU YOLU GÖSTEREN BİR REHBER, BİR RAHMET VE MÜSLÜMANLAR İÇİN BİR MÜJDE OLARAK İNDİRDİK. Bu ayetleri okudunuz, siz bu ayetlerde Kur’an’ı biz açıklamadık özet gönderdik, sen kullarıma açıklarsın mı diyor Resulüne Allah? Kesinlikle hayır. Bu ayetlerden de anlıyoruz ki, Kur’an’ı açıklayanın bizzat Kur’an’ın kendisi olduğunu görüyoruz. Örnek verdikleri yani Resulüm Kur’an’ı onlara sen açıkla diye tercüme ettikleri ayet, NALH suresi 44. Bu ayeti ne yazık ki tercüme edenler, kendi batıl inançlarına kanıt yaratabilmek için, KUR’AN’DA ÇELİŞKİ YARATMAYI BİLE GÖZE ALIYORLAR. Hâlbuki ayette Kur’an’ı sen açıkla değil, KENDİLERİNE İNDİRİLENİ İNSANLARA AÇIKÇA BİLDİRESİN YA DA AÇIK SEÇİK TEBLİĞ EDESİN, BEYAN EDESİN. BİR BAŞKA ŞEKİLDE SÖYLEMEK GEREKİRSE, ONLARA AÇIK AÇIK ANLATASIN DİYE GEÇİYOR. Söyledikleri gibi Allah’ın Resulü Kur’an’ı tefsir etmiyor, tefsiri açıklamayı bizzat Allah kendisi yapıyor. Tefsir açıklanmamış okunduğunda anlaşılmayan bir söz için yapılır. Allah bizlerin sorumlu olduğu ayetleri MUHKEM, yani şüphe duymayacak şekilde gönderdim ki, hiç kimseye muhtaç olmayasınız diyor. ÇÜNKÜ KUR’AN’DA ALLAH TEK TEK KULLARINA HİTAP EDER UYARIDA BULUNUR VE RUHBAN SINIFININ OLMADIĞINIDA AÇIKÇA BELİRTİR. Çok daha önemlisi, sakın kendinize veliler edinmeyin, güvenilecek Veliniz yalnız benim der. Değerli dostlarım, lütfen bu can bu bedenden ayrılmadan batılın ve hurafenin etkisinden inancımızı kurtaralım ve ALLAH’IN RESULÜNÜN YAPTIĞI GİBİ, YALNIZ ALLAH’A ONUN KİTABINA TABİ OLALIM. Yoksa bizleri, daha çok Allah ile aldatanlar olacaktır. Şeytanlaşmış insanların tuzağına düşmek istemeyen ALLAH’A GÜVENİR VE YALNIZ ALLAH’IN İPİNE SARILIR. Enam 116: YERYÜZÜNDEKİ İNSANLARIN ÇOĞUNLUĞUNA UYARSAN, SENİ ALLAH YOLUNDAN SAPTIRIRLAR. SADECE SANIYA UYARLAR ONLAR VE SADECE SAÇMALARLAR. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  20. Bu makalemde, sizlerin üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim çok önemli ayet var. Allah bizden önceki Kitap Ehlini uyardığı gibi, bizleri de aynı konuda uyardığı ama ne bizlerin nede Kitap Ehlinin, atalarımızın batıl inancından kurtulamadığımız için, yaptığımız çok büyük bir yanlışımıza dikkatimizi çekiyor. Ayeti yazalım, üzerinde birlikte düşünelim. Bakara 93: “HANİ, BİR ZAMAN DA (SİNA) DAĞI(NI) ÜZERİNİZE YÜKSELTEREK SİZDEN KESİN SÖZ ALMIŞTIK: “SİZE GÖNDERDİĞİMİZ MESAJI HAYATA UYGULAYIN VE ARTIK HAKİKATİ DUYUN!” BUNA KARŞIN “İŞİTTİK VE İTAÂT ETTİK/İSYAN ETTİK” DEDİLER. KÜFÜRLERİ SEBEBİYLE BUZAĞI (HEYKELİ) GÖNÜLLERİNDE TAHT KURDU. DE Kİ ONLARA: İMANINIZ SİZE NE FENA ŞEYLER YAPTIRIYOR? TABİİ Kİ GERÇEKTEN İNANIYORSANIZ! (Mustafa İslamoğlu) Ayetin ilk cümlesi çok önemli. SİZDEN SAĞLAM KESİN BİR SÖZ ALMIŞTIK diyor. Bu söz sizce ne olabilir? Çünkü aynı sözü bizlerde verdik Allah’a, ama inanın hiç farkında değiliz. Devamında nasıl bir söz verdiklerine açıklık getiriyor ve bakın ne diyor. “SİZE VERDİKLERİMİZE SIMSIKI SARILIN, SÖYLENENLERE KULAK VERİN DEMİŞTİK.” Bu satırları okuduğunuzda, aynı konuda Allah’ın bizleri de uyarıp, SİZE İNDİRDİĞİMİZ KUR’AN’IN İPİNE SARILIN, İNDİRDİĞİMİZ KUR’AN’DAN SORUMLU TUTULACAKSINIZ, diye uyarmamış mıydı? Bizlerde iman ettik Allah’ım diye kabul etmiştik. Peki, sözümüzde durduk mu? Demek ki Allah, bizden önce Resuller aracılığıyla gönderdiği Kitaplara, kullarının sarılmasını onun sınırını aşmamaları gerektiği konusunda, onlarıda uyarmış ve onlarda önce iman ettik Allah’ım diye söz verdikleri halde, daha sonra bu sözlerinde durmadıklarını açıkça görüyoruz. Bakara 93. Ayetinde, önce söz verdikleri halde, sözlerinde durmadıkları kulak vermedikleri için, bakın Allah bunu neye benzetiyor. “İŞİTTİK VE İSYAN ETTİK!” Hatırlatırım bu cümleden şunu sakın anlamayınız. Kitap Ehlinin, iman etmeyenlerinden bahsediyor zannetmeyelim lütfen. Burada bahsedilen işittik yani duyduk ve uyacağımıza dair söz verdik dedikleri halde, atalarının inancını haklı çıkarabilmek için, Allah’ın vahyine karşı adeta, İSYAN ETTİKLERİNİN ÖRNEĞİ VERİLİYOR. Çünkü ayetin başında, bu yanlışı yapanların iman ettiklerine dair söz verdiklerini söylüyor. Demek ki iman sözle olmuyor, icraatla oluyormuş. Kur’an Bedevi, göçebe Arapların Müslüman oluşundan örnek verirken şöyle diyor Hucurat 14. Ayetinde. “GÖÇEBE ARAPLAR “İMAN ETTİK!” DEDİLER. DE Kİ: “SİZ HENÜZ İMAN ETMEDİNİZ, ‘TESLİM OLDUK!’ DEYİN!“ Bu ayette verilen örnekle Bakara 93. Ayette verdiği örnek aynı konuya açıklık getiriyor ve Rabbimiz YALNIZ ALLAH’IN VAHYİNE BİZLERİN TESLİM OLMASINI İSTİYOR. Kitap Ehlinin, buna çok üzgünüm biz Müslümanlarda dâhiliz, Allah’a verdiğimiz İMAN ETTİK Allah’ım, sözümüzde hiç duramadık. Çünkü İMAN sözle olmaz, İMAN ETTİĞİN KİTABI HİÇ EKSİKSİZ, HAYATA GEÇİRMEKLE OLUR. Yani iman ettim demekle bir Müslüman, Allah’ın kitabının asla sınırlarını aşmadan, yalnız onun ipine sarılarak ondan hesaba çekileceği bilinciyle yaşar. DAHA DOĞRUSU BUNU YAPABİLENLERİN, İMANI KALPLERİNE YERLEŞMİŞ VE ALLAH’A VERDİĞİ SÖZÜNDE DURMUŞ DEMEKTİR. Allah’ta biz kullarının, yaptığı bu yanlışa dikkatimizi çekiyor. Bakara suresi 93. Ayetinde, yine Yahudilerin özellikle batıl bir inancına dikkat çekiyor. İnkârları yüzünden yani Allah’a verdikleri sözü yerine getirmeyip, ATALARININ BATIL BUZAĞI İNANCINDA ISRAR ETMELERİNDEN DOLAYI, O İNANÇLARI ONLARA DOĞRU GİBİ GÖSTERDİK DİYOR. Değerli dostlarım burası çok ama çok önemli. Rabbimiz bizleri, geçmiş Kitap Ehlinin yaptığı yanlışlar ve bunun karşılığında Allah’ın onlara karşı nasıl bir tavır aldığından örnek veriyor. Peki, bu yanlıştan bizler, nasıl bir kıssadan hisse almalıyız? Bakın Rabbimiz, Kitap Ehlini ve bizleri uyardığı gibi, yalnız Allah’ın vahyine uyacağımıza, Allah’ın ayetlerine kulak vereceğimize, onun sınırlarını aşmayacağımıza söz verdiğimiz halde, kitap ehli Allah’ın vahyine kulak vermeyip göz ardı ettiği için, Allah onlara İŞİTTİK İSYAN ETTİK dercesine yaşadılar diyor. Peki, bizler bu yanlışı yapmıyor muyuz? Elbette aynı yanlışı yapamaya devam ediyor ve yalnız Kur’an ile İslam yaşanmaz diyerek, Allah’ın dinine hem Resulünü, hem de veli âlim dedikleri kişileri ortak ederek, onlar olmadan Kur’an’ı anlayamazdık, İslam’ı yaşayamazdık diyorsak, Allah mahşer günü bu yanlışı yapanlara da şunu söyleyecek, ayette verdiği örnekte olduğu giibi. YAHUDİLERİN HRİSTİYANLARIN YAPTIĞI YANLIŞLARI KUR’AN’DA ÖRNEK VERDİĞİM HALDE, MÜSLÜMANLARDA VERDİĞİ SÖZLERİNDE DURMADILAR. BENİM VAHYİMLE YETİNMEDİLER. BENİM AYETLERİME KARŞILIK İŞİTTİK İSYAN ETTİK DERCESİNE YAŞADILAR DİYECEK, HATIRLATIRIM. Bu ayetten alacağımız, bir başka kıssadan hisseye gelince. Ayetin son bölümünde yalnız benim vahyime sarılmamaları gerekirken, atalarının batıl inançlarına inanmakta ısrar ettiklerinden, bakın batıla ısrarla uymaları nedeniyle, sonlara ne oldu diyor. “KÜFÜRLERİ SEBEBİYLE BUZAĞI (HEYKELİ) GÖNÜLLERİNDE TAHT KURDU.” Allah’ın bu uyarısından ve örneğinden bizler ders almazda, Allah’a verdiğimiz sözümüzde durmayıp, yalnız Allah’ın ipine sarılacağımız yerde atalarımızın ve mezheplerin batıl inançlarına sarılırsak, KÜFRE SAPMIŞ OLACAĞIMIZDAN O BATIL VE HURAFE İNANCIMIZ, KALPLERİMİZDE TAHT KURUP, BATILI HAK GİBİ GÖSTERECEĞİNDEN, ASLA ALLAH’IN HAK OLAN VAHYİYLE BULUŞAMAYACAĞIMIZI, RABBİMİZ ÇOK AÇIK BİZLERE BİLDİRİYOR. Ders alabilene ne mutlu. Sanırım günümüz İslam yaşantısında, bu uyarı gerçek oldu. Müslümanların çoğunu artık Kur’an ile uyarmak hoşlarına gitmiyor. Rivayetler, ayetlerin önüne geçmiş. İmanı Kalbine yerleşmeyip batıl ve hurafeyi din edinenlere, asla ALLAH’IN BATILDAN, RİVAYETLERDEN UZAK HAK OLAN KUR’AN İNANCINI, ONUN İÇİN KABUL ETTİREMİYORUZ. Çünkü rivayetler o kadar baskın çıkıyor ki kalplerinde ve ayetin son cümlesi böyle insanlarda gerçekleşiyor. “İMANINIZ SİZE NE FENA ŞEYLER YAPTIRIYOR?” İnşallah cümlemiz bu hataları yapmayarak, Kur’an gerçeklerini fark edenlerin safında oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  21. Değerli dostlarım bu makalemde sizlerin, üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim, çok önemli bir ayet var. Bu ayet üzerinde düşündüğümüzde, gerçekten biz insanların SORUMLULUK BİLİNCİNDE olmadığımızda, neler yapabileceğimize çok güzel bir örnek. İnsanların Allah’ın verdiği emanetin bilincinde olmadığında, nasıl ZALİMLEŞECEĞİ hatta akıl ve şuurdan yoksun hayvandan daha beter nasıl CAHİL olacağını bizlere anlatıyor. Makalemin konusu Ahzab suresi 72. Ayet. Bu ayeti iki farklı tercümeden özellikle yazmak istiyorum. Ahzab 72: BİZ EMANETİ (SORUMLULUĞU) GÖKLERE, YERE VE DAĞLARA SUNMUŞTUK DA ONLAR BUNU YÜKLENMEKTEN ÇEKİNMİŞLER, (SORUMLULUĞUNDAN) KORKMUŞLARDI. ONU İNSAN YÜKLENMİŞTİ. ŞÜPHESİZ Kİ O (İNSAN), ÇOK ZALİMDİR, ÇOK CAHİLDİR. (Mehmet Okuyan) Ahzab 72: İŞİN GERÇEĞİ BİZ EMANETİ GÖKLERE, YERE VE DAĞLARA SUNDUK VE ONLAR EMANETİ TAŞIMAKTAN KAÇINDILAR, ONDAN DOLAYI TEDİRGİN OLDULAR, NİHAYET ONU İNSAN YÜKLENDİ: NE VAR Kİ, O DA ZALİM VE CAHİL BİRİ OLUP ÇIKTI. (Mustafa İslamoğlu) Rabbimiz bu ayetinde, bizlerin çok önemli bir konuda dikkatimizi çekiyor ve biz emaneti göklere yere ve dağlara sunmuştuk da onlar bunu kabul etmek istemediler diyor. Ayetin verdiği bu örnekler elbette mecazi anlamda bir benzetmeyle anlatılarak verilen bir örnek. Boyutu ve yüceliği belki de sonsuz olan güçlerin bile kabul etmek istemediği bir emanetten bahsediliyor. Bizim anlamaya çalışmamız gereken önemli konu, BU EMANETİN NE OLDUĞUDUR. Çok ilginç olan ve üzerinde düşünmemiz gereken konu ise bu emaneti, insanın yüklendiği konusudur. Özellikle iki tercümeden yazmak istememin nedeni bu kısmıydı. İlk yazdığım ayette şüphesiz insan çok zalimdir ve cahildir diye tercüme edilmiş ikincisinde ise ne var ki Oda zalim, cahil biri olup çıktı diye tercüme edilmiş. Bu ayetin bizlere neler anlattığını doğru anlayabilmemiz için, her zaman yaptığımız gibi yine emin olmadığımız bilgilere değil en emin kaynak Kur’an’dan yardım alarak ayeti anlamaya çalışalım. Şunu önce söylemek isterim. Allah bizlere emaneti teslim ederken zorla vermedi. Bizler kabul ettik. Hangi konuda olduğunu anlamaya çalışalım. Rabbimiz biz insanları yaratırken, imtihanımız gereği hangi özelliklerde yarattığımız konusunda bizlere bilgi verirken, hangi bilgileri veriyordu, önce onları hatırlayalım. 1-TARTIŞMAYA MEYİLLİDİR. 2-ACELECİ TABİATTA YARATILMIŞTIR 3-ZAYIF YARATILMIŞTIR. Bu özelliklerde yaratılan bir insanın çok önemli özellikleri olmalı ki, bu yanlışları yapmasın. Biz insanları Allah, diğer canlılardan farklı ve daha üstün yaratmış, hatta cinleri ve melekleri insana saygı duymasını istemişti hatırlarsanız, Hz. Âdem kıssasında. Sırası gelmişken Hz. Âdem ve eşini, İblisin nasıl kandırdığını hatırlayınız. Allah Âdem’e sen ve eşin cennet bahçesine girin ve dilediğinizi yiyin için ama şu ağaca yaklaşmayın, zalimlerden olursunuz demişti. İblis Âdem ve eşini nefsi ile aldatıp sonsuzluk, ebedilik bir yaşamın, bu ağacın meyvesinden yemektir diyerek aldatmıştı. Sanırım insanoğlunun en önemli imtihanı burada başlıyor. NEFSİNİN, İRADESİNİN YÖNETİMİ, ÇOK DAHA ÖNEMLİSİ SORUMLULK BİLİNCİ. Allah yasaklıyor ama o yasağı insanın nefsi delebiliyor. Onun için Allah Ahzab suresi 72. Ayetinde, bizleri çok önemli bir konuda uyarıyor ve hiç kimsenin kabul etmediği EMANETİ İNSANOĞLUNA VERİYOR AMA BU EMANETİ BİZLER GÖNÜLLÜ ALIYORUZ. Peki, bu emanet ne olabilir? Genelleme yaparsak, ALLAH’IN BİZLERE VERDİĞİ BU CANDA BİZLERE EMANETTİR. BU EMANETİ NASIL KULLANACAĞIMIZ DA ÇOK ÖNEMLİDİR. Çünkü bu emanetle Allah, insanoğlunu yaratılmış tüm canlılardan daha üstün kılıyor. Çok kısaca söylemek gerekirse AKIL, ÖZGÜR İRADE, NEFİS VE VİCDAN’IN GETİRDİĞİ SORUMLULUK BİLİNCİ diyebiliriz. Tabi tüm bu özelliklerle birlikte, fıtratımızın gerektirdiği gerçekleri görmek çok önemli. Çünkü aklı, özgür iradesi olmayan bir kişiye EMANET verilmez. Şunu da söylemek isterim, dikkat ettiyseniz Allah EMANET diyor. Emanet geçici verilen bir şeydir. Demek ki öyle bir zaman gelecek ki, bunun hesabını soracak ve diyecek ki Rabbimiz, emanetimi sapasağlam bana getirdin mi? LÜTFEN BU KONUYU HİÇ AMA HİÇ UNUTMAYALIM. O çetin gün, Allah’a emanetini geri vereceğiz. ACABA ALDIĞIMIZ GİBİ, SAPA SAĞLAM VEREBİLECEK MİYİZ? Emanet kelimesini Kur’an’a baktığımızda iki anlamda kullanıldığını görüyoruz. Birisi maddi, görsel, beşeri anlamında diğeri de manevi verilen söz yapılması gerekenler anlamında kullanılıyor. Konumuzla ilgili örnekleri hatırlayalım. Nisa suresi 58. Ayetinde bakın ne diyor. “ALLAH SİZE, MUTLAKA EMANETLERİ EHİL OLANLARA VERMENİZİ VE İNSANLAR ARASINDA HÜKMETTİĞİNİZ ZAMAN ADALETLE HÜKMETMENİZİ EMREDER.” Bu ayette çok açık beşeri anlamda bir emir verip, kendi yöneticilerinizi seçerken, bu görevi yapabilecek beceriye sahip olan ehil insanları seçin sizleri yönetme EMANETİNİZİ, onlara öyle verin diyor. Şimdide manevi konuda bahsedilen EMANETE gelelim. Bakın Allah bu konuda bizleri nasıl uyarıyor. “EY İMAN EDENLER! ALLAH’A VE ELÇİ’YE İHANET ETMEYİN; (SONRA) BİLEREK KENDİ EMANETLERİNİZE İHANET ETMİŞ OLURSUNUZ.” (Enfal 27) “ONLAR, EMANETLERİNE VE SÖZLERİNE UYANLARDIR. ONLAR, BÜTÜN İBADETLERİNİ KORUYANLARDIR. İŞTE ONLAR, GERÇEK MİRASÇILARIN TA KENDİLERİDİR. ONLAR FİRDEVS CENNETLERİNE VARİS OLURLAR. ONLAR ORADA EBEDÎ KALACAKLARDIR.” (Müminun 8-9-10-11) “ONLAR, EMANETLERİNE VE SÖZLERİNE UYANLARDIR.“ ( Müminun 8 ) Ayetlerden de çok açık anlaşıldığı gibi, bu ayetlerde bahsedilen EMANET, biz iman edenlerin iman ederken verdiğimiz sözü yerine getirmemiz ile ilgilidir. Yani bizler iman ettik Allah’ım, senin bizlere Resulün aracılığıyla emanet ettiğin Kur’an’ı her zaman baş tacı yapacağız, onun asla sınırlarını aşmadan yalnız onun ipine sarılarak batıl ve hurafeden uzak senin dinini yaşayacağız diye söz vermiş ve gönüllü olarak ALLAH’IN EMANETİ KUR’AN’I TESLİM ALMIŞTIK. Biz Müslümanlar bu SORUMLULUK BİLİNCİYLE yaşarsak, Allah’ın emanetine de ihanet etmemiş oluruz. İman eden bir Müslüman, inancının gereğini yerine getirip sözünde durursa, Ahzab suresi 72. Ayette, insanoğlunun üstlendiği bu emaneti gereği gibi korumuş olur. Yok, eğer Allah’ın EMANETİ KUR’AN’I ATALARININ İNANCINA FEDA EDEREK SINIRINI AŞAR, BATILA YÖNELİRSE, Ahzab suresi 72. Ayetin sonunda bahsedilen ZALİM VE CAHİLLERDEN OLMAMIZ, KAÇINILMAZ OLACAKTIR. Şunu tekrar söylemek isterim, biz iman edenler Allah’ın emaneti Kur’an’ı zorla almadık. GÖNÜLLÜ OLARAK ALDIK VE İMAN ETTİK. Değerli dostlarım, Allah biz insanlara çok önemli bir EMANET olarak KUR’AN’I vermesinin nedeni, imtihanımız gereğidir. Bu emaneti vermesinin de elbette bir nedeni amacı vardır. Rabbimiz her topluma böyle emanetler vermiş ve sınamıştır. Örneğin geçmişte Allah, Yahudilere verdiği emaneti taşıyamadıkları için yoldan sapmışlardı. Bugünde Yahudiler, atalarının izinden gitmeye devam ediyorlar ve ALLAH’IN EMANETİNİ TAŞIYAMADIKLARINDAN, EMANETE İHANET EDEREK NASIL ZALİM OLDUKALRINA, ÇOK ACIKLI BİR ÖRNEĞİNİ GÖRÜYORUZ. Lütfen bizlerde aynı yanlışları yapmayalım ve Allah’ın EMANETİ KUR’AN’I baş tacı yapalım, onun yanına başka emanetler koymayalım. İnanın hem zalimlerden olacağımız gibi, CAHİL VE NE YAPTIĞINI BİLMEYEN, YAPTIĞI YANLIŞLARI FARK ETMEYEN ADETA ŞEYTANLAŞMIŞ İNSANLARDAN OLURUZ. Bu hatayı bizler ne yazık ki çok fazla yapıyor ve Allah’ın emanetine ŞİRK koşuyor, rivayetleri sanı bilgileri adeta Kur’an’ın önüne geçirip, bunlar olmadan Kur’an anlaşılamaz deme cehaletini gösteriyoruz. Allah boşuna, emanetini taşıyamayanlara onlar ZALİM ve CAHİL oldular demiyor. Gerçekten de bizler hem zalim hem de cahil olduk ama bunun hala farkında değiliz. Dilerim bu yanlışımızın farkında olan ve ALLAH’IN EMANETİNE SIKI SIKI SARILAN, Allah’ın azınlık halis kulları arasında oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  22. Allah’ın dini İslam’ı yaşayabilmek adına Kur’an’ın açık, detaylı ve yeterli olamayacağını ısrarla savunanlar, ayetleri Kur’an bütünlüğünden ayırıp, adeta kelimelere öyle farklı anlamlar veriyorlar ki, farkında olmadan Kur’an’da elleriyle çelişki yaratmaya çalışıyorlar. Lütfen batılı, atalarının dinini aklamak ve yaşayabilmek adına bu yanlışı yapmayalım, hesap günü inanın çok pişman olanların safında oluruz. Kur’an’ın açıklanmaya muhtaç olduğunu savunanlar, rivayet inançlarını yaşayabilmek için birçok ayete yaptıkları tahrifatı, yanlış mana verme çabalarını, NAHL suresi 44. ayete de yapıyorlar. Bu ayeti birçok makalemin konusu yaptım ve anlatmaya çalıştım. Bu makalemde de tekrar gündeme getirmek istiyorum. Çünkü bu yanlış inancımız bizleri, büyük hatalara sürüklüyor. Bu ayeti üç farklı mealden özellikle yazmak istiyorum. Daha sonra birlikte düşünelim. Nahl 44: (O peygamberleri) APAÇIK BELGELER VE KİTAPLARLA GÖNDERDİK. İNSANLARA, KENDİLERİNE İNDİRİLENİ AÇIKLAMAN VE ONLARIN DA (ÜZERİNDE) DÜŞÜNMELERİ İÇİN SANA BU KUR’AN’I İNDİRDİK. (Diyanet meali) Nahl 44: [Onlar size, kendilerini] APAÇIK DELİLLERLE VE HİKMET DOLU İLAHÎ KİTAPLARLA [DESTEKLEDİĞİMİZ PEYGAMBERLERİN ÖLÜMLÜ ADAMLARDAN BAŞKA KİMSELER OLMADIĞINI SÖYLEYECEKLERDİR]. VE BİZ SANA DA BU UYARICI KİTABI İNDİRDİK Kİ, İNSANLARA, BAŞINDAN BERİ İNDİRİLE GELEN MESAJIN ASLINI OLANCA AÇIKLIĞIYLA ULAŞTIRASIN VE ONLAR DA BÖYLECE BELKİ DÜŞÜNÜRLER. (Muhammed Esed meali) Nahl 44: AÇIK DELİLLERLE, KİTAPLARLA GÖNDERDİK. SANA DA BU ZİKİRİ/KUR’AN’I VAHYETTİK Kİ, KENDİLERİNE İNDİRİLENİ İNSANLARA AÇIK-SEÇİK BİLDİRESİN DE DERİN DERİN DÜŞÜNEBİLSİNLER. (Yaşar Nuri Öztürk) Bu ayet örnek gösterilip, bakın Allah Elçisine indirilen Kur’an’ı AÇIKLAYASIN diyor, demek ki Kur’an açık ve detaylı değil, demek ki Resulün ayetleri açıklama görevi var. Resulün hadisleri olmasaydı Kur’an anlaşılamazdı deme gafletine düşüyorlar. Buna inandığımızda, bu konuyla ilgili Kur’an’da ki yüzlerce ayete iman etmiyoruz, görmezden geliyoruz demektir, hatırlatmak isterim. Çok ilginçtir ayetin daha başında Allah, böyle akıl dışı söylemlere inanmasın kullarım diye, APAÇIK BELGELERLE KİTABI GÖNDERDİK DİYOR. Ayetin devamında bu bilginin tam tersi olan bir düşünceden bahsedip açıklanmamış, açık olmayan Kur’an’ı sen açıkla kullarıma der mi? Devamında ise kullarım ayetlerin üzerinde düşünsünler diyor. Demek ki Resul görevi gereği, neden görevi gereği dedim? Çünkü Allah Resulünün görev tanımını yaparken ne diyordu? “RASULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.” (Ankebut 18) Demek ki Allah’ın Resulü Allah’tan, muhkem bir şekilde aldığı vahyi, olduğu gibi açık seçik tebliğ edecek ki, biz Allah’ın kulları ayetler üzerinde düşünüp hayatımıza geçirebilelim. Demek ki ayette geçen, indirileni açıklaman için gönderdik sözünden, açık olmayan bir konuyu açık hale getir anlamında değil AÇIKÇA, KUR’AN’DA DETAYLI AÇIKLADIĞIMIZ ŞEKLİYLE, ULAŞTIR AÇIK SEÇİK TEBLİĞ ET ANLAMINDADIR. Ali İmran 187. ayetinde Allah, kendilerine kitap verilenlerden şöyle bir söz almıştı diyerek bir ayet indiriyor. Lütfen ayete dikkat edelim, aynı kelimeyi burada da kullanıyor ama hangi anlamda. Ali İmran 187: HANİ ALLAH, KENDİLERİNE KİTAP VERİLENLERDEN, “ONU (KİTABI) MUTLAKA İNSANLARA AÇIKLAYACAKSINIZ, ONU GİZLEMEYECEKSİNİZ” DİYE SAĞLAM SÖZ ALMIŞTI. FAKAT ONLAR VERDİKLERİ SÖZÜ, ARKALARINA ATIP ONU AZ BİR KARŞILIĞA DEĞİŞTİLER. YAPTIKLARI BU ALIŞVERİŞ NE KADAR KÖTÜDÜR! (Diyanet meali) Bu ayet tüm iman edenlere sesleniyor, Resule değil hatırlatırım. Bakın bu ayette, aslında açıklamak sözüyle Allah, ne anlatıyor daha iyi anlaşılıyor. Demek ki Allah’ın kitabı açık ve anlaşılır ki, mutlaka çevrenize bu açıklığıyla anlatacaksınız diyor, yoksa ben açıklamadım iman edenler kendileri açıklayıp, çevresine anlatsın demiyor. Bizler iman eden Allah’ın kulları olarak, Allah’a şu sözü veriyoruz. Allah’ım senin bizleri sorumlu tuttuğun ve bizlere apaçık detaylı yol gösterdiğin kitabı, atalarımızın sanı inançlarının etkisinde kalmadan, TÜM AÇIKLIĞI İLE ÇEVREMDEKİ İNSANLARA ANLATACAĞIM, KİTABIN İÇİNDEKİ HİÇ BİR BİLGİYİ, BAŞKA İNANÇLARIMIZIN ETKİSİYLE GİZLEMEYECEĞİM, ONLARA KUR’AN’IN TÜMÜNÜ TEBLİĞ EDİP ULAŞTIRACAĞIM DİYE SÖZ VERİYORUZ. KUR’AN’A İMAN ETTİM DERKEN, ALLAH’A BU SÖZÜ BİZLER VERİYORUZ. Yoksa biz iman edenler olarak, Allah’ın kitabı açık ve anlaşılır değil de, bizler ya da Allah’ın Resulü açıklayıp, anlaşılır hale getiriyor değil. Aynı konuya Maide suresi 15. ayeti de örnek verebiliriz. Ayette kitap ehline seslenilerek, “KİTAPTAN GİZLEDİKLERİNİZİN ÇOĞUNU, AÇIKLAMAK ÜZERE SİZE GELDİ” DİYE GEÇER. BU ATYETTE DE BAHSEDİLEN AÇIKLAMA, ELÇİMİZ SİZE GEREKEN TÜM BİLGİLERİ BENİM VAHYİMDEN TEBLİĞ EDİYOR, KİTAPTA SİZLERE BİLDİRİYOR ANLAMINDADIR. Şimdide Kur’an’a göz atalım, bakalım Allah Kur’an’ı açıklanmamış, detaysız bir şekilde gönderip, onu Elçisinin mi açıklamasını detaylandırmasını istemiş, onu Kur’an’ın diğer ayetlerinden anlamaya çalışalım. “BİZ ANLAYAN BİR TOPLUM İÇİN AYETLERİ, AYRI AYRI AÇIKLAMIŞIZDIR.” Enam 98 “BİZ KİTAPTA HİÇBİR ŞEYİ EKSİK BIRAKMADIK.” Enam 38 “AND OLSUN Kİ, SANA APAÇIK AYETLER İNDİRDİK.” Bakara 99. “ANDOLSUN, BİZ AÇIKLAYICI AYETLER İNDİRDİK.” Nur 46. “SANA BU KİTABI; HER ŞEY İÇİN BİR AÇIKLAMA, DOĞRU YOLU GÖSTEREN BİR REHBER, BİR RAHMET VE MÜSLÜMANLAR İÇİN BİR MÜJDE OLARAK İNDİRDİK.” Nahl 89. “ANDOLSUN BİZ, KUR’AN’I DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALMAK İÇİN KOLAYLAŞTIRDIK.” Kamer 17. “ONLAR SANA HİÇBİR MİSAL GETİRMEZLER Kİ (BUNA KARŞILIK) SANA GERÇEĞİ VE EN GÜZEL AÇIKLAMAYI GETİRMİŞ OLMAYALIM.” Furkan 33. “SONRA KUR’AN’I AÇIKLAMAK DA BİZE AİTTİR.” Kıyame 19. “İŞTE ALLAH SİZE AYETLERİNİ BÖYLE APAÇIK BİLDİRİYOR Kİ, DOĞRU YOLA ERESİNİZ.” Ali İmran 103. “EĞER DÜŞÜNÜRSENİZ, SİZE AYETLERİ AÇIKLADIK.” Ali İmran 118. Tüm bu gerçeklerden sonra, bunca ayeti görmezden gelip, Kur’an açık ve anlaşılır değildir, Kur’an’ı Allah’ın Resulü açıklamıştır demek, ALLAH’IN BİZLERE EMANET ETTİĞİ KUR’AN’A İHANET ETMEKTİR. Bizleri Allah ile aldatıcılar, Kur’an’ın dışından dine öyle ilaveler yapmışlardır ki, onları Kur’an’da göremediklerinde, bakın bu detay Kur’an’da yok diyerek, adeta Kur’an eksik ve detaysız gösterilmiştir topluma. Halbuki Allah sizleri Kur’an’dan hesaba çekeceğim, Kur’an’ın sınırlarını sakın aşmayın dememiş miydi? Zikir ehli şunu çok açık bilir ve iman eder. ALLAH’IN KUR’AN’DA EMRETTİKLERİ ALLAH’IN DİNİ İSLAMDIR, BAHSETMEDİKLERİ DİN DEĞİLDİR. EĞER KUR’AN’A TERS DÜŞMÜYORSA, GELENEKTİR DİYEBİLİRİZ. TÜM BU ALDATMACALAR YAHUDİ OYUNLARIDIR VE DİNİMİZE SOKTUKLARI NİFAK TOHUMLARIDIR. FARK EDEBİLENE NE MUTLU. Lütfen hatırlayınız, Allah’ın Elçisi Kaf suresi 45. ayetinde yoldan sapanlara, KUR’AN İLE ÖĞÜT VERME GÖREVİ ALMIŞ. Enam 50. ayetinde, BEN BANA VAHYEDİLENE UYARIM DİYEREK, YALNIZ KUR’AN İLE YAŞADIĞINI GÖRÜYORUZ. Allah’ın elçisi ümmiydi, lütfen unutmayalım. Daha önce ehli kitaba tabi olmadığı için din ve iman adına ne öğrendiyse Kur’an’dan öğrendi, hayatına geçirdi ve yalnız Kur’an’ı tebliğ etti. Aynı surenin 51. ayetinde de, YALNIZ KUR’AN İLE UYARDIĞINI DA GÖRÜYORUZ. Maide 49. ayetinde de tüm Müslümanlara, Allah’ın Resulünün KUR’AN İLE HÜKMETTİĞİNİ de açıkça tebliğ aldığımız halde, hala nasıl olurda Kur’an açık anlaşılır değil, her bilgi Kur’an’da yoktur deriz. AÇIK VE ANLAŞILIR OLMAYAN, DETAYSIZ OLAN BİR KİTAPLA NASIL HÜKMEDİLİR? ALLAH DETAYSIZ VE ANLAŞILMASI ZOR BİR KİTAPTAN, NASIL SORUMLU TUTAR BİZLERİ, BUNUDAMI AKIL EDEMİYORUZ? İsterseniz konuyu daha iyi anlayabilmemiz için, neredeyse her yazımda hatırlattığım Allah Elçisine nasıl yetki ve sorumluluk vermiş ona bakalım. Acaba indirdiğim ayetleri sen açıkla öylemi tebliğ et demiş yoksa….? İsterseniz bu sorumuzu da Kur’an’a danışalım. Bunca açık kanıtı gördüğümüz halde, lütfen inkâra devam etmeyelim. “RESULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.” (Ankebut 18) Diyanet meali. “BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ.” (Kehf 56) Diyanet vakfı meali “SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR.” (Rad 40) Diyanet meali. “BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM.” (Ahkaf 9 ) Diyanet meali. Allah’ın Elçisine verdiği görev ve yetkiyi bunca açık ayetlerle gördüğümüz ve iman ettiğimizi söyleyip, Kur’an’ın hiçbir gerçeğini gizlemeyeceğimize söz verdiğimiz halde, hala Kur’an’ı herkes anlayamaz açık ve anlaşılır detaylı değildir, onu Resulün rivayet hadisleri açıklamıştır demeye devam ediyorsak, lütfen şunu unutmayalım, ALLAH’A VERDİĞİMİZ SÖZÜ, RİVAYETLERİ YAŞAYABİLMEK VE AKLAYABİLMEK ADINA TUTMUYORUZ, ALLAH’IN EMANETİNE SAYGISIZLIK YAPARAK, ALLAH’IN AYETLERİNİ GİZLİYORUZ DEMEKTİR. Enam 114: ALLAH, SİZE KİTAB’I (KUR’ÂN’I) AÇIKLANMIŞ OLARAK İNDİRDİĞİ HALDE, ONDAN BAŞKA BİR HAKEM Mİ ARAYAYIM? KENDİLERİNE KİTAP VERDİKLERİMİZ, O KUR’ÂN’IN, GERÇEKTEN RABBİN KATINDAN HAK OLARAK İNDİRİLMİŞ OLDUĞUNU BİLİRLER. O HALDE SAKIN ŞÜPHE EDENLERDEN OLMA. (Elmalı Hamdi meali) Değerli kardeşlerim, lütfen bu ayet üzerinde çok ama çok dikkatle düşünelim ve görmezden gelmeyelim. Allah sizlere Kur’an’ı açıklanmış, detaylı olarak indirdiği halde ondan başka bir hakem mi arayayım dememizi istiyor. Yani diğer ayetlerde uyardığı gibi, bizlerin yalnız Kur’an’a sarılmamızı istiyor. Ama bizler bunca açık ayetleri gördüğümüz ve iman ettiğimiz halde, batıl inançlarımızı yaşayabilmek adına bu ayetleri görmezden geliyoruz. ALLAH KUR’AN’DAN BAŞKA, HAKEM ARAMANIN YANLIŞ OLDUĞUNU SÖYLEDİĞİ HALDE, BİZLER KUR’AN’I DETAYSIZ VE AÇIKLANMAMIŞ BİR KİTAP İLAN EDİP, KENDİMİZE RİVAYET VE SANIDAN OLUŞAN KİTAPLARI İNANCIMIZDA HAKEM, KANIT, DELİL KABUL EDİYORUZ. BU YANLIŞLARI YAPMAMIZIN VE KUR’AN’I DOĞRU ANLAYAMAMAMIZIN ASIL NEDENİ, NAHL SURESİ 98. AYETİ HAYATIMIZA GEÇİRMEDİĞİMİZ İÇİNDİR. Tüm bu yanlışlar küfre sapmak, Allah’ın yolundan çıkmaktır hatırlatmak isterim. İSLAM DİNİNDE HAKEM, ALLAH’IN UYARDIĞI GİBİ, YALNIZ KUR’AN’DIR. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  23. Sizlere sorsam ve desem ki, Kur’an’ı tercüme edenler, neden ayetleri çok farklı tercüme ediyorlar? Hani Allah muhkem ayetleri anlayalım diye, kolaylaştırılmış ve nice örneklerle açıklayarak göndermişti. Bu soruma nasıl cevap verirsiniz. Dünya üzerinde, insanların yazdığı hiçbir bilimsel kitaba karşı alınmayan tavır, ne yazık ki Allah’ın kitabı Kur’an’a karşı alınmıştır. ÇÜNKÜ DİNİ KULLANANLAR YÜZLERCE YILDIR, HİÇ ÇALIŞMADAN ZORLUK ÇEKMEDEN İNSANLARI İNANÇLARI İLE SÖMÜREREK GEÇİNİYORLARDA ONDAN. Bunu bilen Rabbimiz bizleri uyarıyor ve SAKIN SİZLERİ ALLAH İLE ALDATMASINLAR DİYOR. İnsanlar bu gerçeklerle buluşmasın diye birileri elinden geleni yapıyor ve Allah’ın kitabından insanları uzak tutmaya çalışıyorlar. Yani din günümüz dünyasında, çok geçerli bir geçim kaynağı oldu. Toplumun kafasını karıştırarak adeta ayetlerin, toplum tarafından anlaşılmaması için, sayısı bile bilinmeyen farklı tercümeler yapılmıştır. Hiçbir bilim adamının yazdığı bir kitabı, başka dile tercüme ederken yapılmayanlar, sizce neden Kur’an’a yapılıyor olabilir? ALLAH’IN KİTABINA KARŞI SAYGIDAN’MI, YOKSA ALLAH’IN KİTABININ GERÇEKLERİNİN ÜSTÜNÜ ÖRTMEK, ANLAŞILMAMASINI SAĞLAMAK VE BÖYLECE ATALARIN İNANCINI YAŞAMAYA DEVAM ETMEK İÇİN YAPILIYOR OLMASIN. Elbette gerçeklerin ortaya çıkmaması için. Günümüzde İslam toplumu olarak bizler, SÖYLENTİLERİ DİN YAPTIK, ALLAH’IN KİTABINI ANLAŞILMASI ZOR İLAN EDİP, O SÖYLENTİLERLE, RİVAYETLERLE KUR’AN’I ANLAMAYA ÇALIŞTIĞIMIZ İÇİNDE, ORTAYA ONLARCA KUR’AN MEALİ, TERCÜMESİ ÇIKTI. Her ne hikmetse, Kur’an Arapça olduğu için, Türkçeye tam doğru çevrilemeyeceğini söyleyenler, ayetleri bizlere Türkçe anlatabiliyorlar. Sanırım akıl devre dışı kalınca, sorgulamakta olmuyor. Arapça olan rivayet hadisler dilimize doğru çevriliyor ve itiraz eden olmuyor. Rivayet edilen hadislerde Arapça, bunlar nasıl doğru çevriliyor, Kur’an neden çevrilmiyor diye soran bile yok. Kur’an ile ilgili bir İlahiyat Profesörünün, çok dikkat çekici sözlerini sizlere hatırlatmak istiyorum. Kendi batıl inançlarının açığa çıkmasından korkanlar, bakın toplumu Kur’an ile buluşmasını engellemek için ne diyorlar. ”KUR’AN’IN DİLİ ALLAHCADIR, ONUN İÇİN KUR’AN’I ARAPÇA OKUMALIYIZ.” İşte toplum böyle ALLAH İLE ALDATILIYOR. Bunu söyleyen İlahiyat Profesörü, hatırlatırım. Doğrusu Kur’an’ın dili ALLAHCADIR SÖZÜNÜ İLK DEFA DUYMUŞTUM. Daha neler duyacağız bakalım. Daha önce gönderilen kitapların Arapça olmadığını, o günkü toplumun dilinden olduğunu ya bilen yok, ya da bildiği halde toplum sorgulamaktan korkuyor. Bu iftiralarının nedeni, toplumu kendilerine yönlendirebilmek adınadır, bu tuzağa lütfen düşmeyelim. Bir bilim adamı buluşunu kitaplaştırıp, her dile çeviriyor ve dünyada tüm okullarda öğrenciler bu bilgileri, kendi dillerine çevirip okuyup öğreniyorlar ve bilim adamı oluyorlar. Hiç kimse, bu kitabın orijinali Arapça, Japonca, İngilizce bizim dilimize tam olarak çevrilemez, anlamı değişir demiyor okuyor faydalanıyor. Arapça yazılmış ama farklı dillere çevrilmiş o kadar çok kitap var ki, hiç birisini çevirirken farklı çevirmemişler. Ama iş Allah’ın kitabı Kur’an’a gelince, KUR’AN HER DİLE ÇEVRİLEMEZ, BİR KELİMENİN BİRÇOK ANLAMI VARDIR SİZ BİLEMEZSİNİZ, GERÇEK KUR’AN ARAPÇA OLANDIR, ÇEVİRİSİ ASLA KUR’AN OLAMAZ DİYEREK, TOPLUMUN KUR’AN İLE BULUŞMASINI ENGELLİYORLAR. BÖYLECE KENDİ BATIL İNANÇLARINI, KUR’AN’A SÖYLETMEYE ÇALIŞIYORLAR. Onun içinde onlarca, yüzlerce Kur’an tercümesi ortaya çıkıyor ve herkeste kendi tercümesinin en doğru olduğuna inanıyor. ASLINDA MÜSLÜMANLAR, KUR’AN’I TERCÜME ETMEYE ÇALIŞMIYOR, KENDİ İNANÇLARINI KUR’AN’A SÖYLETMEYE ÇALIŞTIKLARI İÇİN, FARKLI KUR’AN TERCÜMELERİ ORTAYA ÇIKIYOR. Batıl inançlardan kurtulamadığımız sürece, Kur’an yanlış tercüme edilmeye devam edilecektir. Bunun tek bir nedeni var, batıl inançlarının açığa çıkmasını istemeyenler, Kur’an’ın kendi batıl inançlarına izin vermediğinin ortaya çıkmasını gizlemek adına, bu çabanın yapıldığı çok açıktır. Hatırlatırım Allah Kur’an hakkında şüphesi olanlara, HADİ BİR BENZERİNİ GETİRİN BAKALIM DİYE, MEYDAN OKUMUŞTU. Ama bizler eşi benzeri olmayan, Allah’ın Nuru Kur’an’ı herkesin anlayamayacağı, her dile tam çevrilemeyeceği, çevrildiğinde onun Kur’an vasfını kazanamayacağı söylenerek, adeta toplum içinde kuşkular yaratıldı. Bu kuşkuyu Arapça olan, insanların yazdığı bir kitap için yapmıyorlarsa, BURADA ALLAH’A BÜYÜK BİR İFTİRA OLDUĞU GİBİ, ART NİYET VAR DEMEKTİR. Art niyetlilerin amacı da, Kur’an gerçeklerinin ortaya çıkmasını engellemektir. İmamı Azam Ebu Hanife, bu konuda bakın neler söylemiş yüzlerce yıl önce. “İMAMI AZAM GÖRÜSÜNÜN HANEFİ FUKAHASINCA AYRINTILANAN GEREKÇESİ SÖYLE ÖZETLENİR. KURAN KÂĞITLARDA YAZILMIŞ VE BİZİM OKUDUĞUMUZ LAFIZLAR DEĞİLDİR. ESAS KUR’AN O LAFIZLARIN TAŞIDIĞI MANADIR Kİ, BİR KELAM-İ NEFSİ ( ALLAH’IN ZATİ İLE VAR OLMAYA DEVAM EDEN SÖZ ) OLARAK KALIPTAN KALIBA DÖKÜLÜR. O KALIPLAR SONRADAN YARATILMIŞ ( MUHDES ) VARLIKLARDIR. OYSAKİ ESAS KUR’AN, MAHLÛK OLMAYAN BİR MANADIR.” Kur’an’a saygılı olalım derken, aslında saygısızlık yaptığımızın farkında olamadık. Kur’an’ın tercümesi yapılamaz dedik, ama kendimizce bir isim koyup, bir şeyin varacağı yer ve gaye manasına gelen MEAL dedik. Bu konu ile ilgili günümüz cemaat ve tarikatların kabul ettiği düşüncelerinden örnek vermek istiyorum. ÇÜNKÜ BU DÜŞÜNCE VE İNANÇ SAYESİNDEDİR Kİ, İSLAM TOPLUMU HALA KUR’AN İLE BULUŞAMIYOR. “KUR’ÂN-I KERİM’İN TERCÜME EDİLEBİLECEĞİNİ SÖYLEYENLER DE, ONUN TEFSÎRÎ TERCÜMESİNİ KASTETMİŞ, ASLA HARFÎ TERCÜMEYİ KASTETMEMİŞLERDİR. KUR’ÂN’IN HARFÎ TERCÜMESİNİN YAPILAMAYACAĞI HUSUSUNDA İSLÂM ÂLİMLERİ İCMÂ İLE İTTİFAK HALİNDEDİRLER. ÇÜNKÜ KUR’ÂN’IN LAFIZ, EDEBÎ ÖZELLİKLERİ VE İ’CÂZINDAN DOLAYI, İNSAN GÜCÜ BUNA YETMEZ VE DİĞER DİLLERİN ONU OLDUĞU GİBİ KARŞILAMASI DA MÜMKÜN DEĞİLDİR. AYRICA BU, HARFÎ TERCÜMENİN ASLININ YERİNE GEÇME İDDİASI TAŞIMASI SEBEBİYLE KUR’ÂN’IN YERİNE KONMASI İHTİMALİNİ DE TAŞIR. OYSA KUR’ÂN’IN BENZERİNİ MEYDANA GETİRMEK, YİNE KUR’ÂN’A GÖRE MÜMKÜN DEĞİLDİR…” Önce şunu söylemek isterim. Tefsir açık olmayan, anlaşılmayan bir şeyi açıklamak demektir. Kur’an’ı Allah biz açıkladık diyor. BİR İNSANIN GÜCÜ, KUR’AN’I FARKLI DİLLERE DOĞRU TERCÜME ETMEYE YETMİYORSA, KUR’AN EVRENSEL DEĞİL DEMEKTİR Kİ, BU DÜŞÜNCE ALLAH’IN AYETLERİNE TERS DÜŞER, KUR’ANA’DA SAYGISIZLIKTIR. Adı üstünde dinin anası olan ayetler, MUHKEM yani şüphe duyulmayacak kadar açık, anlaşılan anlamındadır. Bakın bu konuda âlim İmamı Azam ne diyor, günümüz cemaat ve tarikatların FIKIH inancı neler söylüyor. Bu düşünce ve inanç, Kur’an’ın onlarca hatta yüzlerce ayetine ters düşer. Hatta buna inandığımız andan itibaren, İslam dininde olmamasına rağmen, kendimizi Kur’an’ı en iyi anlayan anlatan, din âlimi ilan etmiş RUHBANLARA TESLİM ETMEMİZ GEREKİR. Hatırlatırım Allah, ben size şah damarından daha yakınım derken, benim ile aranıza sakın hiç kimseyi sokmayın diyor. İslam dininde Allah, ruhban sınıfı olmadığını söylüyor, bu söylenenlere inanırsak, bu durumda Kur’an’ı kimden öğreneceğiz. NE YAZIK Kİ BİZLERİ ALLAH İLE BAŞBAŞA BIRAKMAK, RABBİMİZLE BULUŞTURMAK İSTEMİYORLAR. ÇÜNKÜ BU ONLARIN ÇIKARLARINA, BATIL İNANÇLARINA TERS DÜŞÜYOR. LÜTFEN BU TUZAĞA DÜŞMEYELİM. Hani Allah dinin anası temeli olan MUHKEM ayetleri, YEMİN EDEREK KOLAYLAŞTIRDIĞINI, kimseye muhtaç olmayalım diye açık, seçik anlaşılır nice örneklerle gönderdiğini söylüyordu, yoksa bu ayetlere iman etmiyor üstünümü örtüyoruz. İman ediyoruz ama özde değil, sözde iman ediyoruz. Bunları söyleyip bizleri kendilerine muhtaç bırakanlar, ALLAH’IN AYETLERİNİDE TERCÜME EDERKEN, ELBETTE KENDİ BATIL İNANÇLARINI AYETLERE DÂHİL EDEREK TOPLUMA ANLATACAKLAR Kİ, HÜKÜMRANLIKLARI DEVAM EDEBİLSİN. Bu durumda onlarcasını bırakın, YÜZLERCE KUR’AN TERCÜMESİ, MEALİ ORTAYA ÇIKACAKTIR. Allah Nahl 98. Ayetinde, Kur’an’ı okumaya başlamadan önce, kafanızdaki şeytanın ve şeytanlaşmış insanların batıl bilgilerinden, onların dayatmalarından kurtulup, ONDAN SONRA YALNIZ ALLAH’A GÜVENİP DAYANARAK, KUR’AN’I OKUMAYA BAŞLAYIN DİYOR. Konuyla ilgili makalemin linkini veriyorum. https://hakyolkuran1.blogspot.com/2019/07/nahl-suresi-98-ayet-uzerinde-dikkatle.html Değerli dostlarım kardeşlerim, tekrar ediyorum Kur’an’ın farklı mealleri/tercümeleri, lütfen sizleri korkutmasın. Eğer gerçeklerle buluşmak ve Allah’ın sünnetini, kanunlarını batıldan uzak tebliğ almak istiyorsak önce sabırla, daha sonrada var gücümüzle araştırmaya devam etmeliyiz. Ama bir Kur’an mealine/tercümesine bağlanmadan, farklı tercümelerden istifade etmeliyiz. Belki de okuduğunuz her Kur’an mealinde yanlış ve hatalı tercümeler görebilirsiniz. Ama Allah aklını kullanan kulları için, bilerek ya da bilmeyerek yanlış tercüme edenlerin hatalarını anlaşılsın diye, AYNI KONUYU KUR’AN’DA BİRÇOK AYETİNDE ÖZELLİKLE TEKRAR ETMİŞTİR. Düşünen aklını kullanan kullarının doğru bilgiyle buluşmasını ve şeytanlaşmış insanların tuzağına düşmesini, böylece engellemiştir. Allah boşuna ayetler üzerinde düşün, aklını kullan ey kulum demiyor. TABİ BİZLER GÖREVİMİZİ YAPAR VE HİÇ KİMSEYE SORGUSUZ TESLİM OLMADAN, ARAŞTIRIP GERÇEKLERLE BULUŞMA ÇABASINDAYSAK, BU TUZAĞA DÜŞMEYİZ. Hatırlatırım Allah’ın Resulünün devrinde de, Kitap Ehlinin durumu günümüzde yaşanan acı gerçeklerden farklı değildi. Allah Resulünü bizlere örnek göstermiştir. Peki, hangi konularda örnek göstermişti? DOĞRULUK, DÜRÜSTLÜK, GÜVENİLİRLİK, ADALETLİ OLUŞUNUN YANINDA, BATIL VE HURAFEDEN UZAK, ALLAH’IN GERÇEKLERİNİN ARAYIŞINDA OLMASIYDI. ONUN İÇİN KİTAP EHLİNE TABİ OLMAMIŞTI. Bizlerde korkmadan sabırla, Kur’an’ı çok farklı tercümelerden dikkatle düşünerek okuyalım, araştıralım. Çünkü başka Resul ve uyarıcı Kitap gelmeyeceği için, Kur’an Allah’ın korumasındadır. ONUN İÇİN GÜVENEBİLECEĞİMİZ TEK KAYNBAK, YALNIZ KUR’AN’DIR. Bu çabayı gösteren, Allah’ın gerçekleri ile mutlaka er ya da geç buluşacaktır. ALLAH CÜMLEMİZİN YARDIMCISI OLSUN. DİLERİM EMANETİMİZİ TESLİM ETMEDEN ÖNCE, BATILIN TUZAKLARINA DÜŞMEDEN, ALLAH’IN RESULÜNÜ ÖRNEK ALIP, KUR’AN GERÇEKLERİNİN ARAYIŞINDA OLAN, ALLAH’IN AZINLIK HALİS KULLARINDAN OLURUZ. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  24. Bu makalemde sizleri, çok farklı bir konuda düşünmeye davet etmek istiyorum. Sizce Allah ilk önce Hz. Âdem’i ve eşini yaratıp insanlığın çoğalmasını, onlardan mı sağladı? Bunu söyleyip inandığımız zaman, insan ilk neslinin aile içi evlilikten, ensest ilişkiyle çoğaldığını söylemiş ve inanmış oluruz ki, bu düşüncede Kur’an’ın birçok ayetine ters düşer ve Kur’an bunu yasaklamıştır. Sizce Allah’ın yasakladığı bir ilişkiyle, insanlığın çoğaldığını söylemek ve inanmak büyük yanlış olmaz mı? Bu inanç Yahudi inancıdır ve ne yazık ki bizim inancımıza da Yahudilerden girmiştir. Makalemin detayına girmeden, sizlere hatırlatmak istediğim bir konu var. Kur’an bizleri ilgilendiren birçok konuda, çok açık bilgiler bizlere vermesine rağmen, kendi katından çok fazla detay vermemiştir. Yani kendi katı ile ilgili birçok GAYBİ bilgiler vardır. Bizlere düşen O bilgileri rivayet ve sanı bilgiler ışığında değil, KUR’AN’DA AÇIKLANAN BİGİLER IŞIĞINDA, DÜŞÜNÜP ANLAMAYA ÇALIŞMALIYIZ. Hz. Âdem ve ilk insanın yaratılma konusu da, kısmen açıklanmış çok fazla bilgi verilmemiş bir konudur. Gelin birlikte Kur’an’dan bu konuyu araştıralım, anlamaya çalışalım Nisa 1: EY İNSANLAR! SİZİ BİR TEK NEFİSTEN YARATAN VE ONDAN DA EŞİNİ YARATAN, İKİSİNDEN BİRÇOK ERKEK VE KADIN ÜRETİP YAYAN RABBİNİZE İTAATSİZLİKTEN SAKININ. ADINI ANARAK BİRBİRİNİZDEN DİLEK VE İSTEKTE BULUNDUĞUNUZ ALLAH’A SAYGISIZLIKTAN VE AKRABALIK HAKLARINA RİAYETSİZLİKTEN DE SAKININ. ŞÜPHESİZ ALLAH SİZİN ÜZERİNİZDE GÖZETLEYİCİDİR. (Kur’an yolu Diyanet işl.) Allah ayetinde tüm insanlara hitaben, sizi tek bir nefisten yaratıp çoğalttım diyor. Bakın ayette şunu söylemiyor, önce Âdem’i yarattım daha sonrada Âdem’i yarattığım gibi eşini de aynı şeyden yaratıp, tüm insanları onlardan çoğalttım demiyor. KUR’AN’IN HİÇBİR YERİNDE DE, BÖYLE BİR HÜKÜM YOKTUR. Ayette çok önemli bir konuya da açıklık getiriyor. Âdem’i ve eşini yarattığımız gibi, aynı nefisten yani ikisini nasıl yarattıysak, BİRÇOK ERKEK VE KADINI DA YARATIP, DÜNYA ÜZERİNE YAYDIK DİYOR. Tekrar hatırlatıyorum, bu ayette asla sizleri Âdem ve eşinden çoğalttık demiyor. İkisinden birçok erkek kadın yarattık derken, bu ikisini nasıl hangi mayadan, özden yarattıysak, aynı topraktan balçıktan yarattık diyor. Ayetler tercüme edilirken bazen, rivayet hadislerin etkisinde yapılıyor ve yanlış anlaşılabiliyor. Çok önemli bir ayeti sizlere hatırlatmak istiyorum. “İNSANLAR BİR TEK ÜMMET İDİ. SONRA ALLAH, MÜJDECİLER VE UYARICILAR OLARAK NEBİLER İNSANLAR ARASINDA HÜKÜM VERMEK İÇİN GERÇEĞİ İÇEREN KİTABI İNDİRDİ.” (Bakara 213) Ayette konumuzla ilgili çok önemli bir bilgi veriyor ve insanlar önceleri tek bir ümmetti, aralarındaki anlaşmazlıkları yüzünden Nebiler ve onların aracılığıyla kitaplar gönderdi dediğine göre, ilk insanın Hz. Âdem olması mümkün görünmüyor ama bizler, ilk Resulün uyarıcının Hz. Âdem olduğunu biliyoruz. Ali İmran 33. Ayetinden bunu anlıyoruz. Buradan şunu çıkartabiliriz, Allah Hz. Âdemden önce insanlar yarattı, daha sonra onlara uyarıcı olarak ilk Nebi/Resul olarak görevlendirdi. Hatta Bakara suresi 30. Ayeti de bu bağlamda düşünebiliriz. “HANİ RABBİN MELEKLERE “BEN YERYÜZÜNDE BİR HALİFE (SORUMLU) GÖREVLENDİRECEĞİM” Hucurat 13: EY İNSANLAR! DOĞRUSU BİZ SİZİ BİR ERKEK VE BİR KADINDAN YARATTIK VE BİRBİRİNİZİ TANIYIP KAYNAŞASINIZ DİYE SİZİ MİLLETLERE VE KABİLELERE AYIRDIK. ŞÜPHESİZ ALLAH KATINDA EN ÜSTÜN OLANINIZ, ALLAH’A EN ÇOK SAYGI DUYANINIZDIR. ALLAH HER ŞEYİ BİLENDİR; HER ŞEYDEN HABERDAR OLANDIR. (Bayraktar Bayraklı) Bu ayette de Rabbimiz dikkat ettiyseniz tüm insanlara hitaben, Ey insanlar sizi bir erkek bir kadından yani çift yarattık diyor. Sizleri Âdem ve eşinden çoğalttık asla demiyor. Devamında da tanışıp kaynaşasınız diye milletlere kabilelere ayırdık diye de açıklama yapıyor. DEMEK Kİ İLK İNSAN YARATILDIĞINDA BİR ÇİFT DEĞİL, BİRÇOK ÇİFT OLARAK YARATILDIĞI ANLAŞILIYOR. Konumuzu Kur’an’dan araştırmaya devam edelim. Fatır 11: ALLAH SİZİ TOPRAKTAN, SONRA EMBRİYODAN YARATTI. SONRA SİZİ ÇİFTLER KILDI. O’NUN BİLGİSİ OLMADAN HİÇBİR DİŞİ NE GEBE KALIR, NE DE DOĞURUR. BİR CANLIYA ÖMÜR VERİLMESİ DE, ONUN ÖMRÜNDEN AZALTILMASI DA MUTLAKA BİR KİTAPTADIR. ŞÜPHESİZ BUNLAR, ALLAH’A KOLAYDIR. (Fatır 11) Bakın bu ayette de biz insanların yaratılışı konusunda, daha detaylı bilgi veriyor ve sizin ilk mayanız toprak yani balçıktır diyor. Bakın yine sizleri Âdem ve eşinden çoğalttım demiyor. Hz. Âdem topraktan, balçıktan yaratıldıysa, Hz. Âdem’in ve eşinin yaratılış mayasının, özünün bu dünyamızdaki toprak olduğunu söylememizde, sakınca olmaz sanırım. Ayetin devamında ilk yaradılış bilgisini verdikten sonra, sizleri birçok çift olarak çoğalttık diyor. Nuh suresi 17. Ayetinde de aynı konuda bilgi veriyor ve bakın ne diyordu. “ALLAH SİZİ YERDEN BİTİRİP YETİŞTİRMİŞTİR.” Şimdi yazacağım ayet üzerinde dikkatle düşündüğümüzde, bahsettiğimiz konu çok açık anlaşılacaktır. Araf 10-11: DOĞRUSU SİZİ YERYÜZÜNE YERLEŞTİRDİK VE ORADA SİZE GEÇİM VASITALARI VERDİK. NE KADAR DA AZ ŞÜKREDİYORSUNUZ! ANDOLSUN SİZİ YARATTIK; SONRA SİZE ŞEKİL VERDİK; SONRA DA MELEKLERE, “ÂDEM’E SECDE EDİN” DİYE EMRETTİK. İBLÎS’İN DIŞINDAKİLER SECDE ETTİLER. O SECDE EDENLER ARASINDA YER ALMADI. (Kur’an Yolu Diyanet işl.) Allah daha önce de açıklandığı gibi, insanları yaratmış ve yeryüzüne yerleştirmiş olduğunu bu ayetten de anlıyoruz. Dünyada insanlar topluluklar halinde yaşıyor ama bakın ayetin devamında Allah, hangi konuya geçiyor ve bizlere nasıl bir bilgi veriyor. Rabbimiz meleklerine ve cinlerden olan ama sonunda İblis olana bakın nasıl bir emir veriyor. “ÂDEM’E SECDE EDİN DİYE EMRETTİK.” Konuyu uzatmadan özet olarak söylemek gerekirse, İblis secde etmiyor yani Âdem’e saygı duymuyor ve ben ateşten yaratıldım diyerek büyüklük taslıyordu. Devamında Hz. Âdem ve eşini cennet bahçesinde kandırıp, yasaklı meyveyi yemesinden sonra Hz. Âdem eşi ve İblisi Allah bakın nasıl cezalandırıyor. “ALLAH, DEDİ Kİ: “BİRBİRİNİZİN DÜŞMANI OLARAK İNİN (ORADAN). SİZE YERYÜZÜNDE BİR ZAMANA KADAR YERLEŞME VE YARARLANMA VARDIR.” (Araf 24) Bahsi geçen bu yer, tam olarak yaşadığımız boyutta değil, bizlerin göremediği ama bizlere çok uzak olmadığına inandığım, başka bir boyutta oldukları anlaşılıyor. Hatırlarsanız bir başka ayetinde Allah, görev verdiği meleklerinin her an sağımızda ve solumuzda olduğunu söylediğine göre, Allah’ın katı ve bizim yaşadığımız dünya, adeta iç içe ama farklı bir boyutta diyebiliriz. Allah buradan onları uzaklaştırıyor ve İNİN ORADAN diyor, peki nereye inecekler YERYÜZÜNE ELBETTE. Sizce bu dünyada hiç kimse yok yalnız Âdem ve eşinden çoğaldı diyebilir miyiz? Mümkün değil çünkü, Hz. Aden Nebi/Resul olarak görevlendiriliyor. Daha önceki ayetlerde, yeryüzünde birçok çiftler yaratıldığı bilgisini veriyordu Allah. Araf suresi 16. Ayetinde, konumuza açıklık getirecek önemli bir bilgi var, hatırlayalım. “İBLÎS DEDİ Kİ: “BUNDAN BÖYLE BENİM SAPMAMA İZİN VERMENE KARŞILIK, ANT İÇERİM Kİ, BEN DE ONLARI SAPTIRMAK İÇİN SENİN DOĞRU YOLUNUN ÜSTÜNE OTURACAĞIM.” Bakın İblisin bu sözlerinden anlıyoruz ki, indikleri mekân yeryüzü ve burada birçok insanlar yaratılmış. Hz. Âdem bu topluma ilk Nebi/Resul olarak görevini yapacak ama İbliste bu toplumu aldatmak ve kandırmak için verdiği sözü yerine getirmeye çalışacak. Sanırım konumuz açığa çıkmış ve anlaşılmıştır. Bir örnek daha verelim. “ŞÜPHESİZ ALLAH, ÂDEM’İ, NÛH’U, İBRAHİM AİLESİNİ VE İMRAN AİLESİNİ BİRBİRİNDEN GELMİŞ BİRER NESİL OLARAK SEÇİP, ÂLEMLERE ÜSTÜN KILDI. ALLAH, HER ŞEYİ HAKKIYLA İŞİTENDİR, HAKKIYLA BİLENDİR.” ( Ali İmran 33-34 ) Ayeti dikkatle okuduğumuzda şunu söylemiyor, saydıklarım Âdemin soyundan geliyor demiyor, saydıkları Resulleri ayrı ayrı sayıyor ama Resul olarak ilk önce Hz. ÂDEM’İ SEÇTİK diyor. Çok daha önemlisi saydıkları Resulleri, ÂLEMLERE ÜSTÜN KILMAK İÇİN SEÇTİK DİYOR. Yani Allah seçmiş, seçilmesi için de birçok insan arasından seçilmesi gerekir, kendi kendisine Resullük yapması mümkün değil. Bu durumda Hz. Âdem’de bulunduğu yerden yeryüzüne indirildiğinde de çok fazla insan olmalı ki, Allah Resul olarak Hz. Âdemi ilk Resul olarak seçtiğini anlıyoruz. Mümin un 12 ve 13. Ayetinde Allah insanı yaratırken, bakın nasıl yarattık diyor. “AND OLSUN Kİ, İNSANI SÜZME ÇAMURDAN YARATTIK. SONRA ONU AZ BİR SU (MENİ) HÂLİNDE SAĞLAM BİR KARARGÂHA (ANA RAHMİNE) YERLEŞTİRDİK.” Dikkat ettiyseniz hiçbir zaman ilk insanın yaratılmasını anlatırken, ilk önce Âdem’i yarattık diye geçmez. Lütfen benzeri ayetleri Kur’an’dan okuyunuz. Araf suresi 189. Ayetinde, yine konumuza ışık tutacak bir bilgi veriyor Rabbimiz ve bakın ne diyor. “SİZİ BİR TEK CANDAN/NEFİSTEN YARATAN, KENDİSİYLE MUTLU OLSUN DİYE ONDAN DA EŞİNİ YARATAN O’DUR.” Bakın hiçbir zaman sizi Âdem ve eşinden çoğalmanızı sağladık demiyor. Çünkü Hz. Âdem yeryüzüne indirildiğinde, insanlar eşleri ile yaratılmıştı. Değerli dostlarım, yazdıklarım benim Kur’an’dan anladıklarımdır, yani benim imtihanımdır yalnız beni bağlar. Sizlere düşen yazdıklarımı dikkatle okuyup, ayetler üzerinde düşünerek anlamaya çalışmak olmalıdır. Bende bir insanım hata yapabilirim. Benim Kur’an’a uymayan bir yanlışımı görürseniz Lütfen, BENİ KUR’AN İLE UYARINIZ. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  25. İslam toplumunda, özellikle Mezheplerin FIKIH inancının kabul ettirdiği, çok kullanılan bir kelime vardır SAHİH. Bu sözün anlamı, KUSURSUZ, GÜVENİLİR, HİLESİ OLMAYAN, ŞÜPHESİZ DOĞRU ANLAMINDADIR. Sahih kelimesi, Allah’ın Elçisinin sözleri yani rivayet edilen hadislerinin, özellikle bir kısmı için kullanılır. Yani tasnif edilen bu hadisler, tıpkı Kur’an gibi şüphe götürmeyecek kadar doğru ve güvenilir olarak kabul edilir. Sizce Kur’an ile doğruluğundan emin olamayacağımız beşeri rivayet bir sözü, bilgiyi aynı güvenilirlikte, doğrulukta tutabilir miyiz? Ne yazık ki bu sözleri, hadisleri aynı değerde tuttuğumuz içindir ki, Kur’an’dan kolaylıkla saptık ve yetmedi Kur’an’a şirk koştuk. Ama bunun farkında bile değiliz. KUR’AN İLE AYNI GÜVENİLİRLİKTE, KUSURSUZ HİÇBİR BİLGİ, SÖZ, HADİS YOKTUR İSLAM İNANCINDA KUR’AN’A GÖRE. Allah hadi bir benzerini getirsinler bakalım derken, sizce nelerden bahsediyordu? Elbette Allah’ın indirdiği kitabın dışından, atalarının inançlarını rivayet ve sanı bilgileri din diye yaşayanlara, Allah’ın bir uyarısıydı bu sözler. Allah Enam suresi 19. ayetinde Elçisin, şunu söylemesini istiyor bizlere. “BU KUR’AN BANA, ONUNLA SİZİ VE ERİŞTİĞİ HERKESİ UYARAYIM DİYE VAHYOLUNDU.” diyorsa, sizce Kur’an’ın dışından, manası Allah’a sözü Resule ait başka söz/hadis olabilir mi? Hatırlatırım biz kitapta hiç bir eksik bırakmadık, tamamladık diyordu. Sahih şüphe duyulmayacak kadar doğru anlamındadır ki, BU KELİMEYİ DİNİ KONULARDA KUR’AN’IN DIŞINDA, HİÇBİR SÖZ/HADİS İÇİN KULLANAMAYIZ. Çünkü yanılmayan yalnız Allah dır. Beşer her zaman şaşabilir. Onun içinde Allah’ın Elçisi sağlığında kendi sözlerinin, yanlış aktarılma riski olduğundan, din adına naklini yasaklamış, kayda aldırmamış ve yalnız bir birinize Kur’an’ı nakledin, anlatın demiştir. BİZLER İÇİN GEREKLİ OLSAYDI BU BİLGİLER, HADİSLER ALLAH’IN ELÇİSİ KUR’AN’IN YANINDA, BU SÖZLERİ/HADİSLERİDE KAYDA ALDIRIRDI. Sahih Hadis inancı sayesinde, İslam inancına hurafe ve batıl çok rahatlıkla girmiştir. Ayrıca özellikle Yahudiler İslam’a, bu yolla inançlarını çok kolay sokmuşlardır. Dine sokulan fitne ve hurafe inançları korumak, BU BİLGİLERİN DİN İÇİNDE DEVAMINI SAĞLAMAK ADINA, KUR’AN’DAN DELİL BULAMADIKLARINDAN, BUNLARDA KUR’AN GİBİ ŞÜPHE DUYMAYACAĞIMIZ ALLAH’IN SÖZLERİDİR, HADİSLERİDİR ALLAH’IN KORUMASINDADIR düşüncesiyle toplum aldatılmış, kandırılmıştır. EĞER ÖYLE OLSAYDI, ALLAH SİZLERİ KUR’AN’DAN SORUMLU TUTUYORUM DERMİYDİ? Dini bölenler, parçalayanlar İslam dini içinde hükümranlıklarını sürdürmek isteyenler, sahih hadis çatısı altında, birde bunlara öyle bir güç öyle bir paye vermişlerdir ki, hiç kimse sesini bile çıkaramaz olmuştur. Bu hadislere KUTSİ hadis, yani kutsal hadisler adını vermişlerdir. Kutsi hadislerin ne olduğunu anlatanlar, bu hadislerin MANASI ALLAH’A İFADESİ, SÖZLERİ ALLAH’IN ELÇİSİNE AİT OLDUĞU söylenmiştir. Bunu duyan Müslüman’ın, eğer Kur’an ile bağı kesilmiş ise, İslam’ı birilerinden öğrenip yaşıyorsa din ve iman adına birilerine tabi olmuşsa, elbette bu sözleri/hadisleri kabul etmesine şaşırmamak gerekir. Onun için Allah veliler edinmeyin, güvenilecek veliniz yalnız benim, yalnız Kur’an’ın ipine sarılın diyor. Kur’an’ı birkaç kez anlayarak ve üzerinde düşünerek okuyan bir Müslüman, bu söylenenleri asla kabul etmez. Çünkü Allah bizleri yalnız Kur’an’ın ipine sarılmamızı ve emin olmadığımız bilgilerin, asla ardına düşmememizi emretmiştir. Allah Zuhruf 44. ayetinde, SİZLERİ KUR’AN DAN SORUMLU TUYORUM DİYORSA, bunları duyan bir Müslüman, Kur’an’da tek kelime bile bahsedilmeyen konularda, hükümler verilen ve adına SAHİH, KUTSİ hadis dedikleri sözlerin, bilgilerin doğru olacağına asla inanmaz, kabul etmez. Allah hem sizleri Kur’an’dan sorumlu tutuyorum diye hüküm verecek, daha sonrada bizleri kutsi, sahih adı altında Kur’an’da olmayan, rivayet edilen bilgilerden hesap mı soracak, ne dersiniz? Sizlere hatırlatacağım ayet üzerinde, lütfen dikkatle düşününüz. Enam 115–116: RABBİNİN SÖZÜ, DOĞRULUK VE ADALET BAKIMINDAN TAMAMLANMIŞTIR. O’nun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. O işitendir, bilendir. Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyacak olursan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar. ONLAR ZANDAN BAŞKA BİR ŞEYE TÂBİ OLMAZ, yalandan başka söz de söylemezler. (Diyanet vakfı meali) Aslında bu ayet bizlere, çok şeyler anlatıyor. Kur’an gerçeklerini din kardeşlerimize anlattığımızda, yüzlerce yıldır milyonlarca Müslüman buna inanmış kabul etmiş, sizin sözlerinizi çok az bir azınlık söylüyor, neden size inanayım düşüncesine, çok güzel bir cevap bu ayet ve diyor ki, ÇOĞUNLUĞA UYARSAN, SENİ ALLAH YOLUNDAN SAPTIRIRLAR. Allah ayetin başında, Rabbin sözü yani Kur’an, doğruluk ve adaletle tamamlanmıştır diyor. Bunu duyduktan sonra, Kur’an’ın asla bahsetmediği başka bilgilerin ve sözlerin, Allah katından olduğuna nasıl inanırız. Dikkat çekici ve uyarıcı olanda, bu çoğunluğun, zandan yani doğru bildiğini zannederek, kesin olmayan bilgiye, rivayete bu çoğunluğun tabi olduklarını söylüyor. Bunu yapanlarında, yalandan başka söz söylemedikleri uyarısını yapıyor. Tüm bunları gördüğümüz halde, hala Kur’an’ın dışından bazı sözlerin rivayetlerin, zan bilgilerin, Allah katından olduğuna inanmak, Allah’ın yolundan sapmak olduğu çok açıktır. Bu yola bizleri sürükleyen Mezheplerin FIKIH inancına, çok dikkatle yaklaşmalıyız. Allah Nisa suresi 87. ayetinde, SÖZ BAKIMINDAN ALLAH’TAN DAHA DOĞRU KİM VARDIR DİYOR. Araf 185. ayetinde, O HALDE KUR’AN’DAN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR, diye uyarıyor. Ankebut 51. ayette, KARŞILARINDA OKUNUP DURAN BİR KİTABI, SANA İNDİRMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMİYORMU, diye ikaz ediyor. Aynı soruları sormak istiyorum. Allah’ın indirdiği kitabı aramızda, yeterli bulmayanlar mı var da Kur’an’ın dışından SAHİH, KUTSİ bilgiler sözler arıyoruz? Yetmiyor Allah’ım, her konuda Kur’an’da açıklamayı bizler bulamıyoruz diyenlere hatırlatırım, düşünmeden söylediğimiz sözlerin hesabı çok çetin olacaktır, lütfen unutmayalım. Sahih kutsi hadis konusu, o kadar tehlikeli ve risklerle doludur ki, bunlara inanmak bizleri Allah korusun dinden saptırır, şeytanlaşmış insanların oyuncağı yapar. Doğruluğundan şüphe duyulmayan, sahih kutsi hadislere, öyle anlamlar veriliyor ki, bunlara inanmak bir Müslüman’ı şirk batağına sokar. Bakın neler söyleniyor. —Sahih, Kutsi hadislerin manası ve sözleri Allah katındandır. —Bu hadisler Allah’a nispet edilmiş ve Kutsi yani ilahi ve Rabbani diye nitelendirilmiştir. Allah Lokman suresi 6. ayetinde bakın bizleri nasıl uyarıyor. Lokman 6: BAZI İNSANLAR VARDIR Kİ, CAHİLLİKLERİ YÜZÜNDEN BAŞKALARINI ALLAH YOLUNDAN SAPTIRMAK VE O YOLU EĞLENCE VESİLESİ EDİNMEK İÇİN BOŞ LAF SATIN ALIRLAR. İŞTE ONLAR İÇİN AŞAĞILAYICI BİR AZAP VARDIR. (Bayraktar Bayraklı) Ne dersiniz, bu uyarı sizler üzerinde bir etki yaptı mı? Eğer bizler Kur’an’dan habersiz İslam’ı yaşıyorsak, birileri gelir bizleri boş sözlerle(hadislerle) yolumuzdan saptırırlar. Bizlerde farkında olmadan, Allah’ın huzurunda gülünç duruma düşeriz, Allah korusun. Dine fitne ve batıl sokanlar, inançlarına Kur’an’dan kanıt göstermek adına, ne yazık ki Allah’ın uyarısında bizleri uyardığı yöntemi kullanıyorlar. İnançlarını aklamak adına, ayetlerde geçen kelimelerle oynayarak, farklı anlamlar vererek, ayetlerin asıl anlamlarını değiştirip, hatta gizleyip kendi batıl inançlarını ayete monte etmeye çalışıyorlar. NE YAZIK Kİ BİZLERDE BU TUZAĞA DÜŞÜYORUZ. Çünkü bizlerin Kur’an ile bağımızı kestiler. Sizler Kur’an’dan anlayamazsınız, hüküm çıkartamazsınız dediler. Bizlerde sorgusuzca inandık. İşte sonucunu da görüyoruz. Parçalanmış ve birbirine düşman olmuş Müslüman toplumlar olduk. HATIRLATMAK İSTERİM ALLAH’IN RESULÜ ÖRNEK İNSAN HZ. MUHAMMED, BATIL VE HURAFELERLE YAŞANAN KİTAP EHLİNE TABİ OLMAMIŞ AMA GERÇEKLERİN SÜREKLİ ARAYIŞINDA OLDUĞU İÇİN ALLAH, ONU GÜVEN ELÇİSİ SEÇMİŞTİR. BUNDAN ALACAĞIMIZ ÇOK BÜYÜK İBRET VARDIR. TABİ DÜŞÜNENE, AKLINI KULLANANA. Allah Bakara suresi 42. ayetinde, çok dikkat çekici bir uyarı yapıyor ve bakın ne diyor. Bakara 42: HAKKI BATILLA KARIŞTIRIP DA, BİLE BİLE HAKKI GİZLEMEYİN. (Diyanet meali) Eğer bizler sorumlu olduğumuz, Allah’ın koruması altındaki Kur’an’ın yanına, bunlarda Allah’ın hükümleri, kuşku duymayacağımız sözler(hadisler), bunları da Allah koruması altına almıştır dersek, Allah korusun HAKKA BATIL KARIŞTIRMIŞ OLURUZ. Lütfen unutmayalım, Allah Kur’an’da birçok ayetinde yalnız Kur’an’a sarılmamızı ve onun dışına asla çıkmamamızı emreder. Eğer tüm bu uyarıları dikkate almıyor ve hala Kur’an’ın dışından sözlerin/hadislerin ardı sıra gidiyorsak, bataklığın içine batmışız demektir. TÜM BUNLARA İNANANLARA SORMAK İSTERİM, ACABA BU SÖYLEDİKLERİNİZ İNANDIKLARINIZ, NEDEN KUR’AN’DA YOK. Neden Allah yalnız Kur’an’ı koruduğunu söylüyor. Kur’an’ın ipine özellikle sarılın diyor. Neden yalnız Kur’an’dan hesap soracağım diyor. Bu sizleri tedirgin edip, düşündürmüyor mu? İLGİNÇTİR BATIL VE HURAFE İNANÇLARINI AKLAYABİLMEK ADINA, KUR’AN’I ALİM VE VELİ KİŞİLERİNDE KORUDUĞUNA, ALLAH’IN BU GÖREVİ ONLARADA VERDİĞİNE İNANMAK İÇİN, BAZI AYETLERİ TAHRİF EDEREK, ANLAMLAR VEREREK, KENDİLERİNE BÖYLE KANITLAR BİLE YARATMAKTADIRLAR. Kur’an Furkan suresi 1. ayette FURKAN ismiyle anılır. Çünkü FURKAN, eğriyi doğrudan ayıran demektir. Bakın Kur’an’ı ne için indirmiş Allah. Furkan 1: ÂLEMLERE BİR UYARICI OLSUN DİYE, KULUNA FURKAN’I İNDİREN ALLAH’IN ŞANI YÜCEDİR. (Diyanet meali) Allah onlarca, yüzlerce ayetinde bizleri yalnız Kur’an’ın ardı sıra gitmemizi emreder, çünkü bu ayette de açıklandığı gibi, yalnız Kur’an tüm âleme UYARICI ikaz edici, yol gösterici olsun diye indirilmiştir. Sormak isterim, bunca uyarı ayetlere gözlerimizi kapatıp, ayetlerin üstünü örtüp, hala Kur’an’ın yanında, tıpkı Kur’an gibi güvenebileceğimiz, SAHİH VE KUTSİ yani ilahi kutsal bilgilerin, sözlerin/HADİSLERİN olabileceğine nasıl inanırız. Kur’an’ın onaylamadığı, hatta Kur’an’ın yüzlerce ayetine ters düşen, sahih kutsi hadis inancını asla kabul etmemeliyiz. Bizlere Kur’an’ın dışından nakledilen her bilgiyi ve sözü mutlaka Kur’an’ın onayını aldıktan sonra kabul etmeliyiz. Bunun tersini yapan, sorgusuzca söylenenlere inanan, İMANINI ÇOK BÜYÜK RİSKE ATMIŞ OLUR, BUNUDA HATIRLATMAK İSTERİM. Lütfen şu soruyu kendimize soralım. BU SAHİH, KUTSİ HADİSLER MADEM ALLAH’IN EMRİ, NEDEN RESUL SAĞLIĞINDA KUR’AN İLE BİRLİKTE KAYDA ALDIRMADI? Madem söyledikleri gibi bu bilgiler, hadisler olmasaydı Kur’an’ı anlayamazdık ve dinimizi yaşayamazdık, namazımızı bile kılamazdık. Allah’ın Elçisi bu sahih kutsi hadisleri kayda almayarak, haşa görevini eksik mi yaptı? Tam tersine Kur’an dışından hiç bir sözünün/hadisinin nakledilmesini, yazılmasını yasakladı. Tekrar soruyorum. Allah’ın Elçisi HAŞA bu bilgilerin önemini düşünemedi de, ölümünden 200-250 yıl sonra, birilerinin bu bilgilerin önemli oldukları aklına geldi de, kayıt altına mı aldırdı? Buna inanıyor musunuz? Lütfen araştırınız, dört halife devrinde bile, hadis nakletmek yasaktı, çünkü Allah’ın Elçisi yasaklamıştı. Bizler hala bu bilgilerin, sahih mi değil mi tartışmasını yapıyoruz. Karar sizlerin. Hepimiz kendi imtihanımızı, kendimiz vereceğiz. Lütfen unutmayalım, imtihanımızda YALNIZ KUR’AN’DAN OLACAK. “SANMAKİ ÖNÜNDE SEÇENEKLERİN ÇOK. YA KUR’AN YA HÜSRAN, ÜÇÜNCÜSÜ YOK.” Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.

Account

Navigation

Tarayıcı push bildirimlerini yapılandırın

Chrome (Android)
  1. Adres çubuğunun yanındaki kilit simgesine dokunun.
  2. İzinler → Bildirimler seçeneğine dokunun.
  3. Tercihinizi ayarlayın.
Chrome (Desktop)
  1. Adres çubuğundaki kilit simgesine tıklayın.
  2. Site ayarları seçeneğini seçin.
  3. Bildirimler seçeneğini bulun ve tercihinizi ayarlayın.