İçeriğe atla
View in the app

A better way to browse. Learn more.

Tartışma ve Paylaşımların Merkezi - Türkçe Forum - Turkish Forum / Board / Blog

Ana ekranınızda anlık bildirimler, rozetler ve daha fazlasıyla tam ekran uygulama.

To install this app on iOS and iPadOS
  1. Tap the Share icon in Safari
  2. Scroll the menu and tap Add to Home Screen.
  3. Tap Add in the top-right corner.
To install this app on Android
  1. Tap the 3-dot menu (⋮) in the top-right corner of the browser.
  2. Tap Add to Home screen or Install app.
  3. Confirm by tapping Install.

halukgta

Φ Üyeler
  • Katılım

  • Son Ziyaret

halukgta tarafından postalanan herşey

  1. SİZCE ALLAH KUR’AN’DA, YERİNE GETİRMEMİZİ EMRETTİĞİ İBADETLERİN DETAYINI, BİZLERİ SORUMLU TUTTUĞU KUR’AN’DA VERMEMİŞ OLABİLİR Mİ? Vermemiş diyorsak, Allah’ın dini İslam’ı yaşarken, Allah’ın yanında detayını verdiğini söylediğimiz kişileride, Allah’ın dinine ortak etmiş ve onlarıda İLAH edinmişiz demektir, önce bunu hatırlatmak isterim. Din adına kimin hükmüne inanıp boyun eğiyorsan, onu İLAH edinmiş olursun. Bizler Kur’an’dan o kadar uzaklaştık ki, yalnız Kur’an ile hiçbir şey yapamayacağımıza, inancımızı yaşayamayacağımıza iyice kanaat getirdik, inandırıldık. Onun içinde ne söylenirse söylensin, ayetleri bile delil gösterseler, hiç kimseyi dinlemiyoruz. Sizce Allah sizin bütün şan ve şerefiniz Kur’an dadır, orada hiçbir eksik bırakmadık, anlayasınız diye yemin olsun ki kolaylaştırdık, hiç kimseye muhtaç olmayasınız diye, her şeyden nice örnekleri değişik ifadelerle verdik ki anlayasınız onun için Kur’an’ın ipine sarılın, sakın veliler edinip ardı sıra gitmeyin, güvenilecek veliniz yalnız benim dedikten sonra, son noktayı koyarak Allah, SİZLERİ KUR’AN’DAN HESABA ÇEKECEĞİM diye hüküm veriyorsa, sizce Kur’an’da Allah’ın yerine getirmemizi emrettiği konular, örneğin namaz kılın, oruç tutun, zekat verin, Hacca gidin emirlerinin gerekli, yeterli açıklamasını yapmayıp, detay vermemiş olabilir mi? Bu bilgileri Allah, en emin Allah’ın korumasındaki Kur’an’da yazmayıp, bizlerin emin olamayacağımız rivayet kaynaklardan öğrenmemizi ister mi? Zerre kadar düşünen bir insan için, bu sorunun cevabı çok açık ama düşünmeyi başkalarına bırakanlar, ne yazık ki aklın, mantığın ve Kur’an’ın kabul etmediği şeylere inanıyorlar. Eğer Allah’a ve onun kitabı Kur’an’a iman ediyorsak, önce onun sözüne güvenmeliyiz. Rabbimiz yemin ederek Kur’an’ı kolaylaştırdık ve düşündüğünüzde aklınızı kullandığınızda anlayacaksınız diyorsa Kur’an, din adına bilinmesi gereken temel inanç, ahlak ve ibadet ilkelerini eksiksiz bir şekilde verdiğine açıkladığına inanmalıyız. Din konusunda Kur’an’ın açık hükümleri ve ilkeleri dışından yeni hükümler türetmek veya kaynağı kesin olmayan rivayetleri, Kur’an’ın önüne koymak asla doğru değildir. “KUR’AN KAPALIDIR, ANLAŞILAMAZ, DETAYLI DEĞİLDİR MUTLAKA RESULÜN RİVAYETLERİNE MUHTAÇTIR” gibi bir iddia, Kur’an’ın kendini “APAÇIK BİR KİTAP” (Kitab-ı Mübin) olarak nitelendirmesiyle çelişir. Şunu elbette söylememizde bir sakınca yoktur. Allah’ın Resulü Kur’an’ı tebliğ ederken konuştu ve özellikle Kitap ehlinin yanlışlarını kendilerine anlatmak onları ikna etmek için onlara örnekler verdi, doğruya Hak olan Kur’an’a davet etti. Bu durumda bizler Allah’ın Resulüne ait olduğu iddia edilen rivayet hadislerin Kur’an’ın ruhuna, temel ilkelerine ve akla uygun olup olmadığını titizlikle incelemeli, Kur’an’ın onayını mutlaka almalıyız, çünkü Kur’an TEK HAKEMDİR. Kur’an onaylıyorsa, BUNU RESUL SÖYLEMİŞTİR DİYEBİLİRİZ. Kur’an detaylı değildir, açıklanmamıştır dersek Kur’an ile çelişiriz. Enam Suresi 114. ayette “O, SİZE KİTAB’I AÇIKLANMIŞ (MUFASSAL) OLARAK İNDİRMİŞKEN, ALLAH’TAN BAŞKA BİR HAKEM Mİ ARAYAYIM?” diye bizleri uyarıyor. Bakın Allah Kur’an’ı HAKEM olarak gönderdiğini söylüyor, sizce hakem olan Kur’an açıklanmamış detaysız olabilir mi? Peki hakem ne anlama geliyor? TARAFLAR ARASINDAKİ BİR ANLAŞMAZLIĞI ÇÖZEN, KARAR VERME YETKİSİNE SAHİP ANLAMLARINA GELİR. Demek ki Allah size gönderdiğim İslam’ı yaşarken, aranızda ihtilaf ettiğiniz konularda HAKEM KUR’AN OLSUN DİYOR. Bu hüküm Kur’an’ın yani İslam’ın evrensel olduğunu gösterir. Çünkü Allah’ın Resulü yaşarken, Resulüme danışın diyor, peki O vefat edince ne olacak sorusuna da, bu ayette cevap veriyor ve diyor ki, SİZLERİN HAKEMİ KUR’AN OLSUN. Anlamak isteyene Kur’an çok açık, anlamak istemeyene zaten sözümüz olamaz. Eğer Allah Kur’an’da yapmamızı istediği hükümlerin detayını Kur’an vermemiştir diyorsanız, aslında şunu söylemiş oluyorsunuz Allah’a. “ALLAH’IM EMİR VERMİŞSİN, SORUMLUDA TUTMUŞSUN BİZLERİ AMA GEREKEN BİLGİLERİ, DETAYI KUR’AN’DA VERMEMİŞSİN. BU ADALETSİZLİK DEĞİL Mİ? İYİ Kİ RESULÜNÜN RİVAYET HADİSLERİ VAR. YOKSA NE NAMAZ KILABİLİRDİK, NE ORUÇ TUTABİLİR, ZEKÂT VEREBİLİR, NEDE HAC CA GİDEBİLİRDİK.” Ne dediğimizin farkında mıyız? Sizce Allah sorumlu tutacağına hükmettiği konuları, gerektiği kadarıyla açıklamamış olması mümkün mü? Böyle bir adaletsizliği, nasıl olurda Allah’a nispet ederiz. Allah hem Kur’an’ın ipine sarılın, sakın doğruluğundan emin olamadığın sözlerin/hadislerin ardına düşmeyin diye bizleri uyaracak, ondan sonrada verdiği hükümlerin detayını bizlerin, rivayet zinciri ile bizlere ulaşan hadislerden mi öğreneceğiz? Karar sizin, imtihan sizin imtihanınız. Allah yemin ederek kolaylaştırdığı Kur’an’ı, yani içindeki tüm hükümleri, bizler çok basit ve kolay görmüşüz. Örneğin abdest almayı Allah açıkça kolay bir şekilde tarif etmiş bizlere ama yeterli gelmemiş, sanki eksik tamamlar gibi ilaveler yapmışız. Bu yetmemiş yapılan ilaveleri, daha iyi daha doğru kabul etmişiz. Cünüp olduğunuzda tertemiz yıkanın demiş, ama bizlere bu açıklama da çok basit gelmiş ve ne demişiz? “YIKANMAYA NEREDEN BAŞLAYACAĞIZ, BAKIN BUNUN DETAY BİLE YOK KUR’AN’DA.” Mezhepler ve FIKIH ulemaları kendi düşünceleri doğrultusunda dine ilaveler yapmış, işin kötüsü bu ilaveleri Kur’an’da göremediğimizde, hem Allah’a hem de kitabına saygısızlık yaparak, bunlar olmasaydı namazımızı kılamazdık, orucumuzu tutamazdık zekât verip, Hacca bile gidemezdik demişiz. Bu nasıl bir akıl tutulması, anlamak mümkün değil. Bu tavrımız neyi gösteriyor biliyor musunuz? BİZLER HALA İMANIMIZ ADINA, KİME GÜVENECEĞİMİZE DOĞRU KARAR VEREMEMİŞİZ. ÜZÜCÜ OLAN RİVAYETLER VE FIKIH İNANCI NE YAZIK Kİ KUR’AN’IN ÖNÜNE GEÇMİŞ. BAŞVURULAN KİTAP OLMAKTAN ÇIKMIŞ KUR’AN, YÜKSEK BİR YERE ASARAK, ONA ÖYLE SAYGI GÖSTERİYORUZ. Tabi sonucunu da İslam toplumları görüyor acı, keder, savaş, düşmanlık. Namaz konusunda Allah’ın bahsettiklerinin dışında, dine yapılan ilaveleri öyle kabullenmişiz ki, artık onlar olmazsa olmaz haline dönüşmüş. Bizler Salâtın/namazın ne anlamlara geldiğini doğru anlayamadığımız içinde, görünüşe aldanmışız. SALÂT Kur’an’da üç anlamda geçer, bunların ne anlama geldiği de zaten ayette hemen anlaşılır. Birincisi dua anlamındadır ki, yalnız Allah’a dua edeceğimizi, yalnız Allah’tan yardım isteyeceğimiz konusunda Allah’ın birçok uyarılarını görüyoruz. Salâtın bir başka anlamı da destek olmaktır ki, her Müslüman din kardeşine, komşusuna, akrabasına destek olmalı ve yardım etmelidir mantığını bizlere ayetlerle Allah anlatır. Cuma salâtı toplu namaz aslında bu amaçlıdır ama buraya Allah kadın erkek gelmemizi istediği halde, bizler yalnız erkeklere farz demiş çıkmışız. Öyle olunca da Cuma toplu namaz amacından saptırılmış. Salâtın bir başka anlamı da, günümüzde Farsçadan namaz diye çevrilen ve Allah ayetlerinde bunun şekilsel tarifini de yaptığı, hatta abdest alarak bunu yerine getireceğimiz bu yolla Allah’a saygımızı, hürmetimizi ve isteklerimizi sunacağımız bir ibadettir ki, onu da tarif eder ve Allah’ın huzurunda kıyam edin, rükû edin ve secde edin bilgilerini vermiştir. Kur’an’ı yetersiz gören, yalnız Kur’an ile İslam yaşanmaz diyen zihniyet, atalarının rivayet inançlarını yaşayabilmek adına Kur’an’ı feda edenler, ne yazık ki bu konuda hemen şöyle bir savunmaya geçiyorlar. İyide namaza nasıl başlayacağız, kaç rekât kılacağız, hangi duaları okuyacağız, namaz biterken ne yapacağız, hani bunlar Kur’an’da yok diyerek, Allah’ın bizleri sorumlu tuttuğu, eşi benzeri olmadığını bizzat bizlere söylediği kitabına karşı eksik bulma tavrımız, saygısızlığın en büyüğüdür. Allah verdiği detayın dışında huzuruna dururken ilave şeyler koymadıysa, sizce bunlardan hesap sorar mı? KUR’AN, İBADETLERİN VE HÜKÜMLERİN GENELLİKLE ANA İLKELERİNİ, İSKELETİNİ VE FARZ OLAN RÜKÜNLERİNİ ANA UNSURLARINI BELİRLER, özellikle detaya girmez ki kullarına kolaylık olsun. Çünkü Allah yemin edrek, Kur’an’ı kolaylaştırdığını söylüyor. Eğer Kur’an’ın detaysız ve açıklanmamış düşüncesine inanırsak, ALLAH’IN SİZLERİ KUR’AN’DAN SORUMLU TUTUYORUM HÜKMÜNÜ DİKKATE ALMAMIŞ, BU HÜKMÜN SINIRLARI DIŞINA ÇIKMIŞIZ DEMEKTİR. Hatırlatırım Allah Kur’an’ın sınırlarının dışına çıkmayı yasaklıyor. “KUR’AN’IN SINIRLARININ DIŞINA ÇIKMAYIN” hükmü, İslam inancında hayatın her alanında Kur’an’ın belirlediği helal, haram, ahlak ve adalet ölçülerine sadık kalmayı ifade eder. Bu detayı veren uyarıyı yapan Allah, sizce ibadetlerimizin detayını vermemiş olabilir mi? İslam literatüründe bu sınırlara “Hududullah” (Allah’ın sınırları) denir. Kur’an’ın açıkça yasakladığı haramlardan uzak durmak ve meşru kıldığı helal daire içinde yaşamaktır. Hatırlatırım bu sınırları yalnız ALLAH BELİRLER YANİ KUR’AN. İbadetlerin yapılış amacını, inanç esaslarını (tevhid) değiştirmeden, ilaveler yapmadan Kur’an’ın öğrettiği şekliyle yapılmalıdır. Dinde ne Kur’an’ın emirlerini gevşeterek ihmalkarlık yapamayız, ne de Kur’an’da olmayan zorluklar uydurarak aşırıya gidemeyiz. İslam’ın özü olan “ORTA YOLU” (itidal) korumaktır. orta yolda KUR’AN’IN AÇIKÇA EMRETTİĞİ YOLDUR. Kur’an’da Bakara Suresi 229. ayette bu durum şöyle özetlenir: “…İŞTE BUNLAR ALLAH’IN SINIRLARIDIR. SAKIN BUNLARI AŞMAYIN. KİM ALLAH’IN SINIRLARINI AŞARSA, İŞTE ONLAR ZALİMLERİN TA KENDİLERİDİR.” İman eden bir Müslüman için Allah sınırları belirlemiştir. SINIRLARIN BELİRLENDİĞİ KİTAPTA SORUMLU OLDUĞUMUZ KUR’AN’DIR. Bunu ben söylemiyorum, Allah Kur’an’da söylüyor. Kime inanacağınız size kalmış. Önce bizler salatın/namazın ne olduğunu doğru anlamalıyız. Namaz Allah ile kulunun bir olduğu andır. Ona saygısını sevgisini gösterdiği, ondan yardım dilediği zamandır. Lütfen Allah’ın şekillendirmediği şeyleri, namazın ya da dinin asli unsuru yapmayalım, Rabbimize saygısızlık yapmış oluruz. Kur’an’ı dikkatle düşünerek okuyan, Allah’ın huzurunda namaza nasıl duracağını çok iyi bilir. Namaza yapılan ilaveleri elbette yapmamızda sorun yoktur, ama bunlar olmasaydı namaz kabul olmazdı demek hataların, Allah’a karşı saygısızlığın en büyüğüdür. ALLAH BİZLERDEN İSTEDİĞİ İBADETLERİN ANA KURALLARINI BELİRLEMİŞ, ÖZELLİKLE FAZLA DETAYA GİRMEMİŞ, SINIRLARINI BELİRLEMEYEREK KULLARINI ESNEK BIRAKMIŞTIR. Lütfen bunu bir eksiklik değil, Allah’ın kullarına şefkati ve kolaylığı olarak görelim. Şöyle düşünün, bir yazar herhangi kir konuda toplumun bilgilendirilmesi adına bir kitap yazıyor. Okuyucuları kitabı tenkit ederek, sizin yazdığınız kitaptan bahsettiğiniz konuyu anlamak çok zor, bilmem kimin yazdığı, açıkladığı, detay verdiği kitap olmasaydı, sizin kitabınızı asla anlayamazdık demiş olsa bir okur, o kitabın yazarı şunu düşünürdü. “DEMEK Kİ KİTABIMI YAZARKEN, BAŞARILI OLAMAMIŞIM” Ne dersiniz, hala Allah’ın eşi benzeri olmayan kitabına karşı, Kur’an özet bilgi verir detay yoktur onu herkes anlayamaz, Kur’an’ı açıklayan ve anlaşılır hale getiren Resulünün hadisleridir, hadisler olmasaydı Kur’an kapalı kalırdı, demeye devam edecek miyiz? Karar sizin. Unutmayalım hesap günü, çok uzak değil her an emanetimizi teslim edebiliriz. Allah oruç konusunda, çok basit izah yaparak gereken detayları veriyor ve diyor ki, beyaz iplikle siyah iplik fark edilmeye başladığında yemeyi, içmeyi ve cinsel ilişkiyi kesin, taki akşam vaktine kadar. Tutamadığınızda daha sonrada tutabilirsiniz bilgisini verdiği gibi, hiç tutamayanlar içinde fidye verebilecekleri kolaylığını getiriyor. Allah daha ne söylesin? Zekât, sadaka hayır konusunda çok basit bilgi veriyor ve imtihan olmanın gereği vereceklerimizin miktarını bizlere bırakarak, zekâtın bizler için arınma günahlardan kurtulma yolu olduğunu anlatarak, Bakara 219. ayette ne diyordu hatırlayalım.“Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki:“İHTİYAÇTAN ARTA KALANI.” Allah, size ayetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz.” Allah özellikle şu kadar zekât vereceksiniz demiyor ve bizleri imtihan ediyor, nefsimizle baş başa bırakıyor. Ama mezheplerin fıkıh inancı, Allah’ın açıklamalarından hâşâ memnun olmamış, açıklamalar yeterli görülmemiş eksikmiş gibi kendilerince oranlar koymaktan çekinmiyorlar. Ondan sonrada zekâtımızı ne kadar vereceğiz o bile yazmıyor Kur’an’da demekten korkmuyoruz. Hac konusunda da Allah’ın Kur’an’da yaptığı açıklamalar yeterli görülmediği için, mezheplerin FIKIH inancı buna da el atmış, Allah’ın haram aylarda Hac yapabilirsiniz diye izin verdiği halde, Haccı yılda birkaç güne indirerek, her konuda yapılan zorlaştırmaları bu konuda da yapmışlarıdır. Kur’an’ı dikkatle ve art niyetsiz okuyan herkes, hac konusunda Kur’an’dan tüm bilgileri alacaktır. Kur’an’ı yeterli görmeyenlerde elbette, nasiplerini asla alamayacaklardır. Tekrar hatırlatmak isterim, Allah Kur’an sizlerin şan ve şerefinizdir, yalnız Kur’an’ın ipine sarılın, biz Kur’an’da hiç bir eksik bırakmadık. Her şeyden nice örnekleri verdik ki anlayasınız diyor da, bizleri Kur’an’dan hesaba çekeceğine hükmediyorsa, lütfen beşeri uydurmalara, rivayetlere, sanı bilgilere değil, Allah’ın nuru Kur’an’a kulak verelim. Bunun tersini yapan, Kur’an’a kulak vermesi gerekirken, emin olamayacağı sözlerin ardına düşenlere hatırlatmak isterim. ALLAH SÖZÜNDE DURANDIR. BİZLERİ KUR’AN’DAN SORUMLU TUTUYORSA, BU KİTAPTA BİZLER ADINA HİÇ BİR BİLGİ DETAY EKSİK OLAMAZ, LÜTFEN BU ALDATMACANIN ARTIK FARKINDA OLALIM. Bu gerçeği mahşer günü fark edenler, geri dönüşü olmayan yola girdiğinde, acıların en büyüğünü yaşayacaklarını asla unutmamalıdırlar. ALLAH’IN KİTABINI YETERLİ GÖRMEYENLER, ALLAH’IN DİNİ İSLAM’I YAŞARKEN YALNIZ ALLAH’I MUHATAP ALMAYIP, ONUN HÜKMÜNE ORTAK EDENLERİDE MUHATAP ALIP, ONLARIDA İLAHLAŞTIRANLARDIR. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  2. Kur’an biz Allah'ın kulları için bir rehberdir, yol göstericidir. Eğer onu anladığımız dilden okumazsak, Kur’an'ın rehberliğinden asla faydalanamayız. Kur’an'ı herkes anlayamaz onu veli kişiler anlar diyenlere inananlar, Allah'ın kitabını değil, Kur’an'ı anlattığını iddia eden kişilerin Kur’an'dan anladıklarını anlamış oluruz ki, bu bizler için çok büyük bir risk olabilir. Onun için Allah, sakın veliler edinip ardı sıra gitmeyin, hiç kimseye muhtaç olmayasınız diye, Kur’an'ı yemin olsun ki kolaylaştırdım diye bizleri uyarır. Bu makalemde sizlere hatırlatmak ve sizlerin üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim Haşr suresi 19. ayet olacak. Ayeti önce yazalım. Haşr 19: ALLAH'I UNUTAN VE BU YÜZDEN ALLAH'IN DA ONLARA KENDİLERİNİ UNUTTURDUĞU KİMSELER GİBİ OLMAYIN. ONLAR YOLDAN ÇIKAN KİMSELERDİR. (Diyanet vakfı meali) Haşr Suresi 19. ayet, insanın Yaratıcısı ile olan bağı ile kendi öz benliği arasındaki doğrudan ilişkiyi açıklayan, sarsıcı ve derin anlamlar içeren bir ayettir. Bu ayetten çıkarabileceğimiz temel derslere gelince. Allah’ı yani onun vahyini Unutmak, O'nun yerine beşeri kanunların ardına düşmek, İNSANIN KENDİSİNE YABANCILAŞMASINI GETİRİR. Çünkü Allah insanı kendi suretinde yaratmıştır. Hatırlayınız secde suresi 9. ayetinde: "Sonra onu şekillendirip, ona ruhundan üfledi." diye geçer. Buradan da şunu anlayabiliriz. Allah yarattığı kullarını, kendi kurallarını yaşayacak şekilde yaratmıştır bu kanun ve kurallara yabancı olup batılın, hurafenin etkisinde kalanların, KENDİLERİNE ADETA YABANCILAŞACAĞI, YANİ KENDİSİNİ UNUTACAĞI UYARISINI YAPAR RABBİMİZ. Sanırım bizler farkında değiliz ama Allah'ın vahyinin yanına beşeri kanun ve kurallar koyup, Allah'ın vahyini görmezden geldiğimiz için, ALLAH BİZLERE KENDİMİZİ UNUTTURDU. Ayet, Allah'ı unutan insanın cezalandırılma biçimi olarak "KENDİNİ UNUTMASINI" gösterir. Allah’ı onun vahyini unutan insan, yaratılış amacını, varoluş nedenini ve ruhunun hakiki ihtiyaçlarını unutur. Kendine yabancılaşır ve içsel bir boşluğa düşer. Müslüman, hayatın koşturmacası ve dünya telaşı içinde ALLAH'I sürekli hatırda tutmalıdır. Onun yanına asla hiç kimseyi koymadan. İbadetler, zikir ve tefekkür; insanı manevi bir gafletten koruyan ve özünü hatırlatan kalkanlardır. Ahlaki ve Manevi Çöküşün Nedeni İmandan Kopuştur. Ayetin sonundaki "Onlar yoldan çıkan kimselerdir" ifadesi, Allah'ı onun vahyini unutmanın insanı doğru yoldan (Sırât-ı Müstakîm) saptıracağını belirtir. Yaratıcısını unutan birey, ahlaki sınırları korumakta zorlanır ve nefsinin esiri haline gelebilir. Gerçek Özgürlük Allah'a Kulluktadır. İnsan, Allah'ı unuttuğunda kendi heva ve heveslerini parayı, makamı veya gücü ilah edinebilir. Ayet, gerçek özgürlüğün ve kendini bulmanın ancak Allah'a kul olmakla yani Allah'a yönelip kendi yaradılışına sahip çıkmakla ve O'nun rızasını gözetmekle mümkün olduğunu hatırlatır. Allah'ın hiçbir yaratılmışın ibadetine veya hatırlamasına ihtiyacı yoktur, insanın kendi benliğine yaratılış gayesine dönmeye ihtiyacı vardır. O, her hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır. Dolayısıyla Allah'ı unutmak O'na hiçbir zarar vermez; ASIL ZARAR KENDİ VAROLUŞSAL YARADILIŞ DENGESİNİ KAYBEDEN, İNSANIN KENDİSİNE OLUR. Şunu özellikle lütfen unutmayalım. Allah bu uyarıyı hiç iman etmeyenlere değil, tam tersine daha önce iman ettiğini söyledikleri halde, imanlarının gereğini yerine getirmeyen, ALLAH'IN VAHYİNİ UNUTMUŞ YADA GÖRMEZDEN GELEREK ATALARININ İNANCINI YAŞAYAN KİTAP EHLİNE SÖYLÜYOR. Bu uyarıyı yapıyor ki biz iman edenler, bu yanlışı tekrar etmeyelim. Ne dersiniz biz Müslümanlar sizce bu ayetlerden ders alıp, Allah'ı yani onun vahyini unutmadan, Allah'ın emrettiği gibi KUR'AN'IN İPİNE SARILIP ONUN SINIRLARINI AŞMADAN MI İSLAM'I YAŞIYORUZ? Ne yazık ki bizler Kur'an'ı, inancımızı yaşayabilmemiz için yeterli görmedik, herkes anlayamaz diyenlere inanıp onu yüksek bir duvarda hapsettik. Beşeri kuralları sözleri, hadisleri Allah'ın vahyinin önüne geçirdik. İŞTE BUNU YAPAMAK ALLAH'I ONUN VAHYİNİ UNUTMAKTIR HATIRLATIRIM. ALLAH'IN VAHYİNİ, EMİRLERİNİ GÖRMEZDEN GELENLER, ALLAH'I DA GÖRMEZDEN GELİYOR YANİ UNUTUYOR DEMEKTİR. Böyle yapanlara Allah, kendi yaradılış gerçeklerini fark edebilme özelliğini kendilerinden alıp, KENDİLERİNİ KENDİLERİNE UNUTTURDUĞUNU SÖYLÜYOR. BİR BAŞKA DEYİŞLE ALLAH VE ONUN VAHYİNİ UNUTAN YA DA BEŞERİ SÖZLERE/HADİSLERE DEĞİŞENLERİ ALLAH, BENDE KENDİLERİNİ UNUTTURURUM DİYOR. Sanırım onun için biz Müslümanların dualarına Allah, cevap vermiyor. Bir insanın kendini unutması, yani yaradılış gaye ve amacını fark edememesi ve dünyada hakla batılı ayırt edememesi kadar acı bir şey olabilir mi? Bakın bu ayetin bir ayet öncesinde Allah ne diyor ve nasıl uyarıyor. "EY İMAN EDENLER! ALLAH'TAN KORKUN VE HERKES, YARINA NE HAZIRLADIĞINA BAKSIN. ALLAH'TAN KORKUN, ÇÜNKÜ ALLAH, YAPTIKLARINIZDAN HABERDARDIR." (Haşr 18) Demek ki bu ayetlerde uyarılanlar ve Allah'ın vahyini unutan, görmezden gelen, üstünü örten iman edenler. Peki, bunlar ne yapmışlardı da Allah bu uyarıyı yapıyor. Allah benden başka veli edinmeyin, yalnız benden korkun, güvenilecek yardım istenecek veliniz yalnız benim, gönderdiğim kitabın sınırlarını aşmayın batıl ve rivayetin ardına düşmeyin dediği halde, iman ettiğini söyleyenler bu ve benzeri yüzlerce ayeti görmezden gelip, sanki hiç tebliğ almamışçasına, kendilerine koruyucu, şefaat edici veliler ve onların sözlerini/hadislerini tıpkı Allah'ın vahyi gibi, dinin emri edinmişlerdi. ALLAH BU AYETİNDE BU YANLIŞLARI YAPANLARA, ALLAH'I UNUTANLAR DİYOR. Bizlerde ne yazık ki Allah şefaat tümden bana aittir, hiçbir şefaatin fayda etmediği o günden sakının dediği halde, aynı yanlışları bizlerde yapıyoruz ve diyoruz ki, ALLAH'IN ELÇİSİ VE VELİ KİŞİLERDE ŞEFAATÇİDİR. Haşr suresi 18. ayette Allah bizlerin dikkatimizi çekiyor ve sizlere gönderdiğim rehberin ışığında, sizler yarına yani hesap gününe, ne hazırladıklarınıza bakın diyor. Peki, bunu nasıl yapacağız? Elbette bizler sorumlu olduğumuz Kur’an'a bakacağız. Çünkü Allah ne diyordu ayetinde. “SİZLERİ KUR’AN DAN HESABA ÇEKECEĞİM. YALNIZ KUR’AN'IN İPİNE SARILIN.” Eğer bizler bu ayetlere iman ettiğimiz halde, görmezden gelip unutuyorsak, ALLAH'I DA UNUTMUŞ OLURUZ. LÜTFEN YAPTIĞIMIZ BU ÇOK BÜYÜK YANLIŞLARIMIZN BU DÜNYADA İMTİHANIMIZ SONA ERMEDEN FARKINDA OLALIM. ALLAH'IN İKAZ VE UYARILARINI DİKKATE ALALIM. Yaptığımız yanlışlara, bir örnek daha vermek istiyorum bu konuda Kur’an'dan. Taha 126: ALLAH, “EVET, ÖYLE. AYETLERİMİZ SANA GELDİ DE SEN ONLARI UNUTTUN. AYNI ŞEKİLDE BUGÜN DE SEN UNUTULUYORSUN” DER. (Diyanet meali) Değerli dostlarım Allah birçok kez bu konuda bizleri uyarıyor ve diyor ki, sizlere gönderdiğim vahyin gereklerini yerine getirin. Hiçbir sözü/hadisi benim sözümle eş tutmayın ve ayetlerimi görmezden gelerek, atalarınızın rivayet sanı inançlarını yaşamaya kalkmayın. Eğer bunu yaparsanız sözünüzden caymış ve benim vahyimi, beni unutmuş olursunuz. Bu durumda bende sizleri unuturum diyor. HATIRLATMAK İSTERİM ALLAH'I UNUTAN VE BÖYLECE ALLAH'IN DA ONLARI UNUTTUĞU İNSANLAR, YAŞAMLARINDA ALLAH NE EMREDİYORSA, ONUN TERSİNİ SÖYLÜYOR VE YAŞIYORLAR. İLGİNÇ OLAN, BUNUN ALLAH'IN EMRİ OLDUĞUNU SÖYLEMELERİ. İŞTE ALLAH'I UNUTMAK, GÖRMEZDEN GELMEK, ONUN KANUNLARINA BEŞERİ İLAVELER YAPARAK ŞİRK KOŞMAK, BU KADAR KÖTÜ BİR DURUM. Kitap Ehlinin yaptığı bu yanlışları, ne yazık ki bizlerde günümüzde yapıyoruz. Lütfen inancımızı Kur’an ile sorgulayalım, unuttuğumuz gerçekleri hatırlayalım ve Allah'ın ayetlerine uymayan hiçbir sözü/hadisi Allah'ın vahyi ile değişmeyelim. DİLERİM CÜMLEMİZ, BU GERÇEKLERİN FARKINDA OLAN, ALLAH'I VE VAHYİNİ UNUTMADAN, HAKLA BATILI AYIRT EDİP YAŞAYAN, ALLAH'IN AZINLIK HALİS KULLARINDAN OLURUZ. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  3. Bu makalemde sizlere, Kur’an’da Allah’ın geçmiş toplumların yaptığı çok önemli bir yanlışını bizlere örnek verip, aynı hataları yapmayalım diye dikkatimizi çektiği ve böylece ders almamızı istediği ayetleri hatırlatmak istiyorum. Geçmiş Kitap ehli Allah’ın indirdiği kitaptan öyle uzaklaşmışlar ki, atalarının inandığı ve elleriyle yazıp adeta kendilerini oyalayıp mutlu ettiği kitaplara nasıl yöneldiğini ve sonlarının ne olduğunun örneğini veriyor bizlere Allah. Bu örneklerin verilmesinin nedeni, BİZLERİNDE AYNI YANLIŞLARI YAPMAYALIM GERÇEĞİNİ ÜSTÜNE BASA BASA, TÜM AÇIKLIĞIYLA ANLATIYOR. Peki, bizler bu kıssalardan hisse alabiliyor muyuz? Yoksa bu ayetler bize değil KİTAP EHLİNE HİTAP EDİYOR diyerek, masal dinler gibi mi dinliyoruz. Rabbimizin, bizlerin hiç ders almadığı ve aynı yanlışları bizlerinde günümüzde yaptığı yanlışlara, bakın nasıl dikkat çekici örnek veriyor. Kalem 29-30-31-32: ONLAR, “EY RABBİMİZ! SENİ NOKSAN SIFATLARDAN UZAK TUTARIZ. GERÇEKTEN BİZ, KENDİMİZE YAZIK ETTİK” DEDİLER. BİRBİRLERİNİ SUÇLAMAYA BAŞLADILAR. SONRA ŞÖYLE DEDİLER: “YAZIKLAR OLSUN BİZE, BİZ AZGIN KİMSELERİZ. BELKİ RABBİMİZ BİZE BUNDAN DAHA İYİSİNİ VERİR. BİZ DE ÜMİTLE O’NA YÖNELECEĞİZ.” (Bayraktar Bayraklı) Bu ayetten alacağımız derse gelince. İnsanın hırs ve bencillik yüzünden elindekileri kaybettikten sonra, yaşadığı pişmanlığı anlatıyor. Bu ayetlerden çıkarılacak en temel kıssadan hisselere gelince: İnsan hata yapabilir veya günaha düşebilir, önemli olan hatasını görüp yanlıştan dönmektir. Felaket anlarında veya hatalardan sonra insanların suçu birbirine atması (birbirlerini suçlamaya başlamaları) ortak sorumluluğu ortadan kaldırmaz. ÖNEMLİ OLAN BAŞKASINI DEĞİL, ÖNCE KENDİ NEFSİNİ HESABA ÇEKMEKTİR. Ne kadar büyük bir kayıp yaşanırsa yaşansın “Yazıklar olsun bize”, Allah’ın rahmetinden ümit kesilmemelidir. Belki Rabbimiz bize bundan daha iyisini verir” ifadesi, samimi bir tövbenin ardından gelen ümidi ve Allah’a olan tam teslimiyeti gösterir. Bu kıssanın bütününe bakıldığında, bahçe sahipleri yoksulların hakkını vermemek için erkenden mahsulü toplamaya gitmiş ve cezalandırılmışlardır. DOLAYISIYLA EN BÜYÜK HİSSELERDEN BİRİ DE, NİMETİN ŞÜKRÜNÜN ONU İHTİYAÇ SAHİPLERİYLE PAYLAŞMAK OLDUĞUDUR. Bencillik ve hırs, eldeki nimetin de yok olmasına sebep olur. Bu ayette yakınan ve Allah’tan özür dilemeye çalışanlar, Allah’a iman etmeyenler değil tam tersine kendilerine kitap indirilenler, ama vahyin değil nefislerinin duygularının etkisinde oldukları anlaşılıyor. Kalem 29. Ayetin öncesine baktığımızda, ayetlerde anlatılan kıssada, babalarının ölümünden sonra zengin bir bahçeyi devralan ve yoksulların hakkını vermemek için, sabah erkenden gizlice hasat yapmaya karar veren, YANİ ZENGİNLİKLERİNİ GİZLEMEYE ÇALIŞAN, hırslı kardeşlerin hikâyesi anlatılıyor. Ancak onlar daha bahçeye varmadan Allah, bir afetle bahçeyi küle çeviriyor. Kardeşler bahçeyi görünce önce şaşırıyor, ardından hatayı birbirlerinde arayıp, en sonunda pişman olup tövbe ediyorlar. “İÇLERİNDEN AKLI BAŞINDA OLAN BİRİ ŞÖYLE DEDİ: “BEN SİZE, ‘ALLAH’IN YÜCELİĞİNİ DİLE GETİRMELİSİNİZ’ DEMEMİŞ MİYDİM?” Diyerek, toplumların aslında yaptığı en büyük hatanın, VAHYE İNANDIKLARI HALDE, VAHYİN DIŞINA ÇIKIP HİÇ DUYMAMIŞ GİBİ YAŞAYIP, NEFİSLERİNİN NASIL ESİRİ OLDUKLARINI GÖSTERİYOR. Bahçe sahipleri, ya da malı mülkü olan servetin kendilerine, Allah tarafından imtihan için verildiğini unuttukları özellikle vurgulanıyor. Bu dünyada bizlere verilen mal ve mülk geçicidir asıl sahibi Allah’tır. MUHTAÇLARDAN MAL KAÇIRMAK, PAYLAŞMAMAK ELDEKİ NİMETİN DE TAMAMEN YOK OLMASINA SEBEP OLUR GERÇEĞİNİ ALLAH, VERDİĞİ ÖRNEKLE ÇOK GÜZEL ANLATIYOR. İnsan ne kadar kusursuz plan yaparsa yapsın, Allah’ın takdiri her şeyin üzerindedir. Bahçe sahipleri felaketi görünce önce birbirlerini suçlamaya başladılar. Birbirlerini suçlamayı bırakıp “BİZ AZGIN KİMSELERİZ, KENDİMİZE YAZIK ETTİK” diyerek kendi hatalarını itiraf ettiklerinde, KURTULUŞ KAPISI ARALANMIŞTIR. Alacağımız bir başka derse gelince; DÜNYA MALI KAYBEDİLSE BİLE, AHİRETİ KURTARMAK İÇİN HÂLÂ FIRSAT VAR DEMEKTİR. Şimdide bu ayetlerin devamına bakalım. Kalem 33-34-35: İŞTE, AZAP BÖYLEDİR. ÂHİRET AZABI, ELBETTE DAHA BÜYÜKTÜR. KEŞKE BİLSELERDİ! ŞÜPHESİZ TAKVÂ SAHİPLERİ İÇİN DE NİMET CENNETLERİ VARDIR. ÖYLE YA, ALLAH’A TESLİM OLANLARLA SUÇLULARI BİR TUTAR MIYIZ HİÇ? (Bayraktar Bayraklı) Allah bu ayetlerinde yine biz kullarını uyarıyor ve bakın nasıl dersler veriyor. Dünyevi cezalar ve mahrumiyetler ne kadar ağır görünürse görünsün, hepsi geçicidir ve dünya hayatıyla sınırlıdır. Ahiret azabı dünyadaki her türlü acıdan ve cezadan kıyaslanamayacak kadar büyüktür, şiddetlidir ve süreklidir. İnsanın asıl korkması ve önlem alması gereken yer ahiret hayatıdır. Allah’ın emirlerine saygı gösteren, günahlardan sakınan (takva sahibi) kişilerin varacağı yer nimetlerle dolu cennetlerdir. GERÇEK VE KALICI BAŞARIYA ANCAK, SORUMLULUK BİLİNCİYLE ULAŞILIR. Allah katında iyilik yapanla kötülük yapan, itaat edenle isyan eden asla bir tutulmayacağı vurgulanıyor. Herkes bu dünyadaki tercihlerinin ve amellerinin karşılığını ahirette tam olarak alacağını müjdeliyor. Sizce sorumluluk bilincini nereden ve nasıl edinebiliriz? Sorumlu olduğumuz Kur’an’dan mı, yoksa edindiğimiz VELİ, GAVS dedikleri kişilerden, yada Resule ait olduğu iddia edilen rivayet hadislerden mi? SORUMLUK BİLİNCİ YALNIZ, ALLAH’IN İPİ KUR’AN’A SARILARAK, ÖĞRENİLECEĞİNİ ALLAH BİZZAT BİZLERE BİLDİRİYOR VE BU ÖRNEKLERİ BOŞUNA VERMİYOR. Ne yazık ki bu bilinci İslam toplumu olarak edinemedik, çünkü hala Allah’ın vahyi Kur’an ile buluşamadık ta ondan. Devamındaki ayetlere bakalım şimdide. Kalem 36-37-38-39: SİZE NE OLUYOR? NE BİÇİM HÜKÜM VERİYORSUNUZ? YOKSA SİZE AİT BİR KİTAP VAR DA, BEĞENDİĞİNİZ HER ŞEYİN SİZİN İÇİN OLACAĞINI, ONDA MI OKUYORSUNUZ? YOKSA “NE HÜKMEDERSENİZ MUTLAKA SİZİNDİR” DİYE, SİZİN LEHİNİZE OLARAK TARAFIMIZDAN VERİLMİŞ, KIYAMET GÜNÜNE KADAR GEÇERLİ, KESİN SÖZLER Mİ VAR? (Bayraktar Bayraklı) Allah, Kendisine teslim olanlarla yani Müslümanlarla, günahkâr ve asileri asla bir tutmayacağını bildiriyor. İyilik yapanla kötülük yapanın aynı muameleyi göreceğini düşünmek, ilahi adalet ilkelerine tamamen aykırıdır. Ayetteki “YOKSA SİZE AİT BİR KİTAP VAR DA… ONDAN MI OKUYORSUNUZ?” ifadesi, dini iddiaların mutlaka ilahi bir kaynağa yani Allah’ın VAHYİNE dayanması gerektiğini apaçık belirtiyor. Ne dersiniz biz Müslümanlar, din adına konuşurken ya da birbirimize İslam dinini anlatırken, delilimiz kanıtımız yalnız Allah’ın vahyi Kur’an mı oluyor, yoksa emin olamayacağımız rivayetler olmasaydı Kur’an kapalı kalır anlaşılamazdı diyerek, Kur’an’ı yeterli görmeyip Mekkeli müşrikler gibi atalarımızın inancını, vahyin önüne mi geçiyoruz, ne dersiniz? Ayetten alaçağımız çok öneli derslerden biriside insan, KENDİ ARZU VE İSTEKLERİNİ ATALARININ İNANCINI DİNLEŞTİREMEZ. KEYFİ BEŞERİ RİVAYET KURALLAR KOYARAK, “BANA BİR ŞEY OLMAZ” MANTIĞIYLA HAREKET EDEMEZ. Sanırım bu satırları okuduğunuzda, Allah’ın Resulünün şefaatiyle, mahşer günü günahlarımızdan arınacağımıza ve cennete gideceğimize inanan, milyonlarca Müslüman vardır. Hristiyanlarda aynı mantıkla cehenneme gitmeyeceklerine, Hz. İsa’nın onların yerine azap çektiğine inanıyorlar. Allah bu ve benzeri yanlışları sakın yapmayın diye bizleri uyarıyor. İnsanın sadece canının öyle istemesi veya kendini haklı görmesi, onu ahirette kurtarmaya yetmez. İnanç ve ahlak dünyamızı kendi nefislerimizin isteğine göre değil, SOMUT HAK OLAN KUR’AN GERÇEKLERİ VE ONUN KOYDUĞU HÜKÜMLER ÜZERİNE İNŞA ETMELİYİZ. Onun kaynağı da, sorumlu olduğumuz YALNIZ KUR’AN’DIR. Hiç kimsenin elinde Allah’tan alınmış özel bir garanti, imtiyaz veya sözleşme yoktur. Dünyadaki makam, servet veya soy, ahirette otomatik bir imtiyaz sağlamaz. Kurtuluş ancak iman ve ihlaslı amellerle yani batıldan ve hurafeden uzak YALNIZ ALLAH’IN İPİNE SARILMAKLA MÜMKÜNDÜR. Makaleme son vermeden önce birkaç cümleyle özetlemek isterim. Bu ayetler bizleri özeleştiri yapmaya, iddialarımızı ALLAH KATINDA GEÇERLİ BİLGİ VE BELGEYE DAYANDIRMAYA ve Allah’ın huzurunda kibirli değil, mütevazı bir kul olmaya davet etmektedir. Dilerim Kur’an gerçeklerinin farkında olan, Allah’ın azınlık halis kulları arasında oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  4. Kur’an ayetlerini doğru anlayabilmemiz için, ilk önce Kur’an'ın diğer ayetlerine müracaat etmeli, onlardan yardım almalıyız. Yani bu konuda delilimiz, kanıtımız yalnız Kur'an olmalıdır. Çünkü Allah Kur’an'ın kendisini açıklayan, eşi benzeri olmayan bir nur, ışık olduğunu söyler bizlere. Sakın emin olmadığınız bilgilerin, ardına düşmeyin diye de uyarır. ÇOK DAHA ÖNEMLİSİ, AKLIMIZI KULLANMAMIZI EMREDER. BUDA DEMEKTİRKİ, AKLA MANTIĞA UYMAYAN HİÇ BİR ŞEYİ, ALLAH EMRETMEZ. Allah'ın ayetlerinde, bizlere ne anlatmaya çalıştığını, Kur’an'dan değil de, rivayet kaynaklardan anlamaya çalışırsak, asla doğru anlamamızın, mümkün olamayacağını bilmeliyiz. Bugünkü yazımın konusu çok önemli. Onun içinde detaylı uzun yazmak zorunda kaldım, lütfen sabırla okuyunuz. Kur’an'ın en çok zikrettiği ve bizlerden istediği ibadetlerden birisi de, salatın bir boyutu olan namaz dır. Günümüzde namazımızı kılarken, Mescid-i Haram'a dönerek kılarız. Peki, bu yöne dönerek namaz kılmamızı, Allah'mı Kur’an'da emretmiştir? Gelin bu konuyu, rivayetlerin etkisi altında kalmadan, önce Kur’an'a danışalım, daha sonrada rivayet hadisler bu konuda neler söylüyor, bizleri nasıl yönlendiriyor, bu söylenenleri akıl ve Kur’an süzgecinden geçirelim ki, gerçek doğrulara ulaşabilelim. Önce Mescid-i Haram'a dönerek, namazlarımızı kılmamız gerektiğine delil gösterdikleri ayetlere bakalım. Gerçekten Allah MUHKEM YANİ APAÇIK BİR ŞEKİLDE, namazlarınızı kılarken, bu yöne dönerek mi kılın diyor? Yoksa bizlere, çok daha farklı bir konuyumu anlatıyor? Bakara 144: BİZ SENİN, YÜZÜNÜ GÖĞE DOĞRU ÇEVİRDİĞİNİ ELBETTE GÖRÜYORUZ. İŞTE ŞİMDİ KESİN OLARAK SENİ MEMNUN OLACAĞIN KIBLEYE DÖNDÜRÜYORUZ. ARTIK YÜZÜNÜ MESCİD-İ HARÂM TARAFINA ÇEVİR; NEREDE OLURSANIZ OLUN YÜZÜNÜZÜ O YÖNE ÇEVİRİN. KUŞKU YOK Kİ KENDİLERİNE KİTAP VERİLENLER BUNUN RABLERİNDEN GELMİŞ BİR GERÇEK OLDUĞUNU ELBETTE BİLİRLER. ALLAH, ONLARIN YAPTIKLARINDAN HABERSİZ DEĞİLDİR. (Kur'an yolu. Diyanet İşl.) Önce yukarıdaki ayeti anlamaya çalışalım. Siz yukarıda yazılan ayette namaz ( SALAT) kelimesini gördünüz mü? Yani namazlarınızı kılarken, şu istikamete dönerek mi kılın diyor? Lütfen bu konu üzerinde önce düşünelim, çünkü ayette salat/namaz kelimesi asla geçmiyor. KIBLE KELİMESİ BU VE BİR ÇOK AYETTE, İZLENECEK DOĞRU YOL, AMAÇ ANLAMINDA KULLANILMIŞTIR. Dikkat ettiyseniz, ayette namaz kelimesi geçmediği halde, ayeti tercüme edenler, parantez içine özellikle NAMAZ sözcüğünü koymuşlar. Yani Allah bahsetmemiş, açıklamamış ama aslında Allah namazlarınızda, Mescid-i Harama dönün namaz kılarken demek isteniyor, anlamı verilmiş. HÂŞÂ YOKSA BİRİLERİ, AYETTE EKSİK Mİ TAMAMLAMA PEŞİNDE. İşte bizler ayetleri Allah bahsetmediği, hüküm vermediği halde, böyle kendi rivayet düşünce ve itikatlarımız doğrultusunda, bakın ayetleri nasıl da yönlendiriyor, farklı anlamlar veriyoruz. Bir başka deyişle ayetlere, kendi inançlarımızı söyletmenin yolunu arıyoruz. Ayete uymak yerine, ayeti kendimize uyduruyoruz. Halbuki Allah, biz herşeyden nice örnekleri, değişik ifadelerle verdik, açıkladık ki anlayasınız diyordu? Ama bizler bu uyarıları ne yazık ki unutuyoruz, sırf batıl inançlarımızı ayetlere ilave ederek dine sokmak adına, düşünmeden hareket edebiliyoruz. Böylece ayet asıl anlamından da sapmış oluyor. Bildiğiniz gibi Mescidi Haramı inşa eden Hz. İbrahimdir. Allah Kur'an'da neden Mescidi harama yüzünüzü çevirin diyor burası çok önemli. Çünkü Mescidi Haram Kur'an'da HZ. İBRAHİMİN MAKAMI olarak bildiriliyor. Ali İmran 95. ayetinde bakın ne diyor. "DE Kİ: “ALLAH DOĞRU SÖYLEMİŞTİR: ŞU HÂLDE, YALNIZ HAKKA YÖNELEN VE MÜŞRİKLERDEN DE OLMAYAN, İBRAHİM DİNİNE UYUN!”(Ali İmran 95) Konumuzu anlamaya devam edelim. "BAZI DAR KAFALI İNSANLAR, “ŞİMDİYE KADAR UYDUKLARI KIBLEDEN, ONLARI VAZGEÇİREN NEDİR?” DİYECEKLER. DE Kİ: “DOĞU DA BATI DA ALLAH'IN DIR; O, DİLEYENİ DOĞRU YOLA İLETİR." (Bakara 142) "HER NEREDEN (YOLA) ÇIKARSAN YÜZÜNÜ MESCİD-İ HARÂM TARAFINA ÇEVİR. BU, ELBETTE RABBİNDEN GELEN BİR GERÇEKTİR. ALLAH YAPTIKLARINIZDAN HABERSİZ DEĞİLDİR." (Bakara 149) "HER NEREDEN ÇIKARSAN, YÜZÜNÜ MESCİD-İ HARÂM TARAFINA ÇEVİR. NEREDE BULUNURSANIZ YÜZÜNÜZÜ YİNE O TARAFA DÖNDÜRÜN Kİ, -HAKSIZLIĞA SAPLANMIŞ OLANLARI DIŞINDA- İNSANLARIN ALEYHİNİZE KULLANACAKLARI BİR DELİL BULUNMASIN. ONLARDAN KORKMAYIN, BENDEN KORKUN. VE BİR DE SİZE NİMETİMİ TAMAMLAYAYIM, SİZ DE HİDAYETE ERESİNİZ" (Bakara 150) Bu ayetlerden de anlaşılacağı gibi, Allah Resulünün ve bizlerin yüzümüzü yani yönümüzü izleyeceğimiz yolumuzu, Hz. İbrahimin HANİF inancına doğru dönmeizi onun gibi olmamızı emrediyor. Allah özellikle YÜZÜNÜZÜ kelimesini kullanıyor, peki neden olabilir? Çünkü yüz bireysel kimliğin, duyguların, hakikatin ve ruhun en önemli sembolüdür. Enam 89 ve 90. ayetinde Allah, gönderdiği Resullerinden bahsederek, ONLAR ALLAH'IN HİDAYET VERDİĞİ, DOĞRU YOLU GÖSTERDİĞİ KİŞİLERDİR, SENDE ONLARIN YOLUNA UY DİYE GEÇER. Ayette hiç bahsedilmediği halde, bu ayet örnek verilip, daha önceki toplumlarda namaz kılarlardı ve namazlarını BEYTÜL MAKDİS’e yani mukaddes ev ya da mukaddes topraklara dönüp kıldıkları rivayet edildiğinden, Allah'ın Resulünün de geçmiş Resulleri örnek alması emri verildiğinden, bu ayet gereği Hz. Muhammed'in de namazlarını ilk kılarken, bu bölgeye dönerek kıldığını ayetten çıkartıyorlar. BU NASIL BİR MANTIK, AYETLERİ ANLAMA ŞEKLİ, DOĞRUSU ANLAMAK MÜMKÜN DEĞİL. HER NE HİKMETSE BU BÖLGE YA DA İSİM KUR’AN'DA NEDEN HİÇ GEÇMİYOR DİYE HİÇ KİMSE SORMA GEREĞİNİ BİLE DUYMUYOR. Rivayetlerle ayetleri anlamak, sanırım böyle bir şey olsa gerek. Unuttuğumuz bir gerçek var ki, Allah'ın Elçisi ÜMMİYDİ. Asla kitap Ehline tabi olmamıştı ve Kitap Ehlinin din adına yaşadıklarının batıl ve hurafelerle yaşandığını bildiği içinde, onları taklit etmesi ve onları örnek alması mümkün değildi. ALLAH'IN ELÇİSİNİN ÖRNEK ALMASI GEREKEN, GEÇMİŞ RESULLERE İNDİRİLENLER VE ONLARIN YALNIZ VAHYE UYMALARIYDI ÖRNEK GÖSTERİLEN. YOKSA O RESULLERE İNANDIKLARINI SÖYLEDİKLERİ KİŞİLERİN TOPLUMLARIN, BATIL İNANÇLARI DEĞİLDİ ÖRNEK ALINMASI GEREKEN. İlginçtir yine bu ayet örnek gösterilip, namaz emri verilmiş ama KIBLE yani hangi yöne dönülerek namaz kılınacağı emri gelmemişti, onun için Allah'ın Resulü mecburen Beytül Makdis e dönerek kılıyordu namazını, kitap ehline uyuyordu denebiliyor. Lütfen unutmayalım, Allah bir emir veriyorsa, onu eksik, detaysız asla vermez. Yada daha önceki toplumların tamamına verdiği bir emri, sırf Resulü O yöne dönerek namaz kılmak istemiyor diyede değiştirmez. Biraz akıl ve birazda Kur'an mayası, bu yanlışları fark etmemizi sağlayacaktır. Ayette geçen KIBLE konusuyla ilgili, diğer ayetlere bakmaya devam edelim. Bakara 144. ayeti doğru anlayabilmek için, bu ayetin devamına bakalım, o ayette kıble konusunda nasıl bir açıklama yaplıyor. "YEMİN OLSUN, EHLİKİTAP'A SEN HER TÜRLÜ MUCİZEYİ GETİRSEN DE ONLAR SENİN KIBLENE UYMAZLAR; SEN DE ONLARIN KIBLESİNE UYMAYACAKSIN. ONLAR BİRBİRLERİNİN KIBLESİNE DE UYMAZLAR. EĞER SEN, İLİMDEN NASİBİN SANA GELDİKTEN SONRA ONLARIN BOŞ VE İĞRETİ ARZULARINA UYARSAN, İŞTE O ZAMAN KESİNLİKLE ZALİMLERDEN OLURSUN." (Bakara 145) Şimdi de bu ayet üzerinde düşünelim. Bahsedilen kıblenin anlamı, sizce namaz kılarken döneceğimiz bir yer mi, yoksa KIBLE SÖZCÜĞÜNÜN çok daha farklı bir anlamı mı var burası önemli. Ayetlere baktığımızda tek bir kelime bile salât, yani namazdan bahsetmiyor. AYETLERDEN ÇOK AÇIK ANLAŞILDIĞI GİBİ, KIBLE SÖZCÜĞÜNÜN ANLAMINA BAKTIĞIMIZDA, DOĞRU TARAF, İZLENECEK DOĞRU İSTİKAMET, TAKİP EDİLECEK EN DOĞRU YÖN OLDUĞUNU ANLIYORUZ. Bu konuda Allah Resulünü uyarıyor ve sen sana emrettiğim kıbleye yani doğru yola uymaya devam et, onlar senin yoluna asla uymalar diyor. Dikkat ederseniz ben ayetleri rivayetlere göre değil, Kur’an'ın bütünlüğünde ayetler üzerinde düşünerek anlamaya çalışıyorum. Peki, rivayetlere göre anlamaya çalışanlar, bu sözlerden ne anlamışlar, şimdide ona bakalım. "Eskiden namazlar Yahudilerin kutsal yeri olan Mescidi Aksaya (Beytul Makdis e) dönerek kılınıyormuş. Yahudiler bununla da öğünüyorlarmış. Bu Allah'ın Elçisinin hiç hoşuna gitmediği için Allah'a yalvarıp, kendisinin de istediği Mescidi Harama yönelip, namaz kılmayı istediğinden Allah, Elçisinin isteğini duyarak bu ayeti gönderdiği söyleniyor ve bu ayetten sonra namazlar M.Aksaya değil M. Harama dönerek kılınmaya başlandığı anlatılıyor." Önce şunu hatırlatmak isterim. Allah, Resulünün hatırı için, daha önce emrettiği dönülecek bir kıble emri verdiyse, asla bunu değiştirmez. Hz. Muhammed'te, Allah'ın daha önce verdiği kıble emrini, değiştirmek istemeside mümkün değildir. Peki, dostlar, bu bilgiler nereden alınmış diye neden sormuyoruz. Anlatılanlar doğru olsa, Allah herşeyden nice örnekleri, değişik ifadelerle Kur'an'da size verdik, HİÇ BİR EKSİK BIRAKMADIK dediği halde, bu konuda bizlere bilgi vermezmiydi? Aklını kullanıp düşünene, herşey çok açık. Ayetlere kendimizce anlamlar yüklersek, böylece Rabbin asla Kur’an'da bahsetmediği bir sonuca varırız. BU BİLGİLER NEDEN KUR’AN'DA YOK, DİYE NİÇİN SORAN YOK? Bazı arkadaşlarımız Kur’an'dan, namaz kılarken döneceğimiz bir kıblenin olduğunu bazı ayetlere, ayetlerde hiç bahsedilmeyen anlamları vererek, Mescidi Haram'a dönerek namaz kılma emrini, Kur’an'dan çıkarmaya çalışıyorlar ve şunları söylüyorlar. “ Kur'an'da bildiğiniz namaza devam edin denilince, kıblesi ile beraber nasıl biliyorlarsa öyle kıldılar.” Bu düşünceyi, neden kabul etmemiz mümkün değil. ÇÜNKÜ DİNİN ANASI TEMELİ OLAN MUHKEM AYETLERİN, ÖZÜNE UYMUYORDA ONDAN. Hatırlatırım Allah, Kur'an'ın ipine sarılmamızı istiyor, Kitap Ehlinin batıl ve hurafelerle yaşadığı, ibadetlerine değil. Kur'an'ın indirilmesinin amacıda zaten, YOLDAN SAPMIŞ KİTAP EHLİNİ DOĞU YOLA, KIBLEYE TEKRAR DÖNDÜRMEK İÇİNDİR. Daha önce söylediğim gibi, Allah'ın Elçisi ümmiydi ve hiçbir ehli kitaba onların inançlarına tabide değildi ve onların yaptığı bir çok şeyin yanlış olduğuna inanıyordu. Onun içinde Allah Elçisine, SANA İNDİRDİĞİMLE KULLARIMA HÜKMET VE YALNIZ KUR'AN'A UY ONLARA UYMA EMRİNİ VERMİŞTİ. Yine ayetlerde geçen şu cümle kullanılıyor. “Senin yüzünün gökyüzüne devamlı baktığını, kıblenin değişmesini istediğini ayet beklediğini biliyoruz.” Böyle zorlayıcı düşüncelerle ayeti anlamaya çalışırda, yanlış inançlarımıza ayette asla bahsedilmeyen bir anlam yüklersek, kanıt gösterirsek kendimizi aldatmış oluruz. Allah'ın Elçisinin, böyle düşündüğünü kim söylüyor, Kur’an'mı, rivayetler mi? Allah bunu anlatmak isteseydi, Elçisinin ne düşündüğünü de bizlere söyler ve bizlerin bundan sonra namaz kılarken artık, Mescidi Haram'a neden döneceğimizi ve niçin bu değişikliğin yapıldığını bildirir açıklardı. Ama Kur’an'da asla böyle bir bilgi ve açıklama yoktur. Doğruluğunun kanıtı olmayan bilgilerle, inançlarımızı yaşayamayız. Lütfen kendimizi aldatmayalım. Bildiğiniz gibi Mescid-i Aksa Allah'ın Resulünün vefatından çok sonra, Emeviler devrinde yapılmış ve Kur’an'da geçen isim özellikle kasıtlı olarak mescide verilmiştir. Bunlara inanmak, Yahudilerin içimize soktuğu yanlışları aklamak olur. Ayette geçen MESCİD-İ AKSA ÇOK UZAK MESCİT ANLAMINDADIR. ASLA BİR YERİN, MESCİDİN İSMİ DEĞİLDİR. Yukarıda örneğini verdiğim Bakara suresi 145. ayette, aslında KIBLE konusundan Kur’an'ın neyi kast edildiği, çok açık anlaşılıyor. Eğer ayetleri rivayetlerle anlamaya çalışmazsak tabi ki. Ehli Kitap dan bahsederek Allah, onlara ne kadar mucize bile getirsen, SENİN KIBLENE YANİ SENİN İZLEDİĞİN YOLUNA, SANA EMREDİLENE UYMAZLAR DİYOR. SENDE SAKIN ONLARIN KIBLESİNE, YANİ ONLARIN TAKİP ETTİKLERİ BATIL YOLA UYMA DİYEREK İKAZ EDİYOR. DİKKAT ÇEKİCİDİR, EHLİ KİTAP BİR BİRİNİN KIBLESİNE YANİ İNANÇLARINA BİLE UYMADIĞINI BİLDİRİLİYOR. ALLAH'IN ELÇİSİNİN İZLEDİĞİ YOL HZ. İBRAHİM'İN YOLUDUR. AYET BUNU ANLATIYOR. Kıbleden kasıt namazda yöneleceğimiz istikamet olsa, Allah neden bu sözleri söylesin. Allah kitap ve Resul gönderdiği, her topluma farklı bir kıble emredip, tek din olan İslam'ın en önemli ibadetinde, Ehli Kitap arasında ayrım yapar, ihtilaf yaratır mı? Allah Ehli Kitaptan bahsederek, onlar birbirilerinin de kıblesine uymazlar, çünkü onlar İBRAHİMİN YOLUNDAN SAPMIŞ, kendi aralarında FARKLI YOL, KIBLE, İNANÇ üzerinde oldukları bilgisini vurguluyor. Ayetin sonunda Allah'ın söylediği ise, KIBLE sözünden neyi kast ettiği çok açık anlaşılıyor ve bakın ne diyor. "EĞER SEN, İLİMDEN NASİBİN SANA GELDİKTEN SONRA, ONLARIN BOŞ VE İĞRETİ ARZULARINA UYARSAN, İŞTE O ZAMAN KESİNLİKLE ZALİMLERDEN OLURSUN." Buradan da anlaşılıyor ki Allah Elçisine, SANA İNDİRDİĞİM İLİM YANİ KUR’AN SENİN KIBLENDİR, İZLEYECEĞİN YOLDUR DİYOR. Sakın sana indirdiğim kıblenden, KUR’AN'DAN sapma diyerek uyarıyor. Şimdide ayette geçen, şu sözlerden ne kast ediliyor ona bakalım. "ARTIK YÜZÜNÜ MESCİD-İ HARAM YÖNÜNE ÇEVİR. NEREDE OLSANIZ, YÜZÜNÜZÜ MESCİD-İ HARAM YÖNÜNE DÖNDÜRÜN." Hemen düşünelim. M.Haram neyin sembolüydü? İbrahim'i tüm dinlerin sembolü. Allah ne diyordu bize? Hz. İbrahim'in, bizlerin atası olduğu ve bizlerin Hanif İbrahim'in dininden olduğumuz anlatılıyordu ayetlerinde. ÇOK DAHA ÖNEMLİSİ, ALİ İMRAN 97. AYETİNDE ALLAH, MESCİDİ HARAMDAN BAHSEDERKEN, ORADA İBRAHİM'İN MAKA'MI VARDIR DİYOR. YANİ YÜZÜNÜ BU YÖNE DÖNEN, HZ. İBRAHİMİN YOLUNU İZLİYOR DEMEKTİR. BİR BAŞKA DEYİŞLE YÜZÜNÜZÜ BATIL VE HURAFEDEN UZAK, İBRAHİMİN ARI, DURU İNANCINA ÇEVİRİN ANLAMINDA SÖYLÜYOR. Demek ki Mescidi Haram bir sembol. Buraya dönmekle Hz. İbrahimin dinine, inancına İZLEDİĞİ YOLA, ONUN İZLEDİĞİ KIBLEYE dönmüş oluyoruz. Bu gerçeği kabul etmek istemeyenler, Kabeyi Hz. İbrahim değil, Hz. Adem yapmıştır demişlerdir. Ayetlerde geçen kelimelere farklı anlamlar vererek, gerçeği saptırmışlardır. Çünkü bu gerçeği kabul ettiklerinde, daha önceki toplumlar namaz kılarken bu durumda, herhangi bir yöne dönerek namaz kılmadıkları çıkıyor ortaya da ondan. Hatta bizlere farklı bir din gönderilmediği, M. Haram'ın Hz. İbrahimden bu yana, tüm Ehli Kitabın burada birleştiği, birlikte ibadet ettikleri anlatılıyor ve M. Haram'ın Allah'ın doğru yolunun bir merkezi, sembolü olduğu anlatılmaya çalışılıyor Kur'an'da. Bu konu ile ilgili iki ayet hatırlatmak istiyorum sizlere. Nisa 125: İYİLİK YAPARAK KENDİSİNİ ALLAH'A TESLİM EDEN VE İBRAHİM'İN DİNİNE DOSDOĞRU OLARAK TÂBİ OLAN KİMSEDEN, DİN BAKIMINDAN DAHA İYİ KİM OLABİLİR? ALLAH, İBRAHİM'İ DOST EDİNMİŞTİ. Ali imran 68: DOĞRUSU ONLARIN İBRAHİM'E EN YAKIN OLANI, ONA UYANLAR, ŞU NEBİYE VE İMAN EDENLERDİR. ALLAH DA MÜMİNLERİN DOSTUDUR(VELİSİDİR). Allah özellikle Hz. İbrahim'e atıfta bulunarak, bizlere çok önemli bir işaret veriyor. Bakın ayette bahsedilen, nerede olursanız olun, yüzünüzü M. Harama çevirin sözünün asıl amacı, böylece ortaya çıkıyor. NEREDE YA DA KİMLERDEN OLMAMIZIN, HİÇBİR ÖNEMİ YOKTUR. ÖNEMLİ OLAN TÜM İMAN EDENLERİN, HANİF İBRAHİM'İN DİNİNDE ÖZDE BİRLEŞMESİ BÖLÜNMEDEN, BATILDAN VE HURAFEDEN UZAK, PARÇALANMADAN ALLAH'IN İPİNE SARILIP, TEK YOLDA GİTMESİDİR DİYOR. Lütfen tekrar dikkatle ayetleri okuyunuz, asla namaz kılarken, bu yöne dönün öyle namazlarınızı kılın diye Kur’an'da hiç bir ayette geçmez. Allah'ın namaz kılarken, şu tarafa dönerek kılın diye bir emri yoktur. Bakın rivayetler bu konuda ne diyor ve toplumu nasıl yanıltıyor. 6256 - el-Bera radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam'la birlikte BEYTU'L MAKDİS'E DOĞRU ONSEKİZ AY NAMAZ KILDIK. MEDİNE'YE GİRİŞİNDEN İKİ AY SONRA KIBLE İSTİKAMETİ KA'BE'YE ÇEVRİLDİ. Resulullah aleyhissalatu vesselam, Beytu'l Makdis'e müteveccihen namaz kılarken yüzünü çokça semaya çeviriyordu: Allah Teala hazretleri, Peygamberinin kalbinden geçeni yani, Ka'be'ye yönelme arzusunu bildi. Bir gün Cebrail aleyhisselam (göğe doğru) yükseldi. Resulullah aleyhisalatu vesselam, o yerle gök arasında yükselirken onu gözüyle takip etmeye başladı, onun nasıl bir vahiy getireceğini gözetliyordu. Derken aziz ve celil olan Allah "BİZ SENİN YÜZÜNÜN GÖĞE DOĞRU ÇEVRİLİP DURDUĞUNU GÖRÜYORUZ..." (Bakara 144) ayetini indirdi. Biz, Beytu'l-Makdis'e doğru farzın iki rek'atini kılmış tam rükûda iken, bir adam gelip: "Kıble, Ka'be'ye doğru çevrilmiştir!" haberini getirdi. Derhal yönlerimizi çevirdik. Namazımızı yenilemeyip kıldığımız kısmın devamını tamamladık. RESULULLAH ALEYHİSSALATU VESSELAM: "EY CİBRİL! BEYTUL-MAKDİSE DOĞRU KILDIĞIMIZ NAMAZLARIMIZIN HALİ NE OLACAK?" DİYE SORDU. BUNUN ÜZERİNE DE, ALLAH TEALA HAZRETLERİ: "ALLAH SİZİN (DAHA ÖNCE BEYTU'L-MAKDİS'E DOĞRU KILDIĞINIZ) NAMAZLARI ZAYİ ETMEYECEKTİR" (Bakara 143) ayetini inzal buyurdu." İŞTE BİZLERİN İNANCIMIZI YÖNETEN RİVAYETLER. TÜM BU RİVAYETLERE, HİÇ ŞÜPHE DUYMADAN İNANIYORUZ VE GÜNÜMÜZDE BU RİVAYETLER, İMANIMIZI ŞEKİLLENDİRİYOR VE BİZLER İBADETLERİMİZİ BU RİVAYETLERE GÖRE YAŞIYORUZ. Sizlere sormak istiyorum, lütfen hiçbir etki altında kalmadan düşünelim. Kur’an'ın hiçbir yerinde namazlar ilk önce M. Aksa ya, yani Beytul Makdise dönerek kılınıyordu, daha sonra Allah Resulünün isteği üzerine, M. Haram'a doğru dönerek kılın emri geldi diye tek bir açıklama, bilgi var mı? Asla bulamazsınız. Bu bilgiler rivayetlerde geçer ve bu bilgilere göre imanımızı şekillendiremeyiz. Benden hatırlatması, gerisi size kalmış. Hani Rabbimiz Kur’an'da biz sizlere, her şeyden nice örnekleri verdik ki anlayasınız diyordu, ne oldu bu ayetlerin hükmü? Hani sizleri Kur’an'dan hesaba çekeceğim diyordu? Emin olmadığın bilginin ardına düşme, hesap sorarım diyen Rabbimizi duyan, işiten yokmu? Yoksa bu ayetlere iman etmiyor muyuz? Bahsedilen hadiste, Allah'ın Resulü Cebrail e diyor ki, daha önce Beytul Makdis'e yani M. Aksa ya doğru kıldığımız namazlar ne olacak diye soruyor. Bu soru üzerine Allah'ın cevap verdiğini söyleyerek, Bakara 143. ayet ile bağlantı kurarak, verdiği cevabın bakın ne olduğu söyleniyor. ("ALLAH SİZİN (DAHA ÖNCE BEYTU'L-MAKDİS'E DOĞRU KILDIĞINIZ) NAMAZLARI ZAYİ ETMEYECEKTİR.) Gelin bahsettikleri ayete bakalım. Acaba siz Allah'ın Resulünün sorduğu söylenen, konunun ayette bahsedilmemesine rağmen, sorunun cevabını ayette buldunuz mu? Bakara 143: BÖYLECE SİZİ İNSANLARA ŞAHİT VE ÖRNEK OLMANIZ İÇİN TAM ORTADA BULUNAN BİR ÜMMET KILDIK. RESUL DE SİZE ŞAHİT VE ÖRNEKTİR. SENİN YÖNELDİĞİN YÖNÜ, RESULE UYANLARI, CAYACAKLARDAN AYIRT ETMEK İÇİN KIBLE YAPTIK. DOĞRUSU ALLAH'IN YOLA KOYDUĞU KİMSELERDEN BAŞKASINA BU AĞIR BİR ŞEYDİR. ALLAH İMANINIZI BOŞA ÇIKARACAK DEĞİLDİR. DOĞRUSU ALLAH İNSANLARA ŞEFKAT GÖSTERİR, MERHAMET EDER. Ayette Allah sizleri orta yolu izleyen ümmet yaptık diyor. Yani batıl ve hurafeden uzak, dinde bölünmeyen Allah'ın çizdiği yolda giden ümmetler yaptık diyor. Resulün yöneldiği yönden bahsediliyor. Peki, daha önceki ayetlerde, Allah'ın Resulünün yönü neydi? Hz. İbrahim'in yöneldiği, Hanif din üzerinde olduğunu görmüştük. Allah'ın Elçisinin yöneldiği yönü, yani senin izlediğin takip ettiğin dini, sana uyanlar ya da cayanlar için kıble yani doğru yol olarak belirledik ki, uyanı uymayanı ayırt edelim diyor. Allah'ın istediği yoldan, belirlediği kıbleden sapmamak, gerçek anlamda iman edenlerin dışındakilere zor gelir diyor. ÇÜNKÜ İNSANLARIN, ATALARININ DİNİNDEN VAZ GEÇMELERİ ÇOK ZORDU, ONLARIN AKILLARINI KULLANIP, GERÇEKLERİN ARAYIŞINDA OLMALARI GEREKİR, UYARISINI YAPIYOR. Böylece gerçek iman edenle, etmeyenleri Allah bu yolla ayırt edecek ve gerçek iman edenlerin ibadetlerini/imanını zayi edecek değildir diyor. Sizler yukarıdaki ayeti okuduğunuzda, rivayet hadiste anlatılanlarla, bir bağlantı kurabildiniz mi? Allah daha önce bir hüküm verdiyse, bunu da değiştirme gereği duymuş ise, bu konuda mutlaka Kur’an'da örnekler vererek bir açıklama yapmıştır. Eğer böyle bir açıklama yoksa buna inanmamız, iman etmemiz bizleri yanlışa götürecek, Allah'ın kıblesinden yolundan saptıracaktır. Şimdide şöyle düşünelim. Acaba Allah'ın Elçisi, Yahudiler ya da Hıristiyanlar namaz kılarken, M Aksa ya ( Beytul Makdis ) yönelip namaz kıldıkları için, kendisinin de bu yöne doğru, namaz kılmasından üzüntü duyabilir mi? Gelin bu konu üzerinde düşünelim şimdi de. Eğer diğer Ehli kitaba Allah, bu yöne dönerek namaz kılın diye hükmünü vermiş olsaydı, Allah'ın Elçisi bundan neden rahatsızlık duysun, mutlulukla yerine getirir şikayetçi olmazdı. Önce şunu unutmayalım, Allah'ın hükümleri evrenseldir. Daha önceki kitaplarında Allah nesih ettikleri yani hükmünü değiştirdiklerini de, bizlere Kur’an'da açıklamıştır, bizleri bilgilendirmiştir. Kur’an'ın açıklamadıkları hurafedir, batıldır bunu lütfen unutmayalım. Namaz, oruç, zekât ve Hac konusunda verdiği emirlerin, tüm ehli kitaba daha öncede farz olduğu bilgisini verir Kur’an. Daha açıkçası bir değişiklik yapıldıysa, açıkça bu bilgi verilir Kur’an'da. Namaz konusu da aynen böyledir. Eğer namaz kılarken, daha önce emrettiği bir yön olsaydı, onu değiştirdiğinde mutlaka MUHKEM YANİ APAÇIK BİR ŞEKİLDE Kur’an'da bahsederdi. Sorumlu tutacağına hükmettiği bir konuyu Ku'an'da bahsetmemesi, sizce mümkün mü? ALLAH BİZLERİN BÖYLE ÖNEMLİ BİR BİLGİYİ, RİVAYETLERDEN ÖĞRENMEMİZİ ARZU EDER MİYDİ SİZCE? BU DÜŞÜNCE KUR’AN'IN YÜZLERCE AYETİNE TERS DÜŞER, LÜTFEN BUNU UNUTMAYALIM. Allah'ın Elçisinin Yahudilere karşı, art niyetle-düşman gözle bakan bir Resul olarak gösterilmesi, Allah'ın Resulünün mizacı asla değildir. Allah daha önceki Ehli Kitaba, namazlarını kılarken bir yön tayin etmiş ise, bundan Allah'ın Elçisinin rahatsız olması asla düşünülemez. Gelelim bugün namazlarımızı kılarken, döndüğümüz kıbleye. Doğrusu şu anda özellikle toplu kıldığımız namazlarımızda, döndüğümüz kıblenin bir beraberlik olması adına, hiç bir sakıncası yok buna kimsenin itirazı da olmaz. Fakat bunun Allah emri olduğunu söyleyerek, ayetlere farklı anlamlar vermemiz ve bu yön dışında namaz kılamayız dememiz yanlış olur. ALLAH BİZLERİN NAMAZ KILARKEN, HER HANGİ BİR YÖNE DÖNMEMİZİ EMRETMEMİŞTİR KUR'AN'DA, lütfen bu gerçeği görelim. PEKİ NEDEN EMRETMEMİŞTİR? KULLARINA KOLAYLIK OLSUN DİYE ELBETTE. Yemin olsun ki bu kitabı, dini kolaylaştırdık hükmünün bir tezahürüdür diyebiliriz. Bazen haberlerini duyarız, kıblesi yanlış cami tespit edildi diye. Kılınan bunca namazımız ne olacak diye, tedirgin olan insanlar vardır. Namaz Allah ile kulunun sohbetidir, namaz Allah ile kulunun en mutlu anıdır. Namaz aciz biz kullarının, Yüce Rabbimizden istek ve dilek kapımızdır. BUNUN HANGİ YÖNDE OLMASININ NE ÖNEMİ OLABİLİR Kİ? Bizler bu gün döndüğümüz kıblemize dönerek, namazlarımızı kılmamızda elbette hiçbir sakınca yoktur. Fakat şunu bilmeliyiz ki Allah'a yönelmek, onun huzuruna durmak için, ALLAH BİZLERE HİÇBİR ZORLUK ÇIKARMAMIŞ, MECBURİ BİR YÖNE DÖNEREK NAMAZ KILMAMIZI EMRETMEMİŞTİR. Eğer böyle bir emir açıkça Rabbimiz vermiş olsaydı, sanırım yüzlerce yıl önce kılınan namazların, yönlerinin tespiti doğruluğu konusunda, tartışma konusu olurdu. Fakat dikkat ediniz, bu konuda ciddi bir tartışmaya hiç rastlanmaz. Şunu düşünmenizi rica ediyorum sizlerden. Allah bu kitabı yemin ederek kolaylaştırdığını, birçok kez söylüyorsa Kur’an'da, bundan yüzlerce yıl öncesinde, yönlerini dahi tespit etmekte zorlanan insanları bağlayıcı bir emir verip, Rabbin huzuruna durmamız da, çok zor bir tespitte bizleri bırakır mıydı? Bizlere namazlarımızda duracağımız yönün, mutlaka Mescidi Haram yönünde olması gerekir, yoksa kabul etmem deseydi, sanırım geçmişte kılınan ve gelecekte kılınacak onca namazın yönü konusunda sorun yaşardık ve her an korku içinde, tedirgin olurduk. ÇOK ŞÜKÜR RABBİMİZ BİZLERİ, ASLA ZOR BİR İBADETLE, TEDİRGİN OLACAĞIMIZ BİR DURUMLA, KARŞI KARŞIYA BIRAKMAMIŞTIR. Geçen gün basından okudum, bir caminin kıblesinin, yanlış yöne baktığını tespit etmişler, yıllarca kimse farkında bile olmamış. Tabi o toplumun üzüntüsünü, orada namaz kılan cemaatin telaşını çok iyi tasavvur ediyorum. Ya Rabbimiz gerçekten, böyle kesin bir emir vermiş olsaydı, ne olurdu o camide namaz kılanların hali. İşte güzelim İslam'ı, ne hale soktuğumuzun acıklı bir örneği. Bizler bu kadar kolay bir dini, nasıl zorlaştırabiliriz onun yarışına girmişiz. Bakalım daha ne kadar zorlaştırıp, Rabbin hışmına uğrayacağız, bunu da zaman gösterecek. BEN BU KONUYU, İMTİHANIM GEREĞİ KUR’AN AYETLERİNİ BİR BÜTÜN OLARAK DÜŞÜNDÜĞÜMDE, BUNLARI ANLADIM. YANILIYORSAM YÜCE RABBİME SIĞINIRIM. BENİM YAPTIĞIM, ALLAH'IN ÖNERDİĞİ GİBİ, RİVAYET VE SANI BİLGİLERDEN UZAK AYETLERİ DÜŞÜNEREK, AKLIMI KULLANARAK VE KUR'AN'IN DİĞER AYETLERİ İLE BAĞLANTI KURARAK, ALLAH'IN NE SÖYLEDİĞİNİ, BİZLERİ NEREYE YÖNLENDİRMEYE ÇALIŞTIĞINI, YİNE REHBERİNE DANIŞARAK ANLAMAYA ÇALIŞMAKTIR. YAZDIKLARIM BENİM KUR'AN'DAN ANLADIKLARIMDIR, YALNIZ BENİ BAĞLAR. SİZLERE DÜŞEN BATIL VE RİVAYETLERDEN UZAK, ALLAH'IN AYETLERİNİ DÜŞÜNEREK ANLAMAK OLMALIDIR. YAPTIĞIM VE YAPACAĞIM YANLIŞLARIMI NE OLUR AFFET RABBİM. Ayetleri eğer Kur’an'dan delil bulmadan, beşerin rivayetleri ile anlamaya çalışırsak yolumuzun, KIBLEMİZİN nereye ulaşacağından, asla emin olamayız. Bizler beşeriz her zaman hata yaparız, bunun unutulmaması gerektiği gerçeğinden yola çıkarak Allah'ın rehberinden, güneşinden, gönül gözünden elimizden geldiğince yararlanma yolunu seçmeliyiz, ona danışmadan hiçbir şey yapmamalıyız. Allah sizlere rehber olsun, gönül gözü olsun diye indirdim dediği kitap, asla anlaşılması zor bir kitap olamaz. Ben anlayamam diyen, anlayarak Kur'an'ı okumayıp üzerinde düşünmeyen bilmelidir ki, bu yolu izlemeyenlerin, gönül gözleri asla açık olamaz. Böylece de Kur’an gerçeklerini görmesi, anlaması da mümkün değildir. GÖNÜL GÖZÜMÜZÜN ANAHTARINI, GÖZLÜĞÜNÜ GELİN KUR’AN'DAN ALALIM VE O KAPIYI AÇALIM. EĞER O KAPININ ANAHTARINI, GÖZLÜĞÜNÜ EDİNDİĞİMİZ VELİLERDEN, RİVAYETLERDEN ALMA YOLUNU SEÇERSEK, ASLA O KAPIYI AÇAMAYACAĞIMIZI DA BİLMELİYİZ. ONUN ANAHTARI TAKLİT EDİLMESİ İMKÂNSIZ, FURKAN'IN İÇİNDE SAKLIDIR. Bizler her doğru bilgiden yararlanmalıyız. Çünkü Kur’an'ın onayından geçen her bilgi, örnek bizlere fayda sağlayacaktır. Tüm bu gerçeklerin, farkında olanlara ne mutlu. Dilerim farkında olan ve Allah'ın emrettiği KIBLEDE yol alan, Rabbin azınlık halis kullarından oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  5. Bizler Kur’an’ı, onun ayetlerini doğru anlamak istiyorsak, mutlaka Allah’ın tavsiye ettiği yöntemi kullanmamız gerekir. Eğer Kur’an’ın önerdiği yöntemin dışına çıkarsak, Allah’ın uyarılarını ve bizlerden istediklerini, yani bizlere tebliğini asla doğru anlayamayız. İSLAM İNANCI, ÖYLE YANLIŞ BİLGİLERLE KARIŞTIRILARAK YOĞRULMUŞ Kİ, BU KARIŞIMIN ALLAH’IN İSTEDİĞİ DOĞRULTUDA MAYA TUTMASI, OLGUNLAŞMASI DA MÜMKÜN OLMUYOR. Böyle olunca da, İslam toplumları huzuru, Allah’ın doğru yolunu bulamıyor. Önce şunu hatırlatmak isterim. Allah görev verdiği Resul ve gönderdiği kitapları, ateistlere yani Allah tanımazla değil, tam tersine iman ettiğini söyledikleri halde, Allah’ın daha önce gönderdiği kitaplarından sapan toplumları doğru yola davet etmek için göndermiştir. BURADANDA ANLIYORUZ Kİ, İNSANLIK VAHYİN İZİNİ YOLUNU TAKİP ETMEK YERNE, NEFİSLERİNİN YOLUNA SAPMIŞLARDIR. Kur’an’a yaklaşımımız ve ondan en doğru şekilde yararlanma yöntemimiz, ONUN HAYAT REHBERİ, HİDAYET KAYNAĞI VE İNSANLIĞI KARANLIKLARDAN AYDINLIĞA ÇIKARAN İLAHİ BİR KELAM OLDUĞU BİLİNCİNE DAYANMALIDIR. Kur’an anlaşılmak, üzerinde düşünülmek ve yaşanmak üzere indirilmiştir. Kur’an’a doğru bir bakış açısı geliştirmek ve ondan azami düzeyde faydalanmak için, bazı temel esasları özellikle takip etmemiz gerekir. Kur’an’ı Hidayet ve Hayat Rehberi Olarak Görmeliyiz. Kur’an’ı hayatın dışındaki teorik bir kitap olarak değil, bireysel ve toplumsal hayatımızı inşa eden dinamik bir rehber olarak konumlandırmalıyız. BUNU YAPABİLMEMİZ İÇİN DE ONU DETAYSIZ, AÇIKLANMAMIŞ GÖRMEDEN, YALNIZ ONUN İPİNE SARILARAK ALLAH’IN BİZLERE NE ANLATTIĞINI ARACISIZ ANLAMAYA ÇALIŞMALIYIZ. Çünkü Allah yemin ederek, anlayalım diye Kur’an’ı kolaylaştırdığını ve hiç bir eksik bırakmadığını özellijkle bildiriyor. Kur’an’a Ön Yargısız ve Tevazu ile Yaklaşmalıyız. KUR’AN’IN KARŞISINA KENDİ FİKİRLERİMİZİ YADA MEZHEP İNANÇLARIMIZI ONAYLATMAK İÇİN DEĞİL, ONDAN YÖN BULMAK (HİDAYET ALMAK) AMACIYLA, SAMİMİ VE TESLİMİYETÇİ BİR KALPLE ÇIKMALIYIZ. Herşeyden önemlisi, Kur’an’a sorumluluk Bilinciyle yaklaşmalıyız. Zuhruf Suresi 44. ayette belirtildiği gibi, bu kitaptan hesaba çekileceğimizin ve onun emirlerinden sorumlu olduğumuzun bilincinde olmalıyız. Kur’an’ı okumaya başlamadan önce, onu nasıl bir yöntemle okumamız gerektiğini bilmeliyiz. AYETLERİ ACELE ETMEDEN, KELİMELERİN VE ANLAMLARIN ÜZERİNDE DURARAK, DERİNLEMESİNE AYETLER ÜZERİNDE KUR’AN BÜTÜNLÜĞÜNDE DÜŞÜNEREK OKUMAK GEREKİR. Bir konudaki ayeti anlamak için, mutlaka Kur’an bütünlüğüne bakılmalı ve aynı konuyu ya da kelimeyi işleyen diğer ayetler bir araya getirilerek analiz edilmelidir. Tek bir ayete bile ters düşen inancımız varsa, ondan hemen vazgeçmeliyiz. Arapça bilmeyen bir insan, Kur’an tercümelerinin birine değil, birçok tercümeleri karşılaştırarak okumak, hatalarımızı en aza indirecektir. Temel amacımız sorumlu olduğumuz yalnız Kur’an’ı yaşamak olmalıdır, onun içinde en önemlisi BİZLERİN, KUR’AN’A GÜVENCİMİZ TAM OLMALIDIR. Çünkü Allah Kur’an’dan sorumlunuz diye uyarıyor. Kur’an’dan faydalanmanın nihai noktası, öğrenilen ve anlaşılan doğruları hayata aktarmaktır. Bizler Kur’an’ı okurken her ayet için, “BU AYET BANA NE SÖYLÜYOR, BENDEN NE YAPMAMI İSTİYOR” sorusunu kendimize sormamız, ondan faydalanmanın en samimi yolu olacaktır. Önce şunu asla unutmamalıyız. Allah yemin ederek, bu kitabı bizler için kolaylaştırdığını söylüyorsa, aklı başında bir insan, Kur’an’ı anladığı dilde okuyup ayetler üzerinde düşündüğünde, Allah’ın tebliğini anlamaması mümkün değildir. Çünkü Allah kulunun anlayamayacağı bir bilgiden, kitaptan sizce bizleri sorumlu tutar mı? Elbette tutmaz. O zaman Kur’an’ın ayetlerini anlamaya çalışırken, Kur’an’ın dışından, hiç kimsenin sözlerinin etkisinde kalmadan, önyargılardan kurtulup öyle ayetleri anlamaya çalışmalıyız. ÇÜNKÜ TEK REHBER, SORUMLU OLDUĞUMUZ KİTAP YALNIZ KUR’AN OLDUĞUNU RABBİMİZ SÖYLÜYOR. Allah da zaten Nahl suresi 98. ayetinde, Kur’an’ı okumaya başlamadan önce bu uyarıyı yapıyor ve şeytanın ve şeytanlaşmış insanların sizlere dayattığı batıldan kendinizi kurtarın ve yalnız Allah’a dayanarak, güvenerek Kur’an’ı okumaya başlayın diyor. https://hakyolkuran1.blogspot.com/…/nahl-suresi-98-ayet… Allah bizlerin sorumlu olduğu dinin anası, temeli olan ayetlerin MUHKEM olduğunu yani, açık seçik ve nice örneklerle açıkladığını bizlere bildiriyor Kur’an’da. Bunun nedenini açıklarken de, hiç kimseye muhtaç olmayasınız diye, nice örneklerle sizlere açıkladık diyor. ALLAH KUR’AN’I AÇIKLAMAK, BİZİM GÖREVİMİZDİR DİYORSA KUR’AN DA, ALLAH’A GÜVENEREK KUR’AN’DA EKSİK ARAMA ÇABASINI, ÖNCELİKLE BIRAKMALIYIZ. Eğer bizler atalarımızın inancını aklayabilmek adına, ayetleri okuduğumuzda tam anlayamıyoruz, ama bilmem kim efendinin, veli kişinin kitaplarını okuduğumuzda daha iyi anlıyoruz dersek, Allah’ın nuruna saygısızlık yapmış oluruz, lütfen bunu unutmayalım. Okuduğumuz beşeri kitapların, ayetleri doğru anlattığından ne kadar emin olabiliriz? Hâşâ Allah’ın anlatamadığını, birilerimi başarıyor? Onun için Allah, özellikle bizlerin ayetler üzerinde düşünmemizi emrederken, “HALA DÜŞÜNMÜYOR MUSUNUZ, DÜŞÜNEN YOK MU?” türünden uyarılar yaparak, bizlerin dikkatini çekiyor. Allah din ve iman adına bizlerin sorumlu olduğu MUHKEM ayetleri bizler anlayabilmemiz için, ayetlerde dolaylı hükümler vermediğini, ben bu konuyu anlayamadım demesinler diye de, başka ayetlerde örnekler verip, o konuyu farklı örneklerle açıkladığını, tekrar ettiğini bildiriyor bizlere. Buradan çok net şunu anlıyoruz. Allah bir emir vermişse, onu dolaylı ya da çok az kişilerin anlayabileceği şekilde değil, MUHKEM yani şüphe duyulmayacak, tartışmaya meyledilmeyecek kadar açık, hükümlerini bizlere bildirdiğini belirtiyor. İMTİHAN OLDUĞUMUZDAN DOLAYIDA ZATEN, BÖYLE OLMASI GEREKMEZ Mİ? Bu durumda bizlerin imtihanı çok daha kolaylaşıyor ama Allah’a güvenip dayanırsak. Bunun farkında olabilmek içinde önce bizler, aracısız Kur’an ile mutlaka buluşmalı ve anlayarak, düşünerek onu okumalıyız. Bizlerin ne yazık ki Kur’an ile bağımız kesilmiş, üzülerek söylemek zorundayım, kafamız Kur’an’ın asla bahsetmediği rivayetlerle doldurulmuş, beyinler karışmış durumda. YANİ HAKLA BATILI, AYIRAMAZ OLMUŞUZ. Önce bizler kafamızdaki bu karmaşayı çözmeliyiz ve emin olmadığımız bilgilerden, Kur’an’ın onaylamadığı inançlardan kurtulmalıyız, onlardan uzaklaşmalıyız. Dinden nemalanan bazı kişiler, Allah’ın elçisinin de ismini kullanıp, bunlarda Allah’ın Resulünün dinde hükümleridir deme gafletine düşüyorlar. Hâlbuki Allah çok açık ne diyor ve uyarıyordu hatırlayalım. “ALLAH HÜKMÜNE HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEZ.” O örnek insan Allah’ın Resulünün adını kullanıp, ona iftira atanlar, ne yani peygamberimiz postacımıydı, dinde hüküm koyma yetkisi de mi yoktu, bu nasıl bir elçilik diyerek, toplumum RESUL sevgisini kullanıyorlar. Kur’an gerçekleri ile buluşan bir Müslüman elbette bunlara inanmıyor, çünkü Allah’ın Resulüne verdiği yetki ve sorumluluğu biliyor ve diyor ki böyle söyleyenlere; “NE YANİ ALLAH’IN RESULÜ, DİNDE ALLAH’IN ORTAĞIMIYDI?” Allah elçisine verdiği yetki ve sorumluluklardan birkaç örnek vermek istiyorum. “RESULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.” (Ankebut 18) “BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ.” (Kehf 56) “SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR.” (Rad 40) “BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM.” (Ahkaf 9 ) HİÇBİR RİVAYET ZAN, DİNDE HÜKÜM KOYAMAZ. Yani bizler ayetler üzerinde düşündüğümüzde var olmayan, açıklanmayan, açıkça verilmemiş bir hükmü ortaya çıkartamayız. EĞER BUNU YAPARSAK, KENDİ ZANLARIMIZIN ESİRİ OLURUZ. Nefsimizde yarattığımız kuralları, hükümleri yani zanları dinin içinde zannederiz. Geleneğin ayetlere yaptığı ilaveler ne yazık ki bizlerin zanları ve nefislerimizin etkisiyle oluşmuştur. Bunları ayetlerden ayırmak ve gerçeklerle buluşmak, bir Müslümanın en önemli görevi olmalıdır. NE YAZIK Kİ GÜNÜMÜZDE HAK İLE BATIL, BİRBİRİNE KARIŞMIŞ. BİZLERİN ZANLARI, DİNDE ASLA AÇIKÇA VERİLMEMİŞ BİR HÜKÜM ORTAYA ÇIKARTAMAZ, BOŞUNA KENDİMİZİ KANDIRMAYALIM. BU YANLIŞLARIMIZ DİNİ ZORLAŞTIRDIRDIĞI GİBİ, TOPLUMUN DİNDEN UZAKLAŞMASINA NEDEN OLUYOR. Lütfen unutmayalım, Allah bizleri Kur’an’dan imtihan ediyor. Birilerinin sözlerinden, ayetlerden anladıklarından, yani zanlarından değil. Değerli arkadaşlarım, bu yazdıklarım benim ayetlerden anladıklarımdır, yani benim imtihanımdır yalnız beni bağlar. Önemli olan ayetleri anlamaya çalışırken, referans aldığımız kaynaktır. Bu kaynak da benim için yalnız Kur’an’dır. Sizlere düşende, kendi imtihanınızı Kur’an’dan bizzat yaşamak ve okuduklarınızı Kur’an ile karşılaştırmak olmalıdır. En az hata yapanlardan olmak istiyorsak batılın, rivayetlerin değil, Allah’ın korumasındaki ayetlerden yararlanmalıyız. Bu yolu izleyen bir Müslüman hiçbir zaman, Allah’ın açıkça söylemediği, hükmetmediği, bahsetmediği bir şeyi din diye asla kabul etmez. ÇÜNKÜ HÜKÜM VERMEK, YALNIZ ALLAH’A MAHSUSTUR. Bizlere düşen ayetleri, verilen hükümler doğrultusunda anlamak yaşamak ve anlatmaktır. Bu konuda bir örnek vermek istiyorum. Kadınların ay halinde, Kur’an okuyamayacağı ya da ibadet edemeyeceği, oruç tutamayacağı konusunda Allah hiçbir yasak getirmemiştir Kur’an’da. Bakara 222. ayet de, kadın regli halindeyken, CİNSEL İLİŞKİYE GİRİLMEMESİ KONUSUNDAN BAHSEDER. Temizlendiğinde yani ay hali bittiğinde….., açıklamasını yapar. Bu ayette geçen, temizlendiğinde sözüne öyle anlamlar vermişlerdir ki, asla Allah böyle bir hüküm vermemiştir. Demişler ki, kadın ay halinde kirlidir, cünüptür ibadet yapamaz, Kur’an okuyamaz, oruç tutamaz. İyide bu hükme bir kelimeden yola çıkarak nasıl varırsınız. İşte bu düşünceler kişilerin zanlarıdır, asla Allah’ın Kur’an’da MUHKEM bir hükmü değildir. Bu inanç birçok konuda olduğu gibi, Yahudilerin fıkıh inancından bizlerin inancına girmiştir. Hani Kur’an’dan, sorumlu olduğumuz ayetler muhkemdi. Yani şüphe duyulmayacak kadar açıktı. Nereden çıktı bu hükümler? Ne yazık ki bizler, Allah’ın açık hükümlerine iman etmek yerine, beşerin yarattığı mezhep ve FIKIH inancının hükümlerine, kendi zanlarımıza iman ediyoruz. Eğer bizler Müslüman’sak, Kur’an’dan sorumlu olduğumuzun bilincindeysek, bizlere anlatılan her konuyu, Kur’an’a sormalıyız, danışmalıyız. Kur’an’a sorabilmemiz içinde, ondan haberdar olmalıyız, yani önce Allah’ın emirlerini anlayarak ve düşünerek okumalıyız. Eğer hala Kur’an ile buluşamadıysak, mezheplerin dine yaptığı ilaveleri Kur’an’da göremediğimizde, bakın demek ki söyledikleri doğruymuş, kur’an’da her bilgi detaylı yokmuş diyerek, Allah’ın kitabına saygısızlık yapmaya devam ederiz. ALLAH’IN DİNİNE, TEK YANİ KUR’AN PENCEREDEN BAKMALIYIZ. EĞER KENDİMİZE DİN ADINA FARKLI PENCERELERDE AÇTIYSAK, KENDİ NEFİSLERİMİZDE, SANI DÜŞÜNCELERİMİZDE HÜKÜMLER YARATTIYSAK, ALLAH’IN ORTA YOLU İZLEYEN BİR ÜMMET OLUN, EMRİNİ ASLA YERİNE GETİREMEYİZ. Hatırlayınız Allah ne diyordu ve uyarıyordu bizler? KUR’AN’IN İPİNE SARILIN. Sizce bu emri veren Yaradan, başka kaynaklara da sarılmamızı ister mi? Elbette mümkün değil. Allah’ın elçisini hatırlayınız lütfen, O ÜMMİYDİ. Yani hiçbir dine, inanca tabi değildi. Ama doğrunun ve gerçeklerin arayışı içindeydi. Onun içindir ki Resulün, din hakkında bilgisi yalnız Kur’an’dı. Din adına istifade ettiği başka bir kaynağı yoktu. Eğer Allah’ın Resulünün yolundan gitmek istiyorsak, yalnız sorumlu olduğumuz Kur’an’a ve onun apaçık MUHKEM ayetlerine/sözlerine uymalıyız. Çünkü Allah’ın Resulü yalnız Kur’an’a uymuştu. Kur’an’ın açık bir şekilde bildirmediği hiçbir bilgi, hüküm Allah’ın emri değildir. Lütfen bu gerçeğin artık farkında olalım ve rivayetlerin, sanı inançların takipçisi olmayalım. BİZLERE DÜŞEN, DİN ADINA KONUŞANLARIN ÖNE SÜRDÜKLERİ DÜŞÜNCE VE İNANÇLARININ AÇIK KANITLARINI, KUR’AN DAN DELİL OLARAK İSTEYELİM. Açıkça kanıt gösteremeyip, aslında bu ayette geçen bu kelimeyle Allah, bunu ya da şunu kast ediyor, sen anlayamazsın diyorlarsa, böyle insanlar kendi nefislerini, batıl inançlarını Allah’ın ayetleri üstünden aklamaya çalışanlardır, bunların tuzaklarına düşmeyelim. Unutmayalım Bakara 111. ayetinde, Allah’ın gönderdiği kitap ile konuşmayanlara, emin olmayan kaynaklardan konuşanlara, Allah bakın nasıl bir soru ile cevap verin diyor. “EĞER GERÇEKTEN DOĞRU SÖYLÜYORSANIZ, DELİLİNİZİ GETİRİNİZ.” Sizce Kur’an’dan başka dinde kanıt, delil olabilir mi? Yorumunu sizlere bırakıyorum. Allah cümlemizin yardımcısı olsun. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  6. Aynı dine mensup, aynı kitaba ve Resule inanmalarına rağmen, sizce neden birbirilerine tahammül edemezler ve saygısız bir üslupla konuşurlar, hiç düşündünüz mü? İnsanların aynı kutsal kitaba inanmalarına rağmen farklı mezhep, cemaat ya da tarikat inançları yüzünden birbirlerine karşı saygısız, hatta düşmanca davranmaları, DİN PSİKOLOJİSİ VE SOSYOLOJİSİNİN EN ÇOK İNCELEDİĞİ KONULARDAN BİRİ OLDUĞUNU SÖYLEYEBİLİRİZ. Bu durumun temelinde dini bilgileri TEK KAYNAKTAN ALMAYIP, farklı kaynaklardan alıp, inancını bizzat kendisinin anlama ve yaşama çabasının olmaması çok etkilidir. İnsan psikolojisi, güç mücadeleleri ve kültürel farklılıklar da etkilidir. Elbette bu çelişkili durumun arkasında yatan ana nedenler vardır. Kelimelerin ve Yorumların Farklılığı. Kur’an bizlerin sorumlu olduğu ayetlerin MUHKEM yani şüphe duyulmayacak kadar açık, anlaşılır olduğunu ve yalnız Onun ipine sarılmamız gerektiğini söylediği halde, ayetlerde geçen bazı kelimelere farklı mezhepler, hatta cemaat ve tarikatlar aynı ayet ya da metinleri KENDİ ÂLİMLERİNİN, GÜVENDİKLERİ VELİ KİŞİLERİN SÜZGECİNDEN GEÇİREREK FARKLI YORUMLAR. Zamanla bu yorumlar, DİNİN ASIL TEMELİNDEN DAHA KUTSAL ALGILANMAYA BAŞLAR. Kişi kendi yorumunu ya da inancını “TEK DOĞRU” olarak gördüğünde, diğer yorumu ya da inancı “SAPMA” olarak nitelendirir. Acaba benim inancımda hatalı olabilir mi diye düşünmez çünkü bu konuda kendisinin hiçbir öğrenme araştırma çabası olmamıştır. İnancından emin olamayan bir insan karşı inanca asla saygı duymaz, ÇÜNKÜ İNANCININ YANLIŞ OLMASINDAN KORKAR. Dünya üzerinde hiç bir bilimsel kitaba yapılmayan bu davranış, sizce neden Allah’ın kitabına yapılıyor diye hiç düşündünüz mü? Dinin çıkar çevreleri tarafından manipüle edilmesi ve menfaatler doğrultusunda kullanılması (din istismarı), tarih boyunca sosyolojik, ekonomik ve siyasi birçok nedene dayanmıştır. Kitleleri İkna Etme ve yönetebilme Kolaylığı. Din, bireylerin ve toplumların en hassas, en güçlü bağlandığı değerler sistemidir. Çıkar çevreleri, kendi siyasi veya ekonomik ajandalarını dini sembollerle süsleyerek kitlelerin sorgulamadan kabul etmesini sağlamaya çalışır. Gücü elinde bulunduranlar veya güce ulaşmak isteyenler, kararlarını dinsel bir zemine oturtarak kendilerine dokunulmazlık ve ilahi bir meşruiyet kazandırmayı hedeflerler. Sorgulamayı Engelleme en önemli amaçtır. Dini dogmalar ve inançlar doğası gereği teslimiyet gerektirebilir. Çıkar odakları, “itaat” vurgusunu kendi menfaatlerine devşirerek kitlelerin eleştirel düşünmesini, hak aramasını veya isyan etmesini engellemek ister. Kutuplaştırma ve “Biz-Onlar” Ayrımı yaparak güçlerine güç katarak yönetmek. Dini duygular üzerinden “seçilmişler” veya “hak yolda olanlar” illüzyonu yaratılarak yapay düşmanlar üretilir. Bu sayede kitleler ortak bir düşmana kanalize edilerek asıl sömürü gizlenir. Duygu Sömürüsü Üzerinden maddi kazanç sağlamak amacıyla dini ellerinde tutmak isterler. İnsanların manevi huzur arayışı, günahlardan arınma isteği veya sevap kazanma arzusu; bağış, himmet, sadaka veya dini ürün/hizmet ticareti adı altında devasa bir ekonomik kazanç kapısına dönüştürülür. Dini çıkarlarına kullanılanların sahip olduğu en önemli güc, HESAP SORULMAZLIK. Kutsal değerler arkasına saklanan ekonomik faaliyetler, genellikle “inanç” perdesiyle denetimden ve yasal takiplerden kaçırılmaya çalışılır. BURADAN ŞUNU ANLIYORUZ, DİN TOPLUMDA KULLANILMAYA EN ÇOK MUSAİT OLAN ETKİLİ BİR GÜÇTÜR. Bir bireyin kendisini bir yere, kişiye, topluluğa, kuruma veya ideolojiye ait bağlı ve onun bir parçası olarak hissetme Psikolojisi çok etkilidir. Sosyal psikolojide insanlar kendilerini bir gruba ait hissetme ihtiyacı duyarlar. Mezhepler, cemaat ve tarikatlar da güçlü bir kimlik bağı oluşturur. BİREYLER KENDİ GRUPLARINI ÜSTÜN GÖRME VE DİĞER GRUBU KÜÇÜMSEME eğilimine girerler. Aynı kitaba inansalar da KARŞI TOPLULUK ARTIK YABANCIDIR PSİKOLOJİSİ İLE HAREKET EDERLER. Onun içinde onların söylediklerini dinlemek bile istemezler. Böyle olunca da bir noktada buluşmaları artık mümkün olamaz, böyle toplumlar kolay kullanılır. Siyasi ve Güç Mücadeleleri bölünen toplumlarda birinci önceliktir. Tarih boyunca mezhep ayrılıkları çoğunlukla siyasi otorite, toprak ve güç mücadeleleri için birer araç olarak kullanılmıştır. Liderler veya devletler, kitleleri kendi arkalarında toplamak ve düşman ilan ettikleri tarafı zayıflatmak için mezhepsel farklılıkları kışkırtırlar, yani kullanırlar. DİN, SİYASİ ÇIKARLARA ALET EDİLDİĞİNDE RADİKALLEŞME KAÇINILMAZ OLUR. Mutlak Doğru Arayışı ve Ego toplumda çok önemlidir. İnsanlar inandıkları şeyin %100 doğru olduğundan emin olmak isterler. ÇÜNKÜ BU ONLARA MANEVİ BİR GÜVENCE VERİR. BAŞKA BİRİNİN AYNI KİTABA BAKIP FARKLI BİR DOĞRU BULMASI, KİŞİNİN KENDİ DOĞRULARINA YÖNELİK GİZLİ BİR TEHDİT OLARAK ALGILANIR. Bu tehdit hissi, savunmacı ve saldırgan bir saygısızlığa dönüşür. Bu karşı çıkışın en önemli nedeni, İnancından emin olamadığı gerçeğinin dışa vurumu dur. Çünkü mezhep ya da cemaatlara tabi olanlar, kendi düşünceleri ile değil, onlara öğretilenleri doğru kabul ettiklerinden, KARŞI DÜŞÜNENİN DOĞRU OLABİLECEĞİ ŞÜPHESİ, BÖYLE KİŞİLERDE ŞİDDETİ DOĞURABİLİR. Eğitimsizlik ve Körü Körüne Bağlılık, dinde karmaşanın ve düşmanlığın ana nedenidir. Dinlerin özündeki ahlak, hoşgörü, adalet ve sevgi gibi evrensel mesajları derinlemesine kavramak yerine; ŞEKİLCİ RİTÜELLERE VE KULAKTAN DOLMA BİLGİLERE ODAKLANILDIĞINDA HOŞGÖRÜSÜZLÜK ARTAR. Eleştirel düşünceden uzak, sorgulamayan bireyler, kendi mezheplerinin cemaat ve tarikatlarının dogmalarını yani doğruluğu sorgulanamaz, eleştirilemez ve tartışılamaz olarak kabul edilen inanç, düşünceleri dinin kendisi zannederler. Böyle kişilere gerçek hak olan dini anlatmanın hiçbir faydası olmayacağı gibi, inanılmaz SALDIRGAN VE SİNİRLİ BİR ŞEKİLDE KARŞI ÇIKIŞLARINI GÖREBİLİRSİNİZ. Yani bir kişiyle dini bir konu konuşurken, onun size saygısızca hitapları var ve hakaret ediyorsa, bilin ki O kişi inancından emin olamadığı için, kendisine kalkan olarak HAKARETİ VE SAYGISIZLIĞI SEÇEREK KENDİSİNİ SAVUNMAYA ALIR. BÖYLE TOPLUMLARDA YAŞANAN SORUN, KİTABIN NE SÖYLEDİĞİNDE DEĞİL, İNSANLARIN O KİTABI KENDİ ÖNYARGILARI, MEZHEP ÖĞRETİLERİ KÜLTÜREL KİMLİKLERİ VE GÜÇ ARZULARIYLA NASIL OKUDUKLARINDA VE ANLADIKLARINDA GİZLİDİR. Bu acı gerçeğin farkında olamayan kişi ya da gurupları, istediğiniz kadar Kur’an ile uyarın ayetleri gösterin fayda etmeyecektir. Kişi önce önyargılarından kurtulup, kendi inancını sorgulamadığı takdirde, bu bataklıktan çıkmazdan asla kurtulamaz. Tarih boyunca aynı kitaba ve aynı Resule inanılmasına rağmen yaşanan en büyük ayrışmalar, genellikle İKTİDAR GÜCÜ, COĞRAFİ KÜLTÜR VE LİDERLİK MÜCADELELERİ etrafında şekillenmiştir. Bu durumun ne kadar derin yaralar açabileceğini ve saygısızlığın ötesine geçebileceğini gösteren iki büyük tarihi dönüm noktası vardır. İslamiyet’in kutsal kitabı Kuran tek olmasına rağmen, Hz. Muhammed’in vefatından hemen sonra “toplumun lideri kim olacak?” sorusu ilk kırılmayı, bölünmeyi başlatmıştır. Zamanla dinde bölünen guruplar, ortak kitapları Kur’an olmasına rağmen ondan sorgulama gereği duymadıkları için hadis kaynaklarını, ibadet şekillerini ve beşeri fıkıh yorumları birbirinden ayırdı. Yüzyıllar boyunca devleti yönetenler, bu mezhepsel farklılıkları askeri ve siyasi rekabetlerinin merkezine koyarak, halklar arasındaki nefreti adeta çıkarları için körükledi. Psikanalist Sigmund Freud, toplulukların birbirine çok benzemesine rağmen, neden bu kadar nefret üretebildiğini “KÜÇÜK FARKLILIKLARIN NARSİSİZMİ” kavramıyla açıklar. İki grup birbirine ne kadar benziyorsa, örneğin aynı kitaba inanıyorlarsa, aralarındaki KÜÇÜK FARKLAR O KADAR TEHDİT EDİCİ algılanır. Çünkü tamamen farklı bir dine inanan biri zaten “BAŞKASIDIR” ve onunla yarışılmaz. Ancak sizinle aynı kitaba inanıp ufak bir ritüeli veya yorumu farklı yapan biri, sizin “TEK DOĞRU HAK OLAN” iddianızı doğrudan tehdit eder. Bu yüzden saygısızlık ve öfke, dışarıdakine değil, en çok “İÇERİDEKİ FARKLIYA” yönelir. Bu sosyolojik ve tarihi süreçleri düşündüğünüzde, günümüzde mezhepler ve farklı inançtaki kişilerin arasındaki bu saygısızlığı ve ön yargıları yıkmak için, eğitim sisteminde veya toplumsal alanda ne gibi adımlar atılması gerektiğini bizler önce konuşmalı ve bir noktada anlaşabilmeliyiz. Aynı kitaba inandığımızı söylüyorsak, önce sorumlu olduğumuz KUR’AN ÇEVRESİNDE BİRLEŞMELİYİZ. Farklı inançları olanlar, karşısındakine saygılı olması gerektiğini unutmadan, elbette imtihanı gereği istediği gibi inanmaya ve yaşamaya devam edebilir. Mezhepçiliğin en büyük yakıtı liderlik çıkarları yani günümüz deyimiyle siyasettir. Politikacıların oy devşirmek veya kitleleri birleştirmek için mezhepsel kimlikleri kullanması (örneğin “bizim mezhebimizden olanlar ve olmayanlar” söylemi) toplumsal barışa vurulan en büyük darbedir. Kamusal alanda liyakat esas alınmalı, inanç veya mezhep bir ayrıcalık ya da dışlanma sebebi olmamalıdır. Farklı mezheplerden insanların bir araya gelip ortak projeler üretebileceği sivil toplum kuruluşları, sanatsal faaliyetler ve festivaller desteklenmelidir. SOSYOLOJİK ARAŞTIRMALAR, İNSANLARIN FARKLI GRUPLARDAN BİREYLERLE DOĞRUDAN BAĞ KURDUĞUNDA, ÖN YARGILARININ HIZLA YIKILDIĞINI GÖSTERMEKTEDİR. Böylece dinde mezheplere hatta cemaatlara bölünmenin ne derece yersiz olduğu çok daha rahat anlaşılacak ve KUR’AN ÇEVRESİNDE BİRLEŞMEK DAHA KOLAYLAŞACAKTIR. Ayrımcılıktan vazgeçip birlikte yaşamaya başlarsak, mezhep çatışmaları ya da farklılıkları anlamını yitirecek ve böylece KUR’AN GERÇEKLERİ AÇIĞA ÇIKACAKTIR. Dilerim bu gerçeklerin farkında olabilen bir toplum olmayı başarabiliriz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  7. Bizler ne yazık ki Allah’ın dini İslam’ı, Onun sorumlu tuttuğu Kur’an’dan yaşamadığımıza, Allah hükmüme hiç kimseyi ortak etmem, Kur’an’ın ipine sarılın ve Onun sınırlarını sakın aşmayın, dinde bölünmeyin diye uyardığı halde, nasıl Kur’an’ın sınırlarını aşarak, dinde bölünmekte zenginlik bereket vardır diyerek, dinde bölünüp kendi mezhep inançlarımızla Allah’ın dinini nasıl şekillendirdiğimize, güzel bir örnek vermek istiyorum. Cuma namazında vaiz hoca bakın ne dedi. “DÜĞÜNLERİMİZİ KADIN ERKEK BİRLİKTE YAPMAYIN, BUNU ALLAH HARAM KILMIŞTIR.” Sizce gerçekten Allah Kur’an’da, kadın erkek birlikte düğün yapmamızı, birlikte eğlenmemizi haram kılmış mıdır? Gelin birlikte bu konu üzerinde Kur’an merkezli düşünelim. Buna inanan kardeşlerimize, Allah Kur’an’da böyle bir hüküm vermemiştir dediğimizde, verdikleri ilk cevap şu oluyor. İslam dini yalnız KUR’AN ile yaşanmaz. ÇÜNKÜ KUR’AN HER KONUDA DETAYLI HÜKÜM VERMEMİŞ, DETAYINI ALLAH RESULÜNE BIRAKMIŞTIR. Allah’ın hüküm vermediği konularda, Resulün sünnetine yani rivayet hadislerine bakarak, İslam’ı en doğru yaşarız diye cevap alıyoruz. Şunu çok net söyleyebilirim, Allah Kur’an’da doğrudan “kadın ve erkeklerin karışık düğün yapması haramdır” şeklinde açık bir ayet yoktur, olmasıda zaten sosyalleşmeyi emreden bir dinde mümkün değildir. Dinen bölünmüş İslam toplumu, mezheplerin etkisiyle, her zaman yaptıkları gibi bu konuda da, ayetlerde hükmedilmediği halde, kendi inançları doğrultusunda ayetlere anlamlar verip, bakın aslında Allah bunu haram kılmıştır şeklinde yorumlar yaparak, adeta Allah’ın dinine hükümler koymuşlardır. Böylece İSLAM TOPLUMU SOSYAL BİR TOPLUM OLMAKTAN UZAKLAŞMIŞTIR. Örneğin Nur suresi 30-31. Ayetlerinde Allah, hem mümin erkeklerin hem de mümin kadınların, gözlerini haramdan sakınmaları ve iffetlerini korumaları emredilir ayetini örnek verip, bir arada olmaları halinde nefislerine hâkim olamayacaklarından, en doğrusu onları bir araya getirmemek olduğuna karar vermişlerdir. İnsanların nefislerini, kişiliklerini eğitmek terbiye etmek yerine, kadını erkeğin yakınından uzaklaştırmanın, daha akıllıca olacağına inanıp, buna Allah adına haram diyebilmişlerdir. Nur suresi 31. Ayetinde Allah, kadınların süslerini ve ziynetlerini kimlerin yanında daha rahat kıyafet giyebilecekleri kişileri tek tek saydığı ayet örnek verilip, bu sayılan kişilerden başkasının yanında, bu sınırların yabancı erkeklerin yanında korunması istenir ayetine öyle anlam verilmiştir ki, ayetin anlatmak istediğinden çok uzaklaşılmıştır. Hâlbuki ayetin bu kısmında Allah, kadının ev içinde çocuklarını emzirip, onlarla daha rahat ilgilenebilmesi için, daha rahat kıyafetler giyebileceği ruhsatını vermiştir. Yoksa kadın ayette sayılanlara karşı herhangi bir yerini açıyor değildir. Bir erkek ya da kadın dışarı çıkarken nasıl farklı kıyafet giyiyorsa, ev içinde özellikle kadına, çalışma ve görevi ile ilgili kolaylık sağlamıştır. Bu ayet örnek gösterilip, kadın erkek bir arada olamaz ya da eğlenemez örneğini vermek, ayete kendi düşüncelerimizi ilave etmekten başka birşey değildir. Batıl inançlarımızı yaşayabilmek, Allah’ın vermediği bir hükmü varmış gibi gösterilen, bir başka ayeti daha hatırlatmak istiyorum. Bakın kadın erkek bir araya gelemez, eğlenemez hükmünü, Lokman suresi 6. Ayetten nasıl çıkarmışlar. Ayeti yazalım. “İNSANLARDAN ÖYLESİ VARDIR Kİ, BİLGİSİZCE ALLAH YOLUNDAN SAPTIRMAK VE O YOLU EĞLENCEYE ALMAK İÇİN, EĞLENCELİK ASILSIZ VE FAYDASIZ SÖZLERİ SATIN ALIR. İŞTE ONLAR İÇİN AŞAĞILAYICI BİR AZAP VARDIR.” (Lokman 6) Allah aşkına sizlere soruyorum, bu ayette kadın erkek bir araya gelip eğlenmesine engel teşkil edecek bir hüküm var mı? Konu batıl ve hurafe inançlarını yaşayabilmek için, Hak olan Allah’ın ayetlerini alaya alan, eğlence edinen, gerçekleri yok sayanların sonunun ne olacağını söylüyor. Tam tersine Kur’an toplumun SOSYALLEŞMESİNİ EMREDER. Kadının erkeğin süslenerek bir araya gelmesini, asla yasaklamaz. Hatta iman edenler için süs eşyası indirdik der. Araf suresi 31. Ayetinde; “EY ÂDEMOĞULLARI! TÜM MESCİTLERDE SÜSLÜ, GÜZEL GİYSİLERİNİZİ KUŞANIN. YİYİN, İÇİN FAKAT İSRAF ETMEYİN. ALLAH İSRAF EDENLERİ SEVMEZ.” Bakın Allah kadın erkek ayrımı asla yapmadan, Ey Âdem soyundan gelenler diye hitap ediyor ve topluca Allah’ı andığınız, ibadet ettiğiniz yerlere giderken, süslü temiz elbiselerinizi giyinip öyle gidin, hatta yiyin için israf etmeyin diyor. Demek ki birlikte yemek yenebiliyor, eğlenilebiliyormuş. Elbette her şeyin sınırları vardır ama bu sınırı bizler değil, ancak Allah belirleyebilir. Nur suresi 61. Ayetinde, bakın Rabbimiz akraba yakınlık olmayan dost ve arkadaşlarımızın, nasıl evlerimizde kadın erkek bir arada oturmamıza ve birlikte yemek yiyebileceğimize nasıl izin veriyor. “DOST VE ARKADAŞLARIMIZIN EVLERİNDE YEMEK YEMENİZDE DE, BİR SAKINCA YOKTUR. BİR ARADA VEYA AYRI AYRI OLARAK YEMEK YEMENİZDE DE BİR SAKINCA YOKTUR.“ Bu ayeti apaçık tebliğ aldığımız halde, hala arkadaşımız bile olsa sana nikah düşüyor, asla aynı odada oturamazsınız dediklerini hepimiz biliyoruz. DOST VE ARKADAŞLARININ BİR ARADA EN MUTLU GÜNLERİNİ, EĞLENEREK HEP BİRLİKTE GEÇİRMELERİNE MANİ OLUYORLAR. Tekrar hatırlatmak isterim, elbette Allah’ın koyduğu sınırları aşmadan, bu eğlenceyi yapmalıyız. Değerli dostlarım kardeşlerim, Kur’an bizlerin sosyalleşmesini istedikçe bizler Kur’an’dan uzak, adeta ASOSYAL bir toplum olduk. Kur’an adeta kadın erkek birlikte bizlerin kardeşçe yaşamasını emrederken, bizler adeta kadını toplumdan soyutlayarak, doğru yaptığımızı zannediyoruz. Hâlbuki Allah Kur’an’da bizleri özellikle bir araya getirmeye çalışıp, sizler kadın erkek birbirinizin kardeşiniz diyerek, adeta bizleri nefislerimizle imtihan ediyor. Bir örnek. Tevbe 71: MÜMİNLERİN ERKEKLERİ DE KADINLARI DA BİRBİRLERİNİN VELÎLERİDİR; İYİLİĞİ TEŞVİK EDER, KÖTÜLÜKTEN ALIKOYARLAR, NAMAZI KILARLAR, ZEKÂTI VERİRLER, ALLAH VE RESULÜNE İTAAT EDERLER. İŞTE ONLARI ALLAH MERHAMETİYLE KUŞATACAKTIR. KUŞKUSUZ ALLAH MUTLAK GÜÇ VE HİKMET SAHİBİDİR. (Kuran yolu. Diyanet İşl.) Rabbimiz bakın ne diyor. İman etmiş müminlerin kadın ve erkekler birbirinin VELİSİ yani dostu arkadaşıdır diyor. Sanırım bizler daha mümin olup iman kalplerimize yerleşemediği için, kadın erkek bir birimizin hasmı gibi görüyoruz kendimizi. EĞLENCEDE YA DA GÜZEL BİR GÜNÜMÜZDE YANYANA GELEMEYEN MÜMİN BİR BİRİNİN VELİSİ, DOSTU ARKADAŞI NASIL OLUR? Allah ne diyor Kur’an’da, bizler hala nelere inanıyoruz. Çünkü bizler inanın Allah’ın istediği müminlerden olamadık, onun için özellikle biz erkekler, NEFİSLERİMİZİ TERBİYE EDEMEDİĞİMİZ İÇİN, KADINLARDAN KENDİMİZİ UZAKLAŞTIRMANIN YOLUNU ARIYORUZ. Sosyalleşemeyen toplumlar asla huzuru bulamayacağı gibi, kadın erkeği tanıyamaz, erkekte kadınlar hakkında çok farklı düşüncelere sahip olur. SOSYALLEŞMEYEN TOPLUMLARDA KADIN VE ERKEĞİN SAĞLIKLI BİR ŞEKİLDE ANLAŞMASI NEREDEYSE İMKÂNSIZDIR. Bireylerin ortak alanlarda bir araya gelmediği, iletişimin kısıtlandığı ve kamusal alanda etkileşimin olmadığı toplumlarda, CİNSİYET EŞİTSİZLİĞİ DERİNLEŞİR. Sosyalleşme, karşı cinsi bir “birey” olarak tanıma imkânı sunarken, bunun eksikliği ilişkileri köreltir. Sosyalleşmenin olmadığı toplumlarda kadın-erkek ilişkilerinin çıkmaza girmesinin temel nedenlerine gelince. KARŞI CİNSLE DOĞAL ORTAMDA İLETİŞİM KURMAYAN BİREYLER, BİRBİRİNİ TEHDİT VEYA BİLİNMEZLİK OLARAK GÖRÜR. SOSYAL TEMAS YOKSA TARAFLAR BİRBİRİNİ İNSAN OLARAK DEĞİL, SADECE TOPLUMSAL ROLLER VEYA BİYOLOJİK UNSURLAR ÜZERİNDEN DEĞERLENDİRİR. Toplumun dayattığı gerçek dışı kadın ve erkek önyargıları insan yaşamının önüne geçer ve O toplumda huzur olamaz. Kur’an kadın ve erkeğin bir birinin arkadaşı ve dostu olduğuna dair birçok bilgi verdiği gibi, uyarıda da bulunur. İman etmiş kadın ve erkek ahlaki yozlaşmadan uzak, iffet, saygı, karşılıklı yardımlaşma ve toplumu güzelleştirme gayesi taşıyan, ulvi bir bağla birbirine bağlı olmalıdır. Buda birbirinden uzaklaşmayla değil, sosyalleşme yani yaklaşmayla olur. Eğer bizler kendi batıl inançlarımızı yaşayabilmek için, bu bağı koparıp düşünmeden nefsi hareket edersek, böyle bir toplumda asla huzur olamayacağı gibi, kadın ve erken bir birilerine hasım cins gibi görmeye devam eder. Sizce tüm bu bilgileren sonra, iman eden Mümin kadın ve erkek birbiri ile aynı ortamda olup sorunlarını konuşamaz mı, birbirine derdini açamaz mı? Ya da birbirilerinin en mutlu gününde eğlenemez mi? LÜTFEN ALLAH’IN KOYDUĞU KURALLARIN DIŞINA ÇIKIP, KENDİ İNANÇLARIMIZA KANITLAR YARATMAYALIM, VERMEDİĞİ BİR HÜKMÜ VERMEYELİM. İNANIN TOPLUM OLARAK ÇOK ÜZÜLÜR VE MUTSUZ OLURUZ. Dilerim Kur’an gerçeklerinin farkında olan ve kadın erkek bir binine dost, veli olarak yaşayan, SOSYALLEŞMİŞ Allah’ın azınlık sevgili kullarından oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  8. Değerli kardeşlerim. Bugün İslam toplumları olarak, çok farklı anladığımız, çok farklı anlamlar verdiğimiz Nur suresi 31. ayet üzerinde, birlikte sizleri düşünmeye davet etmek istiyorum. Bu konu İslam toplumunda çok farklı anlatılıyor ve mezheplerin ve geleneğin inancına uydurulmaya çalışılıyor. Ayeti onun için, biraz detaylı ve uzun yazmak zorunda kaldım. Lütfen sabırla, sonuna kadar okumaya çalışalım. Eğer ben bu kadar uzun yazı okuyamam, canım sıkılır derseniz, Allah'ın Kur'an daki gerçekleri ile buluşamaz batılın etkisinde yaşar ve bizleri Allah ile aldatanların tuzağından da asla kurtulamayız. Ayeti anlamaya çalışırken, lütfen hiçbir etki altında kalmadan, bizlere öğretilen rivayet bilgileri bir kenara bırakarak, ayeti bizler Kur’an bütünlüğünde bizzat Kur’an'dan anlamaya çalışalım. Önce ayeti farklı meallerden, tercümelerden yazalım ki konu daha iyi anlaşılsın. Nur 31: Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (YÜZ VE EL GİBİ) GÖRÜNEN KISIMLAR MÜSTESNA, zînet (yer)lerini göstermesinler. BAŞÖRTÜLERİNİ TA YAKALARININ ÜZERİNE KADAR SALSINLAR. Zinetlerini, kocalarından yahut babalarından yahut kocalarının babalarından yahut oğullarından yahut üvey oğullarından yahut erkek kardeşlerinden yahut erkek kardeşlerinin oğullarından yahut kız kardeşlerinin oğullarından yahut Müslüman kadınlardan yahut sahip oldukları kölelerden yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz! (Diyanet meali) Nur 31: (Ey Peygamber!) Mü’min kadınlara da söyle, onlar da gözlerini (yasak olandan) sakınsınlar/çevirsinler. ONLAR DA EDEP YERLERİNİ [FURÛCEHUNNE] KORUSUNLAR. TAKILARINI [ZÎNETEHUNNE], KENDİLİĞİNDEN GÖRÜNEN KISMI HARİÇ, TEŞHİR ETMESİNLER. ÖRTÜLERİNİ [HUMURİHİNNE] (AÇIK OLAN) GERDANLIKLARININ ÜZERİNE SALSINLAR/GÖĞÜS AÇIKLIĞINI ÖRTSÜNLER. Takılarını/ziynetlerini; kocaları, babaları, kocalarının babaları, oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, mü’min kadınlar yahut akitle sorumluluk aldıkları/köleler yahut erkekliği kalmamış hizmetçiler veya henüz kadınların mahrem yerlerinden haberleri olmayan erkek çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizlemekte oldukları takıları anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar.¹¹ Ey Mü’minler! Hepiniz birden Allah’a tevbe ediniz ki, kurtuluşa eresiniz. (Prof. Dr. İsmail Yakıt meali) Önce şunu hatırlatmak isterim, özellikle ilk önce Diyanet mealini örnek yazdım, çünkü bu ayette HIMAR kelimesi özellikle başörtüsü olarak çevrilmiş. Diğerinde ise aynı kelime ÖRTÜLERİNİ diye çevrilmiş. Bizlerde ilk önce bu kelimenin, başörtüsü anlamında olduğunu düşünerek ayeti anlamaya çalışalım. Acaba HIMAR kelimesine, başörtüsü anlamı verildiğinde, ayette hüküm başın örtülmesi emrimi, yoksa....? Onu birlikte anlamaya çalışalım. Önce Nur suresi 1. ayeti sizlere hatırlatmak istiyorum. Çünkü Allah bu surede geçen ayetler için bakın ne diyor. "BU, BİZİM İNDİRDİĞİMİZ VE HÜKÜMLERİNİ FARZ KILDIĞIMIZ BİR SÛREDİR. DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALMANIZ İÇİN, ONDA APAÇIK ÂYETLER İNDİRDİK." Demek ki Allah bu suredeki ayetleri, bizler düşünüp anlayalım diye, AYETLERİ APAÇIK YANİ TEREDDÜT ETMEYECEĞİNİZ ŞEKİLDE, AÇIKLANMIŞ OLARAK İNDİRDİK DİYOR. Lütfen konumuzla ilgili Nur suresi 31. ayeti, Allah'ın verdiği bu bilgi ışığında anlamaya çalışalım. Ayetin başında ırzlarını namuslarını korusunlar uyarısı yapıyor. Biz özellikle tartışılan konuya odaklanalım. Ayette geçen, GÖRÜNEN KISIMLAR MÜSTESNA cümlesine, Diyanet kendi anladığını yazmış ve parantez içine, Allah'ın hiç bahsetmediği, ayette örneğini bile vermediği ayetin bahsettiği konu dışında bir anlamı vererek, bu müstesnanın YÜZ VE ELLER OLDUĞUNU SÖYLEMİŞ. Sanki haşa, ayetin anlaşılması için eksik tamamlar gibi not düşülmüş. Hatırlatırım Allah ayetleri, anlayasınız diye açık bir şekilde indirdik diyordu. Allah müstesna olan el ve yüzden bahsetmiş olsaydı, bunları da söylemez miydi? Ayette ZİYNET yerlerini göstermesinler diye uyarıyor. Peki bu ziynetten neyi kast ediliyor olabilir? Bunu önce doğru anlamalıyız. Bu uyarı ile neresini kast ettiğini, cümlenin devamından anlıyoruz ve ayeti tercüme edenin yazdığı anlamı verip, Başörtülerini yakalarına kadar uzatsınlar yani göğüs bölgesini kapatsınlar diyor. Diğer mealde de örtüleriyle göğüs açıklığını, gerdanlık dediğimiz bölümün kapatılması anlatılıyor. Demek ki kadının ziynet kısmı, özellikle örtülmesi gereken kısmı burası olduğu anlaşılıyor. Ayeti anlamaya devam edelim. Allah görünen kısımlar müstesna dedikten sonra, ZİYNET yerlerini göstermesinler diyor. Peki, ayette dikkat çekilen konu neydi? Ziynet yerlerini yani Göğsün örtülme emriydi. O ZAMAN ALLAH, GÖRÜNEN KISIMLAR MÜSTESNA SÖZÜNDEN NEYİ KAST ETTİĞİNİ DE, BU DOĞRULTUDA ANLAMALIYIZ. Ayette hiç bahsedilmeyen bir konuyla bağlantı kurarsak, yanlış anlamış oluruz, kendimizi aldatırız. Diyanet ayeti tercüme ederken, parantez içine eller ve yüz olarak vermiş. Halbuki ki ayetin bahsettiği konu çok farklı. AYETİN AMACI ZİYNET BÖLGESİNİN, YANİ GÖĞSÜN ÖRTÜLMESİ. AYETTE ZİYNET KELİMESİYLE, KADININ GÖĞÜS AÇIKLIĞI KAST EDİLİYOR. YÜZ VE ELLE HİÇ BİR İLGİSİ YOK. Dikkat ederseniz cümlede, görünen kısımlar müstesna diyor, ama bu kısmın ne olduğu konusunu, tekrarlama gereği duymuyor ayet. Demek ki cümlenin öncesi ve devamında bu sözler geçiyor ve neresi olduğu anlaşılıyor ki, tekrar söz edilmemiş. Müstesna olanların ne olduğunu anlamaya çalışırken, bunu dikkate almalıyız. Onun için Allah düşün, aklını kullan ey kulum diyor. Sizce göğsü örttükten sonra, kendiliğinden görünen kısım ne olabilir? ELBETTE GÖRÜLEN GÖĞSÜN İRİLİĞİ, BÜYÜKLÜĞÜDÜR. Allah görünen kısımlar hariç, ziynetlerini göstermesinler cümlesinde, ziynet sözüyle göğsün açıklığının, dekoltesinin kapatılmasından bahsediyordu. GÖRÜNEN KISIMLAR MÜSTESNA DERKEN, KADININ ÖRTTÜĞÜ AMA İRİLİĞİNDEN/BÜYÜKLÜĞÜNDEN DOLAYI GÖRÜLEN, FARK EDİLEN KISMININ GÖRÜLMESİNDE, FARK EDİLMESİNDE BİR SAKINCASININ OLMADIĞINI AÇIKLIYOR BİZLERE KUR'AN. Çünkü konu göğsün örtülmesi olduğuna göre, müstesna sözünü de bahsedilen konuyla alakalı anlamalıyız ki, doğru anlamış olalım. Dikkat ederseniz yukarıda da söylediğim gibi, müstesna olan kısım ayrıca açıklanmaya, detay verilmeye gerek görülmemiş. Ayeti İlk verdiğim Diyanet mealinde yazdığı şekliyle, anlamaya devam edelim. "BAŞÖRTÜLERİNİ TA YAKALARININ ÜZERİNE KADAR SALSINLAR." Kısaca ayette geçen ve başörtüsü diye çevrilen kelime üzerinde, açıklama yapmak istiyorum. Hımâr (خِمَار) Klasik Arapçada ve Kur'an'da Nur Suresi 31. ayette geçen bu kelimeye özellikle "BAŞÖRTÜSÜ" anlamı verilmiştir. Arap dilinde gerçekten başörtüsü kelimesi, hımar kelimesiyle mi söylenir? Başörtüsü kelimesi Gıtâü'r-re's (غِطَاء الرَّأْس) kelimesinin tam karşılığıdır. Kelime kelime tercümesi doğrudan "baş örtüsü" demektir (gıtâ: örtü, re's: baş). Başörtüsüne kanıt yaratmak isteyenler, Nur suresi 31. ayette geçen Hımar kelimesine başörtüsü anlamını verip, mezhep inançlarına ve geleneklerine kanıt yaratmışlardır. Ayeti anlamaya devam edelim. Bizler ayeti doğru anlayabilmek için, başörtüsüne delil gösterdikleri tek ayeti anlamaya çalışırken HIMAR kelimesinin başörtüsü olduğunu düşünerek anlamaya devam edelim. Kelimeye yanlış bir anlam bile versek, ayette uyarılan ve dikkat çekilen konuyu, Kur'an bütünlüğünde dikkatle düşünen anlayacaktır. Başörtüsü diye çevirdikleri için, bu anlamı vererek ayeti anlamaya devam ediyoruz. Tekrar etmek istiyorum, kelimeye istenilen anlam verilsin, geleneksel Fıkıh inancının etkisinde kalmayan bir Müslüman, doğruyu ve yanlışı Kur'an gözlüğünden bakarak, düşündüğünde doğruyu anlayacaktır. Başörtülerini yakalarının üzerine neden salsınlar dediği çok açık. Göğüs dekoltesini, göğsün açıklığının kapatılması emrediliyor. DEMEK Kİ AYETTE EMREDİLEN VERİLEN HÜKÜM GÖĞSÜN ÖRTÜLMESİ, BAŞIN ÖRTÜLMESİ DEĞİL. "Hımâr" kelimesinin o dönemki coğrafi ve kültürel şartlar gereği, güneşten korunmak için hem erkekler hem kadınlar tarafından kullanılan genel bir "örtü" olduğu; Kur'an'ın var olan bir giysiyi referans alarak sadece dekoltenin kapatılmasını hedeflediği açık bir gerçektir. Bu mantıktan yola çıkarak, saçların örtülmesi doğrudan Allah'ın açık bir emri değil, o dönemin kültürel uygulamasıdır. Ayette ZİYNET sözüyle Allah, kadının ilk göze çapan, cinsel bölgesi göğüslerinden bahsediyor, çok önemli bir konuya ayetten açıklık getirdik. EMİR GÖĞÜS AÇIKLIĞININ ÖRTÜLMESİYSE, İSTER BAŞÖRTÜSÜYLE, İSTER HERHANGİ BİR ÖRTÜYLE ELBETTE ÖRTÜLEBİLİR. ÖNEMLİ OLAN APAÇIK HÜKMÜN YERİNE GETİRİLMESİDİR. Tam bu esnadan Kur'an'ın anlatım, izah şeklinide hatırlatmak istiyorum. Allah hükümlerimizi dolaylı değil, muhkem yani apaçık bildirdiğini söylüyor. Ayette bahsedilen Ziynet kelimesinin anlamı kullanıldığı yere göre değişir. Örneğin altın, gümüş gibi süs eşyasınada ziynet diyebilirsiniz. Çünkü bunlar güzel görünen dikkat çeken anlamına gelir. Peki ayette hangi konu işleniyorda Allah, ZİYNET kelimesini kullanıyor. Çok açık kadının dikkat çeken, güzel görünen göğüs dekoltesi için kullanılıyor ki, Allah bu bölgeye kadının ziyneti diyor ve kapatılması isteniyor. Ayetin devamını da, bu bağlamda anlamaya devam etmeliyiz, doğru anlamak istiyorsak. Nur suresi 31. ayeti yazdığım farklı mealde, Prof. Dr. İsmail Yakıt hocamız, ayette geçen ve başörtüsü diye çevrilen HIMAR kelimesine, bakın neden ÖRTÜ anlamı verdiğini açıklıyor. "İSLAMİYET’TEN ÖNCE ARAP KADINLARININ BAŞLARINDA “HIMAR” DEDİKLERİ BİR ÖRTÜ VARDI. UÇLARINI ARKADAN BAĞLARLAR, GÖĞÜS VE GERDANLIK AÇIKLIĞI GÖZÜKÜRDÜ. BU AYETLE EMROLUNAN YER GÖĞÜS VE GERDANLIĞIN ÖRTÜLMESİDİR. “HIMAR” ÇOĞULU “HUMUR” ASLINDA ÖRTÜ DEMEKTİR. KULLANILDIĞI YERE GÖRE “BAŞÖRTÜSÜ, “MASA ÖRTÜSÜ” VE OMUZ ÖRTÜSÜ”/ŞAL V.B ADINI ALIR. BAŞÖRTÜSÜ İSLAM’LA GELEN BİR ÖRTÜ DEĞİLDİR. TARİH BOYUNCA İKLİMDEN DOLAYI ARAPLARIN KADIN ERKEK HEPSİNİN BAŞI ÖRTÜLÜDÜR. KADINLAR İSE, O ZAMAN “HIMAR”LARINI ARKADAN BAĞLARLARDI VE GÖĞÜS BÖLGESİNİN AÇIKLIĞI KALIRDI. BU AYETLE, AÇIK OLAN VE CİNSELLİĞE DAVETİYE ÇIKARAN BÖLGELERDEN BİRİ OLAN GÖĞÜS AÇIKLIĞININ KAPATILMASI EMREDİLMEKTEDİR. AYETTE GEÇEN “CUYÛB” KELİMESİNİN TEKİLİ “CEB”DİR. ELBİSENİN GERDANLIKTA AÇILAN BOŞLUĞUNA DENİR. ÖRTÜLMESİ GEREKEN BURASIDIR." Gelelim konumuza. Sizce ayette Allah bu sözleriyle, bizlere nasıl bir hüküm veriyor. Şöyle diyebilir miyiz? "ALLAH BAŞINDA MUTLAKA BAŞÖRTÜSÜ OLSUN VE ONUNLA DA GÖĞÜS AÇIKLIĞINI DA ÖRT Kİ DİKKAT ÇEKMESİN, EMRİ VERİLİYOR." Bunu söyleyebilir misiniz? Yoksa zaten Kur’an'ın indirildiği toplumda, kadının başı gelenekten iklim şartlarından örtülüydü. Başınızı örttüğünüz o örtünüzle, açıkta bıraktığınız dikkat çeken göğüs dekoltenizi de örtününüz, kapatınız mı diyor? Nur suresi 31. ayette geçen HIMAR kelimesinin başörtüsü olduğunu söyleyenlerin düşüncelerinede yer verelim ki, en doğruya ulaşalım. "ARAPÇA SÖZLÜKLERE GÖRE, ÖRTÜ ANLAMINA GELEN KELİME HIMÂR DEĞİL HAMR KELİMESİDİR. HIMÂR KELİMESİNİN SÖZLÜKLERDE VERİLEN ANLAMI “KADININ” BAŞÖRTÜSÜDÜR. HATTA RAGIP EL İSFAHANÎ’NİN MEŞHUR KUR’AN LUGATİ MÜFREDAT’A GÖRE HIMÂR, “ARAP ÖRFÜNDE” KADININ BAŞÖRTÜSÜDÜR. KUR’AN’IN ARAPLAR TARAFINDAN SADECE BAŞÖRTÜSÜ ANLAMINDA KULLANILAN BİR KELİMEYİ, BAŞKA BİR ANLAMDA KULLANMASININ HİÇBİR GEREKÇESİ OLAMAZ." Bu düşünceden yola çıkarak, kendimize soralım. Allah Kur'an'ı yalnız Arap örfüne göre mi gönderdi tüm insanlığa? Bizler sözlüklerde verilen anlamına mı bakmalıyız bir kelimenin, yoksa Kur'an'da yapılan açıklamalara, kullandığı anlamına mı? Ne dersiniz? Arap örfünde bu kelime Başörtüsü anlamındadır diyor. Acaba 1400 yıl öncede, Arap örfü bu anlamda mı kullanıyordu bu kelimeyi? Diyelim ki evet o dönemde de başörtüsü anlamındaydı. ALLAH'IN RESULÜ BU AYETİ TEBLİĞ ALIP, TÜM MÜSLÜMANLARA TEBLİĞ ETTİĞİNDE, SİZCE KÖLELER YA DA MÜSLÜMAN OLAN CARİYELER HARİÇ, ONLAR ÖRTMEYECEK, ÖZGÜR KADINLAR YALNIZ BAŞLARINI ÖRTECEK BU AYETE GÖRE DİYE, AYETİ TEBLİĞ ETMİŞ OLABİLİR Mİ? Mümkün değil. Lütfen araştırınız, Allah'ın Elçisinin döneminde köle kadınlar, yani cariyeler Müslüman bile olsalar, özgür kadın, cariye ayrımı rahatlıkla yapılabilsin diye, MÜSLÜMAN CARİYELERİN'DE BAŞLARININ ÖRTMELERİ YASAKTI. BU AYET TEBLİĞ EDİLDİKTEN SONRA BİLE, MÜSLÜMAN OLAN CARİYELER BAŞLARINI ÖRTEMİYORDU. ALLAH'IN RESULÜ BU AYETTEN, MÜSLÜMAN KADIN BAŞINI ÖRTMELİDİR EMRİNİDE ANLAMIŞ OLSAYDI, SİZCE MÜSLÜMAN CARİYELER ÖRTMESİN DERMİYDİ? Bakın ayeti, geleneksel İslam inancının matığıyla bile anlamaya çalışsak, başın örtülme emrini, Kur'an'ın özellikle bu ayette verdiğini çıkartamayız. Karar sizin, ayette geçen bir kelimeye, ne anlamı verirsek verelim, Kur'an'ın diğer ayetleri onay vermiyorsa, ancak kendimizi kandırmış oluruz. Arap geleneği bile bunu onaylamıyor. Ayeti anlamaya devam edelim. Söylediklerimin daha iyi anlaşılması için, bir örnek vermek istiyorum. Ayette hımar kelimesinin, başörtüsü anlamına geldiğini farz edelim ve öyle düşünmeye devam edelim. Diyelim ki Kur’an'ın indirildiği toplumda, kadının çok kısa etek giydiğini ve öyle dolaştıklarını farz edelim. Tıpkı ayette bahsedilen, Arap toplumunda başlarını iklim, töre ve gelenekleri gereği örtüp, göğüslerini daha dikkatsiz örten kadınlar gibi. Bu arada hatırlatmak isterim, O dönemin erkeklerininde tamamının başları gelenekleri ve iklim şartlarından dolayı örtülüydü. Her nedense günümüzde, erkeklerde başlarını örtmelidir diyen yok. Allah yapılan bu yanlışa dikkat çekmek için, şöyle bir ayet indirdiğini farz edelim bir an. "EY MÜMİN KADINLAR, ETEKLERİNİZİ KISA GİYMEYİN, AŞAĞIYA DOĞRU SALINKİ DİKKAT ÇEKMESİN, MÜMİN KADINA DA YAKIŞAN BUDUR." Bu durumda siz bu uyarıdan, nasıl bir sonuç çıkartırdınız? Kadınlarda etek giymek farzdır ve bu eteğin boyu da uzun olacaktır diye mi anladınız? Yoksa yapılan yanlışa Allah dikkat çekerek, etek giyecekseniz kısa etek giymeyin diyor, diye mi anlardınız? İşte yaptığımız yanlışa dikkat çekici ve düşündürücü bir örnek. Allah boşuna düşün aklını kullan ey kulum diye uyar mıyor. Bizler ayetlerin ne anlattığını, neye hükmettiğini değil AYETLERİ TÖRE, GELENEK VE İTİKATLARIMIZA NASIL DELİL YAPARIZ, ONUNLA BAĞLANTI KURARIZ, ONA BAKIYORUZ. ÖNEMLİ OLAN HÜKÜMDÜR, HÜKMÜ YERİNE GETİRMEK İÇİN KULLANILAN ARAÇ YA DA GEREÇ ZAMANA, MEKÂNA GÖRE DEĞİŞEBİLİR. Hatırlayınız Allah elçisine Hac suresi 27. ayetinde ne diyordu? "İNSANLAR ARASINDA HACCI İLAN ET Kİ, GEREK YAYA OLARAK, GEREK UZAK YOLLARDAN GELEN YORGUN DEVELER ÜZERİNDE, SANA GELSİNLER." ( Hac 27) Bakın Allah o devrin koşullarında ayeti indirmiş ve Hacca yaya ya da deveyle gidilebileceği örneğini veriyor. Şimdi bizler bu ayetten, Hacca yalnız yaya, ya da deveyle gidilmelidir diyebilir miyiz? Elbette hayır. O zaman Nur suresinde geçen, HIMAR kelimesine başörtüsü anlamını dahi versek, AYETTE BAŞIN ÖRTÜLME EMRİNİ DE ALLAH DOLAYLI VERİYOR DİYEMEYİZ. Lütfen unutmayalım, KUR'AN'DA FARZ EMİRLER, AÇIK VE NET BİR ŞEKİLDE, BİRÇOK AYETLE İZAH EDİLEREK, ÖRNEKLERLE VERİLMİŞTİR. YANİ AYETLER DOLAYLI DEĞİL, MUHKEM YANİ HERKESİN ANLAYACAĞI ŞEKİLDE AÇIK HÜKÜMLE VERİLMİŞTİR. AYRICA ALLAH ÇOK ÖNEMLİ KONULARI TEK BİR AYETTE DEĞİL, BİRÇOK AYETTE TEKRAR ETMİŞTİR Kİ, DOĞRU ANLAŞILSIN. Sormak isterim madem Nur suresi 31. ayette göğsün örtülmesi muhkem/açık bir şekilde veriliyor, başın örtülmeside DOLAYLI veriliyor, bu durumda Kur'an'ın başka bir ayetinde, dolaylı verilen bu hüküm, MUHKEM bir şekilde verilmesi, açıklanması ve KADIN SAÇLARINI ÖRTMELİDİR DEMESİ gerekmez miydi? LÜTFEN UNUTMAYALIM ALLAH, HİÇ BİR AYETİNDE MUHKEM YANİ AÇIK BİR ŞEKİLDE, KADIN SAÇLARINI ÖRTMELİDİR EMRİNİ VERMEMİŞTİR. NEDEN BUNU SORMUYORUZ? Süleymaniye Vakfının yeni mealinde, bu ayette geçen ZİYNET kelimesinden, bakın ne anlamışlar ve dip not olarak, nasıl bir açıklama yapılmış. Bu konuda da açıklama yapmak istiyorum ki, konu daha iyi anlaşılsın. “KADIN, İNSANLAR İÇİN ZİYNET KILINDIĞINDAN (Al-i İmran 3/14) BU AYETTEKİ ZİYNET, KADIN VÜCUDUNDAN BAŞKASI OLAMAZ.” Dikkat ederseniz, budur diyemiyorlar ama tahminlerinin de çok güçlü olduğunu, üstüne basarak söylüyorlar. Allah'ın HÂŞÂ izah edemediğini, açıklamadığını anlatmaya izah etmeye mi çalışıyorlar. Hani Allah biz herşeyden nice örnekleri, değişik ifadelerle verdik ki anlayasınız diyordu? Hani sorumlu olduğumuz ayetler MUHKEMDİ, yani şüphe duyulmayacak kadar açıktı, düşünen aklını kullanan anlıyordu? Unutmayalım lütfen, muhkem şüphe duyulmayacak kadar açık, anlaşılan anlamındadır. Bunun yorumunu sizlere bırakıyorum. Kadının tüm vicudu istisnasız, ziynet olsaydı bunu Allah bizlere bildirirdi. Buna inandığımız andan itibaren, kadına çarşaf giydirip dünyayı zindar etmemiz gerekir. Mezhepler ne yazık ki kendi düşünce ve inançları doğrultusunda böyle anlamışlar ve kadına çarşaf giydirip, bunada Allah'ın farz emri demişlerdir. Sizce Allah kadına buna reva görür mü? Normalde kullanılan ziynet kelimesinin anlamı, günümüzde'de güzel görünen alımlı anlamındadır, ama yasaklanmamıştır. Kadın erkeklere güzel görünmek istediği gibi, elbette erkekte kadına güzel görünmek ister. Allah sizlere süs eşyası indirdim, mescitlere giderken giyinip gidin der. Erkek kadın ayrımı yapmadan. Burada bahsedilen, cinsel bölgelerin dikkat çekmemesi, görünmemesi kapanmasıdır. YOKSA KADININ HER YERİ ERKEK İÇİN ZİYNETTİR, KAPATMALIDIR DERSEK, BU DÜŞÜNCE ALLAH'IN DEĞİL, KENDİMİZİN DÜŞÜNCESİ OLMAKTAN İLERİ GİTMEZ. BUNU SÖYLEDİĞİMİZ ANDAN İTİBAREN ERKEĞİNDE TÜM BEDENİ, KADINA ZİYNET OLMASI GEREKMEZ Mİ? AMA BUNDAN BAHSEDEN NE YAZIK Kİ YOK. Kur’an'da asla, hiçbir ayette böyle bir bilgi, hüküm yoktur. HÂŞÂ Allah'ın Kur’an'da açıklayamadığını, izah edemediğini açığa çıkaranlar mı var aramızda. Böyle davranırsak kendimizi aldatırız. Belki gelenek ve inançlarımıza geçici kanıt yaratır ve nefsimizi avuturuz, ama Allah'ın gerçekleri ile buluşamayız ve kadınlarımıza eziyet etmiş oluruz. İRANDAKİ KADINLARIN, BAŞÖRTÜSÜNDEKİ ZORLAMAYA KARŞI TAVRINI, İSYANLARINI LÜTFEN DİKKATLE DÜŞÜNÜN. NE EMEK İSTEDİĞİMİ ANLAYACAKSINIZ. Yine ayette geçen, görünen kısmı müstesna dan kasıt ne olduğunu, bakın Süleymaniye Vakfı ne anlamış.”GÖRÜNEN KISIM” İFADESİNİN BAŞÖRTÜDEN ÖNCE GEÇMESİNDEN, YÜZÜN GÖRÜNEN GÜZELLİKLERDEN OLDUĞU ANLAŞILIR." İyide bizler ayette asıl anlatılmak ve dikkat çekilmek istenen yeri, bölgeyi YANİ AYETİN HÜKMÜNÜ unuttuk, hiç bahsedilmeyen bir bölgeden bahsediyoruz. Yine açıkça Allah'ın asla söylemediği, ayetten de bunun anlaşılmasının mümkün olmadığı bir anlam yükleyerek, başörtüsüne delil yaratmaya çalışıyoruz. Ayette geçen Ziynet kelimesine, tercümede güzellik anlamı verip, ondan sonrada bu güzellikten kasıt, aslında kadının yüzüdür, onun görünmesinde bir sakınca yoktur anlamı veriliyor. Nur suresi 31. ayeti anlamaya devam edelim. Ayetin devamında çok ilginç ve dikkatle düşünmemiz gereken bir liste verilerek, ziynetlerini bu kişilerden başkasına göstermesinler açıklamasını yapıyor. Sayılanlara baktığımızda, çok yakın akrabalar ve aile içinde yaşayan, erkekliği kalmamış köle ve hizmetçilerden, birde henüz kadınların MAHREM YERLERİNE vakıf olmayan, erkek çocuklardan bahsederek, bunlardan başkasına göstermesinler diyordu. Peki, bu sözleri nasıl anlamalıyız? Eğer bu saydıklarımıza, kadının göğüslerini serbestçe gösterebilir diye anlarsak, elbette büyük hata yaparız. Ahzab Suresi 59. ayeti tekrar hatırlayınız lütfen. Ne diyordu Rabbimiz? Mümin kadınlara söyle, dışarıya çıkarken, üzerlerine dış giysilerini alsınlar ki tanınsınlar, bilinsinler incitilmesinler diyordu. Demek ki bahsettiğimiz konuyu bu ayet doğrultusunda anlamalıyız. Ayrıca Nur suresi 31. ayette ziynetlerin örtülme emrini verirken daha titiz, daha dikkali olunması emrini vermişti. NUR SURESİ 31. AYETTE BAHSEDİLEN BÖLGE ZATEN KADININ GÖĞSÜNÜN TAMAMEN AÇIKLIĞI DEĞİL, EROTİK TABİR ETTİĞİMİZ GÖĞSÜN DİKKAT ÇEKEN HEMEN ÜSTÜ OLAN KISMININ DAHA AÇIK OLAN KISMININ ÖRTÜLME EMRİ VERİLİYORDU. Yoksa göğüsler tamamen açık değildi elbette. Bu ayettede yakın akrabalar yanında, aynı hassasiyeti göstermeyebilecekleri anlatılıyor, yoksa ziynetlerin gösterilmesi, açılması değil, ilave örtünün açılabileceğinden bahsediliyor. Nur 31. ayette sayılan kişiler, dikkat ettiyseniz evde her zaman olabilecek insanlar. Kadın töresi, geleneği gereği evinde nasıl yaşıyorsa, hangi rahatlıkta dolaşıyorsa, evin içinde o rahatlıkla giyinip, o sayılan kişilerle birlikte EK ÖNLEM ALMADAN rahatça dolaşabileceği anlaşılıyor. Yoksa herhangi bir yerini açması söz konusu değil. Ev içinde her zaman bulunabilecek yakın akrabalara lütfen dikkat ediniz. BU SAYILAN AKRABALARLA ZATEN KUR’ AN'DA, EVLENME YASAĞI VARDIR. O günkü devri hatırlayınız. Tek bir oda ve kadın hem evin işi, hem de ÇOCUKLARINI EMZİRMEK, DOYURMAKLA MEŞGUL BİR DURUMDA. GEREKLİ ÖNLEMLERİ ALARAK, EVİNDE YAKINLARI, AKRABALARI YANINDA, DAHA RAHAT HAREKET EDEBİLMESİNE RUHSAT TANINIYOR AYET. Bu ayete öyle anlam veriliyor ki, bir kısım düşünce, kadın saçını bu kişilere ancak gösterebileceği, başkalarına gösteremeyeceği söylenmektedir. İyi ama bu anlamı vereceğimiz açıklama, asla yok ayette. Şimdide ZİYNET sözcüğünü farklı anlamlarda düşünelim. Allah ziynet sözünden, kadının taktığı takılardan bahsettiğini var sayalım, çünkü böyle düşünenler de var. Böyle düşünürsek, bu kelimenin bir cümle önce tekrarlandığı ve Allah başörtüleri ile göğüs açıklıklarını örtsün diye uyardığı, sözleriyle ters düşer. Göğüste takı var onun için kapatılmalıdır tezi, ayetin bütünlüğüne uymaz. Biz yinede ziynet kelimesini, takılan süs eşyası olarak anlamaya devam edelim ve bu konu üzerinde düşünelim. Amaç en doğruya düşünerek ulaşmak değil mi? Allah süs eşyası/ziynet takan bir kadının, taktığı takıları, ayette saydığı en yakınlarının dışında, kimseye göstermesini haram kılmış, yasaklamış diye anladığımızı düşünelim. Lütfen dikkat, bu konudan bahsederken, ayette bir cümle var hatırlatmak istiyorum. "ERKEKLİĞİ KALMAMIŞ HİZMETÇİLERDEN YAHUT DA HENÜZ KADINLARIN MAHREM YERLERİNE VAKIF OLMAYAN ERKEK ÇOCUKLARDAN BAŞKALARINA GÖSTERMESİNLER." Dikkat ederseniz, kadınların mahrem yerlerinden bahsettiği gibi, erkekliği kalmamış hizmetçilerden bahsediyor. Bu sözlerden anlıyoruz ki, ZİYNET kelimesi ile Allah takılan süs eşyasından bahsetmiyor. Hatta bundan bahsetmesi hiç mümkün değil, çünkü Allah ne diyordu süslü giysi ve süs eşyası ile ilgili? Araf. 31. ayette, Ey âdemoğulları! TÜM MESCİTLERDE SÜSLÜ, GÜZEL GİYSİLERİNİZİ KUŞANIN. Araf 32. ayette ise bu konuda, çok daha güzel bir açıklama yapıyor ve bakın ne diyor. "De ki: "Allah'ın kulları için çıkardığı SÜSÜ, GÜZEL, TEMİZ VE TATLI RIZIKLARI KİM HARAM ETMİŞ?" De ki: "Dünya hayatında onlar, İNANANLAR İÇİN DE VAR. KIYAMET GÜNÜNDE İSE YALNIZ İNANANLAR İÇİNDİR ONLAR." Bilgiden nasipli bir topluluk için biz, ayetleri böyle ayrıntılı kılıyoruz." Buradan da anlıyoruz ki süslenmek ve dışarıda süslü güzel giyinmek yasak değil. Bu örneği verdiğimizde, kadın yalnız kocasına süslenir, süslenerek dışarı çıkamaz, takılarını gösteremez demek, Kur’an'a göre yanlış olur. Çünkü Allah böyle bir yasaklayıcı hüküm vermemiştir. Tam tersine mescitlere giderken süslü, güzel giyinmemizi emretmiştir, hiçbir ayrım yapmadan. Bizler kendimiz karar veriyor ve kadın kocasından başka kimseye güzel, süslü görünemez diyoruz. Ayetlerde Allah açıkça söylemediği, kadına asla böyle bir yasak getirmediği halde, bizler nefislerimiz doğrultusunda imanımıza yön veriyoruz. Acaba Allah hüküm vermediği halde, neden yalnız kadın süslenip, süs eşyası takıp gezemez deniyor da, erkekler kendilerine böyle bir yasak getirmiyor? Buda düşündürücü değil mi? Kadın süslenip gezemezse, erkekte bunu yapamaz. Ama erkekten bahseden bile yok. Demek ki ayette geçen ziynet sözünden, takılan takıları anlamamız Kur’an'a göre doğru olamaz. Gelelim ayetin son kısmına. Ayette geçen cümleyi tekrar hatırlayalım. "GİZLEDİKLERİ ZİYNETLER BİLİNSİN DİYE, AYAKLARINI YERE VURMASINLAR." Aynı ayeti TAKILARI bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar diye tercüme ediliyor. Bu cümleyi her iki şekliyle de düşünelim. Eğer ziynet kelimesinden takılan takı, altın, bilezik süs eşyası olarak algılamış olsaydık, bu takıların görünmesi için kadın hızlı, sert yürümesi, ayette geçen sözlerden yola çıkarak, ayakların sertçe hareket etmesi ile süs eşyaları belli olmaz. Çünkü süsler/takılar görünür vaziyettedir zaten. Ayağına takılan hal halı örnek vererek, ayeti anlamaya kalkarsak, ayeti bütünlüğünden uzaklaştırmış oluruz. Şimdi lütfen bu konu üzerinde daha dikkatle düşünelim. Evin kadını için, ziynetlerini saklama konusunda, daha rahat edecekleri kişiler sayılmıştı hatırlarsanız. Ayeti tercüme ederken, ziynetlerini gösterebilecekleri kişiler diye sayılmıştı. Bu çevirinin doğru olmadığını devamındaki cümleden anlıyoruz. Lütfen ayetin sonundaki bu cümle üzerinden düşünelim şimdide. Evin ahalisine, YAKINLARINA GİZLEDİKLERİ ZİYNETLER BİLİNSİN DİYE, AYAKLARINI YERE VURMASINLAR DİYOR. Demek ki kadının ziyneti, yani dikkat çeken göğüs bölgesi açıkta değil kapalı, tam belli olmuyor ama daha serbest konumda. Yine gizleniyor ve örtüldüğü halde, KENDİLİĞİNDEN GÖRÜLEN GÖĞSÜN İRİLİĞİ, hızlı hareket ederek, cazibeli davranışlarla, dikkatin bu kısma çekilmemesi gerektiği uyarısı yapılıyor, özellikle ayette kadınlara. Kadın evin içinde hızlı ve kıvrak hareket ederek, kırıtarak yürüdüğünde en çok dikkat çeken kısmı, özellikle Arap kadınlarının büyük, iri göğüsleridir. Bu cümleden de anlıyoruz ki, kadın evin içinde belki akrabaları ve ev halkı için daha rahat giyinebilecek ama ev halkının dikkatini, kendi cinsel objelerine çekecek hiçbir şey yapmamaya da, özen gösterecek. Son olarak tekrar hatırlatmak isterim. Ayetleri lütfen rivayetlerin etkisinde, kelimelere farklı anlamlar vererek anlamaya çalışmayalım. Allah sorumlu olduğumuz MUHKEM ayetleri, çok açık şüphe duyulmayacak şekilde, nice örnekler vererek gönderdiğini açıkca söylüyorsa, kadının saçlarını örtmesinin emrini verseydi, bunuda dolaylı değil, MUHKEM BİR ŞEKİLDE AÇIKÇA KADIN SAÇLARINI ÖRTMELİDİR DERDİ. Kur'an'ın hiç bir ayetinde, Allah kadın saçlarını örtmelidir demiyorsa, lütfen inançlarımızı, geleneklerimizi dinleştirmeye çalışmayalım, hata ederiz. Hatta Allah'a ve elçisine iftira atanların safında oluruz. Ben Kur’an bütünlüğünde, hurafenin etkisinde kalmadan düşündüğümde araştırdığımda bu ayetten bunları anladım. Hatalarım varsa, Rabbim beni affetsin ve gerçekleri görmem içinde, gönül gözlerimi açmayı nasip etsin bana ve cümlemize inşallah. Sizlere düşen, yazdıklarımı rivayetler ışığında değerlendirmeden, Kur'an merkezli anlamaya çalışmak olmalıdır. HEPİMİZ BU DÜNYADA TEK BAŞIMIZA İMTİHANIMIZI YAŞIYORUZ. İMTİHANIMIZINDA KUR'AN'DAN OLDUĞUNU, LÜTFEN UNUTMAYALIM. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  9. Değerli dostlarım bu makalemde, yazıma cevap veren bir kardeşimizin, bizlerin İslam’ı nasıl yanlış algılayıp Kur’an dışı batıl inançlarımızın etkisinde yaşadığımıza, çok güzel bir örnek olduğu için verdiği cevabı sizlerle paylaşmak istiyorum. Ben bir Müslümanın, Hak olan Allah’ın vahyi Kur’an ile buluşabilmesi için, imtihanı gereği bizzat kendisinin, hiç kimsenin etkisinde kalmadan, kendisine VELİ, EVLİYA, GAVS edinmeden, yalnız Allah’a güvenerek Kur’an’ı dikkatle anladığı dilden okuması ve ayetler üzerinde düşünmesi gerektiğini söylediğimde, bana verdiği ilk cevap şöyleydi. “SAÇMALAMAYI BIRAKIN. BİR SÜRÜ MUTEBER TEFSİR VAR. İSTEYEN OKUR, ÖĞRENİR.” Elbette hiç kimse, şunu okumayın bunu okumayın diyemez, bende demiyorum. Çok kıymetli Kur’an tercümeleri var ama bir şartla, Allah bizlerin özellikle Kur’an’dan hesaba çekileceksiniz, onun için yalnız Kur’an’ın ipine sarılın, ayetler üzerinde düşünün ve hak olan Kur’an ile ilk önce aracısız buluşun emrini Kur’an veriyor. Peki, neden, çünkü Allah zuhruf 44. Ayetinde çok açık ve net hükmünü vermiş ve ne demiş hatırlayalım. Zuhruf 44: ŞÜPHESİZ BU KUR’AN, SANA VE KAVMİNE BİR ÖĞÜT VE BİR ŞEREFTİR, ONDAN HESABA ÇEKİLECEKSİNİZ. (Diyanet meali) İlginç olan Kur’an’ı anlaşılır hale getirecek tefsir âlimlerinin olduğuna inanıyoruz da, ALLAH’IN KULUNA AÇIKLANMIŞ ANLAŞILIR BİR KUR’AN GÖNDERDİĞİNE, NEDEN İNANMIYORUZ? SANIRIM ÇÖZMEMİZ VE ÜZERİNDE DÜŞÜNMEMİZ GEREKEN EN BÜYÜK YANLIŞIMIZ BU OLSA GEREK. İslam dünyasında uzun süredir tartışılan ve Kur’an’ın da üzerinde önemle durduğu çok hassas bir konudur. Müslümanların dini anlamda rehber edindikleri kişileri (âlim, ulema, şeyh, veli) Allah’ın ve Kur’an’ın önüne geçirmesi eleştirisi, hem sosyolojik bir gerçektir hem de bizzat ayetlerle uyarılan KUR’AN’IN TAMAMINA TERS DÜŞEN BİR DAVRANIŞTIR. Kur’an, din adına yetkiyi sadece Allah’a ve O’nun vahyine verir. İnsanları ilahlaştırma veya körü körüne takip etme eğilimi ayetlerde eleştirilmiştir. Tevbe Suresi 31. Ayette, Yahudi ve Hristiyanların, âlimlerini ve rahiplerini Allah’ın dışında rabler edindiğini anlatır. Bu ayet, Müslümanlar için de bir uyarı niteliğindedir. Zümer Suresi 3. Ayetinde, Allah’tan başka veliler edinenlerin, “Biz onlara sadece bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz” şeklindeki savunmalarını reddeder kabul etmez. Araf Suresi 3. Ayetinde, “Rabbinizden size indirilene uyun; O’nu bırakıp da başka velilerin peşinden gitmeyin” DİYEREK TEK KAYNAĞIN VAHİY OLDUĞUNU VURGULAR. Sizce Müslümanlar ya da geçmişte aynı yanlışı yapan Kitap ehlinin, bu yanlışları yapma nedenleri ne olabilir? En basit tabirle bunu söylemek, KOLAYCILIK VE SORUMLULUKTAN KAÇMAK DİYEBİLİRİZ. Kur’an’ı okuyup anlamak, derinlemesine düşünmek ve hayatına uygulamak çaba gerektirir. BİR “KURTARICI” VEYA “ÂLİM, VELİ” BULUP TÜM DİNİ SORUMLULUĞU ONA YÜKLEMEK, İNSANA DAHA KOLAY GELİR. Allah bunu yasaklamıştır. Aklını kullanmayan, düşünmeyen insanlarda genellikle, Kutsallaştırma Psikolojisi çok daha etkilidir. İnsanlar, göremedikleri Allah ile bağ kurmakta zorlandıklarında, karşılarında gördükleri etten kemikten “kutsal” kabul edilen kişilere bağlanmayı ve onlara sığınmayı seçerler. Bunda gelenek ve kültüründe büyük önemi vardır. Yüzyıllardır süregelen taklitçi din anlayışı, bireylerin kendi akıllarını ve Kur’an’ı kullanmalarını engellemiş, “ÂLİMİN BİLDİĞİ VARDIR SEN SORGULAMA, ONLARDAN DAHA İYİMİ BİLECEKSİN” mantığını yerleştirmiştir. Bu tavır ve davranış ALLAH’IN VAHYİ KUR’AN İLE BULUŞAMAYANLAR ARASINDA ÇOK YAYGINDIR. Bu demektir ki kula güvendiğimiz kadar, ALLAH’A GÜVENMİYORUZ. Demek ki bizlere anlatılanların doğru olup olmadığını anlayabilmemiz için, önce çaba gösterip Kur’an’ı anlayarak ve düşünerek okumamız gerekir. YANİ ÖNCE DERSİNMİZİ KUR’AN’DAN BİZZAT ÇALIŞACAĞIZ. HAZIRA KONARSAK DOĞRU YOLDA OLDUĞUMUZDAN ASLA EMİN OLAMAYIZ. Biran şöyle düşünelim, Kur’an’dan Zuhruf 44. ayetten başka hiçbir ayet okumadınız ve size deseler ki, SEN KUR’AN’I ANLAYAMAZSIN, BOŞUNA KENDİ BAŞINA ANLAMAYA ÇALIŞMA, ONU VELİ ÂLİM KİŞİLER ANLAR VE BİZLERE ANLATIRLAR demiş olsa, siz ne cevap verirsiniz? Şunu samimiyetimle söylüyorum, çok değil ilkokul 5. Sınıfa giden bir öğrencinin, eğer kafası batıl ve hurafe inançlarla karıştırılmadıysa, şöyle cevap verecektir. Allah bizleri Kur’an’dan hesaba çekeceğini söylüyorsa, Kur’an’ı aklı başında düşünen okuma yazma bilen her insan anlayabiliyor ki, Allah bizleri Kur’an’dan sorumlu tutuyor. Bakın tek bir ayet biliyorsa dedim. Çünkü Allah ayetler üzerinde düşünmüyor musunuz, düşünen yok mu, hala düşünmeyecek misiniz gibi ikazlarda bulunuyor. Ayetler okunduğunda anlaşılıyor ki, Allah düşünmüyor musunuz diye uyarıyor. Şimdi gelelim bu ayeti onaylayan diğer ayetlere. Allah Ali İmran 103. Ayetinde; “TOPLUCA ALLAH’IN İPİNE SIMSIKI SARILINIZ, AYRILIĞA DÜŞMEYİNİZ” dedikçe, bizler yalnız Allah’ın ipi Kur’an’a sarılarak inancımızı anlayıp yaşayamayacağımızı söylüyorsak, inancımızda çok büyük sorun var demektir. Allah bizleri bu dünyada birçok ayetinde imtihan ettiğini söylüyor, elbette imtihan olduğumuz kitabında, yalnız Kur’an olduğunu birçok ayetinde bildiriyor. Allah madem bizleri Kur’an’dan imtihan ediyor, Kur’an’ın sorumlu olduğumuz MUHKEM ayetlerini, aklı başında her kulunun anlayamayacağı bir üslupta gönderip, daha sonrada tüm kullarını Kur’an’dan hesaba çeker, sorumlu tutar mı? TUTMAZ DİYECEKSİNİZ BİLİYORUM. Tutmaz diyorsanız, Allah’ın MUHKEM ayetlerinin anlaşılması zor, her bilginin detayın olmadığını asla söyleyemeyiz. Yazıma cevap veren kardeşimiz, bakın verdiği cevapların devamında neler söylüyor. “O ZAMAN DOKTORA DA GİTMEYİN. AÇIN TIP KİTAPLARINI KENDİNİZİ TEDAVİ EDİN.” Karşılaştırmaya bakar mısınız lütfen. Her aklı başında bir Müslümanın, Kur’an’ın MUHKEM ayetlerini düşündüğünde anlayamayacağını söylemek, şeytanın bizlere kurduğu tuzaktır, lütfen bunu unutmayalım. Birisi Allah’ın kelamı, diğeri beşeri ilimler. Karşılaştırmalar eşit değerler üzerinden yapılır. Bir tarafta âlemi ve bizleri yaratan Allah’ın sözleri kitabı, diğer taraftan örnek verilen ilimleri de Allah’ın yarattığı bilimler ve O bilimleri keşfeden beşeri kitaplar. Böyle bir karşılaştırmayı yapmaktan, ALLAH’A SIĞINIRIM. Çok açık şöyle söyleyebiliriz, ALLAH’IN KİTABI OLAN KUR’AN İLE BEŞERÎ (İNSAN YAPIMI) KİTAPLAR VEYA BİLİMLER MUTLAK BİR OTORİTE VE KAYNAK BAKIMINDAN KARŞILAŞTIRILAMAZ. ÇÜNKÜ BİRİ İLAHİ VE DEĞİŞMEZ, DİĞERİ İSE İNSANİ VE GELİŞMEYE AÇIKTIR DEĞİŞEBİLİR. Yine aynı kardeşimiz, yaşadığı mezhep inancının baskısıyla olsa gerek, Kur’an’ı herkesin anlayamayacağını, mutlaka âlim ya da VELİ dedikleri kişilerden öğrenmemiz gerektiğini kanıtlayabilmek adına, şöyle cevap vermiş. “İLAHİ KİTABI ANLAMAYI, BEŞERİ KİTABI ANLAMAKTAN DAHA KOLAY GÖRÜYORSAN, DİYECEK BİR ŞEY YOK.” Aslında bu kardeşimizin verdiği cevap, günümüz İslam anlayışının ve inancının, Kur’an’dan çok uzak olduğunu gösteriyor. Evet, İlahi kitabı anladığımız dilden dikkatle ayetler üzerinde düşünerek okumak, beşeri ilimlerin kitaplarını okumaktan çok ama çok daha kolay, çünkü KUR’AN’IN HOCASI KİTABIN YAZARI YÜCE RABBİMİZ DE ONDAN. Düşünebiliyor musunuz Allah, iyi niyetle Kur’an’ı anlayabilmek için çaba harcayanın, GÖNÜL GÖZÜNÜ AÇARIM diyor. Bunu Allah’tan başka kim yapabilir? Kur’an’ı okumaya başlarken, hiç bir etki altında kalmadan, bizlere anlatılan beşeri rivayet ve sanı öğretileri bir kenara koyarak, Kur’an’ı okumaya ve anlamaya başlayıp ayetler üzerinde dikkatle düşündüğümüzde, Allah mutlaka anlayacaksınız diyor. Hatırlatırım, Kur’an’ın sorumlu olduğumuz ayetlerinin MUHKEM yani şüphe duyulmadan açık anlaşılır ve nice örneklerle kolaylaştırıldığını açıklandığını Rabbimiz söylüyor. Bakın Allah ne diyor. Kamer Suresi 17. Ayet: “ANDOLSUN BİZ, KUR’AN’I DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALINMAK İÇİN KOLAYLAŞTIRDIK. VAR MI DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALAN?” Kamer Suresi 22. Ayet: “ANDOLSUN BİZ, KUR’AN’I DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALINMAK İÇİN KOLAYLAŞTIRDIK. VAR MI DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALAN?” Aynı surede Allah, aynı şeyi YEMİN EDEREK birçok kez tekrarlıyor ve diyor ki, Biz Kur’an’ı anlayasınız böylece düşünüp öğüt alasınız diye kolaylaştırdık diyor. Sizlere soruyorum, Allah’ın bu yeminine aramızda güvenmeyen, inanmayan var mı? Sorduğum herkes güveniyorum, inanıyorum diyecektir ama iş hayata geçirmek olunca, ne yazık ki söylediklerimiz havada kalıyor, atalarımızın mezhep inancının baskısı galip geliyor ve bizleri Allah’a değil ŞEYTANA YAKLAŞTIRYOR AMA BUNUN İNANIN FARKINDA DEĞİLİZ. Arkadaşımız bana şu soruyu sormuş. “Tamam, da herkes farklı anlam niye çıkarıyor?” Çok doğru, işte bu düşünce toplumun Kur’an’ı direk anlamaya çaba harcamasını engelliyor. Eğer bir Müslüman Allah’ın Resulünün rivayet hadisleri olmasaydı, Kur’an kapalı kalır tam anlaşılamaz tercüme edilemezdi diyenlere inanırsa, bu mantıkla Kur’an’ı tercüme eden bir kişi, mutlaka kendisinin inandığı güvendiği, hatta kendi mezhep inancının kabul gördüğü rivayet hadisler ışığında ayetleri anlayacak ve öyle tercüme edecektir. İşte bu yol ve yöntem, Kur’an ile toplumun yanlış anlarım korkusuyla, Müslümanları direk Kur’an’ı anlama çabasına engel olmuştur. Allah boşuna onlarca ayetinde düşün aklını kullan ey kulum diye uyarmıyor. Arkadaşımız benim verdiğim cevaplara, bakın en son nasıl cevap vermiş. “KUR’AN’I ALTYAPI OLMADAN, SADECE MEAL ÜZERİNDEN (MEALİ DE BİRİSİ YAZIYOR) ANLAYABİLECEĞİNİ İDDİA ETMEK, EN HAFİF TABİRLE CAHİLLİKTİR.” İşte bu düşünce ve mantık, İslam toplumunu, Allah yemin billah ederek anlayasınız diye kolaylaştırdım, YOKMU DÜŞÜNEN AKLINI KULLAN demesine rağmen çok üzgümüm Allah’a değil, bizlere öğretilen rivayetlere inanmayı daha doğru buluyoruz. Kur’an mealini tercümesini elbette birileri yazıyor, tıpkı Kur’an’ın orijinal Arapçasını da birilerinin kayda geçirdiği gibi. Bu ve benzeri örnekler, toplumun kafasını karıştırmaktan ve direk Kur’an’a değil birilerine yönelmesini sağlamaktan başka hiçbir işe yaramıyor. FARKLI TERCÜME Mİ EDİYORLAR, HEPSİNİ KARŞIMIZA ALIP OKUYACAĞIZ VE KAFAMIZDAKİ BATILDAN KURTULDUYSAK, YANLIŞ HATALI TERCÜMELERİ İNANIN HEMEN FARK EDECEĞİZ. ÇÜNKÜ ALLAH GELECEĞİ BİLDİĞİNDEN, AYNI KONUYU BİRÇOK KEZ TEKRAR ETMİŞKİ ART NİYETLİLERİN FOYASI MEYDANA ÇIKSIN. Yine arkadaşımız bana şöyle cevap vermiş. “1400 KÜSUR YILDIR, ONCA ÂLİM, MÜÇTEHİD BİLEMEDİ, SİZ Mİ BİLİYORSUNUZ?” Ne yazık ki toplum bu ve benzeri sözlerle korkutuluyor. Hâlbuki Allah ATALARINIZIN DİNİNE UYMAYIN, onlar hiç bir şey bilmiyorlarsa da mı onlara uyacaksınız dediği gibi, çoğunluğa uyarsanız sizi dinden saptırırlar diye ikaz eder. Kamer Suresi’nde Allah’ın yemin ederek dört kez tekrarlanan bu ifade Kur’an-ı Kerim’in temel mesajının ve amacının ne kadar net olduğunu gösterir. Kur’an’ın öğüt alma, ahlak ve hidayet (doğru yolu bulma) yönünü aklı başında olan her insan doğrudan anlayabilir. Yalan söylememek, adaletli olmak, anne babaya iyi davranmak gibi ahlaki kuralları ve geçmiş kavimlerin ibretlik hikâyelerini her insan okuduğunda net bir şekilde anlar. Allah’ın birliği, ahiret hayatının varlığı ve yaratılış üzerindeki tefekkür çağrıları, YORUMA GEREK KALMAYACAK KADAR AÇIKTIR. Daha açıkçası Allah, bizlerin sorumlu olduğu ayetleri MUHKEM yani apaçık gönderdiğini söylüyor. Müteşabih ayetler ise zamanla, bilim adamları tarafından ne anlatmak istediği ortaya çıkacağını ve iman edenlerin bu gerçeği gördüklerinde, imanlarının artacağı bilgisini Kur’an veriyor. Din, insanı zorlamak için değil, doğru yolu göstermek için indirilmiştir. DOLAYISIYLA TEMEL MESAJ YALIN VE HER AKIL SAHİBİNİN KAVRAYABİLECEĞİ DÜZEYDEDİR. Hukuki kısımlar zaten kişinin değil devleti yönetenlerin kontrolündedir, kişilerin keyfine bırakılmamıştır. Kur’an, bir insanın iyi bir kul olması, doğru ile yanlışı ayırt etmesi ve hayatına yön vermesi için, HER AKIL SAHİBİNİN ANLAYABİLECEĞİ ŞEKİLDE KOLAYLAŞTIRILMIŞTIR. “Kur’an’ı kimse anlayamaz, sadece seçilmiş kişiler anlar” demek bu ayetlerle çelişir. Uzmanlık gerektiren kısımlar Kur’an’ın yönetime ve yargılama makamlarının uhdesine verdiği konulardır. Elbette o bilgiler konusunda da bir Müslüman bilgi sahibi olmak için araştırmalıdır. Kur’an’ı Müslüman toplumlarının elinden ne yazık ki aldılar ve elleriyle yazdıkları atalarının inançlarını, Allah’ın emri diye elimize verdiler. Dostlarım kardeşlerim, zaman bir su gibi akıp gidiyor. Lütfen hesabın görüleceği O çetin gün gelmeden önce, elimize verdikleri beşeri kitapları değil, ÖNCE ALLAH’IN BİZLERİ SORUMLU TUTTUĞU KUR’AN’I FARKLI TERCÜMLERDEN DİKKATLE ANLAYARAK VE ÜZERİNDE DÜŞÜNEREK OKUYALIM Kİ ALLAH’IN MESAJLARINI İLK ELDEN TEBLİĞ ALALIM. OKUMAYA BAŞLAMADAN ÖNCE, LÜTFEN BİZLERE ÖĞRETİLENLERİ UNUTALIM VE YALNIZ ALLAH’A ONUN KİTABI KUR’AN’A GÜVEREK OKUYUP ANLAMAYA ÇALIŞALIM. Böyle yaparsanız inanın, her şeyin çok daha farklı olduğunu, bizleri nasıl Allah ile aldattıklarını görecek ve ALLAHIN VAHYİ KUR’AN İLE BULUŞACAKSINIZ. Dilerim cümlemiz hatalarımızı ve yanlışlarımızı Kur’an’dan fark edip, Allah’ın ipi Kur’an’a sarılan, Onun nuru ile nurlanıp doğru yolu bulan, Allah’ın azınlık halis kulları arasında oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  10. Bugünkü makalemin konusu, yaşadığımız geleneksel mezhep cemaat ve tarikat eksenli inancımızın, nasıl Kur’an’dan uzak yaşandığını, hatta Allah’ın doğru yolunda gittiğimizi zannedip, nasıl saptığımıza çok güzel bir örnek. Yazacağım ayet üzerinde lütfen önce bizlere, İslam’ın emri diye öğretilenleri bir kenara bırakalım ve daha sonra bu ayet üzerinde KUR’AN BÜTÜNLÜĞÜNDE düşünelim ki, mahşer günü pişman olup yüzleri simsiyah, hatta gözleri kör olarak yaratılanlardan olmayalım. Bakın Allah Resulüne ne diyor ve uyarıyor. “ONLARI HİDAYETE ERDİRMEK SENİN GÖREVİN DEĞİLDİR. FAKAT ALLAH, DİLEDİĞİNİ/LAYIK OLANI HİDAYETE ERDİRİR. HAYIR OLARAK NE HARCARSANIZ, KENDİNİZ İÇİNDİR. ZATEN SİZ ANCAK ALLAH’IN RIZASINI KAZANMAK İÇİN HARCARSINIZ. HAYIR OLARAK HER NE HARCARSANIZ, HİÇ HAKKINIZ YENMEDEN KARŞILIĞI SİZE TASTAMAM ÖDENİR.” (Bakara 272) Rabbimiz bu uyarıyı Resulüne yapıyor ve bakın ne diyor. ONLARI HİDAYETE ERDİRMEK SENİN GÖREVİN DEĞİLDİR.” Peki, hidayete ERDİRMEK senin görevin değildir derken, Allah neyi kast ediyor? Lütfen dikkat hidayete erdirmek diyor. Hidayeti yani doğru yolu göstermek davet etmek, rehberlik etmek SENİN GÖREVİN DEĞİL DEMİYOR, lütfen karıştırmayalım. Çünkü bırakın Allah’ın Resulünü, hidayete yani doğru yola davet etmek, her iman edenin görevidir. HİDAYETE ERDİRMEK İSE YALNIZ ALLAH’IN YETKİSİNDEDİR. Bu ayet aklıma, Allah’ın Resulüne verdiği görev ve sorumluluğu getirdi. Hemen Kur’an’dan düşünelim, Resulün görev tanımını Allah, nasıl yapıyordu Kur’an’da hatırlayalım. “RESULE DÜŞEN, APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.” (Ankebut 18) “BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ.” (Kehf 56) “SENİN GÖREVİN, SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR.” (Rad 40) Allah Resulüne, senin görevin insanları hidayete erdirmek değil, HİDAYETE DAVET ETMEK TEBLİĞ ETMEKTİR diyor. Onun için her zaman şunu söylemeliyiz, Kur’an ayetlerini parçalı değil Kur’an bütünlüğünde düşünerek anlamaya çalışmalıyız, çünkü bizleri hidayete erdirecek Rabbimizin kitabı Kur’an’dır. Allah’ın Resulüne verdiği görev ve yetkiye baktığımızda, Resule düşen zorla kabul ettirmek değil, ALLAH’IN VAHYİNİ GÜZEL BİR ÜSLÜPLA TEBLİĞ ETMEK, UYARMAK OLDUĞUNU GÖRÜYORUZ. Ne yazık ki biz Müslümanlar günümüzde bu gerçeğin hala farkına varamadık. Allah’ın Resulüne asla vermediği yetkileri, bizler verip haşa kendimizi kandırdık, kandırmaya da devam ediyoruz. Hatta öyle ileri gittik ki, Allah’ın hükmüne karşı gelircesine; ”NE YANİ ALLAH RESULÜNÜ, POSTACI DİYEMİ GÖNDERDİ”, deme cesaretini bile gösteriyoruz. İşte buna cahil cesareti deniyor. Gerçek HAK olan KUR’AN ile buluşamadığımız için, BATILI HAK ZANNETMEK İNSANA CAHİL CESARETİ VERİYOR. Allah cümlemizi bu cahil cesaretinden korusun. Peki, hidayete ermenin şartları ve koşulları neler olabilir? Bu konuda Kur’an bizleri sürekli uyarıyor ve akla düşünmeye yönlendiriyor. Akıl ve İdrak Yeteneği çok önemli. Her insana hayatını sürdürmesi ve doğruyu yanlışı ayırt edebilmesi için verilen zaruri bilgiler ve AKIL BİZLER İÇİN NİMETTİR. Onu kullanmayan nimete ve hidayete ulaşamaz. Onun için Allah, BİZLERİ BU DÜNYADA İMTİHAN ETTİĞİNİ SÖYLÜYOR. Allah’ın Kur’an’ın ipine sarılın, ondan sorumlusunuz hükmünü asla unutmadan, kutsal kitaba/Kur’an’a, asla beşeri ilaveler yapmadan, arı-duru vahiy aracılığıyla insanları hak dine çağırması gerçeğini görebilmek, hidayete ermenin birinci önceliğidir. HAK YOLU VE İMANI KENDİ ÖZGÜR İRADESİYLE SEÇEN KİŞİLERE ALLAH’IN YARDIM ETMESİ, KALPLERİNE GENİŞLİK VE KOLAYLIK VERMESİDİR. Bu yolu izleyen HİDAYETE ERECEKTİR. Sizce Allah Resulüne, neden insanları hidayete erdirmek senin görevin değildir demiş olabilir? İşte bunu da Kur’an’dan nasiplenen hemen anlayacaktır. Çünkü Hz. Muhammed O örnek insan, TEBLİĞ görevini yaparken, insanların atalarının batıl inançlarından vazgeçmek istemediklerini gördüğünde, çok üzüldüğünü Rabbimiz görüyordu, onun için onu sakinleştirmek rahatlatmak için söylüyor. Kur’an’dan bu konuya göz atalım. Hz. Muhammed’in kendisine inanmayanlar ve İslam’ı reddedenler için duyduğu derin üzüntüyü hafifletmek, kalbini teselli etmek ve onu sakinleştirmek amacıyla indirilen birçok ayet vardır. Bu ayetler, Allah’ın Resulünün TEBLİĞ görevini yaparken, insanların hidayete ermemesi karşısında adeta kendini harap edecek kadar üzülmesinden dolayı indirilmiştir. Birkaç tanesini hatırlayalım “HERHALDE SEN, ONLAR BU SÖZE/KUR’AN’A İNANMIYORLAR DİYE, ÜZÜNTÜDEN KENDİNİ HELÂK EDECEKSİN.”( Kehf 6) “ŞÜPHESİZ Kİ ALLAH DİLEYENİ (LAYIK GÖRDÜĞÜNÜ) SAPTIRIR (SAPKINLIĞINI ONAYLAR), DİLEYENİ (LAYIK GÖRDÜĞÜNÜ) DE DOĞRU YOLA ULAŞTIRIR. ONLAR İÇİN ÜZÜLEREK KENDİNİ PERİŞAN ETME!...”(Fatır 8) “O HALDE, ONLARIN SÖZLERİ SAKIN SENİ ÜZMESİN. ŞÜPHESİZ BİZ, ONLARIN GİZLEMEKTE OLDUKLARINI DA, AÇIĞA VURDUKLARINI DA BİLİYORUZ.” (Yasin 76) Bu ayetlere benzer birçok ayet vardır ki, Allah Resulünün moralini düzeltmek ve böylece TEBLİĞ görevinde başarılı olmasını sağlayabilmek için ona moral veriyor. Şimdide ayetin devamına bakalım. “ALLAH, DİLEDİĞİNİ/LAYIK OLANI HİDAYETE ERDİRİR.” Bu sözleriyle Allah, tebliğ görevi senin, TEBLİĞİ GÖNÜLDEN ALIP, ATALARININ BATIL İNANÇLARINDAN SIYRILIP, HAK İLE BULUŞMA AZMİ ONLARIN BİZZAT KENDİ ÇABALARI İLE HİDAYETE ULAŞABİLECEKLERİ ÖZELLİKLE VURGULANIYOR. Allah doğru yolda olma çabasında olanı, bu çabalarından dolayı yardım ederek, HİDAYETE erebileceklerini söylüyor. Çok ilginç değil mi, Allah Resulüne kullarımı sen hidayete erdiremezsin dediği halde, bazı kişiler edindikleri VELİ, GAVS, ÂLİM dedikleri kişilerin kendilerini HİDAYETE ERDİREBİLECEKLERİNE İNANABİLİYORLAR. Kur’an’dan uzak yaşamak, işte bu kadar tehlikeli. Ayetin devamında da, Allah’ın Kur’an’da birçok ayetinde örneklerini verip, Allah’ın rızasını kazanmak için hayırlarda bulunan, ZEKÂTINI verenlerin yani toplumda sosyal adaleti sağlayabilmek için, çaba harcayanların karşılığını, Allah mutlaka bizlere vereceğinin müjdesini veriyor. Dilerim Kur’an gerçeklerini fark edebilmek için, atalarının batıl inançlarından kurtulup HAK VE GERÇEK OLAN KUR’AN’IN İPİNE SARILAN ve böylece Allah’ın HİDAYETE ERDİRDİĞİ, AZINLIK HALİS KULALRI ARASINDA OLURUZ. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  11. Kur’an’ı Allah bizlere Rehber, yol gösterici olsun diye indirdiğini çok açık söyler. Kur’an’ın rehberliğinden istifade edebilmemiz içinde, anlayarak ve ayetler üzerinde düşünerek okumamızı emreder. Yani bizler Kur’an’ın rehberliğinden istifade edebilmemiz için, önce tebliği almamız ve anlamamız gerekir. Eğer anladığımız dilden Kur’an’ı okumuyorsak, kendimizi Kur’an okumamış saymalıyız. Çünkü vahyi tebliğ almadan üzerinde düşünüp anlamadan, nasıl hayata geçirebiliriz? İnsanlar arasında en çok istismar edilen, DİNİ KONULARDIR. Onun için Allah, size Elçilerim vasıtası ile gönderdiğim vahyimi, birilerinden öğrenmek yerine yani kendimize güvenilecek, ardına düşülecek Veliler edinmeden, imtihanımız gereği mutlaka bizler bizzat kendimiz okuyup öğrenmemiz, tebliği almamız gerektiği konusunda uyarılar yapar. ÇÜNKÜ ALLAH BİLİYOR Kİ, KULLARIMI KENDİ ÇKARLARI İÇİN, ALLAH İLE ALDATANLAR ÇIKACAKTIR. Bunu söylediğimde, Kur’an ile gereği gibi buluşamamış kardeşlerimiz hemen şu tepkide bulunuyorlar. “NE YANİ ALLAH RESULÜNÜ, POSTACI DİYEMİ GÖNDERDİ? Halbuki Allah Resulünün görev tanımını yaparken nasıl ayetler indirmişti? “RESULE DÜŞEN APAÇIK, TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.” (Ankebut 18) “SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR.” (Rad 40) Onun için Allah, sakın sizleri Allah ile aldatmasınlar diye uyarır. Bunun önüne geçmek içinde Rabbimiz, yemin ederek bu kitabı sizler için kolaylaştırdım der. Allah uyarır ama toplumu Allah ile aldatanlar, bu gerçeğin ortaya çıkmaması için ellerinden geleni yapmışlar ve topluma Kur’an’ın asla onay vermediği şu sözlere inandırmışlardır. “KUR’AN’I SİZ ANLAYAMAZSINIZ, KUR’AN’I ÂLİM KİŞİLER ANLAR. ZATEN HER BİLGİ KUR’AN’DA, DETAYLI VERİLMEMİŞTİR.” Buna inandırılan toplum, ne yazık ki hata yaparım korkusuyla, Kur’an’ı bizzat kendisi okuyup anlamaya çalışmıyor. Hatta art niyetli, kendi inançlarını Kur’an’a söyletmek isteyenler, Kuran’ı kasıtlı olarak, farklı tercüme etmişler, toplumda böylece tedirginlik yaratmışlardır. Sorsanız hepsi de kendilerinin, en doğru tercüme ettiklerini söyler. Bu korkunun sonucunda, kurulan tuzak işe yaramış, böylece Vahyi direk Allah’ın kitabından tebliğ alma çabası içinde olmamışlardır. Öyle olunca da her anlatılanı, doğru kabul etmek zorunda kalmıştır toplum. Allah ben Ruhban sınıfı diye bir sınıf emretmedim dediği halde Kur’an’da, Allah ile aldatıcılar bu gerçeğin üstünü örtüp, İslam dininde adını değiştirerek, farklı bir isimle RUHBAN SINIFINI KURMUŞLARDIR. Televizyonlarda bazı İlahiyat Profesörlerinin, şöyle söylediklerini duyarsınız. ”DİNİ KONULARI DA BİZE BIRAKIN, KARIŞMAYIN. BİZ SİZİN İŞİNİZE KARIŞIYOR MUYUZ? BU KONU BİZİM KONUMUZ.” Bu sözlere hiç kimse itiraz dahi etmiyor, çünkü bunu kanıksadık, kabullendik. Hiç birimiz çıkıp siz kim oluyorsunuz. İslam dininin Ruhban sınıfı mısınız diyen bile yok. Allah sizleri Kur’an’dan hesaba çekeceğim diyorsa, sizce bizlerin anlayamayacağı bir rehber gönderip, daha sonrada bizleri O kitaptan hesaba çekip, sorumlu tutar mı? Elbette tutmaz ama düşünen aklını kullanan ve Kur’an’ı ilk elden tebliğ alan ancak, bunun farkına varır. Bu makalemde sizlerin üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim iki konuya örnek vermek istiyorum. Bu iki örnek ayette Allah bizlere ne anlatıyor rehberinde, onu anlamaya çalışalım. Daha sonrada bu ayetleri bizlere anlatan, kendisini İslam’ın Ruhbanı gibi gösterenler neler, hangi yöntemle anlatıyor onu anlamaya çalışalım. Acaba Allah’ın kullarına yaklaşım tarzını, ayetleri/hükümlerini tebliğ şekliyle, bizlere İslam’ı anlattığını söyleyenler, aynı yolu ve yöntemimi izliyor aynı yöntemle mi tebliğ edip anlatıyorlar, onu anlamaya çalışalım. Bakalım ki İNDİRİLEN İSLAM İLE UYDURULAN İSLAM ARASINDA, DAĞLAR KADAR FARK OLDUĞUNU GÖREBİLELİM. Allah yarattığı ve imtihan ettiği kullarının özelliklerini sayarken Kur’an’da, çok dikkat çekici zaaflarından da bahseder ve bizlere derki; “TARTIŞMAYA MEYİLLİDİR. ACELECİ TABİATTA YARATILMIŞTIR. ZAYIF YARATILMIŞTIR.” Onun içinde Allah kullarına şefkatini göstermiş ve yemin ederek gönderdiği Kur’an’ı kolaylaştırılmış bir şekilde gönderdiğini birçok kez bildirmiştir. BU ÖZELLİKLERE SAHİP BİR İNSANA, DOĞRU BİR YÖNTEMLE İSLAM’I, KUR’AN’I ANLATMAZSANIZ, ASLA GERÇEKLERLE BULUŞTURAMAZSINIZ. Onun için bizler Allah’ın anlatım ve tebliğ şeklini mutlaka hayata geçirmeliyiz. Ne yazık ki bizler, Kur’an ile yetinmediğimiz için, ellerimizle yarattığımız ruhban sınıfları, bu gerçeği toplumdan gizlemişlerdir. Allah’ın dininin sınırları dışına çıkarak, kendilerinin dine yaptığı ilaveleri ve kendi düşüncelerini, KENDİ HAYAT ANLAYIŞLARI VE KENDİ YÖNTEMLERİYLE, Allah’ın emri gibi topluma anlatmışlardır. Allah şarap ya da alkollü içecek ve kumar konusunda, bakın nasıl bir ayet indiriyor ve nasıl bir yol, yöntem izleyerek kullarını uyarıyor, bunlardan uzak durun diyor. Bakara 219: SANA İÇKİYİ VE KUMARI SORUYORLAR. DE Kİ: BU İKİSİNDE İNSANLAR İÇİN BÜYÜK ZARAR VE BAZI FAYDALAR VARDIR; ZARARLARI DA FAYDALARINDAN BÜYÜKTÜR. SANA NEYİ İNFAK EDECEKLERİNİ DE SORUYORLAR. DE Kİ: İHTİYAÇ FAZLASINI. ALLAH SİZİN İÇİN ÂYETLERİNİ İŞTE BÖYLE AÇIKLIYOR Kİ DÜŞÜNESİNİZ. (Kur’an Yolu. Diyanet İşl.) Bu ayette geçen içki ve kumar için büyük zarar vardır demiş. bazı ayetlerde günah vardır diye tercüme etmişler. Süleymaniye vakfı mealinde ZARARLAR vardır diye çevirmiş ve açıklamasını da bakın nasıl yapmış. “Ayetteki İsm (إِثْم) , kişiyi sevaptan yani iyiliklerden ve doğal yapısından uzaklaştıran davranış anlamındadır. Hamr ve kumar kişiyi Kur’an’dan, namazdan (Maide 5/91) ve doğal yapısından büyük ölçüde uzaklaştırır.” Aynı ayette geçen bu kelimeyi Mustafa İslamoğlu mealinde, KÖTÜLÜK diye çevirmiş. Zaten günah kelimesinin anlamıda kabahat kötü, istenmeyen zararlı davranış anlamındadır. Ama günümüzde topluma GÜNAH kelimesi DİNDE SUÇ SAYILAN, ALLAH KATINDA CEZASI OLAN DAVRANIŞ, ANLAMINDA ANLATILIR. Bu anlamı verdiğinizde ve topluma içki ve kumarı bu yöntemle anlattığınızda içkiye ve kumara müptela olmuş bir insan tepki gösterip, biz nasıl olsa günahkâr olduk, cehennemliğiz şeklindeki karşı çıkışlarıyla, bu kötü alışkanlıklardan vaz geçmek yerine, daha da ileri gidenleri duyarsınız. Bu yöntem Allah’ın yöntemi değildir, önce onu belirtmek isterim. Bu ayeti genel çoğunluk tercüme ederken, bu kelimeye özellikle parantez içinde HARAM diyerek, Allah’ın kullarını güzel tavsiyelerle, doğru yola davet ettiği örneğinden toplumu uzaklaştırarak, İslam dininden adeta soğutuyorlar. Allah isteseydi Kur’an’da geçen bazı konularda olduğu gibi, keskin sınırlarını belirleyip HARAM kelimesini kullanamaz mıydı? Peki, neden HARAM demediği üzerinde düşünmemiz gerekirken, işin kolayına gidiyoruz ve içki kumar haramdır deyip kestirip atıyoruz. Sanırım ya Allah’ın sabırla kullarını doğruya davetini anlamak istemiyoruz, ya da işimize öyle geliyor. HARAM büyük günahtır. Affı olmayabilir. Çünkü Allah büyük günahlardan sakınırsanız, küçüklerinin üstünü örter affederim diyor. Allah kullarının zayıf iradede olduğunu bildiği için, onları önce uyarıyor ve doğru yolda olmanın örneklerini veriyor ve tavsiyelerde bulunuyor. Yani bunlar HARAMDIR direk demiyor ama bu kötü davranışlar sizi, harama yönlendirir uyarısını yapıyor. Bu iki illetten kullarını kurtarmaya çalışıyor ve başka bir ayetinde aynı konuda bakın ne diyor. “ŞEYTAN, ALKOL VE KUMAR İLE ARANIZA DÜŞMANLIK VE KİN SOKMAK, SİZİ ALLAH’I ANMAKTAN VE SALATTAN/NAMAZDAN ALIKOYMAK İSTİYOR. ARTIK BUNLARDAN VAZGEÇECEK MİSİNİZ?” Maide 91 Bu ayetlerde Allah, doğrudan “Bu haramdır” diyerek kestirip atmak yerine, insanın aklına, vicdanına ve psikolojisine hitap eden aşamalı ve ikna edici bir yöntem ikna metodu kullanmaktadır. İslamiyet gelmeden önce alkol ve kumar, cahiliye toplumu hayatının derinden kök salmış, günlük parçalarıydı. Bu yüzden Kur’an, bu alışkanlıkları birdenbire yasaklamak yerine insanların zihnini ve kalbini hazırlayarak şu yöntemleri izlemiştir: Ayet, alkol ve kumarda insanlar için bazı “çıkarlar” (eğlence, geçici keyif, ticari kazanç) olduğunu inkar etmez. “KÖTÜLÜĞÜ YARARINDAN BÜYÜKTÜR” diyerek, insanı bir kar-zarar analizi yapmaya davet eder. Akıllı bir insanın, zararının faydasından çok daha fazla olduğunu gördüğü bir şeyi, kendi iradesiyle bırakması beklenir. İçki ve kumarın zararları anlatılır. İnsanların arasına düşmanlık ve kin sokması (kavgalar, aile yıkımları, dostlukların bitmesi). İbadetten (salattan/namazdan) ve Allah’ı anmaktan alıkoyması (bilincin bulanması, sorumlulukların unutulması). Maide 91’in sonundaki “ARTIK BUNLARDAN VAZGEÇECEK MİSİNİZ?” sorusu çok güçlü bir retorik yani bir fikri, argümanı veya yazıyı kitlelere kabul ettirmek, insanları etkilemek ve ikna etmek amacıyla, dili ustaca kullanma tekniklerinin yöntemidir. Bakın Allah aynı konuda kullarını nasıl uyarıyor ve ne tavsiyede bulunuyor. Bunları kullanırsanız şeytanın oyuncağı olursunuz ve benden uzaklaşırsınız diyerek ne diyor? “ARTIK BUNLARDAN VAZGEÇECEK MİSİNİZ?” Yani Allah’ın kullarına önce tavsiyesi ve uyarısını görüyoruz ayetten. YÜCE RABBİMİZ YARATTIĞI KULUNUN PSİKOLOJİİSİNİ BİLDİĞİNDEN ONU, ONUN ANLAYACAĞI YÖNTEMLE DOĞRUYA DAVET EDİYOR. Bakın bu uyarı Kur’an’a iman etmiş olanlara. Allah demek ki iman eden kulları, bu illetten tam olarak vazgeçmemiş ki, onlara soruyor artık bunlardan vaz geçecek misiniz diyor. İsteseydi HARAM der kestirip atardı ama bunu yapmıyor, çünkü kulunun bu konudaki psikolojisini biliyor. Kullarını bu kötü alışkanlıklardan, yavaş yavaş vaz geçiriyor. ADETA BİR EĞİTİM VE PSİKOLOJİK TERAPİYLE. Benzeri ikazı Allah’ın, bir başka ayetinde de görüyoruz. Nisa 43. Ayetinde Allah, iman eden ama alkol illetinden kurtulamamış kullarını nasıl ikaz ediyor ve uyarıyor. “EY İMAN EDENLER! SARHOŞKEN NE SÖYLEDİĞİNİZİ BİLİNCEYE KADAR, YOLCU OLANLAR HARİÇ, CÜNÜPKEN DE YIKANINCAYA KADAR SALÂT’A YAKLAŞMAYIN!” Kendilerini adeta ruhban ilan edenler, bu ayet nesh edilmiş hükmü kalkmıştır diyerek, Allah’ın kullarına ne maksatla bu ve benzeri uyarılarını yaptığını anlamak yerine, üstünü örtmeyi, hatta ayetin hükmü kalkmıştır diyerek, toplumdan gerçekleri gizlemişlerdir. Bunu yapanlar, içki kullanan bilmem kaç gün namaz kılamaz türünden yalanlar uydurup, alkolden kötü alışkanlıklardan uzaklaştıracaklarına, Müslümanları namazdan, ibadetlerden hatta Kur’an’dan uzaklaştırmışlardır. HÂLBUKİ ALLAH, ALKOL GİBİ KÖTÜ ALIŞKANLIKLARA BAĞIMLI HALE GELMİŞ VE BUNDAN KURTULAMAYAN KULLARINI, KENDİ SINIRLARI İÇİNDE TUTUP, HUZURUNDAN AYIRMAYARAK, ONLARI BU İLLETTEN BU YOLLA, YANİ ALLAH’I HER AN ZİKREDİP ANARAK KURTULMASINI İSTEMİŞTİR. Allah’ın doğru bulmadığı, yine aynı yöntemle yani bilgilendirip uyararak, tavsiyelerle vazgeçmelerini istediği bir başka konu daha vardır Kur’an’da. Ama her ne hikmetse Allah’ın bu tavsiyesini, nefisleri uygun görmedikleri için olsa gerek göz ardı etmişlerdir. Diğer örnekte takındıkları tavrı takınmamışlardır. Allah geçmiş toplumlarda alkol ve kumar alışkanlığının çok fazla yaygın olduğu gibi, çok eşlerle evlenme alışkanlığı da yaygındı. Nisa suresi 3. Ayetinde Allah, savaşta ailelerini kaybetmiş yetimler konusunda bir ayet indiriyor ve size emanet edilmiş yetimlerin malları için onlarla evlenmeyin. Eğer evlenmek istiyorsanız size helal başka yetimlerle evlenin diye tavsiye ediyor. Ama o kadınlar arasında adaleti sağlayamayacağınızdan korkarsanız YALNIZ BİR TANE ALIN DİYE ÖZELLİKLE UYARIR. Yani Allah adaletli olan, bir tek eşle evlenmeli, tavsiyesinde bulunuyor. Hatırlatırım bu ayet yetim kalanlarla ilgilidir. Çünkü o devirde toplum zina ve sapkınlık konusunda çok kötü durumdaydı. Allah özellikle yetim kızların, ortada kalmasını başlarına kötü şeyler gelmesini istemiyordu. Dikkat ettiyseniz Allah o devrin çok eşlilik konusuna hemen son vermemiş, yani çok eşlilik adaletli değildir, bundan sonra çok eşle evlenmeyeceksiniz günahtır ya da haramdır dememiştir. Ama çok eşliliğin adaletli bir evlilik olmadığı VE TAVSİYE ETMEDİĞİNİ BİLDİRMİŞTİR. Yani Allah çok eşliliği önermemiştir. Hatta bu konu hakkında Nisa suresi 129. Ayetinde çok eşli aile reislerini nasıl uyarmıştır. “NE KADAR UĞRAŞIRSANIZ UĞRAŞIN, KADINLAR ARASINDA ADALETİ YERİNE GETİREMEZSİNİZ.” Sizlere sormak isterim, Allah adaletin sağlanmadığı bir aile kurmamızı ister mi bizlerden? Elbette istemez. Ne yazık ki bizler bu ayetleri işimize geldiği gibi anlayıp, uyarıları görmezden gelerek, Allah çok eşliliğe izin vermiştir, yasaklamamıştır demek te bir sakınca görmemişlerdir. Peki neden? Çünkü işimize öyle gelmiş, nefsimizin duyguları, arzuları öyle istemişte ondan. AÇIKÇASI KUR’AN’A UYMAK YERİNE, KUR’AN’I KENDİMİZE UYDURMUŞUZ, YAŞAYIP GİDİYORUZ. Sonucunuda görüyoruz. Konuyu özetlemek gerekirse Allah içki, kumar ve çok eşlilik konusunu Kur’an’da bizlere anlatırken, İçki kumar şeytan işi bir pisliktir, sizleri benden uzaklaştırır, şeytana yaklaştırır, artık bundan vazgeçin diyerek uyarmış ve tavsiyeler de bulunmuştur. Çok eşlilik konusunda da aynı uyarıyı yapmış Allah ve çok eşlilik adaletin olduğu bir aile ortamı değildir, ne kadar uğraşırsanız uğraşın, aralarında adaleti sağlayamazsınız. Onun için Allah, TEK EŞLE EVLENİN diye tavsiye etmiştir. Tabi bu tavsiyeleri doğru anlayabilmek için, o gün Arapların ortamını ve geleneklerini doğru anlamamız gerekir. BU TAVSİYELER O DÖNEMİN YENİ EVLENECEKLERİ VE GÜNÜMÜZDE BİZLER İÇİNDİR. YOKSA O DEVİRDE HER ERKEĞİN, BİRÇOK EŞİ VARDI ZATEN. Allah eşlerinizi boşayın tek eşle evlenin demesi mümkün değildi. Daha önce birçok eşle evlenenleri de uyarıp, bu evliliğinizde eşleriniz arasında asla adaleti sağlayamazsınız, onun için bu konuya dikkat edin, aralarında ayrım yapmamaya çaba gösterin diye uyarıyor. Bizler Allah’ın bu ikaz ve uyarılarını anlamak yerine, işimize nefsimize geldiği şekilde anlamış ve topluma da böyle yanlış KUR’AN’IN YAPICI, EĞİTİCİ ANLATIMINDAN UZAK ANLATMIŞIZ. Sonucunu da hep birlikte yaşayarak görüyoruz huzuru, mutluluğu bulamıyoruz. Daha doğrusu Kur’an’ın istediği orta yolu bir türlü bulamıyoruz. ÇÜNKÜ İSLAM’I ANLATTIĞINI ZANNEDENLER, TOPLUMU DİNDEN SOĞUTMUŞLAR. Bizlere düşen önce anlatılan rivayetlerin etkisinden kurtulup, Kur’an’ı bizzat anlayarak ve ayetler üzerinde dikkatle, Kur’an bütünlüğünde düşünerek anlamaya çalışmak olmalıdır. Yalnız Kur’an’ın ipine sarılan Allah’ın uyarı ve ikazları ile buluşacak ve onun nuru ile aydınlanarak İslam’ı doğru yaşayacaktır. Sen Kur’an’dan anlayamazsın, her bilgi Kur’an’da yoktur diyen Ruhbanların sözlerine inananlar ise, Allah’ın huzuruna çıkana kadar, kendilerinin doğru yolda olup olmadıklarından, asla emin olamayacaklardır. HUZURA ÇIKINCADA ZATEN, İŞ İŞTEN GEÇMİŞ OLACAKTIR. Dilerim Kur’an gerçeklerini, bu dünyada farkında olan batılın ve hurafenin değil, Allah’ın ipine sarılan, onu doğru anlayabilmek içinde, bizzat çaba harcayan, Allah’ın azınlık halis kulları arasına oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  12. Bu makalemin konusu, Kur’an’da yapılan tekrarlar konusu üzerine olacak. Kur’an’ı okuduğunuzda aynı konuların birçok ayette tekrar edildiğini görürsünüz, farklı değişik örnekler vererek. İslam düşmanları bunu tenkit ederek, bu kitap Allah katından gelmiş olamaz, sürekli tekrarlarla dolu şeklinde tenkitlerini duyarsınız. Sizce bu tekrarların sebebi ne olabilir? Bu konuda elbette birçok şey söyleyebilirsiniz ama unutmamamız gereken en önemli konunun, Kur’an’ın yazılı ve tek seferde inmeyip, 23 yılda yavaş yavaş indiği gerçeğidir. Onun içindir ki, Kur’an ayetlerinde tekrarların sürekli yapılmasının en önemli nedenlerinden bir tanesi, önceki indirilen ayetlerin tekrar hatırlatılması, unutulmaması ve özellikle konuyu daha dikkatli bir şekilde vurgulamak adınadır. TEKRAR BİR EĞİTİM ŞEKLİDİR. BU EĞİTİM ŞEKLİ HER SEVİYEDEKİ İNSANIN, KUR’AN’I RAHATLIKLA ANLAMASINI, UNUTMAMASINI, KONUYU PEKİŞTİRMESİNİ SAĞLAR. Özellikle tekrarlayarak bir konuyu anlatmak, çalışmak, eğitimde çok kullanılır. Kur’an’da bu eğitim şeklini özellikle kullanıyor ve Allah’ın dikkatimizi çekmemizi istediği konuları, sürekli Kur’an’da tekrar ediyor, böylece gündemde tutuyor. Bilim adamlarının bu konudaki düşüncelerinede bakalım. Kur’an-ı Kerim’de belirli kıssaların, konuların veya ayetlerin tekrar edilmesinin temel nedeni, insan psikolojisine hitap ederek öğrenmeyi pekiştirmek, ibret alınmasını sağlamak ve dini/ahlaki ilkeleri kalıcı kılmaktır. İslam alimleri ve müfessirler, Kur’an’daki bu tekrarları birer kusur değil, aksine edebi birer belagat (güzel konuşma) ve irşad (doğru yolu gösterme) mucizesi olarak kabul ederler. Kur’an’daki konu ve ayet tekrarlarının temel sebep ve hikmetleri şunlardır diyebiliriz. İnsan yapısı gereği unutmaya meyillidir. Kur’an kendisini aynı zamanda bir “öğüt ve hatırlatma” (zikir) kitabı olarak tanımlar. Bir fikrin akıllarda kalması, kalbe yerleşmesi ve davranışa dönüşmesi için eğitici bir yöntem olarak farklı zamanlarda ve farklı üsluplarla hatırlatılması gerekir. Örneğin Tâhâ Suresi 113. ayette, uyarıların korunma ve ibret amacıyla tekrar tekrar açıklandığı belirtilir. İnsan hayatında hava, su ve gıdaya her gün nasıl ihtiyaç duyuluyorsa; ruh dünyasında da tevhid (Allah’ın birliği), adalet, ahlak ve ahiret inancı gibi temel kavramlara her an ihtiyaç vardır. Kur’an, kalbi ve ruhi hayatın sürdürülebilir gıdası olan, BU ANA KONULARI SIKLIKLA TEKRAR EDEREK CANLI TUTAR. Kur’an’da bir konu (örneğin Hz. Musa’nın kıssası) her yerde tamamen aynı şekilde tekrarlanmaz. Konunun geçtiği surenin ana amacına ve bağlamına uygun olan kesiti öne çıkarılır. Bir surede Allah’ın Resulünün sabrı işlenirken, diğer surede inkarcıların uğradığı son veya mucizeler vurgulanır. Bu durum, okuyucunun her surede o kıssadan yeni bir ders ve perspektif kazanmasını sağlar. Bunun nedenini de bakın ayetlerde nasıl açıklıyor. İsra 89: Andolsun, BİZ BU KUR’AN’DA İNSANLARA HER TÜRLÜ MİSALİ DEĞİŞİK ŞEKİLLERDE AÇIKLADIK. Yine de insanların çoğu ancak inkârda direttiler. (Diyanet meali) Hud 1: Elif, lâm, râ. Bu, hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan ALLAH TARAFINDAN AYETLERİ ÖNCE SAĞLAM KILINMIŞ, SONRA DA DETAYLANDIRILIP AÇIKLANMIŞ BİR KİTAPTIR (Bayraktar Bayraklı meali) Enam 105: BÖYLECE BİZ AYETLERİ GENİŞ GENİŞ AÇIKLIYORUZ Kİ, «Sen ders almışsın» desinler de, biz de anlayan toplum için Kur’an’ı iyice açıklayalım.(Diyanet vakfı meali) Bu ayetlerden de anlıyoruz ki, Allah bir konuyu tek bir ayette anlatıp geçmiyor. Daha iyi anlaşılması için, zamana yayıyor ve farklı konularda, farklı örneklerle aynı konuyu işliyor, tekrar ediyor ki, bizler daha iyi anlayalım. Zümer suresi 23. ayetinde de Allah, bu konuda şöyle söylüyor. “ALLAH, AYETLERİ BİRBİRİNE BENZEYEN VE YER YER TEKRAR EDEN KİTAP’I SÖZLERİN EN GÜZELİ OLARAK İNDİRMİŞTİR.” Onun için de Allah ayetinde, her türlü misali, değişik şekillerde verdik, yani tekrar ettik diyor. Hud suresi 1. ayetinde de aslında sorumuza ışık tutuyor ve diyor ki, Allah tarafından ayetler önce sağlam kılınmış, yani bizler için en doğru hüküm verilmiş, daha sonraki ayetlerde de bu hükümler tekrar edilerek en ince detayına kadar açıklanmış, genişçe izah edilmiştir diyor. Buradan da şunu rahatlıkla anlayabiliriz. Allah bir konuyu özellikle tekrar ediyor ki, dine nifak sokmaya çalışanlar, ayetlerde bir kelimeye farklı anlamlar vererek, aslında Allah bu ayette bu kelimeyle şunu kast ediyor diyerek, farklı bir anlam vermeye çalışanlar olursa, onların dine ilave etmeye çalıştığı, Allah’ın koymadığı bir hükmü hemen fark edelim ve anlayalım. BURADAN ŞUNU RAHATLIKLA SÖYLEYEBİLİRİZ, ALLAH HÜKMÜNÜ DOLAYLI VERMEZ, AÇIKÇA AYETLERİN GENELİNE SAYARAK, NİCE ÖRNEKLERLE İZAH EDER, AÇIKLAR. Onun için bizlerin sorumu olduğu ayetleri MUHKEM, yani şüphe duyulmayacak kadar açık ve net gönderdim diyor. Bu konu ile ilgili bir başka örnek vermeden önce, sizlere bir konu hakkında bilgi vermek istiyorum. Sizlerde karşılaşmışsınızdır, İslam ve Kur’an düşmanları tarafından, Kur’an’ın farklı Mushaflarının olduğu İslam toplumunda şüphe uyandırmak için söylenir ve Müslümanlar, KUR’AN’IN BİR HARFİ BİLE DEĞİŞMEMİŞTİR dedikleri halde, orijinalinde farklı Kur’an ların olduğu örnekleri verilir. Söyledikleri aslında doğrudur. Müslüman âlemi öyle bölünmüştür ki, ne yazık ki okudukları Kur’an’da bile ayetlerde kelimelerin ya da harflerinin, RİVAYET HADİSLERİN ETKİSİYLE YA DA ART NİYETLİ KİŞİLER TARAFINDAN, farklı yazılmış olanlarını görebilirsiniz. Yine fitne sokucular, şüphe yaratmak adına, Kur’an’da Allah, KİTABI BEN KORUYORUM dediği halde bu farklılığın, Kur’an’ın Allah kelamı olmadığını gösterir, şeklindeki tezlerinden etkilenen Müslümanların olması kaçınılmazdır. Tabi Kur’an’ı dikkatle okumayıp batılın ve hurafenin etkisinde kalmışsanız, bu sözlerden etkilenmemek mümkün değil. Yine fitne sokucular, Müslümanlar Kur’an değişmemiştir diyorlar ama Tevrat ve İncil de Allah kelamı, neden onların değiştiğine inanıyorlar diyerek, toplumun kafasını karıştırmaya çalışıyorlar. Allah yeni bir kitap göndermeden, bir önceki kitabı koruması altından çıkarmaz. Hatta Kur’an indirilirken, birçok konunun hala kitap ehlinin, ellerindeki kitapta yazılı olduğu uyarısının örneğini Kur’an verir. Daha sonrada hükmü kalkan bir kitabın korunmasının mantığı olamayacağından Allah, yalnız Kur’an’ı koruması altına aldığını açıkça bildiriyor ve diyor ki, SİZLERİ KUR’AN’DAN SORUMLU TUTUYORUM. Bu dünyada da bizleri yönetenler, yeni bir kanun çıkardıklarında, eski kanun hükümsüz olduğu için, anayasa kitabından çıkartılır. Allah’ın Kur’an ayetlerinde birçok konuyu, farklı ayetlerde farklı konularda özellikle tekrar etmesinin en önemli nedenlerinden birisi de, Allah’ın geleceği biliyor olması ve Kur’an üzerinde şüpheler yaratmaya çalışanların oyununu bozmak adınadır. Ayetlerde geçen kelimelerin, anlamları ile oynanması ya da ilave edilip çıkartanların oyununu bozmak adına, aynı konular birçok kez diğer ayetlerde tekrar edilmiştir. Bir ayette geçen bir kelime ya da hüküm, eğer Kur’an’ın başka bir ayetinde farklı geçiyor ve izah ediliyorsa, art niyetli kişilerin ayette geçen kelimelerin anlamları ile oynaması, ya da kendilerince ayetlere ilave etmesinin hiçbir hükmü olmayacak, bu yalan iftiralar hemen fark edilecektir. TABİ DÜŞÜNEN, AKLINI KULLANAN BUNU ANLAYACAKTIR. Kur’an ayetlerindeki tekrarların önemini fark edebilmek için, yine Kur’an’da Allah’ın uyarılarına dikkat ederek Kur’an’ı okursak, asla art niyetli insanların oyununa gelmeyiz. Allah birçok ayetinde, bizlerin Kur’an’ı okurken, ayetler üzerinde düşünmemizi, aklımızı kullanmamızı ister. Eğer bizler düşünmeden okur geçersek, bizleri Allah ile aldatanların, dinimize nifak sokanların tuzağına kolaylıkla düşeriz. Eğer düşünerek dikkatli bir şekilde okursak, Allah’ın birçok ayetinde verdiği hükmü, bir başka ayetinde bunun tersini söylemeyeceğini bildiğimiz için, bizlere yapılan tuzağı fark edecek ve böylece ALLAH’IN KORUMASINDAKİ BU MUCİZE KUR’AN DAN, İSTİFADE EDEBİLECEĞİZ. KUR’AN DAKİ KONULARIN TEKRARININ EN ÖNEMLİ FAYDASI, ŞEYTANIN VE ŞEYTANLAŞMIŞ İNSANLARIN TUZAĞINA DÜŞMEMEMİZ ADINA, ALLAH’IN AKLINI KULLANAN HALİS KULLARINA, SUNDUĞU BİR NİMETTİR. Kur’an’ın bir harfinin, yada bazı kelimelerin anlamlarının değiştirilme çabaları, tüm Kur’an mushaflarının değiştirildiği anlamına gelmez. Değiştirme çabalarını görüyoruz ve şahit oluyoruz. Ama bu çabalar boşa gidiyor. Kur’an bütünlüğünde, Kur’an’ın hükümlerinin yani mana ve anlamının asla değiştirilemeyeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü Allah, bu art niyetli kişiler amaçlarına ulaşmasınlar diye, aynı konuyu başka ayetlerde tekrar etmiştir. İmamı Azam Ebu Hanife, Kur’an ayetleri konusundaki düşüncesini bakın nasıl söylüyor. “Kur’an kâğıtlarda Yazılmış ve bizim Okuduğumuz Lafızlar değildir. Esas Kur’an o lafızların taşıdığı manadır ki, bir kelam-i nefsi ( ALLAH ın zati ile var olmaya devam eden söz ) olarak kalıptan kalıba dökülür. O kalıplar sonradan yaratılmış ( Muhdes ) Varlıklardır. Oysaki esas Kuran, MAHLÛK olmayan bir MANADIR.” Din düşmanlarının, Allah’ın kitabını değiştirme çabaları hep oldu ve olacakta. Allah Nahl 98. ayetinde, KUR’AN’I OKUMAYA BAŞLAMADAN ÖNCE, KOVULMUŞ ŞEYTANDAN ALLAH A SIĞIN DER. Bunun anlamı, bizlerin Kur’an’ı anlayabilmesi için, önce kafamızdaki bizlere öğretilen şeytanın dayattığı batıldan kurtularak, Kur’an’ı okumamız gerektiğini Allah söylüyor. Eğer bunu yapmazda batıl ve yanlış ataların inancının etkisiyle yani rivayetler ışığında Kur’an’ı anlamaya çalışırsak, İslam düşmanlarının Kur’an’a bizzat yaptığı ilavelerin asla farkına varamayız. İster kelimelerin anlamlarını değiştirsinler, Kur’an’ı tercüme ederken ilaveler yapsınlar, isterse ayetlerin orijinaline ilaveler yapsınlar hiç önemli değil. Allah’ın önerdiği yolu ve yöntemi kullanarak Rabbimize güvenerek Kur’an’ı okursak, Allah’ın O müthiş anlatım şekliyle, yaptığı tekrarlarla, bizleri uyaracak, dikkatimizi çekecek ve fitnelerin aldatmacalarını hemen fark edeceğiz. ALLAH’IN KUR’AN’I KORUMASINI, BU MANTIKLA ANLAMALIYIZ. ALLAH KUR’AN’I KORUMUŞ, AMA SEN O KORUNAN AYETLERİ FARK EDEBİLMEK İÇİN, MUTLAKA AKLINI KULLANMAN, DÜŞÜNMEN VE AYETLER ARASINDA BİR BAĞ KURMAN GEREKİYOR. EĞER AKLINI BİR KENARA KOYUP BİRİLERİNE TABİ OLDUYSAN, ALLAH’IN YOLUNDA YÜRÜMEN VE KUR’AN’DAN İSTİFADE ETMEN, HİÇ MÜMKÜN OLMAYACAKTIR. Bu dünyada hepimiz imtihandan geçiyoruz. Lütfen unutmayalım, düşünmeden aklımızı Kur’an ile kullanmadan eğer birilerine tabi olursak, inanın hesap günü çok pişman oluruz. Allah bizleri aldatacaklarını ayetlerinde bizlere söylüyor ve uyarıyor. Allah’ın kitabını da, değiştirme çabalarının olacağı örneğini de veriyor. Hatta Ali İmran 78. ayetinde; “KİTAPTA OLMAYAN BIR ŞEYİ, SİZ KİTAPTAN SANASINIZ DİYE, DİLLERİYLE KITABI ÇARPITIRLAR.” Diyerek, bizleri her konuda aldatacakları uyrısını yapıyor. Enam suresi 104 ayetinde bu uyarıyı tekrar ederek, SİZE RABBİNİZEN GÖNÜL GÖZÜ ANLAMA, KAVRAMA KABİLİYETİ GELMİŞTİR, KİM GÖRÜRSE KENDİ YARARINA, KİM KÖRLÜK EDESE KENDİ ZARARINA diyerek, Kur’an’ı mutlaka düşünerek bir öğrenci misali anlamaya çalışmamız gerektiği uyarısını yapıyor. Kamer 17: Andolsun biz, KUR’AN’I DÜŞÜNÜP öğüt almak için KOLAYLAŞTIRDIK. Var mı düşünüp öğüt alan? (Diyanet meali) Nisa 82: HÂLA KUR’AN ÜZERİNDE GEREĞİ GİBİ DÜŞÜNMEYECEKLER Mİ? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı. (Diyanet vakfı meali) Muhammed 24: ONLAR KUR’AN’I DÜŞÜNMÜYORLAR MI? Yoksa kalplerinin üzerinde kilitleri mi var? (Elmalı meali) Yunus 42: İçlerinde seni dinleyenler de vardır. PEKİ, HELE BİR DE AKILLARINI KULLANMIYORLARSA, sağırlarsa sen mi işittireceksin? (Bayraktar Bayraklı meali) Yunus 100: Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir kimse iman edemez. Allah, AZABI AKILLARINI KULLANMAYANLARA VERİR. (Diyanet meali) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  13. Allah Kur’an’da, bizlerin ilk okuduğumuzda nedenini, tam anlayamadığımız bir emir verdiyse, onu görmezden gelmek yerine, önce ona uymalı, daha sonrada nedenini mutlaka araştırmalıyız. Belki çağımızın ilmi, bu emri gerektiği gibi açıklamaya yeterli olmayabilir. Ama bizler Allah’ın yasakladığı şeylere, asla kuşku duymadan elbette kendi nefsimizce, ilavelerde yapmadan uymalıyız. Bilmeliyiz ki Allah bizler için, en güzelini önermiştir. Yüce Rabbimiz, domuz etini bizlere haram kılmıştır. Zorda kalmadıkça yemeyin emrini vermiştir. Bunun nedenini belki içinde bulunduğumuz yüz yılda, ilmin-bilimin ileri seviyelerde oluşu nedeniyle biliyoruz. Geçmiş yüzyıllar önce, bu bilgilere sahip olmayan, Allah’ın emirlerine iman eden insanlar, hiç kuşku duymadan domuz etinden uzak durmuşlardır. Elbette Allah’ın emrini dinlemeyenlere, sözümüz meclisten dışarı. Peki, sizce Allah domuz etini, neden yememizi yasaklamış olabilir? Çünkü günümüzde Hristiyanlar yiyiyor ve hiç bir şey olmuyor, turp gibi insanlar dediklerini duyarsınız. Hiç bir şey olup olmadığını, hangi yönde zararlar verebileceğini, bizler tam kavrayamamış olabiliriz, onuda belirtmek isterim. Bu konuda edindiğim bazı bilgileri, sizlerle de paylaşmak istedim. Hıristiyanlar eski İncillerinde, domuzun pis olarak geçtiğini bugün itiraf ediyorlar. Bildiğiniz gibi Yahudi inancında da domuz yemek haramdır. Bu konuda şunu özellikle söylemek isterim. Allah Kur’an’da yada daha önce gönderdiği kitaplarında verdiği bazı emirleriyle, bizleri özellikle imtihan ettiğini düşünüyorum. DOMUZ ETİ YEMEYİN EMRİNİNDE, BÖYLE BİR HÜKÜM EMİR OLDUĞUNA İNANIYORUM. Çünkü yüzlerce yıl önce tıp ve ilim çok gelişmiş değildi ve domuzun anatomik yapısı hakkında da çok fazla bilgi yoktu. Ama Allah’ın apaçık bir emri vardı. Ben bu hükmü şuna benzetiyorum. Bildiğiniz gibi, Kur’an-ı Kerim’de Âdem ile İblis/şeytan arasındaki yasak meyve (ağaç) imtihanı, birden fazla surede (Bakara, A’râf, Tâhâ, Hicr, İsrâ ve Sâd) ele alınır. Yasağın konuluşu, şeytanın vesvesesi ve meyvenin yenilişi temel olarak A’râf ve Tâhâ surelerinde detaylandırılır, hangi ağaç ve meyvesi NEDEN YASAKLANDIĞI hakkında bilgi verilmez. BU AYETLERDE ÖNEMLİ OLAN ALLAH TARAFINDAN YAŞAĞIN KONULMASI VE BU YASAĞA UYULUP UYULMAMASI, KISSADAN HİSSE ALABİLMEMİZ İÇİN BİZLERE NAKLEDİLİR. Bu konudaki ayetlere baktığınızda, yasaklanan hangi ağacın meyvesinden yemenin, neden yasaklandığı konusu da açıklanmaz. ÖNEMLİ OLAN EMRİN YERİNE GETİRİLMESİ, GETİRİLMEDİĞİ TAKTİRDE VERİLECEK CEZA ANLATILIR. Ben domuz etinin yasağınıda, bu örneğe benzetiyorum, hatam varsa Allah affetsin. Elbette Hz. Adem ile İblisin bu olayından alacağımız çok farklı derslerde çıkartabiliriz. Örneğin, Allah, “Meyveyi yemeyin” demedi; “Bu ağaca yaklaşmayın” dedi. Şeytan ise onları ağacın meyvesini yemeye doğrudan ikna edemeyeceğini bildiği için, önce ağacın yanına gelmeye, onun üzerine konuşmaya ve mesafeyi eritmeye ikna etti. İnsan büyük günahları birdenbire işlemez. Şeytan yada şeytanlaşmış insanlar adım adım yanlışa sürükler. Günahtan korunmanın kesin yolu, günahın kendisine değil, ona götüren ortamlara ve sınırlara da yaklaşmamaktır. Bir emir Allah katından geliyor ve emrin amacına nedenlerine tam vakif değilsek, O emri önce yerine getirmeli, daha sonrada nefsini tatmin için emrin mahiyetini araştırmalıyız. Domuz her türlü şeyi yiyen, pis ortamlarda dolaşabilen bir hayvandır. Yemek konusunda hiç ayrım yapmaz. Pis artıklar, çöpler ne koyarsanız önüne yer. Düşünebiliyor musunuz, domuz kendi ölmüş yavrusunu bile yiyen bir hayvandır. Domuzlar en hızlı ve en zayıf sindirim sistemine sahiptir. Sindirimleri 4 saat sürüyor. Bu iyi ve sağlıklı bir süre değildir. SİNDİRİM SİSTEMİ ÇOK HIZLI VE ÇOK ZAYIF OLDUĞUNDAN, YEDİĞİ ŞEYLERDEKİ TOKSİNLERİ TAMAMEN TEMİZLEYEMEZLER VE DOMUZ KENDİ HÜCRELERİNDE DEPOLAR. Bu şu anlama geliyor, domuz pislikleri, çöpleri ve diğer hastalıklı canlıları yiyor ve etini yiyenler için, 4 saat sonra kasapta parçalara ayrılıyor ve yemeye hazır hale geliyor. NE KADAR BÜYÜK BİR TEHLİKE DEĞİL Mİ? Küçük bir bilgi vermek isterim. Farenin ve domuzun sindirim sistemi insana benzer. Onun için domuz ve farelerde ilaç ve benzeri deneyler yapılır. BURADA Kİ SORUN, TOKSİNLERİN TAMAMEN TEMİZLENMEMİŞ OLMASIDIR. Diğer taraftan Allah’ın bizlere helal kıldığı hayvanlardan inek, koyun ve benzerleri, bu hayvanların hepsi TEMİZ BESLENEN VEJETARYENLERDİR. Onların sindirim sistemleri, domuza göre, çok daha ileri seviyededir. İneklerde 3 mide vardır ve taze temiz sebzeler SİNDİRİM SİSTEMİNDE İŞLENDİĞİNDE, 12 SAAT SÜRÜYOR. KIYASLADIĞIMIZDA BİR TARAFTA 4 SAAT, DİĞER TARAFTA 12 SAAT. Pislik çöp yiyen bir hayvanı mı tercih edersiniz, yoksa taze temiz beslenen hayvanımı tercih edersiniz? Zayıf sindirim sistemi olan, toksinleri depolayan mı? Yoksa toksinlerden tamamen temizlenmiş olanı mı? Şöyle diyebilirsiniz, iyice pişirir mikropları öldürür öyle yeriz. Herkes bunu yapabilecek kapasitede mi? Domuz yiyen tüm insanların, bu itinayı göstermeleri mümkün değil, onun içindir ki Allah, domuzun etini zorunlu değilseniz haramdır yemeyin emrini veriyor. Allah bir hüküm veriyorsa, bizlere düşen onu gereği gibi uygulamak olmalıdır. Elbette Allah’ın haram demediği şeyleri de haramlaştırmak, bir o kadar yanlıştır, günahtır. Aklımıza şöyle bir soru gelebilir. Peki, madem yememiz sakıncalı, Allah neden domuzu yarattı? İşte bu soruyu da kendimize elbette sormalıyız, çünkü Allah yarattığı hiçbir canlıyı boşuna yaratmaz, mutlaka bir sebebi vardır. Bu sorunun cevabını ararken nefsimizle değil, Kur’an ve ilim-akıl çizgisinden sapmadan aramalıyız. Dünya üzerinde öyle canlılar vardır ki eti yenmez zehirlidir. Hatta et ile beslenen, yabani hayvanlar bile bunu bilir yemezler. DOMUZUN YER YÜZÜNDE, EKOSİSTEM İÇİN ÇOK FAYDALI OLDUĞUNU GÖREBİLİRSİNİZ. BU BİLE BAŞLI BAŞINA YARATILMASINA, ÇOK ÖNEMLİ BİR NEDENDİR. Yaban domuzları, burunlarıyla toprağı eşeleyerek orman zeminini havalandırır. Bu süreç, tohumların toprağa gömülmesine, su dengesinin korunmasına ve ormanın doğal yollarla gençleşmesine yardım eder. Domuzların organ yapısı, deri dokusu ve fizyolojisi insan vücuduna biyolojik olarak en çok benzeyen canlılardan biridir. Bu özellikleri sayesinde tıp dünyasında cerrahi eğitimlerde, ilaç testlerinde ve organ nakli araştırmalarında insanlık için kritik bir rol oynarlar. Allah’ın domuzu neden haram kıldı sorusuna, daha derin araştırdığınızda verilecek birçok cevap bulabiliriz. Elbette benimde bazı düşüncelerim var, ama sanırım bu vereceğim cevap erken olabilir. Daha doğru cevabı bulabilmemiz için, ilime-bilime-tıbba, biraz daha zaman tanımalıyız diye düşünüyorum. Yoksa Allah hiçbir canlıyı boşuna yaratmamıştır bir nedeni vardır. BİZLERE DÜŞEN ALLAH’IN EMRİNE UYMAK OLMALIDIR. BU BİLE BAŞLI BAŞINA BİR İMTİHANDIR. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  14. Değerli kardeşlerim, bu makalemde sizlerin üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim çok önemli bir konu var. Kur’an bildiğiniz gibi insanlara ZULÜM, EZİYET yapmanın, en büyük günahlardan olduğunu birçok ayetlerinde anlatır. Zulme ve zalimlere karşı net bir duruş sergilenmesini, adaletin tesis edilmesini ve mazlumun, zulme uğrayanın yanında olunmasını emreder. İslam inancına göre MENFAAT VE ÇIKARLARINIZ İÇİN zulme rıza göstermek, yani görmezden gelip karşı çıkmamak da, ZALİMİN ZULMÜNE ORTAK OLMAK ANLAMINA GELİR. Kur'an, müminleri zalimlerin safında yer almaktan veya onlara en ufak bir sempati, meyil duymaktan kesin bir dille meneder. Kur'an'da yer alan, zulme karşı durmayı, zalimlerden uzak durmayı ve zulmün sonunu anlatan temel ayetleri hatırlayalım. Hud 113: ZULMEDENLERE MEYLETMEYİN. YOKSA SİZE DE ATEŞ DOKUNUR. SİZİN ALLAH’TAN BAŞKA DOSTLARINIZ YOKTUR. SONRA SİZE YARDIM DA EDİLMEZ. (Diyanet meali) Hucurat 9: EĞER MÜMİNLERDEN İKİ GRUP BİRBİRİYLE KAVGAYA TUTUŞURSA HEMEN ARALARINI DÜZELTİN; İKİSİNDEN BİRİ DİĞERİNİN HAKKINA TECAVÜZ ETMİŞ OLURSA -ALLAH’IN EMRİNE GERİ DÖNÜNCEYE KADAR- HAKSIZLIĞA SAPANLARA KARŞI SAVAŞIN; DÖNERLERSE ARALARINDAKİ ANLAŞMAZLIĞI ADALETLE ÇÖZÜME BAĞLAYIN VE HERKESE HAKKINI VERİN. ALLAH HAKKI YERİNE GETİRENLERİ SEVER. (Kur’an Yolu. Diyanet İşl.) Bu ayetlere benzer birçok ayet vardır ki, toplumda zulüm eziyet ve adaletsizlik yapanlarla birlikte olmanın, onların yaptıklarını tenkit etmeyip karşı gelmeyen, görmezden gelenlerinde, aynı yanlışa günaha ortak olacakları uyarısını yapar ve onlarla birlikte cezalandırılacağını bildirir. İman edenler arasında sorun çıktığında, aralarını bulup dostluklarına devam etmeleri için çaba göstermemiz gerektiğini söyler. Ne dersiniz bizler iman ettik diyoruz ama Allah’ın bu uyarısını hayatımıza geçirebildik mi? Yoksa Allah’ın, sakın dinde bölünenler gibi olmayın emrini görmezden gelip, mezheplere, cemaat ve tarikatlara bölünüp, BİRBİRİMİZE ZULMETMEYİ KENDİMİZDE HAK MI GÖRÜYORUZ? Bu ayetlerden alacağımız derse gelince: Bu. ayetler bireysel ve toplumsal hayatı şekillendiren çok güçlü bir adalet ve ahlak uyarısı barındırır. Bu ayetten çıkarılacak temel kıssadan hisseler ve hayat dersleri şunlardır: Ayette sadece "zulmetmeyin" denilmiyor; "meyletmeyin, zulmü görmezden gelmeyin" uyarısı yapılıyor. Zalimin yanında durmak, onun adaletsizliğine sessiz kalmak, alkış tutmak veya sempati duymak da, o zulme ortak olmaktır. Adaletsizliğe karşı mesafeli durmak ve haksızlığı meşrulaştırmamak inancın temel bir gereğidir. Zalime eğilim göstermenin bedeli, dünyada veya ahirette "ATEŞİN DOKUNMASI", yani acı ve hüsrandır. Toplumsal adaletsizliklere göz yuman toplumlar, gün gelir o adaletsizliğin altında kendileri ezilir. MENFAAT UĞRUNA ZALİMLERİN GÜCÜNE, PARASINA VEYA MAKAMINA SIĞINMAK, GEÇİCİ BİR ALDANMADIR. İnsanların gücü, rütbesi ve dünyevi imkânları geçicidir. Gerçek koruyucu, gözetici ve dost yalnızca yaratıcıdır. Ne yazık ki biz Müslümanlar İNANMIŞ GİBİ YAPIYORUZ hayatımıza geçirmiyoruz, böylece ayetleri inkâr etmiş oluyoruz. Kur’an ayetlerini farkında olmadan nasıl inkâr edilir? GENELLİKLE DİLLE KABUL ETTİĞİMİZ VE SÖYLEDİĞİMİZ İNANÇLARIMIZI, PRATİK HAYATTA YOKMUŞ GİBİ YAŞAMAKLA OLUR. Net ve apaçık olan muhkem ayetleri, Kur’an’da çelişki yaratmak pahasına, kişisel mezhep cemaat ya da tarikat inancımızı yaşayabilmek için, aşırı zorlama yorumlarla anlamını değiştirip, etkisizleştirmekle farkında olmadan, ayetleri gizlice inkâr etmiş oluyoruz. BİZ ATALARIMIZDAN BÖYLE GÖRDÜK sözlerini Kur’an tenkit eder ve gerçek imanın Kur’an’ın ipine sarılmakla olduğunun ikazını yapar. Ben Müslümanlardanım diyen bir insan, kendisine yapılmasını istemeyeni, karşısındaki insana da yapılamayacağını, bunu Allah’ın yasakladığını bilir. Yine ZULME UĞRAYAN bir insana, bu Müslüman olmayabilir zalimden yana olmayarak ona yardım etmesi gerekir. Özellikle iman ettiğini söyleyen Müslümanlar, asla taviz vermeden kendi aralarında menfaatleri çıkarları doğrultusunda hareket etmeden, BİRBİRİLERİNE YARDIM EDECEKLERİNİ ALLAH, BAKIN AYETİNDE NASIL BİLDİRİYOR. “ONLAR, BİR ZULÜM VE SALDIRIYA UĞRADIKLARI ZAMAN, BİRBİRLERİYLE YARDIMLAŞIRLAR.” (Şura 39) Ne dersiniz bizler birbirimize düşman olmadan dinde bölünmeden tek yumruk olup, ZALİMİN ZULMÜNE KARŞI TEK YUMRUKMU OLUYORUZ, YOKSA ALLAH YASAKLADIĞI HALDE DİNDE BÖLÜNÜP, O BİZDEN DEĞİL DİYEREK DİN KARDEŞİNİ ZALİMİM ZULMÜNDEN KURTARMAK İÇİN ÇALIŞMADIĞIMIZ GİBİ, ZALİMİN YANINDA MI OLUYORUZ? Tekrar özellikle hatırlatmak isterim. Kur'an, zulme sessiz kalmayı, seyirci olmayı veya zalimlerle birlikte yaşamaya devam ederek tepki göstermemeyi, en büyük sorumluluklardan biri olarak kabul eder, bu zalim ve zulüm yapan her kim olursa olsun karşı çıkılmalı ve yanında yer alınmamlıdır. Ayetler, kötülüğe ve zulme karşı çıkmayan toplulukların, o zulmü bizzat işleyenlerle aynı ilahi cezaya çarptırılacağını açıkça ortaya koyar, bir örnek. “VE ÖYLESİNE ÇETİN BİR SINAVA KARŞI TETİKTE VE TEDBİRLİ OLUN Kİ, O İÇİNİZDEN YALNIZCA ZULMETMEDE ISRARLI KİMSELERE MUSALLAT OLMAKLA KALMAYACAKTIR. VE İYİ BİLİN Kİ ALLAH’IN AZABI PEK ŞİDDETLİDİR.” (Enfal 25) Allah boşuna, ayetler üzerinde düşün, aklını kulan diye uyarmıyor. Bakın ayetinde Rabbimiz nasıl uyarıyor. Hesap günü öyle bir sınavdan geçirileceğiz ki, yalnız insanlara ZULMEDEN ZALİMLER cezalandırılmayacakmış. Peki, başka kimlerde bu cezadan nasiplerini alacakmış, işte burası çok önemli. Aslında bu konuyu Allah Kur’an’da birçok ayetinde açıkladığı gibi, BU ZALİMLERİN ZULÜMLERİNE GÖZ YUMARAK KARŞI ÇIKMAYANLAR, SESSİZ KALANLAR, BÖYLECE ZULMÜ DURDURMAK İÇİN ÇABA HARCAMAYANLARINDA CEZALANDIRILACAĞINI, ALLAH ÇOK AÇIK BİLDİRİYOR. Şöylede söyleyebiliriz, bu ayet toplumda bir zulüm işlenirken SEYİRCİ KALANLARIN, o zulmün doğuracağı toplumsal felaketlerden ve ilahi azaptan kendilerini kurtaramayacaklarını açıkça ilan eder. Allah Kur’an’da bu konu ile ilgili birçok ayetler indirmiş ve zalimlik yapan ile zalimlere seyirci kalıp, onları bu yanlışlarından vazgeçirmek istemeyenlerinde, aynı suçu işlemiş olacakları uyarısını yapar. Geçmiş toplumlardan bakın nasıl bir örnek veriyor Rabbimiz. Maide 78-79: İSRÂİLOĞULLARI'NDAN KÂFİR OLANLAR, DÂVÛD VE MERYEM OĞLU ÎSÂ DİLİYLE LÂNETLENMİŞLERDİR. BUNUN SEBEBİ, SÖZ DİNLEMEMELERİ VE SINIRI AŞMALARIDIR. ONLAR, İŞLEDİKLERİ KÖTÜLÜKTEN BİRBİRLERİNİ VAZGEÇİRMEYE ÇALIŞMAZLARDI. ANDOLSUN, YAPTIKLARI NE KÖTÜDÜR! (Bayraktar Bayraklı) Sanırım başka örneğe gerek yok. Ayete lütfen dikkat, iman ettiğini söyledikleri halde, Allah’ın hükümlerinin sınırını aşıp, söz dinlemediklerinden onlar kâfir olmuşlar ve İŞLEDİKLERİ KÖTÜLÜK YANİ İNSANLARA KARŞI YAPTIKLARI ZULÜMDEN, BİRBİRİLERİNİ VAZGEÇİRMEK İÇİN ÇALIŞMAYIP SEYİRCİ KALDIKLARINDAN, HEPSİ CEZALANDIRILACAKLARI ANLATILIYOR. Alacağımız derse gelince; Bir toplumda kötülüğün, zulmün yayılmasını engellemek sadece yöneticilerin değil, her bireyin görevidir. Kötülüğe, zulme sessiz kalmak, O KÖTÜLÜĞE ORTAK OLMAK DEMEKTİR. Bu ve benzeri ayetler bize "iyiliği yayan ve kötülüğe karşı aktif olarak mücadele eden yapıcı birer insan" olmamızı öğütler. Değerli dostlarım, Kur’an bizler için HAYAT KİTABIDIR, ondan istifade ettiğimiz ölçüde faydalanabiliriz. lütfen hayat kitabımızı anlayarak ve dikkatle ayetler üzerinde düşünerek okuyup, hayatımıza geçirelim ki, hesabın görüleceği O çetin gün YÜZLERİ SİMSİYAH VE KÖR YARATILMIŞLARIN DEĞİL, YÜZLERİ GÜLEN VE MUTLU OLANLARIN SAFINDA OLABİLELİM. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  15. Yüzlerce makale yazdım, Allah'ın Kur’an'da ki gerçekleri ile din kardeşlerimi buluşturmaya çalıştım. Amacım bir Müslüman'ın din ve iman adına referansının, delilinin, kanıtının yalnız Kur’an olduğu gerçeğini anlatmaktı. Çünkü bunu Allah açıkça emrediyor ve yalnız Kur'an'ın ipine sarılın SİZLERİ YALNIZ KUR’AN'DAN HESABA ÇEKECEĞİM DİYEDE BİLDİRİYOR. Birçok kardeşime bu gerçekleri ulaştırdığımı ve onları düşünmeye yönlendirdiğime inanıyorum. Ama çok daha fazla kişiye de, özellikle bazı konuları kabul ettirmem mümkün olmadı. Bunun tek bir nedeni vardı, oda inancımız adına KUR’AN'IN YALNIZ BAŞINA REFERANS, KANIT OLDUĞU GERÇEĞİNİ KABUL GÖRMEMELERİYDİ. Elbette bu konu beni çok üzüyor, ama elimden hiçbir şey gelmiyor. Bu konuda sizlerin düşünmenize vesile olmak için, yaşanan İslam'ın farklılıklarına örnekler vermek istiyorum. Müslümanlar arasında yalnız Kur'an ve Kur'an + Sünnet/Hadis anlayışları arasındaki bu temel ayrım, ayetlerin yorumlanma biçimi ve Hz. Muhammed'in dindeki rolüne yüklenen anlam ile açıklanır. Çoğunluk Müslümanların yalnız Kur'an'ın dini yaşamak için tek başına yeterli olamayacağı inancının arkasındaki temel mantık ve argümanlar olarak şunları söyleyebiliriz. Geleneksel inanç, Kur'an ayetlerine yükledikleri farklı anlama dayanır. Kur'an-ı Kerim'de Resule sadece "mesajı iletme" (tebliğ) görevi değil, aynı zamanda onu açıklama ve uygulama görevi de verildiğine inanılır. Kur'an'da onlarca ayette "Allah'a itaat edin, Resul'e itaat edin" emri yan yana geçer. Çoğunluk, Resule itaatin sadece Kur'an'ı getirdiği için değil, onun söz ve davranışları için de geçerli olduğunu savunur. İslam dünyasının ezici çoğunluğu, dinin nesilden nesile sadece yazılı bir metinle değil, yaşayan bir gelenek (tevatür) ve sözlü kültürle aktarıldığına inanır. Peki Kur'an bu düşünce ve inanca onay verir mi, burası çok önemli yani bu inancın referansı KUR'AN MI YOKSA RİVAYETLER Mİ? Sorunda bu inancın temelinde güvenilir delil ve kanıtların olmadığını gördüğümüz gibi, KUR'AN'IN ONAY VERMEDİĞİ BİR YÖNTEMLE İNANÇLARINI YAŞAMAYI SÜRDÜRÜRLER. İlginçtir Kur'an özellikle çoğunluğun inancına sakın uymaytın onlar sizi yoldan saptırır diye uyarır. Açıkçası bu yolla İslam'ın yaşanmasına Kur'an'ın neredeyse tamamı karşı çıkar. Sorumlu olduğumuz Kur'an'a baktığımızda, din adına her şeyin Kur'an'da detaylandırıldığını Allah söylüyor. Hiç bir eksik bırakılmadığını bildiriyor. Hadisler yüzyıllar sonra toplandığı için güvenilmezdir ve dine insan eliyle ekleme yapılmasına yol açtığından şüphe duymadan inanmak bizleri dinden saptıracağı uyarısını Kur'an yapar. Kur'an Ayetleri açık hükmünde sorumlu olduğumuz kitabın, yalnız Kur'an olduğunu söyler. Allah'ın Resulünün görevinin sadece bu mesajı eksiksiz iletmek olduğunu bildirdiği gibi, KUR'AN'I AÇIKLAMA GÖREVİNİN BİZZAT ALLAH KENDİSİ OLDUĞUNU BİLDİRİR. Kur'an anayasadır ve Resulün hadisleri olmadan Kur'an yaşanmaz dersek, ALLAH'IN RESULÜNÜ ALLAH'IN HÜKÜM ORTAĞI YAPMIŞ OLURUZ Kİ, ALLAH BEN HÜKMÜME HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEM DİYOR. aLLAH VE KİTABI HATASIZDIR AMA İNSANLAR rESULLERİ DAHİL HATA YAPABİLİR, ONUN İÇİN aLLAH rESULÜNE VERDİĞİ GÖREV VE YETKİSİNİ TEBLİĞ ALDIĞIMIZ HALDE, ALLAH'IN RESULÜ TEBLİĞİN DIŞINA ÇIKMIŞ VE AYETLERİ AÇIKLAMIŞTIR DETAYLANDIRMIŞTIR DERSEK, ALLAH'IN RESULÜNE VERDİĞİ YETKİYİ BİZLER AŞARAK ÇOK BÜYÜK GÜNAHA GİRMİŞ OLURUZ. Allah Resulüne nasıl bir yetki vermişti hatırlayalım. “RESULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.” (Ankebut 18) “BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ.” (Kehf 56) “SENİN GÖREVİN, SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR.” (Rad 40) Ayetlerden de açıkça anlaşıldığı gibi, eğer bizler Kur'an merkezli İslam'ı yaşamıyorsak, çok büyük hatalar yaparak inancımızı yaşamaya devam ederiz. Özellikle ibadetlerimizi yerine getirirken, sorumlu olduğumuz, Allah'ın kelamının yeterli olamayacağına inanmamız, inanın bizleri hem dinden saptırmış, hem de Allah'ın kitabına saygısızlığın en büyüğünü yapmaya neden olmuştur. Öyle bir şeye inanmışız ki, Allah bu konuda uyardığı ve sakın başka delil aramayın, Kur’an'ın sınırlarını aşmayın kâfirlerden olursunuz dediği halde, bizlerin din adına kanıtımız yalnız Kur’an olmaktan çıktığı gibi, RİVAYETLER VE SANI SÖZLER, KUR’AN'IN ÖNÜNE GEÇMİŞ. Allah biz kitapta hiçbir eksik bırakmadık, her şeyden nice örnekleri, değişik ifadelerle verdik ki anlayasınız dediği halde, Allah'ın namaz kıl, oruç tut, Hacca git, zekât ver emrinin, hala Kur’an'da gerektiği gibi detaylı açıklanmadığını söylüyor ve inanıyoruz. Hiç düşünmüyoruz, ALLAH'IN AÇIKLAMADIĞI NEDİR Kİ BUNU BAŞKA KAYNAKLARDAN ARIYORUZ, ONDAN SONRA BUNLAR OLMAZSA OLMAZ DİYORUZ. Allah sizce açıklamadığı bir konudan, bizleri sorumlu tutar mı? Bunu Allah'ın adaletine nasıl nispet ederiz. BİZLER MEZHEPLERİN ÖĞRETİSİNİ KUR'AN'DA GÖREMEDİĞİMİZDE, ADETA KUR'AN'I DETAYSIZ, BEŞERİ RİVAYETLERİ KUR'AN'I TAMAMLAYAN KONUMUNA GETİRİYORUZ. Halbuki tam tersini düşünüp, Allah'ın emretmediği hiç bir söz, bilgi din değildir demiz gerekirdi. Bunun şirk olduğunu hala fark edemedik. Ne yazık ki Kur’an'da, beşerin rivayet öğretisi olan FIKIH bilgilerini, dine yapılan beşeri ilaveleri arıyoruz. Bunları elbette Kur’an'da bulamayız. Mutlaka gerekli olsaydı, Allah bizlere iletmez miydi? Bunları Kur’an'da göremediğimizde, BAKIN İŞTE ŞUNLAR YA DA BUNLAR KUR’AN'DA YOK. DEMEK Kİ KUR’AN'DA HER BİLGİ OLMUYORMUŞ DEME YANLIŞINI YAPIYORUZ. Hani Allah bizleri Kur’an'dan sorumlu tutacaktı. Hani her bilgiyi, detayı açık ve nice örneklerle verdim ki anlayasınız ve kendinize benden başka veliler, dostlar edinip ardı sıra gitmeyesiniz diyordu Allah Kur’an'da. Unuttuk mu bunları, YOKSA GELENEKSEL İNANÇLARIMIZ, ALLAH'IN KELAMINDAN AĞIR MI BASTI. Yoksa Allah'ın kitabından bazı ayetlere iman ediyor, bazılarına iman etmiyor muyuz? Hatırladınız mı bu soruyu Allah, ayetinde bizlere soruyordu. Çünkü Kur’an'ın tamamına eksiksiz iman edip, yerine getirmedikçe gerçek iman etmiş sayılmayacağımız uyarısını yapmıştı Rabbimiz. Allah bizlerden ne istiyorsa, onun gerektiği kadarının izahı Kur’an'da olduğunu kabul etmediğimiz sürece, kendimizin gerçek bir Müslüman olduğumuzu söyleyemeyiz. ALLAH YEMİN OLSUN Kİ BU KİTABI, ANLAYASINIZ DİYE KOLAYLAŞTIRDIM DİYOR. BİRİLERİ DE ÇIKIP, KOLAYDA NE KADAR KOLAY, BU KADAR DA KOLAY OLMAZ Kİ DİYEREK, BEŞERİ İLAVELERİ OLMAZSA OLMAZ OLARAK KABUL EDİYOR VE ELİMİZDEN GELDİĞİNCE KOLAY OLANI ZORLAŞTIRIYORUZ. Hala Allah'ın Resulünün, Rabbimizin Kur’an'dan bizleri sorumlu tuttuğu ve eksik bırakmadığını özellikle söylediği kitabını, tamamladığını mı söylüyoruz. Allah'ın Resulü dinde Allah'ın ortağı değil, Allah'ın hükümlerini tebliğ eden Elçisiydi. Yaradan ne diyordu? "BEN HÜKMÜME HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEM.” Allah bir ayetinde bakın ne diyor. “EĞER ELÇİMİZ KENDİ SÖZLERİNİ, BİZİM SÖZLERİMİZ DİYE SÖYLESEYDİ SİZLERE, ONUN ŞAH DAMARINI KESERDİK.” Bu durumda Allah'ın elçisinin din adına hükümler koyacağını, HÂŞÂ Allah'ın emirlerinin yerine getirilebilmesi için eksikleri tamamlayabileceğine nasıl inanırız. Bunu Rabbimiz yapamadı mı? Bu kadar mı yoldan saptık, Allah ıslah etsin demekten başka sözüm olamaz. Bu konuları çok işledim yazılarımda, işlemeye gündeme getirmeye devam edeceğim, Allah izin verdiği sürece. Kur’an'ın her konuda yeterli olmadığını, gerekli detayın verilmediğini söyleyen ve FIKIH inancı ve rivayetlerin çok fazla etkisinde kalan arkadaşlarıma, Kur’an'dan çok hassas hatta çok ince birkaç detay vermek istiyorum. ALLAH ACABA BU KADAR İNCE ÖRNEKLERİ, DETAYI KUR’AN'DA VERME GEREĞİ DUYMUŞ İSE, İBADETLERİMİZ VE SORUMLU OLDUĞUMUZ DİĞER KONULARDA, GEREKEN DETAYI VERMEMİŞ OLABİLİR Mİ? Belki tekrar düşünürler diye örnek vermek istiyorum. “ÇOCUĞUN SÜTTEN KESİLMESİ İKİ YIL İÇİNDE OLUR. . (Lokman 14)” “SÜTKARDEŞLE EVLENMEK HARAM KILINDI. (Nisa 23)” Bu iki bilgi dahi, aklını zerre kadar kullananlara, konumuzla ilgili ders verir. BU BİLGİ BİR BEBEK İÇİN ÇOK ÖNEMLİ Kİ, İKİ YIL ANNESİNDEN SÜT EMMESİNİN ÖNEMLİ OLDUĞUNUN BİLGİSİ KUR’AN'DA VERİLİYOR. Allah daha sonra ilim, fen ilerleyince, kullarım anne sütünün önemini nasıl olursa bulur, anlar demiyor. Çünkü bu bilgi çok önemli ve hemen yerine getirilmesi gerekir. Aynı anneyi emmiş, sütkardeşinde birbiriyle evlenemeyeceğini açıkça bildiriyor. Sormak isterim bu bilgi, bir milyonda kaç kişiyi ilgilendiren bir konudur ki, Allah önemsemiş ve yazmış. Demek ki bu sütten geçen önemli bir şeyler var ki, Allah özellikle bizlere bildirmiş. Hemen bu örneklerden sonra soruyorum, ALLAH BU KADAR İNCE VE BELKİ DE HERKESİN BAŞINA GELMEYECEK BİR KONUYU BİLE KUR’AN'DA BİZLERE AÇIKLAMIŞSA, ALLAH'IN BİZLERDEN İSTEDİĞİ VE SORUMLU TUTACAĞINA HÜKMETTİĞİ, İBADETLERİN DETAYINI AÇIKLAMAMIŞ, KUR’AN'DA VERMEMİŞ OLABİLİR Mİ? Karar sizlerin, herkes hesabını bizzat Kur’an'dan verecek, gerçekleri anlamak ve yaşamak bizlerin imtihanıdır. Bugün başörtüsü konusu, kadının ay halinde ibadet yapamaması konusu, kadının çarşaf ya da peçe takması inancı, kadının giyimi konusu, tamamen ayetlerde geçen kelimelere yüklenen, ama asla Allah'ın tek kelime bile bahsetmediği anlamlarla dine sokulmuş ve bunlarda Allah katındandır denmiştir. BİZLERİN DİN ADINA KANITI BÖYLEMİ OLMALIDIR? İÇİNİZ RAHAT VE HUZURLU BİR ŞEKİLDE, KABUL EDEBİLİYOR MUSUNUZ BÖYLE KANITLARI? Buna benzer uydurulmuş kanıtlar, beşerin kendi düşünce ve sözlerinden öteye gidemez. Onun içinde Allah'ın açıkça muhkem bir şekilde hükmetmediği bir konuyu, lütfen Allah'ın dinin emri demeyelim ve anlatmayalım. Büyük sorumluluk altına gireriz. Allah'a ve elçisine iftira atmış oluruz. Yüzlerce yıldır İslam toplumunda, çoğunluk böyle yapıyor ve yaşıyor demek, bizler için kanıt olamaz. ALLAH ÇOĞUNLUĞA UYARSANIZ, SİZLERİ DİNDEN SAPTIRIRLAR diyorsa, lütfen çoğunluğun sözlerine değil, Allah'ın Kur’an'da ki MUHKEM uyarılarına kulak verelim. Şunu lütfen unutmayalım, Allah sizleri Kur’an'dan sorumlu tutuyorum diyorsa, Kur’an'da açıklamadığı, detay vermediği hiçbir şeyden sorumlu tutmaz, hesaba çekmez. KUR'AN'IN MUHKEM BİR ŞEKİLDE AÇIKLAMADIĞI HİÇ BİR BİLGİ, KONU İSLAM DİNİ İÇİNDE DEĞİLDİR, LÜTFEN BUNU UNUTMAYALIM. Allah Araf suresi 185. ayetinde “O HALDE KUR'ÂN'DAN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR?” diyorsa, lütfen emin olmadığımız rivayetlere değil, Allah'ın sözlerine inanalım. Bu ayeti Allah, Kitap Ehlinin Kur'an'ın yanında atalarının inançlarınıda yaşamak istediklerinde indirilmiştir ve Allah Kur'an'dan sonra hiç bir bilgiye, söze inanmayın diye uyarmıştır. NE YAZIK Kİ AYNI HATAYI BİZLERDE YAPIYORUZ. Allah'ın elçisi de yalnız Kur’an'a inanmış ve yalnız Kur'an'ı tebliğ etmiş, yalnız Kur’an'ı yazdırıp, kayda aldırıp bizlere Allah'ın korumasında ulaşmasını sağlamıştır. Bunun dışında hiçbir bilgiyi sağlığında, özellikle kayda aldırmamış, hatta naklini yasaklamıştır. Bu bilgileri bildiğimiz halde, hala emin olamayacağımız bilgileri, DİNDE REFERANS, KANIT OLARAK ALIRSAK, inanın hesap günü, çok pişman olanların safında yer alırız. Kur’an dışından başka kanıtlar arayanlara, Allah'ın Ankebut 51. ayetinde sorduğu soruyu sormak istiyorum. “KARŞILARINDA OKUNUP DURAN BİR KITABI, SANA İNDİRMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMIYOR MU?”Yetmiyor Allah'ım diyenlere, hiç bir sözüm olamaz. Gönül gözü kapalı olana, Allah'ın elçisi bile anlatamamışsa, hiç kimse anlatamaz. Bakın Allah kurtuluşa erecek olanların, hangi yolda olanlar olacağını söylüyor. Bakara 5: İşte onlar, RABLERİNDEN GELEN BİR HİDAYET ÜZEREDİRLER VE İŞTE ONLAR KURTULUŞA ERENLERİN TA KENDİLERİDİRLER. (Bayraktar Bayraklı meali) Muhammed 2: İman edip iyi amel işleyenlerin ve Rabbleri tarafından HAK OLARAK MUHAMMED'E İNDİRİLENE İNANANLARIN GÜNAHLARINI ALLAH ÖRTMÜŞ VE HALLERİNİ DÜZELTMİŞTİR. Ahkaf 9: De ki: “Ben Resuller arasında türedi biri değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYUYORUM VE BEN APAÇIK BİR UYARICIYIM. (Bayraktar Bayraklı meali) Lütfen Allah'ın bu uyarılarından dersler alalım. Bakın Allah elçisine deki kullarıma diyerek, ne söylemesini istiyor, bu sözlerden ders alalım. “BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYUYORUM VE BEN APAÇIK BİR UYARICIYIM.” Allah'ın elçisi, yalnız kendisine vahyedilen, Kur’an'a iman ediyor ve uyuyor, ama bizler Kur’an'ın tam açıklanmadığını söylüyor ve beşerin FIKIH inancını, Resule ait olduğu söylenen rivayet sözleri din diye yaşıyoruz. Allah yardımcımız olsun. Allah'ın elçisinin yolundan gitmek isteyen, YALNIZ KUR’AN'A SARILIR. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  16. Bizler farkında olmadan, Allah'ın ayetlerini inkâr ettiğimizin farkında bile değiliz. Belki çok ağır bir itham ama ne yazık ki acı gerçekler bunu gösteriyor. Allah Zuhruf suresi 44. ayetinde ne diyordu hatırlayalım. “ŞÜPHESİZ BU KUR’AN, SANA VE KAVMİNE BİR ÖĞÜT VE BİR ŞEREFTİR, ONDAN HESABA ÇEKİLECEKSİNİZ.” Sizlere sormak isterim, Allah bizleri yalnız Kur’an'dan hesaba çekeceğine hatta yalnız Kur'an'ın ipine sarılın onun sınırlarını sakın aşmayın diye hükmediyorsa, sizce HAŞA bu sözünden dönüp, Kur’an'da tek kelime bile bahsedilmeyen konulardan da hesap sorar mı? Sormak isterim, Allah'ın bu benzeri onlarca ayetlerine iman etmeyen var mı aramızda? Yok diyor da sözüme ama diyerek başlıyor ve atalarımızın mezhep inançalrını yaşayailmek için kendimize bahaneler buluyorsak, lütfen inancımızı gözden geçirelim. BU İŞİN AMASI YOK. Ne yazık ki Allah'ın bunca açık ayetlerini görmezden gelip, yalnız Kur’an ile İslam yaşanmaz, Resulün rivayet hadisleri ve mezhep fıkıh inancımız olmasaydı, Kur’an kapalı kalır anlaşılamazdı diyorsak, bizler Allah'ın dinine değil, kendi yarattığımız bir dine inanıyoruz demektir. Allah birçok ayetinde, Elçisine verdiği görev ve sorumluluğu açıklıyor ve bakın ne diyor hatırlayalım. “RESULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. “(Ankebut 18) “BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ.” (Kehf 56) “SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR.” (Rad 40) “BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM.”(Ahkaf 9 ) Peki, bizler bu ayetleri gördüğümüz halde ne diyoruz? İman ettik kabul ettik dedikten sonra, hayatımıza geçiriyor muyuz? Elbette hayır. NE YANİ PEYGAMBERİMİZ POSTACI, KARGOCUMUYDU, ONA DA ALLAH, KUR’AN IN MİSLİ KADAR DİNDE HÜKÜMLER KOYMA YETKİSİ VERMİŞTİR, DEMİYOR MUYUZ? Allah hükmüme hiç kimseyi ortak etmem dediği halde, bu yanlışı nasıl yapıyoruz? Tüm bunları söylediğimiz andan itibaren, yazdığım bu ayetlerini göz göre göre tersini söyleyerek, ayetleri inkâr ettiğimizin, ne yazık ki farkında bile olamıyoruz. Çünkü Kur’an ile bağımızı kestiler, bunun farkında bile değiliz. Yaptığımız yanlışlarımızı şöyle bir gözden geçirip, nasıl hatalar yaptığımıza bakalım. Kur'an ayetlerini farkında olmadan inkâr etmek, genellikle dille kabul edilen inançların pratik hayatta tamamen yok sayılması, hatta tam tersini yapması ayetlerin çarpıtılması veya kültürel geleneklerin vahyin önüne konulmasıyla gerçekleşiyor. İslam âlimleri ve düşünürleri, bireyi farkında olmadan bu duruma düşürebilecek temel hataları özetlemek gerekirse; BİR AYETİN HÜKMÜNÜ DİL İLE KABUL EDİP, HAYATI O AYET HİÇ YOKMUŞ GİBİ YAŞAMAK EN YAYGIN HATADIR. Buda pratikte ameli, inancımızı yok saymaktır. Örneğin Kur’an’ın apaçık hükümleri varken, rivayetleri ayetlerin önüne getirmek gibi. Kur’an şefaat tümden Allah’a aittir, hiçbir şefaatin olmadığı O günden sakın dediği halde Resullerin, din ulaması veli âlim dedikleri kişilerinde, şefaatçi olduğuna inanmak gibi. KUR’AN'IN BİR KISMINA İNANIP, BİR KISMINI ATALARININ İNANCINI YAŞAYABİLMEK İÇİN GÖRMEZDEN GELMEK, KUR’AN VE İMAN BÜTÜNLÜĞÜNÜ BOZAR, YOLDAN SAPMAMIZA NEDEN OLUR. Kişinin kendi çıkarlarına, siyasi görüşüne veya yaşam tarzına uyan ayetleri öne çıkarıp, kendisini zorlayan ayetleri yok sayması gibi. Ayetleri, modern dünyaya veya kişisel arzulara uydurmak için, ASIL MANASINDAN KOPARMAKTA BİZLERİ KUR’AN YOLUNDAN UZAKLAŞTIRIR. NET VE APAÇIK OLAN HÜKÜMLERİ (MUHKEM AYETLERİ), SIRF KİŞİSEL İNANCIMIZI BOZMAMAK ADINA AŞIRI ZORLAMA YORUMLARLA ETKİSİZLEŞTİRMEK, GİZLİ BİR İNKÂRDIR. Atalardan kalan kültürel alışkanlıkları yaşayabilmek adına, doğruluğunu sorgulamadan batıl rivayet inançları Kur'an’ın açık hükümlerinden üstün tutarak yaşamaya çalışmak, Allah’ın ayetlerinden sapmaktır. "BİZ ATALARIMIZDAN, BÜYÜKLERİMİZDEN BÖYLE GÖRDÜK" DİYEREK AYETİN AÇIK EMRİNE DİRENMEK, KURAN'DA SIKLIKLA ELEŞTİRİLEN BİR İNKÂRCI REFLEKSİDİR. Kur'an’ı bir hayat rehberi olarak değil, sadece mezarlıklarda veya belirli gecelerde kutsal bir melodi olarak anlamını bilmeden okumak, gerçeklerle yüzleşmekten kaçmaktır. Ayetlerin anlamı üzerine düşünmemek ve Kur’an’ın hayatımızı inşa etmesine izin vermemek, Kur’an’ın indiriliş amacını fiilen inkâr etmek demektir. Kur’an'ın tamamı cahiliye toplumuna indirilmiştir ve onların yaptığı yanlışları bizlere örnek vererek, bizlerinde aynı yanlışları yapmamamız için bizleri de uyarıyor. Örneğin kitap Ehli, Allah'ın Resulünü ve Kur’an'ı kabullenmekte zorlandıkları içi şunları söylüyorlardı. Sana ve getirdiğin Kur’an'a inanırız ama bizim atalarımızdan bizlere intikal eden inançlarımızda var, onları bırakamayız yaşarız dediklerin de, Allah'ın kitap Ehline yaptığı uyarıların, ne yazık ki günümüzde bizleri ilgilendirmediğini, bu ayetler müşriklere, kitap ehline inmiştir dediklerini duyuyoruz ve üstümüze hiç alınmadığımız gibi, bu yanlışlardan ders de almıyoruz. Ayetleri hatırlayalım. "KARŞILARINDA OKUNUP DURAN BİR KİTABI, SANA İNDİRMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMİYOR MU?" (Ankebut 51) "O HALDE KUR'ÂN'DAN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR?" (Araf 185) "ALLAH'TAN VE O'NUN AYETLERİNDEN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR?" (casiye 6) "KİMDİR SÖZÜ ALLAH’IN KİNDEN DAHA DOĞRU OLAN?" (Nisa 87) Ne yazık ki bu ayetlerin günümüzde bizlere değil müşriklere, kitap ehline hitap ettiğini, bizleri bağlamadığını söyleyenler var. Buna inanan bir Müslüman, neredeyse Kur’an'ın tamamına iman etmiyor demektir. Çünkü Kur’an'ın tamamı, zaten onlara hitaben indirilmiş ve verilen örnekler ve kıssadan hisselerle gelecek nesil tüm iman edenlere örnek olması amaç edinilmiştir. Allah ayetlerinde, karşınızda okunup duran kitap, yani Kur’an sizlere yetmiyor mu, Kur’an'dan sonra hangi söze inanacaksınız, kimdir sözü Allah'ın kinden daha doğru olan dediği halde, günümüzde bu ayetleri kendilerine muhatap almayanların verdiği cevaplar düşündürücüdür. Günümüz de de aynı yanlış devam ediyor ve yalnız Kur’an ile İslam yaşanmaz, Kur’an'da her bilgi yoktur, atalarımızdan intikal eden bilgiler, rivayetler ve fıkıh olmasaydı din yaşanmazdı demiyorlar mı? İşte bu sözlerle Allah'ın ayetlerini inkâr ettiklerinin, ne yazık ki farkında bile değiller. Yaptığımız yanlışlara verecek çok örnekler var. Öyle büyük hatalar yapıyoruz ki, Allah'ın ayetleri yani Kur’an inancımıza hükmetmesi gerekirken, imanımıza doğruluğundan emin olamayacağımız, Kur’an'ın bahsetmediği ve onaylamadığı beşeri fıkıh ve rivayetler hükmediyor. İSLAM DİNİNDE DELİL, KANIT KUR’AN OLMAKTAN ÇIKMIŞ, ONUN YERİNİ RİVAYET VE BEŞERİ HÜKÜMLER FIKIH ALMIŞ. AÇIKÇA ALLAH NE EMREDİYORSA, BİZLER DİN DİYE TERSİNİ YAŞIYORUZ. BÖYLE OLUCA DA SONUÇ ORTADA. Bölünmüş birbirine düşman, yoksulluk huzursuzluk ve savaşın kol gezdiği Müslüman toplumlar. Dilerim İslam toplumları olarak, Kur’an gerçeklerinin farkında olan, batıl ve hurafeden uzak, Allah'ın ipi Kur’an'a sarılan, Allah'ın halis kullarından oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  17. Bugünkü makalemin konusu, bu Cuma namazında Diyanetin hazırlayıp camilere gönderdiği ve hutbede okunan bir ayet üzerinde olacak. Bu ayet bana sanırım güzel bir ilham vermiş olmalı ki, bu satırları yazma gereği duydum. Yorumunu sizlere bırakıyorum. İslam toplumları, İslam tarihinde siyasi otoriteler, kendi çıkarlarını korumak ve kendilerini haklı yasal veya geçerli görünmesini sağlamak amacıyla toplumu KUR’AN’IN ÖZÜNDEN, SORGULAYICI VE DİNAMİK YAPISINDAN UZAK TUTMAK İÇİN, ÇEŞİTLİ YÖNTEMLER KULLANMIŞLARDIR. Bu durum genellikle Emeviler dönemiyle başlamış, Abbasiler ve sonraki saltanat rejimlerinde de sistematik bir hal almıştır. Ne yazık ki çağımızda da toplumun inancını kullanarak, onlara yön vermekten hiç vazgeçilmedi. Bunun devamı içinde, toplumun gerçek Hak olan Kur’an’ın emrettiği İslam ile halkın buluşmamasına özen gösterildi. Yöneticiler, kendi uygulamalarını haklı çıkarmak için Kur’an ayetlerinin önüne geçecek şekilde, hadis uydurulmasını teşvik etmişlerdir. “EMİRE (YÖNETİCİYE) GÜNAHKÂR OLSA BİLE İTAAT EDİN” tarzındaki uydurma veya bağlamından koparılmış rivayetler, Kur’an’ın adalet ve şura emirlerinin önüne konmuştur. Emeviler, yapılan zulümlerin ve haksızlıkların “ALLAH’IN BİR KADERİ” olduğunu savunarak Cebriyye yani insanların özgür iradesinin olmadığı, başımıza gelenlerin Allah’ın emriyle olduğuna inanmak ekolünü, resmi ideoloji haline getirmişlerdir. Topluma “SİZİN BAŞINIZA GELENLERİ ALLAH ÖNCEDEN SEÇTİ, YÖNETİCİYE İSYAN ETMEK KADERİ KABUL ETMEMEKTİR” fikri aşılanarak Kur’an’ın insana yüklediği özgür irade ve sorumluluk bilinci unutturulmuştur. Kur’an’ın öngördüğü şura (danışma) ve liyakat ilkeleri terk edilerek babadan oğula geçen krallık sistemleri kurulmuştur. Hükümdarlar kendilerini “Allah’ın yeryüzündeki gölgesi” (Zıllullah) olarak ilan ederek, kendilerine yapılacak her türlü eleştiriyi dine ve Kur’an’a yapılmış gibi göstermişlerdir. Böylece maddi menfaat ve makam karşılığında siyasi otoritenin her kararını dini kılıfa uyduran bir saray uleması sınıfı yaratılmıştır. KUR’AN’IN ZALİM YÖNETİCİLERE KARŞI DURMAYI EMREDEN AYETLERİ GİZLENMİŞ VEYA SADECE KİŞİSEL AHLAKA İNDİRGENEREK, TOPLUMSAL ADALET BOYUTU TÖRPÜLENMİŞTİR. Kur’an’ın ısrarla vurguladığı akıl etme, tefekkür ve sorgulama süreçleri “dinde bid’at (uydurma)” sayılarak engellenmiştir. Kur’an’ın sadece lafzını ezberleyen, manasını ve hükümlerini hayata geçirmeyen, tamamen şekilsel ibadetlere odaklanmış bir toplum modeli inşa edilmiştir. Böylece toplumun siyasi yanlışları sorgulaması engellenmiştir. Emeviler döneminde siyasi otoriteler, kendi güçlerini korumak için dini kurumları ve kavramları doğrudan devletin resmi aracı haline getirmişlerdir. Örneğin Muaviye, oğlu Yezid’i kendisinden sonra halife tayin ederek, Kur’an’ın şura (seçim/danışma) ilkesini resmen rafa kaldırmıştır. Bu durumu eleştirenlere karşı ise “BU İŞ ALLAH’IN KAZA VE KADERİYLE OLMUŞTUR” diyerek siyasi cinayetleri ve saltanatı meşrulaştırmaya çalışmışlardır. Abbasi Halifesi Memun, kendi döneminde devletin resmi görüşü haline getirdiği “KUR’AN MAHLÛKTUR (YARATILMIŞTIR)” fikrini topluma ve âlimlere zorla kabul ettirmeye çalışmıştır. Bu fikri kabul etmeyen yüzlerce alim işkence görmüş ve hapsedilmiştir. Amaç, dinin yorumlanma yetkisini tamamen halifenin tekeline almaktır. Büyük günah işleyenin durumunu Allah’a bırakmak ve hükmü ahirete ertelemek” anlamına gelen MÜRCİE fikri, yöneticiler tarafından desteklenmiştir. Böylece zalim ve adaletsiz liderlerin icraatları halk tarafından “Onların hesabını sadece Allah sorar, biz karışamayız” denilerek sorgulanamaz hale getirilmiştir. Siyasi otoritenin dini kendi çıkarlarına alet etmesine karşı, hayatları pahasına Kur’an’ın adalet ve özgürlük ilkelerini savunan büyük âlimler çıkmıştır. Örneğin Hasan-ı Basri, Emevi valisi Haccac’ın zulümlerine ve kaderci (Cebriyye) propagandasına karşı doğrudan halifeye mektup yazmıştır. İnsanın irade özgürlüğünü ve kendi eylemlerinden sorumlu olduğunu savunarak, devletin zulümlerini “kader” diyerek Allah’a fatura edemeyeceğini haykırmıştır. Ebû Hanîfe (İmam-ı Azam) Emevi ve Abbasi yönetimlerinin adaletsiz uygulamalarına karşı çıkmış, devletin kendisine teklif ettiği BAŞKADILIK (başyargıçlık) makamını, siyasi otoritenin emrine girmemek için reddetmiştir. Bu dik duruşu nedeniyle hapsedilmiş, kırbaçlanmış ve sonunda hapiste zehirlenerek şehit edilmiştir. İmam Malik, “Zorla (baskı altında) yapılan biatın ve yeminin dini bir geçerliliği yoktur” fetvasını verdiği için dönemin Abbasi valisi tarafından kırbaçlatılmış, kolları omuzundan çıkacak şekilde işkenceye maruz kalmıştır. Tarihte temelleri atılan bu siyasi uygulamalar, YÜZYILLAR İÇİNDE KALICI BİR ZİHNİYET DÖNÜŞÜMÜNE YOL AÇMIŞ VE GÜNÜMÜZ İSLAM TOPLUMLARINDA, ŞU YAPISAL SORUNLARI DOĞURMUŞTUR. Toplumların haksızlıklara, fakirliğe veya kötü yönetime karşı direnç göstermek yerine, bunları “ilahi bir takdir” olarak görüp kabullenme eğilimi bu tarihsel birikimin sonucudur. Kur’an’ın “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır” (Necm, 39) ilkesi gölgelenmiştir. Siyasi otoritelerin sarsılmaz bir itaat kültürü inşa etmesi, kurumlarda adaleti ve ehliyeti değil, güce sadakati ön plana çıkarmıştır. Bu da İslam dünyasında kurumsallaşmanın ve hukukun üstünlüğünün gelişmesini engellemiştir. Sorgulamanın, aklı kullanmanın ve yeni içtihatlar yapmanın “dinden çıkmak veya fitne çıkarmak” ile eşdeğer görülmesi, İslam toplumlarını bilimsel, felsefi ve hukuki ilerlemenin gerisinde bırakmıştır. Kur’an’ın yüzlerce kez tekrarladığı “AKLETMEZ MİSİNİZ?” uyarısı, yerini “SORGULAMADAN İTAAT ET” kültürüne bırakmıştır. Siyasi otoriteler, dini elinde tutmaya çalışan cemaat ve tarikatlar, Kur’an’ı tamamen yok saymak yerine, ONUN TOPLUM ÜZERİNDEKİ SARSILMAZ ETKİSİNİ BİLDİKLERİ İÇİN AYETLERİN ANLAM ALANINI DARALTMA VEYA BAĞLAMINI ÇARPITMA YOLUNA GİTMİŞLERDİR. Nisâ Suresi 59. Ayet yani “Ulul-Emr” İstismarı yapılmıştır. Ayetin Özü: “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Resule itaat edin ve sizden olan idarecilere (ulul-emr) de… Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah’a ve Resulüne arz edin…” Yöneticiler ayetin sonundaki “anlaşmazlık durumunda yalnız Kur’an’a Resul yaşıyorsa Resule başvurun şartını gizlemişlerdir. Ayeti, “Yönetici ne yaparsa yapsın, mutlak itaat Allah’a itaat gibidir” şeklinde sunmuşlardır. Oysa Kur’an’daki idareci tanımı, adaletle hükmeden ve halka danışan kişidir. Aslında bu konuda söyleyecek çok sözüm var ama sanırım şu soruyu kendinize sordunuz. Yazdıklarınız güzelde, Cuma namazının hutbesinden konu, nasıl buraya kadar geldi. Hutbede hoca vaazını bitirirken şöyle bir ayet okudu, diyanetin mealinden. “ALLAH’A VE RESÛL’ÜNE İTAAT EDİN VE BİRBİRİNİZLE ÇEKİŞMEYİN. SONRA GEVŞERSİNİZ VE GÜCÜNÜZ, DEVLETİNİZ ELDEN GİDER. SABIRLI OLUN. ÇÜNKÜ ALLAH SABREDENLERLE BERABERDİR.”( Enfal 46) Her nedense bu ayette geçen, DEVLETİNİZ ELDEN GİDER tercümesi, bana bu makalemi yazdırmak için ilham verdi sanırım, nedeninin yorumunu sizlere bırakıyorum. Bu ayetin aslında özellikle, bu haliyle seçilmiş olduğunu düşünüyorum. Çünkü yine Diyanetin başka bir tercümesinde bakın nasıl yazılmış. “ALLAH VE RESULÜNE İTAAT EDİN, BİRBİRİNİZE DÜŞMEYİN, SONRA ZAYIFLARSINIZ VE ZAFERİ ELDEN KAÇIRIRSINIZ. SABREDİN, KUŞKUSUZ ALLAH SABREDENLERLE BERABERDİR.” (Kur’an yolu. Diyanet İşl.) İlk yazdığım tercümede olduğu gibi yazdığınızda, anlamını daraltmış ve farklı anlam vermiş olursunuz ve anlatılmak istenen tam ortaya çıkmaz anlaşılmaz. Bu ayetin öncesine ve sonrasına baktığınızda, ayetin hem bireysel hem de toplumsal hayat için çok güçlü stratejik ve ahlaki ilkelerin olduğunu görüyoruz. İç çatışmalar, gruplaşmalar ve didişmeler toplumların enerjisini tüketir. Birbirine düşen topluluklar dışarıya karşı dirençlerini ve caydırıcılıklarını kaybeder. Başarıya ulaşmak için kişisel egoları bırakıp, ortak bir hedefte birleşmek gerekir. Bu ayeti geniş bir anlamda anlatılmak isteneni anlayabilmemiz için, devamında ki ayeti doğru anlamalıyız, onu da hatırlayalım. Enfal 47: ÇALIM SATMAK, İNSANLARA GÖSTERİŞ YAPMAK VE (İNSANLARI) ALLAH YOLUNDAN ALIKOYMAK İÇİN YURTLARINDAN ÇIKANLAR (SALDIRAN KÂFİRLER) GİBİ OLMAYIN! ALLAH ONLARIN YAPTIKLARINI ÇEPEÇEVRE KUŞATANDIR. (Mehmet Okuyan) Enfal 46. Ayette Allah bu konuda, nasıl geniş bir anlamda bizleri uyardığı, sanırım çok daha iyi anlaşılmıştır. Makalemi, günümüz toplumuzun hala farkında olamadığını düşündüğüm, güzel ve düşündürücü sözlerle son vermek istiyorum. Dilerim Kur’an gerçekleri ile buluşan, böylece Allah ile aldatılamayan, Allah’ın azınlık halis kulları arasında oluruz. “HAKKINI BİLMEYEN İNSAN, BAŞKASININ ÇİZDİĞİ SINIRLARIN İÇİNDE YAŞAMAYA MAHKÛMDUR.” “BİR ÜLKENİN GELECEĞİ, O ÜLKE İNSANLARININ HAK VE HUKUKU NE KADAR KAVRADIĞINA BAĞLIDIR.” “HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR.” “ZULÜM, HAKKIN BİLİNMEDİĞİ VE SAVUNULMADIĞI YERDE YEŞERİR.” “HAKSIZLIĞA SAPIP BÜTÜN İNSANLARIN SENİ TAKİP ETMESİNDENSE, ADALETLE TEK BAŞINA KALMAN DAHA İYİDİR.” “BİR TOPLUMUN GELİŞMİŞLİK DÜZEYİ, VATANDAŞLARININ HAKLARINI NE KADAR BİLDİĞİ İLE ÖLÇÜLÜR.” “BİLGİSİZ KÖLELER HER ZAMAN BİR EFENDİ ARAR; BİLİNÇLİ İNSANLAR İSE ADALETİ.” Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  18. Günümüz İslam toplumunda, Kur’an’ın asla bahsetmediği öyle konuları İslam’ın içine sokmuşuz ki, adeta hak ile batıl ayırt edilemez olmuş. Sizce bizler imanımıza, yalnız Kur’an ile yön vermemiz gerekmez mi? Yoksa Kur’an bizlerin inancımızı yaşamamız adına, yeterli bir kitap değil mi? Bu soruyu sorduğumda, bazı arkadaşlarımız, elbette Kur’an bizler için yeterlidir. Çünkü Allah, biz kitapta hiçbir eksik bırakmadık, sakın Kur’an’ın sınırlarını aşmayın, yalnız onun ipine sarılın diye uyarıyor Allah diye cevap veriyorlar. Bazı kardeşlerimiz de, yalnız Kur’an ile İslam’ı yaşayamayız, çünkü Kur’an’da her bilgi detaylı verilmemiştir, özet bilgiler vardır ve açıklanmamıştır, düşüncesini savunuyorlar. Aslında bunu söyleyenler şu soruyu kendisine sormamız gerekmez mi? Allah açıklamadığı bir kitaptan mı bizleri sorumlu tutuyor? Allah aklını kullan ey kulum, diye uyarır bizleri Kur’an’da. Aklını kullanmayanı da rezil bir hayat beklediğinin uyarısını yapar. Gelin Allah’ın bu uyarısından yola çıkarak, bu iki düşünce üzerinde birlikte düşünelim. Sizce Rabbimiz bizlere bir rehber, gönül gözü ve eğriyi doğrudan ayıran bir FURKAN-NUR gönderdiğini söylüyor da, hadi bir benzerini getirin bakalım, yalnız Kur’an’ın ipine sarılın diye de meydan okuyorsa, sizce bizlerin din ve iman adına yaşayacakları her bilgi, detay Kur’an’da olmayabilir mi? Eğer Kur’an’da her bilgi yoksa bu bilgileri beşeri rivayet sözlerle/hadislerle anlayabiliyorsak, bu din yalnız Allah’ın dini diyemeyiz. Ama Allah hükmüme, hiç kimseyi ortak etmem demiyor muydu ayetinde? Gelin bu sorumuzu iki farklı inancı karşılaştırarak, en doğrusunun hangi yol ve yöntem olduğunu anlamaya çalışalım. İslam düşüncesinde Müslümanların sorumlu olduğu temel, bağlayıcı ve korunan tek ilahi kitap Kur’an-ı Kerim’dir ve bu hükme her Müslüman iman etmek zorundadır. Kur’an, İslam dininin yegane anayasası ve mutlak vahyidir. Ancak İslam dünyasında bu konunun kapsamı, sünnetin (Hz. Muhammed’in uygulamaları ve hadislerin) dindeki yeri bakımından iki farklı anlayış ve inanca ayrılmaktadır. Sadece Kur’an diyenlerin yaklaşımına önce bakalım. Bu görüşü savunan ilahiyatçılar ve düşünürler, dini bağlayıcılık ve sorumluluk açısından yalnızca Kur’an’ın esas alınması gerektiğini belirtirler. Dayandıkları temel argümanlar şunlardır: Zuhruf Suresi 44. ayette yer alan “Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüttür; yakın zamanda ondan sorguya çekileceksiniz” ifadesi, ahiretteki sorumluluğun sınırını Kur’an olarak çizer. En’âm Suresi 38. ayetteki “Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık, Onun ipine sarılın” beyanı, dinin yaşanması için Kur’an’ın kendi kendine yettiğini gösterir. Beşeri aktarımlar olan hadis ve rivayetlerin aksine, sadece Kur’an’ın lafzı ve içeriği ilahi koruma altındadır. Geleneksel İslam anlayışına gelince: Ana akım İslam alimleri ise Müslümanların kitap olarak sadece Kur’an’dan sorumlu olduğunu kabul etmekle birlikte, dinin pratik uygulaması için Sünnet’in ve Hz. Muhammed’in hakemliğinin de bağlayıcı olduğunu savunur. Bu görüşün gerekçeleri şunlardır: Kur’an’da onlarca ayette (örneğin Nisâ 59, Âl-i İmrân 32) “Allah’a ve Resulüne itaat edin” emri verilir. Alimler, Peygamber’e itaatin onun kurallarına uymayı gerektirdiğini belirtir. Kur’an’da namaz, zekat ve hac gibi ibadetler emredilir ancak bunların kaç rekat kılınacağı veya nasıl uygulanacağı detaylandırılmaz. Geleneksel fıkha göre, Peygamberimiz bu emirleri yaşantısıyla (sünnet) görünür ve uygulanır kılmıştır. KUR’AN’DAN ALLAH’IN RESULÜNE İTAAT AYETLERİNE BAKTIĞIMIZDA, ALLAH’IN RESULÜNE VERDİĞİ GÖREV VE YETKİYLE KARŞILAŞTIRDIĞIMIZDA, ALLAH’IN RESULÜNÜN YALNIZ KUR’AN’I TEBLİĞ ETTİĞİNİ VE ONUN İPİNE SARILIP YALNIZ KUR’AN İLE HÜKMETTİĞİNİ, DİNE TEK BİR KELİME İLAVE EDEMEYECEĞİNİ GÖREBİLİRİZ. ONUN İÇİN DİNDE KAYNAK TEK OLMAYINCA, DOĞRU YOLDA OLUP OLMADIĞIMIZDAN ASLA EMİN OLAMAYIZ. Özetle; indirilen, korunan ve tilavet edilen hüküm kitabı olarak sorumlu olduğumuz tek kitap Kur’an’dır. Tartışma, bu kitabın hayata geçirilişinde Hz. Peygamber’in sözlü ve pratik mirasının (sünnetin) ne derece kurucu bir dini otorite kabul edileceği noktasında toplanmaktadır. Ayrılık ve tartışma bu konuda çıkıyor. İslam’ı yaşarken yalnız Kur’an demenin özünde çok önemli bir neden yattığı anlaşılıyor. Bu yol, dini en saf, en güvenilir ve manipüle edilmemiş ilavesiz haline indirgeme amacını taşır. Bu konuda da zaten Kur’an uyarır. Mutlak Güvenilirlik: Kur’an, üzerinde hiçbir mezhepsel veya siyasi tartışma olmayan, korunmuş tek metindir. Hadisler ise Allah’ın Resulünün vefatından 150-200 yıl sonra yazıya geçirilmiştir. Bu yol, beşeri hatalardan arınmış bir din sunar. Hadislerin büyük kısmı 7. yüzyıl Arap yarımadasının kültürel, tıbbi ve sosyal normlarını (örneğin deve sidiğiyle tedavi, kadınların tek başına seyahat edememesi vb.) içerir. Kur’an’ı merkeze almak, dinin her çağa hitap eden evrensel ilkelerini (adalet, ahlak, dürüstlük) ön plana çıkarır. Hadis külliyatlarında akılla, bilimle veya Kur’an’ın merhamet ilkeleriyle çelişen (örneğin dinden dönenin öldürülmesi emri) rivayetler mevcuttur. Sadece Kur’an’ı esas almak bu tezatları ortadan kaldırır. Yalnız Kur’an ile İslam’ın yaşanamayacağını savunanların tezlerine gelince örneğin; Kur’an namaz kılmayı (salat) emreder ancak rükunun, secdenin sırasını veya rekat sayılarını vermez. Bu yolu seçenler namaz, hac ve zekat gibi temel ibadetlerin pratikte yaşanamayacağını savunurlar ve Kur’an kelimeleri (örneğin “Salat”, “Zekat”, “Hacc”) İslam öncesi Arapçada da vardı. İslam bu kelimelere yeni terminolojik anlamlar yükledi. Bu anlamların ne olduğunu tarihsel bağlam (Sünnet/Siyer) olmadan tamamen çözmek zordur düşüncesine inanır. Aslında tüm sorun, bu inancın altında yatmaktadır. Bu düşünce ve inancın risklerine bakalım. Emeviler, Abbasiler ve çeşitli siyasi/itikadi fırkalar kendi çıkarları doğrultusunda binlerce hadis uydurmuştur. “Sahih” (güvenilir) denilen kaynaklarda bile insani ve dönemsel hataların bulunma riski yüksektir. Geleneksel yapı, Resulün de Kur’an dışı haram/helal koyma yetkisi olduğunu savunur (Örn: Erkeğe ipek ve altının haram kılınması). Bu durum, Kur’an’daki “Hüküm ancak Allah’ındır” (En’âm 57) ilkesiyle felsefi bir çelişki yaratır. Bu durumda en doğru olanı nasıl seçmeliyiz konusuna gelince. Bir hadis veya sünnet uygulaması Kur’an’ın ayetlerine, genel ahlak, adalet ve mantık ilkelerine taban tabana zıt ise doğrudan reddedilir. Kur’an her zaman üst hakemdir. Rivayetlerin lafzına körü körüne uymak yerine, Resulün o sözü söylerken güttüğü amacı, maksadı tespit edilir. Örneğin; Peygamber’in diş temizliği için misvak kullanması dinin özü değil; öz olan “ağız temizliğidir”, bugün fırça ve macun kullanmak sünnetin amacını yerine getirir. Allah hükmüme hiç kimseyi ortak etmem diyorsa, dinde hükmü yalnız Kur’an’ın koyacağı açıktır. Allah salat emrini verdiyse ve bizleri Kur’an’dan sorumlu tutuyorsa, BİZLERE ÖĞRETİLEN GELENEKSEL İSLAMIN ETKİSİNDE KALMADAN, ALLAH’IN EMRETTİKLERİNİ KUR’AN’DAN ANLAYARAK EMRETTİĞİ AÇIKLADIĞI KADARIYLA HAYATIMIZA GEÇİRMEYE ÇALIŞMALI VE KUR’AN’I EKSİK GÖRME YARIŞINI BIRAKMALIYIZ. Emir çok çok açık, Kur’an’a sarılın ondan sorumlusunuz, çünkü biz kitapta hiç bir eksik bırakmadık, nice örneklerle açıkladık. Allah’a güvenen ve inanan bu hükümlerine ters düşen bir inanç üzerinde olamaz. Güvenmeyende kendisi bilir. Rabbimiz salat et/namaz kıl emrini vakitlerinide belirtip bildirdiyse, Onu mutlaka açıklamıştır düşüncesini unutmadan ayetleri anlamanın yolunu seçmeliyiz. Şöyle düşünmeliyiz, sünnet yani Resulün pratiği olmadan namazımızı bile kılamazdık düşüncesi, KUR’AN’IN BİZ KİTAPTA HİÇ BİR EKSİK BIRAKMADIK, ONUN İPİNE SARILIN, NİCE ÖRNEKLERLE KUR’AN’I BİZ AÇIKLADIK, ONDAN SORUMLUSUNUZ HÜKÜMLERİ KUR’AN’A TAMEMEN TERS DÜŞER. Ayrıca hadis kitaplarındaki rivayet zincirlerine güvenmek, Kur’an’ın mutlak korunmuşluk, eksik noksan olmadığı ilkesine, çok büyük bir gölge düşürür. Düşünen aklını kullanan, HAK OLAN gerçeklerle buluşacaktır. Bu iki düşünce ve inancın ayrıştığı en önemli nokta, İslam’ı mezheplerin ışığında yaşanması gerektiğini söyleyenlerin, NİRENGİ temel referans başlangıç olarak hangi bilgi ve kaynakların alınacağı konusu üzerinde toplanmaktadır. Bu konuda birliktelik olmadığından, sorunda ne yazık ki çözümsüz kalıyor. YANİ KİTAP TEK OLMAYINCA, NE DİRLİK NEDE BİRLİK SÖZ KONUSU OLAMIYOR. Halbuki sorun çok açık, çözümü de bir o kadar kolay. Allah’ın Kur’an’da verdiği hükümlere güvenip, onlara ters düşmeyen her şey İslam’ın sınırları içindedir. Örneğin Allah salatın namaz boyutu hakkında, zor bir anımızda örneğin savaşta, salatı/namazı kısaltmamızda bir sakınca yok deyip, verdiği örnekte bir rekatın sonunda sona erdiyse, normal zamanda da herhangi bir sınır koymayıp, huşu içinde salatı tamamlayın yerine getirin diyorsa, bunu bir eksiklik değil, Allah’ın kullarına şefkati, kolaylığı olarak görmeliyiz. Zekat konusu da aynı şekilde, asla herhangi bir sınır koymayıp, ihtiyaçtan fazla kalanı dağıtın diyerek bizleri imtihan ediyorsa, haşa bunu eksiklik görmeden, zekat vermekte yarışmalıyız. BU YOLU İZLEMEDİĞİMNİZ SÜRECE, ALLAH NE DUALARIMZA KARŞLIK VERECEK, NEDE HUZURU MUTLULUĞU GÖREMEYECEĞİZ. Değerli dostlarım, lütfen Kur’an’ı tarafsız ve önyargılardan uzak anladığımız dilden birçokez düşünerek okuyalım. Şunu unutmayalım, Allah bizleri Kur’an’dan hesaba çekeceğine hükmetmiş ve yalnız Kur’an’ı korumasına aldığını bildirmiştir. BİZLERE DÜŞEN YALNIZ KUR’AN’IN HÜKÜMLERİNİ HAYATA GEÇİRMEK VE ONU YAŞAMAK OLMALIDIR. Enam 114: ALLAH’TAN BAŞKA BİR HAKEM Mİ ARAYACAĞIM? HÂLBUKİ SİZE KİTABI AÇIK OLARAK İNDİREN O’DUR. KENDİLERİNE KİTAP VERDİĞİMİZ KİMSELER, KUR’ÂN’IN GERÇEKTEN RABBİN TARAFINDAN İNDİRİLMİŞ OLDUĞUNU BİLİRLER. SAKIN ŞÜPHEYE DÜŞENLERDEN OLMA! (Bayraktar Bayraklı meali) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  19. Bu makalemde sizlerin, üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim çok önemli iki ayet var. Nisa 60 ve 61. Ayetler. Bu iki ayeti dikkatle, Kur’an bütünlüğünde okuyup anlamaya çalıştığımızda, bugün bizlerin yaşadığı İslam ile cahiliye dönemindeki Kitap ehlinin yaşadığı din arasında hiçbir farkın olmadığını göreceksiniz. Allah görev verdiği elçilerin hepsini, özellikle Allah’a inanmayanları doğru yola iletmek için değil, genel çoğunluk inandıklarını söyledikleri halde, Allah’ın doğru yolundan batıla sapmışları uyarmak için, kitaplar gönderdiğini Kur’an’dan anlıyoruz. Önce Nisa suresi 60. Ayeti yazalım ve üzerinde önyargısız birlikte düşünelim. Nisa 60: (Ey Muhammed!) SANA İNDİRİLEN KUR’AN’A VE SENDEN ÖNCE İNDİRİLENE İNANDIKLARINI İDDİA EDENLERİ GÖRMÜYOR MUSUN? TÂĞÛT’U TANIMAMALARI KENDİLERİNE EMROLUNDUĞU HÂLDE, ONUN ÖNÜNDE MUHAKEME OLMAK İSTİYORLAR. ŞEYTAN DA ONLARI DERİN BİR SAPIKLIĞA DÜŞÜRMEK İSTİYOR. (Diyanet meali) Kısaca özetlemek gerekirse, Nisa Suresi 60. ayet, inanç ile davranış arasındaki tutarlılığı ve otorite seçimini ele alır. Bu ayetten çıkarılabilecek temel kıssadan hisseler ve hayat derslerine gelince; İNANÇ İDDİADAN İBARET DEĞİLDİR. DİLLERE DÖKÜLEN İMAN, EYLEMLERLE DESTEKLENMELİDİR. İkiyüzlülükten kaçınmak gerekir. Hem Allah’a inandığını söyleyip, hem de O’nun sınırlarını çiğnemek inançta samimiyetsizliktir. Allah’ın koyduğu ölçülere tamamen zıt, haddini aşan ve şirke yönelten her türlü batıl anlayış, liderlik veya sistem (Tâğût) rehber edinilmemelidir. Çok ilginç bir şekilde Allah, Resulünü bakın hangi konuda dikkatini çekip uyarıyor. Ayetin ilk bölümü üzerinde önce duralım. SANA İNDİRİLEN KUR’AN’A İNANDIKLARINI İDDİA EDENLERİ GÖRMÜYOR MUSUN? Burası çok önemli, daha sonra devamına bakacağız. Allah, Resulü daha hayattayken yani Kur’an’ı tebliğ edip inandık dedikleri halde, bakın nasıl O büyük yanlışlarını yapmaya devam ediyorlarmış. “TÂĞÛT’U TANIMAMALARI KENDİLERİNE EMROLUNDUĞU HÂLDE, ONUN ÖNÜNDE MUHAKEME OLMAK İSTİYORLAR” Hatırlatırım bu uyarı, Resulünün Kur’an’ı daha yeni tebliğ ettiği dönemle ilgili. Tağutu tanımayın diye Allah uyarırken, sizce neyi kast ediyor? Tağut, İslami terminolojide ALLAH’IN KOYDUĞU ÖLÇÜLERİ AŞAN, İNSANLARI HAK YOLDAN SAPTIRAN ANLAMINDADIR. Demek ki Resul daha yaşıyor ve sakın bu yanlışları yapmayın diyor, ama Kur’an’a iman ettik dedikleri halde, hala atalarının batıl inançlarını yaşamaya devam ettikleri gibi, O batıl hükümlerle sorunlarını çözerken, bu hükümlerle yargılanmayı istiyorlarmış. Hâlbuki Allah onlara, yalnız nereye uymalarını istemişti? RESULE İNDİRİLEN KUR’AN’A. Ne dersiniz daha Resulün zamanında, Kur’an’a iman ettiğini söyleyen Müslümanlar bile, atalarının batıl hurafe inancından vazgeçmeyip, ALLAH’IN KUR’AN’DA KOYDUĞU SINIRLARI AŞMAYA DEVAM ETMİŞLERSE, GÜNÜMÜZDE BİZ MÜSLÜMANLARIN KUR’AN’I NASIL TAMAMEN TERK ETTİĞİMİZİ, DÜŞÜNMEK BİLE İSTEMİYORUM. Ayeti anlamaya devam edelim. Allah ayetin sonunda tüm kitap ehlini uyarıp, indirdiğim kitaplara iman ettiklerini ve ONUN HÜKÜMLERİ İLE MUHAKEME OLMALARI GEREKİRKEN, vahyin sınırlarını aşmayacaklarına söz verdikleri halde, TAĞUTUN yani batıl hurafe inançlarını yaşantılarına delil kanıt kabul edip, bu batıl kanunların ÖNÜNDE MUHAKEME OLMAK İSTİYORLAR DİYOR. Ayetin son cümlesi, ne yazık ki hepimizin düştüğü tuzağı işaret ediyor. Allah’ın hükümleri dışına çıkan şeytanın sapıklığı içinde, bataklığa saplanacağı uyarısını yapıyor. Ne dersiniz, biz günümüz Müslümanların, Resul daha yaşarken yaptığı yanlışların, sizce yüzlerce katını bizler günümüzde yaşayarak, TAĞUTUN ESİRİ OLMADIK MI? Şimdide bu ayetin devamına yani Nisa suresi 61. Ayete bakalım. Nisa 61: MÜNAFIKLARA, “ALLAH’IN İNDİRDİĞİNE (KUR’AN’A) VE PEYGAMBERE GELİN” DENDİĞİ ZAMAN, ONLARIN SENDEN BÜSBÜTÜN UZAKLAŞTIKLARINI GÖRÜRSÜN. (Diyanet meali) Münafıklar diye çevrilen kelime aslında ONLARA yani Kitap ehline hitaben söyleniyor. Münafık iman ettiğini söylediği halde, imanı kalplerine yerleşmeyip, nefislerinin etkisiyle inancının sınırlarını aşan her türlü yanlışı yapanlara denir. Ayette bahsedilen ve örnek verilenler, iman ettiklerini söyledikleri halde, atalarının batıl inançlarını da birlikte yaşamaya devam edenler. Bakın Allah bu ayette bu kişilerin nasıl yanlışlar yaptığının örneğini veriyor. Tekrar hatırlatmak isterim verilen örnek, Resulün yaşadığı dönemle ilgili. Rabbimiz bu kişilere ALLAH’IN İNDİRDİĞİNE UYUN, TEBLİĞİ ALMAK İÇİN RESULE GELİN, dendiği zaman bakın O günkü iman ettiğini söyleyenler, nasıl hatalar yapıyormuş. “ONLARIN SENDEN, BÜSBÜTÜN UZAKLAŞTIKLARINI GÖRÜRSÜN” Peki neden? İşte burası çok ama çok önemli. Çünkü iman ettiğini söyleyen O kişiler, bir türlü atalarının rivayet, sanı inançlarından vaz geçemiyorlarmış ta ondan. Kitap ehlinden yeni iman etmiş bazı kişiler, senin tebliğ ettiğine inanırız ama bizim atalarımızın inancı da var dediklerinde, Allah nasıl bir ayet indirmişti hatırlayalım. “KARŞILARINDA OKUNUP DURAN BİR KİTABI, SANA İNDİRMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMİYOR MU?” (Ankebut 51) Ne dersiniz aynı hataları yanlışları günümüzde bizler de yapıyor ve YALNIZ KUR’AN İLE İSLAM YAŞANMAZ, RESLÜN RİVAYET HADİSLERİ OLMASAYDI KUR’AN KAPALI KALIR, ANLAŞILMAZDI DEMİYOR MUYUZ? Sizce bizlerin onlardan ne farkı var? Farkımız olmadığı gibi, onlardan çok daha ileri gittik. Bu konuda verecek çok ama çok fazla örnek ikaz eden ayetler var ve hepsinde Rabbimiz biz kullarını, YALNIZ ALLAH’IN İNDİRDİĞİ VAHYE ÇAĞIRIYOR VE YALNIZ KUR’AN’A TABİ OLMAMIZI EMREDİYOR. Gerçek Hak olanı görmek isteyen görecektir, görmek istemeyip atalarının inancını yaşamak isteyip gözlerini ve kulaklarını kapatanların, zaten imanları kalplerine yerleşmeyecektir. Bu yanlışı yapmaya devam eden ve iman ettiğini söyleyenlere bakın Allah, onlar nasıl kafir oldular diyor. “ONLARA, “ALLAH’IN İNDİRDİĞİNE UYUN!” DENİLDİĞİNDE, “HAYIR, BİZ, ATALARIMIZI ÜZERİNDE BULDUĞUMUZ (YOL)A UYARIZ!” DERLER. PEKİ, AMA ATALARI BİR ŞEY ANLAMAYAN, DOĞRU YOLU BULAMAYAN KİMSELER OLSALAR DA MI (ONLARIN YOLUNA UYACAKLAR) (Bakara 170) “KÂFİR OLANLARIN DURUMU, (ÇOBANIN) BAĞIRIP ÇAĞIRMASINDAN BAŞKA BİR ŞEY DUYMAYANIN DURUMUNA BENZER. ONLAR (GERÇEĞE KARŞI) SAĞIRDIR, DİLSİZDİR, KÖRDÜR; ONLAR AKIL DA ETMEZLER.” (Bakara 171) ÇOK İLGİNÇ DEĞİL Mİ, GEÇMİŞTE KİTAP EHLİDE YALNIZ VAHİYLE DİN YAŞANMAZ DİYEREK, İNATLA ATALARININ İNANCINI YAŞAMIŞ, BİZLERDE ONLARDAN HİÇ FARKSIZ, YALNIZ KUR’AN İLE İSLAM YAŞANMAZ DEMEYE ISRARLA DEVAM EDİYORUZ. Dilerim Kur’an gerçeklerinin farkında olan ve Allah’ın emrettiği gibi YALNIZ ONUN İPİ KUR’AN’A SARILAN, ALLAH’IN AZINLIK HALİS KULLARI ARASINDA OLURUZ. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  20. Bu makalemde sizlerin üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim konu, Kur’an’da bazı ayetlerde geçen ÖLÜM konusu üzerine olacak. Allah Kur’an’da, ÖLÜM kelimesini farklı anlamlarda kullanır. Örneğin ölüm dendiğinde ilk önce, bir organizmayı ayakta tutan tüm biyolojik ve hayati fonksiyonların (dolaşım, solunum, beyin faaliyetleri) kalıcı ve geri döndürülemez bir şekilde sona ermesi, hayatın bitmesi diye anlarız. Kur’an ölüm kelimesini, çok önemli bir başka anlamda da kullanır. Allah’ın yolundan sapmış, şeytanın esiri olmuş, adeta bataklık içinde çırpınan kulları içinde kullanır. Kur’an’da çok dikkatinizi çekmemiş olabilir ama bakın Allah, ÖLÜM kelimesini hangi anlamda kullanmış, onu anlamaya çalışalım. Bakara 56: SONRA ŞÜKREDESİNİZ DİYE, ÖLÜMÜNÜZÜN ARDINDAN SİZİ TEKRAR DİRİLTTİK. (Diyanet meali) Sizce bu ayette Allah bizlere ne anlatıyor olabilir? Şöyle diyebilir misiniz? Allah öldürdüğü kullarını, şükretsinler diye tekrar diriltti. Bu mümkün değil çünkü böyle bir örnek yok Kur’an’da. Dikkat ettiyseniz bir kişiden değil, çoğunluk bir topluluktan bahsediyor. Ayeti anlayabilmemiz için, bu ayetin öncesine ve sonrasına önce bakalım, hangi konudan bahsediliyor. Bakara 55: HANİ SİZ, “EY MÛSÂ! BİZ ALLAH’I AÇIKTAN AÇIĞA GÖRMEDİKÇE SANA ASLA İNANMAYIZ” DEMİŞTİNİZ. BUNUN ÜZERİNE SİZ BAKIP DURURKEN SİZİ YILDIRIM ÇARPMIŞTI. (Diyanet meali) Demek ki Allah, Hz. Musa aracılığıyla gönderdiği emirlerini, vahyini doğru dinlemeyip Resulüne inanmayıp karşı çıktıklarında onları nasıl Yıldırım ve şimşeklerle cezalandırdığı örneğini veriyor. Demek ki bakara 56. Ayette geçen ÖLÜM kelimesinden kast edilen bedenin ölümü değil, RUHUN, NEFSİN BATILA SAPARAK, YAŞANAN BİR ÖLÜMDEN KAST EİLİYOR. Yani Rabbimiz şunu söylüyor, siz doğru yoldan sapmış manen ölmüş, bataklıkta çırpınırken sizlere bir fırsat daha vermek için, bana şükredesiniz diye, ADETA ÖLMÜŞ RUHUNUZA CAN VERİRCESİNE, SİZLERİ DOĞRU YOLA YÖNELTECEK RESLÜMÜN ARACILIĞIYLA MESAJLARIMI İLETTİM VE SİZLERE TEKRAR CAN VERDİM, DİRİLTTİM DİYOR. Bu ayetin devamına baktığımızda, bunu daha iyi anlıyoruz. Bakara 57: BULUTU ÜSTÜNÜZE GÖLGE YAPTIK. SİZE, KUDRET HELVASI İLE BILDIRCIN İNDİRDİK. “VERDİĞİMİZ RIZIKLARIN İYİ VE GÜZEL OLANLARINDAN YİYİN” (DEDİK). ONLAR (VERDİĞİMİZ NİMETLERE NANKÖRLÜK ETMEKLE) BİZE ZULMETMEDİLER, FAKAT KENDİLERİNE ZULMEDİYORLARDI. ( Diyanet işl. Meali) Sanırım Bakara suresi 56. Ayette bahsedilen, ölümünüzün ardından sizi tekrar dirilttik sözünden, ne anlatılıyor, daha iyi anlaşılmıştır. Allah yoldan sapmış atalarının batıl inançlarını yaşamakta ısrar eden, YANİ MANEN ÖLMÜŞ TOPLUMU ALLAH, gerçekleri görüp fark ederek ALLAH’A ŞÜKREDİP doğru yola getirip adeta kendinize getirdik yani SİZİ DİRİLTTİK diyor. Devamında da nasıl mükâfatlandırdığını anlatıyor. Ayetin son cümlesinde, bunu neden yaptığının açıklamasını yapıyor ve bakın ne diyor. ONLAR BİZE ZULMETMEDİLER, KENDİLERİNE ZULMETTİLER ASLINDA DİYOR. Bakara 95. Ayetinde de gerçek ölüm ve yaşadıkları ÖLMÜŞ inançları bağlamında, bakın insanlar nasıl ölümü istemezler diyor. Bakara 95: FAKAT KENDİ ELLERİYLE, ÖNCEDEN YAPTIKLARI İŞLER YÜZÜNDEN ÖLÜMÜ, HİÇBİR ZAMAN TEMENNİ EDEMEZLER. ALLAH, O ZALİMLERİ HAKKIYLA BİLENDİR. (Diyanet meali) Bakara suresi 56. Ayette bahsedilen ÖLÜMÜN ne anlama geldiğini araştırdığınızda, birçok farklı şeyler anlatıldığını göreceksiniz. Bizlere düşen ayetleri rivayetlere göre değil, sorumlu olduğumuz Kur’an ışığında anlamaya çalışmak olmalıdır. Konumuzu daha iyi anlayabilmemiz için, şimdi de Kaf suresi 19. Ayete bakalım. Kaf 19: ÖLÜM SARHOŞLUĞU, BİR HAKİKAT OLARAK İNSANA GELİR DE ONA, “İŞTE BU, SENİN ÖTEDEN BERİ KAÇIP DURDUĞUN ŞEYDİR” DENİR. (Diyanet işl.) Sanırım Bakara suresi 56. Ayette bahsedilen, manen ÖLÜM ve hurafenin, batılın verdiği sarhoşluk çok daha iyi anlaşılmıştır. İman ettiğini söyleyenlerin genel çoğunluğu, Allah’ın ipine değil, atalarının ipine sarıldıkları için ADETA ÖLÜM SARHOŞLUĞUNU YAŞIYORLAR. Allah Kur’an’da ölüm konusunu, bizlere örnekler verip anlatırken, Bakara suresi 56. Ayeti daha iyi anlayabilmemiz iç bakın nasıl bir örnek veriyor. Bakara 243: SAYICA BİNLERİ BULDUKLARI HALDE, ÖLÜM KORKUSUYLA YURTLARINDAN ÇIKANLARI GÖRMEDİN Mİ? BUNUN ÜZERİNE ALLAH ONLARA “ÖLÜN!” DEDİ. SONRA KENDİLERİNE HAYAT VERDİ. ŞÜPHESİZ ALLAH’IN İNSANLAR ÜZERİNDE BÜYÜK LÜTUFLARI VARDIR AMA İNSANLARIN ÇOĞU ŞÜKRETMEZLER. (Kur’an yolu. Diyanet işl.) Bu ayet ile Bakara suresi 56. Ayeti karşılaştırdığımızda, dikkat ettiyseniz Allah aynı konuda uyarıda bulunuyor kullarına. Onlara gerekeni yapın korkmayın, Allah için mücadele edin diye uyardığı halde, şu uyarıyı yapıyor. SİZİN BU DÜNYADA, İMANLARINIZ KALPLERİNİZE YERLEŞMEYİP BATILA, HURAFEYE YÖNELDİĞİNİZ İÇİN, BENİM İÇİN BİR ÖLÜSÜNÜZ DİYOR. SİZİ ÖLÜM SARHOŞLUĞUNDAN KURTARIP, SİZLERE UYARICI RESULLER VE KİTAPLAR GÖNDERİP, HAYAT VERDİM DİYE DE AÇIKLAMA YAPIYOR. Ayetin son cümlesinde Allah, kullarının yaptığı bunca yanlışlarından dolayı onları affettiğini, bağışladığını bildiriyor ama özellikle hiç şükretmediklerini de belirtiyor. Bu konuyla bağlantılı Maide suresi 24-25-26. Ayetleri de birlikte anlamaya çalışmalıyız. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  21. İLK DİYANET İŞLERİ BAŞKANI, RİFAT BÖREKÇİ ANLATIYOR: Atanın huzuruna girdiğimde, beni ayakta karşılardı. Utanır ezilir, büzülür, ‘Paşam beni mahcup ediyorsunuz’ dediğim zaman, ‘ Din adamlarına saygı göstermek, Müslümanlığın icaplarındandır.’ buyururlardı. Atatürk şahsi çıkarları için, kutsal dinimizi siyasete alet eden, cahil din adamlarını sevmezdi. Not: Atatürk ve din eğitimi- Ahmet Gürtaş- Diyanet İşleri başkanları yayınları. S- 12 Atatürk iyi bir din eğitimi almış, inançlı bir insandır. Ailesinden ve okuldan aldığı din eğitimine ilaveten, kendisini dini konularda camiide hutbe okuyacak kadar iyi yetiştirmiştir. Türk halkının dinini aslına uygun iyi öğrenmesini istemiştir. Bunun için Kur’an’ı, Hz. Muhammed’in hayatı ve temel din kitaplarını Türkçe olarak yayınlatmıştır. Din Eğitimini önemli görmüş, okullarda yapılmasını istemiştir. Atatürk dinin değil; cehalet, bid’atlar, hurafeler ve din istismarcılarının karşısındaydı. Bu da bazı çevrelerce din düşmanlığı şeklinde algılanmış ve gösterilmiştir. O, Kur’an’ın özüne uygun Hz. Peygamber zamanındaki gerçek İslamiyet’in yanındaydı. Dini ve gerçek din bilginlerini övmüştür. ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİNİN KAYITLARINDAN, ATATÜRKÜN DİNİ KONULARDAKİ DÜŞÜNCELERİNDEN ALINTILAR. İslâm dininde ölçü. "Özellikle bizim dinimiz için herkesin elinde bir ölçü vardır. Bu ölçü ile hangi şeyin bu dine uygun olup olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi şey ki akla, mantığa, halkın yararına uygundur; biliniz ki o, bizim dinimize de uygundur. Bir şey akıl ve mantığa, milletin yararına, İslâmın yararına uygunsa kimseye sormayın; o şey dinîdir. Eğer bizim dinimiz aklın, mantığın uyduğu bir din olmasaydı mükemmel olmazdı, son din olmazdı." 1923 (Atatürk’ün S.D.ll, s. 127) Türk milleti ve Müslümanlık. "Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. Bilince aykırı, ilerlemeye engel hiçbir şey içermiyor. Halbuki Türkiye’ye bağımsızlığını veren bu Asya milletinin içinde daha karışık, yapay, bâtıl inançlardan ibaret bir din daha vardır. Fakat bu konuda yeterli bilgisi olmayanlar, bu âcizler sırası gelince, aydınlanacaklardır. Onlar ışığa yaklaşamazlarsa, kendilerini yitirmiş ve mahkûm etmişler demektir; onları kurtaracağız." 1923 (Atatürk’ün S.D.III, s. 70) Camiler ve minberler hakkında. "Camilerin mukaddes minberleri halkın ruhî, ahlâkî gıdalarına en yüksek, en verimli kaynaklardır. Minberlerden halkın anlayabileceği dille ruh ve beyne seslenilmekle Müslümanların vücudu canlanır, beyni temizlenir, imanı kuvvetlenir, kalbi cesaret bulur. Fakat buna karşılık hutbe okuyanların taşımaları gereken bilimsel özellikler, özel yeterlilik ve dünya durumunu anlayıp bilme, önemlidir 1922 (Atatürk’ün S.D.I, s. 225) Seçkin din bilginlerinin yetiştirilmesi. "Nasıl ki her hususta yüksek meslek ve uzmanlık sahipleri yetiştirmek gerekli ise, dinimizin felsefî gerçeğini inceleme, araştırma ve telkin bakımından ilmî ve fennî kudrete sahip olacak seçkin ve gerçek din bilginleri de yetiştirecek yüksek kurumlara sahip olmalıyız." 1923 (Atatürk’ün S.D.H, s. 90) Din oyunu aktörleri. "Bunca yüzyıllarda olduğu gibi, bugün de, milletlerin bilgisizliğinden ve bağnazlığından yararlanarak bin bir türlü siyasî ve kişisel amaç ve çıkar sağlamak için, dini âlet ve araç olarak kullanmak girişiminde bulunanların, içeride ve dışarıda varlığı, bizi bu konuda söz söylemekten, ne yazık ki, henüz uzak bulundurmuyor. İnsanlıkta, din hakkındaki bilgi ve anlayış, her türlü hurafelerden sıyrılarak gerçek bilim ve tekniğin ışıklarıyla arınmış ve mükemmel oluncaya kadar, din oyunu aktörlerine, her yerde tesadüf olunacaktır." 1927 (Nutuk II, s. 708) Camiler, birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Camiler, Allah’ın emrine uyma ve ibadet ile beraber din ve dünya için neler yapılmak gerektiğini düşünmek, yani danışmak için yapılmıştır. 1923 (Atatürk’ün S.D.I1, s. 94) Din gerekli bir kurumdur. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Yalnız şurası var ki, din Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. 1930 (Kılıç Ali, Atatürk’ün Hususiyetleri, 1955 s. 116) Din, bir vicdan sorunudur. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir, özgürdür. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz, din işlerini millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, amaca ve eyleme dayanan bağnaz hareketlerden sakınıyoruz ve buna asla meydan vermeyeceğiz. (Asaf İlbay, Tan gazetesi, 13.7.1949) Muhammed Mustafa, peygamber olmadan evvel kavminin sevgisine, saygısına, güvenine erişti. Ondan sonra ancak kırk yaşında nübüvvet* ve kırk üç yaşında risâlet** geldi. Fahrıâlem Efendimiz, sonsuz tehlikeler içinde, tükenmez sıkıntılar ve zorluklar karşısında yirmi sene çalıştı ve İslâm dinini kurmağa ait peygamberlik görevini yapmayı başardıktan sonra gökyüzünün ve cennetin en yüksek katına erişti. 1922 (Atatürk’ün S.D.l, s. 262-263) Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Cenab-ı Hak tarafından insanlara dinî gerçekleri bildirmeye memur ve elçi olmuştur. Ana yasası, hepimizce bilinir ki, şanı büyük olan yüce Kur’an’daki naslardır*. İnsanlara gelişme ve aydınlanma ışığı vermiş olan dinimiz, son dindir, en eksiksiz dindir; çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor. Eğer akla, mantığa ve gerçeğe uymasaydı, bununla diğer ilâhî doğa yasaları arasında karşıtlık olması gerekirdi; çünkü bütün evren yasalarını yapan Cenab-ı Haktır. 1923 (Atatürk’ün S.D.11, s. 94) 1923 yılında Balıkesir Zağnos Paşa Camii’nde minberden söylemiştir. Hz. Muhammed’i, yüksek kişiliğine yaraşır şekilde belirteme-yen bir eser hakkında söylemiştir: "Muhammed’i bana, cezbeye tutulmuş sönük bir derviş gibi tanıttırmak gayretine kapılan bu gibi cahil adamlar, onun yüksek kişiliğini ve başarılarını asla kavrayamamışlardır. Anlamaktan da çok uzak görünüyorlar. Cezbeye tutulmuş bir derviş, Uhud Savaşı’nda en büyük bir komutanın yapabileceği bir plânı nasıl düşünür ve uygulayabilir? Tarih, gerçekleri değiştiren bir sanat değil, belirten bir bilim olmalıdır. Bu küçük savaşta bile askerî dehası kadar siyasal görüşüyle de yükselen bir insanı, cezbeli bir derviş gibi anlatmağa yeltenen cahil serseriler, bizim tarih çalışmamıza katılamazlar. Muhammed, bu savaş sonunda çevresindekilerin direnmelerini yenerek ve kendisinin yaralı olmasına bakmayarak, galip düşmanı izlemeye kalkışmamış olsaydı, bugün yeryüzünde Müslümanlık diye bir varlık görülemezdi." 1930 (Şemsettin Günaltay, Ülkü Dergisi, Cilt : 9, Sayı: 100, 1945, s. 3) O, Allah’ın birinci ve en büyük kuludur. Onun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir, fakat sonsuza kadar O, ölümsüzdür. 1926 (Ali Rıza Ünal, Atatürk Hakkındaki Anılarım, Türkiye Harb Malûlü Gaziler Dergisi, Sayı: 158, 1969, s.23) Hz. Muhammed’in ölümü ve sonrası. Büyük bir devrim yaratan Muhammed’e karşı beslenilen sevgi, ancak onun ortaya koyduğu fikirleri, esasları korumakla belirmesi gerekti. Peygamber ölür ölmez düşünülecek şey, onu bir an evvel toprağa vermek değil, yaratmış olduğu devrimi güven altına almaktı. Bu da, yerine evvelâ devrimi kavramış en yakın bir arkadaşını geçirerek baş gösterecek tehlikeleri önlemekle olurdu. Devrimi kavramış ve ona bütün varlığıyla bağlanmış böyle bir halef seçtikten sonradır ki onun gömülmesi düşünülebilirdi. O zaman, beş on akraba ile değil, bütün kendisine bağlananların katılımıyla ve şanına lâyık bir törenle fâni cesedi ebedî istirahat yerine bırakılırdı… Ne Ali, ne de diğer Hâşimoğulları bunu düşünemediler. Bu gerçeği o zaman ancak üç büyük insan kavramıştır: Ebubekir, Ömer ve Ebu Ubeyde. Tarih olaylarının gelişimi, Müslümanlığın bu üç büyük insanın girişim ve gayretleriyle kurtulmuş olduğunu meydana koymuştur. Devrimin bu üç siması, yaratıcısı kadar büyük insanlardır. 1930 (Şemsettin Günaltay, Ülkü Dergisi, Cilt:9, Sayı: 100, 1945, s.4) Bizim dinimiz, akla en uygun ve en doğal bir dindir. Ve ancak bu nedenledir ki son din olmuştur. Bir dinin doğal olması için akla, tekniğe, bilime ve mantığa uyması gereklidir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. Müslümanların toplumsal yaşamında, hiç kimsenin özel bir sınıf halinde varlığını korumaya hakkı yoktur. Kendilerinde böyle bir hak görenler, dinî emirlere uygun harekette bulunmuş olmazlar. Bizde ruhbanlık yoktur, hepimiz eşitiz ve dinimizin kurallarını eşit olarak öğrenmek zorundayız. Her birey dinini, din duygusunu, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır; orası da Okuldur. 1923 (Atatürk’ün S.D. 11, s. 90) Müslümanlık, aslında en geniş anlamıyla hoşgörülü ve çağdaş bir dindir. (Atatürk’ten BM., s. 70) Allah kendisine uymaya mecbur tuttuğu insanların esasen kalp ve vicdanındaki gerçek gereksinimleri tamamen bilir. Bu nedenle gönderdiği kitap, tamamen o gereksinime uygun hükümler içeren bir kitaptır. 1921 (Atatürk’ün S.D.l, s.203) Kendisine, 1923 yılında armağan olarak küçük boyda bir Kur’an gönderilmesi üzerine teşekkürü. "Bence değerini takdire imkân olmayan bu hediyeyi, en derin ve hürmetkar din duygularımla saklayacağım." 1923 (Atatürk’ün T.T.B.IV, s. 480-481) Büyük dinimiz, çalışmayanın insanlıkla ilgisi olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler zamanın yeniliklerine uymayı kâfir olmak sanıyorlar. Asıl küfür, onların bu zannıdır. Bu yanlış yorumu yapanların amacı, İslamların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, beyinledir. 1923 (Atatürk’ün S.D.II, s. 128) Tekkeler hakkında. "Tekkeler kesinlikle kapanmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti, her kolda doğru yolu gösterecek güce sahiptir. Hiçbirimiz tekkelerin uyarmasına muhtaç değiliz. Biz uygarlıktan, bilim ve teknikten kuvvet alıyoruz ve ona göre yürüyoruz; başka bir şey tanımayız. Doğru yoldan sapmışların amacı, halkı kendinden geçmiş ve abdal yapmaktır. Halbuki halkımız, abdal ve kendinden geçmiş olmamaya karar vermiştir. Bunlar basit bir iş görünür; fakat önemi vardır. Biz dünya ailesi içinde uygarız. Her görüş noktasından uygarlığın gereklerini uygulayacağız." 1925 (Mustafa Selim İmece, Atatürk’ün Ş.D.K. ve İS., s.68) Dinin siyasete âlet edilişi. "Bizi yanlış yola yönelten soysuz kimseler bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aidata gelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz… Görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din niteliği altındaki küfür ve kötülükten gelmiştir. Onlar her türlü hareketi dinle karıştırırlar. Halbuki, Allah’a şükürler olsun hepimiz Müslümanız, hepimiz dindarız; artık bizim, dinin gereklerini öğrenmek için şundan bundan derse ve akıl hocalığına gereksinmemiz yoktur. Analarımızın, babalarımızın kucaklarında verdikleri dersler bile, bize dinimizin esaslarını anlatmaya yeterlidir. " 1923 (Atatürk’ün S.D.II, s. 127) İşte Atatürk böyle bir toplum yaratma çabasındaydı. İşine gelmeyenler, dini kendi çıkarlarına kullanmaya devam etmek isteyenler, ATATÜRK'Ü DİNSİZ İLAN ETTİLER. Kimin dinsiz olduğunu, Allah'ın huzurunda göreceğiz. Bizler hiç kimseyi, kendimizi temize çıkartıp dinsizlikle itham edemeyiz. O Allah ile kulu arasındadır, yargılamayı bizler asla yapamayız. Hz. Muhammed'in bizler için Kur'an'dan örnekliğini lütfen unutmayınız. Hz. Muhammed ÜMMİYDİ yani batıl ve hurafenin bataklığına batmış Kitap ehline tabi değildi, ama gerçeklerin doğrunun arayışındaydı. Onun içinde Rabbimiz Elçisini, Kitap ehlinin arasından değil, ÜMMİLERİN yani Kitap ehline tabi olmayan ama gerçeklerin arayışında olan, Hz. Muhammed'i Elçi olarak seçmişti. Onun için Kur'an'da Allah, kimin doğru yolda olduğunu, yalnız ben bilirim demiyor muydu? Bizler kimin daha çok dindar olduğuna değil, kimin daha doğru, dürüst, sözünde duran ve çevresine yardım edip TOPLUMA fayda sağlayan ona bakalım. Dilerim HAK İLE BATILI ayırabilen, Allah'ın sevgili azınlık kullarında oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  22. Benim yayınladığım bir yazıma, karşılıklı soru cevap tartışan iki arkadaşımız, birisi diğerine bakın ne diyor. Günümüz İslam anlayışının nasıl yanlış ve hatalı yaşandığına güzel bir örnek olduğu için makaleme konu olarak aldım. Ders ve ibret alana ne mutlu, atalarının inancını yaşayabilmek için, Allah’ın uyarılarını hala görmezden gelenlere, zaten sözüm yok. “SİZ 1440 YIL ÖNCE RESUL/NEBİ MUHAMMED ZAMANINDA YAŞAYAN BİR MÜ’MİN OLSAYDINIZ; 1- ONA EY MUHAMMED DİYE Mİ, YOKSA YA RESULELLAH, YA NEBİYYELLAH DİYE Mİ SESLENİRDİN? 2- SANA BİR EMİR VERSEYDİ, MESELA SOL ELİNLE YEME, SAĞ ELİNLE YE DESEYDİ, “SEN NEBİ OLARAK EMREDİYORSAN YAPMAM, RESUL OLARAK EMREDİYORSAN YAPARIM” MI DERDİN? YOKSA İŞİTİR VE İTAAT EDERİZ DEYİP SORGULAMADAN İTAAT Mİ EDERDİN? 3- SİYER ADI ALTINDA ANLATILAN BİLGİLER İÇİNDE SAHABE DEDİĞİMİZ KİMSELERİN, MUHAMMED ONLARA ON BİNLERCE EMİR VERİRKEN; SEN BUNU NEBİ OLARAK MI, RESUL OLARAK MI EMREDİYORSUN? DEDİKLERİNİ HİÇ DUYDUN MU? (ONLAR SİZİN GİBİ NEBİ/RESUL AYIRIMINA KAÇMADAN 7/24 ONUN EMİRLERİNE AMADE İDİLER. KEŞFETTİĞİNİZ FARKLI BİR BİLGİ KIRINTISININ ÜZERİNE BÜTÜN BİR 1460 YILLIK MAZİYİ SİLMEYE GEREK YOK.” Önce şunu söylemek isterim, hangimiz Allah’ın Resulünün döneminde yaşadık ve şahit olduk ta, bu sorulara doğru cevap verebilelim? Hiç birimiz veremez. Nakledilen rivayetlere de asla güvenemeyiz, çünkü aradan 1400 yıl geçmiş. ONUN İÇİNDE ALLAH’IN DİNİNİ YAŞARKEN, KENDİMİZE BUNA BENZER DELİL KANIT YARATMAK YERİNE, ALLAH’IN BİZLERİ SORUMLU TUTTUĞU KUR’AN’DAN DELİL, KANIT ARAMALIYIZ. Onun için Rabbimiz, sizi Kur’an’dan sorumlu tutuyorum, O’nun ipine sarılın diye uyarıyor. Bu sorular bizi doğruya değil yanlışa yönlendirir. Onun için Allah emin olmadığın bilginin ardına düşme, hesabını sorarım diyor. Bu kardeşimize ben, elimden geldiğince cevap vermek isterim. İlk önce en son sorusundan başlamak istiyorum. Allah’ın Resulünün zamanında yaşayan Müslümanlar, hatta Resulün en yakınında olanlar, arkadaşımızın söylediği gibi değil tam tersine, Hz. Muhammed yapılması için herhangi bir emir verdiğinde, ashabı en yakınında olanlar, şu soruyu Hz. Muhammed’e sormaktan çekinmiyorlarmış. “BU SÖYLEDİKLERİNİZ SİZİN ŞAHSİ EMRİNİZ Mİ, YOKSA ALLAH’IN VAHYİMİ?” Sahabeler, ashabı bu soruyu sormalarından kasıt, VAHİY ÜZERİNDE ASLA TARTIŞMA YAPILAMAYACAĞINDANDI. Bu konu ile ilgili rivayet edilen bilgiyi bakalım. Bakın rivayet diyorum, kesin delil kanıt değil. Rivayetlere çok güvenen kardeşlerimizi bile, bu rivayetler onaylamıyor. “SAHABELER ZAMAN ZAMAN HZ. MUHAMMED’E (S.A.V.) BİR KARAR VEYA UYGULAMA KARŞISINDA “BU ALLAH’IN BİR VAHYİ Mİ, YOKSA SİZİN KENDİ ŞAHSİ GÖRÜŞÜNÜZ/STRATEJİNİZ Mİ?” DİYE SORMUŞLARDIR. İSLAM LİTERATÜRÜNDE BU DURUMUN EN BİLİNEN İKİ ÖRNEĞİ ŞUNLARDIR:1. BEDİR SAVAŞI KONUMLANDIRMASI. OLAY: HZ. MUHAMMED ORDUYU BEDİR’DE BİR YERE KONUMLANDIRDI. SORU: HUBAB BİN MÜNZİR ADINDAKİ SAHABE, “YA RESULULLAH! BU KONAKLADIĞIMIZ YER ALLAH’IN SENİ YERLEŞTİRDİĞİ BİR YER Mİ, YOKSA BİR SAVAŞ STRATEJİSİ Mİ?” DİYE SORDU. CEVAP: HZ. MUHAMMED BUNUN KENDİ ŞAHSİ STRATEJİSİ OLDUĞUNU SÖYLEDİ. SONUÇ: SORUN YAŞAYABİLİRİZ DÜŞÜNCESİYLE, BİR SAHABENİN TAVSİYESİ ÜZERİNE ORDU, SU KUYULARINI ARKAYA ALACAK ŞEKİLDE DAHA STRATEJİK BİR KONUMA TAŞINDI. 2. HURMA AĞAÇLARININ SULANMASI (AŞILANMASI)OLAY: MEDİNE’YE HİCRET EDİLDİĞİNDE HALKIN HURMA AĞAÇLARINI AŞILADIĞINI GÖREN HZ. MUHAMMED, BUNU YAPMASALAR DA OLABİLECEĞİNİ SÖYLEDİ. SONUÇ: AŞILAMANIN DAHA DOĞRU OLDUĞU ORTAYA ÇIKIYOR VE O YIL VERİM DÜŞÜYOR. DURUM KENDİSİNE İLETİLİNCE HZ. MUHAMMED, “SİZ DÜNYA İŞLERİNİZİ BENDEN DAHA İYİ BİLİRSİNİZ” DİYEREK, BUNUN VAHİY DEĞİL ŞAHSİ BİR TAHMİN OLDUĞUNU BELİRTTİ.” BU SORULARIN AMACI NEDİR? İTAAT SINIRI: SAHABELER VAHİY OLAN EMİRLERE KESİN, SORGUSUZ OLARAK İTAAT EDERLERDİ. İSTİŞARE KÜLTÜRÜ: RESULÜN ŞAHSİ GÖRÜŞÜ OLDUĞUNDA FİKİR BEYAN EDEBİLECEKLERİNİ BİLİRLERDİ. BEŞERİYET: RESULÜN DE DİNİ KONULAR DIŞINDA, BİR İNSAN OLARAK ŞAHSİ FİKİRLERİ OLABİLECEĞİNİ AMA GEREKTİĞİNDE ÜZERİNDE TARTIŞILACAĞINI, EN DOĞRUNUN YAPILACAĞINI GÖSTERİR.” Buradan da anlıyoruz ki, rivayetten bizlere ulaşmış kaynaklar bile, O günkü Müslümanların Resulün en yakındaki ashabı, sahabeler, NEBİ VE RESUL ayrımını yapıyorlarmış. Çünkü onlarda biliyorlardı ki, Resulün tebliğine uymak farzdır, çünkü Nebi Allah’ın vahyini tebliğ ederken, RESULLÜK görevini yerine getiriyordu ve O tebliğe itiraz asla olamazdı. Nebi ise ona verilen makamın adıdır. Hz. Muhammed yaşadığı her an nebidir. Allah’tan aldığı vahyi tebliğ ettiğinde ise RESULLÜK görevini yapar. BU AYRIMI SAHABELER VE O GÜNKÜ İMAN EDEN TOPLUM KUR’AN’I BATIL VE HURAFEDEN UZAK HAYATLARINA GEÇİRDİKLERİ İÇİN, ÇOK GÜZEL YAPABİLİYOR VE HAYATLARINA GEÇİRİYORLARMIŞ. Arkadaşımızın verdiği örnek çok dikkat çekici hatırlayalım. “SANA BİR EMİR VERSEYDİ, MESELA SOL ELİNLE YEME, SAĞ ELİNLE YE DESEYDİ, “SEN NEBİ OLARAK EMREDİYORSAN YAPMAM, RESUL OLARAK EMREDİYORSAN YAPARIM” MI DERDİN?” Aslında bu sorunun cevabını, Kur’an’ı dikkatle bir kez okuyan bir Müslüman verir. Çünkü Allah, sizleri Kur’an’dan hesaba çekeceğim onun ipine sarılın, biz kitapta hiçbir eksik bırakmadık, yemin olsun ki kolaylaştırdık diyorsa Rabbimiz, Kur’an Müslümanı şunu çok iyi bilir, ALLAH’IN EMRETMEDİĞİ BİR HÜKMÜ RESULÜ VERMEZ, HATTA VEREMEZ. Verir dediğimizde yüzlerce ayete ters düşmüş, Kur’an’da çelişki yaratmış oluruz. Bu soruya, aslında yazdığım rivayet hadisler bile cevap veriyor ve onlarda böyle bir şey Resul söylemiş olsaydı, hemen Allah’ın Resulüne sorup, BU ALLAH’IN EMRİMİ YOKSA SİZİN DÜŞÜNCENİZ Mİ DİYECEKLERDİ. Bu durumda Allah’ın Resulü benim düşüncem dediğinde, konu hakkında rahatlıkla tartışma yapılacak, inanıp inanmamak serbest olacaktı, neye göre KUR’AN’A GÖRE. Çünkü Allah, ben hükmüme hiç kimseyi ortak etmem diyor. Aslında her şey bu kadar açık ve net, tabi zikir ehline ve anlamak isteyene. Arkadaşımızın ilk sorusuna gelince, Resulün yaşadığı dönemde olsaydık, ona nasıl hitap edersiniz? Allah Nur suresi 63. Ayetinde, Resulümü çağırırken yani ona seslenirken, birbirinizi çağırdığınız gibi çağırmayın diyor. Bunun nedeni, ona saygılı olmamız içindir. Şöyle düşünün, yüksek makamlı bir devlet görevlisi gördüğünüzde, nasıl arkadaşınıza hitap ettiğiniz gibi hitap etmiyorsanız, Allah Resulüme de saygılı hitapta bulunun diyor. Bu durumda ben olsam ismiyle seslenmem, “Yâ Resûlallah” ya da “Yâ Nebiyyallah” diye hitap ederdim. Arapların İslamiyet’in ilk dönemde Allah’ın Resulüne hitaplarının, “Yâ Muhammed!” diye hitap ettikleri söylenir. Elbette bu hitaplar Allah’ın Resulüne saygılı olduğumuzu gösterir. Peki, Allah Resulünü bizlere tanırken, yaşadığımız özel hayatımızda, O’nun bizlerin neyi olduğunu söyler? Tekvir suresi 22. ayetinde Hz. Muhammed’in, BİZLERİN ARKADAŞI OLDUĞUNU SÖYLER. Değerli kardeşlerim, lütfen bizlere din diye anlatılanlara değil, Allah’ın muhkem bir şekilde Kur’an’da anlattıklarının ipine sarılalım, bu Allah’ın emridir. Allah’ın ipine sarılan kurtuluşa erecek, emin olamadığımız rivayetlere inanan, kendisini inanın ebedi ateşe atma riskiyle karşı karşıya bulacaktır. Dilerim gerçek HAK olanın yolundan giden, Allah’ın azınlık kullarından oluruz. Sizce neden azınlık kullarından diyor olabilirim? Çünkü bakın kendisinin iman ettiğini zanneden genel çoğunluğun, nasıl iman ettiğini söylüyor Rabbimiz. Yusuf 106: ONLARIN ÇOĞU ALLAH’A ANCAK, ORTAK KOŞARAK İNANIRLAR. (Diyanet meali) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  23. Biz Müslümanların kafasını öyle karıştırdılar ki, onları Allah ile aldatmak çok daha kolay oldu, peki neden? Çünkü Allah’ın kitabı Kur’an’ı elimizden aldılar, siz anlayamazsınız dediler ve bizlerin eline kendilerinin anladıklarını yazdıkları kitapları, Kur’an diye elimize verdiler. Böyle olunca gerçekleri ne araştıran var, nede sorgulayan. İçimize girmiş Yahudi fitnesi, ayrıca dini kullanıp çıkar sağlayanlar, İslam toplumunu istedikleri gibi yönetebiliyorlar. Çok değil şöyle bir araştırınız lütfen, kendilerini tarikat şeyhi Allah dostu veli kişi ilan edenlerin hiçbir mesleği olmadığı halde, günümüzde milyarlara hükmediyorlar. Bu tuzağa düşmeyelim diye, Rabbimiz Kur’an’da bizleri uyarıyor ve Kur’an’ı anlayarak ve üzerinde düşünerek, BİZZAT ALLAH İLE KULU ARASINA HİÇ KİMSEYİ KOYMADAN, KUR’AN’I DÜŞÜNEREK OKUYUP ANLAMAMIZI İSTİYOR. Bu makalemde de, Müslümanları aldatmaya çalışıp farklı anlamlar verdikleri bir ayeti sizlere hatırlatmak ve üzerinde birlikte düşünmeye davet etmek istiyorum. Hakka 38-39-40: GÖREBİLDİKLERİNİZ VE GÖREMEDİKLERİNİZ ÜZERİNE YEMİN EDERİM Kİ, O (KUR’AN) ELBETTE DEĞERLİ BİR ELÇİNİN SÖZÜDÜR. (Kur’an yolu. Diyanet İşl.) Bakın Rabbimiz, bir konuda yemin ederek bizlere ne söylüyor, bazı kişiler bu sözlere nasıl anlamlar veriyorlar? Aslında ayette direk Kur’an diye geçmiyor O, işaret zamiri ile işaret ettiği Kur’an’ı yani vahyi bizlere tebliğ eden Hz. Muhammed’in DEĞERLİ, SAYGIN, GÜVENİLİR BİR ELÇİNİN SÖZÜDÜR DİYOR. Hatırlatırım ELÇİNİN sözüdür, kendi sözü değil diyor. Batıl inançlarını aklayabilmek için fırsat kollayanlar, Kur’an’ı bir bütün olarak anlamaya çalışmadan parçalı ve diğer ayetlerden kopuk, hemen şunu söylüyorlar. Bakın Allah Kur’an’ın Elçinin sözü diyor, öyleyse onunda bizlere ulaşan rivayet hadisleri de, Kur’an ayetleri değerinde olup, bizleri bağlayıcıdır diyerek, inançlarına rahatlıkla kanıt yaratmaya çalışıyorlar. Hâlbuki ayette Allah, Kur’an Hz. Muhammed’in sözüdür demiyor hatırlatırım, ELÇİMİN yani RESULÜN sözüdür diyor. Resul kelimesinin tam karşılığı ELÇİ anlamındadır. Elçinin anlamı da, ona iletilene asla hiçbir şey ilave etmeden, yani kendinden konuşmayan, yalnız Allah’ın vahyini ulaştıran tebliğ eden anlamındadır. Onun için Rabbimiz Elçisine güven sağlamak adına tüm iman edenlere, özellikle Kur’an’ı ilk tebliğ ettiği topluma, size değerli güvenilir elçim KENDİ SÖZÜNDEN HİÇ İLAVE ETMEDEN DEĞİŞTİRMEDEN, BENİM VAHYİMİ İLETİYOR diye bilgi veriyor, ona güveni sağlıyor. Aslında bu ayetin devamında, Kur’an değerli elçimin sözüdür söyleminden neyi kast ettiğini Allah açıklıyor ve bakın neler söylüyor. Bakalım Elçisinin söyledikleri kimin sözleriymiş. “O BİR ŞAİR SÖZÜ DEĞİLDİR. NE DE AZ İNANIYORSUNUZ! O BİR KÂHİN SÖZÜ DE DEĞİLDİR. NE DE AZ DÜŞÜNÜYORSUNUZ! O, ÂLEMLERİN RABBİ TARAFINDAN İNDİRİLMİŞTİR. O, BİZE İSNADEN BAZI SÖZLER UYDURMAYA KALKIŞSAYDI, ELBETTE ONU KISKIVRAK YAKALARDIK. SONRA ONUN CAN DAMARINI KOPARIRDIK. HİÇ BİRİNİZ BUNA MÂNİ OLAMAZDINIZ.” (Hakka 41 ve 46 arası) Sanırım hakka suresinde Rabbimiz, bizlere Elçisini tanıtırken çok açık ve net şunu söylüyor. Elçim sizlere yalnız benim ona indirdiğim Kur’an’ı sizlere tebliğ edecek, O’na uyun çünkü O değerli, güvenilir bir Elçimdir diyor. Aslında Allah, geçmişte yapılan hataları, bizlerin günümüzde de yapacağımızı bildiği için, çok sert bir uyarı yapıyor bizlere bakın ne diyor tekrar hatırlayalım. Allah, Resulümün sizlere tebliğ ettiği Kur’an şairin, kâhinin sözü değildir diyor. Peki, kimin sözüymüş? ÂLEMLERİN RABBİ ALLAH’IN SÖZÜYMÜŞ. ALLAH’IN VAHYİ GÜVENİLİR, DEĞERLİ ELÇİNİN SÖZLERİYLE BİZLERE TEBLİĞ EDİLMİŞ. Ayetin devamında ise çok sert bir şekilde Rabbimiz bizleri uyarıp, sanki günümüzde özellikle bizleri uyarırcasına, Elçime biz vah yetmediğimiz halde, bize istinaden vah yetmiş gibi, bazı sözleri biz söylemiş gibi uydurup söyleseydi, ONU KISKIVRAK YAKALAR, DAHA SONRA ŞAH DAMARINI KESERDİK DİYOR. Allah aşkına çok değil, zerre kadar bu ayette Rabbimizin yaptığı uyarıyı düşünün. Sizce Allah’ın Elçisi, Allah’tan bu uyarıyı aldıktan sonra, Allah’ın hükmünün dışından, tek kelime Allah’ın dinine ilave edebilir mi? Bırakın Allah’ın Elçisini, siz Allah’tan böyle bir uyarı alsaydınız, bunlarda benim dine ilavelerim ya da ayetlerin açıklamaları gibi, Kur’an’ın hiç bahsetmediği bilgileri hükümleri de verip, bunlara da uymalısınız der miydiniz? Yeri gelmişken Allah’ın Elçisine verdiği yetki ve sorumluluğu hatırlayalım. “RESULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.” (Ankebut 18) “BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ.” (Kehf 56) “SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR.” (Rad 40) Bunca açık ayetleri tebliğ aldıktan sonra, hala atalarının inancını yaşayabilmek için bizler, ne yani Allah Resulünü postacı diye mi gönderdi, nasıl deriz? O kadar mı kör olduk, sağır olduk da aklımızı kullanmıyoruz. Demek ki Allah’ın uyardığı gibi, batılı ısrarla yaşayabilmek için, Allah’ın ayetlerini görmek duymak istemeyenlerin Allah, gözlerine perde çekiyor, kulaklarını ve kalplerini mühürlüyor muş. Hakka suresinde, Kur’an değerli bir elçinin sözüdür uyarısına, kendi mezhep inançlarına kanıt, delil yaratabilmek için madem Kur’an Elçinin sözüdür, Elçiye ait olan rivayet hadislerde O’nun sözü olduğuna göre, onlara da Kur’an ayetleri gibi inanmalıyız diyorlar. Hatırlatırım Elçinin, ona verilen görevi gereği asla vahye ilave etme yetkisi yok. Ne diyor Rabbimiz Elçisine, eğer bize istinaden bizim vahyimizin dışına çıkıp, size onları da iletseydi, onun canını alırdık diyor. Allah, Elçisine indirilenlerin tamamının nereden geldiğini söylüyordu hatırlayalım. “O, ÂLEMLERİN RABBİ TARAFINDAN İNDİRİLMİŞTİR” Bunca açık ayetleri hala görmezden gelip, Elçinin adına rivayet edilen ve uydurulan her söze inananlara, doğrusu benim söyleyecek hiçbir sözüm yok, çünkü onların işi Allah’a kalmıştır. Şunu da özellikle hatırlatmak isterim. Allah bizlerin yalnız Kur’an’ın ipine sarılmamızı, çünkü ondan hesaba çekileceğimizi açıkça bildirip, batıl hurafe karışmasın diye, özellikle kendi korumasına aldığını bildiriyor. “ŞÜPHESİZ O ZİKR’İ (KUR’AN’I) BİZ İNDİRDİK BİZ! ONUN KORUYUCUSU DA ELBETTE BİZİZ.” (Hicr 9) Bu ayetten sonra hemen kendimize soralım. Allah Kur’an’ı ben koruyorum diyor. Peki, günümüze ulaşan ve Allah’ın Elçisinin söylediği iddia edilen rivayet hadisleri kim koruyor, elbette hiç kimse korumuyor. Onun için Allah bizleri uyarıyor ve emin olmadığın bilginin ardına düşmeyin, hesabını sorarım diyor. Bu örnekleri verdiğimizde, atalarının batıl inancını yaşamaya ısrarla devam etmek isteyenler, Allah Kur’an’ı koruyor, Resulünün hadislerini neden korumasın onları da koruyor diyerek, kendi kendilerine delil kanıt yaratma yarışına giriyorlar. Ne yazık ki kendilerini, nefisleri aldatıyorlar ama farkında bile değiller. Biz Müslümanların yaptığı en büyük yanlışımız, ilk önce Allah’a onun kitabı Kur’an’a güvenmemiz gerekirken, doğruluğundan emin olamayacağımız rivayetlere güvenmemizden kaynaklanıyor. Bu rivayetlerin ışığında ayetleri anlamaya çalışınca, ne yazık ki şeytanlaşmış insanların tuzağına rahatlıkla düşüyoruz. Günümüzde bizlere ulaşan ve Allah’ın Elçisine ait olduğu rivayet edilen hadisleri, Allah’ın korumadığını çok rahatlıkla anlayabiliriz. Mezhepleri lütfen araştırınız, her mezhebin doğru kabul ettiği hatta yanlış kabul edip reddettiği hadisler farklıdır. Birisinin kabul ettiğini, diğeri kabul etmez. Eğer Allah’ın koruması altında olsaydı böyle mi olurdu? Kur’an’da hiçbir değişiklik yok çünkü Allah’ın korumasında. Peki, neden insanlar farklı anlıyor? Çünkü Kur’an’ı, yine Kur’an’ın diğer ayetlerinde verdiği örneklerden, açıklamalarından yardım alarak anlamaya çalışmıyorlar da ondan. ALLAH KUR’AN’I AÇIKLAMAK BİZİM GÖREVİMİZ, NİCE ÖRNEKLERLE KUR’AN’I BİZ AÇIKLADIK Kİ HİÇ KİMSEYE MUHTAÇ OLMAYASINIZ DİYOR, AMA BİZLER KUR’AN AYETLERİNİ, RİVAYETLERİN IŞIĞINDA ANLAMAYA ÇALIŞINCA, HER MEZHEP HATTA HER KİŞİ FARKLI ANLIYOR. Değerli dostlarım, hayatımız bir su gibi önümüzde akıp gidiyor. Her an bu dünyada ki imtihanımız sona erebilir, emanetimizi teslim edebiliriz. Onun içindir ki, lütfen imtihanımızı birilerine emanet ederek yaşamayalım, inanın hesabın görüleceği O çetin gün, çok ama çok pişman oluruz. Allah yemin ederek Kur’an’ı kolaylaştırdık hiçbir eksik bırakmadık, Onun ipine sarılın ondan sorumlusunuz diyorsa, lütfen birilerine değil ALLAH’A GÜVENELİM ve sorumlu olduğumuz Kur’an’a, yalnız onun açıklamalarına dayanarak Kur’an’ı anlamaya ve yaşamaya çalışalım. Unutamayalım, Rabbimiz sözünde durandır. O sizleri Kur’an’dan sorumlu tutuyorum diyorsa, KUR’AN’DA TEK KELİME BİLE GEÇMEYEN HİÇ BİR ŞEYDEN SORUMLU TUTMAZ. Allah cümlemizin yardımcısı olsun. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  24. Bu makalemi yine, bir arkadaşımızın bana verdiği cevap üzerinde sizleri düşünmeye davet etmek istiyorum, çünkü yaşadığımız İslam’ın acıklı kanıtları Kur’an’ın asla onaylamadığı söylemlerimizden çok daha açık anlaşılıyor. Gerçeklerle buluşmak istiyorsak önce, bizlere öğretilenleri bir an unutup, daha sonra Kur’an’ı okumaya anlamaya başladığımızda, tüm gerçekleri görebiliriz. Her Müslüman şunu mutlaka kendisine sormalıdır. Ben Allah’ın dini İslam’ı yaşarken, acaba yanlışlar yapıyor muyum? Çünkü hatasız insan asla olamaz. Bunu kendimize sorup, inancımızı Kur’an’dan sorgulamaz kontrol etmezsek, mutlaka çok büyük yanlışlar yapma ihtimalimiz yüksek olacaktır. Eğer yalnız Kur’an ile İslam yaşanmaz diyenlere inandıysak, SORGULAMANIN, KONTROL ETME KAPISINI, ELLERİMİZLE KAPATMIŞ OLURUZ ve doğru yolda olup olmadığımızdan da, asla emin olamayız. Bunu fireni olmayan arabaya benzetebiliriz. İslam toplumunu Kur’an’dan uzaklaştırıp kendilerine yönlendirmeye çalışanlar, özellikle Kur’an tercümelerini farklı farklı tercüme ederek, toplumda korku yaratmışlar ve bizleri tedirgin etmeyi başarmışlardır. İlginçtir Arapça olan hiç bir kitaba, hatta Arapça olan rivayet edilen hadislere bile takınılmayan O tavır, ne yazık ki Kur'an'a karşı takınılmış ve Kur'an'ın başka dile tam çevrilemeyeceğine, toplum inandırılmıştır. Değerli dostlarım, günümüzde birçok Kur’an tercümesi var, lütfen birine bakarak değil gerekirse hepsinden faydalanarak, Allah’ın kitabını anlamaya çalışalım. Rabbimiz geleceği gördüğünden, Kur’an’da aynı konuları birçok kez tekrar ederek, bizlerin işini kolaylaştırmıştır. Lütfen bu çabayı, araştırmayı yapalım ve bu tuzağa düşmeyelim. Unutmayalım Allah, gösterdiğimiz çaba nispetinde bizleri aydınlatacak ve sorumlu tutacaktır. Bakın arkadaşımız bana cevabında ne diyor. “YİNE HER ZAMANKİ GİBİ "YALNIZ KUR’AN" VURGUSUYLA, İSLAM’IN 1400 YILLIK YAŞAYAN PRATİĞİNİ VE O PRATİĞİN TAŞIYICISI OLAN HZ. PEYGAMBER’İN (SAV) ÖRNEKLİĞİNİ "RİVAYET" DİYEREK TEK KALEMDE SİLİP ATMIŞSINIZ. SİZİ DİNLEYİNCE SANILIYOR Kİ; ALLAH BİR KİTAP GÖNDERMİŞ VE O KİTABI BİR İNSANA DEĞİL DE, BİR KÜTÜPHANEYE BIRAKMIŞ GİBİ DAVRANMAMIZI İSTİYOR.” Üzücü olan, yalnız Kur’an diyen ben değilim, YÜCE RABBİMİZDİR. Çünkü Allah bizlerin, yalnız Kur’an’ın ipine sarılmamızı, ondan hesaba çekileceğimize hükmetmiştir. Sizce bu hükmü veren Allah haşa sözünden dönerde, başka bilgi ve kaynaklardan da hesap sorar mı? Bizlerin en büyük hatası, Kur’an’ı ya da İslam’ı mutlaka birilerinden öğrenmeliyiz düşüncesinden kaynaklanıyor. Hâlbuki Allah Kur’an’da, BEN SİZE RUHBAN SINIIFI EMRETMEDİM DİYOR. Pek bu ne demek? Sizlere dini anlatacak öğretecek bir sınıf yok, siz öğreneceksiniz Kur’an’dan diyor. Allah hiç kimseye muhtaç olmayasınız diye, Kur’an’ı biz nice örneklerle açıkladık, Kur’an’ı açıklamak bizim görevimizdir demiyor muydu? Bakın Kur’an’ı bizlere kim öğretmiş, Kur’an’a iman eden bir Müslüman, bu ayetin gereğini yapmalıdır. “RAHMÂN, KUR’AN’I ÖĞRETTİ. İNSANI YARATTI. ONA BEYANI (DÜŞÜNÜP İFADE ETMEYİ) ÖĞRETTİ. (Rahman 1-2-3-4) Allah biz kullarına nasıl ve hangi yolla öğretmiş Kur'an'ı? Ona beyan gücünü verdi, yani herhangi bir bilgiyi anlama, ifade etme anlatma bilgeliğini verdiğini söylüyor. Onun içinde bizlerin yalnız Kur’an’ın ipine sarılmamızı, ayetler üzerinde düşünmemizi, aklımızı kullanmamızı ve Allah’ın verdiği O beyan edebilme gücüyle, Kur’an’ı anlamamızı istiyor. Elbette o BEYAN gücümüzü ortaya çıkarmak, bizlere düşüyor. Ne yazık ki bizler kendimizi keşfetmek ve geliştirmek istemiyoruz, çünkü bunu yapmak için bir çaba harcamamız gerekir. Birilerine sorgusuzca tabi olarak kolay yolu seçiyoruz ama Allah ile aldatıldığımızın farkında olamıyoruz. Bakın dinde kontrol mekanizmasını çalıştırmayınca, nereye gittiğimizin farkında bile olamıyoruz, BATILI HURAFEYİ, HAK ZANNEDİYORUZ. Bu kardeşim eğer Kur’an’ı okumaya başlamadan önce, Nahl suresi 98. Ayette bizleri uyardığı yöntemle Kur’an’ı okumaya başlasaydı, inanın bunları söylemezdi. Bakın bu ayette Rabbimiz ne diyor. “KUR'AN'I OKUMAYA BAŞLADIĞIN ZAMAN, O KOVULUP TAŞLANMIŞ ŞEYTANDAN ALLAH'A SIĞIN!” Sizce Allah bu ayette bizleri, hangi konuda uyarıyor olabilir? Allah’ın mesajını uyarı ve ikazlarını ilk elden tebliğ alıp anlayabilmek için, önce sana öğretilen şeytanın ve şeytanlaşmış insanların batıl, hurafe ve sanı bilgilerini bir kenara koy, unut yalnız Allah’a güvenerek ona sığınarak, KUR’AN’I OKUMAYA BAŞLA DİYOR. Bizler ne yazık ki Kur'an'ı bu uyarının ışığında okumuyor, tam tersine rivayet hadisler olmasaydı Kur'an anlaşılamazdı diyerek, batılın ışığında Kur'an'ı okumaya anlamaya çalışıyoruz. Allah nasıl okumamızı istiyor, aklımızı kullanıp düşünerek. Gelelim arkadaşımızın bana verdiği cevaba. Arkadaşımız bana, yine her zaman ki gibi, YALNIZ KUR’AN vurgusuyla yazılarımı yazdığım için bana sitem ediyor. Yalnız Kur’an dememin nedeni bunu Allah emrettiği içindir. Çünkü Kitap ehlide Hz. Muhammed’in yalnız Kur’an’ı tebliğ etmeye çalıştığında, ona da itiraz etmişler, bir kısmı tamam Kur’an’a inanırız ama bizim atalarımızdan gelen inancımızda var onlara da inanırız dediklerinde, Allah nasıl ayetler indirmişti Kitap ehline? “ALLAH'TAN VE O'NUN AYETLERİNDEN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR?”(casiye 6) ALLAH'TAN DAHA İYİ KANUN KOYUCU OLABİLİR Mİ? (Maide 50) Allah, Resulü aracılığıyla bakın Kitap ehline ne söylemesini istiyor. Allah’tan ve onun ayetlerinden başka hangi söze inanacaksınız dediyse, sizce Allah’ın Resulü bu ayetin hükmü yalnız Kitap ehline yapılmıştır, Müslümanlar için değildir, ben sizlere Kur’an dışından da hükümler, açıklamalar hatta Kur’an’da bahsedilmeyen konulardan da hadislerimi ileteceğim, onlara da uyun demiş olabileceğine inanıyor musunuz? Maide 77. Ayetinde de yine Rabbimiz Kitap ehlini uyarırken: De ki: “ EY EHL-İ KİTAB! DİNİNİZDE HAKSIZ YERE SINIRI AŞMAYIN.” Diye uyarıyorsa, sizce Allah’ın Resulü bu ayetler yalnız Kitap ehlini ilgilendiriyor siz Müslümanları değil, ben size daha birçok konuda hadislerimi iletip, açıklamalar yapacağım, diyebileceğine inanan var mı? Elbette inanmak isteyene sözümüz yok, ama bir Müslümana düşen, Allah’ın Resulünü örnek alan, YALNIZ KUR’AN’IN İPİNE SARILIR, KUR’AN’IN SINIRLARINI AŞARAK, RİVAYETLERE ASLA İNANMAZ. Peki neden? ÇÜNKÜ ALLAH BİZLERİ, KUR’AN’DAN İMTİHAN EDİYORDA ONDAN. Bizler okullarda okurken, hangi konuda dersimizi görmüş ve sorumlu tutulmuşsak, imtihan da o konudan sorular çıkıyordu. Sizce Allah, bizleri sorumlu tuttuğu Kur’an dışından da hesaba çeker mi? Karar sizin. Kime güvenip inanacağınız size kalmış. Gelelim arkadaşımızın bana söylediği, İslam’ın 1400 yıllık yaşayan pratiğine. Önce şunu hatırlatmak isterim, Rabbimiz bir ayetinde, SAKIN ÇOĞUNLUĞA UYMAYIN, SİZİ DİNDEN SAPTIRIRLAR diye uyarıyor. Demek ki çoğunluk böyle yapmış, onların pratiği böyleymiş dememizi Allah yasaklıyor. Arkadaşımız O pratiğin taşıyıcısı Hz. MUHAMMED ve onun örnek oluşundan bahsetmiş. Hangimiz Resulün yaşamına şahit oldu da, bunu örnek gösteriyor ve Resulün pratiği diyoruz? Hiç birimiz, işte toplum böyle kanıt ve delil olmayan söylemlerle aldatılıyor. Önce çok değil biraz düşünelim. Arkadaşımızın söylediği gibi, Hz. Muhammed ‘mi günümüze, İslam’ın nasıl yaşanacağının Pratiğini getirdi? Eğer O getirmiş olsaydı, İSLAM DİNİ MEZHEPLERE CEMAAT VE TARİKATLARA BÖLÜNMEZDİ. İslam dini Resulün vefatı ve dört halife devrinden sonra, sürekli bölünmüş parçalanmış ve böylece Allah’ın yolundan sapmıştır. Bu yanlış Pratik sayesinde İslam toplumu bölünmeye devam ediyor, asla tek yumruk olamıyor. ÇÜNKÜ KUR’AN ÇEVRESİNDE BİRLEŞEMİYORUZ DA ONDAN. Allah sakın dinde bölünenler gibi olmayın diye emir verecek, bizler hala inancımızı savunabilmek için, mezheplere bölünmekte zenginlik, bereket vardır diyebileceğiz öyle mi? Çok ilginçtir birde günümüzde ismi sayılan bölünmüşlüğe DÖRT HAK MEZHEP, ADINI VERMEKTEN ÇEKİNMİYORUZ. Hak olan Allah katından gelendir ve Allah, ben hükmüme hiç kimseyi ortak etmem diyor, hala gerçekleri göremiyor muyuz? Hatırlatırım İslam toplumunun, geçmişine bakarsanız yüzlerce mezhepten bahsedilir, daha sonra siyasi olarak oluşan günümüz adı ile anılan dört mezhepte toplanılmış. Allah Resulünü bizlere, örnek göstermiştir Kur’an’da. Bu örnek oluşu konusunda da tüm detayları Kur’an’da açıklamıştır. Resulün örnek oluşu konusunda ise Allah, Resulünü asla dininde ortak etmediğini, yani onunda dinde hüküm koyamayacağını bizlere bildirmiştir. Hz. Muhammed’in Kur’an’da Allah’ın verdiği örnek davranışlarını, hiçbir Müslüman görmezden gelemez, dışlayamaz ama hiçbir Müslüman, Allah’ın Resulüne vermediği bir yetkiyi de vermeye çalışamaz. Bunu yapmaya çalışan ancak, kendisini aldatacağı gibi, elleriyle kendisini ateşe atar. Günümüzde toplumu Allah ile aldatanlar, bizlerin Allah’ın Resulüne karşı büyük sevgisini kullanarak, onun adına rivayetler uydurup bizleri yönetmek ve çıkarlarına alet etmek istiyorlar. Lütfen bu tuzağa düşmeyelim. Güveneceğimiz tek kaynak Kur’an’dır, peki neden? Bakın Rabbimiz bizleri yalnız Kur’an’a nasıl yönlendiriyor, onun için gerçek Müslüman YALNIZ KUR’AN der. “ŞÜPHESİZ BU KUR’AN, SANA VE KAVMİNE BİR ÖĞÜT VE BİR ŞEREFTİR, ONDAN HESABA ÇEKİLECEKSİNİZ.” (Zuhruf 44) Allah Kur’an’dan hesaba çekileceksiniz diyorsa, Allah’ın Resulü bizlere Kur’an dışından da tek kelime bile bir söz/hadis bırakmış ve dine ilave yapmış olabilir mi? Karar sizin imtihan sizin imtihanınız. Sayın arkadaşımız, verdiği cevabın sonunda şöyle diyor. “SİZİ DİNLEYİNCE SANILIYOR Kİ; ALLAH BİR KİTAP GÖNDERMİŞ VE O KİTABI BİR İNSANA DEĞİL DE, BİR KÜTÜPHANEYE BIRAKMIŞ GİBİ DAVRANMAMIZI İSTİYOR.” Aynen öyle yapmış, yoksa Allah Kur’an’ın ipine sarılın onun sınırlarını aşmayın, ondan sorumlusunuz der mi? Allah’ın Resulünün yaşadığı dönemde olsaydı, bu arkadaşımıza hak verirdim, çünkü Allah aranızdaki sorunlarda bile Resulüme danışın diyordu, çünkü Allah Resulünü sürekli kontrol altında tutuyor, hatta gerektiğinde uyarıyordu lütfen hatırlayınız. Peki, Resul vefat ettikten sonra ne yamamız gerekir, burası önemli. Sizce Allah, Resulüm vefat ettikten sonra, size Kur’an yetmez siz anlayamazsınız, Resulüm sizlere hadislerini bırakacak, onun bıraktığı hadisleri izlerseniz, Kur’an’ı anlayıp doğru yaşayabilirsiniz, dediğini hiç Kur’an’da gördünüz mü? ASLA GÖREMEZSİNİZ. Tam tersine bizlerin yalnız Kur’an’a sarılmamızı ve Kur’an’dan hesaba çekileceğimizi emrediyorsa Allah, BİZLER YALNIZ KUR’AN DİYEREK İslam’ı yaşamalıyız. Allah’ın Resulü varken, elbette onula yaşayanların durumu daha kolaydı, peki vefat ettikten sonra ne olacak? Ne yazık ki Kitap ehli de, Allah’ın vahyi ile yetinmeyip, kendilerine Resulün vefatından sonra Allah’ın dini adına yön vericiler, VELİLER, EVLİYALAR edindiler, Allah yasaklamasına rağmen. Bizde ne yazık ki aynı yanlışı devam ettirdik. Hâlbuki Kur’an’da Allah bu konuda Hz. İsa üzerinden, çok güzel bir örnek veriyordu hatırlayalım. Maide 117: BEN ONLARA, YALNIZCA SENİN BANA EMRETTİĞİN (ŞU ESASI) SÖYLEDİM: ‘BENİM DE RABBİM, SİZİN DE RABBİNİZ OLAN ALLAH’A KULLUK EDİN!’ İÇLERİNDE BULUNDUĞUM SÜRECE DURUMLARINA ŞAHİTTİM. BENİ VEFAT ETTİRİNCE ARTIK ONLAR ÜZERİNE GÖZETLEYİCİ YALNIZ SEN OLDUN. SEN HER ŞEYE ŞAHİTSİN. (Mehmet Okuyan) Bakın Hz. İsa ne diyor. Ben ümmetime ancak, yalnız senin bana emrettiğini söyledim ve yalnız Allah’a kulluk edin dedim diyor. Bu ne demek, KİME KULLUK EDİYORSAN ONUN HÜKÜMLERİNE TABİ OLURSUN. Sizce Hz. Muhammet’te Kur’an’dan başka bilgiler, biz ümmetine söylemiş olabilir mi? Asla mümkün değil, Allah ne vah yettiyse onu bizlere ilettiğini, Kur’an’da birçok kez söylüyor. Bakın Hz. İsa devamında ne diyor. İçlerinde bulunduğum süre içinde, durumlarına şahittim yani onları uyarıyor ve gerektiğinde ikaz edip doğru yola davet ediyordum. Beni vefat ettirdikten sonra, artık onlar üzerinde gözetleyici ve uyarıcı olamadığım için, ONLAR ÜZERİNDE GÖZETLEYİCİ YALNIZ SEN OLDUN, SEN HERŞEYE ŞAHİTSİN DİYOR. Allah bu kıssadan hisseyi bizlere Kur’an’da hikâye anlatmak için vermiyor, ders alalım diye veriyor. Şimdide arkadaşımızın, bana verdiği cevabın son bölümünü tekrar hatırlayalım. “ALLAH BİR KİTAP GÖNDERMİŞ VE O KİTABI BİR İNSANA DEĞİL DE, BİR KÜTÜPHANEYE BIRAKMIŞ GİBİ DAVRANMAMIZI İSTİYOR.” Evet, aramızda Allah’ın Resulü olmadığına ve İslam dininde ruhban sınıfı olmadığına göre, Allah bizlerin VELİLER, EVLİYALAR EDİNMEMİZİ YASAKLADINA GÖRE, yalnız Kur’an’ın ipine sarılın, ayetler üzerinde düşünün aklınızı kullanın, sizi Kur’an’dan hesaba çekeceğim diye imtihan edip uyardığına göre, ŞU ANDA KUR’AN EVİMİZİN KÜTÜPHANESİNİN EN BAŞINDA DURAN VE BİZLERİN GEREKTİĞİNDE HER ZAMAN MÜRACAAT EDECEĞİMİZ, DİN ADINA TEK KİTAPTIR. Onu sen anlayamazsın diyenler, Allah’a iftira edenlerdir. Çünkü ne Allah ne onun Resulü Hz. Muhammed, bizlere Kur’an dışından din adına asla başka bir kaynak bırakmamış, sorumlu tutmamış onun adına vefatından yaklaşık 250 yıl sonra derlenip toplanıp, kayda alınmış riayetlerdir. Sizce bu bilgilerle Allah, bizlerin İslam’ı yaşamamızı ister mi. Allah emin olmadığın bilginin ardına, sakın düşmeyin hesabını sorarım, Kur'an'ın ipine sarılın diye uyardığını, lütfen unutmayalım. Bu gerçeği gören Allah ile aldatıcılar, kendi çıkarları adına insanlara tuzaklar kurmuş, hatta Allah’ın dinini kendi ellerine alarak, hem siyasi hem de maddi olarak kullanmış, hatta kullanmaya devam ediyorlar. İslam dininde onun için Allah, ben ruhban sınıfı emretmedim, onu kendi çıkarları için kurdular diyor. Eğer İslam dininde ruhban sınıfı yoksa ve buna inanıyorsan, din adına güveneceğimiz sorup danışacağımızda hiç kimsenin olmadığını ve her Müslümanın kapasitesi ölçüsünde Kur'an'ı anlamak ve öğrenmek için imtihanı gereği çaba göstermesi gerektiğini, her hangi bir sorumuzda HAKEM OLARAK YALNIZ ALLAH’IN KİTABI KUR’AN olduğunu unutmamalıyız. Bunun tersini söyleyenler sizi Allah ile aldatmaya çalışanlardır, lütfen onların tuzaklarına düşmeyelim. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  25. Allah’ın Kur’an’da, bizlerin sorumlu olduğu ayetleri MUHKEM, yani şüpheye düşmeyecek kadar açık, anlaşılır gönderdim diye bizlere bildirir. BU AYETLER HANGİLERİ OLABİLİR, KUR’AN’IN TAMAMI MI? Sizce apaçık anlaşılan bir ayetin anlaşılmayan, birilerine mutlaka sorulması gereken yönü olabilir mi? Eğer var diyorsak o ayet, MUHKEM yani apaçık değil demektir. Bildiğiniz gibi bizlerin sorumlu olduğu ayetleri Allah, MUHKEM bir şekilde gönderdiği gibi, bazı ayetlerinde MÜTEŞABİH yani zamanla anlamlarını bilim adamları tarafından ortaya çıkarılacağını, bu ayetlerin anlamları ortaya çıkınca da, iman edenlerin imanlarının artacağı örneği verilir Kur’an’da. Zaten Allah, sizleri Kur'an'dan sorumlu tutuyorum, onun ipine sarılın diyorsa, bizleri ilgilendiren hiç bir ayet için, biz bu ayeti anlayamayız diyemeyiz. Sizce müteşabih denilen ayetler, bizleri din ve iman adına bağlayıcı ayetler olabilir mi? ASLA OLAMAZ, ÇÜNKÜ ANLAMINI BİLEMEDİĞİMİZ, MANASI ZAMANLA İLİM ADAMLARI TARAFINDAN ORTAYA ÇIKARILACAK BİR AYETTEN, NASIL SORUMLU OLURUZ? Makalemin detayına geçmeden önce, samimiyetinden şüphe duymadığım bir arkadaşımızın, bana verdiği cevaba önce bakalım. Bir makalemde, Kur’an’ı Allah’ın yemin ederek anlayalım diye kolaylaştırdığının örnek ayetlerini yazdığımda, bana şöyle cevap vermişti. “KUR’AN KOLAYDIR; AMA SİZİN ZANNETTİĞİNİZ KADAR "BASİT" DEĞİLDİR! HALUK BEY, KAMER SURESİ 17, 22, 32 VE 40. AYETLERDE GEÇEN "ANDOLSUN BİZ KUR'AN'I ÖĞÜT ALINSIN DİYE KOLAYLAŞTIRDIK" BEYANINI, "KUR’AN’IN HER BİR AYETİ HERKES TARAFINDAN HİÇBİR İLME MUHTAÇ OLMADAN, TAMAMEN ANLAŞILIR" ŞEKLİNDE SUNARAK BÜYÜK BİR YANILGIYA DÜŞMEKTEDİR.” Arkadaşımızın söylediği kısmen doğru, ama benim bahsettiğim ve Allah’ın Kur’an’da özellikle üstünde durup, kolaylaştırdığını ve bizlerin sorumlu olduğumuzu söyleyip uyardığı ayetlerin tamamı, MUHKEM AYETLER, MÜTEŞABİH AYETLER DEĞİL. Rabbimizde onun için aynı surede, arka arkaya yemin ederek, bizlerin sorumlu olduğu, dinin anası temeli olan ayetlerin MUHKEM yani apaçık anlaşılır olduğunu söylüyor, hatta anlayalim diye nice örneklerle açıkladığını da bildiriyor. Bu konuyu doğru anlayabilmemiz için konumuzla ilgili ayete bakalım. “SANA KİTABI İNDİREN O’DUR. ONUN (KUR’AN) BİR KISIM ÂYETLERİ MUHKEMDİR Kİ BUNLAR KİTABIN ANASI/ESASIDIR, DİĞERLERİ İSE MÜTEŞÂBİHTİR. KALPLERİNDE SAPMA MEYLİ BULUNANLAR, FİTNE ÇIKARMAK VE ONU (KİŞİSEL ARZULARINA GÖRE) TE’VİL ETMEK İÇİN ONDAKİ MÜTEŞÂBİHLERİN PEŞİNE DÜŞERLER. HÂLBUKİ ONUN TE’VİLİNİ ANCAK ALLAH BİLİR; BİR DE İLİMDE YÜKSEK PÂYEYE ERİŞENLER…..” (Ali İmran 7) Rabbimiz bu konuyu bakın, ne kadar güzel apaçık izah ediyor. Kur’an’ın esası anası, temeli SORUMLU OLDUĞUMUZ İNANCIMIZ ADINA BİZLERİ BAĞLAYAN ayetlerin Allah MUHKEM, yani şüphe duymadan anlaşılan ayetler olduğunu söylediği için, kamer suresinde de dört kez özellikle Rabbimiz yemin ederek KUR’AN’I ANLAYASINIZ DİYE, KOLAYLAŞTIRDIK DİYORDU. Arkadaşımız Kur’an kolaydır ama zannettiğiniz kadar kolay değildir diyerek şunu söylüyor. “KUR’AN’IN HER BİR AYETİ HERKES TARAFINDAN HİÇBİR İLME MUHTAÇ OLMADAN, TAMAMEN ANLAŞILIR" ŞEKLİNDE SUNARAK BÜYÜK BİR YANILGIYA DÜŞMEKTEDİR.” Bu değerli arkadaşımız, benim bu konularda yazdığım diğer yazılarımı sanırım okumamış. Kur’an’ın muhkem yani anlaşılır apaçık dediğim ayetlerin tamamı DİNİN ESASI, ANASI, TEMELİ olan ve bizlerin sorumlu olduğu MUHKEM ayetlerdir. Allah Kur’an’ın diğer ayetlerinde bunu açıklıyor. Böyle olduğu için Allah, yalnız Kur’an’ın ipine sarılın, Kur’an’dan sizleri hesaba çekeceğim, Kur’an’ın sınırlarını aşmayın, veliler edinip ardı sıra gitmeyin, güvenilecek veliniz yalnız benim diyor. Kısaca Müteşabih ayetlerden de bahsedelim. Ayete dikkat ettiyseniz, kendi batıl inançlarını Kur’an’a söyletmeye çalışanlar, yani Allah’ın vahyinden batıla, hurafeye sapmış olanların, Kur’an’da çelişki yaratmak pahasına, batıl inançlarına delil kanıt gösterebilmek için, kişisel arzularına uygun tercüme ederler diyor. Ya da APAÇIK MUHKEM AYETLERİ HAYATLARINA GEÇİRECEKLERİNE, MÜTEŞABİHLERİN ARDINA SAKLANARAK, aslında bu ayette Allah şunlardan da bahsediyor deyip, ayetin anlamını saptıracaklarından ve o batıl TEVİLİN, açıklamanın peşine düşeceklerini söylüyor. Peki, Müteşabih ayetlerin konusu nedir, bunları kimler anlar, burası önemli. Bu ayetlerin hiç birisi bizlerin inançları ya da imanı ile ilgili, mutlaka bilmemiz gereken konular olmadığı çok açık. Çünkü dinin anası esası olan ayetler Muhkem olduğunu Allah söylüyordu. Müteşabih ayetler, ANLAŞILMASI İÇİN, KENDİSİ DIŞINDA BİR DELİLE, KANITA İHTİYAÇI OLAN AYETLERDİR DİYEBİLİRİZ. Bu ayetlerin anlamlarını kimler biliyormuş onu hatırlayalım. “ONUN TE’VİLİNİ ANCAK ALLAH BİLİR; BİR DE İLİMDE YÜKSEK PÂYEYE ERİŞENLER” Önce şunu hatırlatmak isterim. Dini kendi çıkarlarına kullanmak isteyenler, bu ayette geçen ilim adamlarından kastedilen, edindikleri veli ulema kişiler olduğunu, onların ancak müteşabih ayetlerin ne anlama geldiğini bilir anlar, onlardan öğrenmeliyiz diyerek, Allah’ın dinine adeta ilaveler yapılacak batıl kapısını, ardına kadar açıyorlar. Lütfen bu tuzağa düşmeyelim ayetleri doğru anlayalım. Ayette bahsedilenler BİZZAT İLİM TAHSİL ETMİŞ VE ARAŞTIRMALARI SONUNDA KUR’AN’IN İŞARET EDİP BAHSETTİĞİ KONULARI, ORTAYA ÇIKARANLARDAN BAHSEDİLİYOR. Tevil kelimesi bildiğiniz gibi, açık olmayan bir sözü, açıklayan anlaşılır hale getiren anlamındadır. Allah’ın dışında ilim adamları Kur’an’ın işaret ettiği, bahsettiği bilimsel konularda, zamanla araştırmaları, buluşları neticesinde bilgi sahibi olacağına göre, bilimsel buluşlarıyla ortaya çıkacak konular olduğu, çok açık anlaşılıyor. Bizlerin sorumlu olduğu muhkem ayetlere geri dönelim, bakın Allah bu konuda nasıl bir örnek veriyor. “ELİF LÂM RÂ. BU ÖYLE BİR KİTAPTIR Kİ, AYETLERİ MUHKEM KILINMIŞ, SONRA DA HER ŞEYDEN HABERDAR OLAN HİKMET SAHİBİ ALLAH TARAFINDAN AYETLERİ AYRINTILI OLARAK AÇIKLANMIŞTIR. (ŞÖYLE Kİ:) ALLAH'DAN BAŞKASINA KULLUK ETMEYİN. BEN SİZE O'NUN TARAFINDAN MÜJDE VERMEK VE UYARMAK İÇİN GÖNDERİLMİŞ GERÇEK BİR ELÇİYİM.” (Hud 1-2) Bu ayet sanım, hiçbir açıklamaya gerek olmayacak kadar anlaşılıyor. Tabi Allah’a ve onun kitabı Kur’an’a güveniyorsak. Rabbimiz ben iman ettim dediği kulunu, kendi arasına hiç kimseyi almamak için, bizlerin sorumlu olduğu Kur’an’ın ayetlerini MUHKEM bir şekilde yani apaçık göndermiş ki, Allah ile kulu arasına hiç kimse giremesin. ONUN İÇİN İSLAM DİNİNDE, RUHBAN SINIFI YOKTUR. Hemen şöyle bir soru geldi aklınıza biliyorum. Peki, her aklı başında insan, Kur’an’ın muhkem ayetlerini tam olarak anlayabilir mi? Bu sorumuzun cevabını, yaşadığımız eğitim aldığımız hayatımızdan çok açık verebiliriz. OKUDUĞUMUZ EĞİTİM ALDIĞIMIZ OKULLARIMIZDA, DERSİNİ İYİ ÇALIŞAN, ARAŞTIRAN YANİ ÇALIŞKAN BİR ÖĞRENCİ BAŞARILI OLUR. ÇABASI NİSPETİNDE AMACINA NASIL ULAŞIYOR BAŞARILI OLUYORSA, ALLAH’IN İPİNE SARILARAK, KUR’AN’IN MUHKEM AYETLERİ ÜZERİNDE, KUR’AN BÜTÜNLÜĞÜNDE ALLAH’IN EMRETTİĞİ GİBİ DÜŞÜNEREK, KUR'AN'IN VERDİĞİ ÖRNEKLERDEN İSTİFADE EDİP ANLAMAYA ÇALŞAN, ALLAH’IN BİZ KULLARINDAN NE İSTEDİĞİNİ DE, DOĞRU ANLAYACAKTIR. Kur’an’ı tarafsız ön yargısız okuyan bunu anlayacaktır, önyargılardan kurtulamayan ise kendilerine veliler, gavslar edinip Allah’ın muhkem ayetlerinin peşine düşmek yerine, rivayetlerin sanı bilgilerin peşine düşerek, DOĞRU YOLDA OLDUĞUNU ZANNEDEREK, ALLAH’IN HUZURUNA ÇIKACAKTIR. Konuyu daha fazla uzatmak istemiyorum. Lütfen şunu unutmayalım, Rabbimiz bizlerin yalnız Kur’an’ın ipine sarılmamızı ve Kur’an’ın sınırlarını aşmamamız konusunda uyarıp, Kur’an’dan hesaba çekileceğimizi de bildiriyorsa, bizlere düşen EVİMİZİN KÜTÜPHANESİNDE, RESULÜNÜN VEFATINDAN SONRA GÜVENİP DANIŞACAĞIMIZ HİÇ KİMSE OLMADIĞINDAN, DİN ADINA DANIŞACAĞIMIZ YALNIZ KUR'AN OLMALIDIR. Kur’an’ı anlayabilmek için çaba harcayan mutlaka anlayacaktır, daha doğrusu anlayacağını Rabbimiz söylüyor. Lütfen Rabbimizin adaletini, batıl inançlarımızı yaşayabilmek için sorgulamayalım, inanın pişman oluruz. “ONLAR, KUR’AN’I İNCEDEN İNCEYE DÜŞÜNMÜYORLAR MI? YOKSA KALPLER KİLİTLİ Mİ?” (Muhammed 24) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK

Account

Navigation

Tarayıcı push bildirimlerini yapılandırın

Chrome (Android)
  1. Adres çubuğunun yanındaki kilit simgesine dokunun.
  2. İzinler → Bildirimler seçeneğine dokunun.
  3. Tercihinizi ayarlayın.
Chrome (Desktop)
  1. Adres çubuğundaki kilit simgesine tıklayın.
  2. Site ayarları seçeneğini seçin.
  3. Bildirimler seçeneğini bulun ve tercihinizi ayarlayın.