Jump to content
Sign in to follow this  
Yayamaz Kayımca

Haz alarak okudugum karma şiirler...........

Recommended Posts

siz bu umutsuzlukla hep kaybedeni oynamaya devam edersiniz beyefendi :unsure:-_-

 

Umutsuzluk muuu? o kelimenin telafuzu bile ona yasak ablacım :)

 

Kim kaybetmiş neyi kaybetmiş :unsure:

Share this post


Link to post
Share on other sites
nolmuş yafuuu :stuart:

 

Bilmemm kiii :unsure:

Share this post


Link to post
Share on other sites

 

senin için alışılmış şeyler söyleyemem sana yaraşmaz

kış gecesi amcamızdır bahar yakından kardeşimiz

alır başımı erzincan’ a giderim seni düşünmek için

dörtlükleri bozarım çünkü dağlar ne güne duruyor

kıyılar ve eskimeyen her şey seni anlatmak için

 

Turgut Uyar

Share this post


Link to post
Share on other sites

BEKLEYECEĞİM SENİ

 

Savaşa gitmek mi istersin, git asker,

Gidenin bir daha gelmediği

Kanlı, kuduran savaşa.

Burda olacağım geri dönersen,

Yeşeren karaağaçlar altında bekleyeceğim seni,

Bekleyeceğim çıplak ağaclar altında,

Dönünceye dek en son asker,

Bekleyeceğim seni daha da çok.

 

Sen geri gelince savaştan

Göremeyeceksin kapıda başka bir çizme.

Yanımdaki yastık hep boş kalacak.

Dokunmamış olacak dudağıma başka dudak.

Bıraktığım gibi diyeceksin her şey,

Sen geri gelince savaştan,

Sen geri gelince.

 

BERTOLT BRECHT

Share this post


Link to post
Share on other sites

DUYUMSADIĞIN HER ŞEYE

 

Duyumsadığın her şeye

En küçük önemi ver.

 

Söylemişti sensiz yaşayamayacağını

Unutma bunu, yeniden rastlarsan ona

Tanıyacaktır seni.

 

Bana bir iyilik yap, bu kadar çok sevme beni

 

Son kez sevildiğimde

Duymamıştım en küçük bir sevinç bile.

 

BERTOLT BRECHT

Share this post


Link to post
Share on other sites

BİZDEN SONRA DOĞANLARA

 

I

 

Gerçekten karanlık bir çağdır yaşadığım!

Ahmaktır hilesiz söz. Düz bir alın

Vurdumduymazlığa işaret. Gülen

Kötü haberi almamış henüz.

 

Nasıl bir çağdır bu,

Ağaçlardan bahsetmenin neredeyse suç sayıldığı

Birçok alçaklığa suskun kalışı içerdiğinden.

Yolu kaygısızca karşı karşıya geçen

Ulaşılmazdır artık herhalde

Zorda kalan arkadaşları için.

 

Doğrudur: geçimimi sağlamaktayım hala

Fakat inanın: bu sadece bir tesadüftür.

Yaptıklarım

Arasında hiçbir şey hak vermiyor karnımı doyurmaya.

Tesadüfen ayaktayım. ( Şansım ters giderse mahvoldum.)

 

Diyorlar ki: ye ve iç sen! Sevin, neyin varsa!

Fakat nasıl yiyip içeyim ki, yediğim

Bir açın ellerinden kaptığım lokmaysa, bir

Susuzun sorduğu bardak suysa içtiğim?

Ve yine de yiyip içiyorum ben!

 

Ben de bir bilge olmak isterdim.

Yazıyor eski kitaplar bilgelik nedir:

Dünya kavgalarına uzak durmak ve o kısa zamanı

Korkusuz geçirmek

Şiddete başvurmadan hem

Kötülüğe iyilikle karşılık vermek

Düşlerini gerçekleştirmek değil, unutmak

Bilgelik olarak kabul ediliyor.

Tüm bunları yapamıyorum:

Gerçekten karanlık bir çağdır yaşadığım!

 

 

II

 

Kargaşalık döneminde geldim şehirlere

Açlığın hüküm sürdüğünde.

Girdim insanlar arasına isyan döneminde

Ve öfkelendim onlarla birlikte.

Böyle geçti zamanım

Yeryüzünde verilmiş bana.

 

Savaşlar ortasında yedim ekmeğimi

Katiller arasında yattım uykuya

Özensiz yaklaştım aşka

Ve doğayı sabırsızlıkla izledim.

Böyle geçti zamanım

Yeryüzünde verilmiş bana.

 

Yollar bataklığa gidiyordu zamanımda.

Cellada bildiriyordu beni konuştuğum dil.

Çok değildi yapabileceklerim. Fakat iktidardakiler daha

Güvende hissediyorlardı kendilerini bensiz, ümit ediyordum.

Böyle geçti zamanım

Yeryüzünde verilmiş bana.

 

III

 

Battığımız dalgalardan

Yükselecek olan sizler

Zaaflarımızdan söz ederken

Unutmayın

Karanlık çağı da

Sizlerin kurtulmuş olduğu.

 

Yürüdük ya, pabuçlardan çok ülke değiştirerek

Sınıf savaşlarının ortasında, çaresiz

Haksızlığın olup öfkenin olmadığı yerde.

 

Biliyoruz halbuki:

Aşağılıklara duyulan nefret de

Bozar şeklini yüzün.

Kısar sesi haksızlık karşısındaki

Öfke de. Ah, güleryüzlülüğe

Ortam hazırlamak istemiş bizler

Güleryüzlü olamadık kendimiz.

 

Sizler fakat, geldiğinde vakit

İnsan insanın yardımcısı olduğu

Zaman.

Hatırlayın

Hoşgörüyle bizi.

 

BERTOLT BRECHT

Share this post


Link to post
Share on other sites

ÖYLE YIKMA

 

 

öyle yıkma kendini

öyle mahsun, öyle garip...

nerede olursan ol

içerde, dışarda, derste, sırada,

yürü üstüne üstüne

tükür yüzüne celladın

fırsatçının, fesatçının, hayının...

dayan kitap ile

dayan iş ile

tırnak ile, diş ile

umut ile, sevda ile, düş ile

dayan rüsva etme beni!

 

 

Ahmed Arif

Share this post


Link to post
Share on other sites

İSTERSEN AL GÖTÜR BENİ

 

 

Ölümsüz gülüşünle başlıyorum

Her güzelliğe her sevince

Bir yağmur ince ince

Sürerken beni başka zamanlara

 

Zamanla yorgun hanlara

Dönüyor işte gördün her şeyim

Kuru topraklar gibi dağılıyor belleğim

Sınırsız bir boşluğu süre süre

Yorgunum çok uzaklardan geldim

Kaygılar sıkıntılar yaşadım uzun uzun

Korkuyu yakından tanıdım

Ölümsüz düşmanı oldum korkunun

 

Şimdi bakışınla bağlanıyorum

Kocaman bir dünyaya umutla

Bir akşam aşılmaz kaygılar

Çağırırken beni sozsuzluğuma

 

Sıcaklığın beni alıştırıyor

Soğuk ve yağmurlu akşamlara

Üşümüş bir kedi gibi sığınıyorum

Ellerine ayaklarına saçlarına

 

Afşar Timuçin

Share this post


Link to post
Share on other sites

SESSİZ DÜŞÜNCELER

 

 

Kimseyi aramıyorum kapandım kendime

Kimse de artık beni aramasın

Koşa koşa gelen yazı denizi

Her duyguyu her düşünceyi

Tek başıma yaşarım

 

Birilerini aradım kapılarını çaldım

Yıllarca belki de yüzyıllarca

Anlatmak istedim kendimi birilerine

Neye yaradı bunca yakınlığım

 

Sandılar ki onlar olmadan

Taşıyamam kendimi bir yerden bir yere

Oysa benim tek amacım şuydu

Birlikte gidelim güzelliklere

 

Yüreğim uyuyan dalgalar gibi durgun

Kafam tam anlamında bir kaçak

Ben kimselerin anmadığı adam

Yüzyıl yaşamış gibi yorgun

Daha dün doğmuş gibi çocuk

 

Afşar Timuçin

Share this post


Link to post
Share on other sites

BEN KİMİM

 

 

Ben kimim yaramaz bir çocuk

Sessizliğiyle kendine gizlenen

Bugün bile simyacılar iyi kötü

Bir şeyler bulup çıkarmak isterken

Ben kimim zamanın kıyısında direnen

 

Uçaklar uzaklara kanat vururken

Ben kimim kırılıp kalmış

Eski bir tekne gibi

Ben kimim çocuk düşlerinden

Anlaşılmaz ülkülere uzanmış

 

Ben kimim bilemiyorum

Açlığıyla olmadık sevgilerin

Bir küçücük bakışta oyalanan

Ben kimim olur olmaz zamanlarda

Kendine ve her şeye ağlayan

 

 

Afşar Timuçin

:clover::excl:Çok güsel ya.....

Share this post


Link to post
Share on other sites

Av/Avcı

 

Ruh avlayanlar vardır,

Bir de ruhu avlananlar..

Atar oltasını avcı,

Yakalanır bir ruh..

Çırpınır,

Çırpındıkça saflaşır,

Ta ki temizlenir,

O zaman durulur..

Avcı salıverir ruhu,

Ruh uçar..

...

Her ruh avcısını arar,

Her avcı lezzetli ruhları..

Yakaladığı her ruhun,

Acısını çeker içine,

Nefretini,

Derinlere itilmiş kırgınlıklarını..

Yük değildir hiçbiri avcıya..

Ya avcısnızdır bu dünyada,

Ya av olmuş,avcınızı ararsınız,

Sonlu sonsuzlukta..

 

Rastgele..

 

Taurus.. ...............(işte sevgili Taurs'un kendi şiiri ben çok begendim yüregine saglık :clover: )

Share this post


Link to post
Share on other sites

ve bir haber, yoldaki

 

bir gün

 

geleceğim ve bir Haber getireceğim

 

 

 

damarlara ışık saçacağım

 

ve sesleneceğim içerden:

 

ey sepetleri uykuyla dolu olanlar!

 

elma getirdim, elma

 

...kızıl güneş.

 

 

 

geleceğim.

 

dilenciye bir yasemin vereceğim,

 

cüzzamlı güzel kadına da

 

yeni bir küpe...

 

köre diyeceğim ki: bak, nasıl da güzel bahçe!

 

 

 

çerçi olup dolaşacağım sokakları

 

ve sesleneceğim:

 

çiyci geldi, çiyci geldi, çiyci!

 

yoldan geçen diyecek:

 

sahiden de karanlıktır gece.

 

ve samanyolunu vereceğim ona.

 

köprüdeki kötürüm kızın

 

büyük ayıyı asacağım boynuna.

 

bütün küfürleri süpüreceğim dudaklardan.

 

bütün duvarları yıkacağım yere.

 

haramilere diyeceğim ki:

 

gülümseyiş yüklü bir kervan geldi!

 

bulutu parçalayacağım.

 

gözleri güneşe bağlayacağım

 

gönülleri aşka

 

gölgeleri suya

 

dalları rüzgara

 

sonra bütün bunları birbirine

 

ve çocuğun uykusunu da

 

cırcırböceklerinin mırıltılarına bağlayacağım.

 

uçurtmaları uçuracağım gökyüzünde,

 

saksılara su vereceğim.

 

 

 

geleceğim.

 

atların, sığırların önüne

 

okşayışın yeşil otunu serpeceğim.

 

susuz kısrağa çiy kovasını sunacağım.

 

yoldaki yaşlı eşeğin sineklerini kovacağım.

 

 

 

geleceğim.

 

ve her duvarın başına bir karanfil dikeceğim.

 

her pencerenin altında bir şiir okuyacağım.

 

her kargaya bir çam vereceğim.

 

yılana diyeceğim ki: kurbağa nasıl da fiyakalı ama!

 

barıştıracağım.

 

tanıştıracağım.

 

yol alacağım.

 

ışık içeceğim.

 

seveceğim.

 

 

Sohrab Sepehri

çeviren: m. bülent kılıç

Share this post


Link to post
Share on other sites

SEVGİ ÖLDÜ

 

 

Sevgi öldü duydunuz mu

Sevgi öldü insanla sevişirken

En önemlisiydi aykırı düşlerden

Tozlarını silkeliyordu güneş

Her kayan şiirin ardından

Çocukların kışkırttığı sendikalı işçi arılar

Çiçekleri solluyordu tutsak günde

Gömleğinden pul pul türküler dökülen

Bir çocuk koşturdu haberi

Kaldırıp taa uzaklara hatta sonsuza

İnsansız=düşmansız yerlere attı ismini

Çınladı derin uçurumlar dağlar

Sevgi öldü, öldü sevgi.

 

A.Kadir Bilgin

 

 

 

Evet SEVGİ ÖLDÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜ :(:clover:

Share this post


Link to post
Share on other sites

AYRILIK..

 

 

Tüm umut yollarını kapayan

aşk da bir isyandır.

Nerede kimbilir o fırtına,

beni yüzyıllara savuran

yüzü yırtık kan.

İşlediğim zamansız sevdanın

cılız kemiklerini sayıp,

özgürlük adına soyunuyorum

uykunun karesine aşk kafesimde.

Ey duru bestesini dinlediğim gökyüzü!

Kiminle o ihtiras denizi,

kimi boğuyor dalgalarıyla,

nedir bu uğultu,

Kimdir tanık?

Sussun sularını aşınmış yatağımdan

alıp götüren deli yel,

umarsız dalgaların uzandığı hiçbir kuyuyu bağlamayan

köprünün üstünde

Kral Lear gibi güçsüz ve deli

düşsün elime ayrılık

 

A.Kadir Bilgin

Share this post


Link to post
Share on other sites

GİTTİN İÇİMDE KALDI AYRILIK

 

 

Gittin

Ayrılırken buz tutmuş bıyıktı gözlerin

Kaçamak ellerimiz komutsuz sallandı

Dudaklarımızda sıradan sözcükler

Vedalaşmayı bile beceremedik

Son bir bakış kaldı arkanda

Kalabalığa karışan

Her şey düzmece bir dinginliğe gömüldü

Gittin.

 

İçimde

Yığınlarca kitap kaldı uçuşan

Sözcükler beynimin köşelerinden

Çıkıp korkuttular gecelerimi

Peşimden geldi gölgeler

Aynalara bakamaz oldum

Hiçbir oyun avutmadı beni

Yaşamıma sığmayan bir şey kaldı

İçimde.

 

Kaldı

Yeni bir kent işkenceye hazır

Ödeşemedim gittiğin mevsimlerle

Belleğimi silkeleyip anılardan

Tik tak çaldın uzun zaman

Alışamadım yarımlığa

Düşlerimde intihar tutkuları

Sırtımda hançerinin oyduğu boşluk

Kaldı.

 

Ayrılık

Çoğalarak giriyor günlerime

Senden başka kim bilebilir

Geçmişin dökümünü yaptığımı

Ağır ağır pulsara dönüşürken güneşler

Sonbahar hüznüne benziyor pencerede

Artık konuk beklemeyen gözlerim

Sayfalar da bitti ışık da her yanı kapladı

 

A.Kadir Bilgin.....

Share this post


Link to post
Share on other sites

Hayatı tersten yaşamak.................

 

Şüphesiz ki yaşamı tersten yaşamak çok daha güzel,

hatta mükemmel olurdu.

 

Nasıl mı?

 

cami'de uyanıyorsunuz. Bir tahta sandık içerisinde, herkes

karşınızda saf durmuş, iyiliğinize dua ediyor ve tüm haklar

helal edilmiş vaziyette.

 

Tabuttan doğruluyorsunuz, yaşlı, olgun ve ağırbaşlı olarak.

Herkes etrafınızda, büyük bir itibar, iltifatlar, çocuklar

torunlar hepsi hazır. Arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz.

 

Doğar doğmaz devlet size maaş bağlıyor, aylık veya üç ayda

bir maaşınızı alıyorsunuz. Ne güzel, hazır maaş, hazır ev..

 

Altmışlı yaşlara kadar herşey garanti, huzur içinde yaşıyorsunuz.

Sağlığınız gittikçe düzeliyor,

kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz.

 

Bir gün çalışmak istiyorsunuz ve işe ilk başladığınız gün size

hoşgeldin hediyesi olarak bir plaket ve altın kol saati veriyor

patronunuz.. Genel Müdürlük veya bunun gibi yüksek bir

makamdan tecrübeli bir insan olarak işe başlıyorsunuz.

Herkes karşınızda elpençe divan..

 

Vücudunuzda da bazı hoşa giden hareketler de başlıyor.

Gittikçe zayıflıyor, forma giriyorsunuz. Diğer hormonal

aktiviteler artıyor, fevkalade.. Aman ne güzel günler başlıyor..

Derken birgün patron size "Artık üniversiteye gtsen

daha iyi olur." diyor.

 

Bu arada Babanız ortaya çıkmış, "fazla çalıştın" diyor

"Artık eve dön, işi bırak, okumaya başla, harçlığın

benden olsun.."

Keyfe bakar mısınız?

 

Okuduğunuz dersler gittikçe kolaylaşıyor. Ekmek elden,

su gölden bir dönem başlıyor. Partiler, diskotekler,..

 

Kızların sayısı artıyor. Derken Anne ve Babanız sizi

götürüp getirmeye başlıyor, araba kullanma

derdi de yok artık...

 

Günün birinde sizi okuldan da alıyorlar,"evde otur,

keyfine bak, oyuncaklarınla oyna" diyorlar.. Mamanız

ağazınıza veriliyor, zaman zaman altınızı bile

temizliyorlar, hatta bu durum alışkanlık yaratıyor

ve hiç tuvalet kullanmamaya başlıyorsunuz.

 

Derken Anneniz bir gün size süt verme kararını alıyor

ve başka bir keyifli dönem başlıyor. Mama artık

her yerde, her an ve en taze şekli ile hazır.

 

Bir gün karanlık ve sıcak bir ortama giriyorsunuz.

Beslenmek için ağazınızı açmaya dahi gerek yok,bir

kordondan besleniyor, sıcacık, yumuşacık, gürültü ve

patırtısız bir ortamda yaşıyorsunuz.

 

Küçülüyor, küçülüyor, ufacık bir hücre halini alıyorsunuz.

Ve günün birinde müthiş bir olayla hayatınız bitiyor...

 

 

Can Dündar....

Share this post


Link to post
Share on other sites

 

Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?

Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?

Sevmek için güzele mi bakmalı?

Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi boğmaz mı?

Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?

Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?

Hırsızlık; para, mal mı çalmaktır?

Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?

Solması için gülü dalından mı koparmalı?

Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?

Öldürmek için silah, hançer mı olmalı?

Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?

 

VICTOR HUGO

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

içinde

ölüm

yok

nefret

yok

öldürmek

yok...

tanrılar içinde

hasretler içinde

yalpalayıp duruyorsun

mızmızlanma artık

çek elini kendinden

martılara bak

güllere öteki kuşlara kertenkelelere

uygarlıkları yok

çünkü zamanları yok

nefrete

ölmeye öldürmeye

çalışmaktan sana ne

ölmekten öldürmekten

bırak

bırak

bırak da rahat bir nefes alsın gövden

martılar gibi

güller gibi

kertenkeleler gibi

onlar dükkânlarını açsın

onlar arabalarına binip gezmelere gitsin

onlar korksun ölümden

sen yalnızca gülümse

onlar başka

sen başka

değil mi ki gidilecek bir yer yok gelecekler

onlardan sana ne

sen yalnızca martılara bak

kırlara karış

rüzgârı dinle

toprağı sev

başka ne var ki

içinde

yalnızca

içinde

sevmekten başka

öpmekten başka

dokunmaktan başka

görsen bunu ahh

gözlerindeki keder silinip gitse

yağmurun altında ıslansan

ilk defa kaygı duymadan

bir salıncakta sallansan sallansan sallansan

dünya yeniden hakiki olur

düş

macera

sen de yalnızca ol emi

 

akşam mı sabah mı bilme

veli ol

rüya ol

hakiki ol

akşam ol

bunları bilmekten sana ne

gülün tek düşüncesi gül olmak

kırmızıysa kırmızı bundan sana ne

tasını tarağını çek gülden

ama doğru söylüyorum

hikâyelerini masallarını çek dünyadan

uyan aslına

böyle bak

martıya ağaca atmacaya kaplana güle

ilk defa bak

bir daha

bir daha

ama hepsi ilk olsun

 

sen de

 

Uluer Aydoğdu

Share this post


Link to post
Share on other sites

gittim

ayrılırken buz tutmuş ellerindi dokunamadıgım

kaçamak bakışlarımız yasaklara sabitlendi

oysa görmek yasaktı

biz sıradan cümlelerde belirtisis sıfatlara yüklendik

vedalaşmayı bile beceremiyorken

sevda şiirleri yazmaya yeltendik..

son bakışınla kalabalığın arasında

düzmece bahanelere kandık...

gittim...

içinde binlerce kelimemi bıraktım

beynimin kıvrımları arasından sıyrılıp

gecelerine karışan

peşinden gelen gölgeler gibi

aynaların yansımasında gördügün

ve avunamadıgın ucuz oyunlarımla

yaşamına sıgdıramadıgın

bir ur gibi büyüyen içinde

sözlerim kaldı

gittim...

kalsaydım bir işkenceye dönerdi bu yanlızlık

bir gestapo subayı edasıyla zamanın karsısında kıvranmana izin veremezdim

bu yüzden bu kadar soğuktum belkide bu kadar cani

iliklerinde ben kalmıyayım diye

bütün kanını akıttım, aklındaki bütün benle baslayan anılarınla

seni yarım yamalak bir kötürüm gibi bırakmak pahasına

gittim

ayrılık

damarlarında yayılıyorken

bunu bile bile

sen geçmişin dökümünü alırken

sonbahar hüznüne karısırken sözlerin

gelsem çiçeklenirdin

ışık kaplanırdı her yanın

bunu bile bile

gittim...

senin yoruldum dediğin

benim bir türlü tarif edemedigim

bu isyanın türkçesidir...

gittim..

cünkü kalamayacak kadar çaresizdim...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Umudun Kıyısına Seni Ekledim

 

 

Sevdiğim...

Dün arındırdım yüreğimi bulandığı katranlardan.

Çeyrek asır biriktirdiğim acı kalıntılarını kazıdım,

ruhumun katmanlarından.

Soldukça renklerim / tuvalimi yeniden boyadım

Az biraz kenarına seni ekledim / gülümsedim...

 

Sevdiğim...

Tan yeri ağarana kadar umut öğüttü değirmenlerim.

Umudumun kıyısına seni ekledim.

Tersine dönen paslı çarklara inat / gülümsedim...

 

Bu sabah taşkınlardan kurtardım gözlerimi.

Sonbahar güneşine serdim ıslak bakışlarımı.

Dağıttım saçlarımı rüzgârınla.

Zincir kıran deli bir sevdaya izin verdim.

Şimdi olanca hızıyla esiyor başımda....

 

Alıntı.....

Share this post


Link to post
Share on other sites

ÖLÜ..................

 

 

 

Hangi mahallede imam yok,

Ben orada öleceğim.

Kimse görmesin ne kadar güzel,

Ayaklarım, saçlarım ve her şeyim.

 

Ölüler namına, azade ve temiz,

Meçhul denizlerde balık;

Müslüman değil miyim, haşa,

Fakat istemiyorum, kalabalık.

 

Beyaz kefenler giydirmesinler,

Sızlamasın karanlığım havada.

Omuzlardan omuzlara geçerken sallanmayayım,

Ki bütün azalarım hülyada.

 

Hiçbir dua yerine getiremez,

Benim kainatlardan uzaklığımı.

Yıkamasınlar vücudumu, yıkamasınlar,

Çılgınca seviyorum sıcaklığımı...

 

 

Fazıl Hüsnü Dağlarca ................................. :clover::clover:

Share this post


Link to post
Share on other sites
gittim

ayrılırken buz tutmuş ellerindi dokunamadıgım

kaçamak bakışlarımız yasaklara sabitlendi

oysa görmek yasaktı

biz sıradan cümlelerde belirtisis sıfatlara yüklendik

vedalaşmayı bile beceremiyorken

sevda şiirleri yazmaya yeltendik..

son bakışınla kalabalığın arasında

düzmece bahanelere kandık...

gittim...

içinde binlerce kelimemi bıraktım

beynimin kıvrımları arasından sıyrılıp

gecelerine karışan

peşinden gelen gölgeler gibi

aynaların yansımasında gördügün

ve avunamadıgın ucuz oyunlarımla

yaşamına sıgdıramadıgın

bir ur gibi büyüyen içinde

sözlerim kaldı

gittim...

kalsaydım bir işkenceye dönerdi bu yanlızlık

bir gestapo subayı edasıyla zamanın karsısında kıvranmana izin veremezdim

bu yüzden bu kadar soğuktum belkide bu kadar cani

iliklerinde ben kalmıyayım diye

bütün kanını akıttım, aklındaki bütün benle baslayan anılarınla

seni yarım yamalak bir kötürüm gibi bırakmak pahasına

gittim

ayrılık

damarlarında yayılıyorken

bunu bile bile

sen geçmişin dökümünü alırken

sonbahar hüznüne karısırken sözlerin

gelsem çiçeklenirdin

ışık kaplanırdı her yanın

bunu bile bile

gittim...

senin yoruldum dediğin

benim bir türlü tarif edemedigim

bu isyanın türkçesidir...

gittim..

cünkü kalamayacak kadar çaresizdim...

 

 

 

 

Sağolasın.......duygusal,sessiz çıglık................sözüm yok gene güzelden öte bu şiir.....

 

 

 

 

Binlerce Yanım Var..

 

 

Kahkahalarla gülen bir yanım var,

 

Çığlık atan,sonsuz ovalarda koşan,uçurtma uçuran,telefonu gülerek açan,kuşların kanadına tutunup onlarla uçan,öbür kendiyle

dertleşen,dostlarını kucaklayan,sevdiklerine her fırsatta olmadık zamanlarda seni seviyorum diyen,iyiki varsın diyen,sevmeyi bilen,

kar tanelerinin toprağa düşerken attığı sevinç çığlıklarını duyan,insanların gözüne ,ruhuna bakarak konuşan,abi abi diyen küçük bi kız çocuğu gördüğünde,duyduğunda ağlayan,her gece garip bi şekilde ay penceresinden göründüğü anda uyanıp ayı izleyen,kayan yıldızlara bakıp dilekler tutan,güneşin batışını izleyen çıplak ayakla yere basan,ağaçalara tırmanan,evcilik oynayan,çamurdan kap kacak yapan,hayal eden,umut dolu, terli terli su içen,

 

bazende;

 

Umutsuz,ağlayan,ölmek isteyen,beyazı siyah gören,nefret eden,dibe vuran,kendi derinliğinde boğulan,baksada görmeyen,dipsiz kuyulara düşen,karanlığın içinde kaybolan,ışıkları görmeyen,görmezden gelen, uyuyan uyanmak istemeyen ve en önemlisi; yaşayan binlerce yanım var.

 

 

Hıçkırıklarla ağlayan bir yanım var...

Share this post


Link to post
Share on other sites

BABAM YAĞMUR OLMUŞ

 

Bizi yağmur güldürürdü eskiden

ne olmuş bu yağmura da böyle

kara kara düşündürüyor

ah babam…

deyip babamdan bahsetmeliyim burada

öyle demeyin

benim de babam vardı

akşamları gelirdi

düşünürdüm hep

Allah yakar diye mi

gelmezdi karanlık olmadan

siyah poşetleriyle çıkardı yokuşu her akşam

koşsun isterdim bize doğru

salına salına gelirdi oysa

badem getirirdi hemen her gün

önce bademlere kayardı gözüm

çok sonra babama

ne zaman boş gelse

sis çökerdi dünyamıza

bir hüzündür otururdu soframıza

poşeti sorsam cevap hazır:

“poşetçi ölmüş”

bademi sorsam:

“bademci ölmüş”

 

şimdi gökyüzünde maziden kalma bir bulut

güldürmüyor

badem yok

poşet yok

yokuşlar bomboş

bademciye sorsam, cevap buruk:

“baban yağmur olmuş.”

 

 

Eyyüp Akyüz

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.