Jump to content
Sign in to follow this  
Yayamaz Kayımca

Haz alarak okudugum karma şiirler...........

Recommended Posts

Gözyaşlarımda Umutlar Büyür

 

Ağlamak hayatın tüm hesabını ödeseydi

Gözyaşlarıma acımaz,

Oturup bir köşede,

Kanım kuruyuncaya kadar,

Ruhumu bedenimden boşaltırcasına,

Tüm varlığımla,

Damarlarımda acıya isyan eden

Kanı ağlardım.

 

 

Kuruyacak zulmün,

Kanla beslenen çirkef kaynakları.

Bir sonu vardır elbet;

Acının, hüznün

Ve kurgulanmış anlamsız ütopyaların,

Bukalemun sinsiliğinde yalanların,

Yeryüzünün tüm mazlumlarının,

Feryatlarına tercüman olan,

İçin için dökülen gözyaşlarımın.

 

 

 

Hissederek her anımda,

Bin yılların öfkesini bilincimde,

Güç katıyorum,

Dirençle bilenmiş azmime;

Ve tüm gücümle vuruyorum,

21. yüzyılın zifiri karanlıklarına,

İbrahimi bir kıyamın,

Şirkin beynine inen öldürücü darbesini.

Yüce bir buluşmaya hazırlanıyorum,

Özüme kavuşuyorum,

Şu yalancı ve yabancı dünyada.

 

 

 

Kurtulup esaret zincirlerinden,

Azade olurum hapsedildiğim

Bu dünya zindanından.

Şahidi olurum Allah'ın vaadine.

Bir inkılab yaşar dünya;

Her yer bahar tazeliğinde,

Herkes İbrahim paklığında,

Her yürek karanfil bahçesi güzelliğinde.

 

 

 

Umut dağıtır cesur eller,

Kırılmış onurlara,

Derbeder insanlığa.

Zalimlerin çirkin yüzlerine,

Hakkı haykıran yiğitlerin günüdür o gün.

İnançla bilenmiş kavgaların

İlk tutuştuğu andır.

Harcı sevgi ve emek olan

Yeni bir dünya kurulur.

 

 

Alıntı..

Share this post


Link to post
Share on other sites

Beni eziyorlar ANNE

 

beni eziyorlar anne...!

gündüzleri puşili,geceleri tüfekli diyorlar bana anne!

KÜRDÜM diye dalga geçiyorlar benle.

hakkımı kimse vermiyor anne,

neden ölüyorsun diye sormuyorlar bana.

kimse beni,bizi,bizleri düşünmüyor anne...

yani,yani ne yapmalıyım anne?

haklar,haklar,haklar...

işte bunu verecek insanlar olmalı..denizler gibi anne!

hani derler ya adı deniz olmalı...

bence kendi olmalı,o varken yüreklerde.

denizler olmalı,insanlar olmalı,

insanlar olmalı asılmayan,

dinlenen haklar olmalı,barış olmalı anne!

 

Alıntı..

Share this post


Link to post
Share on other sites

Yasaktı Yazdıklarım

 

 

belki de yazmamalıyım artık

suçluydum çünkü ben;

yasaktı yazdıklarım

ben yazdım yine de

ve hep sana yazıldım.

 

 

tüm yazdıklarım yasaktı benim

tüm yasaklarım sanaydı

beyazlığın yalnızca banaydı,

ve hep bana yasaktı

 

 

oysa ben sana hep yasaklar vadettim

suç bendeydi;

sen suçsuzdun

ve yasaklar sadece suçlular içindi.

 

 

beyaz yasak mıdır her zaman?

oysa türküler de beyazdı...

 

 

belki de yazmamalıyım artık

çünkü yasaktı yazdıklarım

ve yasaklar beyazdı türküler gibi / tenin gibi.

 

 

beni hep bu yasaklar öldürdü

kaç kere öldüm hatırlamıyorum,

ama...

ben hep yasakları sevdim.

 

...

 

ve ben...

yine...

ÖLECEĞİM...

 

 

Alıntı..

Share this post


Link to post
Share on other sites

DENİZ GEZMİŞ,İN ÇOK SEVDİĞİ ŞİİR..............

 

 

''Delikanlım,

iyi bak yıldızlara.

Onları belki bir daha göremezsin.

Belki bir daha

yıldızların ışığında kollarını

ufuklar gibi açıp geremezsin

 

Delikanlım,

sen ki,ya bi köşe başında

Kaşından kan sızarak gebereceksin

Ya da bir devrimci gibi darağacında

can vereceksin............

 

 

 

Alıntı..

Share this post


Link to post
Share on other sites

Özgürlük...........

 

Özgürlük dedin mi, uçsuz bucaksız olmalı

Deniz gibi, gök gibi mavi olmalı rengi,

Çekip gidecek kadar çocuk,

Pişman olup dönecek kadar cesur olmalı yüreği insanın,

Laf söyletmemeli geçmişine geleceğine,

Bugünü zaten sorma gitsin yaşamalı ne varsa,

Yürekli olmalı son demine kadar....

 

Özgürlük dedin mi, gözü kara olmalı insanın,

Taş gibi sert, su gibi duru olmalı bir yerden sonra,

Canına kıyacak kadar basına buyruk,

Hesap soracak kadar bağlı olmalı sıkı sıkıya

Ağlayarak gözlerini yıkamalı insan küçük duraklarda,

Bir kalp sızısı yaşamalı, olmadık bir yerinde hayatının,

Bir umudu olmalı, yaşama sevinci gibi

Elinde tuttuğu, tutamadığı ne varsa yaşatmalı gönlünde....

 

Kadere boyun eğmek yok bu devirde,

Kadere boyun eğdirmek yerine..

Şansa tepeden bakmalı insan,

Hadi canım sende gülümsemesiyle...

Buldun mu yaşayacaksın ne varsa hayatında,

Kaybetmeyi göze alacaksın ki sevebilesin

Ateşlere atacaksın yüreğini sorgusuzca,

Dönüp arkanı gideceksin yorulduğun yerde..

Tüketmeyeceksin, tükenmeyeceksin de...

Beklemeyecek, hep vereceksin kendinden de öte...

 

Özgürlük dedin mi, sıkı sıkı tutacaksın hayatı bir yerinden,

Bir yanın tutsak, bir yanın haylaz olacak..

Adına toz kondurmayacaksın yanındakinin,

Savunmasız aşklara yer yok hayatında...

Koş koşabildiğin kadar o halde,

Duraklama akşamlarda yaşanmaz hayal kırıklıkları,

Gözü kara yüreklerde büyür büyüdükçe sevda,

Tüm düşleri gerçek yapabiliyorsan, yaşıyorsun hayatta...

Benim düşlerimle, senin gerçeklerin neden yan yana...

Var bir bildiği hayatının,

 

Anlam katıyor her nefeste yüreğin gözyaşlarına,

Soluklanacak yer arıyorsun yüreğimde,

Hem kaçar adım senden, hem yanında anlasana

Bu çelişki neden diye sorma,

 

Var bir bildiği hayatının,

Artık sorgulama......

 

 

 

Alıntı..

Share this post


Link to post
Share on other sites

Barış türküsü.........

 

kalkın kardeşşle ışıklar görünmeye başladı

eski duvarlar değil bu duvarlar

bir ak kuş gelip kondu kara çatıya

dünyayı böylesine sardı mı kollar

ne etsin kelepçe neylesin zincir

kaç kez gösterdi tarih aldatmayacak bizi

bu denizli kuşlu dünyada

bir tek acı mıdır payımıza düşen

dökülsün yollara beş kıtada

ekmek de özgürlük de barışın gülleridir

yumuk elli bebekler pencerede bekliyor

dünyayı çepeçevre kuşatan barış kervanları

çelik canavarlar gibi tanklardeğil

caddelere yakışan özgürlük ekmek türküleridir

 

limanklar barışla çalkalanmış

çöller dağlar stepler denizler barış fırtınasında

resimler gördük özgürlüğe yakışmayan

kitaplar dergiler gazeteler dolusu....

 

 

Alıntı...

Share this post


Link to post
Share on other sites

BEBEKLERİN ULUSU YOK

 

İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu

Bebeklerin ulusu yok

Başlarını tutuşları aynı

Bakarken gözlerinde aynı merak

Ağlarken aynı seslerinin tonu

 

Bebekler çiçeği insanlığımızın

Güllerin en hası,en goncası

Sarışın bir ışık parçası kimi

Kimi kapkara üzüm tanesi

Babalar,çıkarmayın onları akıldan

Analar,koruyun bebeklerinizi

Susturun,susturun söyletmeyin,

Savaştan,yıkımdan söz ederse biri.

 

Bırakalım sevdayla büyüsünler

Serpilip gelişsinler fidan gibi

Senin,benim,hiç kimsenin değil

Bütün bir yer yüzünündür onlar

Bütün insanlığın gözbebeği

 

İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu

Bebeklerin ulusu yok

Bebekler çiçeği insanlığımızın

Ve geleceğimizin biricik umudu.

 

 

Ataol BEHRAMOĞLULU

Share this post


Link to post
Share on other sites

TOPRAĞA DÜŞEN

 

Ona ´Haydi

Savaşa´ dediler

Başkaca birşey

Söylemediler

 

Aldılar köyünden

Davulla zurnayla

Geride üç çocuk

Bir eş ve bir ana

 

Eline bir silah

Tutuşturdular

Ve karşılaştı

Düşman ordular

 

Vurulup düştü

İlk çatışmada

Göğsünde bir oyuk

Üç delik alnında

 

´Ey bu topraklar için

Toprağa düşen´

Bir karış toprağın

Var mıydı yaşarken?

 

 

Ataol BEHRAMOĞLULU

Share this post


Link to post
Share on other sites

ALDIRMA GÖNÜL ALDIRMA

 

Başın öne eğilmesin

Aldırma gönül aldırma

Ağladığın duyulmasın

Aldırma gönül, aldırma

 

Dışarda deli dalgalar

Gelip duvarları yalar

Seni bu sesler oyalar

Aldırma gönül, aldırma

 

Görmesen bile denizi

Yukarıya çevir gözü

Deniz dibidir gökyüzü

Aldırma gönül, aldırma

 

Dertlerin kalkınca şaha

Bir sitem yolla Allah´a

Görecek günler var daha

Aldırma gönül, aldırma

 

Kurşun ata ata biter

Yollar gide gide biter

Ceza yata yata biter

Aldırma gönül, aldırma

 

 

Sabahattin ALİ

Share this post


Link to post
Share on other sites

HAPİSHANE ŞARKISI

 

Burda çiçekler açmıyor,

Kuşlar süzülüp uçmuyor,

Yıldızlar ışık saçmıyor,

Geçmiyor günler, geçmiyor.

 

Avluda volta vururum;

Kah düşünür, otururum,

Türlü hayaller görürüm;

Geçmiyor günler, geçmiyor.

 

Gönülde eski sevdalar,

Gözümde dereler, bağlar,

Aynada hayalim ağlar,

Geçmiyor günler, geçmiyor.

 

Dışarda mevsim baharmış,

Gezip dolaşanlar varmıs,

Günler su gibi akarmış...

Geçmiyor günler, geçmiyor.

 

Yanımda yatan yabancı,

Her sözü zehir gibi acı,

Bütün dertlerin en gücü;

Geçmiyor günler, geçmiyor.

 

 

Sabahattin ALİ

Share this post


Link to post
Share on other sites

VATAN HAİNİ

 

"Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.

Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz dedi Hikmet.

Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."

 

Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne,

kapkara haykıran puntolarla,

bir Ankara gazetesinde,

fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson'un

66 santimetre karede gülüyor,

ağzı kulaklarında,

Amerikan amirali

Amerika,

bütçemize 120 milyon lira hibe etti,

120 milyon lira.

 

"Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz dedi Hikmet.

Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."

 

Evet, vatan hainiyim,

siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz,

ben yurt hainiyim,

ben vatan hainiyim.

 

Vatan çiftliklerinizse,

kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,

vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,

vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,

fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,

vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,

vatan, mızraklı ilmühalse,

vatan, polis copuysa,

ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,

vatan, Amerikan üsleri,

Amerikan bombası,

Amerikan donanması, topuysa,

vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan...

ben vatan hainiyim.

 

Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla:

Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ...

 

 

NAZIM HİKMET RAN

Share this post


Link to post
Share on other sites

üstat, beni müsait bir şiirde indir...

 

 

bugün bir şiir bile uğramadı yanıma

sana uğradı mı bilmiyorum

pencere kenarında yağmuru seyrettik yalnızlığımla,

balkona astığımız düşlerimizi içeri aldıktan sonra

 

 

 

Alıntı veya ERDAL AKTAŞ........

Share this post


Link to post
Share on other sites

.........

.....

.

.

.

.

Koca kavak!

Düşmüşsün

aynasına

uyuyan suyun.

Karardığını gördüm de

akşam alacasında

ağıtını yazdım senin,

kendi ağıtımı hem de.

 

FEDERİCO GARCİA LORCA

Share this post


Link to post
Share on other sites
.........

.....

.

.

.

.

Koca kavak!

Düşmüşsün

aynasına

uyuyan suyun.

Karardığını gördüm de

akşam alacasında

ağıtını yazdım senin,

kendi ağıtımı hem de.

 

FEDERİCO GARCİA LORCA

 

 

 

Evett FEDERİCO GARCİA LORCA nın hoş dizelerinden ama benim en çok bu şiiri hoşuma gidiyo................

 

 

ÖLÜ ÇOCUĞA GAZEL

Her akşam üzeri bir çocuk ölür,

her akşam üzeri Granada'da.

Her akşamüzeri yerleşir de su

dostlarıyla konuşur baş başa.

 

Yosundan kanatları var ölülerin.

Bulutlu yel ve duru yel yan yana

süzülen iki sülündür kuleler üstünde,

gündüzse yaralı bir oğlan.

 

Havada kalmazdı tek kırlangıç gölgesi

şarap mağarasında rastlayınca ben sana,

tek bulut kırıntısı kalmazdı yerde

sen ırmakta boğulup gittiğin zaman.

 

Yuvarladı vadi köpeklerle süsenlerini

bir su devi yıkılınca dağlara.

Gövden, ellerimin mor gölgesinde,

bir soğuk meleğiyle, kıyıda cansız yatan.

 

 

Federico Garcia LORCA

Share this post


Link to post
Share on other sites

HOŞÇA KALIN

Ölürsem

Açık bırakın balkonu.

 

Çocuk portakal yer.

(Balkonumdan görürüm onu.)

 

Orakçı ekin biçer.

(Balkonumdan duyarım onu.)

 

Ölürsem

Açık bırakın balkonu!

 

 

Federico Garcia LORCA

Share this post


Link to post
Share on other sites

Federico Garcia Lorca'ya Yanık Şiir

 

Issız bir evde,

Korkudan ağlayabilseydim;

Gözlerimi çıkarabilsem de,

Yiyebilseydim;

Senin sesin için yapardım

Bunları,

Yaşlı portakal ağacı sesin;

Senin şiirin için yapardım

Bunları,

Çığlık çığlığa fışkıran şiirin.

Baksana,

Maviye boyuyorlar hastaneleri,

Senin için;

Kıyıdaki kenar mahalleleri

Ve okullar,

Senin için büyüyorlar;

Tüy salıyorlar,

Yaralı melekler;

Pullar örtünüyor,

Düğün balıkları;

Deniz kestaneleri,

Göğe uçuyorlar;

Siyah tülleriyle terzi dükkanları:

Kanla doluyorlar, kaşıklarla,

Senin için;

Ve,

Yutuyorlar,

Yırtılmış kurdeleleri;

Öz canlarına kıyıyorlar,

Öpüşe öpüşe;

Ve ak sadeler giyiniyorlar.

Bir şeftali ağacı

Giyinip de,

Kuş gibi seğirtirken sen;

Kasırga gibi fırıl fırıl,

Bir pirinç gülüşüyle gülerken;

Türküler çağırdığında;

Allak bullak ederken,

Atardamarlarını,

Dişlerini, gırtlağını,

Parmaklarını;

Vay ne şirindin,

Kahrolurdum ben

Kahrolurdum ben

Kızıl göller için:

Güz ortasında bir şahbaz at

Ve kana belenmiş bir tanrıyla,

Beraber yaşadığın.

Kahrolurdum ben,

Mezarlıklar için:

Gece, sesi kısılmış

Çanlar arasından,

Suyla, mezarlarla küllenmiş

Nehirler gibi geçen;

Nehirler:

Hasta asker koğuşları sanki,

Tıklım tıklım dolu;

Ve matem yağlı ölüme,

Çürük taçlı mermer şifreli ölüme,

Nehir nehir gelen ölüme doğru;

Birdenbire taşıveren nehirler.

Gece, ayakta, ağlaya ağlaya,

Boğulmuş çarmıhların geçişini

Seyrederken sen;

Kahrolurdum seni görmek için:

Bak,

Ölüm nehrinin önünde ağlıyorsun

Perperişan;

Garip kalmış köşelerde başın,

Durmaz ha, durmaz gözlerin

Ağlar yaşın yaşın.

Gece ve çıldırasıya yalnız,

Külleri ısıra ısıra;

Dumanı, gölgeyi, unutmayı:

Siyah bir huniyle yığabilseydim,

Trenlerin, gemilerin üstüne;

Filizlendiğin ağaç için,

Yapardım bunları,

Topladığın,

Yaldızlı su yuvaları için;

Sarmaşık için,

Yapardım bunları;

Gecenin sırrını sana ileterek,

Kemiklerini saran

Sarmaşık için.

Islak soğan kokusu gelen

Şehirlerden,

Seni bekliyorlar;

Boğuk bir sesle,

Şarkı söyleyerek

Geçesin diye.

Yeşil kırlangıçlar,

Saçlarının arasına yapıyorlar,

Yuvalarını;

Dilsiz sperma sandalları,

Peşin sıra geliyorlar;

Sümüklü böcekler, haftalar,

Yelkenleri düşürülmüş serenler,

Kirazlar da,

Dönüveriyorlar ossaat:

Gözükünce solgun başın,

On beş gözlü başın,

Al kan içindeki ağzın.

Şehrin otellerini,

İsle doldurabilseydim;

Hıçkıra hıçkıra,

Yok edebilseydim

Çalar saatları;

Ezik dudaklarıyla yaz ayı,

Evine nasıl gelecek,

Göreyim diye

Yapardım bunları;

Yığın yığın insanların,

Melil mahzun tantanalarıyla

Ülkelerin,

İşlemez sabanların,

Gelincik çiçeklerinin;

Mezar kazıcıların, süvarilerin,

Kanlı haritaların, gezegenlerin,

Evine nasıl geldiklerini

Göreyim diye;

Yapardım bunları.

Küllerle örtülü dalgıçların,

Uzun bıçaklarla delik deşik olmuş

Meryem Ana tasvirlerini

Sürüte sürüte gelen maskelerin;

Damarların, köklerin, hastanelerin,

Karıncaların, su gözelerinin,

Evine nasıl geldiklerini

Göreyim diye;

Yapardım bunları.

İçine kapanmış atlının

Örümcekler arasında öldüğü

Bir yatakla,

Gecenin;

Kinden, dikenlerden bir gülün,

Sarıya çalan bir geminin,

Rüzgarlı bir günle, bir bebeğin;

Evine nasıl geldiklerini

Göreyim diye:

Yapardım bunları.

Ben, Oliverio, Norah,

Vicente Aleixandre, Delia,

Maruca, Malva, Marina,

Maria Luisa, Larco, La Rubia,

Rafael Ugarte, Cotapos,

Rafael Alberti, Carlos,

Manolo Altolaguirre, Bebé,

Molinari, Rosales, Concha Méndez,

Ve daha da unuttuklarım;

Evine nasıl gelecektik,

Göreyim diye

Yapardım bunları.

Gel de taçlar takayım,

Gel, sağlık esenlik delikanlısı,

Gel, kelebek kıravatlı civan;

Sen ey,

Sonsuz hür siyah bir şimşek gibi:

Pırıl pırıl insan;

Madem, geç vakitlere dek,

Kalınamıyor daha kayalıklarda;

Bari aramızda konuşalım,

Gel,

Şöylece bir, olduğumuz gibi;

Çiğ için olmadıktan sonra,

Şiirlerde n'olacak yani?

Bir ağu hançerin,

İçimize işlediği bu gece için

Olmadıktan sonra;

Şiirlerde n'olacak yani?

Bu tan kızıllığı için,

Olmadıktan sonra;

İnsanın vurulmuş yüreğinin,

Ölüme hazırlandığı,

Şu viran köşe için olmadıktan sonra

Şiirlerde n'olacak yani?

En çok gece, geceleyin:

Kıyamet gibi yıldızlardır,

Dolmuşlar hepten ırmağa;

Bir kurdele gibiler,

Fakir fukara dolu evlerin

Pencerelerindeki..

 

Bir ölen var,

Onların evlerinde;

Bürolarda, hastanelerde belki,

Belki asansör ve madenlerde,

İşlerinden oldular.

Onulur şey değil yaraları,

Yaratıklar,

Acı çekiyorlar.

Her yanda dert yanış,

Her yanda,

Vay şuymuş vay bu;

Pencereler,

Göz yaşıyla dolu,

Aşınmış eşikler,

Göz yaşından;

Yüklükler ıslak,

Bir dalga gibi

Halıları dişlemeye gelen

Göz yaşından,

Oysa ki yıldızlardır akar

Uçsuz bucaksız bir nehirde.

Federico,

Dünyayı görüyorsun.

Yolları görüyorsun,

Sirkeyi görüyorsun;

Birkaç ayrılıştan,

Taşlardan, raylardan gayrı,

Kimseciklerin kalmadığı,

Köşeden:

Duman ha deyince,

Zalim tekerleklerine;

Hoşça kalları görüyorsun,

İstasyonlardaki..

 

Her yanda, sorunlar koyuyorlar,

Çeşit çeşit insan var:

Kanlı bıçaklı kör var,

Öfkelisi, ümitsizi var,

Yoksul var, tırnak ağaçları var;

Şunun bunun sırtından,

Geçinmek sevdasıyla;

Harami var.

 

Hayat böyle, Federico,

Ey babayiğit,

Ey kara sevdalı adam.

Sana,

Dostluğumun sunabileceği şey

İşte bunlar..

Sen de epeyce şey biliyorsun

Şimdiden.

Yavaş yavaş, daha da,

Öğreneceklerin var.

 

PabLo NeRuDa.........................(sanıyorum bunu okumuşsundur GODZİLA)

Share this post


Link to post
Share on other sites

BİRGÜN MUTLAKA

 

Bugün seviştim, yürüyüşe katıldım sonra

Yorgunum, bahar geldi, silah kullanmayı öğrenmeliyim bu yaz

Kitaplar birikiyor, saçlarım uzuyor, her yerde gümbür gümbür bir telâş

Gencim daha, dünyayı görmek istiyorum, öpüşmek ne güzel,

düşünmek ne güzel, bir gün mutlaka yeneceğiz!

Bir gün mutlaka yeneceğiz, ey eski zaman sarrafları! Ey kaz kafalılar! Ey sadrazam!

Sevgilim on sekizinde bir kız, yürüyoruz bulvarda,

sandviç yiyoruz, dünyadan konuşuyoruz.

Çiçekler açıyor durmadan, savaşlar oluyor, her şey nasıl bitebilir bir bombayla,

nasıl kazanabilir o kirli adamlar

Uzun uzun düşünüyor, sularla yıkıyorum yüzümü temiz bir gömlek giyiyorum

Bitecek bir gün bu zulüm, bitecek bu hân-ı yağma

Ama yorgunum, şimdi, çok sigara içiyorum, sırtımda kirli bir pardesü

Kalorifer dumanları çıkıyor göğe, cebimde Vietnamca şiir kitapları

Dünyanın öbür ucundaki dostları düşünüyorum öbür ucundaki ırmakları

Bir kız sessizce ölüyor, sessizce ölüyor orda

Köprülerden geçiyorum, karanlık yağmurlu bir gün, yürüyorum istasyona

Bu evler hüzünlendiriyor beni, bu derme çatma dünya

İnsanlar, motor sesleri, sis, akıp giden su

Ne yapsam... ne yapsam... her yerde bir hüzün tortusu

Alnımı soğuk bir demire dayıyorum, o eski günler geliyor aklıma

Ben de çocuktum, sevgilerim olacaktı elbette

Sinema dönüşlerini düşünüyorum, annemi her şey nasıl ölebilir,

nasıl unutulur insan

Ey gök! senin altında sessizce yatardım, ey pırıl pırıl tarlalar

Ne yapsam... ne yapsam... Dekart oluyorum sonradan...

Sakallarım uzuyor, ben bu kızı seviyorum, ufak bir yürüyüş

Çankaya'ya

Bir pazar, güneşli bir pazar, nasıl coşuyor yüreğim, nasıl karışıyorum insanlara

Bir çocuk bakıyor pencereden, hülyalı kocaman gözlü nefis bir çocuk

Lermontov'un çocukluk fotoğraflarına benzeyen kardeşi bakıyor sonra

Ben şiir yazıyorum daktiloda, gazeteleri merak ediyorum,

kuş sesleri geliyor kulağıma

Ben mütevazı bir şairim, sevgilim, her şey coşkulandırıyor beni

Sanki ağlayacak ne var bakarken bir halk adamına

Bakıyorum adamın kulaklarına, boynuna, gözlerine, kaşlarına,

yüzünün oynamasına

Ey halk diyorum, ey çocuk, derken bende bir ağlama

İlençleniyorum bütün bireyci şairleri, hale gidiyorum portakal almaya

İlençleniyorum o laf kalabalıklarını, kurumuş yürekleri, bireyin kurtuluşunu filan

İlençliyorum o kitap kurtlarını, bağışlıyorum sonradan

Uzun kış gecelerinden sonra, masallarda anlatılan

Durup durup bunları düşünüyorum, bir sevinci bir hüzün izliyor arkadan

Yüreğim ipesapa gelmez bir bahar göğü, Türkçe bir yürek kısaca

Beklemek usandırıyor, telaşlı telaşlı bir şeyler anlatıyorum sağda solda

Bir otobüse biniyorum, inceliyorum bir böceği tutarak kanatlarından merakla

Yürürdüm eskiden baharda, o yıkıntıların ve çayırların olduğu alanlara

Aklıma şiiri gelirdi o yaşlı Amerikalının sonbaharı anlatan şiiri

Çayırlar vardı o şiirde, baharı anımsatan ne de olsa

Böylece yeniden hazırlanıyorum bir coşkuya, yeniden sokaklara fırlamaya

Kendimi atmak bir uçurumdan balıklama

Büyük ve mavi bir şey izlenimi var bende, gördüğüm filmlerden mi ne

Bir şapka, telaşlı bir gök, sıcak yapay bir dünya

Anlat anlat bitmiyor, bitmiyor bendeki daüssıla

Bütün sevgilerimi harcayabilirim bir çırpıda, yağmurlu o yollar geliyor aklıma

Benzin kokuları, ıslak direkler, babamın esmer bir somun gibi tombul ve sıcak elleri

Uyurdum. Bir de bakmışsın yeni bir filim sinemada, şehirde yeni bir kız,

kahvede yeni bir garson

O üzgün ve sabahlıklı dururdu balkonda...

Şimdi ne var hüzünlenecek bunda, nedir bu çatlatan yüreğimi bu telaş

Sanki yarın ölecek gibiyim, birazdan polisler gelecek ya da

Gelip alacaklar kitaplarımı, daktilomu, bu şiiri, sevgilimin fotoğrafını duvarda

Soracaklar babanın adı ne, nerde doğdun, teşrif eder misiniz karakola

Dünyanın öbür ucundaki dostları düşünüyorum, öbür ucundaki ırmakları

Bir kız sessizce ölüyor, sessizce ölüyor Vietnam'da

Ağlayarak bir yürek resmi çiziyorum havaya

Uyanıyorum ağlayarak, bir gün mutlaka yeneceğiz!

Bir gün mutlaka yeneceğiz, ey işalatçılar, ihracatçılar, ey şeyhülislâm!

Bir gün mutlaka yeneceğiz! Bir gün mutlaka yeneceğiz! bunu söyleyeceğiz bin defa!

Sonra bin defa daha, sonra bin defa daha, çoğaltacağız marşlarla

Ben ve sevgilim ve arkadaşlar yürüyeceğiz bulvarda

Yürüyeceğiz yeniden yaratılmanın coşkusuyla

Yürüyeceğiz çoğala çoğala...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Acı Haber

 

 

 

Bir ağıt düştü akşamüstüne;

 

Bir tabut içinde dört bebek parça parça.

Poşetten sızarken kan

Bedenin yarısı kayıp

On yaşında gözü akmış bir kız.

Elinde oyuncak silahıyla

Kınalı saçlı bir çocuk.

 

Bir yangın düştü akşamüstüne;

 

Ay hançer şimdiden

Yıldızlar dikenli tel

Ana çığlığı

Çocuk feryadı

Baba çaresizliği gözlerde

Ciğerleri barut dolu

Bedenleri kapkara.

 

İnsanlığım düştü gözler önünde;

 

Suratımda dondu kahkaha

Şarkılar sustu

Gökkuşağı attı renkleri

Utancında kıpkırmızı

Mavi kesildi denizlerde

Dalgalar alevli

Sular bulanık.

 

Ve düştü zeytin dalıyla ak güvercin

Kopuk kafa

Kırık kanat

Tek bacak

Küçük yüreği dışarıda

 

Ölümün ne adı ne rengi kaldı.

Her yer karanlık

İnsanlık toprakaltı.

 

Tüm küfürler dilimde

Bir “ben” düştü suskuma

 

Y a ş a m a k s a …ş a n s e s e r i.

 

 

Alıntı...

Share this post


Link to post
Share on other sites

E tipi aşk..............

 

Ellerin üşümüş hercai eylül

Hadi uzat ellerini

Göğsümde yanan şiire

Uzak menzillerden geliyorum

Kayıp oğlunu arayan

Annemin öldüğü gecenin kokusunu sürdüm göğsüme

Sönmez bu şiir

Uzat ellerini korkma

 

Ekmeğimin içindeki zeytin tanelerine sardım

Gözlerimi

Öldüğümü kimseler bilmiyor

Seherin çardağına astığım

Gözyaşlarımdan başka

 

Üzerimize bir kuşkanadı örtecek rüzgâr

Belki gene düşeceğiz

Dizlerimiz kanayacak elbet

Bayramlıklarımız yine eskiyecek

Çaldığımız çağlaların ekşisi yine yakacak

Çocukluğumuza kanayan dudaklarımızı

 

Sen uzat ellerini ellerime

Korkma

 

Sorma bana bunca zamanın sorgusunu

Sorma ne olur

Sorgu odalarında

Aşkımı elektiriğe verdiler

 

 

Ölgün duvarlara

Hayat vermek adına

‘’Bağımsız Türkiye’’yazarken

Gecenin içinde yediğim gümüş sustalının

Akıttığı kan bulaştı

Bana verdiğin mendile

Kanını temizleyemedi

Marmara

 

Bakma öyle yüzüme kesik kesik

Yüzüm hücrelerde doğan bir intihar sabahı

Dil tarihin bahçesine ektiğim

Gül ağacı kadar soluk

 

Ben sana

E tipinden geliyorum

 

 

Hadi uzat ellerini

Eylül

Göğsümde yanan şiire

 

Belki bir sabah çocukluğumuzun

Bayram sabahlarına gideriz

 

 

 

Alıntı...

Share this post


Link to post
Share on other sites

göğsümün veremli gülü

 

Göğsümün gülünü gözyaşlarımla yıkayıp

Şehrimin insanlarının görmediği

Gül çarşısının hüzne değen taş sokaklarında

Kireçten çizilmiş

Sek sek oyunun sekizinci karesini

Kendine sıcak bir ev yapan

Üryan ,kırılgan ,mor çocukluğumun elinden tutarak

Sayrılı gökyüzüne açılan pencerenizin altına gelirdim

Sesini öpmek adına

 

Gözlerimde geceden daha kara en sevdiğim misketlerim vardı

Gözlerine vermek istediğim

Ellerimde serçe yüreğinin çırpıntısı olurdu

Ben ellerimi gözlerime kapatıp ağlardım

Sesini öpemezsem diye

 

Sonra

Acının heybesini doğduğu andan bu yana taşıyan sırtımı

Toprak evinizin duvarına yaslayıp

Sesini beklerdim

Bekleme saatlerimde

Sen öksürürdün

Her öksürmende

Duvarınızdan sızan kan

Denizine aşık ehil bir ırmak gibi

Acı heybemden aşıp

Ağ mintanımın yapıştığı tenimin terine değerdi

Üşürdüm

 

Aslında üşüten kan değil

Ağzının içinde ölüme uçan sessiz kuşlardı

 

Ve ben gizlice

O kuşların sesinde sesini öperdim

Nedense öptüğüm her sesinde

Dudağımda uçuklayan bir akşam lalesi olurdu

 

Şimdi düşünüyorum da

O zamanlar

Değmemişti

Yaşamın üvey elleri

 

Saçlarımıza taktığımız yıldızlara

Beyaz dualarımızın üzerini örten yağmurlara

Nefesimizin bir kenarına bulaşan gökyüzüne

 

Büyümemiş göğsünde emzirdiğin

Kuşlara

Çiçeklere

Çocuklara

Ve İstanbul’a

 

Bir cebimizden bir cebimize taşımadığımız

Kimsesizliğin kahırlı evinin odalarına

Sinen düşlerimize

 

Şu an

Sırtımı evinizin toprak duvarına değil de

Göğsümü yaslıyorum toprağına

İnan senden sonra hiçbir el değmedi

Göğsümdeki güle

 

Bak

Sana göğsümde

Yılları taşıyan bir gül getirdim

Hadi n olur kalk ve emzir

 

Bir gül hayata dönsün

Göğsünde

 

Anlaşıldı

Bu bayram arifesi de kalkmayacaksın

Bayram namazı sonrası kapımı açanda

Sen olmayacaksın

 

Haberin ola

 

Kuşlar

Çiçekler

İstanbul

Büyüdü

Ben hiç büyümedim

 

 

 

alıntı...

Share this post


Link to post
Share on other sites
Bahanemisde hazır -_-

 

Seviyor, sevmiyor,

Alıyor, almıyor,

Bahane arıyor,

Avrupa Birliği.

 

bahane üzerine şiir arıyordum bu çıktı :D

 

kendimi AB ye benzettim.

 

Share this post


Link to post
Share on other sites
Seviyor, sevmiyor,

Alıyor, almıyor,

Bahane arıyor,

Avrupa Birliği.

 

bahane üzerine şiir arıyordum bu çıktı :D

 

kendimi AB ye benzettim.

 

 

 

 

aman aslında neyseeeee...senin için ben bitane ekliyim

:)

 

 

 

 

Hoşçakal Gönlümün Nazlısı ..............

 

 

 

Gidiyorum buralardan yalınayak ve üzgün

önümdeki uçurumlara aldırmadan

varsın hayallerim kurduğum yerde kalsın

o gerçekleşmeyen hayallerim.

ardımda yaralı bir yürek

kederli bir ömür

ve yoksul anılar bırakarak

çekip gidiyorum sevdiğim

hoşçakal gönlümün nazlısı, bağrımın sızısı,

hoşçakal

 

Gidiyorum başım önümde, gözümde nem

duramam artık ey aşk, ey sevdiğim

hüzne ve kedere boğulduğum bu şehirde duramam

hiç bir anı kabul etmiyor beni

bedenim buz gibi soğuk

yüreğim param parça keder

kış kadar soğuk ellerim

ardımda yoksul bir sevda

ve bana ait ne varsa

bırakıp gidiyorum ardıma bakmadan

hoşça kal anlımın yazısı, kaderimin küskünü

hoşçakal

 

Bütün yaprakları dökülmüş

dalları kırılmış bir ağaç gibi hıçkırarak

ve bırakarak ardımdan sırtımı yasladığım

çınar ağacını yaslı

meçhule giden acılar yüklü bir gemide

uğuldayan rüzgarlara sarıp sesimi

şarkıların sustuğu, aşkların vurulduğu

limanlara gidiyorum sevdiğim

hoşça kal kırık sazım, sevdamın yaralı türküsü

hoşçakal

 

Bir yıldız daha kaymadan gözlerimden

yüreğimden bir arzu daha sönmeden

ıssız bir köşede bırakıp kırgın gülüşlerimi

sabah çiğlerine gözyaşlarımı,

hüzünlü bir fotoğrafta düşlerimi bırakıp

çekip gidiyorum buralardan ey aşk, ey sevdiğim

 

Bir daha yağmamalı bu ihanet yağmurları

ağlamamalı bu yürek bir daha

yüreğimdeki acıyı, başka bir acıyla sarıp

alıp dağların ve yıldızların gölgesini yanıma

yüzümde kış, bakışlarımda kar

yorgun akan bir ırmak misali

kimsesiz sokaklara bırakıp yanlızlığımı

çekip gidiyorum sevdiğim

hoşça kal gecelerimin yıldızı, karlı dağların yalnız kızı

hoşça kal

 

Bütün borçlarını ödedim bu sokakların, alacağımı aldım

geri dönmez bir mevsimdeyim artık duramam ey aşk

bu şehre sığamam bu hüzünle

yoksa acılar üşütür beni

kar kavurur anılarımı

donar bakışlarım

üşürüm... üşürüm ey aşk

 

Sorma nereye, hangi dağın ardına?

ne kadar uzağa varır yolum?

kim yoldaş olur bana ?

dönüp gelir miyim yine bahar geldiğinde ?

çiçek açtığında mor dağlar

sorma!...

 

Ey gönlümün sultanı, iki gözüm hosçakal

her sabah gülüşünden öptüğüm,

saçlarını okşadığım her gece

hoşçakal

artık vakit tamam

yıldızlara gözlerimi

ayışığna sessiz gölgelerimi bırakıp

sazımdaki hüznü, içimdeki sızıyı

boynu bükük karanfilimi

ve yüreğimin yangınını bırakıp rüzgarlara

sırılsıklam yalnızlığımı alıp yanıma

çekip gidiyorum işte

hoşçakal nazlı çocukluğum, sevdalı gençliğim

bağrımın ateşi, kalbimin ahı, mühür gözlü yar

hoşçakal…

 

 

Nuri Can

Share this post


Link to post
Share on other sites

Sustum!

 

Ne kadar susulacaksa o kadar sustum!

kendimle konuşuyorum şimdi yalnız...

yalnız yüreğimle dokunuyorum sesime

kimse duymuyor...

 

Sustum!

Bin ah sürüp dudaklarıma

ne kadar susulacaksa o kadar sustum!

sustu benimle deniz,

sustu deli dalgalar, sustu martılar...

umutlarımı sarıp rüzgarlara

uzaklara savuruyorum her gece

yıldız yapıp serpiyorum gökyüzüne

kimse görmüyor...

 

Sustum!

Tam acılarımı haykıracaktım ki,

sustum

ne kadar susulacaksa o kadar sustum!

bir çığlık kanıyor demedim, en derininde yüreğimin...

içimdeki volkanları boğarak sustum!

açmadım kimselere yüreğimi

hançeri sadece kendime sapladım

sapladım ve sustum!

hüznü yüzümde,

acıları gözlerimde topladım sustum!..

 

Sustum!

sustu dudağımdaki şarkı,

gözlerimdeki şiir

yaraları yalayan rüzgar

sokaklarında kahrolduğum şehir

gözlerim konuşuyor yalnız!

 

Saçı ağarmış hayaller

nemli kirpiklerle

bulutlandığında gözlerim

gökte şimşek olup çakıyorum

kimse görmüyor...

 

Sustum!

tuz basıp yaralarıma!

ne kadar susulacaksa o kadar sustum!

içinde volkanlar taşıyan bir derviş gibi

yaslanıp yalnızlığın duvarına

gül döküp kalabalıklara her gece

kimsesiz geziyorum gönül ülkemi

kimse bilmiyor...

 

Sustum!

tam sevdiğimi haykıracaktım ki, sustum

sustu benimle gök, sustu dağ, sustu toprak

acılar konuşuyor şimdi yalnız

yaralı gönlümün sızıları konuşuyor

tutup öldürüyorum içimdeki sevdaları bir bir

atıyorum uçurumlardan

kimse görmüyor

 

Ne zaman

dudaklarından öpmeye kalksam hayatı

saçlarını koklasam rüzgarların

içimde incecik bir sevgi ürperiyor

sarı hüzünler dökülüyor gönül bahçeme

gelmiyor beklediğim bahar

yaralar merhem tutmuyor

gözyaşı olup dökülüyorum kaldırımlara

kimse silmiyor

yağmur dinmiyor

sevdiğim bilmiyor

 

Sustum!

sustu benimle sarı sabır,

sustu hasret, sustu zaman

yalnız gözlerimle dokunuyorum hayata

kimse duymuyor

 

Sustum!

İçimde dalgalar kabardıkça volkanlar gibi

sustum

sustu dudağımdaki şiir

gözlerimdeki nehir

gönlümdeki yara

bulutlar haykırdı isyanımı

şimşekler haykırdı

sadece ben duydum

sadece ben

 

Ey beşiğini sallayıp boğduğum hayat

ey kucağımda büyütüp öldürdüğüm sevgi

yaralar merhem tutmuyor

geceler avutmuyor

ben sustum

acılarım konuşuyor yalnız

yaralı gönlümün sızıları konuşuyor

 

Ben sustum!

susmuyor yüreğimi kavuran kasırga

pencereme vuran yağmur damlaları

susmuyor dışarda inleyen rüzgar

yıldızlar küs

ay üzgün

yağmur dinmiyor

içimde binlerce şiir kanıyor her gece

kimse bilmiyor

kimse duymuyor

 

sustum!

sustu benimle sarı sabır, sustu hasret,

sustu hayat, sustu zaman

acılar konuşuyor yalnız

acılarım konuşuyor

kimse duymuyor...

duymuyor...

duymu...

duy...

 

 

Nuri Can................

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.