Jump to content
Sign in to follow this  
Yayamaz Kayımca

Haz alarak okudugum karma şiirler...........

Recommended Posts

Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Birşey Var

 

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:

Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi

Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten

Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

 

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne

Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa

Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır

Kopmaz kökler salmaktır oraya

 

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını

Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin

Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara

Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

 

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine

Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

 

İnsan balıklama dalmalı içine hayatın

Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

 

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar

Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın

Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu

Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

 

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle

Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı

Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına

Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

 

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:

Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe,bütün evrene karışırcasına

Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır

Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana

 

Ataol Behramoğlu

Share this post


Link to post
Share on other sites

Seviyorum Seni

Seviyorum seni ekmeği tuza banıp yer gibi

Geceleyin ateşler içinde uyanarak

Ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi,

Ağır posta paketini, neyin nesi belirsiz,

Telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi.

Seviyorum seni denizi ilk defa uçakla geçer gibi.

İstanbul'da yumuşacık kararırken ortalık

İçimde kımıldanan birşeyler gibi

Seviyorum seni 'yaşıyoruz çok şükür' der gibi.

 

Nazım Hikmet Ran

Share this post


Link to post
Share on other sites

Dostları Olmalı İnsanın

Dostları olmalı insanın,

Aynen gemilerin limanlari gibi

Zaman zaman uğradığın

Yükünü boşalttığın

Dalgalar dininceye kadar beklediğin koynunda

 

Sonra açık denizlere uğurlamalı seni,

Geri döneceğin günü bekleme umuduyla

Bazen rüzgara o açmalı yelkenini

Yanağına konan bir öpücüğün coşkusuyla

Halatlarını çözmeli

Seni çok ama çok özlemeli

 

Dostları olmalı insanın,

Ermiş, bilge, hayatı ezbere okuyabilen

Düşünmediklerini düşündüren

Seni bir cambaz ipinde güvenle tutabilen

Gerektiginde senin için ateşi yutabilen

Yolunu ısıtan ustan olmalı,

Şekillendirmeyi öğretmeli hayatın çömleğini

Sana verebilmeli soğuk bir kış gününde

Üzerindeki tek gömleğini.

 

 

Oğuzkan Bölükbaşı

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ben Seni Sevdim mi

 

Ben seni sevdim mi? Sevdim, kime ne

Tuttum, ta içime oturttum seni

Aldım, okşadım saçlarını, öptüm

İçtim yudum yudum güzelliğini

 

Ben seni sevdim mi? Sevdim elbette

Bendeydi özlemlerin en korkuncu

Çıldırırdım sen ne kadar uzaksan,

Aşk değil, hiç doymayan bir şeydi bu

 

Ben seni sevdim mi? Sevdim doğrusu

Sevdikçe tamamlandım, bütünlendim

Biri vardı ağlayan gecelerce

Biri vardı sana tutkun; o bendim

 

Ben seni sevdim mi? Sevdim en büyük

En solmayan güller açtı içimde

Ömrümü değerli kılan bir şeydin

Sen benim boz bulanık gençliğimde

 

Ben seni sevdim mi? Sevdim, öyle ya

Bir çizgiye vardım seninle beraber

Ve bir gün orada yitirdim seni

Ben seni sevdim mi? Sevdim....

 

Ümit Yaşar Oğuzcan

Share this post


Link to post
Share on other sites

Her Şey Sende Gizli

 

Yerin seni çektiği kadar ağırsın,

Kanatların çırpındığı kadar hafif..

Kalbinin attığı kadar canlısın,

Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...

Sevdiklerin kadar iyisin, Nefret ettiklerin kadar kötü..

Ne renk olursa olsun kaşın gözün,

Karşındakinin gördüğüdür rengin..

Yaşadıklarını kar sayma:

Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; ne kadar yaşarsan yaşa,

Sevdiğin kadardır ömrün..

Gülebildiğin kadar mutlusun.

Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin

Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.

Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer

Ve karşındakine değer verdiğin kadar inansın.

Bir gün yalan söyleyeceksen eğer;

Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.

Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret,

Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın.

Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın,

Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.

Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın

Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.

Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!

İşte budur yaşamak,

Bunu hatırladığın kadar yaşarsın

Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün

Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun

Çiçek sulandığı kadar güzeldir,

Kuşlar ötebildiği kadar sevimli,

Bebek ağladığı kadar bebektir.

Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,

Sevdiğin kadar sevilirsin...

 

Can Yücel

Share this post


Link to post
Share on other sites

İçimde Ölen Biri

 

Bana birşeyler anlat

Canım çok sıkılıyor

Bana birşeyler anlat

İçim içimden geçiyor

Yanımdasın, susuyorsun

Susuyor, konuşmuyorsun

Bakıyor, görmüyorsun

Dokunsan donacağım

İçimde intihar korkusu var

Bir gülsen, ağlayacağım

Bir gülsen, kendimi bulacağım

Depremler oluyor beynimde

Dışarda siren sesi var

Her yanımda susmuş insanlar

İçimde ölen biri var

Hadi birşeyler söyle

Çocuk gözlerim dolsun

İçinden git diyorsun

Duyuyorum gülüm

Gideceğim, son olsun

İçimde soluyorsun

İki can var içimde

Korkular salıyorsun, üstüme korkular

Her an başka biçimde...

 

Ahmet Kaya

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

Giderim

 

artık seninle duramam

bu akşam çıkar giderim

hesabım kalsın mahşere

elimi yıkar giderim

 

sen zahmet etme yerinden

gürültü yapmam derinden

parmaklarımın üzerinden

su gibi akar giderim

 

artık sürersin bir sefa

ne cismim kaldı ne sefa

şikayet etmem bu defa

dişimi sıkar giderim

 

bozarmı sandın acılar

belaya atlar giderim

kurşun gibi mavzer gibi

dağ gibi patlar giderim

 

kaybetsem bile her şeyi

bu aşkı yırtar giderim

sinsice olmaz gidişim

kapıyı çarpar giderim

 

sana yazdıgım şarkıyı

sazımdan söker giderim

ben ağlayamam bilirsin

yüzümü döker giderim

 

köpeklerimden kuşumdan

yavrumdan cayar giderim

senden aldıgım ne varsa

yerine koyar giderim

 

ezdirmem sana kendimi

gövdemi yakar giderim

beddua etmem üzülme

kafama sıkar giderim

 

Ahmet Kaya

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites

ŞU ERTESİ GÜN

 

yırtıcı bir ufukla buluşacağım

senden söz etmek

yalan söylemek

yenik düşmek için

mektubunu yüksek sesle okudum

gezegenin hemen yıkılıveren

on dört başkenti karşısında

sana bulutlarda doğmuş zebralar gibi

tatlı nehirler getireceğim

zehirli ve okyanuslarda

zıplayan köpekbalıklarından

daha değerli bulacağım seni

 

 

Alain BOSQUET

Share this post


Link to post
Share on other sites

Tan olmak

 

kutsamak için tanı;

kuş olmak

hayran olmak için kuşa;

çimen olmak

yaraşmak için çimen yaşamına:

yitmekti sevmek

sevilende.

Yele oldum

(günaydın, kısrak!)

Taşyaprağı oldum,

(iyi akşamlar, gelincik!)

ve şu yassı çakıl

öteki çakılların arasında

dalgaların çarptığı.

Değişim,

artık değişmek istemiyorum:

seviyorum.

Aşk,

artık sevmek istemiyorum:

değişiyorum.

 

 

Alain BOSQUET

Share this post


Link to post
Share on other sites

67. YAŞ

 

Benim doğduğum gün

Günler uzamaya başlar

Öyle bir öleceğim ki

Geceler uzamaya başlayacak

Ve öyle bir öleceğim ki

Günlerle gecelerden başka

Hiçkimse öldüğümü anlamayacak

 

AZİZ NESİN

Share this post


Link to post
Share on other sites

ACILI GECENİN BİTİMİNDE

 

Yaşadığımı işitmek istiyorum

Bir ses uzaktan yakından ya da içimden

Düşen yaprak örneğin

Kağıt hışırtısı olsun

Ya da eski tahtaları içten kemiren bir kurdun çıtırtısı

Bir inilti derinden

Damlayan su

Bir elektrik düğmesi çıt diye

Çok uzaklardan yankılanan duyulur duyulmaz

İçimdeki mağaralarda besler büyütürüm

Her ne olursa olsun bir ses

Yeter ki bana ispat etsin yaşadığımı

 

Yaşadığımı görmek istiyorum

Bir ışık uzaktan yakından ya da içimden

Sesindeki pırıltıya

Gözündeki ışıltıya benzer

Bir kibrit çakımı

Bir yanıp sönse yeter

Sabahın yağan toz mavisi göğsünde çıplak

Ya da gün batımı pembesi dudak

Bir yıldırım hızında çizilsin

Bir şimşekçe yazılsın karanlığım

Bir fener ki uzaklığı bilinmeyen

Bir yıldız parlayıp sönen

Dişlerinin aydınlığını

İçimdeki mağaralarda besler büyütürüm

Her ne olursa olsun bir ışık

Yeter ki bana ispat etsin yaşadığımı

 

Yaşadığımı duymak istiyorum

Bir ısı uzaktan yakından ya da içimden

Tenine ilk dokunduğum zamanki

Elini ilk tuttuğum

Yüreğimi kanatlandıran o titreşim

Kanı geçiyor kanıma sandığım

Öyle bir değdin ki varla yok arası

Ve yanarken ateşten ellerim

Yatak çarşafının apaklığında duyduğum serinlik

Ve sevgiyi sende bulduğum ilk

O ılıklığa değinmek yerine

Uzak düşlerde olsa da yeter

İçindeki mağaralarda besler büyütürüm

Her ne olursa olsun bir değini

Yeter ki bana ispat etsin yaşadığımı

 

Yaşadığımı koklamak istiyorum

Bir koku uzaktan yakından ya da kendimden

Kulak memelerinde şebboy

Saçlarında o koku

Ki öptükçe öpüldükçe büyüyen

Her yel estikçe getirir düşlerime

Koklarım çok uzaklardaki anılardan seviyi

Bir yel esmiş mi esmemiş mi

Bir kıpı dal oynasa

Bir yaprak kıpırdasa

Duyulur duyulmaz olsa da

İçimdeki mağaralarda besler büyütürüm

Her ne olursa olsun bir koku

Yeter ki bana ispat etsin yaşadığımı

 

Yaşadığımı tatmak istiyorum

Bir tat ki uzaktan yakından ya da kendimden

Ağzımda dilimde damağımda

Bir buruksu mutluluk sandığım

Salt benim diye aldandığım

Kendi yalanlarıma kandığım

Arttı yaşadıkça duyduğum acı

Yitirmemek için o acıyı çoğaltırım

İçimdeki mağaralarda besler büyütürüm

Her ne olursa olsun bir tat

Yeter ki bana ispat etsin yaşadığımı

 

 

AZİZ NESİN

Share this post


Link to post
Share on other sites

CİNAYET

 

CinayetTüfekler arasında yürürken görüldü o,

Uzun bir sokaktan

Çıktı soğuk kıra,

Gün doğarken daha

Şafakta, yıldızların altında

Öldürdüler Federico'yu.

Cellâtların mangası

Bakamıyordu yüzüne.

Kapadılar hepsi gözlerini.

Dua ettiler: Tanrı bile kurtarmayacak seni!

Düşüp öldü Federico

- Alnında kan, kurşun barsaklarında. -

Cinayet Gırnata'da işlendi.

Biliyorsunuz, - zavallı Gırnata'da. -

Onun Gırnata'sında.

 

Antonio Machado

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ozan Ve Ölüm

 

Ölümle başbaşa yürürken görüldü o,

Korkmadan tırpanından.

- Gene de kuleden kuleye güneş

Çekiçler örste, örste, demirci ocaklarının örsünde.

Konuşuyordu Federico

Okşayarak, ölümle. Ölüm dinliyordu onu.

 

"Daha dün mısralarımda can yoldaşım,

Kuru avuçların şaklıyordu senin

Daha dün mısralarımda,

Daha dün kırağını verdin şarkıma

Ve ağlatı'ma gümüş tırpan keskinliğini,

Seni şakıyacağım, sende artık kalmayan eti,

Olmayan gözlerini,

Rüzgârın dağıttığı saçlarını şakıyacağım

O öpülen kırmızı dudaklarını...

Ölüm, güzel çingenem, ölümümsün dün de bugün de,

İçime çekerken Gırnata'nın havasını, Benim Gırnata'mın."

 

Yürürken görüldüler onlar...

Bir mezar yontun bana dostlarım

Ozan için

Taştan ve düşten, -Elhamra'da,

Suyun ağladığı bir çeşme üstüne,

Sonsuza kadar desin o:

Cinayet Gırnata'da işlendi! Onun Gırnata'sında!

 

Antonio Machado

Share this post


Link to post
Share on other sites

KAÇAK

 

 

-Cezayir Kurtuluş Savaşı'nda ölenleri anarak-

 

 

Efendi misiniz, kodaman mısınız ne,

bir mektup yazıyorum size,

bilmem vaktiniz var mı

okumaya bu mektubu.

 

Az önce verdiler elime

askerlik kâğıtlarımı,

savaşa çağırıyorlar beni,

diyorlar yola çık en geç çarşamba akşamı.

 

Efendi misiniz, kodaman mısınız ne,

dövüşmeye hiç istek yok içimde,

insancıkları öldürmeye gelmedim ben,

gelmedim ben bu yeryüzüne.

 

Sizi kandırmak değil niyetim,

ama söylemeden de edemem,

savaş ahmakların işi,

hem insanlar ondan hanidir bıktı.

 

Doğduğum günden bu yana

ölen çok babalar gördüm,

gidip dönmeyen kardeşler gördüm,

çocuklar gördüm iki gözü iki çeşme.

 

Ya analar ne çekti, ya analar,

bir yanda işi tıkırında bir avuç insan

bolluk içinde rahat yaşar,

bir yanda ölüm, çamur, kan.

 

İnsanlar tıkılmış dört duvar içine,

çalınmış neleri var neleri yok,

karıları, eski güzel günleri bütün.

 

Gün doğar doğmaz yarın

kapatacağım şırak diye kapımı

ölmüş yılların suratına,

alıp başımı yollara düşeceğim.

 

 

Aşacağım karaları, denizleri,

ne Avrupa'sı kalacak, ne Amerika'sı, ne Asya'sı,

dilene dilene hayatımı

şunu diyeceğim insanlara:

 

Üstünüzden atın yoksulluğu,

durmayın bakın yaşamaya,

hepimiz kardeşiz, kardeşiz, kardeş,

ey insanlar, ey insanlar, ey.

 

İllâki kan dökmek mi gerek,

gidin dökün kendi kanınızı,

size söylüyorum bunu da,

efendi misiniz, kodaman mısınız ne.

 

Adam korsunuz arkama belki de,

unutmayın jandarmalara demeye:

üzerimde ne bıçak var, ne tabanca

korkmadan ateş etsinler bana,

korkmadan ateş etsinler bana.

 

 

BORIS VIAN

Share this post


Link to post
Share on other sites

Karlı Bir Gece Vakti Bir Dostu Uyandırmak

 

Benim adım insanların hizasına yazılmıştır.

Hergün yepyeni rüyalarla ödenebilen bir ceza bu.

Keşke yağmuru çağıracak kadar güzel olsaydım

ölüm ve acılar çatsaydı beni

düşüncem yapma çiçekler kadar gösterişli ve parlak

sözlerim ihanete varacak doğrulukta olsaydı.

Anmaya gücüm yetseydi de konuşsaydım

diri-gergin kasları konuşsaydım

“Kardeşler! ” deseydim “Kardeşlerim! ”

“Bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan

“Bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan

Bakın yaklaşıyor…”

yazık, şairler kadar cesur değilim

çoçukların üşüdükleri anlaşılıyor bütün yaşadıklarımdan

gövdem kuduz yarasalarla birazcık yatışıyor.

 

Benim gövdem yıllar boyu sevmekle tarazlandı

öyle bir çalımlarla gecenin çitlerinden atlardım

bir güneş sayardım kendimi denizin karşısında

çünkü çam kokularına sürtünüp ağırlaşan ruhların

inanmazdım dosyalara sığacağına

gittikçe ışıldardım dükkanlar kararırken

hüznün o beyaz etrafına sakallarım batardı.

 

Benim adım bilinen bütün cevapların üstüne mühürlenmiş

ellerim tütsülenmiş

evlerin yeni yıkanmış serin taşlıklarında

dirgenler, bakraçlar, tornavidalar

bende kül, bende kanat, bende gizem bırakmadılar

ve içinden bir baş ağrısı gibi çınlamaktansa

gövdem açık bir hedef kılındı belâlara.

Ve bu yüzden yakışıksız oluyor

insanları hummalı baharlar olarak tanımlamak

ve bu yüzden göğsümde dakikalar

ince parmaklar halinde geziniyor

konvoylar geçiyor meşelikler arasından

bir yaprak kapatıyorum hayatımın nemli taraflarına

ölümden anlayani ciddi bir yaprak

unutulacak diyorum, iyice unutulsun

neden büyük ırmaklardan bile heyecanlıydı

karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak.

 

1972

İsmet Özel

Share this post


Link to post
Share on other sites

Düşümde Gördüm Ki

 

 

Düşümde gördüm ki alıp götürüyorsun beni

beyaz bir patika üzeri

yemyeşil kırlar ortasında

mavi tepelere

dingin bir sabah vakti.

 

Hissettim ellerini ellerimde,

senin dost elini,

ve kız çocuğu sesin çaldı kulaklarımda

yeni bir çan gibi,

baharın şafağından

bakire bir çan gibi.

Ordaydılar, sesin ve ellerin,

düşümde, nasıl da gerçektiler!...

Sen yaşa, ey umut: Kim der ki

toprak aldı sinesine seni.

 

Antonio Machado

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bir Süre Sonra

 

 

Bir süre sonra,

bir eli tutmakla, bir ruhu zincirlemek arasındaki

ince farkı öğrenirsin,

 

Ve aşkın yaşlanmak,

birlikte olmanın da güvende olmak

anlamına gelmediğini öğrenirsin.

 

Ve öpücüklerin sözleşme

ve hediyelerin de vaat olmadığını

öğrenmeye başlarsın.

 

Ve yenilgileri

başın dik ve gözlerin açık karşılamaya başlarsın,

bir çocuğun üzüntüsü ile değil,

bir yetişkinin zarafeti ile...

 

 

 

Ve herşeyi,

bugünü düşünerek yapmayı da öğrenirsin,

çünkü yarın ile ilgili herşey belirsizdir.

 

Bir süre sonra güneş ışığının

yakıcı olduğunu öğrenirsin,

eğer fazla maruz kalırsan.

 

Bu yüzden

başka birisinin sana çiçek getirmesini beklemeden

kendi bahçeni yarat

ve kendi ruhunu kendin süsle.

 

Ve göreceksin ki dayanıklısın

ve kuvvetlisin

ve değerlisin...

 

Veronica A. SHOFFSTALL

Share this post


Link to post
Share on other sites

ECCE HOMO

Evet, bilirim nereden geldiğimi

Alev gibi doymamış, aç

Yanar, tüketirim kendimi.

Işık olur, ne tutarsam,

Küldür arkamda kalan.

Ben ateşim besbelli.

 

 

Friedrich NİETZSCHE

Share this post


Link to post
Share on other sites

İŞARET ATEŞİ

 

Burada, adanın denizlerin ortasında çıkıverdiği,

bir kurban taşı gibi birdenbire yükseldiği yerde,

burada, kara göklerin altında tutuşturuyor

Zerdüşt koca ateşini,

yollarını kaybetmiş gemicilere işaret ateşi,

bir cevap verebileceklere soru işareti...

 

Beyaz-gri karınlı bu alev

-arzulaması yalıyor soğuk uzaklıkları,

hep daha arı yüksekliklere uzatıyor boynunu-

sabırsızlıkla dikelmiş bir yılan:

bu işareti takıyorum kendi kendime.

Benim ruhumdur bu alev:

 

Kanmazca susuz hep yeni uzaklıklara,

durgun yalazını fırlatıyor, yukarlara.

Ne demeğe kaçtı Zerdüşt hayvandan da insandan da?

Ne demeğe bıraktı sağlam karaları?

altı yalnızlığı tanımıştı bile

ama yetmedi ona denizin yalnızlığı,

ada bıraktı tırmansın, tepe bıraktı yansın, alev olsun,

bir yedinci yalnızlığı, yukarıya,

attı şimdi oltasını arayışla,

Ey yollarını kaybetmiş denizciler! Ey sönmüş yıldızların artıkları!

Siz ey geleceğin denizcileri! Ey keşfedilmemiş gökler!

 

İşte atıyorum bütün yalnızlara oltamı:

bir cevap verin alevin sabırsızlığına,

yakalayın bana, yüksek dağlarda bekleyen balıkçıya

yedinci, sonuncu yalnızlığımı!

 

 

Friedrich NİETZSCHE

Çeviri:

Oruç ARIOBA

Share this post


Link to post
Share on other sites

ANAYASASI İNSANIN

Ustamız Eluard’ın izinden

 

Kan yasası bu insanın:

 

Üzümden şarap yapacaksın

 

Çakmak taşından ateş

 

Ve öpücüklerden insan!

 

Can yasası bu insanın:

 

Savaşlara yoksulluklara

 

Ve binbir belaya karşın

 

İlle de yaşayacaksın!

 

Us yasası bu insanın:

 

Suyu şavka döndürüp

 

Düşü gerçeğe çevirip

 

Düşmanı dost kılacaksın!

 

Anayasası bu insanın

 

Emekleyen çocuktan

 

Uzayda koşana dek

 

Yürürlükte her zaman

 

 

 

CAN YÜCEL

Share this post


Link to post
Share on other sites

Tutsak! ! !

 

Nedir bu yaşadıklarım

Çözmek istesem, çözülür mü? ki

Anlamaya çalışsam imkân var mı?

Neyim ben, kimim ya da?

Sahibi miyim kendimin?

Yoksa emanet mi aldım bedenimi?

Teslim edebilecek miyim?

Aldığım gibi

Kim söyleyecek bana.

Soru sorabilir miyim?

Kırkımda kendim olabilir miyim?

Tutsaklık mı? yaşadıklarım...

Kendi hayatım mı? Tutsak.

Neden ağlıyor gözlerim.

Durdurmalıyım...

Susmalı. Susmalı mı?

Söz geçirmeliyim durmaları için

Ama susmuyor yüreğim

Durmuyor gözyaşlarım.

Yaşamaksa eğer nedir bu?

Ağlamalar nedensizlik mi?

Nedenler anlamsızlık mı?

Nedir?

Özgürlük uzak mı?

Uzaklarda özgürlük var mı?

Gitmeli miyim?

Gitmek o kadar kolay mı? ki...

Bu olsa olsa firar...

Özgürlüğe, yaşamaya, kurtuluşa.

Kırkından sonra kendini bulmaya

Bedeninin, ruhunun, beyninin sahibi olmaya

Yüreğini anlamına göre yaşamaya

 

tespihboncuğu

 

 

 

İnsan olarak görülmenin mücadelesidir bu..

 

nü-ans

Share this post


Link to post
Share on other sites

AFİŞ

 

 

İstediğiniz ne zaferdi ne gözyaşı

Ne hüzünlü org ne papazın son duası

On bir yıl nedir ki on bir yıl

Yaptığınız kullanmaktı silahlarınızı

Ölüm gözünü kamaştırmaz partizanın

Asıldı yüzleriniz tüm duvarlara

Gece ve sabah karasıydınız, korkutucu, süzgün

Bir afiştiniz, kızıl bir kan lekesi gibi

Adlarınızı bile söylemek öylesine güçtü ki

Gelip geçende dehşet etkisi yaratın istediler

Sizi kimse Fransız olarak görmez gibiydi

Gün boyu bakmadan geçti gitti insanlar

Kimi parmaklar durmadı ama karartmada

´Fransa için öldüler´ yazdı afişe

 

 

Aragon şiirleri...

Share this post


Link to post
Share on other sites

BECERİKSİZ...

 

Bir seni seviyorum

iki seni seviyorum

Üç seni seviyorum

Seni çokca seviyorum

 

Bunu söyleyebilmek için varımı gücümü sarfediyorum

Arzu edilen bir incelikle

Dünyada bilemedim ben o en küçük şeyi

Arzu uyandırmayı

Uyandırmayı istediğim anda bile

 

Buysa eğer sözü edilen duygu masum bir teşhirciliktir alt tarafı

Fiziksel olduğu kadar ahlaksal da bir konu

allahın belası şey tüm bunlar hiç de ferahlatıcı değil

Çekim gücü olarak sıfır noktası

 

 

Alıntı...

Share this post


Link to post
Share on other sites

BÜYÜK SIR

 

 

 

Sana büyük bir sır söyleyeceğim

 

Zaman sensin

 

Zaman kadındır ister ki hep okşansın

 

Diz çökülsün hep

 

Dökülmesi gereken bir giysi gibi ayaklarına.

 

Bir taranmış

 

Bir upuzun saç gibi zaman

 

Soluğun buğulandırıp sildiğin ayna gibi.

 

Zaman sensin, uyuyan sen

 

Şafakta ben uykusuz seni beklerken

 

Sensin gırtlağıma dalan, bir bıçak gibi...

 

Ah bu söyleyemediğim işkencesi hiç geçmeyen zamanın

 

Bu mavi çanaklarda kan gibi

 

Durdurulmuş zamanın işkencesi

 

Ah bu daha beter işkence hiç mi hiç giderilmemiş istekten

 

Bu göz susuzluğundan sen yürürken odada

 

Bense bilirim büyüyü bozmamak gerektiğini

 

Daha beter seni kaçak

 

Seni yabancı bilmekten

 

Aklın ayrı bir yerde gönlün ayrı bir yüzyılda kalmaktan

 

Tanrım ne ağırdır sözcükler

 

Asıl demek istediğim bu.

 

 

 

Hazzın ötesinde sevgim

 

Hiç bir zararın erişemeyeceği yerde bugün

 

Sevgim

 

Sen ki benim saat-şakağımda vurursun

 

Boğulurum soluk alıp vermesen

 

Tenimde bir duraksar ve yerleşir adımın.

 

......

 

 

 

Sana büyük bir sır söyleyeceğim

 

Korkuyorum senden

 

Korkuyorum yanın sıra gidenden pencerelere doğru akşam üzeri

 

El kol oynatışından söylenmeyen sözlerden

 

Korkuyorum hızlı ve yavaş zamandan

 

Korkuyorum senden.

 

 

 

Sana büyük bir sır söyleyeceğim

 

Kapat kapıları

 

Ölmek daha kolaydır sevmekten

 

Bundandır işte benim yaşamaya katlanmam

 

Sevgilim.

 

 

 

Louis Aragon

Share this post


Link to post
Share on other sites

Seni, anlatabilmek seni.

İyi çocuklara, kahramanlara.

Seni anlatabilmek seni,

Namussuza, halden bilmeze,

***** yalana.

 

Ard- arda kaç zemheri,

Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.

Dışarda gürül- gürül akan bir dünya...

Bir ben uyumadım,

Kaç leylim bahar,

Hasretinden prangalar eskittim.

Saçlarına kan gülleri takayım,

Bir o yana

Bir bu yana...

 

Seni bağırabilsem seni,

Dipsiz kuyulara,

Akan yıldıza,

Bir kibrit çöpüne varana,

Okyanusun en ıssız dalgasına

Düşmüş bir kibrit çöpüne.

 

Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,

Yitirmiş öpücükleri,

Payı yok, apansız inen akşamlardan,

Bir kadeh, bir cıgara, dalıp gidene,

Seni anlatabilsem seni...

Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır

Üşüyorum, kapama gözlerini..

 

Ahmet Arif..

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.