Jump to content
Sign in to follow this  
karçiçeği_m

Sibelce

Recommended Posts

Kara gözlerindeki umut

Siyah saçları kadar karamsardı

ve kadere küsmüştü O, bir kere

Sevgiyi öldürdü diye...

Sanki ona uzanan ellerde

Keskin bir bıçak

Ha vurdu ha vuracak

Bu, benim karanlıklarım,

Bu benim sırlarım diyor hep

Bir gün gelecek

Şefkatle kollarına saracaklar...

Asılsız sevgilerdi onu yıkan aslında

Umutları umduğu gibi çıkmamış

Beklentileri hep korkuları olmuş

Sanki bütün hayatı,

Kupkuru bir odadaymış kopamadıklarıyla..

Gülüşleri bir sigara içimi zamanı kadar az

Her nefeste biraz daha kısalırken

Bütün beklentileri

Duman duman uçuyorlardı.

Kurallar koymak isterken dostluklarına,

Kuralları bozduğunun farkında değildi aslında...

Şimdi o gözlerde,

Vakitsiz yağan yağmurlar var,

Hasat mevsimi bitmiş bahçelere

Sağnak sağnak yağacaklar.,

Belki gönlünde gökkuşağı açacak

Ama, altından çocuklar geçmeyecekler.

Su yerine zehir akacak ırmaklarından,

Hiç kimse içmeyecek...

ya Ben,

Şimdilerde bir bağ bozumu hüznü var içimde,

Üzümlerim gazap üzümü

Şaraplarımsa gözyaşları...

Sen güz güneşinde, sanki kanadı kırık bir kuş,

Konmuştu bahçeme,

Ona şefkatle eğilirken

Pır diye uçtu birden

Kırık sandığım kanatlarındaki sahtelik,

ve inancımla birlikte.

Share this post


Link to post
Share on other sites

işin doğrusu

önce sarıyı gördüm, sonra hepsini birden

düşe dalmış bebekti gök oyuncağıyla

 

ilerde adamla çocuk

yürüyorlardı ikisi de tavşan uykusunda

uzaktan yakından ilgileri yoktu gökkuşağıyla

 

yemin ederim

içimde bir sıkıntı o günden beri

çocuğa yedi rengi

bir arada işaret edemediğimden

Share this post


Link to post
Share on other sites

BU ZİNDAN, BU KIRGIN, BU CAN PAZARI

 

 

 

Gördüler

 

Yedi cihan,

 

İn, cin Kaf dağının ardındakiler,

 

Kıtlık da kıran da olsa

 

Gördüler analar neler doğurur

 

Aman aman hey...

 

 

 

Dünyalar vardır elvan,

 

Bir su damlasında, bir kıl ucunda,

 

Meyvalar vardır, meyvalar,

 

Ağacı, omcası yok,

 

Sana vurgun, sana dost.

 

Beride Kabil'in murdar baltası

 

Ve kan değirmenleri,

 

Kader kahpesi.

 

Beride borazancıları o puşt ölümün,

 

Hazır ırzını vermeğe

 

Yiğitler vuruldukça.

 

Timsah kısmı çünkü yavrusunu yer

 

Akarsu duruldukça.

 

Cadı, yalan hamurunu dağ - dağ yoğurur

 

Aman aman hey

 

 

 

Bu zindan, bu kırgın, bu can pazarı,

 

Macera değil.

 

Yaşamak, sade "yaşamak"

 

Yosun, solucan harcıdır.

 

Öyle açar ki murat.

 

Susuz, güneşsiz de kalsa, koparılsa da

 

Şavkı, bulut güllerinden daha bir suna,

 

Daha bir burcu - burcudur.

 

 

 

Bu zindan, bu kırgın, bu can pazarı

 

Macera değil

 

Sardığım toprağımın altın sabrıdır.

 

O sert, erkek hüznüdür lahza başında

 

Cıgara değil.

 

Ve sevgilim uykusunda bağrır

 

Aman aman hey...

 

 

 

Meltemin bir tadı, ustura ağzı

 

Biri, kız memesi, tılsım,

 

Yağmurun bir damlası süzülmüş küfür,

 

Bir damlası, aşk.

 

Senin uykuların hayın,

 

Düşlerin kardeş.

 

Duyar mısın, anlayıp sızlar mısın ki?

 

Gece, samanyollarında rüzgar çıkıncaya dek,

 

Mısralarım kardeş - kardeş çağırır

 

Aman Aman hey...

 

 

 

Serabın bir sonu vardır,

 

Ufkun, sıradağın sonu.

 

Uçarın, kaçarın bir sonu vardır

 

Senin sonun yok.

 

Mandaların, kavakların pazarı olur,

 

Senin pazarın olamaz.

 

Sensiz nar çatlamaz, bebek gııı demez.

 

Beni böyle şair, divane etmez,

 

Kızımın çatal göğsü.

 

Senin yüzün suyu hürmetinedir

 

Buğdalara, cevizlere yürüyen

 

Kara toprağın ak südü...

 

 

 

Bir bilsen kimlere tasa, kedersin,

 

Anlar mısın, şaşırıp ağlar mısın ki?

 

Bir bilsen kardeşlerim ne can çocuklar

 

Ve bilsen nasıl vurur beni bu duvar.

 

Akşam - akşam, kara sevdam ağarır

 

Aman, aman hey...

 

 

AHMET ARİF

Share this post


Link to post
Share on other sites

Biraz Durup Uzaktan Bakmalı

 

 

'BANA asik misin?'

Sevgiliniz bu soruyu sorarsa eger, ki sormamasi dusunulemez,cevap vermek

icin sure isteyin.

Ne kadar süre?

Belirsiz.

Daha dogrusu iliskinizin omrune bagli.

iliskiniz bitecek, uzerinden epey bir zaman gececek,asik olup olmadiginizi

anlayacaksiniz.

Durum budur.

Gerisi yalandir.

cindeyken, yani iliski surerken gercegi bilemezsiniz.

Bildirmezler. Araya girerler.

Kimler, neler?

Hirs.

Ekonomik sartlar.

Cinsel cekicilik.

Aliskanlik.

Birbirine mecburiyet.

Hepimizde var olan sevgiliyi kahramanlast rma egilimi.

Falan, filan.

 

Ancak...

Her sey bitince.

Sular durulunca.

Heyecan dinince.

Zaman geçince.

Sevgiliniz ciplak kalinca...

Anlarsiniz asik olup olmadiginizi.

* *

Dusunun soyle bir...

Tarih olmus sevgililerinizi aklinizdan gecirin.

Hani o deli gibi kiskandiginiz birisi vardi...

Ne o? Yuzu gozunuzun onune gelmiyor tam olarak degil mi?

Hani bir de ayrilirsaniz oleceginizi zannettiginiz birisi vardi...

Biliyorum, simdi adini bile anmak istemiyorsunuz.

Peki onu kaybetmenin dunyanin sonu olacagini dusundugunuze ne oldu?

''Hayat ma girmeseydi de olurdu'' diyorsunuz, duyuyorum.

Dusunmeye devam edin.

Biri var ki...

Onu hatirlayinca derinlerde bir yerde bir sizi duyuyorsunuz.

Zaten o tam olarak cikip gitmedi ki hayatinizdan.

Artik hiç gorusmeseniz de var o.

Bir yerlerde sakli duruyor.

Siz onu gercekten sevmistiniz.

Ask biter ama izi kalir.

Her iliski bir suru ani birakir ama iz birakan asktir.

Ve galiba bir kere asik olur insan omrunde.

Ve maalesef onu da otekiler gibi yasar.

Keske o sirada farkinda olabilse... Hayatinin aski oldugunu bilse.

Gerci bilse ne olacak?

Hic.

Yine de bitecek.

Su anda asktan aska kosanlar bu dediklerimden bir sey anlamayacaklardir.

Anlamak icin biraz durulup uzaktan bakmak lazım.

 

Pakize Suda

Share this post


Link to post
Share on other sites

bc0c226d1c3e47e1fbaae89dc63f7188sn5.jpg

 

Pencerede buğusu kalmış soğuk bir gecedeydi son sözlerin.Rüzgârın uğultusundan mı,kendi korkaklığımdan mı bilmem...duy(a)madım seni

Eskiden şakırdı seslerin kulaklarımda.Kulaklarım sesine aşina,sen bana...Ne yazık,eskide kaldı tüm aşinalıklar

Tıpkı alışkanlıklar gibi...sen gibi

Ben bir tek harfine ne düşler adamıştım,oysa şimdi cümleler boyudur uzaklığım sana...Seni kaybetiiğimi anladığımda yıkılıyordu şehirlerim,içim ölüyordu...Acılar kıskıvrak sarmış bedenimi,şehirlerimse sessiz sedasız viraneye dönüyordu.Gözlerimi kapattığımda kayboluyordum karanlıklarımda...Bu karanlıklar senin mi yoksa?

Balçıkta debelenmek,her çabada tekrar çamura yuvarlanmak gibi bi'şeydir bu.Ya ayaklanır dolanır birbirine,ya da yüreğin düğümlenir içinde.

Boşuna bunca çaba,ille de düşeceksin işte...!

Sen giderken gözlerine yüklediğim anlamlar boyudur yalnızlığım...

Boynumun büküklüğü sana değil,yitirdiğim ve asla geri alamayacağım heveslerimedir.Payıma düşürdüğün sadece hıçkırıklar dolusu gecelerdir.

Ama yine de asıl yanmışlığım;

seni çok geç tanıyan kalbimedir...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Asklar da ayakkabilar gibidir... Bazilari çamur yagmur, toz toprak kar buz gibi her türlü "kötü hava" kosullarina dayaniklidir.Bazilari ise ummadiginiz kadar kisa zamanda çabucak "yamulur" ilk yagmurlu havada "alti açilir" veya güzel havalarda bile "iki günde bozulup" gider. Asklari da ayakkabilar kadar "itinayla" seçmezseniz, tipki ayaginizda oldugu gibi yüreginizde NASIR olusabilir.

 

Dar gelen bir ayakkabiyi sadece tarzini begendiginiz için "zamanla açilir" diyen saticiya inanarak alirsaniz, zaman içinde ayak kemiklerinizde "deformasyon" baslar. Ruhunuzu daraltan bir ask içinde yalnizca fiziksel begeniye kapilip "zamanla düzelir" diyenlere kanarsaniz, yine zamanla içinizdeki olumlu duygularin "çarpildigini" görebilirsiniz. Aşıkk olabileceginiz insan türü, tipki ayakkabilar kadar degisik stillerde, farkli kalitelerde ve sayisiz "renktedir"....

 

Aski bir çesit serüven olarak "spor" gibi yasayanlar, aynen "spor ayakkabi" gibi dikkat çekici ve rahat kisileri bulurlar. Tersine askta tutucu ve istikrarli olmayi benimseyenler "klasik ayakkabi" gibi muhafazakar çizgiler tasiyanlara tutulurlar. Dekolte ayakkabilar gibi sadece cinsellik ve eglence zevkleriyle ateslenen asklar vardir. "Bez" ayakkabilar gibi kisa ömürlü "tatil asklari" ise hemen herkesin kisisel tarihinde mevcuttur.

"Marka" ayakkabi alir gibi, sevgilinin kariyerine ve maddi durumuna "tutulan" asiklar görürsünüz. Kati plastikten "yagmur çizmesi" edinir gibi mantik süzgecinden geçirip "ise yarar" biçimde yasamak isteyenleri de bilirsiniz.Ayrica ne tuhaf ki, psikolojik testlerde "zaafi"olup evine sayisiz çesitte ayakkabilar yigan insanlarin ayni zamanda "degisik" türde asklara da zaafi oldugu söylenir.

 

Evet ask "ayakkabidir". Aynen ayakkabiniza bakim yapmayip "hor" kullandigniz zaman kolayca eskittiginiz gibi, askiniza da dikkatli davranmayip özen göstermediginiz zaman kisa sürede "eskitirsiniz".Ve nasil ki "delik" bir ayakkabiyi tamir ettirdiginizde yalnizca "bir miktar" ömrünü uzatmis olursaniz; "delik" bir aski onarmaya kalkistiginizda da "asla eskisi gibi olmayacaktir"!

 

CAN YÜCEL

Share this post


Link to post
Share on other sites

Geri Verilen

 

Peki alınız sizin

Daha istemiyorum

Bu el bu ayak

Bu duyu bu düşünce

Sizin

Daha istemiyorum

 

Dallarda göklerde sularda

Açılarım bir denklemle uykusuz

Belki anlarlar beni

Sevindirirler umdururlar ama

Sizin

Daha istemiyorum

 

Ta çocukluğumdan beri

Yanım sıra yürüyen

Sevince acıkınca

Konuşunca yazınca duyduğum şey

Sizin

Daha istemiyorum

 

Gece koyu karanlıklar büyür

Alır tasalarımı yollarda

Alır güzelliğimi dağlardan

Peki sizin bu doldurduğum boşluk

Sizin

daha istemiyorum

 

Hepsi taş toprak orman deniz

Işıksızlığını yaşadığım varlık

Yokluğunda ağrıdığım ölüler

Hepsi hepsi

Sizin

Daha istemiyorum...

______________________- Fazıl Hüsnü Dağlarca :clover:

9ff0d1485a59203ab3fa660yy1.jpg

Share this post


Link to post
Share on other sites

Seninle yaşlanmak istiyorum. Seneler geçsin, sen beni bil, ben seni bileyım istiyorum. Benim olduğu kadar dostlarının, dostlarının olduğu kadar benim ol istiyorum. Nice sıkıntı ve zorluk yaşayıp anlatalım

 

Yaşayalım kı, öğrenelim hayatı ve destek çıkmayı. Birbirimizin omuzlarında ağlamalıyız. Sen çok dertlenip, içip, arkadaşlarınla eve gelmelisin. Paylaşmalı ve beraber sıkılmalıyız. Öyle ki, yalnız sıkılmak sıkmalı bizi.

 

Yaşayalım ki, paramız olunca sevinelim. Güzel günlerimizi, evimizde, bır şişe şarap ve pijamalarımızla kutlamalıyız. Ya da bazen dostlarla ucuz biralar içerek... Böylece yaşamalıyız işte.

 

Sonra çocuğumuz olmalı, düşünsene, senin ve benim olan bir canlı. Geceleri ağladıkça sırayla susturmalıyız. Sen arada mızıkçılık yapmalısın. Ve ben söylenerek sıranı almalıyım. Yorgun olduğum için yemek yapmamalıyım, söylenerek yumurta kırmalısın. Hava soğukken birbirimize sıkıca sarılıp yatmalıyız.

 

Zaman su gibi akıp giderken, herşey yaşanmış bir hayatımız olmalı. Herşeye rağmen hiç bıkmamalıyız birbirimizden. Mutlu da olsa, kötü de olsa, yaşadığımız günler bizim günlerimiz olmalı. Saçlara düşünce aklar ya da gidince aklar, çocukları güvence altına alıp gitmeli bu şehırden.

 

Kavgasız, her sabah gürültüyle uyanılmayan, sessiz bir yere gitmeliyiz. Geceleri balkonda denizi seyredip, sandalyelerimizde sallanmalıyız. Eve gelip, benden kahve istemelisin. Çocuklar gelmeli zıyaretimize, geçmışteki hareketli günlerimizi anımsamalıyız...

 

Öyle sevmelisin ki beni, bu yazdıklarım korkutmamalı seni. Tebessümler açtırmalı yüzünde. Bir gün bu hayatı bırakıp giderken, sadece mutluluk olmalı yüzümüzde, birbirimizi sevmenin gururu olmalı \"herşeyde\".

 

Can Yücel

Share this post


Link to post
Share on other sites

Kod Adım Aşktır

 

 

Bir istisnayım artık kuralı bozuyorum

 

Mışlı geçmiş bir şark çıbanıyım

Şimdi yaşamın yüzünde sızlıyor izim

 

Gündemde ilave tedbirler var, infaz bildirileri

Ecelimi bir hamaylı gibi boynumda taşıyorum

Potansiyel suçluyum, yasa da ceza da benim

 

Lanetlidir artık gözlerine mil çekmiş

Kurşun damlaları akıtmış kulaklarına

Kösnül kasıklarında yalaz, üstü başı kan

Şimdi isterik bir orospuyu oynuyor zaman

 

Bütün kapılara ayrılığın suretini astılar

Derme-çatma aşklar onarmaktan bitkinim

Dün erkendi, yarın gecikmiş sayılırım

Bir parça uçurum alıyorum terkime

Kutsuyorum yolları bir iklim bulmak için

 

Bozdum tüm oyunları şimdi satırbaşıyım

Sıcak uzun yazlardan, kış uykulardan

Sustukça derinleşen büyüyü bozdum

Karlar içinde yorgun bir selam gibi

Vakitsiz ve davetsiz giriyorum gecene

Gözlerinin sıcağına konuk et beni

 

Sonunda öğrendim konuşmayı, yürümeyi öğrendim

Geçtiğim tüm köprüleri yaktım, dönüş yok

Yollarla artık uğraklarla anlatırım kendimi

İçime akmıyor kanım, yaramı sevdim

Tazeleyin çoban ateşlerini ey ateş ustaları

Kavallarınıza yeni delikler açın

Emzirin sığınaklarımı uyak bulsun koyaklar

 

Yeni bir sayfa açtım işte ömrümü çiziyorum

Sensiz hiçbir şeyin hükmü yok benim için

Ölüm durmadan tazelese de hünerini

Yeni bir sayfa açtım kanımla yazıyorum artık

Kod adım aşk'tır

Ömrüm bu uzun hecenin ömrüne kayıtlıdır

Çünkü miladı yoktur kod adı aşk olanın

Ateşten gömlek giymiş bir şiirdir ülkesi

Share this post


Link to post
Share on other sites

GECELERİN DEMİNDEYİM YİNE....

 

 

Gecelerin demindeyim yine..

 

Karanlıklara isyandır sanki gözlerim..

 

Zindanlarda yüreğim...çıkmaz sokak sakini

 

Ne kadar varsam..o kadar yokum hayatta..

 

Zaman bir ömür gibi duruyor içimde

 

Geçmiş...geçememiş içimden..

 

Her an bir asır..su gibi akan zamanda..

 

Dur diyenim yok..

 

Duramam da...

 

 

 

Gecelerin demindeyim yine..

 

Yıldızları almışım avucuma

 

Umudumu ekmişim maviye

 

Deniz mavisine..nehir mavisine..

 

Bir yalnızlık türküsü dilimde ..

 

Dur diyenim yok..

 

Duramam da...

 

 

 

Gecelerin demindeyim yine...

 

Kaç sabah ıslak, acı, kırık dökük anılar beynimde

 

Kaç sabah sabah olmaz ellerimde..

 

Ben giderim varlığımdan öte..

 

Dur diyenim yok..

 

Duramam da

 

alıntıııı

Share this post


Link to post
Share on other sites

GÜLLER BANA YASAKLI....

GÜLLER BANA YASAKLI DEMEK

GİDİYORSAM İSYANIMDANDIR

SANA DEĞİL KÜSKÜNLÜĞÜM

KIRGINLIĞIM SANA DEĞİL

KADERE GÖZYAŞLARIM

HÜZÜNLERİM ONA

ÇARESİZLİĞİME

ARTIK YÜREĞİME ,

UMUT TOHUMLARI EKİP

YEŞERMESİNİ BEKLEMEKTEN

YORULDUM

KAÇ BAHAR GEÇTİ

KAÇ MEVSİM HAZAN OLDU YÜREĞİMDE

FIRTINALARINI GÖRDÜM SADECE

GÜLLERİ SAHTEYMİŞ

YALANCIYMIŞ BAHARLARI

GÜLLER ELLERİN

BANA NİSAN YAĞMURLARINA KARIŞAN

GÖZYAŞLARI KALDI SADECE

YORULDUM ARTIK GECELERE SEN

YILDIZLARA SEN DİYE SARILMAKTAN

DİKENİNE KATLANAMAZSAN

GÜLÜ SEVEMEZSİN DERLER YA

O GÜLLER YÜREĞİMİ KANATTI HEP

ELİMİ HER UZATIŞIMDA

RUZGARLARI BEKLEDİM SADECE

BELKİ KOKUSUNU GETİRİR DİYE

DEMEK HEP SEYİRCİSİMİYŞİM

O GÜLLERİN

GÜLLER BANA YASAKLI DEMEK

 

 

alıntıdır...

Share this post


Link to post
Share on other sites

(Hayat'a bir şiir...)

Hayat artık bir şiirdir...

Ve şiirde bir hayat...

O zaman bize düşen

Güzel bir hayat'a hep birlikte demek kalıyor...

Sevgiyle, umutla ve özlemle... :clover::)

 

0612061616388ud9.jpg

Share this post


Link to post
Share on other sites

Aynalarım var çeşit, çeşit birbirinden farklı

Kiminin çerçevesi gümüş kimininki tahta kaplı

Bakarım her bir aynada kendime tek tek

Kiminde tebessüm eder yüzüm kiminde gözlerim yaşlı

 

Resimlerim var çizdiğim ve bir köşeye attığım

Kiminde renkler var canlı kimine mürekkep damlattığım

Bakarım bazen o resimlere ve yalnız kalmış çizgilere

Kiminde acının izleri var kimine umudumu sakladığım...

 

Enes..

Share this post


Link to post
Share on other sites

ÇAPRAZ

 

Biliyorum dedim, baktım, baktınız

Zaman hiç geçmez mi

Sordum, sorguladınız

Camlara yapışmış çiçek ölüleri

Yüzleriniz

Sokaklar boydanboya

Adresimi sildiniz

 

Beklemek böyle bir şey

Islıkla bir korkuyu geri çevirmek

Ucu keskin bıçakla

Bir bulutu kesmek

Duman gibiydi, kadın gibiydi bulut

Gölün üstüne dağıldı

Yarasında koyu bir gece

Ağdı suya

Üstüne fotoğraflar çektiniz

Unutulmus kadınlarin dalgın ve agırdır

Anıları

Sevmeyi bilseydiniz

 

Define avcısıydım

Bundan önceleri

Haritasız dedektörsüz

Pusulam yosun tutmus

Ağaç gövdesi..

 

Gizli dehlizlerden geçmek kolay

Toprak kökleri

Bir geyik çalımıyla biçmişim

Kendim soymuşum gizlerini

En büyük aşk orda gömülü

Toprağı elemişim

Bedelini ödeyemezsiniz

Üste bir ömür sürdüm

Ödüllü bir yalnızlık benimkisi

 

Var varanın

Git gidenin

Bir rüyayi getirenin

Nereye kadardır becerisi

Aralıktan rüzgar giriyor

Ya tam açın

Ya kapatın artık pencerenizi

 

Özel Arabul

Share this post


Link to post
Share on other sites

Aşk uydurduğumuz en güzel yalan...

 

 

Bir gün içimden gittin, anladım. Nereye gittiğin değildi önemli olan... Kiminle gittiğin, hangi havayı soluduğun, hangi şehrin, hangi sokağında yürüdüğün önemli değildi. Sen içimden gitmiştin... İçimde ne varsa bana ait, seninle gitmişti.

 

Renklerim, ruhumdaki yaz, güneşim gitmişti.

 

 

“Bana kalan,

Beni kalansız bölen bu şehir.

Ah! bu şehir, yalan şehir”

 

 

demek isterdim; ama yalan olan sendin. Benim yarattığım, inanmak için yıllarımı harcadığım kocaman bir yalandın sen. Gerçek olduğunu gördüm. Sen gittin...

 

Aslında içimden giden sevgili değildi. Ben sadece, yalanıma inanmıştım. O, gerçekti... Aşk bitmişti. Düşünüyorum da acaba aşk, ruhumuzun derinliklerinde yaratılan koca bir yalan mı? Şiirde, müzikte ya da sözde, nerede aşk varsa orada bir de yalan yok mu? Aşk ve yalan, güzel ile çirkin, iyi ile kötü gibi birbirini besleyen, değiştiren ve dönüştüren; biri olmadan diğeri varolamayan ya da anlamsız kalan evrimin temel dinamiklerinden ikisi olabilir mi? Ya da aşk, yalana sesdeş mi? “Seni seviyorum” derken, aslında içimizde yarattığımız en güzel yalana övgüler mi düzüyor, kendimize olan hayranlığımızı mı dile getiriyoruz?

 

“Bir gün içimden gittin, anladım.”

 

 

Aşk, uydurduğumuz en güzel yalan! Ve aşk, yalan varsa aşktı.

 

 

İnsanın doğasında var. Doğrular ne kadar da az cezbeder bizi. Yasaklı ya da yanlış ne varsa, yaptıklarımız hanesine yazmak isteriz. Durduralamaz bir dürtüdür bu. Yalanı bazen istem dışı kullanırız. Söyleyen biz değilizdir ama, söyleten ta kendimizdir.

 

İçimizdeki yasaklı kimliktir O:

 

 

Mülkiyet duygusu ve egosu olağanüstü gelişmiş; ihtiraslı, doyumsuz ve aşka her zaman hazır. Pembedir, mavidir ve daha çok kırmızı. Cıvıl cıvıldır, yerinde duramaz. Yaz gibidir: Islak ve sıcak. Zaafları vardır, yasak ve güzel olan herşeye. O cennetteki en güzel meyveyi tadan, ilk ihaneti gerçekleştirendir. Kısacası O, yaşayan tarafımızdır. En güzel anılarımız, en heyecanlı anlarımızdır...

 

Bir gün içimden gittin, anladım. Nereye ve neden gittiğin değildi önemli olan... Kiminle gittiğin, hangi havayı soluduğun, hangi şehrin, hangi sokağında yürüdüğün önemli değildi. Sen içimden gitmiştin... İçimde ne varsa bana ait, seninle gitmişti.

 

Renklerim, ruhumdaki yaz, güneşim gitmişti.

 

Alıntı ...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bir gidişi yaz" dediler, "yazarım" dedim... gitmeleri öğrenmiştim.

 

Susardı, susardım, susardık, suskularca.....

 

Bilinir bilinmez bir şarkının içinde kaybolurduk.

Biz en çok susmayı sevdik, sevmeyi sevemediğimiz kadar.

Koptuk ve dağıldık her şeye.

Giderken durduramadık birbirimizi.

Durdurmaya elin, elim, ellerimiz yetmedi.

Eğitemedim çocuk kalmış korkularını, yanılgılarını törpüleyemedim. Sana gerçekleri gösteremediğim gibi.

 

Giderken durdurmalıydın beni, yapmalıydın, yapamadın.

Durdurmaya gücün, gücüm, gücümüz yetmedi.

Belki de yoktu, biz var sandık.

İnsan isterse yolları aşıyor, sen kapının eşiğini aşıp gelemedin. Geldiğim gibi gidemedim, gittiğim gibi dönemedim yüzüne.

Sen, bildiğim sen değilsin artık.

Ben, bildiğin ben, değişemem.

Değişmelere suskun dudaklarım.

 

Şimdi acı, yolunu şaşırmış bir deniz kaplumbağası gibidir yüreğimde. Şaşkın ama inatçı.

Şimdi sen, adı geçmişte saklı ince bir sızı.

Şimdi biz, bir şarkıdan çalınmış iki nota gibiyiz.

Eksiğiz ve yokuz.

Dilsiz ama mutluyuz.

 

Bir kapının eşiğinde kaldı her şey.

Beni dışarıya göndermeyecektin, içerde tutacaktın, arkamdan gidişimi seyretmeyecektin, yollara yürümeyecektim, sesimi gidişlerde yitirmeyecektim. Sesimi geceye vermeyecektin.

Şimdi, kaldır gözlerini ve geceye bak. Sesimi gör yukarıda, ortada bırakılmış tellerimi. Densiz ama dengeli satırlarımın anlamını kavra. Geceye bak, sesimi kaydırma.

 

Kimsenin öğretmediği bir şeyi öğretmeni dilerdim, ayrılırken ama sen herkesin öğrettiğini yineledin.şimdi aşk, inançlarını yitiren bir ayyaştır köprü altlarımda..

 

Biz ki geceleri paylaştık, yastığı, şarkıları.

Biz ki sözleri paylaştık, kelimeleri.

Biz ki yüreği paylaşamadık, paylaşamadım galiba.

Nedendir bilmem, eksik kaldık korkulara.

Nutku tutulan gecelerin isimsiz sabahlarında, yanlış ve yangın kaldık.

Geride kalan kırık ezgiler ve yorgun ruhların dansı.

 

Sokağımın serseri gülüşü, gençliğimin asi sevgisi, isyanımın suskun gezgini. Gitmeye meyilli değildim, olduğum gibiydim, dinletemedim, dinletemedin, dinletemedik belki de.

 

Şimdi sen, aksak bir hüzün, nerede coşacağını bilmeyen.

Şimdi ben, değişemeyen bir şehir, nasıl sevileceğini bilen.

Şimdi biz, olmayan bir şeyiz.

 

Bir kapının eşiğinde kaldı her şey.

Konuşmak anlamsız, susmak kalabalık, ayrılık bulaşıcı.

Sevda, kör topal yürüyen bir dilenci gibidir artık.

Seni sevdim ama gönderdin. Gönderilince dönemiyorum.

Ben bir çiçeğim asi yanım, solunca aynı elde açamıyorum.

 

Susuyorum, susuyorsun, susuyorlar, suskularca....

 

 

Bir gidişi yaz, dediler, yazarım dedim.

Gitmeyi öğrenmiştim, kalmayı öğretemediğim kadar.

 

Bir gidişi yaz, dediler, yazarım, dedim.

Gitmeyi giyinmiştim, yakıştırılmıştım veda sözlerine, merhabalara alıştırılamadığım kadar.

 

Bir gidişi yaz, dediler, yazarım, dedim.

Çok gitmiştim, söz gitmiştim, uzun gitmiştim, sesimi duyuramayacak kadar.

 

Bir gidişi yaz, dediler, yazmaya giderken kendimden geçmişim.

Arkama dönüp baktım, sende beni gördüm, el salladım.

Artık çok geç, sendeki ben için çoktan bitmişim !....

 

Alıntı

Share this post


Link to post
Share on other sites

Söylesene Senin İsmin Ne Renkti ...

 

 

...tüm ışıklarını söndürdüm gözlerimde şehrin!

 

Siyahını çekmiştim üç-beş nöbetlerinin karşı kıyıya, hemen hemen her gece yaparım bunu. Günü teslim ettikçe düne, pembeleri solar çocukluğumun. Dibinde kırılganlıklarıyla birikir, yalnızlığımın cam askerleri.

 

Asılı kalır gözlerim yıldızlara... kaydıkça bilirim ki, izinde yaldızlanıp dağılır bir çaresizin daha sessiz harfleri.

 

Büyüdükçe, beyaz düşler bıraktı içimdeki çocuk. Açıldıkça saçlarının örgüsü, kör düğüm oldu heveslerim. Tüm inandıklarım soluksuz!

 

Kalpten yağmur damlaları ve isminle gökkuşağını çizmiştim beyaz kağıtlara! Toprağa düştükçe ıslak renkleri, şiirler açardı yüreğimin arka bahçesinde.... rengarenk olurdu yaşam.

 

Oysa şimdi !

 

Katili oldum papatyaların. Her yaprağında ayrılığın kan izleri kirletti mavi düş tarlamı. Sular çekildi gözlerimden. Sere serpe ölü çiçekler.

 

Teninin ateşine daldırıp kirpiklerimi, resmini çizerdim kızıl dokunuşlarının. Sen mi yanardın bende, yoksa ben mi kül olurdum teninde bilmiyorum. Renkleri yoktu bedenlerin, duvardaki sevişmelerde.

 

Öğrendim ki, renk körüymüş aşk!

 

ne hayalleri beyaz,

düşleri pembe..

ne umutları mavi,

huzuru yeşil!

arzuları da kırmızı değilmiş ki!

beyazda başlayıp siyahta bitermiş aşk...

belki de bu yüzdendir,

anılardaki fotoğrafların çabuk solması...

 

Babamın kucağında oturduğum zamanlar ne olduğunu bilmediğim her şeye – “baba mu ne? mu ne? mu? mu? ...” ve hangi rengi sorarlarsa sorsunlar, hepsine – “layvicert” derdim. layvicert saçlı kız, layvicert ayakkabı, layvicert elma şekeri... tadını aldıkça kızardı dilim, ayaklarım tozlandı, layvicert saçlarını boyadım bebeklerimin banyo dolabındaki çamaşır suyuyla ve... bakıyorum da bilmediğim ne kadar az şey kalmış yaşanmışlıklarda.

 

Renkler, bana bakın! büyüyorum siz iç içe girdikçe... alacanızda yine de tutunuyorum hayata.

 

Sezen’in sarı odalarında hüzün şarkılarını yakıyorum mum diplerinde... seni düşünüyorum, yine özledim!... yine, yine, yine!

 

Sen ki sakıncalı sevdam, sen ki yasaklım. Büyümemin en ağır cezasısın belki de,... razıyım. Sus!

Çocuk ol yanımda, çığlıklarım zaten senden de, benden de büyük. Haykırmayacağım adını. Dokuz boğum yutkunarak koklamalıyım tenindeki yasak çiçekleri ve uyumalıyım.

 

...uyumalıyım da,

Kaçıncı uykusuzluğumdayım, bilmiyorum!

 

Karanlık, eflatun şalını çıkarmaya başladı el ele dolaştığımız sahilde. Ardın sıra kırılan ışıkları topladı ellerim gümüş tepsiye. Yaldız yaldız yalnızlık, yıldız yıldızdı gece... ve bittim.

 

Siyahla beyazın farkı olmadığı saatlerde, kırmızı kostümünü çıkarıp aşkın, efkarımı tütsülemek için yaktım karanlığı. Eski bir tangonun ritmiyle, dört duvarın dipsiz köşelerinde ağını örüyorum yalnızlığın... An ile anılar arasında, her defasında, bir öncekini unutup başka sözler yazıyorum bu müziklere.... aşk şarkılarım, şiirlerim ve suskun hayalin kaldı bende.

 

Mülteci kampındaki ölümle özgürlük arası çizgide sıkışandan farkım yok aslında. Çizgiyi geçerse ölüm, geçersem sensizlik... kalırsa işkence, kalırsam da sensizlik. İkisi de ölüm be... yokluğun ölüm.

 

 

...uzak ülkelerde olmak isterdim şimdi, hiç bilmediğim insanlar arasında, avazım çıktığı kadar bağırmak seni sevdiğimi... kimsenin anlamadığı dilde. Sonra hırsız bir rüzgar yürütmeli sesimi, sabaha karşı pencerenden içeri bırakmalı... unuttuğun ninnileri mırıldanmalıyım sana güneşin sızlayan ışığında. Bugün göğsümde uyanır mısın? saçlarımdan toplar mısın yıldızları ?

 

Ne çok şey sığdırdım ismine. Ne çok sevda, özlem ve onca kavga. Her şey sensin aslında. Ah bu şehir, bu sahil... her parmağının dokunuşu dipsiz kuyular açar da atar beni maviye. Saçlarımın dalgasında havalanır beyaz kelebekler. Tut, tut ki bahar sende kalsın, ben sende.

 

Sabaha çıkıyorum düşlerin yorgun renkleriyle. Yine yarım kalmış şiirler var yarına, yine sen dolu yaprakları dökecek zaman. Birikeceksin bende.

 

Karanlık gibi sarsam seni. Serilsem, sarılsam, sevişsem dizelerle, öyle bir şiir yazsam ki, hani o herkesin yazıp da yetmediği seni seviyorum’lar var ya, o bile şaşırsın. O kadar çok kullandık ki aslında, ondan mı yetmiyor sanki?

 

Kirpik altındaki kimsesiz sahillere bırakıyorum yaşlarımı. Esen onca mavisin bende, onca umut. Ah! bir de çıkmaza gitmese yollar. Hani akan suların toplansa coğrafyamın bakir kuyularında... konuşamıyorum!

 

Yorgunum!

 

Tüm sesleri kesildi, sesini kulağımda hissettiğimde.

Bak! bir geldin arapsaçına döndü düşlerim. Ben alışkın değilim ki -seni seviyorum- diyen adamların gerçekliğine! Sen gerçeğimsin! belki de burada yanıltıyor beni aşk.

 

Hafıza kaydımda ne varsa sildim, kim varsa zaten kendini sildi gittiğinde. Şimdi kaydını tutuyorum öpüşlerinin ve fısıldadığın şiirlerin. Söndürdün şehrin tüm ışıklarını, göz kapaklarımda! ...İşte şimdi yanımdasın. Bak, çekilirken gece, portakal çiçekleri koktu güneş. Duyuyor musun?

 

 

Renklerim, düşlerim yorgun

Beyazdan çaldım gecemi

Söylesene, senin ismin ne renkti?..

tüm ışıklarını söndürdüm gözlerimde şehrin!

 

...Karanlıktayım.

alıntı...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Aşk; yalnız bir operadır kış güneşinde dinlenen.

Aşk; bazen bir zaman hatasıdır.

Aşk; bazen kavuşamamak, adını karalamaktır kağıtlara.

Uzun bir suskunluktur ya da durmadan ondan konuşmaktır.

Aşk; bir filmin, bir karesinde takılıp kalmak...

Bazen tuhaf bir cesaretle meydan okumaktır.

Aşk; bazen nedenini bilmediğiniz bir duraksamadır.

Aşk; bir harabenin ortasında birşey bulup da ne yapacağını bilemeyen

iki savaş çocuğu gibi kalmaktır.

Eylül'ün toparlanıp gitmesini izlemektir.

Bir bakış bile anlatmaya yeterken herşeyi

kalbinizi dolduran duyguların kalbinizde kalmasıdır.

Aşk; canınızla beslemektir hüznün kuşlarını.

Aşk; vazgeçmektir gözlerinden.

Geceleri ansızın nedensiz uyanmaktır uykularından, usul usul ağlamaktır.

Aşk; birgün anahtarın ters döneceğine inanıp ışığa kavuşmayı özlemektir.

Aşk; buralardan öylece çekip gitmek ve sonunda kendine bir gül vermektir.

Acını içine alıp, göz damlalarını tutup, güçlü olmaya çalışmaktır.

 

ALINTI...

Share this post


Link to post
Share on other sites

AŞK ÜSTÜNE YANLIŞ BİLİNENLER

 

 

Aşk üzerine binlerle, onbinlerce yazı yazılmıştır. Mutlaka haftada bir sohbetlerimize konu olmuştur aşk, herkesinden bu konuda söyleyecek sözü vardır... Ama ya gerçekler? Aşk hakkındaki hatalarımızı aşağıda okuyabilirsiniz.

 

Eski sevgilimi unutamadım.

Aşk üzerine yazılan her şeyi unutun, insanoğlu birçok kez aşık olabilir.

Eğer eski sevgilinize karşı duygularınız depreşirse veya yeni birine ilgi duyar gibi olursanız, kendinizi hırpalamayın. Kötü bir sevgili olduğunuzu göstermez bu, ihanet ise hiç değildir. Hala bir şeyler hissediyor olmanız, hormonal sisteminizin bir açıdan düzgün çalıştığına işaret eder. Bu duygularla başa çıkmak ise başka bir yazının konusu tabii.

 

Doğru insanı tanımak.

Hepimiz bununla ilgili bir sürü hikaye duyduk. Yolda yürürken, bir anda kalabalığın içinde bir şey parlar ve “o”nu görürsünüz. İşte ruh eşiniz olduğunu düşündüğünüz kişi! Ama bu düşünce yakın zamanda ilişkinizi kötü etkiler çünkü onunla ilgili yeni şeyleri merak etmezsiniz! Nasıl olsa ruh eşiniz o...

 

Sevgiliniz size çok benziyor.

Evlilik uzmanları, çiftlerin karakter, sosyal yapı gibi benzerliklerinin, ilişkiyi sağlıklı hale getirdiğini söylüyor. Tabii ki gerçekler başka: Etnik kökeni farklı çiftlerin arasındaki boşanma oranı çok düşük. Bir ilişkiyi yürütmek için önemli olan ise; ortak amaçlar ve birbirlerini tamamlayan karakterler.

 

Birlikte yaşamak.

Çiftlerin çoğu artık evlenmeden önce birlikte oturuyor ama boşanma oranı düşmedi. Araştırmalar, evlenmeden birlikte yaşayan çiftlerin, hemen evlenen çiftlere göre boşanmaya daha meyilli olduğunu gösteriyor.

 

 

Kıskançlık değer verdiğini gösterir.

Kadınlar, bir erkek onu istiyorsa, sahiplenici davranması normaldir diye düşünür. Ama kıskançlık ve sahiplenmek aşktan değil, korkudan ve özgüven düşüklüğünden kaynaklanır. Olgun aşk güvenli aşktır. Delirmiş bir şekilde kıskançlık yapan biri kendine güvenmiyor demektir, bunun başka açıklaması yok.

 

 

 

Doymuş kişilik.

Geçmiş neyse, gelecek de onun üstüne kurulur. Ama nedense, hep görmüş geçirmiş, artık durulmuş insanların bizi mutlu edeceğini sanırız. Nasıl olsa yaşayacağını yaşamış ve bırakmıştır, artık gözü dışarıda olmayacaktır.. Çok emin olmayın! Unutmayın, huylu huyundan vazgeçmez.

 

 

alıntıdır

Share this post


Link to post
Share on other sites

Acıya Kurşun İşlemez

 

Sabrın çalkalanıp taştığı sulardadır

Çığlıklarla parçalanmış uykularda

Buruşturulup atılmış aşklarda

Ve çalınmış mutluluklardadır

Ses ile yürek

Büyük rüzgarların o yanık şarkısı

Hala yükselir içimizden, dağılır

Coşkunun doruklarında sürer yankısı

 

İlk kurban adanırken bir nehire

Korkunun ilk nisanında başlamıştır

Gözyaşının ilk damlasından kalma

Yaslı baharlarla gelmiştir bugüne

Kanla yazılan yasalarla

Açlığın otağ kurduğu sabahlarla

Ve sonuçsuz kalan ahlarla gelmiştir

Acıya kurşun işlemez artık

Ölüm bile bu acıyı cellat bilmiştir

 

Yok bundan böyle ter yarası

Zincir tutsaklığı ve sabır

Kırbaç yalvartması sessizliğin

Can pazarı ve kahır yok

Herşey yaşanan şu gün gibi gerçek

Adımız halk olduğu günden beri

Bir direnç olmuştur bizde sevinçler

Şimdi acının her kuraklığında

Onlar

Yüreğimizin ovalarına çiselenirler

 

Boşuna değil bu ölürcesine sevmek

Ve ölürken bile yürümek

Boşuna değil

Hep yatağı olduk tarihin ırmağının

Yenilgilerle durulmanın

Zaferlerle köpürüp kabarmanın

Ama hiç bir zaman

Anası olamadık geçmişi doğurmanın

 

Yıldızlar ve sular tanıktır

Aç ve kavruk bir memeden

Direnmeyi yudum yudum emen

Bir çocuk gibi öğrendik

Ve direndik

Ordular kurduk türkü renklerinden

Bütün ağıtları bir hücumda yendik

Acıya kurşun işlemez artık

Biz yaşamayı zulümsüz sevdik

 

Adnan Yücel

Share this post


Link to post
Share on other sites

bir de bana sor

 

 

Nerden aklıma esti kimbilir

Gezdim dün gece şehri şöyle bir

Herkes evinde kendi halinde

Heryerde huzur her yerde neşe

 

Bir ben uykusuz bir ben huzursuz

Bir ben çaresiz bir ben sensiz

 

Gel sen ne çektiğimi bir de bana sor

Nerde nasıl yaşarım bir de bana sor

Evlerin ışıkları bir bir yanarken

Bendeki karanlığı gel de bana sor

 

Nerden aklıma esti kimbilir

Gezdim dün gece şehri şöyle bir

Eski sokaklar yerli yerinde

Dostlar oturmuş kır kahvesinde

Her yerde huzur her yerde neşe

Bir ben uykusuz bir ben huzursuz

Bir ben çaresiz bir ben sensiz

 

Gel sen ne çektiğimi bir de bana sor

Sensiz yaşamak neymiş bir de bana sor

Ak düşen saçlarımı bir bir sayarken

Bunca yıl nasıl geçmiş bir de bana sor.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bu da benden "HaYaT"a...

Kendim yazamadım ama benden de bi şiir gelsin di mi?

 

 

- Korkma ilerle -

 

Kaç

HaYaT yaşanır

Bir ömre, kaç yaşam sığar

 

Aldanıp yaşama

 

Kaç kere doğar yeniden

Kaç kere

Ölebilir insan

 

Çevir gözlerini içlerine

 

At bir adım daha

 

İlerle

Korkma uçurumlardan

 

Alıştırıldığımız yaşam

Kendi yaşamımız değil

 

İç savaşlarımızda yenen de

Yenilen de biziz

 

Öldürmek için peşine düştüğümüz

Kendi yaşamımız

 

Yoluna tuzaklar kurduğumuz avımız

Kendimiziz.

 

Korkma

 

Yürü yollarına

Salına salına

Sarsıla sarsıla

 

Henüz ıslak ve nemliyken

Şekillendir

 

Bittiğinde öğrenilen yaşam

Neye yarar

 

Kaç HaYaT yaşanır ki

Bir ömre

Kaç yaşam sığar..

 

Dionisos...

 

En muhteşem eser

Dolu dolu yaşamdır.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Diğerleri gibi buda O'na gitsin....

 

cok asigin var diyorlar

yalan de, yeter bana

bir sevda sozu fisilda

hazirim inanmaya...

 

gonul hirsizi diyorlar

inkar et, yeter bana

gozlerindeki cevaba

korkuyorum bakmaya...

 

geceler uzun ve yalniz

yoksun sabaha kadar

dusumde bile gunahkarsin

bunu kim hayra yorar...

 

ardimdan deli diyorlar

belki de yalan degil

yanimda bile uzaksin

nasil dayansin gonul...

 

cok ahlar aldı diyorlar

inkar et, yeter bana

gozlerindeki cevaba

korkuyorum bakmaya...

...............

Çok aşığın var diyorlar , hem de çok, bir ben eksikmişim. Sayısını bile bilemediğinden, sadece çok kelimesi yetiyormuş. Aşkının ölçüsü olmadığı gibi aşıklarının da sayısı belli değil. Yine de bilirim ki o kadar çokluğun içinde bana ayıracak bir gülümsemen bile yoktur. Payıma o bile düşmezmiş. Yalan de, aslında sevmedim onları de, ben bir tek seni sevdim de, oyalandım onlarla de, inan ki bu yeter bana, inanmayacak olsam da, inanmayacak olsan da, bu bana yeter. Sanki hiç mi yalan söylemedin yüzüme bakarak, yaşadıklarımız birbirimizi kandırmacadan başka nedir? Bir yalanın günahını çekmek sana koymaz, sırtımızda taşıdığımız o ahlaksız günahların yanında.

 

Bir sevda sözü fısılda , usulca yaklaş yüzüme, ellerinle kapatarak kulağımı, sadece senin ve benim duyabileceğim kadar, yazın denizden esen meltemin çağrısı kadar gönlümü okşayan yumuşaklıkta, kalkmaya hazırlanan bir geminin siren sesi kadar heyecan uyandıran, okumayı sökmeye çalışan öğrencinin yaptığı gibi tane tane ve anlaşılır, ılgıt ılgıt esen yellerin alıp götüremeyeceği kadar ketum bir sevda sözü fısılda kulaklarıma. Haydi durma, neden bu nazın, korkma hazırım inanmaya söyleyeceğin her şeye. Nelere inanmadım ki... Bir sahte sevgiyi bile esirgeme, mecburum inanmaya, bak bana itiraz edecek halim mi var hiç?

 

Gönül hırsızı diyorlar , suçluyorlar, iftira ediyorlar. Sen hiç bir zaman, hiç bir şey çalmadın ki. Ne gönlümü çaldın, ne de sana adanan boşa geçecek zamanımı, ne de benden bir parça. Hırsız olamazsın, sen doyumsuz değilsin, hele gönülden yana asla. Şimdi, yoksa başkalarından mı medet umuyorsun? Böylesine isterik tavırlarının ardında yatan, elde etme ve yok etme hırsı mı? Sen böyle değildin inkar et , yalan de, ben gönlünün hırsızıyım sadece de, gönlümde senin sevdandan başka sevdalara yer yok de, bu yeter bana , söyle... Yoksa ben mi yanılıyorum, gerçekten mi sevdin onları beni bile bu kadar sevmemişken, bana bile bu kadar katlanmamışken...

 

Gözlerindeki cevaba , dudaklarındaki kıpırdamaya, ellerindeki titremeye, nefes alışverişindeki hızlanmaya hazırım. Hazırım kırılıp dökülmeye, yanıp yok olmaya. Ama korkuyorum bakmaya, anlık bile olsa da. Başımı kaldırıp seninle göz göze gelmeye, tüm metanetimi kaybedip ağlamaya ve sana sarılmaya korkuyorum. Bilirim gözlerine bakınca, inanırım, sanki bir ışık çakar ve nutkum tutulur o an, ne dersen de farketmez, düşünemem, inanırım, kanarım. Yok, bu kez bakmayacağım, rahat ol sarılmayacağım da ama ne olur cevabını söyle ve git.. Senin kadar dayanıklı olamayacağım için git..

 

Geceler uzun ve yalnız , sensiz, çaresiz. Zaten kaç gece yanınmda kaldın ki. Kaç gece ruhumu okşayıp güzel sözler söyledin ki. Kaç gece kadehime ortak olup içime soğukluk estiren bir buz parçası oldun ki. Bir kaç yorgun ve uykusuz günlerinde eşlik ettin ama hemen güneşle birlikte uykuya daldın ve sabah erkenden çekip gittin. Ben ise yanında yalnızdım, yanı başımda olmana rağmen çoğu gece.. Aslında yoksun sabaha kadar, tek başıma ama yanıbaşındayım. Paylaşmadan geçen geceler...

 

Düşümde bile günahkarsın, günahına ortağım. Ben sana rüyalarımda bile alet oluyorum. Çıldırtan düşlerimden bile atamıyorum. Sen hep beni ateşe yapmaya yemin mi ettin. Kaç kere tövbemi bozdun düşlerimde, kaç kere yemin ettim bu gecemi ve düşümü paylaşmayacağım diye, kaç kere uyandım tam ortasında günahın, kaç sevap işledim ödeşmek için... Ama bunu kim hayra yorar, hangi tabirin affına sığdırabilirim. Cehennem ortakları bile olacağız böyle giderse. Sevdadan yandığım yetmiyormuş gibi, bir de orada yanacağım, sırf senin yüzünden, her zaman ki gibi..

 

Ardımdan deli diyorlar, beni bilenler, duyanlar ve görenler. Bilmem ne haldeyim ki bana yakıştırıyorlar. Bak şimdi sen, bunu da bana yakıştırmazsın. Bunu bile bana lütuf sayarsın. Övülmekten geçtim, yermeye bile katlanamazsın beni. Doğru ya senin için deli olmam bile bir hırs sebebi. Kim bilir belki de, kırmamdan korkarsın sarıp çevrelediğin zincirlerimi. Öyle ya deli kuvveti gelir de kollarıma ve dilime, sana zarar veririm. Belki de yalan değil ha, ne dersin. Belki de hakikaten deliyimdir, zır deliyimdir. Aşkından Ferhat olamadım, Mecnun olamadım ama kaderde deli olmak varmış. Delirmek de varmış...

 

Yanımda bile uzaksın, bari git de alışayım sahici kimsesizliklere, alışığım güneşsiz günlerin karanlığına, akş., ıssızlığına. Ve dinleneyim, yorgunum karşında emrine hazır beklemekten. Ama zor, bilirim bana çok zor bu. Nasıl dayansın gönül buna? Bu acınası halime. Laf kâr etmez etmez, kesmez gönlümü, sen de bilirsin bir sana dayanamaz.

 

Çok ahlar aldı diyorlar inkar et yeter bana

Gözlerindeki cevaba korkuyorum bak bana

 

Evet korkuyorum sana son bir kez bile olsa bakmaya

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.