Jump to content
Sign in to follow this  
karçiçeği_m

Sibelce

Recommended Posts

16bfly.gif

 

 

 

KELEBEKLERI ITMEYIN

 

Adam fisildadi :

" Tanrim konus benimle. "

Ve bir kus civildadi agacta.

Ama adam duymadi.

 

Sonra adam bagirdi :

" Tanrim konus benimle ! "

Ve gökyüzünde bir simsek cakti.

Ama adam dinlemedi onu.

 

Adam etrafina bakindi ve

" Tanrim seni görmeme izin ver " dedi.

Ve bir yildiz parildadi gökyüzünde.

Ama adam farkina varmadi.

 

Ve adam bagirdi,

" Tanrim bana bir mucize göster ! "

Ve bir bebek dogdu bir yerlerde.

Ama adam bunu bilemedi.

 

Sonra adam caresizlik icinde sizlandi,

" Dokun bana Tanrim ve burada oldugunu anlamami sagla ! "

Bunun üzerine Tanri asagi dogru süzüldü

Ve adama dokundu.

 

Ama adam kelebegi elinin tersiyle uzaklastirdi....

 

Ve yürüyüp gitti.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Elbette kızıyorsun bana; belki en çok da bu

zayıflığıma kızıyorsun: Tedirginliğime, seni

kaybetme endişeme, telaşıma, şaşkınlığıma,

titreyişime, ürpermem, anlamlarını anlamamış

kelimelerle yetinmeme, tartışmalarda bulunmama,

buhranların yorduğu bir gençlik yasamama,

bilincimi sana yönlendirmeme, kelimelerin

yetersiz oluşuna, vesaireye vesaireye.. İnadıma

öfkeleniyorsun. Seni bırakmama, seni özgürlüğüne

salmama hiddetleniyorsun. Bu da “aşk” işte! Bu

da entrika! Bu da soysuzlaşmanın, aşkın

getirdiği kilitlenmenin başka bir çeşidi! Peki

anahtar nerede sevgilim? ! peki anahtarın

üzerindeki yivler kimin eseri? ! Dur, dur,

bağırma,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

 

Bunlar da geçecek şüphesiz. Seni

unutmama kaç yüzyıl kaldı ki.. bir küsme, bir

burulma biçimiyle gidisinin ardından şehrin gri

cephelerine fevkalade ağır bir el bombası gibi

düşen bunaltının bıraktığı korkunç acının

unutulmasına kaç yüzyıl kaldı ki.. Yaralandım.

Bütün noktalarımdaki nöbetçiler de yaralandı.

Çığırından çıkmış bir ayaklanma gibi ağlamakta

yalnızlığım. Bir gerçek aramıyorum felakete. Bir

bahane göremiyorum yalnızlığımın beni teselli

etmek için söyledikleri kelimelerin hanesinde.

Ama yokluğunu doldurmuyor sevda siyasetinin

hançerleri. Ama bilemiyorum yağmurun ardından

artık hangimiz suçlanacak.. Eğer hissediyorsan,

 

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

 

Ben sende ardı arkası kesilmeyen bir

korku sevdim. Ben bir küçük çocuk sevdim sende.

Şiddetli ve hayret uyandıran manevralarla kendi

kanına olan saplantılı aşkını sevdim. Az

kelimeyle kurduğun cümlelerdeki gizli soru

işaretlerini, barlardan çatlak bardak gibi

atılmayı beklemeni, serserice patlamalarını,

yuttuğun toplu iğneleri ve bir film hilesi hissi

uyandıran utangaç hasret pozlarını sevdim.

Dokunamadım sana. Parmak uçlarım neşterdi çünkü.

Kırılan bir kemiğin sesiyle veda ederken;

 

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm

Share this post


Link to post
Share on other sites

Y6k_1.jpg

 

 

Elimde olsa

yaralı yüreğimi onurlu avuçlarına koymaz mıydım

gözlerimde biriken acı çığlıklarımı

gözlerinin derinliklerinde boğmaz mıydım

elvan elvan kanayan yaralarımı

sevginin merhemiyle sağaltmaz mıydım

ben biterken

ben yiterken seni içimde çoğaltmaz mıydım

nefesimi nefesine, yüreğimi yüreğine katmazmıydım

sır gibi sakladığım acılarımı sana anlatmaz mıydım

ah bu tımarhane kaçkını gözlerimi kanatmaz mıydım

 

a be çocuğum

kelebeğim

börtü böceğim

sana tapmaz mıydım

o çocuk ellerinden sıkı sıkı tutup

hayatı yeniden yaratmaz mıydım

umutsuzluğu karartmaz mıydım

mutsuzluğu ağlatmaz mıydım

içimdeki yaşlı ve yorgun ağacı söküp atmaz mıydım

kirpiklerine rengarenk kelebekler kondurup

saçlarına papatyalar asmaz mıydım

bu veremli yüreğime keskin bir hançer basmaz

mıydım

ateşböceğim uğurböceğim ipekböceğim börtü böceğim

kelebekler mevsimliktir ömürleri kısadır

çocuğum çocukluğum bir ömürlük kelebeğim benim

ah ben seni yana yakıla

ömür boyu bağrıma basmaz mıydım

basmaz mıydım

 

Bin yanlışla açılan yaralarım hangi doğruda sağalır

göçebe kuşlarımın yaralı kanatları hangi seste

nefeste onarılır

yeniyetme yediveren çocuk göğüslerine

bu yıkık ve yitik ömrüm nasıl sığınır

bir kalem aşkı geç, hayatı da geç

ah geç, geç, geç, her şeye geç kalmış bir geçmişim

hesaplı kitaplı aşkları ve hayatları silip geçmişim

teyellenen aşkları düşleri ilişkileri ezip geçmişim

paylaşılmanın hep paylaşılmamışlık olduğunu

bilip geçmişim

aşkın bir kibrit çöpü uzunluğunda alev olduğunu

görüp geçmişim

aşk yok artık, hayat yok, çünkü insan yok

insan artık insanı da körelterek kirletti

insanlar artık ördükleri duvarlara sarılıyorlar

dikenli tellere maskelere aşılmaz duvarlara sarılıyorlar

yalnızlıklarını ve mutsuzluklarını gizleyerek

umarsızca sanal sevgilere sarılıyorlar

yalanlara sevdalandıklarını kendileri de biliyorlar

ne kadar gizleseler de mutsuzluklarını kahrolarak biliyorlar

umarsızca oyunlarla oyalanarak her gün ölüyorlar

gülüşler gülüş, ağlayışlar ağlayış mıdır artık

yürekler yürek, sevdalar sevda mıdır

hangi çocuk bu maskeli baloya doğmak ister ki

aşklar, hayatlar, her şey düzmece düzülmece

çocuğum

kelebeğim

börtü böceğim

elvan elvan açan körpe çiçeğim

bağışla bağışla neremde ah neremde saklayayım seni

seni yalana bulaştırmak

yalana alıştırmak

yalana yakıştırmak bana yakışır mı çocuğum

 

gülün kokusu yok, hiçbir şeyin...

oysa ben senin kokunu sevdim

ah ben seni ne çok sevdim

unut gitsin...

unut bitsin...

Share this post


Link to post
Share on other sites

idlewipbyanir1pznt3.jpg

 

Ne olur bana kötü davran

kötü davran ki kapansın bu sabaha kadar açık kalan gözlerim

nefret edemem belki ama

biraz olsun dindirir sancılarımı ..

 

ne olur bana kötü davran

 

ağlarım sızlarım üzülürüm belki

 

ama kendime gelirim en sonunda ..

ne olur bana kötü davran

kötü davran ki bitsin kendimle kavgam ..

anlatamıyorum ..

etimden et kopuyor sanki

canımdan can gidiyor

her gün her gece her saat her dakika seni yaşarken

ben ölüyorum

bitiyorum

anlatamıyorum

ne olur bana kötü davran

 

bak saat kaç oldu yine

kaçıncı kere yatışım yatağıma ve kaçıncı seni düşünmek istemeyip kalkışım

kalkıyorum da değişiyor mu düşüncelerim

sebepsiz .. gereksiz .. saçma ..

baştan sona saçma birşey değil miydi zaten

hiç bir şey oyalayamıyor beynimi senin kadar

ne bir film .. ne de bir müzik

filmin bir sahnesinde aklıma düşüveriyorsun

şarkının bir sözünde ..

ben o zaman anlıyorum sen hiç aklımdan çıkmıyorsun

sevgi değil bu .. aşk hiç değil ..

kim tarif edebilir ne olduğunu ben bile anlayamazken

sıkıldım biliyor musun

seni senden çok yaşamaktan sıkıldım

sen düşünüyor musun kendini benim kadar

ya da

ben kendimi sende kaybetmişken

beni kim düşünecek

kim toparlayacak dağıttığım hayatımı ?

Share this post


Link to post
Share on other sites
idlewipbyanir1pznt3.jpg

 

Ne olur bana kötü davran

kötü davran ki kapansın bu sabaha kadar açık kalan gözlerim

nefret edemem belki ama

biraz olsun dindirir sancılarımı ..

 

ne olur bana kötü davran

 

ağlarım sızlarım üzülürüm belki

 

ama kendime gelirim en sonunda ..

ne olur bana kötü davran

kötü davran ki bitsin kendimle kavgam ..

anlatamıyorum ..

etimden et kopuyor sanki

canımdan can gidiyor

her gün her gece her saat her dakika seni yaşarken

ben ölüyorum

bitiyorum

anlatamıyorum

ne olur bana kötü davran

 

bak saat kaç oldu yine

kaçıncı kere yatışım yatağıma ve kaçıncı seni düşünmek istemeyip kalkışım

kalkıyorum da değişiyor mu düşüncelerim

sebepsiz .. gereksiz .. saçma ..

baştan sona saçma birşey değil miydi zaten

hiç bir şey oyalayamıyor beynimi senin kadar

ne bir film .. ne de bir müzik

filmin bir sahnesinde aklıma düşüveriyorsun

şarkının bir sözünde ..

ben o zaman anlıyorum sen hiç aklımdan çıkmıyorsun

sevgi değil bu .. aşk hiç değil ..

kim tarif edebilir ne olduğunu ben bile anlayamazken

sıkıldım biliyor musun

seni senden çok yaşamaktan sıkıldım

sen düşünüyor musun kendini benim kadar

ya da

ben kendimi sende kaybetmişken

beni kim düşünecek

kim toparlayacak dağıttığım hayatımı ?

 

evet kım toparlayacak,dağıttığın hayatımı :crying:

Share this post


Link to post
Share on other sites

Yaşayabilmen için benden gitmen lazım…

Yaşayabilmem için benle olman lazım…

 

 

:crying:

Share this post


Link to post
Share on other sites

En acıtanı ne biliyor musun dedi biri..

 

.. hani o gidişlerin var ya... sessizce... suskun ..

 

.. kırılan sen olduğun halde... kendisiymis gibi... hani o arkasına dahi bakmadan gidişleri..

hani senin "o an" "oracıkta" "ancak" arkasından baka kaldığın... anın durması için yalvardığın, tutup ucundan geri çevirmeye çalıştığı an varya, hani yapabilsen o merdiveni, hani yapabilsen o kapıyı, hani yapabilsen o sokağı tutup ucundan geri çevirmeye canını bile verebileceğin o an..

 

..o işte...en acıtanı o..

 

..hani o tıpkı elinden düşen en sevdiğin, en güzel "şeyin gibi"... hani o tıpkı tutamadığı gibi... hani o tıpkı tüm gidenlerde yaşadığı gibi... hani o bir ince sızı varya içe içe akan... hah işte...tam öyle incecik... yırtarak kayan... düşen kanatan... acıtan.. tutamadığın... parçalanan... tuzla buz olan... zamana savrulan... zamanda akıp giden... hani o zamanla catistigin ama zaman içinde yok olmayan herkesin inandığı o kocaman ... "zaman her şeyin ilacıdır" yalanı ... bunun bir yalan olduğunu tekrardan hatırladığın an... ve kendini kandırmaya başladığın an ... istemeye istemeye inanmaya başladığın an..

 

o işte...en acıtanı o..

 

..ama senin orda oldugunu hep bildiğin ..

..ama senin hep hissettiğin..

..ama bir dahası olmayan..

..ama zaten hiç senin olmayan..

..ama senin hep bildiğin..

..ama senin hep hissettiğin..

..ama bir daha sana geri gelmeyecek olan..

..ama buna rağmen

..gelmeyeceğini bile bile senin beklediğin..

..o işte...en acıtanı o..

 

.. sonra o kocaman kocaman, akıp gitmek bilmeyen zaman..

.. o durduramadığın an' ın karmaşası tezatlığı..

..kördüğüm oluşu..

.. o "acabalarla" , "keşkelerle" dolu soruların ..

.. içindeki kısır döngülerin..

.. ve o an ..

.. hiç bir şey yapamamanın çaresizliği..

.. o işte...en acıtanı o..

 

..belki de sadece çaresizliğin..

 

..çaresizliğim...lütfen beni artık acıtma...!

Share this post


Link to post
Share on other sites

Sevgili HaYaT,

Yazdıkların gerçekten çok hoş... Son yazdığını okuduktan sonra aklıma birden Aşkın Nur Yengi'nin "İmkansızım" şarkısı

geldi ve buraya eklemek istedim...Umarım bütünlüğü bozmamış olurum...

sevgiler :flowers:

 

 

--------------------------------

 

biliyordum imkansızdı

sana yetmek mümkün değil

denedim şansımı

 

sınırların yoktu senin

eline değdiğim, dokunup sevdiğim sadece resmindi sen değildin

 

sana yetmek mümkün değil

ben şansımı denedim

 

sınırların yoktu senin, kanatlarım yoktu benim

imkansızım sana emanet ümitlerim

 

sen ne olur üzülme benim için

ben dururum ayakta yine

biraz keder biraz pişmanlık

biraz da sen içimde...

Share this post


Link to post
Share on other sites

crimsonsmpic.gif

 

Sen hiç bilmedin ama,

ben hep sevdim seni...

Gülümsediginde,

nazli ceylanlar inerdi

yüregimin umut pinarlarina...

Kirkikindiler yagardi ansizin

gönlümün vahalarina...

 

Sen hiç bilmedin ama,

bir derdin oldugunu anlardim

gözlerin daldiginda...

Içim titrerdi,

düsman kesilirdim seni incitenlere,

hüzün dalgalari vururdu

gönlümün kiyilarina...

 

 

 

 

Sen hiç bilmedin ama,

seni her düsündügümde

yildizlar sevgiyle gülümserdi

ruhumun semalarinda...

Keyifle uyanirdi düslerim

rengarenk safaklara...

 

 

 

 

Sen hiç bilmedin ama,

gözlerin degdiginde gözlerime,

yeserirdi bozkirlarim...

Bahari yasardim zemherilerde,

sevda kuslari konardi

yüregimin ucuna...

 

 

 

Sen hiç bilmedin ama,

"Ne haber" dediginde,

denizine kavusan martilar gibi

çiglik çigliga, kanat çirpardi sevinçlerim...

Sihirli bir el degmiscesine

silinirdi bütün hüzünlerim,

günüm aydinlanirdi,

günesim batmazdi daglarimda...

 

 

 

Sen hiç bilmedin ama,

kabul etmek istemesem de,

kis ortasinda düsen saskin cemreler gibi,

zamansiz düsmüstüm sevdana...

Sen çoktan geçmistin o yollari

mümkün degildi geri dönüsün...

Bilirdim vuslatin imkansizligini,

yollara düsesim gelirdi,

aglardim kuytularda...

 

 

 

 

Sen hiç bilmedin ama,

yas tuttum ardindan

uzaklara gittiginde...

Tutunacak bir daldan mahrum kalan

sarmasiklara döndüm...

Köksüz kaldim,

öksüz kaldim,

sensiz kaldim,

su koskoca dünyada...

 

 

Şair: Seynur Inal

Share this post


Link to post
Share on other sites

YüreĞimiN ToZuNu AldıM DüN GeCe..!

 

 

Geç anladım zamanın da yorulacağını ve o güzelim saatlerin de bir gün

duracağını. ‘Günaydın’ dendiğinde karanlıklarla savaşılmayacağını, ‘iyi uykular’ dendiğinde güneşin aranmayacağını.

Kimbilir belki yanlış bir yerden başlamıştı hayat, ama doğmakla anlaşılmaz ki hayatın değeri. O müthiş kavuşmasını görmeseydim bedenin toprakla, belki daha da anlamayacaktım hayatın önemini.

Yüreğimin tozunu aldım dün gece. Geç anladım kıtaların da hareket edebileceğini. Sanki yürek koca bir atlas da, sınırları var.. Silinmez bölünmez sanki... ama dün gece... Anladım artık o kadar da zor değil kıtaların hareketi. İnsan zannediyor ki böyle gelmiş gidecek böyle. değil... Anlamıyor bir afilli yumruk yüzüne değmedikçe. Belki bir göktaşı, belki deprem, belki bir çift göz nebileyim. Bir milat yani...ben sana döksem kelimeleri, toplasam roman yazsam adına, mil çekiliyse gözlerine görebilir misin? Gidince geri dönersin ama, döndüğünde aynı yerde misin? Ben kelimelerimi sana açık ettim bunca zaman, hepsine değip geçen rüzgar gibiydin. Dün gece tozunu aldım eskimiş günlerin. Bunca zaman sızlamadı da yüreğin, şimdi mi farkına vardın sevdiğinin.

Kader bir başka kaderle karışınca ancak kadermiş. Yoksa sen dur orada öyle çini vazoda, dünyanın 9.harikası gibi...kaderim kaderine değmedikten sonra ne fayda?

Ama geç...geç anladım yüreğimin bir yangın söndürücüye ihtiyacı olduğunu. Ve o yangın söndürücünün kendi gözyaşlarım olduğunu. Meğer kimse söndüremezmiş içimin yangınını benden başka, meğer kimse ısıtamazmış yüreğimi, ben istemeden. Şimdi koy bir yanına geçmişi, öbür yanına gelecek günleri.. Hangisinin acısıdır kıtaları sallayan? .. Hangisidir takdire şayan?

Yüreğimin tozunu aldım dün gece. Tarihleri karaladım, pusulamı kırdım, kitapları topladım, mektupları yırttım, gemileri yaktım, çığlık çığlığa uzandı hayat kollarıma. Yolculuk bitti ve kıtalarda kader buluşmaları..Ve seller aşındırıyor artık yüreğimin duvarlarını. Ağlamak yok, hadi artık sus. Deli çizgiler atmışsın bunca zaman boynuma. Ben nice uysal çizginin içinde yeterince oyalanmışım. Döndürülmüyor zaman en başa... Yüreğimden çekilen kelimelere bir bak... neler söylüyor sana... Sen benim güvercin kırılganlığımı unuttun da, söylesene biraz geç kalmadın mı bana?

Gitme demişim yüreğime, gitmemiş.. Onca sözcük tıkılıp kalmış, esirgenmiş. Sonra dökülmüş bir denizin ortasına, değememiş kulaklarına. Hadi canım, beterin beteri var, üzülmeyelim... Bir yangın varsa eğer ve sarmışsa tüm bedenini, biri çıkar susturur ağlayan kelimelerini. Bundan böyle düzgün çiz yüreğinin mühim çizgisini. Öyle düzgün çiz ki, tütmesin o yangın yeri. Malum bir kabulleniş gerekir filmin bittiği yeri.

Bir zamanlar gözlerimi kör, kulaklarımı sağır eden, hatsız hudutsuz, sevgili. Bir zamanlar kıtaları hareket ettiren, coğrafyayı değiştiren, hain savaşçı, kaçınılmaz barışçı. Ben seni hiç bir zaman ‘kader’ deyip fırlatmadım ki. Yavaş yavaş eriyip gitti masumiyetin bakirliği.

En güzel yerinde durdurdum şimdi, seyrediyorum eski filmi. Baştan yazılabilir mi aynı senaryo, tekrar çekilebilir mi aynı film, oyuncular hala aynı oyuncu mu? ... Gitme demiştim yüreğime, gitmemiş bak... Giden başka şeylermiş.... Tozunu aldım dün gece, orada sana ait hiçbirşey kalmamış...!

Share this post


Link to post
Share on other sites

Sen olmasan da, hayalin vardı, Sen olmasan da, şarkılar vardı,

Seni hatırlatan... Sen olmasan da, her dakika aklımdaydın.

Ben seni sensiz sevdim...

 

benseni.jpg

 

 

Ben seni severken

Sen yanımda yoktun ki!

Ben seni özlerken

Sen bilmiyordun ki!

Ben seni sensiz sevdim...

Sen yokken bakışların vardı

Beynime kazınmış

Nereye baksam oradaydılar,

Ben seni sensiz sevdim..

Göremesem de, rüyamdaydın,

Sevmesen de, kalbimin derinliklerindeydin

Ve kimse seni oradan çıkaramayacak.

Sen bile!

Ben seni sensiz sevdim...

Sen olmasan da, hayalin vardı,

Sen olmasan da, şarkılar vardı;

Seni hatırlatan...

Sen olmasan da, her dakika aklımdaydın.

Ben seni sensiz sevdim...

Sen olmasan da,yıldızlar vardı,

Sen olmasan da,bulutlar vardı,

Sen olmasan da,günbatımları vardı,

Sen olmasan da,denizler vardı...

Ben seni sensiz sevdim...

Aslında sen hep vardın,

Aynı şehirde,aynı sokakta,

“Ben sevdanın oturduğu sokakta oturuyorum”ama;

Ben seni sensiz sevdim...

Ne olurdu sende beni sevseydin?

Ne olurdu bu kadar gözyaşı dökmeseydim?

Ama inanıyorum ki sen uyandıracaksın beni,

Hani kıyamet koptuğunda...

Ben seni sensiz sevdim...

Neden sevdim bilmiyorum ama çok sevdim!!!

Share this post


Link to post
Share on other sites

SEN GİDERSEN

 

Gider ardından topal suya muhtaç katarlar bile

Kalkar bütün rötar yapmış tirenler

Bir sızı bir telaş kaplar gönülleri

Mevsim baharda olsa göçer ardından bütün turnalar sen gidesen

 

Rüyalar hayaller,düşler hep seni ister

Zaman saniyeleri saymak için seni bekler

Çeker elini bulutlar topraktan

Hatıralar göze gelir ağlatır sen gidersen

 

Dağlar yankır senin ahlarınla

Rüzgar eser ağıtlarınla

Yağmur yağar göz yaşlarınla

Hepimiz ağlarız sen gidersen

 

Güneş küser doğmak istemez

Yıldızlar ağlayacak karanlıkta kalmak istemez

Rüzgar delice eser yaşamak istemez

Gözlerim her yerde seni görür sen gidersen

 

Sen gidersen umut biter

Unutur baharda açmayı hercai menekşeler

Kalpler durur yaşamaz

Bunları düşünüyorum olur ya sen gidersen

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

* Say Ki...*

 

Benim yalnızlığım sende hep kalabalık kalacak...

Ben “yok”luk kararını çok oldu verdim bir “şeyler” in…

Kızıl akşamlara kalemimi kıralı uzun oldu…

İçimde birikenin ne olduğunu görmen çok zor…

Hiç bir “şey” bekleme benden…

Gelmedim…

Gülümsemedim say…

Yazmadım…

Dökmedim ruhumdaki uzaklar hevesimi dizeler yoluyla ruhuna…

Üflemedim en bilinmedik iklimleri tenine…

Çiçekler toplamadım ayak basılmamış topraklardan avuçlarına…

Dalıp dalıp gitmedim hiç bir su birikintisine…

An’lık şiirler dokumadım sayfalara…

Hala sorsan uzun,nefessiz bir yoldadır aklım…

Ki, bir uzansam,en uzak istasyonlara dokunabilecekken…

Çekilmedim…

Çekinmedim…

Buradayım…

En olunması gereken yerde…

Yağmurun denizle dans ettiği…

Salkım saçak söğütlerin gövdelerine yaslanıp kitaplar okuduğum yerde…

Yanıldığım,yaralandığım,belki de yenilendiğim…

Bir sokak kemancısının notaları altındayım…

Bazen öyle kırılmalar iliklenir ki dudaklarıma,

Meyve suları bile içilmez olur,tortulanır…

Dibine çöker…

İçinde kalır…

“İçimde kalır…”

“Bulanır…”

“Mavi” karışmış karlı o uzak yollardan geliyorum ben…

Tepkiliyim ruhumu bunca yalnızlığa sürükleyen gördüklerime,biriktirdiklerime karşı…

Hep tuhaf,bilinmez bir yalnızlık gizliymiş bütün kalplerde meğer…

Yalnızlık var olduğundan bu yana, “bunca ve onca kalabalıkmış” yeryüzünde meğer…

“Sen anlarsın” diyorlar…

Verecek ne cevabım,ne de cevapsızlığım yok!...

Suskunum…

Anlayışsızım…

Arada en olmaz yerde kulaklarıma çalınınca o şarkı, içimde tarifi mümkün olmayan kompozisyonlar birikiyor…

Girişi var, gelişimi yarım...

Sonucu ise çoğu kez ben de bulamıyorum…

Aramıyorum da…

Islak,yağmurlu karışımlarda çöl iklimine dönüşüyor aklım… Ellerimde,gözlerimde birikmiş, bütün kalabalık ortamlardan toplanmış eşsiz bir yalnızlık senfonisi şimdilerdeki…

Yokluk gibi bişey…

Share this post


Link to post
Share on other sites

Özlemin Rengi Var mı?

 

Sana doğrultuyorum yönümü, yüreğimi… Saçlarımı okşayan rüzgarlara, dipteki acılara, çığ düşmüş yollara… Sensiz kalmayı kaldırmıyor yüreğim kar yüreklim, ölümüne özlüyorum seni. Hasretin yaktığı günlerle geçip gidiyor ömrüm.

 

Seninle bir sokak başında buluşmak, sarılmak, saçlarının kokusundan öpmek, sarılmak, doyasıya kucaklamak istiyorum…

 

Ama sevgim ihanetlere yazılıyor, yetmiyor gücüm, yeniğim, çaresizim, acizim. … Suya düşüyor anılar, ıslanıyor duygu tellerim, düzen tutmuyor saz… Yine de ümitliyim, yine de ümidimi yitirmeden yaşıyorum…

 

Ateşi sönmüş bir küldeyim, her yer karanlık; yalnız bırakılmış çöllere dönüyorum… Dön artık gittiğin diyarlardan ey sevgili… Yağmura hasret topraklar gibi çatlak çatlak dudaklarım. Çatlayan dudağım, susayan kalbim, gül kokan nefesine hasret…

 

Gel, özlemde gül damlıyor, gül’de özlem!.. Baktığım her kıyıda sevda kokuyor güller, ayrılıklar özlem kokuyor …

Gel, nisan yağmuru gibi yağ üzerime, söndür içimdeki ayrılık ateşini… Bil ki, sensiz hasretin ve acının yangınında kar yığını bir şarkıdır dudağımda zaman… Bil ki, sensiz bir yanı mecnundur kıyılarımın bir yanı leyla… Bir yanı Yusuf’tur kuyularımın bir yanı Züleyha… Gel Allah aşkına yeter artık...

 

Ey sevgili aşk ehlinin sultanı, ey aşk iksiri, güzelliklerin yüreği, sevda mevsiminin en güzel iklimi gel artık. Yıllardır ki, yüreğimi sana rehin tutuyorum, sana saklıyorum içimin gizli yollarını.

 

Geniş ve yeşil çayırlar gibi seriyorum yüreğimi önüne ey kar gülüm, salkım söğütler gibi eğiyorum başımı önünde. Yürek tellerimde hasret ateşleri yakıp, yıllardır bu yangınla bekliyorum seni… Gel… Bir gün güneşin ardından, yağmuru içinden taşıyan bulutlar gibi gel çorak topraklarıma… Gel artık ey çölleri cennete çeviren gül-i RaNa… Bil ki, sabrımın son sınırındayım…

 

Özlemin doruklarındayım, bir kanat uzaklığında gökyüzü. Oysa sen çok uzaklarda bir yerdesin biliyorum… Belki İskoçya da, belki İngiltere de, belki hiç bir yerdesin… Elimi uzatsam dokunamam… Sesini özlesem duyamam… Bil ki, her gece rüyalarımda sana geliyorum, gel demesende…

Ah! neylersin kınalım, dağçiçeğim neylersin. Olan oldu işte ve olanın önüne geçilmiyor. Aradan uzun yıllar geçti, gözlerim uzaklarda, sanki hep çıkıp gelecekmişsin gibi yollara baktım…

 

Her Ren nehrine baktığımda hep gözlerini anımsarım. Sevinçlerimizi, korkularımızı, acılarımızı anımsarım, umutlarımızı, umutsuzluklarımızı. Bir flim şeridi gibi geçer gözlerimin önünde hatıralar…

 

Hatırlar mısın bilmem? Her gün bu saatlerde gelip hastahanenin önünde çıkışını beklerdim. Kapıda çıkar çıkmaz koşarak gelir sarılırdın bana. Kokunu taa ciğerlerimin uc noktasına çeker sıkıca sarılırdım. “Yavaş” derdin. Beni içine mi alacaksın… Oysa elimde olsa seni alır yüreğimin içine koyar hiç bırakmazdım…

Ama şimdi hiç çıkmıyorsun içimden, her defasında dünya başıma yıkılmış bir şekil de geçiyorum o kapının önünde…

 

Her gece gözyaşımın şiirini yazıyorum, içimin acıdığını, içimin kanadığını çiziyorum, seni ölesiye sevdiğimi, özlediğimi söylemek bir anlam taşır mı? Özlemin rengi var mı? sarı mı, yeşil mi, mavi mi, kırmızı mı özlemin rengi?

 

Her akşam bir şiirde kanarsa insanın kalbi, bin acı gelip saplanırsa yüreğine, çığ gibi büyürse yalnızlığı, artık ne teselli edebilir ki…

Share this post


Link to post
Share on other sites

öyle çok '' SEVDİĞİM '' var ki...

 

çocukların gözlerini sevdim... içimde huzuru, mutluluğu yaşattığı için...

dinmeyecek sanılan fırtınaları sevdim... yaşamın her döneminde, savaşmam gerektiğini öğrettiği için...

başarısızlıkları sevdim... başarıya giden yolu gösterdikleri için...

geceleri sevdim... tüm günümü nasıl geçirdiğimi değerlendirme olanağı verdiği için...

insanların sorunlarını dinlemeyi sevdim... yaşamın gerçeklerini görüp, daha olgun insan olacağımı bildiğim için...

duyulan eksiklikleri sevdim... her şeye sahip olmanın, insanı ne kadar mutsuz ettiğini bildiğim için...

sabahın erken saatlerinde çalan çalar saatimin sesini sevdim... bana bugün de yaşama olanağı verildiğini gördüğüm için...

buzlu yollarda yürümeyi sevdim...yaşamda da atılan yanlış bir adımın, insana ne denli acı vereceğini anımsattığı için...

uzaklıkları sevdim... özlemlerin duyguları pekiştirdiğini bildiğim için...

yaşamın renklerini sevdim... yaşanılan tüm duyguları tablolara döktüğü için...

bir şeylere inanmanın mutluluğunu sevdim...kendimi iyi duyumsadığımda, yanımda olacak insanların varlığını bildiğim için...

her ne olursa olsun bir şeyin bittiği için üzülmek yerine yaşandığı için sevinmeyi sevdim... üzüntülere liman olursak, mutluluğun başka yerlere demir atacağını bildiğim için...sevmekten ve sevilmekten korkmayan insanları sevdim... sevme ve sevilmenin yapaylıktan değil, doğallıktan geldiğini bildikleri için...

arkadaşlarımla geçirdiğim zamanları sevdim... içten bir sohbetin, tüm ağrılara iyi geldiğini bildiğim için...

ve sevdiklerimin ellerini tutmayı sevdim...avcumun içine bıraktığım yüreğime dokundukları için...

Share this post


Link to post
Share on other sites

ÜÇ DİL

 

En azından üç dil bileceksin

En azından üç dilde

Ana avrat dümdüz gideceksin

En azından üç dil bileceksin

En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin

En azından üç dil

Birisi ana dilin

Elin ayağın kadar senin

Ana sütü gibi tatlı

Ana sütü gibi bedava

Nenniler, masallar, küfürler de caba

Ötekiler yedi kat yabancı

Her kelime arslan ağzında

Her kelimeyi bir bir dişinle tırnağınla

Kök sökercesine söküp çıkartacaksın

Her kelimede bir tuğla boyu yükselecek

Her kelimede bir kat daha artacaksın

 

En azından üç dil bileceksin

En azından üç dilde

Canımın içi demesini

Kırmızı gülün alı var demesini

Nerden ince ise ordan kopsun demesini

Atın ölümü arpadan olsun demesini

Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini

İnsanın insanı sömürmesi

Rezilliğin dik alası demesini

Ne demesi be

Gümbür gümbür gümbür demesini becereceksin

 

En azından üç dil bileceksin

En azından üç dilde

Ana avrat dümdüz gideceksin

En azından üç dil

Çünkü sen ne tarih ne coğrafya

Ne şu ne busun

Oğlum Mernus

Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun.

 

Bedri Rahmi EYUBOĞLU

Share this post


Link to post
Share on other sites

Seni Özlemek

 

 

seni özlemek

gül dalında şarkı söylemektir

bülbüle

 

seni özlemek

dur demektir

çöl ortasında yağmura

 

seni özlemek

illa ki sevmektir

sevmek bu

adı hasret çekmektir...

 

 

Oğuzkan Bölükbaşı

Share this post


Link to post
Share on other sites

Seni, anlatabilmek seni.

Iyi çocuklara, kahramanlara.

Seni anlatabilmek seni,

Namussuza, halden bilmeze,

khpe yalana.

 

Ard- arda kaç zemheri,

Kurt uyur, kus uyur, zindan uyurdu.

Disarda gürül- gürül akan bir dünya...

Bir ben uyumadim,

Kaç leylim bahar,

Hasretinden prangalar eskittim.

Saçlarina kan gülleri takayim,

Bir o yana

Bir bu yana...

 

Seni bagirabilsem seni,

Dipsiz kuyulara,

Akan yildiza,

Bir kibrit çöpüne varana,

Okyanusun en issiz dalgasina

Düsmüs bir kibrit çöpüne.

 

Yitirmis tilsimini ilk sevmelerin,

Yitirmis öpücükleri,

Payi yok, apansiz inen aksamlardan,

Bir kadeh, bir cigara, dalip gidene,

Seni anlatabilsem seni...

Yoklugun, Cehennemin öbür adidir

Üsüyorum, kapama gözlerini...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ayrılanlar İçin

 

Yollarımız burada ayrılıyor

Artık birbirimize iki yabancıyız

Her ne kadar acı olsa, ne kadar güç olsa

Her şeyi evet her şeyi unutmalıyız

 

Her kaderin tesellisi bulunur, üzülme

İnsan ne kadar sevse unutabilir

Mevsimler, gelir geçer, yıllar geçer

Sen de unutursun bir gün gelir

 

Hiç yaşamamışçasına, hiç sevmemişçesine

Unutursun o günlerimizi, gecelerimizi

O günlerce gecelerce sevişmelerimizi

Her şeyi evet her şeyi unutabilirsin

 

Hatta bütün yazdıklarımı satır satır

Kalırsa, içinde bir derin sızı kalır

Share this post


Link to post
Share on other sites

Acıya Gülmek

 

 

 

Biliyorum sen yine

parmak uçlarında üşüyorsun.

aramızda kıvrılıp yatan uzaklığa inat, ayaklarınla kasıklarımın kasırgasını,

ellerinle yüreğimde yaktığın ateşi düşlüyorsun.

sularımız sızıp karışıyor ay karanlıkta

ve çırılçıplak bir ırmağa dönüşüyoruz yatağımızda.

apansız pencerende gülümsüyor güneş, ne güzel!

bütün parmakların tıkır tıkır işliyor.

iştahla biliyorsun, yaşamaktır aşk

geceyle gündüzün sessiz geçişimidir bir uyku boyunda

delice bir yangın parmaklarının buzulunda

ah şahrud,

her yerimiz nasıl da şaşırıp kalmaya istekli!

 

öpüyorsam ayrılığı gözünden

söküyorsam yüreğimi göğsümden

geçiyorsam gözlerinin içinden

geçiyorsam bir çiçeğin özünden

sana olan sevdamdandır bilesin

 

meğer ne yalnızız insan olmuşsak

yaprak gibi dalda sessiz solmuşsak

yeri gelmiş acıya da gülmüşsek

yeri gelmiş ayrılığa gülmüşsek

sana olan sevdamdandır bilesin

 

karşılıksız sevebilmekse sevda

gerçek seven küle dönmüş her çağda

elim kolum bağlanmışsa kıyında

seydunayım gebermişsem kıyında

sana olan sevdamdandır bilesin

Share this post


Link to post
Share on other sites

 

Gecenin karanlığına yüreğimi asıp sana yazıyorum. Yüreğimi sana kanatlandırıp seni düşlüyorum kırık dökük hayallerimde..Uzakları aşındıran kelimelerimi satırlara serip seni soluyorum mürekkebimle. Yine yokluğun düşüyor hecelerime, yine yokluğun bir hançer gibi deliyor hücrelerimi..Ne yapsam, ne etsem fayda etmiyor. Sensizlikte kanayan dudaklarımı nehirlerde yıkasam da silinir mi yokluğunun acılarını ?. Zaman sanki hasretinde durmuş..Herşey hasrete prangalı…

 

Bir gelsen, karanlığı ezen yıldızları sayacağım birer birer.. Ne zaman seni düşünsem yıldızlar düşüyor saçlarına Bir gelsen, yollarıma bir kez uğrasan gülümseyecek umutsuzluğa boyanmış geleceğim . Yokluk zindanı aşıp bir gelsen vuslatı giydireceğim ayazlara. Ah bir uğrasan şehrime, seninle kır bahçesinde sıcak çaylarımızı yudumlarken sevincimden simitlerimizin kırıntılarıyla yavru kuşları doyuracağım..Ellerim ellerine değdiğinde avuç içlerimin terini bırakacağım ılık meltemlerin koynuna …Bir gelsen bir dokunsan yüreğime, mevsim ne olursa olsun gelişin bahar olacak dudaklarımda..

 

Zaman akıyor gidiyor. Mevsimler değişiyor, turnalar şehrimi terk ediyor.. Ama bir ben kalıyorum yokluğunda..Her düş kırıntısından sonra kirli sakallarımla vuslata isyan bayraklarını açıyorum. Yüzümü yıkadığımda aynalarla yüzleşmekten korkuyorum. Pencereleri bir açsam senin sesin diye fırlıyorum dışarıya. Ne zaman telefonum çalsa buğulu sesin diye koşuyorum. Ama her defasında yıkılıyorum olduğum yere..Gün pencerelerime vurduğunda ilk işim, yokluğunda ıslanan gözbebeklerimi mandalla ipe asıp güneşte kurumasını bekliyorum.

 

Ama ne olursa olsun, hasret perdelerinden bir gün sevda türküleriyle uyanacağız vuslat sabahına.. Melek'lerin ağladığı gönül bahçelerinde delicesine gezip gülüşlerimizi delicesine soluyacağız. Sabırla, umutla vuslatı bekleyecegiz. Vakit, hasret zamanı. Ne olur ağlama. Ben senin icin bu satırları yazarsan hasretimize ağladım. Ne olur üzülme sen ağladığıma..Bırak aksın gözyaşlarım. Silemesem de ellerimle gözyaşlarımı, yüreğimde umutlarla kurumuştur gözbebeklerim..Ne olur dayan bu hasrete..Bir gün vuslatın bahar kokulu gecelerinde yıldızlarda gezineceğiz. Seni seviyorken ne olur gülümse…

 

"Birazdan yokluğunu sereceğim

Hasretinin duvarlarına.

Ve yüreğimi ateşleyeceğim

Katransı yokluğuna..

Ve gözbebeklerimi ıslatıp

Seni sayıklayacağım

Gecenin koynunda..

Hasretini dudaklarımda öldürüp

Güneşle boynuna sarılacağım

Bahar kokulu sabahlarda.." ---

 

Gecenin karanlığına yüreğimi asıp sana yazıyorum. Yüreğimi sana kanatlandırıp seni düşlüyorum kırık dökük hayallerimde..Uzakları aşındıran kelimelerimi satırlara serip seni soluyorum mürekkebimle. Yine yokluğun düşüyor hecelerime, yine yokluğun bir hançer gibi deliyor hücrelerimi..Ne yapsam, ne etsem fayda etmiyor. Sensizlikte kanayan dudaklarımı nehirlerde yıkasam da silinir mi yokluğunun acılarını ?. Zaman sanki hasretinde durmuş..Herşey hasrete prangalı…

 

Bir gelsen, karanlığı ezen yıldızları sayacağım birer birer.. Ne zaman seni düşünsem yıldızlar düşüyor saçlarına Bir gelsen, yollarıma bir kez uğrasan gülümseyecek umutsuzluğa boyanmış geleceğim . Yokluk zindanı aşıp bir gelsen vuslatı giydireceğim ayazlara. Ah bir uğrasan şehrime, seninle kır bahçesinde sıcak çaylarımızı yudumlarken sevincimden simitlerimizin kırıntılarıyla yavru kuşları doyuracağım..Ellerim ellerine değdiğinde avuç içlerimin terini bırakacağım ılık meltemlerin koynuna …Bir gelsen bir dokunsan yüreğime, mevsim ne olursa olsun gelişin bahar olacak dudaklarımda..

 

Zaman akıyor gidiyor. Mevsimler değişiyor, turnalar şehrimi terk ediyor.. Ama bir ben kalıyorum yokluğunda..Her düş kırıntısından sonra kirli sakallarımla vuslata isyan bayraklarını açıyorum. Yüzümü yıkadığımda aynalarla yüzleşmekten korkuyorum. Pencereleri bir açsam senin sesin diye fırlıyorum dışarıya. Ne zaman telefonum çalsa buğulu sesin diye koşuyorum. Ama her defasında yıkılıyorum olduğum yere..Gün pencerelerime vurduğunda ilk işim, yokluğunda ıslanan gözbebeklerimi mandalla ipe asıp güneşte kurumasını bekliyorum.

 

Ama ne olursa olsun, hasret perdelerinden bir gün sevda türküleriyle uyanacağız vuslat sabahına.. Melek'lerin ağladığı gönül bahçelerinde delicesine gezip gülüşlerimizi delicesine soluyacağız. Sabırla, umutla vuslatı bekleyecegiz. Vakit, hasret zamanı. Ne olur ağlama. Ben senin icin bu satırları yazarsan hasretimize ağladım. Ne olur üzülme sen ağladığıma..Bırak aksın gözyaşlarım. Silemesem de ellerimle gözyaşlarımı, yüreğimde umutlarla kurumuştur gözbebeklerim..Ne olur dayan bu hasrete..Bir gün vuslatın bahar kokulu gecelerinde yıldızlarda gezineceğiz. Seni seviyorken ne olur gülümse…

 

"Birazdan yokluğunu sereceğim

Hasretinin duvarlarına.

Ve yüreğimi ateşleyeceğim

Katransı yokluğuna..

Ve gözbebeklerimi ıslatıp

Seni sayıklayacağım

Gecenin koynunda..

Hasretini dudaklarımda öldürüp

Güneşle boynuna sarılacağım

 

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

Yalnızlıklarımın baş tacı, nedeni SEN.. Demiştin ya, giderken: "Artık sevmiyorum".. Anlamıştım ki ben... Söylememeliydin, çekip gitmeliydin sessizce, gelişin gibi olmalıydı gidişin de.. Mutlulukla olamazdı belki, gelişin gibi ama yine de sessiz olmalıydı. Sessiz olmalıydı ki, kalbim bu kadar kırılmasın.. Oysa ben biliyordum...

 

 

 

Sen beni değil, beni hiç sevmedin ki.. Sen, sana aşık gözlerimin sana bakışlarındaki pırıltıyı sevdin. Sen, adını söyleyişimdeki aşk dolu tınıyı sevdin. Sen, seninle dolu kalbimi sevdin. Oysa ben biliyordum.

 

 

 

Bir sonbahar gecesi, gökyüzünde bulutların arkasına saklanmış yıldızlar gibiydi aşkımız. Oysa sen, güneşi istiyordun, sabah olsun, o gizem kalksın, o aşk bitsin, o pırıltılı yıldızları saklayan bulutlar yok olsun, herkes görsün istiyordun, istediğini elde etmiş olmanın "haklı" başarısını göstermek istiyordun. Oysa ben biliyordum..

 

 

 

Yalanların vardı bana, sevginden çok. Küçük de olsa, yalanlar söylerdin bana. Oysa büyüktü yalanların, anlayamamıştım. Sevgiden bahsederken yalancıydın sen. Anlayamamıştım, oysa biliyordum..

 

 

 

Gözlerin ne kadar güzeldi.. Ela gözlerin. Hiç aklımdan çıkmazdı, her gözüme takıldığında, içim ürperirdi. Hani der ya bi şair, "Felaketim olurdu, ağlardım..." Ne güzel bakardın.. Bilirdim, o bakışlar bana değildi. Yine de severdim seni, vazgeçemezdim.. Hiç bir zaman benim olmayacaktın ama bana göre sen, her zaman ve sadece benimdin.. Sevmesen de... Oysa ben biliyordum.

 

 

 

Biliyordum yalanlarını, sahtekarlıklarını. Biliyordum, her gece baska birisiyle gezdiğini. Biliyordum, sevmeyeceğini, SEVEMEYECEĞİNİ.. Biliyordum, gözlerinin içinii aşkla değil yalanla güldüğünü. Biliyordum, beni sevmediğini.

İşte bu yüzden, sevmediğin için, vazgeçmeliydim senden. Ya vazgeçmeli, ya da ölmeliydim. Oysa biliyordum, ben senden vazgeçemezdim; VAZGEÇEMEDİM....

Share this post


Link to post
Share on other sites

Demedim Ki

 

Bu kenti sevdim dedim

Benim olsun demedim ki

 

Sevdim dedimse akşam kızıllığını

Gönlüm gibi akıp giden şu çayı

Şu ormanı şu denizi şu dağı

Benim olsun demedim ki

 

Vuruldumsa gözlerinin gül bahçesine

Yürek çizen şimşeklerse kaçamak bakışları

İşte buna sevmek derler dedimse

 

Çattımsa acıların en güzeline

Yedirdimse uykuları o tatlı kuşa

Benim olsun demedim ki

 

Bu akşam kankırmızı şarap istiyor canım

Bu akşam dünyanın bütün şarkılarını

Bu akşam dünyanın bütün özlemlerini

Bu akşam beni yalnız bırakın

Bu akşam yalnızca onu düşüneceğim

Onu ve kendimi yalnızca

 

 

 

 

sewgiyle kal güzel insan ......... :wub:

Share this post


Link to post
Share on other sites

20nh7.jpg

 

 

 

 

 

 

 

 

Seni yazmak istedim her defasında. Ne aklım seni anlatacak bir kelime buldu ne de kalemim seni yazacak rengi. Bir düş olduğunu düşündüm sonrasında. Güzelliklerle dolu bir hayatın anlamıydın çogu zaman. Sensizliği bile içinde yine sen olduğun için sevdim.

Bilmiyorum hayat nedir sevgiler aşklar ölümler gerçek midir? Sensizliğin yükünü papatyalara yüklemeye cesaret edemedim. Sormadım o bir kaç yapraga sevip sevmediğini.

Senden habersiz seninle yaşadım aşkımı. Bazen kızdım sana yakın görmediğim anlarda. Bazen de delicesine sevdim yüzüne bakmaya korkarak. Çok saftı çok temizdi sevgim. Sana bakamayacak kadar ürkekti.

 

Delicesine aşıktı dudaklarım,

seninle konuşmayı unutacak kadar!

 

Yeni doğmus bir bebeğe hayatı anlatmak kadar zordu seni anlatmak. Kelimeler düğüm düğüm saklandı hep damarlarımda. Birini çıkarabilsem çorap söküğü gibi hepsi art arda dökülecekti ellerine. Ben ne o kelimeyi ne de onu kullanabilecek doğru zamanı bulamadım!

Yeni koparılmış bir gül gibi masumdu sevgim. Ruhumu yeşertip o güle bir kaç yaprak yaptım ve sonrasında ufak bir dal! Hayatımdaki bütün renkleri bir bir sürdüm yapraklarına yalnız siyahla beyazı ayırdım kendime. Kırmızıyı da kendi kanımdan çaldım ve öylece bir hayatı o gülle birlikte ellerine sundum. Yine de umursamadın!

 

 

Ve ben kaybettim! Ne acıları düşünür oldum ne de dipsiz uçurumlara yuvarlanan hayatımı. Ömrümde bir kez olsun anlam kazanmıştı oysa hayatım. İlk kez sevmiştim kuşları ağaçları denizleri. Yaşamın kıyısından izlerdim hep hayatı ve insanları. Hiç

tatmamıştım kalabalığın arasındaki deniz kokusunu ve böylesine kalabalık bir aşkı!

Her kelimemde bir küfür her hareketimde bir isyan olacak belki hayat.. Belki de karanlığa saklanmış bir tek aydınlık...

Belki açık belki kapalı... Belki siyah Belki beyaz..Ve belki...

Her sey olacak iyi, kötü, güzel veya çirkin ama öncesinde hep belki olacak...

Her ne olursa olsun, yerin dibinde ya da gökyüzünde ben yine sensiz, yine sahipsizim...!!!

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.