Jump to content
Sign in to follow this  
karçiçeği_m

Sibelce

Recommended Posts

En yeni geyikler

 

 

Okurken sinirlerinizi bozacak cinsten!.. :lol::lol:

 

Eli olmayan babaya ne denir?

No-el baba...

 

Ben sünnete karşıyım.

Gençlerin önünü kesmeyelim...

 

Bir gökdelenin üzerinde kırmızı bir ışık yanıp sönüyormuş neden?

Çünkü binanın şarjı bitiyormuş...

 

Can neden boğazdan gelir?

Çünkü: Can Emirgan'da oturuyormuş...

 

Elektrik sandalyesinde oturan idam mahkumu ne demiş?

Çok korkuyorum elimi tutar misin???

 

Yaşınız kaç?

Bilmem her yıl değişiyo...

 

Arkadaşlar telefonlar dinleniyormuş...

İyi iyi, dinlensinler zaten çok yorulmuşlardı...

 

Saatin çalışıyor mu?

Benimkine de iş bulsana...

 

Tartı neden tartmamış?

Çünkü üzerinde anti-tartar dişmacunu varmış..

 

Sinüs 60,

Cosinüs tutmuş...

 

Kocanızla ortak özelliğiniz ne?

Aynı gün evlendik...

 

Karınca bir zencinin koluna düşmüş ne demiş?

Karakola düştüm.

 

Çok iyi göbek atan kazana ne denir?

İyi oynayan kazansın...

 

Size bir kıllık yapayım,

İçine kıllarınızı koyarsınız...

 

Viyana kuşatması neden bitmiş?

Etrafta atacak kuş kalmadığı için...

 

çiçeim sakın bune öööğğ bi yazı deme ben çok beendim....sen dedin bizim topiğimiz istediğinizi yazabilirsin diye...... :D m

 

mCk B)

Share this post


Link to post
Share on other sites

HAYAT...

 

-ASIK OLMAK.

 

-ILK ÖPÜSME.

 

-YÜZ KASLARINIZ AGRIYANA DEK GÜLMEK.

 

-SICAK BiR DUS.

 

-GÜZEL BiR BAKIS.

 

-MAiL ALMAK.

 

-MANZARALI BiR YOLDA ARABA KULLANMAK.

 

-RADYODA EN SEVDiGiNiZ KiSiNiN SARKISININ ÇALMASI.

 

-YATAGINIZA UZANIP YAGMURUN SESiNi DiNLEMEK.

 

-YENI ÇIKMIS SICAK BiR HAVLU.

 

-SATIN ALMAK iSTEDiGiNiZ KAZAGIN %50 iNDiRiME

 

GiRDiGiNi GÖRMEK.

 

-UZAKTAKi BiR ARKADASINIZLA TELEFONDA KONUSMAK.

 

-KÖPÜK BANYOSU.

 

-KIKIR KIKIR GÜLMEK.

 

-GÜZEL BiR SOHBET.

 

-KUMSAL.

 

-GECEN KIS GiYDiGiNiZ MONTUN CEBiNDEN ON MiLYON

 

ÇIKMASI.

 

-KENDiNiZE GÜLMEK.

 

-GECE YARISI SAATLERCE TELEFONDA KONUSMAK.

 

-SU FISKiYELERiNiN ARASINDA KOSMAK.

 

-DURUP DURURKEN GÜLMEK.

 

-YANINIZDA SiZE GÜZEL OLDUGUNUZU SÖYLEYEN BiRiNiN

 

OLMASI.

 

-HAKKINIZDA GÜZEL SÖZLER SÖYLENDiGiNE KULAK MiSAFiRi

 

OLMAK.

 

-UYANIP DAHA UYUYACAK BiRKAÇ SAATiNiZ OLDUGUNU

 

FARKETMEK.

 

-YENi ARKADASLAR EDiNMEK.

 

-ESKi ARKADASLARINIZLA ZAMAN GEÇiRMEK.

 

-YAVRU BiR KÖPEKLE OYNAMAK.

 

-ODA ARKADASINIZLA GECE YARISI SOHBETLERi.

 

-GÜZEL DÜSLER.

 

-ARKADASLARINIZLA ARABA YOLCULUGU YAPMAK.

 

-SEVGiLiNiZLE YORGANA SARILIP iYi BiR FiLM SEYRETMEK.

 

-ÇOK GÜZEL BiR KONSERE GiTMEK.

 

-ÇİKOLATALI KURABiYE YAPMAK.

 

-SEVDiGiN iNSANA SIKICA SARILMAK.

 

-İSTEDiGi ARMAGANI ALAN KiSiNiN YÜZÜNDEKi iFADEYi GÖRMEK.

 

-GÜNESiN DOGUSUNU SEYRETMEK...

 

-VE BIR SÖZ;Text

 

"ALDIGIN HER NEFESI FIRSAT BIL,

 

OT DEGILSIN YENIDEN BITMEZSIN..."

 

 

CAN DüNDAR...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Kareli kâğıda, inci gibi yazmış, “Kitabınızı iki saatte, soluk soluğa okudum” diyor mektubunda: “Ama sonundan pek bir şey anlamadım.”

 

Uzaktan bakıyorum: Bazıları hızlı hızlı okuyor kitapları, sonuna varmak için. Son sürat yaşıyorlar aşkı da. Yaşıyor ve tüketiyorlar. Sevgililerinden ayrılınca bir fast-food restoranından çıkmış gibi hissediyorlardır herhalde; tok ama tatmin olmamış.

 

Bense yavaşlığımla meşhur olduğumdan, bu hız duygusundan korkuyorum. Çünkü hayat bize sunduğu aşktan başka hiçbir şeye değmiyor.

 

Sadece öyküyü anlamak ve sırrı çözmek için âşık oluyoruz bazen.

O zaman ağır ağır, tadını çıkara çıkara yazıyoruz öykümüzü; tenimizi ve ruhumuzu kâğıt yerine kullanarak. İstiyoruz ki günün birinde ayrılsak bile gururla hatırladığımız satırlar kalsın geriye.

 

Her sevişmenin girişi, gelişmesi, sonucu var. Sevgilimizin bizim için neler hazırladığını; o, kapıdan girene kadar merak ediyoruz. Sevişmek bu yüzden sürükleyici, akıcı bir şey; bir sayfadan öbürüne, soluk soluğa geçildiği için.

Çünkü hiçbir şeye değmiyor hayat, bize sunduğu aşktan başka.

Çünkü sırf öyküyü anlamak için âşık oluyoruz bazen.

 

Âşık olunca gizli bir elin yazdığı öyküde hissediyoruz kendimizi. Her şey bir yazar tarafından düşünülmüş gibi geliyor. Hissettiklerimiz, bilgisayar tuşlarına arka arkaya basan ve yüzü ekranın donuk ışığıyla aydınlanmış o dalgın adamın eseri. Bütün insanları, evleri ve kedileri öykümüzü daha iyi anlatabilmek için yaratmış.

Esas kız biziz şimdi. Esas oğlan biziz.

O kurgunun sonunda bizi neyin beklediği belli değil ama. Bazıları işte bu yüzden nefes nefese çeviriyor sayfaları.

Çünkü onlar öykünün sonunda ne olacağını merak eden okurlar.

Bütün öyküyü, sonunu öğrenmek için okuyor ve maalesef kaybediyorlar sırrı.

 

Son sayfaya ulaşmak için o kadar acele ediyorlar ki, yol boyu sıralanmış güzellikler gözlerinden kaçıveriyor. Tabii öykünün sırrı da kaçıyor bu arada. Bu yüzden ağız tadıyla yaşayamıyorlar aşkı: Sonunu merak ederek okudukları için. Sayfalarını yutarcasına çevirip onu son sürat tükettikleri için.

 

Oysa unutuyorlar: Telaşla finiş çizgisine varmak zorunda olduğumuz bir yarış pisti değil aşk. Sindire sindire yol alabileceğimiz ağaçlı bir yol.

 

Canımız çekerse bir taşın üstüne oturabilir, elimizi sevgilimizin omzuna atıp manzaraya uzun uzun bakabiliriz. Tabii bu arada öpüşebilir, hatta etrafta kimse yoksa sevişebiliriz bile.

Üstelik aceleye de gerek yok. Çok şükür kimse kronometreyle başımızda dikilmiyor. Yolun sonunda ne olduğunu öğrenmek için koşturmaya zorlamıyor bizi.

 

Hem ister harikalar diyarı olsun, ister bir bataklık: Yolun bittiği yerde ne olduğuyla ilgilenmeyebiliriz. Sevişmenin tadını çıkarmak, kuş seslerini, yaprakların hışırtısını dinlemek daha önemli olabilir.

 

İster ayrılsın âşıklar, ister düğün yapsınlar: Öykünün sonunda ne olduğu o kadar önemli değil aslında. Her güzel cümlenin keyfine varmak, okuduğumuz anlamlı bir sözden sonra pencereden dışarı, yaklaşan sonbahara bakmak dururken.

 

Peki bizi böyle acele ettiren ne?

 

Hayatın rüzgârları bugünlerde niye Aşiyan yerine İstanbul Park dolaylarından esiyor?

Oysa Formula arabalarından çok önemli bir farkımız var bizim. Onlar işlerini ne kadar çabuk bitirirlerse, o kadar çok puan alıyorlar.

Bizse aşkın ve sevişmenin tadını çıkarabilirsek kazanıyoruz.

 

Aşkı son sürat tükettiğimiz zaman hayatın sihirli eczası da uçup gidiyor avcumuzdan. Öyküyü anlamadan, sırrına varamadan okuyup bitirmiş oluyoruz.

 

Mektubunda, “Kitabınızı iki saatte okudum ama sonundan hiçbir şey anlamadım” diyen okuyucunun aradığı yanıt kendi cümlesinin içinde belki de. Sırf sonunu merak ettiği için okuyunca, hiçbir öyküyü doğru düzgün anlamıyor ki insan.

Aslında macera filmlerini bile iki kez seyretmek lazım. İlk heyecan yüzünden kaçırdığımız ayrıntıları görebilmek için. Oyuncunun yüzündeki bir ifadeyi, dekordaki bir inceliği, zarif bir jesti...

 

“Gerçek yolcu, sadece gidebilmek için gidendir” diyor, şairlerin en gizemlisi Baudelaire.

 

Sadece gidebilmek için gitmek... Yolcu olmanın tadını çıkarmak... Dönüp baktığımız zaman, “İyi ki yaşamışım lan, aferin bana” diyebileceğimiz aşklardan geçmek yol boyunca...

 

Ve sonunu merak etmeden yaşamak; hayatı da, kitapları da...

 

Tuna Kiremitci

Share this post


Link to post
Share on other sites

Hasret

 

 

 

Seni çok,çok seviyorum

Ayrıldım gülemiyorum

Sensizliği çekemiyorum

Bitsin artık bu hasret

 

Hasret,artık çekilmiyorsun

Hasret,bitip tükenmiyorsun

Hasret,ağlatıp güldürmüyorsun

Hasret,yok olasın hasret

 

Her gün ağlar gözlerim

Titrek çıkar sözlerim

Uzanmıyorki ellerim

Hasretlik zor sevgilim

 

Hasret,artık çekilmiyorsun

Hasret.bitip tükenmiyorsun

Hasret,ağlatıp güldürmüyorsun

Hasret,kör olasın hasret

 

Hasretlik yaktı bizi

Soldurdu güllerimizi

Mahvetti gençliğimizi

Biti ver artık hasret

 

Hasret,artık çekilmiyorsun

Hasret,bitip tükenmiyorsun

Hasret,ağlatıp güldürmüyorsun

Hasret,ismin batsın hasret

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

UNUT BENİ CAN

 

 

Bu kaçıncı gece

hasretinle yandığım

Kaçıncı gece

yıldızları yıkadığım göz yaşlarımla?

Mesafeler yırtıldı hıçkırıklarımla

Bosnalı kadınlar duydu feryadımı.

Sen, sen duymadın mı can?

 

Ne vardı bu kadar uzak yerlerde açacak?

Benden uzak o iklimlerin,

Benden uzak o şehrin,

Kahrolası o kalabalıkların

Benim kadar ihtiyacı mı vardı sana,

Benim kadar hasret çekti mi

Kahrolası o şehrin semaları,

Benim kadar yandı mı?

Ne vardı can?

Ne vardı uzak iklimlerde açacak?

 

Ne vardı

Kendimizi bu kadar kahredecek?

Kara trenler umut olmamalıydı,

uzayan yollarda kalmamalıydı bakışlar.

Dünya, bir tek nokta olmalıydı can...

Bir tek noktada doğmalıydık.

Dönüp dönüp sana varmalıydı yollar,

Ben, hep hasret türküleri söylememeliydim,

Sen, hep hasret şiirleri okumamalı.

Hasret diye bir söz olmamalıydı lügâtlarda

Geceler boyu hergün

göz yaşlarımla ıslanmamalıydı yıldızlar.

 

Gönlüm bu sevdaya dar gelir oldu

Boğuyor karanlıklar can...

Mesafeler kurşun oldu amansız,

Feryadıma şahit oldu yıldızlar

Can... Can...

Hasretin ağır bir yük omuzlarımda.

Ben çekmekten usandım,

sen usanmadın mı?

 

Bildim, bitmeyecek bu hasret!

Uzak iklimlerde açmış iki çiçeğiz.

Hangimiz gelsek diğerinin yanına,

Kuruyup, kaybolacağız.

Ben, kıraç topraklara döndüm can,

Ben, kurumuş dereler gibiyim.

Issız mağaralarda kaldı umudum.

Belli bu sevda kahredecek bizi,

Unut be can...

 

Unut bu sonu gelmez sevdamızı...

bırak yeni güneşler doğsun semalarında

bulutlar gizlemesin yıldızlarını

yeniden başlasın herşey

yeniden doğ bensiz şafaklarda.

Unut can,

unut senin için yazdığım sevda şiirlerini.

De ki; bir rüya idi bitti.

De ki; bir hayaldi,

solgun aynalarda yansıyan.

De ki; bir romandı,

sonu koskoca bir hiçle biten.

Unut beni can,

Unut vakit varken...

 

Bırak hasretin bana kalsın.

Varsın cehenneminde kavrulsun gönlüm.

Ben yine her gece

saçlarını koklayayım uzak yıldızlarda.

Gözlerimde takılı kalsın hayalin.

Sen unut can,

sen unut!

Kahredersem,

Milyon kere kahrolayım!

 

Mehmet Taş

Share this post


Link to post
Share on other sites

İhtiMaLLeR DAhiLindeKi aŞK

 

 

Her şey bir İhtimaldi aslında; renkli bir camın ardındaki bir merhabayla başlayan.

 

Aynı yolculukta yan yana oturmuş yolculardık ikimizde. Geldiğimiz yerler kadar gideceğimiz yerlerde faklıydı belki de... O zaman diliminde kesişmişti yolumuz, kısacık bir an için, bir durak süresince; kim bilir...

 

İlk başta hani can sıkıntısı ile laf atarsın ya yandaki yolcuya; hani konuşacak bir şeyler ararsın yalnız başına yaptığın yolculukta... O çekingenlik vardı ilk "Merhaba!"m da...

 

Lakin görünce gözündeki ışıltıyı, hissedince sesindeki ılık yaz meltemini ve fark edince içindeki güzellikleri yeni bir yolculuğun rotası çizildi gönül defterimde.

 

Bu kadar çabuk nasıl kurduk köprüleri derken, fark ettik ki biz sadece topu oyunda tutmaya çalışan oyunculardık. Sayı yapmaya hiç niyetimiz yok gibiydi. Belki cesaretsizlik, belki dengelerimizdi bizi engelleyen.

 

Komşu iki ülke olduk sonra... Sen yüksek duvarları ardında krallığını korumaya çalışan bir ada; bense en güçlü zırhlarıyla tehlikeli sularda, sınırlarında dolaşan başka bir ülke...

 

Topraklarımızın güzelliği, kokusu, rengi ikimizi de cezbediyor, ama bir türlü baş edemiyorduk karşılaşma korkusuyla...

 

Sen uzaklardan zırhımın direncini denerken, ben duvarlarında gizli bir geçit arıyordum. Ama ikimizde eşiğinde olduğumuz bir savaşın farkında değilmişiz görünümündeydik. Birbirimize yağmur kadar yakın, rüzgar kadar uzak iki ülkeydik neticede... Senin yüksek duvarların hiç yıkılmayacak; benimse zırhım hiç delinmeyecek gibiydi...

 

Bir Yılmaz Erdoğan şiirinde gibiydik ilk başta, ama sonra anladık ki bize aitti her şey..

 

Sen "İhtimaller Dahilimdeki Aşkım" idin; uğruna uzak diyarlar fethettiğim. Ve o ihtimallerin sonsuzluğundan en güzel olanını seçtim, seni sevdim ben. "İhtimaller Dahilindeki Aşkım" iken "Aşkım" olmuştun çünkü sen..

Share this post


Link to post
Share on other sites

SaNa ELVEDA BORCUM KALMASIN...

 

 

İçimde

bir yağmur ikindisi

İçimde sensizliğin üç beş nöbeti...

Gözlerinin uçsuz bucaksız semasında güneş batıyor şimdi ve benim yüreğim yakamozlu bir gecenin ertesine dönmek üzere...

Senli rüyalar ve sensizliğin kabusları arasındaki uyku vakitlerimde bedenimde durmak bilmeyen titreme nöbetleri...

 

Sensizliğin,yitirmişliğin yağmur damlaları yanaklarımda tuzlu yollar açarken yüreğim hasret kokan bir türkü yakar yalnızlığıma...

Bir gri cigara daha yakarım sonra.Boş paketleri saymayı çoktan bıraktım.Gri dumanlarla örtülü odamın penceresinden gökyüzüne dalar gözlerim.

Kaset çalarda yine bir Sezen parçası...

 

Geri dön,Geri dön

Ne olur Geri Dön

Uzanıp tutver elimi birgün

Utanır diyemem NE OLUR GERİ DÖN...

 

Geri dön diyememem utanmaktan değil aslında.Geri dön diyememem her gidişin bir parçasını götürmesinden insanın ve o geri dönüşlerde aynı sevdayı sevdalının gözlerinde göremeyecek olmanın korkusu...Geldiğinde tekrar GİT demek zorunda kalmanın ağırlığı belkide...

Bunu yapamam ona diye haykırırım geceye...Kulaklarımda çığlıklarımdan kalma uğultular...

 

Kaç gecedir bilmem,uykusuzluğun oturma eylemleri gözlerimde ve ben bir umut yüreğimin sevda lambalarını bir dakika söndürmekteyim...Gözkapaklarım isyanları oynamakta...

 

Hadi yüreğim ver elini gidelim uzak diyarlara.Kimse bulamasın bizi.Hadi yüreğim topla bavulunu sende.Acıları,umutsuzlukları,gözyaşlarını bırakalım Marmara'nın derinliklerine...

Denizin mavisini,Kız Kulesini,Boğazı bütün anılarımı bıraktığımız yerlerden arka cebime koyup gidelim.

 

Sana bir elveda borcum kalmasın sevgili,

Saçlarımın başak sarısını,gözlerimin zaman zaman yeşile çalan rengini bırakıp gideceğim sana.Gözlerine o kahverengi semaya son bir defa bakacağım ve son bakışını nakış nakış işleyip hücrelerime,dudaklarından dökülen birkaç damla şiir kırıntısını çalacağım senden.Cennet misali gülümsemenden de bir parça götürmek isteyeceğim.Ama sen gülümsemelerini yüreğinin arka odalarına saklamış ve kilit vurmuşsun bensizlikte.Bİr buruk acı dudaklarının kenarlarında...

 

Yüreğin artık beni gördüğünde iki bulut arasına salıncak kurup sallnmıyormuş,gözlerin dalıyormuş ıssızlığına gecenin ve birkaç parçanı bırakmışsın çoktan çaresizliğe...

 

Gözlerinde zamansız bir Güneş tutlması,Yüreğinde depremler

Gözlerimde vurgun yemiş yılların sevdalısı...

 

İçinde Ayaz soğuğu...

İçimde Cehennem ateşi...

 

Sana bir elveda borcum kalmasın SEVGİLİ...

KENDİNE İYİ BAK BİR ELVEDA CÜMLESİDİR...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Kimsesizliğime Düştün

 

damlaue0.jpg

 

Yeşildi dünyam, maviydi.. birde kahverengiydi...

Beni bir ürkek ceylanlar tanırdı, birde çingene serçeler...

Yalnız kuşların sesi gelirken kulağıma, birde kavak yapraklarının...

 

Sen;

Durgunluğuma düştün...

ve büyüdün içimde büyüdün, büyüdün;

Sudaki halkalar gibi.

 

Yeşildi dünyam, maviydi...

Bir de kahverengiydi; Sen, bana düştüğünde!..

Bakışların, kendi ortasından büyüyen sıcak halkalar gibi iç içe yayıldı içimde...

 

Hoşgeldin, dedim.

Hoşgeldin sıcağım.

Hoşgeldin salıncağım!

 

Ve savruldu başım uzun bir iple dalına bağlanmış gibi..

Savruldum;

Senden sana doğru!

Beni, sadece ürkek ceylanlar tanırken birde çingene serçeler...

Ve ben, yalnız kuşlarla, kavak yapraklarının sesini tanırken...

Sen;

Durgunluğuma düştün...

Ve büyüdün içimde büyüdün, büyüdün;

sudaki halkalar gibi.

 

Sen;

Sessizliğime düştün...

Sen;

Kimsesizliğime düştün...

Belki de onun için böyle büyüdün içimde;

Sudaki halkalar gibi!

Share this post


Link to post
Share on other sites

F1020026.JPG

 

Toplan Gidiyoruz Ey Kalbim

Haydi toplan akşam oldu

vakit doldu

toplan gidiyoruz ey kalbim

kırkikindi yağmurlarına kalamam

kaldıramam bunca ağrıyı, ihaneti

biliyorum kirlenmiş hiç bir bakışta, yer yok bana

bu yüzdendir ceylanlara küsmüşlüğüm

sevdalara küsmüşlüğüm bu yüzden

bir gül yaprağı bulup sarmak için yaramı

çekip gidiyorum buralardan

içimdeki cesetleri çiğneyerek

kalbimdeki mahşere

 

bak akşam

vakit tamam

duruldu işte bulanık denizler

dürüp ömrümün defterini

toplan gidiyoruz ey kalbim

 

yorgunum

bir sonbahar ezgisi gibi bekleyemem son yaprakta

sevgisi iğdiş edilmiş tarihlere koma beni ey kalbim

bak güz yağmurları iniyor acılar ve ihanetler üstüne

çırılçıplak ve sevgisiz kalmış bir şiirim

kimsesiz bir kış ortasında

ne gülen gözleri ısıtıyor artık çocukların

ne de sevdalı bakışları yeniyetme aşıkların

 

bütün dinlerden kovuldum

bütün ülkelerden

bütün yüreklerden kovuldum

”Aliye gülümsesem Muaviye öldürür beni”

hangi tanrıya sığınsam yaramın merhemi yok

 

biliyorum kirlenmiş hiç bir bakışta, yer yok bana

bu yüzdendir ceylanlara küsmüşlüğüm

sevdalara küsmüşlüğüm bu yüzden

yeni bir gül yaprağı bulup sarmak için yaramı

sevdalı bir kuş yükleyip kanatlarına acılarımı

alıp gitsin beni buralardan

 

hamuru çürümüş dostluğun, vefanın, aşkın

vefasız mevsimlere bırakma beni ey kalbim

ağlatma beni sevda kapılarında

***** kapılarında eğme boynumu

kurşunlar sıkılsada canevime

çiğnetme yoksulluğumu ayaklar altında

bırak başım dik, içim ezik kalsın

onurlulara mahsus bir makamda ağırla beni

satılmışlığın, alçaklığın, ihanetin ortasında koma

 

biliyorum bu düş sığmaz kirlenmiş sokaklara

bu sevda sığmaz

bakmayın gözlerime

nasıl saklarım yüreğimdeki incinmişlikleri

kınalı bir kelebek konunca saçlarıma

 

ah! Benim de hayallerim vardı

baharlarım vardı, yazlarım vardı

kuşlar göçüp gitti yüreğimden

gökyüzüm yaralı kaldı

bir isyan giydirip gözlerime

dipsiz uçurumlara yuvarladım umutlarımı

 

aşk diyordum talan oldu, yalan oldu ömrüm

tınısı kırık bir keman sızısıyım artık

yok gideceğim başka bir liman

bak duruldu işte bulanık denizler

haydi toplan vakit tamam

toplan gidiyoruz ey kalbim

boşalsın ince duygularımın sırtındaki yük

 

paranın sevgiye ihanetini gördüm

insanın önünde diz çöküp ibadetini

dünler harabe yarınlar umut değil

hüznün neresinden dönsem, kırgınım

 

öpmeye uzandığım bütün dudaklar frengili

 

çiçeim anqara'da benim içinde şole bi nefes al olmaz mı.................. :clover:

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ankara biraz durgun geldi bana....yaza gelde beraber takılalım yine.Adres barın sensiz tadı çıkmıyor beee :(

 

 

ama yinede çok seviyorum bu şehri...bu şarkı ikimize gelsin...

 

 

Ankara

 

Akşamüstü hüzün çöker

Ankara’nın çehresine

Işıkları çabuk düşer

Evlerinin perdesine

Benim derdim bana yeter

Behey hatıralar, behey sevdalar.

İlk, orta ve liseyi küçük bir şehirde,

Yüksek okulu Ankara’da okumalı insan

Einstein’ı, Georges Politzer’i Ankara’da öğrenmeli

Öğrenci yurdunun kapıları kapanırken anlamalı Nazım Hikmet’i

Dost dost diye nicesine sarılırken insanlar, Sakarya’nın esmer

yüzünü görmeliydi Aşık Veysel.

Daha ağır çalınmalı misket, halaylar susmalı

Konsoloslukların güvenliği sağlanmalı

Eskortlara yol açılmalı meclis kavşağında

Perişan olmalı kredi yurtların harç kuyruğunda

Akşam da “haraca bağlmalı Beytepe Öğrenci Yurdu’nu”

Sonra utanmalı, arkadaş olmalı “zengin çocukları”yla

Cuma geceleri öğrenci sokağında bir meyhaneye gitmeli, otobüs bileti

garantiye alınıp, kalan paranın ¼ ’üyle bira içmeli, sonra da iki adım

ötede bir çorbacıya dalmalı, az çorba söyleyip iki ekmek yemeli

“ İşçiler, memurlar, öğrenciler Ankara’da yürümeli”

Alış veriş yapmalı daha sonra, sinemaya gitmeli

Ve Ankara’da aşık olmalı insan.Okul bitince de çekip gitmeli,

bir daha da dönmemeli.

 

Servet Kocakaya

Share this post


Link to post
Share on other sites

yine sayfalar karış karış okunur

gözlerim ağlar yine yalnızlığıma

kelimeler seni anlatır, hatırlatır, estirir

bilmiyorlar ancak bu rüzgar bana hep vurur...

 

sabahımı, akşamımı alır benden

uykusuzluğumda üşütür geceleri

ey deli rüzgar esme diyemez gönlüm

akşam bilir sensiz geçen saatleri

hayalini döndürür durur başımda

başka hayal isterse yüreğim

topraklar uçursun üstüme

uykusuzluğa itiraz ederse bedenim

cehennemde soğuk hayaline muhtaç olayım

yanayım, kavrulayım ömrüm sensizlikte sensiz geçerse

Share this post


Link to post
Share on other sites

MUTLU AŞK YOKTUR

 

İnsan her şeyi elinde tutamaz hiç bir zaman

Ne gücünü ne güçsüzlüğünü ne de yüreğini

Ve açtım derken kollarını bir haç olur gölgesi

Ve sarıldım derken mutluluğuna parçalar o şeyi

Hayatı garip ve acı dolu bir ayrılıktır her an

Mutlu aşk yoktur

 

Hayatı bu, silahsız askerlere benzer

Bir başka kader için giyinip kuşanan

Ne yarar var onlara sabah erken kalkmaktan

Onlar ki akşamları aylak kararsız insan

Söyle bunları hayatım ve bunca gözyaşı yeter

Mutlu aşk yoktur

 

Güzel aşkım tatlı aşkım kanayan yaram benim

İçimde taşırım seni yaralı bir kuş gibi

Ve onlar bilmeden izler geçiyorken bizleri

Ardımdan tekrarlayıp ördüğüm sözcükleri

Ve hemen can verdiler iri gözlerin için

Mutlu aşk yoktur

 

Vakit çok geç artık hayatı öğrenmeye

Yüreklerimiz birlikte ağlasın sabaha dek

En küçük şarkı için nice mutsuzluk gerek

Bir ürperişi nice pişmanlıkla ödemek

Nice hıçkırık gerek bir gitar ezgisine

Mutlu aşk yoktur

 

Bir tek aşk yoktur acıya garketmesin

Bir tek aşk yoktur kalpte açmasın yara

Bir tek aşk yoktur iz bırakmasın insanda

Ve senden daha fazla değil vatan aşkı da

Bir tek aşk yok yaşayan gözyaşı dökmeksizin

Mutlu aşk yoktur ama

Böyledir ikimizin aşkı da

 

aragon.

 

 

 

bensizde heç çekemezmiş angarayı bakhele............:P

 

adres bar beklesin bizi ................:D:D

Share this post


Link to post
Share on other sites

Aşk için bahar.Tehlike her yerdedir...Vuruluverirsin hiç ummadığın birine.Ama öyle çarpar ki kalbin, duracak gibi aldatır seni.Bahardan sonra yaz gelir...Hepimiz biliriz, sabun köpüğü gibidir yaz aşkları.Bence öyle basit değil.Henüz silinmedi hiçbirinin yarası benden.Aşk gitti ama acısını bıraktı, iz kaldı.Güz aşkları mevsimine dönünce dönence, pencereye sinmiş insanlar gelir gözümün önüne.Ve yavaş yavaş görünürler etrafta.Kimi yaza girerken terk ettiği aşkını, kimi yaz aşkını düşünür.Kimi ayrılık planlar ama hala yüreği yanar.Kimi terk edilmişliği sindirmeye çalışır.Çok azdır taze aşk yakalayan. Sanki bir doğum öncesi ölüm gibidir.Sonra kış gelir.Kimi yüzsüzler yazın hiç aldatmamış gibi eski sevgilisine döner;kimi sadıklar kavuşur...Kimi yalnızdır, kimi yorgun...O yorgunlar için kış uykusu başlar...Belki de taze baharlara, taze aşklara enerji depolarlar...Aşk dört mevsimdir herkesin sözlüğünde.Ama nedense bana bu anlattıklarımı çağrıştırmaz.Saçmaladım belki de bir paragraf boyu.Yalan attım.Aslında doğru olsalar bile yalanlardı çünkü, hissetmediklerimi yazdım.Ezbere konuştum.Aşk , kelimesi içimde gebe olduğum bir kelimedir.Her duyuşumda doğum sancısı çeker, doğuramam.Ama gözlerimin önüne o gelir.Sadece bir bakışına karın ağrıları, suyla yatışmalar.Bir tebessüme ömür bulmak.İtiraf.Saatler süren telefon konuşmaları.İlk duygular, çocuksu güzellikler.Ve sonra..... Nefessiz kalmacasına ağlamalar.Izdırap çığlıkları...Kış..Kış..Kış..... Azap....Ve sonunda doğan gün....Hemen her mevsim aşık olmuşumdur birilerine....Hatta sonbaharda bile...Ama onca ufaklı büyüklü sevda içinde, böylesine derinde var olan,böyle yaktı mı iz bırakan, bu kadar çaresiz bırakan,bu kadar arzu illetine hasta eden, bu kadar dizginsiz, sorgusuz,başına buyruk, acımasız, bu kadar bugünsüz sevda görmedim.Ve işte hiç biri böyle koyup, böyle yıkıp gitmedi.Ondan önce hiç biri içimden bir şey götürmemişti.Ondan sonrası zaten götüremez çünkü, götürülecek bir şey kalmadı..İşte o insan, beni aşka karşı böyle kelimesiz böyle hayretli, böyle çaresiz, isteksiz bırakıp gitti..Şimdi ben nefretten bile aciz isem bana bir şeyler borçlu.İçimden söküp aldığı bir şeyleri.Bana beni borçlu.Herkesi seven o sersem yüreğimi..Benden alıp kaçtığı o masum kızı borçlu.Bana bir dün, birde yarın borçlu.Benim ne günahım vardı da aşk için üç kelime etmekten aciz kalacaktım.Benim ne günahım vardı da her mevsim başka meyve yemek varken iştahsız kalacaktım.Yoktu elbet günahım..Onunda yoktu ya..Öfkem susmama engel...Ama ikimizin de suçu yoktu...Suçlu yoktu..Benim mevsimim sonbaharsa, yaza, kışa, bahara dönmez...Benim gibilerin nasibi pencere önüne sinip, mazide yaşamak,kendinle kanlı bıçaklı düellolar yapmak...Kendinle savaşmak , hırpalamak...Yaptığının farkına varıp ,bir de üstüne onun için cezalandırmaktır.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Yil 1910..

 

Fransizlar Yeni Buluslari Olan UÇagi Tanitmak IÇin TÜm Uluslardan Katilimcilari Davet Ederler...

 

Herkes BÖyle Bir Icatin GerÇeklesmis Olmasi Nedeniyle Saskin Ve Meraklidir...

 

DÖnemin Osmanli HÜkÜmetine De Katilimci IÇin Haber GÖnderilmis...

 

HÜkÜmet Icatlara OldukÇa Merakli Olan Ali Riza Pasa Yi GÖnderelim O Meraklidir Demisler...ve Derhal Saraya Çagirmislar...

 

Kendisine Fransizlarin Bulusundan Bahsetmisler Ve Osmanli Yi Temsilen Gitmesini Istemisler...

 

Ali Riza Pasa Bu Nu Biz Yapmaliydik Demis IÇinden Hayiflanarak...

 

Yalniz Demisler Pasa Ya Davet 2 Kisilik Yanina 1 Kisi Daha Al Onu Da Sen Belirle Demisler...

 

Ali Riza Pasa Biraz DÜsÜnmÜs Ve Bir Delikanli Var Onu GÖtÜreyim Demis...

 

Neyse Ali Riza Pasa Ve Delikanli Paris'in Yolunu Tutmuslar...

 

Paris'te Otel E Yerlesmisler...ve Bulusun GÖsterilecegi GÜn Kalabalik Meydan Ve Pist Herkes Merakla

 

Bekliyor..derken Pilot Hazirliklarini Yapiyor...ÜstÜne Mont Giyiyor Birde GÖzlÜk Takiyor...uÇak Havalaniyor...

 

Parendeler Taklalar Manevralar MÜthis Bir GÖsteri... Piste Iniyor... Alkislar Arasinda Iniyor UÇaktan...

 

Herkes KiskanÇ Ama Saskin .... Bir Yetkili Bir GÖnÜllÜ Istiyor..pilotun Arkasinda Ona Eslik Edebilecek Cesareti Olan..

 

Bizim Delikanli Atiliyor.. Ben Ben... Tamam, Deniyor Ve Delikanliya GÖzlÜk Ve Mont Veriliyor...

 

Delikanli Montu Giyiyor GÖzlÜgÜ Takiyor.. Kalabaliktan Siyrilmak Üzere Iken Ali Riza Pasa Kolundan Tutuyor..

 

Bosver Sen Binme Birak Baskasi Binsin Diyor...neden Diye Soruyor Delikanli Birsey Mi Hissettiniz.. Yok, Sen Yine De

 

Binme Evlat Diyor... Derken Baskasi Biniyor UÇaga..uÇak Havalaniyor Delikanli Öfkeli Pasa Ya ... Parandeler..manevralar.. Derken UÇak Alev Topuna DÖnÜyor Ve Piste Çakiliyor..2 ÖlÜ...

 

Delikanli Pasaya Bakiyor Hayretler IÇinde... Pasa Magrur Ve Mutlu Bir Insani Kurtardigi IÇin...ama Bir Baskasi ÖlmÜstÜ....

 

Ama Kurtardigi Bir Insan Degildi....

 

Bir Ulustu...

 

ÇÜnkÜ Delikanli Mustafa Kemal AtatÜrk' TÜ....

 

Sunay Akin' Dan

Share this post


Link to post
Share on other sites

Gözlerin kayIyor gözlerimden , sözlerin birer bIçak gibi ; karnIma saplanIyorlar teker teker.

sen anlatmaya devam ederken , ben asLInda seni dinlemiyorum. kokularIn anlatIyor bana gidecegini , simdiden gitmeye basladILar bile.

 

ellerini bir yukarI, bir asagI hareket ettirirken bile gözlerin yükselmiyor yerden.sürekli aynI kelimeleri seçiyorum cümlelerinden "olmadI." "olmaz." , bir döngü halinde 2

cümlede bir kendilerini tekrar ettiriyorlar , sen benim gözlerime hala bakamazken.

 

bütün oda dagILmIs , kitaplar yerlerde , yastIgIm kucagImda , bIraktIklarIn ise yatagIn üzerinde duruyorlar ; dokunulmamIs.

kIrIk kapImIn hemen berisinde durup bana bakIyorsun , agzIna gelen her lafI söylerken.

 

ben seni dinlemiyorum ki ; sadece ileriye geriye sallanIyorum. kokularIn gidisinin yasInI tutuyorum.

 

uzun bir sessizlikten sonra "bir seyler söyle" lafInla bozuluyor sessizlik.

 

ne diyebilirdim ki sana ; ellerim titrerken , ben yastIgIma sarILmIs ileri geri sallanIrken.diyecek gücüm mü vardı ki?

 

hatta , sana bir "gitme" diyebilecek gücüm bile yoktu. yastIgI sIkIyordum ben bütün gücümle ve senden kalanlar yatagIn üzerinde duruyordu.

 

sen beni "hiçbir seysizlik" ile suçlarken , ben seni dinlemiyordum ki.

 

sen benim "imkansIzLIk"larımdan bahsederken , ben seni hiç mi hiç dinlemiyordum.

 

sen bana küfür ederken ,

ben senin gözlerine son bir kez daha bakmaya çaLIsIyordum.

 

ki , sanIrIm basarIsIz oldum.

çünkü ; sadece gözlerim anlatabilirdi sana ne oldugunu. ne hissettigimi , neden yaptIgImı , o gün ne olduğunu , kapImI neden kIrdIgImI , neden sürekli tIrnaklarImI yedigimi , neden iç

çektigimi , neden oldugum yerde saydIgImI.

 

ama sen benim gözlerime hiç bakmadın ki.

hiçbir kelime anlatamazdI sana , seni ne kadar çok geri istedigimi , eskisi gibi.

ama sana dur da diyemedim , gücüm yoktu.

yitiktim , kötü bir sekilde düsmüstüm.

ve bu sefer kaldIran bir "sen" yoktun.

 

sen orada senden geri kalanlarI çabucak toplarken , ben yastIgImI IsIrIyordum , ileri geri sallanIyordum. içimden "gitme" diye bagIrIyordum , gözyaslarIma engel olmaya çaLIsarak.

 

"hala bir sey söylemeyecek misin?" derken parçalandI içim , kendimi bir türlü inandIramadIgIm "senin gidecegin" gerçegini artIk beynim de algILamaya baslamIstI.

 

ne diyebilirdim ki.

gitme demeye cesaretim ve gücüm yokken ;

"hosça kal" çIktI agzImdan.

 

sen benim KIrIk kapImI vurup çIkarken , ben yastIgIma sarILIyordum yere yatIp , kIrILmIs camlarIn üzerine , ilk ve son yas töreni için.

 

sana , "gitme" diyecektim.

 

ama sen benim gözlerime hiç bakmadIn ki..

Share this post


Link to post
Share on other sites

180pxyilmazguney22cm.gif

 

Bu duvarlar yetmiyor bizi ayırmaya bilesin...

Bu parmaklıklar, bu demir kapılar, bu hava, inan...

Bazen bir yumrukta yıkacak kadar güçlü,

Bazen bir serçe kadar güçsüzsem, bir nedeni vardır...

Hangi zorluğu yenmemiş insanoğlu.

Hele taşıyorsa içinde bu insanca sevgiyi.

Güzel günler zorlu duraklardan geçer sevdiğim.

Damla damla birikiyor insan. Damla damla sevgili...

Bir gün akıp gideceğiz hayata...

Duvarlar yıkılacak, açılacak bütün kapılar bilesin.

Benim yüreğim sensin şimdi, seni vurur durur...

Ve yine damla damla çoğalıyorsun içimde.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Hayatın sana sunduğu herşeye alışmalısın. Bırakıp gidenlere ve geride bıraktıklarına da.

 

Çünkü kendimden biliyorum, eninde sonunda kazanan hayat oluyor ve bize düşen istesek de inat etsek de unutmak oluyor veya alışmak....

 

Sevmeyi öğrenmemek en iyisi, biliyor musun? Belki hayat tatsız tuzsuz bir yemeğe benziyor ama kalbin yanmıyor en azından. İlk defa bu acıya düştüğümde yüreği elinde bir delikanlıydım. Aşkın kendisi zaten tüm damarlarımızdaki kanı çeken bir dertken ben daha kötüsünü yaptım, canımdan çok sevdim. Bir kat arttı çektiğim acı. O zamanlar bir daha cesaret edeceğime inanmazdım asla, ama bir defa öğrenmeye gör. Zihnini bulandıran esrar gibidir. Bir kere de tiryaki olursun ve bile bile dalarsın acının içine yeniden.

 

Bir kere öğrendin mi aşık olmayı, hiç yapamazsan yoldan geçenlere aşık olursun. Ve bir defa alıştın mı aşk acısına yoldan geçen hepsinin arkasına bile dönüp bakmazsın, acısı içinde kalır yine de. Ve kalbin alışmıştır aşık olmaya, kaybetmeye. Giderek daha delice aşklar bulur seni, zamanla anlarsın ki aşık olunan çok da önemli değildir. Bizzat aşkın kendisidir aşık olduğun.

 

Duymadığın, görmediğin, dokunmadığın ve koklamadığın -belki de bunları ummadığın bile- birine aşık olmak nasıl bir şeydir. Aşk değişir. İşte sen tam da o günlerde buldun beni. Ve onun için çok sevdim seni. Onun için aşık oldum. 18 yaşımın sonuna gelmişim ve aşk deyince acıdan başka bir duygu yaşamamışım. Aklımda aşktan kalma bir kucak dolusu kaçış, terkedilmişlik ve aldatılmışlık var. Yine de bile bile düşüyorsam, bu aşk değil. En azından adı aşk gerisi ruhu değil.

 

Sen geldiğinde de biliyordum. Ya senden kaçacaktım ya sen de gidecektin. Sahi bu defa hangisi oldu? Onu bilemedim. Aslında tüm bu yaşadıklarımız benim "kader" diye anlattığım bir hayat sahnesi. Bizden habersiz kuruluyor sahne, oyun oynanıyor ve biz de oyunun baş aktörleriyiz belki, sonra perde kapanıyor. Böyle bir şey. Seni bulmak ne kadar güzelse, seni kaybetmek de o kadar güzel. Hayır yanlış yazmadım. Çünkü içinde sen varsın. İçinde sen varken bir şey nasıl kötü olabilir?

 

Belki bir gün okuma fırsatın olur, ama sana yazıldığını bilmeden. Buraya bir işaret koymalıyım diye düşündüm, bir kelime. O kelimeyi okuduğunda kalbin burkulsun ve anla ki bunu yazan benim, hikayesi bizim hikayemiz...

 

 

Alıntı

Share this post


Link to post
Share on other sites

4 MeVSiM AşK

 

Her iliski bir bahceye benzer. Eger yeserip gelismesi isteniyorsa, duzenli olarak su verilmelidir. Beklenmedik hava degisiklikleri kadar, mevsimleri de dikkate alarak ozel bakim gosterilmelidir. Yeni tohumlar ekilmeli ve yabani otlar ayiklanmalidir. Tipki bunun gibi, askin buyusunu canli tutmak icin de, mevsimlerini anlamali ve askin kendine ozgu ihtiyaclarini doyurmaliyiz...

 

AŞKIN ILKBAHARI

Asik olmak, ilkbahar gibidir. Sonsuza dek mutlu olacakmisiz gibi birduyguya kapiliriz. Esimizi sevmemek aklimizin ucundan bile gecmez. Bu bir saflik donemidir. Ask olumsuz gibi gorulur. Her seyin kusursuz sanildigi ve tikir tikir isledigi buyulu bir donemdir bu. Esimiz tipatip bize uygun gorunur. Hic caba harcanmaksizin, uyum icinde dans ederiz ve sansimizin yuzumuze gulmesinin tadini cikaririz ..

 

AŞKIN YAZ MEVSIMI

Askimizin yaz mevsimi boyunca esimizin sandigimiz kadar kusursuz olmadigini ve iliskilerimiz uzerinde calismamiz gerektigini anlariz . Esimiz hata yapan, bazi bakimlardan aksayan bir insan olarak da karsimiza cikar. Surtusmeler ve dus kirikliklari belirmeye baslar, yabani otlarin kokunden sokulmesi ve yakici gunes altindaki bitkilerin fazladan sulanmasi gerekir. Artik aski vermek de, gereksindigimiz aski almakta o kadar kolay degildir. Her zamaan mutlu ve sevgi dolu olmadigimizi gorup anlariz..Bizim ask konusunda dusledigimiz tablo degildir bu. Bircok cift, bu noktaya geldiginde dus kirikligina ugrar. Ilısiki uzerinde calismak istemezler. Hicte gercekci olmayan bir tutumla, hep ilkbahar olmasini beklerler. Eslerini suclarlar ve pes ederler. Askin her zaman kolay olmadigini, arasira yogun bir calisma ve sicak bir gunes istedigi gercegini gormezler. Askin yaz mevsiminde, kendi sevgi ihtiyacimizi oldugu kadar esimizin ihtiyaclarini da doyurmamiz gerekir. Bunlar kendiliginden gerceklesmez...

 

AŞKIN SONBAHARI

Yaz mevsimi boyunca bahcemize iyi baktiysak, bu calismanin sonucu olarak hasadimizi aliriz.. Guz mevsimi gelmistir. Bu altin bir cagdir, zengin ve doyurucu. Gerek kendimizin, gerekse esimizin kusurlarini kabullenen ve anlayisla karsilayan daha olgun bir asktir yasadigimiz . Bir sukran ve paylasma zamanidir. Yaz boyu cok calistigimiz icin, simdi dinlenebilir ve yarattigimiz askin tadini cikarabiliriz ..

 

AŞKIN KIŞ MEVSIMI

Sonra hava yeniden degisir ve kis bastirir. Kisin o soguk, verimsiz aylari boyunca doga kendini tumuyle icine ceker, kapanir. Bu bir dinlenme, dusunme ve yenilenme zamanidir. Ilıskilerde de cozumlenmemis acilarimizla veya golge benligimizle yuzlesme zamandir. Kapagimizin acilip aci dolu duygularimizin ortaya dokuldugu zamandir. Ask ve doyum icin esimizden cok, kendimize bakmaya gereksinme duydugumuz, kendi kendine gelisim zamanidir. Yaralarin iyilesmesi, acilarin dindirilmesi zamanidir. Erkeklerin magaralarina cekilip kisladiklari ve kadinlarin kuyularin dibine indikleri zamandir bu...

Share this post


Link to post
Share on other sites

senvurbar.gif

senvuricon.jpg

 

 

Rüzgarda ve ateşlere, hasretinde yaktım da,

Bir seni yakamadım beni yaktığın gibi.

Çölde su, mahpusta gün, oruçta ekmek gibi bekledim seni.

Sense, sense araya korkular koydun, yasaklar koydun,

Bitmez tükenmez engeller koydun.

Şimdi, şimdi neredesin diye sakın sorma,

Sen çağırdın da ben gelmedim mi.

 

Sen varken darılmazdım çiçeksiz baharlara,

Yağmurlu havalara, bu kasvetli akşamlara darılmazdım.

Sen varken bakıp içlenmezdim

Tren istasyonlarına, otobüs duraklarına.

Sen varken ayrılanlara ağlamazdım,

Yıkılmazdım biten sevdaların ardından.

Gidenlere küsmezdim, kalanlara acımazdım.

Sen varken, sen varken böyle üşümezdim, titremezdim.

Masumdum çocuklar gibi, böyle delirmezdim, kükretmezdim.

Hele ölmeyi, hele ölmeyi hiç düşünmezdim.

Şimdi soruyorum sana,

Adı sevdaysa bu cehennemin

Sen yaktın da ben yanmadım mı ?

 

Biliyorsun bütün acılarına yeşil ışık yaktım olmadı,

Bütün korkularına arka çıktım olmadı,

Dağlara merdiven dayadım olmadı,

Haziranda kar oldum yağdım avuçlarına olmadı,

Sevdim olmadı, yandım olmadı, taptım olmadı.

Benden artık pes.

Bu aşkın biletini istediğin gibi kes.

 

Nasılsa, nasılsa gidiyoruz biliyorum git,

Ama ardında ağlayan bir çift göz,

Paramparça bir yürek,

Ve yıkılmış bir dağ görmek istemiyorsan,

Çek silahını daya sırtıma.

Titrersem namerdim.

Sen vurdun da ben ölmedim mi,

Sen vurdun da ben ölmedim mi.

 

Ahmet Selçuk İlkan

Share this post


Link to post
Share on other sites

BAĞLANMAK YOK HİÇ BİR ŞEYE.....

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. "O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin. Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü. Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın. Ve zaten genellikle o daha az sever seni, Senin o'nu sevdiğinden. Çok sevmezsen, çok acımazsın. Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem. Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini... Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin. Senin değillermiş gibi davranacaksın. Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın. Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın. Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin. İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları... Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. "O benim." diyeceksin. Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Seylerin... Mesela gökkuşağı senin olacak. İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. Mesela turuncuya, yada pembeye. Ya da cennete ait olacaksın. Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat. İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...

 

 

 

bağlanmayacaksın işte can hiç birşeye bağlanmayacaksın........................

Share this post


Link to post
Share on other sites

Gün Batımında Başlar Özlem...

 

 

Günbatımında başlar özlemler. El ayak çekilmeye başlayınca bu

yalancı kentten, kalırsın baş başa bir sen, bir yalnızlığın, birde özlemlerin.

Ellerin üşümeye başlar yoksa sevgilin yanında. En büyük özlem de onadır

ya Kendini hep yarım hep eksik hissedersin. Duvarlar üstüne gelir Onun

yokluğunda. Yaktığın sigara bile senin gibidir biraz acı biraz kederli yanar.

 

Sonra bir şarkı tutturursun yada geliverir aklına. Söylersin ama O duymaz, istersin gelmez. Özlersin onu. Sonra bir bakmışsın iki damla yaş akmış yanaklarından ona doğru. Süzülürken yaşlar yanağından dudaklarına, öper de yollarsın o yaşları Ona. Özlemişsindir.

 

Sonra ardından bir sigara daha yakarsın sonra bir tane daha bir tane daha... Baktın olmuyor, bulamıyorsun bir çare atarsın kendini yatağa uyuyup kurtulmak için bu özlem acısından. Önceleri acı zannedersin ama, sonra anlarsın ki o senin sevginin ateşi, sevginde onun oksijeni. Ama bilemezsin ki her şey daha ağır daha acı olacaktır şimdi.

 

Kapatırsın ışığı girersin yatağa. Bir de bakmışsın bedenin yalnız, bedenin buz gibi. Ararsın beklersin bir dokunuş, bir sarılış. Uyurken duymak istersin o sıcak nefesin verdiği huzuru ama, sende bilirsin ki sağın karanlık solun karanlık. Hani alışmıştır kulakların duymak ister iyi geceler sözünü, küçücük masum bir öpücük istersin. Yalnızsın ne duyarsın ne hissedersin.

 

Bir serseri mayınsındır artık. İçin özlem yüklü yüreğinde bir derin yara beklersin uykuyu bir sağa bir sola dönüp. Dedim ya yalnızsın ne uykun gelir ne sızısı diner gönlünün. Uyumak için kapatırsın gözlerini gözünün önüne mutlu anlar gelir, gülümser sana. O tebessüm ettikçe senin yüzün asılır. Sonra haykırmak istersin içinden ama, olmaz. Sonra bir küfür sallarsın yalnızlığına bir isyan edersin özlemine. Kızıp durursun sonra uyuya kalırsın. Sabah kalktığında geceden kalma hüznün hala damarlarında dolaştığını hissedersin. Sonra iş güç derken uzaklaşıverir damarlarında dolaşan bu serseri hüzün. Rahatlarsın.

 

Ama unutmuşsundur ki, gün batımında başlar özlemler...

 

 

Alıntıdır...

Share this post


Link to post
Share on other sites

BAĞLANMAK YOK HİÇ BİR ŞEYE.....

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. "O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin. Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü. Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın. Ve zaten genellikle o daha az sever seni, Senin o'nu sevdiğinden. Çok sevmezsen, çok acımazsın. Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem. Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini... Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin. Senin değillermiş gibi davranacaksın. Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın. Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın. Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin. İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları... Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. "O benim." diyeceksin. Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Seylerin... Mesela gökkuşağı senin olacak. İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. Mesela turuncuya, yada pembeye. Ya da cennete ait olacaksın. Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat. İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...

 

 

 

bağlanmayacaksın işte can hiç birşeye bağlanmayacaksın........................

 

 

:clover:

ben cok beyendim!!!Iznin olursa bloguma koymak isterim!!

 

 

 

benim yazdığım can yücel yazısı için dediysen tabiki bloguna koyabilirsin....büyük bir memnuniyet duyarım................. :):clover:

Share this post


Link to post
Share on other sites

Gitme Sevgilim

 

 

Beni bu sevdanın ortasında, deli yağmurların altında bir başıma bırakıp gittiğin zamanlar seni hiç durdurmadım... Yoluna çıkıp hiç, gitme, demedim sana... Beni bırakma, diye yalvarmadım... Her gidişinin ardından sessizliğe gömülüp, seni sonsuza kadar kaybettiğimi düşündüm hep... Bir gün geri gelebileceğine hiç inanmadım...Bu yüzden mucizeydi her dönüşün ve bu yüzden her defasında sana daha sıkı sarıldım...

Yıllar geçti aramızdan... Ayrılıklarla sırılsıklam, kavuşmalarla yıldızlı...Şimdi yanımdasın... Ama biliyorum, gideceksin yine... Rüzgar adını çağırıyor... Bu şehrin üzerini yine kara bulutlar sarıyor... Biliyorum, yine deli yağmurlar yağacak üzerime... Yine gizlenecek martılar saçakların altına... Yıldızlar kaybolacak... Biliyorum gideceksin ve ben yine kaybedeceğim yolumu...

 

 

Biliyorum, deniz kenarında martıların peşinde koşan çoçukluğumu düştüğü yerden kimse kaldırmayacak... Gözyaşlarımı silmeyecek o sevgi dolu, kutsal yüreğin... Biliyorum, gölgen bir İstanbul sokağının arnavut kaldırımı üzerinde ansızın gölgemi okşamayacak... Biliyorum, gideceksin... Ama bu kez sana sevdalı güvercinin yaralı yüreği bu gidişi kaldıramayacak...

 

 

Belki de bu yüzden hiç yapmadığım bir şeyi yapıyor ve soluk soluğa geçen o yıllar boyunca hiç fark etmediğin bir sırrı ilk kez yüreğine fısıldıyorum:

Ben sana çocukluğumdan vurgunum...

Artık gitme sevgilim...

 

"Cezmi Ersöz"

 

ben sana çocukluğumdan vurgunum.....................ne güzel demiş yaaaa...... :blushing:

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.