Jump to content
Sign in to follow this  
karçiçeği_m

Sibelce

Recommended Posts

Bir Sevgi Türküsü

 

Akşam soğan kavrulan evlerde

Yoksul bir çorbayı ateşe koymadan önce

Son geleni bekler gibi seni beklemek

Bir yudum alır gibi bir kadeh buzlu rakıdan

Çocuk annesine güvenir gibi

Sonu belirsiz bir yolculuğa çıkar gibi

Hiçbir şey olmuyormuş gibi sevmek seni

 

Hiçbir yalanda, hiçbir kandırmada payı olmamak

Hiçbir kaygının peşinde küçültmemek kendini

Bir yaz sabahında balkondan nasıl bakarsa

Dışarıya salınmamış çocuklar

Biraz özlemle ve biraz sevinçle

Nasıl bakarsa o çocuklar sokağa

Senin yolunu hiç yılmadan gözlemek

Benim için ölümsüzlükle birdir

 

Hep yüzünde kalmalı bu gülüş

Bu seni çağlara direnecek bir yontuya

Döndüren bu sevinç pırıltısı hep kalmalı yüzünde

Hep bu kadar büyük ve bu kadar güzel olmalısın

Bu kadar ölümsüz ve bu kadar olağan...

 

 

Afşar Timuçin

Share this post


Link to post
Share on other sites

Yanmaya Gel Benimle

 

Aşkım gönlümün çıkar gruplarından biridir

Ağız tadım

Ve dahi keyfim gibi

Güzel yemekler sonrası içilen kahvelerdeki lezzeti

Nasıl anlatırsam

Aşkım

Seni anlatmakta o denli güçlük içindeyim

Deli miyim

Ben neyim

Ney olsam da üflesen sevdanın “şeb-i aruz” törenlerinde

Gezegenler etrafında dönerken

Benim adımı dünya koysan bebeğim

 

Gözlerin kurban bayramlarını anımsatıyor

Ben mi seçildim

Tören için

Gözlerimi bağlama da seni göreyim

Kanımı alnına sürdüğünde

Son nefesimi vereyim

 

Hepsinden bir parça umut aldım

Sakladım

Görünmez yerlerine yüreğimin

Kan pompalarken damarlarıma

Nefesini öpeceğim

Rüzgârın sürüklediği

 

Anılarımın körüklediği ateşleri yakacağım

 

Aşkım benim

 

Aşkım

 

Güneşin arkasına saklanacağım

 

Yanmaya gel benimle

Yok olmaya……………………

 

 

Oğuzkan Bölükbaşı

Share this post


Link to post
Share on other sites

ŞARKI SÖYLÜYORUM

 

Şarkı söylüyorum zaman geçsin diye

Ömrümün şu son günlerinde

Don nehri üstünde bir resim gibi

Memnun edişimiz yüreğimizi

Taşlar atarken gölcük üstünde

Şarkı söylüyorum zaman geçsin diye

 

Harikalar gününü yaşadım

Siz ve ben hatırlayalım

Ve yılların duvarlarını aştım

Mucize yüklü kulaklarım

Değil ki devran eskisi gibi

Harikalar gününü yaşadım

 

Gidelim ki bu parmaklar çözülsün

Anlımız gibi şerefiyle

İlk sen gözlerinle görürsün

Bizden alçak bulutları

Ve dizlerimizde çayır kuşları

Gidelim ki bu parmaklar çözülsün

 

Ay ışığı yaptık biz

Saraylarımız ve heykellerimiz için

Öldürüyorsalar bizi önemli midir

Geceler düşecektir bir bir

Komüncü oldu artık Çin

Ay ışığı yaptık biz

 

Söyleyeceğim ve söyleyeceğim de

Bu hayat nice manzaralara sahne oldu

İnsan ulaşıp doğal büyüklüğünü buldu

Sesi ormanlar dağlar

Sırlar ve denizler üstünde

Söyleyeceğim ve söyleyeceğim de

 

Evet zaman geçsin diye şarkı söylüyorum

Kemana karşı yıpranır kemane

Taş ta kaydırmaca oyununda

Ve dokunaklı aşkım

Eğik gölgeme astığım

 

Şarkı söyleyerek geçiriyorum zamanı

Zaman geçsin diye şarkı söylüyorum

Share this post


Link to post
Share on other sites

METRİS

 

Ben hep 17 yasindayim

Demir kapinin her açilisinda

Her ayak sesinde içime sigmaz yüregim

Her türlüsünü tattim acinin ve izdirabin

Yalniz seni özlerken kendimi yenemedim

Çünkü; senden gayrisi haram

Su Metris'in önü bir uzun alan

Bir tek seni sevdim gerisi yalan

 

Cigara çekmedi canim hiç

Çikarken havalandirmaya

Olmadi avluda atilmis voltam hiç

Hele masmavi bir denize atilmis oltam

Hiç mi hiç...

Içerde biraktim dünyayi

Parmakliklarla bölünmüs olarak

Görmeye alisik gözleri

Ve senin için yazdigim siirleri, sözleri.

Sana olan askimi

Defterlere degil

Metris'in duvarlarina yazdim

Uykusuz geçen geceler akillara zarar

Kiramazdi beni durusmada kirilan kalem

Senin görüslere gelmedigin kadar

Su Metris'in önü bir uzun alan

Bir tek seni sevdim gerisi yalan

Senin hasretindi hücreme dolan

Yalniz seni sevdim gerisi yalan.

 

Parmakliklarin elime bulasan pasi

Havalandirmadan gelen hela kokusu

Isik ve ufuksuz hücremde

Gözlerim kuvvet kaybindaydi.

Bir sisin ucundaydi ölüm korkusu

Ve özgürlük kravatlilarin avucundaydi

 

Bir kazaydi gelisin

Ya seni sevisim?

Bir masaldi.

17 yil 15 gece

Bir ranzaydi yattigim

Bir de oturdugum masaydi

 

Ben gençligimin en tutkulu askini

Kagitlara degil

Gönlümün en derin nagralarini

Kalemle degil

Tirnaklarimla

Metris'in duvarlarina yazdim

Ve kanayan ellerime tuz bastim

 

Çok mektup yazdim sana

Ama hiç yollamadim

Ben sana olan mektuplarimi

Metris'in duvarlarina yazdim

Ve üzerine zarf degil

Mapushane kapilarini kapattim

 

Simdi bir sey yok yanimda senden kalan

Su Metris'in önü bir uzun alan

Benim sevdam gerçek

Senin askin yalan

Hücrem degil hasretinle yanarim

Senin için hergün hergün aglarim

Kanim hep içime akar kanarim

Beni anlamadin ona yanarim.....

 

Ugur Arslan

 

cigaralibhl9.gif

Share this post


Link to post
Share on other sites

İSTANBUL GİBİ GELDİM KAPILARINA

 

 

 

Zarif bir aşığın sevdiğine sunacağı nazenin bir gülü, solar korkusuyla öpemeyip etrafındaki havayı koklaması gibi narince vuruyor dalgalar duvarlarına.

 

O dalgalar ki, âşıkların figanlarından yorgun düşünce; kuş tüyü yastık gibi uzatırlar boyunlarım senin kıyılarına.

 

İşte şimdi ben kurak iklimlerin toprağı gibi çatlayan dudaklarımla bir solgun gül gibi geldim kapına.

 

Öp beni, kokla ve yeşert asırlardır bağrımda nadasa bıraktığım aşkları.

 

Çünkü ben dinmeyen bir yürek sızısıyla, solgun bir gül gibi geldim kapına.

 

Senin kıyılarına habersizce vuran midyeler, gözlerinin büyüsüne tutulur ve ıstıraplarından bir damla gözyaşı dökerler.

 

'İnci' dese de insanlar, o gözyaşı senin yoluna sunulmuş biçare bir aşığın adağıdır.

 

İşte şimdi ben adanmış bir kurbanın sevinç gözyaşlarıyla, bir midye gibi geldim kapına.

 

Okşa saçlarımı ve inciler çoğalt içimde.

 

Çünkü kırılgan bir şarkıyken gözlerim, bir midye gibi geldim kapına.

 

Nicedir içinde sakladığın türküleri fısıldadığın martılar şaşkın şaşkın dönerler Kâbe misali başında.

 

Tutsağın; gönlü yanık şehzadeye tutkun nedimenin, gül dudaklarından güneşin batışıyla dökülen ağıtları dinletirler gelip geçen gemiler. Umutsuz âşıklara keder verir, hasrete bulanmış bir kalple gemileri bekleyen kadınlara elem sunar sözlerin.

 

İşte şimdi ben acıyla doğurduğum güneşin hatırına, şaşkın bir martı gibi geldim kapına.

 

Gönlüme fer saran türküler söyle bana.

 

Çünkü ben talan edilmiş gemilerde salınan nazlı bir sancakken, şaşkın bir martı gibi geldim kapına.

 

Senin sarp bakışlarına yakalanmak korkusuyla usulca yanı başından süzülüveren rüzgârın eteğine tutunur İstanbul.

 

Bir zamanlar ahşap konakların çerçevelediği taşlı yollarda salınan ve fidan boylu, baygın bakışlı, al yanaklı hanımefendilere yollanan mendilleri taşıyan yiğit elçi rüzgâr, artık uzak iklimlerin hüzün yüklü mevsimlerini getirir kapına.

İşte şimdi ben, şehirlerin padişahı ve yüreğini verecek namlı bir güzel bulamayan...

 

İstanbul gibi geldim kapına...

 

geçit vermez sur ol kalbime ve ulubatlar gönder kara bulutlar çöktüğünde sineme.

 

çünkü ben, sürgün olduğum gözlerine aşklar adayarak, mağrur İstanbul gibi geldim kapına.

 

işte şimdi ben, geldim kapına ey yar. tutsak et beni gözlerinin kulesine.

 

alıntı...

Share this post


Link to post
Share on other sites

ErKen ÖlmEk LaZim SeWgiLi

 

her şeyin fazlası zarar

hayatın da...

erken ölmek lazım

daha fazla kirlenmeden

temiz yerlerimiz kalmışken

tam zamanında...

 

 

insanlara tebessümle veda etmek

ve tükürmek hayatın suratına

sonra sessizce

belli etmeden

usul usul can vermek bir kaldırımda...

 

kalırsa gözü yaşlı ardımda anam kalır

ben bir kez daha can veririm...

sağlığında satılmış bır insanın ölümü

hangi sevgiliyi ağlatır?

Sahtedir güzel günlerin sevdalısı

Kim sevgilim dediyse birine: biraz yalandır...!

 

 

Dedim ya sevgili erken ölmek lazım

Bu aşağlık düzen bize göre değil...

Aşklar sevdalar ayak altında yasanıyor

Cabuk geciyor mutlu günlerimiz

Bize kör olası ayrılıklar kalıyor...

Oysa böyle kurulmamıştı hayallerimiz......

 

 

Her seyin fazlası zarar

Hayatın da!

Öyle bir anda kapatacaksın ki gözlerini

Ve öyle bir anda canını koyacaksın ki ortaya

Cesedin gülümseyecek....

toprağa doğru yol alacaksın

O gune kadar seni anlamayanların omuzlarında...

 

 

Erken ölmek lazım sevgili

Herkes yasarken.. kimsenin aklına gelmıyorken

Tam zamanında.....

 

 

 

 

 

 

ç(alıntı).............. :P

Share this post


Link to post
Share on other sites

 

aŞk DePrEm GibİdiR............

 

 

Ne zaman kimi vuracagini asla bilemezsiniz.

 

Gece yarisi aniden, dipten yukselen coskulu bir dalga gibi kabarir içinizde.

 

Toprak ayaginizin altindan kayiyor gibi olur ve en hazirliksiz oldugunuz anda bütün siddetiyle vurur.

 

Sarsilir, neye ugradiginizi sasirirsiniz.

 

Heyecan,korku, kararsizlik, cesaret, aci, ofke,huzun,merhamet, siddet kaplar bir anda dunyanizi. Es dost yardima kossa da kolay toparlanamazsin.

 

Bittiginde agir bir enkaz birakir geride.

 

Daha kotusu, "tamamen bitti" sandiginiz sarsinti, hafif bir siddette artci soklar halinde yillarca surebilir.

 

Kalbinizdeki kirik hat ara sira yoklar yeniden...

 

Can Dündar

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

 

Boşver Be Yaşı Başı

 

gönlün ne kadar şık sen ondan haber ver?..

şöyle atıp koyu grileri-siyahları sabahtan,

sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna, ondan haber ver?

koyma bir kenara yüreğini, aç kapılarını,

gelene geçene yol verme girsin diye içeri ama

gömme başını toprağa bir çift güzel göz uğruna.

Bilirim yine yeşerecek bir çiçek bulursun bir dalda,

ama aklını kaybedecek bir aşk varsa avuçlarında,

bırak aksın yollarına.

yağ geç, yık geç, kimse inanmazsa inanmasın.

sen inan yüreğine,

hem ona geçmezse kime geçer sözün?..

büyü büyü... bak ellerin ayakların kocaman.

aklın da maaşallah yerinde,

e ne diye tutarsın yüreğini uçmasın diye.

akıllı ol, yüreğin gelir peşinden,

boşver yaşı başı,

aşk var mı aşk, sen ondan haber ver?

takılmışsın yüzündeki gözündeki çizgilere.

o çizgilerin yüreğine neler kazıdığını düşün,

atmak mı istiyorsun kendini bir dereye soğuk bir

kış günü, öl gitsin...

parayı pulu savurup,

bir balıkçı köyünde balık tutmak mıdır isteğin,

savrul gitsin...

Boş ver be yaşı başı, kim tutar seni kim,

kendi yüreğinden başka kim?.

Aklını al da öyle git,

ister bir duvara, ister bir od aya, ister kıra

bayıra vur da git.

Dert etme ellerini, onlar da gelir seninle

bırakmadıkça birine.

O biri de gelir gerçekten istediğin oysa,

seveceksen ve öleceksen uğruna...

yaşa be, yaşa da öyle git, gireceksen toprağa...

yaş 70'e gelse bile, hayat daha bitmemiş.

sen mi biteceksin?

çekeceksen bile bayrağı,

yaşadım ulan dibine kadar diyemiycek misin?

 

Can Yücel

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

İLK AŞK

 

Hayatın bütün yollarını düz bilirdim.

Lirik bir güz yorgunluğunda,

Yokuşlarda buldum kendimi.

 

Denize gidecektim. Yokuştu.

Dağa çıkacaktım. Yokuştu.

Sana gelecektim.

Yokuştu.

 

Bir gece bir kuş...

Öyle bildiğim gibi değildi.

Arzın en dar yeriden uçtu mağmaya.

Ter içindeydim.

Havale çıkmazlar yakaladı gecemi.

Çarşafım ilk defa böylesi kırıştı.

Uyumak istedim. Yokuştu.

Uyanmak istedim. Yokuştu.

Arzın en dar yerinden uçan,

Bir deli kuştu.

 

Ateş renkli rüyaların yokuşlarında,

En zirvede duruyordu.

Kan ter içinde ilk varışımdı.

Dengem, dengesizliğime yenik düştü.

İlk düşüşümdü.

Aşktı.

 

İlk kez yanıyordum yangınsız.

Meğer bir kez olurmuş insan.

Ateşsiz bir yangının tam ortasında,

Bu kadar aşık.

 

MURAT SERKAN ÖNDER

Share this post


Link to post
Share on other sites

aŞka geL aŞkA

 

Ben seni kocaman bi yürekle sevdim. Gözlerim değil, yüreğimdi seni gören. Sen damarlarımdaki kana karışıp, geldin oturdun zaten. Sen, benim en değerli yerimde, yüreğimdi olmalıydın, orada kalmalıydın.

 

 

Çok aşka ev sahipliği yapan bu yürek, ilk kez bu kadar kolay kabullendi seni. Herhangi bir konuk değildin artık. Bu yüzden ne ağırlama faslı vardı, ne de uğurlama. O yüreğin gerçek sahibiydin.

 

 

Şimdi sonbahar, kışa giriyoruz ya... Ben dört mevsim baharı yaşadım seninle. Çiçek çiçek açtın yüreğimde. Gökkuşağı zayıf kaldı, senin renklerin karşısında. Taze bir yaparak gibi yeşildin. Açelyaydın pembeliğinle. Üzerine çiğ taneleri düşmüş sarı güldün. Kırmızıydın bir ateş gibi. Ve maviydin... En çok bu renkle anmayı sevdim seni. Denize tutkundum, denizi sensiz, seni denizsiz düşünemedim.

 

 

Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da... Kendime bile dar gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık. En kızgın, en tahammülsüz olduğum anlarda bile, seni düşünmek yetti bana. İçimdeki sevinç yüzüme yansıdı, güldüm. Beni böylesine güldüren senin sevgindi ve ben kaygısız, içten gülüşün ne demek olduğunu, nasıl güzel bir şey olduğunu anladım seninle.

 

 

Her şeye rağmen sevdim seni. Güçlüydüm ve aşamayacağım hiçbir zorluk yoktu. Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim. Sen elimden tuttuğunda, patlama hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi. Menzil sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok edebilirdim. Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim, kül ederdim. Sana ulaştığımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm. Ve o göle bir tek sen girebilirdin.

 

 

Sevdim ve hayrandım da... Her halin çekti beni. Duruşunu, uyumanı, gülmeni, kızmanı, şaşkınlığını, saflığını, kurnazlığını, çocukluğunu, olgunluğunu sevdim. Sesini de sevdim suskunluğunu da. Küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini, korkularını sevdim. Seni ve o doyumsuz sevdanı, uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamadım çoğu zaman. Sığmadın cümlelere ve hiçbir cümle seni yeterince tarif edecek kadar derin olmadı.

 

 

Seni severken yorumlamadım. Çünkü sen yaşam kaynağıydın. Her gün yenilendim. Seninle çoğaldım, büyüdüm. Eksik kalan neyim varsa tamamladın. Ölmeyecektim çünkü sen ölmezliğin ta kendisiydin.

 

 

Sevdim işte ötesi yok...

 

Mehmet Coşkundeniz

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

YOĞURT KAPLARI

 

 

Sabah buLaşık yıkarken eLLerimin annemin eLLerine ne kadar benzediğini fark ettim. Benzemekten de öte; tıpatıp aynısı oLmuşLar..

 

****** ergenLik çağLarımda (hakikaten çekiLmez bir yeniyetmeydim) annemin eLLerine sinir oLurdum. Ya da şöyLe diyeLim: Sinir oLduğum bir miLyon sekiz yüz kırk aLtı şeyden biri de annemin eLLeriydi. Kadıncağızın beni sinir etmek için eLLerine özeL oLarak yapüğı bir şey de yoktu. Uzun kırmızıya boyanmış cadı tırnakLan faLan veya Lime Lime oLmuş tırnak etLeri gibi bir durum da yoktu. Sadece şekiLsizdi. Yani güzeL değiLdi. Ve ben buna sinir oLurdum.

 

"Hah" dedim kendi kendime "şimdi senin de bir sıpan oLsaydı o da sinir oLacaktı eLLerine. Yeterince güzeL değiLmiş diye.."

 

Şimdi ise o eLLer biraz daha eLimin içinde kaLsın diye ne numaraLar çekiyorum... Yok üşüdüm, tutsana eLimi, yok kremi fazLa sürdüm, aLsana birazını, tırnakLarın uzamış, törpüLeyeyim mi..

 

AsLında düşününce, eLLer dışında da anneme her geçen gün daha çok benziyorum. Eskiden çok umurumda oLmazdı şimdi evde ufacık bir dağınıkLık oLsa sıkıLıyorum. Sabah kaLkar kaLkmaz temizLik yapmaya başLıyorum. Hesapça çay demLeninceye kadarki vakti değerLendirmiş oLacağım. Çay zift oLuyor, ben hâLâ bir yerLeri siLiyorum.

 

Aynı annem gibi ben de masa örtüLerini düzeLtmeden yanLarından geçmiyor, hoh yapıp siLmeden aynaLara bakmıyor, yerden gübür topLamadan iLerLeyemiyorum artık.

 

Aynı onun gibi sabah kaLkınca uzun uzun camdan dışarıya bakmadan güne de başLayamıyorum. EsnafLa iki keLimenin beLi kırmazsam aynı onun gibi eksik iş yapmış sayıyorum kendimi.

 

Daha az süsLeniyor ama tıpkı onun gibi daha çok bakım yapıyorum. Eskiden tek bir nemLendiriciyi üç kereden fazLa kuLLanamayan ben artik her gün sabah akşam sürüyorum. ÜsteLik fındık tanesi kadar miktar oLdu artik ceviz tanesi kadar! RimeL ise kurumak üzere..

 

Bu kadarLa kaLsa yine iyi.. ArkadaşLarımdan çok bitkiLerimLe konuşmama ne diyorsunuz? Ya da yaLnızsam on iki dedi mi en şahane fiLmi biLe seyrediyor oLsam kapatıp cup yatağa giriyor oLmama? Veya çantamda vızıLdayan bir çocuğa veriLmek üzere BONBON taşımaya başLamama?

 

Ben de şaşırıyorum ama gerçek. Annemde daLga geçtiğim ne kadar şey varsa hepsini ben de yapıyorum artik!...

 

Tek kaygım şu: Bir gün ben de YOĞURT KAPLARINI biriktirmeye başLayacak mıyım acaba? AkLımın aLmadığı tek şey bu. Bütün doLap içLeri yıkanmış, kuruLanmış yoğurt kapLarıyLa doLu. Hepsi küçük kuLeLer şekLinde üst üste diziLmiş, kuzu kuzu bekLiyorLar.. KapakLan da eLbette mevcut. OnLarca değiL yüzLerce!

 

Ne diyeyim... Bir gün eLimdeki yoğurt kabını deterjanLarken anLanm herhaLde kap biriktirmenin esbab-ı mucibesini...

 

 

Bu yazıyı geçen sene yine bu günLerde yazmıştım.. "AnneLer günü" vesiLesiyLe biraz değiştirerek yeniden yayınLamak istedim..

 

Çünkü hatırLatmak istedim ki anneLerimizde kızdığımız, kırıLdığımız, daLga geçtiğimiz, hafife aLdığımız, Lüzumsuz gördüğümüz, saçma buLduğumuz ne kadar huy, aLışkanLık, arzu, istek varsa bir gün hepsini kendimiz de edineceğiz. Şakanızı, siteminizi yaparken bunu unutmayın istedim. ÜsteLik bazen sadece aLışkanLıkLar değiL bahtLar da anneLerden kızLara miras kaLabiLiyor. İyi veya kötü..

 

OnLarı eLeştirirken, yargıLarken bunu da düşünün istedim..

 

Çünkü..

 

Ben..

 

Artık..

 

Yoğurt kapLarını biriktirmeye başLadım..

ALıntı...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Görüş Bitti...

 

 

şimdi muhtemelen

bu kör saatlerde

dönüp durmaktasındır ranzanda.

belki elli kişilik koğuşta

benden de muhtaçsındır

bir tek candan dost sarılışına.

zaman ektiğini biçme zamanıdır.

 

pişmanlığın sivri ucu

bükmektedir kitapların belini

kesmektedir şakaların dilini,

elini eteğini de çekmiştir

çoktan hayallerin

zaman

sigara dakikalarını artırma zamanıdır.

 

yine muhtemelen

düşünce odalarında

ben gezinmekteyim.

yine muhtemelen

gamsız, uçarı bir görüntü çizmekteyim

onca sevgimi nasıl erittiğini

gözlerine savurmaktayım

zaman beni suçlama zamanıdır..

 

şu an ne yaptığımı düşünüyor olabilirsin

muhtemelen isabettir tahminlerin...

yine de uzaktan şöyle bir “acaba? ”

içini kıyıyordur

zaman hesaplaşma zamanıdır

 

pazar görüşlerini çoktan çıkardın da aklından

epeydir mektuplarım da gelmiyor değil mi?

yüzdesiz bir umuttasın

bir zamanlar bana verdiğin gibi.

gözlerin bakamasa da gardiyana

yüreğinden sesleniyorsun

kendi adını alışkanlığına...

son mektuba kadardır sabrın

ve başlamışsındır çoktan küfretmeye

ya kadere

ya bana

ya aşka

bu sevgi kendi başladı

kendi kendini bitirdi.

sen yine günahsızsın

zaman bahtına kahretme zamanıdır.

 

sana hiç beklemeyi öğretmemiştim

her zaman vardım değil mi?

sevgimde savurgandım

öfkemde cimri...

hala da öyleyim ama

ne öfkem kaldı sana

ne sevgim.

çoktan geçmişti bitirme zamanı da

zaman erteleme zamanıydı.

 

masum hatam

çekildim artık hayatından.

 

görüş bitti....cigaralibzw2.gif

 

Reşide Sarıkavak

Share this post


Link to post
Share on other sites

 

Yaşam İçin 13 Satır, Gabriel Garcia Marquez den

 

1. Seni sen olduğun icin değil, seninle birlikte olduğumda ben olduğum için seviyorum.

 

2. Hiç kimse gözyaşlarını hak etmez, onlara layık olan kişi ise seni ağlatmaz.

 

3. Sen istediğinde sana aşık olmaması, sana aşık olmadığı anlamına gelmez.

 

4. Gerçek arkadaş, elini tutan, kalbine dokunandır.

 

5. Birisine yabancılaşmanın en kötü biçimi yanında oturuyor olup ona hiç bir zaman ulaşamayacağını bilmektir.

 

6. Hiç bir zaman gülümsemekten vazgeçme, üzgün olduğunda bile! Gülümsemene kimin, ne zaman aşık olacağını bilemezsin.

 

7. Tüm dünya için sadece bir kişi olabilirsin fakat bazıları için sen bir dünyasın.

 

8. Zamanı onu seninle birlikte geçirmeye hazır olmayan biriyle geçirme.

 

9. Belki de Tanrı uygun kişiyi tanımandan önce yanlış kişilerle tanışmanı, onu tanıdığında minnettar olman için istedi.

 

10. "Bitti" diye üzülme, "yaşandı" diye sevin.

 

11. Her zaman seni üzecek birileri olacaktır, yapman gereken insanlara güvenmeye devam etmek, kime iki defa güveneceğine daha fazla dikkat etmektir.

 

12. Birini daha iyi tanımadan ve bu kişinin senin kim olduğunu bilmesinden önce kendini daha iyi bir kişiye dönüştür ve kim olduğunu bilerek kendine güven.

 

13. Kendini çok zorlama, en güzel şeyler onları en az beklediğinde olur.

 

"YAŞANAN HERŞEYİN BİR SEBEBİ VARDIR"

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

Senin Gemin Camdan Sevgili

 

 

Duydum ki yine umudunu kesmişsin insanlardan,

dostluklardan... Duydum ki yine acımaya başlamışsın

kendine...

Yolunu kimselerin bilmediği, bilmek de istemediği

sevginin o hayal ülkesinde birilerini beklerken çok

üşümüşsün...

İnsan ancak kendisine sevgili olabilir, diyormuşsun.

Şimdi artık yollarda ve binbir hayalin peşinde

sürüklediğin ve yıprattığın sevgine minnet borcunu

ödeyecekmişsin...

Acıyan sevgini şımartacak, onu örtülere saracakmışsın.

Onu kendini güçlü ve korunaklı olduğunu hissetmediğin

hiçbir yerde ortaya çıkarmayacakmışsın...

Sevgini yırtıcı bir kuş gibi yetiştiriyormuşsun.

En iyi savunmanın saldırı olduğunu ve yokolmamak için

yoketmek gerektiğini öğretiyormuşsun ona...

Ona onu, sabırlar, merhametler ve inceliklerle değil,

hazlar, hayranlıklar ve kıskanç ilgilerle

besleneceğini vadediyormuşsun.

Her gece uyumadan önce arkasında Che Guevera’nın resmi

olan aynanla konuşuyormuşsun: Bir sen varsın önemli

olan, bir sen varsın gerçek olan... Hem onca acıya

rağmen hala güzelim...

Ve artık kendime yasaklıyorum başkalarına acımayı ve

hayatın acısını...

Aynadaki nefesinin buğusunu görüyorum buradan.

Gözlerinle gözgöze gelemediğim için tutup aynadaki

buğuyu öpüyorsun.

Yaralı kendini öpüyorsun...

Çekmeceden cüzdanının çıkarıp içindeki kredi

kartlarını seyrediyorsun zoraki bir hayranlıkla.

İçinde sevgini sakladığğın kaleyi daha da

güçlendirmeyi geçiriyorsun aklından.

Kredi kartlarını yalıyorsun dilinle ve onların zehirli

tadını içine akıtıyorsun.

Bankamatikten her para çektiğinde kulağına gelen ölüm

çığlıklarına alıştırmak istiyorsun kendini böylece.

Hem senden güçsüzlerin ölümü, hem bu ölümleri gizleyen

ve bütün katliamları anında temize çeken teknolojinin

zehirli tadı sarıyor şimdi sevginin yaralarını.

Bankamatikten her para çektiğinde kulağına gelen

çocukların ve kimsesizlerin ölüm çığlıklarına

dayanamadığını hissettiğin anlar, senin için hayatta

sadece annenin babanın ve kardeşlerinin önemli

olduğunu söylüyorsun kendine ve akşam iş dönüşü onlara

hediyeler alarak evine dönüyorsun...

Ve eskiden, sevgini bir kalenin ardına saklamadan önce

sadece kendi çocuklarını sevenleri kınadığını unutmak

içinse bu defa başkaları değil kendin kanatıyorsun

sevgini.

Sonra küçük, tüylü bir köpek almak istiyorsun kendine.

Köpegi severken, kucaklarken sana acımasızlık eden

dostlarının, seni sevginin o hayal ülkesinde yıllarca

bekletip düşlerini ve ömrünü çalan sevgililerin

yüzleri geçsin istiyorsun karşından.

Onların yüzleri geçtikçe sahibin olduğun için senden

başka kimseyi sevmeyecek ve bağlanmayacak olan

köpeğine daha da sıkıca sarılmak istiyorsun, öpüp

koklamak.

Kendini öper gibi, yaralı ve belki de artık hiç

iyileşmeyecek olan kendini.

Hiç iyileşmeyeceğini artık kendinden bile

saklayamadığın böyle anlarda para kazanmak istiyorsun,

iş kurup daha çok para kazanmak.

Böyle anlarda bir kalenin ardında gizlediğin herşeye

yanlışlarla dolu olsa da senden izler taşıyan tarihine

bile düşman oluyorsun.

Seni bu hale getirenlerle bir olup bu belki de artık

hiç iyileşmeyecek yaralı kendini yoketmek

istiyorsun... Sonra yorgun düşüyorsun... Artık

dinlenmek istiyorsun. Yarına daha dinlenmiş ve

korkularından kurtulmuş olarak uyanmak istiyorsun...

Ve uykuya dalmadan önce vitrinlere bıraktığın

dalğınlığın geliyor aklına...Kendine bir kez daha

acıyorsun ve bu yüzden pahalı bulup da almadığın

giysileri almaya karar veriyorsun.

Bu pahalı giysiler sayesinde ilgilerin kölesi değil,

ilgilerin merkezi olmayı istiyorsun.

Bu giysiler sayesinde sızlayan sevgilerini örtmek,

örtmek, örtmek istiyorsun. Görünmez olmak istiyorsun.

 

Oysa senin gemin camdan sevgili...

İşte güçlü balığın güçsüz balığı yokettiği kanlı

denizin her tarafından seni görebiliyorum...

Sadece ben değil dost düşman herkes uykuya daldığını

görebiliyoruz buradan.

Çünkü senin gemin camdan sevgili.

Sıkıntından yediğin tırnaklarının kenarlarını...

Korkulu bir rüya gördüğünde birden silkinişini...

Yaralı sevgini korumak için aldığın onca kötücül

karara rağman nasılsa hep masum kalan sayıklamalarını

görüp duyuyorum buradan...

Kaleni ve kalenin ardında sakladığın yaralı sevgini.

Boşuna saklama sevgini. Senin gibiler hiç örtünemez

sevgili...

Seni bu kanlı deniz ve düşmanların da dostların da

hemen tanır.

Ya benzerini bulup gidersin buralardan.

Ya da seni yokederler sevgili...

Herkes gibi ve herşeyi bilerek yaşamaszın sen

Senin gibiler örtünemez...

Bu kanlı denizde senin gemin camdan sevgili.

 

 

Şair : Cezmi Ersöz

Share this post


Link to post
Share on other sites

AKLIMA SENDEN BASKA BIRSEY GELMIYOR

 

Kelimeler eskiyor neyi nezaman söylesem,

hepsi sensin

aklıma senden başka birşey gelmiyor,

desem ki gurbetteyim

türküler uzun, gurbet sensin türküler sen,

desem ki yalnızım dağlarda

günler bitmiyor, yalnızlık sen,

dağlar sen, günler sensiz.

Aklıma senden başka birşey gelmiyor.

Aklım sende, sen yüreğimde,

yüreğim temaşada gözlerini,

gözlerin üzüm bağlarında temmuz ayında

bağ bozumuna zaman var.

 

Gözyaşlarımı topluyorum şimdi,

üzümler toplanırken şaraba katacağım,

en tatlı şaraba senin adını koyacağım

ve sarhoş olacağım daha içmeden bir yudum.

 

Ben böyle bir sevdayı binlerce yıl önce bir kitapta okumuştum,

lakin unutmuştum,

yaşarken aklıma geldi,

oysa yaşanılması mümkünsüz bir masal demiştim okurken o destanı,

yaşamayan bilemez bu yaşananı,

aklıma senden başka bir şey gelmiyor.

 

Güzellik için sözler arıyorum,

aklıma senden başka birşey gelmiyor,

konuşacak konular şuradan buradan geçmiş ve gelecekten,

aklıma senden başka birşey gelmiyor.

Şiir yazmak için oturuyorum,

içimde coşkular taşıyor,

kağıtlara dökeceğim duygularımı

kalemim hazır yazacağım ne yazacağım,

aklıma senden başka birşey gelmiyor.

 

Bayram yaklaşıyor şehir cıvıl cıvıl,

kalabalıklar sevinçli,

hediyeler alacağım bu bayram sevdalarımı giydireceğim,

aklımda kalanlara kartlar göndereceğim

aklıma senden başka kimse gelmiyor.

 

Bir şarkı dinlerken hayal kuruyorum,

sigaramı çekiyorum derinden,

gözlerim dalıyor,

ufukta gün batıyor,

biriyle gidip konuşsam diyorum

aklıma senden başka kimse gelmiyor.

 

Canım sıkıldığında,

efkar bastığında beni,

yapayalnız yürümek istemiyorum,

birini arıyorum yanımda,

aklıma senden başka kimse gelmiyor.

Ve yüreğinde papatyalar açan kız yaşamamın sebebini arıyorum

aklıma senden başka birşey gelmiyor...

Share this post


Link to post
Share on other sites

MERİ KEKLİĞİM

Bir

Elde

Çatal

Bir

Elde

Dehre

Dalar

Dikenlerin

Kengerlerin

Peşinde

Kaderimmiş

Söğerim

Oy

Meri

Kekliğim

Yeter

Çektiğim

Dut

Kurusu

Süpürge

Tohumu

Yediğimiz

Ve

Bir

Godik

Arpa

İçin

Sivas

Kapılarından

Geri

Çevrildiğimiz

Günleri

Defledik

Meri

Kekliğim

Yeter

Çektiğim

Yol

Parası

Veremedim

Diye

Şu

Dağları

Bana

Açtırdılar

Şu

Yolları

Bana

Hacizlere

Gitti

Suna

Gibi

Keçim

İneğim

Meri

Kekliğim

Kore

Dağlarında

Tabakam

Kaldı

Mapus

Damlarında

Özgürlüğüm

Hey

Meri

Kekliğim

Yeter

Çektiğin.

 

 

Enver Gökçe

Share this post


Link to post
Share on other sites

Unutamadığıma

Güzele vurulmak kolaydır derler. Benim için çok çok güzeldin ve sana tutulmak çok kolay oldu .

İnkar edemem çok mutlu oldum. Ama kısa sürdü.

Ama biliyorum senin aradığın bu değildi. Uzakta olduğum için sana zarar vermezdim.

Canın sıkıldığında aradığın bir değişikliktim senin için. Bana hayır deme gerçekçi olalım.

Beni aramıyorsun sağol. Ama lütfen haftada birde olsa , iki kelimede olsa bana yazma.

Bilmiyorsun acı çekiyorum. Bana aşkım diyorsun .

Senin için çok kolay düşünmeden yazılmış bir kelime ama beni sabahtan beri delirtiyor.

Belki buna benzer şeyleri daha önce de yazdım sana, ama tekrar yazıyorum.

Bildiğim bir şey var AŞK öyle hafta da bir aklına gelip iki kelime yazmakla olmaz.

Aşk birbirine destek çıkmaktır.

Aşk derdini paylaşmaktır.

Aşk yanında olmaktır.

Aşk saatlerce konuşup dertleşmek,sayfalarca yazmaktır.

Bunu yazayım mı yoksa yazmayayım mı diye düşünmeden içinden gelenleri dökmektir

. Sen bana aşık falan değilsin. Artık kendini kandırma.

Ben senin için arada çerez niyetine iki kelime yazdığın,

boş vaktin olursa telefonlarıma cevap verdiğin ama hiç aramadığın kuru yemişinim o kadar .

Bilirsin kuru yemişin ne açlığa faydası vardır , nede tokluğa .

Yesen de olur , yemesen de. Genelde vakit geçirmek için kullanılır.

İşte ben bunda yokum. Çünkü ben sen gibi değilim.

Fazla duygusalım belki de.

Ben tüm kalbimle hissettiğim şeyleri söyledim sana.

Ben de açtığın yarayı onarmaya çalışıyorum.

Lütfen sende üstüne maillerinle tuz biber olma.

Ama şunu bil, seninle üniversite yıllarında tanışmış olsaydım;

elimden kolay kolay kurtulamazdın.

Çünkü o zaman yanında olurdum.

Başka şehirde uzakta değil.

Seni kazanmak için elimden geleni yapardım.

Her neyse. Görüyorsun yine uzun uzun yazdım .

Aslında sadece içimden geçenleri yazdım...

Senin hiç yapmadığın gibi.

Çok uzak bir yerlerde unutulmadığını ve unutulmayacağını bil...

Her zaman mutlu ol.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Koca Bir Ömür Geçti Bir de Sen

 

Koca bir ömür geçti

Bir de sen

Issızlık tüm köşeleri tutmuş

Korku değil yüzümü ekşiten

Beklediğim istasyona bir türlü gelmeyen tren

Canımı sıkıyor

Umut değl mi hayatın sebebi

Umudum

Herhangi bir vagondan senin inmen

 

Koca bir ömür geçti

Bir de sen o ömrün tüm saliselerinden

Hiç kapılarımı kilitlemedim

Perdelerini kapamadım pencerelerimin

Şimdi yaptığım gibi bir şeyler yazdım

İhtimalin olan sokaklarda her ağaca bunlardan astım

Can sıkıntım sensizlikten değil

Bu sessizlikten

Kahrolası sabahlara dolanan

 

Koca bir ömür geçti

Bir de sen aşkın tüm yaylı sazlarını gererek

Vurmalılarda yüreğimi delerek

Aldırmadım

Çünkü heyecanımdı nağmelerde sesine bir mücevher gibi taktığım

Sen değil ama umudundu koynuma alıp yattığım

Yalnızlık değil şimdilerde üzüntüm

Şarkılarımın çalınmaması

Sevdaların kaale alınmaması

 

Koca bir ömür geçti be sevdiğim

Bir de sen

 

 

Oğuzkan Bölükbaşı

Share this post


Link to post
Share on other sites

Aşk İçin

 

Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına

inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun.

Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve

yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme

yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.

Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır.

Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?"

diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin.

İki ucu keskin bıçaktır bu işin.

Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın herzaman.

Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur.

İyi halin cezanda indirim sağlamaz.

Sen,"Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın'' diye cevap verecektir.

Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır.

Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın.

Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın.

"Peki o ne yaptı" deme.

Herkes kendinden sorumludur aşkta.

Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu.

Bir insan eksik yaşıyorsa ve bu eksikliği bildiği

halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için?

Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.

Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı öğreneli çok oldu.

Hem ne olmuş yani,yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil.

Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki....

Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.

Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu?

Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.

Yine içeceksin rakını balığın yanında.

Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası....

Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir.

Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini

unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte.

Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu.

Elbet bitecek güneşe hasret günler.

Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

EZO

 

Sordum seni yıldızlara ay ışığına

Dediler : " Tam bin yıldır görmedik onu"

Sordum kadim kitaplara tozlu raflara

Dediler : " O bizden önce buralardaydı"

 

Mağrur bir uçurum oldu kalbim

Sen gittin gideli buralardan

Ayrılık ne yaman bir ateşmiş

Ne olur dön gel Ezo

 

Oy Ezo ! Yalnızlık ezım Ezo

Oy Ezo ! Görmüyor gözüm Ezo

Oy Ezo ! Tutmuyor dizim Ezo

Tükendim dön gel Ezo

 

Ceylanları emziren bir peri gibi

Kollarında uyut beni İblis'e inat

Hey ! Rüzgarın sevgilisi , orman çiçeği

Hasretim sensin , gurbetim sen , günışığım sen

 

Mağrur bir uçurum oldu kalbim

Sesin döner içimde kurşun gibi

Ayrılık ne yaman bir ateşmiş

Ne olur dön gel Ezo

 

 

Nurettin Rençber

Share this post


Link to post
Share on other sites

Vakit tamam, seni terk ediyorum

Bütün alışkanlıklardan öteye

Yorumsuz bir hayatı seçiyorum

Doymadım inan, kanmadım sevgiye.

 

Korkulu geceleri sayar gibi

Birdenbire bir yıldız kayar gibi

Ellerim kurtulacak ellerinden

Bir kuru dal ağaçtan kopar gibi.

 

Aşk sabitti gülse hiç dermedik

Bul kendine kuytularda hadi dal

Seninle bir bütün olabilirdik

Hoşçakal gözümün nuru, hoşçakal

Hoşçakal canımın içi, hoşçakal

Hoşçakal iki gözüm, hoşçakal.

 

Vakit tamam seni terk ediyorum

Bu incecik bir veda havasıdır

Parmak uçlarına değen sıcaklık

İncinen bir hayatın yarasıdır.

 

Kalacak tüm izlerin hayatımda

Gözümden bir damla yaş aktığında

Bir yer bulabilsem seni hatırlatmayan

Kan tarlası gelincik şafağında.

 

Ölümse korktum savaşsa hep kaçtım

Vur kendini korkularda hadi al

Sen bir suydun sen bir ilaçtın

Hoşçakal canımın içi, hoşçakal

Hoşçakal gözümün nuru, hoşçakal

Hoşçakal iki gözüm, hoşçakal.

 

----

 

Bir Veda Havası

 

Vakit tamam, seni terk ediyorum.

Bütün alışkanlıklardan öteye...

Yorumsuz bir hayatı seçiyorum.

Doymadım inan, kanmadım sevgine.

Korkulu geceleri sayar gibi,

Birden bire bir yıldız kayar gibi,

Ellerim kurtulacak ellerinden

Bir kuru dal ağaçtan kopar gibi.

Aşk sabittir gülse hiç dermedik

Bul kendini kuytularda hadi dal

Sen bir suydun, sen bir ilaçtın.

Hoşçakal iki gözüm hoşçakal.

 

Vakit tamam seni terk ediyorum

Bu incecik bir veda havasıdır

Parmak uçlarına değen sıcaklık

İncinen bir hayatın yarasıdır

Kalacak tüm izlerin hayatımda

Gözümden bir damla yaş aktığında

Bir yer bulabilsem seni hatırlatmayan

Kan tarlası gelincik şafağında

Ölümse korktum savaşsa hep kaçtım

Vur kendini korkularda hadi al

Seninle bir bütün olabilirdik

Hoşçakal iki gözüm hoşçakal

Share this post


Link to post
Share on other sites

Tam kapıdan çıkacakken,durdum bir an.

Yaşadığımız onca şey,kalbimden geçti.

Kalbimden sen geçtin.

Kalbime saplanıp sırtımı parçalayarak çıkan bir kurşun gibi…

İçim dondu,bir an.

Sonra açtım gözlerimi ve yoluma devam ettim.

Her gün binlercesini yaşadığım böylesi anlardan biriydi sadece..

Zamanın dışına çıkıp sonra yeniden hayata girdiğim…Önce hücrelerime dağılıp sonra yeniden aynı bedende buluştuğum o krizlerden biriydi..

Ölüp yeniden dirilmek gibiydi.

Küçük detaylar..

Anlar,uçup giden…

Hangi defterimi açsam,sana yazdığım bir cümle,bir şiir var..

Hayatım seninle mi geçti?

Ben senin için mi doğdum?

Bir başka erkeğe aşıkken sen,

seni nasıl sevebilirim?Gerçek aşk,bu mu?

Oysa,nasıl da yabancıyız,birbirimizin acılarına…

Nasıl da umutsuzuz;birbirimize…

Seni anlayabilseydim..

Seni basit kıskançlıklardan arınarak sevebilseydim..

Zaman daralıyor..

Yaşlanıyorsun.

Yaşlanıyorum.

Geçen zaman hayatımızdan çalınıyor.Nasıl da buluşur,yollar..

Sonra ansızın bir sapağa döner,birisi..

Diğeri,bırakıldığı yerde bir ömür boyu donakalır arkasından!..

Bana hayatı anlat!..

Bana aşkı anlat..Bütün ezberim bozuldu..

Kapılarında kalırdım..

O kapıdan içeri hiç giremedim mi ben?

Hala orada bekliyor muyum?

Biliyorum,bir başkasıyla birleştirdin hayatını..

Neden şaşırıyorum detaylara..

Anılarımız çoğalıyor..

Yolculuklar,kırgınlıklar;yeniden kavuşmalar sevişmeler..

Bu kadar uzağımdayken mi yakınsın bana?

Bu kadar uzağındayken mi içindeyim?

Sevgi başka bir şey mi?

N’olur,anlat,bana!

Neyim var ki sığınacak?

Başka savunmam yok,

”Beni arama,görüşmeyelim!”

demekten başka..

Terk edilmiş birinin,

”Beni arama!”

demesinden daha zavallıca,ne olabilir ki…

Bana hayatı anlat!..

Çöz beni..

Bütün acılarımı silip beni baştan yarat!..

Sonra,nereye gidersen git!..Beni parçalarıma böldün…Beni hücrelerime dağıttın..

Şimdi biçim ver ki nefes alabileyim yeniden!

Bana bir kılıf yarat,yeniden!

Yaralarımla çok çirkinim.

Kırıcıyım.

Çirkinim.

Nasıl da acımasız şu zaman!..

Son sürat,bir delilikte sürükleniyor hayat..

O kapının önünde,öylece,donmuş,bakıyorum,yıllardır.

Neye yarar sözcükler!..

Kalpleri kanatmaktan başka!..

Beni sevdiğini söylemen neye yarar!..

Neye yarar beni bir daha arasan ya da aramasan !..

Neye yarar acı çeksen..

acı çeksem…

Kaybettik birbirimizi.

Kirlendik.

Hayat gibi..

Bana beni anlat!..

Bana hayatı,anlat!..

İnançlarım geri ver bana!..

Yıllar önce seni sevebilen o gececik kızın heyecanını,hayata bağlılığını,aşka inancını geri ver!.. Bana geri ver artık..

Bana seni ver!..

N’olur,aç artık,o kapıyı!

Gece,soğuk..

İstanbul,damla damla yağıyor,aşkımızın üzerine..

Bu ev senin soluğun olmadan ısınmıyor…

Kim bilir,nerdesin?

Hangi gözlerin içinde kaybetti,kanayan yüreğimi?..

“Bir kente,aşkın için gelmek ne güzel ama sakın,aşk için bir kenti terk etme!”

demişti birisi..

”İstanbul bunu hak etmiyor,sen,hak etmiyorsun!”

demişti…

Oysa,bilinmezliğin yolculuğuna biletimi çoktan kestirdim ben…

Gidiyorum…

Kaçıyorum…

Yorgunum…

Share this post


Link to post
Share on other sites

Dönüşü Olmayan Gidiş...

 

Giderken

Ne bir uğurlayan var

Bu evde beni

Ne / döndüğümde

Karşılayan bakışlar.

Sadece

Özleminin

Yalnızlığımla kesiştiği yerde

Asılı duran hüzün var.

 

Kalkmış göçün

Yükünü indirdiğin

Her duraktan.

Bana kalan

Fırtınaya yakalanmış

Kuru çiçekler yığını / hatıralar.

 

Kayıp gidiyor toprak

Ayaklarımın altında

Nereye bassam.

Irmakta / suya düşen öpüşlerimiz

Kırağı düşmüş saçaklarda

Gülüşlerimiz üşümekte.

 

Adı batsın

Yazgısı değişsin

Bu / dönüşü olmayan gidişin.

Ya da / öğretsin sabrı

Nafile

Çaresiz

Yüreğime dağları deviren bekleyişin.

_______________________________ Kamuran ESEN :clover:

11normanrockwellseyiruu1.jpg

Share this post


Link to post
Share on other sites

İtten aç yılandan çıplak

Gelip durmuşsam kapına

Var mi ki doymazlığım.

 

Oturmuş yazıcılar

Fermanımı yazar

Ne olur gel etme gel

Ay karanlık.

 

Maviye...

Maviye çalar gözlerin.

 

Dört yanım puşt zulası

Dost yüzlü dost gülücüklü

Cigaramdan yanar

Anlım anlımı öperler

Suskun hayın ciyansı.

 

Neyleyim gecede

Ölesim tutmuş

Etme gel ne olur gel

Ay karanlık

Yapma gel ne olur gel

Ne olur gel

Ay karanlık.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.