Jump to content
Sign in to follow this  
karçiçeği_m

Sibelce

Recommended Posts

Turkish-Media da kendime ait bi yerim olsun istedim ve açtım burayı. şiire edebiyata aşka dair ne varsa burdan paylaşcam sizlerle ve dışardan yazmak isteyen herkesede açık olcak sayfam....herkese iyi paylaşımlar....

 

 

“Kendine iyi bak” bir veda değil elveda cümlesidir çoğu zaman. O üç kelimeden çok daha fazlasını gizler içinde...

 

"Kendine iyi bak." Çünkü bundan sonra ben yanında olmayacağım. Olamayacağım. İstesem de istemesem de. Sevdim bir zamanlar seni, hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmanı istiyorum. Olur da bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum.“

 

“Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra kendinden başkası olmayacak yanında sana bakacak. Ben olmayacağım. Kendine iyi bak ve beni düşünme. Çünkü ben de seni düşünmeyeceğim artık. Arama sakın beni, yazma, çünkü ben yazmayacağım. Sil beni yüreğinden, çünkü ben sileceğim. Fakat, yaşanılan, paylaşılan güzel şeyler hatırına sana yürekten mutluluklar diliyorum. Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum.”

 

"Kendine iyi bak. Aramızda geçen herşeye rağmen benden sonra iyi olduğunu bilmeyi tercih ederim. Aslında bilmem çok önemli değil, iyi olduğunu varsayacağım ben. Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben, seni kendinle başbaşa, yapayalnız bırakıyorum ben. Biliyorum kendini bırakacaksın benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum. Aslına bakarsan, çok da fazla umursamıyorum."

 

"Kendine iyi bak derler ve giderler. Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu. Çünkü onları ayırmak, eti tırnaktan ayırmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok acı vericidir, yürek parçalıyıcıdır. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine “Kendine İyi Bak” gözleriyle ayrılırlar. Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar…Ta ki son elveda mezar sessizliğine bürününceye kadar…"

 

Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez “Kendine İyi Bak “ derler ve giderler. Onlar eti tırnaktan ayırmak yerine ölümü yeğlerler. Onlar bu acıyı bir kezden fazla kaldıramayacaklarını bilirler.

 

"Kendine iyi bak" derler ve giderler. Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiç bir zaman olamaz derler ve giderler. En büyük ihanet değil midir aslında seni seveni, ihtiyacı olanı yüzüstü bırakıp gitmek. "Kendine iyi bak" derler ve giderler. Seni suskunluğa mahkum edip giderler. Seni parçalara ayırıp, en büyük parçayı yanlarına alıp giderler. Seni senden alıp giderler.

 

Daha kötüsü suçlayamazsın onları tüm bunlar için. Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardır elbet. Suçlatmaz kendini. Savaşmadıkları için kızarsın ama suçlayamazsın. Savaşmışlarsa, yenildikleri için kızarsın ama suçlayamazsın. Yenildiğin için kızarsın ama suçlayamazsın… Ayrılığın kaçınılmazlığına inandırır seni, kendine iyi bak derler ve giderler. Elinden umutlarını, düşlerini, sevgilerini alıp giderler. Bir tek anıları bırakırlar geride, bir de hatırladıkça gözyaşlarına boğulasın diye unutulmayan nağmeler.

 

Arkalarına bakmadan çekip giderler eğer yalnız kalmışsan, çünkü insafsızlıklarını görmek istemezler. Herşey o saniye orada bitsin, kapansın bu sayfa isterler. Bitti diyemedikleri için, kendine iyi bak derler. Kırıldım ve affedemiyorum; diyemedikleri için kendine iyi bak; derler. Seni istemiyorum artık, hayatımdan çıkaracağım ama bil ki hiç unutmayacağım; diyemedikleri için kendine iyi bak derler. Biliyorum çok kanayacaksın ama daha iyisini yapamıyorum; diyemedikleri için kendine iyi bak derler. Vicdanlarını rahatlatmak için kendine iyi bak derler, çünkü o kan uzun süre akacaktır ve o yara asla kapanmayacaktır, bilirler.

 

"Kendine iyi bak" bir noktadır çoğu zaman. Kendine iyi bak deme bana, sadece kötülükler noktalansın isterim ben. Oysa sen iyisin… Sen gözümdeki ışık, dudağımdaki tebessüm, sen içimdeki sevinçssin. Sen hayatıma renk katan, sen yüreğimdeki çarpıntı, sen hayatımdaki neşesin. Sen yolumu aydınlatan, sen dert ortağım, sen gönül yoldaşım, sen bir tanesin. Kendine iyi bak deme bana. Nokta koyma.

 

Keşke böyle yaşanmasaydı bazı şeyler, keşke affedebilsen beni, keşke ben de affedebilsem… Keşke döndürebilsek zamanı geriye. Keşke bugünkü aklımızla yaşasak herşeyi baştan. Nafile... Ama yine de, gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı? Sen eksikken, ben nasıl tam olurum? Senden kalan boşluğu kimlerle doldururum? Savaşsak, aramıza giren şeytanla olmaz mı? Hani büyük aşklar her türlü engeli aşardı, hani gerçek dostluklar her sınavı geçerdi, hani sevgi eninde sonunda kazanırdı? Hani hayatta hiç kirlenmeyecek değerler vardı? Hani en büyük zaferler, en kanlı savaşların ardından kazanılırdı? Bunların hepsi yalan mı? Sahiden..., gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı?……….

 

Peki o zaman... Senin istediğin gibi olsun... Öyleyse...Sen de Kendine İyi Bak

 

ALINTI

Share this post


Link to post
Share on other sites

Kimi Sevsem Sensin

 

kimi sevsem sensin

hayret sevgi hepsini nasıl değiştiriyor gözleri maviyken yaprak yeşili senin sesinle konuşuyor elbet yarım bakışları o kadar tehlikeli senin sigaranı senin gibi içiyor kimi sevsem sensin

hayret senden nedense vazgeçilemiyor her şeyi terk ettim

ne aşk ne şehvet sarışın başladığım esmer bitiyor anlaşılmaz yüzü koyu gölgeli dudakları keskin kırmızı jilet bir belaya çattık

nasıl bitirmeli gitar kımıldadı mı zaman deliniyor kimi sevsem sensin

hayret kapıların kapalı girilemiyor kimi sevsem sensin

senden ibaret hepsini senin adınla çağırıyorum arkamdan şımarık gülüşüyorlar getirdikleri yağmur

sende unuttuğum hani o sımsıcak iri çekirdekli senin gibi vahşi öpüşüyorlar kimi sevsem sensin

hayret in misin cin misin anlamıyorum... :)

 

Attila İLHAN

dask15duqa8.jpg

Share this post


Link to post
Share on other sites

Sevgili DİPNOT seni sayfamda görmek beni çok mutlu etti.beni yalnız bırakmazsın dimi bundan sonrada :) her daim paylaşımlarını görmek isterim ....

 

Sana yüreğimi bırakıyorum....

 

 

Ömür dediğin nedir; bir bilinmez yazgının avuçlarında. Hasret ömrün akıntısında... Bir kalpsiz Alamut sonbaharıdır bu günler.... Güzellikler; Züleyha köşklerinde tutsak. Hayâ yırtılmış bir gömleğe resmedilmiş. Bu atıldığımız kuyular var ya, bu kuyular... Şehir eşkiyalarıyla maphus kalmak gibidir...

 

Bu günler; hazan mevsiminden kalma günler... Zülüflü bir gecenin dizlerinde, Bedir Ashabı'ndan başka kimsemiz yok. Buğulu bir geçmişin ardına düştü, her şeyden el çekmiş, kırgın kalbimiz. Kollarını hüzne çemredi bugün de gece. Bir isimsiz yıldızın parıltısında gözledik, evvelin ve ahirin sevdasını. Bir Uhud ağıtı gibi düştü sinemize o günlerden kalma tedirgin bir hâşiye...

 

Bir göz köy eviydi sevda bağımız. Yüreğimizi serip gitmiştik ya hani... Bir Korucuk sevdası, bir Alvar hülyası gibi, isimsiz bir şeydi...

 

Mevsimler çoraklaştı, çöllerine düştük ömrümüzün. Bir hicran süveydası bildik değil, sevdamızın Vahşi'si oluverdik birden. Kanımızı içti katiller, bir yalancı kadehten... Hüzün Nebi'nin dostu... Ne denir ahretlik?* *

 

Bugün sana, Vahşi gibi saklanacağın ve hayatın boyunca ardında, ölümcül bir hasreti kucaklayacağın ruhsuz sütunlar bırakıyorum...

**

Sana bir buğulu somun tadında, küçük mutluluklar ve yaralara derman olmayan merhemler... Kimsenin bilmediği, emanet acılar bırakıyorum...

**

Yokluğun soğuk yüzünde, nasır bağlamış iki çift eldik seninle. Bir bozkır yalnızlığıydık; köyümüzün, kaval seslerine doymuş kimsesiz tepelerinde... Bugün sana; o gittiğin akşam iliklerime ve yüreğime kadar işleyen soğukları ve toprağına yüz süren kar tanelerini bırakıyorum. Sana kavalında yeniden can veren Yemen askerlerinin, o dilden düşmez türküsünü... Ve her eve, her ocağa düşen bir memleket, bir oğul ağıtı bırakıyorum...

**

Sana üç öğün fukaralık ve beş vakit yakarışlar; yüreğini sarsacak yalnızlıklar bırakıyorum...

**

Ben gözyaşlarımla yuduğum özlemimi haykıramıyorum ahretlik! Bu yüzden sana dile gelmeyen hasretler ve hiç yoktan kalbe düşen hüzünler bırakıyorum.

 

Sana gidenin gelmediği bu dünya elinde, musallada alınan helallikler ve "iyi" bilinen kötü adamlar bırakıyorum.

 

Her zamankinden biraz daha fazla ve çaresiz bir acımasızlıkla, sana seni bırakıyorum... Sana yüreğimi bırakıyorum ahretlik, yüreğimi!...

 

 

Sabahattin ÇELEBİ

Share this post


Link to post
Share on other sites

ÜŞÜYORUM

 

Üşüyorum… Sensiz, hava soğuk buralarda… Kelimeler de soğuk… Aynı yokluğun gibi…

 

Görüyorsun değil mi? Sensizliğimi anlatan dört cümle içinde tam on iki nokta var.

Üç nokta; bitmeyen aşkların, yaşanacak sevdaların, sonu gelmemiş fiillerin elçileridir. Sensizliğin kol gezdiği bir yalnızlıkta hayatım. Hasretlerin sonu yok. Özlemlerim, bitmemiş fiillerim. Ben senle başlayan bir cümleyi nasıl tek bir noktayla gemlerim.

 

Şarjörüne hasret sürmüş şair ve yüreği hüzün işgalindeymiş. Bazısına göre de ayrılık ölümün diğer ismiymiş. Şarjörüne hasret sürebileceğim bir sazım olmadı hiçbir zaman. Hasretini işgal edebilecek bir düşmanım da olmadı. Ve… Sensiz ölmeye cesaretim…

 

 

 

Özgürlüğünü istemeyen, esir bir hükümdar gibiyim. Belki de esirlikte buldum özgürlüğün çaresini. Aşkına yenik düştü sevdam, kazanan ise hiçbir zaman sen olmadın. Seni severken aslında ben kendime savaş ilan etmiştim. Kendine yenilen ama yüreği başkasına ganimet olan bir savaşçı bedenim.

 

Üşüyorum yokluğunda… Bir cümleyi ise tek nokta ile bitiremiyorum. Esirliğin bedelini ödüyorum ayrılığında ama ölmeyi beceremiyorum. Suçlu değilim. Ben kendime savaş açarken senin sefere çıkacağını nerden bilebilirdim ve senle başlayan sevdamın sensiz süreceğini…

 

Steril bir mikropmuş aşk dediğin. Acısını varlığında değil, yokluğunda çekermişsin. İlk belirtisini, yokluğunda gösterirmiş sevgilinin. Üşürmüş seven, sevdiğinin olmadığı bir geceyi içine çektiğinde. Üşüyorum sevdiğim, yokluğunla uyandığım bir günün gecesini çekerken içime bu şehirde. Üşüyorum ve cümleleri üçer noktalık setlerle kapatıyorum. Üşüyorum… Gittiğin seferden dönmeyecek misin

 

Bagog'dan

Share this post


Link to post
Share on other sites

aladmcopymv1.jpg

 

seni çok ösledim :( ...ve her gün senle konuşurmuş gibi buraya yazı atacam :wub: ...............

 

 

 

• Yangın Yeri •

 

 

Uzaktaki sevgili… Mesafelerin ötesinde duran gönül bağım…

Farklı mekanlarda, farklı yaşamlarımızla, farklı iki insanız…

Aynı gök kubbenin altında olmakla avunup, gök yüzünde yüzünü aradığım geceleri bilirim;

ıssız, yalnız, ağlamaklı. Kimselere, sana yada kendime şikayet etmeye yüz bulamadığım sızımdı hasret.

Hasretle yanacağımı bilerek çıktım seninle bu yola ama hep hasret kalacağım hiç aklıma gelmezdi.

Mesafeler tüm hissettiklerimi daha da kuvvetlendirdi ve böylece zaman, yanında küçük bir çizgi olarak kaldı sevgimin.

Birlikte olduğumuz saatleri toplasam, hislerimin yanında hiçti ve bunların tüm sebebi hasretin ta kendisiydi.

Zaman geçtikçe kısalacağını umduğum mesafeler yerinde saydı. Mesafeler aynı kaldı ama özlemim arttı.

Bu özlemi dindirmek için, hasrete dair her şeyi, sevgiye dönüştürmeyi öğrendim. Özledikçe sevmek, sevdikçe özlemek döngüsü içinde,

elimde sevgi dolu kovalarımla, kah yüreğimin bir o köşesine, kah öteki köşesine koşuşturdum, yangınlarımı söndürebilmek için.

Yüreğimde çıkan yangınların sayısı gün geçtikçe arttı, yoruldum. İçimi yakan özlem ateşi küçük bir yangınken büyüdü,

sardı her yerimi. İlk zamanlar aşk sandım yüreğimin acısını, heyecanla karıştırdım, sevgimle bastırdım, anlayamadım.

Canım yandı, zannettim ki aşktan yanıyorum.

Mesafeler aynı kaldı sevgili.. Ve ben daha çok sevdim seni. Ama yetmedi yangınlarımı söndürmeye.

Mesafelerle çoğalan aşkım, mesafelere yenik düştü. Yangınım söndü sönmesine de, sevgim küllerin arasında kayboldu gitti.

Ve sen, değiştiğimi söyleyerek, mesafelere mesafeler kattın, gittin. Sebebini şimdi anlıyorum sevgili, çünkü sen ateşi sevmiştin

. Oysa ateşi de yakan, küle de çeviren sendin. Senin gidişinle ertelenen kışların tüm karları yağdı üzerime, söndü tüm yangınlar

Mesafeler kapanmaz artık, bana da hasret küllerinin arasında kalan sevgimi çıkarıp temizlemek ve küllerden arınarak yüreğimin yaralarını sarmak düşer.

Share this post


Link to post
Share on other sites

 

555555556gv.png

 

 

• ben hala EYLÜL'deyim.. •

 

 

 

Ben hala Eylüldeyim desem, eylül'ün ondördü gibi hüzünlü ve kendinden geçmisim desem.

 

Inanirmisiniz acaba?

 

Demek bunu da görmek varmis hayatta, sonbahari yasamadan kis'a yönelmek biraz üzdü beni.

 

Yapraklarin düsüsünü izleyemeden, aglamakli havalarda sahil kenarlarinda yaz askini düsünmeden, kisi yasamakta varmis kaderde.

 

Kederli sonbaharlarda yazdan kalma aliskanliklari unutmaya çalisan bizler, artik sonbaharsiz günlere de alismaya çalisacagiz.

 

Bahar aksamlarinin ilaci bir demlik çayi kis sogugunda içmeye de alisacagiz belki de.

 

Artik kis asklarimiz olacak, sahil kenarlarinda karlar üzerinde yürüyecegiz.

 

Ama sonbaharin hazzini veremeyecek hiçbiri, yaprak hisirtilari duyamayacak kulaklarimiz Ben hala Eylül'ün ondördü gibi duygusalim anlayacagiz.

 

Belki de Sonbahari yasayamadan kis'a girmenin bendeki yansimasidir bu.

 

Her ne ise, orada öylece dursun istiyorum.

 

Günün birinde yalniz bir Turnayla birlikte ayrilir oraciktan.

 

Bana da sonbaharlari yasamayi birakir yâdigar.

 

Yalniz bir Turna ile giden hüzünler, belki de yerini anlasilamaz bir sevince birakir.

 

Dedim ya; ben hala Eylül deyim.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Anladımki bir gün zamanı anlamakla

Saksıda begonya büyütmeye çalışmışım

Ve farkettimki seni sevmeye çabalamakla

Kanatlarım olmadan uçmaya uğraşmışım

 

Ne demeli be gönlüm sana

Küfürmü etmeliyim illa

Gözüm duymaz, kulağım görmez iken

Ne sevdim seni, ne de vazgeçtim senden...

 

Enes.. :clover:

Share this post


Link to post
Share on other sites

Şimdi git...!

Say ki..Seninle içinden sevda geçen bir türkü söylemedik

Say ki.. Gece mektuplarının en güzel aşk şiirlerini beraber ezberlemedik

Say ki.. Sevda trenini kaçırdığım durakta bir süre beraber bekledik

 

Sen git..!

Ben gelemem bu yürekle..!

Ya da kal..!

Eylül yağmurlarını bekle..!

 

Seni yağmurdan sonra sevicem

Saçlarıma ak düşmemiş halimle

Sen yaşlardayken 18'inde, 20'nde

Seni yağmurdan sonra sevicem

Kaldırımların ıslak ve temiz haliyle

Yaşlı yüzüm delikanlı yüreğimle,

Seni yağmurdan sonra sevicem..

Aşksız geçen onca yılı yakacağım

Sevda aleminde kendi ellerimle

 

Şimdi git..!

Say ki..Seninle sahildeki çardakta hiç dondurma yemedik

Say ki..Oturup konuştuğun yaşlı ve yabancı bir adamdı

Ve sevdadan hiç söz etmedik

Say ki ..Hiç gülmedik

Aynı şeyleri sevmedik

Ve yağmurdan sonra beraber yürümedik

Seni, yağmurdan sonra sevicem

Kimse bilmiycek, herkesden gizliycem

Yağmurdan sonraki toprak kokusu olacak havada

Seninle gök kuşağının altından geçicem

Seni yağmurdan sonra sevicem

Ve seni sevdiğimi kimseye söylemicem

 

Belki bu dünya gözlüyle gördüğüm son yağmur olacak

Islak kaldırımlarda sırılsıklam yürüycem

Ben seni yağmurdan sorna sevicem

Ve bir gün ölürsem, gözlerinde ölicem

Share this post


Link to post
Share on other sites

sevgili dost ne iyi ettinde geldin sende sayfama.... :clover:

 

 

 

GELDİM İŞTE

 

Sülfür inceldi ve en yorgun yerinden kırıldı ayna

Tenhaydı düşlerim, geceydi, çıkıp geldim işte

Su ve ateş bir de gülünç yalnızlığım var sana

Getirebildiğim, kokularını yitirmişti çünkü güller

 

Suyu dinle ateşi yak özledim demek bu

 

Parasız yatılı hüzünlerden ne kalır geriye

Biraz Tamil biraz Türküz ayıptır söylemesi

İntiharsa günahtır külliyen yasak bilirsin

Pısırık bir ihtilal gibi getirdim sana bunları

 

Bir de belleğim, başıma bela hazin ve komik üstelik

Hatırla eskiyen meydan saatini, çocukluğundur

Tayyare pulları getirdim sana evden kaçışlarımı

İstersen yok say bunları tespih de yapabilirsin

 

Beni vur saatin altında seni seviyorumdur bu

 

Şiir yazan bir adamın fotoğrafı var yanımda

Kendini ölümlü sanıyor onu getirdim ganimettir

Büyüdü büyülenerek, taşlayarak kovdu kabilesi onu

Suyun öte yakasında yaşadı, Sisyphos dediler adına

 

Sülfür inceldi ve en yorgun yerinden kırıldı ayna

Ayna pusluydu bunca yıl nice sır taşımaktan

Kırılmanın sesini duydum ve onu getirdim sana

Unutulmaya geldim işte onarılmaya değil

 

Kov beni kabilenden ama bekliyorum demek bu

 

AHMET TELLİ

Share this post


Link to post
Share on other sites

BU ŞEHİR YIKILMAYACAK

 

 

 

Ben bir tek sana inanıyorum sevgili. Ve sen de bu şehirde yaşıyorsun. Bu bana yetiyor. Benim bu şehre sonuna dek inanmam için bundan iyi bir neden yok şu an.

 

Dünyanın en yalnız, en karamsar, içimizdeki o büyük ve o kapanmaz boşluklarıyla yaşayan iki insanıydık biz tanıştığımızda. Birbirimiz için hem en büyük ödül, hem de en büyük cezaydık.

 

Kimse bizim içimizi görmüyordu. Görmedikleri için dışarıda kalıyor ve nefret edip çekip gidiyordu. Sonra bize duydukları bu nefreti bir yerde öylesine unutup başkasına gidiyorlardı. Sonra bize duydukları bu nefreti hiç olmadık bir yerde unutulmuş bir şekilde buluyor, onu içimizdeki yaraya saplıyorduk. Hiç haberleri olmuyordu. Bizi hatırladıklarında bizden nefret ettiklerini bile unutmuş oluyorlardı çoğu kez. Bizi boşluklarına çekmek istiyorlardı bu kez. Bize geriye cam kırıklarını bırakıyorlardı. Nefes aldıkça içimize batan cam kırıklarını. Oysa nefes almaya tapıyorduk biz; biz ikimiz dünyanın en karamsar yaşama sevdalısıydık. Ama nefes aldıkça, o en çok sevdiğimiz şeyi tekrarladıkça içimiz paramparça oluyordu.

 

En çok bu acı hatırlatıyordu bize yaşadığımızı.

 

Ben bu şehre tapıyorum sevgili. Ve birçokları yıkımdan ve yokoluştan bahsedip bu şehirden kaçmayı düşlerken, şimdi en çok sen benziyorsun bu şehre. Çünkü bugüne dek karşına çıkanlar senin sadece güzelliğini, o dayanılmaz çekiciliğini, o ulaşılması kolay sandıkları büyünü gördüler. Kimse içindeki kanayan yüreğini, o derin, kapanması güç boşluklarını, nefes alırken kalbine, damarlarına batan cam kırıklarını görmedi. İçine giremedikleri için senden nefret edip kaçtılar, sonra nefretlerini olmadık bir yerde unutup bir başkasına gittiler.

 

Sen bu unutulmuş nefretleri arayıp bulmak için kimbilir kaç kez kaybolmuştun bu şehirde.

 

Şimdi sen en çok bu şehre benziyorsun sevgili. Bir yanın gökyüzünde çılgınca şarkı söylüyor, bir yanın dünyanın en dokunulmaz fahişesi. Ama her nefes aldığında içine cam kırıkları batıyor. Her nefes aldığında içindeki karanlık biraz daha büyüyor. Biraz daha ulaşılmaz, biraz daha uzak oluyorsun. Çünkü insanlara yaklaştıkça hep daha uzaklara itildin sen. Sarılmak istedikçe onlara, biraz daha boşluğa savruldun.

 

Ama unutma, sen de benim gibi hiç büyümeyen bir çocuksun. Tapıyorsun yaşamaya, tapıyorsun nefes almaya. Onca acı çekmene rağmen AŞKA AŞIKSIN sen de bu şehir gibi… BENİM GİBİ…

 

Cezmi Ersöz

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bıraktım hadi git.Sevmelerim sana değil artık,çocukça buluyorsun ya hislerimi çocukça sevmelerim de yok artık.Hani bırak artık diyordun kendine ilgini yoğunlaştıracak başka şeyler bul diyordun evet buldum.

 

Bıraktım seni hadi git. Sakın bakma ardına ben bitirdim sana olan sevmelerimi ve sanırım bir özür borçluyum sadece seni sevmek seni önemsemiş olmak adına bir özür. Evet özür dilerim. Seni herşeyin üstünde tuttuğum çok sevdiğim için. Merak etme yaşanmaz bir daha böylesi yaşanamaz da zaten benim gibi bir sevenin yokken. Korkuyordum ya hani bir gün bitecek diye bak artık korkularım da yok çünkü artık benim için sende yoksun. Ne yazik ki bir zalimi sevmek hatasında bulundum, ne yazık ki sevginin ne demek olduğunu bilmeyen bir vefasıza tutulmuş yüreğim. Pişmanlığım gerçek olmayan sevgine inanmış olmak, aldanmış olmak. Üzülmem senin için artık ağlamam ıslansada gözlerim dökmem yaşlarımı senin gibi bir duygusuz için! Değerdin herşeye,herşeyin en güzeline isteseydin verecek çok şeyim vardı sana sevgi adına ama istemedin.

 

Öyle ise bıraktım seni hadi git.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ey Balçık Dünya

 

 

 

Seni bildim bileli,

ey balçık dünya,

başıma nice belâlar geldi,

nice mihnet, nice dert.

Seni sırf belâdan ibaret gördüm,

seni sırf mihnetten, dertten ibaret.

 

İsa'nın yurdu değilsin sen,

yayıldığı yersin eşeklerin.

Nerden tanıdım seni bilmem ki,

nerden parçası oldum bu yerin,

 

Bana vermedin bir yudum tatlı su,

sofranı yaydın yayalı.

Elimi ayağımı bağladın gitti,

elimin ayağımın farkına varalı.

 

Bırak da bir ağaç gibi

yerin altından çıkarıp ellerimi

sevgilinin havasıyla sarmaşdolaş olayım,

uzayıp gideyim bâri.

 

Ey çiçek, dedim çiçeğe,

dedim, bu küçük yaşta sen,

neden ihtiyar oldun bu kadar,

dedim, nasıl oldu bu böyle?

 

Çocukluktan kurtuldum, dedi çiçek,

sabah rüzgârını tanıyalı,

hep yukarlara doğru çıkar

yukarlardan gelmiş bir ağaç dalı.

 

Şunu da söyledi çiçek:

Madem aslımı tanıdım,

madem yersizlik âlemi aslım,

artık bana tek bir şey düşecek:

Yücelip aslıma gitmek.

 

Sus yerter artık,

var git yokluğa haydi,

yoklukla yok ol.

Git, yokluklardan tanı

yokluktan var olanı.

 

Mevlana Celaleddin Rumi

 

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

resim1171vo4.jpg

 

 

Zaman girdabım...

Ay ışığım, kordonum

Bir ıssız gecem daha bitti

ve yine sabah ve yine yorgunum

 

Takatim...

Sabrım, emelim

Bir çizik daha boş saatlere

ve yine arsız ve hala deliyim

 

Aşk fısıltım...

Yankım, kutsal sabrım

Bir hüznü daha boğdum hayaline

ve yine kuru dudağım ve hala ismini andığım

 

Beklediğim...

Özlediğim, istediğim

Bir beni geride bıraktım bir seni taşımak için

ve yine sana seslenişim ve hala ölesiye sevdiğim

 

Enes..

Share this post


Link to post
Share on other sites

Hani olmaz ya, olsun istiyorum!!! Çık gel, istiyorum!!! ONCA ACIYI, ONCA SIZIYI, BU ANI GÖRMEK İÇİN YAŞADIN DEMENİ İSTİYORUM!!!... Ansızın öyle bir gel ki, hasretinle deli olmadan, seni gördüğüm an delireyim istiyorum!... DELİRMEMİN BİLE SENLİ BİR SEBEBİ OLSUN İSTİYORUM!... Anladın mı, SENLİ BİR SEBEBİ...

 

Nasıl özlemektir ki bu, aynadaki gözlerimde bile senin gözlerini görüyorum...

 

Mevsim ne olursa olsun, her sağanak yağmurda, sana koşuyorum ben, yalın ayak bir çocuk masumluğunda...

 

Yüreğime sığmayan aşkını, beynim almıyor!...Geçen bunca zamana rağmen, içimde küllenmeyen aşkın!!! Seni görsem, seni duysam, bunca özleminle hasretinle doluyken, olduğum yere düşer bayılırım herhalde!...

 

Sen bilirsin yüreğimin kumdan kalelerini!!! Güçlü gözüken ama bir o kadar da duygusal yürek kalelerim...

 

Özgürlük diye satır satır bağırırken, ömrümün en büyük esaretini senin aşkınla giyinmişim üzerime!!! Hasretin çekilecek dert değil, Sevgiliiiiiiiiii!!!...

 

Rüzgarlar kokunu getiriyor burnuma, hasret kilitliyor kalp kapılarımı...

 

Dağ tepesinde kekik kokusu, gün ortasında yağmurla gelen toprak kokusu, geceleri parmaklarıma sinmiş sigara kokusu oluyor kokun!!!

 

Hasretin beyaz sayfalardaki mürekkep izi, gözümden akıp ağzıma gelen gözyaşlarımın tuzlu tadı oluyor!...

 

Sen geliyorsun rüyalarıma, hasretin düşüyor, en yıldızsız gecedeki dolunayın gözlerine... Sesin geliyor kulaklarımaa... Gecenin en sessizliğinde, yüreğimi delip geçen bir mermiye benzeyen sesin...

 

Kulağıma gelen senin sesin mi yoksa, hasretinle yüreğimde kopan fırtınaların sesi mi, inan bilmiyorum!!!

 

Gözlerini görüyorum, gözbebeklerimde... Hasretinle baştan ayağı sen olmuş hallerimde!

 

Hani olmaz ya, olsun istiyorum!!! Çık gel, istiyorum!!!

 

ONCA ACIYI, ONCA SIZIYI, BU ANI GÖRMEK İÇİN YAŞADIN DEMENİ İSTİYORUM!!!..

 

Ansızın öyle bir gel ki, hasretinle deli olmadan, seni gördüğüm an delireyim istiyorum!...

 

DELİRMEMİN BİLE SENLİ BİR SEBEBİ OLSUN İSTİYORUM!...

 

Anladın mı, SENLİ BİR SEBEBİ...

 

 

-Alıntıdır-

Share this post


Link to post
Share on other sites

Kısa bir mola vermek istiyorum, izin verir misin hayat...

 

 

 

 

Acıyan yerlerimle kelimelere sığınma vakti şimdi,

Uzak şehirler arıyorum yüreğimin yabancı olduğu.

Keşfetmediğim, görmediğim, bilmediğim bir yer olmalı...

Hatırlatmamalı seni bana...

 

Demek ki deniz olmamalı....

 

Vedalaşmamalıyız seninle,

Sana bu iyiliği yapmamalıyım!

 

 

İlk kez nefretin eşiğindeyim, ama...

 

Senden vazgeçemem... Bilir herkes...

 

 

Acıyan yerlerimle düşlere sığınma vakti şimdi,

ne olur yakmayın ışıkları, ben herşeyi çizerim düşlerimle...

Neden yine yabancılaştım?

Bu senin suçun...

 

Herkes kendi ipini çeker,

Herkes kendi akıtır gözyaşını,

Ama...

 

Sen ben yok aramızda... Bilir herkes...

 

Senden ricalarımı anlatmam zor sana... Ne olur çok görme bana hayatı. Ne olur dokunma... Acıtma... Gülümsememi sever en çok, bari ağlatma...

 

 

Kısa bir mola vermek istiyorum, izin verir misin hayat...

gerçekler sancı yapıyor, az bir düş alıp döneceğim!

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

gideceksin1uw.jpg

 

 

Gidenlere......

 

 

gitme demelerim yetmeyecek biliyorum..., ama gitmee

 

Dur demelerim fayda etmeyecek bu kez

bu kez dinlemeyeceksin gideceksin

senden tek istediğim

hani olur da aklına gelirsem eğer

gülümsemen

yüzünde gülümseme olarak kalmak istiyorum

gitme demeler yetmeyecek biliyorum

desem de gideceksin

yalvarsam da gelmezsin

senden istediğim şarkımız çalarsa ,

işitirsen bir yerlerde; durup dinlemen öylece dinlemen

ve sadece geçirdiğimiz güzel günleri düşünmen

bu gidişin gidiş değil

bu bakışın hayır değil

bu öpüşün mevsimi değil

bu bilmeler faydamı sanki

avutmuyor hiçbir şey artık sende anla

dindirmiyor yaramı

susturmuyor beni

durdurmuyor hiç

belki gözyaşı dökmüyorum ama

içimdeki haylaz durmuyor

daha hızlı çarpar oldu

daha bir özler oldu seni

gitme demeyeceğim

desem de gideceksin

atsam kendimi

düştüğüm zifiri karanlıktır sadece

tutsam ellerini çatlamış derilerdir

öpsem dudaklarını yitip de gidişlerimizdir

baksam gözlerine donuk iki renktir

bitti işte son çırpınışlarımızdı belki

yenik düştük zamana

bizde yenildik aşka

Share this post


Link to post
Share on other sites

ya canımcım akşam yazacaktım oyuna dalmışım sonrada uyuyup kalmışım....... :blushing: bişey yazamadım sana .......

 

 

 

 

ADINA AŞK DEDİGİM DİL SÜRTÜŞÜM...

 

Bir rüzgarla başlamıştı sana olan aşkım..ve yaz yağmurlarının serinliğinde filizlenip güneşe gülücük satmıştı gözlerinin elalıgında...Ne beyaz bi atın vardı, ne de hayaller ülkesinin prensiydin.."Peki bn sende neyi sevdim?" diye sorma boşuna kendine...Ben sende imkansızlıgı sevdim,elimi uzattıgımda tutabilecek kadar yakın olmana karşın şafak vakti kızıllıgının ikametindeki ufuk kadar ulaşılmaz oluşunu sevdim..Bilmedim,tanımadım,tenine bir kere bile olsun degmedim severken..Ben sendeki uçurumdan hayata bakabilmeyi sevdim...Gözümü kapadım sevdim;açtım sevdim;ölümler tattım ozman bile sevdim.Ama sevdigim sen degildin.Ben sendeki beni aramayı sevdim.Bir kapı tokmagı yakınlıgındaki ıraklıktın benim için;gurbettin,vuslatı çok uzak olan;gurbette olan ne bendim ne de sen..Özledigim, hayalimdeki sendin..Sen sadece benim hayallerime bir kılıftın,ela iri gözleri olan deli dolu serserimdin..

Yıkıldım..Ama yine sevdim! Agladım imkansızlıga...Ama yine sevdim!Seni tanımadan sevmek,teninin kokusunu bilemeden kokuna hasret kalmak...Sen bilmezsin sensizligin acısını çünkü sen hiç sensiz kalmadınki!! Halbuki ben sensizlige aşık olmuşum...Yudumladıgım zamanda gözüm kapalıyken kaçırdıgım çok şey varmış...Seni gözü kapalı sevmenin acısıymış hissedipte anlam veremedigim burukluk kalbimdeki...

Ama anladım ki sen benim için kaldırım taşındaki çocuklugum kadar uzakmışsın...Yakaladıgım kuşun özgürlüge olan sevdası bile daha hakedilebilirmiş gökyüzünün maviliginde...

Seni tanımak o kadar agırmış ki ve o kadar can yakıyormuş ki gözyaşım avcumda duran hayallerimi silip süpürdügünde anladım..Senin bendeki sana hiç benzemedigini ben gözümü güneşe inat açtıgımda anladım..Yüregim sana karalar baglarken ben hayal kırıkları arasında çocuklugumu ararken anladım meger ben sevmemişim seni...Bir yanılsama ,bir yanılgı ya da hayaller aleminde bir rüya..Ne dersen de buna! Ne kadar bedeli agır olsa da ne kadar ben çocuklugumu satsamda bana anlamsız bakan ela gözlerine anladım nihayetinde AŞK bu olamaz!! Sen degilsin bekledigim 4 yıl boyunca;sen degilsin avcuna umutlarımı,tenine sıcaklıgımı bırakacagım yabancı..

Ugruna yapraklar harcadıgım,kalemler tükettigim,harfleri yorup cümlelerin üstüne mana agırlıgı yükledigim çocuk..Ben sana gözüm kapalı duymuşum yanılgılarımı,hasretimi,sensizligimi..Hep hep dilimin ucundaki bitürlü söyleyemediklerim arasında sakladım "seni seviyorum"ları..Şimdi düşünüyorum da iyiki diyememişim,iyiki dilimin gücü yetmemiş saklanmışlıklar sandıgını açmaya...Bilmeden bir aşk yaşadın belkide kulak çınıltıları arasında..Artık sormuyorum kendime "duysa ne der?" diye..Çünkü artık sıradanlaşmış bir yaşanmışlıksın benim için,ders alınası bir hata bile degilsin.Bundan sonra seni anan kelimeler anlamsızlıklar içinde aylak aylak dolaşıyo olcak..Bir kapısın artık;hayatımın geçmişinde kapatılan..Gün gelirde merak edersen içerde yaşanılanları boşuna bakma paspasın altına.Anahtar orda degil;anahtarı güneşe aşık olan bir yıldıza verdim tanımadan sevmenin yalan oldugunu görsün diye...

Hayatımın aglama duvarında sana akan gözyaşlarım yoK artık elveda...

Elveda! Gözlerine 4 yılımı verdigim hayali prensim...

Elveda! Sebebinden Eros'u gücendirdigim kalp yanılgım...

Elveda! Adına AŞK dedigim dil sürtüşüm...

Elveda! Kalbimin kaza sonucu kazandıgı yarabandı...

ELVEDA...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ey AşK ! Af diLiyOruM seNdEN iŞTe...ÇıksAnA aRtıK kaRşıMa

 

Nereye baksam "gel beni bul" diye haykırıyor AŞK.

Takılıp gidiyorum ardından aşkın sesinin. Ulaşmaya çalışırken o sese,

yakalamaya çalışırken; tökezliyorum her defasında ona giden yolda

Düşüyorum...

 

Her düşüşten sonra, yamalı bir sevda daha bırakıyorum ardımda.

 

Ve anlıyorum her defasında neden hep kaçtığımı sevdalarımı yaşamaktan...

 

Ve anlıyorum her defasında neden hep yarım bıraktığımı aşklarımı..

 

Ve anlıyorum her defasında, kendime yasakladığım sevdalarım ve sevdayı

yaşamamışlıklarım, bitişleri görme cesareti yoksunluğundan başka birşey

değil...

 

 

"Sonsuz ve ölümsüz aşk yoktur"

 

Ama o ses...

Ahh o aşkın beni çağıran sesi yok mu?

Tıkayamıyorum kulaklarımı artık.

"Bulduğumda yaşayacağım bu sefer" kararlılığı ile koşuyorum hep.

Düşüyorum....

 

En ufak bir sendelemede hemen yeni bir arayışa itiliyor yüreğim, sonra bir

yeni arayışa daha, sonra bir yenisine daha.....

Bu öyle bir kısırdöngü ki, aynı anda çoğul sevdalar esiyor yüreğime;

eşzamanlı aşklar yaşıyorum..

Fırtınayı bekleyen ben, yetinmeye çalışıyorum rüzgârlarla..

Üselik çoğu rüzgâr bile değil ve aslında ben çoğunu en baştan anlıyorum,

kendimi kandırıyorum..

Ama gene de atıyorum aşkın ılık esen rüzgârlarına kendimi.

Sonu başından belli yarım yamalak sevdalar yaşıyorum.

Her yamalı aşktan sonra daha fazla artıyor açlığım, daha fazla artıyor kana

kana içme ihtiyacım..

 

Her biri için "acaba bu kez doğru kişi mi" diyerek eş zamanlı aşklar

yaşıyorum.

Ve ben, her defasında; daha da üşüyen bir yürekle başbaşa kalıyorum, daha da

yalnız bir yürekle..

 

Ahh!

Ama suç bende, salaklık bende..

Çok şey istiyorum ben!!!!

İnsan olmalı ruh ikizim olmalı, erkek olmadan önce...

Ruhumu soyabilmeli giysilerimden önce..

Zihinsel uyum "olmazsa olmaz" larımın başında geliyor..

Elleri bedenimden önce saçlarımda gezinebilmeli...

Ruhum ile sevişebilecek bir yüreğe sahip beden olmalı yatağımdaki..

Ve eğer mümkün ise..

Lütfen..

Birlikte uyuyup birlikte uyanabileceğim biri olsun bu sefer...

 

Görüyorsunuz ya; ne çok şey istiyorum. Üstelik bu kadar da değil, liste daha

uzuyor...

 

Tekrar aşkı yaşamayı yasaklasam kendime, eskisi gibi yarım bırakıp gitmeye

karar versem???...

mi acaba?

 

Ama hayır, ben artık gerekirse boğulmak istiyorum sevda denizinde.

Sonları da yaşamak istiyorum artık..

 

Şimdilerdekilerde değil ama, öncekiler, önceki sevdalarımda hep ışıl ışıl

gözler vardı...

sürekli düşünüldüğüm ve düşündüğüm, arandığım ve aradığım, çılgınca

özlediğim ve özlendiğim, bulutların üzerinde yaşıyormuşcasına yaşanan

sevdalardı benimkiler.

Hep öyle kalsınlar istediğim için yarım bırakıldılar zaten.

İstemedim o ışıl ışıl gözlerin donuklaşmasını..

İstemedim telefonumun nadiren çalmasını..

İstemedim paranoyalarımla başbaşa kalmayı..

Korktum hep bitişlerin acımasızlığından..

 

Sanırım aşk benden intikam alıyor.

Dolu dolu, dopdolu aşkları yaşamadım, yarım bıraktım.

"Madem öyle gel böyle" diyor şimdi bana...

"Gel beni bul" diye haykırırken bir yandan, diğer yandan da "ohh canıma

değsin, sana sunduğum fırsatları geri teptin zamanında, kendi düşen ağlamaz"

diyor sanki..

 

Ey Aşk !

Af diliyorum senden işte...

Çıksana artık karşıma, savursana beni fırtınalarınla....

Share this post


Link to post
Share on other sites

bitmek için başlar bazı sevdalar

 

 

Bitmek, tükenmek ve beklemek.... Sevdalara özne olmuştur, yüklem olmuştur, sıfat olmuştur çoğu zaman... Bitmek için başlar bazen sevdalar... Kaderler anlaşma imzalar daha masaya oturur oturmaz.... Son durağına bilet alamazsın... Ya hiç binmeyeceksindir sevda trenine yada bir ara istasyonda bırakıp gideceğini kabul edeceksindir.... Gözlerinde kaybolurken umutların, doyasıya bakmak istersin, bir gün hasretiyle yanıp tutuşsanda bakamayacağın o gözlere.... Lanet edersin zamana, tutmak istersin akıp gitmesin diye avuçlarından... En dipsiz kuyulara hapsetmek istersin ayrılığı, gelip yerleşmesin diye yüreğine acısı... Olmayacaktır avuçlarında bir gün o sıcak elleri. Bunu bilerek daha sıkı tutarsın ellerini... Acıtır içini her saniye... Bilirsin az zaman kaldığını... Yalancı gülüşler aşina olmuştur acıyla ısırdığın dudaklarına. Gülen gözlerinde yalancıdır içinin nasıl yandığını söylemeyen yüreğin gibi... Her bakış, her dokunuş yakar kavurur acılardan yorulmuş kalbini.... Tükenirsin yavaş yavaş.... İsyan edersin ayrılıklara.... Öleceği günü bekleyen bir hasta gibi beklersin ayrılığı... Umutların kar misali erir gider avuçlarından. Kuramadığın hayallerin küser birer birer. Sevgiler azar azar yitip gider. Esen her rüzgar yanaklarında kurutur gözyaşlarını... Sevmek bu kadar zormudur... Acıtmakmıdır yüreğini amansızca aşkın kuralı... Beklemekmidir yaşamak yerine en güzel masalları... Her sevda bir ayrılık hikayesi mi olmalı... Bitmek için başlayan hikayeler vardır alır seni hayatın köşesinden ansızın... Yüreğindeki acılara kendinden de ekler bir kaç hançer yarası. Savurur ayrılığın kokusunu sardığı bedenini gökyüzünde. Yıldızlar ortak olur gözyaşlarına. Ve getirir bırakır usulca hayatın başka bir köşesinde... Usulca çıkar gider hayatından düşünmeden arkasında bıraktığı acıları... Sevdalar bitmek için başlar, tükenir yavaş yavaş yüreğin ve bekler sessizce batan kabullendiği vedayı... Dilin lanetlemese de yüreğin lanetler her soluk alışında bitmek için başlayan sevdaları...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bazen yar gider…

 

Gidişiyle yollara bölünür yüreğimiz.Ve tarifsiz yaralar en mahrem köşelerimizi işgal etmeye başlar. Adını koyamadığımız hüzünler attığımız her adımda habersiz çıkıverir karşımıza. Gidişiyle yürek kentimizin bütün bütün sokakları param parça olur ve attığımız her adımla garip bir gurbetin ummanına demir atarız.

Tanıyamadığımız bir kalbimiz vardır artık. Ve hasrete dair yoldaşlık eden türkülerimiz. Göz bebeklerimiz birçok noktaya bakar ama aslında gördüğümüz o gelmeyen ve bir türlü gelemeyen ve beklide bir daha hiç göremeyeceğimiz yarin endam-ı hayalidir. Kulaklarımız birçok sesi işitir işitmesine de aslında duyduğumuz hep yarin sesidir.

Şimdi bir sessizlik vardır yürek kentimizin en işlek caddelerinde bile bir ıssızlık. Bir evin terkedilmiş ilk günü gibiyizdir artık. Garip bir izdihamın hengamesinde bir oraya bir buraya gayr-i ihtiyari sürükleniriz. Nedendir bilinmez ama aynalardan saklarız kendimizi ve o açık sözlü, sözünü esirgemeyen camlara bakmayı istemeyiz. Korkarız beklide aynalara bakmaktan. Çünkü orada şahit olacağımız suret ayrılığı yaşayan ve ayrılığı koklayanın suretidir…

 

Bazen yar gider….

 

Gidişiyle yeni bir mevsime gebe kalır gönül. Atılan her adım ve geçen her yeni gün yeni gurbetlerin haberciliğine soyunuverir. Yeni yaralar demektir yeni mevsimler. İlaç olacağı düşünülür zamanın fakat akan her saat an be an özlemi tattırır.

Bu deli firak yüreğin dört bir yanını işgal ederken yare benzetilir nereden geldiği bilinmeyen meçhul bir yüz. Bir an yürekte nihayetsiz bir sürür peyda olur. Gözlerim bakışındaki dalgınlığa ve kalpteki bu masum titrekliğe bir isim bulunmaz. Ve bu nihayetsiz yürek atışları garip bir zamana sürükleyiverir farkındalığımızın tamamen dışında bizi. Fakat bütün bunlar zamanın durduğu ve bu mefhumun adeta sukut-u mutlak ettiği bir anda zuhur etmektedir.

Ve benzetilen o meçhul yüz hiçbir zaman yarin yüzü olmayacaktır. O hiç gelmeyecek ve biz gözlerimizi biraz daha kısarak ve yüreğimizi biraz daha burkarak sessiz göz yaşlarıyla umutsuz umutlara koşacak ve ağlamaya devam edeceğizdir. Gariptir ama aşığın vuslatı biraz haric-i imkandır. Ağlamak ve herdem özlemek ona daha bir yakışmaktadır. Çünkü o artık bir çileler vadisinin gönüllü erlerinden biridir. Çeker de çeker. Sızım sızım sızlarda kimselere belli etmez arz-ı halini. Bunun için tabib dahi istemez kendine. Ve gelen tabibe el çek yaramdan diye türküler yakar. Aşk derdiyle hoşem tabib el çek yaramdan….

 

Bazen yar gider….

 

Gidişiyle azgın bir ırmağın sularına kapılır kalbimiz. Ve simsiyah geceler eline aldığı kalın bir kırbaçla insafsız tokatlar atar yüreğimize en vurgun saatlerde, hasret ve özlem kokulu. Bir sistir, bir buğudur kaplar yollarımızı. Hiç tabela rehberlik edemez olur bize. Hiçbir yeşilin, hiçbir mavinin bir kıymeti ve bir albenisi kalmaz gözlerimizde. Bir yangındır sarar içimizi, bir alevdir kor misali yangından yangına sürükler bizi…

 

Bazen yar gider….

 

Gidişiyle yürek kentinin bütün kasabaları bir bir işgal edilir. Nedensiz ve sebepsiz sıkıntılar tıpkı bir eylül insafsızlığıyla tarif-i meçhul acılara sürükler bizi. Bir gönül eri ararız, bir muptelay-ı aşk ve bir hüzn-ü meczub… Fakat kimseler anlamaz bizi. Kimselere anlatamayız arz-ı halimizi. Bu ağır ahval içinde biz bir kere daha anlarız ki;

bu aşk denilen mefhum hasretle yoğrulmuş, acıyla pişirilmiş ve ayrılıkla sunulmuş çileler vadisinin köle sultanlığından başka hiçbir şey değildir….

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.