Jump to content
Sign in to follow this  
karçiçeği_m

Sibelce

Recommended Posts

Diğerleri gibi buda O'na gitsin....

 

cok asigin var diyorlar

yalan de, yeter bana

bir sevda sozu fisilda

hazirim inanmaya...

 

gonul hirsizi diyorlar

inkar et, yeter bana

gozlerindeki cevaba

korkuyorum bakmaya...

 

geceler uzun ve yalniz

yoksun sabaha kadar

dusumde bile gunahkarsin

bunu kim hayra yorar...

 

ardimdan deli diyorlar

belki de yalan degil

yanimda bile uzaksin

nasil dayansin gonul...

 

cok ahlar aldı diyorlar

inkar et, yeter bana

gozlerindeki cevaba

korkuyorum bakmaya...

...............

Çok aşığın var diyorlar , hem de çok, bir ben eksikmişim. Sayısını bile bilemediğinden, sadece çok kelimesi yetiyormuş. Aşkının ölçüsü olmadığı gibi aşıklarının da sayısı belli değil. Yine de bilirim ki o kadar çokluğun içinde bana ayıracak bir gülümsemen bile yoktur. Payıma o bile düşmezmiş. Yalan de, aslında sevmedim onları de, ben bir tek seni sevdim de, oyalandım onlarla de, inan ki bu yeter bana, inanmayacak olsam da, inanmayacak olsan da, bu bana yeter. Sanki hiç mi yalan söylemedin yüzüme bakarak, yaşadıklarımız birbirimizi kandırmacadan başka nedir? Bir yalanın günahını çekmek sana koymaz, sırtımızda taşıdığımız o ahlaksız günahların yanında.

 

Bir sevda sözü fısılda , usulca yaklaş yüzüme, ellerinle kapatarak kulağımı, sadece senin ve benim duyabileceğim kadar, yazın denizden esen meltemin çağrısı kadar gönlümü okşayan yumuşaklıkta, kalkmaya hazırlanan bir geminin siren sesi kadar heyecan uyandıran, okumayı sökmeye çalışan öğrencinin yaptığı gibi tane tane ve anlaşılır, ılgıt ılgıt esen yellerin alıp götüremeyeceği kadar ketum bir sevda sözü fısılda kulaklarıma. Haydi durma, neden bu nazın, korkma hazırım inanmaya söyleyeceğin her şeye. Nelere inanmadım ki... Bir sahte sevgiyi bile esirgeme, mecburum inanmaya, bak bana itiraz edecek halim mi var hiç?

 

Gönül hırsızı diyorlar , suçluyorlar, iftira ediyorlar. Sen hiç bir zaman, hiç bir şey çalmadın ki. Ne gönlümü çaldın, ne de sana adanan boşa geçecek zamanımı, ne de benden bir parça. Hırsız olamazsın, sen doyumsuz değilsin, hele gönülden yana asla. Şimdi, yoksa başkalarından mı medet umuyorsun? Böylesine isterik tavırlarının ardında yatan, elde etme ve yok etme hırsı mı? Sen böyle değildin inkar et , yalan de, ben gönlünün hırsızıyım sadece de, gönlümde senin sevdandan başka sevdalara yer yok de, bu yeter bana , söyle... Yoksa ben mi yanılıyorum, gerçekten mi sevdin onları beni bile bu kadar sevmemişken, bana bile bu kadar katlanmamışken...

 

Gözlerindeki cevaba , dudaklarındaki kıpırdamaya, ellerindeki titremeye, nefes alışverişindeki hızlanmaya hazırım. Hazırım kırılıp dökülmeye, yanıp yok olmaya. Ama korkuyorum bakmaya, anlık bile olsa da. Başımı kaldırıp seninle göz göze gelmeye, tüm metanetimi kaybedip ağlamaya ve sana sarılmaya korkuyorum. Bilirim gözlerine bakınca, inanırım, sanki bir ışık çakar ve nutkum tutulur o an, ne dersen de farketmez, düşünemem, inanırım, kanarım. Yok, bu kez bakmayacağım, rahat ol sarılmayacağım da ama ne olur cevabını söyle ve git.. Senin kadar dayanıklı olamayacağım için git..

 

Geceler uzun ve yalnız , sensiz, çaresiz. Zaten kaç gece yanınmda kaldın ki. Kaç gece ruhumu okşayıp güzel sözler söyledin ki. Kaç gece kadehime ortak olup içime soğukluk estiren bir buz parçası oldun ki. Bir kaç yorgun ve uykusuz günlerinde eşlik ettin ama hemen güneşle birlikte uykuya daldın ve sabah erkenden çekip gittin. Ben ise yanında yalnızdım, yanı başımda olmana rağmen çoğu gece.. Aslında yoksun sabaha kadar, tek başıma ama yanıbaşındayım. Paylaşmadan geçen geceler...

 

Düşümde bile günahkarsın, günahına ortağım. Ben sana rüyalarımda bile alet oluyorum. Çıldırtan düşlerimden bile atamıyorum. Sen hep beni ateşe yapmaya yemin mi ettin. Kaç kere tövbemi bozdun düşlerimde, kaç kere yemin ettim bu gecemi ve düşümü paylaşmayacağım diye, kaç kere uyandım tam ortasında günahın, kaç sevap işledim ödeşmek için... Ama bunu kim hayra yorar, hangi tabirin affına sığdırabilirim. Cehennem ortakları bile olacağız böyle giderse. Sevdadan yandığım yetmiyormuş gibi, bir de orada yanacağım, sırf senin yüzünden, her zaman ki gibi..

 

Ardımdan deli diyorlar, beni bilenler, duyanlar ve görenler. Bilmem ne haldeyim ki bana yakıştırıyorlar. Bak şimdi sen, bunu da bana yakıştırmazsın. Bunu bile bana lütuf sayarsın. Övülmekten geçtim, yermeye bile katlanamazsın beni. Doğru ya senin için deli olmam bile bir hırs sebebi. Kim bilir belki de, kırmamdan korkarsın sarıp çevrelediğin zincirlerimi. Öyle ya deli kuvveti gelir de kollarıma ve dilime, sana zarar veririm. Belki de yalan değil ha, ne dersin. Belki de hakikaten deliyimdir, zır deliyimdir. Aşkından Ferhat olamadım, Mecnun olamadım ama kaderde deli olmak varmış. Delirmek de varmış...

 

Yanımda bile uzaksın, bari git de alışayım sahici kimsesizliklere, alışığım güneşsiz günlerin karanlığına, akş., ıssızlığına. Ve dinleneyim, yorgunum karşında emrine hazır beklemekten. Ama zor, bilirim bana çok zor bu. Nasıl dayansın gönül buna? Bu acınası halime. Laf kâr etmez etmez, kesmez gönlümü, sen de bilirsin bir sana dayanamaz.

 

Çok ahlar aldı diyorlar inkar et yeter bana

Gözlerindeki cevaba korkuyorum bak bana

 

Evet korkuyorum sana son bir kez bile olsa bakmaya

 

Ya, HaYaT...

Tercüman oldun be arkadaşım...

Bunları ben yazmak isterdim...

Sağol...

Share this post


Link to post
Share on other sites

BiR YaNıMıM ÖLMeSi Mi GeReKiYoRDu...

 

Bazı anlarda; gecenin karanlığı hiçbir şey anlatmaz,

ay aydınlığı ağartmaz hiçbir şeyi.

Bir dalga sesine bin anlam yüklemek böyle anların işi değildir.

Böyle anlarda bir başına yürümek gerek,

nereye kadar olursa...

...

 

Vakti geldiğinde bir uçağı seferinden alıkoyabilirim.

ama yazın daha başlarında; bir yaprağın dal ucunda erken gelen ayrılığa direnmesi, anlam sızısıdır...

 

Her ayrılıkta yitip giden bir parçamız var.

Her ayrılık yavaş yavaş öldüğümüzün habercisi, her ayrılık bir sonbahar...

 

Neredeyse hergün geçtiğim bu yolda, daha dün, neden farketmemiştim ayaklarımın altındaki bu kadar çok ayrılmışları?..

 

Onlarla aramdaki yakınlığı hissedebilmem için gözlerimden yanaklarıma giden yolun kaldırımdan geçmesi mi gerekiyormuş?..

 

Her çekip giden bunlar gibi ayaklar altında mı kalıyor?..

 

Öyleyse neden ben başaramıyorum dalından erken ayrılan yaprakarı topuklarımın altında ezebilmeyi?..

Her dil; ayrılığı aynı kelimelerle mi anlatır ve her düşen yaprak dünyanın her yerinde bir ağıt mıdır?..

 

Eğildim ve bir tanesini alıp ellerim arasında sıkıca bastırdım göğsüme. Her sızıma batsın istiyordum, diken gibi...

 

 

Olmuyordu;

vakitsiz düşen yaprak bile,

bir yürek sızısına batmak yerine,

kendisini parçalıyordu unufak...

 

Bir yaprak kadar olamamıştı işte aşk.

Her zerreme işlemiş

ve bir anda veda etmişti,

bütün dünyamı ayaklar altına alarak.

Hayır, bu olmamalı aşk.

 

Aşk,

zamanı gelmiş bir yaprak gibi kör bıçak

kesip bütün geçmişi parçalayarak

düşmemeli yere,

kökünün oralarda kaldığına ağlayarak...

 

 

 

 

Yollara düştüğümde

ve

beni sana kattığımda

nereden bilirdim

ölümün birgün gelip de

senin gözlerin olacağını?..

gözlerin kanıyor.

 

 

Bir yanımın ölmesi mi gerekiyordu,

yaşamın sesini dinleyebilmem için

 

alıntı

Share this post


Link to post
Share on other sites

yüreğine sağlık .....

çok güzel paylaşımlar olmuş.....................

 

verem olsam

 

derdinden verem olsam

tutus$am kerem olsam

sürmem seni tenime

yarama merhem olsan

 

 

kurumu$ yaprak olsam

bi çorak toprak olsam

içmem bir yudum senden

kervelada su olsan

 

 

buda benden olsun................. :D

Share this post


Link to post
Share on other sites

Kara

 

Çarpmış,

Paramparça etmiş,

Kara sütü, kara sevdayla seni...

Ve kara memelerinde dişlerin asi,

Karadır, upuzun yattığın gece,

Felek, ah ettirir, boynun kıl - ince...

Cihanlar, çocuklar, kuşlar içinde

Sızlar bir yerlerin

Adsız ve kayıp

Sızlar, usul-usul, dargın,

Ve kan tadında bir konca,

Damıtır kendini mısralarınca...

 

De be aslan karam,

De yiğit karam,

Hangi kalemin yazısı,

Zorlu yazısı,

Belanda?

 

Anadan doğma nişan mı,

Sütlü barut damgası mı,

Bir gece parçası mı kaburgandaki?

Kız kakülü, ne hal eylermiş teni,

Ellerin, deli hoyrat,

Ellerin, susuz, yangın.

Ellerin ooooy alarga...

 

De be aslan karam,

De yiğit karam,

Hangi güzelin diş yeri,

Mavi diş yeri,

Sevdanda?

 

Vurmuş,

Demirlerin çapraz gölgesi,

Alnın galip ve serin.

Künyen çizileli kaç yıldız uçtu,

Kaç ayva sarardı, kaç kız sevişti,

Gelmemiş, kimselerin...

 

De be aslan karam,

De yiğit karam,

Hangi zehirin meltemi,

Saran meltemi,

Hülyanda?

 

Hakikatli dostun muydu,

Can koyduğun ustan mıydı,

Bir uyumaz hasmın mıydı,

"Ooooof" de bunlar olsun muydu?

 

De be aslan karam,

De yiğit karam,

Hangi kahpenin hançeri,

Saklı hançeri,

Yaranda?

 

Ahmed Arif

Share this post


Link to post
Share on other sites

seyduna ve şahrut

 

 

(Yitik öyküdür)

Tarihten iki ayrı coğrafyaya damlayan

İki ayrı yürekte durmadan kanayan

Seyduna’yla Şahrud

Yüreklerin akarken bıraktığı izi

Birbirlerinin gözlerinde aradılar.

Yoktu.

İki iklim farkıydılar

Ne zaman göz göze değseler

Yangın çıkmayacak denli uzaktılar.

Yalnızca aynaların dökülen sırrına yansırdı

Üçüncü bir kente düşmüş suretleri

 

Şahrud gökyüzü geliniydi.

Yüzüne bulut inse dolardı masal gözleri.

Bir solukluk rüzgarda bile

Usul usul kanardı gelincik bedeni.

 

Seyduna yeryüzü cehennemi.

Ölüm, çağrılı uçurumlarda sınardı sevdasını

Yalnız ufuk çizgisinde buluşurlardı,

Onu da güneş günde iki kez ateşe verirdi.

 

İki iklim ayrıldılar.

“Ya Şahrud!” dedi Seyduna

“Gözlerime mermi diye sevdanı sürdüm.

Ardına bakma, gözyaşımla vurulursun.

Su gibi git.”

 

Şahrud’un yüzüne keder mayın gibi durdu.

Ve zaman gözlerinin su yeşilinde kuruldu.

Hüzün bir Buda heykeli gibi çırılçıplak,

Yüzlerine oturdu.

 

Rivayet odur ki,

Şahrud vardığı denizlerde hala

Seyduna türküleriyle uyanmakta,

Seyduna, Şahrud’un gözlerinden kalan

Masalla yaşlanmakta.)

 

 

(biliyorum! sen yine parmak uçlarında üşüyorsun,aramızda kıvrılıp yatan uzaklıga inat,ayaklarınla kasıklarımın kasırgasını,ellerinle yüregimde yaktıgın ateşi düşlüyorsun.sularımız sızıp karışıyor ay karanlıkta ve çırıl çıplak bir ırmaga dönüşüyor yatagımızda apansız,parmakların tıkır tıkır işliyor iştahla,biliyorsun yaşamaktır aşk, geceyle gündüzün sessiz geçişimidir bir uyku bogazında,DELİCE BİR YANGIN PARMAKLARININ BUZULUNDA........)

Share this post


Link to post
Share on other sites

HayaT Neredesin?

 

Aydınlığın maviydi gönlümde

 

Bir de karanlığın var

 

onlar da esmer bir mirastır ömrüme.

 

Ömrüm;

 

Öldün, can kırıkları avuçlarımda…

 

Yas tuttuk gözyaşlarıyla

 

Esmer bir ayrılık ardına…

 

Artık

 

Beyaz umutlarım var yeniden

 

Ve

 

Mavi demek en çok özleme yakışıyor…

 

Kanatlanıyor sevinçlerim

 

Hayat neredesin?

Share this post


Link to post
Share on other sites

canım HaYaT'ım sana gelsin bu........

 

 

GüZeL'e

 

 

Nasıl da güzel çalıyor ulan bu herif kemanı....... Çay da soğumuş. Isıtsam mı? Niye bitti ki bu rakı?... Başım dönse ya, midem bulansa bile razıyım.... Boğazım ağrıyor. Sigarayı mı değiştirmeli, bırakmalı mı yoksa?.... Nasıldı bunun sözleri? “Sevdim bir genç kadını....” ya sonrası?.... Bunaldım... İyi de çıkaracak bir şey kalmadı ki üstümde... Duşun altına giriversem bari... Ilık ılık akıverse... Yumuşacık, tertemiz... Ama daha demin kurulandım, saçlarım bile kurumadı henüz... Kenan mı çok seviyor Günsel’i , Günsel mi çok seviyor Kenan’ı?.......................................... ...............................

Kaset bitti.... Çay soğudu.... Ben hala ayığım. Yetmedi ki iki kadeh....

Lanet olsun!.. Olmuyor, bir türlü veremiyorum kendimi... Yazmayı denedim, kelimeler kaçtı; iki tek attım, rakı bitti. Çay demledim... Tek başıma tango yaptım. Bir Gün Tek Başına’yı okudum, okumaya daldım. Şiir okudum... Türkü söyledim... Kovamadım seni!...

 

YOK BE GÜZEL, HATA ETTİM!.. TUTUP ŞAP DİYE ÖPMELİYDİM O KÜÇÜCÜK AĞZINDAN, AVUÇLARIMA ALIP YUVARLACIK YÜZÜNÜ... YA İTELEYİP TERSLERDİN YA DA .................

 

Salı günü miting var, şiir ezberlemeliyim. Koca okula ayıp olur elde kağıt şiir okursam. Sonar yazmalıyım biraz. Ama cümleler benden kaçıyor. Aklımdasın... Telefonum da açık arada bir dıtlıyor. Doğu, çocukları ayaklandırmış. Üstü kapalı teselli cümleleri sıralanıyor ardı ardına. Karşımda Güney... Yatırmış başını omzuma, çay içiyor. Dolanma be Zafer öyle deli dana gibi. Az sonra çıkar gelir alt katta ki manya karı. “Hayırdır oğlum? Apartmanı mı yıkmaya çalışıyordun?” Hadi oradan diyemem ki...

 

Aklıma Murathan’ın öyküsü geliyor. Boyacıköy’de Kanlı Bir Aşk Cinayeti” Film yapacaktım güya. Senaryosunu nereye koydum ki?..

“Adam durakta otobüs bekler. Gelin arabası gelir, duru durağın karşısındaki lokantanın önünde. Gelin, damat, üç de adam inerler arabadan, girerler lokantaya. Adam geline bakar, bir süre sonra da gelinin gözleri kilitlenir adama. Yemek biter. Gelin, damat ve adamlar kalkarlar. Adam duraktan çıkıp, gelinin yanına gelir. Elini tutar; “Seni seviyorum.” der. Gözleri açıktır, ama ıslak. Sonun başlangıcı gibidir gözleri. Tekrar eder; “Seni seviyorum... N’olur gitme...” Gelin adama bakar, sonun başlangıcını görmüştür o da... Gülümser yine de... Yine de iki damla yaş süzülür gözlerinden yanaklarına, kimseler görmez.Adama döner. daha bir sıkar, elini sıkan adamın elini. “Çok geç!” der, “Çok geç kaldın. ben de seni seviyorum ama geç kaldın.” Bu diyalog kimine göre uzun, kimine göreyse kısacık sürer. Adam elini redingotunun cebine sokar. Bir silah çıkarır. Bir gül uzatır gibi doğrultur geline. “Seni seviyorum.” der, “Seni çok seviyorum. N’olur gitme...” Gelin gülümser. Sonun da sonu gelmiştir. “Geç kaldın.” der, “Çok geç kaldın...” Adam tetiği çeker...

Bu benim özetim. Öykünün aslı çok daha uzun. Benim senaryom daha farklı. İstersen anlatırım.

 

Bir de şiiri var Murathan’ın, “Yalnız Bir Opera”. Orada der ki:

“Ne sen dönebilirsin bana,

ne de ben kapıyı açabilirim sana...”

Sen de kapılardan bahsettin bu gün. Aralık bıraktığın kapı var ya, o kapı işte. Sadece seyredebiliriz birbirimizi. Ben o kapıdan geçemeyecek kadar büyüdüm. Ne sen gelebilirsin bu yana, ne de ben geçebilirim öte yana...

Ben de bir masaldan, bir diyalog anlattım sana bu gün. Ne kavuşması mümkündür, ne de ayrılması... Sen de onayladın.

 

YOK BE GÜZEL, HATA ETTİM!.. TUTUP ELİNİ, BAĞRIMA SOKMALIYDIM... YA KAÇARDIN YA DA ........

 

Saat 2’ye geliyor. Çayı ısıttım, tekrar soğudu. Kaset yine bitti. Ama bitmedi yazacaklarım... Telefonum açık hala. Ama neden çalmıyor? 5’e çeyrek kalaya var daha. Beklesem mi? Beklemeli miyim?

 

Bir Gün Tek Başına’yı okuyorum. Ama yine yalnız başıma. Dizlerin yok ki başımı yatırayım. Duymazsın ki sesimi, okusam da beyhude...

 

Üşüyorum güzel... Alnımda ter boncuk boncuk ama ben üşüyorum güzel... Ne diyordu Yunus “Ben güzele güzel demem, güzel benim olmayınca.” Ben diyorum işte, Yunus ne karışır?..

Midem kazınıyor. Ağzım zehir, sigaradan genzim yanıyor. Yesem mi kurabiyelerinden bir kaçını? Yersem biter... Toprak çanak bana bakıyor, ben ona... Ya sen neredesin? Dalga sesleri kulaklarımda.Sinsi sinsi yaklaşıyor baş ağrısı... Geç kalmıştı, buyursun gelsin. Bir o eksikti acıyan yerlerimin yanına!.. Dağılmıştım, artık hiç toparlanamam.

 

“Ne kavuşması mümkündür, ne de ayrılması. Zor iş bizim sevdamız.” dedi adam. Onayladı kadın, “Haklısın...” Hatırlayamadım, oraya da geliyor muydu dalga sesleri?...

 

Sevmek güzel şey be güzel. Dehşet güzel şey. Güzel de, dokunamazsam gül tenine, al al olmazsa yanakların sevgilim dediğimde, ağzından çıkmazsa sevda sözleri, ağzından çıkıp da kulağıma varmazsa ne işe yarar ki sevmek güzel?..

 

YOK BE GÜZEL, HATA ETTİM!.. KOACAMAN SARILMALIYDIM SANA... KOCAMAN SARILIP İÇİME ALMALIYDIM SENİ. DENEDİM... SOĞUKTUN BETON KADAR... ÇARPTIM DUVARA DÜŞTÜM. DÜŞERKEN GÖRDÜN MÜ BENİ GÜZEL?..

Keloğlan canavarın mağarasında, canavarın uyumasını beklerken, parmağını kesip tuz basarmış yarasına, uyumamak için... Yüreğim sancıyor güzel... Yüreğim yanıyor, dehşet acıyor. Parmağımı kırsam yüreğimin acısını bastırır mı güzel? İyi de duvar neden kaçıyor? Ben kanıyorum da sen üşüyor musun güzel?..

 

Uyku bastırıyor... Kaset yine bitti... Çay da bitti... Bir sigara daha yaktım yanan boğazıma inat. Telefonum hala açık. Ama o da bana inat çalmıyor. Çalsın be güzel!.. Dalgalar çarpıyor cümlelerime. Duyuyor musun dalga seslerini güzel?..

 

Yalnızım güzel... Çok yalnızım... Üşüyorum güzel... Gel güzel... Kaçma güzel... Kırma be güzel, kırdırma... Nen varsa al da gel güzel... Yükle sırtıma, korkma taşırım ben. Gel güzel... Gecikme güzel, geciktirme...

 

nisan’da......

 

 

 

Zafer AKKAŞ

Share this post


Link to post
Share on other sites

Kim Olduğunu Bilmediğim Birine...

Karşılıksız aşkının zehrini taşıyordu bana

Kokusu sinmişti inatçı ruhuma, kitalarıma, ellerime...

Öyle çok öpüşürdük ki,

Ağzının tadıyla yerdim yemeklerimi...

Öylesine inanıyordu ki dünyadaki son aşkla beni sevdiğine,

Bir gün ansızın korkunç bir özlem duymaya başlamıştım

Kim olduğunu bilmediğim birine...

Şimdi ağzımda karşılıksız aşkın o aç tadı...

Karşımda o...

Yine hüzünlü, yine yenik...

Ama eşitiz artık,

Damarlarımızda karşılıkız aşkın o zehirli kanı...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Gel boğuluyorum

Boğulmayı hafife alma, uzun sürer bir çırpıda olan bir şey değildir. Düşünecek kadar zamanın vardır. Simyager bir tanrının armağanıdır boğulmak insanoğluna. Kolay değildir boğulmak, en az bir izdüşümlük vakti vardır insanın zamanın karşısında. (İZ! ini alayım düşÜM sende kalsın.) gel boğuluyorum

 

Gel deliriyorum

Delirmeyi hafife alma, maharet ister Arif olmadan yapılacak bir şey değildir. Anlayacak kadar zamanın yoktur her şeyi. Şakacı bir tanrının armağanıdır delirmek insanoğluna. Kolay değildir delirmek, katran kadar koyu, kolonya kadar uçucudur yitirilmiş zamanların asfaltında. Gel deliriyorum

 

Sebebi sen misin bunların? İlacı sende mi zamanın?

 

Gel öğreniyorum

Öğrenmeyi hafife alma, her daim kendini yineler Kaçak(çılık) oynadığımız kelimeler olmadan yapılacak şey değildir. Kaltak bir tanrının armağanıdır öğrenmek insanoğluna. Kolay değildir öğrenmek, kaldıramaz çoğu yürek koca okyanusun büyüK balıklarına yem olmamayı. Haydi gel! Vakit kaç(A)mak vaktidir. Gel öğreniyorum

 

Gel çoğalıyorum

Çoğalmayı hafife alabilirsin, her saniye yeni bir ben biter durur yanı başımda. �Karasızlığım, onun çekingen kızı yalnızlığım, amca çocuğu hüznüm, coşku ve depresyon kan kardeşler.� Ah unuttum! Tanıştırayım �ömrümün törpüsü kaçak(çılık) arkadaşım�. �Bende nice ben vardır benden içeri. Kararsız bir tanrının cezasıdır çoğalmak insanoğluna. Kolaydır çoğalmak, ben her dakika biraz daha fazla gelirken kendi coğrafyama. Gel çoğalıyorum.

 

Sen kuru gül yaprağı mısın ki beni taşırmadan dâhil olacaksın coğrafyama?

 

Ömür törpüm ben yüzmesini bilmem, girdabından kaçarım.

 

Dördüncü arıyorum yüreğime (ben, sen ve o şirket olup zamanı araya alacağız)

 

Boğuldum.

Delirdim.

Öğrendim.

Çoğaldım.

Ey sevdasına gönlümü ateşe verdiğim, şimdi gel yanıma ve dola kollarını boynuma, ateşin yaksın tenimi gecenin kadifeden yatağında, tenin tenime değsin ben yok olayım dudağının ıslaklığında, damarlarıma kan yapayım yanaklarının kırmızılığını, ibadet edeyim Mecusi toprağındaki Zerdüşt misali bedeninin kıvrımlarında. Soluğum tıkanana kadar sarılayım, ruhunu ruhuma katayım, ey sevdasına yüreğimdeki gemileri yaktığım, gel, gel ki karışsın bedeninin suyu suyuma, tuzu tuzuma.

 

Haydi gel! Vakit sevişmek vaktidir. Taşırmadan sızıver kuru gül yaprağı olup bardağıma.

Can katalım gecenin bozkırlarında canımıza

.............................

 

alıntı

Share this post


Link to post
Share on other sites

Kapatmıştım kalbimin kapılarını

Ama sen geldin araladın

Bıkmıştım bu zalim yalan hayattan

Beni sen hayat bağladın

 

Bilmezdim bir daha bir daha seveceğimi

Yine öğrettin bana sevmeyi

Yeniden doğdum sende öğrendim yürümeyi

Ne olur bırakma ellerimi

 

Yalnızlıktı sensizken tek yoldaşım

Gecelerse arkadışım

Neredeydin bu güne dek beni bulmadın

Oysa ben seni hep aradım

 

Bilmezdim bir daha bir daha seveceğimi

Yine öğrettin bana sevmeyi

Yeniden doğdum sende öğrendim yürümeyi

Ne olur bırakma ellerimi

 

Bu güne dek hep keşke diyip durdum,

Her yeni başların sonunda yine aynı kelime

Keşke,

Yanılgılar içinde büyüdüm

Yanlış insanlar, yanlış yüzler, yanlış aşklar

Evet kapatmış kalbimin kapılarını

Ama sora sen çıktın karşıma

Bunu sen kalbime girince anladım

İşte yeni bir başlangıç daha

Ama bu sefer eminim

Bu sefer keşke demicem

Yıllar sonra senin için sölediğim tek şey İYİKİ olacak

 

Bilmezdim bir daha bir daha seveceğimi

Yine öğrettin bana sevmeyi

Yeniden doğdum sende öğrendim yürümeyi

Ne olur bırakma ellerimi

Share this post


Link to post
Share on other sites

daisys_love_camkalp.gif

 

 

AŞK BİTTİ

Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da

Uzun bir hastalık gibi

Aralıksız dinlediğim alaturka bir fasıl gibi

Gökyüzüne bakmayı, dostlara mektup yazmayı

Çiçekleri sulamayı unutmuşluğum gibi

Bitti.

Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da..

Yürümeyi yeniden öğrenen felçli bir çocuk gibi

Sokağa çıkmalıyım şimdi ve çoktandır

İhmal ettiğim dostlara yeni bir adres bırakmalıyım

Pencereleri açmalı, kitapları düzenlemeliyim

Belki bir yağmur yağar akşama doğru

Yarıda bıraktığım şiirleri tamamlarım

Aşk da bitti diyordu ya bir şair

Aşk bitti işte tam da öyle..

Ahmet TELLİ

Share this post


Link to post
Share on other sites
Söylesene Senin İsmin Ne Renkti ...

 

 

...tüm ışıklarını söndürdüm gözlerimde şehrin!

 

Siyahını çekmiştim üç-beş nöbetlerinin karşı kıyıya, hemen hemen her gece yaparım bunu. Günü teslim ettikçe düne, pembeleri solar çocukluğumun. Dibinde kırılganlıklarıyla birikir, yalnızlığımın cam askerleri.

 

Asılı kalır gözlerim yıldızlara... kaydıkça bilirim ki, izinde yaldızlanıp dağılır bir çaresizin daha sessiz harfleri.

 

Büyüdükçe, beyaz düşler bıraktı içimdeki çocuk. Açıldıkça saçlarının örgüsü, kör düğüm oldu heveslerim. Tüm inandıklarım soluksuz!

 

Kalpten yağmur damlaları ve isminle gökkuşağını çizmiştim beyaz kağıtlara! Toprağa düştükçe ıslak renkleri, şiirler açardı yüreğimin arka bahçesinde.... rengarenk olurdu yaşam.

 

Oysa şimdi !

 

Katili oldum papatyaların. Her yaprağında ayrılığın kan izleri kirletti mavi düş tarlamı. Sular çekildi gözlerimden. Sere serpe ölü çiçekler.

 

Teninin ateşine daldırıp kirpiklerimi, resmini çizerdim kızıl dokunuşlarının. Sen mi yanardın bende, yoksa ben mi kül olurdum teninde bilmiyorum. Renkleri yoktu bedenlerin, duvardaki sevişmelerde.

 

Öğrendim ki, renk körüymüş aşk!

 

ne hayalleri beyaz,

düşleri pembe..

ne umutları mavi,

huzuru yeşil!

arzuları da kırmızı değilmiş ki!

beyazda başlayıp siyahta bitermiş aşk...

belki de bu yüzdendir,

anılardaki fotoğrafların çabuk solması...

 

Babamın kucağında oturduğum zamanlar ne olduğunu bilmediğim her şeye – “baba mu ne? mu ne? mu? mu? ...” ve hangi rengi sorarlarsa sorsunlar, hepsine – “layvicert” derdim. layvicert saçlı kız, layvicert ayakkabı, layvicert elma şekeri... tadını aldıkça kızardı dilim, ayaklarım tozlandı, layvicert saçlarını boyadım bebeklerimin banyo dolabındaki çamaşır suyuyla ve... bakıyorum da bilmediğim ne kadar az şey kalmış yaşanmışlıklarda.

 

Renkler, bana bakın! büyüyorum siz iç içe girdikçe... alacanızda yine de tutunuyorum hayata.

 

Sezen’in sarı odalarında hüzün şarkılarını yakıyorum mum diplerinde... seni düşünüyorum, yine özledim!... yine, yine, yine!

 

Sen ki sakıncalı sevdam, sen ki yasaklım. Büyümemin en ağır cezasısın belki de,... razıyım. Sus!

Çocuk ol yanımda, çığlıklarım zaten senden de, benden de büyük. Haykırmayacağım adını. Dokuz boğum yutkunarak koklamalıyım tenindeki yasak çiçekleri ve uyumalıyım.

 

...uyumalıyım da,

Kaçıncı uykusuzluğumdayım, bilmiyorum!

 

Karanlık, eflatun şalını çıkarmaya başladı el ele dolaştığımız sahilde. Ardın sıra kırılan ışıkları topladı ellerim gümüş tepsiye. Yaldız yaldız yalnızlık, yıldız yıldızdı gece... ve bittim.

 

Siyahla beyazın farkı olmadığı saatlerde, kırmızı kostümünü çıkarıp aşkın, efkarımı tütsülemek için yaktım karanlığı. Eski bir tangonun ritmiyle, dört duvarın dipsiz köşelerinde ağını örüyorum yalnızlığın... An ile anılar arasında, her defasında, bir öncekini unutup başka sözler yazıyorum bu müziklere.... aşk şarkılarım, şiirlerim ve suskun hayalin kaldı bende.

 

Mülteci kampındaki ölümle özgürlük arası çizgide sıkışandan farkım yok aslında. Çizgiyi geçerse ölüm, geçersem sensizlik... kalırsa işkence, kalırsam da sensizlik. İkisi de ölüm be... yokluğun ölüm.

 

 

...uzak ülkelerde olmak isterdim şimdi, hiç bilmediğim insanlar arasında, avazım çıktığı kadar bağırmak seni sevdiğimi... kimsenin anlamadığı dilde. Sonra hırsız bir rüzgar yürütmeli sesimi, sabaha karşı pencerenden içeri bırakmalı... unuttuğun ninnileri mırıldanmalıyım sana güneşin sızlayan ışığında. Bugün göğsümde uyanır mısın? saçlarımdan toplar mısın yıldızları ?

 

Ne çok şey sığdırdım ismine. Ne çok sevda, özlem ve onca kavga. Her şey sensin aslında. Ah bu şehir, bu sahil... her parmağının dokunuşu dipsiz kuyular açar da atar beni maviye. Saçlarımın dalgasında havalanır beyaz kelebekler. Tut, tut ki bahar sende kalsın, ben sende.

 

Sabaha çıkıyorum düşlerin yorgun renkleriyle. Yine yarım kalmış şiirler var yarına, yine sen dolu yaprakları dökecek zaman. Birikeceksin bende.

 

Karanlık gibi sarsam seni. Serilsem, sarılsam, sevişsem dizelerle, öyle bir şiir yazsam ki, hani o herkesin yazıp da yetmediği seni seviyorum’lar var ya, o bile şaşırsın. O kadar çok kullandık ki aslında, ondan mı yetmiyor sanki?

 

Kirpik altındaki kimsesiz sahillere bırakıyorum yaşlarımı. Esen onca mavisin bende, onca umut. Ah! bir de çıkmaza gitmese yollar. Hani akan suların toplansa coğrafyamın bakir kuyularında... konuşamıyorum!

 

Yorgunum!

 

Tüm sesleri kesildi, sesini kulağımda hissettiğimde.

Bak! bir geldin arapsaçına döndü düşlerim. Ben alışkın değilim ki -seni seviyorum- diyen adamların gerçekliğine! Sen gerçeğimsin! belki de burada yanıltıyor beni aşk.

 

Hafıza kaydımda ne varsa sildim, kim varsa zaten kendini sildi gittiğinde. Şimdi kaydını tutuyorum öpüşlerinin ve fısıldadığın şiirlerin. Söndürdün şehrin tüm ışıklarını, göz kapaklarımda! ...İşte şimdi yanımdasın. Bak, çekilirken gece, portakal çiçekleri koktu güneş. Duyuyor musun?

 

 

Renklerim, düşlerim yorgun

Beyazdan çaldım gecemi

Söylesene, senin ismin ne renkti?..

tüm ışıklarını söndürdüm gözlerimde şehrin!

 

...Karanlıktayım.

alıntı...

 

 

aşk daha nasıl anlatılabılır ki :crying:

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bu İş BiTmiŞtiR

 

 

 

Bi bitisin son sozlerini nerene sakliyosun gozlerinde….

Goster hadi bana , cesaretin varmi soylesene!

 

Sende biliyorsun hayat oyle kolay bi yolculuk deil. Ciktigin yollarda hep bi engeller var ki , vardiginda hedefine tadina varabilesin die. Yoksa ne kiymeti kalir eline gecen , onun ugruna savas vermediysen? Ama sen yine , yine gitmeyi deniyosun. Kararli sozcukler cikariyosun dudaklarindan : Bu bi bitmistir diyosun surekli , tekrarlarinda kendine de inandirmak istercesine.

 

Bu is bitmistir!

Keske dilinden cikarttigin sozcugun kolayligi kadar ciksa yurekten de , keske yine ugrasmasak paramparca kalbi toparlamaya… keske… keskelerle olsaydi eger benim bu iliskide soyleyecek o kadar cok keskem vardi ki…

 

Git! Inanki git , artik savasamiyorum seninle. Sabaha kadar yapilmis sinir harbinin ardindan hala uyumamis gozlerim ve artik uyusuk hissettigim vucudum su anda git diyebilecek kadar cesaretli sana. Bi uyusam , bi daha uyanmasam diyorum ( bi damla gozyasi dokuluyo) bi uyusam ,ve uyandigmda ohh kabusmus desem. Sen desenki ne gordun ruyanda kanter icindeydin gece , sarilsam sana , gecse icimdeki huzursuzluk! (icim aciyo)

 

Git! Inanki git. Ben artik guclu de hissetmiyorum kendimi , agir geldi bu ask bana. Toparlayamadim kendimi senin hep kuskucu sevdan karsisinda. Kendimden suphe eder oldum sayende , yaparmiyim acaba oyle die sorular sorar oldum kendime , beni kendime bile yabancilastirdin sen. Sevdani yuregime koydum dedikce ben sana , sen hep baska seyler aradin dilimde , gozumde , aklimda , gecmiste hatta gelecekte.

 

Git! Oyle kirici oluyosunki ofken sardiginda benligini. Sonradan ozur dilemeyi iyi beceriyo olsan ne farkederki , su an 2 gundur suren mide krampina sebepse sozlerin , ozrun ilac olacakmi? Ozrun affedilir ama silinecekmi sozlerin beynimden. (bi an allahim olsem de , su an surda varolmasam diyebilecek kadar acitmisken sen benim canimi , ne kiymeti var paylasilan guzel anlarin , olumun adini andirdiktan sonra sen bana)

 

Bi gidisin son sozlerini nerde sakliyosun simdi? Suskunlugunun ardindan gelen deli firtinada vuruldum ben dun gece. Artik ne yapsan , ne desen daha fazla incinmez bu kalbim.( bi damla daha dustu) yazik bi veda kaldi bu sevdaya , sen yakistirdin , soylemek bana dustu! Icten gulusunun yerini gaddar , vurucu sozlerin aldi. Sicakliginin yerini bi soguk firtinada kaptirdim dun gece. Sabaha kadar iskenceye cekilmiscesine lime lime acittin her hucremi. Keske vursaydin da acisi gecseydi bi zaman sonra , simdi soylesene sozlerinin izlerini ne silerki yuregimden? Hep hatirasi kalsin die yaptin yaptin sen bence , oyle acimasizdin ki dun gece , artik ne dusunecegimi sasirdim ben!

 

Hep sana isyan ettigime bakma , sozum sana die , sozcuklerim sana die hep sanaymis gibi gozukuyo. Inan kendime bi yazi yazsam , bu kadar ozenle secilmis kelimelerle suslemezdim onu. Sen cezayi kendine kestin hesapta , seviyorum ama git diyosun. Gidiyorum zaten , endiselenme. Kalmaya niyetim yok artik. Ama bana oyle bi ceza verdinki farkinda olmadan , kendimi nasi kendime getiririm die dusunuyom kara kara . kendimi nasil kendime getiririm yeniden ???

 

Aramakmis oysa sevmek , ozlemekmis oysa sevmek

Bulup bulup yitirmekmis guzel bi oyuncagi!

Yalanmis hepsi yalan…

Sevmek diye bisey varmis , sevmek diye bisey yokmus…

 

Hoscakal..

Share this post


Link to post
Share on other sites

Hayat yine bu sayfada... :)

Ellerine ve yüreğine sağlık...

Teşekkürler... :clover:

Share this post


Link to post
Share on other sites

AHHH AŞK

 

 

Aşk iki kişi arasında asla eşitlenmeyendir...*

 

Gözün başkalarını da görüyorsa sevdiğini sevmiyor musundur artık?

Birini sevmek topyekûn kapattırır mı "dükkânı"? Kepenklerin inmeli midir,

elenmiş un varsa elek asılmalı mıdır duvara?

İnsan güzel adamları ve güzel kadınları "görüyorsa" hâlâ, hâlâ "bakıyorsa",

aklından "Acaba?" diye geçiyorsa, aslında o kadar da dolu değil midir içi?

Bir boşluk mu vardır aslında? Ondan mı yani mesela?

Liseli bir meram gibi görünen bu bahis, derdi ömürlüktür esasında. Eğer bir

tür "kalbî lobotomi" olabilseydi, birini sevince artık ömrünün sonuna kadar

kafan karışmasaydı hiç, başka bir şeyi, başka kimseyi düşünemez hale

getirilebilseydik kendimizi bir ameliyatla...

Oh! Ne şahane olurdu. Konu kapanır, işimize bakabilirdik. Ne ki hayat

bölünüyor ortasından bazen. Nar gibi çatlıyor kalp yumuşak karnından.

Dağılıyoruz kırmızı kırmızı, toparlayamıyoruz tanelerimizi.

Ama işte kalbimiz çırpıştı diye hata da yapmak istemiyoruz; hayatlarımız çok

fena kıymetli. Tanıdığımız, sevdiğimiz, güvendiğimiz, alıştığımız hayatı

bırakmak, bir güzele feda etmek elimizdekini de vicdani bir mesele.

Bir vicdan ve korku terazisi çalışıyor hep içimizde. Ne kadar korkuyoruz

kaybettiğimizin yerini dolduramamaktan? Kalbimiz buruşacak mı kapılmasak hiç

o yeni rüzgâra? İhtiyarlamış gibi mi hissedeceğiz? Başlangıcın heyecanı mı

daha büyük yoksa kaybetmenin korkusu mu? Bir yeni ile karşılaştığımızda

içimizin karmaşık hesap makineleri başlıyor tam yol çalışmaya.

 

*Günahın lezzeti*

Yanımızdaki, hayatımızdaki meşru olandır hep. Kabul edilmiş olan,

arkadaşlarımıza tanıştırılmış olan, bizimle birlikte hatırlanan, birlikte

hatırlandığımız kişi. Birini bırakmıyorsun ki bıraktığında, kendinin onunla

tanımlanmış halini de bırakıyorsun aslında. Kendinin o kabuğunu bırakmak

kolay mı?

Diğer yandan günah, her zaman daha lezzetlidir sevaptan. Ah günah! Bir nar

gibi çatlar ve çatlatır insanı ortasından.

Ne çok kırmızıymış için, görür ve hayret edersin kendine. Neler neler

yapabilirmişsin meğerse! Yeni insan hayretleriyle gelince meclise, minderler

kaldırılır, döşekler havalanır. Ah! O tatlı günaha yer mi bulunmaz!

Ama ya eğer hayat güvenmek demekse? Ama ya hayat aslında bir hayretten uzun

sürerse? Mesele budur ve hiç hakiki anlamda hesaplanamaz.

Ama bilirsiniz siz de, nar bir kere çatlarsa kimse taneleri toparlayamaz.

Çatlatmayayım desen nar kıpırdar kıpırdar, duramaz. Ve kimse böyle büyük

kararları verecek gücü kendinde bulamaz. Kimse doğrunun ne olduğunu, benim

diyen kimse, bilemez.

 

*İşaret ver hayat!*

Kimse sevilmemeyi göze alamaz. O yüzden kimse kimseyi terk etmek istemez,

karşıdaki anlasın da gitsin isteriz hepimiz. Ya gitmezse? O zaman bu büyük

ve tehlikeli ve günahlı kararlar bize kalmasın isteriz.

Bir işaret versin hayat. Biz istemeden olsun, kalbimize hesap verirsen

"Başka ne yapabilirdim ki?" demeyi dileriz.

Öyle bir şey olsun ki kaçınılmaz olsun günah.

Öyle bir şey olsun ki sen sorumluluğunu alma olanların.

Öyle bir şey olsun ki, tufan gibi alsın götürsün seni. Sen seçmemiş ol

başına geleni. Bedeli ödenmesin yani. Nar kendi kendine çatlasın.

Sen dur öylece. Ellerin iki yana açık. "Ne yapabilirdim ki? Olacağı varmış"

de. Çatlasın nar, saçılsın hayatın yerlere...

Share this post


Link to post
Share on other sites

HeR ŞeY SeN oLuYoRSuN Da, o KaDaR SeN, BiR BeN oLaMıYoRSuN..

 

 

Hüzün yıldızları parlıyor yine gecemde, ne tarafa çevirsem başımı,

bir SEN bakıyor bana…

 

Ne zaman kahretse yüreğim, ağlamaya susasa ve ne zaman iki damla belirse göz bebeklerimde, bir SEN akıyorsun, sessiz çığlıklarıyla şehri uyandıran kaldırımlara…

 

‘ Ne zaman seni düşünsem’ desem yalan olur… Hep aklımdasın ya! Her saniye bir SEN daha çakılıyor aklıma…

 

 

Ellerimi her uzatışımda Mavi ye umut dilenmek için, SEN batıyorsun avuçlarıma SEN bakıyorsun bir çocuğun gözlerinde, bir bebeğin kokusunda SEN kokuyorsun, bir SEN seviliyorsun onca yüreğin arasından…

 

Her şey SEN oluyorsun da, o kadar SEN, bir BEN olamıyorsun sevdiğim.. Bir benim gibi sevmeyi beceremiyorsun…

 

Her tohum ekişimde toprağa, birkaç gün sonra SEN filiz veriyorsun. Gittiğinde bir asma ekmiştim evimin önüne, gün geçtikçe büyüdü, çardak yaptım kendi kendime.. Şimdi kapımın tam önüne düşen bir dalı var, sanırım onu kesmeliyim. Çünkü kapımdan dışarı her adım attığımda bir SEN çarpıyor yüzüme…

 

Neden yağmurlara benzettim ki seni? Şimdi her yağmurda, SEN yağıyorsun bu koca kente…

 

Sana güneşim demeseydim keşke… Her sabah yatağıma SEN vuruyorsun penceremden…

 

Lanet olsun! Keşke Kalbim demeseydim sana… Şimdi her an SEN atıyorsun içimde…

 

SEN den kurtulmanın bir yolu yok mu yar? SEN imkansızsın… BEN imkansızlıklar denizinde cılız kulaçlar atıyorum hayata dair, boğuluyorum arada bir… Yine de kıyamıyorum sana…

 

Keşke, ‘Bu can seninle yaşıyor’ demeseydim sana. Şimdi her boğuluşumda SEN dirhem dirhem ölüyorsun, öldürüyorsun !

 

Yani her şey SEN oluyorsun da, o kadar SEN, bir BEN olamıyorsun sevgili… olamıyorsun!

 

Yaşayabilmen için benden gitmen lazım…

Yaşayabilmem için benle olman lazım…

Share this post


Link to post
Share on other sites

Yağmur damlaları saçaklardan sarkarken gönüllere,puslu bir havanın kasvetinde yazıyorum bunları sana…

 

Uykusuzluğun verdiği delilik zamanlarında gözlerimin altında ki morluklar kadar yoksun düşlerimde.geçmişin şimdilere döndüğü zamanlardır bende ,zamanın durduğu an ve başlarım yazmaya ruhumdan esen rüzgarlarım gibi…

 

 

Düşünürüm de şimdi seni ;

Çelişki dolu bir ruhun en güzel yansımasıydın , şehvetin ile ter kokan yatağımda.gün olur eserdin ruhumda savurur dağıtırdın kimliğimi zamanın esiri ruhlara…an olurdu zamanı durdururdun gözlerinde , alırdın hiçliğin zamansızlığına beni de.erişemezdin çok zaman ruhuma, ruhumu ben sererdim ayakların altına ...ezer geçer miydin beni?hıh…

 

Düşünür müsün bazen beni,düşünürüm de bazen bunu.şaşırır gülerim kendime sonra.nasıl çıkmıştın karşıma ve nasıl …nasıldı ama ilk öpüşmemiz ya ilk sevişmemiz?ahhh o ilk ruhuna dokunuşum…kendine sakladığın o ilk gülüş…senin sesine aşık olmuştu ruhum ilk bana söylediğin şarkıyla.şimdiyse nefretine mi dersin aşık ruhum?bomboş bir aşkın gölgesiz izleriydi sanırım yaşadığımız.öyleyse neden hala düşümdesin ?

 

Zaman mumların ömrü kadardır odamda ve düşlerim sonsuzdur bıraktığın izlerde.ben yazarken hala sana ,unutulmuş bir tutkunun külüydüm aslında.aldanma düşlerimin gölgesi kelimelere,inanma yazdığımı düşündüğüm bu çelişkilere.ulaşır mı sana geçmişim bilmem ama var oldun yine bir kalbin zindanlarında.artık duvarlara yansıyan mumların can çekişi gibiydi düşlerin çok zaman ve aşkın gibiydi mumların alevi.hani derler di ya rüzgarın mumu söndürüp ateşi körüklemesi gibi.işte tam böyleydi yaydığımız ateş ve ışık.bir rüzgar olmasa da esen bir üfleyişti belki zaman…

 

Mumlarım yaşlanmaya başladı ruhum kağıtlarda erirken.düşlerinin zamanı tükenmeye başladı ,çelişkilerim gerçeklere sarılırken.sen rüyaların pembeliğinde sürdürürken aşkını bir ben miyim kağıtlarda tüketen düşlerini?sormak isterdim sana gerçeklerini.neyse artık ışığım tükeniyorken bana sana mı saçayım ışıklarımdan.sendin seçen karanlıkları ,bendim yalnız kalan ışıklarımdaki…hıh…bir yaprak daha harcamışken kendini bana ben harcamışım aşkımı sana,çok mu dersin…

 

Çok güzelim çok…anlamayana, hele sana …

Share this post


Link to post
Share on other sites

AŞK YERDEN GÖĞE KADAR BOŞ

 

 

 

Bazen ne kadar çok sevsekte an geliyor isyan ediyoruz yaşadıklarımıza.Zaten ne doğruduydu ki aşk gerçek, doğru olsun diyoruz..İşte bu ruh halimizi anlatan bir yazı.Yaşaması zor bir yazı....

 

 

İşin kötüsü hızla eskiyor yokluğun...

 

Ki varlığın gün yüzü görmemişken,yepyeni dururken böylesine!

 

Şöyle bir toparladım da senin için yaptıklarımı,

 

hani o çok sevdiğin ve masanda tamamlanacağı günü bekleyen puzzle'ın gibi

 

birleştirmeye çalıştım da verdiklerimi,

 

daha bir kaç tanesini koyuverince yan yana sen oluşuverdin...

 

Yavaş yavaş anlıyorum şimdi neresinden su alıyormuş senli hayatım...

 

Seni ölüm kadar büyütmüşüm yaşamımda.Sanki ölümün zıttı yaşam değilmiş de senmişsin!

 

Hani olmasan,olmazmışım...Var mısın şimdi?E varım işte...

 

Üstüne üstlük yarın nasıl bir seni seveceğim korkusu ve endişesi yok içimde...

 

Yarın,daha yeni tanıştığın bir insan ya da bir arkadaşın mı olacağım,

 

öbür gün dokunmadan duramadığın sevgilin mi olacağım düşüncesi yok...

 

Ve sen hiç kıpırdamazsın yerinden,bilirim...

 

Elin telefona gidecek olsa,numaramın son tuşuna kadar sürer cesaretin!

 

Kapımın önüne kadar gelsen,zilim yerine kendini çalarsın kendinden...

 

Sen adım atmaya bile alışık değilsin ki bana ve ben öyle koşmuşum ki sana...

 

Kaç tur atmışım etrafında,kaç kez aşkın hacısı olmuşum bilinmez!

 

Meğer etrafında döndüğüm seni ben yaratmışım.

 

Sana yamadığım ben parçalarını söktüğümde üzerinden,geriye bir avuç günah kaldı...

 

Şimdi ben yalnızım belki ama sen yoksun!

 

Ben baştan aşağı bir ah,sen tepeden tırnağa günah...

 

Ve ...... Aşk yerden göğe boş...

Share this post


Link to post
Share on other sites

DöNSeNDe TaNıMaZ YüReĞiM YüReĞiNi

 

 

 

 

Sözlerim kesildi aniden,konuşamaz,yazamaz oldum…

Oysa vardı söyleyeceklerim sana dair…

Ama bulamadım hangi kelime anlatır beni sana?

 

Bulmak isterdim,bulup söylemek..

Belki…anlardın beni.

 

Sanki her söz eksik biraz seni anlatmaya,şaşırdım,nasıl olur da konuşamaz insan bu kadar anlatacak şeyi varken…

 

Uzun zaman oldu karalayamadım iki satır.oysa anlatmak isterdim seni kıta kıta…olsun isterdim,olmadı…

 

Oldurmak isterdim,

Belki…o zaman anlardın beni.

 

Sen gittin aşk bana kaldı,aşk yakışanda kalırmış.

Ardından siyah geceler kol gezdi yüreğimde,

 

 

Ben sol yanımı öldürdüm de Siyah'a büründüm.Kimse girmesin diye yüreğime,aşka küstüm.

 

Yazamıyordum demiştim ya işte yazdım…acaba hiç yazmasamıydım?

Ben seni aşk sanmıştım,yanılmışım…öyle olsan yanımda kalırdın.

 

Şimdi,

seni sevdiğimi unut,

Vazgectim seni sevmekten

Dönsen de tanımaz yüreğim yüreğini,en iyisi unutmalı bu yalan olmuş ikiliyi

Share this post


Link to post
Share on other sites

 

Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet.

Yüreğini elime koyduğunda anladım…

 

“Sana ihtiyacım var, gel!” diyebilmekmiş güçlü olmak.

Sana “git” dediğimde anladım…

 

Biri sana “git” dediğinde, “kalmak istiyorum” diyebilmekmiş sevmek.

“Git” dediklerinde, gittiğimde anladım…

 

Sana sevgim şımarık bir çocukmuş, her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,

Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım…

 

Özür dilemek değil, “affet beni” diye haykırmak istemekmiş pişman olmak.

Gerçekten pişman olduğumda anladım…

 

Ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş.

Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış.

Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım…

 

Ölürcesine isteyen, beklemez, sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi.

Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım…

 

Sevgi emekmiş.

Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş…

 

CAN YÜCEL

 

Share this post


Link to post
Share on other sites
DöNSeNDe TaNıMaZ YüReĞiM YüReĞiNi

 

 

 

 

Sözlerim kesildi aniden,konuşamaz,yazamaz oldum…

Oysa vardı söyleyeceklerim sana dair…

Ama bulamadım hangi kelime anlatır beni sana?

 

Bulmak isterdim,bulup söylemek..

Belki…anlardın beni.

 

Sanki her söz eksik biraz seni anlatmaya,şaşırdım,nasıl olur da konuşamaz insan bu kadar anlatacak şeyi varken…

 

Uzun zaman oldu karalayamadım iki satır.oysa anlatmak isterdim seni kıta kıta…olsun isterdim,olmadı…

 

Oldurmak isterdim,

Belki…o zaman anlardın beni.

 

Sen gittin aşk bana kaldı,aşk yakışanda kalırmış.

Ardından siyah geceler kol gezdi yüreğimde,

 

 

Ben sol yanımı öldürdüm de Siyah'a büründüm.Kimse girmesin diye yüreğime,aşka küstüm.

 

Yazamıyordum demiştim ya işte yazdım…acaba hiç yazmasamıydım?

Ben seni aşk sanmıştım,yanılmışım…öyle olsan yanımda kalırdın.

 

Şimdi,

seni sevdiğimi unut,

Vazgectim seni sevmekten

Dönsen de tanımaz yüreğim yüreğini,en iyisi unutmalı bu yalan olmuş ikiliyi

 

:sweatingbullets::clover:

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest Süper Kız Çocuğu Özo

*** AŞK ve SEVGİ

 

 

AŞK bir yıl sürer

SEVGİ bir ömür

 

AŞK gözünde büyütür

SEVGİ razı olur

 

AŞK aldatır

SEVGİ ikna eder

 

AŞK (aşık) kıskanır

SEVGİ (sevgili) güvenir

 

AŞK seni de onu da ikiye böler

SEVGİ ikinizi bir eder

 

AŞK zehir gibidir

SEVGİ ilaç

 

AŞK ay gibidir hep bir karanlık yüzü var senden gizlenen

SEVGİ güneş gibidir hep sana bakar içini ısıtır

 

AŞK gider (isteyince)

SEVGİ kalır (isteyerek)

 

AŞK çeker, ezer, cesaret kırar

SEVGİ iter, teşvik eder, yüreklendirir.

 

AŞK ise; o senin için hedeftir

SEVGİ ise; ikiniz de aynı hedefe koşan oklarsınız.

Share this post


Link to post
Share on other sites

eh çok güzel olmuş yani

ne desin bu garip fani

 

aranız da yeniyim

ben önemli bir deliyim

 

 

şiiri cok severim

kaleminden öpeyim

Share this post


Link to post
Share on other sites

Aşk / Tek Hece

 

Var mı beni içinizde tanıyan?

Yaşanmadan çözülmeyen sır benim!

Kalmasa da şöhretimi duymayan,

Kimliğimi tarif etmek zor benim.

 

Kimsesizim hısmım da yok hasmım da...

Görünmezim cismim de yok resmim de..

Dil üzmezim tek hece var ismimde,

Barınağım gönül denen yer benim.

 

Bülbül benim lisanımla ötüştü,

Bir gül için can evinden tutuştu,

Yüreğine toroslardan çığ düştü,

Yangınımı söndürmedi kar benim.

 

Niceler sultandı, kraldı, şahtı;

Benimle değişti talihi bahtı;

Yerle bir eyledim tâc ile tahtı;

Akıl almaz hünerlerim var benim.

 

Kamil iken cahil ettim alimi,

Vahşi iken yahşi ettim zalimi,

Yavuz iken zebun ettim Selim’i,

Her oyunu bozan gizli zor benim.

 

İlahimle Mevlana'yı döndürdüm,

Yunusumla öfkeleri dindirdim,

Günahımla çok ocaklar söndürdüm,

Mevla’danım; hayır benim, şer benim.

 

Sebep bazı Leyla, bazı Şirin'di;

Hatrım için yüce dağlar delindi;

Bilek gücüm Ferhat ile bilindi;

Kuvvet benim, kudret benim, şer benim,

 

Yeryüzünde ben ürettim veremi;

Lokman hekim bulamadı çaremi;

Aslı için kül eyledim Keremi;

İbrahimin atıldığı kor benim.

Benim adım AŞK!

 

Cemal Safi

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.