İçeriğe atla
View in the app

A better way to browse. Learn more.

Tartışma ve Paylaşımların Merkezi - Türkçe Forum - Turkish Forum / Board / Blog

Ana ekranınızda anlık bildirimler, rozetler ve daha fazlasıyla tam ekran uygulama.

To install this app on iOS and iPadOS
  1. Tap the Share icon in Safari
  2. Scroll the menu and tap Add to Home Screen.
  3. Tap Add in the top-right corner.
To install this app on Android
  1. Tap the 3-dot menu (⋮) in the top-right corner of the browser.
  2. Tap Add to Home screen or Install app.
  3. Confirm by tapping Install.

Aries

Φ Üyeler
  • Katılım

  • Son Ziyaret

Aries tarafından postalanan herşey

  1. Jean Arp (1887-1996) hans arp olarak da bilinir (d. 16 Eylül 1887, Strassburg, Almanya - ö. 7 Haziran 1966, Basel, İsviçre), 20. yüzyılın ilk yansında Avrupa'da görülen öncü sanat anlayışının önderlerinden biri olan Fransız heykelci, ressam ve şair. Önceleri, doğum yeri olan Strassburg'da (bugün Strasbourg) resim öğrenimi gören Jean Arp, çalışmalarını daha sonra Alman­ya'nın Weimar kentinde ve Paris'teki Julian Akademisi'nde sürdürdü. 1912'de Münih'e gitti, orada arkadaşı Wassily Kandinsky'nin aracılığıyla kısa bir süre Blaue Reiter toplu­luğuna katıldı. 1914'te Paris'e döndü, yazar Max Jacob'la, Modigliani, Picasso ve Ro­bert Delaunay gibi ressamlarla tanıştı. I. Dünya Savaşı sırasında sığındığı Zürich'te dadacılık akımının kurucularından biri oldu. Kabartma resimlerini ilk kez Zü­rich'te yapmaya başladı. 1921'de sanatçı Sophie Taeuber ile evlendi. 1924'e değin Almanya'da yaşadıktan sonra karısıyla bir­likte Paris yakınlanndaki Meudon kentine yerleşti. 1920'lerde gerçeküstücülerle ilişki­ye girdi ve 1930'da Daire ve Kare topluluğuna katıldı. Aynı yıl ilk papiers déchirés (yırtılmış kâğıtlar) dizisini de gerçekleştirdi. 1931'de soyutlama-yaratma akımına katıl­dı. II. Dünya Savaşı sırasında geri döndüğü Zürich'te 1943'te karısını yitirdi. İsviçre'de yaşadığı yıllarda ilk papiers froissés (buruş­turulmuş kâğıtlar) dizisini yaptı. Savaş bi­tince Meudon'a geri dönerek soyut biçim ve renklerle yaptığı denemeleri sürdürdü ve şiirler yazdı. Yazıları Marcel Jean tarafın­dan Arp on Arp: Poems, Essays, Memories by Jean Arp (1972; Arp, Arp'ı Anlatıyor: Jean Arp'ın Şiirleri, Denemeleri ve Anıla­rı) ve Arp's Collected French Writings (1974; Arp'ın Fransızca Toplu Yazıları) ad­lı kitaplarda derlenmiştir.
  2. Alessandro Algardi (1595-1654) 17. yüzyılda Bernini den sonra barok üslupta yapıt veren en önemli Romalı heykelci. Lodovico Carracci den ders aldı. Mantova da kısa bir çalışma döneminin (1622) ardından Roma ya geçerek (1625) S. Silvestroal Quirinale nin alçı süslemelerini gerçekleştirdi ve klasik heykel onarımcılığında belirli bir başarı kazandı. Kardinal Milli nin (ö. 1629) Sta. Maria del Popolo daki anıtı, S. Marcello al Corso daki Frangipani anıtı ve Kardinal Laudivio Zacchia nın büstü (Berlin) ile portre-büst alanında Bernini nin başlıca rakibi haline geldi. Bernini nin dinamizminden, kişilik betimlemesinde gösterdiği canlılıktan yoksun olan Algardi nin portre-büstleri ağırbaşlı ve gerçekçi görünümleriyle övgü topladı. Innocentius un 1644 te papa seçilmesinden sonra, Algardi papalık çevresinde Bernini den daha üstün bir konuma geldi. En ünlü yapıtlarından bazılarını bu tarihten sonra verdi. Bu yapıtları arasında günümüz de Palazzo dei Conservatori de bulunan oturan Papa heykeli ile (1645) yanılsamacı kabartmanın gelişmesinde ve yaygınlaşmasında etkili olan San Pietro Bazilikası ndaki Attila ile Papa Leo nun Karşılaşması adlı anıtsal mermer kabartma (1646-53) sayılabilir. Gene bu dönemde Doria Pamhili Villası nı ve Vatikan da Cortile di S. Damaso daki bir çeşmenin düzenlemesini yaptı. Algardi nin üslubu Bernini ninkine oranla daha az coşkulu ve daha az resimseldir. San Pietro Bazilikası ndaki Papa XI. Leo nun mezarı (1634-52) ve Bologna daki S. Paolo Kilisesi nin ana altarı gibi barok özellikleri en iyi yansıtan yapıtlarında bile Antik Çağın dizginleyici etkisi güçlü bir biçimde duyulur. A.B. Bernini den üç yıl önce dünyaya gelen Alessandro Algardi klasik üsluba bağlı kalmış ve Bernini nin büyük rakibi ve muarızı olmuştur. Hernekadar Bernini ye karşı çıkmışsa da en ünlü eserleri olan Papa X. Innocent ın heykelinde (1645, Roma, Palazzo del Conservatori) ve S. Pietro daki Papa I. Leo ve Atilla nın karşılaşmalarını tasvir eden büyük kabartmada (1646-53, S. Pletro, Roma) Bernini nin eserlerinden etkilendiği de bir gerçektir. Büst portrelerinde modelin karakterinin son derece keskin bir gözle incelendiği dikkati çeker. En ünlü portrelerinden biri Roma, Doria Galerisi nde bulunan Donna Olimphia Maidalchini nin mermer büstüdür (1650). Burada klasik üslup savunucusu olduğunu iddia eden Algardi, Papa nın yengesi, kudretli Donna Olimphia nın başını örten şalı, tam bir Barok sanatçı gibi hareketlendirip adeta rüzgârla şişirmiş, böylece arkasından Papessa diye bahsedilen devrin bu önemli kadınının başını da daha iyi belirtmiştir. Avrupa Sanatı, Nurhan Atasoy
  3. Leon Battista Alberti (1404- 1472) İtalyan hümanist, mimar ve Rönesans sanat kuramının başlıca kurucusu. Kişiliği, yapıtları ve engin bilgisiyle Rönesans a özgü evrensel insan ın tipik örneği sayılır. Çocukluğu ve öğrenimi Alberti nin yaşamı boyunca geliştirip dile getireceği düşünce ve ahlak eğilimleri, içinde doğduğu toplum ve toplumsal sınıftan kaynaklanır. Floransa nın varlıklı bir tüccar-bankacı ailesinden geliyordu. Kentin yönetimini elinde tutan Albizzi ler ailesini Floransa dışına sürgüne gönderdiği için Battista, babası Lorenzo nun işlerini yürüttüğü Cenova da dünyaya geldi. Aile kısa bir süre sonra Venedik e taşındı, baba Lorenzo Battista ile büyük Oğlu Carlo yu orada yetiştirdi. Battista matematik eğitimini babasından aldı. Bir işadamı olan babasının ona kazandırdığı düşünsel yetiler, Battista nın düzenli ve akılcı olana tutkuyla bağlanmasına yol açtı; matematik ilkelerinin uygulanmasın dan sonsuz bir haz duymasını sağladı. Alberti diyaloglarından birinde bir konuşmacıya şöyle söyletir: Hiçbir şey bana matematikteki araştırmalar ve tanıtlamalar kadar zevk vermiyor; hele bunları Battista nın resim ilkeleriyle (perspektif) ağırlıkların hareketi konusundaki şaşılacak önermelerini matematikten çıkarması gibi yararlı bir uygulamaya dönüştürebiliyorsam... Matematik Leonardo da Vinci gibi Alberti yi de görünüşte birbirinden çok ayrı öğrenim ve uygulama alanlarına yöneltti. Aynı anda hem çok değişik sorunları çözebilmesini, hem de doğanın akılcı düzenini ve fiziksel süreçlerini değerlendirebilmesini sağladı. Alberti hümanist bir öğrenim gördü. On on bir yaşlarında Padova da yatılı bir okula gönderildi. Orada klasik Latinceyi öğrendi. Toskana da yoksul bir köy noterinin evlilik dışı çocuğu olan Leonardo ise böyle bir olanağı hiç bulamamıştı. Alberti ye sağlanan bu yeni öğrenim daha çok edebiyata dayanıyordu ve Alberti okulu, dilin inceliklerini çok iyi kullanabilen bir üslupçu Latince uzmanı olarak bitirdi. Usta bir klasikçiydi; yirmi yaşındayken, Romalı bir oyun yazarının yeniden keşfedilmiş yapıtı olarak ünlenip çok övülen Latince bir komedi yazdı. Bu oyun, Venedik in ünlü yaymevi Aldus Manutius tarafından 1588 de. Alberti nin ölümünden çok sonra, hâlâ Latin edebiyatının bir ürünü olarak yayımlanıyordu. Ama Alberti yi bütün yaşamı boyunca asıl ilgilendiren, klasik yazarların yapıtlarının üslubundan çok, içerikleri oldu. Eski Roma edebiyatı, hümanistlerin çoğunda olduğu gibi Alberti de de, İtalyan kentlerinde yeni gelişen yaşam biçimine ve kültürel gereksinimlere ışık tutan, uygar, laik ve akılcı bir dünya görüşünün ufuklarını açıyordu. Alberti eskiler i kendi kişisel, düşünsel ve duygusal eğilimleri doğrultusunda yorumladı, ama düşüncesinin kavramsal özünü de onlardan aldı. Alberti eğitimini Bologna Üniversitesi nde, büyük bir olasılıkla da pek sevmediği hukuk alanında tamamladı. Babasının ölümü ve mirasına ailenin kimi bireylerince beklenmedik biçimde el konması, Alberti nin Bologna daki yedi yılının üzüntü ve yoksulluk içinde geçmesine neden oldu, ama o her şeye karşın öğrenimini sürdürdü. 1428 de kilise hukuku üzerine doktorasını yaptıktan sonra, hukuk mesleğini yürütmektense daha edebi bir iş olduğuna inandığı bir görevi yeğledi. 1432 de, hümanistleri destekleyen Roma Papalık Başmahkemesi nde sekreter oldu. Kilisenin ileri gelenlerinden biri, Alberti ye aziz ve şehitlerin yaşamöykülerini incelikli klasik Latince yle yeniden yazma görevini verdi. Bundan sonra Alberti nin geçimini kilise sağladı. Rahipliğe getirildiği için papalıktan aldığı sekreterlik maaşının yanı sıra, Floransa piskoposluğuna bağlı Gangalandi Manastırı ndan da papazlık maaşı almaya başladı. Birkaç yıl sonra da V. Nicolaus ona Mugello dakl Borgo San Lorenzo papaz evini bağışladı. Örnek bir yaşam süren Alberti nin hiç evlenmemesi dışında daha sonraki meslek yaşamında bir din adamı olduğunu akla getirebilecek hiçbir ipucu yok gibidir. İlgilerini ve etkinliklerini tümüyle dünyevi konulara yönelterek bunlardan görkemli bir hümanist ve teknik yazılar dizisi ortaya çıkardı. Felsefe, bilim ve sanata katkıları. 1432 de Roma da yazmaya başladığı Della famiglia (Aile Üzerine) adlı inceleme, Alberti nin bir etik düşünür ve edebiyat üslupçusu olarak ünlenmesine yol açan birkaç ahlak felsefesi diyalogunun ilkidir. Bu diyalogları, non litteratissimi cittadini (kültürsüz vatandaş) diye adlandırdığı, Latince kültürü olmayan, geniş bir kentli okur kitlesini düşünerek özellikle günlük konuşma dilinde yazmıştı. Daha çok Cicero ve Seneca dan alınma klasik modellere göre kurgulanmış olan bu yapıtlar. burjuva toplumunun gündelik sorunlarına, eskilerin akla uygun öğütlerini getiriyordu. Bunlar talihle, felaket ve refahla, aile yönetimiyle, dostluk, aile, eğitim ve kamu yükümlülükleriyle ilgiliydi. Eskiyi temel almalarına ve didaktik olmalarına karşın bu diyaloglara tazelik kazandıran şey, 15. yüzyılın rengini ve yaşam biçimini yansıtmalarıdır. Alberti nin diyaloglarında antik dünyanın etik ülküleri, özellikle modern bir dünya görüşüne, çalışma düşüncesi üzerine kurulu bir ahlak anlayışına güç vermek için kullanılmıştır. Doğru düşünme biçimi olmaktan çıkıp bir eylem sorununa dönüşen erdem, dünyadan el etek çekmekle değil, çalışmakla, emek vermek ve üretmekle oluşur. Gençliğinin toplumsal gerçekliğine de uygun düşen bu çalışarak başarma etiği, Alberti nin 1434 ten sonra içinde yaşamaya başladığı Kuzey ve Orta İtalya nın kentli toplumu tarafından hemen benimsendi. Medicilerin yeniden güç kazanmasıyla, ailesi için alınmış sürgün kararı kalkan Alberti. IV. Eugenius un papalık maiyetiyle birlikte Floransa, Bologna ve Ferrara ya gitti; yolculuğu sırasında birçok verimli ve yakın ilişki kurdu. Yeni dostlarına adadığı Latince ve İtalyanca yazılarında gene kendine özgü çalışma, uygulama ve verimli etkinlik kav ramları üzerinde duruyordu. Ayrıca arkadaşlarını ve koruyucularını düşündüren teknik ve pratik sorunların çözümüne de eğilmişti. Floransa da heykelci Donatello ve mimar Brunelleschi ile kurduğu yakın iş birliği onu en büyük başarılarından birine, resimde perspektifi sistemleştirmeye götürdü. 1436 da yazdığı Deha pittura (Resim Üzerine) adlı kitabı ilk kez, üç boyutlu bir görüntünün, iki boyutlu bir levha ya da duvar yüzeyine resmedilmesine ilişkin kurallar getiriyordu. İtalyan resim ve kabartma sanatını doğrudan ve derinden etkileyen kitap, perspektife dayalı Rönesans üslubundaki ferah ve geometrik düzenli, kusursuz mekanın yaratılmasında etkili oldu. Daha sonraları ressam Piero della Francesca ve Leonardo gibi perspektif kuramcıları Alberti nin çalışmasını iyice geliştirdiler. Ama düzlem geometride Eukleides teoremleri gibi, izdüşümsel perspektifte Alberti nin ilkeleri de temel taşı olarak kaldı. Alberti nin kozmograf Paolo Toscanelli ile kurduğu dostluk da bilim ve uygulama açısından aynı derecede önemli olmuştu. Christoforo Colombo ya ilk yolculuğunda yol gösteren haritayı sağlayan Toscanelli ydi. Alberti, onunla birlikte coğrafyadan çok astronomi alanında çalışmıştı. Ama o sıralarda bu iki bilim dalının hem birbiriyle, hem de perspektifle çok sıkı ilişkisi vardı. Bu ilişki eski astronom ve coğrafyacı Ptolemaios un yazılarında yeniden keşfedilen geometrik harita çizim kavramları ve yöntemlerinden kaynaklanıyordu. Alberti nin bu bilim dalına yaptığı özgün katkı, kendi türünde ilk yapıt olan kısa incelemesidir. Bu incelemede Roma örnek alınarak bir toprak parçasının ölçülüp haritasının çıkarılmasına ilişkin kurallar belirlenir. Çalışmanın, Alberti nin resim konusundaki önceki yazıları kadar etkili olduğu söylenebilir. Tarihsel bağlantıları kurmak güç olsa bile, 15. yüzyılın sonu ve 16. yüzyılın başlarına ait yerleşim merkezleri ve kırsal alan planlarının çiziminde gözlenen bilimsel kesinliğin temelini, ölçüm ve harita çizimi konusunda Alberti nin önerdiği yöntemler ve araçlar oluşturmaktadır. Alberti ilk kez 1438 de Ferrara daki Este sarayına konuk olmuş, Marki Leonello, onu başka bir alana, mimariye yönelmeye özendirerek bir de sipariş vermişti. Alberti nin klasik mimari biçimleri yeniden canlandırmak için yaptığı bu ilk deneme, tepesinde Leonello nun babasının at üstünde bir heykeli bulunan ve bugün hâlâ ayakta duran minyatür bir zafer takıdır. Alberti yi, Roma imparatoru Augustus döneminin ünlü mimar ve mimarlık kuramcısı Vitruvius un klasik metinlerini yeniden ele almaya özendiren Leonello, onu hem büyük bir hümanist girişime, hem de yeni bir sanat uygulamasına yöneltmiştir. Alberti 1443 te papalık maiyetiyle birlikte Roma ya döndükten sonra Antik Çağa ilişkin mimarlık ve mühendislik uygulamalarını her zamanki titizliğiyle incelemeye koyuldu. 1447 de V. Nicolaus papa olduğunda, Alberti bu alandaki bilgisini papanın mimarlık danışmanı olacak kadar yetkinleştirmişti. Alberti ile V. Nicolaus un işbirliği, Rönesans Roması nın en büyük yapı projelerinden ilkini doğurdu. Yeni yapılardan başka Eski San Pietro Bazilikası nın ve Vatikan Sarayı nın restorasyonuna başlandı. Bu arada, Este markisi artık hayatta olmadığı için, Alberti 1452 de Vitruvius üzerine yaptığı uzun incelemelerin sonucu olan büyük kuramsal yapıtını V. Nicolaus a adadı. 1485 te basılan De re aedificatoria (Mimarlık Üzerine) adlı bu yapıt, Vitruvius un metinlerinin yeniden yazımı değil, Alberti ye Vitruvius unvanını kazandıran yepyeni bir çalışmaydı. Rönesans mimarlığının İncil i haline gelen yapıt yalnızca eski çağın mühendislik bilgilerini birleştirip geliştirmekle kalmıyor, klasik sanatın üslup ilkelerini, oran ve uyum üzerine kurulu yetkin bir estetik kurama dayandırıyordu. Alberti yaşamının son yirmi yılında mimari düşüncelerini birçok önemli yapıda uyguladı. Floransa da tüccar Giovanni Rucellai için inşa edilen Sta. Maria Novella Kilisesi (1456-70) ve Rucellai Sarayı nın (y. 1445-51) cepheleri kusursuz bir oran ve ölçü anlayışını dile getirir. Bu yapılar, 15. yüzyıl Floransa üslubunun öncüsü Brunelleschi nin sanat anlayışını sürdürür. Öbür bazı yapıları ise, 16. yüzyıl mimarlığına, özellikle de San Pietro nun ilk mimarı Bramante nin habercisidir. Rimini nin yöneticisi Sigismondo Malatesta tarafından yaptırılan Malatesta Mezar Şapeli nin (1447-50) klasik ağırbaşlılığı ile Mantova nın hümanist markisi Ludovico Gonzaga için tasarladığı görkemli S.Andrea Kilisesi ndeki (y. 1470) yeni mekan ve genişlik anlayışı, yüksek Rönesans üslubunun ilk belirtileri sayılabilir. Alberti Rönesans ın yalnızca en önemli kuramcısı olmakla kalmamış, aynı zamanda ileri gelen uygulamacılarından olmuştur. Alberti 1450-60 arasında yoğun biçimde mimarlıkla uğraştı ve Rönesans Italyası nın değişik kent ve saraylarını gezdi. Ama Roma ve Floransa hep onun düşünsel anavatanı oldu; çalişmalarında hep bu kentlerden esinlendi. Papalık yönet cumhuriyetçiliği engellediği Roma da, Alberti teknik ve bilimsel konularla ilgilendi. Papalık Başmahkemesi üyelerini uğraştıran bazı sorunlara bulduğu çözümler özgün iki yapıtını ortaya çıkardı. Bunlardan biri, ilk İtalyanca dilbilgisi kitabıdır. Bu yapıtında Alberti, Toscana dilinin de en az Latince kadar düzenli bir dil olduğunu ve dolayısıyla edebiyat dili olarak kullanılabileceğini savunur. Öbür yapıt ise, şifreyazım konusunda öncü bir kitaptır. Bilinen ilk sıklık (frekans) tablosunu ve Alberti nin buluşu gibi görünen şifre çarkının kullanıldığı çokalfabeli bir kodlama sistemini içerir. Papa II. Paulus un kısıtlama uygulaması gereği başmahkemedeki görevine 1464 te son verilmiş olmasına karşın, Alberti papalık için büyük önem taşıyan bu çalışmayı papalık sekreteri olan bir arkadaşının ricasını kırmamak için kabul etmişti. Bütün girişimlerinde olduğu gibi burada da özverili kişiliği, pratik yaklaşımı ve ahlak konusundaki inançları düşünsel yeteneklerini yararlı bir uğraşa yöneltmesinde rol oynamıştır. Çalışmaları ressamlar, mimarlar, haritacılar, astronomlar, hümanistler, prensler ve papalardan oluşan sanatsever, kültürlü ve soylu çevreler ile kendisinin de ait olduğu burjuva toplumu için yararlıydı. Alberti nin çok yönlülüğü, Floransa nın kent hümanizmi ne özgü toplumsal anlayışla sıkı sıkıya bağlıdır. Son ve en güzel diyalogunda yer olarak Floransa yı seçmesi ve bunu, kurallarını koyarak yetkinleştirdiği, kolay anlaşılır Toscana dilinde yazmış olması çok yerindedir. O günlerde Floransa da cumhuriyetçiliğin artık gölgelenmiş olmasına, Alberti nin de Lorenzo de Medici nin soylu çevresine girmiş bulunmasına karşın, De iciarchia (1468) adlı bu diyalog, kendisinin de ait olduğu bir kuşak önceki burjuva döneminin toplumsal hümanizmini en yetkin bir biçimde ortaya koyar. Alberti nin gene baş kahraman olması çok uygundur. Bu diyalog öncelikle Floransa hümanizminin ulaştığı kuram ve uygulama birliğini, başarı temeline oturtulan ahlakı ve Alberti nin bizzat örnek oluşturduğu kamu hizmeti anlayışını yüceltmektedir. De iciarchia yı ölümünden birkaç yıl önce tamamlayan Alberti, 16. yüzyıl yaşamöyküsü yazan Giorgio Vasari ye göre huzur içinde ve mutlu ölmüştür. Değerlendirme. Erken Rönesans İtalyası nın kültürel yaşamında hemen her önemli gelişmenin öncüsü Alberti ydi. Alberti nin çok yönlü kişiliği, onu yarını yüzyıl sonra izleyen ve bu yönüyle kendisine benzeyen Leonardo nunki gibi hayranlık uyandırmıştır. Ama Alberti nin kişiliğini ve başarılarını belirleyen, çok yönlülük kadar bütünlük de olmuştur. Leonardo nun dehası onu Alberti den daha ileriye götürmüş ve daha çok konuda, daha derine inmesini sağ lamıştır. Oysa Leonardo nun bakış açısında modern , parçalanmış bir nitelik vardır. Buna karşılık Alberti, düşünce ve yaşamında, ölçü ve uyuma dayak Rönesans ülkülerini yerine oturtan tam bir bütünlüğe ulaşmıştır. Çağının bu başat özlemini tam da toplumsal ve siyasal olayların bu çağı gölgelemeye başladığı sırada kavramış, kuram ile uygulama arasında eşsiz bir denge kurmuş, düşünsel ve sanatsal uğraşlarını bütünleştirmeyi başarmıştır. A.B.
  4. Aries şunu cevapladı bir başlıkta ileti içinde Anı Defteri - Defterleri
    Sessiz gittin ama dönüşün muhteşem olacak...dilerim... Kendini fazla özletme...
  5. 1840 Claude Oscar Monet, 14 Kasım'da Paris'te bir mağaza sahibinin oğlu olarak doğdu. 1845 Aile Le Havre'ye taşındı. Burada, yaptığı karikatürlerden Monet'nin öğretmenleri ve yakınları tarafından resme yeteneği olduğu keşfedildi. 1858 Kendisini açık havada resim yapmaya teşvik eden peyjaz ressamı Eugene Boudin (1824-1898) ile tanıştı.. 1859 Resim çalışmak üzere Paris'e gitti; Salon'u ziyaret etti. Academie Suisse'ye girdi ve burada Camille Pissarro (1830-1903) ile tanıştı. 1862 Johan Barthold Jongkind (1819-1891) ile tanıştı. Paris'te yaşayan İsviçreli ressam Charles Gleyre'nin (1806-1874), atölyesine devam etti. Burada, Auguste Renoir (1841-1919), Alfred Sisley (1839-1899) ve Frederic Bazille (1841-1870) ile tanıştı. 1863 Manet'nin Martinet'de sergilenen Fontainebleau Ormanı'nda yapmış olduğu resimleri gördü. Yıl sonunda dört arkadaş Gleyre'nin atölyesinden ayrıldı. 1864 Resimlerini ilk beğenen sanatsever Gaudibert ile tanıştı. 1865 Salon Monet'nin iki adet deniz konulu tablosunu kabul etti. Gelecekteki eşi Camille Doncieux ve Bazille Piknik adlı tablosu için ona poz verdiler. 1866 Yeşil Elbiseli Kadın adlı tablosu Salon'da sergilendi ve beğeni topladı. 1867 Ressam Sainte-Adresse'deyken ilk oğlu Jean Monet doğdu. Paris'e dönüşünde Bazille atölyesinde ona yer verdi ve Salon tarafından reddedilen Bahçedeki Kadınlar adlı tablosunu satın aldı. 1868 Monet intihara kalkıştı. Gaudibert ona para yardımında bulundu. Etretat ve Fecamp'ta resimler yaptı. 1870 Camille Doncieux ile evlendi. Salon tarafından bir kez daha reddedildi. Fransız-Prusya Savaşı çıkınca Londra'ya gitti; burada Turner ve diğer İngiliz peyzaj ressamlarını tanıdı. Sanat tüccarı Paul Durand-Ruel ile tanıştı.. 1871 Monet'nin babası öldü. Sonbaharda, Hollanda üzerinden Fransa'ya döndü. Argenteuil'de bahçeli bir ev kiraladı. 1872 Durand-Ruel, Monet'nin tablolarının büyük bir bölümünü satın aldı. Monet, atölyesinde Seine kıyılarını ve sandalları resmetti. Le Havre'da İzlenim, Gün Doğumu adlı tablosunu yaptı. 1873 Gustave Caillebotte ile tanıştı. 1874 Monet, Nadar'ın atölyesinde gerçekleştirilen ilk İzlenimciler sergisinde İzlenim, Gün Doğumu'nu sergiledi. 1875 Ekonomik problemleri yüzünden daha küçük bir eve taşındı. 1876 Durand-Ruel'in galerisinde düzenlenen ikinci İzlenimciler sergisinde Monet 18 adet tablosu ile yer aldı. Mağaza müdürü Ernest Hoschede ile tanıştı. 1878 Monet'nin ikinci oğlu Michel Paris'te doğdu. Aile, yaz geldiğinde Vetheuil'da küçük bir eve taşındı. Alice Hoschede ve altı çocuğu da onların yanına taşındı. 1879 Camille 32 yaşındayken öldü. 1881 Monet, Alice Hoschede ve çocukları Poissy'ye taşındı. 1883 Monet, Giverny'de bir ev kiraladı ve Aralık ayında Renoir ile beraber Fransa'nın güneyine seyahat etti. 1887 Durand-Ruel, New York'da bir galeri açtı ve Monet'nin tablolarını burada sergiledi. 1888 Tınazlar serisine başladı. 1889 Monet ve Auguste Rodin (1840-1917) beraber bir sergi açtılar. 1890 Tınazlar serisine devam ederken bir yandan da Kavaklar serisini yapmaya başladı. 1883'ten beri oturmakta olduğu Giverny'deki evi satın aldı. 1891 Durand-Ruel'in galerisinde sergilenen Tınazlar serisi büyük başarı kazandı. 1892 Rouen Katedrali serisine başladı. Ernest Hoschede'nin dul eşi Alice Raingo ile avlendi. 1895 Monet, Norveç'te yaşayan üvey oğlunu ziyaret etti. Durand-Ruel, Rouen Katedrali serisini sergiledi. 1897 Giverny'de ikinci atölyesini kurdu. İkinci Venedik Bienali'nde Monet'nin 20 yapıtı yer aldı. 1899 Monet, Giverny'deki bahçesinde yer alan nilüferleri konu aldığı serisine başladı. 1900 Japon Köprüsü ile ilgili bir çok tablo yaptı. Londra'yı ziyaret etti ve burada Thames konulu resimler yaptı. 1904 Alice ile beraber Madrid'e seyahat etti ve burada Velasquez'in tablolarına hayran kaldı. 1906 Nilüfer serisine devam etti. Cezanne, 22 Ekim'de öldü. 1908 Katarakt hastalığı üzerine ilk belirtiler görüldü. Alice ile beraber Venedik'i ziyaret etti. 1909 1904 ve 1906 yılları arasında yapmış olduğu Nilüferler serisinden 48 tablosu Durand-Ruel'in galerisinde sergilendi ve büyük bir başarı kazandı. 1911 Alice Monet 19 Mayıs'ta öldü. 1914 Büyük oğlu Jean'nın ölümünden sonra, gelini Blanche Monet'nin yanına taşındı ve ressamın ölümüne dek ona baktı. Fransa, savaş ilan etti. 1915 Monet, 23 x 12 metre boyutlarında yeni bir atölye inşa etti ve burada büyük boyutlu Nilüferler serisi projesine devam etti. 1919 Auguste Renoir öldü. 1921 DurandRuel'in galerisinde büyük bir Monet retrospektif sergisi yapıldı. 1923 Monet neredeyse kör oldu. Geçirdiği katarakt ameliyatının ardından bir gözü açıldı. Görme yetisi biraz olsun düzeldi. Depresyon ve üzüntü içinde büyük boyutlu Nilüferler serisi projesine devam etti. 1926 Claude Monet Giverny'de öldü. Kendisine basit bir cenaze töreni yapıldı. Monet: Işığın Duyguyla İfadesi "Ben işimin kölesiyim; hep imkansızın peşinde koştum… Yaşamak için çok az zamanım kaldı. Bu zamanın tümünü, mükemmele ulaşabileceğim ve -eğer mümkünse- beni tatmin edecek bir şey yapabilmek umuduyla resme vermeliyim. " diyor Monet, 1918 yılında G. Bernheim-Jeune'a yazdığı mektubunda. Öldüğünde, yaptıklarından tatmin olmuş muydu bilinmez; fakat geleneksel resim anlayışına farklı bir bakış açısı getirerek Batı resim tarihinde bir çığır açtığı kesin. Yaptığı tabloyla İzlenimcilik akımına adını veren ressam, ömrünü, duyularıyla algıladığını resim yoluyla ifade etmeye adamıştır. Monet'nin hiçbir zaman akademiye gitmek gibi bir isteği olmadı. Yanında öğrenim gördüğü ve beraber çalıştığı ressamlar olmasına karşın; kendi tekniğini oluşturdu ve geliştirdi. Yaptığı resimler hiçbir sistemli uygulama tekniği üzerine temellenmemiştir. O, yaptığı gözlemlerin resme aktarımı üzerine, sürekli geliştirdiği bir teknik kullanmıştır. Burada, nesnenin yapısı ve ışığın nesne üzerinde yarattığı ince farklılıklara göre değişkenlik gösteren çeşitli teknikler söz konusudur: Kimi zaman yayılmış, kimi zaman bölünmüş; bazen kalın, bazen de geçirgen; parlak ve katıksız renk kullanımı buna örnek gösterilebilir. Kompozisyonlarındaki hareketli öğeler, kesik ve titrek fırça darbeleri, noktalar halinde birleştirilip düzenlenerek bir bütünlük oluşturur. Resimlerinde yalnızca gözlemleri üzerinden edindiği izlenimlerden faydalanmamıştır. Aynı zamanda, içindeki hislerin yansıması da resimlerinde kendini belli eden öğelerden biridir. Aynı konulu kompozisyonlarındaki farklı anlatımlar ressamın iç dünyasının bir yansıması olarak da okunabilir. Örneğin; güneş ışığı altında yapmayı tercih ettiği peyzaj konulu resimlerinde, karısının ölümünden sonra karanlık, soğuk ve donuk renk kullanımını tercih etmesi, ışık değişimlerine önem vermemesi; onun, üzüntüsünü kompozisyonlarında görünür kıldığı anlamına gelebilir. Bir peyzaj ressamı olan Monet, çocukluğunun bir dönemini geçirdiği Havre'de doğayla iç içe büyüdü. Hava tahminlerinden, ufak değişimler üzerine yaptığı gözlemlerle doğanın dilini çocuk yaşta öğrendi. Yaptığı karikatürleri gören çevresi, Monet'nin resme karşı yeteneği olduğunu farketmişti; fakat onun ressam olmaya karar vermesi Boudin ile tanışması sonucu gerçekleşti. Ressam Boudin'in teşviğiyle açık hava resimleri yapmaya başladı. Yaşadığı kasabadan Paris'e giderek sanat dünyasının içine girerek, ileride İzlenimcilik'in öncüleri olacak ressamlar Camille Pissarro, Frederic Bazille, Alfred Sisley, Aguste Renoir ve Edouard Manet ile tanıştı. Yaptığı ilk dönem resimlerinin bir kısmı, dönemin en önemli sergi mekanı olan Salon'a kabul edildi; fakat ilerleyen yıllarda, geliştirdiği izlenimci resimleri aynı yer tarafından reddedilecekti. Salon'da sergilenen tablolarından, Yeşil Elbiseli Kadın adlı tablosunu dört günde tamamlamış olmasına karşın, ışık etkilerinin betimlenme biçimi dikkat çekicidir. Monet'nin resmi hiçbir biçimsel kurala uygun değildi. Tamamen doğayla kurduğu ilişki ve gözlemleriyle, kendi tekniğini oluşturmaya başlamıştı. İlk dönem yapıtlarından, yaz gününde bahçe konulu resimlerinde, geleneksel ışık ve form anlayışını yıkarak yepyeni bir biçimde ele almıştır. Londra'ya yaptığı seyahati sırasında, tekniğinde fazla değişiklik olmamasına karşın kentin puslu ve dumanlı atmosferi, çalışmaları konusunda ressama ilham kaynağı olmuştur. Bahçe konulu resimlerinin ardından deniz peyzajları gelmektedir. Bu kompozisyonlarda, sudaki yansımalar izlenimci bakış açısıyla resmedilmiştir. Deniz peyzajı konusunun ardından, sahil, nehir kıyısı, yelkenli ve liman resimleri gelmektedir. Bu dönem resimlerinde, tekniğini ilerleterek güneş ışığının sudaki yansımasını, parlak renkler ve kesik fırça darbeleri ile göstermeye başladı. Bu manzara resimlerinde, insan figürü kullanmaya devam etti; eşi Camille ve oğlu Jean'ın model olduğu iç mekan resimleri de yaptı. Bu dönem sonrasında, kompozisyonlarında yer alan konular arasında demir köprüler ve gelincikler vardır. Ressamın Argenteuil'e yerleştiği 1872 yılını takip eden altı yıl, onun izlenimci bakış açısının resimlerinde belirginleştiği dönemdir. Bu dönem tabloları, anlık olayların ifade edilmesinde fotoğraf enstantanelerine benzetilebilir. Bu dönem sonlarında başladığı Saint-Lazare Garı serisi de fotografik bakışı içerir. Anlık değişen ışık ve yarattığı etkiler ressamın bakış açısıyla birleşerek tuvalde biçimlenir. Monet 1878 yılında, yerleştiği Vetheuil'le ilgili resimler yapmaya başladı. Konuları arasında, Seine nehri kıyıları ve kırsal bölgeler vardır. Tablolarında genelde, güneşli ve ışık oyunlarının daha yoğun olduğu zamanlara yer veren ressam, Vetheuil'de kış manzaralarını da betimledi. Özellikle, Seine nehri üzerindeki buz kırılmalarını seri halde resmetmiştir. 1881'de Eterat'a giden ressam, burada Eterat Kayalıkları konulu tablolar yaptı. 1888 yılında, Ot Yığınları serisine başladı. Bu seriyi devam ettirdiği sıralarda Kavaklar serisine de başlamıştır. Konu olarak ot yığınları ve kavakları seçmesinin nedeni; nesnelerin aynı biçim ve sabit duruşa sahip oldukları halde, ışık-gölge sayesinde dönüşüme uğrayarak görünüşlerinin değiştiğini göstermekti. 1892-95 yılları arasında, Rouen Katedrali serisini yaptı. Gerçekçi ve idealize edilmiş görüntüden çok; yine, ışık ve yansımanın etkileri üzerine yoğunlaşmıştır. 1896 yılında Seine'de Sabah serisine başladıktan sonra; 1899'da Londra'yı ziyaret etti ve dönüşünde, Thames Manzaraları'nı atölyesinde resmetti. Venedik seyahati de, onun bu "su kenti"ne hayran olmasına ve yine ışık oyunlarıyla dolu resimler üretmesine sebep oldu. Monet'nin 1899'da başladığı ve ömrünün sonuna dek devam ettirdiği son serisi Nilüferlerdir. Giverny'deki bahçesinde yer alan havuzlarda bulunan nilüferleri resmetmek için varolan stüdyosuna ek olarak iki stüdyo daha yaptırdı. Ömrünün son yıllarında, bir ameliyat geçirmesine karşın görme bozukluğu çekti. Bu sebeple, son dönem tablolarında nesnelerin betimlenmesindeki bozukluk, bu resimlerin neredeyse soyuta yaklaşmasına neden olmuştur. Işığın, nilüferler üzerinde yarattığı etkilerin görsel anlatımı olan bu tablolarda, renkler birbirinin içine geçmiştir; artık ortada somut nesneler yoktur. Monet'nin resimlerinin asıl konusu ışıktır. Doğa görüntüsünün, gün boyunca değişen ışıkla uğradığı dönüşümü resimlerinde göstermeyi amaç edinmiştir. Bu araştırmacı uygulamaları, son dönem serilerinde kendini iyice belli etmektedir. Ressamı, resmettiği konudan çok, onun ışık altındaki görüntüleri ilgilendirmiştir. Işıkla bağlantılı olarak değişen bu görüntüleri renkle ifade etme yollarını araştırmış ve tekniğini yenileyerek sürekli geliştirmiştir. Aynı konuyu seriler halinde resmetmesi bu nedenledir. Suyun yansımasının getirisi olan anlık değişimlerin yarattığı ışık oyunları resimlerinde temel konu olmuştur. Monet, tekniğini geliştirme ve yeniyi araştırma konusunda devamlı çalışmış olmasına karşın; araştırmalarını teorik açıdan destekleyici hiçbir girişimde bulunmamış; yalnızca resme yoğunlaşmıştır. Monet'nin resimlerini yaparken sadece teknikle ilgilendiği sanılmamalıdır. Bir çok kişi, resimlerinin şiirsel bir dili olduğu konusunda hemfikirdir. Onun varolanı yansıtma biçimi yalnızca, içselleştirdiği görüntüyü resimle ifade etmektedir. Ressam, duyularıyla algıladıklarını iç süzgeçinden geçirerek kendi gerçekliğine varmaktadır. Herkesin kendine ait bir gerçekliği vardır; fakat Monet'nin resimleri bize, bir adamın şiirsel görüşünü ve dünyasını betimleme biçimini göstermektedir. Ne kadar şanslıyız ki, o bunu tüm dünyayla paylaşmıştır. Behiye Bobaroğlu
  6. 1848 Paul Gauguin Paris'te 7 Haziran’da doğar. 1851 Ebeveynleri ile annesinin akrabalarının olduğu Lima, Peru’ya gider. Babası yolculuk sırasında ölür. 1855-64 Annesi ile döner; okul yıllarını Orléans’ta geçirir. 1865-71 Ticari gemilerde ve Donanma’da gemicilik yapar; annesi öldükten sonra Donanma’dan ayrılır ve Paris’teki bir bankada çalışır. 1873 Danimarkalı Mette Gad ile evlenir. 1873-79 Sanatla ilgilenmeye başlar; Empresyonist resim koleksiyonu yapar ve Pazar günleri resim yapmaya başlar. 1876 Salonu’nda yapıt sergiler. 1879’da Pisarro ile Pontoise’de çalışır. Two Women on the Beach, 1891 1880-83 Beşinci, altıncı ve yedinci Empresyonist sergilerine katılır; Cezanne ile tanışır ve ona hayranlık duyar. Bankadaki işini resim yapabilmek için bırakır. 1884-85 Pisarro’nun çalıştığı Rouen’a taşınır; eşinin Copanhagen’daki ailesine katılır, ancak sonra beş çocuğundan biri ile Paris’e döner, ve orada afiş asıcısı olarak kazandıkları ile yaşamaya çalışır. 1886 İlk Empresyonist sergisine katılır. Emile Bernard’la tanıştığı Pont-Aven, Brötanya’ya ilk kez gider. Van Gogh ile arkadaş olurlar. Las Repas, 1891 1887 Martinique’e gider; Panama Kanalı’nda çalışır. Aralık’ta Fransa’ya döner. 1888 Pont Aven’de Emile Bernard ile çalışır. Van Gogh’la Arles’te birlikte çalışırlar, ancak bir süre sonra şiddetli kavgalardan sonra oradan ayrılır. 1889-90 Paris Dünya Fuarı’nda “Synthetist” sergisi düzenler. Britanya’da yaşar; 1890 sonunda Tahiti’ye gitmek için Paris’e döner. 1891 Yolculuğu için para sağlamak için resimlerini açık arttırma ile satışa çıkarır; Paris’ten Nisan’da ayrılır; Papeete’ye Haziran’da varır ve vahşi doğa içerisine yerleşir. Aha oe Feii (What! Are You Jealous), 1892 1893 Hasta ve borç içerisinde Ağustos’ta Fransa’ya döner; amcasından kendisine küçük bir miras kalır. Paris’te bir atölye tutar ve Durand-Ruel’de yapıtlarını sergiler. “Nereden Geliyoruz? Neyiz? Nereye Gidiyoruz? - Yaşlı Kadın ve Genç Kadın - Ayrıntı 1894 Kopenhag’a kısa ziyaretler, yılın çoğunu Britanya’da geçirir. Bir denizci ile kavgada ayak bileğini kırar. 1895 Tahiti’ye geri dönmeye karar verir. İkinci bir müzayeededen sonra Paris’ten ayrılıp Temmuz’da Papeete’ye varır, ve yine şehir dışında bir yere yerleşir. Merahi Metua no Tehamana (Tehemana Has Many Ancestors), 1893Still Life with Profile of Charles, 1886 1896–1897 Tekrarlayan hastalıklar, hastanede kalışlar, artan borçlar; Pahura adlı ondört yaşında bir kız ile birlikte yaşar. Cafe at Arles, 1888 1898 İntihara teşebbüs eder. 1899 Vollard ile resimlerinin satışı konusunda kontrat yapar. Tekrar hastaneye yatar. 1901 Markiz Adalarından Dominique Adası’ndaki Atuana’ya taşınır. Pahura onunla gelmeyi reddeder. 1902 Tekrar hastalanır, Fransa’ya dönmeyi düşünür. 1903 Bir siklon adanın altını üstüne getirir. Adadaki otoritelerle kavga eder; yazdığı bir şikayet mektubundan dolayı üç ay hapse mahkum olur. 8 Mayıs’ta Atuana’da ölür. Bir Kaçış Öyküsü (Gauguin üzerine bir deneme) Gauguin'i kemirip duran, sürekli bir şekilde huzursuz eden şey neydi? Karısını, çocuklarını borsadaki saygın işini, düzenli hayatını ve sonunda uygarlığı bırakmasına yol açan o karşı konulmaz duygu nasıl bir şeydi? Önce hafta sonları dostlarıyla resim yapmaya başladı; zararsız, hoş bir hobi! Düzenli bir geliri, bakacak bir ailesi olan birisi için bundan fazlası da olmamalıydı zaten. Ama oldu! Renklerin büyülü dünyasında, içinde uyanan kaçış duygusunun kamçılandığını hissediyordu. Eline fırçayı bir kez aldıktan sonra, o küçük hafta sonu kaçamaklarından Tahiti'ye kadar uzanan yolun önü açılmıştı artık. The Schuffenecker Family, 1889 Paul Gauguin 45 Self - Portrait, 1903 Sleeping Boy, 1884 Mekanikleşmiş hayatından olan memnuniyetsizliğini boyalarla paylaşıyor, boyalar da ona cevap veriyor, onu kışkırtıyordu. 'Kaç' diyorlardı ona 'durma, herşeyi geride bırak ve hayatını bu kısırdöngüden kurtar.' Te Faaturama (The Brooding Woman), 1891 Denizkızlarının ölümcül çağrıları gibi Gauguin'i çekti tüm bunlar. Önce bir ressam olarak ailesine bakmayı umdu. Böylece borsadaki düzenli işinden kaçmış oluyordu. Ama resim karın doyurmuyordu, renkler hisse senetlerinin getirdiği maddi imkanların küçük bir kısmını bile sağlamıyorlardı. Karısı ondan başyapıtlar değil, yaşamlarını sürdürecek kadar bir gelir bekliyordu; bu olmayınca da Gauguin'i terketti. Önce işinden, şimdi de ailesinden vazgeçmek zorunda kalmıştı Gauguin, ama kaçış duygusu içine yerleşmişti bir kez. Geri dönemezdi ve ailesini de feda etti. Peki bu bir bencillik miydi? İnsan nasıl olur da, ressam olmak uğruna ailesini bırakmaya razı olurdu? Ama öyle ya, artık Gauguin dönüşü olmayan bir yola girmişti. Ezbere bir yaşam sürmemek için kaçmalıydı. Christ in The Garden of Olives, 1889 Her sabah kalkıp eşinin hazırladığı kahvaltının ardından temiz elbiselerini ve boyun bağını takıp işine gitmek, çalıştığı şirkete iyi hizmet ederek, yükselmeyi ve daha iyi maaş almayı, kimbilir böylelikle çocuklarını daha seçkin okullara yollamayı ummak, akşam eve dönmek, ailesiyle olmak ve birbirine benzeyen sayısız günün ardından uykuya dalmak; hayır bunlar ona göre değildi. Çoğu insanın peşinden koştuğu bu boğucu yaşam biçiminden nefret ediyordu. Ve bir hafta sonu tuval üzerine kırmızı rengi sürerken, o kırmızıda bu nefreti farkediverdi. Kendini tamamıyla resme adayan Gauguin, böylece büyük kaçışın ilk aşamasını tamamlamıştı. Paris'in sanat ortamı içindeydi, sanatçı dostlarıyla beraberdi ve resim yapıyordu. Yine de halen huzursuzdu. Bu boğucu kenti, bu kalabalığı, bu ********* yapaylığı terketmeliydi. Önce kısa süreli kaçışlarla Brötanya ve ardından çılgın Hollandalı'nın yanına Arles'a gitti. Ama kaçış duygusunu doyuramıyordu, işini, ailesini, kentini geride bıraktığı halde bu duygu içinde hala kıpırkıpırdı. Ve bir gün, 4 Nisan 1891 günü, yaşlı kıtayı, 'tek dişi kalmış uygarlık canavarını' ve herşeyi geride bırakarak, bir geminin güvertesinde, gözleri ufalan Fransa kıyılarına değil, onu bekleyen ıssız Tahiti adasına çevrili bir şekilde kaçıverdi. Gauguin Tahiti'de yerlilerin arasında yaşadı, resim yaptı, ağaç yonttu. Cennete kavuşmuştu ve çok sayıda eşsiz değerdeki resim ve yontuyu geride bırakarak, 1903 yılında, tam 55 yaşında, kaçacak başka bir yer kalmadığından olsa gerek, yeryüzü cennetinden gökyüzündekine, sınırsız özgürlüğe kaçıverdi. Tahiti ve Paul Gauguin Paul Gauguin, Fransız ressamıdır (1848-1903). Paris'te doğan Gauguin, çocukluğunu Peru'da geçirdikten sonra, donanmaya girdi ve dünyayı dolaştı. Sonradan bir bankada memur oldu, sakin bir hayat sürdü: izlenimciliğin etkisinde kalan, bir hevesli, bir «pazar günü ressamıydı. Sonradan kendini sadece resme adamağa karar verip bankadan ayrıldı. Büyük bir yoksulluğa düştü ve giderleri kısmak için Bretagne'da, Pont-Aven'e çekildi (1886). 1887'de yabancı ülkelere duyduğu özlem onu Panama ve Martinique'e doğru yol alan gemilere binmeğe itiyordu. İşte bu yoldan tropiklerin göz kamaştırıcı ışığını buldu, ama parasızlık yüzünden 1888'de dönmek zorunda kaldı. Still Life with Profile of Charles, 1886 Artık doğacılıktan (natüralizm) vazgeçmişti ve tamamen hayal gücüne dayanıyordu. Perspektifi bırakmış, tablolarını, renkli lekelerin koyu ve kalın bir çizgiyle sınırlandığı geniş, tek boyutlu düzeyler olarak yapmağa başlamıştı. Sonunda, Tahiti Adası'na gitmeyi başardı. Orada tam bir adalı gibi yaşıyor, güzel kadınlar resimlerinin esin kaynağı oluyordu. Gauguin'in resimlerinde bu kadınlar, sağlam ve yapılı vücutlarıyla pembe, mor, mavi karışımı sıcak ve pırıltılı renk tonları içinde yüzer. Van Gogh'un kulağını ressam Gauguin kesmiş Yaşamını Fransa'nın Arles kentinde sürdürürken bir cinnet anında kendi kulağını kesen sanat tarihinin en trajik sanatçılarından Hollandalı ressam Vincent van Gogh'un kulağını kesen kişinin, ressam dostu Paul Gauguin olduğu ileri sürüldü. Alman Bild gazetesinin haberine göre sanat tarihçisi Rita Wildegans, Gauguin'in anılarında, kulağı kendisinin kestiği yönünde bazı imalar bulunuyor. 1888 yılının 23 Aralık gecesi Vincent van Gogh kan revan içinde hayat kadını sevgilisi Rachel'e koşmuş ve uzattığı bezle ‘‘elindeki nesneyi dikkatlice yerine yerleştirmesini‘‘ istemişti. Ressamın nesne diye tanımladığı sağ kulağını fazlaca içtiği alkolün etkisiyle tıraş bıçağı ile kestiği sanılıyordu. Yıllarca tam bir açıklama getirilemeyen bu esrarengiz olaydan 113 sene sonra uzmanlar yeni teorilerin peşinde. Hamburglu sanat tarihçisi Rita Wildegans'ın Spiegel dergisine yaptığı açıklamada, Paul Gauguin'in (1848-1903) yazdığı anılarında Van Gogh'un kulağını kesenin sanılanın aksine kendisi olduğunu ima ettiğini söyledi. Wildegans'ın teorisine göre, Arles'da aynı evi paylaştıkları 8 hafta boyunca her gün Van Gogh ve Gauguin, engellenemeyen bir saldırganlığa ve hafıza kaybına yol açan ‘‘Absent’’ cinsi içkiyi içiyorlardı ve resim yaparken bile ayık değillerdi. Amsterdam'daki Van Gogh Müzesi'nin müdürü Douglas Druick ise dini fanatik olan Van Gogh'un (1853-1890), arkadaşı Gauguin'in kendisini terk ederek şehirden ayrılışıyla ruhsal çöküntü içerisine girdiğini ve geçirdiği bu dini histeriyle İncil'deki örneklerine uygun şekilde kulağını kestiği görüşünü savunuyor. Stilize desen ve saf renklerin kullanılışı yönünden ilkel sanatları andıran Gauguin'in tabloları, modern resim sanatının habercisi olmuştur. Gauguin, dekoratif biçimlere karşı duyduğu ilgiyi de, çeşitli heykel ve gravür çalışmalarında dile getirmiştir.
  7. "Rembrandt'ın otoportrelerinden tanıdığımız o keskin ve sabit gözler, insan kalbinin derinliklerini görüyor olmalılar." Ernst H.Gombrich Rembrandt Harmensz van Rijn, kuşkusuz Hollanda'nın hatta 17. yüzyıl Avrupa'sının en önemli ressamlarındandır. 'Işığın ressamı'olarak tanımlanan sanatçı, yaşamı boyunca düzenli olarak ürettiği otoportreleriyle ve kendine özgü sanatsal teknikleri ve ışığı ustaca kullanması ile tanınmıştır. Resimlerinde ışık ve gölgenin çarpıcı kullanımıyla yarattığı zıtlıkların, bireysel ve bütünsel anlamda insan ruhunun ve doğanın tezatlarını da yansıttığını söyleyebiliriz. Değirmenci olan babası, onun meslek sahibi biri olmasını arzu ediyordu, ancak Rembrandt Leiden Üniversitesi'nden resim yapmak üzere ayrıldı 1620'lerde Jacob van Swanenburgh'la beraber sanat çalışmalarına girişti ve Leiden'da Jan Lieven'le ortak bir resim atölyesi kurdu. Daha sonra 1630'lu yıllarda, Leiden'dan ayrılarak Amsterdam'a yerleşti. Burada altı ay boyunca Pieter Lastman'la çalıştı ve sanatında önemli bir gelişme gösterdi. Onun tarihsel konulu resimler yapmasında Lastman etkili oldu. Ünü artarak yayılan Rembrandt, birçok portre ve dini içerikli tablo siparişi aldı. O dönemde portre ressamlığı oldukça önemliydi. Ticaretin gelişmesiyle ortaya çıkan burjuva sınıfı kendini topluma beğendirmek amacıyla ünlü ressamlara portre siparişleri veriyorlardı. Ayrıca çeşitli dernekler, kuruluşlar ve topluluklar bir araya gelerek grup portreleri yaptırıyorlardı. 1632 yılında Rembrandt, ilk grup portresi olan; "Dr. Nicolaes Tulp'un Anatomi Dersi"ni (Mauritshuis, Lahey) yaptı. Bu tablo, Rembrandt'ın Amsterdam'daki ilk önemli siparişlerinden biriydi. Cerrahlar Loncası üyelerinin bir anatomi incelemesi için toplandığı bir konferansı tasvir eden resimde, Dr. Tulp yanındakilerle birlikte kadavrayı incelemektedir. Figürlerden birinin elindeki kağıtta orada bulunanların adı yazılıdır. Resim, bu açıdan tarihsel bir belge niteliğindeydi. Bu tür grup portreleri, sanatçılara sağlam bir gelir kaynağı sağlayan, kilisenin ve krallığın sanat üzerinde bir yaptırımının olmadığı, Hollanda'ya has bir gelenekti. Rembrandt'ın tabloları, salt hatıra olmaktan çok daha öte bir nitelik taşıyordular. Figürleri ilginç bir düzenleme içinde sunarak, örneğin bu resimdeki piramidal şekilde olduğu gibi, doğal bir görünüm sağlamayı başarıyordu. Rembrandt, Hollanda'nın kültür, bilim, ticaret ve politik açıdan doruk noktası olarak kabul edilen 'Altın Çağı'nda yaşamıştır. İtalyan Rönesans sanatından etkilenen Rembrandt kompozisyonlarına, spiral yerleştirme ile Rubens'in, 'chiaroscuro' tekniğini (açık ve koyu arasında yaratılan yoğun tezat) ile Caravaggio'nun etkilerini ustaca kaynaştırmıştır. Ayrıca ince ve özenli fırça darbeleri gibi geleneksel tekniklerden uzaklaşarak, kalın ve özgür fırça darbeleriyle, ancak uzaktan algılanabilen bir kompozisyon yaratmıştır. Bu teknik, bitmemiş bir resim etkisi veriyordu. Dolaysıyla form birebir resmedilmiş değil, 'ima' edilmiş oluyordu. Waldemar Konusczak, Rembrandt'daki cevheri şöyle tarif ediyor: " Yapıtları, kompleks katmanlardan oluşur. Resmi alttan üst yüzeye doğru özenle vernikleyerek, ışığın arka plana işlemesini ve alt katmanlardaki beyaz boyanın yansımasını sağlar. Zengin ten renklerindeki boya katmanlarıyla, boşlukta yer alan bir vücut izlenimi verir. O zamana dek, hiç bir ressam, yapıtını oluşturmak için kullandığı fiziksel araçlara böylesine bir ilgi ve keyifle bağlanıp, onu yaptığı imgeden bu denli bağımsız tutmamıştı." Rembrandt varlıklı bir hayat sürüyordu. 1634'de Saskia van Ulyenburgh ile evlendi ve birçok resminde onu model olarak kullandı. Bu yapıtların en ünlülerinden biri Saskia'yı "Çiçek Tanrıçası Flora" (1635) olarak resimlediği portredir. Bu dönemde, Rembrandt sıcak renklerden yararlanarak daha sakin bir tutum yansıtan işler üretti. Ancak ileriki yıllarda onu zor bir dönem bekliyordu. Doğan dört çocuğundan üçü ve 1942'de karısı öldü. Saskia'nın ölümünden sonra uzun süre oğlu Titus'u model olarak kullandı. 1650'lerde ise ikinci karısı Hendrijke Stoffels'in portrelerini yaptı ve Saskia'nın portrelerindeki gösterişli görünümden uzak, onu samimi ve saf bir görüntüyle resimledi. "Gece Nöbeti" (1642), Rembrandt'ın en yaratıcı işlerinden biri olarak sayılır; ne yazık ki 1715 yılında Belediye Binası'na sığması için tüm kenarlarından kesilmiştir. Oluşan kir ve vernik katmanları sonucunda gece vaktinde geçtiği düşünülmüş, ancak restore edilmesiyle bunun yanlış bir izlenim olduğu ortaya çıkmıştır. Aslında gündüz vaktinde geçen ve Milis Kuvvetleri tarafından sipariş edilen bir grup portresidir. Yapıtı sıradışı yapan özellik, portrelerin birbiriyle kaynaştırılma tarzıdır. Kompozisyonda ki her kişi kendi yükümlü olduğu görevle tasvir edilmiştir. Rembrandt kullandığı ışık ve gölgeyle, kompleks bir mekanda, çeşitli poz ve yüz ifadeleriyle dinamik ve heyecan dolu bir atmosfer kurgulamayı başarmıştır. Ancak resmi ısmarlayanlar tarafından beğenilmemiş ve yenisi istenilmesine karşın Rembrandt kabul etmemiş ve resim bir kenara bırakılmıştır. Herşeye rağmen ressam çeşitli siparişler almaya devam etmiş ve özellikle Prens Frederick Henry için dinsel konulu resimler yapmıştır. Bir çok sanatçıdan farklı olarak İtalya'ya gitmemiş olmasına rağmen, Rembrandt'ın klasik İtalyan sanatından etkilendiğini yapıtlarında açıkça görebiliriz; örneğin, manzara resimlerinde, belli bir yeri ve Hollanda'nın düz peysajını birebir resmetmek yerine hayalgücünü kullanarak antik harabeler ve tepeler de eklemiştir. Maddi açıdan rahat bir yaşamı olduğundan, Rembrandt antika eşya ve tablo koleksiyonculuğu yapmıştır. Koleksiyonundan bazı nesneleri resimlerinde kullandığı bilinmektedir. Özellikle metal zırhlarla yakından ilgilenmiş ve bu sayede yüzeylerindeki ışık parıltılarını ustaca resimlemiştir. Ancak 1640'lar ve 1650'lerde daha az sipariş almış ve harcamalarını kısıtlamayınca da iflas etmiştir. Herşeye rağmen, bu durum onun sanatsal üretimini etkilememiştir. Hayatının son döneminde, Rembrandt barok sanatının o dramatik tarzından ve yüzeysel detaylarından uzaklaşarak zamanının daha ötesinde bir ifadeye yönelmiştir. Artık alegorik ve mitolojik konularla ilgilenmemiştir. Bu olgunluk döneminde daha oturmuş bir anlatımla, izleyiciye dinginlik veren betimlemelere yer vermiştir. Bu farklı yaklaşımın sebebi sakin, gösterişten uzak, dinsel yaşamı amaçlayan Mennonit Kilisesi'ne girmesine bağlanabilir. İnsanın iç dünyasını yansıtan düşünce içindeki kişileri, örneğin "Homerus'n Büstü Önünde Aristoteles"de (1653) olduğu gibi, resimlemeye başlamıştır. Rembrandt yaklaşık olarak 600 yağlıboya, 300 gravür ve 1,400 desen üretti. Bu yapıtlar içerisinde 60'dan fazla otoportre bulunmaktadır. Bu otoportreler, kendini betimlemekten öte, çeşitli yüz ifadeleri ve farklı sanatsal teknikleri keşfetme süreciydi. Aynı zamanda, bir yaşamın değişen kişisel tutumlarını yansıtan bir kayıt aracıydı. Özellikle erken dönem otoportre çalışmaları nesnel bir tasvirleme olarak tanımlanamaz. Bu çalışmaları, İncil'den ve tarihten sahneler içeren yapıtlarında kullanmak üzere portre örnekleri olarak ve 'chiaroscuro' tekniğini geliştirmek için kullanmıştı. 17. yüzyıl Protestan Hollanda'sında kilisenin yaptırımı ve dini içerikli yapıtlara fazla talep olmamasına rağmen, işlerinin üçte biri İncil'den alıntı konular üzerine kuruluydu. Rembrandt, barok akımını devam ettirerek, ışık ve gölgeyi abartılı bir uygulama ile kullanmaya devam etti. Rembrandt için desen ve gravür en az yağlıboya kadar önemliydi. Erken dönem desenlerinde, siyah ve kırmızı tebeşir kullandı. Daha sonra kağıt üzerine mürekkep, kalem ve fırça kullanarak bazı çalışmalar yaptı. Rembrandt, gravür çalışmalarıyla ünlendi ve bu alanda bir usta olarak kabul gördü. Çizgileriyle olağanüstü etkiler yarattı ve yine her zamanki gibi ışık ve gölgeyi vurguladı. Örneğin "Fare Öldüren Adam"da (1632) güncel bir konuyu mizahi bir tavırla ve tekniğin çizgisel anlatımından yararlanarak anlattı. En tanınmış yapıtlarından bazıları; Jan Six (1647), Üç Ağaç (1643) ve 100 Gulden Baskısı (1642-1645?)'dır. 1640 ve 1660 yılları arasında Rembrandt, daha çok desen ve gravüre yoğunlaşmıştır. Aside yedirme baskı tekniği ile birçok çalışması olmuştur. Örneğin "Üç Haç" adlı gravürü üzerinde yıllarca çalışmıştır. Her baskı denemesi sonrasında plaka üzerinde bazı değişiklikler yapmıştır. 1660 yılında bu gravüre en radikal müdaheleyi yapmıştır; resmi gereksiz detaylardan arındırmış, resmi koyultmuş ve gökten gelen gizemli bir ışık ile çarmıha gerilmiş İsa figürü üzerine odaklanmıştır. Son dönem yapıtlarında Rembrandt abartılı anlatım ve renkler kullanmayı bırakmış, kahverengi ve tonlarını kullanarak kendi iç dünyasını anlatacak konular seçmiştir. Yaşadığı sıkıntıların ve 1668'de oğlu Titus'un ölümünden sonra daha derin bir anlatım anlayışı kazanmıştır. Bunun sonucunda yaşamının son yıllarında, en dramatik resimlerinden biri sayılabilecek "Savurgan Oğul'un Dönüşü" (1668) ve 1669'da yaptığı, uzun yılların ve deneyimlerin sonucunda şekillenen benliğini yansıtan "Otoportre"si gibi çok önemli yapıtlar üretmiştir. Şüphesiz Rembrandt geleneksel teknik ve sunumlardan uzaklaşarak sanata sayısız yenilikler kazandırmıştır. Onun sanatında yatan giz ve özgünlük ise, yapıtlarına henüz 'bitmemiş' bir eser niteliği kazandırmasıdır; resmi tamamlamayı ve katmanlar arasında yatan gizemleri keşfetme işlemini gözlemciye bırakarak, onu sonsuz bir deneyim ve serüvene sürükler...
  8. Salvador Dali (1904-1989) Salvador Dali 11 Mayıs 1904′de İspanya’nın bir köyünde doğdu. Ona, 3 sene önce ölen erkek kardeşi “Salvador” ile aynı adı verdiler. Ressam ile ölen kardeşi arasında büyük benzerlikler vardı ve ailesi onda ölen kardeşi “Salvador”u görüyordu. Dali’yse “Ben farklıyım” diyebilmenin yollarını arıyordu. Dali Cezaevinde Salvador DaliAilesinin dikkatini çekmek için girdiği histeri krizleri, alışılagelmiş şeylerdi. Farklılığını ifade edebilme isteği; gitgide daha dayanılmaz bir hal almıştı… 10 yaşında kendi resmini yaptı ve bu resme “Hasta Çocuk” adını verdi. 20′li yılların başında Madrid San Fernando Akademisine başladı. Ancak aykırı hareketleri nedeniyle okuldan atıldı ve bir süre Girona cezaevinde tutuklu kaldı. (1923) Daha sonra tekrar okula kabul edilse bile 1926′da tekrar atıldı. Dali; bir süre sonra “Picasso”yla tanıştı. Freud ve Değişen Bir Hayat Daha sonraki yıllarda Stefan Zweig; onu Sigmund Freud’la tanıştırdı.. Dali’nin hayatında büyük değişiklikler gözleniyordu. Resme ilgisi artmış, daha uyumlu bir insan haline gelmişti. Dali’nin görünümünde de değişiklikler olmuştu. O artık ölen kardeşinden tümüyle farklı olduğunu hissediyordu. Uzun saçları kısaldı, biryantinlendi, spor kıyafetler giyindi. Gülmeyen bir ifade yüzüne eğemen oldu… Bunuel’in “Bir Endülüs Köpeği” isimli filminin sahneye konmasına yardımcı oldu. Ancak daha sonra, Bunuel.’i dinsizlikle suçladı ve ikinci bir filmden uzak durdu. Dali; Garcia Lorca’yla çok yakın arkadaştı... "Gala” isimli bir kız: O artık büyük bir ressam Salvador DaliKadınlar ise pek ilgisini çekmiyordu. Ancak Dali’nin kadınlar hakkındaki fikrini; Gala isimli bir kadın değiştirdi. Gala; sürrealist şair Paul Eduard’ın eşiydi. Onu ilk defa gördüğünde (Gala) o zamanki eşiyle beraberdi. Dali “Gala”yla tanıştıktan birkaç ay sonra “Gala”ya ilgi duyduğunu fark etti… Gala’nın Paul Eduard’dan ayrılmasının ardından “Gala” Dali için hem mükemmel bir danışman, çok yakın bir arkadaş, hem de gerçek bir esin perisi oldu… Dali; onu defalarca resmetti… İspanya İç Savaşı ve 1. Dünya Savaşı yıllarında ülkesinden ayrıldı.. Ancak faşistler, arkadaşı “Garcia Lorca”yı öldürdükten hemen sonra; son görevini yerine getirebilmek amacıyla ülkesine döndü. 1982′de hayat arkadaşı Gala öldü. O zamandan sonra hemen hiç resim yapmadı. “Gala”nın mezarına yakın bir eve yerleşti. “İçten Fanatik” 1989 Öldü Freud’un içten ve fanatik olarak tanımladığı Dali, hiçbir zaman esin perisi Gala’dan ayrılmadı. Dali, 23 Şubat 1989′da Figueras hastanesinde ölmeden hemen önce “Gala”nın adını sayıklıyordu, Dali öldüğünde 84 yaşındaydı. Hazırlayan: Tevfik Elçioğlu
  9. Aries şunu cevapladı bir başlıkta ileti içinde Anı Defteri - Defterleri
    Oohhhh hemde bol köpüklü,haarika falda bakıcakmısın ellerine sağlık..
  10. Aries şurada cevap verdi: TaTLiB3L4-- başlık Forum Oyunları
    Tavsiye
  11. Aries şurada cevap verdi: Radya başlık Forum Oyunları
    İnsanları memnun edebilmek
  12. Aries şunu cevapladı bir başlıkta ileti içinde Anı Defteri - Defterleri
    Geldimmm...beklettim değilmi...pardon,başlık açarken tam göndereceğim mozilla çöktü bütün kayıtlar sıfır Şimdi acı bir kahveye hayır demem..önce dumanlı bir hava sahası bulalım..
  13. Aries şurada cevap verdi: Radya başlık Forum Oyunları
    Kötü düşüncelere hakim olabilmek..
  14. Telefonum tv reklamları gibi oldu.. duyan geliyor..
  15. Bir öğretmenin çocuğu olarak dünyaya gelen Schubert müzik tarihindeki ilk bohem tarzı yaşayan bestecidir. Bestecilik dışında hiçbir iş yapmayan Schubert, arkadaşlarının yardımıyla geçinebilmiştir. 1808'de koroda söylemeye başlayan Schubert, 1812'de Salieri'nin öğrencisi olarak, kompozisyon dersleri aldı. 1813'te okul orkestrasında keman çaldı. Ilı senfonisini bu arada bestelemiştir. Müzik tarihindeki en yetenekli isimlerden biri olan Schubert 31 yıllık yaşamına birçok başyapıt sığdırmıştır. Schubert’in çoğunu Goethe ve Schiller'in şiirlerinden esinlenerek bestelediği 600’in üzerinde lied müziğinde önemli yer tutar. En verimli olduğu 1815 yılında bazı günler 8 tane toplam 144 lied yazmıştır. Liedlerin dışında yazdığı 15 piyano sonatı da oldukça başarılıdır. Schubert bir Beethoven hayranıydı; ancak Beethoven’in klasik tarzının yerine romantizme giden yolu açmıştır. Konudan konuya atlayan parçalı temalar kullanmıştır. Lirik minyatür tarzının olanaklarını ilk keşfeden bestecilerden biri olan Schubert’le beraber Impromptus popülerlik kazanmaya başlamıştır. En büyük melodistlerden biri olmasının yanında, armonide de büyük bir ustaydı. Schubert diğer büyük bestecilerin hepsinden çok tamamlanmamış eser bırakmıştır. Ayrıca eserlerini ilginç yerlere koyan Schubert'in bazı eserleri bulunamamış olabilir. Örneğin 9. Senfonisi kardeşinin tuvaletinde bulunmuştu. Unfinished Senfonisi’nin ( 8. Senfoni) yanında birçok yaylı çalgılar dörtlüsü ve sonatı tamamlamamıştır. Yaşamı boyunca neredeyse hiçbir eseri çalınmamış, hemen hemen bütün büyük eserlerini orta sınıf toplantılarında çalmıştır. Schubert 19 yaşma geldiğinde 150 şarkı yazmıştı. Bunların arasında en çok tanınanlar bir çocuğun kötü yürekli cinler kralıyla yaşadığı serüveni anlatan, balad türündeki Cinler ,Goethe'nin "Gretchen Spinnrade" adlı şiirinden uyarladığı Gretchen Çıkrık Başında ve sonradan piyano ile yaylı çalgılar için La Majör Alabalık Beşlisfnde (1819) kullandığı, Alabalık sarkışıdır. Schubert aynı dönemde üç missa ile üç operasını da tamamlamıştı. Şarkılarından bazıları yayımlandığında 24 yaşındaydı. 1822'de, başlayıp da bitiremediği pek çok "yapıtından biri olan, ünlü Si Minör Senfoni'ye (Bitmemiş Senfoni) başladı. Aynı yıl Gezgin adlı şarkısı üzerine Do Majör Piyano Fantezisi'ni yazdı. Bu yapıt Schubert'in piyano için yazdığı eşsiz güzellikteki bestelerden biridir. Schubert ömrü boyunca fakir yasamış ve arkadaşlarının yardımına muhtaç olmuştur. Bohem yaşantısına rağmen sabah çok erken kalkan Schubert, her gün en az öğleye kadar çalışır, ardından arkadaşları ile buluşmak için Red Hedgehog’a giderdi. Burada içki içer, arkadaşlarıyla tartışırdı. Schubert’in bu tip düzenli bir yaşantıyı, hayranı olduğu Beethoven’dan aldığı düşünülebilir. Schubert bir hayat kadını ile girdiği ilişki sonucu frengi kapmış, doktoru daha düzenli ve sağlıklı bir yasam sürmesi gerektiğini söylemiştir. Bunun üzerine Viyana’nın lüks mahallelerinden birinde yaşayan kardeşinin evine taşınan Schubert, kirli sudan kaptığı tifüs mikrobu yüzünden ölmüştür. Schubert’in müziği, hümanist özelliğiyle insanları kucaklar. İnanılmaz bir melodi zenginliği vardır. 9 senfoni, 6 opera, 15 piyano sonatı, 600’un üzerinde liediyle en çok sevilen bestecilerden biridir.
  16. Bugüne dek şu ünlü Düğün Marşı ile kim bilir kaç kişi evlenmiştir? Taa 1826'dan bu yana! Alman Romantik bestecisi Mendelssohn'un bu görkemli marşı Shakespeare'in Bir Yaz Gecesi Rüyası adlı oyununa yazdığı müziğin içinde yer alır. Yöresel başlıklı senfonik yapıtlarıyla (İtalyan Senfonisi, İskoç Senfonisi, Fingal Mağarası Uvertürü gibi) betimleyici özelliğiyle; imge zenginliği, lirik anlatımı, keman, piyano konçertoları, piyano için Sözsüz Şarkılar'ı ve oda müzikleriyle klasik kalıplardaki romantik ruhun bestecisidir. Müzik tarihine, kendi parlak bestelerinin yanında, J. S. Bach'ın yapıtlarını kazandırması da ayrı bir katkıdır. Jakob Ludwig Felix Mendelssohn-Bartholdy, 3 Şubat 1809'da Hamburg'da dünyaya gelir. Ünlü Yahudi filozof Moses Mendelssohn'un torunu ve banker Abraham'ın oğludur. 1812'de aile Hamburg'dan Berlin'e taşınır. Genç Felix, yetenekli bir piyanist olan kız kardeşi Fanny ile ilk piyano derslerini annesinden alır. Sonradan Ludwig Berger ve Carl Friedrich Zelter gibi zamanın ünlü öğretmenleriyle çalışır. Henüz on iki yaşında iken 6 senfonisi, koro parçaları, piyano yapıtları ve tiyatro için müzik denemeleri vardır. On iki yaşına göre çok olgun bir çocuk olarak ünlü ozan Goethe ile tanıştırılır. Weimar'daki bu karşılaşmada Goethe yetmiş iki yaşındadır ve aralarında yakın bir dostluk doğar. Felix'in on iki yaş yapıtları henüz Klasik örneklere bağlıdır. Yine de her birinde kendine özgü bir deyiş, öznel bir kimlik ve parlak bir teknik yer alır. On altı yaşında Paris'e gider. Zamanın saygın opera bestecisi Luigi Cherubini (1760-1842) ona mutlaka müziği meslek edinmesini öğütler. On yedi yaşına bastığında ünlü uvertürü, Bir Yaz Gecesi Rüyası'nı yazmıştır ve 12 senfoninin sahibidir. Yaylı çalgılar sekizlisi için yazdığı oda müziği, Goethe'nin Faust'undan esinlidir. 1825 yılında Yahudi asıllı Mendelssohn ailesinin tümü Hıristiyanlığı kabul edip, Luterci Kilise'nin kurallarına göre çocuklarını da vaftiz ettirmiş ve Protestan olduktan sonra Bartholdy soyadını almıştır. Mendelssohn'un büyük şansı, varlıklı bir aileden gelmesi ve aile çevresinin filozoflar, edebiyatçılar ve düşünürlerle yakın ilişkide olmasıdır. Babasının evinde sürekli toplanan bu erdemli kişilerden çok şey öğrenir. Müzik ile felsefenin derin düşüncesini birleştirebilen yeteneği, yapıtlarındaki Romantik imgeleri zenginleştirir. 1829'da J. S. Bach'ın Aziz Matta Pasyonu'nun notalarını bir kasap dükkânında bulur. Toparladıktan sonra öğretmeni ve Berlin Korosu Derneği'nin başkanı Zelter'e götürür, çaldırmasını ister. Zelter'in kabul etmesiyle, 1829'da, Bach'ın kendi yönetimindeki ilk seslendirilişinden tam yüz yıl sonra, Aziz Matta Pasyonu yeniden yaşama döner. Mendelssohn'un yirmi yaşına dek olan tüm gezileri Almanya içindedir. İlk kez Londra'ya oradan da İskoçya'ya gider. Aynı zamanda çok iyi bir ressam olduğu için bu yörelerin resimlerini yapar; müziksel izlenimini ise İskoç Senfonisi ile Fingal Mağarası Llvertürü'nde duyurur. Mendelssohn, 1830'da İtalya'ya gider: Venedik, Roma, Napoli gibi müzik tarihinin merkezlerini dolaşır. İtalya, parlak güneşi, duru göğü ile birçok Kuzeyli sanatçı gibi Mendelssohn'un da hayranlığını kazanmıştır. İtalyan Senfonisi'ni bu esin ile yazar. Bu senfoninin finali, bir Napoli dansı olan salterello biçiminde, kıvrak ve neşelidir. Bach'ı tanıttığı gibi, o yıllarda Almanya'da pek çalınmayan Handel'i de Almanlar'a tanıtmayı görev edinmiştir. 1833'te Düsseldorf a müzik yönetmeni atanınca ilk işi Handel'in oratoryolarını seslendirmek olur. 1835'te Leipzig'in Gewandhaus orkestrasına şef olur. Burada Schubert'in, Mozart'ın ve yakın dostu Schumann'ın senfonilerinin ilk seslendirilişini yönetir. "Tarihi konserler" dizisi düzenleyip Bach'tan kendi dönemine kadar tüm bestecilerin unutulmuş yapıtlarını araştırıp çaldırır. 1840'ta Prusya Kralı'nın çağrılısı olarak Berlin'e gider. Kral müzik sanatında yenilikler yapmayı amaçlamaktadır. Mendelssohn, Berlin gezisinde yorumlanmak üzere gençlik ürünü olan Bir Yaz Gecesi Rüyası başlıklı uvertürünü genişletip, Shakespeare'in oyunundaki diğer sahneleri de müzikle donatır. 1837'de Fransız Protestanlarından bir rahibin kızı olan Cecile Jeanrenaud ile evlenir. Beş çocukları olur ve mutlu bir yaşam sürerler. Mendelssohn, Leipzig Konservatuvarı'nı 1842-43 yıllarında yeniden düzenler ve dünyanın her yerinde adı geçen, Amerika'dan bile öğrenci çeken, örnek bir müzik okulu haline getirir. Bu dönemin en önemli yapıtları, piyanolu trioları, Beethoven geleneğinde-ki yaylı çalgılar kuvartetleri ve Romantik keman konçertolarının ilki olan Keman Konçertosu'dur (1844). Bu konçertoda Mendelssohn, şiirsel dilini, kemanın rafine sesine uyarlamış, orkestraya lirik melodiler yazarak solo ve orkestra arasında tatlı bir ortam yaratmıştır. Bu sıralarda önemli bir piyanist ve şef olarak yoğun bir şekilde Avrupa turnelerine çıkmaktadır. Özellikle İngiltere'de, Kraliçe Victoria'nın ve Prens Albert'in gözde bestecisi olarak özel bir kabul görür. İngiltere için Handel tarzında Elijah oratoryosunu besteler. 1846'da bestecisinin yönetiminde Birmingham'daki ilk seslendirilişi büyük bir başarıdır. 1847'de kendisi İngiltere'deyken sevgili kız kardeşi Fanny'nin Mayıs ayında ölümü üzerine büyük bir şok geçirir. Aynı yılın yazında karanlık renkler içinde, Fa Minör bir yaylı çalgılar kuvarteti besteler. Aşırı çalışmaktan ve sanıldığı kadarıyla veremden zayıf düşerek aynı yılın 4 Kasım günü ölür. MENDELSSOHN'UN ÖNEMİ Mendelssohn, üstün değerlere sahip bir sanatçı olarak müzik tarihine geçmiştir: İyi bir ressamdır, edebiyat üstüne zengin bilgi sahibidir. Parlak bir besteci, usta bir piyanist, iyi bir viyolacı ve olağanüstü bir org yorumcusudur. Orkestra şefi olarak topluluğun esin kaynağıdır. Çevresindeki bestecilere kucak açması kadar unutulmuş bestecileri de gün ışığına çıkartması, onu yüceltmiştir. Çok güçlü bir müziksel belleğe sahiptir. Konservatuvarlara, eğitim sistemine getirdiği yeniliklerle nitelikli müzikçi yetiştirmeyi ve halkın beğeni ölçülerini yükseltmeyi amaçlamıştır. Müzik tarihindeki diğer bestecilerle kıyaslanırsa, mutlu aile düzeni, parasal sıkıntı çekmemesi, zamanında değerinin bilinmesi, ailesi nedeniyle aydın bir çevreye kolayca girmiş olması, onun kolay beste yazdığı yolunda eleştiriler getirmiştir. Rahat koşulları bir yana, bestelerindeki lirik, şiirsel ortam, yaratıcı orkestra renkleri ve melodik coşkusu, Mendelssohn'u Bülow'un dediği gibi "Mozart'tan sonra en kapsamlı besteci" olarak müzik tarihine kabul ettirmiştir. Mendelssohn'un müziğini ayrıcalıklı kılan, bilge yanı ve içinde yaşadığı ortamı doğru değerlendirebilmesidir. Yoğun bir duyarlılığa yönlendiren özellikleri, canlı schzerzo'larında, destansı havasında ve müziksel deniz görüntülerinde izlenebilir. Müziği, orta sınıf Almanya'sının 1848 devriminden önceki değerlerini ve İngiltere'nin Erken Victoria dönemini yansıtır. Sonradan solcular tarafından fazla burjuva olmakla; Wagner’çiler tarafından da Yahudi kökenli olmakla suçlanmıştır. MENDELSSOHN'UN MÜZİĞİ Mendelssohn, opera dışında zamanın tüm müzik biçimlerine örnek vermiştir. En önemli senfonileri Luterci inançla yazdığı Reform Senfonisi, pırıltılı İtalyan Senfonisi ve destansı İskoç Senfonisi'dir. Programlı uvertürler'i, Romantik çağın senfonik şiir beklentisini yansıtır. Keman Konçertosu, bu çalgı için yazılmış en görkemli konçertolardan biridir. On altı yaşında yazdığı Yaylı Çalgılar Sekizlisi, Kuvartetleri, Piyanolu Trioları ve Çello-Piyano Sonatı, oda müziği tarihinin en güzel örnekleridir. Mendelsshon'un piyano müziği genelde unutulmuştur. Sözsüz Şarkılar; eğitim amacıyla kullanılmıştır. Ciddi Çeşitlemeler, Beethoven ile Brahms arasındaki köprüyü çizer. Bu kısa piyano yapıtları, yeni bir piyanist tipi ortaya çıkartır: Ev içlerinde düzenlenen müzik akşamlarının küçük konser piyanistleri. Piyano Konçertosu ise değerini, daha çok 20. yüzyılda bulmuştur. Org Sonatları, Bach'tan bu yana yazılmış en önemli org parçalarıdır. Bestecinin koral müziği, Bach etkisindedir, özellikle Aziz Matta Pasyonu'ndan çok etkilenmiştir. Aziz Paul Oratoryosu, Bach tipinde Luterci koralleri işler. Elijah ise Handel esinli, seçkin bir yapıttır. MENDELSSOHN'UN BAŞLICA YAPITLARI Orkestra yapıtları: Yaylı çalgılar için yazılmış erken dönemden 12 senfoni. Senfoniler: Senfoni No.1, Op.11 (1824); No.2, Op.52 (1840); No.3, Op.56-İskoç (Scottish) (1830-42); No.4, Op.90-İtalyan (1833); No.5, Op.107-Reform (1832). Uvertürler: Ruy Blas Uvertürü, Op.95 (1839); Bir Yaz Gecesi Rüyası Uvertürü (A Midsummer Night's Dream) Op.21 (1826); Fingal Mağarası Uvertürü (Fingals Höhle) Öp.26 (1832); Sakin Deniz ve Mutlu Yolculuk Uvertürü (Meeresstille und Glückliche Fahrt) Öp.27 (1832); Güzel Melusina (Die schöne Melusine) Op.32 (1833). Konçertolar: Piyano Konçertoları No.1 (1831); No.2 (1837); Keman Konçertosu (1844); Parlak Kapriçyo, Op.29 (1834); Serenad ve Allegro giocoso, Op.43 (1838); Yaylı çalgılar ve Piyano için Konçerto Öp.post. İki Piyano için Mi Majör Konçerto (1823); İki piyano için La Bemol Majör Konçerto (1824); Keman ve Yaylı Çalgılar için Re Minör Konçerto (post). Oratoryolar: Aziz Paul, Op.36 (1836); Elijah, Op.70 (1847) Oda Müziği: Yaylı Çalgılar Kuvarteti, No.1, Op.12 (1829); No.2, Op.13 (1827); No.3,4,5, Op.44 (1838); No.6, Op.80 (1847); Mi Minör Kapriçyo (1843); Piyanolu kuvartetler: No.1, Op.1 (1822); No.2, Op.2 (1823); No.3, Op.3 (1825); Fa Minör Keman Sonatı, Op.4; Piyano ve Çello için Konsertant Çeşitlemeler, Öp. 17 (1829); Yaylı çalgılar kentetleri: No.1, Op.18 (1831); No.2, Op.87 (1845). Piyanolutriolar: No.1, Op.49 (1839); No.2, Op.66 (1845). Piyano parçaları: Sözsüz Şarkılar, 8 cilt (1829-45); Kap-riçyolar, Sonatlar, Çeşitlemeler. Şarkılar: Piyano ve şan parçaları; part song'lar. Org için yapıtları: Prelüd ve fügler, Sonatlar, Andante ve Çeşitlemeler. Tiyatro Müzikleri: Camacho'nun Düğünü (Die Hochzeit deş Camacho) (komik opera), Op.10 (1825); ilk Walpurgis Gecesi (Die erste Walpurgisnacht) Op.60, (1831-1842); Bir Yaz Gecesi Rüyası (A Midsummer Night's Dream) Öp.61 (1843); Oğul ve Yabancı (Die Heimkehr aus der Fremde) operet, Op.89 (1829); Lorelei -bitmemiş opera (1847).
  17. 22 Ekim 1811, Macaristan- 31 Temmuz 1886, Almanya 19. yüzyılın en önemli piyanistlerinden birisi, senfonik şiir tarzının yaratıcısı olan bestecidir 22 Ekim1811’de Macaristan’ın Doborján (Raiding) kentinde doğan Franz Liszt, ilk piyano derslerini onun müzik dehasını keşfeden babasından aldı. Macar soyluları 6 yıl boyunca bu çocuk dahiye maddi destek sağlamayı kabul edince küçük yaşta babası ile Viyana’ya giderek Antonio Salieri’den ve Ludwig van Beethoven’in öğrencilerinden Karl Czerny’den dersler aldı. 12 yaşına geldiğinde dinleyicilerin, diğer müzisyenlerin ve kralların takdirini toplayan bir konser piyanisti olmuştu. Konservatura girmek için geldiği Paris’te, yabancı olduğu gerekçesiyle okula alınmadıysa da özel ders alarak teori ve beste çalıştı; ilk ve tek operası Don Sache’yi ve çeşitli piyano eserlerini besteledi. 1834’de babasını kaybettikten sonra henüz 15 yaşında iken piyano dersleri vererek annesinin geçimini sağlamaya çalışan Liszt, müziğe ilgisini kaybetmeye ve bu mesleğin anlamını sorgulamaya başladı. Kendisini edebiyat ve dini konulara kaptıran Liszt’in bu ilgilerinin etkisi hayatına ve eserlerine yansıdı. 1830 Devrimi ile yeniden sanata ve hayata dönmeye karar verdi. Asla bitiremeyeceği Devrim Senfonisi’ni yazmaya başladı. Besteciliğinin öne çıktığı bu dönemde Alphonse de Lamartine’in şiirlerini solo piyano için besteledi. Hector Berlioz ile tanıştı. 1832’de kemancı Niccolo Paganini’yi dinlemesi, yeniden virtüözlüğe ilgi duymasına neden oldu.; Pagani’nin La Campanella’sı üzerine bir fantezi yazdı. 1833’de Berlioz’un Fantastik senfonisini piyanoya uyarlamayı başardı. Fırtınalı bir ilişki yaşadığı Agoult Kontesi Marie ile 1834’de tanıştı. Kocasını terk eden kontes ile İsviçre ve İtalya’da yaşadılar, 3 çocukları oldu. 1835’deki İsviçre seyahati sırasında piyanist Sigismond Thalberg’in Paris’teki başarılarını duyunca Piyanonun Kralı ününü pekiştirmek için bir piyano düellosu yapmak üzere Paris’e gitti. Daha sonra piyano resitali kavramını geliştiren Liszt, büyük bir konser turuna çıktı, hayır dernekleri yararına konserler verdi, her yerde ilgiyle karşılandı. Konserleri sayesinde küçük yaşta kaybettiği ülkesin Macaristan’daki sel felaketinde hayatını kaybedenlere bağışlamak üzere büyük bir gelir elde etti ve Bonn’da yapılması planlanan Beethoven anıtının maliyetini üstlendi. 1840-1847 arasında çıktığı turnede İrlanda’dan Türkiye’e, Portekiz’den Rusya’ya kadar pek çok yeri dolaştı. 1844’te ününün doruğunda iken manik-depresif eşi Marie d'Agoult ile evliliğini bitirdi; Kiev’de tanıştığı çarın yardımcısının karısı Prenses Carolyne Sayn-Wittgenstein ile birlikte oldu ve sahne konserlerine son verdi. Liszt, konser piyanisti kariyerine son verdikten sonra, 1848’de Weimar’da orkestra şefliğine başladı ve kenti, Avrupa kültürünün buluşma merkezi haline getirdi. Bu görevi sayesinde Verdi, Wagner ve Berlioz’un yeni operalarını yönetti. Aynı dönemde en önemli eserlerini besteledi, genç piyanistlere ders vererek Altenberg Kartalları diye anılan yeni bir piyanist kuşağı yetiştirdi. 1858’de, muhafazakarların kendisinin ve öğrencilerinin yapıtlarına yoğun eleştirileri üzerine görevinden ayrıldı. 1861-1869 yılları arasında daha çok Roma’da yaşadı ve ve dini kitaplar yazdı, rahiplik dersleri aldı ve onur rahibi oldu. 1870’den sonra ise Roma, Weimar ve Budapeşte arasında seyahat ederek ömrünün sonuna kadar öğretmenlik ve piyanistliği sürdürdü. Budapeşte Müzik Okulu’nu kurarak ilk başkanı oldu. 31 Temmuz1886’da, bir festival nedeniyle bulunduğu Bayreuth’ta zatüreye yakalanarak hayatını kaybetti. Budapeşte’de gömülmeyi vasiyet etmiş olmasına rağmen Bayreuth’a gömüldü., Besteleri # piano solos # organ # chamber music # sacred choral music # songs # symphonic poems # orchestral works # arrangements and transcriptions of other composers' work - 19 Hungarian Rhapsodies - Piano Concertos - Mephisto Waltzes - Faust Symphony - Lieberstraumes Franz Liszt'in Mektupları-1 Ünlü besteci Franz Liszt’in Kontes D’Aganaut’la olan ilişkileri çok güzel geçmiştir. Kontesin annesi Alman’dı. Bu ilişki 1834’te başlamış ve 1844’e kadar sürmüştür. Kontes, kocasını terk ettikten sonra Liszt’le önce Geneve’de, sonra Ayraz’da ve sonunda İtalya’da yaşadılar. Üç çocukları oldu. Bu çocuklardan birisi olan Cosima daha sonra ünlü besteci Wagner’le evlenmiştir. Kontes, daha sonraları, Daniel Stern takma adıyla edebiyat dünyasına girmiştir. Wagner’in Kontesi ne kadar sevdiğini bir mektubunun şu satırları gösterir. “Hayalinizde, ilahi cazibelere sahip ve ruhu ibadete sevk eden bir kadınla, sadık ve dürüst kalpli bir erkeği bir aşk hikayesinde birleştirin ve ona şu ismi verin “Gomo Gölü Sahilleri’nde” “ Liszt’in Kontes’e yazdığı mektuplardan bazıları şöyledir. 03.04.1835 Tarihli Mektup “Mari, Mari, Bırakın bu ismi yüzlerce defa tekrarlayayım. Bu isim, üç gündür içimde yaşıyor ve yanıyor. Size yazmıyorum. Yanınızdayım. Sizi görüyorum. Sizi işitiyorum. Kollarınızdayım. Cennet, cehennem ve her şey sizdedir. Bırakın deli ve çılgın olayım. Aklın ve hakikatlerin küçük alemi bana yetmiyor. Bütün hayatımızı ve bütün talihsizliğimizi yaşamalıyız. Siz, benden fedakarlık, fazilet, itidal ve dindarlık istersiniz değil mi? O halde bundan konuşmayalım. Artık sizin işiniz sormak, sezmek ve kurtarmak olmalı. Bırakın deli ve çılgın olayım. Çünkü, siz benim için her şeyi yapamazsınız. Bana “Franz, birbirimizin her şeyi olalım” diyeceğin gün bu dünyadan uzaklaşacağız, yalnız yaşayacağız, seveceğiz ve öleceğiz.” 01.05.1846 Tarihli Mektup “Mari Mari, Ruhumun esrarlı dilini bana öğret. Seninle hayal içinde konuşalım. Gönüllerimiz, dışa hiçbir şey sezdirmeden konuşmalı. Elini elime koy. Altın saçlarını muzdarip göğsüme ser. Sevgilim, seni niçin terk ettim? Beni niçin bıraktın? Ne akılsızlık. Beni tekrar görmek için, en ufak bir arzu hissedersen gel. Beni yalnız bulacaksın. Çünkü benim için sensiz ne ay, ne güneş, ne tabiat, ne Tanrı, ne mukaddesat, ne hayat vardır.” Franz Liszt'in Mektupları-2 Ünlü besteci Franz Liszt, Prenses Wittgenstein’ı, 1847 Şubat ayında Kiev’de bir konser vesilesiyle tanıdı. Birkaç gün sonra, birbirlerine aşklarını ilan ettiler. Bir süre sonra da Prenses boşanma davası açarak 10 yaşındaki kızı bile beraber Almanya’ya gitti. Liszt’in Weimar’da bulunduğu sırada (1848-1861)İ Altenburg’a yerleşti. Liszt’in virtüözlüğü bırakarak, kendini tamamen besteciliğe vermesini sağladı. 1860′da boşanmayı temin için, Roma’ya gittiyse de yine boşanamadı. 1864′te Prensin ölmesiyle dul kaldıysa da Liszt’le evlenmedi. Bunun sebebi tam olarak bilinmiyor. Kardinal Hohenlohe’nin bu işte rol oynadığı anlaşılmıştır. Liszt, bir sene sonra Vatikan kilisesinde Kardinal Hohenhole tarafından takdis edilerek, papaz ünvanını aldı. Liszt’in 24 Eylül 1864′de Prenses Grandükle yaptığı konuşma hakkındaki cümleler karakteristiktir. “Prens Wittgenstein’ın ölümünden sonra, artık evlenmesine bir mani kalmadığını ve 15 seneden beri süren bir arzusuna, tam gerçekleşeceği zaman, vazgeçmeyeceğini bana söylemekte tereddüt etmedi.” Bu mektup, cevapsız kalmıştı. Prenses, artık Roma’dan ayrılmadı. 13 Nisan 1851 tarihli mektup ” Karolin’im, İşte ilkbahar menekşeleri, sana yolluyorum. Sen benim ebedi baharım ve neşe çiçeğimsin. İnan bana Karolin. Eğer ben Romeo’yu çılgın bulsaydım, onun gibi çılgın olabilirdim. Fakat yaşamak istediğimizden ve ölmeyi bilmediğimizden dolayı yapacak hiç bir şey yok. Gerçek, ahlakla alay eder. Hakiki felsefe, felsefeye güler. Yalnız aşktır ki, aşka ağlar. Gönlünü bana açtığından beri aşkın gözyaşları Tanrı’dan bir parça gibi içime akıyor. Ruhum, onu kavrıyor ve seviyor. Bu sabah kilisedeydim. Geri dönersen ettiğim duayı sana anlatırım. Çünkü onu yazı ile anlatmak mümkün değil. Fakat sana kilisede dağıtılan hurma dallarından bir parçaçık yollamama izin ver. Hoşça kal. Mezarda uyuyan annene de ki, sevgilim ve ruhumun erkeği seni seviyor. Menekşelerden bir tanesini kızın Magnet’a hediye et. Zavallı, zavallı Karolin’im; Bana mektup yazmıyorsun ve daima ızdırap çekiyorum. Bu düşünce, beni nasıl perişan etmesin. Buna ilaveten uzaklık, sıkıntılar, bulanık endişeler, alemin dedikodusuna maruz kalmak var. Zavallı sevgili Karolin’im, sensiz ne kadar perişan olduğumu sana anlatamam! Yemek, içmek, uyumak, boş laflar etmek, hayat bu mu? Zaten sensiz ne yapabilirim ki? Sen dualarımın ruhu, hatıralarımın gökkuşağı, ümitlerimin yıldızı, inancımın güneşi ve bütün aşkımsın. Sensiz ne yapayım? Sevgili Magnet, sana yalvarırım, yarın bana mektup yaz. Öbür gün bir daha yaz. Annen nasıl, bildir. Buradan ayrılamayacağım. Fakat yarın senin sevgili mektubunu alınca belki fikrim değişir ve sana koşarım. Bana biraz acı. Ne kadar makul ve sabırlıyım. Kalbimi kalbinde çarpar hissetmeden evvel hayatım sonsuz bir bekleyişten ibaretti. Bir şairin dediği gibi gelmeyecek bir şeyi bekleyişten. Kalbim bir taş gibi katılaşmıştı. Fakat, Tanrı, senin göz yaşlarınla bu taşı bir pınar haline getirdi ki, ebediyen kaynayacak. Sevgili Karolin, sensiz istikbal istemiyorum. Yalnız seni istiyorum. Sen varlığımın varlığı, ruhumun ruhusun. Fakat bunlar boş söz. Söylemek istediğim bu mu? Hayır. Bırak uyuyayım. Uyanış, nasıl olursa olsun. Sende ölmek istiyorum. Ve sende ölmekten gayri emelim yok. Tanrı, bana acısın. Senin Liszt”
  18. Aries şurada yorum gönderdi AED'nın blog başlığı içinde AED'nin Blogu
    Tam filmin gelişme bölümüne geçiyordum bitti.. İşte bunu seviyorum,okurken hayal edebiliyorsun..gözünde canlanıyor..O kadar içine dalmışım ki birden sonlandığını gördüm.. Harika bir yazı olmuş Sayın AED.. Sonu olmaması dileklerimle..
  19. Gaetano DONIZETTI 29 Kasım 1797 - 8 Nisan 1848 (yaş 50) Donizetti, babası orta halli bir memur, annesi ise müzikten anlayan güzel sesli bir bayan olan Marianna’nın ikinci oğlu olarak dünyaya geldi. Anne ve babası Donizetti’yi bilim adamı olarak yetiştirmek istemişlerse de o, müziğe karşı gösterdiği büyük ilgi üzerine, piyano ve armoni dersleri almaya başladı.Küçük yaşta beste denemeleri, oda müziği eserleri yazdı. 1803 yılında ilkokula başlayan Donizetti’nin müzik yeteneğini öğretmenleri hemen fark etti. Özel günlerde ve şenliklerdeki müzik becerisiyle herkesin sevgisini kazandı. Müziğe olan büyük istek ve yeteneğini gören ailesi 1808 yılında ilkokulu iyi derecede bitiren Donizetti’yi Bergamo’daki müzik lisesine yazdırdı.Burada Bavyeralı rahip ve opera bestecisi Giovanni Simone Mayr’dan armoni dersleri aldı.Bir süre sonra Bolanya’ya giderek Pilotti ve P.Mattei’den kontrpuan ve bestecilik eğitimi aldı. Donizetti ilk başarısını 1818 yılında Venedik’teki San Luka Tiyatrosu’nda sahnelenen “Borgonya Kontu Enrico” adlı operasıyla kazandı. Sanatçı eserlerinde Rossini’yi örnek olarak benimsedi ve verimlilik açısından onu bile geçerek her yıl en az 3-4 opera besteledi. 1827 yılında daha ileri giderek müzik organizatörü Barbaja’nın aracılığı ile Napoli, Milano ve Viyana tiyatroları için üç yılda 12 opera besteledi. Donizetti’nin ünü 1830 yılında başrolünü Giuditta’nın oynadığı “Anna Bolena” adlı operasıyla henüz 33 yaşındayken Avrupa başkentlerine ve sonunda da Amerika’ya ulaştı. Bunun ardından 1832’de 2 perdelik “Aşk İksiri” adlı eseri, 1833’de de “Lucrezia Borgia” adlı eserini bitirdikten sonra 1834’de Napoli Müzik Okulu’nun Profesörlüğüne, bir süre sonrada müdürlüğüne atandı. 1835’de İskoçya’da, 1700 tarihinde geçen bir olayı konu alan 3 perdelik görkemli “Lammermorlu Lucia” adlı operasını yazdığı yıl , Rossini emekliye ayrılmış, Bellini, genç yaşta hayatını kaybetmesi nedeniyle meydan Donizetti’ye kaldı. 1839’da bir operasının sansürlenmesi üzerine Paris’e gitti ve oraya yerleşerek başkentin operası için sipariş edilen, “Alayın Kızı” ve “Kralın Gözdesi” adlı operaları yazdı. Donizetti, İtalya’ya döndükten sonra 1841’de Roma’da ve Milano’da sahneye konan iki operası büyük başarı kazandı. 1842 ise Viyana’da sergilenen operaları o kadar çok beğenildi ki imparator, Donizetti’ya Saray Besteciliği ve İmparatorluk Orkestra Şefliği payesi verdi. Donizetti, 1828 yılındayken severek evlendiği eşi Virginya Vasseli’yi kaybettikten sonra kendini giderek melankoliğe kaptırdı. Paris’te o neşeli ve hareketli eserlerinin sahneye koyulduğu sıralarda büyük bir hastalığı yakalanan Donizetti sonunda akıl dengesini yitirerek 1847 yılında doğduğu yer olan Bergamo’ya getirildi. Ardından bir yıl geçtikten sonra hastalık nöbetleri arasında henüz 50 yaşındayken Bergamo’da 8 Nisan 1848 yılı hayatını kaybetti. Önemli Eserleri: Büyük Alfredo, Liverpoollu Emilia, Tiyatroya Uyanlar ve Uymayanlar, Sardaam Belediye Başkanı, Golconda Kraliçesi, Kutsal Perşembe, Kenilworth Şatosu, San Domingo Adasındaki Çılgın, Verghy’nin Mücevheri, Byron’dan, Don Pasquale. # Il Pigmalione (1816; 13.10.1960 Teatro Donizetti, Bergamo) # Enrico di Borgogna (14.11.1818 Teatro San Luca, Venice) Enrico di Borgogna (14.11.1818 Teatro San Luca, Venedik) # Una follia (17.12.1818 Teatro San Luca, Venice) (lost) Una follia (17.12.1818 Teatro San Luca, Venedik) (kayıp) # Le nozze in villa (1821? Teatro Vecchio, Mantua) Villada Le nozze (1821? Teatro Vecchio, Mantua) # Il falegname di Livonia , ossia Pietro il grande (26.12.1819 Teatro San Samuele, Venice) Il falegname di Livonia, ossia Pietro il grande (26.12.1819 Teatro San Samuele, Venedik) # Zoraïda di Granata (28.1.1822 Teatro Argentino, Rome) Zoraida di Granata (28.1.1822 Teatro Argentino, Roma) # La zingara (12.5.1822 Teatro Nuovo, Naples) La zingara (12.5.1822 Teatro Nuovo, Napoli) # La lettera anonima (29.6.1822 Teatro del Fondo, Naples) La Lettera Anónima (29.6.1822 Teatro del Fondo, Napoli) # Chiara e Serafina , ossia I pirati (26.10.1822 Teatro alla Scala Milan) Chiara e Serafina, ossia ben pirati (26.10.1822 Teatro alla Scala Milan) # Alfredo il grande (2.7.1823 Teatro San Carlo, Naples) Alfredo il grande (2.7.1823 Teatro San Carlo, Napoli) # Il fortunato inganno (3.9.1823 Teatro Nuovo, Naples) Il Fortunato inganno (3.9.1823 Teatro Nuovo, Napoli) # Zoraïda di Granata [rev] (7.1.1824 Teatro Argentino, Rome) Zoraida di Granata [rev] (7.1.1824 Teatro Argentino, Roma) # L'ajo nell'imbarazzo (4.2.1824 Teatro Valle, Rome) L'Ajo nell'imbarazzo (4.2.1824 Teatro Valle, Roma) # Emilia di Liverpool (28.7.1824 Teatro Nuovo, Naples) ( L'eremitaggio di Liverpool ) Emilia di Liverpool (28.7.1824 Teatro Nuovo, Napoli) (L'eremitaggio di Liverpool) # Alahor in Granata (7.1.1826 Teatro Carolino, Palermo) Alahor Granata içinde (7.1.1826 Teatro Carolino, Palermo) # Don Gregorio [rev of L'ajo nell'imbarazzo ] (11.6.1826 Teatro Nuovo, Naples) Don Gregorio [L'Ajo nell'imbarazzo of rev] (11.6.1826 Teatro Nuovo, Napoli) # Elvida (6.7.1826 Teatro San Carlo, Naples) Elvida (6.7.1826 Teatro San Carlo, Napoli) # Gabriella di Vergy (1826; 29.11.1869 Teatro San Carlo, Naples) ( Gabriella ) Gabriella di Vergy (1826; 29.11.1869 Teatro San Carlo, Napoli) (Gabriella) # Olivo e Pasquale (7.1.1827 Teatro Valle, Rome) Olivo e Pasquale (7.1.1827 Teatro Valle, Roma) # Olivo e Pasquale [rev] (1.9.1827 Teatro Nuovo, Naples) Olivo e Pasquale [rev] (1.9.1827 Teatro Nuovo, Napoli) # Otto mesi in due ore (13.5.1827 Teatro Nuovo, Naples) ( Gli esiliati in Siberia ) Nedeniyle ore (13.5.1827 Teatro Nuovo, Napoli) Sibirya'da (Gli esiliati) Otto mesi # Il borgomastro di Saardam (19.8.1827 Teatro del Fondo, Naples) Il borgomastro di Saardam (19.8.1827 Teatro del Fondo, Napoli) # Le convenienze teatrali (21.11.1827 Teatro Nuovo, Naples) Le convenienze teatrali (21.11.1827 Teatro Nuovo, Napoli) # L'esule di Roma , ossia Il proscritto (1.1.1828 Teatro San Carlo, Naples) L'esule di Roma, ossia Il proscritto (1.1.1828 Teatro San Carlo, Napoli) # Emilia di Liverpool [rev] (8.3.1828 Teatro Nuovo, Naples) Emilia di Liverpool [rev] (8.3.1828 Teatro Nuovo, Napoli) # Alina, regina di Golconda (12.5.1828 Teatro Carlo Felice, Genoa) Alina, regina di Golconde (12.5.1828 Teatro Carlo Felice, Cenova) # Gianni di Calais (2.8.1828 Teatro del Fondo, Naples) Gianni di Calais (2.8.1828 Teatro del Fondo, Napoli) # Il paria (12.1.1829 Teatro San Carlo, Naples) Il Paria (12.1.1829 Teatro San Carlo, Napoli) # Il giovedi grasso (26.2.1829? Teatro del Fondo, Naples) ( Il nuovo Pourceaugnac ) Il giovedi Grasso (26.2.1829? Teatro del Fondo, Napoli) (Il nuovo Pourceaugnac) # Il castello di Kenilworth (6.7.1829 Teatro San Carlo, Naples) Il Castello di Kenilworth (6.7.1829 Teatro San Carlo, Napoli) # Alina, regina di Golconda [rev] (10.10.1829 Teatro Valle, Rome) Alina, regina di Golconde [rev] (10.10.1829 Teatro Valle, Roma) # I pazzi per progetto (6.2.1830 Teatro San Carlo, Naples) Ben pazzi başına progetto (6.2.1830 Teatro San Carlo, Napoli) # Il diluvio universale (28.2.1830 Teatro San Carlo, Naples) Il diluvio universale (28.2.1830 Teatro San Carlo, Napoli) # Imelda de' Lambertazzi (5.9.1830 Teatro San Carlo, Naples) Imelda de 'Lambertazzi (5.9.1830 Teatro San Carlo, Napoli) # Anna Bolena (26.12.1830 Teatro Carcano, Milan) Anna Bolena (26.12.1830 Teatro Carcano, Milan) # Le convenienze ed inconvenienze teatrali [rev of Le convenienze teatrali ] (20.4.1831 Teatro Canobbiana, Milan) Le convenienze inconvenienze teatrali [ed Le convenienze teatrali of rev] (20.4.1831 Teatro Canobbiana, Milan) # Gianni di Parigi (1831; 10.9.1839 Teatro alla Scala Milan) Gianni di Parigi (1831; 10.9.1839 Teatro alla Scala Milan) # Francesca di Foix (30.5.1831 Teatro San Carlo, Naples) Francesca di Foix (30.5.1831 Teatro San Carlo, Napoli) # La romanziera e l'uomo nero (18.6.1831 Teatro del Fondo, Naples) (libretto lost) La romanziera e l'uomo nero (18.6.1831 Teatro del Fondo, Napoli) (libretto kayıp) # Fausta (12.1.1832 Teatro San Carlo, Naples) Fausta (12.1.1832 Teatro San Carlo, Napoli) # Ugo, conte di Parigi (13.3.1832 Teatro alla Scala Milan) Ugo, conte di Parigi (13.3.1832 Teatro alla Scala Milan) # L'elisir d'amore (12.5.1832 Teatro Canobbiana, Milan) L'eLiSiR d'amore (12.5.1832 Teatro Canobbiana, Milan) # Sancia di Castiglia (4.11.1832 Teatro San Carlo, Naples) Sancia di Castiglia (4.11.1832 Teatro San Carlo, Napoli) # Il furioso all'isola di San Domingo (2.1.1833 Teatro Valle, Rome) Il Furioso all'isola di San Domingo (2.1.1833 Teatro Valle, Roma) # Otto mesi in due ore [rev] (1833, Livorno) Nedeniyle cevher Otto mesi [rev] (1833, Livorno) # Parisina (17.3.1833 Teatro della Pergola, Florence) Parisina (17.3.1833 Teatro della Pergola, Floransa) # Torquato Tasso (9.9.1833 Teatro Valle, Rome) Torquato Tasso (9.9.1833 Teatro Valle, Roma) # Lucrezia Borgia (26.12.1833 Teatro alla Scala Milan) Lucrezia Borgia (26.12.1833 Teatro alla Scala Milan) # Il diluvio universale [rev] (17.1.1834 Teatro Carlo Felice, Genoa) Il diluvio universale [rev] (17.1.1834 Teatro Carlo Felice, Cenova) # Rosmonda d'Inghilterra (27.2.1834 Teatro della Pergola, Florence) Rosmonda d'Inghilterra (27.2.1834 Teatro della Pergola, Floransa) # Maria Stuarda [rev] (18.10.1834 Teatro San Carlo, Naples) ( Buondelmonte ) Maria Stuarda [rev] (18.10.1834 Teatro San Carlo, Napoli) (Buondelmonte) # Gemma di Vergy (26.10.1834 Teatro alla Scala Milan) Gemma di Vergy (26.10.1834 Teatro alla Scala Milan) # Maria Stuarda (30.12.1835 Teatro alla Scala Milan) Maria Stuarda (30.12.1835 Teatro alla Scala Milan) # Marin Faliero (12.3.1835 Théâtre-Italien, Paris) Marin Faliero (12.3.1835 Théâtre-Italien, Paris) # Lucia di Lammermoor (26.9.1835 Teatro San Carlo, Naples) Lucia di Lammermoor (26.9.1835 Teatro San Carlo, Napoli) # Belisario (4.2.1836 Teatro La Fenice, Venice) Belisario (4.2.1836 Teatro La Fenice, Venedik) # Il campanello di notte (1.6.1836 Teatro Nuovo, Naples) Il campanello di notte (1.6.1836 Teatro Nuovo, Napoli) # Betly , o La capanna svizzera (21.8.1836 Teatro Nuovo, Naples) Betly, o la capanna Svizzera (21.8.1836 Teatro Nuovo, Napoli) # L'assedio di Calais (19.11.1836 Teatro San Carlo, Naples) L'assedio di Calais (19.11.1836 Teatro San Carlo, Napoli) # Pia de' Tolomei (18.2.1837 Teatro Apollo, Venice) Pia de 'Tolomei (18.2.1837 Teatro Apollo, Venedik) # Pia de' Tolomei [rev] (31.7.1837, Sinigaglia) Pia de 'Tolomei [rev] (31.7.1837, Sinigaglia) # Betly [rev] ((?) 29.9.1837 Teatro del Fondo, Naples) Betly [rev] ((?) 29.9.1837 Teatro del Fondo, Napoli) # Roberto Devereux (28.10.1837 Teatro San Carlo, Naples) Roberto Devereux (28.10.1837 Teatro San Carlo, Napoli) # Maria de Rudenz (30.1.1838 Teatro La Fenice, Venice) Maria de Rudenz (30.1.1838 Teatro La Fenice, Venedik) # Gabriella di Vergy [rev] (1838; 8.1978 recording, London) Gabriella di Vergy [rev] (1838; 8,1978 kayıt, Londra) # Poliuto (1838; 30.11.1848 Teatro San Carlo, Naples) Poliuto (1838; 30.11.1848 Teatro San Carlo, Napoli) # Pia de' Tolomei [rev 2] (30.9.1838 Teatro San Carlo, Naples) Pia de 'Tolomei [rev 2] (30.9.1838 Teatro San Carlo, Napoli) # Lucie de Lammermoor [rev of Lucia di Lammermoor ] (6.8.1839 Théâtre de la Rennaisance, Paris) Lucie de Lammermoor [Lucia di Lammermoor of rev] (6.8.1839 Théâtre de la Rennaisance, Paris) # Le duc d'Albe (1839; 22.3.1882 Teatro Apollo, Rome) ( Il duca d'Alba ) Le Duc d'Albe (1839; 22.3.1882 Teatro Apollo, Roma) (Il Duca d'Alba) # Lucrezia Borgia [rev] (11.1.1840 Teatro alla Scala Milan) Lucrezia Borgia [rev] (11.1.1840 Teatro alla Scala Milan) # Poliuto [rev] (10.4.1840 Opéra, Paris) ( Les martyrs ) Poliuto [rev] (10.4.1840 Opéra, Paris) (Les şehit) # La fille du régiment (11.2.1840 Opéra-Comique, Paris) La fille du Régiment (11.2.1840 Opéra-Comique, Paris) # L'ange de Nisida (1839; ?) L'ange de Nisida (1839;?) # Lucrezia Borgia [rev 2] (31.10.1840 Théâtre-Italien, Paris) Lucrezia Borgia [rev 2] (31.10.1840 Théâtre-Italien, Paris) # La favorite [rev of L'ange de Nisida ] (2.12.1840 Opéra, Paris) La en sevdiğim [L'ange de Nisida of rev] (2.12.1840 Opéra, Paris) # Adelia (11.2.1841 Teatro Apollo, Rome) Adelia (11.2.1841 Teatro Apollo, Roma) # Rita , ou Le mari battu (1841; 7.5.1860 Opéra-Comique, Paris) ( Deux hommes et une femme ) Rita, ou Le mari battu (1841; 7.5.1860 Opera Comique, Paris) (Deux hommes et une femme) # Maria Padilla (26.12.1841 Teatro alla Scala Milan) Maria Padilla (26.12.1841 Teatro alla Scala Milan) # Linda di Chamounix (19.5.1842 Kärntnertortheater, Vienna) Linda di Chamounix (19.5.1842 Kärntnertortheater, Viyana) # Linda di Chamounix [rev] (17.11.1842 Théâtre-Italien, Paris) Linda di Chamounix [rev] (17.11.1842 Théâtre-Italien, Paris) # Caterina Cornaro (18.1.1844 Teatro San Carlo, Naples) Caterina Cornaro (18.1.1844 Teatro San Carlo, Napoli) # Don Pasquale (3.1.1843 Théâtre-Italien, Paris) Don Pasquale (3.1.1843 Théâtre-Italien, Paris) # Maria di Rohan (5.6.1843 Kärntnertortheater, Vienna) Maria di Rohan (5.6.1843 Kärntnertortheater, Viyana) # Dom Sébastien (13.11.1843 Opéra, Paris) Dom Sébastien (13.11.1843 Opéra, Paris) # Dom Sébastien [rev] (6.2.1845 Kärntnertortheater, Vienna) Dom Sébastien [rev] (6.2.1845 Kärntnertortheater, Viyana)
  20. Aaron Copland, (14 Kasım 1900, New York - 2 Aralık 1990, New York), Amerikan klasik müziğinin öncüsü kabul edilen bestecidir. New York’ta, henüz ABD’nin müzik dünyasında bestecileri ile tanınmadığı bir dönemde dünyaya geldi. Piyano çalmayı ablasından öğrendi. 15 yaşında besteci olmaya karar verdi. 1921’de müzik öğrenimi için Avrupa’ya gitti. Paris’te ünlü müzik öğretmeni Nadia Boulanger’in ilk Amerikalı öğrencisi oldu. 1920’lerde caz tadında eserler yazdı. Grogh adlı bale müziği ve Music for Theatre adlı senfonik caz eseri bu dönemin eseridir. Müziklerini 20. yüzyıla taşımaya çalışan Avrupalı klasik batı müziği bestecileri de aynı dönemde cazdan etkilenmişlerdi. Copland, tiyatro eserleri için bestelediği caz müziği etkisindeki ilk çalışmalarından sonra neo-klasisizm’in öncüsüsü Igor Stravinsky’nin etkisi ile daha katı bir klasik anlayışa ve soyut bir üsluba yöneldi. 1930’daki büyük ekonomik bunalım sonrasında insanların büyük bölümünün işsiz olduğu bir ülkede soyut eserler yazmanın anlamsız olduğunu düşünerek daha popüler çalışmalara yöneldi. Daha geniş bir dinleyici kitlesine ulaşanbilmek için müziği basitleştirme çabalarına katıldı. 1938’den itibaren yazdığı bale müzikleri müzik dünyasında etkili oldu: Billy the Kid, Rodeo, Appalachian Spring. II. Dünya Savaşı döneminde Cincinnati Orkestrası için "Lincoln Portrait" ve "Fanfare for the Common Man" adlı eserleri yazdı. 1950’lerde serializme (dizinsellik) yöneldi. 1965’de beste yapmayı bıraktı, ancak ders vermeye ve orkestra yönetmeye devam etti. 2 Aralık 1990’da New York’ta hayatını kaybetti. Copland daha çok bale ve orkestra eserleri ile tanınır, ancak bestelediği sekiz film müziği, Hollywood’a film müziği alanında gelişmesine büyük katkıda bulunmuştur. ABD'li besteci Aaron Copland yetkin bir orkestra şefi, eğitimci ve müzik yazarıdır. Copland'ın, ülkesinin halk müziği ve caz ritimleri ile kendi serbest üslubunun birleşmesinden doğan öz­gün bir anlatımı vardır. Rusya'dan ABD'ye göç eden Yahudi kö­kenli bir aileden gelen Copland, New York' un Brooklyn semtinde, kendi deyimiyle "ancak batakhane olarak tanımlanabilecek bir sokakta" doğdu. Müzik eğitimine küçük yaşlarda ablasından aldığı piyano dersleriyle başladı. 13 yaşında ilk kez bir piyano resitali­ne gittikten sonra piyanist, 15 yaşında da besteci olmaya karar verdi. Copland 1921'de, ABD'li çağdaş bestecile­rin birçoğunu yetiştirmiş olan Nadia Boulanger ile birlikte çalışmak üzere Paris'e gitti. Orada Bartök, Stravinski ve Schönberg'in müzikleriyle ilgilendi. 1924'te ABD'ye döndü ve bir otelde piyanist olarak çalışmaya başladı. Nadia Boulanger'nin isteği üzerine bestelediği Org ve Orkestra İçin Senfoni'nin Carnegie Hall'da seslendirilişiyle, özgün müziğini geniş bir çevreye duyurma olanağı buldu. Tiyatro İçin Müzik (1925) ve Piyano Kon­çertosu (1926) adlı yapıtlarında caz ritimleri kullanan sanatçı, müzikte çağdaş bir anlatıma ulaşmak için çalıştı. Copland daha sonraları caz müziğinden uzaklaştı. 1930'ların başlarında bestelediği yapıtlarında İgor Stravinski'nin soyut müziği­nin etkisi ağırlık kazandı. O yıllarda radyo ve sinema gibi iletişim araçlarıyla çağdaş müziğe yatkın bir izleyici kitlesinin yaratıldığını fark eden sanatçı, halk müziği temalarını kullana­rak daha sade bir anlatıma yöneldi. Billy the Kid (1938), Rodeo (1942) ve Appalaş Dağları'nda Bahar (1944) adlı bale yapıtlarının yanı sıra, Fareler ve İnsanlar (1939), Bizim Şehir (1940) ve Al Midilli (1948) adlı film müzikleri dünyanın pek çok yerinde sevildi ve beğe­nildi. Müzik konusundaki düşüncelerini "What to Listen for in Music" (1938; Müzik Nasıl Dinlenir) ve "Music and the Imagination" (1952; Müzik ve İmgelem) adlı yapıtlarında dile getiren Copland çağdaş müziğin gelişme­sine önemli katkılarda bulundu. Ünlü ABD'li besteci Aaron Copland 2 Aralık 1990'da, ABD'nin New York eyaletindeki North Tarrytown kentinde öldü. Caz ve halk müziğinden esin­lenen özgün besteleriyle ün kazanan Copland, 1964'te Başkanlık Özgürlük Madalyası' nı, 1979'da da "yaşam boyu, güzel sanatlar alanında Amerikan kültürüne yaptığı büyük katkılar" nedeniyle Kennedy Merkezi Ödü­lü'nü almıştı. BESTELERI * Fanfare for the Common Man * Short Symphony * Dance Symphony * Third Symphony * Appalachian Spring (ballet) * Grohg (ballet) * Billy the Kid (ballet) * Rodeo (ballet) * Lincoln Portrait * Eight Poems of Emily Dickinson * Dance Panels * El Salon Mexico * The Red Pony Suite * Danzon Cubano * Three Latin American Sketches * Music for Theater * Music for Movies
  21. Claude DEBUSSY 22 August 1862 - 25 March 1918 (age 55) Claude Debussy (d. 22 Ağustos 1862- 25 Mart 1918) 20. yüzyılın en önemli Fransız bestecilerinden birisidir. Frederic Chopin’den bu yana piyano müziğinin en önemli bestecisi sayılır. Paris yakınlarında doğan Claude Debussy’nin anne ve babası porselen eşya satan bir dükkân işletmekteydi. Müzikal yeteneği ilk defa Chopin’in bir öğrencisi olan piyano öğretmeni Bayan Maut de Fleurville tarafından keşfedilmiştir. Bayan Maut, onu Paris Konservatuarı’na gönderdi ve Debussy orada 1872’den itibaren 10 yıl eğitim gördü. Debussy, başlangıçta piyano virtüözü olmak istiyordu fakat 1878 ve 1879’daki piyano sınavlarında kalınca bu fikirden vazgeçti; Ernest Guiraud’un kompozisyon derslerin devam etti ve bu sayede 1884’te Roma Ödülü’nü alarak Roma’da 3 yıl eğitim görme şansına erişti. Claude Debussy, piyano öğretmeni Marmontel’in kendisini tavsiye etmesi üzerine 1879-1882 yılları arasında Bayan Nadezhda Filaretovna von Meck’i evinde özel piyanist olarak çalışma şansına erişmişti. Bir Rus mühendisin zengin dul eşi olan Bayan von Meck, evinde daima bir piyanist, bir kemancı ve bir çellocu bulundururdu. Tchaivkosky’nin finansal destekçisi idi ve iletişimini yıllar boyu sadece mektuplarla sürdürdüğü Tchaivkosky’e hayrandı. Debussy, onun evinde bol bol Tchaivosky’nin oda müziği eserlerini ve patronunun istekleri doğrultusunda doğaçlama eserler çaldı; çocuklara piyano dersi verdi ve bir yaz Bayan von Meck ile birlikte Floransa, Venedik, Viyana ve Moskova’yı gezdi. Bu gezi sırasında Viyana’da Wagner’in Tristan und Isolde operasını dinleyerek çok etkilendi. 1888-1889’da Bayreuth Festivali’ne giderek Wagner’in müziğini dinleyen ve etkisinde kalan Debussy, daha sonra Wagner’in müzik yaklaşımını reddetmiştir. 1890’lar Debussy’nin kariyerindeki en verimli dönemdir. Bu dönemin en önemli eseri Pell as et M lisande opeasıdır. Bu eserin 1902’de seslendirilişi uluslar arası bir başarı oldu. Pell as’dan sonra ünlenen Debussy, Avrupa başkentlerini gezerek eserlerini piyanist veya orkestra şefi olarak seslendirdi. Bu dönemde yazdığı makalelerle esprili bir eleştirmen olarak da tanındı. 1887’den itibaren kendisini bir besteci olarak gören Debussy, kendi eserlerini çaldığı bazı zamanlar hariç sahneye piyanist veya orkestra şefi olarak çıkmadı. Arkadaş çevresi müzisyenlerden değil, şair Stéphane Mallarmé‘nin evinde empresyonist şairler ve ressamlardan oluşuyordu. Bu çevrenin etkisi ilk önemli orkestra eseri L’aprésmidi d’un Faune (Bir tabiat ilahının öğleden sonrası) adlı senfonik şiirinde kendisini gösterir. Bu eserin 1894’te sahnelenmesi, empresyonist müziğin doğuşuna işaret eder ve Debussy’nin 20 yıl sürecek en verimli dönemini başlatır. Bu dönemde Noktürnler, Deniz, Tablolar adlı orkestra eserlerini, çok sayıda piyano eserini, çeşitli şarkılar ve oda müziği eserleri, bale müziği ve tek operasını yazdı. Debussy’nin çok sayıda kadınla ilişkisi olmuştu. Bu kadınlardan metresi Gabrielle Dupont intihara teşebbüs etmiştir. Ayrıca Debussy de sanatçılara özgü bir tutku yoğunluğuyla sürekli intihar düşüncesi taşımaktaydı. 1899’da bir terzi olan Rosalie Texier ile evlendi. 1904’te eşini, bir bankasının eşi olan amatör şarkıcı Emma Bardac için terketti. Emma ile bir apartman dairesine taşındı ve ömrünün geri kalanını orada geçirdi. 1905’te Claude-Emma adlı kızı doğdu ve 1908’de Bayan Bardac ile evlendi. Children’s Corner (Çocukların Köşesi) adlı eserini kızına adadı. Kansere yakalanan ve bu hastalık yüzünden enerjisi tükenen Debussy, her şeye rağmen beste yapmayı sürdürmeye çalıştı ancak 1914’te I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesi üzerine müziğe olan ilgisini kaybetti. “Bu kadar insan kahramanca ölümle yüzleşirken ne gülebildiğini ne de gözyaşı dökebildiğini” söyledi ve 1 yıl süren bir sessizliğe gömüldü. Ancak daha sonra besteleriyle mücadeleye katılması gerektiğini düşünerek en son eserlerini verdi. Son eseri olan piyano ve keman için sonatı 1917’de seslendirildi ve Debussy, piyanoyu kendisi çaldı. 1918’in Mart ayında Paris bombardımanında hayatını kaybetti. Debussy, en önemli eserlerini piyano için bestelemiştir. Eserleriyle piyano çalma tekniklerinde devrim yaratmıştır. 20. yüzyıl başında, çağdaşları üzerinde Debussy kadar etki yaratan Schönberg dışında kimse yoktur. Debussy adı yaşadığı dönemde empresyonizm ile özdeşlemişti.Bunun yanı sıra piyano eserleri de büyük ilgi görür. BESTELERI Quantity: considerable Style: Impressionism Best known works: - Clair de Lune - Prelude à L'après-midi d'un faune - La Mer Genres: -38 piano works -35 songs -chamber music including works for piano, cello, violin, flute, viola, harp, clarinet, bassoon, tumpet opera: started 5 but completed only 1 - Pelleas et Melisande -4 ballets -14 orchestral works -34 'dramatic' works
  22. "Geçmiş dert için yakınmak ,yeni dert edinmektir." (Shakespear)
  23. Zafer " Zafer benimdir" diyebienlerindir..
  24. Tehlike öğretilmez.. GOETHE
  25. Tarih,hükümdarların en iyi danışmanıdır. T. CARLYL

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.

Account

Navigation

Tarayıcı push bildirimlerini yapılandırın

Chrome (Android)
  1. Adres çubuğunun yanındaki kilit simgesine dokunun.
  2. İzinler → Bildirimler seçeneğine dokunun.
  3. Tercihinizi ayarlayın.
Chrome (Desktop)
  1. Adres çubuğundaki kilit simgesine tıklayın.
  2. Site ayarları seçeneğini seçin.
  3. Bildirimler seçeneğini bulun ve tercihinizi ayarlayın.