bozan tarafından postalanan herşey
-
Neden yanar canımız?
Bir şiir. hafif, yenik, ümidi var mıdır? dün, çoğu zaman, azab-ı ızdırapta bir ruh, bağışla, durmasın, kapanmasın yollarımız. bozan
-
sezerin afları...
İşte yaşlı, hasta affedilen teröristler aşağıdaki yazılar türlü sitelerden alıntılardır. Doğuda devam eden operasyonlarda PKK'nın sözde silahlı kanat sorumlusu Cengizhan Pilav sağ yakalandı. Pilav'ın 2002'de Cumhurbaşkanı tarafından affedildiği ortaya çıktı. 09 Nisan 2007 16:05 Türk Silahlı Kuvvetleri, son iki gün içinde 7 güvenlik görevlisini şehit olduğu, Bingöl, Tunceli ve Şırnak'ta büyük çaplı bir operasyon başlattı. Hava destekli sürdürülen operasyonlarda PKK'lı teröristlerle sıcak temasın sağlandığı Pülümür'de 3 terörist öldürüldü. Tunceli'nin Hozat İlçesi kırsal kesiminde de dün güvenlik güçleriyle çatışmaya giren 2'si kadın DHKP-C'li 4 terörist ölü ele geçirildi. Güvenlik güçleri sürdürdükleri operasyonda örgütün sözde silahlı kanat sorumlusu olan Cengizhan Pilav’ı sağ olarak ele geçirildi. Pilav'ın 2002 yılında cezaevinde ölüm orucu eylemi sırasında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından affedildiği öğrenildi. Pilav'ın aftan sonra Yunanistan'a kaçtığı ve burada eğitim aldıktan sonra geçen yıl 6 teröristle birlikte Tunceli kırsal kesimine geldiği belirtildi. Gözaltına alınan Pilav’ın sorgusunun sürdürülüyor. SAYIN SEZER'İN AFETTİĞİ TERÖRİSTLER... 2001 BİLANÇOSU Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer 2001'de 15 mahkumu afetti. Bunlardan ikisi küçük yaştaki çocuklara tecavüz biri ise PKK üyesiydi.. 2002'DE PATLAMA Cezaevlerinde yaşanan 2000'lerdeki açlık gervelerinin ardından; Köşk'te de af patlaması yaşandı..Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer; 2002 yılında 100'e yakın mahkumu affetti.Bunların büyük bölümü ise yasadışı örgüt mensuplarıydı; İlhan Demirel (Yasadışı örgüt), Yaşar Demircan (Devsol), Ramazan Çiçek (Anayasal Düzeni yıkmak), Metin Günay (TİKB/GK), Atilla Selçuk (Anayasal Düzeni yıkmak), Barış Kaya, Suat karabulut (Dev-Sol), Ümit Kanlı, Gülseven Öztürk (DHKP-C), Fatma Güzel, Ergün Bütüner (TKP-ML), Barış Yıldırım (DHKP-C), Hakkı Şeker (DHKP-C), Nuray Gezici (Dev-Sol), Tamer Çadırcı, Ulaş Göktaş (DHKP-C), Mesut Avcı, Madımak Özen (DHKP-C), Ayten Eren (DHKP-C), Özgül Dede (DHKP-C), Yüksel Doğan (PKK), Murat Candar (TİKB/GK), Mustafa Genç, Ayla Özcan, İbrahim Tekin, Semra Askeri, Mehmet Şahin (DHKP-C),Gülperi Özen (DHKP-C), Haydar Baran (TKİP-Ekim) M.Erkan Çetin (Dev-Sol), Hatun An, Hakan Baran, Yılmaz Babatümgöz (MLKP), Resul Ayaz (MLKP/K), Zeynel Yıldız, Nazan yılmaz (DHKP-C), Hasan Çebe (TİKB) Ertuğral Kaya (DHKP-C), Mete Yalçın (TİKB), Barış Gönülşen (TİKB), Esmehan Ekinci (TİKB), Mehmet Acettin (MLKP), Mehmet Leylek (MLKP), Erol Altıokka (TİKB) Ercan Uçuk (TKP/ML-TİKKO), Ali Şahmo (TKP/ML-TİKKO), Gürban Hızmay (DHKP-C), Sadık Yılmaz (MLKP/K), Aydan Odabaş (DHKP-C), Petek Türkkmen (TİKB), Haydar Özbilgin (MLKP), Muharrem Kurşun (MLKP), Leyla Alp (DHKP-C), Sedat Felek (TKP/ML-TİKKO), Şudaman Kamancı (Ekim), Ali Haydar Geckin (TKP/ML-TİKKO), Gamze Bayram (DHKP-C), Sibel Horasan (Dev-Sol), Hüseyin Ali Günay (TKP/ML), Erdal Arıkan, Suzan Baran (TKP/ML-TİKKO), Namık Kemal Bektaş (MLKP), Nuray Özçelik (TİKB), Hülya Türüç (TİKB), Mammut Yücel (TKP/ML-TİKKO), Ömer Ünal (TİKB), İsmet Sınağ (DHKP-C), Makbule Akdeniz (TİKB), Cem Şahin(DHKP-C), İnayet Günenç (TİKB) 2003'TE 123 AF Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer 2003 yılında bu alanda kendisinin rekorunu egale etti.. Sezer; tam 123 mahkumu sağlık gerekçesiyle affetti.. Bunlardan 38'i DHKP-C ve Dev-Sol örgütü mensubu, 18'i ise TKP-ML TİKKO örgütü üyesi olmaktan cezaevindeydi..Diğer örğüt üyeleri dığımılı ise şöyle; TİKB(14), THKP)4) TKİH(1)DHP(1) PKK (3) TKEP (2) TDKP(2) BELİRSİZ (10) Sezer 2004 yılında TKP-ML üyesi Semiral Yılmaz ve Hüseyin Yıldırım'ın da aralarında bulunduğu 9 mahkumu yine aynı gerekçeyle sağlık sağlık gerekçesiyle affetti..2005'te ise affettiği 5 mahkumdan sadece biri İbrahim Ayhan Özgül; yasadışı Dev-Sol örgütü üyesiydi..Sezer'in 2006'da affettiği son mahkum ise Eşini öldüren ve sürekli kocama hali olan Mustafa Albaş oldu. alıntılayan bozan
-
Türk-Kürt çatışmasına hayır!
Halkın egemenliğine karşı çıkanlar dün ''Kuzey ırak bataklıktır, girilmez'' derken, bugün girmezsek olmaz diyenlerdir. Bir aydır kökten laikçi-dinci çatışması çıkaramayan güçler şimdi Türk-Kürt çatışması çıkarmak isyeenlerdir, tıpkı alevi-sünni, sağcı-solcu çatışmalarını çıkardıkları gibi... Her türlü ayırımcılığa, her türlü anti-demokratik yapılanmaya, baskıcılara, tehlikecilere hayır... biz Bozan olarak, bu ülkeyi seven her vatan evladı gibi her türlü şiddete ve ayrımcılığa hayır diyoruz. Yaşasın barış yaşasın kardeşlik... bozan
-
Çılgın Türklere Nasihatlar
bozan'a bir destek de okay gönensinden Ankara’da patlayan bomba, başka şehirlerde yine bombalı eylem hazırlıklarının ortaya çıkması Türkiye’ye kurulan tuzağın boyutlarını gösteriyor. Tuzağın bir boyutu içeride diğeri ise Kuzey Irak’ta. Ama iki unsurun bir araya getirilmesi, Türkiye’nin önümüzdeki 15-20 yılda yine büyük sorunlarla boğuşması, her türlü toplumsal gelişimin durması anlamına geliyor. *** Bombaların ucunda PKK’nın çıkması, DTP’nin seçim öncesi dönemdeki siyasal faaliyetleri açısından önemli zorluklar yaratabilir. DTP de diğer siyasi partiler gibi toplantılar, mitingler yapmak isteyecek, ancak her toplantı, her miting gerilim kaynağı olacaktır. Bu toplantılarda ortaya çıkabilecek bazı olumsuz olaylarla da gerilimin içerdeki boyutu iyice büyüyecektir. Tuzağın ikinci boyutu, birincisiyle sıkı sıkıya bağlı olan Kuzey Irak tuzağıdır. PKK’nın son eylemleri, yine ardı ardına gelen şehit cenazelerinin yarattığı haklı duygusal ortamda toplumun geniş bir kesiminde Kuzey Irak’a yapılacak bir askeri müdahale büyük haklılık kazanacaktır. *** Aslında Türk askeri Kuzey Irak’ta defalarca operasyon yapmıştır. Üstelik operasyonlar bu bölgede bir yönetim boşluğunun olduğu dönemde, Kürt aşiretlerinin bugünkü gibi bağımsız bir askeri örgütlenmesinin olmadığı dönemde yapılmış ve Barzani ya da Talabani güçleriyle bir çatışma olmamıştır. Bugün Kuzey Irak Kürtleri egemen oldukları toprağı bağımsız Kürdistan olarak görmektedir. Ayrıca bu durum, resmen ilan edilmemiş olmasına rağmen dünya tarafından da bir oldu-bitti olarak kabul edilmiştir. Bunun anlamı Kuzey Irak’a Türk askerinin girmesinin sonuçlarının önceki dönemden farklı olacağı ihtimalinin yüksekliğidir. Yani Kuzey Irak Kürt yönetimi bu operasyonu kendi bağımsızlığına saldırı olarak görecek ve şu anda varolan Amerikan desteğiyle karşı koyacaktır. Bunun anlamını ve sonuçlarını da iyi düşünmek gerekir. Türk askeri Kuzey Irak Kürt kuvvetlerinin karşı koymasıyla bölgeden “çıkarılmış” durumuna giremez, dolayısıyla da çatışmaların ulaşacağı boyutu tahmin etmek güçtür. Böyle bir operasyona karşı, zaten yıllardır bunu bekleyen PKK’nın da tedbir alacağı bellidir. Bu tedbir ille de çatışma olmayabilir, ama üzerinde bu kadar konuşulan bir operasyonun hedeflerini ne ölçüde gerçekleştirebileceği de başka bir konudur. *** Şunu düşünelim: Türk Silahlı Kuvvetleri Kuzey Irak’a girmiş... Peşmergelerle çatışmalar oluyor... Amerika Türkiye’yi bir egemen devletin topraklarını işgal girişiminde bulunmakla suçluyor... Türkiye, Birleşmiş Milletler’de suçlanıyor... Türkiye Avrupa Birliği’nde suçlanıyor... Çatışmalar devam ederken Türk topraklarında da bombalar patlıyor... Kuzey Irak’tan şehit cenazeleri gelirken büyük şehirlerde sivillerin; kadın, çocuk sivillerin bombalarla parcalanmış cenazeleri kalkıyor... Büyük şehirlerde kimse gece sokağa çıkmıyor, herkes koşarak işinden evine dönüyor, kapanıyor... Halktaki öfke büyüyor. Bu öfkeyi şiddete yönlendirmek isteyenler ortaya çıkıyor. Bu arada Türk ekonomisi de duruyor... Yabancı sermayenin gelmesi, işsizliğin azalması bir rüya oluyor; varolan sermaye de kaçıyor, işsizlik tırmanarak artıyor... Büyük şehirlerde asayiş sorunu da katlanarak artıyor... *** İşte Türkiye’nin çekilmek istediği tuzağın boyutları bu kadar açıktır. Bu planı yapanlar herhalde Türkiye’de bu tuzağa düşecek safdillere ya da bu yolla Türkiye’yi Batı’dan uzaklaştırmak isteyenlere güvenmektedir ki bu büyük tuzağı kurmuşlardır. Böyle bir tuzağa bilerek, göz göre göre düşmenin hiçbir gerekçesi olamaz, düşenleri de tarih ve gelecek kuşaklar affetmez. alıntılayan bozan
-
sezerin afları...
al sana tarafsızlık tepe tepe kullan Aflarıyla gündem oluşturan Cumhurbaşkanı Sezer’in, affettiği yasadışı örgüt hükümlüleri arasında 28 TİKB’li bulunuyor. Sezer’in affettiği yasadışı Türkiye İhtilalci Komünist Birliği üyeleri şunlar: Metin Günay - TİKB örgüt üyesi (15 Ocak 2002) Murat Çandar - TİKB’li (11 Temmuz 2002) Haydar Baran - TİKB örgüt üyesi (28 Ağustos 2002) Hasan Çebe- TİKB örgüt üyesi (1 Ekim 2002) Mete Yalçın - TİKB’li patlayıcı atmak (9 Ekim 2002) Barış Gönülşen - TİKB’li patlayıcı atmak (9 Ekim 2002) Esmehan Ekinci- TİKB örgüt üyesi (9 Ekim 2002) Erol Altıokka- TİKB örgüt üyesi (17 Ekim 2002) Petek Türkmen- TİKB örgüt üyesi (16 Kasım 2002) Nuray Özçelik- TİKB örgüt üyesi (24 Aralık 2002) Ömer Ünal - TİKB örgüt üyesi (26 Ekim 2002) Makbule Akdeniz- TİKB örgüt üyesi (31 Aralık 2002) İnayet Günenç - TİKB örgüt üyesi (31 Aralık 2002) Necati Günenç- TİKB örgüt üyesi (10 Ocak 2002) Halil Doğan - TİKB’li bomba atma suçu (15 Ocak 2003) Ali Rıza Güngör - TİKB örgüt üyesi (15 Ocak 2003) Cenker Aslan- TİKB’li patlayıcı atmak (6 Şubat 2003) Canali Türkmen- TİKB örgüt üyesi (14 Mart 2003) Yüksel Mısrak- TİKB örgüt üyesi (16 Nisan 2003) Murat Ertekin- TİKB örgüt üyesi (20 Mayıs 2003) Yunus Güngör- TİKB örgüt üyesi (20 Mayıs 2003) Mustafa Yaşar- TİKB örgüt üyesi ve Anayasayı zorla değiştirmeye teşebbüs (26 Mayıs 2003) İsmail Hakkı Sadık- TİKB örgüt üyesi (6 Haziran 2003) Adem Kepeneklioğlu TİKB örgüt üyesi ve Anayasayı zorla değiştirmeye teşebbüs (18 Temmuz 2003) Turan Tarakçı- TİKB örgüt üyesi (18 Temmuz 2003) Mustafa Kerim Okatan- TİKB örgüt üyesi (29 Temmuz 2003) İsmail Yüce- TİKB örgüt üyesi ve Anayasayı zorla değiştirmeye teşebbüs (27 Ekim 2003) Hülya Türüç- TİKB örgüt üyesi (2002) alıntılayan bozan
-
Bozan'dan altı aylık değerlendirme.
Sevgili gönül dostları dört tarafı düşmanlarla çevrili, kimi zaman sel'e kimi zaman deprem'e, kimi zaman kar'a teslim olan cennet vatanımızın sevgili köylüleri, programımıza hoşgeldiniz..( alkışlar alkışlar...) Bu haftaki bir konu bir konuk programımızın konuğu yine sevgili bozan, hoşgeldiniz sayın bozan. - bozan; hoş gelirim ya da nahoş acelem var hemen mevzuya gelelim. - sunucu kız; pekala efendim, cumhurbaşkanlığına gidilen süreçte meydana gelen hadiseleri nasıl yorumluyorsunuz? - bozan; mesele bürokrasinin başını, cumhurun resisini cumhura seçtirmemektir, hepsi bu. Bu uğurda gerekirse kan döküleceklarini, gerektiğinde savaş bile çıkarabileceklerini daha evvel ifade etmiştik. bir sürü çorap ördüler, teziçe suikast denemesi, hrantın çldürülmesi, hristiyan misyonerlerin katledilmesi, patlatılan türlü patlayıcı maddeler aynı odakların oyunudur. - sunucu kız; yani sayın bozan, siz şimdi Türkiyeyi kuzey ıraka sokmaya çalışan güçlerle, ülkede mitink tertip eden ve ülkeyi kaosa sürüklemek isteyen güçlerin aynı kişiler olduğunu mu iddia ediyorsunuz? - bozan; bak kızım iddia etmiyorum, bu kadar sarışın olmak zorunda mısın, aynen böyle diyorum. - sunucu kız; peki sevgili bozan neler yapılırsa hadiseler durulur? - bozan; akp kapatılır, bir koalisyon hükümeti kururlur, sezer ömür boyu cumhurbaşkanı ilan edilir, ekonomik kriz çıkar da vatandaş perişan olursa siyasi ortam düzelir, yani bu ülkede hem siyasi hem ekonomik hem de sosyolojik ortamın hep birlikte düzelmiş olması imkansızdır. - sunucu kız; pekala sayın bozan vatandaş ne yapmalı? - bozan; önce yeni bir kriz çıkmasını istemiyorsa içlikleriyle denize girmeyi bırakıp bir an önce kendisine bir mayo almalı. Sonra da şayet başına bundan sonra felaket gelmesini istemiyorsa, her türlü provakasyona karşı sükunetini muhafaza etmeli. - sunucu kız; pekala sevgili bozan, terör nsaıl bitmeli, kuzey ıraka girilmeli mi? - bozan; terörün bitmesi için toplumsal uzlaşma şarttır, kuzey ıraka operasyon uzun vadede Türkiye'nin toprak bütünlüğünün sonu olabilir, kısa vedede ekonomik sıkıntı, koalisyon hükümetleri, enflasyon ve getirir. - sunucu kız; önümüzdeki günlerde bizleri neler bekliyor? - bozan; halk artık dolmuşa binmiştir, ilk durak seçimlerdir, fakat yeni anayasa yorumuna göre cumhurbaşkanını meclis seçemeyeceği için, bürokrasi de cumhurbaşkanını halka seçtirmeyeceği için ülke kaosa doğru gitmektedir. Bundan sonra malesef gözyaşı, kayıplar, patlayıcılar bizi bekliyor. Ben demiyorum ''en genel kurmayından, en genel istihbarat memuru''na kadar hepsi aynı şeyi ifade ediyor. Bundan 10 yıl sonra dolmuşa binip sokaklara dökülenler keşek diyecekler ama iş işten geçmiştir. - sunucu kız; peki hiç çözüm yok mu? - bozan; var tabiki, halk barıştan yana olacak, laikçi-dinci, alevi-sünni, kürtçü-türkçü, bozan-diğerleri türünden ayrışmalara, kamplaşmalara destek vermeyecek ve her ne surette olursa olsun kuzey ıraka girilmeyecek. mesele budur. - sunucu kız; teşekkür ederiz bozan bey - bozan; teşekküre gerek yok, ben söylerim, ister sözümü tutar uygar bir yaşama ulaşırsınız, ister de 3 yılda bir seçim, 10 yılda bir darbe üç ileri beş geri debelenirsiniz, siz bilirsiniz. bozan
-
Yeni İnternet Yasası Yürürlüğe Girdi
İşte bu en büyük sansür. Şimdi artık insanlık kendi yarattığı hapishanenin içinde mahpus. Kınıyorum. bozan
-
Türköne'den Bayrak Yanıtı
Mümtaz'er Türköne Erzurum'un bayrağı Erzurum, Türkiye'nin sahip olduğu her şeyden önce gelir. Çünkü sahip olduklarımızın hepsi Erzurum'un üzerine inşa edilmiştir. Erzurum, şehirlerden bir şehir değil, yaşadığımız toprakların, yaşadıklarımızın ve yaşatacaklarımızın ruhu ve özüdür. Bağımsızlığımızın temelleri burada atılmıştır. Ordusuz kalmış millet, yeni ordusunu burada kurmuştur. Kurtuluş Savaşı'nı başlatanlar sırtını Erzurum'a dayamıştır. Atatürk, üzerindeki üniformayı burada çıkarmış ve Erzurum'a güvenerek yola çıkmıştır. Türkiye'nin tapusu orada kayıtlıdır. Millî irade burada ayağa kalkmıştır. Ve Türk bayrağı göndere Erzurum'da çekilmiştir. Erzurum'a bayrak hesabı sormak, bu mübarek şehre ve bu şehrin insanlarına saygısızlıktır. Ancak Erzurum'u bilmeyenler, Erzurumluyu tanımayanlar Erzurum caddelerindeki bayrakları saymaya kalkabilir. Erzurum'dan Türk bayrağının hesabını soran biri, ancak Aziziye Tabyası'ndaki Krup topu kadar bu ülkeye aittir. Çünkü Erzurum, başka birçok şeyden önce Türk bayrağının bizatihi kendisidir. *** Erzurum'daki Korgeneral'in, 19 Mayıs Bayramı'nda caddelerdeki bayrakları az bulduğu için mülkî ve mahallî erkâna "fırça attığı" haberlerini gazetelerde okuyunca, içimde yaşattığım Erzurum'un kırgınlığını, üzüntüsünü iliklerime kadar hissettim. Çocukluğumun upuzun iki yılını Erzurum'da geçirdim. Oranın sert kışı ile hayata hazırlanırken, tarihin ve bu ülkenin bir parçası haline geldim. Beni ben yapan ve bu ülkeye ait kılan olumlu bütün elemanları bu şehirden edindim. Bütün sıcaklığı, iyiliği ve güzelliği ile fedakâr ve cefakâr Anadolu insanının tevazuu içindeki büyüklüğünü orada tanıdım. Bir insan olduğumu, üstelik bu topraklara ve millete ait olduğumu Erzurumlulardan öğrendim. Vatan sevgisinin iman derecesinde olması gerektiğini orada anladım. Bir şehrin, sadece bir şehir olmadığını, bir ruhunun ve şahsiyetinin olduğunu fark ettim. Dinlediğim 93 Harbi hikâyelerinden, vatanın sadece ordular tarafından savunulmadığını öğrendim. Kadını, yaşlısı ve çocuğuyla bir halkın yaşadığı şehri düşmana karşı savunurken nasıl dev gibi bir millet haline geldiğini anladım. Üzerindeki üniformayla birinin kalkıp Erzurum'dan bayrak hesabı sorması, temsil ettiği kurumu halka yabancılaştırması demektir. Bunun adı Erzurum'un ve Erzurumlunun şahsında milletin savunma reflekslerine darbe vurmaktır. Erzurum'un Kurtuluş Savaşı'nda yaptığı gibi eğer kalmadıysa yeni bir ordu vücuda getirecek gücü ve iradesi her zaman bulunur. Ama Erzurum olmadan bu ülkeyi kimse savunamaz. *** Siyasî rekabetin, artık hiçbir şekilde tartışılmaması gereken rejimin ortak değerleri üzerinden yürütülmesi doğrudan rejime zarar veriyor. Devlet içindeki iktidar mücadelesinin kutsal semboller üzerinden yapılması da, milletin ortak değerlerini tahrip ediyor. Bayrak bizim kutsalımızdır. Cumhuriyetin değerleri hepimizin ortak değerleridir. Bu değerleri rekabet konusu yapmak, bu değerler etrafında düşman kanatlar oluşturmak değil mi? Peki düşmanı nereden bulacaksınız? Bayrağı, kutsal bir sembol olmaktan çıkartıp bir fetişe dönüştürenlerin bu sorunun cevabını vermesi lâzım. Siyasî görüşünüzü Türk bayrağının arkasına sakladığınız zaman o bayrağın temsil ettiği değerler ne hale gelir? Bayrak, bizim bağımsızlığımızın, hür yaşama irademizin ve üzerinde hisse sahibi olduğumuz Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sembolüdür. Bu sembol Osmanlı İmparatorluğu'ndan devralınmıştır; yani bu topraklarda bağımsız devlet olarak yaşama irademizin tam on asra yayılan devamlılığını temsil etmektedir. Erzurum işte bu iradenin ruhu ve özüdür. Erzurum'dan bayrağın hesabını sormak, Erzurumlunun şahsında Türk milletine hakarettir. Bu hesabı soran Paşa, hemen bütün Erzurumlulardan özür dilemelidir. Alıntılayan bozan
-
Mitinkçiliğin iç yüzü
Hadi Uluengin Sloganların arkası" başlıklı yazıda "vatan elden gidiyor" yalanıyla gözboyamaya çalışan grupların, gerçek amaçlarını ortaya çıkardı. AYNI şiarı taşıyan pankartlara ek olarak, "Cumhuriyet mitingi" diye vaftiz edilen gösterilerde "Ne AB, ne de ABD / Bağımsız Türkiye" sloganı da atılıyor. Ancak tabii, sosyolojiye az biraz vakıf olan herkes şunu derhal fark ediyor ki, yukarıdaki talep, son tahlilde bir "hayat kıvamı" endişesinden dolayı meydanlara toplanan geniş kalabalıkların görüşlerini yansıtmamaktadır. Bir nebze bile yansıtmamaktadır. Bu pankartlar ve sloganlar, "azılı azınlık" denilen ve kitle psikolojisini "ajitasyon - propaganda" yöntemiyle manipüle eden grupçukların "marifetidir". Dün Apo’ya secde eden ve devir değişince "ulusalcı" kesilen "karanlıkçı Maocular"dan, "ordu göreve" ve "Kürt bakkala gitme" provokatörlüğüyle "müşteri" cezbetmeye çalışan "ulusal solcular"a, toplumda tortu ve siyasette fasulye marjinal gürûhların işidir. Zaten de, "becerdikleri" (!) şey o kadar da atla deve bir şey değildir. * * * EVET değildir, çünkü "cinnet yılları"nda aynı haltı belki bin defa yediğim ve de işin "profesyonel"i sayıldığım için, geri perdede dönen dolapların ıcığını cıcığını biliyorum. Şöyle ki, tabii en önce siyasetinizi yansıtacak olan sloganları belirlersiniz. Sonra da, káh kartona, káh beze, şablon ve boyayla bunların pankartlarını yazarsınız. Ardından, fotoğraf veya kamera açısına en iyi girecek; kitleyi kendinize en çok mal edecek; kalabalık tarafından en fazla seçilecek "stratejik mevkileri" hesaplarsınız. Nihayetinde ise o şiarları hákim kılabilmek için, elinizdeki adam sayısınıza göre, militanlarınızı ikili, üçlü, beşli gruplar halinde kalabalığın içine yaymak taktiğini belirlersiniz. Üstelik, gerektiğinde imdáda koşacak "seyyar komando" da oluşturursunuz. Artı unutmayın ki, kelle hesabında ne kadar devede kulak kalsanız dahi siz "profesyonel" bir çatı altındasınız ve de bas bas bağıracak megafondan "Hızır gibi yetişecek" (!) sopaya, bütün álet ve edevat sizin örgütünüzde alestá beklemektedir. * * * GÖSTERİ vakti geldiğinde ise yukarıdaki taktik uyarınca herkes "görev"ine gider. Ve, aynen "Cumhuriyet mitingleri"nde olduğu gibi, eğer büyük çoğunluk "hayat kıvamı"nı korumak kaygısı dışında "apolitik" bir kimlik taşıyorsa, işiniz daha da kolaylaşır. Kızıl yıldızlı örgüt pankartlarınızı açar ve düzenleyicilerin "ama kurum adı yer almayacaktı" ihtarına aldırmazsınız. "Çeneni kapat" diye de o sopayla tehdit edersiniz. Háttá, meydana akan kalabalığın eline kendi pankartlarınızı bile tutuşturabilirsiniz. Meselá, sevgilisiyle öpüştüğünde yan bakılmasından duyduğu rahatsızlığı ifade etmek isteyen ve bırakın AB karşıtlığını, Avrupa sermayeli bir firmada sekreterlik yapan; dolayısıyla da ekmek parasını oradan kazanan bir genç kıza "AB’yi istemezük" şiarını taşıttırabilirsiniz Yahut, işin "tatavasında olan" ve ebeveynleri yine yabancı sermayeli şirketlerde çalışan diğer bir genç kızı grubuna "bağımsız Türkiye" sloganı attırtabilirsiniz. Ne birincisi, ne ikinciler, fi káza yukarıdaki talepler gerçekleşecek olsa başlarına nelerin geleceğine dair derin düşüncelere dalacaktır. * * * ÖYLE, çünkü kitle psikolojisi anlıktır ve "azılı azınlıklar"ın manipülasyona açıktır. Bundan yararlanmak için ise ne Stalin Moskova’sındaki Komintern’in "Ajit- Prop Okulu"nda, ne de Hitler Berlin’indeki Goebbels rahlesinde tedris görmüş olmak gerekir. Eğer kararlı, disiplinli, fanatikseniz, rahatlıkla, örneğin elli bin kişinin toplandığı bir kalabalığa topu topu elli kişiyle damga vurabilirsiniz. En azından kendinize yontabilirsiniz. Ezici çoğunluk olarak sırf hayat tarzı sahiplenmesi için buluşan kalabalıklara "Ne AB, ne ABD / Bağımsız Türkiye" gibi bir kábus ideolojinin sloganını empoze edebilirsiniz. Bu sloganın neden "k-á-b-u-s" oluşturduğu konusunu yarına bırakıyorum. alıntılayan bozan
-
İşte Muhalefetin Seçim Vaatleri...
Seçime doğru giderken muhalefetten tehlikecilik dışında hiçbir vaat duyamadık, biz de anladığımız kadarı ile Cehapa'nın seçim vaatlerini sırladık... 1. Evsizlere müjde, her hafta pazar günü Türkiyenin dört bir yanından evsizler otobüslerle anıtkabire taşınacak... 2. İşsizler için her ayın 19'unda Mitink tertip edilecek, mitinke katılanlara 5'er ytl cep harçlığı verilecek. Mayıs ayı mitinki torpilli 25 ytl dağıtılacak. 3. Düşük gelir seviyesindeki her vatandaşa bir adet bayrak, bir adet kalpaklı Atatürk fotoğrafı bir adet de nutuk dağıtılacak. 4. Üniversite mezunu gençlere birer adet Bursa nutku, çılgın Türkler kitabı ile beraber hediye edilecek. 5. Gariban ve yoksula çağdaş yaşam destek kitapları dağıtılacak. 6. Türk köylüsüne çağdaş yaşamın en önemli gereği olan ''mayo'' dağıtılacak. Böylece hiçkimse denize içliği ile giremeyecek. 7. Tüm gençliğe pırpırlı askeri üniforma dağıtılacak, böylece gençler darbelere hazırlıklı hale getirilecek. 8. Tüm sivil vatandaşlara askeri rütbeler verilecek. 5 defa laiklik 2 defa cumhuriyet mitinkine katılan her vatandaş doğrudan teğmen kabul edilecek. bozan
-
Cehapa halktan kaçıyor...
Halktan kaçanlara bir darbe de Murat Belşge'den. İşte halktan kaçanlar İşte halktan korkanlar... 'Halk seçerse bölünürüz' Cumhurbaşkanlığı seçiminin biçimi, Cumhuriyet'in başından beri çok fazla değişmemiştir: bunun doğrudan bir seçim olmaması, başından beri titizlikle korunan ilkedir: Eskiden seçimlerde de bir 'iki dereceli'lik kuralı uygulanırdı. Seçmen, doğrudan, milletvekilini değil, onun adına milletvekilini seçecek kişiyi seçerdi. Nedir bunlar? Neye dayanıyor? 'Ok'lardan birinin adı 'halkçılık' olsa da, halka güvenmeyen, halkın da kendisine derin bir sevgi duymadığını iyi bilen bir 'siyasi seçkinler' kadrosunun, siyasette güvenlik arayışı bunlar ve kendisiyle halk arasına daha güvenilir mekanizmalar yerleştirme kaygısına dayanıyor. Türkiye gibi, otokratik eğilimlerin toplumun her yerinde enine boyuna kol gezdiği bir toplumda, 'başkanlık sistemi' gibi bir sistem bana biraz ürkütücü görünmüştür. Ama bunun yanında bir etken daha var: böylece oluşan 'parlamenter sistem'de Başbakan önem kazandığı için, 'Devlet'in simgesi' olmanın ötesinde fazla işlevi olmayan cumhurbaşkanının nasıl seçileceği bana hayati bir konu gibi görünmüyordu. 'Şimdiye kadar olduğu gibi, sayısı yeten seçer' diyordum. İlkin 12 Eylül ve 1982 Anayasası bu durumu değiştirdi. Cumhurbaşkanı, sorumlu olmadan bir yığın yetkiyle donandı. Kenan Evren adında biri bu yetkileri yıllarca kullandı. Şimdi, AKP'den bir cumhurbaşkanı çıkması ihtimali karşısında aslan kesilen zevat, bu ağır faşizan dönemde, Evren'in ardı arkası kesilmeyen faşizan konuşmalarına karşı bir gün ağzını açıp bir şey söylemedi. Sonra Özal'ın cumhurbaşkanlığı... Müthiş bir yaylım ateşine rağmen (batarya komutanı Demirel), niçin olduğunu hiç anlayamadığım bir azim ve sebatla Özal oraya tırmandı -tırmanınca da, ayakları yerden kesildi. Sonra da Demirel. Aynı yaylım ateşi ona karşı da açıldı. Ama hiçbir batarya komutanı, bu durumlarda, Demirel kadar başarılı değildir. Böylece son duruma geldik. Burada AKP'ye cumhurbaşkanı seçtirmemek üzere bir araya gelen cephe, bu cephenin söyledikleri ve yaptıkları, özellikle hukuk alanında bu ülkenin demokratikleşmesine verdikleri uzun vadeli zarar, dayanılmaz boyutlara erişti. Burada, daha cumhurbaşkanının nasıl seçileceği konusuna gelmeden, halkın oyu, seçimi vb. karşısında öyle tavırlar alındı ki, böyle bir konuyu da, herhangi bir konuyu da, serinkanlılıkla tartışmak, imkân dışı bir hale geldi. Ama bu noktada, sürecin bu aşamasında, Deniz Baykal'ın bir sözünün üstünde biraz durmak gerekiyor. Deniz Baykal, cumhurbaşkanını doğrudan halk seçerse bölüneceğimizi söyledi. Bu bakış açısına göre, demek ki: 1) En büyük tehlike halktır. 2) Cumhuriyet, kuruluşundan neredeyse 90 yıl sonra, ancak üzerine 'kırılacak eşya' yazılı bir kutuda taşınabilecek kadar dayanıksız bir nesnedir. 90 yıl sonra, bu toplumun ortak paydalarını bulamamıştır. Bunlar, Baykal'ın kendi adına da, adına konuştuğu cephe adına da, böyle uluorta itiraf edilecek şeyler olmamalı. Özellikle o cephe adına söylüyorsa biri bunları, bu itirafın ezici ağırlığını da duymalı. Ama ben bunların doğru olduğunu düşünmüyorum. Evet, birtakım politikalarda aynı ısrarla devam edilirse, bu toplumda hem birden fazla fay hattı çıkar ve bunlar yarılır. Ama başka türlü politikalara geçilirse, bunun tam tersi olur ve beğenilmeyen bu toplum, abartılan bu sorunların içinden güle oynaya çıkar. Tarihin bu aşamasında Türkiye toplumu bu 'gerilim politikaları'nın dışında, sorunlarını barış içinde çözecek olgunluk aşamasına gelmiştir. alıntılayan Bozan
-
Bozan'ın Yurt Dışı İzlenimleri I
1. JFK'da beni sevgili dostum Cool Man karşıladı, ve bana ''niçin askeri bir kıyafetle buraya geldin ? Seni Çılgın yoksa ABD'yi fethetmeye mi karar verdin?'' diye takıldı. Ben de ona cennet vatanımda bir muhtıra yayınlandığını ve bu yüzden ortama ayak uydurduğunu ilettim. 2. Dikkatimi ilk çeken şeylerden birisi buradaki heykellerin mütenevvi olmasıydı, Türkmenistandaki gibi her sokak adı, her cadde adı, merkezdeki her okulun adı TÜRKMENMBAŞI ile başlamıyordu!!!! Cool'a bunun neden böyle olduğunu sordum O da bunu şöyle açıkladı. Cool Man; ''Bozan, dostum sence hakimiyet kimdedir?'' Bozan ; ''Bila kayduşart millette,tabiki'' Cool Man ; '' peki neden?'' Bozan ; ''Çünkü Atatürk böyle diyor'' Cool man ; ''işte dedi biz akıllıyız, siz ise Atatürklü'' Bozan ; ''Ben de ona Atatürk'ün dehası konusunda iyi bir ders verdim'' 3. Dikkatimi çeken bir diğer husus ise herkesin bu ülkede kendi işini yapması oldu şöyle ki ''gördüğüm bütün öğretmenler öğretmenlik bütün askerler de askerlik yapıyordu''. 4. Dostum Cool bana ''sizin ülkenizdeki demokrasi işleyişi nasıl diye sordu'', ben de ''neyse ki bizim ülkemizde 3 - 4 yılda bir seçim, 10 yılda bir darbe olduğu, böylece halk ile bürokrasinin kardeş kardeş geçindiği bir sistem yoktur'' dedim. 5. Dostum Cool'a cennet vatanımızla ilgili en beğendiği meseleyi sormayı da ihmal etmedim, bana ''içlikleri ile denize giren, objektiflere cesur pozlar veren kişilerin bulunması'' dedi, eğer bu bizim ülkemizde olsaydı herhalde dünyaca ünlü bir festival olurdu, siz de ise rejim sorunu oluyor'' dedi. 6. Dostum Cool bana ABD rejimi ile ilgili düşüncemi sordu ben de ''büyük şeytan olarak görüyorum'' dedim, evet bildiniz bana bu yüzden sövmediler ve beni dövmediler, görüşüme saygı gösterdiler, dostum Cool bana ''peki ben sizin cennet vatanınızla ilgili aynı tabiri kullansam ne olur'' dedi, ben de ona çılgınlığım tutar, köteği yersin dedim. 7. Dostuma Türkiyeden en beğendiği düşünürün kim olduğunu sordum, o da bana hiç tereddütsüz ''serdar dontaç'' yanıtını verdi. En beğendiği futbolcu mu? ''tabiki Ümit Tözat''. 8. Dostum bir sonraki darbe esnasında ülkemizde bulunmak isteğini bana belirtti ben de ona seçimden hemen sonrası için randevu verdim. Not ; Bu arada Dostum Cool Man'in en beğendiği yazarın Bozan olduğunu belirtmek de vazifem olsun... Bozan
-
Birbaşı Bozan'dan Muhtıra!
İşbu muhtıra, türlü vesilelerle uyardığımız fakat bir türlü aklı başına gelmeyenlere Birbaşı Bozan'ın son ihtaratıdır; 1. Ey halk sözde ulusalcı özde solda birleşmeci mitinklere katılan kişilerin gazına gelip de sokaklara dökülmeyin, tehlikecilerin tek istediği budur, siz sözünüzü sandıkta söylersiniz, 2. Ey halk sözde ulusalcı ******* televizyon sahiplerinin ve sanatçıların gazına gelip de onlara hakaret etmeyin, zira onların tek istediği toplumun kaos ortamına sürüklenmesidir, 3. Ey halk ne kadar sıkışık durumda olursanız olun, sakın sözde Atatürkçü özde diktatörcülerin derneklerinin verdikleri paralar karşılığında sağda solda bayrak sallamayın, paranız yoksa benden isteyin ben veririm, 4. Ey halk memleket tehlikecilerin tehlike düşüncesinin tehlikesi altındadır, durum vahimdir, ayrıca dün dündür bugün bugündür binanaleyh ''siz nasıl isterseniz efendim'' değildir.... 5. Ey halk demokraside çareler tükenmez, işte seçim yapıyoruz, siz istediğiniz adaya oyunuzu atın farketmez, biz gerekli düzeltmeyi seçimden sonra yaparız, olmadı darbe yaparız, hallederiz yani... 6. Ey halk bu yaz denize içliğinizle girip ''Plaj Mitinki'' yaptırtmayın bana, 5 ytl'ye mis gibi şort satıyorlar alırsın giyersen, o kadar!! 7. Ey halk bu muhtıra da diğerleri gibi okunduktan 10 saniye sonra bir tarafta patlayacaktır, bu gayr-i istemsiz bir eylem olup paniğe kapılmana gerek yoktur... 8. Ey halk kısa bir süreliğine bir konferans için yurt dışına gidiyorum, ben yokken uslu uslu oturun, Cumhuriyete, Bürokrasiye, memuriyete, statükoya değişime karşı ne varsa hepsine sahip çıkın, darbe marbe yapıp da asabımı bozmayın, 9. Ey halk hadi eyvallah.... Birbaşı Bozan
-
İzmirde Büyük Provakasyon
Cumhurbaşkanını halka seçtirmemek için insan öldürmeye değer mi? Kendi zihniyetinizden bir insan cumhurbaşkanı olmasın diye insan öldürmeye değer mi? Gözlerinizi darbe yapacak kadar, halkı ********* kadar nasıl kan bürümüş böyle! Bu milletin sizden bu kadar çektiği yetmez mi? Amaca ulaşmak için her yol mübah mı? Amaca ulaşmak için darbe yapmak, insan ********, insanları sokaklara döküp sağcı/ solcu, dinci /laikçi, gerici/ilerici olarak çatıştırmak mübah mı? Bu kadar mı insanlıktan *********? Seçiminiz, bürokrasiniz, darbeniz, ****** sizin olsun bütün tehlikeleriniz sizin... İnsanları *******, millete darbe yaparak, yazarları katlederek demokrasiyi susturamayacaksınız.. Ne oldu darbe heveslileri şimdi istediğiniz oldu mu? Kan döküldü tehlikecilerin istediği oldu mu? Herkes şu soruları kendisine bir daha sormalı; 1. Pekaka gazetecisi nasıl Kanaltürk ortağı olur? 2. Hırantı vurdurttukları çocuk kimlerle pozlar vermişti? Bunların olacağı belliydi, kafamızda bombalar bir daha patlamasın diye; yok olsun darbeciler, tehlikeciler, çeteciler .... bozan
-
Siyasal İttifaklar...
Birinci hadise ''yeter söz milletindir'' haykırşıyla iktidara gelen fakat statüko tarafından idam edilen Adnan menderes'in partisi ve yine Milletin partisi olmak onuru yaşamış Özal'ın partisi ''yeter söz Devletin ve statükonundur'' diyen zihniyetin çabaları ile menderesin Partisinin adı altında birleşmiştir. Böylece Satatüko menderesi idam ettikten sonra bir de mezarda kemiklerini sızlatarak intikam almıştır. Tek parti diktatöryasından bir uyanışı temsil eden, Türkiyede demokrasi olmalıdır düşüncesinin ürünü olan ve halka rağmen halk için mantığının yerine ülkeye halk için halkla fikrini getiren efsane oluşum artık tamamen statükocuların eline geçmiştir. İkinci hadise Ülkeyi siyasi ve ekonomik krizlere sokan ve halktan sandıkta yüzde bir oy alarak gerekli cevabı alan lise mezunu olduğu için cumhurbaşkanı olmayan ecevitin sözde sol özde statükocu partisi de her zaman darbe yanlısı olan ve bunu açıklamaktan imtina etmeyen baykalın sözde sol özde statükocu partisi ile bir gecelik birleşme karartı almıştır. Sonuç Halkın teveccühüne hiçbir zaman layık olamayacakları aşikar olan bu partiler bir şekilde iktidara gelirse Türkiyeye yazık olacaktır. Zira asker vesayetine meraklı bu yüzden sivilleşememiş bu zihniyetler ülkeyi militaric bir cumhuriyete dönüştürebilirler, başta kendileri, bütün halka üniforma giydirebilirler. Böylece artık bu ülkede herkes milis olabilir, FAKAT; Artık insanımız uyanmıştır, gerekli cevabı satatükoculara sandıkta verecektir, her seçimde olduğu gibi.... Bozan
-
Son Amerikan Filmi; ULUSALCILIK
Bütün kavramları birbirine karıştırmışsınız. Milliyetçilik ; belli bir din birliğini de içine alan vatan tabanlı oluşumdur, Türkiyedeki algılaması budur, bu yüzden de Sol yıllarca buna karşı mücadele etmiştir, ve Sol bu milliyetçilik tabanına karşı her zaman faşist yaftasını yapıştırmıştır. Nasyonalizm; Neticesi Hitler gibi bir insanlık düşmanını doğuran batılı bir ideolojidir, memleketimizde de sevdalısı vardır. Ulusalcılık; Abd'nin geri kalmış ülkelerde 80 öncesinde çatıştırdığı sol ve sağ guruplara kendi oluşturduğu seküler tabanlı bir ideolojidir... Bozan
-
Son Amerikan Filmi; ULUSALCILIK
80'lerden önce yurt dışından ve onların yerli işbirlikçileri tarafından kullanılan sağ ve sol kamplaşmalar, Büyük Şeytan (ABD) tarafından yeniden sahneye sürülüyor, bu sefer Müttefik olarak. 80'lerden önce karşısındaki çizgiye faşist diyenler ile kendilerine faşist diyenlere karşı komünist Rusya işbirlikçisi diyenler ya da birbirlerini ABD'ci ve Rusya'cı olarak suçlayan guruplar aynı odaklar tarafından şimdilerde Ulusalcılık adı altında manipüle ediliyor. 80'lerden önce Vatanı kurtarmak adına birbirini yaralayan öldüren, guruplar bugünlerde ULusalcılık adı altında türlü tahriklerle karşılarında kavga edecek guruplar arıyorlar, o gün olduğu gibi bugün de sözde Vatan kurtarıcılardan uzak durmak, onların tahriklerine kapılmamak özde vatanı kurtarmak anlamına gelmekte.. 80'lerden önce binlerce sivil vatandaşımızın ölümüne neden olan sözde tehlikeler ( faşizm/komünizm) bugün sözde ulusalcılık adı altında yine binlerce insanımıza kıymak çabasında; BİR FARKLA....; Artık yıllar 980'leri göstermiyor, artık toplum sağduyulu, soğuk kanlı, bu kadar tahrike rağmen sükunetini bozmuyor ve bozmayacak, Ulusalcılık adı altındaki ABD oyununu boşa çıkaracak, bu tuzağa bir daha asla düşmeyecek... Buyüzden bir zamanlar Pekaka gazetesinde yazı yazan adamın şimdilerde Kanaltürk ortağı olmasına bu millet artık hiç şaşırmıyor....Bir zamanlar birilerinin sabah sağcıyı öldürdükleri silahla akşam solcu öldürdüklerine hiç şaşırmadığı gibi. Abd'nin bölücü ideolojisi olan sözde ulusalcılık bu topraklarda kök salamayacak.... bozan
-
Cehapa halktan kaçıyor...
Halktan kaçanlara bir yanıt da Süleyman Özışık'tan Yüzde 95 iktidar için yetmez.. Çünkü.. 02 Mayıs 2007 Çarşamba 22:31 Bir yanda Genelkurmay Başkanı’nın sonradan haberdar olduğu muhtıra.. Diğer yanda bu yönde karar veren veya vermek zorunda bırakılan Anayasa Mahkemesi.. Beri yandan bu kaos ortamında, tabiri caizse sinekten yağ çıkarmaya çalışan ve darbe için dibi düşen siyasi partiler, Öte yandan ise muhtırayı kendi elleriyle yazıp muhtıracıya teslim eden medyanın yer aldığı bir ülkede gidilebilecek en doğru adres sandıktı.. Muhalefet partileri aylardır “Hemen seçim, en erken seçim” diye yırtınıp duruyordu.. Ama o da ne? Düne kadar, “Sıkıysa gel sandığa bak seni nasıl benzetiyorum. Noooldu gelemiyor musun? Yemedi mi hı yemedi mi?” diye meydan okuyanlar bugün bizi hortlak görmüşe döndüren oyunlar oynadı.. Demokrasiye kurşun sıkanların eline silah veren Anavatan Partisi lideri Erkan Mumcu, seçimi en çok isteyen adaydı.. Çok değil, daha bu cumartesi “Hemen seçim, derhal seçim” diyen Mumcu bu kez, “Efendim erken dediysek o kadar erken değil. Biz Eylül’den önce bir seçime karşıyız” diyor.. Biz 2002’nin Kasım’ının 3’ünde sandığa gitmemiş miydik bayım? İktidar daha önce “Gerekirse bir iki hafta öne çeker ve Ekim ortasında seçim yaparız” dememiş miydi? Yani bir yıldır yaptığınız çığırtkanlık 20–25 gün için miydi? Çıkıp da mertçe battı balık yan gider diyemiyor.. Çünkü ettiği hatayı biliyor. Çünkü Özal’ın kemiklerini sızlattığını, kendisine güvenenlerin iradesini askerin postalının altına attığını, düne kadar kendisine şefkatle kol kanat geren parti teşkilatlarının çil yavrusu gibi dağıldığını görüyor.. Aylardır etrafında aç kurt gibi dolaşan Mesut Yılmaz’ı siyaseti bilmemekle eleştiriyordu. Şimdi Mesut Yılmaz’a o koltuğu teslim etmek zorunda kalacağını, yani kısacası milletin sandığı kendisine tabut yapacağını biliyor.. “Türbanı da yasalaştıralım, YÖK’ü ortadan kaldıralım” diyerek namuslu (!) siyaset yapacak zamanı kalmıyor çünkü.. Korkusu endişesi ondan.. Ya Deniz Baykal? Daha Anayasa Mahkemesi kararını açıklar açıklamaz, “Olabilecek en erken tarihte seçime gitmeliyiz” diyen Baykal dün grup toplantısında ağzını her açıp kapatışında kendini inkar etti.. Hele Ecevit hakkındaki sözleri.. Bakın size Baykal’ın Ecevit’in vefatında ve dün ettiği sözlerini aktarayım: ”Vatansever, CHP ve DSP'nin ortak noktası, Alçak gönüllü, Gerçek bir Sosyal Demokrat, Çok özel saygın bir isim, saygın bir lider, Örnek bir siyasi lider.. Siyasal yaşamı, ülkesinin bağımsızlığı, dürüstlük, ilke ve onur üzerine kurmuş bir siyasi lider olan Sayın Bülent Ecevit’in herkesin ve ülkemizin yaşamında çok özel bir yeri vardır… O, hepimizin öğretmeniydi. Siyaseti kapalı kapılar ardında yapmayı reddeden bir insandı.” Şimdi Ecevit hakkında vefatından önce söylediği sözlere bir göz atın isterseniz: “Ortada ihanet var, evet var.. İhaneti yapan, Atatürkçü olduğunu söyleyip, Atatürk’e ihanet eden Ecevit’tir… Ben dürüstüm demek yetmez!.. Hem namusluyum diyeceksin hem de namussuza göz yumacaksın!.. Bu, İsmet Paşa’nın namus anlayışına sığmaz!.. Bir ayağı tarikatta, bir ayağı çetede ve yolsuzlukta olanların Atatürk’ün adını anmaya hakları yoktur." Bu sözleri söyleyen Baykal bugün kalkıyor ve, “Cumhurbaşkanı’nı halk seçemez” diyor.. "Erken seçim Haziran sonu veya Temmuz başında olamaz” diyor.. Niye? Çünkü menfaatlerine dokunuyor.. Çünkü devrinin kapanmak üzere olduğunu, milletin avucunun şamar atmak üzere açıldığını görüyor… Onun bu sözünden cesaret alan bir rektör ise, “İktidara gelecek olan bir parti yüzde 95 oy alsa bile bizimle iyi geçinmek zorunda, yoksa hükümet olurlar ama iktidar olamazlar” diyerek millete gözlerinin içine baka baka küfrediyor….. İçlerinde erkekçe çıkıp, “Ben varım arkadaş, her şeye rağmen milletimin hakemliğine güveniyorum” diyen iki-üç parti var.. MHP, DYP, BBP… Gerisi bir kaçış kapısı arıyor.. Yok öyle yağma! Söz sırası, onuru kırılan, iradesi yok sayılan, inançlarına hakaret edilen yüce Türk milletinin.. Hesap gününden kaçmak yok.. Egemenliğin kayıtsız şartsız sahipleri sizi dört gözle bekliyor.. Alıntılayan bozan
-
Bozan'ın son açıklaması...
Perihan Mağden'den darbecilere Tokat gibi yanıt... Mağden muhtıraya meydan okudu Perihan Mağden/Radikal e-muhtıra, f-darbe, g-askeri yönetim Cuma gecesi, bi arkadaşım mesaj atmış, "Olanı biteni duydun mu?" diye. Ben çok erken uyuyan biriyim. Gece köpeğimizin havlamalarıyla uyanıp da bu mesajı alınca, Hürriyet'in sitesine girip aldım kara haberi: Askeriyemiz internet sitesinden bir muhtıra (demokratik düzene tehdit mesajı) yollamış. Cümlemize. Bazılarımız için bu e-postallanmanın kırmızı tişörtler, kafada rüküş kepler, muhtelif meczup dışavurumlarla Meydandolduran olabilmek için büyük bir muştu, omuza patpat, saçlara okşama "Aferin akıllı kızım benim! Çık bağır sloganlarını! Söyle 10. Yıl Marşı'nı" anlamına geldiğinin pek tabii ki farkındayım. Cuma gecesi 2'den beri ruhumu bıçak açmıyor. Tarif edemeyeceğim kadar üzgünüm. Bu memleketten umudu kestim. Bu memlekette dirlik ve düzen olamaz; zira bu memlekette birlik yok. Ezilenin, hakkını alamayanın, adaletsizliğe uğrayanın birliği yok. Buna karşılık: Meydandolduranların hangi haklarının gasp edildiği konusunda bir bilgim yok; 'olası' gasplara karşı meydan dolduruyorlarsa, ben de onların olası gasplarına karşı meydan doldurulursa teselli bulabilirim ancak. Zira onların yalnızca Askeriye Delisi değil, aynı zamanda Darbe Yandaşı olduklarına dair kanaatimden kurtulmam mümkün değil. Pankartlar 'Ne şeriat, ne darbe' diyor. Ama kürsüde Nur Serter hanım seçeneklerden ikincisinin nasıl yüreklerine sur serpeceğini ilan etmiyorsa; ne söylemekte peki? Nur Serter hanımın yardımcısı olduğu Atatürkçü Düşünce Derneği'nin başkanı Darbeci Günlükleri'nden ismi Darbe Yapma Arzusu 2 Kez Direkten Dönen Komutan olarak (habire) geçen Eruygur Paşa. Tuncay Özkan mevcutlu konuşmacı, pardon bağırmacı. Bu 'iddiaları' ortaya atan NOKTA, Askeri Savcı'nın talebiyle basıldı. NOKTA'nın sahibi "Kalbimde stent takılı; dayanamayacağım" deyip dergiyi kapattı. Alper Görmüş 6 yıl hapis istemiyle yargılanıyor. Ama Darbeci Günlükleri'nin 'otantik' mi olduğuna, yoksa o iki bin sayfanın çok işgüzar birileri tarafından ilmek ilmek mi hazırlandığına dair bir soruşturma söz konusu değil. Açılmadı. Çağlayan Mitingi'ndeki pankartlar, "Solcuların oyu CHP'ye, sağcıların oyu MHP'ye" diyor. Demek 'sağcı' ve 'solcu' laikçiler bu denli eminler duruşlarından. Onlar için MHP ya da CHP fark etmiyor: Benim için de öyle. Arşivlere girip bakıyorum Şemdinli İddianamesi'nde Yaşar Büyükanıt ve bazı komutanların adını geçirme densizliğini ve cüretini gösteren eski Van Savcısı Ferhat Sarıkaya'nın adı en son gazetelerde "Vanda 2 korumayla geziyor" diye geçiyor. 15 Kasım 2006'da. O günden beri Ferhat Sarıkaya'yla ilgili hiçbir haber yok. Avukatlık yapması DAHİ yasaklanmış bulunan Ferhat Sarıkaya acaba nerde, ne yapıyor? Haber almak istiyorum. Şemdinli bir milat olabilirdi. İki astsubay ve bir itirafçı 39 yıl 10 ay 27 gün ceza aldılar. Umut Kitabevi'ne bomba atmışlar; bir kişinin ölümüne, beş kişinin yaralanmasına neden olmuşlardı. Şemdinliler tarafından 'iş başında' yakalanmasalardı, bir provokasyonu gerçekleştirmiş/görevlerini yerine getirmiş astsubaylar olarak karargâhlarına döneceklerdi. Değil mi? Bir savaş bitmiyor, bitirilmiyor ve bunun maliyetinin hesabı sorulamıyor. Kaç can gitti? Bir şehit ailesi çıkıp, "Oğlumun şehit düştüğü o eyleminiz/baskınınız/harekâtınızla ilgili askeri teknik inceleme yapılmasını talep ediyorum. Komutanların görevini ihmal ya da yanlış yapması söz konusu olabilir mi? Bunun tetkik edilip bana bildirilmesini istiyorum. Oğlumun ölümü yerli bir ölüm müdür, yersiz midir/haklı mıdır/haksız mıdır? Beni evlatsız komaya haklı (askeri) gerekçeleriniz vardır elbette. Bunları öğrenmek istiyorum," diyebiliyor mu? Savaş sürüyor. Mevsim geldi. Şehit cenazeleri köylerine yollanmaya başlandı. 12 Nisan'da Yaşar Büyükanıt 'tarihi bir konuşma' yapıyor. Bir deterjan sloganını (sözde değil özde temizlik) alıp mesajını olabildiğince sert veriyor. Tam da Erman Toroğlu/Hıncal Uluç benzeri 'futbolcu' 'demokrat değil Cumhuriyetçi' (kendi tanımları) 'sandıkçı değil darbeci' (benim tanımım) fanatik laikçilik kisvesi altında orduculuk hastalarının arzu ettiği kadar, 'kodu mu oturtan' bir konuşma. (Diyelim: Tuncay Özkan'ı kesmiyor.) Avrupa Birliği müktesebatının Türkiye'yi bölmek istediğini DAHİ söylüyor. Daha ne söylesin? "Gördüğü düşü hayıra yoranın da Allah'ını!" demek isterim pozitifçilere. Siyasetçisine, medyalamacısına, inatçısına. Kimse okuyamıyor değil de; okumaz gibi yapıyor. Bunu da en iyi 'Başbakanın uçağından da inmem, paşalarımın kucağından da' çizgisinin yılmaz, en son, en gelişmiş (Ankara) temsilcisi Aslı Aydıntaçbaş pazar günkü köşesinde ifadelendiriyor. (30 Nisan, Sabah gazetesi) "Gerçekten de Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın 12 Nisan konuşmasında neyi kast ettiği, kime veto koyduğu, üst düzey bir komutanın anayasal bir çerçeve içinde kalsa bile 5 temel güvenlik sıkıntısını sayarak hükümeti suçlamasının anlamını hepimiz biliyorduk. Biraz hükümetin hışmından çekinerek, biraz da militarist gözükmemek için bunu GÖRMEZDEN GELDİK. Daha önce ben kaç defa edindiğim izlenim ya da görüşleri, aynı sebepten aktaramadım." Bence hiçbir Ankara temsilcisi, patronunun enerji ihaleleri filan hükümetle iyi geçinir görünmezlerse sekteye uğrar korkuları içinde soluk alıp verdiğini ya da ne denli Asker Yalakası olduklarının (tuhaf bir biçimde 'militarist' kelimesini kullanıyor) fazla göze batıp batmıyor olmasından çekinip ketlenmemeli. 'Nesnel' temsilci taklitlerini, yemeyen yemiyor. Meydandolduranlar da öyle. AK Parti'nin işşş başında olduğu süre zarfında Mecidiyeköy'deki 80 bin dolarlık daireleri 280 bin dolar eder oldu. Bundan alabildiğine memnunlardı. 301'in bırakın kaldırılmamasından, kılına halel gelmemesinden; savaşın sürdürülmesinden, düşünce ve ifade özgürlüğünün habire bıçaklanmasından/ kurşunlanmasından, ultra nasyonalist tırmanıştan filan hiçbir kaygı ya da beis duymadılar. Şimdi Büyükanıt gibi bir komutan gece on biri yirmi geçe internet sitesinden her türlü demokratik hak ve hukuku (Anayasa'yı) bombalıyor. Kat'i surette 'gizli' bir sevinç içindelermiş gibi yapmasınlar. Tek dertleri: türbanlı Hayrünnisa Gül'ün ve muhtelif rivayetlenen 'eski konuşmaları' tedavüle sokulan dindar Abdullah Gül'ün Çankaya'ya çıkması! Mı yani? O meydanlarda internet sitesine konulan demokrasi tehdidine teveccühler haykırılıyor. Başka şeyler söylüyorlarsa da ben anlamıyorum. Ama ben Büyükanıt'ın 12 Nisan konuşmasını doğru okumuştum. O günden beri de kanım donmuş bir vaziyette yaşamaya çalışıyorum. Şimdi gördüklerimden ruhum kararıyorsa, yine doğru okuma yaptığımdandır. Zannederim. Alıntılayan bozan
-
Cehapa halktan kaçıyor...
Hadi Özışık'ın yazısı.... Erdoğan'ın son kararı ve Baykal'ın cevabı Evet, son sözü halk söyleyecek. Meclis karar alacak, siyasiler sandığa gidecek ve halk akla karayı birbirinden ayırt edecek. Ne dedi Erdoğan? -Erken seçime 24 veya 1 Temmuz'da seçime gidelim. -Seçimler 4 yılda bir yapılsın. -Cumhurbaşkanı'nı halk seçsin ve bu seçim iki turlu olsun. -Cumhurbaşkanlığı süresini 5 artı 5 yapalım. Peki bu önerilere CHP lideri Deniz Baykal ne diyor? -Hayır! Neden? Baykal, Meclis'e sığınıyor yine. Erdoğan'ın önerilerini Meclis'in eski olduğunu söyleyerek reddediyor: -Bu Meclis bitti. Anayasa Mahkemesi'nin kararı ile bu Meclis bitmiştir. Mevcut Meclis seçim kararı alacak ve seçime gidecek. Ondan sonra yeni Meclis karar verecek. Bu konuları ciddi buluyor Baykal... Formülleri tartışmak bile istemiyor. Özetle... Korkuyor Baykal... Halktan korkuyor. Yine "tehlike"den sözediyor... Yine "darbe çığırtkanlığı" yapıyor... Yine provakatörlük yapıyor... Kışkırtıyor... Ama sıkıntılı... Kanal 1'de konuşurken, biran önce bu program bitsin havasında. Gerçekten çok sıkıntılı.. Niye sıkıntılı olmasın, nasıl olmasın. Bitti çünkü... Sonu geldi çünkü.. O da biliyor halktan tokat yiyeceğini. O da biliyor halkın en doğru kararı vereceğini. Bu yüzden kaçıyor. Kaçsın... Ama bilsin ki, Baykal kaçtığı yere kadar halk onu kovalayacak. Kurtuluş yok. alıntı yapan bozan
-
Demokratic Komedyatic Rebuplic...,
Ey büyük Allahım, sen bana yardım et... İşte anlamadığınız, anlayamadığınız şey de bu... Siz de sobelendiniz sevgili dostum... Lütfen birazcık daha düşünün... yüz yüze olsak daha açık anlatabilirim yazarak bu kadar oluyor.. bak tekrar ediyorum...ben 16 nisan 1960'da doğdum...bu doğum günüm ay takvimine göre misal olarak 15 zilkadeye tekabül ediyorsa artık benim doğum günüm devretmez zira ben artık o gün doğmuşumdur. Bu kadar basit bir hadiseyi neden anlamıyorsunuz....?????? Niçin sakin kafayla yazılanları düşünmüyorsunuz.. Dün en azından 3 tane haber sitesinde bu yanlışlığı bizzat ben düzelttirdim. Bu kadar önyargılı olmayın.... Her yıl ramazan ayı ay takvimine göre değişmiyor arkadaşlar, sadece tekabül ettiği zaman değişiyor, ramazan ayı ay takvimindeki her ramazan ayında başlıyor ve bitiyor, görece değişiklik zamanla ilgili. Oysa belli bir tarihte doğan bir insanın doğum tarihi değişmez 20 nisansa 20 nisandır. Bilimselci fikirlerimi beğenmeyebilirsin, ama yukarıda bir yorum falan yok sabit bir hadise var daha nasıl anlatayım ki.!!!! Mesela Maya takvimine göre bir adam doğmuş olsa doğduğu da miladi takvime göre 30 hazirana denk gelse artık onun doğduğu tarih 30 hazirandır..... Lütfen dostlarım lütfen önyargıları bırakalaım..... bozan
-
Demokratic Komedyatic Rebuplic...,
İşte bu saate kadar bekledim ama nafile soruyu soranlara ulaşamadık... İzahtan evvel şunu belirteyim, bu tür hatalar ülkemizdeki sözde aydın özde darbeci yazarlar tarafından o kadar çok yapılıyor ki. Ama dikkatli olmak lazım gelmez mi? Geçenlerde bir adam 31 Mart hadisesini Miladi 31 martta anmaya çalışmıştı da Engin Ardıç bir yıl dilinden düşürmedi bu bilgisizliği..... Şimdi soruyu soranlara yanıtımız şudur; 1. Veladet yahut da ülkemizde daha ziyade kullanılan tabirle mevlit kandili ayrı bir hadisedir. Son peygamber muhtemelen 12 rebiulevvel 571'de dünyaya gelmiştir. Dolayısı ile bu gün mevlit kandili olarak kutlanılır. işte kutlanan bu mevlit kandili her yılın rebiulevvle ayının 12sindedir. dolayısı ile miladi takvime göre her yıl devreder. burada amaç 12 rebiulevvele denk gelen miladi ayda ve günde peygamberin doğumunu yeniden hatırlamak ve kutlamaktır. 2. Kutlu doğum haftası ise peygamberin doğum günü olarak kabul edilen ay takvimine göre 12 rebiulevvelin 571. günü olan haftada kutlanır. ay takvimine göre 12 rebiulevvel 571 büyük bir olasılıkla 19/20 Nisan gününe tekabül etmektedir. Peygamber 571. yılın 20 nisanında doğduğu için o hafta diyanet işleri başkanlığı tarafından kutlu doğum haftası olarak ilan edile gelmiştir. mesele budur. yani peygamberin doğumu bazı köşe yazarlarının, öcücü, tehlikeci çevrelerin diline doladığı gibi siyasi bir rant için belli bir zamana denk getirilmemektedir. Ama işte bu kadarcık malumatınız olacak, Yanlış bilgi üzerine düşünce üretilmez. Sobe neymiş anlaşıldı mı?bozan
-
Demokratic Komedyatic Rebuplic...,
Bilemediniz ve sobelendiniz. Ezberci yaklaşımın sonu budur işte...Evet sevgili forumdaşlar var mı şansını denemek isteyen bir çılgın...Elde var bir başka avlanmak isteyen varsa buyursun..... Tekrar ediyorum soru çok komik ve baştan aşağıya hatalı, sorusunun arkasında duracak kimse var mı? bozan
-
Demokratic Komedyatic Rebuplic...,
Sorusunun arkasında duracak genç bir çılgın aranıyor.....Buyursun meydana.... Tekrar soruyorum soru bu mu emin misiniz? bozan
-
Demokratic Komedyatic Rebuplic...,
1. Dediler ki; Sana bir soru hadi bil bakalım. 2. Dedim ki; İşte bu soru neden bazı kesimlerin halktan, ve tarihinden kopuk olduğunun bir göstergesidir. Soru o kadar komik ki tarif edemem.... Hiç bu kadar akıl dışı soru olur mu? Neden bilmemek zorundasınız? Bilmemek değil öğrenmemek ayıp değil mi? Soru şuydu '' Sayın Bozan; Güncel konularda LostsouL arkadaşımızın açmış olduğu İcraatın içinden başlığını umarım ki takip ediyorsunuzdur... Ben ve benim gibi tam 2525 kişi dikkatle o başlığı takip ediyorlar... Değerli LostsouL o başlıktaki bu günkü son yazısında çok da bugünlere dair konuyu ele almış... Tamamını olmasa da bir kısmını buraya alıntılayarak,okuduktan sonra vereceğiniz yanıtınızla taraf olduğunuz zihniyetin bakış açısını anlamaya çalışarak madalyonun arka yüzünü kavramaya çalışacağız.! Bir bilen olarak, sizin bu konudaki ahkamınıza da ihtiyacımız var... ALINTI(LostsouL @ Apr 29 2007, 10:36 PM) Bu konuda hassas olduğunu bildigim arkadaşlara bir soru sormak istiyorum: Peygamberimizin dogum tarihi tam olarak nedir? Bilen arkadaslarımız bunu acıklarsa sevinirim. Son bes yıldır özellikle Kutlu Dogum haftası 19-26 nisan tarihleri arasında kutlanmaktadır. Bu konuda yanılmıyorum sanırım. Eger bana Peygamberimizin dogum tarihini soyleyebilrseniz muhtemelen bu Hicri Takvime gore olucaktır. İşbu halde Hepimizin bildigi gibi Hicri takvimin bir yılındaki gun sayısı Miladi Takvim yani bizim kullandıgmız takvime gore 10 gun kısadır. Bu yuzden Kurban ve Ramazn bayramları ile, Kutlanan mevlutlerimiz, Ve Mubarek Ramazan ayımız surekli 10 gun geriye gelmektedir. Bu konuda haklı olup olmadıgmı soylerseniz sevinirim. Basit bir soru daha sormam gerekiyor. Bütun dini bayramlarımız dini önemli gunlerimiz 10 ar gün geri geldigine göre Peygamber Efendimizin doğum günü son beş yıldır neden sabitlenmektedir? Asıl amac nedir? Simdi böylesine dini bir konuyu bile carpıtarak toplumumuza dayatıp, insanları bakın Bizim dini bayramamızı kutlamamıza bile izin vermiyorlar diyerek, kendinizi magdur durumda gostererek amaclanan nedir? Daha da işin kötü yanı bir milli bayramımızla bizzat cakıştırarak amaclanan nedir? Hala bu oyunu gormeyip hayır onlar haklı diyorsanız, bari cocuk bayramında cocukların sırtından dini sömürü yapılmasına bir söz söyleyin... Evet ne guzel dini bayramların kutlanması etkinlikler yapılması. Kimse sesini cıkarmaz bu konularda. Bizzat coskuyla kutlarız, bu ulke uzerinde yasayan her dinden insanla birlikte. Allah aşkına söyleyin, Kutlu Dogum Haftası bundan on yıl once kutlanıyormuydu bugun gordugumuz orneklerle? Bizim aile buyuklerimiz, sokagımızdaki camilermizdeki hocalarımız mevlıtler okurlar, dualar ederlerdi... Hala da aynı sekilde devam edilir buna... Simdi bana nasıl oluyorda bizim takvimize gore Peygamber efendimizin dogum tarihi sabitleniyor acıklarmısınız? Ve nasıl oluyorda bu tam 23 nisan tarihine sabitleniyor... Hala tehlike yok normal mi diyorsunuz? Bu mantıkla hareketle Ramazan ayınıda sabitleyelim.... Butun dunyada Ramazan ayı kutlanırken biz, kendi tarihimizde kutlayalım... . Bir bilen olarak, sizin bu konudaki ahkamınıza da ihtiyacımız var... Sayın bozan olarak, bu durumu nasıl yorumlamalıyız? Şimdi bu soruya yanıt vermeden evvel forumdaki arkadaşlara son bir defa daha soruya baklamalarını tavsiye ediyorum, bu kadar komik soru olur mu? Bir ileti sonra yanıtı vereceğim ama soruyu soran kardeşlerime son bir hak daha veriyorum, hatalı bir soru olduğunu kabul edin ben de sizi köşeye sıkıştırmayayım. Ün peşinde koşan birisi olsam bu soruya mal bulmuş mağribi gibi saldırırdım, ama genç arkadaşlar kırırlmasın diye son bir şans daha veriyorum ve ekliyorum; Soru bu mu emin misiniz? Bozan