Jump to content
abdullahabdal

KURANDA NAMAZ YOKTUR.NE ZAMAN NASIL KILINACAĞI DA YAZMAZ

Recommended Posts

Kuranda namazla ilgili olduğu iddia edilen veriler, namazla ilgili bir düzenleme için çok yetersiz. Salat ne belli değil. Bir ibadet ritüeli mi, destek olma mı, anma, saygı mı, dua mı... Tümüyle belirsiz. Salat namazsa allah ve melekler nasıl nebiye salat ediyor? (Kuran 33/56) Allah imam olup meleklerle namaz mı kılıyorlar Muhammed'e? Yok eğer salat yardımsa, destekse, "salatı ikame et, güneşin batmasından gecenin çökmesine kadar" (Kuran 17/78) ifadesini nasıl yorumlayacağız? Başka zamanlarda yardım destek yok mu? Salat dua ise, dua da her zaman edilir.

 

Bir salat ne demek dili dönüp açıklayamamış bir allah var karşımızda. Yok imam azam, yok imam bilmem kim allahın yerine açıklama yapıyor, onun dilinin dönüp söyleyemediğini doğrultuyorlar. Böyle bir garabet.

 

Zaten Kuranda yazanı kim kaale almış da? Muhammed almış mı? Kuranda yüz sopa atın yazıyor, Muhammed taşlatmış. O bile kaale almamış Kuranı. Kaale alsa ölmeden yazdırır, derlettirirdi.

 

Kuranı yaratan Mekke eski muhalefeti, yeni iktidarının derdi Kuran namaz filan değil. Bunlar hep yarımadayı ele geçirmek için kullandıkları araçlar. Muhammed de öyle. Ona savaş için gerekli ayetleri üret, allahtan geldi de, biz de sana hiç sahip olamadığın genç kadınlar verelim diye anlaşma yapmışlar. Olay bu... 

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bu konuda benim için tartışma bitti dedim ama. Ufak bir açıklama yaptığım arkadaşım "konu açık özel mesaja gerek yok "dedi. Ben de son kez buraya yazmayı uygun buldum.

 

Ahkam kesmek demekle, kişinin yeterince bilgi sahibi olmadığı bir konu hakkında doğru yanlış, olur olmaz fikir yürüttüğü anlatılmak istenir. 
 
YANİ BUNUN GİBİ

Nasıl olmaz? Yasada olmayan bir durum oluştuğunda yargıç yasada yazmıyor diye beraat mi verecek? Tabii ki üst mahkemeye soracak. Üst mahkeme de içtihat kararı verip konuyu sonuçlandıracak. Meclis de yeni durumla ilgili bir yasa yapmak için harekete geçecek. Bunu yapmazlarsa yasama da yargı da görevlerini yerine getirmemiş olurlar.
 
Örneğin bilişim suçları bu kapsamda olmuştur. Modern hukukta örf adet diye bir şey ise yoktur. Yasa vardır. Hukuk devletlerinde örf adet diye bir şey olmaz. Bunlar geri şeriat kurallarında ve kabile devletlerinde vardır ancak.

 

 
Türk hukukunda yasada olmayan bir suç , bir hak ,bir üst mahkemeye sorularak çözülemez.Böyle bir sistem yok. Yani özellikle ceza hukukunda kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi geçerlidir.
 
Örf adet hukukuna gelince ; hukukun bir yazılı kaynakları vardır  ,bir de yazılı olmayan tamamen örf ve adete dayanan kaynakları vardır. Ancak yukarıda belirttiğim ilke çerçevesinde  ceza hukukunda bu durum geçerli değildir. Ancak ticaret , medeni hukukta uygulanabilir .Ama bizim tabi olduğumuz kara avrupası hukuk sisteminde çok ta fazla yeri olduğu söylenemez. Anglo sakson hukukunun geçerli olduğu Amerika gibi ülkelerde örf ve adet hukukunun uygulaması daha yaygındır.
 
Yine de bir karar verilirken öncelilikle bakılması gereken yerler yazılı kaynaklardır. Ancak burada çözüm bulunamaması halinde örf ve adet hukukuna başvurulur. Bu yüzden yazılı kaynaklara asli kaynaklar  yazılı olmayan kaynaklara da tali kaynaklar adı verilir.
Yani modern hukukuta da uygulanır.
 
 
Bu cümle size ait democrossian 8. ileti
 
Namaz Arapça değil. Farsça. Arapçası salat.

 

Ve bunlarda
 
Kuranda namazla ilgili olduğu iddia edilen veriler, namazla ilgili bir düzenleme için çok yetersiz. Salat ne belli değil. Bir ibadet ritüeli mi, destek olma mı, anma, saygı mı, dua mı... Tümüyle belirsiz. Salat namazsa allah ve melekler nasıl nebiye salat ediyor? (Kuran 33/56) Allah imam olup meleklerle namaz mı kılıyorlar Muhammed'e? Yok eğer salat yardımsa, destekse, "salatı ikame et, güneşin batmasından gecenin çökmesine kadar" (Kuran 17/78) ifadesini nasıl yorumlayacağız? Başka zamanlarda yardım destek yok mu? Salat dua ise, dua da her zaman edilir.

 

 

Türkçede bazı kelimeler aynı olmakla birlikte farklı anlamlarda kullanılır cümlelerde. Burada da metinin gidişatından ne anlama geldiği çıkarılabilir.
 
Yine söylüyorum evet namazla ilgili hükümler yetersizdir ama vardır. Arkadaşımız ne demişti. "Namaz yoktur"
 
Benim bu başlıkta namazın kılınmasını düzenleyen ayetler vardır gibi bir iddiam olmadı .Aksine bu düzenlemelerin yerleşik uygulamalar sayesinde ortaya çıkmış olabileceğini söyledim.
 
İnsanlar buraya fikirlerini yazarken belli şeylere dayanırlar , makaleler, bilim adamlarının araştırmaları , o dönemlerdeki kültüre, geleneğe ,dile vakıf alimlerin araştırmaları gibi.
 
Bu ülkede , Turan Dursun 7.yy arapçasına vakıf ender alimlerden biridir. Çünkü kuran 7.yy arapçasıyla yazılmıştır. Bu nedenle benim için bu konularda araştırmalarına itibar edeceğim  insanlardan biridir. Kurandaki namazın sabiilikten geldiğini söyler araştırmalarında .Yani kuran da namaz yoktur gibi bir iddiası yoktur. 
 
Sonuç olarak namazın kuranda iyi ya da kötü düzenlenmiş olması beni çokta etkilemiyor. Ben zaten inanmıyorum.Namaza gelene kadar kabul etmeyeceğimiz çok daha fazla şeyler var. Bir fikre ya da dine inanmamamız olmayan şeyleri varmış gibi olan şeyleri de yokmuş gibi gösterme hakkını bize vermez. Bunları varlığını ya da yokluğunu tesbit etmekte o fikre ya da dine inandığımız anlamına da gelmez. Doğru tesbit tartışmanın etiği ve sağlıklı yürümesi için şarttır.
 
Dediğim gibi bu başlıkta devam edenlere iyi tartışmalar dilerim

Share this post


Link to post
Share on other sites

Tüm farklı fikirdeki insanlar bir diğerine göre "ahkam" kesiyordur. Bu nedenle ne kadar farklı fikirde insan varsa o kadar ahkamcı(!) ve 3-5 kişi de destekcisi(fikirdaşı) vardır. Bu doğaldır, aksi düşünülemez.

 

Ortaya bir fikir atılıyorsak, sadece o fikir üzerinde, kişiselleştirmeden ya sonuna kadar savunulmalı, yada doğru görüyorsak kabul edilmelidir. Eğer haklıysak, bilim yasaları, belge ve bulgular savunulan fikirlerimizi doğrularlar.

 

Aynen söylediğiniz gibi,

İnternet önünüzde

50 tane kuran çevirisini karşılaştırmalı verebilirsiniz..

Verin namazda nasıl eğilip bükülünür, hangi dualar okunmalıdır ayetlerini.

 

Salat ı namaz diye yutturduğunuz yeter..

 

Cuma namazı teravi namazı diye insanları uğraştırıyorlar,

Bunları Allah emretse, size göre kuranda olması gerekir..

 

Allahın emirleri yerine kimin emridir yaptığınız rütüeller..

 

Siz Allaha falan tapmıyorsunuz..siz bir insana tapıyorsunuz..

Namaz kuranda yoktur..A

Share this post


Link to post
Share on other sites

 

Ben inançlı biri değilim. Tahammül edemediğim bir şey varsa oda , cımbızlama teknikleri ile  din veya herhangi bir konuda sırf karalama yapmak amaçlı yapılan yorumlardır.
 
Elmalı Hamdi Yazır meali
 
Bir zamanlar Kâbe'nin yerini İbrahim'e şu şekilde hazırlamıştık: Sakın bana hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf edenler, orada (kıyama) duranlar, ruku edenler ve secdeye varanlar için evimi tertemiz et.
 
Elmalı Hamdi Yazır meali
 
Namazlara, özellikle orta namaza devam edin ve kalkın Allah için divan kurun!
 
Sonuçta kabul edilse de edilmese de arkadan da dolanılsa kuranda namazla ilgili hükümler mevcut. 

 

 

Verdiğin ayetler puta tapanların kabede Al-ilah a karşı yaptıklarını anlatıyor..

meşhur eğilme hareketi..kralın yada imparatorun önünde yapılan varya:)

 

Verdiğin ayetlere göre namazı kılmaya çalıştım ama kılamıyorum:)

Namaz duasız olacak demekki öyle bir ayette yok..

 

Allah salsa dansı yapın dese emretseydi ve hangi müzik çalınacak söylemese..hangi hareketler yapılacak söylemese..

ne diyecektik?

 

NASIL YANİ ? NE DEMEK İSTİYORSUN...

 

Hangi hareketlerin yapılacağını,

Hangi zamanlarda yapılacağını,

hangi duaların okunacağını,

 

Söylemeden ..Allah namaz kılın diye söyler mi?

Anlatmadığı açıklamadığı bir şeyi neden yaptırsın?

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest amateur

Utangaç inançsızlar inançlılara daima göz kırparlar. Onlar gibi belge gösteremeyip sıkışınca, Muhammed söyledi/yaptı bahanelerine sığınırlar. Mahçuplukları böyle yapmalarını gerektirir.

 

Kuran'ı yazan, sonraki açıklamaları/tamamlamaları hakkında kendi kendini de sınırlamış halbuki. "Kuranda herşey eksiksiz açıklandı" demiş.  "Bunların dışında hüküm yürütenin(Yazanın kendisi de dahil) şah damarını keserim" demiş.Bir arkadaşımızın söylediği gibi yazdıran ekip şart koşmuş.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Verdiğin ayetler puta tapanların kabede Al-ilah a karşı yaptıklarını anlatıyor..

meşhur eğilme hareketi..kralın yada imparatorun önünde yapılan varya:)

 

Verdiğin ayetlere göre namazı kılmaya çalıştım ama kılamıyorum:)

Namaz duasız olacak demekki öyle bir ayette yok..

 

Allah salsa dansı yapın dese emretseydi ve hangi müzik çalınacak söylemese..hangi hareketler yapılacak söylemese..

ne diyecektik?

 

NASIL YANİ ? NE DEMEK İSTİYORSUN...

 

Hangi hareketlerin yapılacağını,

Hangi zamanlarda yapılacağını,

hangi duaların okunacağını,

 

Söylemeden ..Allah namaz kılın diye söyler mi?

Anlatmadığı açıklamadığı bir şeyi neden yaptırsın?

 

Arkadaşım yazmayacağım diyorum ama inanın mümkün değil. Siz benle neyin tartışmasını yapıyorsunuz? Siz kuranda namaz yok diyorsunuz. Ben de diyorum ki hayır bahsedilmiş. Ayetlerini veriyorum

Dönüyorsunuz  nasıl kılınacağı ,,hangi duaların okunacağı ,cuma namazına getiriyorsunuz işi. Benim bu konuda namazın nasıl kılındığı ya da cuma namazı ile ilgili iddiam var mı? Yok.

 

Eleştirilerin bir nedeni de böyle olabilir yani diyebilirsiniz doğaldır neden nasıl kılınacağını yazmamış ya da ne yapılacağını .Sizin eleştiri için yakaladığınız nokta bu olabilir.

Size şunu söylüyorum usulü ile ilgili belki de uygulamalardan çıkarılan sonuçlar vardır diyorum. Hatta ve hatta kurana göre namaz 3 vakit görünüyor nasıl 5 vakte çıkardılar diyorum.

 

Size bu konuda ,Harun Yahyadan ya da her dakika tvlere çıkan dandirik ilahiyatçılardan örnek getirmiyorum. Bu konuda hayatını vermiş bir insandan Turan Dursun dan örnek veriyorum ve belgeler için kitapların ismini söylüyorum. 7yy arapçasına vakıf, ömrünü bu yolda vermiş bir insan bile ,namaz yoktur diye bir açıklama yapmıyorsa oturup düşünmek lazım. Aksine var ama bu sabilikten yani yıldızlara tapan insanlardan gelir der.Şimdi ne diyeceksiniz Turan Dursun için kıvırıyor ,mu? Adam bu yolda öldürülmüş daha ötesi var mı? Getirin bana onun ayarında bu konuda, tüm islam ilimlerini yutmuş ve 7yy arapçasına vakıf birini " tamam ya haklı adamlar kuranda namaz yok" diyeyim ben de .Belge verdiğim adam ateist  ya dindar falan değil yani.

 

Yazılanları nasıl anladığınızı ve benimle neyin tartışmasını yaptığınızı gerçekten anlamış değilim.

 

Arkadaşım ben kuranın kaynaklarını biliyorum. Sabilik mensubu olan İbrahimin de neye taptığını biliyorum. Kuranın bunu kendine yontarak vermesi de normaldir. Ama kuranda öyle yada böyle namazdan bahsedilmiş.Nasıl kılınacağını yazmamış eyvallah buna bir itirazım yok. Benim cevap verdiğim konu sadece kuranda namaz yok demenize.

Share this post


Link to post
Share on other sites

yasada olmayan bir suç , bir hak ,bir üst mahkemeye sorularak çözülemez.

 

Ben suç olmayan bir eylem içtihatla suç olarak tanımlanır demedim. Suçun işleniş biçimi, hakkın ihlal biçimi, hakkın elde ediliş biçimi değişebilir. Bilişim ve gelişmiş telefon özelliklerini bu yüzden örnek gösterdim. Telefon mesajı ile ilgili bir yasa yokken telefon mesajı ile tehdit gönderen kişi beraat mi edecek? Suç sabit: Tehdit. Ancak işleniş biçimi yasada yok. Yargıtay içtihat yaparak tehdit suçunun işlendiğine hükmeder. Yasama da yasayı gerektiği biçimde değiştirir, ek madde koyar vs...

 

Kuranda namaz mı var ne var, belli değil. Buna namaz yok rahatlıkla denebilir. Ne olduğunu açıklamadığın şeyin adını vermen ondan bahsettiğin anlamına gelemiyor. Kaldı ki salat derken şekli, fiili bir ibadet ritüeli mi kastediliyor belirsiz. Bunları hep açıkladık. Belirsiz bırakılmış bir şeyin var olduğu iddia edilemiyor. @@abdullahabdal iletisinin altına koyduğum bazı üslup ile ilgili çekinceler dışında imzamı atarım. Üslup konusunda ise değil telkin, tavsiye bile yapmadığımı belirttim. Üslubuna karışamam. Onda özgürdür.

 

Turan Dursun da biz de namaz yok demiyoruz. Kuranda namaz yok diyoruz. Namaz halen kılındığına göre tabii ki var. Ama mezhep imamlarının icat ettiği bir namaz var. Kuran'dan başka kaynak göstermeden açıklayın. Kurana göre kişi abdest alacak, o tamam.  Aldı. Sonra ne yapacak, bir açıklasanız?

 

O değil de müslümanların derdi bizi germiyor mu!!! Ben ona yanarım. Kılıp geçiyorlar. Varsa da yoksa da... Ecri allahtan deyip kılıyorlar. Namazın kazası yoktur dersin, kılar geçerler. Allah verir ecrini, boşa mı verecek, yoksa da yine verir deyip kılıyorlar.

 

Yani pek yapacak bir şey yok. Kılıyorlar bu namazı yani, ne dersek diyelim. Kılan kılıyor, kılmayan kılmıyor. Ama biz bu böyle diye bildiğimizi söylemekten geri durmayız. İster kılsınlar, ister kılmasınlar. Biz gerçek neyse onu söyleriz. Namaz yok, o halde kılmak da yasak diyecek halimiz yok... Kişi ister amuda kalkar, şınav çeker, barfiks çeker, adına namaz der. Der yani, özgür... Mesele o değil. Mesele gerçeğin ne olduğu...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Siz Allaha falan tapmıyorsunuz..siz bir insana tapıyorsunuz..

 

Elbette. Daha ötesi de var. Kimse allaha inanmaz. Çünkü inanamaz. Böyle bir olanağa sahip değil. Böyle bir lüksü yok. Peki bunca dindar neye mi inanıyor? Söyleyeyim: Köşedeki bakkala, caminin imamına, başbakana, annesine, babasına, babannesine... Yani allah var diyenlere inanıyor. Allaha iman olanaksızdır. Allah var diyenlere iman ediyorlar. Yani insanlara inanıyorlar ve tapıyorlar, allaha değil. 

Share this post


Link to post
Share on other sites

Şu ayetleri ver bakalım arkadaş islam dünyası bulamazken..sen buldun madem:)

 

Kuran ayetleriyle bize namazın nasıl bişey olduğunu anlat..

madem bu namazlar var...Ayetler le bu namazlarda ne okuyacağız hadi bi zahmet yazıver..

 

Bu cümleleri kaç defa söyledim..

hala tık yok ve hala yazıyorsunuz..

Bak herkes  söylediğim ayetlerle namazı anlatmanızı bekliyor..

bekir amca ya sorsam beş dakikada anlatır namazı.. kuranda kaç defa eğilineceği..nerede yazıyor?

bekletmeyin insanları

 

Şu ayetleri ver bakalım arkadaş islam dünyası bulamazken..sen buldun madem:)

 

Kuran ayetleriyle bize namazın nasıl bişey olduğunu anlat..

madem bu namazlar var...Ayetler le bu namazlarda ne okuyacağız hadi bi zahmet yazıver..

 

Bu cümleleri kaç defa söyledim..

hala tık yok ve hala yazıyorsunuz..

Bak herkes  söylediğim ayetlerle namazı anlatmanızı bekliyor..

bekir amca ya sorsam beş dakikada anlatır namazı.. kuranda kaç defa eğilineceği..nerede yazıyor?

bekletmeyin insanları

 

ayetleri yazmıştım, yazıyı okursanız başka tereddütünüz varsa daha fazla detay da ekleriz...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Arkadaşım yazmayacağım diyorum ama inanın mümkün değil. Siz benle neyin tartışmasını yapıyorsunuz? Siz kuranda namaz yok diyorsunuz. Ben de diyorum ki hayır bahsedilmiş.

.

.

.

böyle namazdan bahsedilmiş.Nasıl kılınacağını yazmamış eyvallah buna bir itirazım yok. Benim cevap verdiğim konu sadece kuranda namaz yok demenize.

 

 

Utangaç inançsızlar inançlılara daima göz kırparlar. Onlar gibi belge gösteremeyip sıkışınca, Muhammed söyledi/yaptı bahanelerine sığınırlar. Mahçuplukları böyle yapmalarını gerektirir.

 

Kuran'ı yazan, sonraki açıklamaları/tamamlamaları hakkında kendi kendini de sınırlamış halbuki. "Kuranda herşey eksiksiz açıklandı" demiş.  "Bunların dışında hüküm yürütenin(Yazanın kendisi de dahil) şah damarını keserim" demiş.Bir arkadaşımızın söylediği gibi yazdıran ekip şart koşmuş.

 

 

Kuranda namaz mı var ne var, belli değil. Buna namaz yok rahatlıkla denebilir. Ne olduğunu açıklamadığın şeyin adını vermen ondan bahsettiğin anlamına .

.

.

.

çeker, barfiks çeker, adına namaz der. Der yani, özgür... Mesele o değil. Mesele gerçeğin ne olduğu...

 

Çok Güzel anlatılmış ve işin özü buradadır.

Namazın kuranda olmadığı kesindir..

Allahın emri olmadığına göre kimin hangi insanın emrini yada isteğini yerine getiriyorsunuz.

kabeye kime eğildiğinizi biliyormusunuz?

 

Verin namazda nasıl hangi sırayla çökülüp ,eğilip bükülünür, hangi dualar okunmalı diye ayetleri.

 

Salat ı namaz diye satmaya çalışmayın..

 

Namaz, Cuma namazı yada Teravi namazı diye insanları kandırıyorlar,

Bunları Allah emretse, size göre kuranda olması gerekir..

 

Allahın emirleri olmadığı kesinken..yerine kimin emridir yaptığınız rütüeller..

Allahınızın ben hiçbirşeyi eksik bırakmadım diye ayeti varken..

 

Kim Allah kuranı eksik bırakmış namaz kılmalıyız diyen?

Share this post


Link to post
Share on other sites

Namazda Salavat:

Her namazda okunan ve Salavat denen dualar vardır. Bilir misiniz anlamını?

“Allahümme salli ala Muhammedin ve alâ âli Muhammedin kema salleyte ala ibrahime ve ala âli ibrahim. inneke hamidün mecid.”

“Allahumme barik ala Muhammedin ve ala âli Muhammedin, kema barekte ala İbrahime ve ala ali İbrahim, inneke hamidun mecid.” (Buhari, Enbiya/10; Müslim, Salat/65,66.) * *

* Allah’ım! Muhammed’e ve Muhammed’in ailesi üzerine, İbrahim’e ve İbrahim’in ailesi üzerine salat ettiğin gibi salat et: Şüphe yok ki, Sen hamidsin, mecidsin.

* Allah’ım! Muhammed’e ve Muhammed’in ailesi üzerine, İbrahim’e ve İbrahim’in ailesine bereket ihsan ettiğin gibi bereket ihsan eyle! Şüphesiz ki sen hamidsin, mecidsin.

 

Günde 5 vakit ve onlarca kez bunlar okunur. Peygambere salavat getirilir. Allah’tan ona İbrahim’e yaptığı gibi salat etmesi ve İbrahim bereketi ihsan eylemesi istenir. Sağlığında peygambere ve ailesine zenginlik, bereket için dua edilir de, öldükten sonra bunun anlamı, mantığı nedir? Buna ihtiyacı mı var bir ölünün? Böyle saçma sapan bir dua olur mu? İnsan ülkesi için, halkı için ya da kendi için ister de, ölmüş insanlara bu dua neyin nesi?

Hadi diyelim ki Allah’ın ve meleklerin peygambere salat etmesi ayetinde geçen “salat” secde-namaz anlamında değildir de, destek anlamındadır. İyi de artık bu desteği istemeye gerek var mı? Müslümanlara istenebilir belki de, neden Muhammed hazretlerine ve de ailesine?

Bunun mantıklı bir izahı olabilir mi?

 

Üstelik bunlarla da bitmiyor. Yüzlerce böyle naat ve salavat duaları var. “Şu salavatı okuyanın 80 yıllık günahları affolur.” “Bu salavatı okuyan cennetlik olur” diye..
Aklı, mantığı olan bir insan nasıl bu saçmalıklara inanabilir?

 

Kur’an’da Salat-salavat:

Kur’an’da sallu, salli, salat, salavat sözcükleri tam bir muammadır.
Bu sözcükleri doğru dürüst açıklayabilen bir İslamcıya rastlayamadım şimdiye kadar.

Salat kelimesi namaz ve dua ile anlamlandırılarak çevrilir. Namaz ile hiç ilgisi olmayan ayetler dahi sırf salat kelimesi geçtiği için namaz diye çevrilmiştir.
Salavat kelimesi ise salat’ın çoğuludur. Genelde Muhammed’e yapılan duâ mânâsında kullanılır.

Şimdi aşağıdaki ayete bir bakalım:

Kıyame/ 31-32.
Fe lâ saddeka ve lâ sallâ.
Ve lâkin kezzebe ve tevellâ.

Diyanet:
O, (Peygamberi) doğrulamamış, namaz da kılmamıştı.
Fakat yalanlamış ve yüz çevirmişti.

Elmalılı:
Fakat o ne sadaka verdi ne namaz kıldı.
Fakat yalanladı ve döndü.

Yaşar Nuri:
Ne tasdik etti ne yakardı/ne sadaka verdi ne namaz kıldı.
Tam aksine, yalanladı, gerisin geri döndü.

Edip Yüksel:
O ne doğruladı, ne de destekledi;
Fakat yalanladı ve yüz çevirdi.

Ayetlerdeki kelimeler:
Saddeka – salla
Kezzebe – tevella

Saddeka’yı sadaka vermek olarak çevirenler de var, tasdik etmek, doğrulamak olarak çevirenler de.

Emin olmak için aynı kelimenin geçtiği bir başka ayete bakalım:

Sebe-20. Ve lekad saddeka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mûminîn

Şeytan, onlar hakkındaki zannını doğru çıkardı. İnananlardan bir grup dışında hepsi ona uydular.

Demek ki doğrulamak, tasdik etmek anlamı doğru.

Kezzebe kelimesi saddeka’nın tersi. Yalanlamak.
Yani ayette zıt kelimeler kullanılmış.
Saddeka’ya karşı Kezzebe, sallu’ya karşı tevella.

Bu durumda tevella dönmek olarak çevrildiğine göre, yani reddetti, uymadı, itaat etmeyip sırtını döndü anlamında kullanıldığına göre sallu’nun namaz kılmak olarak çevrilmesi yanlış.

 

Öyleyse doğru çeviri Edip yüksel’inkidir:

O ne doğruladı, ne de destekledi;
Fakat yalanladı ve yüz çevirdi.

 

Eğer Kıyame-31′deki sallu kelimesini namaz kılmak olarak aldığımızda aşağıdaki ayette de Allah ve meleklerinin peygambere namaz kıldığı anlamı ortaya çıkar:

Ahzap-56. Âllâh ve melekleri Peygamber’e hep salât ederler. Ey inananlar, siz de O’na salât edin ve teslimiyetle selam verin”

Sadece Ahzap-56 ile kalsa mesele değil.
Dersiniz ki; Muhammed, narsistliğinden Allah’a ve meleklere dahi secde ya da dua ettirtmiş.

Ne var ki, durum bundan ibaret değildir. Kur’an’da çeşitli salatlar vardır;

1- Peygamberin ve kulların Allah’a salatı,
2- Allah ve meleklerinin peygambere salatı,
3- Allah’ın kullarına salatı,
4- Peygamberin kullarına salatı,
5- Kulların peygambere salatı,

 

1- Peygamberin ve Kullarının Allah’a salatı:

Hepimizin bildiği İslam’ın şartı olan namaz ibadeti ve dua edilmesidir.

 

2- Allah ve meleklerinin peygambere salatı:

Ahzap-56. İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne alen nebiyyi, yâ eyyuhellezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ (Cuma namazlarına gidenler bu ayeti iyi bilir. İmam mimbere çıkarken okunur.)

Meali: Âllâh ve melekleri Peygamber’e hep salât ederler. Ey inananlar, siz de O’na salât edin ve teslimiyetle selam verin”

 

3- Allah’ın (ve meleklerinin) salih kullarına salatı:

Ahzap-43. Huvellezî yusallî aleykum ve melâiketuhu li yuhricekum minez zulumâti ilen nûr, ve kâne bil mu’minîne rahîmâ

O (Allah) ve melekleridir ki sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize salavat getirendir. İnananlara merhamet eden O’dur.

Bir örnek daha:

Bakara-157. Ulâike aleyhim salâvâtun min rabbihim ve rahmetun ve ulâike humul muhtedûn

İşte Rableri katından salavat ve merhamet onlaradır. Doğru yola ulaştırılmış olanlar da işte bunlardır.

 

4- Peygamberin kullarına salatı:

Tevbe-103. (Günah çıkartma ayeti) Huz min emvâlihim sadakaten tutahhiruhum ve tuzekkîhim bihâ ve salli aleyhim, inne salâteke sekenun lehum, vallâhu semîun alîm

Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka al ve onlara salat et. Çünkü senin salatın onlar için sükûnettir (Onların kalplerini yatıştırır.) Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

 

5- Kulların peygambere salatı:

Ahzap-56 ayetindeki “Ey inananlar, siz de O’na salât edin ve teslimiyetle selam verin.” emri İslam’da farz kabul edilir ve her namazda salli ve barik duaları ile Muhammed’e salat edilir.
Ayrıca Muhammed adı duyulduğunda aşağıdaki hadis gereğince daima “Âllâhümme salli alâ Muhammed” diye salavat getirilir:

“Yanında benim adım anılıp da bana salât getirmeyen kişinin burnu sürtünsün, hakarete uğrasın ” buyurmuştur (et-Tâc, V, 145).

Salatla ilgili diğer ilginç ayetler:

Kur’an’da geçen secde ve rüku kelimeleri de salat kavramından yani namazdan farklı olarak kullanılmış. Örneğin aşağıdaki ayetlerde secde ve rüku sözcüğüne dikkat:

 

Şuara/ 217-219.
Ve tevekkel alel azîzir rahîm
Ellezî yerâke hîne tekûm
Ve tekallubeke fîs sâcidîn

Aziz ve rahman olana güven
Ki O, seni kıyam ettiğin zaman görür.
Ve secde edenlerin içinde dönmeni de.

Bu ayette secde ile kastedilen namaz olsa, Muhammed ne diye namaz kılanların arasında dönüp dursun?

 

Bakara-43. Ve ekîmûs salâte ve âtûz zekâte verkeû mear râkiîn

Namazı kılın, zekâtı verin. Rükû edenlerle beraber rükû edin.

Yine bu ayetteki salat kelimesi bildiğimiz şekilsel namaz olmuş olsa, neden araya zekatı koyduktan sonra rüku edin desin?

Peki ya şu ayet:

 

Bakara-58. Ve iz kulnedhulu hazihil karyete fe külu minha haysü şi’tüm rağadev vedhulül babe süccedev ve kulu hıttatün nağfirleküm hatayaküm* ve senezıdül muhsinın

Şöyle demiştik: “Girin şu kente; orada, dilediğiniz yerde bol bol yiyin. Kapıdan secde ederek girin ve ‘affet bizi’ deyin ki, hatalarınızı bağışlayalım. Biz güzel davranıp, güzellik üretenlere daha fazlasını veririz.”

Herhalde “kapıdan girerken namaz kılın” demek istenmiyor?

 

Nisa-103. Namazı kıldınız mı, gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yan yatarak hep Allah’ı anın.

Güvene kavuştunuz mu namazı tam olarak kılın. Çünkü namaz, mü’minlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır.

Yan yatarak namaz kılmak ne ola ki?

 

Üstelik Kur’an’da salat kelimesi ile mescid kelimesinin birlikte hiç kullanılmamış olması da ilginç.

Ha keza namazın bir parçası olan secde ve rüku da, salat içinde hiç bahse alınmış değil.

 

Örneğin Kur’an abdesti uygulamadaki gibi anlatmasa da kısaca anlatıyor.

Ama namazın bir anlatımı yok.

At üstünde bile salat edilmesinden bahsediliyor.

5 vakit namaz da yok Kur’an’da.

Vakit olarak sayılsa 3 çıkıyor.

Zorlama ile kimileri 4 vakti, kimileri ayetleri çarpıtarak 5 vakti elde ediyor.

 

Sonuç olarak salat ve sallu sözcüklerinin dua anlamı dışında bağlılık, uyum, itaat, destek, biat, ittifak benzeri bir anlamda kullanıldığını söyleyebiliriz.

 

Örneğin “ekımus salat-salat et” denilince; “bağlılığını, müttefikliğini göster” anlamı çıkar.

Bu gösterme şekli bir ritueldir ve putperestler bu ritüele alkış ve ıslık katmaları nedeniyle eleştirilirler.

 

Pantenindir yazı..

Yazıyı Bilimsel felsefe ..sitesinden aldım..konuyu dahada ayrıntılı öğrenmek isteyen olabilir diye..

 

 

 

http://panteidar.wordpress.com/2009/11/29/salat-salavat/#comment-7169

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ben suç olmayan bir eylem içtihatla suç olarak tanımlanır demedim. Suçun işleniş biçimi, hakkın ihlal biçimi, hakkın elde ediliş biçimi değişebilir. Bilişim ve gelişmiş telefon özelliklerini bu yüzden örnek gösterdim. Telefon mesajı ile ilgili bir yasa yokken telefon mesajı ile tehdit gönderen kişi beraat mi edecek? Suç sabit: Tehdit. Ancak işleniş biçimi yasada yok. Yargıtay içtihat yaparak tehdit suçunun işlendiğine hükmeder. Yasama da yasayı gerektiği biçimde değiştirir, ek madde koyar vs...

 

 

 

 Tehdit ayrıdır telefonla tehdit ayrıdır. O an yürürlükte telefonla yapılan tehdit suç sayılmıyorsa  ceza almaz .Yakın geçmişe kadar digital şeyler, telefon kayıtları delil bile sayılmıyordu bundan haberiniz yok mu ? Yapılan düzenlemeler içtihattan değil ihtiyaçtan yapılır. Teknoloji gelişir, ticaret gelişir.Yürürlükteki uygulamalar yetmez düzenlemeler , kanun değişiklikleri yapılır.Yargıtayın görevi önüne gelen dosyanın esas kurallarına ya da usul kurallarına uygun olup olmadığını incelemektir. Uygun değilse bozar yeniden ilk mahkemesine yollar bunu düzelt der. Değil yargıtayın hiç bir mahkemenin yasaca belirlenmeyen suç veya hak hakkında karar verme yetkisi yoktur. Yargıtayın zaten yetkisi bellidir.Verdiği içtihatlarda yasa çerçevesindedir.Yargıtayın içtihatı dediğinizde zaten önüne gelen temyiz dosyası hakkında verdiği gerekçeli onama ya da bozma kararıdır. Sistemi beğenirsiniz beğenmezsiniz ama olay budur.

 

Bunun için hukuk bilmeye de gerek yok aslında biraz akıl ve mantık yürütmek yeterlidir. Bu ülke , olan yasal düzenlemelerle bile sıkıyönetim,dgm, özel yetkili mahkemelerle insanlara neler yapıldığı düşünülürse. İçtihatlarla yasada olmayan şeyler nasıl belirlenir siz bir düşünün hele. Hele hizmete bağlı hakimlerle . Diyelim ki önüne bir olay geldi hakimin adam hizmete bağlı müslüman ya  e bu ülkeninde %90 ı müslüman. Oruç tutmamış ramazanda. E hakime göre suç .Ben bunu bir üst mahkemeye yollayım da  o karar versin .Sonra nasılsa meclise gider ,e yeni seçim sistemi için de uğraşılıyor .Seçim bölgeleri yaratılacak güç biz de nasılsa yasalaştırılar bunu. :) Oh mis ,kebap .Ya da tam tersi vay sen oruç mu tutuyorsun yoksa durumu. Bakunin demiş ya;" Hukuk iktidarın fahişesidir "diye 

 

İçtihatlara bırakılacak olsa durum budur. Neyse hukuk bilmeyenlerle hukuk tartışılmaz derler hukukçular arasında.Usulü anlattığım halde anlamadığınıza göre fazla da uzatmaya gerek yok.

 

Turan Dursun'u da bir kez daha okuyun derim."Kutsal kitapların kaynakları" Yani kitaplarda olan şeylerin kaynaklarını açıklar .Kuran islamın kutsal kitabı mıdır ? Evet . Artık daha ne yazayım :) Tüm yazdıklarıma rağmen halen sanki nasıl namaz kılınacağını ,okunacak duaların olduğuna dair  "ayetler var" iddiam varmış gibi  yorumlarla devam edilmesi de ayrıca şaşırtıcı .

Share this post


Link to post
Share on other sites

@@irinçköl, gerçekten tamamen tutarsızlaştın. Senin mantığına göre yeni icat edilmiş bir silahla cinayet işleyen beraat edecek. İnsanın bir lafı bir kere ettim diye ayak diremesi çok sevimsiz bir davranış. Hata yaptığını kabul etmek erdemdir. Bunu kabul etmiyorsan sana yapacak bir şey yok...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Turan Dursun'u iyi bilirim. Dini kaynakları bir bütün olarak ele alır. Kuran hadis ayırt etmez. Zaten de öyledir, aynıdırlar. Ama ben ayet örnek vermeyi tercih ederim, bu benim kişisel tercihim değil. Çünkü müslümanlar sıkışınca hadisi kolaylıkla inkar ediveriyorlar. Ayeti inkar ise onlar açısından sıkıntılı.

 

Gerçi sıkışınca "bu ayeti Emeviler Kurana eklemiş" diyeni de duydum. Bu elbette doğru olabilir, eklemişlerdir. Ama bu itiraf hadis inkarından çok daha fazla ellerini zayıflattığı için bu itirafı almak süper oluyor. Hadisi inkar ise sonucu itibariyle zayıf bir durum. Benim açımdan değil, kendi inançları açısından.  

 

Ne olduğunu tanımlamadığın bir şeye isim koymak ise ondan bahsetmek sayılmıyor. Örneğin Kuran "ruh" tan bahseder mi? Etmez. İçinde "ruh" kelimesi geçen on ayet yazın, ruhtan bahsetmiş diyemezsiniz. Çünkü "sana ruhtan sorarlar, de ki size ondan çok az şey bildirildi" şeklinde hiç bir şey olan, kaale alınamayacak bir açıklama verir. Bu açıklama bile sayılamaz. 

Share this post


Link to post
Share on other sites

Pardon da insanın bilmediği bir konuda ısrarla yanlışında  inat ediyor olması ve bu işi bilen birinin anlattıklarını tutarsızlık olarak görmesi enteresan bir durum. Hatta o kadar bilmiyorsunuz ki kafanızda bir sistem oluşturmuşsunuz  ,bu ülke de uygulanan sisteminde bu olduğunu sanıyorsunuz. Yani alt mahkeme işi bilmiyor ,çözemiyor yukarıya havale ediyor onlar içtihat kararı çıkarıyor ,bir de üstüne üstlük yasa çıkarsınlar diye bunu meclise yolluyorlar. Pes artık. Bir de tüm bunların üstüne bu işi bileni tutarsızlıkla suçluyorsunuz.

Sizin verdiğiniz örnek insan öldürmek işlediği aletin yeni veya eski olmasının bir önemi yok.

 

Yeniden söylüyorum belki anlarsınız diye.Telefon bilgisayar gibi aletlerinin kayıtları yakın geçmişe kadar   delil olarak bile kabul edilmiyordu mahkemelerde.Bunlar  geliştikçe bunlarla ilgili suçların düzenlenme gereği doğdu.

 

Diyelim ki yasada telefonla hakaret suçu düzenlenmemiş.Bu durumu örnek verdiğiniz için söylüyorum.

 

Adamın biri sizi telefonla tehdit ediyor. Ama iş sadece telefonla kalıyor. Eğer bu durum yasa da düzenlenmemişse sizi tehdit eden ceza almaz. Ancak sizi telefonla tehdit etmiş, yetmemiş, gelmiş evinize,işyerinize  tehditlerine devam etmiş. Bu durumda ise tehditten ceza alır ama telefon olayı kaale alınmaz.

 

Ayrıca yargıtayın görevi denetleme mercidir. Önüne gelen alt mahkeme kararını denetler. O mahkeme yerine karar ihdas etmez. Verdiği gerekçeli karar onama ya da bozma ya da düzelterek onama içtihat oluşturur. Benzer olaylarda kullanılır . Ancak hiç bir bağlayıcılığı yoktur. Başka bir dava da el güçlendirmek için bu benzer kararı kullanabilir taraflar , Ancak mahkemenin buna uyma zorunluluğu yoktur .Uyabilir de uymayabilir de.

 

Evet ben yanlış biliyormuşum demek erdemdir. Ama bu konuda yanlışı yapan sizsiniz ben değil.

 

Sizin  hukuk konusundaki yorumlarınız ,benim  gidip elektirikli aletleri tamir eden adama  " aman ne yapıyorsun ki iki vida sıkıyorsun ,bir tel bağlıyorsun " demekle eşdeğer. Gerçekten bir şey bilmiyorsunuz bu konuda öyle ki tutar bir taraf bulamıyorum. Hani desem ki; "bir şey biliyor da bazı yerleri yanlış biliyor " oda yok. Tamamen hayalinizde ürettiğiniz bir sistem. Ben sizin gibi düzeyi düşürüp sevimsizlik gibi bir kelimeyi kullanmayacağım .Sadece gülmekten başka elimden bir şey gelmiyor.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Örnek bir yargıtay içtihadı, spreyin silah olduğu yönündedir. Yine bir yargıtay içtihadı da doping kullanan sporcunun sorumluluğunun antrenörüne de yüklenmesi yönünde olmuştur.

 

Telefonla tehditlerin kaale alınmaması diye bir şey söz konusu bile olamaz. Öyle bir şey olsa insanları tehdit etmek çok kolay ve risksiz olurdu. Mağdurun psikolojisini bozmak ve hayatını zehir etmek sorumsuz bir eylem olamaz, bunun düşünülebilirliği yok. Yargıtay içtihatla bunun suç olduğuna hemen karar verir.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Örnek bir yargıtay içtihadı, spreyin silah olduğu yönündedir. Yine bir yargıtay içtihadı da doping kullanan sporcunun sorumluluğunun antrenörüne de yüklenmesi yönünde olmuştur.

 

Telefonla tehditlerin kaale alınmaması diye bir şey söz konusu bile olamaz. Öyle bir şey olsa insanları tehdit etmek çok kolay ve risksiz olurdu. Mağdurun psikolojisini bozmak ve hayatını zehir etmek sorumsuz bir eylem olamaz, bunun düşünülebilirliği yok. Yargıtay içtihatla bunun suç olduğuna hemen karar verir.

 

Verdiğiniz yargıtay içtihadı önüne gelen bir temyiz neticesinde verilmiş bir karardır. Yargıtay durup dururken bu kararı vermez. Doping kullanan sporcunun sorumluluğu  antrenöründedir  Bu nedenle suçlanması çok normaldir..Tıpkı şunun gibidir bu. Bir işyeriniz vardır .Bir müşteriniz yada elemanınız sizin bilgisayarınızdan yasaca suç sayılan bir işlemi gerçekleştirmiştir. Burada iş yeri sahibi olmanız nedeniyle sizin sorumluluğunuz vardır. Benim haberim yoktu diyemezsiniz. Dediğim gibi bu kararların bağlayıcılığı yoktur. Zaten içtihat kararları,  yasada açıklık olmayan ,çok net olmayan konularda fikir açıklamasıdır.-olmayan konularda değil- Bu nedenle de bağlayıcılığı yoktur. Bu kararın kullanıldığı benzer olaylarda  mahkeme bu karara uyabilir de uymayabilir de. Bu kararların bağlayıcılığı sadece hakeme gitme durumunda vardır. Hakeme gitmenin de şartları bellidir.

 

Telefonların kaale alınmaması gibi bir durum varsayımlar üzerine verilmiş bir cevaptır. Yani böyle bir suçun düzenlenmemesi durumunda. Dediğim gibi artık bu olaylar fazlasıyla düzenlendi yasalarda.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Yargıtay içtihatla verdiği karara dayanarak mahkeme kararını bozar ve yeniden yargılama ister. Bu nasıl bağlayıcı olmama? Kararı bozuyor. Elini kolunu sallayıp gidecekken gidemiyor.

 

Verilen yanlış mantığa göre diyelim bir alet icat ettiniz ve bu aleti beynine yöneltip örneğin yüksek frekansla beynini tahrip ederek bir insanı öldürdünüz. Böyle bir suç aleti tanımı yok diye beraat mı edeceksiniz? Mahkeme ettirse bile yargıtay içtihatla beraat kararını bozar. 

 

Böyle olmasa mucitler rahatlıkla cinayet işlerlerdi, hiç bir sorumlulukları da olmazdı.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Yargıtay içtihatla verdiği karara dayanarak mahkeme kararını bozar ve yeniden yargılama ister. Bu nasıl bağlayıcı olmama? Kararı bozuyor. Elini kolunu sallayıp gidecekken gidemiyor.

 

Verilen yanlış mantığa göre diyelim bir alet icat ettiniz ve bu aleti beynine yöneltip örneğin yüksek frekansla beynini tahrip ederek bir insanı öldürdünüz. Böyle bir suç aleti tanımı yok diye beraat mı edeceksiniz? Mahkeme ettirse bile yargıtay içtihatla beraat kararını bozar. 

 

Böyle olmasa mucitler rahatlıkla cinayet işlerlerdi, hiç bir sorumlulukları da olmazdı.

 

İyi de yargıtayın görevi bu zaten  denetleme. Yargıtay temyiz mercii .Kararı temyiz eder taraflardan biri temyiz nedenlerini de yazar. Buna göre yargıtay bakar. Ya der ki ;yargılama yürürlükteki yasalara göre uygundur  ,onama kararı verir ya da der ki ;yürürlükteki yasalara göre doğru değildir şurada şurada düzenleme yapılması gerekir der ve asıl mahkemenin verdiği kararı bozar .Bunu mahkemeye geri yollar mahkeme ya önceki kararında direnir ya da yargıtay bozduğu doğrultuda yargılamayı yeniden yapar. Yargıtayın verdiği karar görevi gereğidir. Nasıl mahkemeler  verdiği kararların gerekçelerini açıklamak zorundaysa ,yargıtayda inceleme sonucunda  gerekçeli kararını yazar. Bu temyiz edilen dava için geçerlidir uyulması zorunludur. Ama buna benzer davlarda kullanıldığında bu kararın bağlayıcılığı yoktur.Yani yargıtayın ,yeni bir karar ihdas etmek gibi bir görevi yoktur. Yasalarla kendisine verilen yetkinin dışına çıkamaz.

 

Cinayet suçu ile tehdit suçu aynı değil . Şartların oluşma durumu var . Yani cinayet suçunda elimizde ne olması gerekiyor öldürülmüş biri. Hatta ölmüş biri. Bunun içinde kuşkulu ölümlerde otopsi yapılır acaba öldürüldü mü, kaza mı , zehirlendi mi ya da doğal ölüm olup olmadığı konusunda. 

 

Diyelim ki hakaret suçu örnek olsun diye veriyorum siz ya da ben çok kızıyoruz birbirimize  .Diyelim ki burada yazıyoruz "ya sen ne kalın kafalısın şöyle gerizekalısın , böyle aptalsın" gibi Herkese açık forumda  yazıldığı için -bu tür düzenlemeler de yapıldı zira- bu hakaret suçu oluşmuş olur. Ama başka bir arkadaşımızla aynı kelimeleri sizn dışınızda kullanmış olsak, bunu biliyor olsakta bu suçun şartları oluşmadığı için hakaret suçu işlemiş olmayız. Bunun gibi

 

.Aslında sizi anlıyorum yani sivil mantıkla hukuk mantığı çok farklı. O yüzden yaşadığımız bazı olaylarda kıyamet koparılsa da hukuk mantığına göre  verilen kararlar doğru.   Buraya taşısam o kıyamet koparılan olayları, beni burada linç ederler. Ama hukuk mantığına ve yürürlükteki kanunlara göre doğru verilen kararlar. Mantığımıza uymayabilir. Amaç zaten herkesin mantığına göre değil genelin ihtiyaçları gözetilerek yasaların düzenlenmesidir.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Mahkeme beraat vermiş. O anda sanık hür. Ama yargıtay bozuyor ve tekrar tutuklanıyor. Bu nasıl bağlayıcı olmama durumu? Yargıtay denetim yapıyorsa iyi ya işte, içtihat hukuki bir sonuca yol açıyor. Tutuklunun beraatine yol açabiliyor, mahkeme direnmezse, serbest kalanın tekrar tutuklanmasına yol açıyor. Hukuki sonuçları olan kararlar nasıl bağlayıcı olmaz?

 

Ortada ceset varsa suç oluyor da, hayatı zehir olmuş, her gün elli kere tehdit telefonu alan, korkudan işe gidemeyen, maddi manevi zararlara giren, psikolojik tedavi gören bir mağdur ortada yok mu?

 

Örnek verdiğim yüksek frekans üreteci silah olarak tanımlanmazsa ve katili içeri atamazsa içtihat diye bir kavram ne işe yarar? Yargıtay yargıçları "bizim kafamıza göre böyle, isterseniz uygulayın, sizin güzel kafanıza yatmadıysa uygulamayabilirsiniz" demek için mi oturuyorlar orada?

Share this post


Link to post
Share on other sites

Mahkeme beraat vermiş. O anda sanık hür. Ama yargıtay bozuyor ve tekrar tutuklanıyor. Bu nasıl bağlayıcı olmama durumu? Yargıtay denetim yapıyorsa iyi ya işte, içtihat hukuki bir sonuca yol açıyor. Tutuklunun beraatine yol açabiliyor, mahkeme direnmezse, serbest kalanın tekrar tutuklanmasına yol açıyor. Hukuki sonuçları olan kararlar nasıl bağlayıcı olmaz?

 

Ortada ceset varsa suç oluyor da, hayatı zehir olmuş, her gün elli kere tehdit telefonu alan, korkudan işe gidemeyen, maddi manevi zararlara giren, psikolojik tedavi gören bir mağdur ortada yok mu?

 

Örnek verdiğim yüksek frekans üreteci silah olarak tanımlanmazsa ve katili içeri atamazsa içtihat diye bir kavram ne işe yarar? Yargıtay yargıçları "bizim kafamıza göre böyle, isterseniz uygulayın, sizin güzel kafanıza yatmadıysa uygulamayabilirsiniz" demek için mi oturuyorlar orada?

 

Yukarıda yazdım ya  konu olan dava için bağlayıcıdır. Yani dava tamamen bitti yargıtay aşaması da bitti.Karar kesinleşti. Bu kesinleşen dava için bağlayıcı. Kaldı ki yargıtay , önüne gelen dosyanın içeriğine göre karar veriyor . Usul ve esas yönünden ve bir de temyiz eden tarafın itirazları doğrultusunda inceliyor dosyayı..Bunun sonucunda oluşan karar içtihat niteliğindedir. Ama diğer  benzer davalar için bağlayıcı özelliği olmayan bir karar hükmünde oluyor. Ayrıca her davada içtihat oluşturacak tarzda bir karar çıkacak diye bir durumda yok. Ne dedim yukarıda içtihat kararları kanunda yeterince açık olmayan ,tereddüte neden olacak konularda hakimlerin açıkladığı fikirlerdir. Bazı durumlarda adamın işlediği suç ya da hak kanunda tam düzenlendiği gibidir ve cuk oturur duruma. İçtihat oluştursa ne olacak olmasa ne olacak yani her şey açıktır.

 

İşte gelişen şartlara göre düzenleme zorunluluğu ortaya çıkıyor . Düne kadar  telefon kayıtları delil olarak kabul edilmezken artık kabul ediliyor. Yasalarda böyle gelişir yeni gelişen durumlara göre yeni düzenleme.

Bir de siz içtihata takmışsınız .İçtihat kanunun üstünde ve dışında olamaz. Önce kanuni düzenleme . Yine söylüyorum; içtihat kararları kanunda çok açık olmayan tereddüt uyandıran durumlarda hukukçuların fikirlerini belirtmesiyle oluşan kararlardır.

Aslında günümüzde bir çok hakim ve savcı için sorulabilir bu soru; "siz orada ne demeye oturuyorsunuz?"

Share this post


Link to post
Share on other sites

Yargıtay kararları emsal oluşturur.

 

İçtihada takmışsınız da ne yahu? Fizik dersinde konu yerçekimi ise, öğretmene kafayı yerçekimine takmışsın mı diyeceğiz? Konu bu, konu damın başındaki saksağan heralde değil.

 

Telefon kayıtları yine şöyle kanıt değil: Bir kişi telefonda filancayı öldüreceğim dese, yani başkasına, öldüreceğini söylediği kişiye değil. Buna dayanılarak cinayete teşebbüsle suçlanamaz. Ama bunu toplum içinde, görgü tanıkları huzurunda söylese, bu cinayete teşebbüstür. Çünkü tanıkların o kişiye gidip "seni öldüreceğini söyledi" deme durumu var. Filanca filancayı öldürecekmiş dedikodusu çıkması ve mağdurluk durumu var. Basına böyle bir demeç vermek de aynı şekilde suçtur.

 

İki kişi şifahen konuşsa, tanık olmasa, dinleme cihazıyla dinleme yapılsa yine teşebbüs suçu oluşmaz. Bu tanıksız konuşmayı yayınlayıp deşifre etmek, kamuoyuna açmak suçtur asıl. Çünkü aksi halde öldürüleceği söylenen kişi duyup tedirgin olmayacaktı.

 

Ama direk telefonu açıp "seni öldüreceğim" demek her zaman suçtur. Bu tehdit kayda alınırsa da mahkeme beraat verirse temyiz hakkı doğardı yani, iletişim suçları düzenlenmeden önce de olsa yargıtay bu beraati bozardı... 

Share this post


Link to post
Share on other sites

Yargıtay kararları emsal oluşturur.

Evet örnek oluşturur bunun aksini söylemedim zaten .Benzer davalarda kullanılabilir ama o benzer davanın hakimi isterse buna uyar istemezse uymaz bunda bir zorunluluk yok.Kesinleşmiş yargıtay daire kararına yani. Ama bunun dışında bir de yargıtay genel kurullarının verdiği içtihatı birleştirme kararları vardır ki buna uymak zorunludur.

Neyse size iyi akşamlar  konuyu yeterince dağıttık sanırım . 

Share this post


Link to post
Share on other sites

Benzer davanın hakimi içtihat kararına uymazsa temyizi de yer. Zaten temyiz bunun için. Yoksa hakim isterse katil olduğuna kanaatim oluşmadı deyip kanıtları görmezden de gelebilir, beraat de verebilir. Ama temyiz var. Keyfi davranamaz. 

 

Ha, tuz da kokar, o ayrı konu. Koktuğu da çok oluyor. Biz olması gerekeni yazıyoruz. Hakim "bu bizden, iyi etmiş eline sağlık, allaha inanmamak ha? Vay allahsız. Haketmiş ölmeyi" diye katili bile beraat ettirmek isteyebilir. İnsan bu. Su misali kıvrım kıvrım akar. Necip Fazıl'ın tek doğru sözü de bu olsa gerek.

 

Hukuku guguk edenler hukukun herkese lazım olacağını unutmamalılar. Çok beylik bir laf olsa da çok doğru bir laf. Bugün hukuk kendilerine hiç lazım olmayacakmış, hukuk nalıncı keseriymiş gibi davranan öyle çok kişi var ki... Ne diyelim, onlar bari adil yargılanırlar, işlenmeden kararlaştırılmış suça göre sonradan yaratılmış sahte kanıtlarla yargılanmazlar. Kendileri öyle yapmadılar, hukuku nalıncı keserine çevirdiler ama onlara bile bu hukuksuzluk yapılmamalı.

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest amateur

Salat: Dua, Dua etmek, yalvarma, yakarış, konuşma, söylev, nutuk, övgü metiye nimet, meydana getirmek, sebep olmak, yakın takip etmek, izlemek, uymak, bağlı kalmak, bağlamak veya bağlanmak, hayvanın kuyruğunun çıktığı yer. -Alıntı-

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.


×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.