Jump to content
Sign in to follow this  
Radya

ŞAİRLER ŞEHRİ

Recommended Posts

YOL YORGUNU

 

Bana bir türkü öğretsen

Ayın aydınlığında söylesem

Gecenin karanlığında söylesem

Yağmur yağınca söylesem

Toprak uyanınca söylesem

Bana bir türkü öğretsen

 

Bana bir türkü öğretsen

Beraber olunca söylesem

Ayrı kalınca söylesem

Seni unutunca söylesem

 

Bana bir türkü öğretsen

Geldiğim yerlere er geç dönebilsem

Sevebilsem her şeyi yeniden sensiz

Sensiz vazgeçebilsem

Gece demesem gündüz demesem

Kimseleri dinlemesem

Hem yürüsem hem söylesem

Hem söylesem hem yürüsem

 

Arif Damar

Share this post


Link to post
Share on other sites

 

Ne Yazsam, Suya Düşüyor

 

Bazan;

Terleyip zamanın ninnisinde,

Terk ediyorum soluma batan,

solumamı karartan gözlerini.

Sokağın birinde,

Kirli bir çocuk,

Güneşe asıyor sana dair,

Düşlerimi.

Bir sokak köpeği harcıyor beni,

Paçamdan.

Verdiğim ekmeklere,

Emeklere hemde hiç,

Aldırmadan...

 

Sonra;

Dökülüyor içimdeki

Hazan mevsimlerine ait yağmurlar.

Ben halââ seni beklediğim,

Günlerde kayboluyorum,

Bu zamanlar.

Işık hüzmelerinde,

Gözlerimi kamaştırıyor,

Güneşi saklayan içim.

Bir bulut olmuşum.

Kararıp dolmuşum.

Hani bilsem beni düşlüyorsun halââ,

Şehrine hükmedecek,

Gecelerine düşecek,

Camlarından süzülecek,

İçimde ki yağmurlar...

 

Şimdi;

Varla yok arasındayım işte.

Şiirler sensizlikte,

Hak getire.

Mutlu musun?

Ya da,

Coşkun mu içindeki,

Yarınlara dair umutlar...

Meselaa,

Daha bir heybetli mi bakıyorsun,

Vadesi uzun şafak sökmelerine?

Benim yokluğum siniyor mu içine,

Yani meselaa...

Yani meselaa,

Zehir zemberek şiirlere,

Bulaşmıyorken ben,

Sen,

Rahat uyuyormusun HA?

Uyuyabiliyormusun...

 

Birgün;

Ağ düşecek yüreğinde ki denizlere.

Bütün çocuk balıklar,

Esir kalacak düşleriyle beraber.

Çalkantılı bir fırtınaya yakalanınca,

İçinde ki dalgalar,

Göğe çevir başını,

Her yağmur damlasında,

Sana ait gözyaşım var...

Yani meselaa.

Belki.

Birgün.

Anlatabildim mi?

 

 

 

Kenan Ocak

Share this post


Link to post
Share on other sites

 

ARKADAŞ DÖKÜMÜ

 

Evvela dişlerimiz döküldü

Sonra saçlarımız

Arkasından birer birer arkadaşlarımız

Şu canım dünyanın orta yerinde

Yalnız başına yapayalnız

Kırılmış kolumuz, kanadımız

Tatlı canımızdan usanmışız

 

Bir şüphedir sarmış yüreğimizi

Ya kendini aldatıyor demişiz ya bizi

Bir şüphedir demir atmış ciğerimize

Pamuk ipliği ile bağlamışlar bizi

Düğüm üstüne düğüm şöyle dursun

Bir çalım bir kurum hepimizde

Nereden inceyse oradan kopsun

 

Bu canım dünyanın orta yerinde

Hayvanlar kadar bağlanamamışız birbirimize

Yalan mı? Gözünü sevdiğim karıncalar

İşte: Hamsiler sürü sürü

Arılar bölük bölük geçer

Leylekler tabur tabur

 

Ya bizler? Eşref-i mahlukat! ..

Boğazımıza kadar kendi murdar karanlığımıza gömülmüşüz

 

Bizler bölük bölük, bizler tabur tabur

Bizler sürü sepet

Yalnız birbirimizi öldürmüşüz

.

Bedri Rahmi Eyüboğlu

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

Güneşin Işığı / Asaf Halet Çelebi

 

her şey güneşi seviyor

hattâ denizler bile

denizlerde nefes alan sen bile

ve biz

güneşi değil ışığını seven insanlarız

 

güneş içime vuruyor

 

güneşin ışığı var

güneş yok

güneşin ışığını kim anlatabilecek

 

pazar pazar gezmek

dağ dağ dolaşmak

ve ormanlarda kalmak

 

güneşin ışığını anlatabilecek olanı arıyorum

 

güneş içime vuruyor

Share this post


Link to post
Share on other sites

GÜNEŞ DELİSİ

 

Akan suyu severim ben

Işıldayan karı severim

Bir yeşil yaprak

Bir telli böcek

Yeşeren tohum

Güneşte görsem

Sevinç doldurur içime

Bir günü

Güzel bir günü

Güneşli bir günü

Hiçbir şeye değişmem

Onun için savaşı sevmem

Onun için zulümü sevmem

Onun için yalanı sevmem

Bilirim yaşamaz güneşte

Bilirim yaşamaz yanyana aşkla

Ne haksızlık

Ne korku

Ne açlık

Necati Cumalı

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites

 

BULUŞMAK ÜZERE

 

Diyelim yağmura tutuldun bir gün

Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek

Öbür yanda güneş kendi keyfinde

Ne de olsa yaz yağmuru

Pırıl pırıl düşüyor damlalar

Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın

Dar attın kendini karşı evin sundurmasına

İşte o evin kapısında bulacaksın beni

Diyelim için çekti bir sabah vakti

Erkenceden denize gireyim dedin

Kulaç attıkça sen

Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan

Ege denizi bu efendi deniz

Seslenmiyor

Derken bi de dibe dalayım diyorsun

İçine doğdu belki de

İşte çil çil koşuşan balıklar

Lapinalar gümüşler var ya

Eylim eylim salınan yosunlar

Onların arasında bulacaksın beni

Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya

Çakmak çakmak gözleri

Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı

Herkes orda sen de ordasın

Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından

Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim

Özgürlüğe mutluluğa doğru

Her işin başında sevgi diyor

Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili

Bi de başını çeviriyorsun ki

Yanında ben varım

 

CAN YÜCEL

 

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites

İzmir Ağlıyor

 

Ozamanlar gizlice yollara çıkardık

El ele verirsek dünyayı yıkardık

O yasaklı şehirde martılar kadardık

Kapılar kapanırdı sarılıp ağlardık

Kaç kere yandık kimse bilmiyor

Gemiler gidiyor İzmir ağlıyor

Ozamanlar zamansız mekansız çocuktuk

Büyüdük belkide onları unuttuk

O karanlık şehirde korkular kadardık

Gecenin karasında sevdalı bahardık

Kaç kere yandık kimse bilmiyor

Sevdiğim gidiyor izmir ağlıyor

Kaç kere yandık kimse bilmiyor

Gemiler gidiyor İzmir ağlıyor

  • Like 2

Share this post


Link to post
Share on other sites

 

KÖŞEYİ DÖNENLERİN ŞARKISI

Yürekleriniz sızlar mı?

 

Güneş körse ve gök sağır

 

İçinizi ısıtanlar

 

Alacalı yıldızlar mı?

 

 

Kimliği belirsizler mi?

 

Kurşun sıkan üstünüze

 

Bazen canınız ister mi?

 

Hüzünlenmek ağır ağır.

 

 

 

Bir tutam tuz kattınız mı?

 

Tek bir yoksulun aşına

 

Hiç sevgi yarattınız mı?

 

Dinsin diye bunca kahır.

 

 

Bir gün el uzattınız mı?

 

Bir insana karşılıksız

 

Hiç güzellik tattınız mı?

 

Kadeh kadeh, satır satır.

 

 

Dönün dönün köşeleri

 

Aydınlıktan karanlığa

 

Bu yıl uğursuzun ama

 

Gün doğmadan neler doğar.

 

_______YAĞMUR ATSIZ

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

Kırılgan bir çocuğum ben

Yüreğim cam kırığı

Bütün duygulardan önce ...

Öğrendim ayrılığı

Saldırgan diyorlar bana

Oysa kırılganım ben

Gözyaşlarım mücevher

Saklıyorum herkesten

Ürküyorlar gözümdeki ateşten

Ürküyorlar dilimdeki zehirden

Ürküyorlar o dur durak bilmeyen gözükara cesaretimden

Diyorlar: Bir yanı sarp bir uçurum,

Bir yanı çılgın dağ doruğu.

Oysa böyle yapmasam ben

Nasıl korurum

İçimdeki çocuğu?

Bir yanım çılgın nar ağacı

Bir yanım buz sarayı

 

Murathan Mungan

 

 

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

SİS OLDU ŞARKILAR

 

Bu kağıttan gemiyi bırakıyorum

Bu kağıttan denize..

Bakıyorum bakıyorum da bitmiyor..

Ne çok çizik atmışız yüreğimize..

 

Dünya ne ki; Dünya ne ki

Beyaz olan herşey biraz mavi..

İstesende istemesende

Bakarsın bir el tutmuş elini..

Bilemez kimse..

Allah dilediği gibi serper çiçeklerini

Ve çakar çivilerini dilediği gibi..

Bir can olup öylece kaldığımız an..

Bir müzik olup olup sustuğumuz seninle,,söyle bana..

Bir çocuğun elleri bırakılır mı hiç bırakılır mı?

Sana bakıyorum..

Çevirme yüzünü ben yabancı değilim..

Seninle bakıyorum bu büyük boşluğa..

Sana bakıyorum şarkılara bakıyorum..

Sis oldu şarkılar elini arıyorum..

Kalbim dünyanın ilk aşığının kalbi gibi..

Ve ruhum paramparça..

Sis oldu şarkılar elini arıyorum..

Bilemez kimse,,beyaz olan herşey..

Bazen bir cümleyi bitiremiyorum..

 

En son ölüm gelir..

Yinede erken deriz..

 

Derinlikler için bir yol vardı.

Bilmiyorum herşey bitti mi?

Bu kağıttan gemiyi bırakıyorum..

Bu kağıtan denize..

Sevgilim,,Sevgilim..

Böyle yalnızmı gidecektim

Cennetteki evimize....

 

Mevlana Idris

Share this post


Link to post
Share on other sites

 

 

Seni bir gün en yakının ele verirse eğer,

öğren susmasını ve ağlamamasını.

Bir kavanozun içinde mavi bir gül yetiştir

her gün daha çok yaşayan.

Bir masalın ağzını kapat ve yat

geniş odalarda, bir oksijen çadırında.

Ona kötü bir şey olsun istedim.

Bana aşık olsun istedim...

 

 

Lale Müldür

Share this post


Link to post
Share on other sites

Anladım

 

Aşkın hem ateş hem yağmur olduğunu

Kemiklerime kadar ıslanınca anladım…

 

Adildir Padişahım, yan tutmaz, emek yemez

İnanıp erkine yaslanınca anladım…

 

Sınırları karıştırdım deliliğin met cağında

Gerçeği, som gerçeği uslanınca anladım…

 

Fiziğini aşan yanık sesin yeni ufuklara

Nasıl pençe vurduğunu, seslenince anladım…

 

Aşkın fotoğrafı gözlerimde fer / kanat

Yürek sürekli zikir ile beslenince anladım…

 

Yaş dorukta, gönül hâlâ çıktığı yolun başında

Başım dağlar gibi sislenince anladım….

 

Bahaettin KARAKOÇ

Share this post


Link to post
Share on other sites

 

VAZGEÇMELER USTASI

 

Dünya kirletilmişse,

...Üstünüze sıçramış

Bir şey vardır mutlaka.

Benimki aşktan bir leke,

Kazındıkça kendini temize çeken

Gizlice.

Sürtündükçe kıvılcımlar saçan

Çakaralmaz renk cümbüşü işte.

Ya sizinki?

Ben vazgeçmeler ustasıyım.

Reddedemem önerinizi,

Paylaşalım elbette:

Lekeniz sizde kalsın,

Ben aşk’ı alırım sadece.

 

Dünya kirletilmişse,

Üstünüze sıçramış

Bir şey vardır mutlaka.

Benimki iki soluk arasında

Gelip geçen zaman.

Hangisi ölüm hangisi yaşam?

Ya sizinki?

Ben vazgeçmeler ustasıyım.

Yaşadığınız bir ömür değil mi?

Seçimi siz yapsanız, istediğiniz sahneyi seçseniz:

İster ilkincisi olsun ister sonuncusu fark etmez ki,

- Başarımızı arttıracaktır provalardaki performansınız -

Artanıyla yetinirim zaten ben, ilk gösteri için

Siz önden buyrunuz lütfen!

 

Dünya kirletilmişse,

Üstünüze sıçramış

Bir şey vardır mutlaka.

Benimki korkusuz ve kuşkusuz bir aşk,

Başdöndürücü ve anısız,

Fısıldaşmaları dalgınlıklara takılı.

Ya sizinki?

Hala anlamadınız mı?

Demiştim:

Ben vazgeçmeler ustasıyım.

Aşk’ı bana terk etmiştiniz zaten,

Üstü kalabilir sizde...

 

Tuğrul Asi Balkar

 

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites

bir misafirliğe gitsem

bana temiz bir yatak yapsalar

herşeyi, adımı bile unutup

uyusam...

 

kalktığımda yatağım hala lavanta koksa

kekikli zeytinli bi kahvaltı hazırlasalar

nerde olduğumu hatırlamasam

hatta adımı bile unutsam...

 

-Melih Cevdet Anday-

 

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites

Mırıldanmalar

 

I

 

içimden dedim beraber yürüyelim olur mu

varsın gemilerimizi taşıyamasın sular

varsın yarı yolda uyuya kalsın

bize gönderilen bahar

 

içimden dedim beraber yürüyelim olur mu

varsın gölgemiz olsun hüzün

dilediği gibi uzatsın canevimize ayaklarını

varsın annemiz olsun tütün

hayat daha sert vursun yumruklarını

 

II

 

içimden dedim ilmeği kaçmış bir hayat bizimkisi

nedir alnımızdan öpmek için izimizi süren

kalmış mıdır kalesi düşmüş bir şehrin cazibesi

nedir yalnız bize yakışan bu serüven

 

bu serüven ki

bizden biri yaptı sırtımızdaki hançeri

ve terketti bizi huzur denen sevgili

kalakaldık, şaşkınlığın avuçlarında

billur bir kuş gibi

 

III

 

içimden dedim gömülü bir ırmağın yalnızlığıdır bu

beraber yürüyelim olur mu…

İbrahim Tenekeci

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

 

Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum. Işığı gördüm, korktum. Ağladım.

Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.

Karanlığı gördüm, korktum.

Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi…

Ağladım.

...

Yaşamayı öğrendim.

Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;

Aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.

 

Zamanı öğrendim.

Yarıştım onunla...

Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...

 

İnsanı öğrendim.

Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...

Sonra da her insanin içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.

 

Sevmeyi öğrendim.

Sonra güvenmeyi...

Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,

Sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.

 

İnsan tenini öğrendim.

Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu…

Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.

 

Evreni öğrendim.

Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.

Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.

 

Ekmeği öğrendim.

Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.. .

Sonra da ekmeği hakça üleşmenin,

Bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.

 

Okumayı öğrendim.

Kendime yazıyı öğrettim sonra...

Ve bir sure sonra yazı, kendimi öğretti bana...

 

Gitmeyi öğrendim.

Sonra dayanamayıp dönmeyi...

Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...

 

Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yasta...

Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.

Sonra da asil yürüyüşün kalabalıklara karsı olması gerektiğine aydım.

 

Düşünmeyi öğrendim.

Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.

Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.

 

Namusun önemini öğrendim evde...

Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;

gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.

 

Gerçeği öğrendim bir gün...

Ve gerçeğin acı olduğunu...

Sonra dozunda acının,

Yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim.

 

Her canlının ölümü tadacağını,

ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.

 

Mevlana

 

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites

 

ACIYOR

 

Mutsuzluktan söz etmek istiyorum

Dikey ve yatay mutsuzluktan

Mükemmel mutsuzluğundan insan soyunun

sevgim acıyor

Biz giz dolu bir şey yaşadık

onlar da orada yaşadılar

Bir dağın çarpıklığını bir sevinç sanarak

En başta mutsuzluk elbet

Kasaba meyhanesi gibi

Kahkahası gün ışığına vurup da

ötede beride yansımayan

Yani birinin solgun bir gülden kaptığı frengi

Öbürünün bir kadından aldığı verem

Bütün işhanlarının tarihçesi

Bütün söz vermelerin tarihçesi

sevgim acıyor

Yazık sevgime diyor birisi

Güzel gözlü bir çocuğun bile

O kadar korunmuş bir yazı yoktu

Ne denmelidir bilemiyorum

sevgim acıyor

Gemiler gene gelip gidiyor

Dağlar kararıp aydınlanacaklar

Ve o kadar

Tavrım bir şeyi bulup coşmaktır

Sonbahar geldi hüzün

Kış geldi kara hüzün

Ey en akıllı kişisi gündüzün

sevgim acıyor Kimi sevsem

Kim beni sevse

Eylül toparlandı gitti işte

Ekim falan da gider bu gidişle

Tarihe gömülen koca koca atlar

Tarihe gömülür o kadar

 

Turgut Uyar

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

 

Kimi der ki kadın

Uzun kış gecelerinde yatmak içindir.

Kimi der ki kadın

Yeşil bir harman yerinde

Dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.

Kimi der ki ayalimdir,

Boynumda taşıdığım vebalimdir.

Kimi der ki hamur yoğuran.

Kimi der ki çocuk doğuran.

Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal.

O benim kollarım, bacaklarım, başımdır.

Yavrum, annem, karım, kızkardeşim,

Hayat arkadaşımdır.

 

 

Nâzım Hikmet RAN

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites

Yaşam,

 

Hep,

 

Birliktelik umutları -vermeyecek-

umduracak sana -

 

Sonra,

 

Onları alacak,

Yalnızlık kuyusuna atıp, boğacak.

 

 

-O kuyudan da nasıl çıkabilirsin -ya da,

orada yaşamayı nasıl öğrenebilirsin -

 

-Allah bilir!

 

-Ki, “yaşamakta olman bile bir önyargıdır belki”

 

 

 

 

Oruç Aruoba

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bazen...

Yıldızları süpürürsün farkında olmadan...

Güneş kucağındadır...

Bilemezsin...

Bir çocuk gözlerine bakar...

Arkan dönüktür...

Yüreğinde kuruludur orkestra...

Duymazsın...

Koca bir sevdadır yaşamakta olduğun...

Anlamazsın...

Uçar gider...

Koşsan da tutamazsın !..

 

William Shakespeare

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites

Beni yavaşlat Tanrım!

 

Yüreğimin atışlarını düşüncemin sakinliğiyle rahatlat.

Zamanın sonsuz görüntüsüyle hızımı azalt!

Bana güncel kargaşanın ortasında,

Tepelerin ölümsüz sakinliğini ver.

 

Bir çiçeğe bakmayı,

Eski bir dostla sohbet etmeyi

Ya da yeni bir dost edinmeyi,

Yolunu kaybetmiş bir köpeği okşamayı,

Ağ yapan bir örümceği izlemeyi,

Bir çocuğa gülümsemeyi,

 

İyi bir kitaptan birkaç satır okumayı -ve-

Yarışın daima daha çok hız için olmadığını

Anımsat her gün bana.

Yavaşlat beni Tanrım!

 

Bana ilham ver.

Köklerimi,

Yaşamın katlanılan değerler toprağının

derinliğine göndermek,

Kaderimdeki yıldızlara doğru -daha çok-

Büyüyebilmek için...

Yavaşlat beni Tanrım!

 

Wilfred A. Peterson

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bir Kadın Sancısı

kadîm bir kadın acısı,

‘şuramda' diyemiyorum, her yerimde!

kirlendik ve kirlettik; vicdândan taşındı Tanrı

kirletmeseydik, kadının şefkatinde bulurduk Tanrı'yı ...

 

yetmedi/ yetinmedi; en son, kadını kendine benzetti erk

 

'kuma'lanan bir kadının bedduâsı tutsun

gecelerini neşelendirmek isteyen adamı!

sevilecek olan kadındı,

erk, bebeğin bile erkeğini sevdi.

bir kadın sancısı,

‘buramda' diyemiyorum, her yerimde!

yaşlı bir adama, yanlış bir eşe gitmiş,

mutsuz olmuş, hayattan kürtajla alınmış

kadınların acısını içimde taşıyrak yaşadım ...

 

tabanımdan tepeme,

her yerimin her yerinde

gidip gelen bir sızı

bir kadın sızısı...

 

îmânımdır;

resim, kadın bakışının kötü bir kopyası...

 

ilmimdir;

güle/ dikene işlenmiş bir kadının gözleri değmezse;

anlamsızdır, tanımsızdır şiir...

 

soluğumdur;

kadının kalbinden geçmeyen her şarkı eksik ....

 

ve ins-melek karışımı annelik

on erkeğe bedel bir annelik!

 

kim bir anne kadar güçlüdür?

Aşil mi? Süleyman'ın ordusu mu?

 

Mayıs 2007

 

 

 

İbrahimi Feyzullah Yalçın

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

öldü anne ve mutfaklar kilitlendi

kilerler boşaltıldı farelerce

anne gitti ve evler döndü yazlık otellere

anne gitti ve sular buruştu testilerde

artık çamaşırlar yıkansa da hep kirlidir

herkes salonda toplansa da kimse evde değildir.

 

~Sezai Karakoç~

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bülbülü dinle ki gelesin coşa.

Karganın namesi gider mi hoşa.

Meyvesiz ağacı sallama boşa.

Ne yaprağını dök ne dalı incit.

Bekle dost kapısını sadık dost isen.

Gönüller tamir et ehli dil isen.

Sevda sahrasında Mecnun değilsen

Ne Leyla’yı çağır ne çölü incit.

Rızaya razı ol hakka kailsen.

Ara bul mürşidi müşkülde isen.

Hakikat şehrine yolcu değilsen

Ne yolcuyu eğle ne yolu incit

 

 

/Aşık Hüdai/

Share this post


Link to post
Share on other sites

SIĞINAK ..

 

Kaçıp sana saklanıyorum akşam oldu mu

Sana dokununca mı denizleniyor masa

Senin avcıların mı çok hayvanları kovalayan

Sıkıntımın ormanında?

 

Üç beş günümüz var şuracığında

Nice oyuncağımızı kırdılar

Biz de güzel çocuklardık bahçelerde

Sularda alabalık

 

Azla avunmaya alıştık

Ne yapalım paramız yoksa

Şarabımız bitince yağmura çıkarız

Kim güzelleşmiyor öpüşünce..

 

 

Ahmet Oktay

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.