Jump to content
TANİA HAYDE

GÜNÜN ŞİİRİ

Recommended Posts

Çiçeklere su vermeyi unutma demiştin

Bugün ilk kez papatyalara su vermedim

 

Gözler değil sözler değil

Söylenmeyendir yaralayan

Kuru dalda kalan son yaprak gibi bekledim

Geldiğindeyse mevsim kıştı

Kuru bir soğuktu bahar

Papatyaları soldurdun sen

 

Gittikçe uzaklaşıyor gözlerin gözlerimden

Ya bu gözler senin değil, ya bu dünya yalan

Kimin gözleri bu gök ırmaklardan boşalan

Beni ağlattın sen

 

Yurtsuz bir gemisin açık denizlerde biliyorum zor

İnsanlar soruyor seni benden ağrıma gidiyor

Hangi denizlerdeysen söyle kalbim oraya liman

Bir ırmağı kuruttun sen

 

Parça parça bir kalbi kim onarabilir yeniden

Bitmiş bir aşkın ağrısını ne dindirebilir

Sevgili değil sevgiyi aradığına inanmıştım ben senin

Bir aşkı öldürdün sen

HAYRETTİN HOROZ

Share this post


Link to post
Share on other sites

YÜRÜMEK

 

Yürümek;

yürümeyenleri

arkanda boş sokaklar gibi bırakarak,

havaları boydan boya yarıp ikiye

bir mavzer gözü gibi

karanlığın gözüne bakarak

yürümek!..

 

Yürümek;

dost omuzbaşlarını

omuzlarının yanında duyup,

kelleni orta yere

yüreğini yumruklarının içine koyup

yürümek!..

 

Yürümek;

yolunda pusuya yattıklarını,

arkadan çelme attıklarını

bilerek

yürümek...

 

Yürümek;

yürekten

gülerekten

yürümek...

 

NAZIM HİKMET RAN

Share this post


Link to post
Share on other sites

daha önce kesin birisi bu şiiri göndermiştir ama........çok seviyorum ne yapayım...........

 

 

Tanırdık ilk vurulanı

O gün hiç ağlamadık

Hayır ağlamadık

Çıldırdık o gün çıldırasıya

Adını çocuklarımıza verdik onun

Çoğaldı

Mezarlar çoğaldı o günden sonra

Yetişmedi bize

ÖLDÜRÜLECEK KADAR BÜYÜMÜŞTÜK

Öyle demişlerdi

Ve hayat öylece akıp durdu işte

Akıp duruyor

Kimilerinin bakışlarına yine

Karlar yağmış

Saçları dumanlı bir geçit sanki

Dudakları lal

KİTAP YAKANLAR EKSİLMİYOR,

Şu uçuşup duran kırlangıç ölülerini

Görüyor musun kentin üstünde

Sen dostumdun benim

Gülünce güneşler açan

Bulutlara,rüzgara asarım suretini

Her akşam

Her akşam bir mektup yazarım

Dağlar kadar

Kayıp bir adresten geliyor sesin şimdi

Üşüyorsun

UNUTMA DOSTUMSUN SEN

Nerdeysen orda ölmek isterim

Kasabada bir hüzün çökerdi söyledigin türkülere

Meşeler göğerir,kalbim rehin kalırdı

Ve akşam soframıza ağarken bir yayla bulutu

Kuşları ürkütülmüş bir dal gibiydin öylesine mahsun

Efkar da yakışırdı sana

İlk kadeh kekik kokardı

Kısa pantolonlu resimlerimiz sararmadı daha

İlk sigarasını bölüşen iki okul kaçağı

İki haylaz

Hiçkimseler anlamıyor muydu o günlerde

İlk sevgilileriyle denizaşırı yolculuk düşleri kuran bizi

VE NE ÇOK YALNIZDIK SİNEMALAR OLMASA,

Unutalım mı şimdi kente indiğimiz o ilk günü

Sabahlara kadar okuduğumuz o kitapları

Kar aydınlığında yürüdüğümüz yolları unutalım mı

Artık çok geç

İşçiler seni soruyor ve ötekileri

Her karşılaşmamızda sizi konuşuyoruz uzun uzun

Anımsar mısın odamızın talan edilişini

Her katta yaralı bir kardeşin çığlığını sonra

Kantinde kitaplar yırtılıyordu

Delik deşikti duvarlar

Mosmor bir çığlıktı gözleri Malatyalı kızın

Kimilerine göre ancak ölümü güzelleştirirdik biz

Birer çılgın mıydık gerçekten

Serseri bir rüzgar mıydık

Göğermiş meşeler kadar yakın mıydık bulutlara

VE TARİH UPUZUN BİR HİKAYEMİYDİ

Öyle diyorlardı

Bir işçi kıza söyledim bunları

Yalandı

Anlamını yitiren birşeyler mi var şimdilerde

Yazdığım şiirlere yabancıyım

Sokaklara yabancıyım

Taşı delemiyor bir çığlık

Ve apansız bir su oluyorum ipince

Kendime sızıyorum

DÜNYA YETMİYOR BAZEN,

Bırakıp gidebilir miyim

Ve hayat öylece akıp durdu işte

Akıp duruyor

Kentler karıncalanmış birer namlu gibi

Upuzun yatıyorlar dizlerimde

Ama sımsıcak

Meşeler göğermiş diyorsun

Varsın göğersin

Sen dostumdun gülünce güneşler açan

Bulutlara,rüzgara asarım suretini

Her akşam

Her akşam bir mektup yazarım dağlar kadar

Meşeler göğermiş diyorsun

Varsın göğersin

Unutmadım bırakıp giderken söylediğin sözlerini

-----

Su çürüdü

Yetmişiki gündür

Bir dolapta kilitliyim

Yalnızca anahtar deliğinden hava giriyor

Ve ölü bir ışık sızıyor içeri

Yalnızlık hiç de tanrısal değil

Görkemli değil

O yalnızca geçmişle gelecek

Ölümle yaşam arasında

Kocaman bir karanlık

Geçmişi ve geleceği olmayan

Ölümle yaşam arasında

İrinli bir leke yalnızlık denilen

Şimdi ne varsa anahtar deliğinden sızan

Havayla ışıkta

Farkına varsalar kapatırlar mıydı

Bütün belleğimdekileri yok ettim

Elektrikli bir aygıtla yaktım

Jiletle kazıdım

Çığlıkların aralığından uçurdum hepsini

Kül edip savurdU

ADIMDAN GAYRISINI BİLMİYORUM

Zamanı yiyip bitirdi karanlık

Gece yokoldu

Güneş çoktan kömürleşmiş

Ve yeryüzü yapışkan bir karanlıkla örtülmüştü

Yabanıl sesler geliyordu derinlerden

Ve karanlığı ince bir bıçak gibi yırtıyordu

Şaklayan bir kırbaç gibi

Acı duvarını aşan bu sesler

Madeni bir gürültüye dönüyor

Ve yerkabuğunu zorluyordu

Sesim yoktu

Karanlığın karnında yitirdim sesimi

Kör bir kuyuda unutulan yusuftum belki

Ama durmadan soruyorlardı

Tanrılar bilmiyordu sordukları şeyi

Peygamberler büsbütün hain çıkmışlardı

Ama yine de soruyorlar soruyorlar soruyorlardı

Adımdan gayrısını bilmiyorum

İki şeyi bilmek istiyorum

Belki aynı şeyi iki kere bilmek istiyorum

Duvarların rengi ne

Derimin rengi ne

Dokunuyorum duvarlara

Parmak uçlarımla

Avuçlarımla,dilimle dokunuyorum

Duvarların bir rengi vardı

Ama hiç bir duvarcının

Hiç bir ressamın bu rengi bildiğini sanmam

Adı yoktu bu rengin

Kimyası yoktu

Belki renksizliğin rengiydi bu

Çürüyen bir bedenin kokusuydu duvarların rengi

Adımdan gayrısını bilmiyorum

Bir böcek gibi antenlerimi gezdiriyorum

Bedenimde

Anahtar deliğinden sızan ölü ışıkta

Ellerime bakıyorum

Ellerime

Sanki bir kadının memelerini hiç okşamamış

Sıcaklığını duymamış

Ellerim

Her dizesi çığlık olan şiirleri yaratmamış sanki

Ne beyaz tenliyim artık,ne esmer,ne de kara

Cüzzamlının,vebalının bir rengi vardır

İrinin bir rengi

Ölünün bile bir rengi vardı

Ama derimin rengi yoktu

Belki çürüyen bir kentin rengi

Çürüyen bir dünyanın

Adımdan gayrısını bilmiyorum

Ayakları üzerinde duramayan kıllı bir yaratıktım

Soyumun neye benzediğini unuttum

İnsana benziyor diye duymuştum bir vakitler

Demekki şimdi maymun halkasında insanlık

Adımdan gayrısını bilmiyorum

Ağzımı anahtar deliğine dayayıp havayı emiyorum

Böcek sokması gibi bir yanma duyuyorum boğazımda

Oysa kuru bir yaprağı bile

Dalından düşürecek gibi değil

Bu kör esinti

Belki çöle dönmüş toprağa

Tek yağmur damlasının düşüşü yalnızca

Çamur gibi bir yağmur damlası

Ama toprak bu damlayla çatlatacak

Bağrındaki tohumu

Çöl bütün vahalarını bu damlayla yeşertecek

Genzim yanıyor

İnce bir kan şeridi sızıyor dudaklarımdan

Kirli

Sıcak

Ve simsiyah

Adımdan gayrısını bilmiyorum

Suyum bir litrelik karton süt kutusu içinde

Yetmişiki gündür sakındığım

Ve hergün ancak bir kere dudaklarımı değdirdiğim

Dilimi bir köpek gibi değdirdim

Dilin suya dokunuşu

Bir süngerin denizi yutuşu yani

Bir çölün seraba kesilmesi bir an için

Hergün ancak birkere değdiriyorum dudaklarımı suya

Dilimi kaçırıyorum artık

Sünger bütün vantuzlarını birden uzatmasın diye

Bataklıktaki suyun da bir su yanı vardır

Çürüyen bir bedenin bile dayanılabilir kokusuna

Kutuda kalan son bir yudum su

Bu bile değildi artık

Küstü

Öldürdü kendini su

SU ÇÜRÜDÜ

ADIMDAN GAYRISINI BİLMİYORUM.....

Share this post


Link to post
Share on other sites

BIR SEY HER SEYDIR

HER SEY BIR SEY

 

1

Bir öpüs su içiyor masrapasindan gecenin,

her dudak yalnizligimizin pesinde,

batik gemileri dirilen günesleriyle

göksel baliklarina karsici gelebilir mahalle.

 

Ne güzel ölüler vardi bir vakitler,

yüzler, simdi dirilerin bil çaydanligi bos,

omuzlari sarkik ceketler içinde,

çayirdaki evlerinin gözleri kör,

bir adamin boslugunca sirtini denize dönmüs

kedileri nokta gibi sedirde,

unutulmus bir ani kalintisi gibi uzaktalar

içleri yok kutulariyla bas basa.

 

Yeniden uyumali o kusla kanadinin altinda,

aktarmali damlayan suyu yavasça

oluklarina ruhumuzun,

neresini veriyorsak yine orasi,

örselemeden, incitmeden.

 

2

Her sabah bir gül tutarak uyaniyor,

her aksam bir sofranin dikeninde

uzatiyor saçlarini unutmak için,

dislerini biliyor ya da bilmiyor,

avuçlari belli ki günese dönmek için,

yüregi bir çardaktan sarkabilir.

 

Hep o kapidan girip çikiyoruz,

ak evler giyiniyoruz, sofamiz, tasligimiz

gel diye sesleniyor kuleden

atladigimiz kuleden denizin sesine dogru,

bir kent çekiyoruz ardimizda

avutulmaz bülbülle kadar hizli.

 

Hep o saraydan görünüyor, bahçesinden,

tüm baslangiçlara gebe tek dilenci,

üfürülmüs bir saksagan karaltisi

gibi elleri nar tanesinde,

dudaginda bayiltici

son karanfil kokusu, feslegenler, feslegenler.

 

3

Geri dönmesini, yüz geri etmesini seviyor,

seviyor geçtigi yollardan tersine yürümesini,

bakiyor eskiden düsürdügü bir çaki otlarin arasinda,

uyutuyor agzinda baska bir tadi var,

uyaniyor baska bir günes damarlarinda.

tas bir simgeymis, yalnizlik tika basa dolu,

yapraklarin savrulusu rüzgarda

bir umudun suya vuran rengiymis buluttan,

bulutsa uçan kusmus memesinden

tip tip bütün gece.

 

Kendini bir de rüzgarlarinda bulsa

 

 

 

4

Ah sen en güzel tas, tasken su,

suyken kara burçak, yaba, bel, çivi,

bütün kapilarin mandali, ipler, serilmis çamasirlar,

agizlik, mintan, camdaki saksi,

saksiyken bulut, bulutken tesbih,

çektigim hali silktigim, yatirdigim,

üstüne bindigim, öptügüm, mezarinda yaninda yattigim,

yatarken deniz, denizken balik, balikken günes,

günesken tarla, tarlayken ev, pencere,

pencerede insan basi, kendim, bir baskasi,

karanlik duvarda yürüyen akrep,

tenekelerle çekilen kuyudan suladigimiz, kirptigimiz,

bir sopa diktigimiz yanina, iple baglanan,

baglanirken çözülen, çözülürken misina,

hepsi bir anda, hepsi bir solukta,

hepsi, hepsi, hepsi.

 

5

Gözlerim degince tarlada misira,

bir su akiyor içimden otlar arasi,

bir kus uçuyor üstünde yabanil,

gözlerim degince kusa, yalayinca tüylerini

bir agaç büyüyor boynumda kara yesil,

günese bakiyorum, irgatlara bakiyorum,

bulutum geçiyor baslarindan salinarak,

veriyorum, aliyorum, ögütüyorum,

ekmek ediyorum saçta, çöreotu ekiyorum,

bebelere, yoksullara, acikanlara

 

Oktay Rifat

(Denize Dogru Konusma)

Share this post


Link to post
Share on other sites

Sonsuz özgürlüğümden çaldılar beni,

Bir bedene hapsederek yaşamaya mahkum ettiler.

Ve unuttum özgürlüğü...

Neydim,nasıl yaşardım doğmadan önce?

Ne yazık hatırlamıyorum.

Nasıl ikna ettiler beni yaşamaya?

Ben hırçın bir cenindim,kızdığında rahmini bile terk edebilen.

Yağmur yağıyor oysa ben baharı severim.

Ama bahar geçmiş,ben fark etmedim.

İçim hüzünlüydü hep.

Sert,soğuk,hırçın kış rüzgarları gibi estim yalnızlığımın sokaklarında

Buz gibi oldu ellerim,kendim bile acı duydum kızgınlığımdan.

Kendi çığlıklarım göz yaşlarımı parçaladı.

Duruldum mu artık?

Yoksa derman mı kalmadı yüreğimde?

Ben alışkın değilim böyle suskun gecelere,bilmiyorsunuzdur belki ama hep ağlardım.

Ne oldu bana?

Bembeyaz güller açardı önceden içimde ama dikenleri yüreğime battı

Ve sevgilerim kanlara bulandı birer birer.

Denizler,okyanuslar boyu estim ama acım dinmedi.

Sonsuz papatya tarlaları vardı ve ben hırçınlığımın acısını onlardan çıkardım.

Kalplerini kırdım belki ama kendimce haklıydım,ben istemedim doğmayı.

Akşam sefaları gibi hep akşama,karanlığa açtım yapraklarımı.

Ama ben istemedim,onlar çaldı beni sonsuz sevgiler diyarından

ve ben bir daha hiç bulamadım o gizli kapıyı,girdapların arasından özgürlüğe açılan.

Pişmanlıklar özgürlüğü kısıtlar.

Hep korkudur acılar.

Korku öfkeye açılır ve öfke nefrete, nefretse acıya...

Neden sevgiye çıkmaz bütün yollar?

Ve neden,neden ben seçildim bir kış sabahı doğmak için?

Sormadılar bana,oysa ben baharı severdim...

Share this post


Link to post
Share on other sites

AY DÜŞÜNCE

 

 

ay düşünce denize

seni hatırlarım

ince ince yağan yağmur,

iskeleye yanaşan vapur

haydarpaşa garı

seni hatırlarım

ay düşünce denize

kalbim çarpar, telaşlı

bir kuş olur, siyahlar içinde bir kadın

ve yakasında ipiri kırmızı bir gül

seni hatırlarım

ay düşünce denize

söylenmemiş sessiz

bir şarkıydım, tozup

giden bir ilk kar

solgun begonya

kalkmak üzere bir tren

seni hatırlarım

 

Behçet Aysan...

Share this post


Link to post
Share on other sites

De gülüm

 

de gülüm! De ki: ela bir günde geleceğim

istanbul darmadağın olacak, saçlarım

darmadağın. Hepsi, darmadağın!

üzülme gülüm! Toparlanacağız, birlikte,

ayağa da kalkacağız, yürüyeceğiz de gülüm

hem de çelikten toprağını dele dele hayatın!

 

de gülüm! De ki: bitmiştir umut, bitmiştir

sevgi, bitmiştir güven!

güven bana gülüm!

sana bitmemişliği öğretecek, tattıracaktır

hasretten-hakikaten-ten değiştiren yüzüm!

 

göreceksin gülüm! Bekle!

hırslarımız, acılarımız gitgide ihanetlere

hainlere, ezilmelere alışacak..

göreceksin-sevinçten ağlayacaksın gülüm-ki

işte o vakit bana-doğrudur!-

şair olmak, seni sevmek pek çok yakışacak!

 

bak! şiirler var, mektuplar var, çocuklar var,

sokaklar var, kediler!

inan bana gülüm, ölüm yok bir tek! ölüm yok bize!

ölüm inananlar için sessizce

kara kapli kitaplardan çıkartılacak..

göreceksin gülüm! Bekle! Göreceksin!

artık hiçbir insan, hiçbir kavga ve hiçbirimiz

bu dünyada, yapayalnız, umarsız kalmayacak!

 

 

Küçük İskender

Share this post


Link to post
Share on other sites

Alın Yazımla Dövdüğüm

 

Kalp atışım kadar gerçek, çok yakınsın

Gökkuşağı gibi sıcak, renkli, lakin;

Ulaşılmayan, tutulmayan, yaşanmayan

………………….…../yaşanamayansın.

 

Kartanesi gibi yıllardır biriktirdim içimde,

Sıcak teninle, kokunla büyüdü arzularım.

Can ne ferman dinler özümde, dizemde

Hasretle vuslatını bekler saran kollarım.

 

Tam sevdamız doldurdu derken miadını,

Pembe rüyalarımda yaşayıp sayıkladım adını,

Her ne kadar kokunu çeksem de, özledim tadını.

Benliğimde aşk acısının naraları çınlasa da,

Çare bulamadım sensizliği yakıp yıkmaya,

Alın yazımla dövdüğüm ukdem, can parçamsın.

 

Emaneti teslim ettin yaz günü bir erkeğe,

Sabırla girecektik, telli duvaklı gerdeğe,

Gerçeklerin baskın çıktı, sevdalı gerçeğe,

Yüreğimde can acısının yaraları varolsa da,

Söz geçiremedim gönlüme, bağırıp çağırdım.

Gönül gözümle gördüğüm hülyam, muradımsın. :clover:

Share this post


Link to post
Share on other sites

Geri Gelen Mektup

 

Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?

Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?

Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden?

Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.

 

Gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse;

Ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse;

Herşey silinip kayboluyorken nazarımdan,

Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse...

 

Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,

Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!

Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince

Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince

Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım;

Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.

Gözler ki birer parçasıdır sende İlahın,

Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,

Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;

Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!

 

Bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden,

Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden...

Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı,

Vaslınla da dinmez yine bağrıdaki ağrı.

Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu!

Dinmez! Ebedi özleyişin bestesidir bu!

Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı,

Görmek seni ukbadan eğer mümkün olaydı.

 

Dünyayı boğup mahşere döndürse denizler,

Tek bendeki volkanları söndürse denizler!

Hala yaşıyor gizlenerek ruhuma 'Kaabil'

İmkanı bulunsaydı bütün ömre mukabil

Sırretmeye elden seni bir perde olurdum.

Toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.

 

Mehtaplı yüzün melekleri'li kıskandırıyordur.

En hisli şiirden de örülmez bu güzellik.

Yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur;

Kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik...

 

Hüseyin Nihal Atsız

Share this post


Link to post
Share on other sites

girdiler kapılardan

girdiler pencerelerden

mektuplardan kitaplardan telefonlardan

girdiler kirlettiler ve gecemizi

girdiler ağrıttılar ve gündüzümüzü

işimize saygımızı

Ölümüze acımızı

sayrı yatağımızı

Özlemlere sevgilere sular gibi akışımızı

kıyımlara kıranlara türkü türkü bakışımızı

gözgözelik

dizdizelik

şu hancı dünyamızı

girdiler

kirlettiler

insan onurumuzu

insan yüzü güzeldir

çirkindi bunlarınki

insan yüzü sıcaktır

soğuktu bunlarınki

elleri el değildi

eli andırıyordu

gözleri göz gibiydi

bakışsızdılar

göğse benzer bir kafesti taşıdıkları

içinde yürek yoktu

kapıların arkasında emeklememiş

beşiklere belenmemişlerdi karda tipide

ev dediğin duvar kapı pencere

saygıya gerek yoktu

girdiler akşam sofralarında evlerimize

yoksul sabah çaylarında girdiler

girdiler öpüşürken kuytuda

okşarken saçlarını çocuğumuzun

avutmaya çalışırken acılımızı

duyumsarken sevincini insan oluşumuzun

girdiler bağlarken mektubumuzu

dertleşirken kapısında kırkıncı odamızın

girdiler evlerimize

 

en ağrıtan yerinde bir özlem türküsünün

bunalmış bir kahkahanın ortayerinde

taş gibi yorgunluğunda bir güzelim düşün

Ölümcül sayrılıkta umarsız yalnızlıkta

kağıttan kayıklar yüzdürürken geçmiş sularımızda

uçurtmalar salarken umut göklerimize

kucaklarken dostlarımızı telefonlarda

girdiler evlerimize

 

çirkindiler

korkaktılar

yarınsızdılar

geldiler itilerek

girdiler irkilerek

kararttılar gecemizi

Isırdılar karanlıkta

kanattılar türkümüzü

kırdılar çiçekli dallarımızı

tükürdüler içine ekmeğimizin

ağrıttılar ağrımızı

ağrıttılar vatan vatan

ağrıttılar dünya dunya

ve çekip gittiler

kanlı izler bırakarak

göğümüzün merdivenlerinde

 

yoktu yarınları onların

çünkü onlar

suç taşıyan sandık gibi

karanlıktılar

 

 

HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL

Share this post


Link to post
Share on other sites

SENDEN ÖNCESİ YOKTU

 

 

 

Bütün bu sürekli arayışlar neden bilir misin

 

Neden bu durup durup isyan etmeler Allaha

 

Bu aldanmalar, yıkılmalar, bu sonsuz çalkanış

 

Hep sana yaklaşmak için, biraz daha biraz daha

 

Seni bulmak yılgın, yıkık gecelerden sonra

 

Sana çıkmak merdivenlerden nefes nefes

 

Belki ben yalnız senin güzelliğinde çirkinim

 

Hiç solmasa güzelliğin, böyle hiç bitmese

 

Yanmak var sana yaklaştıkça biliyorum

 

Yok olmak var, kahrolmak var, kül olmak var

 

Öyle bakma gözlerime bakma artık ölüyorum

 

Yaşamanın ta kendisi oysa bu ölmek değil

 

Gözlerim gözlerinden başkasını unuttu

 

Sen yoksan o yokluktur, senden öncesi yoktu.

 

 

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ya Sensizlik Ölmekse

 

Bir zamanlar sen vardın ya ben böyle yok değildim

Düşünürdüm neyi mi? Hep seni odalarda

Kimdi bana benziyen baktığım aynalarda

Senden başkası mıydı o sessiz beklediğim

Bir zamanlar sen vardın ya ben böyle değildim

Kim bilir ağlamayı ölüp kendi kabrinde

Sensizligi bu türlü benim kadar kim bilir

Akşam karanlıgında herkes gider o gelir

En sevdigim çiçekler çürümüş ellerinde

Kim bilir ağlamayı ölüp kendi kabrinde

Ya sensizlik ölmekse her gün bir başka türlü

Ya bir şey olmamaksa sen olmak o yerlerde

Yaşamak nerde hani yaşamak gücü nerde

Bilinmez sensiz kalan yaşıyor mu ölü mü

Ya sensizlik ölmekse her gün bir başka türlü.

.

 

Ümit Yaşar Oğuzcan

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest birce

Ak Düstü Saçlarina

 

Belki ak düstü saçlarina

Belki sevmekten yorgunsun

Sevgiden yoksun

Belki eski bir plakla

Maziye yaniyorsun

Haklisin

Hayat eskisi kadar avans vermiyor

Kosar adim yasamaktan yorgunsun

Umutlarin gülmüyor artik yüzüne

Fallarda bile çikmaz oldu mutluluk

Ömür geçip gidiyor mu ne!

Neresinden yakalasak hayati, neresinden

Biliyorum

Sende artik bos verdin, biraktin kendini

Hiç kimse anlamadi seni

Sevemedi oldugun gibi

Denize birakilmis istiridyedeki inci tanesi

Ve anasindan ayrilmis bir çocuk kadar yalniz sin

Oysa..! Ne umutlarin vardi senin, ne hayallerin

Kimselerin göremedigi düslerin vardi hani

Onlari hangi zalim sevgilide biraktin

Bak! Genç yasinda ak düstü saçlarina

Yorgunsun sevmekten, sevgiden yoksun

Hayli zaman oldu sesini duymayali

Gizli gizli mektup yazmayali çok oldu

Kapanmis bir telefonda kaldi yasaklarin

Ve sevinçlerin

Pismanligin zaman zaman

Yarim yamalak yasanmisligin

Her seye ragmen sevmek güzeldi

Güzel di dalip dalip gitmek uzaklara

Umut etmek beklemek çok güzeldi

Hiç kimseye güvenmiyorsun artik

Kimseye dönemezsin sirtini

Oysa ne çok dostun vardi senin, ne çok arkadasin

Gecelerce gezdigin, sabahladigin

Çare aradigin dertlerine

Hani elli gram leblebiyle iki kisi bir büyügü devirdiginiz

Dostun vardi senin arkadasin

Ve paran vardi paylastigin

Simdi gücüne gidiyor aranip sorulmamak

Bir selam bile gönderenin yok

Hep yollarda gözlerin

Artik bekleme

Herkes yari yolda koyup ta gitti seni

Çok geç anladin yalan oldugunu sevmelerin

Sevilmenin ise bir talan

Görmek istemedin sirtindaki hançeri

Koynundaki yilani besledin

Kendini kandirdin hep

Ihanetin yagmuruyla islandin

Kimse farketmesede erken yaslandin

Simdi uzaklarda hüzzam bir sarkidir

Seni aglatan yanlizligin kiyisinda

Ve eski fotoraflar

Yazik çok geç artik

Maziye bir bakiver

Neler neler biraktin

Ak düstü saçlarina

Sevmekten yorgunsun

Sevgiden yoksun

Simdi eski bir plakla

Geçmise yaniyorsun

 

Sebnem Kisaparmak

 

az önce Radyodan dinledim :clover:

Share this post


Link to post
Share on other sites

Unutamıyorum

 

Unut demek kolay gel bana sor bir de,

Unutamıyorum işte unutamıyorum,

Birşey var şuramda beni kahreden,

Şuramda tam yüreğimin üstünde,

Çakılı duran birşey var,

Elimde değil söküp atamıyorum.

 

Dalıp dalıp gidiyor gözlerim derinlere,

Kimi görsem biraz sana benziyor,

Seni hatırlatıyor şu bulut, şu gökyüzü,

Şu kayalıkları döven deniz,

Şu hüzünlü melodi, şu napoliten şarkı,

Bir zamanlar beraber dinlediğimiz.

 

Boyuna seni düşünüyorum durmadan usanmadan,

Şimdi diyorum o ne yapıyor acaba,

O güzelim gözleri kime bakıyor,

O canım elleri nerde,

Oysa günler o günler değil,

Ve kalan şimdi sadece özlemin gecelerde.

 

Durup durup seni büyütüyorum içimde,

Seninle acılar büyütüyorum,

Yeni yeni kederler büyütüyorum dayanılmaz,

Kirli sular yürütüyor iliklerime,

Bir zehir karışıyor kanıma anlıyor musun.

 

Bir daha görsem seni diyorum bir daha görsem,

Birgün olsun bir dakika olsun,

Unut demek kolay,gel bana sor bir de,

Hatırladıkça gözyaşlarımı tutamıyorum.

 

Dilimin ucunda sen,

Başımın içinde sen,

Kader misin,ecel misin nesin sen,

Unutamıyorum işte unutamıyorum.

.

 

Ümit Yaşar Oğuzcan

Share this post


Link to post
Share on other sites

ANLADIM Kİ

 

Bir tek seninle kalacak askim

Bunu boyle bil inan bana sende

Kalbim kaniyor elimde degil

Icim yaniyor sensizlik ilac degil

Gecelerim gunduzlerim hepsenle

Anladimki kaderim yazilmis benim senle

Askimla dile gelip dussemde

Umurumda degil aklim sende

Bir gunah belki bunu soylesemde

Katlanirim ben gonlum bir sende

Bunu boyle bil inan bana sende

Anladimki

Kaderim yazilmis benim senle....

 

Ahmet yilmam

Share this post


Link to post
Share on other sites

a$k

 

 

 

Ask

Ask sevdiginden ayri kalinca,

Canina kiymak degildir.

Ask sevdiginden ayri kalinca,

Onun icin ömür boyu göz yasi dökmek degildir.

Ask sevdiginden ayri kalinca,

Hayatin sonu degildir.

Ask sevdiginden ayri kalinca,

Asksizlik degildir!

 

Ask onu onsuz yasatmaktir bazen.

Bazen onu düsünüp aglamaktir mutluluktan.

Ask görmeden yüzünü, duymadan sesini sevmektir.

Ask ona dokunmadan onu hissetmektir.

Ask onunla yasadiginiz güzellikleri düsünürken gülmektir.

Ask karsilik beklemeden sevmektir.

Ask ayrilinca Asktir ASLINDA!

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ah!...Ulan!... Ah!...

 

İnsan içinde.....

Yalnızlığın sağnaklarında..

Dertlerin sellerinde boğulmuşuz.

Farkında olmadan

Kalabalığın ortasında

TENHALARDA KALMIŞ

İçimize akmışız...

AH!..ULAN!AH!....

Doğrular içinde...

Yalanların taaruzunda kalmış..

İhanetlerin çirkefliğinde...Kaybolmuşuz..

Dikkat!..etmeden..bilmeden,

Şerefsizlere,kitapsızlara kalmış...

Yüreğimize zehir akıtmışız..

BATMIŞIZ....BATMIŞ...

AH!..ULAN!..AH!...

Allahsız...Kitapsızlar!...

Fani dünyada

Güzellikler içinde

Vicdansızlar tarafından yağmalanmışız..

Duygusuzların...ruhsuzluğunda...SİLİNMİŞİZ..

İNANMIŞIZ..ÖĞRENMEDEN..

VE....

ORTA YERDE KALAKALMIŞIZ

Kimseye üf!..etmeden...

Tüm benliğimizi paramparça etmiş

Bile bile kendimizi yakmışız..YAKMIŞ...

AH!..ULAN!..AH!...

 

 

Murat İnce

Share this post


Link to post
Share on other sites

BULUSMAK UZERE

 

Diyelim yagmura tutuldun bir gun

Bardaktan bosanircasina yagiyor mubarek

Obur yanda gunes kendi keyfinde

Ne de olsa yaz yagmuru

Piril piril dusuyor damlalar

Eteklerin uca uca bir kosudur kopardin

Dar attin kendini karsi evin sundurmasina

Iste o evin kapisinda bulacaksin beni

 

Diyelim icin cekti bir sabah vakti

Erkenden denize gireyim dedin

Kulac attikca sen

Patia carsaflar gibi yirtiliyor su ortadan

Ege Denizi bu efendi deniz

Seslenmiyor

Derken bi de dibe dalayim diyorsun

Icine cil cil kosusan baliklar

Lapinalar gumusler var ya

Eylim eylim salinan yosunlar

Onlarin arasinda bulacaksin beni

 

Diyelim sapina kadar sair bir herif cikmis ortaya

Cakmak cakmak gozleri

Meydan ta Tsim ya Beyazit meydani

Herkes orda sen de ordasin

Harif bizden soz ediyor bu ulkenin cocuklarindan

Yuruyelim arkadaslar diyor yuruyelim

Ozgurluge mutluluga dogru

Her isin basinda sevgi diyor

Gozlerin yagmurdan sonra yapraklarin yesili

Bi de basini ceviriyorsun ki

Yaninda ben varim.

 

Can YÜCEL

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest birce

Nerdesin

 

Geceleyin bir ses böler uykumu

Icim ürpermeyle dolar, nerdesin

Ariyorum yillar varki ben onu

Asigim beni cagiran bu sesin

 

Gün olur surünür beni derbeder

Bu ses rüzgarlara karisir gider

Gün olur pesinden yürür beraber

Ansisin haykirir bana, nerdesin

 

Bütün sevgileri atip icimden

Varligimi yalniz ona verdim ben

El verirki bir gün bana derinden

Ta derinden birgün bana, gel desin

 

Cihan Unal/ Siir kasetinden

 

:clover:

Share this post


Link to post
Share on other sites

DOSTLUK

 

Biz haber etmeden haberimizi alırsın,

yedi yıllık yoldan kuş kanadıyla gelirsin.

 

Gözümüzün dilinden anlar,

elimizin sırrını bilirsin.

 

Namuslu bir kitap gibi güler,

alnımızın terini silersin.

 

O gider, bu gider, şu gider,

dostluk, sen yanı başımızda kalırsın

 

 

NAZIM HİKMET RAN

Share this post


Link to post
Share on other sites

Yürek çağrısı

 

Acılı yağmurlarla düşmüşüm yere

Tatlı su göllerine akamıyorum

Yüzüm yüreğim deprem dalgası

Bu gül kıyımlarına bakamıyorum

Her sevi bir turkudur bağrımda

Her öfke bir ağıt

Ağıtlar kuşatmış dört yanımı

Kendi türkülerimi haykıramıyorum

 

Şarkılarla bezeniyor ufuklar

Yüreğim patlıyor dağbaşlarında

Yüreğim

Sancımı duyar mısın yaralarında

Kuş seslerinde yas nağmeleri

Şarkılar sabır ve çile makamında

 

Mendilimde öfke çıkınımda bilinç

Uykusuz kalır mısın kitaplarıma

Dudaklarımda hüzün

Avucçarımda sevinç

Kulak verir misin çığlıklarıma

Dağları aşarak gelmişim sana

Demir kapıları kırarak

Işık olur musun karanlıklarıma

 

İsterim ki senden

Yaylalarda otlak olasın

Ovalarda ırmak olasın

Yayılasın göğsümün kırlarına

Sarasın beni sarasın

 

Dallarını sevdası düşmüş toprağa

Olgun meyvelere hasret gençliğimiz

Zamanın billur cağlayanı

Gürül gürül akarken avuçlarımızda

Bir damla yağmur adına

Yakarmış dağbaşlarında yüreğimiz

Gökyüzünde sanılmış bütün yaşam

Gökyüzüne çivilenmiş ellerimiz

 

Ateşler yine parlıyor dağlarda

Dolular yine kırıyor çiçekleri

Gecenin karnına inerken şafağın tekmeleri

Bulutları delen ışıklar

Ezik ve kinli

Aydınlık iri

Sanki kocaları işkencede kadın gözleri

 

Nasıl kapanır bu kanayan yara

Nasıl anlatılır ki sana bu hal

Terimde tuz gözyaşımda bal

Bağdaş kurar mısın soframa

Gözlerimde umut yüreğimde aşk

Ölümleri boşlayıp düşer misin sevdama

 

İsterim ki senden

İnancıma aşık olasın

Zindanıma ışık olasın

Yürüyesin gönlümün yollarına

Sorasın beni sorasın

 

İnce kabukları zorlanıyor zamanın

Gelecek damlıyor yorgun havuzlara

Damlalarla yılların gelin yüzü

Suların üstünde koskoca bir cağ

Umutlar sığmaz oluyor alanlara

 

Baharda gazel dökme bahçelerime

Ben yaşamayı bilmez miyim

Çocuklarım okul yollarında

Okullarım sabah kollarında

Sanki güzellikleri görmez miyim

Papatya beyazlığında ölüm sarısı

Karanfil kıvrımlarında kan

Bu çicekler uğruna ölmez miyim

De gülüm ben seni sevmez miyim

 

Bahar değil acı yükleniyor dallarıma

Yapraklarımda ayrılık

Meyvelerimde gurbet

Vuslat olup gelir misin kollarıma

Ellerimde kiş saçlarımda kar

Cemre olup düşer misin toprağıma

 

İsterim ki senden

Yılgınlıkta inanç olasın

Zulme karşı direnç olasın

Gömülesin aşkımın sularına

Göresin beni göresin

 

Göresin ki destan edesin

Söyleyesin dillerden dillere

Bir türkünün dizelerinde

Bir kavalın nağmelerinde

Alıp başını gidesin

Bağrı yanık yeller üstünde

Güneşin rengiyle düşesin ufuklarıma

Kırasın karanlıklarımı kırasın

 

 

Adnan Yücel

Share this post


Link to post
Share on other sites

Aşk Bitti

 

 

 

 

Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da

Uzun bir hastalık gibi

Aralıksız dinlediğim alaturka bir fasıl gibi

Gökyüzüne bakmayı, dostlara mektup yazmayı

Çiçekleri sulamayı unutmuşluğum gibi

Bitti.

 

Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da

 

Yürümeyi yeniden öğrenen felçli bir çocuk gibi

Sokağa çıkmalıyım şimdi ve çoktandır

İhmal ettiğim dostlara yeni bir adres bırakmalıyım

Pencereleri açmalı, kitapları düzenlemeliyim

Belki bir yağmur yağar akşama doğru

Yarıda bıraktığım şiirleri tamamlarım

 

Aşk da bitti diyordu ya bir şair

Aşk bitti işte tam da öyle

 

Ahmet Telli

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ağustos şiiri

 

yüreğim sızlıyor bu roman iyi bitmeyecek

beterin beteri var diyenlere inanmıyorum

hep böylesi havalar besler fırtınaları

korkarım bu mavi ışık çabuk sönecek

duymazdım durgun suların bezgin türkülerini

alışmak ölümün bir başka adıymış bilmezdim

bir yangın sonu yorgunluğu yakıyor avuçlarımı

bu rüzgar kulaklarımdan hiç eksilmiyor

esirgenmiş bir dünyada müthiş yalnızım

geri dönsem bile ben artık o ben olmıyacağım

yüreğim sızlıyor bu roman iyi bitmiyecek

 

ben mısralarımı kerpiç gecelerinden çekmişim

beş numara lamba kederi var mısralarımda benim

yitirmişim yıldız ışığında dost çizgileri

deli çizgi gözlerimi kör etmiş kör etmiş kör etmiş

göçmüş kıtalar üstünde kuşlar dönüyor garipsi

çığlıkçığlığa kuşlar dönüyor evcil ve tedirgin

gökmavisi bir türkü dolanmış yüreceğime

selsele yolculuklar tütüyor gözlerimde-neyleyim

insan demişim kitap yüzlü insanlar demişim gidemiyorum

kaderim kaderleri demişim alı'nın kızı

sen olmasan ben böyle uysal değildim

böyle uysal ve kırılmış değildi şiirlerim

bir yangınsonu yorgunluğu yakıyor avuçlarımı

yüreğim sızlıyor bu roman iyi bitmiyecek

 

yılandere ölüler yatağı helalim ölüler

katran mazot bidonları paslı putreller

kargalar üşüşmüş ahmedo'mun ellerine kargalar

ahmedo'mun düşlerine yılan çiyan doluşmuş

garipler mezarlığı doymamışlar dünyası

yıkılası karakuşak kurudere sırtları

ahmedo'm bir yaz bulutu bir varmış bir yokmuş

fenerler titreşiyor bıçaklanmış türkülerin gözbebeklerinde

vinçler beni balçık gibi akşamlara bindiriyorlar

sen olmasan şu sabahlar olmasa

şu benim büyük büyük susamışlığım

bu mızmız takvimi bir solukta susturacağım

yılandere ölüler yatağı helalim ölüler

 

rüzgar gibi bir ağustos geçti ellerimizden

meyvalar bizi balrengi günahlara çağırıyorlar

biryanda yaşanmamış günlerin hırsı

biryanda boşa geçen gecelerin acısı

malum o dramın en güzel perdesindeydik

ağustos şarap olmuş, kanımıza akmıştı

göçmüş kıtalar üstünde kuşlar gibiydik

duracak vaktimiz yoktu bitmiştik

her gören didik didik bizi denetliyordu

biz kendi derdimize düşmüştük

 

orda da akşamlar olacak allı'nın kızı

kanlı mendil gibi ağustos akşamları

şu benim çektiklerimi görmiyeceksin

belki yanında başkaları olacak

belki düşlerine bile girmiyeceğim

gün oldu acıların şiirini yaşadım

gün oldu zehir gibi yokluğunu yaşadım

bana sen ne diye duyurdun yalnızlığımı

ne diye gurbet gibi mısralarıma sindin

dokunsan parmaklarıma tutuşacağım

 

yine ağustos gelse elele versek

sen anandan kaçsan ben yalnızlığımdan

yeni yoldan sazanlı çaydan geçsek

güneşin bahçeleri emzirdiği saatta

susamışlar aşkına, kandım diyesi

uzun uzun öpüşsek

yine ağustos gelse kovulsak cennetimize

şantiye hiç durmadan ötse bağırsa

lazoğlu büyükharflerle sövse işçilerine

damlarda kaysı yarsalar rumeli göçmenleri

dillerini sevdiğim kıvırcık dillerini,

ıssız bahçelerden geçsek unutulmuş sokaklardan

çocuklar mavi mavi gülüşüp kaçışsalar

bir masal dinler gibi sessizliği dinlesek

kendimizi dinlesek köklerin çığlığını

seni kollarıma alsam, yine yumsan gözlerini

yine kapışılsa yavrum, batan şehrin hazineleri

biz yine kendi derdimize düşsek

 

yere batan şehrin tek yalnızıyım

yüzyılın ağrısını anlıyarak çekiyorum

ekmeğime barut sinmiş bulanık özgürlükler

tepmişim rahatımı boynubükük mutluluğumu

yaşıyorsam erkekçe yaşıyorum

istemem sarmasın yumuşak duygular susuzluğumu

geceler bıçak bıçak böğrümde yatsın uyusun

kaderim kaderleri demişim allı'nın kızı

ellerimi kemirmekten memnunum

düşün ki coğrafyanın en güzel yerindeyiz

en güzel günlerinde gençliğimizin

ölümden ötesini aklım almıyor

beterin beteri var diyenlere inanmıyorum

istesek cenneti kurtarabiliriz.

ben bir ışık için tepmişim rahatımı

ellerimi kemirmekten memnunum

bu güleç yüzlülerin bu acı türkülerini

bu yoksul yerleri anlıyarak seviyorum

delice anlıyarak allı'nın kızı

 

(temmuz bildirisi)

 

 

Hasan Hüseyin Korkmazgil

Share this post


Link to post
Share on other sites

Tutuklu

 

Tutsak olacağını bilerek

yine bu sabah

demirparmaklıktan içeri

usulca sızdı

güneş

 

Yasaklanınca görüş gününde

çiçek getirilmesi

arka duvarın dibinde

sarmaşık tohumu

dikmiş annem

 

Oysa el bile

sallayamamıştım ona

kuyrukta saatlerce bekleyip

doldurduğu içme suyunu

dökerken ardıma

 

Sunay Akın

Share this post


Link to post
Share on other sites

ÖZ DE SARARIR

 

Olur, aramam seni ve kimseyi

Anıları pas tadında bırakırım

Konuşacak ne kaldıysa kalsın

Susmaktır birşeylere saygılı kılan

Ayrılık da bir olanaktır bilirsin

İnce bir sis, bir hüzün örtüsü

Dumanlı bir ıslık yakışır şimdi

Dudaklarıma, bırakıp giderim

Söz / de sararır biterken bir aşk

Kediye iyi bak çiçekleri sula

Diyorsam da aldırma sözlerime

Alışkanlık işte başka birşey değil

Söz / de sararır biterken bir aşk

 

AHMET TELLİ

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.


×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.