Jump to content
TANİA HAYDE

GÜNÜN ŞİİRİ

Recommended Posts

BALIK AĞZI

 

 

 

Bu bir kılıçbalığının öyküsü

 

Yazılmasa da olurdu

 

Ama bizi yeni sulara götürecek

 

akıntı durdu

 

Uskumrunun arkasından gidiyorduk

 

Sürünün içinde ben de vardım

 

Sırtımda bir zıpkın yarası

 

Bahtiyar olmasına bahtiyardım

 

Nedense gitmiyordu kulağımdan

 

Bir türlü o

 

''Ağ var'' sesleri

 

Denizkızı girmiş düşünceme

 

Ben iflah olmam

 

Dalyanları birbirine katmak

 

orkinosların harcı

 

Dolanınca ağa,

 

çok geçmeden küserim

 

Bir çocuk bile çeker sandala beni

 

Bu kadar çok ağır olmasam

 

Beni böyle koşturan yaşama sevinci

 

Kanal boyunca bir o yana bir bu yana

 

Siz yok musunuz siz

 

derya kuzuları

 

Kestim kılıcımla karanlığını dibin

 

Yakamoz içinde bıraktım suları

 

Ah aysız gecelerde olur ne olsa

 

Atın beni mor kuşaklı bir takaya götürün

 

İri gözlerimde keder

 

Kılıcımda hüzün

 

Satın beni satın beni

 

Rakı için

 

 

 

Halim Şefik GÜZELSON

Share this post


Link to post
Share on other sites

Keşke, 'Keşke' Dememiş Olsaydım

 

Keşke, yaşadığımı yaşayanım olsaydın...

Kuşların kanatlarını uçurup,

Sana gönderdiğim mektupları alsaydın.

Ve yağmur ıslatırken saçlarını,

Yağmurun üzerine yağan ben olsaydım.

 

Keşke, hislerimi hissedenim olsaydın...

Kışın soğuk günlerinde,

Yaktığım güneşlerde ısınsaydın.

Kâğıtlarla kalemlerin üstüne,

Yazdığım şiirleri okusaydın.

 

Keşke, ışığımı aydınlatan olsaydın...

Doğudan alçalıp, batıdan yükselirken,

Akşam doğup, sabah batan,

Ve;

Işığını aydan alan güneşime,

Işık olsaydın.

 

Keşke, ağırlığıma yük olsaydın...

Ben onları değil,

Onlar beni aşmak isterken,

Omzunu verip, atsaydın dağları omzumdan.

Seninle bile paylaşamadığım seni,

Bana getirseydin.

 

Keşke gözlerime göz olsaydın...

Saçlarımla ağarttığım karları,

Sen görseydin.

Martıların kanatlarında asılı gözyaşlarımı,

Sen silseydin.

Rüyalarımda ıslattığım suları,

Sen içseydin.

Uykuyu bile misafir almayan gözlerimin önünde,

Bir serap gibi kalsaydın.

Gözlerimde yüzen denizlerde,

Yüzen sen olsaydın.

 

Keşke, 'Keşke' dememiş olsaydım...

Aşkına aşık bu yüreği,

Koparıp alsaydın benden,

Sadece kalsaydı beden.

İnan üzülmezdim buna.

Madem ki sen yoksun;

Bu yürek, bu beden fazladır bana.

Keşke, sen de bir örümcek ağıyla bağlansaydın,

Ben delicesine bağlıyken sana...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Öfkelerim kadar küçük bu gece çığlığı

Düşlerim kadar büyük

Duygularım kadar karmaşık nasıl anlatsam

Çıksam şimdi çöl suskunu sokaklara

Dallara yürüyen sular gibi çıldırsam

Baharı muştulamak adına kapılar çalsam

Hangi ana böler ki uykuların

Özgürlüğü yeryüzüne bayrak yapsam

 

Hiç mi hiç sevmiyorum yorgun yağmurları

Ne kırları çıldırtıyor ne dağları

Yağdı mı Toroslarca yağmalı yağmur

Seller coşturup barajlar taşırmalı

Bir yudum su demekten aciz yürekler

Ya ses verip haykırmalı ya boğulmalı

 

Ey ateşe sürülmüş ölümler ülkesi

Ufuk çizgilerinde silikleşen anılar

Kutsal soygunlar yasal vurgunlar

Çöplük kumbaralarda biriken çocuklar

Hiçbir dilden

Hiçbir sözcük yetmiyor anlatmaya bu akşam

 

Kuş kanadında bir bulut mu yalnızlık

Belirsiz bir hüzün çiseliyor yine

Düş yorgunu kirpiklerden akşam üstüne

 

Kaya çatlağında köknar çılgınlığı benimki

Kıraçlara kahreden tohum dargınlığı

Yağmursuz gülmeyi bilmiyor ki kuraklık

Beynimi yüreğime nasıl haykırsam bu akşam

Bu akşam hiç yaşamamış olsam

 

Bir badem çiçeği sürsem şimdi namluya

Beynime sıksam

Ölümüm bahar olsa nasıl anlaşılsam

 

ADNAN YÜCEL... (soluğun soluğumuzda yaşamaya devam ediyor ve edecek, yer yüzü aşkın yüzü oluncaya dek)

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest alaTurka

Hürriyete doğru

 

Gün doğmadan,

Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola.

Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında,

içinde bir iş görmenin saadeti,

Gideceksin;

Gideceksin ırıpların çalkantısında.

Balıklar çıkacak yoluna, karşıcı;

Sevineceksin.

Ağları silkeledikçe

Deniz gelecek eline pul pul;

Ruhları sustuğu vakit martıların,

Kayalıklardaki mezarlarında,

Birden,

Bir kıyamettir kopacak ufuklarda.

Deniz kızları mı dersin, kuşlar mı dersin;

Bayramlar seyranlar mı dersin, şenlikler cümbüşler mi?

Gelin alayları, teller, duvaklar, donanmalar mı ?

Heeeey !

Ne duruyorsun be, at kendini denize;

Geride bekleyenin varmış, aldırma;

Görmüyor musun, her yanda hürriyet;

Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;

Git gidebildiğin yere.

 

 

Orhan Veli Kanık

Share this post


Link to post
Share on other sites

ÖĞRENDİM Kİ

 

 

 

Öğrendim ki...

Kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsınız.

Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz,

Gerisini karşı tarafa bırakırsınız.

 

Öğrendim ki...

Güveni geliştirmek yıllar alıyor,

Yıkmak bir dakika.

 

 

Öğrendim ki...

Hayatında nelere sahip olduğun değil

Kiminle olduğun önemli.

 

Öğrendim ki...

Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mümkün

Ama sonrası için bir şeyler bilmek gerek.

 

Öğrendim ki...

Kendini en iyilerle kıyaslamak değil

Kendi en iyinle kıyaslamak sonuç getirir.

 

Öğrendim ki...

İnsanların başına ne geldiği değil

O durumda ne yaptıkları önemli.

 

Öğrendim ki...

Ne kadar küçük dilimlersen dilimle

Her işin iki yüzü var.

 

Öğrendim ki...

Olmak istediğim insan olabilmem

Çok vakit alıyor.

 

Öğrendim ki...

Karşılık vermek

Düşünmekten çok daha basit.

 

Öğrendim ki...

Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek

Hangisi son görüşme olacak bilemiyorsun.

 

Öğrendim ki...

'Bittim' dediğin andan itibaren

Pilinin bitmesine daha çok var.

 

Öğrendim ki...

Sen tepkilerini kontrol edemezsen

Tepkilerin hayatını kontrol eder.

 

Öğrendim ki...

Kahraman dediğimiz insanlar

Bir şey yapılması gerektiğinde

Yapılması gerekeni

Şartlar ne olursa olsun yapanlar.

 

Öğrendim ki...

Affetmeyi öğrenmek deneyerek oluyor.

 

Öğrendim ki...

Bazı insanlar sizi çok seviyor

Ama bunu nasıl göstereceğini bilemiyor.

 

Öğrendim ki...

Ne kadar ilgi ve ihtimam gösterseniz

Bazıları hiç karşılık vermiyor.

 

Öğrendim ki...

Para ucuz bir başarı.

 

Öğrendim ki...

En iyi arkadaşla sıkıcı an olmaz.

 

Öğrendim ki...

Düştüğün anda seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden bazıları

Kaldırmak için elini uzatır.

 

Öğrendim ki...

İki insan aynı şeye bakıp

Tamamen farklı şeyler görebilir.

 

Öğrendim ki...

Aşık olmanın ve aşkı yaşamanın çok çeşidi vardır.

 

Öğrendim ki...

Her şartta kendisiyle dürüst kalanlar

Daha uzun yol yürüyor.

 

 

Öğrendim ki...

Hiç tanımadığın insanlar,

iki saat içinde,

senin hayatını değiştirir.

 

Öğrendim ki...

Anlatmak ve yazmak ruhu rahatlatır.

 

Öğrendim ki...

Duvarda asılı diplomalar

İnsanı insan yapmaya yetmez.

 

Öğrendim ki...

Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa, anlam yükü o kadar azalır.

 

Öğrendim ki...

Karşısındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında çizginin

nereden geçtiğini bulmak zor.

 

Öğrendim ki...

Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez.

Gerçek aşkların da!

 

Öğrendim ki...

Tecrübenin kaç yaşgünü partisi yaşadığınızla ilgisi yok,

Ne tür deneyimler yaşadığınızla var.

 

Öğrendim ki...

Aile hep insanın yanında olmuyor.

Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz.

Aile her zaman biyolojik değil.

 

Öğrendim ki...

Ne kadar yakın olursa olsunlar

En iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir.

Onları affetmek gerekir.

 

Öğrendim ki...

Bazen başkalarını affetmek yetmiyor.

Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.

 

Öğrendim ki...

Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın

Dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.

 

Öğrendim ki...

Şartlar ve olaylar,

Kim olduğumuzu etkilemiş olabilir.

Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz.

 

Öğrendim ki...

İki kişi münakaşa ediyorsa,

Bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez.

Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez.

 

Öğrendim ki...

Her problem kendi içinde bir fırsat saklar.

Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.

 

Öğrendim ki...

Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar sürüyor.

 

ATAOL BEHRAMOĞLU

Share this post


Link to post
Share on other sites

İmlasız

 

- Hep denedin, Hep yenildin.

Olsun. Gene dene, gene yenil

S.Beckett -

 

Ayağı kayan bir çocuk

Kadar şaşkınım, bilemedim

Düz yolda yürümenin imlasını

Kanayan dizlerime bakıp da

Ağlamayı ögrenemediğim gibi

 

Sevgilisi değildim kadınlarımın

Bir papağan tüneğiydim belki

Ama birkaç sözcük öğrendiysem

Kadınlardan öğrendim, yine de

Bilemedim sevgilim diyebilmeyi

 

Büyülendim ama büyüyemedim

Aklım ermedi aynalara ve suya

Yüzümü gösterip kalbimi neden

Sakladıklarını öğrenemedim

Şaşkınım, cahilim ben bu dünyada

 

 

Ahmet Telli

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bir Aşk Yara

 

“Beni yalnızlığımla vurdular o gece vakti

Kalbimi suyla yudular o gece vakti

Öldüğümü bile söylemediler…”

-A. Erhan-

 

Ben şu kısa boylu hayatta

uzun boylu kederlerle acırım.

Yorar beni şu telaş, şu karmaşa.

Bir sığınak aranırken şu uğultuda,

bir aşk gelir, bir yara.

Bir yara…

Bir yara daha!

 

Eski bir aşk,

yeni bir ayrılıktır her zaman.

Bunu kuşlar sorar, yıldızlar da anlatır.

Kimse bilmez be canım,

bir yara bir ömrü nasıl kanatır…

 

 

Ben seni hep ayrılıkla anmışım

Titreyen ellerimle günlerin buğusuna adını…

Hep adını yazmışım.

Bir aşk gelmiş bir yara.

Bir yara…Bir yara daha!

 

Eski bir aşk,

yeni bir ayrılıktır her zaman.

Bunu kuşlar sorar, yıldızlar da anlatır;

kimse bilmez be canım

bir yara bir ömrü nasıl kanatır

Share this post


Link to post
Share on other sites

SUSARAK

 

Güneş altında söylenmedik söz yokmuş..

Bu yüzden geceleri söylüyorum sevdiğimi..

Ne gece ne gündüz yokmuş söylenmemiş söz..

Bende söylenmişleri söylüyorum yeni biçimde..

Hiç bir biçim kalmamış dünyada denenmedik...

Bende susuyorum sevgimi saklayıp içimde....

Duyuyorsun değilmi suskunluğumu nasıl haykırıyor...

Susarak sevgisini ilan eden çok var sevgilim ...

Ama bir başka seven yok benim sustuğum biçimde .....

 

 

AZİZ NESİN

Share this post


Link to post
Share on other sites

Yürek çağrısı

 

 

Acılı yağmurlarla düşmüşüm yere

Tatlı su göllerine akamıyorum

Yüzüm yüreğim deprem dalgası

Bu gül kıyımlarına bakamıyorum

Her sevi bir turkudur bağrımda

Her öfke bir ağıt

Ağıtlar kuşatmış dört yanımı

Kendi türkülerimi haykıramıyorum

 

Şarkılarla bezeniyor ufuklar

Yüreğim patlıyor dağbaşlarında

Yüreğim

Sancımı duyar mısın yaralarında

Kuş seslerinde yas nağmeleri

Şarkılar sabır ve çile makamında

 

Mendilimde öfke çıkınımda bilinç

Uykusuz kalır mısın kitaplarıma

Dudaklarımda hüzün

Avucçarımda sevinç

Kulak verir misin çığlıklarıma

Dağları aşarak gelmişim sana

Demir kapıları kırarak

Işık olur musun karanlıklarıma

 

İsterim ki senden

Yaylalarda otlak olasın

Ovalarda ırmak olasın

Yayılasın göğsümün kırlarına

Sarasın beni sarasın

 

Dallarını sevdası düşmüş toprağa

Olgun meyvelere hasret gençliğimiz

Zamanın billur cağlayanı

Gürül gürül akarken avuçlarımızda

Bir damla yağmur adına

Yakarmış dağbaşlarında yüreğimiz

Gökyüzünde sanılmış bütün yaşam

Gökyüzüne çivilenmiş ellerimiz

 

Ateşler yine parlıyor dağlarda

Dolular yine kırıyor çiçekleri

Gecenin karnına inerken şafağın tekmeleri

Bulutları delen ışıklar

Ezik ve kinli

Aydınlık iri

Sanki kocaları işkencede kadın gözleri

 

Nasıl kapanır bu kanayan yara

Nasıl anlatılır ki sana bu hal

Terimde tuz gözyaşımda bal

Bağdaş kurar mısın soframa

Gözlerimde umut yüreğimde aşk

Ölümleri boşlayıp düşer misin sevdama

 

İsterim ki senden

İnancıma aşık olasın

Zindanıma ışık olasın

Yürüyesin gönlümün yollarına

Sorasın beni sorasın

 

İnce kabukları zorlanıyor zamanın

Gelecek damlıyor yorgun havuzlara

Damlalarla yılların gelin yüzü

Suların üstünde koskoca bir cağ

Umutlar sığmaz oluyor alanlara

 

Baharda gazel dökme bahçelerime

Ben yaşamayı bilmez miyim

Çocuklarım okul yollarında

Okullarım sabah kollarında

Sanki güzellikleri görmez miyim

Papatya beyazlığında ölüm sarısı

Karanfil kıvrımlarında kan

Bu çicekler uğruna ölmez miyim

De gülüm ben seni sevmez miyim

 

Bahar değil acı yükleniyor dallarıma

Yapraklarımda ayrılık

Meyvelerimde gurbet

Vuslat olup gelir misin kollarıma

Ellerimde kiş saçlarımda kar

Cemre olup düşer misin toprağıma

 

İsterim ki senden

Yılgınlıkta inanç olasın

Zulme karşı direnç olasın

Gömülesin aşkımın sularına

Göresin beni göresin

 

Göresin ki destan edesin

Söyleyesin dillerden dillere

Bir türkünün dizelerinde

Bir kavalın nağmelerinde

Alıp başını gidesin

Bağrı yanık yeller üstünde

Güneşin rengiyle düşesin ufuklarıma

Kırasın karanlıklarımı kırasın

 

 

Adnan Yücel

Share this post


Link to post
Share on other sites

DOSTA DOĞRU

İçimde uzayan her yol

Çıkar gider dosta doğru

Menekşe, nergis, ıtır, gül

Kokar gider dosta doğru

 

Zamanım yoğrulur gamla

Birleşir sabah akşamla

Ilık kanım damla damla

Akar gider dosta doğru

 

Gel bende gör, sen gel beni

Durduramaz engel beni

Görmediğim bir el beni

Çeker gider dosta doğru

 

Beynim fırın, bağrım tandır

Yanarım hayli zamandır

Sevgim bir yavru ceylandır

Çeker gider dosta doğru

 

Ne saklarım ne gizlerim

Yalnızca onu özlerim

Tabutta bile gozlerim

Bakar gider dosta doğru

Abdurrahim Karakoç

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bu Alemde Kral Tanımam!

 

Sen hiç ölümün gölgesinde özgürlügü yaşadınmı

Bir garibanın elinden tutupta hiç kadere rest çektinmi

Alçağın adisine ispiyoncusuna kurşun yağdırdınmı

Dedim ya gülüm ben bu alemde kral tanımam

 

Sen zevkini sefanı sürerken ben hayat okulunu okuyordum

Sen elin cilalı mermer taşlarında kibar beylerlen dans ederken

Ben hergün azraillen dans ediyordum

Dedim ya gülüm ben bu alemde kral tanımam

 

Sen sıcak yatağında rahat uyurken

Ben ise parçalanmış vucudumun acısıyla mahkeme duvarlarına

Yaslanmış,gelmeyi bilmiyen karanlığı bekliyordum

Dedim ya gülüm ben bu alemde kral tanımam

 

İdam sehpasında bir mahkum yaşamayı ne kadar çok istiyorsa

Bende seni o kadar çok seviyorum..

Aşıma katmadım haram,güzel çirkin aramam

Yanlış yapanı tanımam... bu senin içinde geçerlidir gülüm

Dedim ya gülüm ben bu alemde kral tanımam..!

 

Yılmaz Güney

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bu türkü diyor ki, "Dövüşmek.."

Bu türkü diyor ki, "Işıklı büyük

ışıklı geniş ve sınırsız bir limana

dümen suyumuzda

sürüklemek denizi.."

Share this post


Link to post
Share on other sites

ANNE BAK KAR YAĞIYOR

 

ne zaman kar yağsa

soğuk bir hüzün umarsız bir acı

gelir çöreklenir sayrılı yüreğime

bak anne kar yağıyor gene

küçükken her çocuk gibi

yağdığında sevindiğim kar

sanki yüreğime yağıyor anne

çocukluğumun soğuk kış gecelerinde bana

kocaman bir yorgan gibiydin

yıllar seni ufalttıkça

ben çocukluğumdaki sen gibi

kocaman oldum anne

her derdimiz için bir parça koparttık senden

senin yüreğin dağ gibi kalırken

benim yüreğim hala küçük bir çocuk anne

bak yine kar yağıyor yüreğimi üşütüyor

küçükken ellerimi ısıttığın gibi

yüreğimi ellerinin arasına alıp

ısıtabilir misin anne..

 

Gönül Duranoğlu

Share this post


Link to post
Share on other sites

Aşk İki Kişiliktir

 

Değişir rüzgarın yönü

Solar ansızın yapraklar;

Şaşırır yolunu denizde gemi

Boşuna bir liman arar;

Gülüşü bir yabancının

Çalmıştır senden sevdiğini;

İçinde biriken zehir

Sadece kendini öldürecektir;

Ölümdür yaşanan tek başına

Aşk iki kişiliktir.

 

Bir anı bile kalmamıştır

Geceler boyu sevişmelerden;

Binlerce yıl uzaklardadır

Binlerce kez dokunduğun ten;

Yazabileceğin şiirler

Çoktan yazılıp bitmiştir;

Ölümdür yaşanan tek başına,

Aşk iki kişiliktir.

 

Avutamaz olur artık

Seni bildiğin şarkılar;

Boşanır keder zincirlerinden

Sular tersin tersin akar;

Bir hançer gibi çeksende sevgini

Onu ancak öldürmeye yarar:

Uçarı kuşu sevdanın

Alıp başını gitmiştir;

Ölümdür yaşanan tek başına,

Aşk iki kişiliktir.

 

Yitik bir ezgisin sadece,

Tüketilmiş ve düşmüş, gözden.

Düşlerinde bir çocuk hıçkırır

Gece camlara sürtünürken;

Çünkü hiç bir kelebek

Tek başına yaşayamaz sevdasını,

Severken hiçbir böcek

Hiç bir kuş yanlız değildir;

Ölümdür yaşanan tek başına,

Aşk iki kişiliktir.

.

 

Ataol Behramoğlu

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest şevval

Ateşin Kızı-Rodi Baz

 

Derin,derin iç çekerdi Çıldır gölü

Buz keserdi Kura nehri

Ve ben

Ayyaşların sesiyle çağırırdım seni

Kimse anlayamazdı

Ayaklanırdı ergenliğim

Düşlerim sen ve ben

Susamış bir orman gibiydi kokun

Kokunu duyar yangınları kuşanırdım

 

Önümü keserdi her gece devriyeler

Gözlerimde ararlardı seni

Susardım

Uluyarak gelirdi tanklar

Ve ben… şarkı söylemeyi unuturdum

Devriyeler kuşkulanırdı

Adını söyleyemezdim

Bulutlar kucaklaşırdı

Ben git diyemezdim

Ay göğsüme inerdi…uyuyamazdım

Gök yüzüne yakarır

Yağmurlara dururdum

Çünkü sen sudan bir hayattın

Yangın yerlerine ancak

Sen erken varabilirdin…

 

Sen ve ben

bir birine yapışık ikizler gibiydik

Sürüklenirdik ayak uçlarımızdan

Dökülürdü kanımız

Düşerdi aynasına yıldızlar

Kan donup ayna kırılırdı

Çıkardık gök yüzüne…

Bulutlara tutunur kanatlanırdık

Övünürdük aşk bizden biri diye

 

 

Sana kayıp bir cennet yaratmıştım yalancıktan

Sen huri olurdun ben zebani

Üzülmezdim hiçbir şey düşmese de payıma

Cehennemi yakıştırırdım kendime

 

 

Gün boyu sessizlikti bütün sevinçlerin

Tıpkı kıyıda unutulmuş bir sandal gibi

Suyun çılgınlığı kamçılardı seni

Sallanırdın bir o yana bir bu yana

Böğürtlen kokusuna bulardın aşkımızı

Uyutmazdın beni

Ben o yaşadığın yerde halbuki

Güneşle hıçkıran acemi bir şahindim

Ve o vakitler sen

Aşk ağrılarıyla filiz vermiş

bir ağacın dallarını süslüyordun

olgunlaşan kalçan

gülüşün,gözlerin

Henüz yakmamıştı kimsecikleri

ben yanmıştım

 

Dilinle konuşuyordu bütün uçurumlar

Bu yüzden ben kanatlanırdım

Metal bir aydınlık çakılırdı anlıma

Yine de aldırmazdım

Tıpkı avuçlarını heceleyerek kollarına bakan

Yaralı bir gerilla gibi

Yitirdiğimi sandığım adını sayıklardım

Ben yanardım

Yüzün aydınlanırdı…

 

 

Bir evliya kapısıydı yüzün

İyileşirdi kapında çocuklar

Musa İsa Muhammed

Soğuk yüzü gibiydi gezegenlerin

Söz kanatınca ısınırdı yürekleri

Oysa bir yüzün güneş

Bir yüzün dünya

Bir yüzün ay’dı senin

Seni ancak bir hançer unutturabilir bana

Bu yüzden

Ne zaman karanlıkta bir hançer parlasa

Boynumdan öpülürüm

 

Korkma zaman aşımına uğratmayacağım

Vakti geldiğinde anılar bana yolculuk eder

Bulurum seni

Buğday kokusuna sarılır

Yatarız bir akşam üstü sere serpe

 

Şimdi yorgunum

Titriyorum,kırçıl sakallarımla Yürürken sokaklarda

Gördüğüm taşlara oturuyorum üç beş adımdan

Pek çokları gibi belki yitiktir yüzüm

Ama; hasso bir on dörtlüdür yüreğim

 

Er yada geç

Yüreğimin arzuladığı kente,Taşıyacağım kokunu

Çünkü; geçip giden bütün zamanların Tapınağıdır

Büyülü kent ARDAHAN

Ona ahdettim seni

Onda tanıyacaksın beni.

II

Sınırsız bir sınırdaydık

Müthiş bir sesle uyandı çocuklar

Tepeciler intişarda

Çok uzaklarda

Ama çook uzaklarda

Bir kurt uludu

Sen vurulmuştun…

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ümitsiz Aşklar İçin

 

Ben ümitsiz aşklar için yaratılmışım

Ayrılıklar için, sonsuz kederler için

Ne zaman ta derinden sevsem birini

Ezilmeli yeni açmış gülleri kalbimin

En güçlü zehir olmalı aşk dediğin

Alkol gibi damarlarıma yürümeli

Sarmalı her yanımı gece olunca

İçimde bir çıbansa büyümeli

İnsan sevince her gün bir kez ölmeli

Her gün bir başka yerine saplanmalı o kurşun

Yollara düşmeli, perişan deli divane

Erimeli potasında o garip var oluşun

Artık uzak bir anıdır huzur ve sukun

O büyük yangın başlamışsa yürekte

Bir gün gelir de bu çaresizliğin

Aranır bütün tesellisi ölmekte

Oyerde sevilmek de yalan sevmekte

Nereye baksan dizboyu karanlık

Boşuna bir ışık arama göklerde

Her şeyinle aşkın içindesin artık

Böyle gitgide derinlere çeker o bataklık

Orada ölümsüz olur nice kara sevdalı

Sevmek, hiç sevilmeden; korkunç güzel

Aşk dediğin karşılıksız olmalı...

 

 

Ümit Yaşar Oğuzcan

Share this post


Link to post
Share on other sites

Yüz bin yaşında olsam da, gücüm kalacak

Seni beklemeye, ey umutla duyduğum yarın.

Zaman, bimbir acıyla kıvranan ihtiyar,

İnlesin soluğu kesilinceye kadar: sabah yenidir,

 

yenidir akşam...

 

Aylardır uyumadan yaşıyoruz,

Uyanığız saklıyoruz, ışığı ve ateşi,

Fısıltıyla konuşuyor, kulak kabartıyoruz

Çabuk sönen oyun gibi yiten her gürültüye.

Oysa gecenin dibinde, hala tanığıyız

Günün görkeminin, armağanlarının.

 

Eğer uyumuyorsak şafağı gözlemek içindir

Odur kanıtlayacak olan yaşadığımızı şimdi.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Aç Gözlerini

 

En sevdiğin elbiseni giydim

Bu gece kokunu sürdüm

Solgun yüzünü okşadım

Sessizce saçlarından öptüm

Yazdığın mektupları okudum

Kana kana su içer gibi

Plaklarını çaldım ah!

En çok o şarkıda özledim seni.

 

Issızlık kapıyı çaldı, açmaya korktum

gece yarısı

Şehir uykuya daldı, baktım dışarıya

katran karası

Rüzgar telaşla kokunu getirdi bana

aldım koynuma

Buseni hafızamdan koparıp

iliştirdim dudaklarıma

Üşüdüm karanlıkta

Tenine dokundum hissetsin diye

Aç gözlerini

 

Erguvanlarına su verdim

İçerken benimle konuştular

Yastığını okşadım, kokladım

Anılar uçuştular

Soluğun saçlarımı yaladı sanki yine

bir meltem gibi

Teninin kokusu karıştı kokuma

Yakıştılar

 

Boğuldum karanlıkta

Yanı başımdasın benden çok

uzaklarda

Ellerimi tut dokun bana

Aç gözlerini.

 

Attım kendimi caddelere

Yeşil ceketin sardı beni

Yürüdüm üstüne karanlığın korkusuz

Tuttum ellerini.

 

 

Can Dündar |

Share this post


Link to post
Share on other sites

Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek!

 

 

Aşksız ve paramparçaydı yaşam

bir inancın yüceliğinde buldum seni

bir kavganın güzelliğinde sevdim.

bitmedi daha sürüyor o kavga

ve sürecek

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

 

Aşk demişti yaşamın bütün ustaları

aşk ile sevmek bir güzelliği

ve dövüşebilmek o güzellik uğruna.

işte yüzünde badem çiçekleri

saçlarında gülen toprak ve ilkbahar.

senmisin seni sevdiğim o kavga,

sen o kavganın güzelliğimisin yoksa...

 

Bir inancın yüceliğinde buldum seni

bir kavganın güzelliğinde sevdim.

bin kez budadılar körpe dallarımızı

bin kez kırdılar.

yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz

bin kez korkuya boğdular zamanı

bin kez ölümlediler

yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz.

bitmedi daha sürüyor o kavga

ve sürecek

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

 

..........

..........

 

 

 

Adnan Yücel

Share this post


Link to post
Share on other sites

KONUŞSAM SESSİZLİK SUSSAM AYRILIK

 

resmin rehindir gurbetimde

gurbetimde sesleri aşındırmış kimliksiz bir kasaba

ve senin kederini ıslatan o yağmurlar rehin

 

alnı özlemle dağınık bir akşam getirdim sana

sar, büyüt ellerinle, konuk et sıcaklığına

konuk et kanatları kanatılmış kuşlar getirdim sana...

 

ve akşam, bir kez daha

saçlarını topla ve dağıt sesini rüzgârlara

“bir of çeksen karşıki dağlar yıkılır”

 

çekmiyorsun!

 

akarsuları imrendiren yüzün de

sabahçı kahveler de biliyor

görüşmeyeli yorgunum

yıkık kentler kanadı sevinçlerimle

görüşmeyeli ya sen nasılsın

adım, adresim durur mu defterinde?

şimdi siirt'te koyun kokulu bir gecedeyim

beynimde iklimsiz papatyalar

ve kuşatılmış bir akşam duruyor penceremde

 

sokakların gün batınca neden boşaldığını

ve yüreğimin neden kabardığını bilmiyorum

konuşsam: sessizlik/gitsem: ayrılık

 

sonra kıpırtısız yasladım göğsümü boğulmuş güne

al bu çağrıları sulara göm, o uzak sulara

gurbetini rehnetme özlemimde…

 

YILMAZ ODABAŞI

Share this post


Link to post
Share on other sites

Sende Kalmış

 

Bilmiyorum nerdeyim, ne haldeyim, ben kimim

Ayrılırken kimliğim, adresim sende kalmış.

Tebessümü yüzüme çok görüyor matemim

Güldüğümü gösteren tek resim sende kalmış.

 

Akların kaybolduğu, rengin ahenk bulduğu

Toprağın kadehine ab-ı hayat dolduğu

Bir gül için, bülbülün saçlarını yolduğu

Aşkın harman olduğu o mevsim, sende kalmış.

 

Nerede o çocuksu, o şımarık hallerim,

Saçlarına hasreti tanımayan hallerim,

Rengarenk rüyalarım, toz pembe hayallerim

Tekmil neşem, sevincim, hevesim, sende kalmış.

 

Ayıplama, kınama, kahveye gidiyorsam,

Avunabilmek için bir tavla atıyorsam,

Garson çay uzatırken ben aklımda diyorsam,

Sende kalmış demektir, ladesim sende kalmış.

 

Dostlar da muhabbeti kestiler, lüzum da yok.

Zaten senden ziyade sohbetim, sözüm de yok.

Sen dönmeden kimseye bakacak yüzüm de yok.

Aynalarda kendimi göresim sende kalmış.

 

Sende kalmış umudum, saadet çağım sende,

Sende kalmış huzurum, tüten ocağım sende,

Sende hayat kaynağım, duygu membağım sende,

Can diyorum sana, can kafesim sende kalmış.

 

Allah' ım düşmanımı düşürmesin bu zaafa,

Sanki her noksanımı mecburum itirafa,

Hangi şarkıya girsem, notalar do re mi fa

Sol diyorum sana sol, la sesim sende kalmış.

 

Gel Tanrı'ya borcunu teslim etsin bu yürek,

Tez gel ki enkazımı kapatsın kazma kürek,

Kelime-i Şehadet getirmem için gerek,

Son diyorum sana, son nefesim sende kalmış.

 

Cemal SAFI

Share this post


Link to post
Share on other sites

SON İSTEK

 

Bitki olacaksam

Çayır çimen olayım

Aman baldıran değil

 

Yol altında kalacaksam

Gelin arabaları geçsin üstümden

Çelik paletler değil

 

Üstümde çocuklar koşuşsun

Ne kaçan ne kovalayan

Askerler değil

 

Kerpiç yapacaksanız beni

Okullarda kullanın

Cezaevlerinde değil

 

Soluğum tükenmez de kalırsa

Islık öttürsünler

Aman ha düdük değil

 

Kalem yapın beni kalem

Şiirler yazan sevi üstüne

Ölüm kararı değil

 

Ölünce yaşamalıyım defne yapraklarında

Sakın ola ki

Silahlarla değil

 

Aziz NESİN... (Sevdikçe yaşıyor yaşadıkça seviyorum-uz senin gibi)

Share this post


Link to post
Share on other sites

GEL...

 

 

Biliyorum, konuşacak birşeyimiz yok

Ama yine de gözlerini al gel

Elindeki yarayı, suskunluğunu, acemiliğini

Beni biri severse inanmam

Seni biri severse utanırsın

Bilmediğin bir hastalığa acımak gibi bile olsa gel

Biliyorum konuşucak bir şeyimiz yok

Ama ızdırabım sende, mutlaka al da gel...

 

 

CEZMİ ERSÖZ

Share this post


Link to post
Share on other sites

Klavuzum Karga Çıktı Neyleyim

 

Deli gönlüm benden yana olmadı

Düşmanıma arka çıktı neyleyim...

Aşk elinden az buz darbe almadı

Yaraları kırka çıktı neyleyim...

 

Uslanmadı vazgeçmedi yasaktan

Bakışları kurtulmadı tuzaktan

Kör kediyi samur sandı uzaktan

Kürk dediği hırka çıktı neyleyim...

 

İçer içmez huri dedi cadıya

Mahkum etti ıssırganla yatıya

Sarhoş iken tayinimiz batıya

Ayıkınca şarka çıktı neyleyim...

 

Yeni değil şu gönlümün kandığı

Çalı çırpı çınar diye konduğu

Her derdime şifa diye sunduğu

Şıra sandım sirke çıktı neyleyim...

 

Haram olsun huzur nedir bildiysem

Bin ağladım, senede bir güldüysem

Acınacak durumlara geldiysem

Kılavuzum karga çıktı neyleyim...

 

Cemal SAFI

Share this post


Link to post
Share on other sites

seni bileklerim uçarıyken sevmiştim

mağrur bir edayla bakıyordun dağlardan

köpükler saçarak dövünen ırmak

dudaklarında pembeleşen kabarcıklarla

taze çayırlara karışırken

ve toprak

serin bir rüzğarı emerken her sabah

arkadaş olmuştum ateşli duygularla

ey hayat

seni bileklerim uçarıyken sevmiştim

üzümü mayhoşken koklamak isteyen çocuklar gibi...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.


×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.