Jump to content
TANİA HAYDE

GÜNÜN ŞİİRİ

Recommended Posts

AŞK İSE DONUK..

 

Aşk donuklaşmış,

Pencereler yağmura hapsolmuş,

Uzaklardaki sesin, ya da yanıbaşımdaki sesin

Yağmuru bölüyor,

Belki beni çağırıyor, belki katı ruhumu,

Sarhoşluk bu olsa gerek,

Ya da okyanusun dibi gibi birşey,

Tek fark aşk donuklaşmış...

 

AHMET TELLİ

Share this post


Link to post
Share on other sites

Sen

 

Sen: Çamlı dağlardan ağaran şafak...

Sen: Duru göllerin nilüferisin.

Sen: Engin ovada sararan başak...

Sen: Umut kaynağı, alın terisin.

 

Sen: Gökte yıldızsın, uykularda düş...

Sen: Yeşil ekinsin, sen beyaz gümüş..

Sen: Mavi denizsin sise bürünmüş...

Sen: Sevda sırrının düğümlerisin.

 

Sen: Her güzelliğin canlı sergisi

Sen: Kalp yarasının em'i, sargısı...

Sen: Benim dileğim, Hakk'ın vergisi..

Sen: Gönlümde saplı aşk hançerisin.

 

Sen: Koyu gölgesin yaz sıcağında

Sen: Olgun meyvesin dal kucağında

Sen: Korsun, alevsin aşk ocağında

Sen: Gadir Allah'ın şaheserisin.

 

Sen: 'Ben'sin, gel gör ki ben 'sen' değilim

Sen: Benim düşüncem, ruhum ve dilim

Sen: Benim gözlerim, ayağım, elim...

Emin ol, sen bana benden berisin.

 

 

Abdurrahim Karakoç

Share this post


Link to post
Share on other sites

YOL

 

Bir gün bile uzak olma gün uzun

Gün uzun anlatamayacağım kadar

Trenler bir yerlerde uyuduğunda

İnsanlar garlarda nasıl beklerse, öyle beklerim seni

 

Bir saat bile gitme gidersen uykusuzluk

Damla damla birikir o saatte

Ve bir evi arayan bütün duman

Yitik yüreğimi öldürmeye gelir belki de

 

Kırılmasın kumun üstünde görüntün

Göz kapakların bensiz uçmasın

Bir dakika bile gitme sevdiğim

 

Bir an bile uzaklaşsan

Dünyayı dolaşırım yalvarmak için sana

Ya dön ya da bırak öleyim diye

 

Pablo Neruda

Share this post


Link to post
Share on other sites

HER ŞEY SENDE GİZLİ

 

 

Yerin seni çektiği kadar ağırsın..

Kanatların çırpındığı kadar hafif...

Kalbinin attığı kadar canlısın.

Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...

Sevdiklerin kadar iyisin.

Nefret ettiklerin kadar kötü...

Ne renk olursa olsun kaşın gözün...

Karşıdakinin gördüğüdür rengin.

Yaşadıklarını kar sayma...

Yaşadığın kadar yakınsın sonuna...

Ne kadar yaşarsan yaşa...

Sevdiğin kadardır ömrün.

Gülebildiğin kadar mutlusun...

Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin.

Güneşin doğuşundadır sana verdiğin değer...

Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın...

Bir gün yalan söyleyeceksen eğer...

Bırak karşındakine sana güvendiği kadar inansın.

Ay ışığındadır sevgiye duyulan hasret...

Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın.

Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın.

Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak...

Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın.

Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü...

Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin.

İşte budur hayat.

İşte budur yaşamak.

Bunu hatırladığın kadar yaşarsın.

Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün.

Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutursun.

Çiçek sulandığı kadar güzeldir.

Kuşlar ötebildiği kadar sevimli..

Bebek ağladığı kadar bebektir.

Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin...

Ve bunu da öğren sevdiğin kadar sevilirsin...

 

 

CAN YÜCEL

Share this post


Link to post
Share on other sites

BİR AKŞAMÜSTÜDÜR

 

Bir akşamüstüdür şarabî

Bahçeler ve dağlar üzre hükümran;

Tam dünyayı dolaşmak saatindesin.

Ay ışığı su içer birazdan.

Kızarmış kalçalarını çanlar

Alabildiğine vurur.

Sen çocuk tulumunda

Matbaa mürekkebi

Rüsva olmuş ellerinin emeği,

Manşetlerde kilometre kilometre yalan

Sallanır durur.

 

Bir akşamüstüdür katil, muhteşem

Alıp götürmüşler dost dediğini

Almış rüzgârlar içini,

Ümide benzer, sevdaya benzer...

Soğuk bir namludur kör ve pusuda

Ense kökünde zulüm,

Ve sermiş cânım sofrasını dört başı mâmur

Burnun dibine hürriyet.

Seviyorum mümkün değil;

Aranızda kurşun, yasak bölge var

Sen genç, sevdan ölünecek kadar güzel

Kanunu yapanlar ihtiyar.

 

AHMED ARİF

Share this post


Link to post
Share on other sites

ZEYNEP BENI BEKLE

 

zeynep beni bekle / gece ağaçlarına

yağmur çiseliyorum / cam tozu su beyazı

yalnızlığını mutlaka değiştireceğim

bir yaprak halinde süzülüp saçlarına

eski teşrinalerden / kederli kırmızı

zeynep beni bekle mutlaka döneceğim

söyle kim önleyebilir buluşmamızı

 

geceleyin ışıkları söndürdüğün zaman

benim şiir kitaplarından sızan aydınlık

elinde uyuyakaldığın heyecanlı roman

pancurların çarpıldığı lodos geceleri

rüzgârın değil benim / pencerendeki ıslık

her akşam koridordaki ayak sesleri

yanlış çaldığını zannettiğin telefon

zeynep beni bekle mutlaka geleceğim

hem bu ne ilk ayrılığımız ne de son

 

pikapta eminağa acemaşirân saz semaisi

sokakta çocuklar saklambaç hırsız polis

hayat akıp gidiyor olsam da olmasam da

saatı durmamalı ufak sorumlulukların

resmi bırakmadın ya / son çektiğin hangisi

bak mektuplar birikmiş yine masamda

fakülteler açılacak bak bugün yarın

zeynep beni bekle mutlaka geleceğim

başladığımız filmi birlikte bitireceğiz

 

kim ne derse desin içimde delice bir his

 

Atilla iLHAN

Share this post


Link to post
Share on other sites

DÜN AİLEMİZDEKİ SON 1.KUŞAK MÜBADİLİ,SEVGİLİ BÜYÜK BÜYÜK HALAMIZI KAYBETTİK :(

 

O KADAR YAŞLI VE HASTAYDI Kİ...

 

ŞİMDİ HERKES ŞAŞKIN...ÜZÜLMEYİ BİLE BECEREMİYORUZ

 

BU ŞİİRİ OKUYUNCA AKLIMA O GELDİ,UZUN ÖMRÜ BOYUNCA ÖZLEDİKLERİ, YAŞADIKLARI VE 90 KUSUR YILA SIĞAN KOCAMAN BİR HAYAT..( O 80 OLDUĞUNU İDDİA EDERDİ :) )

 

GÖÇ

 

Ayrılırken turuncu pancurlarını aralık bıraktığımız ev yıllarca

o açık pencereden girip çıkacak çocukluk arkadaşın

güvercinler anıların karanlık odalarına.

Arkanızdan bir kova suyla sizi uğurlayan komşunuz

her akşam tencereyi hızla maltıza vuracak arka bahçede

bir daha hiç karşılaşmayacağınızı unutmak için,

sırtını denize çevirmiş, gözleri dağlarda.

Cevat Çapan

 

ΠΡΟΣΦΥΓΙΑ

 

Σπίτι που τα πορτοκαλιά παντζούρια του φεύγοντας αφήσατε μισάνοιχτα

για χρόνια από εκείνο το ανοιχτό παράθυρο θα μπαινοβγαίνουν περιστέρια στων

αναμνήσεων τα σκοτεινά δωμάτια του παιδικού σου φίλου.

Ο γείτονάς σας που ξοπίσω σας μ’ έναν ουβά ερό σας κατευόδωσε στην ψησταριά γοργά θα

βάζει το τσικάλι κάθε βράδυ στον πίσω ον μπαχτσέ,

για να ξεχάσει πως ποτέ πια δε θα ξανανταμώσετε,

γύρισε την πλάτη του τη θάλασσα τα μάτια στα βουνά.

Share this post


Link to post
Share on other sites

SENİ SEVMEK

 

 

Ey insan !

Ey güzel insan!

Seni sevmek, balığı Urfa'da avlamaktır.

Balıklı gölde, yasak olduğu için güzeldir.

 

Ey insan , ey güzel insan!

Seni sevmek, Munzur dağlarında kınalı keklik avıdır

Hani keklikler yorulur da kara düşünce kalkamaz

İşte o zaman vurmak kolaydır...

 

Ey insan , ey güzel insan!

Seni sevmek, yedisinde bir çocuğun, günlük gelirine konmaktır

Alaca şafakta çıkmıştır işe,

Simidinin yarısını satmıştır,

Yüreği küçülmüştür elleri büyüdükçe...

 

Ey insan ey güzel insan!

Seni sevmek, bir trencinin tren altında kalması gibidir,

Hani çığlığı düdük sesine ,

Hasreti raylara takılı kalır...

 

Ey insan ey güzel insan!

Seni sevmek, kaşarlanmış bir celladın, kendini asması gibidir.

Hani asılı cesedine bakıp hem güler hem ağlarlar ya

Oysa bir avuç gözyaşıdır astıkları bedeninden arta kalan...

 

Ey insan ey güzel insan!

Seni sevmek, zordur, çelişkidir, ölümle yaşamın kardeşçe birliğidir,

Ölünün mezarını görüp ölümden vazgeçmesi gibidir...

Buna rağmen seni seviyorum,

Ama anlarsan seviyorum,

Anlamazsan geberiyorum...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bu bölümün başlığının "Günün Şiiri" yerine "Günün deneme yazısı" ya da "Düz yazılar" olarak değiştirilmesi daha mı uygun olur acaba diye düşünüyorum.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bu bölümün başlığının "Günün Şiiri" yerine "Günün deneme yazısı" ya da "Düz yazılar" olarak değiştirilmesi daha mı uygun olur acaba diye düşünüyorum.

neden öyle düşündüğünü de yazarmısın

 

deneme yazısı veya düz yazı ben hiç göremedim de ondan soruyorum

Share this post


Link to post
Share on other sites

EVVEL ZAMAN ŞAİRLERİ

 

NECATİGİL

Sokaktan eve taşırdı

İncecik kırgın bir aşkı

 

EDİP CANSEVER

Mendilinde kan sesleri

De bıraktı Edip Abi

 

TURGUT UYAR

En güzel ona uyardı

Büyük Saat, erken durdu

Kayayı Delen İncir'in

Yurduydu onun da yurdu

 

CEMAL SÜREYYA

Çiçek dolu şapkasıyla

Hep güvertede oturdu

Ölümünden sonra bile

Cıgarası yandı durdu

 

CAHİT KÜLEBİ

Mavi bir türkü söyledi

Bergüzâr oldu Külebi

 

NÂZIM

Yeryüzüne bir kez gelir

Adı Nâzım olan şiir

 

AHMET UYSAL

Share this post


Link to post
Share on other sites

KONUŞSAM SESSİZLİK SUSSAM AYRILIK

 

resmin rehindir gurbetimde

gurbetimde sesleri aşındırmış kimliksiz bir kasaba

ve senin kederini ıslatan o yağmurlar rehin

 

alnı özlemle dağınık bir akşam getirdim sana

sar, büyüt ellerinle, konuk et sıcaklığına

konuk et kanatları kanatılmış kuşlar getirdim sana...

 

ve akşam, bir kez daha

saçlarını topla ve dağıt sesini rüzgârlara

“bir of çeksen karşıki dağlar yıkılır”

 

çekmiyorsun!

 

akarsuları imrendiren yüzün de

sabahçı kahveler de biliyor

görüşmeyeli yorgunum

yıkık kentler kanadı sevinçlerimle

görüşmeyeli ya sen nasılsın

adım, adresim durur mu defterinde?

şimdi siirt'te koyun kokulu bir gecedeyim

beynimde iklimsiz papatyalar

ve kuşatılmış bir akşam duruyor penceremde

 

sokakların gün batınca neden boşaldığını

ve yüreğimin neden kabardığını bilmiyorum

konuşsam: sessizlik/gitsem: ayrılık

 

sonra kıpırtısız yasladım göğsümü boğulmuş güne

al bu çağrıları sulara göm, o uzak sulara

gurbetini rehnetme özlemimde…

 

YILMAZ ODABAŞI

 

Sevgili Tania, örnek olarak yukarıdaki şiiri(!) alıyorum. Tesadüfen... Çünkü, burada şiir özelliğini taşıyan pek fazla bir yazı göremedim.

Ben şiirde kafiyeye biraz daha saygı duyan birisi olsam da, serbest nazımla yazılmış şiirlerde en azından bir ahenk, mısralarda bir yumuşaklık ve akıcılık ararım doğrusu. Şimdi yukarıdaki şiirde satırları kaldır ve cümleleri peşi sıra düz yazı şeklinde birleştir ve bir daha oku. O zaman herhangi bir kompozeden veya düz yazıdan bir farkı kalmadığını göreceksin.

Mesela, Attila İlhan'ın Üçüncü Şahsın Şiiri beni rahatsız etmez. Gerçekten şiir gibi şiirdir. Ya da ne bileyim Edgar Allen Poe'nun Annabel Lee'si.

Share this post


Link to post
Share on other sites

saygı duyarım düşüncene sevgili kuzey

tabii herkesin bakış açısı farklıdır

sen dediğin gibi seversin şiirleri ben de bu türlü

 

ama bak şööle yapalım

bence sen de istediğin gibi bi başlık açabilirsin

nasıl özelliklerde olmasını da yazarsın not düşersin altına

veya hangi şairlerden olması gerektiğini de yazarsın

arkadaşlar ona göre yazar

Share this post


Link to post
Share on other sites

Sevgili Tania, örnek olarak yukarıdaki şiiri(!) alıyorum. Tesadüfen... Çünkü, burada şiir özelliğini taşıyan pek fazla bir yazı göremedim.

Ben şiirde kafiyeye biraz daha saygı duyan birisi olsam da, serbest nazımla yazılmış şiirlerde en azından bir ahenk, mısralarda bir yumuşaklık ve akıcılık ararım doğrusu. Şimdi yukarıdaki şiirde satırları kaldır ve cümleleri peşi sıra düz yazı şeklinde birleştir ve bir daha oku. O zaman herhangi bir kompozeden veya düz yazıdan bir farkı kalmadığını göreceksin.

Mesela, Attila İlhan'ın Üçüncü Şahsın Şiiri beni rahatsız etmez. Gerçekten şiir gibi şiirdir. Ya da ne bileyim Edgar Allen Poe'nun Annabel Lee'si.

 

 

birilerini helede yazarları eleştirmen için öncelikle senin şiir yazıyor olman gerekmez mi yada bu işten çok iyi anlıyor olman...kaldiki bu eleştirdiğin kişide yılmaz odabaşı.... -_-

 

alttaki şiiri bir oku istersen ve şiir nasıl yazılır gör.... ;) illada güzellik yakalamak için kafiye olması gerekmez.

sevgiler....

 

 

AŞK BİZE KÜSTÜ (3942 Hit)

 

I

biz bu kentlere sığdık da

bu kentler bize sığmadı âsiya

ve bir çığlık gibi günlerin çarmıhında

arttıkça yalnız, sustukça silik...

 

ay ışığı gölgeleri büyüttü

son kuşlar da vuruldular dağlarda

yakamozları söndü sahillerin, ışıkları evlerin

çağın vebalı gövdesinde

bir hayalet gibi gölgemizde yalnızlık

 

kaldık... kırık bardaklar gibi

içilmiş sulardan geride buruk bardaklar gibi...

II

düşler artık ölü çocuklar doğuruyorsa

sevgiler boğduruluyorsa kürtajlarda

ve daha eskimemiş tüfeklerle

ordusu bozguna uğramış askerler gibi kalıp

bozuk paralar gibi yuvarlanıyorsak kaldırımlarda

bir bedeli vardır elbet cennetini çaldırmanın

ömrünü **** bir bebek gibi

bırakmanın

bulvarlara

bozgunlara

ve yanlış yalan aşklara;

bir bedeli

bu kuşatmaların, ilkyazları kurşunlatmaların...

 

biz bu kentlere sığdık aslında

bu kentler bize sığmadı âsiya

ah son kuşlar da vuruldular dağlarda!

III

ay ışığı gölgeleri büyüttü

mutluluk oyununa geç kalan ölü kuşlarla geldim

geldim... kırık bardaklar gibi

içilmiş sulardan geride buruk bardaklar gibi

 

ve ömürlerimizde bin kasvetle upuzun

sefalet seferlerinin ayazı

belki de yalnız geçireceğiz artık kimbilir

batan gemiler gibi yiten aşklardan geride

kalan her kışı, güzü ve yazı

 

ay ışığı gölgeleri büyüttü

ayrılıklar eskidi... biz eskidik

 

aşk bize küstü âsiya...

 

IV

belki de uzun sürecek bu bozgunun saçağında

sen şarkılarını sesine yasla

ve bırak beni de usulca

bir apansız yalnızlığa!

 

ay ışığı gölgeleri büyüttü

büyüdü ölüm

ve biz küçüldük âsiya...

 

YILMAZ ODABAŞI

Share this post


Link to post
Share on other sites

SEVDALAR ÇOÇUK KALIR

 

'Limanda ışıkları izledik ayrı ayrı

Karanlıktaydık...

Kireç badanalı bir odada

Sarılsaydık sımsıkı

Kimsenin göremediği

Bir yıldız olurduk...'

'Zamanla değişir

Büyür insanlar

Rüyalar çocuk kalır...

Oysa, yaşlanmak vardı seninle

Ve paylaşmak tüm yaşamı

Sabahı birlikte karşılamak

Birlikte yaşamak akşamı...

Başaramadım sevdiğim,

Bağışla...

Sevdalar çocuk kalır...'

 

Suna Tanaltay

Share this post


Link to post
Share on other sites

AŞKTI O

 

Aşktı o! Değiştiren tüm gecelerimi

Aşktı o! Beni durup yenileyen

Oydu, duygulu yapan hoyrat ellerimi

Oydu, dolu dizgin gidişime dur diyen

 

Bir bıçağın keskin yüzünde kan lekesiydim

Aşktı yine beni yıkayan, arıtan su

Böyle ak pak olacağımı bilir miydim?

İçimde açmasaydı o sevmek duygusu

 

Ben bir tutsağım şimdi sevgiye, gönüllü

Çözmeyin ellerimi, zincirlerim kalsın

Görsün prangalarım o doğacak günü

 

Ve bu dünyaya aşk dolu şiirlerim kalsın

Seninle her yerde güzel, her zaman yeni

İstemem, sensiz hatırlamasınlar beni.

 

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

Share this post


Link to post
Share on other sites

Soluk Soluğa 1

 

 

 

Hep yanıldı ve yenilgilere uğradı

Ama atıldı yine de serüvenlere

Vakti olmadı acıların hesabını tutmaya

Durup beklemeye, geri dönmelere vakti olmadı.

 

Yangınlarla geçti ömrü ve hep yalnızdı

- ki onlar daima birer yalnızdılar

 

Nerde doğmuştu ve ne zaman kopup

Gitmişti o kentten anımsamıyor artık

Hangi sokaktaydı ilk sevgili ve hala

Sürüp gider mi ilk öpüşmenin esrikliği

Gizlice buluşmaya gelen ve ölürcesine

Korkular geçiren o kız nerededir şimdi

Sensiz olursam yaşayamam diyen

O liseli kız hangi kentte kaldı

Ve o sarışın

O afeti devran bekler mi hala

Atlas yataklara sererek yaşamanın anlamını

 

Üşüten bir acıydı belki her ayrılık

Her yolculuk yangınların başladığı yereydi

Ama vakti olmadı hesabını tutmaya

Aşkların, ayrılıkların ve acıların

 

İstese de kalamazdı vakti gelince

Geyik sesleri yankılanınca yamaçlarda

Yürek burkulması ve hüzün ve keder

Aralıksız doldururdu acıların bohçasını

Dudaklarında öpüşlerin gül esmerliği

İçinde kıpırdanıp durur ufuk çizgisi

Ay bile soğuktur o zaman

Bir buz parçasıdır

Çaresiz çıkılacaktır o yolculuklara

Ki bir ömrün karşılığıdır serüvenler

 

Biraz da serüvendi yaşamak

Belki yatkındı büyük yolculuklara

Ki serüvenler daima büyük aşklar

Ve büyük yolculuklarla başlar

 

Anıları aşkları ve bir kenti

Bırakıp gidebilirdi apansız

Apansız başlardı yolculuklar

Hangi saatinde olursa günün

Ve hep kar yağardı nedense

Durmadan kar yağardı yol boyunca

Ve nasılsa yok olup giderdi hüzün

Kent görünmez olunca arkada

Ne bir veda sözcüğü dökülürdü dudaklarından

Ne de dönüp bakardı geriye bir kez olsun

 

 

Ne zaman yollara düşse biterdi acılar

Gül yüzlü sular fışkırırdı toprağın karnından

Kavaklarsa oynak bir çingene kızı

Her kıpırdanışında açılıverir uzun ince bacakları

 

Mekan tutmak ve her akşam aynı ufukta

Güneşin batışını seyretmek ölümdür biraz

Ölümdür biraz hep aynı yatakta

Aynı kadınla sevişerek sabaha varmak

Kitapları hep aynı raflara sıralamak

Aynı eşyayı kullanmak eskimektir biraz

Soluk soluğa yaşamalı insan

Her sabah yeni bir şeyler görebilmeli

Ve cehenneme dönse de bir ömür

Mutlaka bir şeyler değişmeli her/gün

 

Ey o büyük yolculukların ürperten heyecanı

 

Büyük aşklar yolculuklarla başlar

ve serüvenciler düşer bu yollara ancak

 

Onlar ki dünyanın son umudu

soyları tükenen birer çılgındırlar

 

Ama yaşarlar dünyanın dört bir yanında

Ölümle alay ederler sanki

 

Nerde beklenirse ordaydılar

bir kez bile gecikmediler ömür boyu

 

Neydi onları ordan oraya

savurup duran şey

 

Onları daima yalnız kılan

neydi bu yaşam denilen gürültüde

 

Her dilden bir adları vardı onların

ama hiçbir ülkenin kimliğini taşımadılar

 

Sarışındılar belki de esmer ...................AHMET TELLİ.........

Share this post


Link to post
Share on other sites

Geceleyin karanlıkta

Yıldız tuttum gök içinde

Işığını sana vurdu

Bir gül açtı yüreğinde

 

Ülkü Tamer

Share this post


Link to post
Share on other sites

ÇİÇEKLERİ UMUDUMUZUN

 

Çok olun, çocuklar, çok olun,

yüzlerce olun, binlerce olun, onbinlerce.

Daha çok olun, daha çok olun,

yapraklar kadar, balıklar kadar çok olun.

 

Bu dünya ne tek tek yaşamakta,

bu dünya ne rakının, ne şarabın içinde,

bu dünya ne parada, ne pulda,

ne kalleşlikte, ne zulümde.

Bu dünya aşkın içinde, alın terinde.

 

Çok olun, çocuklar, çok olun,

el ele verin, çocuklar, el ele,

yaşayın dünyayı doya doya,

açın kapıları, camları güneşe,

ne yeise kapılın, ne korkuya,

çok olun, çocuklar, çok olun,

el ele verin, çocuklar, el ele.

 

Mutlu olmak varken bu dünyada,

geceler geldi dayandı kapımıza,

olduk acımızla sarmaş dolaş,

bekledik düşümüzle koyun koyuna.

 

Çok olun, çocuklar, çok olun,

yapraklar kadar, balıklar kadar çok olun,

el ele verin, çocuklar, el ele,

bütün gündüzler sizin olsun,

yaşayın dünyayı doya doya.

 

Çocuklar, çiçekleri umudumuzun.

 

A.KADİR

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest alaTurka

Hasretinden Prangalar Eskittim

 

Seni, anlatabilmek seni.

İyi çocuklara, kahramanlara.

Seni anlatabilmek seni,

Namussuza, halden bilmeze,

***** yalana.

 

Ard- arda kaç zemheri,

Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.

Dışarda gürül- gürül akan bir dünya...

Bir ben uyumadım,

Kaç leylim bahar,

Hasretinden prangalar eskittim.

Saçlarına kan gülleri takayım,

Bir o yana

Bir bu yana...

 

Seni bağırabilsem seni,

Dipsiz kuyulara,

Akan yıldıza,

Bir kibrit çöpüne varana,

Okyanusun en ıssız dalgasına

Düşmüş bir kibrit çöpüne.

 

Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,

Yitirmiş öpücükleri,

Payı yok, apansız inen akşamlardan,

Bir kadeh, bir cıgara, dalıp gidene,

Seni anlatabilsem seni...

Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır

Üşüyorum, kapama gözlerini... bitioum bu cümleye yaa

 

Ahmed Arif

 

 

Bana siirleri sevdiren can dost güzel insanlara gitsin...

ve bir zamanlar burda bu siiri cok sevdigini söyleyen bi abim vardi, birde ona gitsin :clover:;)

Share this post


Link to post
Share on other sites

KALBİM DİNAMİT KUYUSU

 

Beni, gözlerin götürür

Gözlerin

Aşkla, acıyla...

Kuşatmışlar

Sesimi, soluğumu

Kesilmiş

Tuz-ekmek payım

Vurgunum

Ve darda,

Gözaltındayım.

Dal, kor keser

Penceremde açarsa

Kuş, vurulur

Üzerimden uçarsa.

Ve hal böyle böyle,

Yol bu yöndeyken

Gelir,

Ki her gelişinde

Daha da içten

Gelir,

Soluk soluğa

Benim olursun.

Amansız sarmasında

Kollarımın

Esrik,

Çığlık çığlığa

Erir, kar gibi vücudun...

Nicedir,

***** ağzında

Bir salgın,

Bir deprem gibi künyemiz.

Nicedir,

Başımıza zindan dünyamız.

Biz ki

Yarınıyız halkın,

Umudu, yüzakıyız,

Hıncı, namusu...

Şafakları,

Taa şafakları

Hey canım,

Kalbim

Dinamit kuyusu...

 

AHMED ARİF

Share this post


Link to post
Share on other sites

TEĞET

Herkes kırılamaz

Bazen ipince dal olmak gerekir

Kırılmak için

Ama dünya kütüklerin...

 

Ağlayamaz herkes

Ağlayabilecek kadar büyümek gerekir

Dünya ise küçüklerin...

 

Sevemez herkes

Bir orman olmak gerekir sevmek için

Bak ki dünya çöllerin...

 

Ve vakur bir damla olmak

Dalga için

Katılmak okyanusa aşk için, isyan için!

Yılmaz Odabaşı

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ya Sensizlik Ölmekse

 

Bir zamanlar sen vardın ya ben böyle yok değildim

Düşünürdüm neyi mi? Hep seni odalarda

Kimdi bana benziyen baktığım aynalarda

Senden başkası mıydı o sessiz beklediğim

Bir zamanlar sen vardın ya ben böyle değildim

Kim bilir ağlamayı ölüp kendi kabrinde

Sensizligi bu türlü benim kadar kim bilir

Akşam karanlıgında herkes gider o gelir

En sevdigim çiçekler çürümüş ellerinde

Kim bilir ağlamayı ölüp kendi kabrinde

Ya sensizlik ölmekse her gün bir başka türlü

Ya bir şey olmamaksa sen olmak o yerlerde

Yaşamak nerde hani yaşamak gücü nerde

Bilinmez sensiz kalan yaşıyor mu ölü mü

Ya sensizlik ölmekse her gün bir başka türlü.

.

 

Ümit Yaşar Oğuzcan

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.


×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.