Jump to content
TANİA HAYDE

GÜNÜN ŞİİRİ

Recommended Posts

Bir Acayip Duygu

 

«Mürdüm eriği

çiçek açmıştır.

-- ilkönce zerdali çiçek açar

mürdüm en sonra --

Sevgilim,

çimenin üzerine

diz üstü oturalım

karşı-be-karşı.

Hava lezzetli ve aydınlık

" fakat iyice ısınmadı daha "

çağlanın kabuğu

yemyeşil tüylüdür

henüz yumuşacık...

Bahtiyarız

yaşayabildiğimiz için.

Herhalde çoktan öldürülmüştük

sen Londra'da olsaydın

ben Tobruk'ta olsaydım, bir İngiliz şilebinde yahut...

Sevgilim,

ellerini koy dizlerine

" bileklerin kalın ve beyaz "

sol avucunu çevir :

gün ışığı avucunun içindedir

kayısı gibi...

Dünkü hava akınında ölenlerin

yüz kadarı beş yaşından aşağı,

yirmi dördü emzikte...

Sevgilim,

nar tanesinin rengine bayılırım

" nar tanesi, nur tanesi "

kavunda ıtrı severim

mayhoşluğu erikte ..........»

.......... yağmurlu bir gün

yemişlerden ve senden uzak

" daha bir tek ağaç bahar açmadı

kar yağması ihtimali bile var "

Bursa cezaevinde

acayip bir duyguya kapılarak

ve kahredici bir öfke içinde

inadıma yazıyorum bunları,

kendime ve sevgili insanlarıma inat.

 

 

 

n.hikmet ran

Share this post


Link to post
Share on other sites

AYNALARDAN UZAKTA

 

Şimdi en açık renginde gözlerin

Şimdi benimlesin tüm kaygılardan uzak

Anlatılmaz bir şey var aramızda hazin

Şiir gibi bir şey seninle yaşamak

 

Bulutsuz bir gökyüzüdür güzelliğin

Yıldızların en parlak olduğu zamansın

Denizlerim senin kıyılarında sakin

Bırak ellerini avuçlarımda kalsın

 

Çirkin olan,fena olan ne varsa unut

Gözlerimin söylediği şarkıyı dinle

Ellerimizde sevgi içimizde umut

Bütün iyilikleri paylaşalım seninle

 

Aşkın büyülü sesini duyuyor musun

Şimdi onun gülleri açan güz bahçelerinde

Gitme ki günlerimiz gecelerimiz olsun

Çoban kulübelerinde balıkçı kahvelerinde

 

Varlığın dudaklarımda bir bal tadı

Yokluğun en korkuncu ölümlerin

Senden başka dindiren olmadı

Acısını içimde kanayan yerin

 

Benimle kal zaman bitinceye kadar

Benim ol yüzyıllar ve çağlar boyunca

Bir ömürdür seninle geçen dakikalar

Ölümden güçlüyüm sen yanımda olunca

 

Şimdi öyle büyük ki beraberliğimiz

Nabzın benim bileklerimde vurmakta

Artık bütün kaygıların ötesindeyiz

Benimle en güzelsin aynalardan uzakta

 

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

Share this post


Link to post
Share on other sites

BU ADAMIN ŞİİRLERİNE HASTAYIM YAA..

 

Yürüyelim Seninle İstanbul'da

 

Kırmızıyı sevdiğini bilseydim

hayallerim kıpkırmızı olurdu

 

İstanbul hala güneşin ardında

ufuklarında birkaç kara leke

birkaç kan pıhtısı dudaklarında

İstanbul hala sevimli mi sevimli

ve hala bir tomucuk tadında

yürüyelim seninle İstanbul'da

 

korkusuz bir rüyadır

bekler bizi Beykoz'da, Üsküdar'da

birkaç kuğu, birkaç mahzun kuştüyü

yenilgisiz bir muamma gibidir

arar bulusmayan ellerimizi

deli rüzgar yine sarhoş, hovarda

 

tam orada, Çamlıca yokuşunda

birkaç bulut çekelim gökyüzünden

damarlarımızdan geçirelim ve birden

bırakalım suların üzerine

sen bir defa konuş, sen bir defa gül

kumlu ebrular yapalım seninle

serpmeli ebrular, bülbülyuvası

hercaimenekşe, gonca ve sümbül

 

yüzün bir ay gibi parlarken gecenin ortasında

yürüyelim seninle İstanbul'da

boğaziçi magrur türkülerini

gözlerine baka baka söyleyin

martılar üşüyünce

denizin sıcağında bulsunlar kalbimizi

 

anlayabilir misin

neden çıban gibi büyür bağrımda

büyürde kelebek olur bu sızı

kırmızıyı sevdiğini söyledin

bu yüzden mi günlerdir

İstanbul'da gül kokusu yayılan

tepeler kırmızı, sular kırmızı

 

İstanbul bilmeli ki, sahillerine

mehtabı taşıyan senin bakışlarındır

İstanbul bilmeliki, limanlardan gemiler

önce senin yüreğine açılır

uzaklarda bir yerde

toprağı öpmek için eğilen bahçıvanın

parmaklarında hüzün

sana doğru akan nehrin

ağlayan suretidir

 

bir elimizde umut

bir elimizde sevda

yürüyelim seninle İstanbul'da

musiki kesilsin, tükensin yazı

çaresiz kalınca mızrap ve şiir

ozan bir kenara bıraksın sazı

ressam fırçasına neden mi kızgın

tuvalde çizgiler, renkler kırmızı

kırmızıyı sevdiğini bilince

çekilir mi artık güllerin nazı

 

Anadolukavağı'nda her akşam

burcu burcu bir rüyadır hayalin

karanlık, hüznünü düşürür dağa

kuşlar kanat çırpar, yıldızlar ağlar

endamın her sabah iner toprağa

 

hasret, yanlızlığı çoğaltan deniz

ayrılık acıyla süzülür kandan

nefesin fermandır Topkapı Sarayı'nda

dönüşünü bekliyor rıhtımda şehzadeler

öylesine yorgun, mahzun ve candan

 

İstanbul bir yanımda, sen bir yanımda

uykusundan uyanınca fırtına

dalgalar türkümüze aşina olur

yüzümüze bakınca deniz fenerleri

sahibini arayan gemilerin

çığlığıyla vurulur

 

tarih heyelandır hainlerin ardında

İstanbul tarihin soylu anası

biz bu yürüyüşü çiğdemlerden almışız

sevdayı kız kulesi'nden

yalıların burukluğu altında

geçiyoruz sokaklardan delice

 

anlayabilir misin

beyoğlu'nda gezinen

hayal kırıklığının benden türediğini

anlayabilir misin

kırmızı neden böyle

doldurur aynalara inleyen yüreğimi

 

sana giden yolların kavşağında

bir adam direniyor izini bulmak için

siliyor tanyerine akan alın terini

ufkunda sapsarı umudun rengi

mavi yitik, beyaz kızgın ve siyah

arıyor sessizce kaybolan günlerini

 

Gülhane'de simit satan çocuklar

nasıl anlasınlar ellerimizin

neden böyle çekingen olduğunu

Ayasofya önünde tramvay bekleyenler

gökyüzüne dokunurken bu acı

kimdir diye sorsunlar içlerinden

birlikte yürüyen iki yabancı

 

biz gitsek de, İstanbul'da yine de

yıllar yılı gezinmeli bu sızı

benden bir yaralı şiir kalmalı

senden bir tebessüm, bir de kırmızı

 

Nurullah GENÇ

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest alaTurka

Giderken...

 

Bilerek mi yanına

almadın giderken

başının yastıkta

bıraktığı

çukuru

 

Güveniyordum

oysa ben sevgimize

vapur iskelesi

ya da tren istasyonundaki

saatin doğruluğu kadar

 

Beni senin gibi

bir de annem terketmişti

ki göbeğimde durur

onun yokluğundan

bana kalan

çukur

 

Sunay Akın

Share this post


Link to post
Share on other sites

Yalnızlık

 

Şemsiye yapımcıları

ıslanmaktan

tek kişiyi koruyacak genişlikte

kesince kumaşları

yağmur değil

yalnızlıktır yağan

 

Daha da hüzünlendirir her gece

kentin sokaklarını

bekçinin nefesiyle

düdüğün içinde dönen

nohut taneciğinin

yalnızlığı

 

Ne çok sevinirim bilseniz

bir yılan

mezarıma girerde

göğüs kafesimin kemikleri içinde

kış uykusuna

yatarsa

 

Sunay Akın

Share this post


Link to post
Share on other sites

BİRLİKTE YALNIZLIKLAR

 

Varlığın bir saldırma değilse yorulursun ölmekten

yaşamak dediğin anlamlı bir sıkıntı

ve yıkılmak elbette bir çocuk hırpalanınca

 

Hep alıngandır ağzındaki şarkılar

bir sabah yaz gümbürtüyle biter, böyle başlar uzaklık

söylenerek anlamaya başlarsın her sağanağı.

 

Şımarık kiraz ayı, yanında ipek bulundurur

sesin uzun olsun. Yoksa duygular kırışır

bir pusu gibi kurarlar seni.

 

Soyunuksun hayata. Gelmek gibi gidersin

aşk içinde biriktirirler seni. Aşk!

Yepyeni bir kalkışma. Kendini bu sıtmaya bağışla

buluşturan gökyüzünden.

 

Eteklerin şehla ama sen derinsin sevgilim

son yağmurda kuşlarını hızlandır.

Aşkla soğutulmuş gecelerdesin,

suya iniyor aklındaki geyikler

yaran durmadan açılıyor

ve oldukça gürültülü kapital

 

Bir elmadasın, çekirdeğin daha içerde.

 

Veysel Çolak

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bil ki

üzgün bırakıp ayrılırken

caddeler

kaldırım taşlarıyla örtülmüş uçurumlardır.

 

Bilinçsizce mırıldanışta ansızın hatırlanan

bir şarkı gibidir dönüşündeki haz

 

Uzun uzun ağlamak için güdülen hasret

bazen nelere değmez

subaşından ürkütülmüş ceylanın

sekerek kaçarken ırmağa saldığı kader

sanki süzülüp kalbine gelir

 

Yanıp sönen solgun

ve kararsız ışıkları sehrin

topraklarda ışıldasa da yıldızlar kadar

gözlerimde yoğunlaşan anlamsız bakış

takılıp gölgesine derinliklerin

uzaklaşır.

 

Oysa tayların körpecik kuyruğuna

parlak yelesine bağlanan kurdela

huylarını gizlice dizginlemek içindir

 

Ve bilmediğim acılar

yemişine kuşların konmadığı ağaçlar

sarmaşıklar altında

 

Seni birazdan ay batarken anacağım

fakat unutma ki yaşamak

sonsuz bir tadla onarıyor

hırçın bir çocuğun ısırdığı elmayı

 

Nihat BEHRAM...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Benim günahım aşktır, senin erdemin nefret:

Sevgi günahtır diye günahımdan nefret bu.

Gel, kendi durumunu benimkine kıyas et,

Görürsün siteminin ne haksız olduğunu.

 

 

Haklıysa da, o sözler kızıl süsünü bozan

Ve benimkiler kadar bol sahte aşk senedi

Düzüp başkalarının yataklarını talan

Eden dudaklarından işitilmemeliydi.

Seni sevmem yasaldır; bak, seviyorsun sen de:

Gözüm sırf sana düşkün, senin gözün onlara;

Merhamet yüreğinde kök salıp boy versin de

Acımanla hak kazan sana acınanlara.

Aramağa kalkarsan kendi gizlediğini

Senin kendi örneğin yoksun bırakır seni.

 

1564.........

 

William Shakespeare

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ben Orada Sen Burada

 

Ben orada öldüm en çok orada bilmezsin

Orada zaman buruşmuş bir eski resimdi

Orada sen yoktun, gözlerin belli belirsiz

Koptum oradan, bir kırık heykelim şimdi

 

Bir kolum derin denizlerde tek başına

Ayaklarım çöllerde kum tepelerinde gömülü

Alıp götürür saçlarımı bir soğuk rüzgâr

Ben orada öldüm, en çok orada bir başka türlü

 

Hiç bende değilsin, burada yoksun ki

Orada var mısın, ya da ben yok muyum

Tek değiliz seninle, bütün olmadık hiç

Şimdi nerdeyiz nasılız bilmiyorum

 

Orada akşamlar daha çok serin

Ben bu kadar değilim, bu kadar yıkık

Sarhoşum, kederliyim, yoksulum, sensizim

Orası sisler içinde orası karanlık.

 

Bensiz olduğun yerde değil mi en güzelsin

Bensiz olduğun yerde söyle şarkılarını aşkın

Bir mermeri al, yont, şekil ver ona benden

Bir günah işlercesine sessiz ve dalgın

 

En iyisi sen burada kal, hep burada

Ellerinle kal, dudaklarınla, gözlerinle

Tut ki bütün renkler senin mavi kırmızı

Burada her şey sen nasıl istersen öyle

 

Bir büyük ayna duvarlar çok büyük

Orayı düşünme hiç burada soyun

Utandır duvarları pencereleri, kapıları

İki yalnızız şimdi anlıyor musun

 

Var sandığın sen sen değilsin bir başkası

Benim anlasana benim o yok dediğin

Sabahları bir serin havayım içine dolan

Benim akşamları pencerende beklediğin

 

Hiçbir şey bilmiyorum, sen anlıyorsun

Senin bilmediklerini anladığım gibi

Güzel, parmaklarının değdiği bir şey

Sensizlikler içinde seninle olmak iyi

 

Orada bulutlar yağıyor paramparça

Orada ağlayan dağlardır göğe en yakın

Orada sen yoksun, orada bir şey yok

Orada kan ve ölüm, orada yangın

 

 

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest alaTurka

Nicedir özlemişim

 

nicedir özlemişim

bu rüzgarı

hani doğu'dan eser

bahar akşamları

 

nicedir özlemişim

bir elma ağacının

dibine oturmayı

 

nicedir özlemişim

şoseleri,dağları

 

nicedir özlemişim

bir dosta sarılıp

ağlamayı

 

 

Ataol Behramoğlu    :clover:

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest alaTurka

Hürriyete doğru

 

Gün doğmadan,

Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola.

Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında,

içinde bir iş görmenin saadeti,

Gideceksin;

Gideceksin ırıpların çalkantısında.

Balıklar çıkacak yoluna, karşıcı;

Sevineceksin.

Ağları silkeledikçe

Deniz gelecek eline pul pul;

Ruhları sustuğu vakit martıların,

Kayalıklardaki mezarlarında,

Birden,

Bir kıyamettir kopacak ufuklarda.

Deniz kızları mı dersin, kuşlar mı dersin;

Bayramlar seyranlar mı dersin, şenlikler cümbüşler mi?

Gelin alayları, teller, duvaklar, donanmalar mı ?

Heeeey !

Ne duruyorsun be, at kendini denize;

Geride bekleyenin varmış, aldırma;

Görmüyor musun, her yanda hürriyet;

Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;

Git gidebildiğin yere.

 

 

Orhan Veli Kanık

 

 

Bu günümüm ikinci siiri oldu bu ama cok sevdigim bir siir ... az evvel yine animsadim ve yazasim geldi...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Mektup -

 

 

 

Biliyor musun

Senden ayrılalı sakal bıraktım

Zamanının akışına koyuverdim kendimi

Gömleklerim kolalı degil artık

Pantolonum ütülü degil

Ayakkabım boyalı degil

Öylesime degiştim ki

Görsen tanıyamazsın

Sabahları gün dogarken kalkıyorum

İlk işim bir sigara yakmak oluyor

Ve bir süre denizin hışırtışını dinliyorum

Sonra, apansız sen geliyorsun aklıma

Gözlerin, dudakların, ellerin geliyor

Şimdi nerdesin kimbilir

Yatagında uyuyor olmalısın

Artık beni görme ruyalarında

Korkarsın.

Mevsim sonbahar malum ya

Sende de kör olası şairlik var

Boyuna hüzünlü şeyler düşünüyorum

Agaçların yaprakları dökülmege başladı

Keskin poyrazlar esiyor kuzeyden

Kuşlar durmadan göç ediyor

Ara sıra düşenler oluyor yorgun ya da yaralı

Tutup okşuyorum tüylerini, gagalarından öpüyorum

Ve diyorum ki

Sana kavuşmak için bir göçmen kuş olmalı

İşte böyle

Günler, haftalar geçip gidiveriyor

Saçım, sakalım birbirine karıştı

Yine de her geçen gün

Kendime biraz daha alışıyorum

Ve biliyor musun

Unutamayacagımı bile bile

Seni unutmaya çalışıyorum...

.

 

Ümit Yaşar Oğuzcan

Share this post


Link to post
Share on other sites

gece

bir tabut gibi çöker omuzlarıma

bir ölünün iç çekmesi olur rüzgar

hüzünle düşünürüm uzaktaki bir evi

yıldızlar sayılmaz:hasret uzakta

hasreti bir ben bilirim

bir de gecenin gözlerindeki baykuş

baykuş kötü kuş baykuş çirkin kuş

onu hüznümle güzelleştiririm.hüznümle süsler

bir damın üstüne oturturum

damımın üstüne oturturum

 

-sizi hiç bu kadar yakından görmedimdi

yıldızlar sayılmaz :hasret uzakta

 

abimin acıyla yontulu yüzü

yaşlı bir güvercin gibi düşer avuşlarıma

dağılır ses olur acısı

ezberlediğim bir öğüdü yineler bana

-çocuğum üşütme yüreğini

şimdi hüzün mevsimidir bütün şiirleri gezen

ben doğma büyüme evciyim göç benim harcım değil

hasret bana çabuk dokunur yalnızken karanlıktan korkarım

mesela mevsim kışsa yağmur yağıyorsa

mesela annemde yoksa yanımda

mesela, şimşekte çakıyorsa ben çok korkarım , ağlarım

-ana bana kurşun dök.oku üfle

ana ben daha çok küçüğüm. bana ninni söyle ana

 

yalnızım.bunu hep söylüyorum

yalnızım.bunu hep söylüyorum

 

geceyi çarmıha geriyorum kimseler tapmıyor

hüznümü ölçeğe vuruyorum yüreğine sığmıyor

her şey ne kadar olabilir meraklanıyorum

yüzüme dokundukça tırnaklarım kanıyor

yalnızlığımı hüznümle yoğuran gece

öyle basitsin ki sen bütün şiirlerin içinde

biliyorum.biliyorum bunu da biliyorum

gökteki yıldızlar kadar dizeler yazılsa da

kendime kendimden başka kendim yok

ne utancımı kuşanan bir sevgi

ne çirkinliğimi öpen bir kız

 

yalnızlığımdan yalnızlığım yalnız

 

-ana bana bir hal oldu.hep böyle titriyorum

ana çok üşüyorum.ıhlamur ısıt bana

 

yıldızlar sayılmaz:hasret uzakta

ben sevgiye hasretim.sevgi uzakta

 

ey insanlar

ey gecede unutulmuşluğumun yargıçları

iğrenerek öpüyorum parmaklarınızı

iğrenerek.hepinizi kucaklıyorum ilkin

ağzınızı dudaklarınızı dişlerinizi öpüyorum

bilmiyorsunuz.ben kendimi öpüyorum

 

cinsel bir çiftleşmedir çarşaflar

ıslak bir gece en fazla kendini çoğaltır

bir solucan vücuduna yeni bir halka ekler

döllenir acı.sevişme daha da erselikleşir

 

-hü’yü tanıdım size anlatmalıyım bir gün

size bir gün mutlaka hü’yü anlatmalıyım

 

geceyse

tükenmişse güneşin güçlülüğü

gök gözlerinin buğusunu yansıtır

senin acın acıların ölümüne gebedir

korkma yavrum

ne gece ne geceler senin

suçsuz mızıkçılığını küçültemez

bir çirkini öpmek için uzattığın yüreğini

güzelleşip bir sevginin göğsüne yatmak biraz

biraz yorgun biraz korkak bir insan sevmek biraz

dayayıp sırtını gecenin duvarına

bir ölünün ağzını dudağını öpmek biraz

 

yıldızlar sayılmaz:hasret uzakta

ben sevgiye hasretim.sevgi uzakta

 

ey kanımda tefler çalan mevsimle gelen

sesimi çakallarla boğan gece

hüznüme vur acımı soy

beni de kuşat

boris karlof kadar masum yüzümü

karanlığınla frenkeştaynla

çünkü artık büyütmeliyim içimde nefreti

kalbim ki yıllardır iyiliğe abone

nerde bir insan görse

bırakır sevgi kuşlarını

çünkü o bağışlar yargıçlarını

kendi yasalarını kuramayan yargıçlarını

 

ey gecede unutulmuşluğumun suçluları

ey yanlışlığın yanlış yargılayıcıları

suçum:nefreti öksüz bırakmak

savunmam:sevgimi yüceltmek içindir

sakalım yok biliyorum ama kötü değilim

büyükleri sayarım küçükleri severim

çocukları incitmeden severim.kadını öpmesini bilirim

 

sizi de sizi de öpmesini bilirim

 

-ana ben çok yalnızım.benim başka sevgim yok

içimde utanç çiçeği gibi büyüyor hü

 

kural tanımayan sevgim benim

aykırım fizikötem doğa üstüm yanlışlığım

aşkım.sevgili yanılgım benim başyargıcım

nefretim nefretim nerdesin

 

kalbim

birgün elbette sana hükmedeceğim

 

elbet geçer bu hüzün mevsimi

bir baykuş bir serçeyle arkadaş olduğu gün

o gün size sevinci de anlatacağım

bir solucan bir leylekle çiftleştiği gün

o gün bahar mevsimidir size aşkı anlatacağım

 

ve bir gün elbette yıldızları sayacağım

 

-gelin kucaklayın beni.yıldızları sayamıyorum.

 

Arkadaş Zekai ÖZGER...

Share this post


Link to post
Share on other sites

BENİ UNUTMA

 

Bir gün gelir de unuturmuş insan

En sevdiği hatıraları bile

Bari sen her gece yorgun sesiyle

Saat on ikiyi vurduğu zaman

Beni unutma

Çünkü ben her gece o saatlerde

Seni yaşar ve seni düşünürüm

Hayal içinde perişan yürürüm

Sen de karanlığın sustuğu yerde

Beni unutma

O saatlerde serpilir gülüşün

Bir avuç su gibi içime, ey yar

Senin de başında o çılgın rüzgar

Deli deli esiverirse bir gün

Beni unutma

Ben ayağımda çarık, elimde asa

Senin için şu yollara düşmüşüm

Senelerce sonra sana dönüşüm

Bir mahşer gününe de rastlasa

Beni unutma

Hala duruyorsa yeşil elbisen

Onu bir gün benim için giy

Saksıdaki pembe karanfilde çiğ

Ve bahçende yorgun bir kuş görürsen

Beni unutma

Büyük acılara tutuştuğum gün

Çok uzaklarda da olsan yine gel

Bu ölürcesine sevdiğine gel

Ne olur Tanrıya kavuştuğum gün

Beni unutma..

 

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

Share this post


Link to post
Share on other sites

Talan

 

Güzel de çirkin de bu boş dünyada

Doğarmış, büyürmüş, viran olurmuş

Sevda denen yangın meğer sonunda

Gözyaşıyla dolu hicran olurmuş

 

Dostluklarda biter, düşmanlıklarda

İzleri kalırmış hatıralarda

Ümitler yeşerir her ilk baharda

Sonbahar gelince, duman olurmuş

 

Güleri açınca gönül bağının

Zehri bal kesilir LEYLA dağının

Mevsimi geçince cilve çağının

Hayaller, yeminler yalan olurmuş

 

Issız köşelerde yalnız başına

Zavallı girermiş en son yaşına

Konulunca o musalla taşına

Kendi evi bile yaban olurmuş

 

Bir ömür gariban, mahzun, derbeder

Mezara girince bitermiş keder

İstikbale miras; RAHMETLİ peder

Kalanların hepsi talan olurmuş

 

Nurullah Genç

Share this post


Link to post
Share on other sites

BİR KADINI AĞLATMAK.....

 

Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında.

Kadınlar her şeye ağlayabilir;bir filme,bir şarkıya,bir yazıya.

En az erkekler kadar yani!

Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur.

Eğer bir kadın yürekten ağlıyıyorsa,

ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir....

 

Ama o yüreğin değerini bilememiş olacakki

ağlatan gözünü bile kırpmadan teker teker

batırır iğneleri yüreğine!

İşte o zaman koca bir yumruk gelir

oturur boğazına kadının yutkunamaz,

nefes alamaz!çünkü o koca yumruk

canını çok acıtır.Gözleri buğulanır kadının sonra.

 

Ağlamayacağım der içinden.

Ama engel olamaz işte;

Çünkü yüreğine, ulaşmıştır birileri

ve iğneleri saplamaktadır.

Bu acıya ne kadar karşı koyabilirki kadın!

İnce ince süzülür yaşlar gözünden;

önce bir kaç damla,sonra bir yağmur seli...

Ve kadın ağlar ;hemde çok!

 

Sanmayınki gidene ağlar kadın!

Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan.

Orada bıraktığı yaradır...

O yaranın asla kapanmayacağını,

kapansa bile izinin kalacağını bilir kadın!

O yüzden ağlar ....

Ama bilirmisiniz?ağlamak kadınları olgunlaştırır.

Her damla daha çok kadın yapar kadınları.

Her damla bir derstir çünkü.

 

Bazen kadınlar ağladığında çoğu insan,

ağlama niye ağlıyorsun ki,değmez onun için derler.

Bilmediklerindendir böyle demeleri.

Çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlayamazssa,ölürler.

İçindeki zehirdir onları öldüren!

Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar,

o irirni temizlerler yaralarındaki!

Çünkü bilirler temizlenmezse iltihaba dönüşür yaraları...

 

Dönüşmemesi lazımdır oysa,o yüzdende bolca ağlarlar.

Zaman geçer sonra kadılar kendilerine sarılmayı öğrenirler.

Umarım öğrenirler,yoksa ruhlar sapkın yollara çarpar kendilerini.

Sapan ruhların doğru yolu bulmasıda yeni acılar demektir.

Bunu bilir kadınlar;o yüzden eninde sonunda

öğrenirler kendilerine sarılmayı....

 

Çok ağlayan kadınlar,bir çok şeyden

vazgeçen kadınlardır aslında..

Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama

olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk gerçeği

onların gözünde küçülür.

Küçüldükçe değerini yitirir ve işteo zaman

kendilerine sarılıp,yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden.

Güçlü,yenilmez,mağrur ve aşka inanmayan....

 

İnsanlar soruyor çoğu zaman neden?

Bu kadar çok bekar kadın var diye;

Çünkü o inançlarını yitirdi o kadınlar.

Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandıki,

o kadar çok acıdılarki!

Artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına inanıyorlar.

O yüzden kendilerine sarılıyorlar....

 

Çünkü biliyorlarki

Sarıldıkları adamlar onları hak etmedi;

Hemde hiç bir zaman!

Hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların.

E.... o zaman niye sarılsınlarki!

 

Niye sarılalımki!

Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa,

bilinki olgunlaşıyordur...

Bilin ki,gerçekleri kabul etmeye başlamıştır...

Bilin ki,artık sarılacak tek bir doğrusu kalmamıştır....

 

O,da kim diye sormayın artık.

Çokağlayan kadınlar.eninde sonunda

kendilerine sarılırlar çünkü!

 

Aziz NESİN

Share this post


Link to post
Share on other sites

KORKU

 

Yüreğimde yeryüzünün ağırlığı var.

Başımda bütün rüzgarların uğultusu

Dalgalanır içimde en yüce dağlar

Büyük kederlerim denizler dolusu

 

Ne yana baksam gecedir, karanlıktır

Her köşede beni bekler bin bir pusu

Ben zamanları içmişim yıl yıl

Kadehimde geçmiş yılların tortusu

Gönlümde sensiz ölmenin korkusu

 

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

Share this post


Link to post
Share on other sites

SEVİ ŞİİRİ

 

Ben senin en çok sesini sevdim

Buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi

Önce aşka çağıran,sonra dinlendiren

Bana her zaman dost, her zaman sevgili

 

Ben senin en çok ellerini sevdim

Bir pınar serinliğinde, küçücük ve ak pak

Nice güzellikler gördüm yeryüzünde

En güzeli bir sabah ellerinle uyanmak

 

Ben senin en çok gözlerini sevdim

Kâh çocukça mavi, kâh inadına yeşil

Aydınlıklar, esenlikler, mutluluklar

Hiç biri gözlerin kadar anlamlı değil

 

Ben senin en çok gülüşünü sevdim

Sevindiren, içimde umut çiçekleri açtıran

Unutturur bana birden acıları, güçlükleri

Dünyam aydınlanır sen güldüğün zaman

 

Ben senin en çok davranışlarını sevdim

Güçsüze merhametini, zalime direnişini

Haksızlıklar, zorbalıklar karşısında

Vahşi ve mağrur bir dişi kaplan kesilişini

 

Ben senin en çok sevgi dolu yüreğini sevdim

Tüm çocuklara kanat geren anneliğini

Nice sevgilerin bir pula satıldığı bir dünyada

Sensin, her şeyin üstünde tutan sevdiğini

 

Ben senin en çok bana yansımanı sevdim

Bende yeniden var olmanı, benimle bütünleşmeni

Mertliğini, yalansızlığını, dupduruluğunu sevdim

Ben seni sevdim, ben seni sevdim, ben seni...

 

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ne zaman yağmur yağsa

Bir buluşma yeri olurdun

İstanbul'da rüzgâr soluklara

Mavisi yasaklanmış deniz

Kızıl tufanı yaratmadan daha

Ne zaman yağmur yağsa

Tarihin şiir tanığı olurdun

Yağmurdan sonra

Toprak kokusu bakışlılara

 

Tam otuz yıl nasıl kıydım sana

Bin zehirli duman arasında

Islığınla besteledim hep

En pembe çocuk düşlerini

Pan'ın flütünden mi kalma

Babam'ın dilsiz kavalından mı

Hep rüzgârla bir tuttum seni

Hani yolu yakın

Aşkı sonsuz kılan rüzgârla bir

 

Ey can içre cankörüğüm

Hangi kentin temiz havası

Yetmez oldu ki soluğuna

Çıkardın kendini ölüm doruğuna

Ölmek kolay değil cankörüğüm

Kalbimde sevinç gözesi pınarlar

Kalbimde yaşamak aşkı çınarlar

Ve bir nice coşkular coşkular

Sende onlar gibi yaşayacaksın

Akıp ırmaklara karışacaksın

Sırılsıklam bütün sevişmeleri

Yine soluğunla kurutacaksın

 

Adnan YÜCEL...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Karasevdam-Filistin'im-Kerbelam

 

 

 

Göğüse sığmayan yüreklerin

Yüreğe sığmayan sevdaların

Karasevdalı insanlarıyız

Ekmeği yaratmak kumdan

Ölümsüz destanlar büyütmek

kanla

Bize özgüdür

Kaç bin yıldır

Özgürlük kanadı yaralarımız

Türkülerimiz yalım yalım hasretti

Kana susamış yamyamlar geldi sonra

Vampirler- it sürüleri- ölüm simsarları

Katletmek için yaşama ilişkin ne varsa

Ayakları paletli azrailler geldi

 

II

Yekinip

Yürümek istedi

Zincire vurulmuş dağlar

Utandı çöl

Utandı gök

Yürümek istedi su...

Kundaklarında ölüleriyle

Yürümek istediler

Gidenlerin arkasından

Gayri bir daha ölmeyecekti kuşlar

Çiçekler açmayacaktı vahalarda

Kimseler bilmezdi bu suskunluğu

Ayrılığın böylesini kim yaşamıştı

O gök değildi bu gök

Bu ayaklar insan ayağı değildi

Ölüm parmaklıydı işte elleri

Kesindi

Sönmüştü dağlarda ateşler

İlkyaz gelmeyecekti onlar olmadan

Gelmesindi!

 

Dağlar

Göğsünden vurulup, düşenlerini

Duyulmamış ağıtlarla bastı bağrına

Ve onların türküsünü söyledi çöl rüzgarı

Yalnız onlar gül açtırırdı kumda

Sevemezdi böylesine hiç kimse anasını

Yürekleri özgürlüğe susuzluktan çatlak

Düştüler ey dost

Düş

tüler...

 

Türkülerini

Ağıtlarını

Namuslarını almış gidiyorlar

Gayri onlar için

Her yerdedir Filistin

Her yerde savaşmaya gidiyorlar gene

Dirilmeğe sürekli

Yeniden dirilmeğe...

 

III

Susan benim yellerimdir

Güllerimdir solan

Kanarken ağıtlarda bir büyük destan

Çölün en büyük hasreti

Ben

im

dir Filistin' de

 

Anam kaldı o dağların ardında

Kucağımda can veren yavuklumun

Son sözleri ürperir

Silahımın söylediği ağıtta...

Bu kan

Bu dünyaya karşı inatla atan nabız

Benim(dir) Filistin' de

 

Hırsından çatlayan kalbim

Öylesine bükük omzumda

Dönüp bir yol

-Hoşcakal-diyemedim dağlarıma

 

Giden ayakyarım olsun

kalbim kalıyor

kanıyor

yanıyor

toprağımda

Hiç kimse anlamasa da

Bu anka yeniden dirilmesini bilir

Bombalar, mitralyözler bin kez parçalasa da...

 

IV

En eski zamanların yoksuluyum

Binlerce yıllık sevdamı gömdüm sana

Atalarım dağların ardında kaldı

Yüzlerinde çizgi çizgi hasret teriyle

O nazlı özgürlüğü yasayamadan

Yıkıntıları altında ülkemin

 

Ey kum!

Binlerce yıllık susuzluğunu

Irmak ırmak kanımla giderdim

Kardeşlerim senin için vuruldu

Vatanım

Sevdam

Umudum dedim sana

Vuruldukça hasretine

İçimde yeniden can oldu kinin

Gayri hiç bir gömüte sığmaz bedenim

Ey haklı direniş destanlarının yoldaşı

Ey Filistin!

Sevgilim!

Direnç kaynağım benim!

 

Sana dünyanın en sevdalı türkülerini

Ben yaktım!

Benim gibi sevemez vatanını kimseler

Bir yanım sende kaldı

Bir yanım sana giden yollarda

Karasevdam

Filistin' im

Kerbelâm

Neredesin sen!

Neredesin sen!

Neredesin! ...

 

 

Adnan Durmaz

Share this post


Link to post
Share on other sites

abla bu şiir'in üstüne daha bişey yazılmaz ama neyse harika yaa...ağlamamak elde değil...

 

Beş Parasız

 

Beş parasız okul yılları

Toy bir sıcak gurbet sokakları

Otogarda çaresiz gururlu bir sefalet

Baştan kaybedilmiş fakülte aşkları

Gözümde bir çocuk, ruhum bin yaşında

Yıl sonunda okuldan kovulma telaşları

 

Yıllar yılları kovaladı

Dostlar kalbimi yaraladı

Ya gittiklerinden ya vakitsizlikten

Bir çarem olmadı sevdiklerimden

Ayrılmış yollarda hayattan geçerken

Bir çarem olmadı sevdiklerimden

 

Buldum bulmasına parayı

Ne yazık ki kapatamadım ben bu arayı

Ne çocuk ne yaşlıyım ama

Gençliğimde olmadı

 

Ah nerdeler

Çok acaip günlerdi

Öyle esip geçtiler

 

Ah nerdeler

Gitti gelmez diyorlar ama

Beni terketmediler.

 

Erhan Güleryüz

Share this post


Link to post
Share on other sites

ZAR

 

kötü

durum kötü

durum çok kötü

durum gerçekten kötü

 

ya şunda ya bunda

ya burdan ya şurdan

ya bugün ya yarın

ya akşam ya sabah

 

durum gerçekten kötü

durum çok kötü

durum kötü

kötü

 

yo pek de kötü sayılmaz

şöyle olursa böyle

böyle olursa şöyle

bu yandan gelirse eh biraz

şu yandan gelirse çok iyi

dediğim gibi olursa hârikulâde

 

iyi iyi

durum iyi

durum çok iyi

durum gerçekten iyi

 

 

HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL

Share this post


Link to post
Share on other sites

Hangi şiire başlasam suskunum sana

Dağ göğsünde bir kaya diliyle suskun

Güneşte kavrulan bir kum tanesi

Çatlayan dudaklarım oluyor her gece

Yağmura suskun yaşamaya suskun

Haykırabilsem

Belki bir nehir köpürebilir sesimde

Silinebilir kuraklığın bütün izleri

Upuzun çöller vadileşebilir içimde

 

Hangi güzelliği özlesem suskunum sana

Yürek boşluğunda bir of kadar suskun

Özlüyorum seni masmavi

Koşuyorum sana bembeyaz

Ve kahroluyorum bir anda kapkara

Ah oluyorum

Of oluyorum

Ve susuyorum

Oysa haykırabilsem

Işık yumağı bir pınar olur soluğum

 

Hangi türküye uzansam suskunum sana

Ağıt ağıt, özlem özlem suskun

Tut ki vurulmuşum

Aşktan ve kandan bir damla olmuşum

Bir saçlarının rüzgarına

Bir de ağzının kıyılarına konmuşum

Hangi dalga silebilir beni senden

Hangi kasırga koparabilir

Ben saç tellerinde bir ezgi olmuşum

Coşkuların her şahlanışında

Sana deprem deprem susmuşum

Ve sana susmaktan inan ki yorulmuşum

 

Yeter olsun gözlerinde ışık fırtınası

Sözlerinde baskı yasası yeter

Hangi kavgayı özlesem suskunum sana

Zafer sabahlarında gece kadar

Bayram sabahlarında yas kadar suskun

Böyle güzelliklere de

Böyle suskunluklara da lanet olsun

Al bu suskunluğumu al artık

Al ki

Bütün gürültüler kahrolsun

 

Adnan YÜCEL...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ayrılık Şiiri

 

Her satırı

Mendireğe dizili karabataklara benzeyen

Bir mektup bırakarak

balıkçı koyundan

sisler icinde uzaklaşan kayık gibi

bir sabah usulca ayrıldın

koynumdan

 

Bütün yolcularını

Boğaz köprüsünün çaldıgı

Araba vapurunun

boş seferleri

gibi yanlızca rüzgâr

gezinir sensiz

yüreğimde

 

Durgun bir sudur aslında deniz

ki çocukların acemi oltalarını denedikleri

kuytu bir iskelenin

tahtaları altına yazdıgım

ayrılık siirini okudukca

dalgalanır...

 

Sunay Akın

Share this post


Link to post
Share on other sites

BEN SENDEN ÖNCE ÖLMEK İSTERİM

 

Ben

senden önce ölmek isterim.

Gidenin arkasından gelen

gideni bulacak mi zannediyorsun?

Ben zannetmiyorum bunu.

İyisi mi,

beni yaktırırsın,

odanda ocağın

üstüne korsun

içinde bir kavanozun.

Kavanoz camdan olsun,

şeffaf,

beyaz camdan olsun

ki içinde beni görebilesin

Fedakârlığımı anlıyorsun :

vazgeçtim toprak olmaktan,

vazgeçtim çiçek olmaktan

senin yanında kalabilmek için.

Ve toz oluyorum

yaşıyorum yanında senin.

Sonra, sende ölünce

kavanozuma gelirsin.

Ve orada beraber yaşarız

külümün içinde külün

ta ki bir savruk gelin

yahut vefasız bir torun

bizi ordan atana kadar...

Ama

biz

o zamana kadar

o kadar karışacağız ki birbirimize,

atıldığımız çöplükte bile

zerrelerimiz

yan yana düşecek.

Toprağa beraber dalacağız.

Ve bir gün yabani bir çiçek

bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse

sapında muhakkak iki çiçek açacak :

biri

sen

biri de

ben.

Ben

daha olumlu düşünüyorum

Ben daha bir çocuk doğuracağım

Hayat taşıyor içimden.

Kaynıyor kanım.

Yaşayacağım, ama çok, pek çok,

ama sen de beraber.

Ama ölüm de korkutmuyor beni.

Yalnız pek sevimsiz buluyorum

bizim cenaze şeklini.

Ben ölünceye kadar da

Bu düzelir herhalde.

Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bugünlerde?

İçimden bir şey :

belki diyor.

 

nazım hikmet ran....... :clover:

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.


×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.