Radya tarafından postalanan herşey
-
ERKEKLER VE KADINLAR
Tabi tabiiii...
-
ERKEKLER VE KADINLAR
Bak şimdi bak bişey demesedin çatlardın demii...
-
Söz Sanatları (Edebi Sanatlar)
1) TEŞBİH(BENZETME) Sözü daha etkili duruma getirmek için aralarında ilgi bulunan iki unsurdan güçsüzü olanı güçlü olana benzetmektir. Benzetmede dört unsur bulunur: a)Benzenen Benzetilen c)Benzetme Yönü d)Benzetme Edatı Bu öğelerin kullanılıp kullanılmaması açısından da üç çeşit benzetme vardır: --- Çocuk tilki gibi kurnaz biriydi. ---Minik yavrucak elma gibi kıpkırmızı yanaklarıyla gülücükler saçıyordu. ---Bizim de kalbimizi kımıldatır yerinden Toprağa diz vuruşu dağ gibi zeybeğin ---Binalar kale gibi olduğundan içeri B.tilen B.nen B.E girilemiyordu. ---Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? B.tilen B.yen ---Karısına yıllarca cehennem hayatı yaşattı. B.tilen B.yen ---Muavin,yolculara: Pamuk eller cebe! B.tilen B.yen diye bağrıyordu. 2) İSTİARE(EĞRETİLEME) Benzetmenin asıl unsuru olan benzeyen ve benzetilenden yalnızca biri kullanılarak yapılır. a.)Açık İstiare:Benzeyenin bulunmayıp yalnızca benzetilenle yapılan istiaredir. b.)Kapalı İstiare:Benzetilenin bulunmayıp yalnızca benzeyenle yapılan istiaredir. ---Bir hilal uğruna ya rab ne güneşler batıyor. (A.İ) ---Ay,altın ağaçlardan yere damlıyordu.(K.İ) Açtım avucumu altına tuttum. ---Ülkemizde üniversiteden mezun olmuş pek çok fidan artık iş de bulamıyor.(A.İ) ---Bahar gelince bir ağızdan şarkılar söyler kuşlar.(K.İ) ---Bugün gökten inciler yağıyordu.(A.İ) ---Galatasaray,Fenerbahçe kalesine gol yağdırdı.(K.İ) ---Genç adamın sözleri,kızın yüreğini yakıyordu.(K.İ) ---Sanat,hür bir ortamda boy atar.(K.İ) ---Kurban olam,kurban olam, Beşikte yatan kuzuya.(A.İ) 3) KİNAYE Bir sözü hem gerçek hem de mecaz anlamda kullanmaktır. Uyarı kinayede daha çok mecaz anlam kastedilir. ---Mum dibine ışık vermez. ---Hamama giren terler. ---Taşıma su ile değirmen dönmez. ---Yuvarlanan taş yosun tutmaz. ---Ateş düştüğü yeri yakar. ---Yaptığı hatayı anlayınca yüzü kızardı. 4) MECAZ-I MÜRSEL(AD AKTARMASI) Benzetme amaç güdülmeden bir sözün ilgili olduğu başka bir söz yerine kullanılmasıdır. ---İşe alınman için dün şirketle görüştüm.(İnsan) ---Yarın sınıfı 9/H sınıfı yapacak.(Öğrenci) ---Toplantıya Milliyet gazetesinin güçlü kalemleri de geldi.(Yazar) ---Nihatın golüyle tüm stat ayağa kalktı.(Seyirci) ---O evine çok bağlı bir insandır.(Ailesi) ---Bu olay üzerine bütün köy ayaklandı.(Halk) ---İstanbul'dan kalkan uçak az önce Adana'ya indi.(Havaalanı) 5)TEŞHİS(KİŞİLEŞTİRME) İnsan dışındaki canlı cansız varlıklara insan özelliği kazandırmaktır. Her teşhiste aynı zamanda kapalı istiare vardır. ---Güzel gitti diye pınar ağladı. ---Menekşeler külahını kaldırır. ---Bir sarmaşık uyanıyordu uykusunda Geriniyordu bir eski duvarın sıvasında. ---Toros dağlarının üstüne, Ay un eledi bütün gece. ---O çay ağır akar,yorgun mu bilmem, Mehtabı hasta mı,solgun mu bilmem. ---Aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın, Eskici dükkanında asma saat, Çelik bir şal atmış omuzlarına. ---Yalnızlığın okşadığı kalbime,yağmurlar küskün, En güzel türküyü bir kurşun söyler. ---Bu akşam sonbahar ne kadar serin, Geceyi hasretle zaman. 6)İNTAK(KONUŞTURMA) İnsan dışındaki varlıkları konuşturmaktır.Her intak sanatında teşhis sanatı vardır;ancak her teşhiste intak sanatı yoktur. ---Deniz ve Mehtap sordular seni: Neredesin? ---Maymun şunu anlatmak istemişti fikrince: Boşa gitmez kötüye bir ceza verilince. ---Dal bir gün dedi ki tomurcuğuna: İçimde kanayan yara gibisin. ---Ey benim sarı tamburam! Sen ne için inilersin? İçim oyuk,derdim büyük Ben onunçün inilerim ---Ben ki toz kanatlı bir kelebeğim, Minicik gövdeme yüklü Kaf dağı. ---Adam elini uzattı,tam onu koparacağı sırada menekşe: Bana dokunma!diye bağırdı. 7)TECAHÜL-İ ARİF Anlam inceliği oluşturmak için herkesçe bilinen bir gerçeği bilmiyormuş gibi aktarmalıdır. ---Şakaklarıma kar mı yağdı ne var? Benim mi Allahım bu çizgili yüz. ---Sular mı yandı,neden tunca benziyor mermer? Geç fark ettim taşın sert olduğunu. ---Gökyüzünün başka rengi de varmış, Su insanı boğar,ateş yakarmış. ---Şu karşıma göğüs geren, Taş bağırlı dağlar mısın? ---Saçların dalgalı,boya mı sürdün? Gelmiyorsun artık,bana mı küstün? ---İçimde kar donar,buzlar tutuşur, Yağan ateş midir,kar mıdır bilmem. 8)HÜSN-İ TA'LİL Sebebi bilinen bir olayın meydana gelişini,gerçek sebebinin dışında başka,güzel bir nedene bağlamadır. ---Gül bahçesi sevgiliden haber geldiği için Süslendi ve güzel kokular süründü. ---Yoksun diye bahçemde çiçekler açmıyor bak. ---Senin o gül yüzünü görmek için Sana güneş bakmak için doğuyor. ---Benim kaderime ve yalnızlığıma Irmaklar bile ağladı. ---Rüzgar gökte bir gezinti, Üşürüz her akşam vakti, Ne sıcak vücutlar gitti, Toprağı ısıtmak için. ---Güller kızarır utancından o gonca gül gülünce Sümbül bükülür kıskancından kakül bükülünce. ---Bir an önce görülsün diye Akdeniz, Toroslarda ağaçlar hep çocuk kalır. ---Toros dağlarının üstüne Ay, un eledi bütün gece. 9) MÜBALAĞA (ABARTMA) Sözün etkisini güçlendirmek için bir şeyi olduğundan daha çok ya da olduğundan daha az göstermektir. ---Manda yuva yapmış söğüt dalına, Yavrusunu sinek kapmış. ---Alem sele gitti gözüm yaşından. ---Bir ah çeksem dağı taşı eritir, Gözüm yaşı değirmeni yürütür. ---Bir gün gökyüzüne otursam, Evlerin tavanlarını birer birer açsam. ---Sıladan ayrıyım,gözümde yaşlar, Sel olup taşacak bir gün derinden. ---Sana olan aşkım dağı taşı eritir, Gözümdeki yaşlardan bir deniz olur. ---Ben ki toz kanatlı bir kelebeğim, Minicik gövdeme yüklü Kaf dağı. ---Sekizimiz odun çeker, Dokuzumuz ateş yakar Kaz kaldırmış başın bakar Kırk gün oldu ,kaynatırım kaynamaz. ---Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? Gömelim gel seni tarihe desem,sığmazsın. ---Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır. 10) TEZAT (KARŞITLIK) Aralarında ilgiden dolayı,birbirine zıt kavramları bir arada kullanmaktır. ---Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz. ---Neden böyle düşman görünürsünüz, Yıllar yılı dost bildiğim aynalar? ---İçimde kar donar,buzlar tutuşur, Yağan ateş midir,kar mıdır bilmem. ---Sana çirkin dediler,düşmanı oldum güzelin. ---Yükseğinde büyük namlı karın var, Alçağında mor sümbüllü bağın var. ---Gülmek ol,goncaya münasiptir, Ağlamak bu,dil-i hazine gerek. ---Karlar etrafı bembeyaz bir karanlığa gömdü. 11) TEVRİYE (AMACI GİZLEME) İki değişik anlamı olan bir sözcüğün bir dize ya da beyitte iki anlamının da kullanılmasıdır. ---Tahir Efendi bize kelp demiz (Tahir:özel ad.) İltifatı bu sözde zahirdir Maliki mezhebim benim zira İtikadımca kelp Tahirdir. ---Bu kadar letafet çünkü sende var, Beyaz gerdanında bir de ben gerek. ---O güzel yüzün benli de, Göğsün niye bensiz? ---Bak kalan bu kubbede hoş bir sada imiş, Ben yarime gül demem,yarim bana gülmedi. ---Beyefendi ailenin güneşi,sen de ayısın. ---Sen gittin yaslara büründü cihan, Soluyor dallarda gül dertli dertli. ---Şu köpek leşi de şurda fuzuli, O kadar içerlediysen tut kıçından Vur yere de çıksın içindeki ruhi. 12) TELMİH (HATIRLATMA) Söz arasında herkesin bildiği bir olaya ya da kişiye işaret etme sanatı. ---Vefasız Aslıya yol gösteren bu, Keremin sazına cevap veren bu. ---Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor teshidi, Bedrin aslanları ancak bu kadar şanlı idi. ---Ekmek Leyla oldu bire dostlarım, Mecnun olup ardı sıra giderim. ---Şu Boğaz harbı nedir?Var mı ki dünyada eşi? En keşif orduların yükleniyor dördü beşi. ---Yırtarım dağları enginlere sığmam taşarım. ---Gökyüzünde İsa ile, Tur dağında Musa ile , Elindeki asa ile,Msn Öğretmen öss kpss Gazeteler Sohbet hazır mesajlar ders izle Belirli Gün ve Haftalar Çanakkale savaşı şiir Çağırayım Mevlam seni. 13) TARİZ (TAŞ ATMA) Bir kişiyi iğneleme,bir konuyla alay etme veya sözün tam tersini kastetmedir. ---Müftü Efendi bize kafir demiş. ---Tutalım ben ona diyem müselman. ---Lakin varıldıktan ruz-ı mahşere, İkimiz çıkarız orda yalan. ---Bu ne kudret ki elifbayı okur ezberden. ---Tahir Efendi bize kelp demiş, İltifatı bu sözde zehirdir, Maliki mezhebim benim zira, İtikadımca kelp Tahirdir. ---Bir nasihatım var zamana uygun, Tut sözümü yattıkça yat uyuma, Meşhur bir kelamdır sen kazan sen ye, El için yok yere yanma. ---O kadar zeki ki bütün sınıfları çift dikiş gidiyor. 14) TEKRİR Anlatımı güçlendirmek için bir sözü sık sık tekrar etmektir. ---Beni bende demen,ben değilim, Bir ben vardır,bende benden öte. ---Söz ola kese savaşı, Söz ola kestire başı, Söz ola oğlu aşı, Yağ ile bal ede bir söz. ---Ben güzele güzel demem, Güzel benim olmayınca. ---Seni tanımadan önce ben,ben değildim, Seni tanıdıktan sonra aslında bensizliğin sensizliğin olduğunu anladım. ---Gece midir insanı hüzünlendiren, Yoksa insan mıdır hüzünlenmek için, Geceyi bekleyen? Yoksa ben miyim seni düşünmek için, Geceyi bekleyen? Gece midir seni bana düşündüren? 15) TENASÜP (UYGUNLUK) Anlam yönünden birbiriyle ilgili sözcükleri bir arada kullanmaktır. ---Deli eder insanı bu dünya, Bu gece,bu yıldızlar,bu koku, Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç. ---Artık demir almak günü gelmişse zamandan, Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan. ---Arım,balım,peteğim, Gülüm,dalım,çiçeğim, Bilsem ki öleceğim, Yine seni seveceğim, ---Güller kızarır o gonca gül gülünce, Sümbül bükülür kıskancından kalül bükülünce ---Bu akşam ışık olduk,renk olduk,ses olduk, Yeniden kışla olduk,asker olduk,tüfek olduk. 16) LEFF-Ü NEŞR Bir dizede iki ya da daha fazla kavramdan bahsettikten sonra diğer dizede onlarla ilgili açıklama yapmaktır. ---Bakışların fırtına, Duruşun durgun su, Biri alabora eder, Biri boğar. ---Gönlümde ateştin,gözümde yaştın, Ne diye tutuştun,ne diye taştın. ---Ben bir sedefim,sen nisan bulutu, Ver damlaları,al yuvarlak inciyi. 17) İSTİFHAM(SORU SORMA) Anlatımı daha etkili hale getirmek için cevap alma amacı gütmeden soru sormaktır. ---Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? ---Şakaklarıma kar mı yağdı ne var? Benim mi Allahım bu çizgili yüz? ---Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? ---Şu karşıma göğüs geren Taş bağırlı dağlar mısın? ---Hangi çılgın bana zincir vuracakmış?Şaşarım! ---Her gün bu kadar güzel mi bu deniz? Böyle mi görünür gökyüzü her zaman? 18) TEDRİC Birbiriyle ilgili kavramların bir derece gözetilerek sıralanmasıdır. ---İki asker,mızrak mızrağa,kılıç kılıca,hançer hançere vuruşmaya başladı. ---Makbar,makber değil;bir türbe,türbe değil;bir mabet,mabet değil;bir küre,küre değil;bir sonsuz uzay. 19) NİDA (SESLENME) Şiddetli duyguları,heyecanları coşkun bir seslenişle anlatmadır.Daha çok ay,ey,hay,ah ünlemleriyle yapılır. ---Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü! ---Ey benim sarı tamburam! Sen ne için inilersin? ---Çatma kurban olayım ey nazlı hilal! 20) CİNAS Yazılışları aynı,anlamları farklı sözcüklerin bir arada kullanılmasıdır. ---Niçin kondun a bülbül kapımdaki asmaya Ben yarimden ayrılmam götürseler asmaya. ---Göl kıyısındaki sazların arasında bir saz sesi geliyordu. --- Kara gözler, Sürmeli kara gözler, Gemim deryada kaldı, Gözlerim kara gözler. ---Kalem böyle çalınmıştır yazıma, Yazım kışıma uymaz,kışım yazıma. ---Böyle bağlar, Yar başın böyle bağlar, Gül açmaz,bülbül ötmez, Yıkılsın böyle bağlar. 21) ALİTERASYON Dize ya da mısrada ahenk oluşturacak şekilde,aynı sesin veya hecenin tekrarlanmasıdır. ---Eylülde melül oldu gönül soldu lale Bir kaküle meyletti gönül geldi bu hale. ---Seherde seyre koyuldum semayı deryayı. ---Kara toprak içinde kara karıncayı karanlık gecede görür. ---Beyaz gerdanında bir de ben gerek. 22) SECİ Düz yazıda cümle içinde yapılan uyağa denir. ---İlahi,kabul senden,ret senden;şifa senden,dert senden İlahi,iman verdin,daim eyle;ihsan verdin,kaim eyle. ---Ten cübbesi çak gerek,gönül evi pak gerek. ---Ey gönlümün nuru,gönüllerin süruru! ---De gül idim ben sana mail sen ettin aklımı zail.
-
ERKEKLER VE KADINLAR
Erkekler; topuklu ayakkabı gibidir Erkekler; topuklu ayakkabı gibidir başta zor gelir alışınca keyiflidir... Erkekler; ateş böceği gibidir, eğlendirir ama aydınlatmaz... Erkekler; motorsiklet kaskı gibidir tehlike anı dışında hiçbir işe yaramaz... Erkekler;kilotlu çorap gibidir zorlarsan kaçar... Erkeğin, algılaması o kadar ağardır ki ağar çekimde görmedikçe golün nasıl atıldığını anlamaz... Erkeklere, psikanaliz yapmak daha kolaydır çünkü; hiç çıkmadıkları çocukluklarına dönmeleri gerekmez... Her erkek sempatik olduğunu sanır çoğu erkek yanılır... Erkekler sevmez kaybedeceklerini anladıklarında sevdiklerini söylerler... ' ilişkimiz hakkında konuşsak' lafı kadar erkeğin kanını donduran bir cümle yoktur... Kadınlar ölene dek erkekler doyana dek severler... Erkekler; rimel gibidir biraz duygulanınca dayanamaz... Erkekler; fotokopi makinası gibidir çoğaltma gerektiği zaman ihtiyaç duyulur... Sevildiğini bilen erkek şımarır sevilmediğini sanan erkek yanılır... Kışın güneşine yazın yağmuruna erkeğin sözüne inanılmaz... Bir erkek kadının ilk aşkı bir kadın bir erkeğin son aşkı olmak ister...
-
Yeni Kültür & Sanat Mod Moderatörümüz Legendary hoş geldin diyoruz
Sevgili Legendary tebrikler... Başarılar diliyorum..
-
crazy_Engineer , Vıceroy , -cemre- , raquzel , fatih484 , ezgise 'nin doğum günü
crazy_Engineer (25), Vıceroy (28), -cemre- (29), raquzel (23), fatih484 (11), ezgise (20) İyi ki doğdunuz arkadaşlar...
-
Mükemmel Kadın OLMAYIN !
“Mükemmel kadın” denildiğinde aklınıza ne gelir? Toplumun ve yaşamın üstüne yapıştırdığı tüm sıfatları eksiksiz yerine getiren kadın! Mukemmel Kadin Olmayin İyi bir eş, anne, dişi, seksi, ev hanımı, iş kadını, dost, evlat, sevgili ve daha birçok şey olan mükemmel kadın, neden mutsuz olur? Çünkü bu kadınlar başkaları için yaşarlar! Bir ilişkide kadın, eşinin hayatını gereğinden fazla kolaylaştırdığında, iyi bir iş yapmış olmaz. Her sorunu çözebilen, sorumlulukları üstünde taşıyan, düzeni koruyan ve bunun için insanüstü çaba gösteren kadın, karşısındaki erkeğin genetiğini bozar. İnsan doğası almaya, tüketmeye eğilimlidir ve rahata çabuk alışır. Mükemmel kadın, her konuda başarılı olduğundan, karşısındakine yapacak bir şey bırakmaz. Armut piş, ağzıma düş! İlişkiler, paylaşım olmadan büyümez. Kadın ve erkeğin gelişimi, yaşamın getirdiği sorumluluklar, dersler ve çaba ile doğru orantılıdır. Çocuğunun okul ödevlerini kendisi yapan bir anne, evladının öğrenmesini ve yeteneklerini geliştirmesini engellediğinin farkında değildir. Aynı durum ilişkilerde de geçerlidir. Eşinin işlerini üstlenen, yapması gerekenleri onun yerine yapan, beceremediklerini bir şekilde halleden mükemmel kadın, mutsuz olmaya mahkumdur. İşin garip tarafı, bu yapıdaki kadınların ilişkileri genellikle hayal kırıklığı ile biter. En çok aldatılan, terk edilen kadınlar, kusursuz kadınlardır. Neden aldatıldıklarını anlayamazlar. Üstelik, eşlerinin seçtikleri kadınlar, kendilerinden çok daha vasıfsız olanlardır. “Benim neyim eksikti?” Bu cümlenin cevabı havada kalacaktır, hatta şok etkisi bile yaratabilir ama eksik olan kusurdur. İlişkiler paylaşım üzerine kuruludur. Mükemmel kadın, eşinin yapacaklarını üstüne aldığında, zaferlerini de elinden almış olur. Çaba göstermek, uğraşmak için ortada sebep bırakmaz. Heyecanı, hevesi kalmayan bir eş, doğal olarak gidip, kendini göstereceği, yaratacağı başka ortamlar arar. Çevrenizdeki insanları bir düşünün. İçlerinde, mükemmel olduğuna inandığınız ama hala neden evlenemediğini ya da mutsuz bir ilişkisi olduğunu anlayamadığınız kişiler yok mu? Dışarıdan bakıp, dört dörtlük kadın dediklerinizle birlikte yaşadığınızı hayal edin. Hazır bir hayat. İlk başlarda çok keyifli gelse de, zaman içinde son derece sıkıcı, tek düze ve boş bir yaşam şeklini alır. İnsani egonuz zarar görür. Mükemmellik, kendinden vazgeçmek demektir. Sürekli başkaları için yaşamak, onların ihtiyaçlarını gidermek, onların sevdiklerini seçmek ve hazırlamak, hep başkalarını düşünmek, mükemmel kadını kişiliksiz kılar. Kendi hayatından vazgeçmek, saçının her telini süpürge etmek, gereksiz özveri ve fedakarlık göstermek, karşı taraftan alkış ve takdir almaz. Düzenli olarak bunlar yapıldığı için, görevmiş gibi algılanır ve kıymet bilinmez. Kusursuz ve mükemmel olmak, sadece zarar verir. Eşini, çocuğunu, kendini hatta dostlarını bile zor bir psikolojik sürece sokar. İlişkiler paylaştıkça değer kazanır ve keyif verir. Mükemmel kadın mutlu olamaz. Başkalarının hayatını düzenlerken, kendine ait bir yaşamı unutur. İnsan dediğin kusurlu olur. Hataları, yanlışları ile var olur. Mükemmellik, insana ait değildir. Kusursuz veya mükemmel kadın olmayın. Bu sizi ancak, ruhsal köle ve yaşam hizmetçisi yapar. Alıntı
-
Radio onair 1-2-2-1
Veee yayın yeniden seth de...
-
Radio onair 1-2-2-1
Çok kısacık minnacikkk yayında ben varım...
-
Merak Ediyorum
Çatlarım bak meraktan kulağıma söyle...
-
Ayrılık
-
Fikret Kızılok
eski 45 likler -gözlerinden bellidir- http://www.youtube.com/watch?v=14mJJQKpy4A http://www.youtube.com/watch?v=14mJJQKpy4A
-
Fikret Kızılok
Fikret Kızılok - Gecenin üçünde
-
Fikret Kızılok
FİKRET KIZILOK-BU KALP SENİ UNUTURMU
-
Fikret Kızılok
Fikret Kizilok - Gönül
-
Fikret Kızılok
Fikret Kızılok - Bir Harmanım Bu Akşam
-
Fikret Kızılok
Farketmeden - Fikret Kızılok
-
Yaşlı Kadın Rose
- Tartışmayı Bilmek Sanattır
Ya buz gibi bir sessizlik ya da korkunç bir kavga... Kadın erkek ilişkilerinde dengeyi tutturmak da oldukça zordur! Birbirine deli gibi aşık olan insanların bile zaman zaman fikir ayrılığına düşmelerinden ya da birbirlerine zaman zaman katlanamamalarından daha doğal ne olabilir ki? Kaliteli tartışmanın püf noktaları Tartışılan konuyu kişileştirmeyin. Onun hoşlanmadığınız davranışlarından konuşuyor olsanız bile genel bir konuda konuşuyormuş gibi davranın. Ses tonunuzun, bakışlarınızın ve jestlerinizin düşmanca olmamasına özen gösterin. Yaklaşımınız daima objektif olsun. Özel konuları arkadaşlarınızın yanında konuşmak üstelik de onları hakem yerine koymak gibi bir hataya düşmeyin. Ancak ortada konuşulan genel bir konu varsa ve herkes bu sohbete katılıyorsa siz de fikrinizi söyleyin. Tartışma sırasında herhangi bir sözüne ya da hareketine sinirlenseniz dahi ona sakın hemen cevap vermeyin. Aksi halde kendinizi hiç söylemek istemediğiniz şeyleri söylerken bulursunuz. Derin bir nefes alın ve 10 saniye düşünün, gerçekten vermek istediğiniz cevabı kafanızda toplayın ve ondan sonra konuşun. Her zaman genel konularda konuşmayı tercih edin çünkü bu hem kısırdöngüye girmekten ve karşılıklı suçlamalardan kurtaracak, hem de bilgileri paylaşmanızı ve ilgi duyduğunuz alanlarda birbirinizi geliştirmenizi sağlayacaktır. Nerede durmanız gerektiğini bilin. Tartışmaktan kaçmak elbette yanlış. Ama bazı durumlar vardır ki sıcağı sıcağına tartışmak yerine zaman geçmesini beklemek ya da tartışmayı kesmek en iyisidir. Onun üzerine gitmeyin ve onun da sizin üstünüze gelmesine izin vermeyin. Birbirinizi dengelemeyi bilin Onun daha gergin olduğu durumlarda sizin daha sakin, sizin sinirli olduğunuz durumlarda da onun daha ılımlı olması tartışmanın büyümesini engelleyecektir. Alaycı tavırlar, küçümseyen bakışlar ve iğneli sözler daima olumsuz etki bırakır ve her şeyi berbat etmekten başka bir işe yaramaz. Tartışma boyunca ciddi, iletişime açık ve anlayışlı olun. Rahatsızlıklarınızı ve görüşlerinizi net bir biçimde ifade edin. Tartışma bittiyse gerçekten bitsin. İşi uzatmayın ve hiçbir fikir mücadelesinin sonunda gerginlik çıkarmayın. Alıntı- Yaşlı Kadın Rose
Okulun ilk günü, ilk derste profesörümüz, önce kendini tanıttı, sonra "Bu yıl, yepyeni bir öğrencimiz var. Çok ilginç biri bakalım bulabilecek misiniz" dedi... Ayağa kalkıp etrafa bakmaya başlamıştım ki, yumuşak bir el omzuma dokundu... Döndüm... Yüzü iyice kırışmış bir yaşlı hanımefendi, bana gülümseyerek bakıyordu... "Ben Rose" dedi.. "Benim adım Rose, yakışıklı...87 yaşındayım. Madem tanıştık seni kucaklayabilir miyim?.." Güldüm... "Tabii" dedim... "Hadi sarıl bana.." Öyle sımsıkı sarıldı ki... "Bu kadar genç ve masum yaşta üniversiteye niye geldin" diye şaka yaptım.. Minik bir kahkaha ile yanıtladı: "Buraya zengin bir koca bulmaya geldim. Evlenip birkaç çocuk doğuracağım. Sonra emekli olup dünya turuna çıkacağım..." Dersten sonra kantine gidip, birer sütlü çikolata içtik. Hemen arkadaş olmuştuk. Ertesi gün ve ertesi üç ay, sınıftan hep birlikte çıktık ve hep kantinde lafladık...Öyle akıllı ve öyle deneyimliydi ki, onu dinlemekle, derslerden daha çok şey öğrendiğimi hissediyordum. Sömestr boyunca Rose kampüsün ilahesi oldu. Nereye gitse etrafı çevriliyor, çok çabuk arkadaş ediniyordu. İyi giyinmeyi seviyor, diğer öğrencilerin ilgisini çekmeye bayılıyordu. Rose hayatını yaşıyordu. Hepimizden daha canlı, daha dolu yaşıyordu... Sömestr sonunda, Futbol Balosuna davet ettik Rose'u... Konuşma yapması için... Orada bize verdiği dersi unutmama imkan yok...Konuşmasını önceden hazırlamış ve bir yığın karta kocaman kocaman yazmıştı. Elinde bu deste ile kürsüye yürürken, kartları elinden düşürdü. Konuşma darmadağın olmuştu. Şaşkın, biraz da utanmış mikrofona doğru eğildi... "Ne kadar beceriksizim, değil mi?... Özür dilerim... Buraya gelmeden önce heyecanım yatışsın diye bir duble viski attırdım. Sonucu görüyorsunuz... Şimdi bu kartları toplasam bile onları yeniden sıraya koymam mümkün değil... Onun için en iyisi ben size aklımda kalanları söyleyeyim, olur mu?..." Biz kahkahalarla gülerken, o bardaktan bir yudum su aldı ve konuşmasına başladı: "Yaşlandığımız için eğlenmekten, oynamaktan, yaşamaktan vazgeçmeyiz... Eğlenmek, oynamak ve yaşamaktan vazgeçtiğimiz için yaşlanırız. Genç kalmanın, mutlu olmanın ve başarıya ulaşmanın sadece dört sırrı vardır... Hergün gülmek ve yaşama katacak mizah bulmak... Bir rüyanız olmalı mutlak... Rüyalarınızı kaybettiniz mi, ölürsünüz. Etrafımızda dolaşan pek çok kişi aslında ölü ve bundan kendilerinin bile haberi yok...Yaşlanmakla, büyümek arasında çok büyük bir fark vardır... Eğer 19 yaşındaysanız ve bir yıl hiçbir şey yapmadan, hiçbir şey üretmeden bir yıl sırtüstü yatarsanız, sadece bir yaş yaşlanır, 20 olursunuz... Ben 87 yaşındayım ve ben de bir yıl hiçbir şey yapmadan, hiçbir şey üretmeden sırtüstü yatarsam, 88 yaşımda olurum. Herkes bir yılda bir yaş yaşlanır. Bunun için özel bir yetenek ya da bilgiye ihtiyaç yoktur. Oysa bir yaş daha büyümek için, mutlak bir şeyler yapmak, üretmek, kendini geliştirecek fırsatları bulmak ve kullanmak gerekir. Asla pişman olmayın... Biz yaşlılar, genelde yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan pişman oluruz çünkü... Ölümden korkan insanlar, pişman olanlardır... Pişman olmaktan korktukları için hiçbir şey yapmayanlardır..." Ders yılı sonunda Rose, yıllarca önce başlayıp, yaşam mücadelesi içinde ara vermek zorunda kaldığı üniversiteyi derece ile bitirdi... Mezuniyet töreninden bir hafta sonra, uykusunda, huzur içinde öldü. Cenaze törenine 2 binden fazla üniversite öğrencisi katıldı. "Yapabileceğimiz her şeyi yapmak için asla geç olmayacağını" hepimize hem de nasıl öğreten bu muhteşem kadının anısına layık bir törendi bu... Rose'un öğretisi aslında dünyanın bütün üniversitelerinde zorunlu ders olmalıydı: "Çok Geç Diye Bir Zaman Yoktur"- LadyD'arbanville, yalnizefe21'in doğum günü
LadyD'arbanville (26), yalnizefe21 (29) İyi ki doğdunuz arkadaşlar...- Haz alarak okudugum karma şiirler...........
yalnız gelme... Gelirken yağmuru da getir yalnız gelme, ömrüm sarnıcı olmuş yarım kalmış bir aşkın... yalnız gelme, sana biriktirdiğim yalnızlığımı da al gel... sabahçıl martı seslerini, ve bu kente yeniden merhaba deyişimi de al gel... gelirken yalnız gelme, hummalı bir devrim/le gel ki değişsin gün batımlarım... yalnız gelme gelirken bir dirhem barış getir, çocuklara bayram şekeri... yalnız gelme gelirken bir sokağı adımlar gibi eski günlerden bir demet getir... kanamayan bir hüzün acımayan hatıralar ve doymayan bir açlık getir gelirken yalnız gelme... yalnız gelme gelirken sen de gel... gel ama gel... Atila Öztel- NEFES:VATAN SANA CANIM FEDA
Geçtiğimiz haftalarda gösterime giren 'Nefes: Vatan Sağolsun' tartışılmaya devam ediyor. Kimileri filmi tehlikeli bir milliyetçilik yaptığı gerekçesiyle eleştirirken, kimileri de insani bir hikaye anlattığını savunarak başarılı buluyor... 2500 metre yükseklikte, bulutların arasında bir karakol... Soğuk ve rüzgardan yırtılmış bir Türk bayrağı, karlarla kaplı Atatürk büstü... Böyle bir sahneden yola çıkarak birçok film yapılabilir. Savaşın karşısında duran ya da sadece askerlerin psikolojilerini merkezine alan bir film de, militarist bir film de yapılabilir. Bu tanımlamaların ve şablonların dışında çok çok farklı hikayeler de anlatılabilir. Yönetmen Levent Semerci de kendi filmini yapıyor, Atatürk büstü ve 'Ne Mutlu Türküm Diyene' ile sonlandırdığı 'Nefes: Vatan Sağolsun'da tartışılacak diyaloglara ve sahnelere imza atıyor. İlk fragmanı yayınlandığı günden beri merakla beklenen, gösterime girdikten sonra kısa sürede 1 milyona yakın izleyici tarafından izlenen ve Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un da ''Çavuş'un, Atatürk büstüyle ilişkisi beni gerçekten çok etkiledi. Gerçek askerimiz bu'' diyerek övdüğü film izleyenleri de ikiye böldü. Sadece forum sitelerinde değil gazete ve sinema sitelerinde de filmin meselesi tartışılıyor. 'Nefes: Vatan Sağolsun' gerçekten milliyetçi, militarist ve duyguları sömüren bir film mi yoksa sadece askerlerin ruh halini ve o bölgedeki 'gerçeği'mi yansıtıyor? Nadire Merter (Kaya Genç'in röportajından - Sabah) UNUTMAMALIYIZ Kİ MİLLİYETÇİLİK SAVAŞTIR ''(...) Bakın, bir filmin savaşı anlatması için savaşı göstermesi bile gerekmiyor. Eve Dönüş çok önemli bir savaş karşıtı filmdir ama içinde savaş sahneleri yoktur. Savaşın sonuçları, travmasıyla başa çıkma süreci vardır. Oysa Nefes'te sık sık, özellikle ilk başlarda, silah seslerini duydukça gözlerimi, kulaklarımı kapadım, ne Kürt savaşını ne Türkiye'deki sorunları düşünebildim Nefes'i seyrederken. Çünkü film buna izin vermedi. Neyse ki, aynı gün İki Dil Bir Bavul'u da izledim ve çok beğendim. (...) Nefes'te en öne çıkan kadın figür çatışmada yaralı yakalanıyor. Yüzbaşı, kişisel bir savaş yaşadığı 'doktor' lakaplı adamla kadın arasında bir ilişki olduğunu, birlikte olduklarını söylüyor, bir yandan yaralı yatan kadının boğazını sıkarken. Kadını erkeğin üzerinden tanımlıyor, "Bir kadın kendi dağa çıkamaz" diyor film, oysa kadın mücadelesini veriyor. Nefes'in kadına yaklaşımı beni çok irkiltti ama şaşırtıcı da değil, "erkek" bir film. (...) Filmin "Ben de askere gitmeliyim!" isteği yaratan bir etkisi olduğunu da çok sayıda okur yorumu gösteriyor. Film ölümü, savaşı, militarizmi kutsuyor çok dikkatli bir şekilde. Sonunda askerler kurtulamıyor ama, büst ve bayrak kurtuluyor. (...) Gürültüler arasında yüzbaşıyla PKK'lı arasındaki telsizden 'dilimizi yasakladınız' gibi bir tartışma yaşanıyor. Film 'meselesi'ni bir öyle, bir böyle, tereddüt içinde sunuyor. Sanki farklı okumalara da imkân veriyormuş gibi. Oysa, filmin ismi net: "Nefes / Vatan Sağolsun".'' İsmet Berkan, Radikal 'NEFES' KESEN BİR BAŞYAPIT ''Hayır, bu film öyle kaba saba anlamlarda ‘savaş karşıtı’ bir film değil. Bu film, o savaşın, herhangi bir savaşın taa yüreğine inen, inanılmaz derecede gerçekçi bir film. Hatta şöyle diyebilirim: Hayatımda seyrettiğim en güzel, en anlamlı Türk filmi. Gerek teknik ve estetik mükemmelliği, gerek savaş gerçeğini gözümüzün önüne bu denli yalın biçimde sermesi ve gerekse ele aldığı konu itibarıyla gerçek bir başyapıt ‘Nefes.’ Ben film gösterime girdikten tam bir hafta sonra izlemeye gittim. Salon tıklım tıklımdı. İzleyicilerin yarısı genç kadınlardı. Dile kolay, milyonlarca Türk erkeği geride kalan uzun 25 yılda o savaş atmosferinden geçti, pek çoğu savaştı, bir bölümü de maalesef öldü. Ama Türkiye bu filmi yeni yapabildi. Gidin görün. Film boyunca yüreğiniz sıkışacak, her an ölümü bekleyeceksiniz. Ama gidin görün. Görmezseniz de eksik kalacaksınız. Teşekkürler Levent Semerci. Bu ülkenin bu en önemli derdini evrensel bir dille anlattığı için.'' Emre Aköz, Sabah 'NEFES: VATAN SAĞOLSUN' MİLİTARİST BİR FİLM Mİ? ''Geçen cuma günü gösterime giren 'Nefes: Vatan Sağolsun' adlı filmin çok ilginç bir özelliği var. Yönetmen Levent Semerci ve onunla birlikte senaryoyu yazan Mehmet İlker Altınay ile Hakan Evrensel, Türkiye'deki hakim nasyonalist ideolojinin tüm simgelerini kullanıyor: 2365 metredeki Atatürk heykeli... Parçalanan ama yine de dalgalanan al bayrak... Şehitlerin cennete gideceği inancı... 'Vatan sağ olsun' sloganı... Yaralı PKK militanını öldürmeyip tedavi eden yüce gönüllü, merhametli Türk askerleri... Yurdu savunan gençleri umursamayan kentliler... Bütün bu simgelerin kullanılmasına rağmen filmden izleyiciye nasyonalist/militarist bir mesaj geçmiyor. Yani Türk nasyonalistlerinin alkışlayacağı bir film değil 'Nefes'. İdeoloji üzerine çalışan aydınların ve akademisyenlerin bu filmi görmesi ve sonra da şu soruyu cevaplaması gerekiyor: Nasyonalist ideolojinin tüm ögelerini kullanmasına rağmen, bu film niye nasyonalist/militarist bir film olmuyor?'' Fatih Özgüven, Radikal KESİLEN 'NEFES' ''(...) Nefes’ askerlikle ilgili bir söz olarak tamamen hamasi olamıyor, yüzbaşının kesilmekte olan nefesi buna engel teşkil ediyor çünkü. Olsa olsa, bu kesilmenin uzaklardaki sevgiliye şiirle ifade edilişi sırasında hamasete varan bir duygusallıktan bahsedilebilir, ama orada da dil sürçüyor: ‘Vatan sağolsun diyeceğim ama vatan sensin!’ ‘Nefes’ tam da bu; kendilerine içinde yaşadıkları toplum tarafından normal bir hayat vaat edilmiş (ev, eş, hatta taksitle alınan bir araba, asgari mutluluk), sonra aynı vaat içinde bulundukları durum tarafından kesintiye uğratılmış, bunun niye böyle olduğunu içten içe anlayamayan, kabullenemeyen, ‘vatan sağolsun’u sık sık kesilen bir nefesle söyleyen bir grup bildik-tanıdık Türkiyeli erkeğin resmi. Ara sıra ‘karşıdakiler’in, hasmın sesi duyuluyor fakat karakoldakilerin tereddüdü karşısında bu ses de ister istemez bir öcü olmaktan çok, bayağı gerçek birinin sesi olarak çıkıyor. Filmin sonunda askerle hasmı birbilerinin üzerine yuvarlanarak ölüyorlar, hayatta kalan askerlerden biri yere yuvarlanmış Atatürk büstünü kucaklıyor fakat onunla ne yapacağını bilemediğinden kucağında büstle kalakalıyor. Filmi yapanların peşine düştükleri ‘gerçekçilik’ bu savaş için vaaz edilen resmi ‘gerçeğe’ denk düşmüyor. Bunun da sebebi var- bu filmi yapanlar her ne kadar bu savaşa dair bir film yapmak, hasbelkader taraf olmak istiyorlarsa da (ki yarımağızla bence) bu olamıyor, ‘senkron kayıyor’. Çünkü onlar da, sonuçta, anlaşılan, aynı kökeni paylaştıkları filmdeki yüzbaşı, doktor, bankacı vb. gibi, bu konuda yüzde 100 hamasi bir filme gerçekten inanmıyorlar. Konu filmse, filmdeki karakterler de sivil hayatlarında, Schwarzenegger filmlerini değil evlerindeki Kubrick setinin içinde bulunan ‘Full Metal Jacket’i tercih ederler muhtemelen. Yani bir tereddüdün filmini. ‘Nefes/Vatan Sağolsun’un da iki nefes arasında olmaya çalıştığı filmi.'' Esin Küçüktepepınar, Sabah ''Belli ki teçhizatı yetersiz 40 askerin korumaya çalıştığı bu yerin, Güneydoğu’da Irak sınırına yakın bir tepedeki telsiz röle istasyonu olması manidar elbette. Kimi, kime şikayet ettiği de ortada. Türkiye’nin ‘geri kalanıyla’ iletişimi kopan, unutulan veya varlığı sorgulanan askerlerin tek biçare hal ve ahvaline dair Ankara (politikacı ve asker) ve İstanbul (sermaye) cenahına serzenişte bulunuyor…'' Ali Ulvi Uyanık, ekolay.net NEFES ''(...) Bir yüzbaşının komutanlığında , ‘görünmeyen diğer grupla’ sıcak teması bekleyen genç yürek atışlarını, tüm coşkuları, sevgileri, üzüntüleri, özlemleri, korkuları, neşeleri ile yakınımızda hissettiren yönetmen Levent Semerci’nin başarısı olduğu kadar bir yapım başarısı da “Nefes”. “Nefes”, eminim ki, tartışma yaratacak, militarist falan bulunacak. Benim önerim giden seyircinin, tüm kimlik bilgilerini vestiyere bırakarak, duyguları çırılçıplak gitmesi. Salt insan olarak… O kadar!'' Onur Yazıcıoğlu, Bianet BİR ''NEFES'' TÜRK AÇILIMI ''(...)12 Eylül sonrası dönemde ideolojisizlik batılı, orta-ortaüst sınıfın ideolojisi oldu. Üstelik bunun bir ideoloji olduğunu görmezden gelerek, belki de hiç anlamayarak. Oysa bu düşünce akımı, devletin resmi ideolojisidir. Teknokratların devrine alamettir bu ideolojisizlik. Bu devlet 12 Eylül'ün devletidir. Nefes adlı filmde, batılı, orta-orta üst sınıfın "ideolojisiz" gözleri, PKK meselesi için ölen Türk askerlerine gözyaşı döküyor. Bu savaşın doğru olduğunu da belirtmiyor fakat bu durum filmin ideolojilerden bağımsız bir insan hikâyesi olduğunu göstermez. Eğer insan hikâyesi olsaydı, "öteki" insanların hikâyelerini de görürdük. Yoksa dağda savaşanlar arasındaki insanlık koşulu postal giymekten mi geçiyor? Ayaktaki Mekap olunca, dağda savaşanın yok mu bir hikâyesi? Yoksa onlar insan değil mi?'' Serdar Akbıyık, Star TÜRK SİNEMASI NEFES ALDI ''Nefes öyle bir film ki her vatandaşın seyretmesi gerekiyor. Kesinlikle bir propaganda filmi olmadığını söylemeliyim. Hangi siyasi görüşe inanırsanız inanın filmin içindeki hiç bir detaya karşı çıkamazsınız. Müthiş bir gözlem ve gerçeklikle karakterler oluşturulmuş. Ben ilk kez Hollywood yapımlarıyla yarışacak kalitede senaryoya, diyaloglara ve çekimlere sahip bir üretim görüyorum. Bu kadar da iddialı konuşuyorum. Ve acı olan şu ki, bu ülkenin çoğunluğunun inandığı resmi ideolojinin ilk kez dört dörtlük bir şekilde sinemalaştırıldığını görüyoruz.'' ntvmsnbc- GÜNAYDIN
Sanada günaydın gun.dem...- GÜNAYDIN
- Tartışmayı Bilmek Sanattır
Önemli Bilgiler
Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.