Zıplanacak içerik
  • Üye Ol

Bloglar

Seçilmiş Blog Başlığı

  • Johnydoe

    Korku İmparatorluğu...

    Gönderen: Johnydoe

    Dilinin sürekli olarak kırık dişinin üzerine gitmesi gibi yaralarımızla oynayıp durmamız. İyileşmek, iyi hissetmek gibi bir kaygımız görünürde olsa da içten içe o acıyı, ağrıyı çekerken kendimizi önemli sandığımız için mi, iyileşmesine izin vermiyoruz. Sanki o yara iyileşirse yaşadıklarımız da o yarayla birlikte kaybolup gidecek. İnsan geçmişte yaşadıklarını unutmaya başladığında nasıl bir insan olabilir ki? Geleneksel anlayışa sahip toplumlarda değişimlere karşı direnç göstermek sanki doğuştan verilen bir yetenek gibidir insana. Bilincin ötesinde bir refleks gibi değiştiğini hissettiği anda karşı koyar. Çoğu zaman bunun farkında bile olmadan, karşı koyuyor gibi değil de, kendini koruyor gibidir. Oysa tek yaptığı kafasını toprağa gömmektir. Bunu fark etmemek için daha çok kapatır kendini. Bir süre sonra kopar gerçeklikten. Başka, başkasının gerçeklerine sahip çıkmaya savunmaya başlar. Çünkü başkasının sahip olduklarını savunmak kendi sahip olduklarını savunmaktan her zaman daha kolaydır. Kaybetse bile zarar görmeyeceğini bildiği için rahattır. En fazla başka bir gerçeklik bulup ona sığınır.

    Başkalarının parasıyla kumar oynayıp sürekli kazanan ama beş kuruşu olmayan bir kumarbaz tanıdım. Neden diye sordum. Neden kendin için oynayıp kazanmıyorsun ve bu sefaletten kurtarmıyorsun kendini? Oynadığını söyledi eskiden. Herşeyini kaybettiğini. Kaybetme ve sonrasında bu kaybetme duygusuyla karşı karşıya kalma korkusunun tüm benliğini ele geçirdiğini, doğru zaman da doğru riskleri alamadığını ve bu yüzden kaybetmeye mahküm olduğunu. Çok yetenekli ve akıllı olsalar da çalıştıkları iş yerlerinde yükselip mevki sahibi olmak yerine daha az kazanmaya tamah edip hayatları boyunca yerlerinde sayan, hesaplayamadıkları bir felaket başlarına geldiğinde ise kaybolup giden insanların da açıklaması çok farklı olmayacaktır. Bir gün tamamen yıkılıncaya dek almadıkları risklerin rehaveti ve rahatlığıyla oldukları yerde saymayı tercih ederler. Kaybetmek istemezler. Çünkü oynadığın kumarda orataya koyduklarının büyüklüğü, sonrasında olacakları düşündüğünde başına gelecek felaketin de büyüklüğünü gösterir insana. Tüm elindeki yetenekleri aklı ve tecrübeyi başkalarının kazanması için harcar dururlar. Kaybedecekleri en fazla standart bir iştir ve bu işi her yerde bulabileceklerini düşündükleri için algıları korkuyla gölgelenmez. Bu yüzden başarılıdırlar ama bu başarı diğerlerine hizmet eder.

    İnsanın ruhundaki yaralarla elindekileri kaybetme korkusu aşağı yukarı benzer şekillerde hayatlarını olumsuz etkiler. Birey bunun farkında olsa bile az önce bahsettiğim nedenlerden dolayı ikisinden de vazgeçemez. Bir kadının yetişkin olana kadar babasından şiddet ve baskı görmesi onu ne kadar olumsuz etkilese de o kadınların aşık olduğu adamların da babalarına benzedikleri, kimi zaman bunun farkında olarak kimi zaman farkında olmadan o adamları seçmeleri de bu şekilde açıklanabilir. Gelenekçi ve ataerkil bir toplumda yaşıyor olmamız, kocasından ya da sevgilisinden şiddet gördüğü halde yine de ondan vazgeçmeyen kadınların bu davranışını açıklamaya yeterli değil görüşündeyim. Bastırılmış kişilik, özgür bir birey olmanın risklerini almak ve kendi kararlarını vermek yerine, hayatlarını çekilmez kılan erkekleri tercih etmeleri, o erkeklerden gördükleri zararı kendi sorumluluklarının sonucunda kaybettiklerinin vereceği zararla karşılaştırıp bilineni tercih etmeleri, yetenekli ve akıllı odluğu halde mevki sahibi olmak yerine ait olduğu yerde sebat edenlerle, geçmişinden gelen yaraların kapanmasına izin vermeyip o yaranın bilindik acısına sahip çıkıp iyileşmesine izin vermeyenlerle aynı nedenden kaynaklanmaktadır. Bilinen acı, bilinmeyen acıya tercih edilir. Çünkü yetiştirilirken olasılıkların en kötüsüne hazırlıklı yetiştiriliyoruz. Daha çocukluktan itibaren, terli terli su içme hasta olursun, evden uzağa gitme kaybolursun, annenin elini bırakma seni çingeneler çalar, yalan söyleme Allah baba seni çarpar.... vb. gibi hep olumsuzluk içeren örneklerle kişiliğimiz baskı altında büyütüldük. Elbette ki bu uyarılar doğru ve yerinde uyarılar ama bize bunları yapma dedikten sonra şunları yapabilirsin böyle daha iyi olur diye seçenekler sunulmadı. Bu yüzden biz ne zaman sokağa çıksak ya hasta oluyoruz, ya kayboluyoruz ya da çingeneler bizi çalacak diye korku içinde yaşıyoruz. Büyümüş olmamız bu örnekleri çeşitlendirerek arttırdı sadece bu.
    • 0 yorum
    • 55 görüntü
 

Yitirilenler ve Etik Sorun

Her canli icin en onemli deger onun yasamidir.   Cunku canli yitirildikten sonra artik canli degildir.   Maalesef, zihinsel/davranissal insanlasamamisd, insdanoglu turunun en buyuk sorunu ise, yasamini harcamak ya da yasamini harcatmak ve bu harcanan/harcatilan yasam uzerinden de basta etik olmak uzere prim yapmaktir.   Yitirilmek eski deyimle "ecel-i musamma" seklinde ise dogaldir ve sadece yitirilenin yakin cevrewsini icerir ve kitlesel bir aciklama icermez.   Yine eski deyimle bir yiutirilme sekli daha vardir, yani "ecel-i kaza" bunun anlami da yitirilenin dogal olmayan yitirimidir.   Bu sekildeki yitirimler genelde prim yapma adina, once dogal felaketler sonra da basta trafik kazasi olmak uzere her turlu kazada yitirilenlerdir.   Tabi burada onemli bir durumu da belirtmek gerekir.   Eger yitirilmenin nedeni dogal afet ise "yanardag patlamasi, deprem, tsunami, sel, yangin v.s.) burada doga kadar insanoglunun da payi buyuktur.   Kisaca "deprem kimseyi oldurmez, curuk binalar oldurur" ya da "sel kimseyi bogmaz, sele karsi tedbirsizlik bogar" v.s.   Normal, sivil bir yasam ve iliski suren ulkelerde, genelde olum haberi almak pek bilinen bir sey degildir.   Ya buyuk bir kaza olacak, ya bir ihmal olacak, ya da bir dogalafet olacak. Bunlar yoksa dogal olum disinda olmek de yoktur.   Haalbuki ulkemiz oyle mi?   Acaba bir gun var mi ki bir kisi yitirilmesin.   Ben dogal afetlerden, kazadan v.s. bahsetmiyorum. Hergun yitirilen isciden, askerden, sivilden, kadindan, cocuktan bahsediyorum.   Eger boyle bir ulke ve toplumun vatandasi iseniz, diger ulkelerde olmayan bu yitirimler, ilk baslarda infilak ve isyan getirse de, zamanla toplum alisir.   Ustelik bu alisma oyle bir hal alir ki, aliskanlik deger sirasina gore siralanir.   Mesela trafik kazalari ikinci ve hatta ucuncu planda kalir, isci yitirimleri ikinci planda kalir, tore erkek cinayetleri ikinci planda kalir.   Toplumumuzun etik olarak en deger verdigi yitirim, toplumsal olarak askerin yitirimidir. Sonra katliamlar ve sivil yitirimleri gelir.   Iste su an asker ve sivil yitiriminin en yogun yasandigi bir donem olarak; diger yitirimlewrden bahsedilmez bile.   Bugunku bu sekilde yitirimlerin tek sorumlusu bu durumu yaratan saray diktatorudur.   Yani askerin de sivilinde yitirilmesi, milliyetci soylem ile "vatan/millet" icin degil; diktatorun istemi icindir.   Haliyle boyle olunca ve bunun da bilinci olunca, basta asker yitirimleri ve yitirilenlerin asker ya da sivil yakinlarinin acilarini dile getirisleri, ister istemez diktatore yonelik olmaktadir.   Tabi diktator icin etik yoktur, o herseyi politik olarak algilar ve bu algida sunmaya calistigi algi operrasyonu da para ile tutulmus medya aktrollerinin yitirilenler uzerinde yaptiklari diktator politikasi ayrimciligi ve otekilestirmesidir.   Bu oyle bir hal almis durumdaki, cenazelerde ve torenlerde imamlara kadar inmistir.   Diktator bu asker yitirimlerini politik bir sova donusturmek istemis, kitleden tepki aldiktan sonra; simdiki politikasi ise diktatoru sorumlu tutanlar uzerindeki aktrolleri medyasi eli ile yaptigi karalama, yaftalama, yalanlama ve uc maymunu oynama politikasidir.   Tabi yine onlari bertaraf etme adina "terorist, PKK'li, DHKP-C'li v.s." ilan ederek.   En onemli saygisizlik ise, bu yitirilenler hakkiinda yapilan ayrimciliktir "Alevi, kurd, ermeni, musluman degil" v.s.   Iste politika cikari boyle bir seydir.   Yitirilenler uzerinden bile, politik cikar saglamak adina; her turlu yalani dolani iftirayi ya da yitirileni kendi politrik etik degerinden olmadigi sanki bir sucmus gibi, hedef gostermeyi nefreti kini icerir.   Isin diger bir yonu de, bu hakli yakarislardaki dile gelimlerin yakarisi yapanlar adina, diktatorun kanunu hismina ugramasidir.   Tabi bu da her turlu cezayi, tutuklamayi, hapsi v.s. kapsar.   Kisaca ulker ve toplumda yitirilenin arkasindan prim yapmak bugun diktatorun politikasinin bir parcasidir.   Bunun aksini yapanlar ise diktatorun hismi ile bertaraf edilir..   Evrensel-Insan - Yapilandirmaci Epistemoloji/Qua Felsefesi/Bilissel Bilim/Serbest Dusunurluk/Devrimci Sorgulama/Numenal Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Türkiye’deki İşleyiş

Genelde, yani diktator her turlu dikta ve otoritesini kendi cikari ya da kendinden istenen bir cikar temelinde kullanana kadar; iki turlu isleyis vardi.   Anayasal ve politik.   Diktatorun cumhurun basi oldugundan bu yana, ulke ve toplumu ucuncu bir cesit isleyis ile tanisti, Fiili durum.   Yani su an ulke ve toplumumuzda uc turlu isleyis hakim.   Anayasal, politik ve fiili durum.   Burada aslinda ilginc bir durum var.   O da fiili durumun hem poluitikayi, hem de anayasayi etkiledigi.   Diktator ne dedi "bugun rejim degismistir,m ulkede fiili bir durum vardir ve her turlu kanun/yasa da buna gore duzenlenmelidir.   Yani diktator Anasyasadaki boslugu doldurmak adina, secimlerde alamadigi 400'u ve olamadigi baskanligi, aslinda her istedigini yaparak ve yaptirarak ulke ve toplumuna yasatiyor.   Kisaca ortada bir sivil darbe var ve kimse de anayasal olarak cumhurun basi diktatore bir sey yapamiyor.   Bilindigi gibi ilk defa, ulke ve toplumu yine diktatorun istemi dogrultusunda, ne bir koalisyon ne de bir azinlikhukumeti kuramadi.   Zaten diktator, kendi partisinin disinda kalan parti baskanlarina da hukumet kurma gorevi vermedi.   Cunku istedigi, erken secim idi.   Erken secimi de tek basina parisinin iktidari ve anayasa degisikligi ve 400 icin istiyor.   Pplani da iki yonlu.   HDP=PKK algi operasyonu ile HDP'yi itibarsizlastirmak ve baraj altina itmnek.   Daha once ayaklar altina aldigi milliyetciligi de, daha once savundugu PKK'ya karsi savas acarak, MHP'yi de baraj altina itmek.   Boylece de % 50'lerdeki oy oranini erken secimde almak.   Aslinda iki yonden diktatorun erken secimdeki istemi pek olmayacakmis gibi gozukuyor.   Birincisi HDP'nin kendisdinin bir PKK olmadigini aciklamasi.   Ikincisi de, hergun gelen sehitlerin isyaninin diktatore yonelmesi.   Evet biz yine ulkedeki isleyise donelim.   Diktator, fiili durum yaratarak isleyisini surdururken, digerleri ya buna isyan ediyor, ya da ayak uydurmaya calisiyor.   Meclisteki bir parti neden ordadir, kendisini secen kitleye hizmet etmek icin.   Burada bu hizmeti politik olarak sunar ve anayasal olarak uygular.   Iste burada sorun, politikanin mi yoksa anayasal temeldeki fiili durum bile yaratmis olsa, partilerin secmenine yonelik sorumlulugunun mu one cikacagidir.   Evet, son fiili durum; ulkede bir ilk olarak secim hukumetini getirdi ve bu durum anayasada da belirtilmis.   Yani secim hukumeti anayasaya gore, tum secmeni temsil eden partilerin hukumete katilimini ongoruyor.   Burada, CHP ve MHP bu anayasal gorev yerine,m politik olarak "secim hukumetine milletvekili vermemeyi" tercih ederken, HDP bunu bir anayasal gorev olarak gorerek secim hukumetine katilacagini bildirdi.   Burada ilginc olan bir konuda, secim hukumetinin bakanlarinin PARTI ADINA DEGIL DE, PARTI MILLETVEKILI OLARAK TEKLIF EDILECEGI VE SECILECEGI konusudur.   Yani burada bir parti baskaninin partisi adina politik karar alip buna tum milletvekillerini katmasi hem etik hem de demokratik degildir.   Ayrica gozden kacan bir durum daha var.   Onumuzdeki erken secimlerin ulke ve toplumu acisindan onemi buyuktur ve yine bil;inmektedir ki AKP secimlerde her turlu hileye iktidar gucu ile yon vermektedir.   Secim hukumetinin de AKP iktidari olarak kurulmasi, secim hilelerine AKP'ye davetiye cikartmaktir.   Iste tam da bu acidan, secim hukumetinde yer almak ve meydani AKP ve onu fiileri ile yonlendiren diktatore birakmamaktir,   Kisaca secim hukumetinde yer almak sadece anayasal bir gorev degil; ayni zamanda AKP'yi secimlere giderken kontrol altinda tutmak ve her turlu haksizl;iklarini cikarlarini hilelerini onlemek icindir.   Zaten bunun icin her turlu cabayi harcayan partiyi de, eminim secmeni odullendirecek ve taktir edecektir.   Evet, ulke yaratilan fiili duruma gore yol almaktadir. Iste yine bu yol alista bir anayasa vardir ve bu anayasa partriler ve onlarin politik cikarlari icin degil; ulke ve toplumunun istikrari, demokratik isleyisi ve hizmeti icindir.   Iste tam da bu acidan, secim hukumetinde yer almamak meydani AKP'ye birakmak, belki politiktir; ama ne anayasal ne demokratrik ne de gorev bilinci secmen sorumlulugu icermez.   Evrensel-Insan - Yapilandirmaci Epistemoloji/Qua Felsefesi/Bilissel Bilim/Serbest Dusunurluk/Devrimci Sorgulama/Numenal Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

7 Haziran Öncesi ve Sonrası Diktatörün AKP Hükümeti / Devleti

Bu baslikta sizlere bir ozet gecmek istiyorum.   Once sitemizin okur yazar kitlesi Adina, bir serzenisimi ve uzuntumu belirteyim.   Ulke nerdeyse iki aydir bir yangin yeri.   Gun gecmiyorki, hergun bir asker ya da polis sehit olmasin ya da bir sivil asker ve de polis kursunu ile devletin her turlu teroru ile katledilmesin, evler, koyler bombalanmasin.   Boyle oldugu halde, uzuntum sitemiz okur yazar kitlesinin "uc maymun" u oynamasi.   Aslinda her bir kisi kendi vicdanindan algisindan, bilgisinden ve paylastigi dusunce ve olan biteni aktarmasindan sorumludur.   Bilindigi gibi secim oncesi dictator, once "parlementoyu bekleme odasina" aldigini soyledi, kurd sorunu oolmadigini soyledi. Analarin aglamamasini soyledi, cozum surecinin bariscil devam etmesini soyledi v.s.   Yalniz tehdidinden de geri kalmadi. 400 milletvekilini verin, bu is huzur icinde cozulsun" dedi.   Peki ne oldu?   Birakin 400'u ya da anayasayi degistirecek 330 ve de iktidari verecek 276'yi; tek basina iktidar bile olamadi.   O gundur bugundur de ne hukumeti kurdurtuyor, ne meclisi isletiyor.   Yani ulke ve toplumu hukumetsiz/devletsiz ve meclissiz olarak gunlerini geciriyor.   Yalniz ne goruyoruz?   Sanki ortada bir hukumet ya da meclis karari varmis gibi, once disarida PKK'nin mekanlari bombalaniyor, ISID'a guya gozalti Adina ulke bunyesindeki diktatore biat etmeyen kim varsa, bir bir gozaltina aliniyor, tutuklaniyor, iskence goruyor ve katlediyor.   Bu yetmiyormus gibi, iceride yurt bunyesinde 110 bolgede askeri ya da ozel guvenlik bolgesi ilan ediliyor. Bu bolgeler asker tarafindan talanm ediliyor, asker direk mermi kullanarak sivilleri katlediyor ve bu arada da kendisi de sehit oluyor.   Bolge halklari "bu devlet bizim devletimiz degildir" diyerek oz yonetim ilan ediyorlar.   Asker bu sefer ozyonetim ilan edilmis bolgelere saldiriyor sivilleri cocuklari katlediyor ve kendisi desehitler veriyor.   Bilinen son tablo, 53 sehit 22 sivilin olduruldugu 1500'e yakin gozalti oldugu, bunun dortte birinin tutuklandigi ve tutuklananlar arasinda HDP devlet gorevlilerinin de oldugu.   Kisaca ulke yangin yeri ve kan golu.   Dunyanin hic bir ulkesinde devletinin kendi bolgesini ve vatandasini bombaladigini tarih yazmamistir.   Peki butun bunlar neden oluyor.   Bunu zaten dictator acikliyor "bana 400'u vermediniz partimi iktidar yapmadiniz; size huzur yok" seklinde kendi istedigini alamamasinin intikamini aliyor.   Bunu kendsi saglik bakani, sanki bakanligi ile ilgisi varmis gibi soyle dile getiriyor. "Eger baskanlik sistemini secseydiniz, butun bunlar olmazdi."   Diktotor ne zaman asker sehitlerini de kendi politikasinin bir araci olarak kullanmaya kalkti, iste bundan sonar halk isyan etti.   Sehit yakinlari haykiriyor. Tabi bu haykirislari dictator ve AKP aleyhinde oldugundan dictator medyasi "uc maymun" u oynuyor.   Bugune gelirsek; hukumet kurulamadi, gorev muhalefete verilmedi, dictator erken secim istiyor.   Umuyor ki "HDP=PKK algi operasyonu isler, HDP baraj altinda kalir, daha once "ayaklar altina aldigi" milliyetciligin MHP oylari bu PKK adi altindaki kurdlerin yogun oldugu bolgelerde askerinin estirdigi terror ile, kendine geri doner ve erken secimde tek basinda iktidara gelir. Sonra gelsin 330 ve 400 sayisi degissin anayasa, kendisi tek yetkili baskan olsun ve ulkeyi kendi intiharina suruklesin.   Evet, sonucta hersey bir insanlik baris ve vicdan meselesi.   Doguda ayni ailenin cocuklari kardes olarak biri polis, asker, PKK'li ISID'li v.s.   Burada tek bir taraflilik var, ya dictator tarafi olmak ya da bertaraf olmak.   Kimse kusura bakmasin ama, her turlu dusunce ve davranisini "uc maymun" olarak belirliyen herkes te bugun dictator yanlisidir.   Cunku onun bertaraf edebilecegi ana degerler, vicdan, baris, adalet, hak,hukuk ve ozgurluk; normal bir arada bir yasam ve iliskidir.   Iste bunu isteyen kim varsa, bertaraf olmaktadir.   Ayrica oyle ya da boyle taraf olanlar bilsinlerki yarinm bir yerde onlar isteseler de istemeselerde zaten diktatorun hismindan insanlikdisi uygulamalarindan paylarini alacaklardir.   Hatirliyalim.   Bir zamanlar, Esad, Cemmat ve Apo diktastorun kankasi idi, ya simdi "okuz oldu, ortaklik ayrildi"   Cunku dictator tarafliligi sadece dictator cikarinadir. Sizin cikariniz her ne ise, bir gun bir yerde diktatorle ters dustugunde siz de bertaraf edilirsiniz.   Bunu en guzel gozleme tasiyan AKP'nin kendisidir.   Evet ulke ve toplumun gelecegi belirsiz, ulke ve toplum guvencesiz, devletsiz, hukumetsiz. Askeri ve polisi kendisini vuruyor.   Bu durumda hala kimilerinin vicdani ve insanligi el veriyorsa, "uc maymun" u oynamaya devam etsin.   Ya da aktrol olarak her ne pahasinas olursa olsun, diktatorunu savunsun ve karsisinda olanlara kin ve ofke yagdirsin.   Yalniz unutmasinlarki, ulke toplumu belki fazla aydin degildir; ama ariftir.   Elindeki tek kozu olan sandikta yine gereken tavrini ortaya koyacaktir.   Tabi o gune kadar, hala secim yapabilme ortami kalirsa, doguda asker sag/salim halk birakirsa, henuz devreye girmemis olan PKK'nin silahli gucu devreye girmezse ve yine henuz devreye girmemis olan ISID canavarligi devreye girmez ve hergun bugunkunu cok gerilerde birakacak terror eylemleri hem PKK, hem ISID hem asker hem de pois eliyle yapilmazsa!   Unutmamak gerekir ki, AKP/Diktator/PKK/ISID hepsi ayni sekilde savas ve kaos yanlisi, HDP=KURDHALKI=PKK algi operasyonu ili beyni orumceklenmis her bir beyin de bunun isbirlikcisidir.   Evrensel-Insan - Yapilandirmaci Epistemoloji/Qua Felsefesi/Bilissel Bilim/Serbest Dusunurluk/Devrimci Sorgulama/Numenal Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Evrensel-İnsan Zihniyeti İle Doğal / Fenomenal Zihniyet Farkı

Asagida siralanacak olan kavramlar, her iki zihniyet arasindaki ana kavrasmlardir.   Solda, evrensel-insan zihniyetinin, sagda da dogal/fenomenal zihniyetin kavramlari siralanmistir.   Bu ikisi arasinda ortaya konmus kesin bir fark yoktur.   Sadece farkin farkindaligi ortaya konmustur.   Ayrica her bir kisi, kendi reel yasam ve iliskisinde eylem olarak ister istemez kendi Adina, duruma sarta ve zamana gore sagdaki kavrami kendine baz alabilir. Cunku kisi kendi Adina somut bir sey yaparken kendinden taraftir.   Burada onemli olan soldaki zihniyetin, kisi beyninde onun yasam ve iliskisi olarak insanlasma devrimi Adina ne kadar yer edip etmedigi ve soldaki kavramin kisinin bilincinde olup olmadigidir.   Cunku kisi kendiliginden ve kendi secimi istemi ve karari ile bilerek ve bilincli olarak soldakini uyguladigi olcude, evrensel-insan zihniyetine yakindir. Buna evrensel-insan zihniyetini sunan kisinin kendisi de dahildir.   Evet, evrensel-insan zihniyeti ile dogal/fenomenal zihniyet arasindaki temel ve tabansal farklar:   evrensel------cografi
insan----------insanoglu
kendinssel---egosal
etik------------aksiyolojik(degersel)
bilissel--------verildigi/alindigi gibi
bilimsel-------felsefi
kavramsal---klasik anlamsal
gozlemsel---akilsal
bilgisel-------varliksal
zihinsel------fikirsel
Yanlislanabilir--dogrusal
Olgusal------gerceksel
Gcerli--------mutlak
Serbest-----bagimli
Yapilandirmaci--dogal
Devrimci----evrimci
tursel--------digersel
yontemsel--metafizik
nasilsal------nedensel
iradi----------maddi/yaratilissal
degisimssel-determine
algisal-------anlamsal
sorgulamasal-iletimsel
Aciklamasal-tartismasal
qua (notr/disaridan)-tarafsal
genel--------ozel
--e gore-----klasik
bilincli-------dogmatic
kendiliginden-teleolojik
cagdas------tutucu   Aslinda bu liste bir son degildir.   Yine bu listede kullanilan kavramlar hakkinda ya da biribirine olan karsitlik hakkinda ciltlerce yazi yazilabilir.   O acidan konu ve kavramlar ile ilgilenen yazar ve okurlar, isterler ise; bu baslikta kullanilan her bir kavramin karsisindaki kavramin ya da biri biri ile olan farkin v.s. ne oldugunu ya da baslik ile ilgili her turlu soru ve katkilarini asagidaki baslikta dile getirebilirler.   http://www.turkish-media.com/forum/topic/292892-evrensel-insana-sorular/?hl=%2Bevrensel-insan%26%2339%3Ba+%2Bsorular   Burada onemli olanm bir noktada, her birimiz dogdugumuz anda "insan" kavrami ile ozdeslestiriliyoruz.   Yalniz ve maalesef bizlerin yasam ve iliskisi ve reeled sunduklarimiz hic te bu ozellikleri tasimadigimizi gosteriyor.   Iste bu temelde insan ile insanoglu farki kisinin gozleme sundugu her turlu davranisindan ve de eyleminden/soyleminden/yazimindan ortaya cikiyor.   Sonucta her birimiz hem insiyatifsiz doguyoruz hem de dogumdan sonar insiyatifsiz bizden once olanlar tarafindan verilen degerler ile yetisiyoruz.   Genelde de bunlari sorgulamak yerine, ya Kabul ya da red mucadelesi veriyoruz.   Boylece bir birimiz ile gecinebilme yerine, bir birimiz ile birbirimize her turlu zarar verecek sekilde mucadele ediyoruz.   Iste sorun zaten tam da "bizi bir birimiz ile mucadele ettirenin ne oldugunu" algilama bilme ve sorgulama uzerine. bunu kabullenme buna teslim olma ya da bunu degistirme uzerine.   Kisaca "neden biribirimizle savastigimiz/biri birimize ustunluk/hakimiyet saglamakistedigimiz" uzerine   Evrensel-Insan - Yapilandirmaci Epistemoloji/Qua Felsefesi/Bilissel Bilim/Serbest Dusunurluk/Devrimci Sorgulama/Numenal Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

İkiz Kuleler ve Suruç Katliamı

Bilindigi gibi, milenyumun yani 2000'li yillarin basinda meydana gelen "ikiz kulelerin yerle bir edilip, en az 3000 canin yasamnini yitirdigi katliam" ABD'nin BOP projesi temelinde Basta Afganistan olmak uzere, O.Dogu ve K.Irak'a saldirabilmek icin kendi toplumunu katletmekten cekinmedigi bir terror vahsetidir.   Gecenlerde olan Suruc Katliami da bu acidan ikiz kuleler katliami ile benzerlikler tasimaktadir.   Ikiz kuleler, ABD'nin kendi ekonomik ve politik cikari icin saldirisinin bir bahanesidir. Emperyalizmin direk saldiriya gecmesi Adina da donum noktasidir.   Suruc'ta Diktatorun ve sarayinin devam edebilmesi icin baslatacagi ic ve dis saldirilarin birbahanesidir ve diktatorun 7 Haziran sonuclarini gale almamasi Adina da donum noktasidir.   Bush ve diktatorun ayarladigi her iki saldirida da islam gorunumlu terror orgutleri kullanilmistir.   Bush hemen akabinde Afganistan'a saldirmistir.   Diktatopr de hemern akabinde PKK'yi bombalamaya baslamistir.   Ikiz kuleler katliaminda oncca yiginin arasindan ucagin pilotu oldugu soylenenin pasaportu sapasaglam bulunmustur.   Suruc katliami sonrasi da onca yiginin arasindan bombacinin nufus kagidi bulunmustur.   Bush bu saldiridaki teroru bahane edip, Afganistan'a saldirmis; dictator de ISID'i bahane ederek PKK'ya saldirmistir.   Tabi burada bush ile diktatorun amaclari da saldiri alanlari da farklidir.   Bush, ulke ve toplumu disinda kalan cografyaya saldirirken, dictator direk ulke ve toplumunu ilgiulendiren komsuya saldirmis ve bir de icerde her turlu devlet terorunu guya ISID'a saldiri olarak her turlu baristan yana olanlara yoneltmistir.   Bush'un amaci O.Dogu'nun her turlu ekonomik petrolzenginliklerini ele gecirmek ve kendi istedigi bir yonetimi saldirdigi yerlere BOP'a bagli olarak yerlestirmek olur iken; diktatorun amaci; PKK ile HDP yi ozdeslestirmek, HDP'nin itibarini zedeleyerek baraj altinda birakmak, PKK'ya 1990 oncesi yontem ile askeri kullanarak politik bir savas acarak, milliyetcilige oynamak ve MHP'nin oylarina talipolmak.   Bu ic ve dis saldirilar eliyle, hukumetin kurulmasini geciktirmek ve erken secime giderek iktidar olmak.
Bush'un emperyalist plani islemis ve bugunde islemeye devam etmektedir.   Diktator ise bir seyi hesaplayamamistir.   Turkiye toplumu PKK ile savasi ozlememis ve diktatorun istedigi gibi dikttatoru bu savasinda desteklememektedir.   Kendi kurdugu akiladamlari bile toplanarak baristan yana olduklarini dile getirmislerdir.   Kendi partisinin uyeleri bile savasi desteklememektedir.   Kisaca icerde ve disarida saldirarak oylarini artirmasi hayali suya dusmustur.   Her zamanki gibi diktatorun savas, nefret otekilestirme ayristirma kutuplastirma kin ve siddeti, toplumdan onay almamistir.   Evet, Suruc katliami diktatorun kendinin yaptirdigi ve ISID bahanesi ile icerde ve disarda saldirilara imza attigi Turkiye tarihinde bir donum noktasidir.   Aslinda bu donum de geriye donumdur.   Yani 1980'in devlet terror ve siddeti ve de onceki milli hukumetlerin PKK'yi saldirarak bitirebilecekleri yanilgisi.   PKK icerde terrorist misillemelerine devam ettikce de, bu saldirilarin surecegini ve oldurulenlerin her gun eskisi gibi gelecegini soylemek te bir kehanet olmasa gerek.   Hemen hemen hergun, saldirilar baslasdigindan beri en az iki sehit haberi gelmektedir.   Diktatorun destekcileri, kuklasi AKP gecici hukumeti, elindeki devlet polis ve askerin yaninda, durmadan savas cigirtkanligi yapan yalaka ve yandas cikarci medyasidir.   Goruldugu gibi bu destekcilere toplumun farkli halklari ve kesimleri dahil degildir.   Yalniz ne yazik ki, her zaman oldugu gibi yine en cok zarari toplumun farkli halklari ve kesimleri gormektedir.   Cunku, dictator Adina saldiran da saldirilanda canini veren de, toplumun bir ferdidir. Asker ya da sivil, fark etmez.   AKP icin de bir parti olarak tek cikis yolu, bu diktatorun otokrasisinden kurtulmasi ve onun oyunlarina alet olmamasidir.   Cunku oldukca, bir parti olarak kendini desifre etmekte ve bitirmektedir.   Gecici bir hukumet te olsaa devlet hukumet ve ordu onun emrindedir ve herkes butun bu yiten canlarin sorumlusunun AKP oldugunu bilmektedir.   AKP'nin de bir parti olarak politik cikari, saray diktatorunun yaninda yer almamak ve onun istediklerini elinde olan insiyatifi ile uygulamamaktir.   Zaten ancak kroki olmus aklini yitirmis ya da cikar Adina biat etmenin disinda barisa karsilik savasi savunmanin da bir b aska izahi yoktur.
Evrensel-Insan - Yapilandirmaci Epistemoloji/Qua Felsefesi/Bilissel Bilim/Serbest Dusunurluk/Devrimci Sorgulama/Numenal Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

"Yeni" Savaştıran Emperyalizm ve Halkların Yaşam Savaşı

Emperyalizmin tarihine baktigimizda, ozunun degismedigini fakat uygulamasinin ve goruntusunun bu oze bagli olarak ve de ozunun goruntusunu daha net sergileyerek cesitlendigini zaman icinde soyleyebiliriz.   "Yayilmaci, yerlesici, disaridan ekonomik ve politik mudaheleci" emperyalizm, 1960'lar ile yarattigi terorizm ile "iceriden karistirici ve iceriden yonlendirici ve yonetici" konuma gecmenin yaninda, organize ettigi terorizm ile de "ulkeleri icerden parcalayici/bolucu" konuma gecmistir.   Terorizmi cikar elde edecegi ulke ve toplum temelinde yetistiren besleyen ve destekleyen emperyalizm; SSCB'nin parcalanmasinda en tarihi katkisini gostermistir.   Burada emperyalizmin kendi acisindan artik ulke ve toplumlari ele gecirmesi ya da karismasinin sekteye ugramasi, emperyalizme Yarattigi terore kendini vurdurarak (ikiz kuleler, 7/7 Londra teroru v.s.) kendince once kendi halkinin sonar da digger ulkelerin yaptigi propaganda ile "teroru vurmak icin, yerinde savasmak gerekir" siari ile Afganistan'dan basliyarak; direk kendi terorunu ve askerini kullanmak kaydiyla, ulkelere direk saldiriyi kendine mesru ve mubah kilmistir.   Irak ve Afganistan basta olmak uzere, kendi askeri ile saldirmasinin kendine verdigi "zararin" farkina varan emperyalizm; SURIYE SAVASI ILE BIRLIKTE SAVASAN KONUMUNDAN SAVASTIRAN KONUMUNA GECMISTIR.   Iste emperyalizmin bu yeni yuzu "savastiran emperyalizm" dir.   Bilhassa Irak'ta her turlu "zarari" yasayan emperyalizm, Suriye'de ayni hataya dusmek istememistir.   Elinde baska ulkelerin askerlerini Suriye'de savasa surukleyecek bir bahanesi de bulunmamaktadir.   Iste savastiran emperyalizm bu sonuctan dogmustur.   Peki nedir savastiran emperyalizm?   Savastiran emperyalizm, elde edilmek ve parcalanmak istenen ulke ve toplumun direk resmi hukumetine karsi savas acmak icin, SAVASACAK TERORIST GUCLER YARATMAK, BESLEMEK, ONLARA YARDIMLIK VE YATAKLIK YAPMAKTIR.   Iste bugun Suriye'de olan budur. Yani Suriye ic savasi, ne emperyalizmin kendi askeri ile ne de savastirdigi ulkelerinm askerleri ile yaratilmis bir ic savas degildir.   Bu ic savas, direk dunyanin cesitli cografya ve toplumlarindan toplanan ve ic savas cikartilacak ulke ve toplumda da ayarlanan genelde toplum icinde dusunce ve davranislarindan dolayi suca yonelik suc islemis halk deyimi ile "hapishane kackinlari" ndan yaratilmistir.   Burada o eski terror hareketinin adi ne icin savasir gorunmesi v.s. ise tamamen algi operasyonudur ve kafalari karistirmak icindir.   Cunku bu hapishane kackinlarinin tek yaptigi saldirmak ve oldurmek ve de bunun icin olmekten baska bir sey degildir.   Yani siarlari "oldurmek ve oldurmek icin de gerekirse olmek" dir.   Yani insanligin "yasamak ve yasatmak" siarinin tamamen ziti insanlik ve vicdan disi bir siardir.   Bu insanlikdisi hapishane kackinlarina karsi verilen tek savas, halklarin artik yasam savasidir.   Tabi ki her zaman oldugu icin halklarin bu yasam savasini kendi politik cikari icin kullananlar olmustur ve olacaktir.   Kisaca bu savastiran emperyalizmin yarattigi sadece "insanoglu katletme makineleri" olmanin yaninda, insanoglunun ve doganin tarihin hic bir degerine de saygi gostermemek ve ne varsa yakip yikmaktir.   Bir yerde bir ulke ve toplumunda yaratilan ic savas ile "teksaslar yaratmak" olmustur.   Kanun kural yoktur, gucu olan digerini katleder ve de kendi gucu temelinde katletmedigini kendine boyun egdirir ve biat ettirir.   Bu yeni savastiran emperyalizmin digger bir sonucu da, emperyalizmin robotlastirdigi ve cemaatlestirdigi dunya gencligine "yeni bir moda" sunmasidir.   Bu modaya gore dunyanin cesitli yerlerindeki gencler, maceraya atilmak Adina bu hapishane kackinlarina ve onlarin yarattigi hukuksuzluk ve adaletsizlige ozenti duymakta ve katilmak istemektedir.   Aslinda bu savastiran emperyalizm, belki de emperyalizmin bugune kadar kendi cikari Adina buldugu en gecerli yol olacaktir. Cunku.   Dunyada her cografya ve toplumda orgutlenecek hapishane kackinlari vardir.   Bunlari her turlu besleyen, yetistiren, yardim ve yataklik eden emperyalizmin sonsuz kaynagi vardir.   Olenlerin yerine yenilerinin gelmesi ve hatta cocuklarin dahi bu katliamlarda kullanilmasi, her turlu bu kanunsuzluga ve adaletsizlige ozendirme ve de dunya gencliginin bu maceraya atilmak icin can atmasi.   Evet, bugun Suriye savaslari ile emperyalizm, yeni bir savastiran emperyalizm donemine girmistir ve bu donemin her turlu yaptiklari aslinda emperyalizmin de o gizlenmeye calisilan ozunu aslinda artik gizliyememesidir.   Bugun Suriye haritasina bakanlar emperyalizmin yarattigi bu aci tabloyu gorebilirler.   Burada bu hapishane kackinlarinin adinin ya da oynadigi etik ya da inanc yonunun (dini ya da milli) hic bir anlami ve onemi yoktur. Bu sadece bir algi operasyonu olarak asil yapilanin ozunun gizlenmesi adinadir.   Burada olan tek sey ise, halklarin yasam savasi ve sonu getirilmeye cal;isan insanoglunun her turlu verdigi insanlik ve vicdan savasidir.   Iste bu acidan bu yeni savastiran emperyalizme karsi olabilmenin tek yolu, onun bu savastiran taraflarindan biri olmamak ve aksine yasam savasi veren halklardan yana olabilmektir.   Iste burada herkes inancini ideolojisini ve her turlu etik deger farkini bir tarafa birakip; yasam savasi veren halklarin bu halklar ne kim olursa olsun, yanlarinda yer alabilmektir.   Zaten boyle bir algiyi onlemek icin emperyalizm her turlu din milli etiok mikroayrimci savas cigirtkanligini da yapmakta ve yaptirmaktadir.   Cunku amac oyle ya da boyle bu hapishane kackinlarinin her turlu vahsetine taraf bulabilmek ve onlarin bu yaptigini algi operasyonu ile mesru ve mubah kilmaktir.   En azindan taraflar yaratmak ve olmasi gereken yasam savasi veren halklarin desteklenmesi ozunu kacirtmaktir.   Emperyalizm ile bu hapishane kackinlari arasinda her turlu oyun mevcuttur. Yani emperyalizm sadece onlari beslemek yaratmak yardim ve yataklik etmek ve ettirmek ile kalmaz; sanki onlari yaratan kendi degilmis gibi, kendisini onlar ile savastirir da gozukur.   Ortada olan bir cikar projesinin yerine getirilmesi Adina; emperyalizm bu hapishane kackinlarini herturlu savastirir, geri cektirir v.s. yani istedigi gibi yonlendirir ve idare eder.   Bugun basta Suriye olmak uzere tum O.Dogu'da bu hapishane kackinlari cesitli adlarda ve inanclarda ideolojilerde savastirilmakta SANKI BIRI BIRI ILE SAVASIYORMUS IZLENIMI BILE VERILMEKTEDIR.   Bu cesitli hapishane kackinlarinin adi ya da gorunen inanci ideolojisi ne olursa olsun, hepsinin ortak yani; halklara saldirmak ve onlara yasam hakki tanimamaktir.   Iste o acidan herkes tarafini iyi secmelidir.   Ya savastiran emperyalizmin cesitli neden ile ideolojik ya da inancsal savasan bir tarafinda olmak, ya da yasam savasi veren halklarin tarafinda olmak; iste bu secim insanlik ile yasam ve yasatmak ile, insandisilik ve olmek oldurmek farkidir.
Evrensel-Insan - Yapilandirmaci Epistemoloji/Qua Felsefesi/Bilissel Bilim/Serbest Dusunurluk/Devrimci Sorgulama/Numenal Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

BOP'a Karşı Tutumlar -Qua Felsefesi

BOP temelinde O.Dogu sekilleniyor.   Bunun ilk ayagini Irak'ta gorduk   Ikinci ayagini ve Irak'a da sicrayan ayagini da Suriye'de gorduk ve gormekteyiz.   Irak'i bizzat ABD askeri teroru dagitti.   Tabi oncesinde kendi ulkesindeki ikiz kuleler katliamini duzenledi ki, Irak'a terrorist saldirisini yapabilmekicin elinde bir bahane/neden olsun.   Aslinda bunun ilk baslangici ABD eliyle Islam gorunuslu terrorist hareket olan El-Kaide'nin kurulmasi ve ilk savasini SSCB'ne karsi Afganistan'da vermesidir.   Ayni ABD turkiye icin de PKK'yi kurdu.   Kisaca BOP once orgutlendi, sonar da yasama gecirildi.   Gunumuze donersek;   Bugun ABD'nin kurdugu bir cok satin alinmis eli kanli teroristlerden olusturulan gruplardan ISID bugun O.Dogu'nun gundemindedir.   Burada farklipolitik algilar farkli cikar temelinde ISID'akarsi tutum almaktadir.   Bugun ISID Yemen dahil, Irak ve Suriye sinirlari bunyesinde her turlu katliamli terorizmini gerceklestirirken;   Eger burada hic bir direnc yoksa;katliam sadece haber olarak yayinlanmaktadir.
Son ornek "ISID Yemen'de cami bombaladi, 31 olu"   Eger ISID terrorist saldirisini duzenlerken, bir direnc ile karsilasirsa; bu direnc; Suriye ya da Irak resmi hukumetlerinden geldiginde de olay yine sadece haber olarak gecer.   ISID'in saldirilarinda direnc gordugu ve farkli tutumlarin sergilendigi tek terrorist saldirilar, Irak Suriye resmi gucleri disinda kalan, Kurd kokenli silahli milislerdir.   Bu once Irak ta yasanmis ve tutum farki getiren son donemin basilica bolgeleri;   Rojova, Kobani ve en son de El tayyab olmustur.   Bu uc boolgede de ISID terrorist saldirilari puskurtulmus ve bolgeler kurd silahli gucleri tarafindan ele gecirilerek, ISID katliamindan kurtarilmistir.   Bu arada en buyuk Ironi, ABD nin ISID'i hem yaratmasi hem yardim etmesi ve beslemesi hem de ne zaman Kurd bolgelerine saldiriya gecerse de onlari bombalamasidir.   Yani ABD sadece ISID'in kurd bolgelerine saldirisinda ISID'a karsi devreye girmekte ve o bolgeyi koruyan kurd silahli milislerine yardimci olmaktadir.   Kisaca algi olarak ABD BOP temelinde bir yerde ISID'a soyle demektedir "Kurd bolgelerine saldiracaksin, orada kurd silahli milisleri egemen olacak sen de geri cekileceksin."   Kisaca ABD ISID'i BOP temelinde kurd bolgelerine saldirtmakta ve orada olusturulacak bir kurdistanin insasini pratikte yerine getirmektedir.   Burada iki turlu tutum vardir.   BOP'un esbaskani ve surekasi ISID'i desteklemekte ve olusmakta olan Kurd bolgesine karsi cikmaktadir.   Yine BOP temelinde olusmakta olan kurd bolgelerini savunanlar da ISID'a karsi cikmaktadir.   Butun bu olumu politik etik cikar temelinden cikarip qua felsefesi ile tum olup bitene bakmak ta, ancak olup biteni algilama Adina olumcul bir oneme sahiptir.   Buradaonemli olan etik olmak ve etik olmanin temelinde dunyanin hangi cografya ve toplumunda olursa olsun, halklara saldiranlari terorizmi katliamlari lanetlemek ve bolgede yasayan halklarin hak ve ozgurluklerinden yana olmaktir.   Yani konu ne ABD, ne onun BOP'u ne ISID, ne Kurd milliyeti ne de kurdmilisleri degildir.   Konu kimin bu saldirida planlayici uygulayici olarak yer aldigi ve halklara saldirdigidir.   Burada gorunen sey ise, planlayicinin ABD, bu plani uygulayici saldirganin da ISID oldugudur.   Iste bunu savunan ve buna karsi eylem koyan herkesi elestiren politik ve idseolojik cikar; ne insanlik ne vicdan ne de halklardan yana olma egilimi tasimaz.   Onlar icin saldiran planlayan degil; bu saldiri ve plana karsi cikanlar elestirilir.   Yani halklarin dusmanligi ve katliamlar altinda olmalarina goz yumulma soz konusudur.   Diger bir tutum da, orada ve nerede olursa olsun yasamakta olan halklara her turlu saldiriya planlayici ve uygulayicilara karsi cikmak ve bolge halklarinin hak ve ozgurlugunden yana olmaktir.   Bu temelde bu halklari bu sdaldirilardan koruyanlarin da desteklenmesi soz konusudur.   Burada da yine politik etik cikar one cikmaktadir.   Bu savunuyu yapanlarin kurd milisleri olduguna kurd olduklari icin destek vermek ve bu temelde BOP'un planlayicisindan yana olmak.   Iste bu cikarin digger cikardan farki; katliama karsi cikmaktir. Buradaki ilksorun, bu savunuyu yapan kurd milislerinin politik cikar geregi hareket edip etmedigine dikkat etmek ve yapildiginda da karsi cikmaktir.   Mesela kurd silahli milisleri ele gecirdigi bolgelerde kurd milliyetciligi temelinde eger etnik bir yaptirim uyguluyorlarsa, onlarin da aslinda ISID'dan bir farki kalmaz ve bunu goz yumanlarin da ISID'a goz yumanlardan farki kalmaz.   Burada olmasi gereken ise sudur.   Hem planlayici ABD'ye hem de saldiran ISID'a karsi cikmak; hem de orayi ele geciren kurd milislerinin etnik katliam baski ve zorlamalarina karsi cikmaktir.   Yani kimseden yana olmamak, sadece bolge halklarinin hak ve ozgurluklerinden yana olmak ve bu yanaligi da onlarin etnisitesi temelinde yapmamak, sadece baski ve katliam altindaezilen halklar oldugu icin onlardan yanma olmak esastir.   Yani konu ABD ISD dini ve mezhepsel ya da ideolojik ve inancsal yanasim degil, etik etnik milliyetcilik degil, savunanin etnik kimligi degil; sadece ve sadece kim ne olursa hangi etnisiteye ve mezhebe dine inanirsa inansin; saldiri altindaki bolge halklarinin hak ve ozgurluklerinden yana olmaktir.   O yuzden de tartisma ABD BOP ISID ve kurd silahlimilisleri ya da kurd halki degil; saldiriya ugrayanb halklarin etnigine mezhebine inancina bakilmadan halk ve ozgurluklerinin savunulmasidir.
Evrensel-Insan - Yapilandirmaci Epistemoloji/Qua Felsefesi/Bilissel Bilim/Serbest Dusunurluk/Devrimci Sorgulama/Numenal Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Devletin Dini ve Milliyeti / Hükümetin Dini ve Milli Siyaseti Olamaz.

Bir devlet, ait oldugu cografi ve toplumsal birlikteligin devleti, bir hukumette ait oldugu cografi ve toplumsal birlikteligin bir hukumetidir.   Dolayisi ile farkli halklarinin ve kesimlerinin ve de farkli sosyo-etik degerlerinin oldugu bir cografya ve toplumun devleti ve hukumeti; tum bu toplumun farkli degerlerini kucaklayacak bir yonetim yonlendirim yapilanma ve isleyis temelinde olmalidir.   Yani ne devletin bir resmi dini ya da milliyeti, ne de hukumetin bir resmi dini ya da milli siyaseti olamaz.   Olursa bu toplum bunyesinde bir ayrimcilik otekilestirme boluculuk ve birinin digeri ustundeki ustunluk ve hakimiyetini yaratarak adaleti bozar.   Adalet hukuk hak ve ozgurlukler eliyle devletin ve hukumetin tum vatandaslarina degerleri ne olursa olsun esit ve esitlikci mesafede olmasidir.   Bu da zaten toplumsal ve cografi olarak normasllesmis cagdaslasmis ve sivillesmis bir devlet ve hukumetin, prensip hukuk hak ve ozgurluklerr olarak iktidara soyunan her bir partisinin tuzugunde etik temelde dini ve de milli bir politika icermemesi anlamina gelir.   Iste ancak bu sekilde bir parti, ne etik milli ve de dini bir politik cikar duygu somurusu ve su istismar yapabilir, ne de kendi politik cikar ve somurusunu tum toplumu farklari ile kucaklayacak olan bir devlete ve hukumete tasiyasbilir.   Boylece hem devlet ve hukumet siyasetin bu yonunu onleyebilr, hem de partiler iktidara geldiginde kendi politik cikar ve somuruleri Adina hukumeti ve devleti ele gecirip; tek parti iktidarinin devletini ve hukumetini kurabilir.   Iste gunumuzun cagdas devlet ve hukumet algisi isleyisi ve yapilanisi budur.   Boylece toplum devleti ve hukumeti eliyle bunyesindeki tum sosyo-etik farklari kabullenmeyi birlikte farklari ile yasamayi ve bir birlerinin farkli degerlerine saygi gostermeyi de ogrenir.   Iste ancak boyle bir toplum ve cografyanin rejimi sistemi demokratik hak ve ozgurlukcu evrensel hukuk ve insan haklarina bagimli gelisen ve caga ayak uydurabilen bir toplum ve ulke olabilir.   Bunun aksini savunan digger her bir gorus; ya belirli bir ideolojik ve inancsal cikar somuru ve su istismar icerir ve toplumu ve ulkeyi ayristirmaya otekilestirmeye ve kendi degerlerinden olmayanlara yonelik nefret soylemine ve tum toplumun farkli halk ve kesimlerini tek bir etik degree milli ya da dini zorlamak ve bunun icin her turlu baskiyi kurmak, yalani soylemek, korkutmak tehdit ve santaj etmek durumundadir.   Boyle durumdaki bir toplum hic bir zaman normallesemez, sivillesemez, cagdaslasamaz ve daimi bir kaos kutuplasma altinda ustelik istikrarsiz ve iktidara gelen eliyle de ikircimli bir nesiller savasimina, mucadelesine donusur.   Evrensel-Insan - Yapilandirmaci Epistemoloji/Qua Felsefesi/Bilissel Bilim/Serbest Dusunurluk/Devrimci Sorgulama/Numenal Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

7 Haziran Seçimlerinin Türkiye Tarihindeki Diğer Dönüm Noktası

7 Hazirandaki milletvekili secimleri, sadece AKP ve biatci surekasinin Turkiye ulke ve toplumunu, teokratik, otokratik tek bir diktatore teslimiyetci gidisatina "dur" deme acisindan bir donum noktasi degildir.   T.C. ne bir devlet ne bir hukumet ne de bir rejim olarak ne de anayasada belirtilen "sosyal, hukuk" olarak bir yonetime hic bir zaman sahip olamamistir.   Iktidara kim geldi ise, devlet ve de hukumet onun politik cikar politikasinin bir duygu ve ekonomi somuru araci olmus, devlet ve hukumet iktidar partisinin politik yonetim ve yonlendiriminden kurtulamamistir.   Burada aslinda etigin en onemli iki degeri olan milli/kokensel ve dini/mezhepsel yonlendirme ve yonetimler devlet ve hukumetin tek sesliliginin bir gostergesi olmustur.   Dunya bilgi ve bilisim caginda, ozgur birey devletler cagidir ve devletler hic bir iktidarin etik seciminin politikasinin araci olmamakta ve olamamaktadir.   Ulkemizde de Turkiye tarihinde ilk defa, iki sene once gezi ile gelen ve tamamen a politik fakat sosyo-etik bilincli hareket; tum ulke ve toplumuna sosyo-etik degerler farki mozayiginin nasil ortak bir sorun bunyesinde bir araya gelebilecegini ve bir araya gelenlerin sosyo-etik farklarinin hic bir sorun olmadigini aksine saygi ile karsilandigini gormuslerdir.   Bir ulkenin devleti, anayasasi, meclisi, ve her turlu kurum ve kuruluslari; o ulke bunyesinde yasayan her bir sosyo-etik farktaki halklar ve kesimler icin vardir.   Hic bir devlet ve hukumet meclisi ya da anayasasi ve de kurum ve kuruluslari ile hic bir partinin ya da iktidarin kendi politik cikari Adina benimsedigi tek milli ya da dini sosyo etik degeri onun iktidari eliyle ve Adina; toplumuna yonlendirim ve yonetim olarak dayatamaz.   Aslinda olmasi gereken hic bir siyasi parti ya da hareketin ve de iktidarin sosyo-etik hic bir degeri kendi politik cikari Adina bir kullanim ve somuru araci yapmamasi ve yapilmamasinin da kanunlar ile onunun kesilmesidir.   Iste Turkiye bu gelen secimler ile, sadece AKP temelli dini temele hapsolmak tehlikesi ile karsi karsiya degil; "eski tas eski hamam" olan iktidara gelen partinin kendi politik cikarini toplumun uzerinde tek bir etik degerde somuru araci olarak devlet ve hukumeti ele gecirmesi ile uygulamasinin da sona erdirilmesi acisindan bir donum noktasindadir.   Kisaca, amac 1980 oncesine de 1923'e de donus olmamalidir.   Amac, cagdas ve evrensel hukuku insan haklarini ve herturlu halk ve kesimin sosyo-etik farklarini hic birini bir birinden ayirmadan ve birini digerlerine ustun kilmadan saglanacak bir anayasa bir meclis ve bunun temelindeki sosyal demokratik hak ve ozgurlukcu bir devlet hukumet ve her turlu kurum ve kurulus olmalidir.   Eger bu saglanamazsa, AKP iktidara gelmese de, bu donum noktasi asilmis sayilamaz.   Sonucta toplumu devlet hukumet kurum ve kuruluslar anayasa ve meclis eliyle politik temelde tek bir sosyo-etik degere zorlamak ve bunun icin de her turlu baskiyi kurmak Turkiye ve toplumu acisindan cagdaslik firsatinin kacirilmasi ve aslinda hic bir seyin de degismediginin kaniti olacaktir.   O yuzden secimlerden ne sonuc cikarsa ciksin, amac bu sosyo-etik bilincli her turlu yonetim ve yonlendirimin ulke bunyesindeki her bir kurumda saglanmasinin mucadelesini vermek olacaktir.   Yoksa dini/mezhepsel baskinin ortadan basta bir sosyo-etik deger ile kaldirilmasi sadece "eski taseski hamam" daki yapilan baskinin adinin degisimidir.   Iste tam da bu nedenden bu secimler ulke ve topluimu acisindan cagdaslasmaya yonelmek ya da ortacagda kalmak ya da 1900 lere geri donmek olacaktir.

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Oynatmaya az kaldı, doktorum nerede?

Erdoğan, "Papa'nın özel uçağı var, bizim dini liderimizin neden olmasın?" demiş. Eh, ne de olsa erkek deveyi dişi deveden ayırt edemeyeceğini düşündüğü bir topluma seslendiğinden, gerçeğe ve akla mugayir beyanlar vermekten çekinmiyor.   1 - Papa'nın özel uçağı yoktur. En son Türkiye ziyaretine de Alitalia'nın (İtalya Hava Yolları) kendisine tahsis ettiği uçakla gelmiştir.   2 - Türkiye ziyaretinde kullanmak üzere Fiat Albea araç talep etmiş, ancak kendisine güvenlik gerekçesiyle lüks bir araç tahsis edilmiştir.   3- Papa yalnızca bir dini lider değildir. Papa, Vatikan Devleti'nin devlet başkanıdır. Aynı zamanda dünya üzerinde 1 milyardan fazla kişinin ruhani lideridir.   4 - Erdoğan "Bizim dini liderimiz" demiş. Türkiye'nin resmi ya da gayriresmi olarak ne zamandan beri bir dini lideri var? Diyanet İşleri kanunla belirlenen görevleri yerine getiren bir kurumdur ve başkanı da dini lider değil, atama ile görevlendirilen bir memurdur. Yoksa... Şeyhülislam..? Halife..?   5 - Son olarak,   - Şecaat arzederken merd-i kıpti sirkatin söyler.   - Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin.   - Oynatmaya az kaldı, doktorum nerede?

yam_yam

yam_yam

 

Sosyo-Etik Değer Tarafı ve Tarafın Diğer Tarafları Ötekileştirmesi

Toplumumuzun en onemli sorunu kendisine dogumdan itibaren verilen her turlu deger, veri ve tabuyu sabitlestirmesi ve sahiplenmesi temelinde; "kendi degerinden baska bir degeri tanimamasi, ona karsi cikmasi, onu otekilestirmesi ve bunu da degere yonelik degil; sadece ve sadece kendi degerine karsit, zit, dusman, ters v.s. olarak algilamasidir.   Bu yukaridaki paragrafta ne denmek istedigini ornekler ile acikliyalim.   Diyelim bir kisi, deger olarak "turkcu, Ataturkcu, sunni, turkmilliyetcisi v.s." onun acisindan bir tek "turk, Ataturk, sunni, turkmilliyeti" "dusmani, karsiti, zitti, tersi v.s. vardir.   Yani kisaca bir deger sahibi, kendi degerinden olmayani "dusman" ilan eder.   Zaten bu "dusman" ilan etme, basta her turlu dusunce ve bilginin karsilikli paylasilmasini onler.   Cunku "dusman" ilan edilen deger; sadece "karsiya alinir, nefret soylemine tasinir, otekilestirilir" v.s.   Burada ilk sorun beynin algidaki siniridir. Yani beyin sadece kendi degerlerinden olanlari algilar, olmayanlari da red eder.   Burada beyin acisindan red edilenlerin hepsi ayni kefeye konur.   Yani bir turkcu deger icin, turkcu olmayan her bir deger sadece "turk dusmani ya da turkofobiktir"   Halbuki, kendi degerinden olmayan baska her bir deger biribirinden algi bilgi bilinc ve farkindalik olarak farklidir.   Yani mesela bir turkcu olmayan hem turk dusmani olmayabilir, hem de turkcu olmayan diyelim baska milliyetlerden olan, milliyetci olmayan farklar vardir. Yalniz bu onlarin "turk dusmani" oldugu anlamina gelmez.   Bu her konuda boyledir. Diyelim musluman olmayan bir kisi, baska bir diune de mezhebe de sahip olabilir, dinsiz de olabilir. Yalniz bu onlarin "musluman dusmani" oldugu anlamina gelmez.   Bu tikaniklik ve algi kapaliligina sahip beyinlerin, kendi degerleri disinda kalan her bir degeri ayni kefede otekilestirmesi zaten bu beyinlerin bilgive dusunce paylasmaktan ziyade; sadece ya kendi degerlerini dayatmalari savunmalari ya da kendi degerlerinde olmayanlara karsi cikmalari otekilestirmeleri ve sonunda zaten olmayan bilgi ve dusunceden, direk yazara ve kendi degerinden olmayana yonelmeleri; toplumumuzun bir ortak noktada birlesememesinin bir tezahurudur.   Bu ufuklar acilmadan ezberler bozulmadan ve bu alisilagelmis "kendi degerine ikna etme/olma" aliskanligindan kurtulmadan; hic bir ortamda farkli degerlerin bir biri ile olan her turlu karsilikli fikir alis verisi mumkun degildir.   Bunun pratikte de boyle oldugu, sanal sosyal medya da ve gercek yasam ve iliskide de bir okur ya da yazarin kendi yasam ve iliskisinde gozlem acisindan en guzel ornektir.   Her; turk olmayan turk dusmani degildir.   Her musluman olmayan, musluman dusmani degildir.   Her Ataturkcu olmayan, Ataturk dusmani degildir.   Her AKP'li olmayan, AKP dusmani degildir.   Her milliyetci olmayan milliyet dusmani degildir.   Her dinsiz, din dusmani degildir.   Her inancsiz inanc dusmani degildir.   Kisaca "her A olmayan, A dusmani/A fobik degildir.   Ayrica her A olmayan sadece kendi tek sinirli karsiti olan B de degildir.   Ornek verelim.   Her materialist olmayan, idealist degildir.   Her sunni olmayan Alevi degildir.   Her turk olmayan, kurt ya da Ermeni degildir.   Her kurdum diyen, PKK'li degildir.   Ne her turk, diyelim soykirima karsi cikar; ne de her ermeni soykirim der.   Kisaca her turlu deger ve o degerlerden olmayan illa bu degerden degildir.   Zaten bu algilansa ve bu tikanikliktan kurtuluna cok farkli bir toplum oluruz.   En azindan ayristiracagimiza her birimiz biri digerinin farkli degerini kabullenir ve icsellestirir.   Kimse kimseye kendi degerini dayatmaz ya da kendi degerinden olmayani otekilestirmez.   Tabi bu her seyden once bilgilenmek sorgulamak cagdaslasmak ve insanoglunu bir deger temelinde "oyle, ya da ona dusman" gormek yerine, kendi gibi insanoglu olarak gormek ve her bir insanoglunun diger her bir insanoglunu onun her turlu farkli degerleri ile Kabul etmektir.   Iste ancak bu bilinc, tarihi cografyayi ve her turlu degerlendirmeyi, gercekci ve oldugu gibi ortaya koyabilir.   Aksi bir turkcu icin, ya hersey turkluk perspektifinden ve bu perspektiften olmayan da turkofobik, turk dusmani perspektifinden algilanir.   Halbuki alginin perspektifi turkluk ya da turk dusmanligi degil; diyelim tarihin oldugu gibi gelismesi ne ise onu ortaya koymaktir. Evrensel-Insan - Yapilandirmaci Epistemoloji/Qua Felsefesi/Bilissel Bilim/Serbest Dusunurluk/Devrimci Sorgulama/Numenal Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Etiğin, Nitelikleri ve Çeşitleri

Etik, felsefi kullanim ve paylasimda bir kavram olarak; her bir beynin kendi bunyesindeki ...e gore temelli algisinin bu kavrama verdigi anlam ve icerioktir.   Dolayisi ile o klasik dildevrimi oncesi "Etik budur/bu degildir" seklindeki bir determinist ve mutlak dogru iceren bir aciklama, bugun gecerli degildir.   Evrensel-insan zihniyetine gore etik kavramina verilen anlam ve icerik "bireyin yasam ve iliskisindeki her turlu zihni yetisinin islemesi ve davranis oloarak yansimasidir."   Yukaridaki . ... e gore ve verilen anlam ve icerige gore;   Etigin cesitleri;   Bireysel, Toplumsal ve sosyal etiktir.   Nitelikleri ise;   Bilimsel, evrensel ve adil temeldeki bilisselligidir.   Simdi bunlari sirasi ile, aciklayalim.   Bireysel etik: Bireyseletigin iki yonu vardir.   Birincisi bireyin kendi etigi, ikincisi de bireyin yasadigi toplum ve cografyanin bireye tanidigi ve bu toplum ve cografyada yerlesmis algidaki etik ve etigi kullanma hak ve ozgurlugudur.   Bireysel etik, birey acisindan sadece onun her turlu zihin degerlerini icerir.   Diger ayagi da, bireye icinde bulundugu ortamda taninan etik hak ve ozgurluklerdir.   Sosyal ve toplumsal etigin de iki yonu vardir.   Bireysel yonu ve bireyin icinde bulundugu toplumsal sosyalve cografi degerler yonu.   Iste bireyin bireysel etikteki her turlu zihinsel degerinin birey tarafindan davranisa tasinmasi, onun iliski ve yasam olarak sosyal ve toplum,sal etigidir.   Bireyin sosyaletigi, kendi bireysel degerleri; toplumsal etigi ise icinde yasadigigi ulke ve toplumun degerleridir.   Burada digger bir yon ise, bireye sunulan toplumsal ve sosyal etik olanaklaridir.   Bu da yine, ulkenin cografi tarihi ve toplumsal yerlesmisliginin temelindedir.   Kisaca bir birey icin etik; hem bireyin zihni degerlerini davranisa tasimasi hem de icinde yasam ve iliski surdurdugu sosyo-toplumsal yapinin ona tanidigi hak ve ozgurlukler toplamidir.   Etigin nitelikleri ise, aslinda etiktenm ziyade; yine ...e gore temelinde ve verilen anlam ve icerik bunyesinde; "cagdas evrensel olarak etik olmak" konusudur.   Bilimin etikteki niteligi tamamen sosyo psikolojik temelde cagin teknik ve bilimselgelismersi temelindeki bireyin, evrenselligi adilligi ve bilimselligidir.   Bu da bireyin etik olmanin bilincinde olup olmamasinin, bilissel olarak ortaya koyumudur.   Bilimsellik tartismasiz cagdas ve evrensel olmaktir.   Bilissellik ise, bu cagdas ve evrenselligin getirdigi bireyin bireysel, sosyal ve toplumsal yasamindaki adil olmasi ile paraleldir.   Buradaki adillik te iki yonludur.   Bireyin, bireysel dusunce ve davranis adilligi.   Bireyine icinde bulundugu toplum ve cografyanin sagladigi her turlu dusunce ve davranistaki ihlale izin vermeyen hak ve ozgurluk adilligidir.   Kavram adillik olunca devreye evrensel hukuk ve insan haklarinin cagdasligi girer.   Bu da iki yonluidur.   Bireyin bilisselligi temelindeki kendini bu temelde yetistirmislik ve bireye toplum ve cografi ulkesinin system ve duzeninin sagladigi adalet duzeyi.   Kisaca etik olarak birey hem ozgur hem degildir.   Hem bagimsiz hem degildir.   Hem serbest hem degildir.   Buradaki hemlerin iki ayagi da hem bireyin kendi bilissellik duzeyine, hem de icinde bulundugu toplum ve ulkenin ona tanidigi dozen ve system duzeyine baglidir.   Aslinda etik, bir birey ve yasadigi toplum olarak onun yasam ve iliskisini de hem yonlendirir, hem yonetir, hem de anlamlandirir ve iceriklendirir.   Bireyin cagdasduzeyde etik olmasi ve bunu degisen caga gore uyarlamasi, tamamen bireysel bbir bilissellik icerirken; bireyin sosyalve toplumsal yasam ve iliskisindeki her turlu davranisinin kontrolunu bulundugu system ve duzenin geldigi etik duzey belirler.   Bu temelde etik olmak bir dozen ve sisteme biat etme ya da itaat etme; ya da bas kaldirma isyan etmeden ziyade, hem bilissel hem de tgoplumsalsosyal yasam ve iliski temelinde bireyin kendiosine zarar vermeyecek sekilde uygulanan dusunce ve davranistir.   Yani bu temelde etikte saygi (hic bir farki digerinden ayirmamak, ya da yok saymamak; farklari bir fark temelinde butunlem,emek ya da ayristirmamak; aksine kendi firkin dahil; her bir firkin tanim talep savunu ve destegini farklari icsellestirerek oldugu gibi kabullenmek.)   Etikte vicdan ( kendine ve baskasina dusunsel ve de davranissal zarar ve rahatsizlik vermemek, hem kendini degerlerin ile birlikte Kabul ettirirken, her bir baskasini da onlarin kendi degerleri ile birlikte kabullenmek)   Iste bireyin bilisselliginin cagdasligi evrenselligi ve adilliginin dusunce ve davranistaki bu iliskisi ve yansimasi onun hem evrenselhem de icinde bulundugu cografi temelde toplumsalve sosyal etik oldugunun da bir gostergesidir.   Bu da etigin ne oldugu ile, etik olmanin ne oldugu farkinin farkina varilmasi ve algilanmasi demektir.   Etik bu dunyada yasayan ya da bu dunyaya dogan mustakil var olan varligin yasam ve iliskisinin temeli iken; etik olmak tamamen kisinin kendi bireysel ...e gore ve anlam ve iceriklendirdigi her turlu yasam ve iliskisindeki dusunce ve davranisidir.   Yani etik olmak tamamen kisinin kendi kendini bilissel olarak kontrolu ve yonlenmdirmesi ve bunu yasam ve iliskisine tasimasidir.   Dolayisi ile etik bir yasam ve iliski degerler butunu iken, etik olmak bireyin kendi zihni ve fiziki faaliyetleridir.   Iste buradaki "etik olmak" hem cagdasliga ve evrensellige hem de kisinin yasam ve iliski surdugu toplum ve ulkenin toplumsal sosyal ve duzensel/sistemsel etik algisina vicdan ve saygi temelinde hak ve ozgurluklerin ihlal edilmeden yasam ve iliskiye tasinmasinin adil saglanmasidir.   Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Müstakil Var Olanın Bütününü Oluşturan Farklarının Farkındalığı

Insanoglu turunun mustakil var olan her bir birinin gozlemsel butunlugunu olusturan farklarin farkindaligi cok onemlidir?   Simdi soyle bir soru soralim.   Bir seyin farkina varan kim/ne?   Iste bu soru bize, gozlemsel algi olarak bir butunu algilatiyor.   Peki bu "kim/ne" mustakil var olan butunu olusturan ve bir biri ile her turlu iletisim de olan farklar nelerdir?   Yani farkina varan, kimdir/nedir?   Farkina varan kisinin butunlugu. Yani beyni, zihni ve kendisi.   "Kim" sorusu bir ilizyon degildir. Fenomen olarak mustakil var olan varlik ile ilgili temel sorudur. Yalniz "ne" sorusundan farki, sorulanin oznel, ozsel ve ozel yaninin olmasidir. Bir yerde neyi ortaya koyan kimdir. Kim de bu temelde insanoglu turu biri olarak 4 lu yapidadir.   Beyni (vucudu), zihni, kendisi ve kavramsal bilgisi.   Iste burada bir seyin farkina varilmasinda beyin ve zihin yeterli degildir, kendisinin ve kavramsal bilgisinin de katilimi gerekir.   Cunku bilincalti olarak yani kisinin kendisini icermeyen sekilde beyin ve zihin ikilisi bir seyi hafizasinda bulunduruyor olabilir, yalniz bu farkindalik degil; sadece "kayit etmislik"tir.   Ben=beyin (vucut)+zihin+mustakil varolanin fenomenal gozlemi+kavramsal bilgi---> Tum bunlarin toplaminin gozlemin algisina sundugu dusunce ve davranisi.   Biz de benin coguludur. Tabiki her bir benin, bizi kendi beyin duzeyine ve kendi soyut degerlerine deger vermesine ve degerlendirmesine goredir.   Kimi ben icin ailedir, kimi icin cevredir, kimi icin toplumdur, kimi icin akrabalardir, is arkadaslari/mahalle arkadaslaridir, milli vatandaslardir, ayni dinin inanclilaridir, ayni ideolojiyi paylasanlardir v.s.   Kisaca ilk algi- Insanoglunun beyninde !? belirmesi ve bu belirene verilen "var isareti" dir.   Ikinci algi- Kavrami belirlenmis bir somutun ya da soyutun uzerindeki kavramsalbilginin olmasi tarafi ve ifadesidir.   Gozlem- Bilimsel olarak insanoglunun bes duyusu ile tartismasiz olarak aldigi algidir.   Algilar- Akilsal algi- sezgisel, duyumsal, hissel v.s.   Gozlemsel algi- duyusal, fiziksel, matematiksel, yazisal, cizimsel, sekilsel v.s.   Iste mustakil var olan bir varliginin butununun degisimi, bu farkindaliklarin biri birleri ile olan bilincli iletisimidir.   Cunku degisim, her bir farkin kendi bunyesindeki degisiminin diger farklari da degistirmesidir.   Burada aslinda "olana yabancilasmak" algisi devreye girer.   Bilinc temelindeki "yabancilasmak, once zihnin sonar kisinin sonar da beynin ve en sonunda kavramsal bilginin "kim" 4 lu butunlugu temelinde dile getirdiklerinin dusunce ve davranisinin, artik o eski alisilagelmislik olmadigidir.   Mesela bir kisiyi inancli iken bir de inancsiz iken dusunun.   Iste bu kisi inancsiz oldugunda kendi ve herkes olarak inancliliga yabancilasmistir.   Bu bir ideoloji izm etik deger ya da herhangibir sey olabilir.   Yabancilasmak, bilincalti da basliyabilir, bilincli de olabilir.   Evet bilinclendikce ve bunu daimi kildikca bilincaltinda yer etmis her turlu dogumdan itibaren aldigin bilgiyi, ordan cikarir ve sorgulayarak, "yeni kimini" olusturursun.   Bilincalti dogumdan itibaren bilincsizce ayni bir bilgisayar gibi kisinin her turlu algiladigini hafizasina zihnine ve beynine eklemesidir. Sonra da bunun yonlendirdigisekilde hareket etmesidir.   Kisinin bilincli olarak kendi bilincaltindaki bir seyi sorgulayabilmesi icin, ondan rahatsiz olmasi, zarar gormesi ya da sorun olarak algilamasidir. Ayrica bunlarin da farkindaligidir.   Bunu kisi degilde beyin zihin ikkilemi kendi yaparsa kisi sosyo-psikolojik soruna girer ve bunu kendi cozemez. Cunku burada kisinin bilincli bunu yapmasi yerine, beyin ve zihnin bu olumsuzlugu yasamasi on plandadir.   Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

söz büyüdür...

Binlerce yıl önce Meksika’nın güneyinde bilginin kadınları ve erkekleri olarak anılan ve kendilerine“Toltek”adını veren kızılderililer yaşardı.Onlar yaşam sanatını uyguluyorlardı. Bilgelik kitaplarında ise;insanın ,dünyada cennet gibi bir ortam yaratabilmesi için kendisiyle yapması gereken dört anlaşmadan söz ediyorlardı. Bu anlaşmanın ilki ve en önemlisi “Sözcüklerinizi Özenle Seçin” başlığı taşıyordu. Çünkü Toltek Kızılderilileri olumsuz sözcüklerin insan yaşamı üzerinde “kara büyü”etkisi yaratabileceğine inanıyorlardı. “Dört Anlaşma” isimli kitabın yazarı Don Miguel Ruiz bu konuyla ilgili olarak şöyle bir anısını anlatıyor: “Küçük kız annesinin ruh halinden habersiz, kendi dünyasında, kendi rüyasında mutlu ve enerjikti. Kendisini çok iyi hissediyor, neşeyle avazı çıktığı kadar bağırarak şarkı söylüyor ve koltukların üzerinde hoplayıp duruyordu. Küçük kızın gittikçe yükselen tonda söylediği şarkı ve hareketliliği annesinin baş ağrısını iyice artırmıştı. Bir an geldi ve anne kontrolünü kaybetti. Kızgınlıkla küçük kızına bağırdı. “O çirkin sesini kes. Sus ve otur”. Gerçekte annesinin o anda herhangi bir sese karşı toleransı sıfırdı. Gerçek, küçük kızın sesinin çirkin olması değildi. Ama küçük kız annesinin sözüne inandı. Ve o anda kendisiyle bir anlaşma yaptı. Küçük kız o andan itibaren bir daha şarkı söylemedi. Çünkü sesinin çirkin olduğuna inanmıştı. Sesiyle insanlara rahatsızlık vermemeliydi. Okulda da içine kapanık, utangaç bir çocuk haline geldi. Derslerinde bile şarkılara katılmıyordu.Hatta başkalarıyla konuşmakta bile zorlanıyordu. Yaptığı bir anlaşma ile küçük kız için her şey değişmişti. O artık sevgi ve kabul görmek için duygularını bastırması gerektiğine inanıyordu. Tek bir söz onun hayatını derinden etkiledi. Bu etki onu çok seven biri yani annesi tarafından yapıldı. Farkında bile olmadan. Ruiz “söz” konusunda şöyle bir açıklamada yapıyor: “Söz büyüdür. İnsan sözü kullanma yetisine sahip bir büyücüdür .Sözün gücünü yanlış şekilde kullanarak sürekli kara büyü yaptığımız söylenebilir. Sözün büyü olduğunun farkında bile olmaksızın…” ................

Yayamaz Kayımca

Yayamaz Kayımca

 

yazık...

Roboski'deki katırların yüzleri maskeli molotof attıkları fotoğrafları yayınlandıda benmi görmedim ..! ''Yeryüzünde katlettikleri katırlar kadar hükmü olmayan canlıların yer kapladığı bir ülkede yaşıyoruz! Ağaç, hayvan, doğa, hayat düşmanları! ''Murathan Mungan

Yayamaz Kayımca

Yayamaz Kayımca

 

Bilimin Teleolojisi

Baslik aslinda aklin teleolojisi ile bilimi birlestirmek adina ilginc bir ironi.   Yalniz eger bilim insanoglu adina bir degerse, bunun mutlaka her beyin algisinca bir teleolojisi, yani bir amaci gayesi v.s. vardir.   Peki nedir, bilimin amaci?   Bunu en kisa sekli ile "bilmek ve bildirmek" olarak ortaya koyabiliriz.   Buradan ilk fark, yani bilimin amacinin inanmak olmadigi ortaya cikar.   Peki, bilim neyi bilir bildirir?   Bunu da en kisa sekli ile "algiladiginin/varladiginin tartismasiz gozlemini" diyebiliriz.   Buradan da diger bir fark olan, amacinin felsefe olmadigi ortaya cikar.   Buraya kadar;   "Bilimin, algiladiginin tartismasiz gozlemini bilmek ve bildirmek" oldugunu ortaya koyduk.   Yani bilimde felsefe bu temelde bir amac degildir.   Peki bilim hangi algiladiginin gozlemini bilir bildirir?   Bilindigi gibi, insanoglunun iki farkli algisi vardir. Duyumsal ve duyusal.   Iste burda ilk elde bilim duyusal algiladiginin, yani fenomeni gozlemsel algisi ile ortaya koyar.   Burada tartismasiz bir bes duyu algisi vardir ve bu gozlemsel algidir.   Demekki bilim "fenomenin(yani varligi kesin olarak ortaya tartismasiz konamayanin) gozlemsel algisini(tartismasiz olan) bilir bildirir.   Peki, bilim; bilimsel olarak fenomeni varliksal nitelikte "kesin, tek, ilk, mutlak" bir gozlem ile ortaya koyabilir mi?   Hayir. Cunku bu tip ortaya koyumlar, gozlemin degil; aklin ortaya koyduklaridir ve tartismalidir.   Ozaman bilim fenomeni degilse, yani varliksal bir ortaya koyum yapmiyorsa, neyini gozlemsel olarak algilar?   Iste burdan da gozlemsel algilananin fenomenin fonksiyonu/davranisi oldugu ortaya cikar.   Yani bilim, fenomenin fonksiyonunun/davranisinin gozlemsel algisini bilir ve bildirir.   Ustelik bu bilmek ve bildirmek daimi yenilenen, degisen ve gelisen cagdaslasan bir bilme ve bildirmedir.   Burada ne fenomenin varliksal ne oldugu ne fenomen ile ilgili bir inanc/ideoloji ne de akilsal bir tartismali bildirim/bilis mevcut degildir.   Iste bilimin amaci ve farki da burdadir.   Tartismasiz ve daimi degisen yenilenen ve gelisen cagdaslasan teknigi yaratan ve gelistiren bir bilmek ve bildirmek.   Iste bu acidan bilimin bilisselligi temelinde bilimin ne oldugu ve neyi amacladiginin farkina ve bilincine varmak; bir yerde varliksal ve inancsal/ideolojik nitelikli tartismali akilciligin her turlu amacindan farklilasir.   Iste felsefe (aklin algisi) de bilimsel nitelikte kullanilir.   Yani akil ve duyumsal her turlu algi, sadece gozlemsel alginin tartismasiz temelinde bilinen ve bildirilenin teorisini, varsayimini, tezini, formulunu, mantigini ve yontemini olusturur.   Yani felsefe bu temelde bilimsel nitelik olarak bilimin amacina yoneliktir ve hizmet icindir.   Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Akıl Tutulması

Türkiye'den parçalı olarak izlenebilen güneş tutulması an itibariyle devam ediyor. Ne yazık ki bazı bölgelerde bulutlanmadan dolayı tutulma izlenemiyor.   Güneş tutulması bir tarafa da, ülkece hemen her gün akıl tutulması yaşar olduk. Dün (19.03.2015) Tayyip Erdoğan, Harp Akademileri Komutanlığı'na yaptığı ziyarette,   "Samimiyetle ifade ediyorum; eski Genel Kurmay Başkanımız başta olmak üzere, birlikte mesai sarf ettiğim için yakından tanıdığım pek çok komutanın tutuklanmasına şahsen gönlüm hiç bir zaman razı olmadı. Tereddütlerimi, itirazlarımı o dönemde bu işin sorumlularına ifade ettim, hatta kamuoyu önünde de dile getirdim."   demiş. Halbuki biz Erdoğan'ı, ordunun tasfiye sürecinin başlangıcı olan Ergenekon davasının savcısı olarak biliyorduk. Ergenekon davası başta olmak üzere, sonrasında orduya yönelik açılan davalarda da mağduriyet söylemlerini dillerinden düşürmemişlerdi.   Evet Erdoğan, (yanlış hatırlamıyorsam 2012 yılında) İlker Başbuğ'un tutuklanması konusunda tutuksuz yargılama istediğini ifade etmişti. Ancak Ergenekon davası 2008 yılında açıldı ve 2012 yılına kadar pek çok ordu mensubu yıllarca tutuklu kaldılar. Peki aradan geçen yıllar boyunca tutuklu kalanlar için rahatsız olmayan Erdoğan, Başbuğ'un tutuklu yargılanması için neden rahatsız olmuştu? Bence iki seçenek var :   1- Ülkenin genel kurmay başkanının tutuklanması konusunda yöneltilecek olan eleştirileri yumuşatmaya yönelik samimi olmayan bir açıklamaydı (ki Başbuğ'un tutuklanmasını bizzat Erdoğan'ın istediği yönünde ciddi iddialar atıldı ortaya bknz :http://www.cnnturk.com/haber/turkiye/basbugun-tutuklanmasini-basbakan-istedi )   2- İşler çığrından çıkmıştı.   Netice itibariyle her durumda mağdur olan bir Erdoğan var ortada. Davalar sırasında, yapılacak olan darbenin hedefi olmakla mağdur olmuştu, tüm bu davaların kumpas olduğunun ortaya çıkmasından sonra da, kandırıldıkları için mağdur oldular. Peki tüm bu olayların müsebbibi kim? Paralel çete.. Zaten paralel çete de gökten zembille inerek her kurumun içine girdi.   Evet ülkece akıl tutulması yaşıyoruz. Ne yazık ki bu tutulma, güneş tutulması gibi gelip geçici görünmüyor.

yam_yam

yam_yam

 

Doğalgaz Lobisi !

Termik santral yapılacağı gerekçesi ile, yangından mal kaçırır gibi bir anda 6.000 zeytin ağacının kesildiği Yırcalı Köyü'nden bir grup köylü, köylerinde termik santralı yapılması için 4.000 imza toplayarak Enerji ve Tabii Kaynakları Bakanı Taner Yıldız'a teslim etmişler.   Köylerinde termik santral yapılmasını isteyen köylüler "Dışarıdan gelen Green Peace üyeleri, doğalgaz lobisi ve bazı muhalefet milletvekillerinin de kışkırtmasıyla bizler mağduruz" demişler. bknz : http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/28493617.asp   Termik santralı yapacak olan şirketler grubunun başkanı da, yaklaşık 3 ay önce "Doğalgaz lobisinin işi" demişti. bknz : http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/27852670.asp   Belli ki köylülerin eline bir metin tutuşturup, "Bunu söyleyeceksiniz." demişler. Kızmıyorum o köylülere; kızamıyorum. Asıl kızdığım, köylünün 3 kuruşa muhtaç edilerek, böylesine arsız bir tiyatroda figüran olarak kullandırılmalarıdır.

yam_yam

yam_yam

 

Beyin İle Zihin Farkı / İlişkisi

Beyin ile zihin iliskisi ve birinin digerinden farki metafizigin varliksal/ontolojik felsefelerinin indirgemeci, determinist monist/dualist "birini otekine tercih eden/birini digeri bunyesinde yok eden" sartlanmis cagdisi yanasimi ile algilanmaz.   Herseyden once bu iki kavramin ne oldugunu ve birinin digerinden farkini algilamak icin; ikisi arasindaki farki algilamak ve farkina varmakgerekir.   Beyin, bir complex dinamik sistemdir. Iste bu complex ve dinamik sistemin her turlu soyutlama, soyut degerlendirme, soyut degerleme ve soyut temeli; zihin denen merkezden gelir.   Basta zihnin beyinden bagimsiz olmadigini ve ondan ayruilamayacagini zaten zihnin tanimi ortaya koyar.   Zihin, beyni kkullanarak kendini algilayan/algilatandir.   Zihnin bu taniminin yaninda bir de beyin temelli islevi vardir, o da;   Zihin sadece beyni kullanmak ile kalmaz, beyni degistirirde.   Iste bir kisinin yasam suresince, algi bilgi ve buna bagli olarak ideolojisi inanci izmive her turlu etik v.s. degerinin kaliciligi sorgulanmazligi ya da degisimini en guzel acikliyan da budur.   Yaani kisinin zihin olarak ideolojisi inanci izmi ve etik v.s. her turlu degeri degisime ugradikca, bu degisim beyni de degistirerek kisinin algisini bilgisini de degistirir.   Iste bu farkindaligin degisimine de bilinc degisimi ya da kazanimi denir.   Ayrica hafizada yer edenlerin kaliciligi ya da unutkanligi da bu algi ve bilgi temelindeki kullanim ve paylasimin onemi etkisi ve ilgisi temelinde degisime ugrar.   Iste bilimin bilissel temelinde, zihin farkina varmak ve zihin/beyin iliskisindeki zihnin kendine ozgu farkindaligini algilamak ve bilincinme varmak "zihnin beyni kullanarak kendini algilamasi" temelinde, kisinin bu farkindaliginin kendi beynine yonelmesini ve fark ettigi algiladigi zihnini, beyni uzerinde kullanarak beynini degistirebilmesini saglar.   Bir yerde bu "evrimci ve devrimci sorgulama" basliginda aciklanmistir.   http://www.turkish-media.com/forum/blog/1121/entry-7007-evrimci-ve-devrimci-sorgulama/   Kisaca bir kisinin zihninin farkindaligi, ancak kisinin "kendi beynini kullanarak algilamasi" ile mumkundur.   Bu algilama saglandiktan sonar da kisi zihnine hukmederek ideolojisini inancini izmini etik v.s. degerlerini sorgulayabilir ve bir rahatsizlik, sorun yasarsa ya da zarar gorurse de bunlari ya degistirir, ya da kavram temelinde serbesdte erdirerek bunlara bagimliliktan kurtulur.   Iste bu temelde zihnin farkindaligi ve algilanmasi cok onemlidir.   Evet, evrimci sorgulama ile yani bilincaltinin yasadigi bir sorunun gordugu zararin ve rahatsizligin zorlamasi ile de bilincsiz olarakkisiler, ideoloji inanc izm ve de etik v.s. degerlerini ve algi ve bilgilerini degistirebilirler.   Yalniz burada beynin bu degisimi kisi tarafindan bilincli olarak saglanmadigindan, beyin bu degisime karsi mucadele eder ve belki de kisiyi "caydirarak" bu degisimden ali koyar, ya da degisim bilince cikmadan, geri tepebilir.   Evet her turlu degerlerimiz ile bugun beyni algilamamiz bilimsel olarak kacinilmazdir.   Onemli olan ise zihnin algilanmasi ve beyinden farkinin ortaya konulmasi ve beyin uzerindeki degisim etkisinin farkindaligi ve bilinci temelinde, kisinin beynine getirecegi degisim, yenilenim, gelisim, cagdasliktir.   Bu da kisi Adina yeni bir algi yeni bir bilgi yeni bir deneyim/tecrube edinme ve herseye yeni bir bakis acisidir.   Hele birde bu bilisselligin kisi tarafindan ....e goresi belirlense, iste o zaman kisinin birey bilincinin varligi ve neyi neden ve nasil yapmak istediginin de kisininm farkindaliginda ve bilincinde gerceklesmesi ve de bunun kisice algi ve bilgi ve de deneyim/tecrube temelinde dile getirilebilmesi kacinilmazdir.   Kisaca kisi kendi zihnini algiladiginda beyninde yer etmis her turlu kavramsalbilgisini sorgulayabilir ve degistirebilir.   Yani hic bir sey dogumdan gelen bir kalicilik dogal mutlak bir soyut ya da somut kadercilik, teslimiyet ve caresizlik icermez.   Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Big Brother Is Watching You !

Manken Merve Büyüksaraç'a Erdoğan'a hakaret ettiği gerekçesi ile dava açılmış ve böylece Erdoğan'ın açtığı hakaret davalarına bir yenisi daha eklenmiş. Bence her ilde en az bir mahkeme Erdoğan'ın açtığı/açacağı hakaret davalarına bakmak üzere özgülensin. Böylece mahkemeler üzerindeki ciddi bir yük hafiflemiş olacak ve diğer davalara bakma fırsatı bulacaklardır.   Elbette hakareti meşrulaştırmak doğru değildir; bu yazıyı yazmaktaki amacım da bu değildir. Pekala herkesin, kendisine hakaret edildiğini düşündüğünde yargı yoluna başvurması kadar doğal bir şey olamaz. Her ne kadar eleştiriler noktasında en çok hoşgörü göstermesi gerekenler siyasiler olsa da, özellikle basın yolu ile edilen hakaretler için hoşgörü beklemek de doğru olmayabilir.   Erdoğan'ın açtığı hakaret davalarına bakınca, ne gazeteci, ne öğretmen, ne de öğrenci gözetilmeden hemen herkese davalar açıldığını görüyoruz. 16 yaşındaki bir çocuğun bile Erdoğan'a hakaret ettiği gerekçesi ile tutuklandığını göz önüne aldığımızda, bu davaların bir hak arama çabasından ziyade, baskı ve yıldırma amacıyla yapıldığı açıktır. Muhtemelen Erdoğan'ın bu amaçla oluşturduğu kalabalık bir ekip var ve gerek basılı ve görsel medyayı, gerek sosyal medyayı ve hatta protesto gösterilerini bile tek tek inceleyerek kime dava açabiliriz diye didik didik tarıyorlar.   Tüm bunlar bana George Orwell' ın 1984 adlı romanını hatırlatıyor: Big brother is watching you.   Nasıl olsa iç güvenlik yasa tasarısının maddeleri de bir bir meclisten geçiyor. Artık dava açmaya bile gerek kalmadan 101 numaralı odaya* alınmamız çok da uzak bir olasılık değil.   * George Orwell'ın 1984 adlı romanında, partiye muhalefet edenlerin hayatlarındaki en büyük korkularıyla başbaşa bırakıldıkları oda.

yam_yam

yam_yam

 

Çocuk mu Kandırıyorsunuz?

Başbakan Davutoğlu, "Eşme için izin falan talep etmedik nota verdik, yani 'Biz oradayız, orada olacağız' kayda geçirmek için. Orası artık bizim toprağımız. Kimse de buna itiraz edemez veya kimse buna meydan okuyamaz. Yani birisi meydan okuyorsa oraya dokunsun bakalım, anında müdahale edilir." demiş.   Al sana aklımızla alay eden demeçlerden bir tanesi daha. Yahu daha bir kaç gün önce "risk" gerekçesi ile vatan toprağı kabul edilen bir bölgeyi, tası tarağı toplayarak başka bir yere taşıyan siz değil miydiniz? Orası vatan toprağı değil miydi? Şimdi bu neyin atarlanması? Madem bu kadar atarlanacak gücümüz vardı da, tası tarağı toplayıp neden terk ettik vatan toprağını? Çocuk mu kandırıyorsunuz nedir anlamadım... Ya da "anında müdahale edilir" den kasıt, türbenin yine bir başka yere taşınacağı mıdır?

yam_yam

yam_yam

 

SADECE BİR ÇİFT SÖZ

"Yalnız duyan yaşar" sözü, derler ki, doğrudur "Yalnız duyan çeker" derim, en doğru söz budur. ... Ölmek değildir ömrümüzün en fecî işi, Müşkül budur ki ölmeden evvel ölür kişi.     Y. K. Beyatlı / Düşünce   "Yalnız ‘şimdiyi’ anlayan, cehennemin bu olduğunu gerçekten bilir." - Jacob Wasserman  

Radya

Radya

 

İdeolojik / İnançsal / İzmsel - Faşizm / Terorizm- Farkı / İlişkisi

Insanoglunun soyut olarak yarattigi ve sonar bir yasamsal gercek haline getirdigi teorizmin de, fasizmin de bir ideolojik/inancsal/izmsel tabani/temeli vardir.   Once fasizm ile terorizmin farkini ortaya koyalim.   Fasizm genelde ulke ve toplumda iktidarda olanin kendi niteligini toplumuna zorla baski ile ve kendi niteliginde olmayanlari bertaraf ederek devleti hukumeti ve toplumun her turlu kurumunu ve de yargi yurutme ve yasamayi iktidar olarak ele gecirerek dayatmasidir. Butemelde getirilen her turlu hak ve ozgurluk yasaklari ve bu yasaklari saglayan kanunlaridir.   Terorizm ise, genelde bir ideolojik/inancsal/izmsel grubun, kendi yasadigi cografya da ya da baska cografyalarda ortaya koydugu korku verici eylemleridir. Bombalama, intihar bombacisi, silahli katliam, adam kacirma, yer isgali v.s.   Burada bir de fasizm ve terorizmin biri biri ile olan iliskisinden soz edelim.   Fasizm fasizmini iktidar olarak surdureblmek icin elindeki gucleri ile devlet, polis, jandarma ve herturlu sivil iktidar yetkilisini korku salmak yani terror estirmekolarak kullanir.   Buradaki terror, fasizmin iktidarina karsi cikan herkes ve her bir kurum eylem v.s. icin gecerlidir.   Demekki eger bir ideoloji inanc ya da izm; guc ve otorite olarak duzeni degistirme Adina ya da secim ile iktidara gelir ve kendi niteligini degerlerini topluma dayatirsa, yani hak ve ozgurlukleri sadece kendi nitelik ve degerleri icin uygular ve de her turlu muhalifi bertaraf ederse, bunu da baski ile yaparsa; fasizmi dozen ve bu duzende de gucunu terorizm olarak ortaya koyuyor demektir.   Burada ideoloji inanc ya da izmin neye dayandigi adinin ne oldugu ve ne icin fasizm ve terorizm uyguladigi fark etmez.   Sonucta fasizm de terorizm de topluma karsi uygulanan yontemlerdir.   Aslinda hem fasizm hem de terorizmi ortak kullanan guc olarak ISID'i verebiliriz.   Cunku ISID bugun elinde tuttugu bolgelerde fasist bir dozen kurarken, eline gecirmek icin saldirdigi bolgelerde de terror estirmektedir.   Aslinda fasizm ve terorizmi birlestiren en buyuk guc emperyalizmdir. Fasizmi de terorizmi de kendi cikarina ve somurusune uygun grup ve iktidarlardan onlari kendi istemini gore yonlendirerek, besleyerek, yardim ve yataklik yaparak uygulamaktadir.   Tabi ki bu fasizmi ve terorizmi kendi cografyasinda eger iktidari havoc politikasi ile yurumuyorsa, bunu sopa politikasina cevirerek te uygulayabilir.   Kisaca topluimdaki sosyo-etik farklarin farkinda olmayan ve sadece kendi ideolojik inancsal izmsel dogrusunu tum topluma tek nitelik olarak dayanmak Adina secim ya da devrim ile iktidara gelip guc ve otoriteyi ele geciren her guc fasizme ve terorizme meyillidir.   Cunku baska turlu kendini istemeyenleri bertaraf edemez.   O yuzden kim fasizme ve de terorizme karsi ise, once kendi ideoloji inanc ve izmini control etmeli ve bunun iktidara devrim ya da secim yolu ile geldikten sonar topluma kendi ideoloji inanc ve izmini dayatmamali; aksine, sosyal ve demokratik olarak kendi disinda kalan ideoloji inanc ve izmlere de yasam hakki vermelidir.   Eger kendisinin dogru ve hakli oldugunu dusunuyorsa, bunu etik olarak evrensel hukuk insan haklari hak ve ozgurlukler temelinde ozgur bireyler yetistirerek yapmalidir.   Aksi onun demokrasisi desosyalligi de ve etik olmasi da hak ve ozgurlukleri de sadece kendi tarafi icin olur ve bunu dayatmasi da dayattigi uzerinden fasizm ve terorizmdir.   O yuzden kim fasizme ve terorizme karsi ise, kendisinin iktidari gucu ve otoritesini saglama Adina kendi ideoloji inanc ve izmini o karsi ciktigi fasizm ve teroirizmin uygulamali algilari ile ortaya koymamalidir.   Fasizme terorizme karsi cikanin, kendisi kendi ideolojisi inanci izmi Adina topluma kendi fasizmini ve terorizmini dayatamaz.   Dayatirsa basta kendi ile de kime fasist terrorist diye karsiu cikiyorsa, onun ile de celisir.   Yasak koyan yasaga karsi cikamaz.   Baski kuran baskiya karsi cikamaz.   Toplumunu karsiya alan, baskasinin toplumu karsiya almasina karsi cikamaz.   Bugun hitlere karsi cikan, Stalin'i savunamaz.   Arabistan'a karsi cikan, Kuba'yi savunamaz.   Kisaca karsi ciktigi ile savundugu ayni seydir.   Ya karsi cikacak ya da savunacaktir.   Kimse "Benim fasizmim/terorum iyi/hakli/dogru/adil v.s.;senin terorun/fasizmin kotu/haksiz/yanlis/adil degil v.s." diyemez.   Cunku fasizmin terorun iyisi/kotusu-haklisi/haksizi-dogrusu/yanlisi-adili/adil olmayani v.s. olamaz.   Fasizm ve terorizm her zaman toplumu ve bolgesini karsisina alir ve insan haklarinin hak ve ozgurlugunu evrensel hukuk Adina ihlal eder.   Iste bu nedenden izm farkindan dolayi anti-emperyalist olunmaz.   Cunku her turlu terrorizm ve fasizm emperyalist zihniyettir.   O yuzden de emperyalizm her turlu sosyo-etik farki mikroayrimcilik olarak korukler ve bir biri ile carpistirir.   Buradaki ayrimciliga sadece etik degerler degil, ideolojiler inanclar ve izmler de dahildir.   Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan



×

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.