Jump to content
Sign in to follow this  
evrensel-insan

Kemalizm / Faşizm Bağı / İlişkisi

Recommended Posts

Zihniyet Laikliği getireceği için tanım 1921 Anayasasında, " Türkiye’de din ve ırk ayırdedilmeksizin vatandaşlık bakımından herkese “Türk” denir. " şeklinde. Laiklik ilanı ile birlikte de bu ibarenin anlamı havada kalmayıp, kendiliğinden oturmuştur.

Iste buradaki sorun "ayirt edilmeksizin" diyerek "turkun disinda kalan sosyo-etik farklari goz ardi etmek ve yok saymak" dir. Yani sen herkesi tek bir milli temelde diger farklari onemsemeden topluyor ve onlari yok sayiyorsun.

 

"Herkes turktur" demekte, "sen turk degilsin" demekte ayrimciliktir. Cunku burada bir kisi baskalari adina toplumsal dayatim yapmaktadir. Yani FARKI GOZ ARDI ETMEKTE VE YOK SAYMAKTADIR.

 

Ayrica daha once de acikladim. Devletinde dini olan laik olmaz.

Share this post


Link to post
Share on other sites

original.gif O halde neden o dönemde 3 yol olduğu söylenmiş ?

 

 

 

 

Millet bilinci oluşturmadan pat diye özgür birey devletine geçilebilir miydi ? Geçilmeye kalkılsa Ümmet bilinci hakim gelip, geriye dönüş yaşanmaz mıydı ?

 

Batıda Millet bilinci oluşmadan ne laiklik, ne özgürlük ne eşitlik ne de adalet kavramları ne de Sanayi Devrimini ortaya çıkaran birey bilinci gelişmemiştir. Millet bilinci gelişmeden din / etnik eksenli ayrımcılık ortadan kalkmaz. Bu ayrımcılıklar var olduğu sürece de özgürlükten, adaletten, eşitlikten, laiklikten söz edilemez. Birey bilinci taşıyan Milli kimlik işte bu üç sacayağından yükselir. Bu üç ilke tam olarak hayata geçirilmeden birey bilinci ortaya çıkmaz.

 

Öncelik ise Millet bilinci oluşturmaktır. Bu sürecin sekteye uğradığı bir yerinde ya feodal yapıya doğru geri yönelimle yarı feodal bir hibrid yapı ortaya çıkar ( 50'den itibaren günümüze kadar Türkiyenin sosyo-ekonomik yapısı ) ya da Faşizm'e yönelimle birey bilinci taşımayan orta sınıf ağırlıklı bir toplum yapısı.

T.C. devletinin o tarihte onunde uc yol vardi. Ya bir teokrasi, otokratik ya da demokratik, ya bir otokrasi tek kisi ya da devlet/hukumet eliyle, Ya da ozgur birey devletinin demokrasisi.

 

Secilen, otokrasi olmustur. Yani devlet ve hukumet tek bir iktidara teslim edilmis, sadece o iktidarin politik dayatma vesayeti toplumsal yonlendirim olmustur. Bu bir OTOKRATIK POLITIK BASKI REJIMIDIR. Fasizm olup olmadigi da mukayese edilebilir.  

Share this post


Link to post
Share on other sites

Diktatör nereden çıktı şimdi ?

 

Dersim isyanı feodal nitelik taşıyordu demiştim.  Kanlı bastırılmış olması, bu isyanın niteliğini değiştirir mi ?

 

Feodalite kaldırılmadan Kurt varlığının hak ve özgürlükleri demek, feodal sınıfın hak ve özgürlüğü demektir. 

 

Nitekim, neticede Tunceli eğitim düzeyi ve onunla orantılı olarak birey bilinci en yüksek insanların yaşadığı illerden biri olmuştur.

Oradaki atif bugunku diktatoredir.

 

Onemli olan zorla bastirilmasi.

 

Bugun feodal yapi kalkti mi?

Share this post


Link to post
Share on other sites

Millet etnik temelde tanımlanmadıkça, Milliyet, Etnisite ile eş anlamda kullanılamaz. 

 

Millet etnik temelde DEĞİL, coğrafi temelde tanımlanıyorsa - ki Türk tanımı öyle zaten - MİLLİYET ETNİSİTE İLE AYNI ANLAMA GELMEZ:

 

Dolayısıyla, MİLLETÇİLİK ( ULUSÇULUK ), MİLLİYETÇİLİĞİ ( ULUSALLIKÇILIĞI ), " kapsar ".

 

Çünkü Milletçi kendi milletinin millet olma durumunu savunan demektir. Milliyetçi de kendi milletinin millet olma değerlerine ait bağlılığı bulunan demektir. Tabii bu dediğim, tekraren vurgulayayım ki; Millet olma değerleri arasında etnisite ortaklığı yoksa.

Tanimlar burdadir.

 

Millet: Ortak bir dil, kultur, etnisite koken ve tarih paylasan halk toplumu/toplulugu. Yine ayni zamanda, toplulugun/toplumun etnisite farkina bakilmaksizin ortak sinir ve hukumet paylasan halk anlamina da gelir.

 

Milliyet : Tek bir kisinin millet devlet ile kanuni iliskisidir. Milliyet, normalde kisinin devlet tarafindan korunmasini icerir ve kisinin devlete bazi yukumluluklerini icerir. Bu korunma haklari ve yukumluluk gorevlerinin ne oldugu ulkeden ulkeye degisim gosterir. Milliyet teknik ve kanuni olarak vatandasliktan farklilassa bile, cogu modern ulkede butun milliyetler, devletin vatandasidir ve butun vatandaslar devletin millilerindendir (milli takim, milli egitim v.s.)

 

Millet Devleti :Kendi tanimladigi Politik kanuniyetini milletin ustunde hakim kilan uniter devlettir. Devlet politik ve cografi butundur. Millet kulturel ya da/ve de etnik temeldedir. Buradaki fark mukayese olarak cok milli devlet, sehir devleti, imparatorluk,konfederasyon ve buna benzer devletler ile ters duser. Buradaki anahtar fark, halkin ve tek adamligin (kral, padisah, imparator v.s.) farkidir.

Share this post


Link to post
Share on other sites

İsyanın iyilikle güzellikle bastırıldığı nerede görülmüş?

 

Hayır şimdi diyelim adam rehine almış, rehineleri öldürüyor, gelen polislere ateş ediyor. Getiriyorlar sniper kafasından vurup öldürüyor!

 

"Vay efendim niye ikna edilmedi? Niye güzellikle rehineleri bırakması sağlanmadı?"  

 

"Yahu para ve helikopter gelmezse saat başı rehine öldürüyordu, üç saatte üç rehine gitti?"

 

"Gitsin efendim? Güzellikle ikna edilecekti yine de!"

 

Bu saçmalığa gülücük koyacaktım ama içimden gelmedi. Bu iddialara muhatap olmamız gülmekten öte bir trajedi. Emperyalistlerin çok kişiyi kandırmakta bu kadar başarılı olmaları doğrusu takdire değer. İşlerini iyi yapıyorlar.

Share this post


Link to post
Share on other sites

İsyanın iyilikle güzellikle bastırıldığı nerede görülmüş?

 

Hayır şimdi diyelim adam rehine almış, rehineleri öldürüyor, gelen polislere ateş ediyor. Getiriyorlar sniper kafasından vurup öldürüyor!

 

"Vay efendim niye ikna edilmedi? Niye güzellikle rehineleri bırakması sağlanmadı?"  

 

"Yahu para ve helikopter gelmezse saat başı rehine öldürüyordu, üç saatte üç rehine gitti?"

 

"Gitsin efendim? Güzellikle ikna edilecekti yine de!"

 

Bu saçmalığa gülücük koyacaktım ama içimden gelmedi. Bu iddialara muhatap olmamız gülmekten öte bir trajedi. Emperyalistlerin çok kişiyi kandırmakta bu kadar başarılı olmaları doğrusu takdire değer. İşlerini iyi yapıyorlar.

Peki neden isyan olmus?

 

Ne icin isyan edilmis?

 

Eger oyle ise, neden diktatorun devlet terorunu polis eliyle kullanmasina karsi cikiyorsun?

 

Gezi parki bilinci de bir isyan degil mi?

Share this post


Link to post
Share on other sites

Kelime oyunları ile bir yere varmaya çalışmak aciz kalındığının ifadesidir. İsyan derken bölücü silahlı kalkışmayı kastettiğim çok açık. Silah kullanılmayan demokratik gösterilerle cinayeti, sabotajı, bölücülüğü bir tutmanın nasıl bir yolu olabilir? Gezi birleştiricidir, misakı milliye sahip çıkış, bölünmeyi reddediştir.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Kelime oyunları ile bir yere varmaya çalışmak aciz kalındığının ifadesidir. İsyan derken bölücü silahlı kalkışmayı kastettiğim çok açık. Silah kullanılmayan demokratik gösterilerle cinayeti, sabotajı, bölücülüğü bir tutmanın nasıl bir yolu olabilir? Gezi birleştiricidir, misakı milliye sahip çıkış, bölünmeyi reddediştir.

Soruma yanit vermemissin.

 

Bir kisi ya da bir ideolojik inanc neden isyan eder?

 

O yuzden demogoji yapmak ve yanit veremedigin yerde de ifade carptirmasina kacmak cozum degildir.

 

Kime/neye gore birlestiricidir? Diktator hic te oyle dusunmuyor.

 

Ayrica farki ayirmak ile olan farki tek fark temelinde yok etmenin farki nedir?

Share this post


Link to post
Share on other sites

Kimin ne düşündüğü önemli değil. Evrensel hukuk ilkeleri bellidir. Demokrasilerdeki tepki biçimleri bellidir. Terör insanlık suçudur. Sonuçta hapishanedeki katiller de salıverilmeleri isteğiyle isyan başlatabilirler. Ben nereden bileyim kim ne amaçla isyan eder? İsyan nedenleri listesi mi yapayım? 

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

Kimin ne düşündüğü önemli değil. Evrensel hukuk ilkeleri bellidir. Demokrasilerdeki tepki biçimleri bellidir. Terör insanlık suçudur. Sonuçta hapishanedeki katiller de salıverilmeleri isteğiyle isyan başlatabilirler. Ben nereden bileyim kim ne amaçla isyan eder? İsyan nedenleri listesi mi yapayım? 

Birisi senin elinden hak ve ozgurluklerini almak istese ya da alsa, isyan etmez misin?

Share this post


Link to post
Share on other sites

Oradaki atif bugunku diktatoredir.

Onemli olan zorla bastirilmasi.

Bugun feodal yapi kalkti mi?

 

Bilmem, Tunceli'de Ağa, Şeyh düzeni, marabalık kaldı mı ? Aşiretlerin, tarikatların toplu halde ağanın, şeyhin iradesi doğrultusunda oy kullanması gibi bir durum var mı Tunceli'de ?

 

Bir isyanın çıkış noktasının ağanın, şeyhin hak ve özgürlükleri olması ile, marabanın hak ve özgürlükleri olması arasında bir fark yok mu ?

 

Dünyanın neresinde, feodaliteyi yıkmak isteyen devrimcilere karşı, derebeyine sahip çıkan onu silahla savunan serf olmuş ? Var mı başka bir örnek ?

 

Geziciler silahla karakol mu basmışlar, köprüleri mi yıkmışlar, askeri, polisi mi öldürmüşler, sermaye sınıfına sahip çıkıp, onun çıkarlarına mı hizmet etmişler ki, dersim isyancıları ile bir benzerlikleri olsun ve gezicilerin demokratik meşru eylemlerini şiddetle bastıran diktatör ile Atatürk aynı kefeye konabilsin ?

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites

T.C. devletinin o tarihte onunde uc yol vardi. Ya bir teokrasi, otokratik ya da demokratik, ya bir otokrasi tek kisi ya da devlet/hukumet eliyle, Ya da ozgur birey devletinin demokrasisi.

 

Secilen, otokrasi olmustur. Yani devlet ve hukumet tek bir iktidara teslim edilmis, sadece o iktidarin politik dayatma vesayeti toplumsal yonlendirim olmustur. Bu bir OTOKRATIK POLITIK BASKI REJIMIDIR. Fasizm olup olmadigi da mukayese edilebilir.  

 

3 değil, 4 olmuş o. :)

 

Şimdi;

 

4.yolun sonuna ulaşmak için geçilmesi gereken aşamalar;

 

1- O zamana kadar kendiliğinden gelişmemiş olan Millet bilincinin verilmesi,

 

2- Millet bilincinin neticesinde eşitlik, kardeşlik, adaletin temin edilmesi,

 

3- Bu değerlere sahip çıkacak Birey bilincinin eğitimle gelişmesi.

 

1.si'nden başlamak için de, bir tarım toplumunda OTOKRATIK POLITIK BASKI REJIMI gerekebilir. 

 

Burada olan şey Jakoben Devrim'dir. Tüm devrimlerin doğası zaten böyledir.

 

Fakat, buradaki fark, bu devrim sürecinin gerektirdiği uygulamaların AMAÇ DEĞİL, ARAÇ OLDUĞUDUR.

 

KEMALİZMDE HEDEF ÖZGÜR BİREY DEVLETİNİN DEMOKRASİSİDİR . AMAÇ MUASIR SEVİYENİN ÜSTÜNE ÇIKMAKTIR.

 

FAŞİZMDE İSE OTOKRATIK POLITIK BASKI REJIMI " HEM ARAÇ HEM AMAÇ " TIR.

 

FAŞİZMDE  HEDEF FAŞİZMDİR.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Iste buradaki sorun "ayirt edilmeksizin" diyerek "turkun disinda kalan sosyo-etik farklari goz ardi etmek ve yok saymak" dir. 

 

Ya Türk'ün dışı boş kümeyse ? Türk diye bir etnik kimlik yoktu ki o zaman. Bunu daha önce açıkladım. Tasnif yaşayış tarzı temellidir. Etrak  demek yerleşik demektir. Ekrad demek göçebe demektir.

 

Şimdi, Cumhuriyet'in, göçebeleri yerleşik sayması mı yanlış olmuş ? Zaten Türkiye yerleşik Müslümanların ( Türklerin ) yurdu demek idi. Göçebeler de eninde sonunda yerleşeceğine göre, sorun nedir ?

Share this post


Link to post
Share on other sites

Turklugu ilk kullanan batidir. Osmanli'daki ya da daha onceki kullanimlari bu temelde degildir. Turk kavimleri ya da Osmanlidaki "kucumseme"

 

Hangi temelde ?

 

Milliyetci temelde. Yani turklugu, turkculuk gibi politik bir temelde kullanmak.

 

Milliyet bir sosyal olgudur, ama milliyetcilik politik bir cikardir.

 

 

Osmanlı tebasından bir Anadolu köylüsüne sen Türksün denildiğinde “ Estağfirullah, ben müslümanım “ dermiş. Evet, Osmanlı Türkleri ( Anadolulu Yerleşik Müslüman ) aşağılamıştır. Fakat bir kelimeye aşağılama işlevi yüklenmesi o kelimeyi yok mu yapar ? smile.png Bu nasıl mantık ?

 

Türk adı da Cumhuriyete kadar Anadolulu Yerleşik Müslüman anlamına geliyordu. Cumhuriyetle birlikte de din farkı ortadan kaldırılarak tüm vatandaşları içine alacak şekilde genişletildi.

 

Tekrar ediyorum; Millet eğer etnik temelde tanımlanmamışsa, Milliyet etnisite demek değildir.

 

Etnisite bir sosyal olgudur. Millet ise siyasal bir olgudur. Milletin tanımlanması etnik temelde olur ise, o Millet hem sosyal hem de siyasal olgu olur. O Milliyet de aynı zamanda etnisite anlamına gelir.

 

Ama Milletin tanımlanması ETNİK TEMELDE DEĞİL ise, MİLLİYET ETNİSİTE ANLAMINA GELMEZ.

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites

Osmanlı tebasından bir Anadolu köylüsüne sen Türksün denildiğinde “ Estağfirullah, ben müslümanım “ dermiş. Evet, Osmanlı Türkleri ( Anadolulu Yerleşik Müslüman ) aşağılamıştır. Fakat bir kelimeye aşağılama işlevi yüklenmesi o kelimeyi yok mu yapar ? smile.png Bu nasıl mantık ?

 

Türk adı da Cumhuriyete kadar Anadolulu Yerleşik Müslüman anlamına geliyordu. Cumhuriyetle birlikte de din farkı ortadan kaldırılarak tüm vatandaşları içine alacak şekilde genişletildi.

 

Tekrar ediyorum; Millet eğer etnik temelde tanımlanmamışsa, Milliyet etnisite demek değildir.

 

Etnisite bir sosyal olgudur. Millet ise siyasal bir olgudur. Milletin tanımlanması etnik temelde olur ise, o Millet hem sosyal hem de siyasal olgu olur. O Milliyet de aynı zamanda etnisite anlamına gelir.

 

Ama Milletin tanımlanması ETNİK TEMELDE DEĞİL ise, MİLLİYET ETNİSİTE ANLAMINA GELMEZ.

Iste kilit nokta yukarida koyulasmis kisimda. Sen politika olarak toplumun farkli halklarinin sosyal ihtiyacini gidermezsen, SOSYAL DEVLET OLAMAZSIN.

 

Anayasa kimi kandiriyor?

Share this post


Link to post
Share on other sites

Kürtler dışındaki etnik unsurların tamamı asimile edildiklerinden tehlikeleri kalmamıştır. Atatürk zamanında ömrü yetip de  kürtlei tamamen asimile edilebilseydi veyahut yok edilebilseydi bugün ne kürt sorunu olacaktı ne de terör sorunu. Bu tarz meselelerde taviz tavizi doğurur. Kürtlere vereceğiniz en ufak bir taviz diğer unsurların da bu tarzisteklerini alevlendirecektir.

 

Ya bizler, kürtlere egemenliğimizi kabul ettireceğiz veyahut onlar bizi azınlık durumuna düşürecektir. Artık bir savaş kaçınılmazdır.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Türk halkı cinin şişeden çıkarılmasına seyirci kaldığı için bedel ödeyecek diye düşünüyorum. İşin boyutu nereye varır falcı olmadığım için kestiremem ama, emperyalistlerin kukla bir devlet üzerinden petrolü İskenderun limanına akıtmaya ihtiyaçları var ve bu işin peşini bırakmazlar. Suriye bedel ödüyor, Irak bedel ödedi, sırayla bu işler. Yarın kimse ağlayıp sızlanmasın, İskenderun limanı olmadan kukla devlet işe yaramayacağı için sıra İskenderun'a gelecek.

 

Şu anda Suriye ordusu sıra bize gelmesin diye teröristlerle savaşıyor. Biz beklemedeyiz. Suriye askerlerinin attığı her kurşun, bizim misakı millimizi koruyor şu an. Esad düştüğü ve kukla yönetim emperyalistlerce iş başına oturtulduğu an, hedef İskenderun limanından deniz çıkışlı, emperyalist kuklası bir devlet olacaktır.

 

Bu devletin en yakın müttefiki İsrail ve koruyucusu, finansörü, arkacısı ABD ve AB olacaktır.

 

Artık Türk halkı bilecek, İskenderun bedavaya gitsin mi, yoksa korumak için savaşacak mı... Bunu şimdiden, zamanı varken düşünse iyi olur bu halk. İşin encamı o çünkü... O gün şimdi destek verdiği bu işin sorumlularını ise bulamayacak. Kazandıkları büyük servetlerle ABD de olacaklar çünkü. Onların yaratmalarına izin verdikleri büyük sorunlarla başbaşa kalacaklar. Bu sorun, ülkenin toprak bütünlüğü ve bağımsızlığıdır. Tıpkı Atatürk'ün gençliğe hitabesinde önceden haber verdiği gibi. Atatürk hiç bir öngörüsünde yanılmadı, bunda da yanılmadı. Çoğu gerçekleşti, encamı kaldı...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Iste kilit nokta yukarida koyulasmis kisimda. Sen politika olarak toplumun farkli halklarinin sosyal ihtiyacini gidermezsen, SOSYAL DEVLET OLAMAZSIN.

 

Anayasa kimi kandiriyor?

 

Anayasa 61'den beri Sosyal Devlet ibaresi var. Öncesinde zaten yok. Ki Sosyal devlet yalnızca sosyo-etik farkların kültürel ihtiyaçlarını değil, gelir dağılımındaki dengesizliğin giderilmesi için alınacak önlemleri de kapsar.

 

Ama tüm bunlar konumuz dışı. Zira, Faşizmde zaten gelir dağılımındaki dengesizlik asgariye çekilmiş durumda.

 

Kemalizm ise bir devrim süreci uygulaması olduğuna göre, Millet oluşturma sürecinde, feodal zihniyetli etnisitelerin kültürel ihtiyaçlarını karşılamak, entegrasyonu değil, yalnızca ayrışmayı beslerdi. 

 

Milletleşme süreçlerini tamamlamış ve aşmış Batı Avrupa halklarının 60'larda geldiği birey bilinci düzeyinin, 1920'ler Türkiyesinde var olduğu düşünülmüyordur umarım. smile.png

 

Mesela, Birleşik Krallık Gallilere ( Wales ) hangi yıllarda ana dilini öğrenme hakkı tanımış ?

 

Mesela, Almanya Sorblara ana dillerini öğrenme hakkını hangi yılda tanımış ?

 

Mesela, Almanya Anayasasından vatandaş olabilmek için Alman kanı taşıma şartını hangi yılda kaldırmış ?

 

Mesela, Fransa Korsikalılara, Normanlara, Bretonlara ana dillerini öğrenme hakkını hangi yılda tanımış ?

Share this post


Link to post
Share on other sites

Kürtlere vereceğiniz en ufak bir taviz diğer unsurların da bu tarzisteklerini alevlendirecektir.

 

Tavizden kastınız nedir ? Ayrıca, kim kime bir şey veriyor ? Bu ülke etnisitesi ne olursa olsun her vatandaşın ülkesidir.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Anayasa 61'den beri Sosyal Devlet ibaresi var. Öncesinde zaten yok. Ki Sosyal devlet yalnızca sosyo-etik farkların kültürel ihtiyaçlarını değil, gelir .

.

.

.

Mesela, Fransa Korsikalılara, Normanlara, Bretonlara ana dillerini öğrenme hakkını hangi yılda tanımış ?

Sosyal devlet olamadiktan sonra ibaresinin olmasi onu sosyal devlet yapmaz.

 

Sorun senin toplumsal=sosyal esitlik alginda.

 

Onemli olan turkiye'nin cagdaslik yolunda mi, yoksa geriye mi dogru yol aldigi.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bu başlıkta önemli olan Kemalizmin uygulandığı dönemde Faşizmin bir türü olup olmadığı. Tartıştığımız mevzu buydu. Vikipedia'daki Faşizm anlatımının ilk paragrafını geçmeden diğer paragraflara da atlamayacaktık hani.

 

Ayrıca, TC Sosyal devlet olamadıysa, zaten uygulanan sistem her ne ise Faşizm ile bir ilişkisi / bağı yokmuş demek ki. Zira, Sosyal devlet yalnızca sosyo-etik farkların kültürel ihtiyaçlarını değil, gelir dağılımındaki dengesizliğin giderilmesi için alınacak önlemleri de kapsar. Faşizmde zaten gelir dağılımındaki dengesizlik asgariye çekilmiş durumda ( Korporatizm ). Ki zaten Kemalizmin uygulandığı dönemin kısıtlı bir dönem olduğunu söylüyorum. ) 90 yıllık değil, olsa olsa 30 yıllık.

 

Ki öyle de bir mantık olmaz. Ne yani, reel Sosyalizm uygulamalarına bakıp, Marksizm de Faşizm ile benzer diyebilir miyiz ? :)

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bu başlıkta önemli olan Kemalizmin uygulandığı dönemde Faşizmin bir türü olup olmadığı. Tartıştığımız mevzu buydu. Vikipedia'daki Faşizm anlatımının ilk paragrafını geçmeden diğer paragraflara da atlamayacaktık hani.

 

Ayrıca, TC Sosyal devlet olamadıysa, zaten uygulanan sistem her ne ise Faşizm ile bir ilişkisi / bağı yokmuş demek ki. Zira, Sosyal devlet yalnızca sosyo-etik farkların kültürel ihtiyaçlarını değil, gelir dağılımındaki dengesizliğin giderilmesi için alınacak önlemleri de kapsar. Faşizmde zaten gelir dağılımındaki dengesizlik asgariye çekilmiş durumda ( Korporatizm ). Ki zaten Kemalizmin uygulandığı dönemin kısıtlı bir dönem olduğunu söylüyorum. ) 90 yıllık değil, olsa olsa 30 yıllık.

 

Ki öyle de bir mantık olmaz. Ne yani, reel Sosyalizm uygulamalarına bakıp, Marksizm de Faşizm ile benzer diyebilir miyiz ? smile.png

Kemalizm donemi sence nerden baslar nerde biter? Ya da devam mi ediyor? Bitti ise neye gore bu bitis?

 

Bir topluma MILLET BILINCI VERMEK BASKADIR, BASKASINI BU MILLETE ZORLA KABUL ETTIRMEK BASKADIR.

 

Hak ve ozgurluk olarak ilgili konu sosyo-etik farklar konusudur.

 

Turkiye'nin bu temelde nasil bir polituik icerik tasidiginin en belirgin gozlemi; SOSYO-ETIK TEK DUZE VESAYETTIR.

 

Yani cumhuriyet vesayet uzerine kurulmustur. Iste bu vesayetin ne duzeyde oldugu ile, fasizm deki vesayetin duzeyi mukayesedir.

 

Cunku her iki vesayet de bilinclidir.

 

Son sorun basligin konusu degil; yalniz baski ve zorbalik iceren vesayet iceren her bir politik hareket, hak ve ozgurlukler temelinde hangi izmi tasirsa tasisin, baskidir.

 

Halkin uzerinde bir baski varsa, bunun hangi izm oldugu onemli degildir.

 

Sen kendi inandigin ideoloji icin halkin hak ve ozgurlugunu elinden aldigin zaman ve tum toplumu tek bir yonde yonlendirdigin zaman, bu ne birey ne de sosyal bilinc tasimayan nicelik hedefli bir niteliktir. Kendi niteligi disinda kalan niteliklere de yasam hakki tanimaz.

 

Iste bu algi ve zihniyet kimin adina ve hangi izm olursa olsun, fark etmez. Zaten fenomenal zihniyetgin sorunu da budur. Kendi ideolojik inancsal baskisini kabul edip, baskasininkine karsi cikmak. Buradaki politik cikar kendine yontmaktir. Kendinden olmayani da bertaraf etmektir.

 

Halbuki demokrasi cok seslilik demektir.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Demokrasinin ilk ve vazgeçilmez şartı laikliktir. Laiklik olmadan demokrasi bir seraptır. O yüzden Atatürk'ün birincil hedefi laikliği yerleştirmek ve din dogmalarını kırmak, toplum üstündeki baskılarını kaldırmaya çalışmak olmuştur. 

 

Atatürk demokrasiyi getirmemiş, ortamını hazırlamış, demokrasiyi engelleyen dogmaları kaldırarak bir devrim gerçekleştirmiştir. Şapka, latin harfleri, Türkçe ezan, Türkçe meal, bunlar hep dogmayı kıran devrimlerdir. Demokrasinin yeşereceği toprağı ıslah etmek ve ekime hazırlamak, tohumu atmaktır. 

 

Bu uzun vadeli işte, Atatürk'ün hasadı kaldırma gibi bir şansı zaten yoktu. Bir insan ömrüne böyle büyük işlerin sığma olanağı ve olasılığı yoktur.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Demokrasinin ilk ve vazgeçilmez şartı laikliktir. Laiklik olmadan demokrasi bir seraptır. O yüzden Atatürk'ün birincil hedefi laikliği yerleştirmek ve din dogmalarını kırmak, toplum üstündeki baskılarını kaldırmaya çalışmak olmuştur. 

 

Atatürk demokrasiyi getirmemiş, ortamını hazırlamış, demokrasiyi engelleyen dogmaları kaldırarak bir devrim gerçekleştirmiştir. Şapka, latin harfleri, Türkçe ezan, Türkçe meal, bunlar hep dogmayı kıran devrimlerdir. Demokrasinin yeşereceği toprağı ıslah etmek ve ekime hazırlamak, tohumu atmaktır. 

 

Bu uzun vadeli işte, Atatürk'ün hasadı kaldırma gibi bir şansı zaten yoktu. Bir insan ömrüne böyle büyük işlerin sığma olanağı ve olasılığı yoktur.

Demokrasinin sarti cok sesliligin algisi bilgisi birikimi ve yasaminin ve de iliskisinin saglanmasidir.

 

Bunu ozgur birey devleti olan her ulke ve toplum saglayabilir.

 

Bir seyi kaldirarak baska bir seyi topluma dayatmak vesayettir.

 

Ayrica bir seyi kaldirmak, onun gereksizliginin bilinc ve farkindaligi yerlesmemisse de bir anlam ifade etmez. Cunku bu kaldirilanlarin geri gelmemesi onunde bir bilinc engeli yoktur.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Zamanında yapılmayan işler çok gecikmiş olarak yapılması gerektiğinde şok etkisi yapar şekilde, devrim biçiminde yapılmak zorunda kalınıyor. Zamanında yapılmış olsaydı bu şoka gerek kalmayacaktı. Diğer yandan şok etkisi olmasın diye geciktirdikçe daha da geri kalınır. Zorunluluk... Bırakalım da yüz sene daha bocalasınlar, belki olur bir şeyler demekle iyice geç kalınıyor.

 

Atatürk acil biçimde duruma el attığı için dünyanın en büyük devrimcisi ve eşi bulunmayan lideridir. Olabilecek en ılımlı şekilde de devrimi başarmıştır. Hatta öyle ılımlı gerçekleştirmiştir ki, bazıları devrimci kabul etmeye yanaşmaz bile. Ama tabii bir yandan isaya bir yandan musaya yaranılacak diye bir şey yok. Atatürk tam da yapılması gerekeni, olabileceğin daha iyisi şeklinde yapmıştır. 

 

Atatürk'e hayranım... Dünyada, tarihte hiç bir başka lider tanımıyorum.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.