Zıplanacak içerik
  • Üye Ol

..vahh....vahh..!


figgaro

Önerilen İletiler

  • Cevaplar 583
  • Tarih
  • Son Cevap

Bu Başlıkta En Çok Gönderenler

Bu Başlıkta En Çok Gönderenler

şimdi hissedin..size düşündüreceğim yeri..

 

üstünde ipek bir kıyafet..ve bir sal içindesin..önünde uzun bir nehir..ve nehrin etrafı yüksek ağaçlar..görkemli..su üzerinde nilüferler..etraf menekşe..orkide....ağır ağır ilerliyor sal..yüzünde tatlımsı bi meltem esiyor..etraftaki çiçeklerin kokusunu getiriyor..kızıllığında daha güneş..batmaya yakın..sessizlik..ve kafanda cebelleşen bişey yok..anın ve doğanın..ve zihninin en duru halindesin..yok bişeyle hesaplaşma..bir an salın üzerinde gözlerini kapatıyorsun.sanki uçuyorsun..o kadar hafifsin ki..ve mutlu..mutlu..yüzünde tatlı bir gülümseme..

 

**ayyy..noldu bana..biri beni uyandırsın.. :) ...yok..yok..uyandırma -_- ..hayal edilen bir huzur..ya şu yaşam.. ne muzur.. -_-

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

muzur prens, hayat sana çok muzurluk yapıyor galiba... :D

 

Haşmet Babaoğlu'ndan... bir çelişki yazısı...

Ben hayatı alayım, şıklık size kalsın!

Boşver, aldırma diyorsun içinden.

Olur mu, boşvermek yakışır mı hiç sana, diyorlar.

Önemsiyorsun, dertleniyorsun, üzülüyorsun. Uykuların kaçıyor.

Hiç takmayacaksın, bunları dert etmek sana yakışmıyor, diyorlar.

Üstten bakıyorsun...

Yakışmadığını söylüyorlar.

Aşağıdan alıyorsun.

Yakışmıyormuş, öyle diyorlar.

Arkanı dönüyorsun.

Olmuyor.

O zaman gözünün içine içine bakıyorsun.

Bu sefer de kabalık sayıyorlar.

Sanki hayat yakaya takılan bir gül bunlara göre...

Öyle uzaktan bakıp değerlendiriyorlar: İyi duruyor mu, durmuyor mu? Uymuş mu, uymamış mı? Cıvık mı, şık mı?

 

Öyle olsa ne güzel olur.

Ama değil, bu bizim mecburiyetlerimizle özgürlüklerimizi aynı kazanda harmanlamaya çalıştığımız hayat olsa olsa ancak solgun bir gül oluyor dokununca...

Duygularının dikine gidiyorsun.

Yaşına başına yakıştırmıyorlar.

Aklını başına topluyorsun.

Bu kadar usluluk sana yakışmaz, diyorlar.

Öfkeleniyorsun. Yakıştıramıyorlar.

Sakin kalıyorsun.

Bu kez ya tepene çıkıyorlar ya da yakışıksız bir kayıtsızlık olarak algılıyorlar.

Susuyorsun. “Sana yakışmaz!”

Konuşuyorsun. “Sana yakışmaz!”

Bağırıyorsun. “Hiiiç yakışmaz!”

Arkanı dönüp gidiyorsun. “Oldu mu ya şimdi, biz seni böyle kaçak bilmezdik!”

Orada durup kişiliğinde, sevginde ve inancında ayak diriyorsun. “Şık olmadı!”

Sanki her şey hayatın üzerine geçirdiğimiz kılık kıyafetten ibaret!

Sanki bir kravatın hafifçe yana kayık, bir davranışın hafifçe uyumsuz görünmesinden daha önemli bir şey yok!

Anlıyorum hepsini, anlıyorum da; bu “dış”ın hiç mi “iç”i yok yahu?

 

Bu garip şıklık merakınının zirve noktasına gelince...

Ölüyorsun.

Basbayağı ölüyorsun.

Herkes gibi...

Eninde sonunda herkesin öleceği gibi...

Gazeteye ilan veriyorlar:

“Ölüm sana yakışmadı”

Geride kalanların acı duygularının, ince kederlerinin sonucu elbette böyle bir ifade!

Ama en derin “şıklığın” bile ne kadar sığ bir arayış olduğunu nasıl da nasıl da yüzümüze vuruyor.

Yok. Yanlış anlaşılmasın!

“Şıklığı” seviyorum. (Dikkat! Önemsemiyorum şıklığı, seviyorum. İkisi farklı!)

Her şey birbirine; davranışlarımız da her zaman bize yakışsa ne güzel olur!

Fakat biliyorum...

Çoktandır biliyorum ki, göze hoş görünen nice şeyin içi boş!

Üstelik şıklıkta horlayıcı bir alay; yakıştırma çabasında gizli bir şiddet de var.

Oysa gerçek şu ki, içtenlik çoğu zaman dışardan bakana yakışıksız geliyor.

Aşk, itici.

Zekânın saçı başı dağınık, gömleği dışarda.

Bilgelik, bir lokma bir hırka.

Özgür düşünce deseniz, o zaten hepten kaba saba kalıyor.

Bu durumda tercihim açık!

Şıklığınız; içi şiddet dışı etiket “medeni”liğiniz size...

Bazen vandallık gibi algılanan ve çoğu zaman “biçimsiz” olan şey; yani bütün saflığıyla hayat bize!

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

İTİRAF...

 

Öğrenci sayısı 12 olan bir sınıfta öğretmenin bir şekilde dikkatini çeker ve sınıf başkanı olurum.

Sanki ben sınıf başkanlığından ayrılınca bütün sınıfın öğrenim hayatının sonu gelecek.

Lisede belli bir arkadaş çevrem var, arkadaşlarım beni arayıp sorarlar, benimle okulu asıp, benimle sinemaya kaçarlar seviliyorum arkadaşlarım arasında.

Sanki benim sayemde arkadaşlar bir aradadır, benim sayemde gülüp eğlenirler ben olmasam böyle mutlu bir arkadaş gurubu olmaz.

Herhangi bir iş yerinde her hangi bir bölümde çalışıyorsunuz sizin sayenizde işyeri iyi çalışıyor siz olmasanız işyeri anında iflas eder sanıyoruz.

Hangimizin aklından BEN merkezli bileşke düşünceleri geçmiyor ki

Hiç kimse vazgeçilmez değildir,

Herkesin anlatacak bir hikayesi vardır,

Yaptığım işlerle övünürken dikkatli olmam gerekir,

İşleri benden daha iyi yapan birisi daima vardır olacaktır. :excl:

 

Yıllar önce bir adam büyük sel felaketi yaşayan bir memlekette birçok kişiyi selden kurtarmış.

 

Herkes büyük mutluluk yaşamış ve bu adama karşı hayranlıklarını her defasında dile getirmişler. Cesareti ve yaptığı iyiliklerin ağızdan ağıza dolaşması sonucu zamanla bu kişi “selden adam kurtaran adam” diye anılır olmuş. Çok uzak diyarlardan pek çok kişi “selden adam kurtaran adam”ı görmek ve maceralarını dinlemek için akın etmişler. “Selden adam kurtaran adam” da yaşadıklarını ve kahramanlıklarını herkese anlatır olmuş. Bu hal adamda öyle bir alışkanlık haline gelmiş ki, hayatta en çok zevk aldığı olay selde yaşadıklarını ve nasıl adam kurtardığını anlatmak olmuş.

 

Zamanı gelmiş, vadesi dolmuş ve meşhur “selden adam kurtaran adam” vefat etmiş. Tabii iyi bir insan olduğu ve insanlara faydalı işler yaptığı için cennete buyur etmişler adamı. Adam büyük bir neşe ile cennete girmiş. Günler güzel güzel geçerken, bir anda adam hayatında bir şeylerin eksik olduğunu fark etmiş. Kendini sorgularken bu eksikliğin “selden adam kurtaran adam” diye ünlendiği hadiseyi kimsenin dinlemeye gelmemesi olduğunu fark etmiş.

 

Canı sıkkın bir vaziyette dolaşırken “burası cennet ne dilersem olur” diye düşünüp, sorumlulara bir isteği olduğunu bildirmiş. Adam burada kimsenin kendisinin selden nasıl adam kurtardığını sormadığını ve bu maceralarını anlatamadığı için canının çok sıkıldığını söylemiş. İsteğini dinleyen sorumlular, “selden adam kurtaran adam”ın hikayesini anlatabilmesi için cennette bir konferans ayarlayabileceklerini söylemişler. Adam çok sevinmiş ve yeniden dünya günlerindeki gibi kendisine hayran bir kitlenin oluşacağını ve dinleyenlerden bu hikayeyi duyanların da kendisine geleceğini, yeniden eski mutlu günlerine döneceğini düşünmüş.

 

Gel zaman git zaman adam konferans gününü iple çekerken, vakit gelmiş ve deniz kenarında muhteşem bir platform kurulmuş. Dinleyiciler gelmiş ve yerlerini almışlar. “Selden adam kurtaran adam” büyük bir heyecan ve gururla kürsüye doğru yönelmiş. Tam konferansına başlayacakken bir sorumlu yanına gelmiş ve heyecandan kalbi fırlayacak gibi atan “selden adam kurtaran adam”ın kulağına şu ifadeleri fısıldamış; “efendim, şu en önde oturan uzun beyaz sakallı zatı görüyor musunuz?” Adam her halinde önemli bir zat olduğunu hissettiği dinleyiciye bakmış ve böyle bir kişinin bile dinlemeye gelmesine sevinerek “evet” demiş. Sorumlu “o kişi Nuh Peygamberdir efendim, anlatırken biraz dikkatli olursanız iyi olur” demiş. :):unsure::unsure::D

 

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

Gecmis olsun figgaro ve tekrar gecmis olsun sardunyam,Allah yasatmasin bir daha.

Yazdiklarin cok etkiledi beni..ifade edemediklerim,dondu icimde hep.

 

Babam, o hani eski,otoritesinin cocugunu sevmeye musade etmedigi bir babanin talihsiz cocuklarindan..Duygusal,sevdigini ve ilgisini hissettirir ama dokunsal olarak gosterdigi cok enderdir.

Burun ameliyati olduktan sonra taburcu olmus evimde yatarken,ailem yalniz birakmamis,basimdalar elbet.Babam yatagimin kenarina oturuyor,elimi tutuyor..agrilar nasil? diyor,gulumseyerek..Kemik ameliyati oldugundan agrinin siddetinden yari bayginim,idrak edip cevap veremiyorum.Babamin gozu tuttugu elime ilisiyor,gulumseyen yuzune bir bulut..yavasca elimi opuyor..Basit ve normal bir serum morluguna dayanamadi..olsun..o opucuk,agrilarimi unutturuyor,iki damla kulaklarima dogru suzuluyor,agridan saniyorlardir,agrim mutluluga,ozledigim seye kavusmaya karisti halbuki..

 

Henuz daha doymamisken,bunu onlara simdi biz yapiyoruz.Insan ebeveyn olacak yasa gelince ailesinin de ebeveyni oluveriyor.Ben daha"baba kulagim agriyor" diyecektim,beni doktora goturecekti,igne yapilirken"korkma hic acimayacak"diyecekti.Simdi biziz onlari doktorlara goturen..

Onceden "anne/baba" derken ses tonumuzda,sevgi,beklenti,acziyet vardi.Simdi "anne/baba!" derken"sevgi yanisira,sefkat,acima,bilgelik,bilgiclik,elestiri bazen kizginlik var.

Bana mi mahsus bu,gecerken hayat birseyleri kacirdim,ozluyorum,yoksa gercekten hizli da ayak mi uyduramadim..Hizlansam iyi olacak :)

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

hepinize teşekkürlerimi iletiyorum..ve iyi oldum..hemde turp gibi.. :stuart:

 

naparsınız bakalım..forum kuşları..yine yeni havadisler iletmişiniz..bir bir okudum..bu arada forumun formatı da değişmiş..daha alışamadım..yeni yeni şeyler koymuşlar..biraz kurcalıyayım bakalım.. :stuart:

leyla burnundan amaliyat oldun demek..ben de kulaklarımı küçültmeyi düşünüyorum.. :P ..en ufak tıkırtıları duymaktan usandım..şaka bi yanada...geçer gün...gün geçer..ve geçmiçliği zamanın dahada yaklaşılmışlığıdır sona..hani..o muazzam amcamın da dediği gibi..insan doğarken ölmeye başlar... -_- ...canlarım benim..bozmayalım şimdi morali..hadi anlatayım size bir fıkra...

 

****

heybetlisinden bir kral..gezinirken ülkesinde..bir dilenci görür yolda..ve derki dilenciye..dile benden ne dilersen..dilenci..etme kralım..her dilediğimi verebilecekmisin..tabiki der kral..ve güler dilenci..kral bozulmuştur..heryerde de bilinir kudreti..dilenciye..dile der..isteğin yerine getirilecek..dilenci peki der..siz bilinirsiniz..ve çıkardığı bir çanağı doldurmasını ister kraldan..kral da bumuydu der..ve güler..gevrek ve mağrur..adamlarına emreder..ve hemen çanağa altın doldururlar..doldurdukça adamlar altını..bakarlar ki çanak..boştur..şaşırırlar..tekrar doldururlar..tekrardan çanak boş..ve kralda yerine getiremediği sözünün ezikliğini duymaya başlar..sarayda ne kadar altın ..elmas..yakut varsa çanağa katarlar..çanak hepsini yutmuştur..ve boştur..ülke çöker..krallık acınacak hale gelmiştir..ama kral sorar..ne var bu çanağın içinde..neden dolmaz dibi..nolur itiraf et der..dilenci gülerekten cevap verir..nolucak kralım..bu çanağın dibi..insan arzu ve isteklerinden ibarettir... ;)

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

Görünmeyeni görmenin azabı

İçimizde durmadan ödediğimiz

ne ruhumun ayışığı

ne yırtıcı hayvanlarla güreşen

yorgun bedenim

ihtiyar atlar gibi kapandım içime

yasını tutuyorum sonsuz bir kehanetin

 

Görünmeyeni görmenin azabı

Çılgınlıklar otu ağzımda

Kırların yırtığına takılmış karaca

Sıvası dökülmüş duvarlardaki

Donmuş halı zamanı

 

Çılgınlıklar otu ağzımda

Değişik kalibreli intiharlar denedim

Dipteki arayış boş kovan

Başkalarının gecesi bitmedi daha.

 

MURATHAN MUNGAN

 

geçmiş olsun, sıhhatini bulduysan ne mutlu sana... figgaro... :clover:

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

selam ederim sardunuma.. :clover: ...sıhhatim yerindedir..yalnız sigarayı fazla kaçırmaya başladım bu günlerde.. :blushing:

 

***ve açtığında kapıyı..gördü o muazzam adamı..loşumsu bir karanlık..ve küf kokusu..ortasında odanın bir yatak..ve top yumağı haline gelmiş bir beden..dizlerini karnına..başını almış koltuk altına..zayıf mı zayıf..titrer..üşümüştürde..asılıdır duvarda bir resmi..heheyt..heybetlisinden..bir gençlik görüntüsü..ya şimdiki durum..bir çökmüşlük..ve düşmüşlüğü saça beyaz..tahta sandelye üzerinde duran..bir parça bayat ekmek..ve peynir kırıntıları..işte yalnızlık... -_-

 

gıygıyında sabahın..birbiri üzre didişen kuşların..çimenler üstünde yükselen buhar..ve ışıldayan güneş....

heheyt..kalkın yerinizden..bir gerinin..giy spor ayakkabılarınıda..yap kendinede bir sandevüç..hadi çık dışarı..şimdi nefes alıp vermek zamanı..kalın sağlıcakla..figgaronun gelmiştir uyku zamanı... :) ....haaa..bu dediklerimi hafta sonu yapın..ama yapın..seviceksiniz.. :clover:

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

dün yağmur vardı şehirde... usuldan ve ince ince yağdı... bahçemdeki sardunyalara ne kadar iyi geldi, güllerimin yüzü güldü, Allah yağmura hasret bırakmasın hiç kimseyi... kimin neye hasreti varsa kurak topraklara düşen yağmur damlası gibi kavuşsun hasretine...

 

Cengiz Kurtoğlu severmisiniz sizde, yeni genliğimin popüler tavernacılarından biriydi... özlediğim yılların naif sesi, figgaromunda diline dolanan şarkıların sahibi. birkaç gündür dinlemekteyim bende... hatta şuan çalan şarkısı şu.... yıllardır küllenmiş aşkın var bende, aşkın mekan kurmuş yanan gönlümde... beni terkedipte gittiğin halde, sana intizara kıyamıyorum.... ve daha neler vardı, liselim... duvardaki resmin, yarimi ellere gelin etmişler, büyümeyen bebek... eskimeyen şarkılar bana göre... sonraki albümlerini o kadar beğenmedim... biz liseye giderken o liselimi söylemişti... hepimiz liseli gençlerdik, bize hitap eder gibiydi...

 

insan neden eskiye özlem duyar, neden gelecekten korkar, neden günün getirdiklerinden şikayetçidir herkes, neden hep ahh eskiden böylemiydik der insan... sizin de içiniz burulmazmı geçmişi yadettiğinizde... delikanlı çağlarınızı, gençkızlığınızı... umursamaz görünen alıngan, kırılgan, ergenliklerinizi... bir masal gibi geçmişte kalıyor herşey. yüzümüz yarınlara dönük, kulağımız eski şarkılarda... dilerim yarınlarımız, dünlerimizi aratmasın...

 

bana bugünlerde eskiyi daha çok düşündüren şey, bir gençlik arkadaşımdan üzücü bir haber almam... hayatında kurmaya çalıştığı bütün düzenleri altüst olmuş, yüzünde yaşanmışlığın garip çizgileri oluşmaya başlayan biri... o günleri düşündüm, neler hayal etmiştik, neler kurmuştuk hayalimizde... bazen hiç bir şey planlandığı gibi olmuyor, başladığı gibi gitmiyor, hayat herkeste eşit şartlarda hüküm sürmüyor... ailesi olanlar, olmayanlardan daha şanslı... sığınıcak limanları olanlar onlar... kendi ayaklarınızın üstünde durmak ne kadar zor, bütün sancılara, bütün kavgalara rağmen tabir yerindeyse kuyruğu dik tutmaya çalışmak ne kadar zor... bir mücadeledir gidiyor, birilerimiz kaybediyor... dışarıdan bakıp eleştirmek çok kolay, oysa herkesin yaşadığı farklı, hepimizin dayanma noktası çok farklı... bakmak yetmiyor insanlara, görmek gerekiyor, yüzüne bakmadığın birinin gözlerini göremezsin... oysa umursamalı insan dostlarını, sevdiğini, sevdiklerini... kaç kişiyiz ki şunun şurasında gerçek dostlara sahip olanlarımız... kaç tane dostunuz var biliyor musunuz? dostum dedikleriniz gerçekten dostunuz mu? siz ekmeğinizin üzerine sürecek yağ bulduğunuz da ekmeğinizi paylaştıklarınız, bir gün gelipte muhtaç olduğunuzda kapıyı yüzünüze kapatmazlar mı? kaç kişi var hayatınız da bir gün düşersem elimden mutlaka tutar diyebildiğiniz? ya da var mı?

 

yorgunluğum, umutsuzluğum...

 

selamlar

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

selam arkadaşlar..bugünkü mevzu..güzel ve etkin bir konu..

 

PLATON..Bilindiği üzere platon..sokratın öğrencisidir..ve akıl cı yaklaşımları vardır..ve ardından..idealar konusuna da merak sarmış..ünlü bir filozofumuzdur..bide platoncu savlardan biridir..insan bilgiyle doğar ..der..nesnel dünya da hatırlamasıyla öğrenir...ikiye ayrılmış bir evren kuramı vardır..idealar..ve nesnel ..neysem şimdi pek taraftarı yoktur..ama platonun sevdiğim bir mitosu vardır..o meşhur..mağara mitosu..onu müsadenizle belirtmek istiyorum..

 

“Bazı insanlar karanlık bir mağarada, doğdukları günden beri mağaranın kapısına arkaları dönük olarak oturmaya mahkumdurlar. Başlarını da arkaya çeviremeyen bu insanlar, mağaranın kapısından içeri giren ışığın aydınlattığı karşı duvarda, kapının önünden geçen başka insanların ve taşıdıkları şeylerin gölgelerini izlemektedirler. İçlerinden biri kurtulur ve dışarı çıkıp gölgelerin asıl kaynağını görür ve tekrar içeri girip gördüklerini anlatmaya başlar ama içerdekileri, duvarda gördüklerinin zâhiri olduğuna ve gerçeğin mağaranın dışında cereyan etmekte olduğuna inandırması imkansızdır.”..platon..

 

ve arkadaşlar ben bu konuyu biraz daha açmak istiyorum..belliki bu mağara içindekiler..bir cahiliye..kara taassup içindedir..aydınlanmadan uzak..ve aralarından biri..çıkıpta ışığın geldiği yere doğru..görüp dış dünyayı..anlayıp..ve içerideki arkadaşlarına dönüpte anlatmaya..onları o çemberden..o kitlenmişlikten kurtarmaya çalıştığında..neler gelmiştir başlarına..neler..bi çoğu canıyla ödemiştir..hakikatı anlatma çabasına girişimleri sonucu..çünkü insan..bi yerde değişime o kadar kapalıdır ki..sebepse..boş inançlar silsilesi..ve gerçek politikacılar bence kimlerdir biliyormusunuz..o karanlık mağaradaki ışığa doğru gidip..dış dünyaya ve gerçeklere..o mağara içindeki duvar yansımalarının aslında..dışarıdaki gerçek dünyanın ..yani aslolanın..içeriye yansıması olduğunu anlatmaya çalışan..ve o arkadaşlarını canı pahasına da olsa o çemberden kurtarmaya çalışan..insandır..bu günküler gibi..düzenbaz olanlar değil...

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

içimde benimle kavga eden biri var, ben ne kadar korkusuzsam o da o kadar korkak... ben ne kadar şakacıysam o da o kadar ciddi... ben ne kadar affediciysem o da o kadar kindar... ben ne kadar umursuyorsam o da o kadar umursamaz... ben ne kadar barışcıysam o da o kadar savaşçı... ben ne kadar safsam o da o kadar uyanık... ben ne kadar güvensem o da o kadar şüpheleniyor...

 

kendinle çelişmek dedikleri şey bu mu? içinizde var mı sizinde size kafa tutan biri? duygularımızla, mantığımızın kavgası mı bu?

 

psikologlar kesin bir tanı koyarlar bu hale... ama duygudan uzak, tamamen somut, derinliksiz, kişiliksiz tanılar... şunun sebebi şu, bunun sebebi bu... insan ruhunu tanımayan bir bilim dalı, insanı yorumlayabilir mi? bir alim edasıyla ahkam kesebilecek çok babayiğit vardır mutlaka... sanki kendileri bu çelişkileri hiç yaşamamış gibi.(!)

 

bazıları ise kalın duvarlar örerler düşüncelerini kimsenin bilmemesi için, yalnız kaldıklarında akıl almaz davranışlar sergiledikleri halde toplum içinde başka kostümlere bürünenler... kendi düşüncelerinden korkanlar onu açıklayamadıkları gibi tam aksi davranışlarda bulunabilirler... mükemmeli oynamak... püfff... hiç birimiz mükemmel değiliz en azından ruhsal olarak... korkmayın olduğunuz gibi görünmekten... başka biriymiş gibi davranmayın... aynaya baktığınızda size bakan gözler sizin gözleriniz başkası gibi bakmayın... en güzel, en yakışıklı, en şık, en bilgili, en akıllı, en başarılı olmasanızda en azından kendiniz olun...

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

en can yakıcı kavgamız kendimizle olandır… -_- birden aykırı sesler yükseliverir içimizden hangisini dinleyeceğimizi şaşırırız...ve bu kavganın galibi de yenileni de biz olduğumuzdan zafer duygusu yaşatmaz hiç! İçimizde bi yerlerde debelenir dururuz…Sardunyam sen ne zamandır kavgalısın kendinle… ben beni bildim bileli bu haldeyim…şiddeti değişiyor ancak…bitkin bırakıyor bu çatışma hali..tükenmeye yakın beyaz bayrak sallıyor bi taraf…ruhum kısa bir süreliğine huzur buluyor…sonra ufacık bir şey tetikliyor yeniden…başlıyor cenk!

Şu an okuduğum bir kitaptan alıntıdır;

"Kendin ol!

Ok,ama hangisini?

Ben kaç taneyim?

Ve hangisi Ben’im?

Kim olduğumu bilmiyorum,ama ne olmak istemediğimi biliyorum;tek bir kişi..

Tek bir kişi kimse demektir."

Ne diyorsunuz biraz bize benziyor ha?

 

Elbet bu çokseslilik hali,bazen renkli bir mizaç bazen sanatçı bir ruh şeklinde tezahür edip hoş bir seyirliğe veyahut yaratıcılığa dönüşebilir....fakat bu sadece dışarı yansımasıdır…içerdeki o çetin savaş ve yıkımları dışardan baktığında göremez kimse çoğu zaman…için yangın yeriyken yüzüne her şey yolunda maskesi takmak ne kadar da zordur bazen…kendimizle olan bu şiddetli geçimsizlik halimize çare de yoktur maalesef insan ayrılamaz ki kendinden... -_-

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

çok doğrusun diloşum...

 

bende ne zamandır mı var, bildim bileli... hep kendimle çeliştim, bazen mantığımın götürdüğüne, bazen duygularımın götürdüğüne gittim... ve hiç galip gelmedim... insan kendisiyle yaptığı savaşı nasıl kazanabilir ki?

 

alıntıladığın yazı tamda cuk oturmuş, olurda bu kadar olur...

 

demek ki biz normaliz dedirtti bana, içim rahatladı... var biraz delilik ama galiba sanatsal bir delilik bu... eğer birgün daha cesur olursam o zaman içimde tutmaya çalıştıklarımı ve sözcüklerimi dökersem ortaya kendimi tebrik edicem... :stuart:

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

işte gelir arı duru bir istem..ve ardından söylenmesi gereken..

 

ağırmışlığı başımın..ağırlığındandır..ve kendi içredir yontusu..yoktur bunun avuntusu..kadercidir ama kabullenmiş..neyler..neyleriz..neylerlerki..geçer zaman..akar gülüşler..yırtılır yüzler..kahkaha arasında ağlama..mahsustur ancak insanoğluna..heheyt..heyt..hissetmişliğin damlası olman mı bir okyanusun..kainat içinde kendi içre bir kozmoz..yoksa kaos mu..gülerim şimdi..ağlarımda..işte kaos.. -_- ...

 

----yılgın yaşamlar sızısı..coşkunda bir yaşam zımbırtısı..çekerken beynim doğum sancıları..minik minik bebek fikirciklerim..hep açtır..ağlaşıları süt istemidir..ve öksüz ve anasız..ve terkedilmiş..virane kundak gacırtısı..işte..işte atarım yine bir sırıtış..en ucunda hedefin..en derin uçurumlar kenarı..ederim de dans..ve şimdi giderim..

 

nereye nereye gitmeli bu ayaklar..

döndüm köşeden..

kaldırımın tıkırtısı..

kunduramın takırtısı..

 

nereye nereye gitmeli bu ayaklar..

karşımda tantunici..

sağımda aznifçiler kahvesi..

ilerimse cafcaflısından bir cadde..

kefeler se peşpeşe..

ucuz üniversite sohpetleri..

anlatır meramını bir genç..

gözleri fıldırımsı bir sevgiliye..

 

gelir karşımdan.asası armut ağacından..

yaşlımsı..ve yaşanılmış..

beyhude bir bakış..

ve gözlerinde

hazinsel bir kırpış..

dur nine..

sürem yüzümü yüzüne..

ver sızını bana..

nasıl dayanırım buna..

sanma yaşadın boş..

hayatın kendisi boş..

verdin mi oğul boy..boy..

ince belli..narin..

gelinlerin de mi oldu..

ya torunlar..

haylaz yığınlar..

 

nereye nereye gitmeli bu ayaklar..

atılmışlığı bir izmaritin yere..

savrulmuşluğu bir yaprağın..

çatlamış toprağın çekilmiş suyu..

değilmisindir sen..

kazarsın hemde kuyunu..

saklandığın kuytuluğu..

ederim talan..

 

ona hayranlığım..yaratmışlığıydı kendini külünden..kan kardeşim anka kuşu... :wub:

 

 

değilmi sana yazık..

çaktırısın şimşek zeus gibi..

edersin taş medusa gibi..

bakarsın aynalara afrodit gibi..

ya prometeus..

yokmudur haklılığı..

vermişliğiyle sana ateşi..

çeker acısını..

işte gelir kartalı..

gelir..gelir..

hep gelir.. :( ...

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

kendiniz olun'u konuşmuştuk ya... peki düşünüyorum da, biz kendimiz olduk diyelim... %100 kendimiz gibiyiz, peki biz kendimizi ne kadar doğru yansıtabiliyoruz? içimizde çok derinlere bastırdığımız özümüz her aldığı yaradan sonra daha derinlere kaçmıyor mu? o zaman olduğumuzdan daha gaddar, daha vurdumduymaz, daha boş vermiş görünmüyormuyuz?

 

öyle olduğunda da birileri çıkıp hakkınızda fikir yürütüyor ya, eleştiri oklarını acımadan saplıyorlar ya bana çok insafsızca geliyor. aslında gördüğümüz kadarı değildir hiç kimse!!! vardır onlarında derinlerinde bir yerde başka manalar... bulmalı...

 

yorum yapmak kolay, not vermek kolay, sen şu'sun diye ahkam kesmek kolay da, ya yanılıyorsanız? haksızlık ediyorsanız? insanları kazanmak yerine kaybediyorsanız? yanlışta olmuyor musunuz?

 

kendi içine yolculuk yapmak diye bir tabir var, bir anda olsa kendinizi dinleyin bakalım içeriden ne diyorsunuz size...

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

sardunyammmmmmmmrl2.jpg

 

sardunyam çok beğendimm bunu.... ve ben de soruyorum şimdi:

 

Neden sevdiklerinizde kızdığınız şeyleri bile özlersiniz bazen?

Neden her şey acı dolu gelir ve düğümlenir boğazınızda? Neden her gün yürüdüğüm yol bile yabancı gelir oldu artık? Neden insanların gözlerine bakamıyorum bazen? Neden bu kadar kırılgan oldum bu kadar öfkeli ve hüzünlü?

Neden kanat çırpamıyor yüreğim dilediği gibi?

Neden cevap veremiyorum söylenenlere ve neden her kahkahayı gözyaşı izliyor neden? Neden beynimde binbir düşünceyle dalıp gidiyorum boş boş....ve tek kelime edemiyorum?... Kalp mi konuşan dudak mı yoksa beyin mi?... Nerde dostları nerde gülüşler?... Hangisi hiç susmamalı............ dudaklarımdan çıkan yok aklım uzaklarda yabancı bir memlekette yabancı bir evin yabancı odasında neden yalnız bu yürek? neden ben....

Hepsini anlarım belki de peki bu gözlerdeki yaş neden?

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

Bir kırık gençlik hikayesi

Yok mudur sevdanın çaresi

Hasretin kızıl haresi

Çileli başıma gelip taç oldu

 

Ah yine o gurbet bestesi

Günün minesi soldu

 

Yaralı kuşum,hazan güneşim

Güz ayazında kor ateşim

Bir sözün uçur,göğüm gül açsın

Yadeller aldı bizi

 

Haberini sal kara bahtlım

Beni yanına al yarası saklım

Üzerime hatıran yağıyor

Bu yokluk yaktı bizi

 

canım yumotem, senin yazını okuyunca bu şarkı dolandı dilime... nedenlerinin cevabını en iyi sen verirsin.

şimdi sen özleyen, bekleyen, sabreden ve kendini yaralanmış hisseden bir minik serçesin. yalnız hissediyorsun, o olmadan eksik hissediyorsun. sen zaten üzgünsün seni daha fazla üzmek istemem ama sadece hüznüne ortak olmak istedim.

o özlediğin gelecek birgün, yaraların iyileşecek, yeniden doğacaksın belki... endişelerin seni karamsar yapmasın tatlım.

neden sevdiklerimizin kızdığımız yanlarınıda özleriz demişsin ya, onları biz öyle sevdikte ondan. onları kendileri yapan özellikleri değil midir çeken... ?

çok tanıdık gelen bir yerde bile yabancı hisseder insan kendini bazen, çünkü bir parçası eksiktir o olmadan yarım kalan taraf hep yalnızdır. beğendiğin o resim ve şiir sana armağan olsun, ve bu şarkıda... canımsın. :wub:

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

gittim ateş üstüne dağlansın diye sızım..

sorma halim ne olur..

yoruldum anlamsızım..

 

heheyt..lafada bak.. :blushing: haydi yaratalım bir hal..anlamlı..feylesof çukuru karartmadan gözlerimizi..

 

yahu dedim tanju abi..napalım nedelim..olduda bu gün cumartesi..(bu arada tanju abim emekli ve 60 yaşlarında)..napalım dedi figgaro..bilmem... :unsure: ..

hadi dedi bize gidelim..iyi gidelim..gittikki ne görem..annesi açtı kapıyı..saçları bembeyaz..ama makyajlı..göğsündeki o broş..sanki abdulhamit zamanı..küpeleri..ve evi..harika..heryer kokar nostalji..(haa..bu arada eski kafalı oluşum biraz..sevdirirde bana eski eşyaları..)bakımlı..mavi de gözlü(aynen titanic filmindeki o yaşlı bayana benziyordu)boynundaki kolyede andırırdı..okyanusun kalbini....istanbulluymuş..az bulunanlardan..Allhallah..dedim(içimden)..merhabalar hanfendi..hoşgeldiniz beyefendi..teşekkür ederim..nasılsınız..sağolun siz..iyiyim..sizde iyisiniz umarım..sağolun dedi..ve girmişliğimizle içeri..alındık salona..bi baktım ki..bir kral sofrası..meğersem tanju abi önceden haber etmiş annesine..ve hanfendi de yapmış hazırlıkları..oturduk sofraya..muhabbet kırıla..amma seviyeli..hanfendi yaş olarak vardı 85...amma hepimizden de genç.. :blushing: ...o güzelim sofrayı kurmuş tek başına..ara soğuklar..garnitürler..çeşitli salatalar..o nasıl bir sofra süslemedir öyle..rakımızda durur baş köşede..saki liğimizide kendi yapmıştır.üç kadeh..üç yürek..üç gülüşme..konuştukça o..dalardım ben gözlerine..sanki görürdüm gördüklerini..yaşardım..nasıl mutluydum.. -_- ..ve ardından müzik..vals çalar gibi.ardından..türk sanat müziği..vay bee..dedim..varmış daha görecek günler..sonra biter gece..ve giderim evime..sonrasında hala vardır görüşmüşlüğümüz...hayat işte..renklilik..cümbüş..hüzün..kasmamak lazım.. :) ...

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

aslında doğrudur..bir şeylerin zararlarından kurtulmak için önce faydaları tepilmelidir..yada katlanmak faydalarına katlanmaktır da zararlarına..ama biz..öyle bir bizizki..neyse.. :)

 

kararlılık üstüne.. :) ....

 

rus çarına başkaldıran bir yardımcısı..asılmak için halkın önünde..idam mangasınca hazırlıklar yapılır..ve boynuna ip geçirilir..altındaki sehpa itildiğinde..ip kopar..ve adam kurtulur..bunu gören halk..bu bir işarettir diyerekten..çar dan..adamı affetmesini ister..çar da halkın dediğini yaparak..adamı affeder..ve adama sorar..bu olanlardan ne anlıyorsun..

 

adam: nolucak işte senin ülkende bir ipi bile sağlam yapamıyorlar..

 

ve adam idam edilir...

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

kendiniz olun'u konuşmuştuk ya... peki düşünüyorum da, biz kendimiz olduk diyelim... %100 kendimiz gibiyiz, peki biz kendimizi ne kadar doğru yansıtabiliyoruz? içimizde çok derinlere bastırdığımız özümüz her aldığı yaradan sonra daha derinlere kaçmıyor mu? o zaman olduğumuzdan daha gaddar, daha vurdumduymaz, daha boş vermiş görünmüyormuyuz?

 

öyle olduğunda da birileri çıkıp hakkınızda fikir yürütüyor ya, eleştiri oklarını acımadan saplıyorlar ya bana çok insafsızca geliyor. aslında gördüğümüz kadarı değildir hiç kimse!!! vardır onlarında derinlerinde bir yerde başka manalar... bulmalı...

 

yorum yapmak kolay, not vermek kolay, sen şu'sun diye ahkam kesmek kolay da, ya yanılıyorsanız? haksızlık ediyorsanız? insanları kazanmak yerine kaybediyorsanız? yanlışta olmuyor musunuz?

 

kendi içine yolculuk yapmak diye bir tabir var, bir anda olsa kendinizi dinleyin bakalım içeriden ne diyorsunuz size...

 

Kendimiz olsak bile, ne kadarımız görünüyor bilmiyoruz karşıyakadan.

Bazende karşıdan bakmalı insan kendisine.

içimdeki ben ne mi diyor bana? ne demiyor ki? :blushing::D

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

üzüntüm kendime..

sevincim..yergim..sözüm..kendime..

yoktur hedef..olmadı da..aslolunmuş değişimler kumkumasıdır insanoğlu..zeminin kaypaklığı..sözleride kaypak kılar..gönülleride..

ve...

bilmek yalnızlıktır... -_- ...

 

içimden bi şiir yazmak geldi.. :)

 

BU GÜN...

evet..evet..bu gün..

nefret etmek istiyorum birşeylerden..

neden adın mavi..

ya sen..bakma bana öyle..

hey çocuk.. gülüşme ardımsıra..

oynaşmada..

kaç..kaç benden..kaç..

 

evet..evet..bu gün..

nefret etmek istiyorum birşeylerden..

neden kokarsın mis..

ya sen.. niye elin yüzümde..

hey teyze.. getirme bana çörek..

sorma da hatır..

sırnaşma da..

kaç..kaç benden..kaç..

 

 

evet..evet..bu gün..

nefret etmek istiyorum birşeylerden..

neden sarılışın sımsıkı..

ya sen..nedir istediğin..

hey amca..uzatma bana cigara..

sunma da vefa..

sevme de..

kaç..kaç benden..kaç..

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

beni bilen bilir ben kuruntuluyumdur

ama asla panik atak değil...

benden iyi dedektif olurdu bunu bilirim... :P

akıllara gelmeyen aklıma gelir... :D

yanlışı doğrusu sonra çıkar ortaya, enine boyuna düşünürüm. kurarım, kurcalarım, denerim yanılırım...

biliyorum sizinde var böyle takıntılarınız, ne çok yanıldığınızı da görmüşsünüzdür benim gibi. ama itiraf etmesi zordur bunu kendimize, ben yanıldım demek ağır gelir hepimize... oysa biliriz içten içe. yanılmak bize mahsus, yanılmamak imkanlı mı ki?

herşeyi bilmek mümkünmü ki?

 

ne acılar yaşanıyor dünyada ne acılar, ne açlıklar, ne kavgalar, ne çokmuş kötülüğün çeşitleri ve insan ne kadar meyilliymiş zulmetmeye... zulmün çeşitlerini saymanınsa oluru yokmuş... topu topu 70 yıllık kalacağımız bir gezegene ne kadar bağlanırmışız, ne kadar çırpınırmışız büyük başarılar kazanmak için... oysa kim kaldı geriye...? kimden ne kaldı?

 

Dünyaya bağlanırken, büyük başarılar peşinde koşarken harcanmasın insanlar ve kimse kendi başarısı için aç insanları kullanmasın... kısacık ömrümüze sığdırmaya çalıştığımız başarılar başkalarının canını yakmayan başarılar olsun... olamaz mı?

 

dün bir film izledim Kamboçya'da ki aç ve hasta çocukları, Çeçenistan'daki iç savaşı, Afganistan daki zulümleri... ve açlığın üzerinden para kazananları... gerçekti bunlar bir filmden ibaret değildi. ve sonra düşündüm 6 milyar insanı 6 milyarının da kendi sıkıntılarını... ne çoktu kimbilir. :(

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

beni bilen bilir ben kuruntuluyumdur

ama asla panik atak değil...

benden iyi dedektif olurdu bunu bilirim... :P

akıllara gelmeyen aklıma gelir... :D

yanlışı doğrusu sonra çıkar ortaya, enine boyuna düşünürüm. kurarım, kurcalarım, denerim yanılırım...

biliyorum sizinde var böyle takıntılarınız, ne çok yanıldığınızı da görmüşsünüzdür benim gibi. ama itiraf etmesi zordur bunu kendimize, ben yanıldım demek ağır gelir hepimize... oysa biliriz içten içe. yanılmak bize mahsus, yanılmamak imkanlı mı ki?

herşeyi bilmek mümkünmü ki?

 

ne acılar yaşanıyor dünyada ne acılar, ne açlıklar, ne kavgalar, ne çokmuş kötülüğün çeşitleri ve insan ne kadar meyilliymiş zulmetmeye... zulmün çeşitlerini saymanınsa oluru yokmuş... topu topu 70 yıllık kalacağımız bir gezegene ne kadar bağlanırmışız, ne kadar çırpınırmışız büyük başarılar kazanmak için... oysa kim kaldı geriye...? kimden ne kaldı?

 

Dünyaya bağlanırken, büyük başarılar peşinde koşarken harcanmasın insanlar ve kimse kendi başarısı için aç insanları kullanmasın... kısacık ömrümüze sığdırmaya çalıştığımız başarılar başkalarının canını yakmayan başarılar olsun... olamaz mı?

 

dün bir film izledim Kamboçya'da ki aç ve hasta çocukları, Çeçenistan'daki iç savaşı, Afganistan daki zulümleri... ve açlığın üzerinden para kazananları... gerçekti bunlar bir filmden ibaret değildi. ve sonra düşündüm 6 milyar insanı 6 milyarının da kendi sıkıntılarını... ne çoktu kimbilir. :(

hassasım..sardunum..doğrusun..neler..neler..neler var..ve yaşam..

evet yaşam..ölümler üzre kurulmuştur..değilmidir öyle..yükselişler yıkımlar üzerinedir..ve biri kendi geleceği sözkonusu olduğunda bi diğerinin geleceğini ezip geçebilmektedir..ve bu hep yapılmaktadır..doğru yanlış..sonuçta herkez kendine bi doğru belirlememişmidir..hani dedik ya..topiğinde başında..haklı çıkma çabası diye....ve şu soruyu sormak gelir içimden..hangisi olmak daha zor sizce..güçlü olmak mı..iyi olmak mı..(bloğumun adıdır da.. :) )..hııı..hangisi..

 

ve sardunum..üzün süredir tanışırız..ben birşeyleri anlatırken..iyi yada kötü..ortasına kendimide koyuyorum..aslında ben burada eyleniyorum..içimi döküyorum..zaman geçiriyorum..bazen de işte iletişim haline geçiyoruz..insanız..paylaşım kaçınılmaz..sende de şunu görüyorum..antropoloji ile ilgileniyorsun(elinden geldiğince)..insan psikolojisi ilede..iletişimlede..etik-ahlak disiplini ilede..felsefeylede..güzel..

bir gün bir kitap okumuştum..sineklerin tanrısı diye..

ve o kitapta şunu gördüm..sosyal normlar ve kurallar olmasa idi..insanın doğası bir vahşi dir(gerçeği)..malesefki ben bunu gördüm..kaideyi bozmayan bir istisnalar silsilesi de söz konusu..şudur..budur..bilmem nedir..kabul edilmelidir..insan doğası gereği bencil doğmuş ve merkeziyetçidir..sanır ki bastığı yer dünyanın merkezidir..herkez kendini önemser..ama aptallar daha çok önemser..bu.. madalyonun tersten bakılma hali..azda kafamı kanatmadı.. kal sağlıcakla..yine çenem düştü.. :P

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

Katılın Görüşlerinizi Paylaşın

Şu anda misafir olarak gönderiyorsunuz. Eğer ÜYE iseniz, ileti gönderebilmek için HEMEN GİRİŞ YAPIN.
Eğer üye değilseniz hemen KAYIT OLUN.
Not: İletiniz gönderilmeden önce bir Moderatör kontrolünden geçirilecektir.

Misafir
Maalesef göndermek istediğiniz içerik izin vermediğimiz terimler içeriyor. Aşağıda belirginleştirdiğimiz terimleri lütfen tekrar düzenleyerek gönderiniz.
Bu başlığa cevap yaz

×   Zengin metin olarak yapıştırıldı..   Onun yerine sade metin olarak yapıştır

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Önceki içeriğiniz geri getirildi..   Editörü temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Yeni Oluştur...

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.