Jump to content
Sign in to follow this  
EmiLY_pandora

BU GECE EN HÜZÜNLÜ ŞİİRİ YAZABİLİRİM

Recommended Posts

Ayrılık Vakti

 

 

 

Elimde sukutun nabzını dinle.

Dinle de gönlümü alıver gitsin.

Saçlarımdan tutup kor gözlerinle,

Yaşlı gözlerime dalıver gitsin.

 

Yürü gölgen beni uğurlamakta.

Küçülüp küçülüp kaybol ırakta.

Köşeyi dönerken arkana bak da.

Öylece bir lahza kalıver gitsin.

 

Umudum yılların seline düştü.

Saçının en titrek teline düştü.

Kuru yaprak gibi eline düştü.

İstersen rüzgara salıver gitsin.

 

Necip Fazıl Kısakürek

Share this post


Link to post
Share on other sites

VUSLAT ***

Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,

Ömrün bütün ikbalini vuslatta duyanlar,

Bir hazzı tükenmez gece sanmakla zamanı,

Görmezler ufuklarda şafak söktüğü anı.

Gördükleri rü'ya,ezeli bahçedir aşka;

Her mevsimi bir yaz ve esen rüzgarı başka,

Bülbülden o eğlencede feryad işitilmez,

Gül solmayı,mehtab azalıp bitmeği bilmez;

Gök kubbesi her lahza bütün gözlere mavi,

Zenginler o cennette fakirlerle müsavi;

Sevdaları hulyalı havuzlarda serinler,

Sonsuz gibi bir fıskiye ahengini dinler.

Bir ruh o derin bahçede bir def'a yaşarsa,

Boynunda onun kolları,koynunda o varsa,

Dalmışsa,onun saçlarının rayihasiyle.

Sevmekteki efsunu duyar her nefesiyle;

Yıldızları boydan boya doğmuş gibi, varlık,

Bir mu'cize halinde,o gözlerdedir artık;

Kanmaz en uzun buseye,öptükçe susuzdur.

Zira susatan zevk o dudaklardaki tuzdur;

İnsan ne yaratmışsa yaratmıştır o tuzdan,

Bir sır gibidir az çok ilah olduğumuzdan.

 

Onlar ki bu güller tutuşan bahçededirler.

Bir gün, nereden,hangi tesadüfle gelirler?

Aşk onları sevk ettiği günlerde,kaderden,

Rüzgar gibi bir şevk alır oldukları yerden;

Geldikleri yol... Ömrün ışıktan yoludur o:

Alemde bir akşam ne semavi koşudur o!

Dört atlı o gerdune gelirken dolu dizgin,

Sevmiş iki ruh,ufku görürler daha engin.

Simaları gittikçe parıldar bu zaferle,

Gök her tarafından donanır meş'alelerle.

 

Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,

Varlıkta bütün zevki o cennette duyanlar,

Dünyayı unutmuş bulunurken o sularda,

-Zalim saat ihmal edilen vakti çalar da-

Bir an uyanırlarsa leziz uykularından,

Baştan başa,her yer kesilir kapkara zindan.

Bir faciadır böyle bir alemde uyanmak,

Günden güne hicranla bunalmış gibi yanmak.

Ey talih! Ölümden de beterdir bu karanlık;

Ey aşk! O gönüller sana mal oldular artık;

Ey vuslat! O aşıkları efsununa ram et!

Ey tatlı ve ulvi gece! Yıllarca devam et!

 

Yahya Kemal BEYATLI..

Share this post


Link to post
Share on other sites

BADE İÇİN GELSİN.....

 

 

Od

 

 

Yazdan kalma günler getirirsin kara kış içinde

Bir serçe dala konar gibi güzel her söylediğin

Don vurur kırağı çalar evrenimi

Yüz güvercin pırr demiş gibi ürkerim her gidişinde

 

Kulağımı çınlatan aşımı kotaran söküğümü diken

Od düşer su serpersin içime

Şaşırsam sesini duyarım

Deniz kıyılarısın ağustos güneşinde

 

 

Arif Damar

Share this post


Link to post
Share on other sites

SİBEL İÇİN GELSİN..... ;)

 

 

SENDEMİ HEYY CAN

 

Şu dağların yamacına

Sende mi savruldun hey can

Anaların acısına

Sende mi kaydoldun hey can

Fırtınaya bağır açtın

Kuş musun sanki be hey can

Yıldırma değip geçtin

Taş mısın sanki be hey can

 

Sende mi yandın

Sende mi soldun

Sende mi kayboldun hey can

Nedir bu çığlık

Nedir bu feryat

Sende mi vuruldun hey can

 

Şu dağları yanağına

Sende mi gül oldun hey can

Sevdaların yangınında

Sende mi çöl oldun hey can

 

Kar mı yağdı saçlarına

Darda mı kaldın be hey can

Çığ mı düştü yollarına

Zorda mı kaldın be hey can

 

Sende mi yandın

Sende mi soldun

Sende mi kayboldun hey can

Nedir bu çığlık

Nedir bu feryat

Sende mi vuruldun hey can

 

 

 

 

Yusuf Hayaloğlu

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest MohiCaN

EmiLY yollamış bana benden de kardeşlerin en güzellerine Mara ve EmilY için olsun :clover:

 

GİTTİĞİN GÜNDEN BERİ,

ISLAK BİR ELBİSE GİBİ YAPIŞIP KALDI BEDENİME,

ÇIKARIP ATAMADIĞIM!

 

 

Yine Bir Gece ve Gecede Ben...

 

Ay ışığı vuruyor pencereme,

Gökyüzü kol-kanat germiş yıldızlara,

Rüzgar bir bir kaldırmış önlerindeki engelleri,

Gece en az hava kadar tertemiz.

 

Sen yoksun ve ben,

Hiç kimsesiz değilse de sensizim!

Nedense,

Böyle gecelerde yakıyor

Yüreğimi özlemin,

Böyle gecelerde yeniden başlıyorum

Gündüzleri bıraktığım sigaraya...

 

Bir bardak demli çay, kağıt, kalem

Ve karşımda sensiz bir günü daha

Savuşturan şehirle baş başa kalıyorum...

 

Acı katlanılmaz,

Saatler geçmez sansam da,

Nihayetinde böyle geceler de,

Varıyor sabaha...

 

Rüzgar asi değil,

Aksine tatlı tatlı esiyor,

Ortalık sessiz,

İnadına güzelken her şey,

Deli oluyorum böyle gecelerde

Yüreğime çöreklenen hüzne...

 

Saatim sesini duyuruyor

Her bir saniyenin...

Henüz dinmiş yağmurun ferahlattığı

Yemyeşil dağlar düşlüyorum;

Suyu fazlalaşmış pınarlar,

Ağaçlara tırmanan sincaplar...

 

Sonra acının kaçarak değil,

Çekerek biteceğini anlatıyorum kendime;

Sevmenin bir bedeli olduğunu fark ediyorum yeniden,

Severken ödeyeceğimi hiç düşünmediğim...

 

Her gün eksilerek yaşadığımı sanırken,

Meğer giderek büyütüyormuşum İçimdeki seni,

Böyle gecelerde anlıyorum...

 

Düşlerde rahatlayıp

Dönüşlerde efkarlandığım böyle gecelerde

Haykırıyorum şehre bakıp:

"Ey sesini duyup elini tutamadığım, hala yüreğimdesin!"

 

Zaman zaman şaşırıyorum kendime

Geride kalanın sen olmadığına sevindiğimde...

Yaşamaktan hoşlandığım için değil,

Hayat güzel olsa da,

Onu sensiz yaşamak istemiyorum aslında,

Tadını alamıyorum hiçbir şeyin...

 

Tesellisi bile kalmadı

Ne şarkıların, ne sazların...

Sensiz seyrettiğim yıldızlar bile parlak değil...

Sensiz çıktığım yolculuklar uzun,

Yaşadığım sevinçler kısa...

 

İşte bu yüzden

Memnunum geride kalmadığına,

Böyle acı çekmeni istemezdim hiç!

Belki de yanılıyorumdur,

Belki sen, benden daha güçlü,

Daha cesur çıkardın.

 

Bilirdin benden sonra

Hayata küsmeni istemediğimi...

En çok gülümsemeni sevdiğimi hatırlardın...

Sense benim en çok hüznümü severdin.

 

GİTTİĞİN GÜNDEN BERİ,

ISLAK BİR ELBİSE GİBİ YAPIŞIP KALDI BEDENİME,

ÇIKARIP ATAMADIĞIM!

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

ÇAY SİMİT VE PEYNİR

Basit yaşayacaksın

BASİT

mesela susayınca su içecek kadar Basit

Dört çıkacak,ikiyle ikiyi çarptığında.

Tek düğmesi olacak elindeki cihazın

Tek bir düğme,tek bir cümle gibi.

Sevince lafı dolandırmadan söylediğin "SENİ SEVİYORUM" gibi

Basit bir öpücük yetecek sana.

Basit,sıcak bir öpücük ; ve o öpücükle dolacak tüm günlerin tüm düşlerin.

O öpücük için yapacaksın hayatının kavgasını,Öpücük için yiyeceksin

Hayatının dayağını.

Kabak çekirdeği verecek sana rakamların veremediği mutluluğu.

El yazısıyla yazılmış eğri büğrü bir mektup olacak en değerli

kağıdın-hep yanında taşıdığın,atmaya kıyamadığın.

İki harekette giyiniverecek,iki harekette soyunuvereceksin.

Kısacık olacak uyanman,ve yola çıkman arasında geçen süre;

Kısacık olacak sıcacık kollara dolanman ve Kendin bile anlatabilecek kendini.

Beklentilerin de basit olacak.

Kaf Dağının önünde bekleyecek mutluluklar

Bir ıslıkta bulabileceksin en uzun dostluk romanını;

Ya da bir damla göz yaşı yaşatacak sana en ucuz romanını.

Pankreasının sağlığına dua edeceksin kapatırken gözlerini.

Bir kaşarlı tost olacak aradığın nasıl oturacağını bilemediğin safrada,

Parmakların en kıymetli çatalın,yine aynı parmaklar çözecek en karmaşık denklemleri.

Temizlik kokacak en pahalı parfümün

Saatin,sadece saati gösterecek,telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın.

Küçük bir not defteri olacak "bilgini" en hızlı "sayan".

basit yaşayacaksın basit.

Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi basit...

ÇAY SİMİT VE PEYNİRLE

 

 

Doğukan YELKENCİ

Share this post


Link to post
Share on other sites

Değişik

baska türlü bir sey benim istedigim:

ne agaca benzer, ne de buluta.

burasi gibi degil gidecegim memleket

denizi ayri deniz,

havasi ayri hava..

 

bir baska yolculuk dalindan düsmek yere

yasadigindan uzun

 

bir tatli yolculuk dalindan inmek yere

agacin yüksekligince

dalin yüksekligince rüzgarda

ve bir yeni ömür

vardigin çimen yesilligince

 

nerde gördüklerim?

nerde o bekledigim

rengi baska

tadi baska..

Can Yücel

 

sewal :clover:

Share this post


Link to post
Share on other sites

Çözemediğim Bir Şeyler Var Hayatımda

 

Çözemediğim bir şeyler var hayatımda

Sualtı gibi derinlerde sessizce bekleyen

Dirensem, daha ne kadar direnebilirim artık

Nereye kadar gidebilirim, gitsem?

 

Aradığım nedir, o kentten bu kente?

Adressiz yaşamak da sıkar insanı gün gelir

Gider heyecanlar, istekler, gülümseyişler

Yüreğimdeki denizin suları birden çekilir.

 

Özleyip de vardığım her yerden, hemen kaçsam diyorum

Ne aradığımı biliyorum, ne bulduğumu

Bilmem neresinde yanıldım ben bu hayatın?

Yüreğimi kabartan o sevinç, şimdi sonsuz bir acı oldu.

 

Taşlar yığılmış önüne en güzel, en anlamlı duyguların

Uçsuz bucaksız bir tüneldeyim ve her yanım karanlık

Koluma giriyor bazı adamlar, bir şeyler söylüyorlar

Kalıplaşmış, sıkıntı verici, güdük.

 

Oysa acı diye bir şey var bu dünyada

Ölüm var -ki yüreğimde bu boşluğu yaratan biraz da odur

Yanıbaşımda ölüp gitti dostlarım, ben bakakaldım

Gözyaşlarının da bir yerlere gömüldüğü görülmüş müdür?

 

Çözemediğim bir şeyler var hayatımda

Sanki ilk benim duyduğum garip, anlatılmaz duygular

Sürse daha ne kadar sürer bu, bilmiyorum

Ölümü ve hayatı yanyana düşünmesini ne zaman öğrenir çocuklar?

 

 

Ahmet Erhan

Share this post


Link to post
Share on other sites

EmiLY yollamış bana benden de kardeşlerin en güzellerine Mara ve EmilY için olsun :clover:

 

GİTTİĞİN GÜNDEN BERİ,

ISLAK BİR ELBİSE GİBİ YAPIŞIP KALDI BEDENİME,

ÇIKARIP ATAMADIĞIM!

Yine Bir Gece ve Gecede Ben...

 

Ay ışığı vuruyor pencereme,

Gökyüzü kol-kanat germiş yıldızlara,

Rüzgar bir bir kaldırmış önlerindeki engelleri,

Gece en az hava kadar tertemiz.

 

Sen yoksun ve ben,

Hiç kimsesiz değilse de sensizim!

Nedense,

Böyle gecelerde yakıyor

Yüreğimi özlemin,

Böyle gecelerde yeniden başlıyorum

Gündüzleri bıraktığım sigaraya...

 

Bir bardak demli çay, kağıt, kalem

Ve karşımda sensiz bir günü daha

Savuşturan şehirle baş başa kalıyorum...

 

Acı katlanılmaz,

Saatler geçmez sansam da,

Nihayetinde böyle geceler de,

Varıyor sabaha...

 

Rüzgar asi değil,

Aksine tatlı tatlı esiyor,

Ortalık sessiz,

İnadına güzelken her şey,

Deli oluyorum böyle gecelerde

Yüreğime çöreklenen hüzne...

 

Saatim sesini duyuruyor

Her bir saniyenin...

Henüz dinmiş yağmurun ferahlattığı

Yemyeşil dağlar düşlüyorum;

Suyu fazlalaşmış pınarlar,

Ağaçlara tırmanan sincaplar...

 

Sonra acının kaçarak değil,

Çekerek biteceğini anlatıyorum kendime;

Sevmenin bir bedeli olduğunu fark ediyorum yeniden,

Severken ödeyeceğimi hiç düşünmediğim...

 

Her gün eksilerek yaşadığımı sanırken,

Meğer giderek büyütüyormuşum İçimdeki seni,

Böyle gecelerde anlıyorum...

 

Düşlerde rahatlayıp

Dönüşlerde efkarlandığım böyle gecelerde

Haykırıyorum şehre bakıp:

"Ey sesini duyup elini tutamadığım, hala yüreğimdesin!"

 

Zaman zaman şaşırıyorum kendime

Geride kalanın sen olmadığına sevindiğimde...

Yaşamaktan hoşlandığım için değil,

Hayat güzel olsa da,

Onu sensiz yaşamak istemiyorum aslında,

Tadını alamıyorum hiçbir şeyin...

 

Tesellisi bile kalmadı

Ne şarkıların, ne sazların...

Sensiz seyrettiğim yıldızlar bile parlak değil...

Sensiz çıktığım yolculuklar uzun,

Yaşadığım sevinçler kısa...

 

İşte bu yüzden

Memnunum geride kalmadığına,

Böyle acı çekmeni istemezdim hiç!

Belki de yanılıyorumdur,

Belki sen, benden daha güçlü,

Daha cesur çıkardın.

 

Bilirdin benden sonra

Hayata küsmeni istemediğimi...

En çok gülümsemeni sevdiğimi hatırlardın...

Sense benim en çok hüznümü severdin.

 

GİTTİĞİN GÜNDEN BERİ,

ISLAK BİR ELBİSE GİBİ YAPIŞIP KALDI BEDENİME,

ÇIKARIP ATAMADIĞIM!

 

 

:wub::clover:

Share this post


Link to post
Share on other sites

bana her bakışın aşk bulaştırdı üzerime,

senin için umutlar büyüttüm çocuksu düşlerimde,

sana gelirken yüreğimde umut vardı.

şimdi bir demet hüzün bıraktın bende...

 

ilk yıkılışım değil bu,ilk hayal kırıklığı,ilk kaybediş değil.

mavi bir göğü olmadı hayallerimin,

sen yüreğimi çaldın hırsız gözlerinle.

bana kaldı hayat denilen intihar,

bir demet hüzün bıraktın yüreğimde...

 

oysa ben avuç avuç sevgi topladım yürüdüğün yollardan.

görmedin sana titreyen dalı,

yollarına serdiğim gençliğimin üzerine basıp geçtin...

 

sen mahrem düşlerimi çaldın benim.

dar günlere saklanmış umutlarımı,el gün için biriktirilmiş tebessümlerimi,

biliyorsun,herkesin saklanmış bir yarası vardır hayatta..

sen bütün yaralarımı sattın çarşı-pazar,

zaten yaralıydı yüreğimde,bir de sen...

bir demet hüzün bıraktın bende...

 

söyle neden?neden beni katladın üçe dörde?

yüze beşyüze neden böldün beni?

bir han gibi kilit vurdun yüreğime,

neden bir demet hüzün bıraktın bende...?

 

belki de ucuz kahramanlar gerek sana,

ben yüreğimi bir kartvizit gibi yakamda taşımam ki...

cebimde bozuk para değildir ki aşk...

bir yanım çocuk masumluğudur bu yüzden....

 

ben seni gerekçesiz ve neticesiz sevdim.

ve nasıl sevmişsem seni,böyle dolu dizgin,

ulu orta,öylece hüzne belenmişim işte!

bir demet hüzün oldun bende...

 

sen çocuksu düşlerimin katili,

başı sonu belli bir cinayetin meçhul maktülü.

üşüttün beni ateşlerde,yağmurlarda yaktın.

hüzün oldun...

 

bundan sonra ihlal ediyorum yürek yasalarını

ve ilan ediyorum.

gülüm!sen bir demet hüzünsün yüreğimde büyüttüğüm...

 

bak senin için şiir doldu gözlerim,şairce ağlayacağım.

madem ki;söndürdün lanbaları,

o zaman yakma!karanlığına alışacağım...

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest şevval

ÖLMEMEKTEN ÖLMEK

 

 

Gözkapaklarımın üzerinde ayakta duruyor

Ve saçları saçlarımın içinde

Biçimi ellerimin biçiminde

Gözlerinin rengi gözlerimin renginde

Gölgemde yitip gidiyor

Tıpkı bir taş gibi gökyüzünde.

 

Gözleri var her zaman açık

Ve bir an olsun uyutmaz beni.

Düşeri var apaydınlık

Güneşler buharlaştıran

Güldürür, ağlatır beni ve güldürür

Konuşturur beni söyletmeksizin tek bir söz.

 

 

PAUL ELUARD

Share this post


Link to post
Share on other sites

KARANFİL

 

demek geldin

çoktandır hiçbir yerdeydin

ne kadar değişmemişsin

ellerin ne kadar kalabalık

gözlerin ne kadar ansızın

seni böyle değişmemiş görmedim hiç

demek geldin

 

bu kent burada her zamanki ilkesizliğini yaşıyor

bir çarşı her gün ölüp ölüp diriliyor

radyoda iyi ayarlanmamış bir istasyon

gibi insanın sinirine dokunan sesiyle

bu kent burada her zamanki ilkesizliğini

demek geldin

çoktandır hiçbiryerdeydin

 

 

sen denize bakıyorsun ya

ben sana aşkları anlatmak istiyorum

unutulmuş masalları

unutulmuş masallardaki aşkları anlatmak istiyorum

sen denize yürüyorsun ya

ben sana herkesten önce özgür olmak için

mahkum ranzalarındaki çentiklerden çalıp

kendi çentiklerime kattıklarımı

anlatmak istiyorum

çarpıp duran bir pencere kanadı gibi

çarpan kalbimi

sen denize gömülüyorsun ya

bir karanfil kalıyor

girdabında

 

SALİH POLAT

Share this post


Link to post
Share on other sites

Seni Benim Kadar Sevemeyenler Seni Benim Kadar Sevebilir mi?

 

seni benim kadar sevecek olan

başını taşlarda çürütmelidir

yarasına dikenleri sarmalı

kalbinde dağları yürütmelidir

 

gözleri her sabah başka bir çeşme

her akşam krater, her gece duman

gökleri günboyu alevlenirken

boynunda bir kement olmalı zaman

 

yollar düğüm düğüm boğmalı onu

ızdırap sızmalı baktığı yerden

kaplan tutuşmalı, kurt inlemeli

saçından bir teli yaktığı yerden

 

sana benim kadar tutulmak demek

vurulmak demektir kartallar gibi

tâcını, tahtını kaybetse bile

gülümseyebilmek krallar gibi

 

seni benim kadar sevecek olan

ruhunu kapından kovabilir mi

seni benim kadar sevemeyenler

seni benden fazla sevebilir mi

 

Nurullah Genç

Share this post


Link to post
Share on other sites

Sen çok açık bense çok kapalı

Karanlık çıkmaz bir sokak anlayacağın

Tabela yok iz yok hiçbirşey yok

Dönüşü unutmuşum

Bir çadır kurmuşum gidip geliyorum

O kadar kötü arasından iyiyi bulup içime çekiyorum

Sonra boğulacak oluyorum vazgeçip bırakıyorum

Bildiğim biryere belki döner alırım diye

Bilmiyorum belki budur seni vazgeçilmez kılan

Mantığıma sus diyip gururumu öfkelendiren

Baksana şu halime gece 3-4 arası bende arabesk havası

Gözlerim bir uzak bir yakın bakıyor

Net olamıyor bulanıyor

Çift oldu artık her şey

Kalp atışları düet yapıyor,gölgeler birbiriyle yarışıyor

Hayallerde seni oynatırken uykumda bilincim benle oynuyor

Pulbiber olmuştun benim için genede korkup kaçmadım

Şimdiyse limon kabuğu içim bi garip tekrar denemeye korkuyorum

Nasıl birşey niye böyle anlamak mümkün değil

İnci gözümün önünde parlıyor,etrafımda uzun gümüşten bir zincir

Sense boncuklar takınmış geziyorsun

Yol uzun teker teker dökülürler

Geriye yalnızca ipi kalır boynuna bağlı alnına yakın yazısında baş harfim

Ancak ölünce kaybolur belki bulunur cennette

Gözüm açık mı gidicem bu dünyadan

Yoksa o gün sen mi gelip kapatacaksın

Boşver rahatını bozma gece uzun hayat kısa

Zamanı gelir yeni hikayelere karışır

Kalemimin ucu bitene kadar da yazarım

Share this post


Link to post
Share on other sites

Yasamak yasadikca mutlu

olmak degil

Yasadikca insanlardan

nefret etmekmis

Megersem sevmek aci cekmekmis

Olesiye sevmek

Umutsuzca yasamak gibiymis

Zamansiz gulmek denizdeki

yosunlari bile yok edermis

Istemezsiniz sevmezsiniz

yosunlari ama

Zamani gelince denizde

yosunlari ozlermis

 

Atilla iLHAN

Share this post


Link to post
Share on other sites

kisbahceleri.jpg

 

 

İçlenme, tabiattaki yekpâre kederden,

Yas tutma, dağılmış diye kuşlarla çiçekler;

Onlar dönecektir gine gittikleri yerden,

Onlarla giden günlerimiz dönmeyecektir.

Share this post


Link to post
Share on other sites

SEVDA BU BİRTANEM

 

 

Sevda bu birtanem

Benzemez ki oyuna

Sevda bu birtanem

Bakmaz ki huyuna

Bende öyle kapılmışım

Böyle sevmişim seni

Dinmek bilmeyen fırtına

Sönmek bilmeyen ateş gibi

Ne akıl kaldı başımda

Ne yaş gözlerimde

Hep sen varsın sözlerimde

Seni sayıklarım uykumda

Sevda bu birtanem

Kavuşmak şart değil

Hayalin yeter bana

Kırk yıl geçsede

Yine yanarım sana

Sevda bu birtanem

Anlatması zor

Yakar içini bir kor

Ne rüzgar söndürür

Ne su

Sevda bu birtanem

Sevda bu

Share this post


Link to post
Share on other sites

ÇIĞLIKLAR BİLEKLERİMİ KESMEZDİ

Yılları düşünmezdim önceleri

dönüp duran mevsimleri.

koşmak bilyeli kaydırağımın sırtında,

simsiyah asfaltta kayan mağrur çocukluğumdu.

yaprakların sarısı hüzündü belki,

ayaklarımın altında incinen.

sarının titrek sesine,

sokulup sarılmazdım önceleri.

çiçeklere üzülmezdim, solacaklarına.

avuçlarımı yakmazdı kopardığım sümbüller.

şubatta günün,

saçaklarda kılıç gibi sarkan buzunu,

gecelerime yakıştırmazdım, uykularıma.

nar gibi köpüren sobanın kollarında,

daha duymamıştım,

bir insan yenilgisi olduğunu soğuğun.

eskiden içim üşümezdi ağustosta

misafirlige giderdi ölenler, beklerdim.

herşey inandığım bir gülüş kadar sıcaktı.

güneş kızgıın kızgın eşinirken önceleri,

damarlarıma kutuplar yürümezdi.

çığlıklar bileklerimi kesmezdi,

kanımla yazmazdım duvarlara veda mektubumu

eskiden sadece leylekler göçerdi, turnalar.

içim katarların geçişini beklemezdi göklerde

içim kuşlara karışıp gitmezdi.

limanlar yaşlanmazdı gidenlerin ardından.

yollar uçurumlardan düşmezdi.

önceleri, unutmak ölmekten daha uzak değildi.

önceleri, kararan bir kent akşamına

sokak lambaları gibi serpilmezdim.

yalnız kalmazdım sokak lambaları gibi.

sesime tellerin feryadı göçmemişti daha,

önceleri çocuktum.

Aydın ÖZTÜRK

Share this post


Link to post
Share on other sites

ve BİTTİ.............

 

 

 

Bitirmek istiyordum bir süredir... Acıtıyordu

artık canımı.. Dayanamıyacağım kadar acıtıyordu.

Beynimde, yüreğimde ve bilimum organlarımda

kontrol dışı büyüyordu. Sesini en son duyalı da

en azından 1 sene olmuştu. Belki de daha fazla..

Onu bana hatırlatacak herşeyin imhası büyük bir

özveriyle gerçekleştirilmişti.. Bütün sorun

kafamda yatıyordu!. Kafamda yatıyordun bütün

benliğinle, ve bütün bensizliğinle. Ve onun

yerinden sökülmesi lazımdı artık!..

 

- Uzat elini, sökelim seni!..

 

Özgürlüğe bir adım kaldı,

başarabilirdim belki de. Biraz azim, biraz can

sıkıntısı, bir parça bulut ve birazcık yağmur..

Can sıkıntısı ölümüm olabilir. Belki o bir parça

yağmur bir fırtına olacak, kim bilir!. Bulutlar

güneşi saklayacak yıllarca benden. Ve

silineceksin sonunda bilincimden. Ya da ben öyle

zannedeceğim. Ya da onun gibi birşey. Bütün

mesele bende!. Seni sökmenin bir yolu olmalı...

 

- Seni sökecek birşey ver bana!..

 

Bira sökemedi. Çok uğraştı ama olmadı.

Yanlış reçeteymiş, sonradan anladım. İçtikçe daha

bir yer ediyordun. İçtikçe arzularım sana

dönüyor. İçtikçe büyütüyordum yokluğunu. İçtikçe

ben olmaktan çıkıyordum. İçtikçe daha bir

kayboluyor, daha bir siliniyordum. Yok oluyordum

yokluğunda. Yokluğun bir girdap, kaçmak imkansız

gibi birşey.. Dipte ne var bilinmez.. İçmek seni

hatırlatmaktan başka birşeye yaramadı!.

 

- Bana bira verme!..

 

Bana yokluğunu da verme. Karanlık

korkutmuyor yokluğunun korkuttuğu kadar!.. Bana

sensizliğin lazım en sessiz biçimde. Bana sönmüş

küllerin lazım, bilmediğim denizlere atmak için..

Bana gitmelerin lazım, peşinden koşamayacağım.

Bana bölünmüşlüğün lazım, bir daha

tamamlayamıyacağım. Ve bana bir parça gözyaşın

lazım, ağlayabileceğim..

 

- Arkanı dönermisin, öleceğim de!

Share this post


Link to post
Share on other sites

DARMADAĞINIM BEN YİNE

 

Bağışlayın beni sevdalarım

Kendimi parçalara ayıramadım

Alın gidin korkularımı

Saçlarımı ellerinizle okşayın

Hiç bir ayrılık yeniden yaratmıyor artık beni

Alın gidin korkularımı

Saçlarımı ellerinizle okşayın

Ve bütün ayrılıklar sabah olunca alıyor nefesimi

 

Kan revan içindeyim

Gönlümün derdindeyim

Yerlerin dibindeyim

Kurtar ne olur

 

Kan revan içindeyim

Yarimin peşindeyim

Cennetin izindeyim

Kurtar ne olur

 

Aşk ağır yükler bindirdi

Küçülen omuzlarıma

Kalplerinizden kaçtım hep

Varıp gittim en karanlıklara

Yağmur ıslak mazeretler yükledi büyüyen yangınıma

Cehennemden düştüm hep

Beni hiç görmediler

Yağmur ıslak mazeretler yükledi büyüyen yangınıma

Seviştim ve yoruldum

Varıp gittim en yalnızlıklara

 

Kan revan içindeyim

Gönlümün derdindeyim

Yerlerin dibindeyim

Kurtar ne olur

 

Kan revan içindeyim

Yarimin peşindeyim

Cennetin izindeyim

Kurtar ne olur

Share this post


Link to post
Share on other sites

Memleket İsterim

 

 

Memleket isterim

Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;

Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

 

Memleket isterim

Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;

Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

 

Memleket isterim

Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;

Kış günü herkesin evi barkı olsun.

 

Memleket isterim

Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;

Olursa bir şikayet ölümden olsun.

 

 

Cahit Sıtkı Tarancı

Share this post


Link to post
Share on other sites

AYRILIĞIN İLANI

 

Gidiyor musun diye sorma bana.

Gönderen sensin.

Ne terk etmeyi istedim seni,

Ne de daha yaşamadığımız bu aşkı toprağa gömmeyi.

Senin kadar öfkeliyim ben de.

Senin kadar endişeli...

 

Bir dokunuşunla bin kenti yıkacak güç verirdin bana

Ama inandıramadım seni.

Sen, sorgularken beni kafanda

Ben, gözlerinin içine bakıyordum kuşkuyla.

Bir tek sözün bağlardı beni sana,

Oysa sen hep susmanın koynunda.

 

Aşkın içine bir kez girdi mi kuşku,

Teslim alır bedenleri de.

Sütten çıkmış ak kaşık değildim

Ama yalanı sokmadım iki kişilik dünyamıza.

O dünya ki bazen minicik bir odada

Bazen kentin ortasında şekillendi.

Nasıl da güzeldi...

Zaten varsın diye her şey güzeldi ama

Sen buna inanmadın. Ah bu sorular...

 

Yaşamak varken sevdayı delice,

Niye boğarız sorularla?

Nasıl ikna edebilirdim seni?

Ben, aşk dedikçe sen, dur dedin.

Ben, seninleyim dedikçe

Sen, hayır dedin.

Zaten az konuşan sen

Olumsuz ne kadar sözcük varsa

Bulup çıkardın ortaya.

Bense hiç bir şey diyemedim.

 

Ne kadar zarar vermişim sana meğer.

Nasıl değiştirmişim seni.

Oysa hiç böyle düşünmemiştim.

Kimseye zarar vermek istemem ben.

Kimseyi olduğundan farklı bir hale getirmek istemem.

Ama öyle oldu işte.

Demek ki; gitmelerin zamanı şimdi.

 

Çocukluğuna sığınır atlatırsın bu acıyı.

Ne sevişmelerimiz kalır aklında, ne sevda sözlerimiz.

Rahat değilim diyordun ya, rahat ol artık.

Gülüşlerini saklaman için bir neden kalmadı.

Tedirginliğinin sebebi de kalktı ortadan.

 

Biliyor musun bir tanem!

Gidişim yürekten değil, zorunluluktan.

Sanma ki, bu toy sevdayı başka kimliklere taşırım.

Sanma ki, benden sakladığın gülüşleri

yalancı yüzlerde ararım.

Seni de götürürüm yüreğimde.

Her zaman yokluğunu taşırım.

 

Bulup, bulup kaybettim seni .

Ne yazık ki, tozduman edemedim kuşkularını.

Ne yazık ki, kalamadın bana.

Öpücüğümün kokusu kalacak kapının eşiğinde.

Kokladıkça; bizi bir yanlışa mahkum ettiğini anlayacaksın.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Geç Azizim Geç

 

 

Biz de yasariz azizim,

Yasamaya gelince, biz de yasariz ama,

Olmuyor cebimizden kattigimizla eglenmek,

Gönlümüzden katalim,

Varlikli kisileriz neseden yana.

Pazarimiz hos mu geçecek,

Sart degil Büyükada, Heybeli;

Çok bile gelir kayigi Hristo'nun:

Sekiz arsin iki karis,

Kiz gibi Cibali yapisi.

Bir isaretimize bakar

Çikmazsa baligi alesta,

Aylardan temmuz, günlerden pazar;

Yenikapi açiklarindayiz...

Birakin Hasan geçsin kürege,

Utandirmaz bu kollar sahibini.

Kabarmaz bu avuçlar

On ikisinden beri nasirlidir.

Fazla külfet istemez,

Bol sigaramiz olsun,

Köfte, ekmek, domates yeter.

Karimiz, sevgilimiz yanimizda

Basaltinda sarap testisi...

Dedik ya bugün pazar

Belki genç arkadasi

"Ilk defa günese çikardilar",

Isteriz bütün dostlar aramizda olsun;

Kiminin Hanya'dan gelir selami,

Kiminin Konya'dan

Sandalimiz genis degil, ne çare,

Gönlümüz kadar.

Ne yapalim bol sarabimiz var ya,

Onlarin sagligina içecek;

Gün ola harman ola!..

Anlariz biz de bu islerden,

Elimiz degdi de oksamadik mi,

Su "pür hayal" saçlari ?

Kim istemez "yâr"i uyutmasini "sine" de

Batan güne karsi,

"Bâde" içmesini "Yâr eli"nden?

Gözü kör olsun felegin,

Gelecekten umudumuzu kesmedik,

Içimiz öylesine ferah...

Son kadehlere dogru sorsun,

Sesi en güzelimiz bizden:

"Gam, keder ne imis?"

Yontulmamis sesimizle cevabi hazir:

"Geç azizim, geç!"

 

 

Rıfat Ilgaz

Share this post


Link to post
Share on other sites

İhanete uğradın mı hiç?

şalteri indirilmiş motor gibi

yaşamın durdu mu hiç?

 

nefes alamadığını hissetmek

içtiğin sudan bile

tad almadan yaşadın mı hiç?

.

yandı mı ciğerin

koparttılar mı yüreğini?

 

bakıpta gördüğün tüm güzellikleri

göremez oldun mu hiç?

 

Bunca yıl sevgine verdiğin emeği

harcadılar mı bozuk para gibi?

 

Sofi´nin seçimi gibi

zorlandın mı hiç?

savaşmak ya da bırakmak

gitmek ya da kalmak gibi

 

nefret ettinmi tüm kadınlardan?

Annen, kızın, kendin de

kadın olduğun halde

 

ihanete uğradın mı hiç?

öldürdüler mi seni

yaşanacak çok şey varken henüz...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Odamda bir hayalet hasretin

Duvarlara sinmiş gölgesi

Lambalar ürkek, loş

Pencereler uykulu, medhuş

Vazodaki güller sonbahar, nisan ayında

Anıları yaşamak isterken

Ümidine kurban gitmiş

 

 

 

Takvim yaprakları

Titrek ellerimle tuttuğum kalem

Sensizlikle sarhoş,

Masama çizdiğim masum gözlerin.

Duvardaki saat durmuş

Bilmem gecenin kaçı

Kaçıncı sigaram

Sensizliğe içtiğim

Göz yaşlarım Toroslarda

Her damlasında bin pişmanlık

Yüreğim buruk

Yüreğim kısır

Aynalar puslu, renklerin diline yabancı

Odam karanlık

Odam buz yatağı, bomboş

Sensizlik kudurmuş

Sensizlik kan kusturmuş

Odamda bir sancı

Dününü kaybeden, yarını meçhul

Aynada bir yabancı

Gözleri yaşlı

Gözleri fersiz

Gözleri kan çanağı

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.