politika tarafından postalanan herşey
-
Azerbaycan'da neler oluyor-mus?
Aylardan bu yana,Eurovizyon Sarki Yarismasinin yapilacagi Azerbaycan'a karsi Avrupa'da ve Amnesty International'de müthis bir öfke var. GEREKCE: Azerbaycan'da,hükümet cok sert ve antidemokratikmis ve su anda 6 Gazeteci tutukluymus.AB Komisyonu ve Danisma Meclisi Azerbaycan'a cok sert bir uyari vermis.Amnesty ise tutuklu gazetecilerin "derhal"serbest birakilmasini istemis. Sarki yarismasina kisa bir süre kala baslatilmis olan bu asimetrik saldiri bir Ermeni planidir.Amac,bu yarismaya katilimi mümkün oldugunca asagi cekmek ve Azerbaycan'i dünya kamuoyu nezdinde antidemokrat olarak göstermektir. Amnesty International,bir zamanlar Türkiye'yi hep kara listenin basina almisti.Sinek birisini isirsa Amnesty International derhal protesto ederdi sinegi.Son 10 yildir Amnesty International'in sesi Türkiye'ye karsi kisildi.Diger kuruluslarin ve de AB'nin Türkiye'de son 6 yildir yasanan ve bir darbeyi aratmayan insan haklari ihlalleriyle ilgili,icerde tutuklu olan yüzün üzerinde gazeteci ile ilgili bugüne kadar ciliz bir iki laf disinda ciddi hicbir uyarisi olmamistir.Tam aksine,hepside sözlesmis gibi,Türkiye'de nasil bir demokrasi oldugunu,Türkiye'nin örnek bir ülke oldugunu propaganda etmektedirler.Muhakkak ki,AB'nin ABD'den bagimsiz karar alabilmesi biraz zordur.Insan Haklari kuruluslarininda bagli olduklari ülkeler düsünüldügünde neden Türkiye'ye karsi killarini bile kipirtatmiyor olduklarini anlamakta zorluk cekmeyiz. Türkiye'nin bölünmesi,Türkiye'nin Lozan'i unutmasi,Türkiye'nin ABD'nin bir kolonisi olmasi AB'nin hedefleri arasindadir. Azerbaycan üzerine oynanan oyunlardan her ne hikmetse Türkiyede ki medyadan tek bir ses cikmamaktadir.12 Eylül'ler,28 Subat'lar Türkiye'nin tüm diger gündeminde olmasi gereken herseyi bir anda silip süpürmüstür.AB'nin Azerbaycan'a karsi takinmis oldugu tavri protesto etmekten korkan medya icten pazarliklidir.AB'nin protesto edilmesi demek AB'den Türkiye'ye uyarilarin gelmesi demektir.Yani sen sus bende susayim hesabidir bu. saygilarla
-
meclis tiyatrosu
ZAHİDE UÇAR Yazdı: MECLİS TİYATROSU : Y-Anayasa19 Nisan 2012 “Meclis tiyatro”da tiyatrocuları kıskandıracak bir performansla sürekli yeni bir oyun sergileniyor. Her oyun arasına bir reklam giriyor: Y-Anayasa(!)… Y-CHP gibi yani… Soros’un turuncu rengine boyanmış, Barzani sosuyla tatlanmış, PKK tabağında servis: Bölünme yasası… Okyanus ötesinden verildiği aşikar olan ev ödevi Türk Milletine Y-Anayasa olarak yutturulmaya çalışılıyor. Meclis tiyatronun tek aktörü olan Erdoğan çalıyor, muhalefet oynuyor. Muhalif görünümlü yedek oyuncular halkın gazını alarak olası bir patlamanın önüne geçiyor. Erdoğan 2007 yılında Özbudun’a bir anayasa sipariş etti. Yap bir kilo pirzola der gibi; “bir anayasa YAP” demişti. Hazırlanan Y-Anayasa taslağı Amerika’ya götürüldü. Görücüye çıktı. Taslakta nelerin olduğunu Türk Halkı asla öğrenemedi. Hükümet üniversitelerden, sivil toplum kuruluşlarından Y-Anayasa için öneri alıyor. Sözüm ona toplumsal mutabakatla Y-Anayasayı çıkarmış olacaklar. Oysa Erdoğan’ın anayasa taslağı zaten hazır… Bunu nereden mi biliyorum? Erdoğan’ın dokuz yıldır uyguladığı politikalardan. Muhalefetin bunu bilmemesi mümkün değil. Bilmiyorsa da vahim, çünkü ülke yönetmeye talipler. Biliyorlarsa bölünme anayasasını meşrulaştırma görevini yerine getiriyorlar demektir. Yedek oyuncu durumu yani(!).. Meclis Tiyatro’ya hoş geldiniz… Türk Halkına karşı işlenecek cinayetin faili meçhule yazılmasını isteyen derin toplum mühendisleri, “toplumsal mutabakat” maskesiyle zaten hazırda olan Y-Anayasayı mutabakat yasasıymış gibi yutturacaklar. Ufuk Söylemez’in güzel yakıştırması ile; “toplu ikna odası haline gelen holding medyası” cinayete azmettirme görevini şehvetle yerine getiriyor. Bu durumu değerli hemşerim Prof. Dr. Meltem DİKMEN-CANİKLİOĞLU hukuk diliyle şöyle açıklıyor: “Bir kişiyi başka bir kişi öldürürse cinayetten yargılanır. Bir kişiyi bin kişi linç ederse faili meçhul olur. Katil bulunmaz. Anayasa değişikliği ile Türk Halkına karşı cinayet suçu işleyenler bu cinayete önce muhalefeti ortak etti. Şimdi Türk Halkını Türk Milletine karşı bu cinayete ortak edip sorumluluktan kurtulacaklar.” Y-Anayasa tezgahı bundan daha açık nasıl tarif edilir? Bu hükümetin 9 yıldır hukuk adına ne yaptığını, ne söylediklerini hatırlarsak, başımıza gelecekleri daha iyi anlarız: 1-AKP’nin özel mahkemeleri… Sehven üretilen suç unsurları… Adaletin elinde ölüme yollanan insanlar… Medya, polis, yargı üçgeninde yürütülen bir dava(!).. Şantajdan Tehdide-İLERİ Demokrasi(!).. Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklu bulunan Eski Türk Metal Sendikası başkanı Mustafa Özbek tahliyesinin ardından “22 ay savunma yapmadan çıktım, 3 saat önce teröristtim, şimdi ne değişti?” diye açıklama yaptı. Açıklama üzerine Bülent Arınç “kabadayılık yapmasın” dedi. Arkasından da ekledi; “Çünkü öyle kabadayılar vardı. Tahliye edilip çıktığında 1.5 saat kadar televizyon önünde konuşan, sonra tekrar ‘içeri buyurun’ dendiğinde sesi çıkmayanlar var”. Şantaj demokrasisini biliyorduk da, ileri demokrasi dedikleri şeyin TEHDİT DEMOKRASİSİ olduğunu da Arınç sayesinde öğrenmiştik. 2- 2 yıldır YAŞ kararları öncesi hukuk harekete geçirilip tutuklama kararları çıkartıldı. Yani, yargı kullanılarak istenmeyen komutanlar bertaraf edildi. 3- Çok Demokratik Başbakan “polis rejimin güvencesidir, sigortasıdır” diyerek hukuk devletinden polis devletine geçişin sinyalini vermişti. Bir 23 Nisan Çocuk Bayramında başbakan koltuğuna oturtulan kız çocuğuna “başbakan sensin, ister as, ister kes” diyen Erdoğan’ın beğenmediği bir yargı kararı için; “bunu bir de ulemaya soralım” dediğini hatırlarsak, hayal ettiği Türkiye’yi tahmin etmek zor olmasa gerek. 4- 2003 yılında “Türkiye Tanıtım Konseyi”nin çalışmalarından bazı hatırlatmalarda bulunayım, AKP zihniyetinin yapacağı Y-Anayasa’yı siz tahmin edin. Projenin İstanbul’la ilgili bölümünde “İstanbul, Müslümanlık ve Türklük gibi negatif çağrışımları olan kavramlardan soyutlanarak ele alınabilecek bir değerdir” yazıyordu. Türkiye’nin tanıtılacak tarihi mekanları, “ Efes, Nemrut, Ksantos, Antik kiliseler, tapınaklar”; tarihi kişilikler de, “Yedi Uyurlar, Homeros, Sezar, Diyojen, Ezop ve Nakşidil Sultan” olarak belirlenmişti. Bu projede yer alan komitelerdeki isimler daha da ilginç. Kültür-Edebiyat-Mizah komitesi: Mario Levi, Orhan Pamuk. Tarih-Arkeoloji-Mimarlık: Prof. Dr. Stefanos Yerasimos. Kamu: Ali Müfit Gürtüna, Cengiz Özdemir, Melih Gökçek. Basın Medya: Etyen Mahçupyan, Mehmet Ali Birand. Akademikler: Geyvan Mc. Millen, Prof. Dr. Jak Deleon. Sivil Toplum-Meslek Örgütleri: Aldo Kaslowski, Tanıtım Strajejileri Kurulu: Vincent Bouvard. Gördüğünüz gibi, Türkiye’yi Türksüz ve İslamsız tanıtmaya kalkan AKP iktidarı; tarihimizi tartışmaya açarak, kültürümüzü yozlaştırarak, hutbelerden “İslam tek geçerli dindir” sözünü kaldırarak devleti Türksüzleştiriyor. 5- KCK operasyonunda tutuklanan eski DEP’li Hatip Dicle mahkemede; Bakan Atalay’ın, 15 Ekim’de görüştüğü DTP’nin Genel Başkanı Ahmet Türk’e “Müsteşarımı Diyarbakır’a gönderdim. Hakim ve savcılar ayarlandı, gelen PKK’lılar geldiği gibi geçecek” dediğini iddia etti. (2010) 6-“Kürt Açılımı” diye başlatılan bölücü söylemden sonra “demokratik açılım” diye devam edilen açılım-saçılımın içeriğini biz öğrenemedik ama Başvekil ABD’de ki “dostları” ile paylaşacağını söyledi. İlk ziyaret ettiği yer Dünya Siyonist Örgütü ADL..(!) (2009) 7- ABD Başkanı Obama TBMM’de yaptığı konuşmada Türkiye’ye dört konuda ödev vermişti. Ödev konusu: “Azınlıklar, Ermenistan ile ilişkiler, Kıbrıs meselesi ve sözde Kürt açılımı.” İktidar vekilleri utanmadan Obama’yı ayakta alkışlamıştı. Şimdi bir “ast” gibi “üstlerine” çalışmalarını sunuyorlar. Ve Başbakan diyor ki; “alıştırarak yapacağız(!)..”(2009) 8- Bakınız Aslan Bulut ne yazıyor: “2001 yılı Temmuz ayında bir lobi şirketi vasıtasıyla Tayip Erdoğan’a ABD’den gönderilen CFR kaynaklı memorandumda, “Ankara, yerel yönetimlere otonomi vermek ve milli hükümetin fonksiyonlarını yerel düzeyde merkezi olmaktan çıkarmak zorundadır. Dünya, bütün hükümetlerden bunu istemektedir” deniliyordu. Bu gizli belgenin orijinalini AKP’nin kurulmasını bekledikten sonra, Kurultay ve Yeniçağ’da, ayrıca Küresel Haçlı Seferi kitabımda yayımladım. Başlangıçta belgenin gerçek olduğuna ben de inanamamıştım. Fakat AKP kurulup programı açıklandığında gördüm ki memorandumda yazılanlar, neredeyse aynı ifadelerle partinin programı haline getirilmiş!“ 9-1996 yılında Abromawitz Erdoğan’ın başbakan, Gül’ün dışişleri bakanı olacağınızı söylemişti. Y-Anayasayı da biliyor olmalı. 10- Recep Bey’in vekili Kabe’de iken mecliste oy kullanma mahareti gösterecek kadar beceriklidir. 11- YARSAV Başkanı’nın tarihe not düşecek bir tespiti var: “Hukuk mücadelesi Türkiye de zor bir mücadele. Ancak ilginç olan Türkiye’de hukukun içinde kalanlar, hukuksuz olarak gösterilmekte ve hukukun dışına çıkmayan bu kişiler, hukuka ulaşmak için mücadele etmek durumunda bırakılmakta. Ömer Faruk EMİNAĞAOĞLU”(2009) 12-Ergenekon davasının 82. Duruşmasında gazeteci Hayrullah Mahmut Özgür’ün sorgusu yapılıyor. Star gazetesinin Uzan Grubuna ait olduğu dönemde 2003 yılında Ankara Temsilciliğini yapan Özgür, çapraz sorgusu sırasında çarpıcı bilgiler veriyor. Bu bilgilere göre: “Tayyip Bey, belediye başkanı olduğu dönemde Zapsu ile birlikte ABD Başkonsolosluğu’nu ziyaret ediyor. Başbakan olması halinde neler yapacağını anlatıp sözler veriyor. İşte bu sahnelerin videosunu bazı kişiler Hayrullah Mahmut’a izletiyorlar. Ardından söz alan İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in, Özgür’e sorduğu sorular ve Özgür’ün yanıtları şöyle: PERİNÇEK: İzlediğiniz, ABD İstanbul Başkonsolosluğu’ndaki toplantı görüntülerinde, Tayyip Erdoğan’ın “özelleştirmeyi sonuna kadar götürme” taahhüdü dışında başka başlık var mı? Görüntülerde Cüneyt Zapsu da var mı? MAHMUT ÖZGÜR: Görüntülerde RTE, Neo-Sevr dediğimiz sonradan yaşananlarla somutlanan ABD’yle gizli anlaşmanın tüm maddelerini kabul ettiğini, Ermeni soykırımının kabul edileceği, Büyük Ermeni devletinin kurulması, anayasa değişikliği, AB uyum yasalarının değiştirilmesi, TSK etkisizleştirilmesi vb tüm hususları kabul ettiğini söylemektedir. Başkaca taahhütlerde vardı, aklımda kalan bunlardır. Görüntülerde Cüneyt Zapsu da bulunmaktadır.” O taahhütler Y-Anayasa olarak karşımıza çıkacaktır. 13-Yunanistan’da yayımlanan To Vima Gazetesi, Başbakan Tayyip Erdoğan ile Fener-Rum Patriği Bartholomeos arasında “kağıda dökülmemiş gayrı resmi bir gizli mutabakat bulunduğunu” iddia etti. Barto’da özerklik istiyor(muş)!!.. (Y-Anayasa’da hangi maddelerin yer alacağı hakkında ip uçları…) 14- ‘Reddimin reddine…’ Başlıklı Radikal Gazetesinin haberine göre; “Ankara’daki Hopa protestosunda gözaltı ve tutuklama kararlarını veren hâkim, avukatların reddi hâkim talebini de kendisi reddetti.” 15- ABD Donanması Haberalma Servisinin 1979 yılında ele geçirilen raporundan beyin yıkama teknikleri hakkında yazılan bir madde: “Tarih ve hukuku yeniden yazmak ve halkı sapkın yaradılışın hükmü altına sokmak…” Geçmişle yüzleşiyoruz tezgahı ile tarih yeniden yazılıyor. Y-Anayasa cepte mutabakat bekliyor. 16- ABD Donanması Haber Alma Servisinin raporunda yazılı 3 maddeyi hatırlarsak: “Genel Kural a- Düzensizlik. Düzensizlikte kar vardır. Daha fazla karışıklık daha fazla kar demektir. Bu nedenle en iyi yaklaşım problem yaratmak ve sonra çözümler sunmaktır.” (PKK’yı besleyip Kürt açılımı önerdikleri gibi..) b-Medya: Yetişkin nüfusun dikkatini gerçek sosyal sorunlardan uzak tutarak gerçekte önemli olmayan meselelere çekmektir. (BBG Evi, yemekteyiz vb. programlar, diziler amaca yeterince hizmet ediyor.) c-Okullar: Genç nüfusu gerçek matematikten, gerçek ekonomiden, gerçek hukuktan ve gerçek tarihten habersiz tutmaktır.” (Milli olmayan eğitim ile boşuna bu kadar uğraşılmıyor.) 17- Amerika’dan Mesaj Var(!)... Barkey seçim sonuçlarını yorumlamış. Mesajlar muhteşeeem(!).. Diyor ki: a) AKP %50 civarında oy almasına rağmen milletvekili sayısı azaldı. Bu iyidir. Daha uzlaşmacı olacaktır. Tercümesi: “Daha uzlaşmacı ol, toplumda biriken gazı al. Uzlaşmaz bir tutumla istediğimiz yeni anayasayı yapamazsın. Yaparsanız ters teper. Bu da bizim işimize gelmez.” CHP beklenen oyu alamadı. Sebebi Silivri sanıklarını aday olarak göstermesidir. Kendini anlatmak yerine sanıkları aday göstermesini halka anlatmakla zaman geçirdi. Halk bu durumdan hoşlanmadı. Tercümesi: “Bizim içeri tıktıklarımızı vekil yaparak dışarı çıkartmaya kalkmanın cezasız kalacağını mı sandınız? Halk (gerçekte BİZ) bu durumdan hoşlanmadık.” c) BDP aldığı oy ile Kürtlerin temsilcisi olduğunu ispat etmiştir. Tercümesi: “Hani siz BDP yüzde kaç oy alıyor ki de Kürtleri temsil ettiğini söylüyor diyordunuz. İşte, aldığı (aldırdığımız) oyla Kürtlerin temsilcisi yaptık. Sonuçlarına hazır olun.” d) Yapılacak yeni anayasa uzlaşmayla yapılmalı ve son anayasa olmalı. Tercümesi: “Yeni anayasayı istediğimiz gibi çıkartın. Bu anayasa son anayasanız olacak. Çünkü benim istediğim biçimde yazılacak.” Anlaşılan Amerika acele ediyor ve Barkey üzerinden seçtirdiklerinden DİYETİNİ istiyor.(kazandırıldı-2011) Cemil Çiçek nasırına basılmış gibi Y-Anayasa diye bu yüzden bağırıyor olmalı. 20-Küresel oyuncu Rockefeller ne diyordu hatırlayalım; Türkiye hakkında biraz daha durmak istiyorum; çünkü dünyadaki en stratejik konumdaki ülkedir ve bizim için çok önemlidir. Nedenlerine gelince: Bir kere Büyük İsrail Devleti topraklarının su kaynaklarının önemli bir kısmı şu anda Türkiye’ye aittir. İkincisi, Müslüman ve demokratik bir ülke olarak bu konuda öncü bir ülkedir. İslamiyet’i yıkmak istiyorsak önce Türkiye’den başlamalıyız. Üçüncüsü, Avrupa ve Asya arasında bir köprü durumdadır. Maden, petrol, doğalgaz gibi zengin yer altı kaynaklarına sahip Ortadoğu ve Kafkasya’ya hakim olmak istiyorsak bu ülke elimizin içinde olmalıdır. (Y-Anayasa ülkemizi küresel oyunculara tam anlamıyla teslim etme oyunudur.) BU CİNAYETE ORTAK OLMAYIN!! İLK KURŞUN saygilarla
-
İHBARCI MUHBİR!
Meral Aksener'in birde "bir gece baskiniyla emniyet müdürünü degistirmesi vardir"kapilari kirarak makamina girdiler müdürün.Baslarinda Meral Aksener'in kendisi vardi. Meral Aksener 28 Subat'i ilk imzalayanlardandir simdi ise parti sefi 28 Subat'a karsi oldugu icin o da siyaset geregi karsi olmustur,iste parti ici demokrasinin acinacak hali ve de insanlarin iki yüzlülügü burada kendini göstermektedir. saygilarla
-
YOK ASLINDA BİRBİRİNİZDEN FARKINIZ...
Dün darbeci diye tanitilanlari savci ve yargiclar alkislamis,bugünse darbe yapani Harp Okulunda dakikalarca alkislayanlar maalesef Türk Ulusu'nun güvendigi askerlerdi.Demek ki dünden bugüne degisen sadece siniflar olmus. saygilarla
-
28 Şubat Operasyonu
Laiklik, sanik sandalyesindedir,laiklik yargilanmaktadir ve o kadar ilginc ki:bugün sadece iktidar kanadi degil,sadece onun medyasi da degil,sadece iktidara canak yetistirenlerde degil,dün devrimci gecinen,6.Filo'yu Kabatas'ta karaya cikarmayanlar da laikligi yargilayanlarin safindadir. Cemil Cicek,partilere seslenip:Anayasa icin söz verdiniz dönmek yok kim dönerse dönektir diye dün bas bas bagiriyordu.Bagimsiz Türkiye icin hayatlarini feda edenler,bu ugurda ipe cekilmeyi bile göze alanlar nereden bilecektiler ki yanlarinda devrimcilik oynayanlar bugün dönecekler diye.Yoksa onlarda Cemil Cicek gibi "dönmek yok,dönenler dönektir"diye bagirabilirdiler. saygilarla
-
Şeyh Sait İsyanı'nda Şeyh Şemsettin'in Sorgulanması...
Seyh Said Isyani: Türklere karsi,Ermeni ve Kürt milliyetcilerinin isbirligi;Ermenistan ve Kürdistan projeleri Mustafa Kemal tarafindan Lozan Antlasmasi ile cökertildikten sonra da devam ettirilmistir. Ayni siralarda Türkiye;Musul konusunda halk oylamasi yapilmasini istiyor,Ingiltere ise bu konuyu Milletler Cemiyeti'ne götürerek burada ki etkinligini kullanip Musul'da kontrolü sürdürmeye calisiyordu.Türkiye ile Irak'taki Ingiliz gücleri arasinda sinir catismalari basliyor ve artiyordu.Türkiye sinirinda askeri tedbirler alirken 1925 yili Subatinda Seyh Said isyan baslatiyordu. GARO SASUNI;Seyh Said Isyani'nin gelisimin söyle özetliyor: "Isyan 1925 yilinin Subat basinda Kürdistan'in bütün bölgelerinde birden basladi.Horasanli asireti reisi Albay Halit Bey derhal Mus'u kusatti.Cibranli asireti reisi Hasan Bey carpismalardan sonra Hinus'u,Seyh Abdullah ise Varto'yu zaptettiler.Birkac önemsiz carpismadan sonra Ergani-Maden'de zaptedildi.Seyh Said 7000 isyanciyla birlikte Kigi,Egin üstüne yürüyüp,Hay ne,Lice ve Piran'i zaptederek Capakcur'a hakim oldu ve bütün Harput'u tehdit altina aldi.Az sonra da cevre asiretlerinden yardimci kuvvetler alarak derhal Diyarbekir üstüne yürüdü. Türkler endiseye kapilarak derhal Sarikamis'taki 9.,Erzurum'daki 8.,Diyarbekir'deki 7.tümenleri ve Mardin'deki 1.,Urfa'daki 14.Süvari alaylarini,Van'daki 1.süvari tümenini ve hudut birliklerini harekete gecirdiler.Bu cok büyük sayidaki birlikler,sagdan soldan temin edilmis olan diger muntazam birliklerle takviye edilerek her yönden Kürt güclerine karsi yürümeye baslayip kanli carpismalara yol actilar.Güc ve azimlerini ulusal bagimsizlik ruhundan alan Kürtler,bu büyük Türk birliklerini her yerde maglubiyete ugratip dagittilar. Kürt isyancilari,kurtarilmis bölgelerde milli örgütlerini daha da saglamlastiriyor ve güclerini arttirmaya hiz veriyorlardi.Kisin korkunc firtinalara,kara tipiye ragmen Kürtler büyük bir ustalikla Kürdistan'in dogal engebeliklerinden faydalanarak muntazam Türk birliklerine karsi carpisiyorlardi. Isyancilar isgal ettikleri bütün yerlerde derhal gecici bir "Kürdistan Hükümeti"kurarak disiplin ve güveni sagliyorlardi.Türklerden esir alinan askerler özel esir yerlerine yerlestiriliyordu.Türk birliklerinde bulunan bircok Kürt subayda isyancilarin tarafina gecmisti. Artik Küertler Kürdistan'in 12 vilayetini zaptetmislerdi.Durumun cok tehlikeli oldugunu isyancilarin Siverek kapilarina dayanmis olduklarini ve isyan bölgelerindeki Türk birliklerinin tamamen erimis oldugunu gören Ankara Hükümeti derhal genel seferberlik ilan etmeyi zorunlu buldu. Alinti:Kürt Ulusal Hareketleri ve .... s 187 Yukaridaki ifadeler bir Ermeni'nin ifadeleridir yani resmi tarihten alinma degildir,cünkü resmi tarih denince Türk düsmanlari hemen o tarihi gercek disi kabul ediyorlar. Yukaridaki ifadelerden de anlasildigi gibi SEYH SAID Isyani tamamen Kürtcü bir kalkismadir ve hedefinde Kürt Devleti vardi.Yani bu isyanlari savunan sahte müslümanlarin iddia ettikleri gibi asla dini bir gerekcesi yoktu ancak dincilik yapan isimler tarafindan organize edilmistir.Cumhuriyeti kuranlara,Sevr'i yirtip atanlara karsi kinlerini kusanlarin bu isyanlari din ugruna diye nitelemeleri kocaman bir yalandir. Seyh Said'in komuta ettigi isyan üc ayri bölgede yürütülüyordu.Birinci bölgede hedef Diyarbakir'di,buranin komutani Seyh Sait'ti.Seyh Serif;2.bölge olan Elazig-Dersim bölgesini ele gecirmeye cabaliyordu.Can seyhleri Mustafa ve Ibrahim'in emrindeki kuvvetlerle saldirdigi Kigi bölgesi 3.isyan alani idi. Dogu Illeri ve Varto Tarihi,s.171-174 Asagida bir bölümünü verdigimiz resmi belge de Varto Dersim arasindaki Alevi asiretlerinin Seyh Said kuvvetlerine karsi devletin yaninda önemli görevler yaptigini gösteriyor: "Talimatname Hinis,14 Mart 1341(1925) 1-Minrikamizin Carek asiretinden toplanan atli ve piyade mevcuduyla,burada bulunan Hormek ve Lolan asiretleri agavatiyla(agalariyla)simdi Arapderesi'ne hareket edilecektir. 2-Bu müfrezenin vazifesi:Ussatin(ASILERIN)Varto'dan Hinis istikametine dogru muhtemel olan taarruzunu def etmek ve ussatin arkasinda kalan Hormek ve Lolan asiretleri ile irtibat tesis ederek müstereken yapacaklari baskinlarda ussati tepelemek ve istihbarata son derece ehemmiyet vermek ve alacaklari her gün sabah,aksam raporla bildireceklerdir. Hinis müfreze Kumandani Kaymakam Osman Seyh SAID yabanci güclerin kullandigi bir isim olarak belirginlesmistir. Seyh Said'in 1.Dünya Savasinda Rusya lehine tahriklerde bulundugu,1925 ayaklanmasinin ise Ingilizlerin destegi ile oldugunu General Cebesoy dile getirmistir. Yurt disina kacan Vahdettin isyanin bir ayagini olusturuyordu.Basta Ingiltere olmak üzere,Kürt Teali Cemiyeti,Vahdetti'in reisligi altinda bulunan Tarikat-i Salahiye Cemiyeti gibi kuruluslar isyani tahrik etmis ve bizzat seyhler isyan hareketine kumanda etmislerdir ki buda katilimin daha cok olmasi yani dini bir kisveye sokularak isyanin büyük bir katilimla gerceklestirilmesini amaclar. "Cumhuriyetten sonra merkezi otoriteye karsi girisilen isyanlarda,isyanlarin sonucu olan sürgünlerde hep dinsel sloganlar kullanilmistir.Fakat bu dini sloganlarin arkasinda emperyalizmin ekonomik ve siyasal cikarlari yatmis ve de hala yatmaktadir.Bu bakimdan 1925'te Seyh Sait'e,Genc'te silahini patlatmasindan 3-5 gün sonra Ingiliz silah fabrikalarinin kataloglarinin gelmesi cok anlamli ve üzerinde uzun düsünümesi gereken bir olaydir. Aslinda,Kürt isyanlarini gün be gün not alan Baytar Nuri'nin yazdiklarini okumakla asil gercekler anlasilir.Baytar Nuri tescilli bir Türk düsmanidir bu nedenle cikarilan isyanlari onun kadar güzel anlatan ve gercekleri ifade eden baska bir kaynaga gerek yoktur.Yani resmi tarihe inanmayanlar Baytar Nuri'nin yazdiklarina basvurabilirler. Bugün Kürt Sorunu diye Basbakan Erdogan tarafindan ortaya atilan ve tüm yandaslarin ve de tüm siyasal islamcilarin atesli bir sekilde destekledikleri acilimin ana hedefi dün Seyh Sait'in ve Seyit Riza'nin yapamadiklarini yapmaktir yani Kürdistan'in kurulmasidir. saygilarla
-
Şeyh Sait İsyanı'nda Şeyh Şemsettin'in Sorgulanması...
Tarikat köselerinde cagdas giyimi ahlaksizlik olarak niteleyen sahte müslümanlarin ve Allaha ortaklik kosanlarin sözlerini buraya tasimayin. Ben yeteri kadar arastirma yapiyorum ve bugüne kadar edindigim izlenime göre,insan olmaya,cagdas yasamaya karsi olan kesim tam bir dinci kesimdir yani dindar kesim degil dinci yikici zehirleyici kesim.Bunlar insanlari sacinin teli göründü 50 sene cehennemde yanacaksin,cehenneme girdim oradakilerin hepsi kadindi,kadin evinde oturur disari cikmaz diyen zihniyettir.Sadece cocuk yapacak,erkegin gönlünü edecek,ayaklarini yikayip o suyu icecek,cennette erkekleri doyuracak.Iste dinci kesimin daha dogrusu tarikatlarda tünemis olan kesimin zihniyeti budur.Bu zihniyet 90 yildir Cumhuriyete karsi melanet icersinde calisti,cumhuriyeti kuranlari dinsizlikle sucladi.Osmanli'yi bastaci ederken cumhuriyeti kuranlari tukaka etti. Müslümanlik önce adam olmaktir,eger adamlik yoksa carsaflara sarilmak,sakal birakip salvar giyinmek,Hiristiyanlarin tespihini müslümanlik diye yutturmak,Yunan'in Fes'ini,Arabin sarigini sapkaya tercih etmekle müslümanlik olmaz.Önce adam olmali.Adam olan en iyi müslümandir. Osmanli'nin ne oldugunu iyice ögren.Muhtesem Süleyman'in kim oldugunu bilmek icin filme bakmaya gerek yok.Tarih onun öz evladini öldürttügünü koca koca harflerle yaziyor,Osmanli'nin Türk düsmani oldugunu yine tarih anlatir ama sizin tarihiniz degil.Cünkü ecdadiniz size evliya olarak anlatildi ancak o evliyalarin hicbirisi Hac'ca bile gitmedi,sarapla gecelerini gecirdiler. saygilarla
-
28 Şubat Operasyonu
Soruşturmanın gizlilik ilkesi yine rafa kaldırıldı. 28 Şubat soruşturması nedeniyle gözaltına alınanların Emniyet’teki ifadeleri, kimi belgeler, sorulan sorular yine medyaya “sızdırıldı”. Sade vatandaşın hatta bu konuda bilgili olduğu sanılan kişilerin bile anlamakta güçlük çekeceği, üstünde tarih ve numara, ama tek satır içerikten yoksun belgeleri, örneğin… …Hürriyet, iç sayfalarında okura duyurur, haberi birinci sayfasındaki manşetinde, “Paşalara On Soru” başlığı altında sunarken… …bulmacaya benzer metinleri ya deşifre etmiş ya da polisin sızdırdığı kimi bilgileri manşetin altındaki başlıklarda şöyle açıklıyor: “Bazı komutanlara ‘Laiklik brifingi verdiniz mi?’ ile ‘O dönem televizyonlarda yayımlanan kimi dizilerde laiklik vurgusu yapılması senaristlerden istendi mi?’ sorularının da yöneltildiği öğrenildi” diyor. *** 28 Şubat’ı zorlayan nedenleri bugün değil savunmaya kalkmak, sözünü etmek bile darbeci damgası yemeye yeterli. Dün “Demokrasiye balans ayarı yaptık” diyen Çevik Bir’i, 28 Şubat’ı ne kadar özlü, anlamlı özetlediniz diye alkışlayan, saygıda kusur etmeyen; ikiyüzlülüğü, dönekliği, gününe uygun konuşmayı, yazmayı ahlak edinmiş olan gazeteler, yazarlar… …bugün Çevik Bir’i darbe yapmakla, Sincan’da tankları yürüterek demokrasiye balans ayarı yapmak adı altında ülkeyi zindana çevirecek önlemler, kararlar almakla suçluyorlar… 28 Şubat’ın temel sorunu, 28 Şubat’ı zorlayan gerçek neden; o dönemin iktidarı Erbakan’ın Refah Partisi’nin laiklik ilkesini yok edecek girişimleri, söylemleriydi, hatta hazırlıklarıydı. Bugün inkâr edilen gerçek budur. Erbakan döneminin laikliğe karşı oluşunu dün savunanlar; -Kılıçdaroğlu’nun gerçekçi tanımıyla- “12 Eylül darbesinin kuvözde yetiştirdiği” RTE ile AKP’yi, bugün laikliği aman ne kadar usturuplu biçimde hacamat ediyorsunuz diye alkışlıyorlar. Oysa dün laiklik kavgası vardı, bugün de… Aksini irdeleyenlerin tersine, evet uygulamalarda aşırıya kaçılmış olabilir, ama 28 Şubat’ın gerçek anlamda temel amacı, laik devletin on bin yıl yaşamasını sağlamaktı. Fakat laiklik ilkesini benimseyen, uygulayan devlet anlayışını 15 yılda orta ve aşırı sağ gerçek anlamından soyutladı. *** Laiklik ilkesine RTE’nin bakışını özetleyelim: Git Arap ülkelerine. Batı’ya çalım olsun diye laiklikten korkmayın diye demeçler ver. Dön ülkeye. Yaz anayasalara laiklik ilkesini… Uygulamaya geldi mi… at çöp sepetine! Laikliğin var ama yok gibi söylenmesini, yazılmasını ülkeye öyle sindirdiler ki; laik eğitim yerine din eğitimi getiren 4+4+4’ü medyada eleştiren yok. Öven övene! Yaşamı boyunca acaba kaç kez camiye gittiği bilinmeyenlerden biri; örneğin “kırk yıllık Kani ama kendini Yani” diye yutturan Nazlı Ilıcak; “Dört Bir Taraf” programında Kuran dersleri ve Peygamberin yaşamöyküsü, ortaeğitime girdi diye “Ohhh (28 Şubat’tan) 15 yıl sonra bugünleri de gördük” diye sesini öyle yükseltti ki, neredeyse avazı çıktığı kadar bağıracaktı. Laikliğin bugününe bakın: Laik cumhuriyete ömür biçen, dine ve Osmanlı’ya dönük bir devlet düzeni salık veren Ömer Dinçer’in bakanlığını yaptığı Milli Eğitim’in başvurusu üzerine; Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu; gazetenin “4+4+4 fetvası” diye başlık attığı habere göre: “Din derslerinde abdest şart değil. Kızların baş örtmesi de adaptandır” diye karar açıklıyor. Dahası da var. Kızların Kuran’a dokunmadıkça abdestli olmaları da koşul değilmiş! Yüksek Kurul’a göre, “Ergenlik çağına gelen kadınların yabancı erkeklerin yanında başlarını örtmeleri gerekir”miş. CÜNEYT ARCAYÜREK saygilarla
-
DİKKAT!
BDP Es Baskani Demirtas,gecenlerde bir konusma yapti:Irak bölünürse Kuzey Irak'ta Kürt devleti kurulacak.(KUzey Irak Kürt Yönetimi,gecicidir,uygun bir zamanda Kürt Devletini ilan edeceklerdir,cünkü hemen hersey hazirlandi sadece ilan edilmesi kaldi,bu satirlar bana ait)Suriye bölünürse Suriye Kürdistan'i kurulacak,Iran'da zaten bir Kürt Bölgesi var.Türkiye'nin ilerde Kürdistan'a komsu olacak. Bu konusma öyle iskembe-i Kübra'dan atilmis bir konusma degildi. Gelelim,neden basbakan Erdogan'in Suriye'ye müdahale icin dayatmasina.Komplo Teorisi olarak görebilirsiniz ben öyle görmüyorum.Ben Basbakan Erdogan'in Suriye konusunda bastirmasinin karanlikta kalan kisminda Kürdistan'in kurulmasinin temellerinin atilma cabasini görüyorum. Herkes istedigi gibi düsünmekte tabii ki haklidir.Türkiye'de olup bitenleri derinlemesine inceledigimizde olanlarin,ne darbecilerin yargilanmasi,ne gecmisle yüzlesilmesi ve ne de Ileri Demokrasi calismasi olmadigini görürüz. 10 yillik iktidari döneminde hicbirseye el atmayan bir basbakan,son secimden sonra acik acik,cumhuriyetle,Atatürkle,Istiklal Mahkemeleriyle hesaplasma icine girmistir.Dün Damat Ferit'in ve Seyhülislam Mustafa Sabri'nin,Saidi Kürdi'nin yapamadiklarini bugün Basbakan Erdogan yapmaktadir.Arkasindaki güc ABD ve AB'dir yani dünkü isgal gücleri ve Lozan'in imzalamamis olan ABD'dir. Kürt Isyanlari'nin amacinin ne oldugunu inkar ederek,yeni kurulmus olan Cumhuriyet'e karsi silahlanan ve Kürdistan cigliklari ile Türk ordusuna saldiran eskiyayi savunan Basbakan Erdogan'in amacinin ne oldugunu eger hala anlamayan varsa bence cok yazik... saygilarla
-
Yer Gök '19 Mayıs' Olacak!
Ve TGB disinda Türkiye uyuyor.19 Mayis kutlamalari yasaklaniyor,bunun anlamini bilmeyenler 28 Subat Operasyonuna alkis tutuyorlar. saygilarla
-
MUHTEMEL BİR SAVAŞIN İKİNCİ GÜNÜ
Suriye'ye dayilanmanin gercek amaci Türkiye'nin bölünmesidir.Askere yapilan operasyonlarin perde arkasinda askerin moralini düsürmek ve güvensizlik yaratmak vardir.Bugün Türkiye artik sivil bir darbenin darbelerini yasamaktadir.Darbeler dikta rejimlerini dogurur.Hitler,Mussolini bunlara birer örnektir.Türkiye diktaya dogru yol almaktadir,insan haklari savunuculari gibi görünen Bati Türkiye de yasanan antidemokratik uygulamalara karsi üc maymunlari oynayarak Türkiye'nin yikimini beklemektedir.Bu yikim Suriye ile daha da hizlanacaktir. Önceki ABD Dis Isleri Bakani Condolessa Rice Ortadogu'da 22 yeni devletin olusacagini Türkiye'nin de bu sürece dahil oldugunu söylemistir.Basbakan Erdogan'a BOP Esbaskanligi bosuna verilmemistir.Bu baskanlik Türkiye'nin satilmasina karsi verilmis bir mükafattir. saygilarla
-
28 Şubat Operasyonu
28 Subat Bildirisine imza atan herkesin yargilanmasi gerekir.Eger savcilarin gücü sadece askerlere yetiyorsa bunun adina gecmisimizle yüzlesmek denmez bu resmen TSK'dan intikam almaktir.Dokunulmayan kimse kalmamali derken ve bunlara arka cikilirken,medeni cesaretimizide toplayip bu sürecte katkisi olan herkesin yargilanmasi icin cagrida bulunmak gerekir.28 Subat operasyonunu alkislarken saniyorum ki alkislayanlarda iktidara göz kirpmaktadir.Eger 28 Subat'in ne oldugunu nasil oldugunu o sürece nasil gelindigini bilmeden alkis tutuluyorsa alkis tutanlarin sivil darbeyi desteklemiyoruz demeleride birsey ifade etmez.,yok eger 28 Subat'a nasil gelindigini bilmiyorsaniz lütfen önce o süreci inceleyin ve sonra da alkis tutun. AKP'nin neden basarili gibi görünmesine gelince;bir takim insanlar olaylari sadece kin ve intikam duygulari ile takip ediyor ve degerlendiriyor.Objektif bir bakis yok bu degerlendirmelerde.Vur abaliya hesabi iktidar askere operasyon yaptikca kinacilar bayram ediyor her defasinda. AKP iktidari 10 yildir is basindadir.Ve son secimden sonra basbakan Erdogan söyle bir laf etti:USTALIK DÖNEMI dedi bu son secimden iktidar olrak ciktiginda.Ustalik dönemi lafinin altinda ve arkasinda cok seyler yatmaktadir.Hayati Yazici söyle diyor bu operasyon icin:Artik dizginleri halk,millet eline aldi.Ilk bakista kulaga hos gelen sözlerdir bunlar.Ancak bu söylemin arkasinda yatan aci gercek:Erdogan almis oldugu oylari Milli Irade olarak degerlendirip ülkede her aklina eseni yapmacagi gercegidir.Bu aklina esen ne olursa olsun,ister olumlu ister olumsuz;bunun vebalini kendisini secen cogunluga yükleyecektir.Erdogan'a oy verenlerin yüzde kaci bu gercekle yüzlesmektedir.Basbakan Erdogan kendisini iktidara getiren oylara dayanarak Cumhuriyeti yikma yolunda hicbir engele takilmadan yol almaktadir.Sanirim ki 28 Subat operasyonunu demokratik duygularla alkislayanlarin bu gercekleri kendilerine itiraf etme cesaretleride yoktur. saygilarla
-
AKP ve Cemaatin ‘foyaları’
Cesur (Öz)Yürek: Bu gerçekleştiğinde Mahkemeniz dahil, Atatürk Cumhuriyetinin hiçbir kurumunun güvencesinin kalmayacaktır. İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA ISPARTA Duruşmalı -Yürütmenin Durdurulması ve iptali istemlidir DAVACI: Atatürkçü Düşünce Derneği Isparta Şubesi Adına: Mahmut ÖZYÜREK – ADD Isparta Şube Başkanı DAVALI : ISPARTA VALİLİĞİ D.KONUSU :T.C ISPARTA İLİ İL GENEL MECLİSİ, 22. Dönem 06.12.2011 tarih 12/2–363 sayılı kararının g-bendi, “Barla İlçemiz Ana yol kavşağına,”BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ HAZRETLERİNİN YAŞADIĞI TOPRAKLARDASINIZ” sloganı yazılmasının Yürütmesinin durdurulması ve iptali istemidir. KARARIN TEBLİĞ TARİHİ : 23.03.2012 AÇIKLAMALAR : 1-) T.C ISPARTA İLİ, İL GENEL MECLİSİ, 22. Dönem 06.12.2011 tarih 12/2–363 sayılı kararının “g” bendinde “Barla İlçemiz Ana yol kavşağına,”BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ HAZRETLERİNİN YAŞADIĞI TOPRAKLARDASINIZ” sloganı yazılmasını, 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanununun 6. Maddesi (a) fıkrası gereğince İl Genel Meclisinin 06.12.2011 tarihli 2. birleşiminde oybirliği ile kararlaştırmıştır.(Ek–1: İl Genel Meclisi Karar Örneği) Söz konusu karardan 15 Mart 2012 tarihinde İl Genel Meclisi Üyelerinden biri ile yaptığımız özel görüşme sırasında haberdar olduk. Bunun üzerine 23.03.2012 tarih ve 2012/34 sayılı yazımızla, Isparta Valiliğine “Böyle bir kararın olup olmadığını, varsa bu konuda şubemize bilgi verilmesini” yazılı dilekçe ile istedik. (Ek–2) Sn. Vali Memduh OĞUZ, aynı gün saat 17.00 sularında Şube Başkanımız Mahmut Özyürek’i telefonla arayarak, “Dilekçenize yazılı cevap veremem, İl Genel Meclisi Kararları kamuya açıktır. Dilerseniz biz talimat veririz, bir suretini alabilirsiniz, ya da biz gönderelim” dedi. Saat 17.30 sularında Valilik görevlisi ile sözü edilen karar, kapalı zarf içinde, “23.03.2012 tarih, B.05.4.VLK.0.32.04.01/492 sayılı “Dilekçeniz” konulu TUTANAK’la “tarafımıza imza karşılığı teslim edilmiştir.(Ek-3) 2-) Söz konusu kararın “g” bendinde “Barla İlçemiz Ana yol kavşağına,”BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ HAZRETLERİNİN YAŞADIĞI TOPRAKLARDASINIZ” sloganı yazılmasını,………… 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanununun 6. Maddesi (a) fıkrası gereğince İl Genel Meclisinin 06.12.2011 tarihli 2. birleşiminde oybirliği ile kararlaştırmıştır” ifadelerinin yer aldığını gördük. 3-) Türkiye Cumhuriyeti Isparta İli Barla Kasabası yol kavşağına yazılması kararlaştırılan sloganda adı geçen BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ KİMDİR? Asıl adı Nüfusundaki yazılımıyla Said Okur’dur. 1878’de doğmuştur. 1908’de İstanbul’da haftada iki gün yayınlanan “Şark ve Kürdistan Gazetesinde” Said-i Kürdi’de adıyla yazmaya başlamış. (30 yaşında) 1909’da (31 yaşında) İki Mekteb-i Musîbetin Şahâdetnâmesi’ni yazmıştır. Said; 1918’de Neşr-i Maarif Cemiyetinin (Kürt Teali Cemiyetinin yan kuruluşu) kurucu üyeleri arasında yer almıştır. Isparta’daki sürgünden memleketine dönen Said-i Kürdi yine İngilizlerin işgal planına uygun olarak Doğu’da ve güneydoğuda İngiliz hükümeti destekli bir Kürdistan kurulması amacıyla “Kürt Teali Cemiyeti” kurucuları arasında yerini aldı.(kaynak: Marmara brifingi, 1971) a) Kurtuluş savaşında İngilizlerle işbirliği yapan, İtilaf Devletlerinden aldığı silah, para ve malzeme ile 30 u aşkın isyanın çıkmasını örgütleyen “Kürdistan Teali Cemiyetinin 3. Azasıdır. (1-Seyyid Abdülkadir……..sayfa 70, 2-Said-i Nursi….sayfa 73, 3-Dr. Abdullah Cevdet.. .sayfa 83) Saidi Nursi’nin 1327 ( 1909 ) yılında, İstanbul’da Vezir hanındaki İkbal-i Millet matbaasında basılmış “İki Mekteb-i Musîbetin Şahâdetnâmesi Yahut Divan-i Harb-i Örfî ve Saîd-i Kürd-î” adlı eserinde açıkça kürtçülük yapmakta ve Kürtleri uyanmaya ve Kürt milliyetçiliği etrafında birleşmeye davet etmektedir. Yukarıda bahsettiğimiz kitapta Saidi Nursi aynen şöyle demektedir. “Soydaşlarıma (Ebnâ-i cinsime) burada birkaç söz söylemezsem, bence bahis eksik (nâtamam) kalır. Ey Asurîler ve Keyânîlerin cihangirlik zamanında, onların öncüleri (pişdar) ve kahraman askerleri olan Arslan Kürtler! Beş yüz yıldır yattınız, yeter artık, uyanınız, sabahtır. Yoksa vahşet ve gaflet sizi vahşet sahrasında yağma edecektir.” c) “Süphân ve Ağrı dağları gibi geleceğin yüksek dağlarının doruğunda ayağa kalkmış, nefse esir olmayı yasak etmiş ve başkasına tecavüzü câiz görmeyerek şeriâte dayanmış olan, hürriyet sultânı, yüksek sesle sizin gibi mâzinin en derin derelerinde gâfil ve dağınık bir kavme, cehâlet ve yoksulluğa hücûm için, fen, sanat ve silâh başına, ileri arş.” d) Kısacası Saîdi Nûrsî Kürdî’nin gerçek niyeti, Türklerin bölgede egemen olmalarını istemeyen İngilizlerin istekleriyle birebir örtüşmektedir. Gerçek gayesi, geri kalmış Kürtleri kalkındırmak/bilinçlendirmek olsa idi, “fen ve sanat başına” demekle yetinirdi. Ancak “SİLÂH BAŞINA” diyebilecek kadar pervasızdır. e) Kürt Sait risalelerinde Ye’cüc Me’cüc denen ve dünyayı yok edecek olan korkunç yaratıkların Özbek, Tatar ve Kırgız gibi Türk boyları olduğunu söylemekte ve soydaşlarımızı “akvâm-ı vahşiyye” (yani vahşi kavimler) olarak tabir etmektedir. f) “Birinci Dünya Savaşı’nda bizimle savaşmış da olsa, bir Hristiyan ölmüşse şehit sayılır, ahirette mükâfatı vardır.” (Kastamonu Lahikasi,s.45). Mehmet Akif, Çanakkale’de üzerimize gelen orduları, “Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela” diyerek lanetler. Havada uçan kol, bacak ve gövdelerin meydana çıkardığı dehşet verici tabloyu gözyaşları içinde anlatır Şiirlerinde. Said’i Nursi ise bu canavarlıkları yapan Hristiyanların “Rahmeti İlahiye’nin hazinesinden ne kadar büyük mükâfatlar alacaklarına” dair risaleler yayınlamakla meşguldür. h)”Özgür bir Kürdistan tohumunu ekiyorum. Onu geliştirip büyütün” diyen Said Nursi, Cumhuriyet’in ilanından sonra da devam eden Kürtlerin isyanlarına katılır. “Biraderi azamım” dediği Şeyh Sait’in isyanına katıldığından dolayı yeniden sürgüne gönderilir. Onun biraderinin, “Bir Türk öldürmek yetmiş gâvur öldürmekten daha üstündür” sözü Said-i Nursi’nin düşünce yapısını dolaylı yoldan bize gösterir. I) 1960′da Said-i Kürdi, Şeyh Sait’in torunlarına şunları söylemiştir: “Kardeşim Şeyh Sait kıyama başladığı zaman Van’da mağarada idim. Kendisine bir mektup yolladım, mektubun cevabını alamadan duydum ki kardeşim Şeyh Sait yakalanmıştır. Düşündüm ki mağaradan çıksam bile bir faydam olamazdı. Sonra beni mağaradan yakalayıp sürgüne gönderdiler. Altı yıl süre ile dizlerime vurarak esef çekip memleketimizde fiili olarak yapılan mukaddes cihattan mahrum kaldım.” Şualar”ında 10 maddelik olan bir bahsin 9 ve10. Maddelerinde bazı mülahazalarda noksanlaştırmaya gidildiğini, oysaki elyazması nüshasındaki 10 maddede Bediüzzaman”ın “Şeyh Said ve rüfekası hakiki şehitlerdir” demektedir. 4-SAİD NURSİ, ATATÜRK HAKKINDA İSE; a) “Ben bir manevi âlemde, İslam Deccal ini gördüm. Yalnız bir tek gözünde teshirce bir manyetizma gözümle müşahede ettim ve onu bütün bir münkir bildim. İşte bu inkârı mutlaktan çıkan bir cüret ve cesaretle mukaddesata hücum eder.(…) Fakat kahraman ve mücahit ordunun ve dindar milletin ruhundaki nur–u iman ve Kur’an ışığıyla hakikat–i hal–i göreceği ve o kumandanın çok dehşetli tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor.” (Şualar458–459,Siracun Nur 247) Saidi Nursi, başlangıçta şifreli olarak işaret ettiği Deccal ’in kim olduğunu daha sonra şöyle anlatıyor:“Ölmüş gitmiş dünyadan ve hükümetten alakası kesilmiş bir adam hakkında otuz sene evvel bir Hadis–i Şerif’in ihbarıyla Kur’an’a zararlı bir adam çıkacak demiştim.Sonra Mustafa Kemal’in o adam olduğunu zaman gösterdi. (Emirdağ Lahikası I/278,Yirmiyedinci mektuptan Sabık Reis–i Cumhur’a ve üç makama gönderilen istida) c) Saidi Nursi, Mustafa Kemal’e yönelik Deccal suçlamasında daha da ileri giderek şunları yazar: “…Lozan Muahedesinde söz veren ve pek şiddetli ve dehşetli hücumlarına rağmen hiçbir hakiki Müslüman Türk’ü Protestan yapamayan ve Millet–i İslam için pek zararlı olduğunu ef’aliyle ispat eden ve Hadis– Şerif’in haber verdiği o müthiş şahıs kendisi olduğunu(yani Deccal, y.n) hayat ve mematiyle gösteren Mustafa Kemal’e bir mahrem eserde ‘din yıkıcı Süfyan’ dediğimizi (…)” (Emirdağ Lahikası I,50–51;Yirmiyedinci Mektuptan Mahkeme–i Kübra’ya Şekva ve Müdafaatın Bir Haşiyesi olan Parçanın Hülasasıdır, Ayrıca Müdafaalar, 226–227) d) İngiliz Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın Bağdat’tan yazılan gizli raporunda, Kürtleri Türklere karşı kışkırtarak ayaklandırmak amacıyla kurulmuş olan Kürdistan Teali Cemiyeti’nin kurucuları arasında Said-i Kürdi (Nursi)’nin de adı vardır.[] Bu cemiyetin düzenlediği Koçgiri Ayaklanması ulusalcı güçleri bir hayli uğraştırmıştır.“…Küre–i Arz’ın şimdiki en büyük devleti Amerika’nın bütün kuvvetiyle din hakikatlerine taraftar çıkması ve İslamiyet’le Asya ve Afrika’nın saadet ve sükûnet ve müsalaha bulacağına (barış bulacağına) karar vermesi ve yeni doğan İslam devletlerini okşaması ve teşvik etmesi ve onlarla ittifaka çalışması, kırk beş sene evvel olan müddeayı isbat ediyor, kuvvetli şahit olur. ”Saidi Nursi, bu sözlerinde, “Dünyanın şu anki en büyük devleti Amerika’nın bütün kuvvetiyle dini hakikatlere sahip çıktığını, Amerika’nın, Asya ve Afrika’da İslamiyet’le beraber huzur ve saadet geleceğine karar verdiğini, Amerika’nın yeni doğan İslam devletlerini okşadığını ve onlarla ittifak ettiğini” bütün dünyaya ilan ediyor. Saidi Nursi’ye göre bütün “Müslümanları okşayan Hristiyan Amerika, dünyanın en büyük devleti olarak aynı zamanda baş otorite idi. “ e) [“saltanat-ı hilâfeti” mahveden bir Deccal” , “şimal tarafında zuhur” eden bir Büyük Deccal de vardır. ,”o insafsız , o çok kusurlu adam” . “Ayasofya Camisini puthaneye, Meşîhat Dairesini (Osmanlı Diyanet Dairesi) kızların lisesine çeviren adamı sevmemek suç olması imkânı var mı” “günahkârlar”, “seyyiesiz”, “Süfyan”, “Nefreti âmmeye lâyık adam”, “Deccal”, “İslam’ın en büyük fitne-i diniyelerinden”, “Türkiye’nin siyasi rejimi Nur Saadetini söndürmeye çalışmaktadır.” “Kemalistler seviyesiz, anarşist kimselerdir.” (Said Nursi, Münazarat. s. 17) ve benzeri çok sayıda hakaret içeren sözler söylemiştir. f)Oysa Saidi Nursi’nin Deccal dediği Atatürk, kurtuluş ve kuruluşumuzun mimarı idi. İzmir Amerikan Koleji’nde Misyoner faaliyette bulunuluyor diye bu okulu tamamen kapatmış, hayatta iken Bab–ı Ali’nin “Misyonerle Mücadele Teşkilatı” kurmasına destek vermiş, 3 Ocak 1922’de Meclis Başkanı iken yayınladığı bir muhtırada, İçişleri Bakanlığı’na çok sert çıkışarak, Amerikalıların Anadolu’da “Öksüzler Yurdu” altındaki yapılanma isteklerinin tamamen Hıristiyanlığı yaymak amacı taşıdığını vurgulayarak “bu talebin derhal reddedilmesini” istemişti. g) . Laik cumhuriyetçi düzen 20 senelik inkılaplar sonucu doğmuştur ve dini müthiş sadmeye maruz bırakmıştır. (Münazarat, s. 135-141)… h) Atatürk İdaresi, hadislerde gösterilmiş bulunan dehşetli ahir zamandır. Dinsizlik, konünistlik, ifsat komitelerinin faaliyet yıllarıdır. (Said Nursi, Sözler, 1957, s. 143)… i) Türkiye genel olarak Ezan-ı Muhammedi’nin yasak edildiği, bidatların zorla topluma kabul ettirildiği bir devre yaşamıştır. Devrim kanunları muvakkattır ve hrıstiyanlık kanunlarıdır.(Said Nursi, Tiryak,…s. 65)… j) Türkiye’nin siyasi rejimi Nur Saadetini söndürmeye çalışmaktadır. Kemalistler seviyesiz, anarşist kimselerdir. (Said Nursi, Münazarat. s. 17)… k) Devlet, İslamın siyasi prensiplerine göre teşekkül etmelidir. Bütün hayatı nizamı onda mevcuttur.( İhsan Emci, Aradığımız Şuur, Mart 1964. Nu:8 )… l) Alem-i İslamda yapılacak devrimler islamiyetin desatirine uygun olmak mecburiyetindedir, aksi halde gayri meşrudur. Bu bakımdan Meclis, aynı zamanda hilafet görevini de görmelidir. (Said Nursi, Mesnevi-i Nur’iyye, s.80-82)… m) Şahs-ı Manev-i Hükumetin müslüman olması gereklidir. (Said Nursi, Hutbe-i Şamiye, s. 80) n) Türk Devleti’nin dini islamdır ve bunun vikayesi milletimizin maye-i hayatiyesidir. Hükumet, islamiyet ve din için hizmet edecektir. (Said Nursi, Münazarat, s. 18 ) o) Said Nursi ise risalelerinde “Müslüman İsevi”, “Cihan Harbinde ölen Hıristiyanlar şehittir”, “Ermenilere valilik kaymakamlık görevi verilsin, Hıristiyanlara , “Müslüman olmak için dininizi tamamen terk etmeye gerek yok” şeklinde “İslami olmayan” fetvalar da vermiştir. p) Daha da ileri giderek risalelerinde nurculara “misyonerlerle ittifak edin”!” çağrısında bulunuyordu. TÜRKİYE CUMHURİYETİ HAKKINDA ; “Yukarıda yapılan açıklamalara ve bizzat nur risalelerinden alının pasaj ve cümlelere nazaran; I. Nurculuğun kurucusu Sait Nursi. hiç bir zaman Türklüğü ve Türk milletini kabul etmeyerek Kürt olduğunu övünerek beyan ve ilan etmekle beraber, 1327 (1911) tarihlerinde faaliyette bulunduğu anlaşılan (Kürt Teali) cemiyetinde çalışmak, memlekette Türklerden ayrı dili ve milliyeti olan bir kürt cemaati mevcut olduğunu ileri sürmek, yine o terihlerde kurulduğu bildirilen (Kürdistan Azmi Kavi) cemiyetinin mümessili olarak İstanbul’a gelip Kürtçe tedrisat yapan mektepler açılması için gayret göstermek ve « Uyan ey Selahattini Eyyubi’nin torunları Kürtler» diye tahrik ve teşviklerde bulunmak suretiyle memleketin bütünlüğünü bozmaya matuf amaç ve gaye takip ettiği anlaşıldığı, II. Türk milliyetçiliğini red ve hatta zararlı ve tehlikeli olduğunu ileri süren Said Nursi’nin Türkiye’nin de dahil olacağı, tamamen şeriat hükümlerine ve islami esaslara göre düzenlenmiş ve merkezi Mekke olmak üzere bir islam devleti kurulmasını ve bu devlette Arapların hakim bir unsur haline getirilmesi lüzumunu nur risalelerinde teklif, telkin ve teşvik etmek suretiyle Türk Devleti’nin bağımsızlığını tenkis ve birliğini bozma yolunda hareketlerde bulunduğu, III. Said Nursi nur risalelerinde: Türkiye Cumhuriyeti» nin tamamen şeriat esaslarına ve islamın siyasi prensiplerine göre teşekkül etmesi gerektiğini, hilafet ve saltanatın geri getirilmesi lazım geldiğini, devrim kanunlarının geçici olduğunu, Kuran dışında bir anayasaya ihtiyaç bulunmadığını, islamlığın düsturlarına uymayan devrimlerin meşru olmadığını mükerreren ve ısrarla yazıp telkin ve propaganda yapmakla beraber laik bir cumhuriyet rejimi kurduğu için Atatürk’e düşman kesilerek onu Ebusufyan ve Deccale benzetmek (tek gözlü deccal ya iman et, yahut bütün dünyanın maskarası olacaksın) diye ağır tecavüzlerde bulunmak suretiyle Türk Ceza Kanunu’nun 163. maddesini ihlal eden suç işlediği, (Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun (20.9.1965 gün ve E. 234/D-1 K. 313, Tebliğname:1-1078)” Buraya kadar yaptığımız açıklamalar sonunda açıklıkla söyleyebiliriz; “Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliğini açıkça hedef alan, laiklik karşıtı olduğu mahkeme kararları ile tescilli, azılı bir Türk düşmanı! olan, Kürtçülükte, Türk askerini, polisini ve masum bebekleri öldüren/öldürten Abdullah Öcalan’dan hiçbir farkı olmayan, Türk milli kültürüne, devletine, rejimine ve Türklüğe düşman, Türkçemizin katili. olan birinin Cumhuriyet topraklarında bir yere adının verilmesi açıklanamaz bir çelişki ve inkârdır.” HUKUKİ NEDENLER: A. Demokratik bir hukuk devletinde, toplumsal barış ve düzenin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi, farklı sosyal sınıf, ırk, din, mezhep ve bölgelere mensup insanların, güven ve barış içinde yaşayabilmeleri ile mümkündür. Bu nedenledir ki hukuk sistemleri kamu düzenini bozacak, düşmanlık veya kin duygusu oluşturacak tahriklere izin vermemiş, toplumun çeşitli katman, kesim ve grupları arasında, çatışmalara, kin ve düşmanlığa dönüşebilecek davranışları, ceza yaptırımına bağlamıştır. B. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının “Başlangıç” kısmında, (Değişik: 3.10.2001-4709/1 md.) “Hiçbir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;” C. MADDE 5- Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır. D. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 14. Maddesinde- (Değişik: 3.10.2001-4709/3 md.) “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz” E. MADDE 24- Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. (24/4)Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz. F. T.C. Anayasasının 174/7 “26 Teşrinisani 1934 tarihli ve 2590 sayılı Efendi, Bey, Paşa Gibi Lakap ve Unvanların Kaldırıldığına Dair Kanunun1.Maddesi “ağa, hacı, hafız, hoca, molla, efendi, bey, beyefendi, paşa, hanım, hanımefendi ve hazretleri gibi lakap ve unvanlar kaldırılmıştır. erkek ve kadın vatandaşlar, kanunun karşısında ve resmi belgelerde yalnız adlariyle anılırlar” demektedir. Anayasamızın bu hükmü yürürlüktedir. “Anayasamızın başlangıcında ise Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;” amir hükmü yer almaktadır. Isparta İli İl Genel Meclisinin Anayasa ve yasalarla düzenlenen “hukuk düzeni dışına çıkamayacağı” açıktır. İl Genel Meclisinin aldığı kararda ,”BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ HAZRETLERİNİN YAŞADIĞI TOPRAKLARDASINIZ” sloganında “HAZRETLERİNİN” ibaresi Anayasamızın 174/7 maddesine açıkça aykırılık oluşturmaktadır. G. Türk Ceza Kanunun 216. Maddesinde; “(1) Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” H. TCK’nin 125. Maddesinde “bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir” I. “TCK’nin 312. maddesinde değişiklik yapılmasını öngören 4744 sayılı Kanunun 2. maddesinin Madde 312 – (Değişik: 2370 – 7.1.1981) “Kanunun cürüm saydığı bir fiili açıkça öven veya iyi gördüğünü söyleyen veya halkı kanuna itaatsizliğe tahrik eden kimse altı aydan iki yıla kadar hapis ve iki bin liradan on bin liraya kadar ağır para cezasına mahkûm olur. Halkı; sınıf, irk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik eden kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis ve üç bin liradan on ikibin liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Bu tahrik umumun emniyeti için tehlikeli olabilecek bir şekilde yapıldığı takdirde faile verilecek ceza üçte birden yarıya kadar arttırılır” hükümleri yer almaktadır. İ. “Çağdaş uygar toplum çoğulcudur. Bunun anlamı, toplumun, değişik din, mezhep, ırk, sosyal sınıf, bölge farklılığı, siyasal görüşler, idealler, toplum insanlarına hizmet bakımından farklı yollar, metotlar, değişik zihniyetler taşıyan insanlardan oluştuğudur. Böyle bir toplum yapısında demokratik ilke, farklılıklar içerisinde bütünleşmeyi sürdürerek birlikte, barış içerisinde yaşamayı zorunlu kılar; sosyal yapıyı oluşturan yapısal unsurlar birbirleriyle ahenkli bir bütün oluşturmakta devam etmelidir. Bütünleşme derecesi ne derecede yüksek olursa, demokratik özgürlükler de toplumda aynı oranda geniş olarak kullanılabilir. O halde kişilerin, maddenin(TCK/312) saydığı farklılıkları esas alarak düşmanlığa, kin beslemeye alenen tahrik edilmelerinin ortaya çıkaracağı tehlikeye karşı hukuk sisteminin savunma araçları getirmesi gerekli ve zorunludur. Hele toplum yapısı, geniş bir mozaik biçiminde olan ülkeler yönünden bu zorunluluk daha da önemlidir” i. Giriş kısmında(Açıklamalar) Said Nursi’nin kendi sözlerinden yaptığımız alıntılar dikkatle incelenirse “….. Arslan Kürtler! Beş yüz yıldır yattınız, yeter artık, uyanınız, sabahtır….”, “…….silâh başına, ileri arş…….”,”Özgür bir Kürdistan tohumunu ekiyorum. Onu geliştirip büyütün”, “Şeyh Said ve rüfekası hakiki şehitlerdir” vb. yazı ve sözlerle anayasamızın başlangıcında “korunma göremeyeceği” belirtilen, yine TC Anayasasının 14. maddesinde “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.” Hükümlerini açıkça ihlal ettiğini, ii. Yine TCK’nın 125,- 216,- 312. Maddelerinin ihlal edildiğini, ii. Anayasamızın 5.Maddesinde “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak,” hükmü yer alır. Halbu ki, Isparta İl Genel Meclisi nin aldığı bu karar, Anayasamızın “bağımsızlık, bütünlük,bölünmezlik” ilkesine aykırıdır. iii. Yine, İl Genel Meclisinin Bu kararı; Anayasamızın 24/4 Maddesine açıkça aykırılık oluşturmaktasdır. iv. Halen yürürlükte olan 25.07.1951 tarih ve 5816 sayılı “Atatürk’ü Koruma Kanunu’nda, “Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” hükmünün açıkça çiğnendiği ortadadır. v. Bu açık ve kesin Anayasa ve yasa ihlalleri orta da iken, “T.C ISPARTA İLİ, İL GENEL MECLİSİ, 22. Dönem 06.12.2011 tarih 12/2-363 sayılı kararının “g” bendinde “Barla İlçemiz Ana yol kavşağına,”BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ HAZRETLERİNİN YAŞADIĞI TOPRAKLARDASINIZ” sloganı yazılması” kararını almış olması, halkı kendi arasında düşmanlığa, kin beslemeye alenen tahrik edilmeleri tehlikesini de doğurmaktadır. vi. İl Genel Meclisi aldığı bu kararla, “halkın, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik” etme girişiminde bulunmuştur. vii. ”BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ HAZRETLERİNİN YAŞADIĞI TOPRAKLARDASINIZ” sloganın yazılması bir özgürlük, hak yada bir hürriyet olarak da değerlendirilemez. Çünkü Anayasamız “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz” demektedir. viii. Isparta İl Genel Meclisi aldığı bu kararla “Kanunun cürüm saydığı bir fiili açıkça övme veya iyi gördüğünü söyleme” yoluna sapmıştır. ix. Bu karar “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik”tir. x. Diğer taraftan İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 10. maddesinin ikinci fıkrasında, “Kullanılması, görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabileceği” ifade edilmektedir. xi. TÜRKİYE’ nin bütünlüğünü bozacağı kesin olan böyle bir kararın Isparta İl Genel Meclisi tarafından kabulü; özgürlüklerin genişletilmesi, yada bir hakkın kullanılması değil; Anayasal ve yasal düzenin kökten bozulmasıdır. Bu karar ile Türkiye’yi parçalara bölmenin bir adımı atılmış ve örneği oluşturulmuş olacaktır. xii. Çünkü Yüksek Mahkemeniz bu kararın uygulanmasına geçit verirse bu yöndeki diğer uygulamaların da önünü açmış olacaktır. Örneğin Menemen’e; “DERVİŞ MEHMET HAZRETLERİNİN YAŞADIĞI TOPRAKLARDASINIZ”, Elazığ-Palu ilçesine “ŞEYH SAİD HAZRETLERİNİN YAŞADIĞI TOPRAKLARDASINIZ”, Balıkesir’e “ANZAVUR AHMET İN YAŞADIĞI TOPRAKLARDASINIZ” , Tunceli’ye “SEYYİD RIZA HAZRETLERİNİN YAŞADIĞI TOPRAKLARDASINIZ” Sivas’a “KIYAM IN YAPILDIĞI TOPRAKLARDASINIZ” vb. sloganlarının yazılmasının yasal dayanağı Mahkemenizce verilmiş olacaktır. xiii. Bu gerçekleştiğinde Mahkemeniz dahil, Atatürk Cumhuriyetinin hiçbir kurumunun güvencesinin kalmayacağını, Cumhuriyetin tüm kuruları ile birlikte lağvedileceğini görmek için kahin olmaya gerek yoktur. HUKUKİ DELİLLER: Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının, “Başlangıç” ve 2, 4, 5, 13, 14,24/4 ve 26/2, 174/7 Maddeleri Türk Ceza Kanunu 125,- 216,- 312. Maddeleri 5816 sayılı “Atatürk’ü Koruma Kanunu İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 9/2, 10/2 ve 17. 14. Maddeleri SONUÇ VE İSTEM: Atatürk Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırma girişimlerinin her anlamda ve her alanda sürdürüldüğü bir süreçte, “Isparta İl Genel Meclisi kararı”, bu girişimlere devlet eliyle katkı sağlamaktır “Isparta İl Genel Meclisinin, 06.12.2011 tarih 12/2-363 sayılı kararının “g” bendi, Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliğini açıkça hedef alan, laiklik karşıtı olduğu mahkeme kararları ile tescilli, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurtuluş ve kuruluşuna karşı durmuş, birinin adını kutsallaştırma amacına hizmet edecektir. Halk arasında bölünmeye, kin ve nefret tohumları saçma amacına hizmet edecek, yasalara ve anayasamıza aykırı olan bu kararın uygulanması durumunda, Türkiye Cumhuriyeti, devleti yönetenler eliyle bölünmeye, yurttaşlar arasında ayırımcılığa sürüklenmiş olacaktır. Sayılan bu nedenlerle “T.C ISPARTA İLİ, İL GENEL MECLİSİ, 22. Dönem 06.12.2011 tarih 12/2-363 sayılı kararının “g” bendinde “Barla İlçemiz Ana yol kavşağına,”BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ HAZRETLERİNİN YAŞADIĞI TOPRAKLARDASINIZ” sloganı yazılması” KARARI İLE İLGİLİ DAVANIN DURUŞMALI GÖRÜLMESİNE, KARARIN İPTALİNE VE UYGULANMASI HALİNDE SONRADAN GİDERİLMESİ GÜÇ YADA OLANAKSIZ ZARAR VE DURUMLAR DOĞACAĞI İÇİN, İPTAL DAVASI SONUÇLANINCAYA KADAR YÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASINA KARAR VERİLMESİNE İLİŞKİN İSTEMİMİZİ SAYGI İLE ARZ EDERİZ. YÖNETİM KURULU ADINA : Mahmut ÖZYÜREK Atatürkçü Düşünce Derneği Isparta Şube Başkanı Yorumsuz saygilarla
-
Doğalgaza Gizli Zam
Bakan ilave ederek diyor ki:"Türkiye AB'de konutta ikinci sanayide ücüncü ucuz ülke."ve bu aciklama ile CHP'nin elestirilerine de yanit vermis sayiyor kendini. AB ülkelerinin milli gelirleri ile Türkiye'nin milli gelirinin karsilastirmasini bakan efendi yapma geregi duymuyor zaten duysa o talihsiz aciklamayi yapmazdi.AB'de insanlarin kazanclari ile giderleri arasindaki fark orantilidir.Türkiye'de ise bircok aile kuru ekmek yiyerek yasamlarini devam ettirmeye calisiyorlar.Türkiye'nin gercekleri ile bakanin konusmasi tamamen birbirini inkar eder tarzdadir.6-700 lira emekli ayligi alan veya asgari ücretle calisan milyonlarin 5-600 lira kira ödediklerini düsünürsek bakanin yaptigi aciklamanin aslinda ne kadar dünyadan bihaber oldugunu anlatiyor. Zamlarin amaci,cari acigi kapatmaktir.Son dönemlerde ithalatta yapilan kisintilarda cari acigi azaltma amacini gütmektedir.Daha cok zam yapilacak ve millet bu zamlari hazmedecektir.Cünkü aglamayan cocuga meme verilmez.Zamlar ve Suriye gündemini degistirmek icin cok acele olarak 28 Subat'i gündeme tasidilar.Millet yine uyudu.Her zaman ki gibi. saygilarla
-
12 EYLÜL DAVASINDA ÖNCE HALK YARGILANMALI…
12 Eylül darbe anayasasina göre iktidar olan her hükümet yargilanmalidir.Bu hükümetler yargilandigi zaman zaten yüzde 92'de yargilanmis olacaktir.Tekrar ediyorum 12 Eylül darbesi mesru olmadigina göre,onlarin yaptiklari anayasada mesru degildi.Buna ragmen o anayasa ile onlarca iktidar gelip gecti Türkiye'de.Özal'la baslayarak,bu anayasanin degistirilmesi icin demokratik ve sivil irade mekanizmasini calistirmayan,bu anayasanin degistirilmesi icin halka gitmeyen tüm iktidarlar haliyle son 10 yillik AKP iktidarida yargilanmalidir,hem de acilen cünkü darbe anayasasi ile elde ettigi tüm siyasi kazanimlar dogrultusunda bu iktidar gelecek olan secime hazirlik yapmakta ve büyük ihtimalle secimi kazanacaktir.Eger bu ülkede demokrasi isteyen gücler varsa yarindan tezi yok,tüm bu iktidarlarin yargilanmasi icin kampanya baslatmalidirlar.basta tabii ki Nazli Ilicak,Murat Belge,Nagehan Alci ve onun gibi demokratlar!olmak kaydiyla.Yok öyle dün kümeslerde saklanip bugün horoz kesilmek. saygilarla
-
NANKÖRLER
Türban takmamanin acik gezmek oldugunu da ilk defa duyuyorum,ilim adamlarina yine bir görev düsüyor.Türban takmamanin acik gezmek oldugunun cözme görevi. Mürteci,irticadan gelen bir kelimedir anlamida gericiliktir. Türban müslüman kadinin örtüsü degildir,yöresel bir örtüde degildir türban bir akimdir ve bu akim ilk olarak Humeyni'nin Iran'in ortaya cikmis ve bir anda dinden bihaber olan gericiler ve siyasal islamcilar tarafindan müslüman kadinin örtüsü diye sahiplenilmis ve Erbakan ile de Türkiye'ye sokulmustur. Benim karsi oldugum olay türban degildir.Sanirim ki bir yanlis anlasilma durumu var ortada.Cünkü dikkat ediyorum hep türbandan gidiliyor.Bizim ülkemizde kadinlarimizin geleneksel basörtüleri vardir bu basörtüleri degisik tarzlarda baglanir.Köylerde farklidir,cografi bölgelerde farklidir ama genelde kadinlarimiz esarp denilen bir örtü tasirlar baslarinda,eger ayetin örtün emrinden bas örtmek cikiyorsa esarp bu ayetteki emrin yerine getirilmesidir zaten.Ayette sacla ilgili hicbir vurgulama yoktur sadece gögüslerin kapatilmasi vurgulanmistir.Ancak bu mürteciler yani gericiler yani dini saptiran din bezirganlari kadinin sacini bile ziynet esyasi yapacak kadar karanligin icine batmis ve kadin düsmanligina soyunmuslardir. Türban savasi Laiklige karsi bir savastir.Türban bir simgedir.Laik ülkelerde dini simgeler olmaz,kisiler özel hayatlarinda her türlü giyme örtünme özgürlügüne sahiptirler ancak devletin kurallarina da gerektiginde uyulmasi vatandaslik görevidir. Bu baslik türban basligi degildir bu nedenle asil konu üzerinde yazilirsa sanirim daha faydali olacaktir. saygilarla
-
Türkiye ve AB
Türkiye'de onlarca sorun varken,sanki hicbirsey yokmus hersey tikir yolunda gidiyormus gibi;Türkiye'nin gündemini Suriye ile dolduruyorlar.Tüm yandas medya savas tamtamlari caliyor,müslümani müslümana kirdirmak icin provaksyon yapiliyor.Tunus'ta,Libya'da,Misir'da kardesi kardese öldürttüler,taseronlugunu Türkiye'ye yaptirdilar.Simdi Suriye hedefte.Kraldan cok kralci olan basbakan Erdogan kendisine verilmis olan BOP Esbaskanligi misyonunun akamete ugramamasi icin tüm gücüyle calisiyor,Suriye'de Besar Esad'in ortadan kaldirilmasi icin her yolu deniyor ve deneyecege benziyor.Suriye Türkiye'nin sorunu degildir ama basbakan bunu kisisel sorun haline getirdi.Sandiki höt diyince Besar Esad Aman sen bilirsin diyerek cekilip meydani Müslüman Kardeslere birakacak,bu olmayinca basbakan Erdogan acikca Esad'i düsman ilan etti. Dikkat edilirse AB ve ABD seslerini kesip sindiler,bekliyorlar arada bir gaz verip yine siniyorlar.AB,Türkiye'yi üyelige almayacak bu artik biliniyor.Basbakan simdi BOP Esbaskanliginin yanisira kurnazliga kaciyor.Suriye'yi hedef alarak bu yöntemle AB'ye alincagini umuyor,ancak bu umutta hüsranla sonlanacak ve Türkiye bölgesinde yapayalniz bir ülke konumuna getirilecek ve sonunda da aynen Libya'nin.Misir'in,Suriye'nin akibetine ugrayacaktir bundan kimsenin süphesi olmasin.Tayyib Erdogan bu ülkede söz sahibi oldugu sürece Türkiye'nin gelecegi karanliktir. saygilarla
-
NANKÖRLER
Okunani anlamak sonrada tartismak,bu cok önemlidir. Peygamberin hanimlarinin baslari acik diye bir kelime bir cümle var mi benim yazimda?Peygamberin hanimlari türban takmiyordular diye yazdim,bundan basi acigi nasil cikarttigini hala cözemedim,ilim adamlarida cikamaz bu isin icinden. Türban asla özgürlük degildir öyle dayatiliyor.Türbani Türkiye'ye sokanlari ben müslüman olarak görmüyorum,M.Sevket Eygi'de görmüyor.Türban müslüman kadinin örtüsü degildir. saygilarla
-
Kenan Evren'e ne soracaksınız?
Bir curcuna bir alamet,eline bir pankart alan adliye binasinin önüne kosmus,neymis efendim;Evren ve Sahinkaya'dan hesap soracaklarmis.Eline pankart alipta adliye binasinin önüne kosan intikamcilar acaba 30 yildir neredeydiler?Öyle ya adama sormazlar mi;Ya arkadas 30 yildir bilmem kac tane iktidar geldi gecti sonuncusuda 10 yildir iktidarda.Yani ücüncü defa secildi,sizler sectiniz ve büyük olasilikla birdaha ki secimde de yine onu sececeksiniz cünkü o iyi kandiriyor.Sonra Kasimpasa'li ve Müslüman! 30 yildir iktidara gelenler hep Evren'in anayasasi ile iktidar oldular yani yüzde 92 gibi büyük bir halk oyunu alan anayasa ile iktidara geldiler,hepside Milli Irade dediler.Yani iktidara gelince Milli Irade oluyorda,Evren'in anayasina yüzde 92 oy veren halkin iradesi Milli olmuyormu?Her türlü hile ve oyun ile üc secim kazanildi.Bu iktidari yönetime getiren oy orani yüzde 47 oldu en son.Halbuki Evren'in anayasasi yüzde 92 aldi,yani seni ikiye katlamisti.Cankaya'ya atadigin noter bile Evren'in anayasasina oy verenlerin oranini bulamadi. 30 yildir Evren'in anayasasi ile oy kullanarak iktidarlari secenler neden o günlerde "BIZ EVREN ANAYASASI ILE SECIMLERE GIRMEK ISTEMIYORUZ"demeyip tipis tipis giderek oy kullandilar simdi de Evren yargilanacak diye akillari baslarina geldi ve pankartlari alip kostular.96 yasinda ki bir adam yargilansa ne olur yargilanmasa ne olur.Ahi gitmis vahi kalmis bir adama,sirf intikam duygularini tatmin etmek icin hakaretler eden dinükü biatcilar,dünü Fetulahcilar aynaya baksinlar eminim ki yüzlerinde Evren'in kopyasini bulacaklardir. 17 yasindaki oglu asilan ana;sen bugüne kadar kac defa bu anayasayi degistirin diye secimleri boykot ettin.Ya siz,iktidarin Aydinlari!:30 yildir bu anayasa darbe anayasasidir demokratik degildir demeyipte simdi hangi yüzle o adliye binasinin önüne gidip müdahil olmaya calisiyorsunuz.Olsaniz ne yazar olmasaniz ne yazar.Partilere gelince;asil suclu onlardir.Onlardir Evren anayasasiyla secimlere girenler,simdi müdahil oluyorlar davaya. Sanatcilar Girisimi Platformu'ndan Tiyatrocu Orhan Aydin'in sözleri asagidadir: Orhan Aydın 12 Eylül “yargılaması” konusunda şunları söyledi: “Ne kadar yetmez ama evetçi varsa orada. Ne kadar eli kanlı katil varsa orada. Bir tanesi Ökkeş Kenger. Kahramanmaraş’ın katilleri 12 Eylül sürecine müdahil olmuş. Benim hakkımda ölüm ilanı yazan, eli kanlı katil olduğunu bildiğim Muhsin Yazıcıoğlu’nun karısı müdahil olmuş. Bu mudur 12 Eylül? 12 Eylül cezaevlerinde insanlarımızın çürütüldüğü, işkencelerden geçirildiği, çocuklarımızın yaşlarının büyütülerek asıldığı, binlerce ton kitabın yakıldığı, gazetelerin yasaklandığı, tiyatroların kapılarına kilitlerin vurulduğu, filmlerin yasaklandığı, insan hak ve özgürlüklerinin üzerinden tanlarla geçildiği bir süreçtir. Böyle bir komediyle 12 Eylül’le hesaplaşılırmı?” Ne kadar dogru söylemis degil mi? saygilarla
-
Şeyh Sait İsyanı'nda Şeyh Şemsettin'in Sorgulanması...
Osmanli'nin 700 yillik gercegini Osmanli'nin para ile tutulmus tarihcilerinden degil tarafsiz tarihcilerin kitaplarindan ögrenebilirsiniz saglikli olarak ve Osmanli'nin kim ve ne oldugunu ancak o zaman daha iyi anlayabilirsiniz.Osmanli Türk düsmaniydi bunun belgeleri hala arsivlerdedir.Anadoludaki Türk Beyliklerini kilictan gecirten Osmanli'ydi.Ayni Osmanli kendi öz cocuklarini bile gayrimüslim esleri ugruna katlettirmistir.Bunlar gercek tarihtir. Milleti kimse acip sacmadi,millet kendiliginden acilip sacildi.Cünkü 1950 yili itibariyle milletin milli bilinci adim adim yok edilerek bugünlere kadar getirildi.Cumhuriyeti kuranlarin acilip sacilin diye hicbir konusmasi yoktur.AKP'nin basbakani gibi yalan yanlis bilgilerle hem kendinizi hem de baskasini zehirlemeye calismayin. Kürt isyanlari her zaman icin din kullanilarak Kürdistan amacli olusmustur.Size kim bilgi veriyorsa yanlis veriyor,size tavsiyem tartistiginiz konularda biraz objektif bilgi sahibi olmaya calisin. saygilarla
-
16 ŞİDDETİNDEKİ DEPREM!
Demek ki anlasabildigimiz noktalarda varmis,bu iyi bir duygu. saygilarla
-
NANKÖRLER
Dinden kimse korkma ama irticadan herkes korkar cünkü irtica insanlik düsmanidir,bu eger hala ögrenilemediyse zaten anlatmakta bir fayda saglamaz,zaten irticadan neden korkuyorsunuz diye sorarken sorunuzun icinde ne oldugunuzuda aciklamis oluyorsunuz. Laiklik ilkesini darbeciler degil Cumhuriyeti kuranlar anayasaya yerlestirdi.Laiklik mürtecilerin insanlari aldatmak icin dedikleri gibi kafirlik degildir.Asil kafirler mürtecilerdir cünkü Allahi kullanarak insanlari aldatmaktadirlar.Laiklik herkesin inancini özgürce yasamasidir,türban denilen bez parcasi özgürlügün simgesi degildir,irticanin simgesidir cünkü o türban kullanilarak laiklik ortadan kaldirilmaya calisiliyor.Tabii ki bu kadar ince ve hassas konulara vakif olmak birazda zihniyet olayidir.Peygamberin esleri türban takmiyordular.Türban laiklige karsi bir silah olarak Türkiyenin gündemine sokulmustur bunu sokanlarda mürtecilerdir. Mürtecilerin özgürlük dedikleri olay,dini özgürce yasamak degildir,zaten Türkiye'de herkes dinini özgürce yasamistir,onlarin amaci din devleti kurmaktir,iste istedikleri fakat bir türlü medeni cesaretlerini kullanarak ifade edemedikleri gercek budur.Bu gercegi ifade edemedikleri icin,fesatliga basvurup,cumhuriyete,cumhuriyeti kuranlara,Kurtulus savasini verenlere saldirmaktadirlar.Bu gercegi ifade edemedikleri icin ellerindeki gücü kullanip ülkenin tüm demokratik kurumlarini dincilere teslim etmekte,okullara Kuran dersleri koymaktadirlar. saygilarla
-
NANKÖRLER
Yazilanlari anlamak bir hünerdir,yazdigimiz yazilari eger biz aciklayacaksan buna da tartisma denmez.O zaman önce yazilanlarin ne olduguna daha iyi bakmak ve ona göre karsi yorum yapmak sagliklidir. Darbeleri mesru gösteren hicbir cümle yokken böyle bir anlam cikarmak herhalde Ergenekon savcilarindan esinlenmis olmaktir.Tekrar tekrar okuyarak ne söylenmek istendigini anlamak zor degildir. Irticaya gelince,Türkiye son 10 yildaki kadar irtica batagina batmamisti,demokrasi insan haklari paravani arkasinda ülke irticanin besigi haline getirildi.Bunu inkar etmek irtica olmadigi anlamina gelmez.Irtica vardir ve her gecen gün daha da vahim bir hal almaktadir.Ha irtica ile dindarligi birbirine karistirmak ise tamamen mürtecilerin oyunudur.Dindarlar mürteci degildir.Mürteciligin de ne oldugunu kitaplara bakarak ögrenebilirsiniz.Asil hesap verecek olanlar ülkeyi 10 yildir ABD'nin sömürgesi yapan ve bunu basarabilmek icin Allahi kullanarak insanlari aldatanlar olacaktir. saygilarla
-
Şeyh Sait İsyanı'nda Şeyh Şemsettin'in Sorgulanması...
Eskiyayi aklayanlar kimlerdir önce onun tespitini yapalim,sonrada asil edebiyata geliriz. Eskiya,Kurulmus olan Cumhuriyete karsi isyanlar tertipleyerek ve bu isyanlari tertiplerken Allahida kendine alet ve ortak ederek devlete karsi ayaklanmis,Ingilizlerler Kürdistan hayalleri ile yasamistir.Said'in kitabini okuyacaginiza onun Ingilizlere yazdigi mektuplari okuyun en azindan bilgi sahibi olursunuz. Eskiyayi aklayanlara gelince;90 yildir bu cumhuriyeti yikmak icin her türlü yolu deneyen, iktidara gelenlerin sirf cumhuriyetten ve onu kuranlardan intikam almak icin eskiyayi savunmalari eskiyanin eskiyaligini ortadan kaldirmaz. Atatürk'ün Genclige Hitabesinden kimler rahatsiz olup gocunuyorsa eskiyaya iadeyi itibar verenlerde onlardir,cünkü o eskiyalarda aynen bugünküler gibi Türkiye Cumhuriyeti'nin hasimlaridirlar.Dedeleri olan Osmanli ile Ingliliz muhiplerine olan sevdalari onlari cumhuriyete hasim yapmaktadir.Saf insanlari din,iman ile aldatarak ellerine iktidar olma gücünü gecirenler aslinda din ve imanada düsmandirlar.Müslümani müslümana kirdirip,haclilarin safinda yer alanlardan müslüman olurmuymus?Dün eskiyada haclilarla birlikte cumhuriyete karsi calisti bugünde ayni takim AB/D ile cumhuriyete ve müslümanlara karsi calisiyor.Bunlar tesadüf olamaz. PKK teröristleriyle pazarlik edenlerin Seyh Said,Seyit Riza,Iskilipli'ye sahip cikmalari kimseyi sasirtmasin.Sivas Madimak'ta 38 aydini yakanlar bugün dünkü eskiyayi aklayanlardir.Hadi aksini ispat edin. saygilarla
-
Kenan Evren'e ne soracaksınız?
12 Eylül ve Milli Irade Çarşamba günü Ankara’da deyim yerindeyse, yer yerinden oynadı. Adliye Sarayının önü “panayır” gibiydi. Davaya “müdahil” olmak isteyenler kuyruklar oluşturdu. Dün darbecilerin önünde esas duruş gösterenlerden bazıları, Kenan Evreni “kafes” içinde getirin diye bağırıyorlardı. Bir darbe yargılanmaya başlanmıştı !… Aradan 32 yıl geçmiş, çekilen acılar çekenlerin yanına kâr kalmış, devrin sorumlularının çoğu ölmüş, ortada iki “kadit” var. Kim kimden hesap soracak şimdi? Türkiye’de darbeler her zaman, ekonomik durumun düzgün bir biçimde sürdürülmesi garantiye alındıktan sonra yapılmıştır. Sayın Demirel tarafından alınan 24 Ocak kararlarından sonra ekonomi zaten rayına girmişti. Sonradan 12 Eylül darbecilerine, ekonomiyi sorun çıkarmadan yöneteceğini, ABD desteği ile garanti eden kimdi? Turgut Özal.. Başbakan Erdoğan’ın aynı tarikattan üstadı Turgut Özal, en az Kenan Evren kadar suçludur ve yargılanması gerekir. 12 Eylül’ün en büyük mağduru Sayın Demirel, konuyu gündemine bile almıyor. Çünkü biliyor ki, eğer darbelerden gerçekten hesap sorulacaksa, işe yakın tarihten, ilk olarak ta 27 Nisan bildirisinden başlamak gerekir. Ama o konunun Erdoğan-Büyükanıt arasında yapılan ve mezara kadar gizli kalacağı söylenen görüşme nedeniyle dokunulmazlığı var !.. AKP, yakın geçmişle hesaplaşmayı, “sahte ve düzmece” olduğu bilim kuruluşlarıyla saptanan CD’lerle yapıyor. Balyoz gibi davalarla yargılananlar, AKP İktidarına biat etmeyenler veya etmeyeceği düşünülenlerdir. AKP İktidarının şakşakçısı paşalardan ve onların e-muhtıralarından hesap sorulamıyor !… 12 Eylül günlerini yaşamamış gençlere birkaç hatırlatmam olacak. Ben o zaman Bergama Belediye Başkanı idim. 12 Eylül öncesi Türkiye’de bir kaos ortamı vardı. Pek çok yerde “sıkıyönetim” ilan edilmesine rağmen olaylar bir türlü önlenemiyordu. Bir sabah Hasan Mutlucan türküleriyle uyandık. Bir gün içinde tüm toplumsal olaylar sona erdi!.. Sokağa çıkma yasağı sona erince, halk sokaklara döküldü. Ordu lehine sloganlarla yer gök inledi. İki gün sonra, başta Anayasa Mahkemesi Üyeleri olmak üzere tüm yargı mensupları, darbecilere yani, “beşi bir yerdelere” bağlılıklarını sundular. Tüm medya emir-komuta zinciri altında darbeyi övmek için yarışa girdi. Milli Güvenlik Konseyi yönetime el koyduktan on gün sonra ilk iş olarak, Yunanistan’ın NATO Askeri kanadına girmesine karşı Demirel Hükümetinin kullandığı “Veto’yu” kaldırdı. Böylece, AB yolunda Yunanistan’ın önümüze çıkardığı bütün engellerin yolunu açmış oldu. Bu önemli gelişme, o günlerde medyada yer bile almadı !… Sonra Kenan Evren yollara düştü, bütün Türkiye’yi dolaşmaya başladı. Her gittiği yerde “netekim” diye başladığı konuşmalarda, bütün siyasi görüşlere ve liderlere hakaret yağdırdı. Kimsenin gık’ı çıkmadı, aksine inanılmaz destek gördü. DİSK gibi 600 Bin üyesi olan kuruluşun seçilmiş liderleri idam isteğiyle yargılanmaya başlandı. DİSK’in üyelerinden bir kişi bile sesini çıkarmadı !… İçlerinde 17 yaşında bir gencin de bulunduğu 50 kişi idam edildi. 650 bin kişi tutuklandı. Kimseden, ne halktan ne halkın sesi olması gereken medyadan tek ses çıkmadı !… Daha sonra “Danışma Meclisi” rezaleti sahneye kondu. Koca-koca adamlar, Profesörler, Gazeteciler, Bilim Adamları darbecilere Danışma Meclisine girmek için müracaat ettiler. Beşi bir yerde darbeciler bir Anayasa hazırlattılar. Bu anayasa referanduma sunulduğunda Kenan Evren’in Cumhurbaşkanlığı da onaylanmış olacaktı. “ Milli İrade” darbe anayasasını % 92.4 evet oyu vererek, kapatılan Siyasi Parti Liderlerine de 10 yıl süreyle siyasi yasak koymayı kabul etti. 12 Eylül darbesinden tam 7 yıl sonra “Milli İrade” siyasi yasakları % 50.4 oyla kaldırdı. Tüm Türkiye’de 51 Bin oy fark yapılmıştı. “ Gavur İzmir” yine farkını ve demokratlığını göstermişti ve yasakların kalkması yönünde 256.872 oy fark yaptı… Şimdi “müdahil” olmak için sıraya girenlerin hiçbiri meydanlarda yoktu. Milli İrade darbeciyi, % 92.4 oyla Cumhurbaşkanı yaptı. Milli İrade, darbecilerin koyduğu ve Özal’ın savunduğu yasakları % 50.4 oyla kaldırdı. Milli İrade, AKP’yi % 50’ye yakın oyla üç seçimdir tek başına iktidar yaptı. Milli İrade, darbeden 32 yıl sonra, % 92.4 oy verdiği darbecilerin yargılandığı için bayram yaptı !… Ne Milli İrade, ne demokrasi, ne özgürlük-bağımsızlık anlayışıymış be kardeşim, hayret !… Adamın biri, kara-kara düşünüyormuş. Derdin ne demişler? Biri anamı öptü, demiş. Şikayet etsene, demişler. Adam; Anamı öpen Kadı, kimi kime şikayet edeyim, demiş !… Milli İrade, seni kime şikayet edeyim !… Sağlık ve başarı dileklerimle 06 Nisan 2012 RIFAT SERDAROGLU İLK KURŞUN