İçeriğe atla
View in the app

A better way to browse. Learn more.

Tartışma ve Paylaşımların Merkezi - Türkçe Forum - Turkish Forum / Board / Blog

Ana ekranınızda anlık bildirimler, rozetler ve daha fazlasıyla tam ekran uygulama.

To install this app on iOS and iPadOS
  1. Tap the Share icon in Safari
  2. Scroll the menu and tap Add to Home Screen.
  3. Tap Add in the top-right corner.
To install this app on Android
  1. Tap the 3-dot menu (⋮) in the top-right corner of the browser.
  2. Tap Add to Home screen or Install app.
  3. Confirm by tapping Install.

Admin

™ Admin
  • Katılım

  • Son Ziyaret

Admin tarafından postalanan herşey

  1. 24 Saate Sığdırılan Bir Tarih: 'Filenin Sultanları' Şampiyon Oldu, Medya Başka Yöne Baktı Türk voleybolu, 26 Temmuz 2026 gecesi Çin’in Makao kentinde bir kez daha tarih yazdı. Daniele Santarelli yönetimindeki A Milli Kadın Voleybol Takımımız, VNL (Milletler Ligi) finalinde Brezilya’yı 3-1 mağlup ederek ikinci kez bu dev kupayı müzesine götürdü. Melissa Vargas’ın 33 sayıyla devleştiği, tüm dünyanın hayranlıkla izlediği ve Türk kadınının gücünü bir kez daha küresel sahnede tescilleyen bu zafer, elbette büyük bir gurur dalgası yarattı. Ancak bu devasa başarının Türk medyasındaki "ömrü", maalesef sadece 24 saat sürdü. Pazar gecesi atılan coşkulu manşetler, pazartesi akşamı yerini rutin transfer söylentilerine, futbol kulüplerinin polemiklerine ve gündelik magazin tartışmalarına bıraktı. Dünyanın zirvesine çıkan bir takımın zaferi, medyanın uçucu algoritmasında adeta bir "anlık içerik" muamelesi görerek tükettiğimiz yüzlerce haberden biri haline geldi. Manşetlerin Kısa Ömrü: Tüketim Çılgınlığı ve Futbol Odaklı Medya Düzeni Türkiye’de spor medyasının omurgasını onlarca yıldır futbol oluşturuyor. Bu durum şaşırtıcı değil; ancak sorun, futbol dışındaki branşların—dünya şampiyonlukları dahi gelse—sadece "geçici bir heyecan" olarak görülmesinde yatıyor. Bunun temel nedeni, medyanın spor basını kimliğinden sıyrılıp tamamen "anlık tık ve reyting" odaklı bir tüketim çarkına dönüşmüş olmasıdır. Şampiyonluk gecesi atılan "Gururumuzsunuz" başlıkları, takip eden gün gazetelerin veya dijital platformların ana sayfalarında yerini çoktan kaybetti. Şampiyonluğun taktiksel analizi, oyuncuların bireysel gelişim hikayeleri ya da bu başarının arka planındaki sistemik emek yerine; bir kulüp yöneticisinin demeci veya sosyal medya kavgası daha çok görünürlük buldu. Kadın Sporunun 'Samimiyetsiz' Dönemselliği Medyanın kadın sporculara yaklaşımında kronikleşmiş bir "dönemsellik" göze çarpıyor. Başarı geldiğinde manşetleri süsleyen, sponsorların ve ekranların yüzü olan sporcularımız; kupa kaldırıldıktan 24 saat sonra adeta bir görünmezlik zırhına bürünüyor. Geçici İlgi: Zirvedeyken göklere çıkarılan hikayeler, başarının sürdürülebilirliği için gereken derinlikli medya desteğinden yoksun bırakılıyor. Derinleşemeyen Analizler: Vargas’ın MVP performansının anatomisi, Hande Baladın’ın hücum katkısı ya da Santarelli’nin oyuna müdahaleleri yerine; sadece yüzeysel tebrik mesajlarıyla geçiştirilen bir süreç izliyoruz. Magazinleştirme Eğilimi: Sahadaki taktiksel ve atletik üstünlükten ziyade, sporcuların sosyal medya paylaşımları veya saha dışı yaşamları haber değeri taşıyor. Bu durum, kadın sporuna verilen değerin ne kadar "skor odaklı" ve "yüzeysel" olduğunu acı bir şekilde gözler önüne seriyor. Spor Kültürünün Eksikliği ve 'Kaçırılan Fırsat' Bir ülkenin spor kültürü, yalnızca şampiyonluk anında bağırmakla değil; o şampiyonluğun getirdiği vizyonu yaşatmakla ölçülür. Filenin Sultanları’nın 2026 VNL Şampiyonluğu, Türkiye’de kız çocuklarına ilham vermek, spora katılımı artırmak ve branş çeşitliliğini toplum tabanına yaymak için muazzam bir fırsattır. Ancak medya, bu toplumsal dönüşümün taşıyıcısı olmak yerine, izlenme sayılarına yenik düşerek kolay olanı seçiyor. 24 saat içinde zaferi rafa kaldırıp futbol ligindeki tartışmalara geri dönmek, aslında kendi spor kültürümüze yapılan büyük bir haksızlıktır. Madalyonun Öteki Yüzü: Diğer Sporlara Kat, Yat, Para; Kadın Voleybolculara Sadece 'Öğüt' Türk medyasının ve genel spor ekosisteminin bu vurdumduymazlığının arkasında yatan en acı gerçek ise finansal ve manevi kaynakların adaletsiz dağılımında gizlidir. Bugün Türkiye’de uluslararası alanda hiçbir kayda değer başarısı olmayan, Avrupa kulvarlarından ilk turlarda elenen ya da sahada varlık gösteremeyen birçok branşa ve sporcuya milyonlarca dolarlık bonservisler, devasa bütçeler, sponsorluklar, katlar, yatlar ve lüks imkanlar bocalıksız akıtılıyor. Hatta başarısızlıklar dahi "maliyetli reaksiyonlar" ve astronomik tazminatlarla ödüllendiriliyor. Peki ya dünyayı dize getiren, bayrağımızı en yüksek göndere çeken kadın voleybolcularımız? Onlara gelince sistemin cebinden çıkan ilk şey bolca "öğüt", bedava "fedakarlık beklentisi" ve süslü ama içi boş "tebrik cümleleri" oluyor. 1. Kaynak Adaletsizliği ve "Çifte Standart" Sonsuz Kredi ve Lüks: Futbol başta olmak üzere bazı erkek egemen branşlarda, başarı şartı aranmaksızın her türlü lüks ve finansal konfor sporcuların önüne seriliyor. Yıllardır kulüplerin ve medyanın odağında olan bu yapıda, en küçük bir yerel galibiyet dahi günlerce primlendiriliyor. Başarıya Mahkûm Edilen Kadınlar: Kadın voleybolcularımız ise ancak "Dünya Şampiyonu" veya "Avrupa Şampiyonu" olduklarında görünür hale geliyor. Yani onlardan istenen şey sadece iyi oynamak değil; sürekli imkansızı başarmak. Buna rağmen elde ettikleri imkanlar ve bütçeler, başarılarıyla asla orantılı bir seviyeye ulaşmıyor. 2. "Siz Rol Modelisiniz, Parayı Konuşmayın" Baskısı Medya ve spor bürokrasisi, kadın sporculara yaklaşırken örtülü bir manevi baskı uyguluyor. Kadın voleybolculara sık sık "Siz gençlerimize rol modelsiniz", "Türk kadınının gururusunuz", "Alçakgönüllü olmalısınız" şeklinde üst perdeden öğütler veriliyor. Maneviyat elbette değerlidir; ancak tebrik mesajları, kuru alkışlar ve medyanın 24 saatlik öğüt dolu övgüleri bir spor branşının altyapısını, tesislerini veya geleceğini finanse etmez. Başarı Baskısı Kadınların, Safahat Diğerlerinin Olmamalı Filenin Sultanları’nın kazandığı her kupa, Türkiye’de spor yatırımlarının ne kadar yanlış yerlere yapıldığının canlı bir kanıtıdır. Eğer bu ülkenin kaynağı, yatı, katı ve milyon euro’ları sıfır başarı üreten yapılara gözü kapalı akıtılırken; dünyanın en iyisi olan kadın voleybol takımımıza sadece öğüt ve 24 saatlik geçici övgüler layık görülüyorsa, burada çok ciddi bir sistemik ve zihniyet sorunu var demektir. Artık içi boş tebrikleri ve üstenci öğütleri bir kenara bırakıp, hakkı olana hakkını teslim etme zamanı çoktan gelmiştir. Kadın voleybol takımı ve medya ilişkisini derinleştirdiğimizde, olayın sadece bir "gündem yoğunluğu" ya da "futbol fanatizmi" olmadığını; altında çok daha derin sosyolojik, kültürel ve medyatik dinamiklerin yattığını görürüz. Bu tabloya dair söylenebilecek diğer kritik başlıklar ve acı gerçekler şunlardır: 1. Kadın Başarısının "Apolitikleşme" ve "Nötrleştirme" Süzgeci Kadın Voleybol Takımı, Türkiye’de toplumun her kesimini birleştiren ender unsurlardan biri. Ancak medya, bu birleştirici gücü kucaklamak yerine, takımı "risk içermeyen, steril bir vitrin ürünü" olarak görmeyi tercih ediyor. Sporcuların sahadaki duruşu, modern Türk kadını temsili ve toplumsal mesajları; medyanın "aman kriz çıkmasın" çekincesiyle sürekli törpüleniyor. Başarı anında sporcuların ne kadar güçlü ve bağımsız karakterler olduğu öne çıkarılmıyor; aksine haberler sadece skorboard verilerine indirgenerek içi boşaltılıyor. 2. "Görünmez Kaza" Stratejisi: Başarısızlık Kollayan Medya Eğilimi Türk medyasının voleybol takımımızla kurduğu bağ ne yazık ki "sevgi" değil, "fırsatçılık" ilişkisidir. Takım şampiyon olduğunda 24 saatlik coşkulu yayınlar yapılır. Ancak en ufak bir mağlubiyette ya da form düşüklüğünde, "Manşetler atılsın, linç edilsin" diye pusuya yatılır. Diğer branşlardaki kronik başarısızlıklar "Süreç gerekiyor", "Yapılanma var" diyerek yıllarca tolere edilirken; kadın voleybolcularımızın kaybettiği tek bir set bile ağır eleştirilere ve hatta sporcuların özel hayatlarına dönük yıpratma kampanyalarına malzeme edilebiliyor. 3. Pazarlama ve "Sponsorluk" İllüzyonu Media&PR dünyası Filenin Sultanları’nı çok seviyor gibi görünüyor, değil mi? Her yerde reklamları var. Ancak burada da büyük bir sömürü çarkı işliyor: Trendeyken Yanındayız: Sponsorlar ve medya markaları, voleybolcuları sadece "popüler oldukları" ve kendilerine "pozitif imaj" katacağı dönemlerde kullanıyor. Altyapıya Yokuz: Reklam filmlerinde oynatmak için yarışan markalar ve bunu haberleştiren medya; voleybolun Anadolu’ya yayılması, altyapı tesislerinin kurulması veya lig maçlarının (Sultanlar Ligi) yayın haklarının hak ettiği değere ulaşması için parmağını bile oynatmıyor. Yani medya ve sermaye, voleybolun geleceğine değil, sadece bugünkü ışıltısına ortak oluyor. 4. Erkek Egemen "Yorumcu" Sektörünün Voleybol Cahilliği Türkiye’de ekranları kaplayan spor yorumcularının %90’ı futbol kökenli. Voleybolun taktiğini, rotasyonunu, istatistiksel derinliğini (setter dump, block touch, transition attack vb.) analiz edebilecek nitelikli voleybol medyası ve yorumcusu bir elin parmaklarını geçmiyor. Futbolda bir taç atışı bile 45 dakika tartışılırken; voleybol maçından sonra ekranlarda sadece "Aferin kızlara, çok iyi mücadele ettiler" gibi yüzeysel, hiçbir teknik derinliği olmayan yorumlar duyuyoruz. Medya, voleybolu "teknik bir spor" olarak değil, sadece "duygusal bir başarı hikayesi" olarak gördüğü için analiz üretemiyor. Analiz üretemediği için de 24 saat sonra konuşacak malzemesi kalmıyor! 5. "Kırılan Cam Tavanlar" ve Spor Politikası Eksikliği Son olarak, Filenin Sultanları’nın başarısı tesadüf değil, federasyonun ve kulüplerin (Eczacıbaşı, VakıfBank, Fenerbahçe vb.) yıllar süren sistemli çalışmasının bir sonucudur. Ancak medya, bu "Sistem Başarısını" haberleştirmeyip işi mucizelere veya bireysel yeteneklere bağladığı için, diğer branşlara örnek olabilecek bir "Spor Modeli" hikayesi çıkaramıyoruz. Medya bu başarıyı doğru okuyup gündemde tutabilseydi; bugün Türkiye'de kadın basketbolu, hentbolu, atletizmi de benzer sistemlerle dünya çapında yatırımlar alabilirdi. Sonuç: Sahada Yazılan Tarih, Medyanın Hafızasından Silinmemeli Filenin Sultanları, sahada döktükleri ter ve kazandıkları kupalarla Türk spor tarihinin altın sayfalarını yazmaya devam ediyor. Medyanın bu başarıyı 24 saatte tüketip unutması, o kupanın değerini veya milletin kalbindeki yerini eksiltmez. Ancak Türk medyasının halihazırdaki bu "saman alevi" yaklaşımını sorgulamak zorundayız. Gerçek bir spor ülkesi olmak istiyorsak, dünya şampiyonluklarını birer günlük "manşet süsü" olarak değil; haftalarca konuşulacak, analiz edilecek ve gelecek nesillere aktarılacak ilham kaynakları olarak ele almalıyız. Sultanlar zirvede kalmaya devam edecek; umarız medya da bir gün bu zirvenin ağırlığına uygun bir hafıza geliştirmeyi başarır.
  2. Sırbistan, Avrupa Voleybol Şampiyonası hazırlıklarını sürdürüyor.
  3. Bunu hatırladınız mı? Roberto Carlos imdada yetişiyor
  4. Gerçeklikle Fantezi Arasındaki İnce Çizgi: Mitomani ve Patolojik Yalan Üzerine Psikolojik Bir İnceleme Bir arkadaşım var, sürekli yalan söylüyor ve zaman zaman kendi söylediği yalanlara kendisi de inanıyor. Örneğin, aslen Türk olmasına rağmen insanlara yarı İtalyan, yarı Yunan olduğunu söylüyor. Bazen kafasından hikayeler uyduruyor ya da kendisini başarılı göstermek için yaşanmamış olaylar kurguluyor. Kısacası, yalanlar aracılığıyla kendini egzotik göstermek için özel bir çaba harcıyor. Bu arkadaşımın sergilediği bu tutum, psikolojide ve psikiyatride oldukça bilinen, ancak yüzeysel bakıldığında kafa karıştırıcı ve yıpratıcı bir davranıştır. Bu durum—etnik kökeni çarpıtma, kendini egzotik veya olağanüstü başarılı gösterme, yaşanmamış anılar kurgulama ve en önemlisi kendi söylediği yalanlara zamanla kendisinin de inanması—bize çok net bazı psikolojik mekanizmaları işaret ediyor. Gerçeklikle Fantezi Arasındaki İnce Çizgi: Mitomani ve Patolojik Yalan Üzerine Psikolojik Bir İnceleme İnsan ilişkilerinin temel harcı güvendir. Ancak bazı bireylerle kurulan bağlarda, zamanla gerçekliğin zemini kaymaya başlar. Bir arkadaşınızın sürekli yalan söylemesi, olmadığını biri gibi davranması ve en garibi kendi kurguladığı bu paralel evrene zamanla kendisinin de inanması, ilk bakışta basit bir "ahlakı veya karakter kuralını çiğneme" gibi görünse de, derin psikolojik dinamikler barındırır. Bu davranış kalıbı psikolojide Mitomani (Mytomania) veya Patolojik Yalan Söyleme (Pathological Lying) olarak adlandırılır. 1. Mitomani Nedir ve Sıradan Yalandan Nasıl Ayrılır? Sıradan bir insan genelde bir cezadan kaçınmak, bir çıkar elde etmek veya birini korumak için yalan söyler. Bu yalanların somut ve mantıklı bir amacı vardır; kişi yalan söylediğinin son derece bilincindedir ve yakalanma korkusu yaşar. Mitomanide (Patolojik Yalan) ise durum tamamen farklıdır: Ortada Belirgin Bir Çıkar Yoktur: Yalan söylenmesinin arkasında somut bir maddi veya pratik kazanç olmak zorunda değildir. Benlik Algısını Yeniden İnşa Etme Çabası: Yalanlar genelde kişiyi olduğundan daha popüler, egzotik, başarılı, çekici, mağdur veya kahraman göstermek üzere kurgulanır. İnandırıcılık ve Kendi Yalanına İnanma: En belirgin özelliklerinden biri, mitomanların söylerken gösterdikleri yüksek özgüvendir. Bir süre sonra, beyin yapay olarak oluşturduğu bu anıları işler ve kişi kendi yalanına gerçekmiş gibi inanmaya başlar. 2. Neden "Egzotik" veya "Yarı İtalyan / Yarı Yunan" Kimliği? Arkadaşımın Türk olmasına rağmen kendini yarı İtalyan yarı Yunan olarak tanıtması ve kendini egzotik gösterme çabası son derece tipiktir. Bu durumun arkasında yatan ana psikolojik etkenler şunlardır: a) Narsisistik Beslenme ve Fark Edilme Arzusu Sıradan, ortalama bir kimliğe sahip olmak bu kişiler için adeta bir "yok oluş" gibi hissedilir. Sıradanlık, onlar için yetersizlikle eşdeğerdir. Kendini egzotik bir kökene bağlamak: Ortamlarda hemen dikkat çekmeyi sağlar. Onu diğer insanlardan "farklı" ve "özel" kılar. İnsanların merakını uyandırarak ona sürekli bir ilgi (narsisistik beslenme) sağlar. b) Aşağılık Kompleksi ve Öz-Değersizlik (Inferiority Complex) Derinlerde bir yerde kişi, kendi çekirdek kimliğiyle (öz benliğiyle) barışık değildir. Kendi gerçekliğini yetersiz, sıkıcı veya değersiz bulur. Bu acı verici gerçekle yüzleşmemek için zihinsel bir savunma mekanizması devreye girer: "Ben aslında buraya ait değilim, ben daha özel ve egzotik bir yerden geliyorum." c) Yaşanmamış Küçük Başarı Hikayeleri Kendi başarısını veya hayatını olduğundan farklı anlatması, kişinin içindeki "ideal benlik" (olmak istediği kişi) ile "gerçek benlik" (olduğu kişi) arasındaki devasa uçurumu yalanlarla kapatma çabasıdır. 3. İnsan Söylediği Yalana Nasıl İnanır? (Konfabülasyon ve Anı İnşası) Bir insanın kendi uydurduğu bir şeye inanması dışarıdan bakıldığında imkansız gibi görünür. Ancak insan beyni son derece esnektir: Görselleştirme ve Tekrar: Kişi hikayeyi kafasında o kadar çok tekrar eder ve ayrıntılandırır ki, beyin bu zihinsel imajları gerçek anılardan ayırt edememeye başlar. Duygusal İhtiyaç: Egzotik ve başarılı olma ihtiyacı o kadar güçlüdür ki, beyin bu ihtiyacı doyurmak için yalanı "gerçek anı" olarak arşivler. Buna psikolojide Konfabülasyon (Anı Uydurma) veya Yanlış Anı Sendromu denir. Bilişsel Çelişkiyi Önleme: Kişi hem "iyi/dürüst biriyim" deyip hem yalan söylediğini bilirse zihinsel bir çatışma yaşar. Beyin bu çatışmayı çözmek için "Bu aslında yalan değil, gerçekten yaşandı" illüzyonunu yaratır. 4. Bu Durumun Arkasında Hangi Psikolojik Yapılar Olabilir? Patolojik yalan söyleme tek başına bir tanı olabileceği gibi, genellikle farklı psikolojik durumların bir semptomu olarak ortaya çıkar: Histriyonik Kişilik Bozukluğu: İlgi odağı olma ihtiyacının aşırı yüksek olduğu, dramatik ve egzotik davranışların ön planda olduğu durumlar. Narsisistik Kişilik Bozukluğu: Kendini üstün, özel ve ayrıcalıklı görme arzusu; yetersizlik hissini masking (maskeleme) yöntemiyle örtme. Sınırda (Borderline) Kişilik Yapısı: Kimlik karmaşası yaşama, "Ben kimim?" sorusuna net bir yanıt veremediği için sürekli yeni kimlikler icat etme. Çocukluk Çağı Travmaları veya İhmal: Çocuklukta sadece başarısıyla veya olağanüstü durumlarda ilgi görmüş bireyler, yetişkinlikte de ilgi çekmek için hikaye uydurmaya meyledebilirler. 5. Bir Arkadaş Olarak Nasıl Bir Tutum Sergilemelisiniz? Böyle biriyle arkadaşlık etmek son derece yorucudur. Bir yandan onun için üzülürken, diğer yandan sürekli manipüle ediliyormuş gibi hissedebilirsiniz. Yapılması Gerekenler: Yalanları Beslemeyin: Anlattığı egzotik veya abartılı hikayelere aşırı hayranlık, şaşkınlık veya ilgi göstermeyin. Tepkisiz ve nötr kalın. İlgi görmediğinde bu hikayeleri size anlatmayı azaltacaktır. Gerçekliği Yumuşakça Hatırlatın: Onu topluluk içinde utandırmak yerine, baş başayken "Ben senin ailenin ve geçmişinin gayet güzel olduğunu biliyorum, kendini farklı göstermene gerek yok, seni olduğun gibi seviyorum" mesajı verin. Sınırlar Koyun: Yalanları sizin hayatınızı veya ortak ilişkinizi etkilemeye başladığında net sınırlar çizin. Profesyonel Desteğe Yönlendirin: Bu durumun bir kişilik veya savunma mekanizması kalıbı olduğunu unutmayın. Bir psikolog veya psikiyatrist ile görüşmesi konusunda cesaretlendirin (ancak bunu "Sen hastasın/yalancısın" diyerek değil, "Kendinle barışman için bir terapistle konuşmak sana iyi gelebilir" şeklinde yapın). Yapılmaması Gerekenler: Sert Saldırılara Girişmeyin: "Sen yalancısın, İtalyan falan değilsin!" diyerek onu köşeye sıkıştırmak genelde işe yaramaz. Kişi savunmaya geçer, yeni yalanlar üretir veya durumunu daha da aggressively (saldırganca) savunur. Dedikodu Konusu Yapmayın: Bu durumu bir karakter bozukluğundan ziyade bir psikolojik savunma mekanizması olarak görmek, ona karşı öfke yerine empatik bir mesafe koymanıza yardımcı olur. Özet ve Sonuç Arkadaşınızın sergilediği davranışlar, derin bir kabul görme, beğenilme ve sıradanlıktan kaçma çabasıdır. Kendi uydurduğu egzotik kimliğe ve hikayelere inanması, zihninin kendisini yetersizlik duygusundan korumak için geliştirdiği yanılsamalı bir zırhtır. Siz bir arkadaş olarak onun bu "hayal dünyasını" beslememeli, ancak ona sertçe saldırmak yerine nötr ve gerçekçi bir duruş sergilemelisiniz. En nihayetinde, bu seviyedeki bir patolojik yalan söyleme alışkanlığı ancak köklü bir psikoterapi süreciyle çözülebilir.
  5. Bazı Voleybolcuların VNL’i Kazanma Sayıları Tijana Boskovic -> 0 Gabi Guimaraes -> 0 Mayu Ishikawa -> 0 Defne Başyolcu -> 1
  6. Rosamaria Montibeller (Brezilya): "Bugün onların gözüne uykuya girmeyen o günlerin biri. Gurur duyduğun o acımtırak 'kıl payı kaçtı' hissiyle birbirine karıştığı günlerde. Ama sana baktığım, günün sonunda o büyük nihai hedef nerede saklı? İnsanın her geçen gün, yaşadığı o en büyük rekabeti yaşadığını hissetmesinden daha ne olabilir? Benim için, bu formayı giymenin yeteneği, çocuğu, gücü ve altın madalyalarının çok ötesinde bir şey olduğu yıllar öncesinden zaten netleşmişti. Şu tercihleri yapamayan: rahatsız edici olsa bile adanmışlık; evde kanepede yayılıp oturmak rahatken eleştirilere göğüs germe daha cesareti; acı mısra safra tutku; Olabildiğine inandığından çok daha fazlasını talep etsen bile kendini adamak. Benim için, bizim adanmışlığımız altındı. Benim için, bu takımın her gün yaşadığı değerler altın değerindedir. Burada olmak ve bir araya gelmek bir şekilde dünyanın en iyilerini sürdürmek altındır. Bu şans değil, tesadüf hiç değil. Bu saygı ve çok, ama ÇOK çalışma. Başımız dik bir şekilde yolumuza devam ediyoruz. Onun zamanı. Yukardaki Rosamaria'nın meajı doğrudur. Paylaştığınız metin, Brezilyalı milli voleybolcu Rosamaria Montibeller’in milli takımla yaşadığı zorlu bir turnuva/final sürecinin ardından kişisel sosyal medya (Instagram) hesabından yaptığı duygu dolu paylaşımın Türkçe çevirisidir. Metnin Öne Çıkan Ana Temaları"Kıl Payı Kaçan" Altın ve Gurur: Şampiyonluk hedefine çok yaklaşıp ulaşılamayan anlarda hissettiği burukluğu ve bununla birlikte duyduğu büyük gururu ifade eder. Gerçek Başarının Tanımı: Başarının sadece altın madalya, boy, yetenek veya güçten ibaret olmadığını; asıl amacın insanın her gün kendisiyle girdiği rekabeti kazanması olduğunu vurgular. Adanmışlık ve Mücadele: Konfor alanından çıkıp eleştirilere göğüs germeyi, acı verse bile tutkuyla çalışmayı ve milli formayı taşımanın sorumluluğunu dile getirir. Rosamaria bu mesajıyla, elde edilen derecenin ötesinde takımla birlikte verilen emeğin, akıtılan terin ve ülkesini sürekli zirvede tutma kararlılığının kendileri için esas "altın" değerinde olduğunu vurgulamıştır.
  7. CEV KADINLAR AVRUPA ŞAMPİYONASI HEYECANI İSTANBUL’DA YAŞANACAK! CEV Kadınlar Avrupa Şampiyonası’nda Filenin Sultanları sahaya çıkarken sen de yerini ayır. Bu heyecanı Sinan Erdem Spor Salonu’nda beraber yaşayalım!
  8. Elif Şahin VNL'in en skorer ve en çok blok yapan pasörü oldu 16 blok 0.36 set başına blok 34 pts
  9. Elif Şahin bunu hep yapıyor. Déjà Vu: Paris Olimpiyatlarında Çine'de yapmıştı.
  10. Bunlar nasıl şirinler ya. Çok gençler. Önlerinde örnek alacak ablaları var ve onlar çok şanslılar. Kupayı genç yaşta gördüler ve önümüzdeki yıllarda Kupalara ambargo koyacaklar.... Dilay Özdemir: "Our first Turkish National Team trophy for both of us. I'm so happy to have experienced this together with Berka." Berka Buse Özden: "Hopefully we'll sign many more together."
  11. O sırada Hande Baladın Rosa Mariayı köyüne yoluyordu
  12. Amerika Birleşik Devletleri Türkiye Büyükelçiliği Filenin Sultanları için bir tebrik tweeti attı Tebrikler, #FileninSultanları! ABD'nin Türkiye'deki Diplomatik Temsilciliği olarak, 2026 Voleybol Milletler Ligi'ndeki muhteşem zaferinizi kutluyoruz. Bu büyük başarınızdan dolayı sizi yürekten tebrik ediyoruz! 🇺🇸🇹🇷 // Congratulations, #FileninSultanları! The U.S. Mission to Türkiye celebrates your incredible victory at the 2026 Volleyball Nations League. Bravo on an outstanding achievement!
  13. 2026-2027 MODEL FENERBAHÇE! PG: Wade Baldwin, Trent Forrest SG: THT, Shane Larkin, Ignas Sargiunas, Melih Mahmutoğlu SF: Shavon Shields, Johnny Juzang, Onuralp Bitim PF: Nicolo Melli, Will Clyburn, Braxton Key C: Chris Silva, Marcus Bingham, Sertaç Şanlı
  14. Şaka gibi. Hande Baladın'a bakın üçlü bloğa çıkıyor. Ve ne yapıyor? Zehra'nın aldığı pozisyonda Zehra'nın kollarının arasındaki açığı kapatıyor. Olamaz böyle bir şey... Respect Baladn...
  15. Ekonomi sınıfında uçanlar kazandı!
  16. Adidas 30 milyon takipçisine bunu gönderdi https://www.instagram.com/p/DbQmRYEADtL/?utm_source=ig_web_copy_link&igsh=MzRlODBiNWFlZA==
  17. TVF Başkanı Mehmet Akif Üstündağ’ın sözleri hepimizin hislerine tercüman oldu: "Türk voleybolu bugün geldiği noktada Avrupa'da ve dünyada bir numara! Bu Türkiye'nin, bu ülkenin başarısıdır." Üstündağ'ın, takımın 2 yıl önce ekonomi sınıfında uçtuğu günleri hatırlatması törene damga vurdu.
  18. BİZ HALA DÜNÜN GÜZELLİĞİNDEYİZ! Gelin sizi de şampiyonluk yaşadığımız düne tekrar götürelim ve o anlara yeniden tanıklık edelim!
  19. Bir tane daha: Bir brezilyalı hande için hem hücum yapıyor hem defans hem blok bu hangi seviye yazmış onun büyüklüğü şaka değil
  20. ASELSAN | Milli Çiplerdeki Seri Üretim Kabiliyetimiz Teknolojilerimizin Gücüne Güç Katıyor

Account

Navigation

Tarayıcı push bildirimlerini yapılandırın

Chrome (Android)
  1. Adres çubuğunun yanındaki kilit simgesine dokunun.
  2. İzinler → Bildirimler seçeneğine dokunun.
  3. Tercihinizi ayarlayın.
Chrome (Desktop)
  1. Adres çubuğundaki kilit simgesine tıklayın.
  2. Site ayarları seçeneğini seçin.
  3. Bildirimler seçeneğini bulun ve tercihinizi ayarlayın.