halukgta tarafından postalanan herşey
-
Dini Kimden Ve Nereden Öğrenmeliyiz?
Bu yazımda sizleri, üzerinde düşünmeye davet etmek istediğim konu, DİNİ KİMDEN, NEREDEN ÖĞRENMELİYİZ, sorusu üzerine olacaktır. Gerçekten de bu soruyu kendimize sorup, en doğru cevabını bulamadığımız sürece, Allah ın yolunda olduğumuzdan asla emin olamayız. Bu yazımı yazmaya neden olan bir makale okudum, daha sonrada bu konu üzerine düşüncelerimi yazma gereği duydum. Yazıda, dini anlattıklarını söyleyen birçok kişiler, televizyonlara çıkarak, aynı konularda bile bir birlerinden çok farklı şeyler anlatarak, toplumun kafasını karıştırdıklarını söylüyordu. Tabi bu sözlere katılmamak elde değil. Yazıda, din adına yazılmış birçok kitapların olduğu söylenerek, bu çokluk toplumun kafasını karıştırdığına dikkat çekerek, bakın doğruyu bulmak adına, nasıl bir yol izlememiz gerektiği önerisinde bulunuyor. (Her şeyden önce biz ve sorumluluğunu taşıdıklarımız, temel dinî bilgileri öğrenmeliyiz. BUNLAR TEMEL İTİKAT VE İLMİHAL BİLGİLERİDİR. İslâmî konulara dair diğer her türlü bilgi, şuurlanma çabası, hatta tasavvufî yaşantı bu temel üzerine inşa edilebilir. Bu nedenle öncelikle İYİ BİR AKAİT VE İLMİHAL BİLGİSİNE SAHİP OLMAMIZ GEREKMEKTEDİR. AYRICA İSLÂM’I YAŞAMAYI, YAŞATMAYI GAYE EDİNMİŞ BİR REHBER VE ONUN CEMAATİYLE BİRLİKTE HAREKET ETMELİDİR. SONRA ALLAH TEALÂ’NIN BİZLER İÇİN GÖNDERMİŞ OLDUĞU SON KİTABINI TERCÜMESİYLE BİRLİKTE BAŞTAN SONA OKUYABİLİRİZ. Bunu yapalım ki, kendimizi Rabbimizin kitabıyla doğrudan doğruya yüzleştirelim. BUNUN ARDINDAN DA KONULARINA GÖRE TERTİP EDİLMİŞ DERLEME BİR HADİS KİTABINI (MESELA İMAM NEVEVÎ RH.A.’İN RİYAZÜ’S-SALİHÎN, MERHUM ÖMER NASUHİ BİLMEN’İN 500 HADİS KİTABI GİBİ) OKUMAK GÜZEL OLUR. Bununla da Hz. Peygamber s.a.v.’in mübarek emir ve tavsiyelerini hayatımıza taşıma imkânı bulmuş oluruz.) İşte bizlerin dine bakışımız ve dini anlamaya çalışma yöntemimiz ne yazık ki böyle. Dikkat ederseniz İslam ı doğru öğrenmemiz için önerdiği yolun başlangıcı yine beşeri kitaplar ve onların çizdiği yol üzerine. Bizlerin ilk önce öğrenmemiz gerekenin, temel dini bilgiler olduğunu söylüyor ve bakın bizleri nereye yönlendiriyor. İYİ BİR İLMİHAL VE AKAİT BİLGİSİNE SAHİP OLMAMIZ GEREKTİĞİ, İSLAM I YAŞAMAYI VE YAŞATMAYI GAYE EDİNEN BİR REHBER VE ONUN CEMAATİYLE BİRLİKTE HAREKET ETMELİDİR DİYOR. Rehberden neyi kast ettiğini, çok iyi biliyorsunuz. Peki, iyi bir akait, ilmihal bilgisini nereden alacağız? Çünkü Akait, İslam dininde inanılması farz olan hususlar, iman esasları, dinin temel kural ve hükümleri" anlamına geliyor. İlmihalde terim olarak, Müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, Müslümanlığın gereğini yerine getirmenin vazgeçilmez şartı durumundaki temel bilgilere, ilmihâl denilmiştir. Tüm bu bilgileri en doğru öğrenmek istiyorsak başka kaynaklara değil, Kur’an a müracaat etmeliyiz. Bunu yapmadığımız içindir ki, her kafadan farklı sesler çıkıyor. ÇÜNKÜ BİZLERE ÖYLE YANLIŞ ŞEYLER ÖĞRETTİLER Kİ, ADETA ALLAH EMİR VERDİĞİ HÜKÜMLERİ AÇIKLAMAYAN VE BİZLERİ BEŞERİ KİTAPLARA MUHTAÇ EDEN BİR KONUMA GETİRDİLER. Bu düşünce Kur’an a şirk koşmaktır, Kur’an ı devre dışı bırakmaktır. Allah indirdiği ayetlerin/ hükümlerin detaylarını, Kur’an da bizlere anlatamıyor da, birilerinin yazdığı kitaplar mı açıklıyor? Din bu düşüncelere inandığımız için bölündü, parçalandı şimdide bir birimize düşman olduk. Lütfen dikkat, İslam ı doğru anlamak ve yaşamak için öneride bulunan kardeşimiz, tüm bunları yapan bir Müslüman daha sonrada Kur’an ı anladığı dilden okumalıdır diyor. PEKİ, NEDEN KUR’AN I ANLADIĞIMIZ DİLDEN EN SON OKUYORUZ? Çünkü herkes Kur’an ı anlayamaz düşüncesi ve zihniyeti bu toplumun kafasına yerleştirildi de ondan. Bizlere öğretilen yanlış bilgilerle, Kur’an ı anlamaya kalkarsak asla doğru anlayamayız. Görüyor musunuz, ilk müracaat edeceğimiz kitap Kur’an değil. Ama makaleyi yazan kardeşimiz, din adına onca farklı kitaplardan, bilgilerden şikâyetçi. Hatta böyle farklı anlatımların, toplumu dinden soğuttuğundan bile bahsediyordu yazısında. PEKİ, KENDİSİNİN ÖNERDİĞİ YOL VE YÖNTEM, ŞİKÂYETÇİ OLDUĞU KİŞİLERDEN ÇOK MU FARKLI? Elbette hiç farkı yok. Onlara sorsanız onlarda aynısını söyleyecek. BU BÖLÜNMÜŞLÜĞÜN ANA NEDENİ, DİNİ DOĞRU ÖĞRENMEK VE YAŞAMAK ADINA ANLAYARAK, ÜZERİNDE DÜŞÜNEREK OKUMAMIZ GEREKEN KUR’AN I EN SONA BIRAKMAMIZDIR. İşin ilginç olanı, hangi cemaat ve önderi bizleri Allah a yaklaştıracak, kimler İslam ı en doğru anlatacak bunun garantisini kimler verebilir? Bizler eğer bu konuda, kişi ya da cemaat odaklı bir adres gösteriyorsak, daha başta yanlış yapmış oluruz. Arkadaşımız hadis kitaplarını isim vererek öneriyor. İslam ı yanlış anlattığını söyledikleri kişilerde, farklı insanların hadisleriyle İslam ı öğrenmiyorlar mı? Hepside peygamberimizin ismini kullanıyor. Ama peygamberimiz bu sözleri söylemiş midir diye, düşünen bile yok. Ne farkları var birbirlerinden, lütfen Allah aşkınıza tarafsız düşünür müsünüz? Bu yol ve yöntemle mi imanımızın temellerini sağlam atabiliriz sizce? Bizler İslam ı en doğru anlamak ve yaşamak istiyorsak, DİNİ ÖNCE KUR’AN DAN, YANİ YÜCE RABBİMİZDEN ÖĞRENMELİYİZ, HİÇ BİR ARACI KOYMADAN. Önceliği başkalarına verdiğimiz sürece, mutlaka birileri bizleri menfaatleri yönünde aldatacaklardır. Allah yemin ederek, bizlerin anlayabilmesi için, dinin anası olan MUHKEM ayetlerin kolaylaştırıldığını, anlaşılması içinde nice örneklerle izah edildiğini söylüyorsa, BİZLER DİNİ ÖĞRENMEK İÇİN MUTLAKA ÖNCE KUR’ANA MÜRACAAT ETMELİYİZ. Bizlere herkes Kur’an dan anlayamaz, onu veli ve ilim sahibi insanlar anlar, her detay Kur’an da yok diyorlarsa, bu insanların bizlerden sakladıkları, gizledikleri art niyetleri var demektir. Allah zulmedici, adaletsiz değildir. Allah sizleri Kur’an dan hesaba çekeceğim diyorsa, herkesin okuduğunda anlayamayacağı, sorumlu olduğumuz farz emirlerin detaylarının olmadığı bir rehber gönderip, daha sonrada bizleri O rehberden asla sorumlu tutmaz. Böyle bir adaletsizliği Rabbimize isnat etmekten, yine bağışlayıcı Rabbime sığınırım. Allah bizleri bu dünyada imtihan ettiğini söylüyor. Eğer imtihan olduğumuza iman ediyorsak, nasıl olur da başkalarının sözleriyle, emin olmadan, ilk önce Kur’an a müracaat etmeden, verdiği bilgilerle imtihanımızı yaşarız. Böyle bir imtihandan, başarılı çıkma şansımız sizce var mı? Allah ayetinde din ve iman adına güvenilecek, yardım istenecek veliniz yalnız benim diyor ve sakın velilerin ardına düşmeyin diye uyarıyorsa bizleri, nasıl olur da bizlerin İslam ı doğru anlamak ve yaşamak için birilerine muhtaç olduğumuzu ve bir cemaate ve onun liderine bağlanmamız gerektiğini söyleriz. Bu düşünce Kur’an ın tamamına ters düşer. ÖNCE KUR’AN I OKUYAN VE ÖZÜMLEYEN BİR MÜSLÜMAN, ZATEN BU SÖYLENENLERİ ASLA KABUL ETMEZ. Onun için bizler önce KUR’ANA MÜRACAAT ETMELİYİZ, daha sonrada elbette her bilgiden, kitaptan yararlanmalıyız. Çünkü hepimiz aynı kapasitede değiliz. Birbirimize anlatmalıyız, yardım etmeliyiz ama asla Kur’an ın sınırlarını aşmadan. Öyle cemaat, tarikatlar ve onların önderleri var ki, ayetleri kendi nefis ve düşünceleri doğrultusunda değiştirip, anlamlarını saptırıyorlar, böylece artık Kur’an ı anlamanız mümkün görülmüyor. Kur’an devre dışı kalıyor. Kişiler korkutularak, bu ayetin bilmem kaç tane anlamı var, siz nereden bileceksiniz, bugünkü aklınızla ilminiz ne deniyor ve topluma korku salınıyor. İnsanlarda yanlış anlarım endişesiyle, kabul etmek zorunda kalıyorlar, çünkü ilk müracaat Kur’an olmayınca, Allah ın kelamından habersiz oluyorlar. Benim yazılarımı ve okuduğunuz tüm yazıların doğru olup olmadığını, doğru bilgiler verip vermediğini anlamak istiyorsanız, önce Allah ın bizleri sorumlu tuttuğu Kur’an ı anlayarak, özümseyerek, düşünerek bolca okumalıyız. Peygamberimiz ÜMMİYDİ, bazı kişiler ümmi kelimesine Kur’an ın vermediği bir anlamı vererek, okuma yazma bilmeyen anlamındadır diyorlar. Hâlbuki peygamberimiz ticaretle uğraşan ve toplumda emin bir insan konumuna gelmiş güvenilir bir kişiydi. Nasıl olur da böyle bir insan okuma yazma bilmez. ÜMMİ, hiçbir Ehli kitaba tabi olmayan demektir, Kur’an a göre. Yani peygamberimiz o günkü bozulmuş, yoldan çıkmış hiçbir inanca tabi değildi. Onun içindir ki peygamberimizin din adına başvuracağı tek bir kaynağı vardı, ODA YALNIZ KUR’AN I KERİMDİ. Bunun yanında istifade edilecek hiçbir bilgiyi de peygamberimiz sağlığında yazdırmamıştır, kayda geçirmemiştir. Peygamberimizin din ve iman adına, tek kaynağı Kur’an ise, nasıl olur da öncelik beşeri bilgiler olur bizler için, hiç mi düşünmüyoruz. Peygamberimiz bizler için elbette örnek bir insandı. Onun örnek hayatı ve yaşantısını bizler öğrenmeli ve onun adalet anlayışı ile hayatımıza yön vermeliyiz. Bizlere Kur’an ın hiç bahsetmediği, öyle şeyleri din adına öğrettiler ki, şimdide bunlar olmazsa din yaşanmaz dediklerinde, inanmak zorunda kaldık. Çünkü dinimizi Kur’an dan öğrenmedik. Mezheplerin, tarikatların dine yapılan ilavelerini, bizler Kur’an da bulamadığımızda, demek ki söyledikleri doğruymuş, bizler yalnız Kur’an ile imanımızı yaşayamazmışız diyenlere inandık. Çünkü inancımızı öğrenmeye çalışırken, ilk müracaat ettiğimiz yer yanlıştı. Allah ile aldatıcılar, ne yazık ki bizlerin izlediği yolun yanlışlığından istifade ederek, bugün Müslümanlar arasında korku salıyor ve toplumu tedirgin etmeye devam ediyorlar. Elleriyle yazdıkları ve bunlarda Allah katındandır dedikleri, beşeri kitaplar olmasaydı, namazımızı nasıl kılacağımızı, orucumuzu nasıl tutacağımızı, zekâtımızı nasıl vereceğimizi, Hacca nasıl gidip, gerekenleri yapacağımızı bilemezdik diyerek, ALLAH IN KELAMI KUR’AN IN, TOPLUM ARASINDA YETERLİ GÖRÜLMEMESİNE NEDEN OLMUŞLARDIR. Halbuki Allah bu konularda bizlere, gereken bilgileri gerektiği kadarını Kur’an da açıkça vermiştir. Ne yazık ki İslam toplumunda bu düşünce ve fikirler doğrultusunda, KUR’AN ARTIK DEVRE DIŞI KALDI. Hiç düşünmüyoruz, Allah sizlere rehber, nur, ışık olsun diye gönderdim dediği kitapta, bizlere emrettiği farz görevlerin gerekli detayını yazmayıp, bizleri rivayet ve sanı bilgilere muhtaç bırakır mı? Elbette bırakmaz. Ama düşünme melekemizi ellerimizden aldıkları için, bizler kendimize bu soruyu bile soramıyoruz. Çünkü sormaya korkuyoruz. Bir Müslüman ın görevi, din kardeşini yalnız Kur’an ile uyarıp, yalnız Kur’an a davet etmektir. Bende onu yapıyorum, Allah şahittir. Gelin önce Kur’an ı anlayarak, ayetler üzerinde düşünerek ve ayetler arasında bağlantı kurarak anlamaya çalışalım. Doğru bilgiye sahip olanı hiç kimse aldatamaz. Bunu yaparsak inanın her şey çok daha kolay olacak, çünkü Allah böyle yapanların, GÖNÜL GÖZÜNÜ AÇARIM DİYOR. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
Bakara Suresi 196. Ayetin HAC Konusunda Verdiği Bilgiler.
Bu yazımda sizleri, Bakara suresi 196. ayet üzerinde, düşünmeye davet etmek istiyorum. Önce ayeti yazalım, daha sonrada üzerinde birlikte düşünelim. Bakara 196: HAC VE UMREYİ DE ALLAH İÇİN TAMAM YAPIN. Eğer bunlardan alıkonursanız, o zaman kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Bununla beraber bu kurban, kesileceği yere varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden hasta olana veya başından bir rahatsızlığı bulunana tıraş için oruç veya sadaka yahut da kurbandan ibaret bir fidye gerekir. Engellemeden kurtulduğunuz zaman da, HER KİM HACCA KADAR UMRE İLE SEVAB KAZANMAK İSTERSE, ONA DA KOLAYINA GELEN BİR KURBAN GEREKİR. BUNU BULAMAYANA İSE ÜÇ GÜN HACDA, YEDİ DE DÖNDÜĞÜNÜZDE Kİ TAM ON GÜN ORUÇ TUTMASI LAZIM GELİR. BU HÜKÜM, AİLESİ MESCİDİ HARAM CİVARINDA OTURMAYANLAR İÇİNDİR. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah'ın azabı gerçekten çok şiddetlidir. (Elmalı Hamdi Yazır Meali) Bu ayeti iki bölümde anlamaya çalışmamız en doğrusu olacaktır. Birinci bölüm, Hac ve umreye gidemeyenlerin yapması gerekenleri anlatıyor. İkinci bölümde de, Hac ve Umreye gidebilecek şartların oluştuğu, bir ortamdan bahsediliyor. Hac ya da Umreye gidemeyen, tabi bu gidemeyen kelimesinden birçok şey anlayabiliriz. Hastada olabilir, gücü daha önce yetmiyor da daha sonra imkânları olabilir. Ya da Hac ve Umreye gidebilecek ortam yoktur savaş vardır. İlk bölümde Hac ve Umreye gidemeyecek durumda olanların, yapması gerekenleri söylüyor ve bakın ne diyor. Böyle durumda olanlar Kurban kessin. Daha sonrada kurban, ulaştırılması gereken insanlara ulaşıncaya yani Kurban dağıtılıncaya kadar başlarınızı tıraş etmesin diyor. Devamında da tıraş olma konusuna açıklık getiriyor. Dikkatinizi çekmek istediğim konu, Kurban kesilip dağıtılması ve daha sonra tıraş olunması, Hacca gidenler için değil, tam tersine Hacca gidemeyenlerin yapacakları şeyler içinde yer alıyor. Şimdide ikinci bölüme bakalım. Hacca ya da Umreye gitme konusunda hiçbir engelimiz yoksa engel ortadan kalkmışsa, bakın neler yapın diyor bu durumda. Hac yapmak niyetiyle gelenler içinden, her kim önce umre yapmak isterse yani ziyaret maksadıyla gezerse, ona da kolayına gelen bir kurban gerekir diyor. Bunu bulamayanlar içinde üç gün Hac da, yedi günde döndüğünde oruç tutması gerektiğini açıkça bildiriyor. Oruç tutabileceklerin ise, yalnız Mescidi Haram dışından ziyarete gelenler olacağını da belirtiyor. Şimdi düşünmenizi istediğim bir konu var. Siz ayeti okudunuz ve iki bölümde verilen bilgiler ışığında, Hacca gittiğinizde keseceğiniz kurbandan sonra başınızı tıraş edeceğinizi mi anladınız, yoksa Hacca, Umreye gidemeyenlerin kurbanı dağıttıktan sonra, yapacağı bir emir olarak mı anladınız? Ayet çok açık bir şekilde Hac ve Umreden alıkonanların yapacakları içinde sayıyor bu uygulamayı. Peki, bizler ne yapıyoruz? Hacca ve Umreye gittiğimizde yapıyoruz. Yorum ve karar sizlerin. Şimdide bu konuyla ilgili vereceğim diğer bir ayete göz atalım. Ayette peygamberimizin ve iman edenlerin Mescidi Haram a girmekte zorlandıkları, engel olunduklarından bahsediyor ve bakın ne diyor. Fetih 27: Andolsun ki Allah, Peygamberine rüyayı doğru çıkardı. Allah dilerse, Mescid-i Harâm'a güven içerisinde, başlarınızı tıraş ederek ve saçlarınızı kısaltmış olarak korkusuzca gireceksiniz. Allah sizin bilmediğinizi bilir. Bu rüyadan sonra size yakın bir fetih nasip edecektir.( Bayraktar Bayraklı meali) Buradan da anlaşılıyor ki, Mescidi Harama gitmek için engellenenler, tertemiz tıraş olmuş bir şekilde Kabeyi ziyarete girebileceklerini Allah müjdeliyor. Bu ayette de tıraş olma konusu, Mescidi Harama gidenlerin engellenmesi durumunda yapıldığı daha açık anlaşılıyor. Yani tıraş olma, Hacca giderken yapılması gereken bir temizlik olduğu çıkıyor ortaya. Allah emrettiği tüm ibadetleri, bizlere gerektiği kadar Kur’an da açıklamıştır. Bizler ne yazık ki İslam ı Kur’an sınırlarında değil, atalarımızdan intikal eden, rivayet bilgilerin ışığında yaşadığımız için, ibadetlerimizi kendi ellerimizle zorlaştırmış ve sonunda işin içinden çıkamaz bir hale sokmuşuz. Kur’an Hac ibadetimizi yapabileceğimiz vakitleri açıklar. Haccın bilinen aylarda, yani haram aylarda, yapılacağını bildirir. İbrahim peygamberimiz döneminde de, bu aylarda yapılmasına rağmen, bugün Hac vakti olarak, yılın birkaç gününe indirgenmesini anlamak, hiç mümkün değildir. Değerli din kardeşlerim. Kur’an Hac aylarında, yani haram aylarda, savaşı yasaklıyor ve böylece Hac görevinin huzur içinde yapılması için ortamı sağlıyor. Bizler bugün, bu gerçekleri görmemekte ısrar ediyoruz. Haram aylar Recep, Zilkade, Zilhicce ve Muharrem aylarıdır. Üçü Ramazan ayından sonra başlayıp, art arda gelir. Recep ise bunlardan üç ay önce gelen aydır. Farklı bir düşünce de bu ayların, hepsinin ard arda gelmesi gerektiğini, günümüzde ise farklı kabul edildiğinden bahsedilir. Doğrusunu Allah bilir. Bu konuda elimizde kesin bir kanıt yok. Onun için bugün kabul edileni, bizlerde kabul etmek durumundayız. Allah Kur’an da bahsedilen, haram ayların yalnız sayısını belirlemiş, ama hangi aylar olduğunu, İbrahim peygamberimizden bu yana, değiştirmemek şartıyla, o günkü toplumun kararına bırakmıştır. Ama karar verildikten, mutabakat sağlandıktan sonrada, bir daha bu ayların yerlerinin değiştirilmesinin doğru olmadığı konusunda, Kur’an da bizleri uyarmıştır. Çünkü İbrahim Peygamberimiz zamanında belirlenen bu ayların, bazılarını kendi istedikleri gibi, yerlerini değiştirmeye çalışanların olduğunu, Kur’an da verilen örnekten anlıyoruz. Günümüzde haram ayların, tüm İslam toplumları tarafından kabul gördüğü aylar bellidir. Buna kimsenin de itirazı bugüne kadar olmadığına göre, bizler bu ayları haram aylar kabul edip, Hac görevimizi bu aylarda yerine getirebiliriz. Ben Kur’an dan bunları anladım. Sizlere de düşen, hiçbir batıl inancın etkisinde kalmadan, Kur’an ı rehber alarak, konuyu Kur’an ışığında anlamaya çalışmak olmalıdır. Ne diyelim bizler Kur’an ı, öpüp başımıza koyuyoruz ve ona böylece saygı gösterdiğimizi zannediyoruz. AMA KUR’AN I AKLIMIZIN İÇİNE, BİR TÜLÜ SOKAMIYORUZ. Onun içindir ki Allah, İslam toplumunun gönül gözlerini açmıyor, hatta gözlere perde çekiyor, gönülleri mühürlüyor. Rabbimiz, biz İslam toplumları olarak, yaptığımız büyük yanlışımızın farkında olmamızı sağla ne olur. Yoksa bataklığın içinde debelenmekten ve daha da kötüsü namerde muhtaç olmaktan, asla kurtulamayacağız. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
Fetva Verme Makamı Zihniyeti, Toplumu Kur'an dan Uzaklaştırmıştır.
Günümüz İslam toplumlarını, İslam ı yaşarken yönlendiren ve çok ciddi etkisi olan bir makam vardır. FETVA VERME MAKAMI. Hiç düşündünüz mü, Kur’an böyle bir makamın oluşumuna onay veriyor mu? Önce fetva ne anlama geliyor ona bakalım. (İslam hukuku ile ilgili bir sorunun, dinî hukuk kurallarına göre çözümünü açıklayan, şeyhülislam veya müftü tarafından verilebilen belge.) (Fetva, bir hususun dine uygun olup olmadığını, hangi fıkıh kitabının neresinden alındığını bildiren hüküm, belge demektir.) Demek ki bu konuda, öyle bir makam ihdas edilmiş ki, herhangi bir konunun dine uygun olup olmadığına karar ve belge veriyor. Bu sözler ve düşüncenin, inancın tamamı Kur’an öğretisine ters düşer. Çünkü Allah bizlerin din adına sarılacağımız kitabın, rehberin, hatta sorumlu olacağımız kaynağın, yalnız KUR’AN olduğunun hükmünü, açıkça Kur’an da vermiştir. Kur’an dan başka kaynak, belge nasıl olurda kabul ederiz. Bizler gereken açıklamayı, Kur’an da bulamıyoruz da, onun için mi birilerinin fetvasına ihtiyaç duyuyoruz? Eğer evet dersek bu soruya, Allah ın Kur’an da ki uyarılarını kulak arkası yapıyoruz demektir. Çünkü Allah biz Kur’an da hiçbir eksik bırakmadık, Allah unutucu değildir, her konuda nice örnekler verdik ki anlayasınız ayetlerini göz ardı ediyoruz, görmezden geliyoruz demektir. Kur’an da fetva konusuna örnekler vardır. Örnek vermek gerekirse, Nisa 127. Ayetinde, peygamberimize hitaben Allah, senden kadınlar hakkında fetva istiyorlar diyor ve bakın Rabbimiz devamında ne diyor. (De ki, onlara ait hükmü size Allah açıklıyor.) dedikten sonrada ayet indirerek, gereken bilgiyi Yaradan veriyor. Yine nisa 176 ayetinde, miras konusunda peygamberimizden fetva isteyenlere, Allah fetvasını açıklıyor ve gereken bilgileri veriyor. Yani fetva makamı yalnız Allah tır. O hükmeder ve gereken açıklamayı yapar. Daha doğrusu açıklama yaptığını, yine Kur’an söylüyor ve diyor ki, ALLAH HÜKMÜNE HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEZ. Kur’an çok dikkat çekici bir uyarı yapar ve derki, HÜKÜM YALNIZ ALLAH INDIR. Birçok ayetinde de bu hükümlerin açık seçik açıklandığından bahseder. Bizlerde şöyle deriz. Kur’an kendisini açıklayan, eşsiz bir nurdur. O halde bizler hangi konuda, neyin açıklamasını, fetvasını istiyoruz? İşte burası çok önemli. Fetva veren makamı tarif ederken, bu makamın dine uygunluk belgesi verdiğini söylüyorlar. BİZLER NEYİN BELGESİNİ ARIYORUZ, KUR’AN APAÇIK DURURKEN? Hemen nasıl bir cevapla karşılaşacağımı çok iyi biliyorum. “HER ŞEY KUR’AN DA YOK Kİ.” İşte bu düşünce, İslam toplumuna kabul ettirildiği içindir ki, böyle bir makam oluşturulmuş ve Kur’an ın dışından dine hükümler sokan inançlarında, bu yolla topluma kabul ettiren makamlar olmuş fetva makamları. Fetvayı tarif ederken, hangi fıkıh kitabından alındığı belirtilmelidir diyor. İşte mezheplerin inançları, bu yolla topluma kabul ettiriliyor. BUDA BÜYÜK BİR TEHLİKENİN, ANA GİRİŞ KAPISIDIR. Hele toplum din konusunda cahil bırakılmış ve Kur’an dan uzaklaştırılmışsa. İslam devleti ve şeriatla yönetildiğini söyleyen ülkeler, sizce Kur’an ın apaçık hükümleri ile mi yönetiliyor. Eğer öyle olsaydı, bugünkü dinde bölünmüşlük ve bir birine düşmanlık asla olmazdı. Her İslam ülkesinin fetva makamının, açıkladıkları fetvalara bakarsanız, işin ne derece riskli ve yanlışlarla dolu olduğunu anlarsınız. Küçük bir örnek. Suudi Arabistan fetva makamı, kadınların araba kullanması, hatta oy vermesini bile dine uygun düşmediğine karar vermişti. Küçük yaşta kız çocuklarının, evlenebileceğine hükmeden fetva makamının, sizce İslam diniyle ve Kur’an ile bir bağlantısı olabilir mi? Din adına biz Müslümanları bağlayan FETVAYI, Yüce Rabbimiz Kur’an da vermiş ve SİZLERİ KUR’ANDAN SORUMLU TUTUYORUM DEMİŞTİR. Bu hükmü, fetvayı Allah dan alan bizler, daha ne fetvası arıyoruz birilerinden? Allah elçisine bile, sana indirdiğimle onlara hükmet diyor da, elçisine sorulan her soruya cevabı, indirdiği ayetlerle Allah cevap veriyorsa, bizler nasıl olurda Kur’an ın dışından, Kur’an ın tek kelime bile bahsetmediği konularda, beşeri fetva makamı ararız. İşin ilginç ve düşündürücü olanı, şeriat hükümleri ile yönetilen ülkelerde, fetva makamının din adına verdiği kararlara uymak zorunludur. Uymayan cezalandırılır. Hiç kimse, Allah bu konuda hüküm vermemiş, bu Allah ın emri değildir diyemez. Bu makamların vereceği hükümler tartışılamaz bile. İŞTE BU DÜŞÜNCE VE UYGULAMA BİLE KUR’AN A AYKIRIDIR. Çünkü dinde zorlama yoktur. Din adına herkes, kendi imtihanını yaşar ve HESAP VERECEĞİ MAKAM, YALNIZ ALLAH DIR. Şöyle düşünelim. Bugün ülkemizde bulunan, Diyanet İşleri başkanlığını, fetva verme makamı olarak, tüm ülke Müslümanları kabul ediyor mu? Tabi ki mümkün değil. Çünkü dinde öyle bir bölündük ki, artık Kur’an referans alınmak yerine, Kur’an da tek kelimesi dahi olmayan, ama mezheplerin inandığı, rivayet bilgiler referans alınıyor. Onun içinde kendi mezhebine uyan fetvalar kabul görüyor. Allah ın sizleri Kur’an dan sorumlu tutuyorum, sakın emin olmadığınız bilgilerin ardına düşmeyin uyarılarını duyan, hatırlayan ne yazık ki yok. Çünkü peygamberimizin mahşerde söyleyeceği gibi, KUR’AN DEVRE DIŞI KALDI. Toplumu din adına bilgilendirmek, uyarmak her Müslüman ın görevidir. Ama hiç kimse din adına bir başkasını zorlayıcı ve bağlayıcı kararlar alamaz, İSLAM DİNİNDE BÖYLE BİR MAKAM YOKTUR. Bizleri bağlayan kuralları Allah, Kur’an da vermiştir. Kur’an da açıklanmayan, verilmeyen bir hükümden de asla sorumlu olmayacağımıza göre, neyin fetvasının peşindeyiz, işte onu anlamakta zorluk çekiyorum. Peygamberimizin adını kullanarak, dine nifak sokanların, dini bölüp parçalayanların lütfen safında olmayalım. Peygamberimiz ümmetine yalnız Kur’an ile hükmetmiş ve yalnız onun hükümlerini tebliğ etmiştir ve onun dışından tek kelime bile ilave etmemiştir. Bu açıklamayı Kur’an yapıyor. Sizlere peygamberimizin bu konudaki uyarılarından, bazı hatırlatmaları nakletmek istiyorum. Allah bazı farizalar vazetmiştir, onları aşmayın. Bazı hadler koymuştur, onlara yaklaşmayın. Bazı şeyleri haram kılmıştır, onları yapmayın. BAZI ŞEYLERİ DE UNUTMAKSIZIN SİZE RAHMET OLMASI İÇİN HATIRLATMAMIŞTIR, ONLARI DA ARAŞTIRMAYIN. (Mahmud Ebu Reyye, Muhammedi Sünnetin Aydınlatılması, sayfa 403) Allah’ın kitabında helal kıldığı helal, haram kıldığı haramdır. HAKKINDA SUSTUĞU İSE SERBESTTİR. Allah’ın serbest bıraktıklarını kabul edin ve bilin ki Allah hiçbir şeyi unutucu değildir. (Ebu Davud K. Etime 39/Tırmizi K. Libas 6 İbni Mace K. Etime 60/ El-Müracaat sayfa 20) 4106 - el-Muttalib İbnu Abdillah İbni Hantab radıyallahu anh anlatıyor: "Zeyd İbnu Sabit Hz. Muaviye radıyallahu anhüma'nın yanına girmişti. Hz. Mu'aviye ona bir hadisten sual etti. Zeyd de hadisi ona söyledi. Hz. Muaviye (orada hazır bulunan bir adama) hadisi yazmasını emretti. Zeyd müdahalede BULUNARAK RESÛLULLAH ALEYHİSSALÂTU VESSELÂM, HADİSLERİNDEN HİÇ BİR ŞEY YAZMAMAMIZI EMRETMİŞTİ" dedi. Bunun üzerine Hz. Muaviye yazılanı DERHAL İMHA ETTİ." Ebu Davud, İlm 3, (3647). Tüm bu bilgilerden de anlıyoruz ki, peygamberimiz ümmetine yalnız Kur’an ile hükmetmiş ve Kur’an ın sınırları dışına asla çıkmamıştır. Allah ın elçisi bile fetvayı Kur’an dan aldıysa, onun apaçık hükümleri ile ümmetine hükmettiyse, bizlerin beşeri fetvalar peşinden gitmemiz, bizleri yanlış yollara götürecektir. Tekrar hatırlatmak isterim, her Müslüman a düşen görev, din kardeşini Kur’an merkezli bilgilendirmek, Allah ın hükümlerini öğretmektir. Hepimiz aynı kapasitede değiliz, onun için daha iyi anlayan, diğer din kardeşlerini bilgilendirmelidir. Ama tek bir şartla, ASLA KUR’AN IN SINIRLARINI AŞMADAN. Her Müslüman, kendi yaptıklarından ve söylediklerinden sorumludur. Onun içinde din adına bilgiyi, önce Kur’an dan bizzat kendisi almak için çaba göstermeli, daha sonrada güvenilir kaynaklardan bilgilerini, sağlamlaştırmalıdır. Allah bizleri uyarıyor ve diyor ki, “KİMDİR SÖZÜ ALLAH'IN KİNDEN DAHA DOĞRU OLAN.” Bu uyarıları duyduğumuz halde, ne yazık ki bizler, güvenebileceğimiz fetva makamları arayışına giriyoruz, Allah yardımcımız olsun. Beşer her zaman şaşabilir. Şaşmayan yalnız ve yalnız Allah tır. Onun içindir ki şaşmadan dosdoğru yolda yürünmek istiyorsak, sorumlu olduğumuz yalnız Allah ın fetvalarına sarılmalıyız. Çünkü peygamberimizde yalnız, Kur’an ın kulpuna sarılmıştı. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
Allah ım Merhametsizleri Bizlere Musallat Etme.
İslam dini demokrasiye, yani toplumun seçimle ehil insanlar tarafından yönetilmesine önem verir. Onun içinde Allah iman edenleri uyararak, bakın ne tavsiyede bulunur. Nisa 58: Allah, size, EMANETLERİ MUTLAKA EHLİNE VERMENİZİ ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman ADALETLE HÜKMETMENİZİ emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. (Diyanet meali) Demek ki Allah ın emri, bizleri yönetecek kişilerin adaletten ayrılmayan, ehil insanlardan seçmemizi özellikle istiyor. Seçilmiş yöneticilerinde, adaletle hükmetmesi uyarısını yapıyor. Ya bu emri toplum olarak yerine getirmiyorsak, sonuç ne olur? Ya bu toplum, yine Kur’an ın uyardığı gibi, yalnız Kur’an ın ipine sarılın, sakın Kur’an ın sınırlarını aşmayın emri yerine, batıl inançların ardı sıra gidiyorsa ne olacak. Onun içinde uyarıyor Yaradan ve bakın ne diyor. Rad 11: Her insan için önünden ve arkasından takip edenler vardır. Allah'ın emrinden dolayı onu gözetirler. ALLAH BİR KAVME VERDİĞİNİ, O KAVİM KENDİSİNİ BOZUP DEĞİŞTİRMEDİKÇE DEĞİŞTİRMEZ. Allah bir kavme de kötülük murad etti mi, artık onun geri çevrilmesine de imkân yoktur. Onlar için Allah'dan başka bir veli de bulunmaz. (Elmalı meali) Yukarıdaki ayet aslında, içinde yaşadığımız yanlışların tam özünü anlatıyor ve diyor ki, sizleri takip ediyorum. Bana Müslüman olduğunuzda, iman ettim dediğinizde verdiğiniz sözü tutup tutmadığınıza bakıyorum. Verdiğiniz sözden dolayı, sizlere verdiğim bereket, sağlık ve mutluğu, huzuru sizler verdiğiniz sözü tuttuğunuz sürece değiştirmem. Eğer sözünüzü tutmayıp, gönderdiğim rehberin dışına çıkarda, batılın ve hurafenin yolcusu olursanız, verdiğim tüm nimetleri sizden geri alırım diyor. Beni bunu yapmaktan, kimse alı koyamaz diye de ekliyor. Buradan şunu çıkartabiliriz, bizleri yöneten kişileri eğer düşünmeden, menfaatlerimiz ağır basarak ehil insanlardan seçmiyorsak, bunun sonucuna da katlanmasını bilmeliyiz. Bu konuda peygamberimizin çok güzel bir duasını, sizlere hatırlatmak istiyorum. (ALLAH IM, MERHAMETSİZLERİ BİZLERE MUSALLAT ETME.) Yine peygamberimizin çok dikkat çekici bir hadisini hatırlatmadan geçemeyeceğim. (NASILSANIZ, ÖYLE İDARE EDİLİRSİNİZ.) Lütfen peygamberimizin bu uyarılarından dersler çıkartalım, yoksa Allah ın gazabından asla kurtulamayız. Menfaatlerimiz için, merhametsiz ve adaletsiz insanları, yöneticiler olarak seçersek eğer, BİR GÜN MERHAMETSİZLİK VE ADALETSİZLİK, BİZLERİ DE İÇİNE SÜRÜKLEYECEKTİR. Son pişmanlık fayda etmez unutmayalım. Kur’an ın ışığında, onun uyarıları doğrultusunda şöyle bir sonuç çıkartırsak, sanırım yanlış olmasa gerek. Ne dersiniz? HALKIN ADALETSİZ, KENDİ ŞAHSİ ÇIKARLARINI DÜŞÜNEN, KÖTÜ YÖNETİCİLERİ İŞ BAŞINA GETİRMELERİ, ALLAH’IN ONLARA GAZAP ETMEKTE OLDUĞUNUN, İYİ YÖNETİCİLERİ İŞ BAŞINA GETİRMELERİ İSE, KULLARINDAN MEMNUN OLDUĞUNUN İŞARETİDİR. Allah bizleri böyle durumlardan korusun inşallah. Yine konu ile ilgili bir uyarı ayeti daha hatırlatmak istiyorum. Bu konuda toplum olarak bilinçlenmediğimiz takdirde, sonumuz aşağıdaki ayetin hükmüyle sonuçlanacaktır. İsra 16: Biz bir ülkeyi/medeniyeti mahvetmek istediğimizde, onun servet ve nimetle şımarmış elebaşlarına emirler yöneltiriz/onları yöneticiler yaparız da onlar, orada bozuk gidişler sergilerler. Böylece o ülke/medeniyet aleyhine hüküm hak olur; biz de onun altını üstüne getiririz. (Yaşar Nuri meali) Bu ayetten de anlıyoruz ki, toplum olarak dinde bölünmeyin diyen yaradan ı dinlemeyip bölünürsek, benden başka din adına veliler edinmeyin, yardım istenecek, güvenilecek veliniz yalnız benim dediği halde, hala velilerin, şeyhlerin, efendilerin ardına düşüyorsak, sizleri Kur’an dan sorumlu tutuyorum, yalnız Kur’an ın ipine sarılın dedi halde, Kur’an da her şey yoktur, yalnız Kur’an ile olmaz diyerek Allah ın kitabını yeterli görmüyor da, edindiğimiz velilerin, efendilerin kitapları sözleriyle İslam ı yaşıyorsak, İŞTE O ZAMAN BU AYETİN HÜKMÜ, HAK VAKİ OLMUŞ DEMEKTİR. Rabbim ne olursun, gerçek halis kullarının hatırına, bizlere yardım et. Gözlerine perde çektiğin, gönüllerini mühürlediğin kullarının, gerçekleri görmesini sağla. Hayatımızda çok karşılaşırız ve deriz ki, zalimler menfaatleri, çıkarları için, bir birlerini yok etmekle meşguller. Gerçektende zalim ve adaletsizleri yok etmek, onlarla mücadele etmek çok zordur. Ancak onlar birbirilerini yok ederler ve o zaman bizler deriz ki, İLAHİ ADALET TECELLİ ETTİ. İşte bu konuda da Yaradan, bizlere uyarısını yapıyor yüreğimize su serpiyor ve bakın ne diyor. ENAM 129: İŞTE BÖYLECE İŞLEDİKLERİ GÜNAHLARDAN ÖTÜRÜ, ZALİMLERİN BİR KISMINI, DİĞER BİR KISMININ PEŞİNE TAKARIZ. ( Diyanet vakfı meali) Bizler lütfen şunu asla unutmayalım. Adaletsizlikle hükmedenler, adaletsizliğin batağında bir gün mutlaka boğulurlar. Ben yaptım oldu, istediğimi yaparım diyenlere, kontrolsüz gücünün kontrolünün, Allah katında olduğunu hatırlatmak isterim. MÜHLET TANIYAN RABBİMİZİN MÜHLETİNİ SINAYANLAR, BİR GÜN CEVABINI ALLAH DAN ALACAKLARDIR. Kur’an ın uyardığı gibi, adaletle hükmetmeyenler, zalimlerin ta kendisidir. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
Ruhban Sınıfı ve Yaptığımız Yanlışlar.
Bugünkü yazımın konusu, ruhbanlık üzerinde olacaktır. Bizler Müslüman olarak, bizim inancımızda ruhbanlık yoktur deriz. Gerçekten de bugün yaşanan İslam inancında, ruhbanlık yok mu sizce? Gelin önce ruhbanlık ne anlama geliyor, onu anlamaya çalışalım. Daha sonrada kendimizi, bu konuda sorgulayalım. Ruhbanlık sınıfı, başta Hristiyanlıkta ön plana çıkmakla birlikte, birçok inançta görülmektedir. Bu sınıf dini, topluma anlatmakla görevli olduklarını, hatta bu dünyada Allah ın temsilcileri olarak, Allah ile kulları arasında aracı olduklarına inanırlar. Hristiyanlıkta çok önemli bir yeri olan Papa, bu dünyada Allah ın temsilcisi olarak görür kendisini. Papa ve kilisedeki papazlar, Allah dan aldığı yetkilerle, insanların günahlarını bile bağışladıklarına inanırlar. Bir başka deyişle ruhban sınıfı diğer insanlardan imtiyazlı, dini tek ellerinde bulunduran ve istedikleri gibi şekillendiren, ALLAH İLE KULU ARASINDA, ARACI OLAN BİR SINIFTIR. Gelelim İslam inancına. Kur’an İslam dininde, hatta Allah ın gönderdiği tüm kitaplarda, ruhban sınıfının asla olmadığını, bunu kendilerinin uydurduklarını söylemiştir. Kur’an a birlikte bakalım. Hadid 27: Sonra onların ardından da peygamberlerimizi gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı da onların ardından gönderdik ve ona İncil'i verdik. Ona uyanların kalplerine şefkat ve merhamet duyguları koyduk. RUHBANLIĞI İSE KENDİLERİ UYDURDULAR. BİZ ONU KENDİLERİNE YAZMADIK. Ancak onlar Allah'ın rızasını kazanmak arzusu ile bunu yaptılar; AMA BUNA GEREĞİ GİBİ DE UYMADILAR. Onlardan da inananlara ödüllerini verdik. Onların çoğu yoldan çıkmışlardır. (Bayraktar Bayraklı meali) Ayete baktığımızda, asla ruhban sınıfı diye bir sınıfın olmadığını, bunları kendilerinin uydurduklarını söylüyor. İlk önceleri iyi niyetle başlayan bu çabalarının, daha sonra kötü amaçlara yöneldikleri özellikle vurgulanmaktadır. Aşağıdaki ayet konuyu, daha iyi açıklıyor. Tevbe 34: Ey iman edenler! HAHAMLARDAN VE RAHİPLERDEN BİRÇOĞU İNSANLARIN MALLARINI HAKSIZ YOLLARDAN YERLER VE ALLAH'IN YOLUNDAN ALIKOYARLAR. Altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu, işte onlara elem verici bir azabı müjdele! (Bayraktar Bayraklı meali) Demek ki önceleri iyi niyetle başlayan bu çabalar, daha sonra şahsi menfaatlerin ağır basmasıyla, haham ve rahiplerin birçoğu, toplumu çıkarları doğrultusunda, Allah ın gerçek yolundan alıkoydukları belirtiliyor. İşte burası çok önemli. İNSANLARA DİNİ ANLATTIĞINI SÖYLEYEN BU KİŞİLER, ASLINDA ALLAH IN YOLUNDAN TOPLUMU SAPTIRIYORLAR. Bu uyarıyı yapan Rabbimizi, lütfen bugün bizler, dikkatle anlamaya çalışalım ki, kıssadan hisse alabilelim. Bugün günümüzde, bizlere dini anlattığını söyleyenlerin genel çoğunluğu da, aynı menfaatlerle toplumu aldatmıyor mu? Günümüzde hem maddi, HEM DE SİYASİ ÇIKARLAR İÇİN DİN, öyle bir kullanılıyor ki, toplum eğriyle doğruyu ayıramaz olmuş. İŞTE RUHBAN SINIFI, ONUN İÇİN TEHLİKELİ VE ALLAH BÖYLE BİR SINIFI, ONUN İÇİN EMRETMEDİM BEN DİYOR. Ne yazık ki bizlerde Kur’an dan ders alamadığımız için, aynı hataya düşerek ruhban sınıfını bizlerde yarattık. Geçmiş günlerin birinde televizyonda, bir İlahiyatçı; DİNİ HERKES ANLATIYOR, KONUŞUYOR, BIRAKINDA BU İŞİ BİZLER YAPALIM, BU İŞ BİZİM İŞİMİZ DEMİŞTİ. O günden beri bu sözleri hiç unutamam. Demek ki bizler İslam dininde, ruhban sınıfı istediğimiz kadar yok diyelim, aslında çok açık ve güçlü bir ruhban sınıfını bizler ellerimizle yarattık. Kendi aramızda da hep konuşuruz, bizler dini bilemeyiz, Kur’an dan anlayamayız hocalarımıza, şeyhlerimize soralım deriz. HANİ BÖYLE BİR SINIF YOKTU? Tabi toplumu bu duruma getirenler, hükümranlığını sürdürmek isteyen din simsarcılarıdır. Onları fark edemediğimiz sürece, bu aldatmaca, sömürü devam edecektir. Çok duymuşsunuzdur, din adına FETVA VERME MAKAMINDAN BAHSEDERİZ. Halbuki İslam dininde din adına fetvayı, emri Allah dan, yani KUR’AN dan başka kimse veremez diyor. HÜKÜM YALNIZ ALLAH IN DIR diyen, Rabbimizi duyan bile yok. Dini birilerinin sözleri ile değil, yalnız Allah ın Kur’an da ki emirleriyle yaşamamız gerekir. Kur’an ayetleri kişilere göre, asla esnetilemez ya da görmezden gelinemez. Ama yaşantımızda bunun tam tersini yapıyoruz. Onun içinde Allah, dinde sakın bölünmeyin dediği halde dinde bölünüp, mezheplere ayrıldık. Yetmedi, bir birimize düşman olduk. İçimizde yarattığımız ruhban sınıfının, Hıristiyan ve Yahudilerden hiç farkı yok. Onlar günahlarını papazlara, hahamlara bağışlatmaya çalışırken, bizlerde edindiğimiz kendi yarattığımız ruhban veli, şeyh, efendilerimizden şefaat bekliyoruz. ŞEYHİ, VELİSİ OLMAYAN CENNETE GİDEMEZ DİYEN BİR DÜŞÜNCENİN, PAPANIN YA DA PAPAZLARIN, GÜNAHLARI BAĞIŞLAYIP, CENNETİ VAAT ETMESİNDEN NE FARKI VAR? Allah din ve iman adına, hiç kimseyi kulu ile arasında aracı yapmamıştır. Hatta Kur’an da elçisine hitaben; Kur’an ı tebliğ etmek sana, hesap sormak bana düşer, KULUMLA BENİM ARAMDAN ÇEKİL DİYEREK, Allah ile kulu arasında, elçisi dâhil, hiç kimsenin olamayacağını özellikle belirtmiştir. Peki bizler, böyle mi yaşıyoruz inancımızı? Hepimiz bu dünyada imtihandayız. İmtihan olacağımız ve sorumlu olduğumuz kitabında yalnız Kur’an olduğunu Allah söylüyorsa, din adına hala aracılar edinerek, veliler, şeyhler, efendiler edinenlerin, ALLAH IN AYETİNDE UYARDIĞI GİBİ, ALLAH IN YOLUNDAN SAPTIRILACAKLARI, KAÇINILMAZ OLACAKTIR. Değerli din kardeşlerim. Allah özellikle ruhban sınıfının dinde olmadığını söylüyor ve sakın sizleri Allah ile aldatmasınlar diye de bir çok kez uyarıyorsa bizleri, gelin dinimizi ve inançlarımızı birilerinden değil, önce bizler bizzat Kur’an dan anladığımız dilden okuyalım, araştıralım ve üzerinde düşünelim. Daha sonrada elbette, daha iyi anlayabilmek için yardım alalım. Sizler Kur’an ı anlayamazsınız diyenlere de, Allah ın ayetlerini hatırlatalım ve diyelim ki, Allah yemin ederek, bu kitabı anlayasınız diye sizler için kolaylaştırdım diyor ve bizleri Kur’an dan sorumlu tutuyorsa, BU KUR’AN ASLA ANLAŞILMASI ZOR OLAMAZ. Böyle bir adaletsizliği Rabbimize isnat edenlerden, lütfen uzak duralım. Kur’an nurlu bir ışıktır. Rabbimiz bizlerin Kur’an ı keşfetmemizi bekliyor. Onu anlama çabası içinde olanlarında, gönül gözlerini açacağını, onların gönüllerini nurlandıracağının müjdesini de bizlere veriyor ve bakın ne diyor. Casiye 20: Bu (Kur'an) insanların kalp gözünü açan bir nur, kesin bilgi edinmek isteyen bir toplum için de Hidayet ve rahmettir. ( Elmalı Hamdi meali) Dilerim toplum olarak Allah ın kitabına sarılarak, gönül gözleri açılan, rivayet ve sanı bilgilerden uzak Allah ın en doğru, kesin bilgilerini öğrenme çabasında olan, Rabbin halis kullarından oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
Büyücülük Konusu Ve Kur'an. (Bakara 102. ayet)
Bugünkü yazımın konusu, İslam toplumunda kafaların çok karışık olduğu konu, sihir/büyücülük konusu olacaktır. Gerçektende anlatılanlara inandığımızda, kafaların karışmaması, hatta korkmamak mümkün değil. Gelin önce büyü konusunda, toplumumuzda neler anlatılıyor, kısaca göz atalım. (Büyü, “Tabiatüstü gizli güçlerle ilişki kurularak zararlı, faydalı veya koruma gayeli bazı sonuçlar elde etmek için yapılan işler” şeklinde tarif ediliyor. Başlıca gayesi ise daima çıkar odaklı olması… Büyü, olağanüstü etkileyici bir güç veya bilgiye sahip olduğuna inanılan kişilere yaptırılıyor. Bu kişilerin yeteneklerini iyiye de kötüye de kullanabileceklerine inanılıyor. Araç olarak ise; ruhlar, cinler, şeytanlar, canlı veya ölmüş bazı hayvanlar kullanılıyor. Eşlerin veya başka kişilerin arasını açmak, insanın bazı kabiliyetlerini, dilini, bahtını bağlamak, malına ve canına zarar vermek, kız veya erkeklerin bahtını bağlamak gibi durumlarda bu yola başvuruluyor.) Anlatıldığı güçte insanlar varsa ve bu insanlara engel olamıyorsak, bu insanlardan korkmamak sizce mümkün mü? Tabiatüstü gücün olmadığını, tek güç Allah ın olduğunu asla unutmayalım. Bu söylenenleri, Kur’an ışığında basitçe düşünelim önce. Hatırlarsanız Allah Kur’an da birçok ayetinde, İNSANLARDAN KORKMAYIN, BENDEN KORKUN diye uyarıyordu. Ali İmran suresi 175. ayetinde de yine bakın nasıl uyarıyordu bizleri. (İşte bu şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Siz onlardan korkmayın, eğer müminlerseniz, Benden korkun.) Allah yalnız benden korkun, bu türlü sözlerle şeytan ancak, kendi dostlarını korkutur diyor. Ne dersiniz, yoksa farkında olmadan bizler, şeytanın dostlarımı olduk? Allah bizleri bu dünyada, özgür irademizle bırakarak, imtihan ettiğinden bahseder. ENGELLENEMEZ, BÖYLE GÜÇLERİ OLAN BİR TOPLUMDA, ÖZGÜRCE BİR İMTİHANDAN NASIL SÖZ EDERİZ? Her istediğini yaptırabilecek bir gücün, Allah tarafından, bazı kişilere verildiğini kabul edersek, Kur’an ın yüzlerce ayetini görmezden gelmiş, üstünü örtmüş oluruz. Lütfen bunu unutmayalım. Şimdide büyü/sihir konusuna, gelin birlikte Kur’an a bakalım. Bu konuyu rivayet ve emin olamayacağımız bilgiler ışığında değil, Kur’an ın genel hükümleri ışığında anlamaya çalışalım. Büyü/sihir Kur’an da vardır deriz ve bu kelimeye öyle yanlış anlamlar yükleriz ki, Kur’an ın neredeyse tamamına ters düşer. Önce bahse konu örnek gösterilen ayeti yazalım, daha sonra ayette geçen büyü/sihir kelimesi üzerinde, birlikte düşünelim. Bakara 102: Süleyman'ın hükümranlığı hakkında onlar, şeytanların uydurup söylediklerine tabi oldular. Hâlbuki Süleyman büyü yapıp kâfir olmadı. Lakin şeytanlar kâfir oldular. Çünkü insanlara sihri ve Babil'de Harut ile Marut isimli iki meleğe indirileni öğretiyorlardı. Hâlbuki o iki melek, herkese: BİZ ANCAK İMTİHAN İÇİN GÖNDERİLDİK, SAKIN YANLIŞ İNANIP DA KÂFİR OLMAYASINIZ, demeden hiç kimseye (sihir ilmini) öğretmezlerdi. Onlar, o iki melekden, karı ile koca arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı. OYSA BÜYÜCÜLER, ALLAH'IN İZNİ OLMADAN HİÇ KİMSEYE ZARAR VEREMEZLER. ONLAR, KENDİLERİNE FAYDA VERENİ DEĞİL DE ZARAR VERENİ ÖĞRENİRLER. Sihri satın alanların (ona inanıp para verenlerin) ahiretten nasibi olmadığını çok iyi bilmektedirler. Karşılığında kendilerini sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bunu anlasalardı! (Diyanet Vakfı meali) Ayette bahsedilen büyü/sihirden ne kast ediliyor, önce bunu doğru anlamalıyız. Ayeti öyle anlatıyorlar ki, Kur’an ın diğer ayetleri ile ters düşebiliyor. Acaba günümüzde bizlere öğretilen, insanlara her türlü kötülüğün yapılabileceği, olağan üstü bir güçten mi kast ediliyor? Ayetten bunu anlar ve kabul edersek, ALLAH IN YALNIZ BENDEN KORKUN, SİZLERE ÖDÜLÜ DE CEZAYI DA YALNIZ BEN VERİRİM öğretisine, uyarısına tamamen ters düşmüş oluruz. Şimdide bu bilgiler ışığında ayeti anlamaya çalışalım. Ayette şeytanın vesvese verdiği, yani insanları yanılttığından bahsediliyor ve Süleyman peygamberimizin büyü/sihir yapmadığını söylüyor. Ayetin devamında şeytanların kâfir olduğunu söyleyip, Harut ve Marut isimli iki meleğe indirileni öğretiyorlardı diyor. Peki, bu sözlerden ne anlamalıyız? Melekler ne öğretiyor olabilirler? Eğer bahsedildiği gibi Harut ve Marut melek ise ve Allah büyü/sihir yapmanın günah olduğunu söyleyip, yapanların kâfir olacağından da bahsediyorsa Kur’an da, bu meleklerin günümüzde anlatılan, insanlara her türlü kötülüğü yapabilecek dağa üstü bir ilmi, yani büyücülüğü anlattıklarını, öğrettiklerini kabul etmemiz mümkün değil. Ayetin devamında bu söylediklerime açıklık getiriyor ve bizler sizlerin imtihanı için gönderildik, SAKIN YANLIŞA İNANIP DA KÂFİR OLMAYIN diye melekler uyarıyor ve onlara bir şeyler öğrettiğinden bahsediyor, ama ayeti tercüme eden parantez içinde sihir ilmini öğrettiklerini yazmış. Ayette böyle bir detay yok. Böyle anlayınca da, hem Kur’an içinde, hem de ayet kendi içinde çelişki yaratıyor. Demek ki melekler, doğruyu ve yanlışı öğretiyor ve insanların doğruyu seçmesini özellikle istiyor. Ayetin devamında yine bakın ne diyor. (Onlar, o iki melekten, karı ile kocanın arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı.) Melekler topluma, sakın yanlışa inanmayın dedikten sonra, bu iki melek günümüzde bile hiç istenmeyen, Allah ın yasakladığı, kötü ve art niyetli insanların zihinlerinde olan büyünün yapılmasını öğretiyor olabilir mi? Hem melekler, bizler sizlerin imtihanı için gönderildik yanlış yapmayın diyecekler, hem de böyle kötü şeylerin, büyünün yapılmasını öğretecekler öylemi? Bu nasıl bir mantık böyle. Peki, burada bahsedilen, karı kocanın arasını açacak şeylerin öğrenilmesinden, ne anlamalıyız? Bunun açıklaması da, ayetin devamında yapılıyor. ASLINDA BURADA BAHSEDİLEN MELEKLERİN TOPLUMA, FAYDALI ŞEYLERİ KAPSAYAN İLMİN ÖĞRETİLDİĞİNİ, AYETİN DEVAMINDA ANLIYORUZ. Fakat kötü niyetli insanların, bu bilgileri iyi ve güzel amaçlarla değil, kötü amaçlarla kullandıklarını, verilen örnek bizlere anlatıyor. Bakın ayetin devamında ne diyor. (ONLAR, KENDİLERİNE FAYDALI OLANI DEĞİLDE, ZARARLI OLANI ÖĞRENİRLER.) Demek ki burada bahsedilen büyüden kasıt, DOĞRU BİLGİLERİ KÖTÜ AMAÇLARLA KULLANAN, İNSANLAR KAST EDİLİYOR. Yoksa sınırsız ve kişilere istediği kötülüğü yapabileceği doğaüstü bir güçten bahsedilmiyor. Melekler insanlara gerekli olan güzel şeyler öğretiyorlar, ama insanlar bu bilgileri kendi çıkarları adına kötü amaçlarla kullanıyorlar. Örneğin Elektrik günümüzde çok yararlı bir buluştur. Ama insanları öldüren bombaları ateşleyende elektriktir. Büyücülük konusunda, günümüzde yanlış anlatılan bu ayetin devamında yapılan uyarı, aslında söylediklerimi onaylıyor ve bakın ne diyor. (OYSA BÜYÜCÜLER, ALLAH'IN İZNİ OLMADAN KİMSEYE ZARAR VEREMEZLER.) Buradan da anlaşılıyor ki, büyücüler yani Allah ın insanlara faydalı olacak ilmini, bilgiyi kötü amaçlarına alet edenler, asla emellerine ulaşamayacaklarını, ALLAH İSTEMEDİKÇE KİMSEYE ZARAR VEREMEYECEKLERİNİ, APAÇIK AYETİNDE BİZLERE BELİRTİYOR. Ama bizler ne yazık ki yüce Rabbimizi değil, bizlere anlatılan rivayet ve sanı inançlarımıza inanmaya devam ediyoruz. Böyle yaparak bizler, büyücüleri kendi ellerimizle, GÜÇ SAHİBİ YAPIYORUZ. Bu inanç öyle güçlü ki, Kur’an ı işiten-duyan bile yok. Büyücülerin, yani Allah ın verdiği ilmi kötü amaçlarla kullananların, ahrette nasiplerinin olmayacağını, bu tür insanların cezalarını bulacaklarını, ayetin sonunda belirtiyor. Büyücüler yani art niyetli kötü amaçlı kişiler kast ediliyor ve Allah Felak suresinde, bakın bizleri nasıl uyarıyor. (Ve düğümlere üfleyen BÜYÜCÜLERİN ŞERRİNDEN ve hased ettiği zaman, HASETÇİNİN ŞERRİNDEN SANA SIĞINIRIM.) Aslında bu ayet, yazdıklarımın adeta bir özeti. Büyücü, yani kötü amaçlar peşinde olan kişilerin şerrinden, hasedinden bizlerin, YALNIZ ALLAH A SIĞINMAMIZ GEREKTİĞİ ANLATILIYOR. ALLAH A SIĞINANA KİM ZARAR VEREBİLİR? Bunu düşünemiyor muyuz? Eğer böyle insanlara Allah, bizlerin karşı koyamayacağımız güç ve ilim vermiş olsaydı, sizce adaletli olur muydu? Tüm bunlara inanmak, Kur’an ın adaletini hiç ama hiç anlamamakla aynıdır. Kur’an da birçok yerinde müşrikler, peygamberimize büyücü/sihirbaz derler. Allah da o ne büyücüdür ne kâhindir, Allah’ın peygamberidir diye geçer. Büyücü gerçekleri çarpıtan, toplumu korkutan, yanlışı doğru gibi gösteren anlamında kullanılmıştır Kur’an da. Taha 69: "Sağ elindekini atıver, o, onların yaptıklarını yutar. Çünkü onların yaptıkları ancak bir büyücü tuzağıdır. Büyücü ise, HER NEREDE OLURSA OLSUN BAŞARIYA ULAŞAMAZ." (Elmalı Hamdi meali) Bu ayet Musa peygamberimizin kıssasında geçiyor. Büyücülerin/sihirbazların gerçekleri saptırarak, insanları aldattığını, korkuttuğunu söylüyor ve son noktayı koyuyor ve diyor ki, BÜYÜCÜLER HER NEREDE OLURSA OLSUN, BAŞARIYA ULAŞAMAZLAR. Ama bugün bizlere toplum içinde, öyle bir korku saldılar ki, NE YAZIK Kİ TOPLUM DERTLERİNİN ÇARESİNİ KUR’AN DA DEĞİL, BÜYÜCÜLERDE ARAR OLDU. Allah cümlemize akıl, fikir versin. Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki batıl, hurafe toplum içinde korku salmış, güç kazanmış. Kur’an ın uyarıları ise göz ardı edilir olmuş. Çünkü peygamberimizin mahşerde söyleyeceği o acı gerçek, toplumda yaşanır olmuş. Furkan 30: Peygamber der ki: Ey Rabbim! KAVMİM BU KUR'AN'I BÜSBÜTÜN TERK ETTİLER. (Diyanet Vakfı meali.) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
Kur an NAZAR İnancına Onay Veriyor mu?
Bizler inancımızı Kur’an merkezli yaşamadığımız için, öyle şeyleri dinden zannediyoruz ki, Kur’an ın öğretisine tamamen ters düşüyor. Bu yazımda, toplum tarafından çok konuşulan NAZAR konusu üzerinde, sizleri düşünmeye davet etmek istiyorum. Bu konuda bakın neler söyleniyor. (Nazar haktır. Beğenerek, imrenerek veya kıskanarak bakılan şeylere nazar değer. İnsana, hayvana ve hatta cansıza da nazar değer. Nazar hastalık yapar, hatta öldürür. Kadınlara ve çocuklara daha çok tesir eder.) Dikkat ederseniz nazar haktır diyor. Hak doğru, gerçek yani Allah katından anlamındadır. Bakın bu konuda daha neler söyleniyor ve nelere inanılıyor. (Nazar insanı mezara, deveyi kazana sokar.) [İbni Adiy] - (İnsanların yarısı nazardan ölür.) [Taberani] - (Hoşa giden bir şeyi görünce, “Mâşâallah la kuvvete illa billah” denirse o şeye nazar değemez.) [beyheki, İbni Sünni] - (Kaderi geçecek bir şey olsaydı nazar geçerdi.) [Müslim] Eğer böyle bir gerçek varsa, Rabbimiz Kur’an da bizleri açıkça uyarmaz mıydı? Kur'an asla böyle bir inancı onaylamaz ve hiç bahsetmez. Zaten Kur'an ın öğretisine ters düşer. Düşünebiliyor musunuz, bir insan karşısındaki kişiyi kıskanıyor onu çekemiyor, ya da imrenerek bakıyor, ona bakışlarıyla zarar verebiliyor. Hâlbuki Rabbimiz, bakın ne diyordu bizlere Kur’an da. Şura 30: Başınıza her ne musibet gelirse, kendi yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder. (Diyanet meali) Yaradan başımıza gelen her kötü şey, bizlerin yaptığı yanlışların karşılığıdır diyor. Ama nazar konusunda ne anlatılıyordu? İnsanların yarısı nazardan ölür, beğenerek, imrenerek veya kıskanarak bakan kişi, karşısındakine zarar verebilir, hatta onu öldürür deniyor. İnsan sevdiğine beğenerek bakınca, nasıl zararı dokunur hiç düşünmüyor muyuz? Unutmayalım lütfen, akla mantığa uymayan Kur’an a da uymaz. Allah bir başka ayetinde, Allah ın izni-onayı olmadan, hiçbir şeyin gerçekleşemeyeceği, bir kişinin diğerine zarar veremeyeceği, açıkça bizlere bildirilmiştir. Sırf bir insan başka bir insanı kıskanıp, imrenerek baktı diye, ALLAH O KİŞİNİN CEZALANDIRILMASINA ASLA İZİN VERMEZ. Bunu düşünmek Kur’an adaletine uymaz. Yine batıl inançlarımıza Kur’an dan delil aramaya çalışanlar, NAZAR konusuna Kehf suresi 39. ayette geçen bir cümleyi örnek gösteriyorlar. Bu ayetin öncesine ve sonrasına baktığımızda, karşılıklı konuşan iki kişinin kıssası anlatılır. Her ikisinin de bahçesi bolca mahsul vermiş ama birisi diğerinden daha üstün, zengin ve güçlü olduğunu söylüyor ve böbürleniyor. Malının sonsuza kadar var olacağını söyleyerek övünüp, MÜLKÜN ASIL SAHİBİNİN ALLAH OLDUĞUNU UNUTARAK, KENDİSİNİ MET EDİYOR. Allah da zenginliğin, malın mülkün gafletine düşen bu kulunu cezalandırıyor ve bahçesini, servetini yerle bir ediyor. Bu kişiye karşısındaki arkadaşı da ("BAĞINA GİRDİĞİNDE, "MÂŞALLAH, KUVVET YALNIZ ALLAH'TANDIR!" DESEN OLMAZ MIYDI?) diyerek bu davranışlarının ve sözlerinin yanlış olduğu hatırlatılıyor. Bu ayette geçen bu cümle, ne yazık ki nazara örnek gösteriliyor. Hâlbuki bu ayetlerde anlatılan, malı ve serveti veren yalnız Allah tır, yalnız Allah a şükredilir, yalnız ondan yardım dilenir diyor. Bu dünyada güç ve mal sahibi olmak, bizlerin gözünü kör etmesin, veren Allah dır, istediğinde onu almasını da bilir gerçeği, ayetlerde anlatılıyor. Burada geçen maşallah kelimesinin anlamı, bugün bizlerin Allah nazar değmesin anlamında değil, ALLAH IN DİLEDİĞİ OLUR anlamındadır. NAZARIN BU DERECE GÜCÜNE İNAN BİR İNSAN, ALLAH IN KÖTÜ VE ART NİYETLİ KİŞİLERİN BAKIŞLARINA KARŞI KULLARINI, KORUMASIZ BIRAKTIĞI ANLAMINA GELİR ki, bunu düşünmekten Rabbime sığınırım. Nazar konusunda nakledilen, bir rivayeti hatırlatmak istiyorum sizlere. (Peygamber efendimizin zamanında Esed oğullarından nazarı değen bir kimse var idi. Üç gün bir şey yemez, sonra çadırın bir tarafını kaldırıp oradan geçen bir deveye bakıp, (Bunun gibi bir deve hiç görmedim) der demez, deve yere düşer hastalanırdı. Müşrikler, bu adamı bulup Peygamber efendimizi nazarla öldürmesini istediler. Cenab-ı Hak da Resulullahı bunun nazarından korumuştur. Bu hususta Kalem suresinin (Nerede ise, kâfirler seni gözleri ile yıkacaklardı) mealindeki 51. âyeti inmiştir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (Nazar haktır.) [Müslim]) Bu örnekte öyle bir güçten bahsediliyor ki, asla ona karşı konamaz ve böyle bir insan bakışlarıyla bir insanı bile öldürebilir. Böyle bir gücü Allah, görev verdiği elçilerine bile vermediyse, NASIL OLURDA KISKANÇ, HASET İNSANLARA ALLAH, BÖYLE BİR GÜÇ VERİR. Şöyle bir düşünün lütfen. Çevremizde birbirini kıskanmayan, hatta genel çoğunluk diyebiliriz, bir birine hasetle bakmayan neredeyse çok az insan kaldı. Söylenenler gerçek olsaydı, sizce bizlerin bu dünyada hali nasıl olurdu? SANIRIM BU DÜNYA YAŞANMAZ OLURDU. Şimdide nazara örnek gösterdikleri ve Kur’an dan delil olarak sundukları Kalem suresi 51. ayete bakalım. Gerçekten nazardan mı bahsediyor. Kalem 51: O kâfirler Kur'ân'ı işittikleri zaman, NEREDEYSE SENİ GÖZLERİ İLE DEVİRECEKLERDİ. Bir de durmuşlar "o bir deli" diyorlar. (Elmalılı Hamdi meali) Sizlere sormak isterim, bu sözlerden sizler kâfirlerin peygamberimize nazar değirmek için mi baktığını anladınız, yoksa peygamberimize karşı kin ve nefretlerinin, yüzlerindeki ifadeden anlaşıldığını mı anladınız? Hatırlatmak isterim, Allah kâfirlere Müslümanlara karşı kullanabileceği, böyle bir güç verir mi sizce? Hani şöyle söyleriz sevmediğimiz bir kişiye. BANA KARŞI KİN VE NEFRETİNİ BAKIŞLARINDAN ÇOK İYİ ANLIYORUM. YÜZÜNDEKİ NEFRET İFADESİ, ELİNDEN GELSE BENİ BİR BARDAK SUDA BOĞACAK GİBİYDİ. İşte bu ayette anlatılan, peygamberimize iman etmeyen kişilerin, nefret dolu bakışlarından bahsediliyor. Bu ayetin NAZARLA ne ilgisi var? Gelelim kıskanç ve haset insanların durumuna. Böyle insanlardan, gerçektende her türlü kötülük beklenir. Bakışlarının moral bozmaktan başka, belki hiçbir etkisi olmaz. Ama böyle insanlar, aklın ve mantığın ötesine çıkarak, nefislerinin etkisinde iseler, bu kişilerden her türlü kötülük, şer beklenebilir. Yoksa Allah böyle kişilere, bakışlarıyla kıskandıkları kişilere zarar verebilecek bir güç, asla vermemiştir. Peki, bizler bu durumda ne yapmalıyız. Her konuda yapmamız gerektiği gibi, BÖYLE İNSANLARDAN ALLAH A SIĞINMALIYIZ VE UZAK DURMALIYIZ. Çünkü böyle insanlar her türlü kötülüğü, şerri yaparlar. Bakın Rabbimizde bizleri ayetinde uyarıyor ve ne diyor. Felak 5: Ve kıskandığı vakit KISKANÇ KİŞİNİN ŞERRİNDEN, sabahın Rabbine sığınırım! (Diyanet vakfı meali) Kur’an kıskanç ve haset insanlardan gelecek her türlü kötülüğe karşı, Allah a sığınmamızı istiyor. Dikkat ederseniz onların bakışlarından bahsetmiyor, BÖYLE İNSANLARIN ŞERRİNDEN, YANİ YAPABİLECEKLERİ KÖTÜLÜKLERDEN BAHSEDİYOR. Şimdide bu bilgiler ışığında, toplum tarafından kabul gören, NAZAR konusunu başka bir açıdan düşünelim. Çevremizde öyle insanlar vardır ki, en yakınındaki arkadaşının, hatta kendi kardeşinin bile güzelliğini çekemez, içinden sinsice kıskanır. Ya da komşusunun, arkadaşının mal varlığını, kazancını kıskanır. Bu kişiler bakışları ile belki karşısındaki insana zarar veremez ama öyle bir tavır içinde olurlar ki, bu tavırları yüz ifadelerine yansıdığı gibi, konuşmalarına da yansır. BÖYLE DURUMLARDA İNSANLAR, KARŞISINDAKİ KİŞİLERİN OLUMSUZ BAKIŞ, KONUŞMA VE TAVIRLARINDAN PSİKOLOJİK OLARAK ETKİLENİR, RAHATSIZLIK DUYARLAR. İşte insanların böyle tavırlar karşısında, morallerinin bozulması, hatta ruhsal yönden etkilenerek hasta bile olması mümkündür. ÇÜNKÜ NEREDEYSE BÜTÜN HASTALILARIN TETİKLEYİCİSİ MORALDİR, PSİKOLOJİDİR. Gözler bakışlarıyla, karşısındaki insan üzerinde adeta manyetik bir ışın etkisi oluşturabilir. Bu etki kişinin ruhsal yapısı ve o günkü moral durumuna da bağlıdır. Yoksa hiç kimse bakışlarıyla karşısındakine, direk zarar veremez. Gerçektende gözün keşfedilmeyen, birçok özelliklerinin olduğuna inanıyorum. Hepimiz biliriz, BAKMAK VE GÖRMEK ÇOK FARKLIDIR. Görebilmek beceri ister. Kur’an gözlerimiz konusunda bizlerin dikkatini çekerek, kadın ya da erkek gözlerimizi önümüze eğmemizi ister. Çünkü gözler yani bakışlar insanları, psikolojik olarak iyi ya da kötü etkiler. Bir başka deyişle gözler, DUYGULARIN DİLİDİR. Bazıları hipnozu, nazara kanıt gösterirler ama hipnozun nazar ile hiçbir ilgisi yoktur. Hipnoz psikolojide TELKİNE YATKINLIK GÖSTEREN, BİR NEVİ UYKU UYANIK HALİDİR. İnsanın bilinçaltına telkinler yerleştirmektir ki, bunun günümüzde bir ilim dalı olduğu kabul edilmiştir. Ama hatırlatmak isterim bazı kişileri hipnoz yapamazsınız, ya da çok zor hipnoz olur. Çünkü hipnoz olmamaya kendinizi şartlandırırsanız olmayabilirsiniz. Ne yazık ki bizler NAZAR kelimesini, KENDİ HATALARIMIZA, SEVMEDİĞİMİZ HOŞUMUZA GİTMEYEN İNSANLARIN DAVRANIŞLARI ÜZERİNDEN, BAŞIMIZA GELEN ÜZÜCÜ OLAYLARA BİR KILIF, BİR MAZERET OLARAK KULLANIYORUZ. Şunu lütfen unutmayalım. Hiç kimsenin bir başkası üzerinde, kendisi istemediği takdirde bir gücü bir etkisi yoktur. Başımıza gelen her musibet yada mükafat, bizlerin yaptıklarının Allah dan karşılığıdır. Bunun tersini düşünmek, hem Yaradan ın adaletine ters düşer, HEM DE BU DÜNYADA, İMTİHAN OLDUĞUMUZ GERÇEKLERİ İLE ASLA BAĞDAŞMAZ. Bu bilgiler ışığında şunu söyleyebiliriz. Nazar Kur’an ın onay verdiği bir konu değildir. Bu ve buna benzer inançlar, cahiliye dönemin günümüze yansıyan itikatlarıdır. Kur’an ın Onay vermesi de düşünülemez. Karar ve yorum sizlerin. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
Halbuki Onlara Rableri Tarafından Yol Gösterici Gelmiştir.
Bizler inancımızı yaşarken ne yazık ki, dinimizi nerelerden öğrenmeliyiz, hangi kaynaktan en doğru bilgiyi alırız, bunun doğru tespitini yapamıyoruz. Çevremizde öyle çok bilgi kirliliği var ki bu konuda, toplumda okuma, araştırma alışkanlığı olmadığı için, kime inanacağını bilemez durumda, neredeyse her söylenene inanan bir toplum olmuşuz. Allah gönderdiği rehber kitapta, yalnız Kur’an ın ipine sarılın, sizleri doğru yola ulaştıracaktır dedikçe, ne yazık ki bizler Allah ın rehberine karşı, öyle bir tavır içine girmişiz ki farkında olmadan, NEREDEYSE ALLAH NE EMREDİYORSA, BİZLER TERSİNİ YAPAR OLMUŞUZ. Böyle olunca da, hak ın yerini ne yazık ki batıl almış. Batılı din diye yaşadığımız içinde, gönüller ve kulaklar mühürlenmiş, gözler perdelenmiş. Bizler Kur’an ı yeterli görmemişiz, bizlere dini anlatanlardan öyle öğrenmişiz, şüphe duymadan da inanmışız. Atalarımızın dine ilave inançlarını Kur’an da göremediğimizde, bak Kur’an da her şey yokmuş gördünüz mü, şunlar ya da bunlar Kur’an da geçmiyor diyerek, toplum olarak yanlış bilgilerle korkutulmuşuz, yanıltılmışız. Hâlbuki Yaradan sizlere açıkladığım, gönderdiğim bilgilerden sorumlu tutuyorum, sizleri Kur’an da bilgilendirdiklerimden hesaba çekeceğim dediği halde, görmezden gelmişiz Allah ın uyarılarını. Cahiliye toplumları, Allah ın daha önce gönderdiği kitaplarından uzaklaşarak, Yaradan ın hiç bahsetmediği, hatta tasvip etmediği yol ve yöntemlere saptıkları için, bakın Rabbimiz nasıl uyarıyor. Necm 23: Onlar hiçbir şey değil, sırf sizin ve babalarınızın taktığınız (boş) isimlerdir. ALLAH ONLAR HAKKINDA HİÇBİR DELİL İNDİRMEDİ. ONLAR YALNIZ ZANNA VE NEFİSLERİN SEVDASINA UYUYORLAR. Hâlbuki onlara Rableri tarafından YOL GÖSTERİCİ GELMİŞTİR. ( Elmalı Hamdi meali) Yaradan bir başka ayetinde de, aynı konuya dikkat çekerek, açıklamadığım detay vermediğim konular hakkında konuşmanızı haram kılıyorum diye bizleri uyarıyordu ve bu ayetinde de, o günkü toplumun yaptığı yanlışa dikkat çekerek, edindikleri şefaatçiler, putlaştırdıkları kişiler konusunda, Allah ın hiçbir kanıt indirmediğini belirtiyor. BURADAN DA AÇIKÇA ANLIYORUZ Kİ, ALLAH IN KUR’AN DA AÇIKLAMADIĞI, BAHSETMEDİĞİ HİÇBİR KONU, BİLGİ BİZLERİ BAĞLAYICI DEĞİLDİR, DİNİN ANA UNSURU DA OLAMAZ. Ayetin sonunda çok açık bir şekilde, Allah noktayı koyuyor ve bakın ne diyor? (HÂLBUKİ ONLARA RABLERİ TARAFINDAN, YOL GÖSTERİCİ GELMİŞTİR.) Demek ki Allah toplumlara yol gösterici olarak ne gönderdiyse, bizler yalnız ondan sorumluymuşuz. Bunun dışından söylenenlere çok dikkatle yaklaşmalıyız. Çünkü Rabbimiz Kehf 26. ayetinde çok açık hükmünü veriyor ve diyor ki; (KENDİ HÜKMÜNDE HİÇ KİMSEYİ ORTAK KILMAZ.) Allah din ve iman konularında hüküm veren, açıklama yapan yalnız kendisi olduğunu, bunun dışında konuşanların, kendi nefislerinin esiri olup, zanna, rivayete ve sanıya uyanlar olduğunu açıkça bizlere bildiriyor. Bizler ne yazık ki Kur’an ın açıklamalarını yeterli görmeyip, kaynağından emin olamadığımız ve edindiğimiz veliler, şefaatçiler, şeyhler ve efendilerin sözlerine inanmakta hiç şüphe duymuyoruz. Hâlbuki Rabbimiz en doğru sözün, bakın kimin olduğunu söylüyor bizlere. Nisa 87: Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayandır. Andolsun, sizi kıyamet gününde mutlaka bir araya toplayacaktır. Bunda asla şüphe yoktur. KİMDİR SÖZÜ ALLAH’INKİNDEN DAHA DOĞRU OLAN? ( Diyanet meali) Demek ki güvenebileceğimiz, en güvenilir kaynak, söz yalnız Allah ın bizlere indirdiği Kur’an olduğu bir kez daha anlaşılıyor. Tabi atalarının hurafe inançlarını yaşamaya devam etmek adına, bu ve buna benzer ayetleri görmezden gelenlere söyleyecek sözüm, ne yazık ki yok. Yaradan böyle insanlara bir şeytan musallat ederim ve onların can yoldaşı olur, diye de bizleri uyardığını hatırlatmak isterim. Dikkatimizi çekmesi adına, sizlere Allah ın bir uyarısını daha hatırlatmak istiyorum. Ali İmran 19: Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır. Kitap verilmiş olanlar, KENDİLERİNE İLİM GELDİKTEN SONRA SIRF, ARALARINDAKİ İHTİRAS VE AŞIRILIK YÜZÜNDEN AYRILIĞA DÜŞTÜLER. Kim Allah’ın ayetlerini inkâr ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir. (Diyanet meali) Ayette çok dikkat çekici bir uyarı ve hatırlatma var. Allah ın gönderdiği dinlerin tek bir adı var, oda İslam dini. Kendilerine ilim geldikten sonra ihtiras ve aşırılık yüzünden ayrılığa düşmelerinden bahsediliyor. Peki, burada ayrılığa düştükleri konu nedir? İşte bunu ne yazık ki bugün bizler anlamak istemiyoruz, sırf batıl inançlarımızı yaşamak adına. Dinde bölünmüş, inançlarımızda Allah ın gönderdiği rehberden uzak, orta yolu değil, her konuda aşırıya gitmiş bir toplum olmuşuz. Peki, ayetin sonunda kim Allah ın ayetlerini inkâr ederse, Allah onlarla hesabı çok çabuk görür derken, gönderdiği kitaplara iman etmeyen, kabul etmeyenlerden mi bahsediyor sizce? Elbette hayır. Dikkat ederseniz, kitap verilmiş olanlardan, yani Ehli kitap toplumundan bahsediyor. Buradan da anlıyoruz ki, hiç kimse ne Allah ı, nede gönderdiği kitabı inkâr ediyorum demiyor. Peki, ne yapıyor da Allah bu uyarıyı yapıyor? Cahiliye toplumunun yaptığının aynısını, bugün bizlerde yapıyoruz ve Allah ın gönderdiği kitabı yeterli görmeyerek, atalarımızdan bizlere intikal etmiş tüm itikatları, bunlarda Allah emridir diye hiç düşünmeden, Allah ın kitabıyla hiç karşılaştırmadan kabul ediyor ve yaşıyoruz. Apaçık elimizde Kur’an varken, kendi ihtiraslarımız yüzünden bir birimizle tartışıyor, ayrılığa düşüyoruz. Hâlbuki tartıştığımız konularda hakemin, yalnız Kur’an olduğunu unutuyoruz. Batıl, rivayet ve sanı içimize öyle bir işlemiş ki, batılı ne yazık ki HAK görüyoruz. Allah ın gözlerine perde çekerim, gönüllerini mühürlerim, onlara bir şeytan musallat ederim diye uyardığı hükmü, sanırım bu olsa gerek. Rabbim bizleri, böyle olanların şerrinden korusun. Allah katından bizlere, yol gösterici olarak gelen Kur’an da, şefaat tümden bana aittir, hiçbir şefaatin fayda etmediği o günden sakının dediği halde, bu gün bizler tam tersini yapıp, şefaatçiler edinmiyor muyuz? Yaradan dinde sakın bölünmeyin diye uyardığı halde, dinde bölünmekte bereket ve zenginlik vardır demiyor muyuz? Biz Kur’an ı yemin olsun ki kolaylaştırdık ve sizlere gerekli olan her bilgiyi değişik ifadelerle açıkladık, sizleri Kur’an dan sorumlu tutuyorum dediği halde, Kur’an ı herkes anlayamaz, Kur’an da her bilgi yoktur ve açıklanmamıştır diyerek, toplumu Kur’an a değil de, beşerin yazdığı, doğruluğundan asla emin olamayacağımız kitaplara yönlendirmiyor muyuz? Her namazımızda, yalnız senden yardım dileriz diye Allah a söz verdiğimiz halde, edindiğimiz veli, şeyh ve efendilerden, yatırlardan yardım istemiyor muyuz? Böylece bizler, sırf atalarımızın inançlarını yaşamaya devam edebilmek adına, apaçık ayetleri görmezden gelerek, üstünü örterek hayatımıza geçirmeden, inkâr edenlerin safında oluyoruz. BİLE BİLE, GÖRE GÖRE İNKÂRCILIK İŞTE BÖYLE HAYATIMIZA GİRİYOR AMA TOPLUM OLARAK FARKINDA DEĞİLİZ. Çünkü bizler İslam ı güdülenerek, birilerine tabi olarak yaşıyoruz. Buda bizleri Kur’an ın yolundan saptırıyor. Allah bunları yapanlara, kâfir diyor hatırlatırım. Çünkü inandıktan sonra, Allah ın hükümlerini görmezden gelmek ve tersini yapmak dinden sapmaktır. Ben bu yazımda din kardeşlerimi, Allah ın ayetleri ile uyarıp, yapılan yanlışların farkına varılmasına vesile olmaya çalıştım. Nasiplenene, uyarıyı fark edebilene ne mutlu. Çünkü Yaradan kurtuluşa erenlerin, yalnız Allah ın katından gelen Kur’an üzerinde olanlar olacağını, bakın nasıl bildiriyor. Bakara 5: İşte onlar, RABLERİNDEN GELEN BİR HİDAYET ÜZEREDİRLER ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır. (Diyanet vakfı meali) Ömür çok kısa, adeta bir göz açıp kapama mesafesinde. Emaneti teslim etmeden, gelin bizlere din adına anlatılanları Kur’an ile sorgulayalım ve ebedi hayatımızı ateşe atmayalım. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
Hac Arefe Ve Kurban Bayramı.
İnancımızı yaşarken, yaptığımız yanlışları her nedense görmek istemiyoruz. Her zaman ki gibi, Hac konusunda yaşanan karmaşa, bizlere öğretilen rivayetleri ne derece dikkatle düşünmemiz gerektiğini, bir kez daha bizlere gösteriyor. Yaradan yıl 12 ay, dördü haram aydır der ve bu haram aylarda savaşmanın yasaklandığını anlatır. Ayrıca savaş yasağının nedenini de açıklayarak, Bakara suresi 217. ayetinde bakın nasıl bir açıklama yapar. (Sana haram ayı, yani onda savaşmayı soruyorlar. De ki: O ayda savaşmak büyük bir günahtır. (İnsanları) Allah yolundan çevirmek, Allah'ı inkâr etmek, MES-CİD-İ HARAM'IN ZİYARETİNE MÂNİ OLMAK ve halkını oradan çıkarmak ise Allah katında daha büyük günahtır.) Demek ki haram ayların konmasının nedeni, Allah ın Hac emrini yerine getirmek maksadıyla, Mescidi Harama ziyarete gelenlerin, engellenmeden rahatça ibadetlerini yapabilmeleri için, özellikle Rabbin tahsis ettiği aylar olduğu anlaşılıyor. BU AYLAR HZ. İBRAHİM DEN PEYGAMBERİMİZ DÖNEMİNE KADAR, HAC MAKSADIYLA KULLANILMIŞ İSE, PEYGAMBERİMİZDEN SONRADA AYNI AMAÇLA KULLANILACAĞI ÇOK AÇIKTIR. Yine Bakara suresi 189. ayetinde özellikle çoğul kullanarak, bakın ne diyor. (Sana, HİLAL ŞEKLİNDE YENİ DOĞAN AYLARI SORARLAR. De ki: Onlar, insanlar ve ÖZELLİKLE HAC İÇİN VAKİT ÖLÇÜLERİDİR.) Demek ki, haram aylar içinde, hac vaktinin nasıl başlayacağı detayı da veriliyor. Dikkat ederseniz çoğul kullanılarak, hac için vakit ölçüsüdür diyor. Bildiğiniz gibi, hac vakti belli aylarda yapılacak olup, diğer zamanlarda ise umre yapılabiliyor. Bunun da açıklamasını Kur’an açıkça yapıyor. Haccın ne zaman yapılacağına çok açık ayet ise, Bakara suresi 197. ayettir. Ayet açıkça bakın ne söylüyor. (HAC BİLİNEN AYLARDADIR. O AYLARDA HACCA GİRİŞEN KİMSE BİLMELİDİR ki, hacda kadına yaklaşmak, sövüşmek, dövüşmek yoktur……) Ayet çok açık, haccın bilinen aylarda, yani haram aylarda yapılacağını söylüyor, çünkü BİLİNEN DERKEN, İBRAHİM PEYGAMBERDEN BU YANA, HAC HARAM AYLARDA YAPILIYORMUŞ DA ONDAN. Bizlere öğretileni önce hatırlayalım. Geleneksel İslam öğretisinde, kurban bayramının bir gün öncesi olan Arefe günü, haccımızın kabul olabilmesi için mutlaka Arafat’ta olmamız gerektiği anlatılır. Hatta Arefe gününe hürmet etmemiz gerektiği, ÇÜNKÜ AREFE, ALLAH IN KIYMET VERDİĞİ BİR GÜNDÜR denir. Bu konuyla ilgili hadislerden örnek verelim. (Arafat vakfesi: Haccın en büyük, en önemli rüknüdür ki, hac yapma niyetiyle ihrama girmiş olan bir kimsenin Zilhicce ayının 9. günü zevalden sonra Arafat sınırları içinde bir müddet durması, kalması, bulunması demektir. ARAFAT VAKFESİ YAPILMADAN HAC İBADETİ YERİNE GETİRİLMİŞ OLMAZ. Çünkü Abdurrahman b. Ya'mer (R.A.)den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz: "Hac, Arafat'tır." buyurmuştur. AREFE GÜNÜ, HACCIN TEMEL RÜKNÜ OLAN VAKFENİN O GÜN YAPILMASI SEBEBİYLE BÜYÜK ÖNEM TAŞIMAKTADIR. ALLAH TEÂLÂ'NIN KULLARINI EN ÇOK AFFETTİĞİ GÜN OLAN AREFE GÜNÜNDE saçı-başı dağılmış, toza-toprağa belenmiş bir vaziyette el açıp ALLAH Teâlâ'ya yalvaran kullarını Cenab-ı Hak mutlaka affeder. Hz. Aişe (R.Anha) validemizden rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu: "CENÂB-I HAKKIN, AREFE GÜNÜNDEN DAHA ÇOK KULLARINI CEHENNEM'DEN ÂZAD ETTİĞİ HİÇBİR GÜN YOKTUR. ALLAH Teâlâ, Arefe günü saçları-başları dağılmış, toza-toprağa belenmiş halde Arafat'ta vakfe yapanlara rahmet ve ikramıyla yaklaşır. Sonra onlarla meleklere karşı iftihar ederek: — Bunlar ne istiyorlar ki bütün işlerini bırakıp burada toplandılar." Buyurur.) Peygamberimiz gerçekten bu sözleri söylemiş olabilir mi? Arefe gününden bahsedilerek, bugün Arafat vakfesi yapmayanın, hac görevini yapmamış olacağı söyleniyor. Bugüne atfedilerek, Allah bugünde özellikle kullarının günahlarını affettiği belirtiliyor. Hatta bugünde kullarını, cehennemden azat edeceği de söylenmiş. Bugün, Rabbimiz katında çok önemli ise, sizlere her şeyden nice örnekleri, değişik ifadelerle verdim ki anlayasınız dediği KUR’AN DA, bunu mutlaka açıklamış ve bizlere bildirmiş olması gerekmez mi? PEKİ, AREFE KONUSU İLE İLGİLİ, NEDEN TEK BİR KELİME DAHİ YOK KUR’AN DA? Neden bu soruları sormuyoruz kendimize? BEŞERİN ONCA RİVAYETLERİNİ DİNLİYOR VE SÖYLENENLERE UYUYORUZ DA, NEDEN ALLAH IN KUR’AN DA NE SÖYLEDİKLERİNİ DİKKATE ALMIYORUZ? Şimdide gelelim yaptığımız bu yanlış inancımızın, İslam toplumunda yarattığı üzücü ve bir o kadar düşündürücü konumuna. İslam toplumunda, Kurban bayramına başlarken, yani AREFE günü konusunda, daha önceki yıllarda olduğu gibi birliktelik olmadığına, böylece çok farklı günlerde Kurban bayramına başlanacağını açıklamıştı Diyanet, önceki yılda. Ne yazık ki İslam toplumu, farklı günlerde Kurban Bayramına başlıyor neredeyse her sene. Yani Rabbin çok önemsediğini söyledikleri, bütün günahların bağışlandığı, AREFE GÜNÜ, NE YAZIK Kİ İSLAM TOPLUMUNDA ÜÇ FARKLI GÜNDE KUTLANABİLİYOR BAZI YILLAR. Ülkemizde ve bazı ülkelerde Kurban Bayramı geçen sene, 25 Ekimde başlarken, Suudi Arabistan da 26 Ekim de başladı. Hindistan bölgesindeki Müslümanlar ise 27 Ekimde Kurban bayramına başladı. Acaba bu sene nasıl olacak dersiniz? Daha açıkçası hilali görme konusunda bile, İslam âlemi anlaşamıyorsa bugünkü teknolojiyle, hangi konuda anlaşabilir, bunu düşünmek bile istemiyorum. Gelelim AREFE gününe atfedilen öneme. Bu durumda hangi gün Rabbin çok önemsediği, günahların affedildiği gün doğrudur diye gelin kendimize soralım. Eğer ülkemizin başladığı gün doğruysa, hacılarımızın o çok önemsenen AREFE günü Arabistan da yanlış bir gündü. Acaba haccımız kabul olmaz diyen var mı? Çünkü yazdığım hadiste Arefe günü haccın vakfesi yapılmaz ise, hac kabul olmaz deniyordu. Bu durumda Arafat vakfesi de yanlış bir günde yapıldı demektir. Çünkü Suudi Arabistan bizden bir gün sonra bayrama başladı geçen yıl. Ne dersiniz, akıl ve Kur’an çizgisinde mantıklı bir cevap verebiliyor muyuz nefsimize? Elbette veremiyoruz. İşin kötüsü her toplum, kendi aldığı bayram kararının en doğru olduğunda diretiyor. Camilerde bu konu bahsedildi ve Diyanetimizin aldığı kararın en doğru olduğu anlatıldı topluma. İşte bizler inancımızı böyle yaşıyoruz. Hadi hayırlısı. Lütfen şunu da unutmayalım. Allah Oruç tutun der ama bayram yapın demez. Yine Allah Hac konusunda Kurban kesilmesinden bahseder, ama bayram yapılmasından bahsetmez. Bu iki bayram peygamberimizin Müslüman olan toplumlara bir hediyesidir. Yani gelenekseldir. Bu günlere atfedilen sözlerinde, hiçbir dayanağı yoktur. Bayramlarımız toplumların sosyalleşmesi, yardımlaşması adına bir araya gelerek, kutladıkları güzel bir gelenektir. Bu durumda Allah ın hiç bahsetmediği bir güne, bizlerin kutsallıklar ilave etmemiz, dinimizi yanlış yaşamamızı sağlayacağı gibi, dini zorlaştırmanın da yolunu açacaktır. Allah hac ziyaretimizi, savaşmanın yasaklandığı haram aylarda yapabileceğimiz kolaylığını getirmişse, dini zorlaştırarak hac ibadetini yılda birkaç güne sığdırarak, toplumun hac ibadetini yerine getirmesine zorluk getirmeyelim, dini zorlaştırmayalım. Yoksa bunun hesabını Allah a veremeyiz. Lütfen Rabbin ayetlerinin üzerini örterek, görmezden gelerek, yanlış itikatlarımızı devam ettirmeyelim. Dilerim bir gün bu gerçek, İslam toplumları tarafından fark edilir. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
Kur'an Gerçeklerinin Ortaya Çıkmasından Telaş Edenler.
Günümüzde bizler, İslam dini adı altında öyle bir inanç yaşıyoruz ki, cahiliye döneminde Ehli kitabın yaptığı yanlışları hiç aratmıyoruz. Cahiliye devrinde de, Allah ın gönderdiği kitaplar yeterli görülmemiş ve atalarından intikal eden hurafe ve batıl din diye yaşanmaya devam edilmişti. Aynı yanlışları biz Müslümanlarda ne yazık ki, inancımızı yaşarken bugün yapıyoruz. Kur’an ın uyarılarından, yaptığımız bu yanlışların farkında olup, bu konuda yazılar yazarak Kur’an ile toplumu uyarmaya çalışanlar susturulmak ta, adeta din düşmanı ilan edilmektedir. Allah şahittir ki bende elimden geldiğimce, Kur’an ı referans alarak, onun rehberliğinde, bizlere din adına anlatılanları karşılaştırıyor, Kur’an ın onayını mutlaka alarak, yine Yaradan ın ayetlerini örnek göstererek, içimizdeki batılı ortaya çıkarmaya çalışıyorum. Rabbim yanlışım varsa, bana doğruyu göstersin inşallah. Tüm bu çabalarım, Kur’an gerçeklerinin ortaya çıkması ve din kardeşlerimin Kur’an dan haberdar olması adınadır. Bu çabalarımdan hoşnut olmayan bazı kesimler, yazdığım yazılarımın önünü kesmek beni, yazılarımı yayınladığım sitelerden attırmak adına, büyük çaba gösteriyorlar. ONLARI RABBİME HAVALE EDİYORUM. Bakın beni bir siteden yasaklamalarına ve siteye girişimi engellemelerine, nasıl bir sebep göstermişler. Onu yazalım ve üzerinde birlikte düşünelim. (Kendi Yanlış Düşüncelerinizi Desteklemek için Kur'an da ki ayetleri bir magazinci gibi cımbızla alarak insanların AKLINI BULANDIRMA ve yalan yanlış dini bilgiler vermekten dolayı hesabınızı kapatıyorum ve açtığınız bütün konuları siliyorum.) Benim kafa karıştırıcı, insanların akıllarını bulandıran bir insan olduğumu söylüyor. Aslında düşünmemiz gereken en önemli konu bence burası. Kafalar ne zaman karışık olur ve bir insanın aklı nasıl bulandıra biliriz? EĞER BİR İNSAN İNANCINDAN EMİN DEĞİLSE, HER KAFADAN BİR SES ÇIKIYORSA DİN ADINA, O İNSANIN, O TOPLUMUN KAFASI KARIŞIKTIR. Eğer bir Müslüman, imanını en emin merkezden, yani Kur’an dan öğrenmişse, böyle bir insanın asla kafası karışmaz, ona yalan yanlış bir bilgiyi, bunlarda Allah katındandır diye öğretemezsiniz. Telaşları böyle bir toplumun oluşmasını, istemedikleri içindir. BENİM AMACIM KAFA KARIŞTIRMAK DEĞİL, KARIŞAN KAFALARI DURULTMAK, KUR’AN İLE AYDINLIĞA ÇIKARMAKTIR. Beni sitelerinden yasaklamalarının nedeni olarak, kendi düşüncelerimi desteklemek için, Kur’an dan ayetleri magazinci gibi cımbızladığımı ve insanların akıllarını bulandırdığımı, yalan yanlış bilgiler verdiğimi de söylüyor. Aslında bunlar çok büyük ve affedilmeyecek ithamlardır. Bunları yapmaktan Rabbime sığınırım. Önce şunu söylemeliyim ki din ve iman adına, hiç kimsenin kendi düşüncesi olamaz, olmamalıdır. Dinin tek sahibi Allah dır. İmanımızı nasıl yaşayacağımıza, nelere dikkat edeceğimize karar veren makam, yalnız bizleri yaratan Rabbimizdir. Onun içinde, benim din adına kendi düşüncem asla olamaz. Uyarıyı, ikazı yapan, kuralları koyan yalnız Kur’an dır. Onun içinde bizlerin yalnız Kur’an ın ipine sarılmamızı emreder Allah. Yine Kur’an ın sınırlarını asla aşmamamız gerektiği konusunda uyarır. Son noktayı koyar ve derki; SİZLERİ KUR’AN DAN SORUMLU TUTUYORUM. Buna hükmeden Rabbimiz, sizce Kur’an ın dışından, Kur’an da hiç bahsedilmeyen, açıklanmayan herhangi konudan sorumlu tutar mı bizleri? Karar sizlerin. Ne yazık ki bu gerçeklerin farkına varılmasını istemeyen cahiliye inançlarının takipçileri, din adına yaşanan yanlışları Kur’an ile topluma anlattığım için, sesimi kısmak yazılarımı engellemek istiyorlar. Belki geçici olarak başarılı olabilirler, ama unutmasınlar, Kur’an gerçeklerinin önünü keserek, gerçeklerin ortaya çıkmasını engellemenin büyük bir sorumluluğu, vebali vardır. Kur’an ayetlerini magazinci gibi cımbızladığımı söylüyorlar. Hiç kimse ayetleri tek başına alıp, diğer ayetlerle bir bağlantı kurmadan doğru bir sonuca ulaşamaz. Önce onu söylemeliyim. Çünkü Kur’an bizzat kendisini anlatan, açıklayan eşi benzeri olmayan bir nurdur. Yani Allah bir ayetinde verdiği hükmün, diğer ayetinde tersini asla söylemez. Bunu söylemek Kur’an içinde çelişki yaratır. Benim ayetleri cımbızladığımı söyleyenler, hâlbuki bizzat kendileri, bırakın ayetleri cımbızlamayı, AYETLERDE GEÇEN KELİMELERİ CIMBIZLAYARAK, kendi nefislerince anlamlar vererek, atalarının inançlarını aklamak adına, batıla ve hurafeye kanıt arama çabası içindedirler. TELAŞLARI BU YANLIŞLARININ, DİNE NASIL NİFAK SOKTUKLARININ FARK EDİLMESİ, ORTAYA ÇIKMASI ADINADIR. Rabbimiz şefaat tümden bana aittir, hiçbir şefaatin fayda etmediği o günden sakının diye apaçık hükmünü verdiği halde, ayetlerde geçen bazı kelimelere öyle anlamlar veriyorlar ki, sanki yaradan HÂŞÂ sözünden cayıp, şefaat yetkisini bazı kişilere de verdiğini söylemekten çekinmiyorlar. Başörtüsü konusunda Allah hiçbir ayetinde, kadın başını örtmelidir demediği halde, kelimelere kendi nefislerinde anlamlar yükleyerek, kadının başının örtmesinin Allah emri olduğunu söylüyorlar. Yaradan ay halindeki kadının, asla ibadet edemeyeceği, oruç tutamayacağı konusunda bir yasak getirmediği halde, bu zihniyet ayette geçen bir kelimeye, inanılmaz anlamlar yükleyerek, ay halindeki kadınlar ibadet edemez, oruç tutamaz deme yanılgısı içine girebiliyorlar. Sizlere sormak isterim, Kur’an ayetlerini ben mi cımbızlıyor ve toplumun aklını bulandırıyorum, yoksa beni yasaklayarak, yazılarımı sildirmeye çalışan bu kardeşlerimiz mi acaba, ayetlerde geçen kelimeleri cımbızlayıp, Allah ın Kur’an da asla hüküm vermediği, açıklamadığı konuları, dinin içindeymiş gibi gösterenler mi toplumu aldatıyor, aklını karıştırıyor? Yanlış dini bilgiler vermekten Yüce Rabbime sığınırım. Din adına bilgi veren, yol gösteren Kur’an dır. ÜMMİ peygamberimizde yolunu Kur’an dan bulmuş ve topluma yalnız Kur’an ile hükmetmiştir. Bu söylediklerim benim düşüncelerim değil, Kur’an ın apaçık ayetleridir. DİN KİŞİSEL FİKİRLERLE YAŞANMAZ. DİN MÜLKÜN SAHİBİNİN SORUMLU TUTULACAĞIMIZI SÖYLEDİĞİ KUR’AN IN ÖĞRETİSİ İLE YAŞANIR. Toplumun aklını bulandıranlar, Kur’an ı yeterli görmeyip, dine batılı sokanlardır. ONLARIN TELAŞLARINI ÇOK İYİ ANLIYORUM. ARTIK YALANLARI VE İFTİRALARI ORTAYA ÇIKIYOR, TOPLUM BİLİNÇLENMEYE BAŞLADI. Bu güneşi söndüremezsiniz. Beni durdurabilirsiniz, yazılarımı silebilirsiniz ama benim gibi milyonlarca Kur’an sevdalıları yetişiyor. Bu kısa ömrümüzde gelin batılı savunmak yerine, Kur’an gerçekleri ile yüzleşelim. Gerçeklerden asla kaçamazsınız. Vakit varken karanlıktan aydınlığa çıkalım. Yaradan kimin Allah yolunda, en doğru yürüdüğünü yalnız ben bilirim diyorsa, gelin birbirimizi ötelemeden, dışlamadan dinleyelim. Ben Müslüman ım diyen, bizlerin din kardeşidir, onu uzaklaştırmak yerine yanımıza davet edelim. Bizim gibi düşünmeyebilir, ona saygılı olalım. Çünkü herkes imtihanını kendisi bizzat vermekle yükümlüdür. EĞER TAHAMMÜL EDEMİYORSAK BİRBİRİMİZE, İNANCIMIZDAN DA EMİN DEĞİLİZ DEMEKTİR. İMANINDAN EMİN OLAN, ASLA FARKLI DÜŞÜNCEYE SAYGISIZLIK YAPMAZ. Eğer saygı duymuyorsa, kendisi gibi iman etmeyenlere sabrı yoksa böyle insanların korktukları bir şeyler var demektir. Yaradan emin olmadığınız bilginin ardına düşmeyin, bunun hesabını sorarım diyorsa, gelin en emin FURKAN ın kulpuna yapışalım. Çünkü peygamberimizde öyle yapmış ve bizlere Kur’an ı emanet bırakmıştır. Peygamberimizin yürüyen Kur’an olduğunu söylüyorsak, Kur’an ın dışına asla çıkmadığını ve ümmetine onun dışından hükmedemeyeceğini bilmelidir. Tekrar hatırlatıyorum, Rabbimiz sizleri Kur’an dan sorumlu tutuyorum diye hükmünü verdiyse, sizce peygamberimiz ümmetine, Kur’an ın dışından tek kelime bunlarda dinin emridir der mi? Bu soruyu kendimize sormuyor ve doğru cevabını nefsimize veremiyorsak, bizlerde gerçekleri ortaya çıkarmak adına, görevimizi yapmıyoruz demektir. Değerli din kardeşlerim. Bizleri Allah ile aldatanlardan kendimizi korumak istiyorsak, Allah ın koruması altındaki Kur’an ın ipine sımsıkı sarılalım ve onun sınırlarını asla aşmayalım. Bunu yapmadığımız ve Kur’an ın öğretisinin tam tersini yapmaya ısrarla devam ettiğimiz sürece, Allah ın asla affetmeyeceğini söylediği, gözleri perdeli ve gönülleri mühürlü kullarından oluruz. Allah a yemin ederim ki amacım ve çabam Kur’an gerçeklerinin ortaya çıkması ve İslam dinine sokulan hurafe ve batılın içimizden temizlenip, son bulması adınadır. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
Kur'an Keşfedilmeyi Bekleyen Bir Işıktır.
Kur’an keşfedilmeyi bekleyen bir ışıktır, nurdur. Evet, Kur’an tüm zamanlara hitap eden, her çağın ve ilmin ışığın da toplumu aydınlatan, eşi benzeri olmayan bir rehberdir, Allah ın tebliğidir. Bugün biz Müslüman toplumlar olarak İslam ı, yüzlerce yıl önceki toplumların anladıklarını düşündüğümüz şekliyle bugün bizler anlamaya ve yaşamaya çalıştığımız için, Kur’an gerçekleri ile bulaşamıyoruz. Çünkü onların, gerçekten Kur’an ı nasıl anladığını, tam olarak bizler bilmiyoruz. Bizlerin bildiği, doğruluğundan emin olamayacağımız rivayet bilgiler. Bu bilgileri Kur’an ile karşılaştırdığımızda, ne yazık ki bir çoğu hakkında Kur’an dan onay alamıyoruz. Bizler Kur’an ı anladığımızı zannediyoruz. Ama düşünmeden, ayetlerin özüne inmeden, hatta anlamını bilmeden okuyoruz. Bir başka deyişle, sorgulamadan bizlere öğretilenleri, din diye yaşıyoruz. Hâlbuki Kur’an her çağda, tüm toplumlara çağın gerçekleri ile hitap eden bir rehberdir. KUR’AN IN EMİRLERİ, AMACA YÖNELİKTİR. Allah bizlerden ne istiyorsa, açıkça söyler Kur’an da. Bizler ayetleri çoğunlukla geleneklerimiz, toplumun anlayışı, değer yargıları ile Allah ın hükümlerini yerine getirmeye, ayetleri anlamaya çalışırız. Allah bizlerden ne istiyor, onu anlamaya çalışarak ayetin özüne ne yazık ki inemiyoruz. Bugün bizler İslam ı, günümüz ilmin ışığında değil, yüzlerce yıl öncesinden günümüze ulaşan rivayet ve sanı bilgiler ışığında yaşamaya ve Kur’an ı anlamaya çalışıyoruz. Onun içinde, Allah ın bizlerden ne istediğini doğru anlayamıyoruz. Bizlerin yapması gereken, Allah ın uyarısında olduğu gibi, yalnız Kur’an ın ipine sarılarak, onu keşfetmeye çalışmak olmalıdır. Yaradan emin olmadığınız bilginin ardına düşmeyin, bunun hesabını sorarım diyorsa, lütfen bu uyarıyı dikkate alalım. Yoksa çok pişman oluruz. Allah Kur’an sizler için rehberdir der ve sorumlu tutulacağımız tüm bilgilerinde, Kur’an da açıklandığını söyler. Bakın bizlerin nasıl dikkatini çekiyor. İsra 9: ŞÜPHESİZ Kİ BU KUR'ÂN, İNSANLARI EN DOĞRU VE EN SAĞLAM YOLA İLETİR ve Salih amel işleyen müminlere, büyük bir ecir olduğunu müjdeler. (Elmalı Hamdi meali) Kur’an bizleri, en doğru ve en sağlam yola iletecekse, onun yanında dini yaşamak adına, başka kaynaklarında olduğunun söylenmesi, bizleri Kur’an dan uzaklaştıracaktır. Dinde sakın bölünmeyin diyen Rabbimize inat, bölünmekte bereket, zenginlik vardır diyenler, kendilerine öyle bir yol çizmişlerdir ki, Kur’an yüksek bir yere asılıp, her bilginin olmadığı ve de herkesin anlayamayacağı bir kitap ilan edilmiştir. Onun içindir ki Kur’an, adeta ŞİFRELİ ANLAŞILMASI ZOR, SAKLI KİTAP konumuna sokulmuştur. Kur’an ın üstünü örtenler, onun keşfedilmesini önleyenler, ATALARININ HURAFE VE BATIL İNANÇLARININ DEVAMINI YAŞAMAK İSTEYENLERDİR. Lütfen bu gerçeklerin artık farkına varalım. Bizlere din diye öğretilen birçok konunun, aslında dinden olmadığını, gelin Kur’an ı keşfederek farkına varalım. Bakın Yaradan bizlere Kur’an için ne diyor. Enbiya 10; Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki SİZİN BÜTÜN ŞEREF VE ŞANINIZ ONDADIR. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız? (Diyanet meali) Allah yemin ederek bizlere çok açık, bakın ne söylüyor. Kur’an öyle bir rehber kitaptır ki, bütün şanınız, tüm ihtiyaçlarınız, dayanacağınız, yardım isteyeceğiniz, kurtuluşumuz yalnız Kur’an dır diyor. Ama bizler Allah ın sözlerine inanmak yerine, batılın, sanı ve rivayetlerin ardına düşerek, ne yazık ki Kur’an ı duymuyoruz bile. Onun içinde, yolumuzu şaşırdık, birbirimize düşman olduk. DEĞERLİ DİN KARDEŞLERİM. VAKİT BİR SU MİSALİ GEÇİYOR. GELİN İMTİHANIMIZ SONA ERMEDEN, İNANCIMIZI ÖĞRENMEYİ, KEŞFETMEYİ BİRİLERİNE EMANET ETMEKTEN GERİ ALALIM VE BİZZAT KENDİMİZ KUR’AN I KEŞFETMEYE, BUGÜNDEN BAŞLAYARAK ÇABA HARCAYALIM. Bunu yapmak içinde, Kur’an ı bolca anladığımız dilden, ayetler üzerinde düşünerek okuyalım, onu keşfedelim. Daha sonrada ayetleri Kur’an bütünlüğünde anlamaya çalışalım. Çünkü Kur’an bir bütündür, ayetleri de onun parçaları kollarıdır. Allah bir ayetinde bir hüküm verdiyse, asla bir başka ayetinde, onun tersini söylemez. Önce bunu unutmayalım. Örneğin, şefaat tümden bana aittir, hiçbir şefaatin kabul görmediği o günden sakının diyorsa Allah, lütfen başka şefaatçiler aramayalım. Ayetleri, kelimeleri eğip bükerek farklı anlamlar çıkarmayalım. Birileri kelimelere farklı anlamlar verip, bunun tersini kanıtlamaya çalışıyorsa, onlardan uzak duralım. Çünkü onlar batıl inançlarını, nefislerinde harmanlayıp, Allah ın sözlerini değiştirerek, dine fitne sokmaya çalışanlardır, bununda farkında olalım. Günümüzde inancımıza, öyle yalan yanlış hurafeleri din diye sokmuşlardır ki, bunların farkına varabilmemiz için, önce Kur’an ile buluşmamız gerekir. Allah Kur’an a yakınlık gösterene, onu anlamaya çalışana çok daha yakın olacak ve BİZLERİN GÖNÜL GÖZLERİNİ AÇARAK, dine sokulan hurafe, batıl inançlarımızın, farkına varmamızı sağlayacaktır. Allah çok açık bir hüküm veriyor ve bakın ne diyor. Zuhruf 44: Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ONDAN HESABA ÇEKİLECEKSİNİZ. (Diyanet meali) Allah sizleri Kur’an dan hesaba çekeceğim diye hükmünü verdiği halde, bugün birileri yalnız Kur’an ile olmaz diyor da, Kur’an ın hiç bahsetmediği yüzlerce hükmü dine sokmaya çalışıyorlarsa, bizleri Allah ile aldatmaya çalışanlar var demektir. Lütfen bunların tuzaklarına düşmeyelim, aldatıcılara değil Rabbimize kulak verelim. Dilerim Allah ın en doğru yolunu, Kur’an ı keşfederek, onun ışığıyla aydınlanarak farkında olan, Allah ın halis kulları arasında oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
Kur'an da Geçen HURİLER Ne Anlama Geliyor.
Bugünkü yazımda, Kur’an da geçen HURİ sözleriyle kimden bahsediliyor, sizleri bu konuda düşünmeye davet etmek istiyorum. Bizler Kur’an ayetlerini doğru anlamak için, Kur’an dan yardım almak yerine, rivayet ve sanı bilgiler ışığında ayetleri anlamaya çalıştığımız için, ayetleri yanlış anlıyoruz. Konuyla ilgili bir örnek vermek istiyorum. Nebe 31–32–33–34: Şüphesiz ALLAH’A KARŞI GELMEKTEN SAKINANLARA bir kurtuluş, bahçeler, üzümler, kendileriyle bir yaşta, GÖĞÜSLERİ ÇIKMIŞ GENÇ KIZLAR ve dolu dolu kadehler vardır. (Diyanet yeni meali) Bu ayeti bu haliyle, iman eden bir kadın mümin okuduğunda, acaba nasıl bir soru gelir aklına? İman eden erkeklere böyle genç Bayan HURİLER verilecekte cennette, biz kadınlara ne verilecek? İşte ayetleri doğru olmayan bilgiler ışığında anlamaya çalışırsak, böyle yanlış düşüncelere kapılır insanlar. CENNET YALNIZ ERKEKLERİN ÖDÜLLENDİRİLECEĞİ BİR YER DEĞİLDİR. KADIN, ERKEK TÜM İMAN EDENLERİN EŞİT ŞARTLARDA ÖDÜLLENDİRİLECEĞİ, HUZUR İÇİNDE YAŞAYACAĞI, ALLAH IN BİZLER İÇİN HAZIRLADIĞI ÇOK ÖZEL BİR MEKÂNDIR. Sizlere daha önce yayınlanan, yine Diyanetin eski mealinden, aynı ayetin tercümesini örnek vermek istiyorum. Nebe 31–32–33–34: DOĞRUSU, ALLAH'A KARŞI GELMEKTEN SAKINANLARA kurtuluş, bahçeler, bağlar, YAŞITLAR ve dolu kadehler vardır. (Diyanet İşleri eski meali) Diyanet İşleri başkanlığının eski Kur’an mealinde aynı ayette, Allah a karşı gelmekten sakınan kulları için vereceği ödül cennetinde, asla KADIN YA DA ERKEK BİR CİNSTEN BAHSEDİLMEMİŞ. Yalnız YAŞIT EŞLERDEN BAHSETTİĞİ HALDE, bizler yalnız erkeklere has verilecek güzel genç kızlardan bahsedildiğinin yakıştırmasını ayete yapmamız, bizlerin ne derece Kur’an ı anlamaya çalıştığımızın açık örneğidir. İlginç olanı, Diyanetin daha sonra bu ayeti tercüme ederken, neden değiştirme gereği duyduğudur. Bu örnekten de anlıyoruz ki, Diyanet her geçen gün, batıl düşüncelerin etkisinde ayetleri topluma anlatıyor olmasıdır. BUDA TOPLUMUMUZ İÇİN BÜYÜK BİR TEHLİKEDİR. Aynı ayete, başka farklı iki mealden de örnek verelim. Nebe 31–32–33–34: Allah'a saygı duyanlar için umdukları yer, muhteşem bahçeler ve bağlar, müthiş UYUMLU HARİKA EŞLER ve dolup taşan kadehler vardır. (Bayraktar Bayraklı meali) Nebe 31–32–33–34 : [Ama,] Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyanlar için büyük bir tatmin vardır, muhteşem bahçeler ve bağlar, MÜTHİŞ UYUMLU HARİKA EŞLER ve dolup taşan [mutluluk] kadehleri. ( Muhammed Esed meali) Muhammed Esed bu ayette geçen, müthiş uyumlu eşler çevirisinde kelimenin, birçok anlamı olduğunu söylemiş ve anlamlarının,( ke‘abe fiili ) çarpıcı olma”, “göz alıcı olma”, “üstünlük” yahut “ihtişam” olduğunu yazmış. Bu kelimenin bir insan için kullanıldığında, “o, [başka bir kişiyi] gözalıcı/çarpıcı veya muhteşem veya harika yaptı” anlamına geldiğini de belirtmiş. Hem ke‘abe fiilinin, hem de ke‘b isminin bu mecazî(değişmeceli) anlamına bağlı olarak kâ‘ib isim-fiili, HALK DİLİNDE “GÖĞÜSLERİ GÖZALICI HALE GELEN veya TOMURCUKLANAN KIZ” anlamında kullandığını da belirtmiş. Ayeti tercüme edenler, ne yazık ki kelimenin asıl anlamı yerine, bazı hurafe hadislerin etkisiyle, halk dilindeki kullanılan mecazi(değişmeceli) anlamını seçerek tercüme etmeleri, Kur’an ın birçok ayetiyle çelişmiş ve ayetin yanlış anlaşılmasına neden olmuştur. Hatırlarsanız Kur’an, KADIN VE ERKEĞİ NUR suresi 30 ve 31. ayetlerinde, bakışlarımız konusunda uyarmış ve dikkatimizi çekmiştir. Bu örneklerden de yola çıkarak, burada HURİ kelimesiyle kast edilen, tertemiz bakışlı, sadık iyi niyetli uyumlu EŞLER, yardımcı arkadaşlar kast edilmiş olması, büyük ihtimaldir. Bizler bahsedilen hurileri, bana göre yanlış algılıyoruz. Çünkü bu konu, bizlere emin olmadığımız Allah ın hiç bahsetmediği, bilgiler ışığında anlatıldı da ondan. Bu dünyada yaşadığımız kadın ve erkek ilişkisini, nefsi arzularımızı, bizler cennette de yaşayacağımız algısıyla bakıyoruz bu konuya. Sizce cennette, bu dünyada yaşadığımız cinsellik, dizginlemeye çalıştığımız nefsimizdeki şehevi duygular, evlat edinme arzuları, cennette de olacak mı dersiniz? Ben hiç sanmıyorum, çünkü bu konuda Kur’an da hiçbir bilgi yok, ama bizler varmış gibi düşünüyoruz. Doğrusu bu konuda, daha fazla yorum yapmaktan korkarım. Nahl 97: ERKEK VEYA KADIN, kim mü’min olarak iyi iş işlerse, elbette ona hoş bir hayat yaşatacağız ve onların mükâfatlarını yapmakta olduklarının en güzeli ile vereceğiz.( Diyanet meali) Kur’an asla kadın, erkek ayrımı yapmadan, yaptıklarımızın yani imtihanımızın karşılığını alacağımızdan bahseder. Bu durumda nasıl olurda cennette, yalnız erkeklere uyumlu hoş/güzel bakışlı bayan eşlerin, arkadaşların, yardımcıların verileceğini söyleriz. Kur’an Allah a karşı gelmekten sakınanlar için, HURİLERLE kadın erkek ayrımı yapmadan, eşleştirileceği anlatılır. Bu eşleşme nasıl olur, onun detayını Allah bilir. Allah Kur’an da açıklamadığı halde, meleklere dişi yakıştırması yapılmıştır. Allah bu konuda bizleri uyarıp, nereden biliyorsunuz dişi olduğunu, yaradılışına şahit mi oldunuz diyerek bizleri uyarmıştır. Ne yazık ki HURİ konusunda da, bizler aynı yanlışı yapıyoruz. HURİ konusunun geçtiği, diğer ayetlerden örnek verelim şimdide, farklı meallerden. Duhan 54: Aynı şekilde onlara çok güzel eşler veririz. ( Bayraktar Bayraklı meali) Duhan 54: İşte böyle. Bunun yanı sıra biz onları, iri gözlü hurilerle evlendiririz. ( Diyanet Vakfı meali) Tur 20: Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanırlar. Ayrıca biz onları ceylan gözlü hûrilerle evlendirdik. (Elmalı Hamdi meali) Tur 20: Art arda dizilmiş koltuklar üzerinde yaslanmış olarak." Ve biz onları parlak, iri gözlü hurilerle EŞLEŞTİRMİŞİZDİR. (Yaşar Nuri meali) Tur 20: Sıra sıra dizilmiş [mutluluk] sedirlerine uzanarak!” [denilecek.] Ve [cennette] saf ve temiz, güzel gözlü eşler ile onları evlendireceğiz. (Muhammet Esed meali) Bu ayetlerin bir öncesinde bahsedilenlere baktığımızda, kadın ya da erkek ayrımı yapmadan, ALLAH A KARŞI SORUMLULUKLARININ BİLİNCİNDE OLAN TÜM İMAN EDENLERE, HURİ yani uyumlu eşlerin, arkadaşların, yardımcıların cennette verileceği anlatılıyor. Allah bu konularda, çok fazla detay vermemiştir. Anlatılan cennet ile mükâfatlandırılan kadın ya da erkeğin, CENNETTE MEMNUN OLACAĞI EŞLERLE, YARDIMCILARLA BİRLİKTE OLACAĞIDIR. Yine cennette, dünyada birlikte evlenip yaşadığımız ve birbirimizden hoşnut olduğumuz, hatta beraberliğimize doyamadan veda ettiğimiz, eşlerimizle birlikte olacağımızı düşünmek, hepimizin arzusudur. Ama eşlerimizle, bu dünyada yaşadığımız cinselliğin olacağını düşünmemiz, bana göre büyük yanlış olur. Çünkü bu konuda da Kur’an da, hiçbir detay verilmemiştir. Evli olmayan ya da eşlerinden hoşnut olmamış, ya da bir kısım eşlerinin cennete giremediğini de düşündüğümüzde, HİÇ KİMSENİN EŞSİZ, ARKADAŞSIZ BIRAKILMAYACAĞI, YALNIZ KALMAYACAĞI müjdesi olarak da, bu ayetleri anlayabiliriz. Cennet konusunda ki detayları, yalnız Allah bilir. Bizlere düşen Allah ın verdiği bilgileri doğru anlamaya çalışmak, bilgi vermedikleri konularda da, yalan yanlış sözlere inanmamak olmalıdır. Günümüzde bugün, cennet ve HURİLER konusunda, Allah ın asla bahsetmediği öyle şeyler anlatılmaktadır ki, bunlara inanmak ve kabul etmek, bizleri HARAMA götürür. Allah Kur’an da, hakkında bilgi vermediğim, delil indirmediğim, açıklamadığım konularda konuşmamızı yasaklamış ve konuşmamızı haram kılmıştır. Lütfen Allah ın ikaz ve uyarılarına özen gösterelim ve Kur’an ın açıklamadığı konularda, anlatılan yanlış bilgilere inanmayalım. Böyle yaparak güzelim İslam dinini, hurafelerden uzak tutup, Kur’an ın yanlış anlaşılmasına da engel olmuş oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
Teravih Namazı Ve Peygamberimiz......
Ramazan geldiğinde çok konuşulan bir konuda, teravih namazının İslam dininde olup olmadığı konusudur. Allah kendisine kulluk görevimizi yapmak ve ona saygımızı, bağlılığımızı bildirmek, ondan yardım istemek adına kıldığımız namazın, zorunlu olan vakitlerini Kur’an da açıkça bizlere bildirmiş ve SİZLERİ KUR’AN DAN SORUMLU TUTUYORUM diyerek, Kur’an ın sınırlarını aşmayın diye de uyarmıştır. Elbette Kur’an ın emrettiği vakitler dışında da, Allah dan istekte bulunacağımız, ona şükranlarımızı ileteceğimiz Allah a açılan namaz kapısını, her zaman açıp, yaradan a ulaşabiliriz. Bunun sınırını kimse koyamaz. Gelelim Ramazan ayında kılınan ve neredeyse Ramazan ın olmazsa olmaz ibadeti olarak gösterilen Teravih namazına. Kur’an namazı kılarken bizlerin, huşu içinde olmamız örneğini verir. Eğer bugün toplum içinde 20 rekât kılınan teravih namazı kılarken dikkatimizi kaybedip, huşu içinde olamıyorsak, üzerinde dikkatle düşünmemiz gerekir. Toplum arasında Ramazan ayında çok konuşulur, bilmem şu camide iman teravih namazını hızlı kıldırıyormuş, oraya gidelim diyenleri duyarız. Bu şartlarda, insanları bu türlü düşüncelere sevk ettiren namaz, Allah ın emrettiği namaz olmanın şartlarından çok uzaktır. Peygamberimiz huşudan uzaklaşa bilinecek, çok uzun olan bir namazı ne kılmıştır, nede kıldırmıştır. Peygamberimizin kendi evinde, Ramazan ya da diğer gecelerde 11 rekâtı aşan bir namaz kılmadığı, yine rivayetler arasında geçer. Allah fecir vaktinde, yani sabah namazında kılınacak namazın, okunacak Kur’an ın şahitli olduğunu söyler ve bu vaktin öneminden bahseder. Öyle olduğu halde bu vakitte, 2 rekât farz sabah namazı kılınır, Kur’an okunur. Ama Allah ın Kur’an da hiç bahsetmediği, Ramazanda kılınan teravih namazını, yirmi rekât kılmakta sakınca görmeyiz. Teravih namazına, kadınlarımızı da davet ettiğimiz ve uygulamada onlara her camide yer ayırdığımız halde, Allah ın çok önemsediği sosyalleşmenin gereği olan toplu ibadet, CUMA namazına aynı hassasiyeti göstermeyiz ve Cuma namazı için, Allah böyle bir hüküm vermediği halde, kadınlara farz değildir deriz. Sizce düşündürücü değil mi? Her konuda bizlere bilgi veren Kur’an, Ramazan gecelerinde topluca kılınacak, ayrıca farklı bir namazdan yani teravih namazından asla bahsetmez. Zaten sorunda buradan kaynaklanıyor. Bizler ibadetlerimizi ve inancımızı yaşarken, Kur’an a göre değil, emin olamayacağımız RİVAYET VE SANI BİLGİLER IŞIĞINDA YAŞIYORUZ. Hâlbuki Allah bu konuda bizleri uyarmış ve emin olmadığımız bilgilerin ardına sakın düşmeyin, bunun hesabını mutlaka sorarım demiştir. Şimdide gelelim bu konunun, rivayet boyutuna. Önce rivayet edilen hadis üzerinde düşünelim. (Teravih namazını başlangıçta cemaate bizzat kıldıran Hz. Peygamber ümmetinin YÜKÜNÜ ARTTIRABİLECEĞİ DÜŞÜNCESİYLE BU UYGULAMADAN VAZGEÇMİŞTİR. Onun bu namazı iki veya üç gün mescidde kıldırdığı, cemaatin gittikçe çoğaldığını görünce mescide çıkmadığı ve bunu ALLAH'IN FARZ KILABİLECEĞİ ENDİŞESİYLE YAPTIĞINI SÖYLEDİĞİ RİVAYET EDİLİR. (Buhârî, Teheccüd 5; Müslim, Salâtü'l-müsâfirin 177–178) Sizce peygamberimiz bu düşüncede olup, bu sözleri söylemiş olabilir mi? Bunu düşünmek peygamberimizi zerre kadar anlamamak, tanımamak demektir. Bu sözlerin aslında ne anlama gediğini, hiç düşündünüz mü? PEYGAMBERİMİZ ÜMMETİNE FAZLADAN BİR YÜK GELMEMESİ İÇİN İTİNAYLA DÜŞÜNÜYOR, ONLARI KOLLUYOR AMA HÂŞÂ RABBİMİZ YARATTIĞI KULLARI İÇİN, BUNU HESAP EDEMEYEBİLECEĞİ ANLAMINA GELECEK SÖZLER SÖYLENEBİLİYOR. Bu nasıl bir düşünce ve mantık böyle? Bunları yazarken bile utanıyorum. Bu sözleri peygamberimize nispet etmekten, Rabbime sığınırım. Düşündürücü olan madem peygamberimiz, bu namazı kılmaları ümmetine yük getirecek diye düşünmüş, bugün İslam toplumuna neden kıldırılıyor? Allah ben sizlere, kaldıramayacağınız bir yük asla yüklemem diyorsa, bu sözleri ve düşünceyi peygamberimize nispet etmek, Allah ın elçisine yapılabilecek, en büyük saygısızlıktır. Bu düşünceye ve söylenenlere de inanmak, bu saygısızlığa iştirak etmektir hatırlatırım. Yine çok ilginçtir, peygamberimizin zamanında asla topluca kılınmayan Teravih namazının, bakın ne zaman ve ne maksatla kılınmaya başlandığı rivayet ediliyor. (Teravihin tek başına kılınmasına Hz. Ebû Bekir döneminde devam edilmiştir. Bu uygulamanın camide meydana getirdiği dağınıklığı, ARTIK FARZ KILINMA İHTİMALİ BULUNMADIĞINI ve Resûl-i Ekrem'in konuyla ilgili sözünden çıkan anlamı dikkate alan Hz. Ömer 14 (635) yılında Übey b. Kâ'b'dan cemaate teravih namazı kıldırmasını istemiş ve bu uygulama günümüze kadar sürmüştür. ) Düşünebiliyor musunuz, peygamberimizin döneminde topluca kılınmayan bu namaza, bugün Ramazan ın olmazsa olmazı haline, doğruluğundan emin olamayacağımız bu bilgiler kanıt gösterilmiştir. Bu rivayetler üzerinde biraz düşünen, gerçekleri anlayacaktır. Ne yazık ki bizler İslam ı Kur’an a göre değil de, rivayetlere göre yaşamaya devam ettiğimiz sürece, ALLAH IN YEMİN OLSUN Kİ BU KİTABI SİZLER İÇİN KOLAYLAŞTIRDIM HÜKMÜNÜ, ELLERİMİZLE ZORLAŞTIRMAYA DEVAM EDECEĞİZ. Peygamberimizin Ramazanda ve diğer günlerde, fazladan nafile namaz kıldığı birçok kaynaktan rivayet edilir, bizlerde bunu örnek almalıyız. Ayrıca evin ibadete ayrılmış bir bölümünde, Ramazanda itikâfta bulunduğunu da biliyoruz. Peygamberimiz Ramazan ayında, camide fazladan namaz kılmamış, evinde kılmış ayrıca yatıp dinlendikten sonrada kalkarak namaz kılmıştır. Allah ın elçisine, bu konudaki emrini de, Kur’an dan biliyoruz. Bakın Allah elçisine has bu ayeti nasıl tebliğ ediyor. İsra 79: Gecenin bir kısmında uyanarak, SANA MAHSUS BİR NAFİLE OLMAK ÜZERE NAMAZ KIL. (Böylece) Rabbinin, seni, övgüye değer bir makama göndereceğini umabilirsin. (Diyanet vakfı meali) Allah yalnız elçisine mahsus olmak üzere bu emri, gecenin bir vaktinde kalkarak Kur’an okumasını, ibadet etmesini istemiştir. RABBİMİZ İSTESEYDİ BUNU TÜM KULLARINA DA EMREDERDİ? Elbette bu namazı, bizlerden de kıla bilene ne mutlu. Ramazan ayı Kur’an ayıdır. İbadetlerimizin adeta üst noktaya ulaştığı, oruç ile de sapasağlam pekiştiği bir aydır. BU AYDA FAZLADAN NAFİLE KILACAĞIMIZ NAMAZLAR İLE RABBİMİZE ÇOK DAHA YAKIN OLACAĞIMIZ KUŞKUSUZDUR. Dilerim ibadetlerimizi ve inancımızı rivayet ve sanı bilgiler ışığında değil, Kur’an ın ışığında yaşayan, Allah ın halis kıllarından oluruz. Allah ın kolaylaştırdığı güzelim İslam ı, lütfen ellerimizle zorlaştırmayalım, zorlaştıranlara da inanmayalım. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
Ramazan Ayının Bereketi Üzerinize Olsun.
Bolluk ve bereket Kur’an ayı, hepimize sağlık ve huzur getirmesi dileklerimle sözlerime başlamak istiyorum. Kur’an bu ayda indirilmeye başlanmıştır, onun içinde bizler bu ayda Kur’an ı, anladığımız dilden bolca okuyarak, Allah ın uyarı, ikaz ve önerilerini mutlaka anlamaya çalışmalıyız. Birilerinin din adına, tuzağına düşmek, Allah ile aldatılmak istemiyorsak, Kur’an ile direk irtibatı, aramıza kimseyi sokmadan mutlaka önce kurmalıyız. Allah orucu Kur’an da, bizden önceki toplumlara da emrettiğini söyler ve orucun BİZLERİN KORUNMASI ADINA emredildiği açıklamasını yapar. Her konuda olduğu gibi, oruç konusunda da gereken detayları Kur’an verir. Ama bizlere Kur’an ın din adına yeterli olmadığı öğretildiği içindir ki, emin olamayacağımız onca bilgiler ışığında inançlarımızı yaşamaktan çekinmeyiz. Ramazan ve O ayda tuttuğumuz oruç konusunda da, ne yazık ki Kur’an ı referans almadığımız için, yaptığımız çok büyük yanlışları göremiyoruz. Kur’an oruç konusunda gereken bilgiyi verir ve ne zaman oruca başlamamız gerektiği konusuna herkesin anlayacağı, çok açık ve basit bir örnek vererek, Bakara 187. ayetinde derki; (TAN YERİNİN BEYAZ İPLİĞİ, SİYAH İPLİĞİNDEN SİZCE SEÇİLİNCEYE KADAR YİYİN İÇİN; SONRA DA ORUCU GECE OLUNCAYA DEĞİN TAMAMLAYIN.) Bu sözlerden şunu anlıyoruz. Kur’an tıpkı sabah namazını tarif ettiği gibi, fecir vaktinde yani gecenin karanlığı sona erdiği, günün aydınlığının yavaş yavaş başladığı o vakitten bahsediyor. Verdiği örnekle de tarifini netleştiriyor ve beyaz iplikle, siyah iplik fark edilmeye başlandığı zaman, yemeyi içmeyi kesin, akşam oluncaya kadar yemeyin, içmeyin açıklaması yapılıyor. Kur’an ı rehber alan için her şey çok açık. Kur’an ı yeterli görmeyip, emin olamayacağımız bilgilerle İslam ı yaşarsak, dini ellerimizle zorlaştırmış ve Allah ın yolundan uzaklaşmış oluruz. Sizlere sormak isterim. Bizler oruca günümüzde, Allah ın Kur’an da bahsettiği zamanda mı başlıyoruz? Ne yazık ki hayır. Atatürk ün, gerçek İslam ile toplumun buluşmasını sağlamak adına Kurduğu Diyanet İşleri Başkanlığı, ne yazık ki amacından saptığı için, toplumu birçok konuda olduğu gibi, oruç konusunda da yanlış yönlendirmekte ve Kur’an ın emrettiği zamanda toplumu oruca başlatmak yerine, çok daha önceleri oruca başlatmaktadır. Ramazandan iki gün önce, sabah ezanı bizim bölgemizde yaklaşık 04.35 de okunurken, Ramazan ın ilk günü sabah ezanı bir den bire geri alındı ve 03.37 de okundu. Hiç kimse yıllardır yapılan bu yanlışı, Diyanete sormuyor ve sorgulamıyor bile. İşte bizleri din adına böyle yönetiyorlar, sorgusuzca bizlerde itaat ediyoruz. Böyle olunca da yaptıklarımızın değerlendirmesini yapamıyoruz. Çünkü Kur’an ile gereken bağımızı kuramadık da ondan. Kur’an ile aramıza yanlış bilgilerle, yüksek duvarlar ördük, ama bunun farkında bile değiliz. Ramazandan önce bile sabah ezanının okunduğu vakit, sabah namazının kılınacağı fecir vakti zamanı olmadığı halde, Ramazanda daha da erken sabah ezanını okuyarak, hem sabah namazını yanlış zamanda kıldırıp, hem de orucun başlama vaktine, en az bir saatten fazla zaman olmasına rağmen, toplumu erken oruca başlatmaktadırlar. Bunun hesabını nasıl Allah a verirler, onu bilemiyorum. Normal günlerde, sabah namazını camiye kılmaya gidenler bilir, ezan erken okunduğu için, sabah namazının farzı hemen kılınmaz. Sünneti kılınır ve Kur’an okunur. Daha sonra karanlık geçip, fecir vakti yaklaşınca, yani gün karanlıktan aydınlığa dönmeye başlayınca sabah namazının farzı kılınır. Oruca başlama zamanımız içinde Kur’an aynı tarifi yapar, günün yavaş yavaş aydınlanması, yani beyaz iplikle siyak ipliğin fark edilmeye başlanması örneğini verir. Diyanet İşleri Başkanlığı, ne yazık ki Kur’an ın bunca açık ayetlerinin üstünü örterek, görmezden gelerek, kendi nefislerinde toplumu din adına yanlış yönlendirmektedirler. Din Kur’an ın emirlerine göre yaşanır, lütfen bu gerçeği göz ardı etmeyelim. Allah ın kolaylaştırdığı dini ellerimizle, nefislerimizde zorlaştırmayalım. ALLAH NASİP EDERDE ORUÇLARIMIZI TUTARKEN, GECENİN ZİFİRİ KARANLIĞINDA OKUNAN EZANIN, ORUCUMUZA BAŞLAMA VAKTİ OLMADIĞINI BİLELİM VE TELAŞ ETMEYELİM. Oruca başlama vaktimiz Kur’an da apaçık belirtilmiştir. O vakte kadar yiyelim içelim ve vakti geldiğinde namazımızı kılıp, orucumuza başlayalım. Dilerim Ramazan ayı ülkemize sağlık, mutluluk ve huzur getirsin. Toplum olarak ağız tadımızla bir Ramazan ayını geçirmeyi, Rabbimiz bizlere nasip etsin inşallah. Haluk GÜMÜŞTABAK Saygılarımla
-
Reenkarnasyon, Tekrar Yaratılma Kur'an da Var mıdır?
Bu yazımda sizleri, düşünmeye davet etmek istediğim konu, reenkarnasyon (ruh göçü) yani başka bir bedende, tekrar dünyaya gelme konusu olacaktır. Bu konuda tıpkı ruh, kader konusu gibi, ana başlıkları Kur’an da verilmiş ama detaya girilmemiş konulardandır. Onun içinde Kur’an merkezli, ayetler üzerinde düşünmediğimiz takdirde, doğru bir sonuca ulaşmamız çok zor olacaktır. Kur’an da birçok ayette, öldükten ve hesabın görüleceği o çetin gün gelip çattıktan sonra, geri dönüp yaptıkları yanlışları düzeltme imkânının olamayacağını, onun içinde gönderilen kitaba, uyarılara bu günden uymamız gerektiği, birçok ayette anlatılır. Secde 12:Ey Muhammed! Günahkârların, Rablerinin huzurunda başları öne eğilmiş olarak: "Ey Rabbimiz! Gördük ve dinledik, ŞİMDİ BİZİ GERİ ÇEVİR DE SALİH BİR AMEL İŞLEYELİM, çünkü biz artık kesin bir şekilde inanıyoruz." derlerken bir görsen! (Elmalı Hamdi meali) Buna benzer birçok ayet vardır ki, her şey ortaya döküldüğünde, yani mahşer günü, hesabın görüleceği o çetin gün, asla geri dönerek yaptıklarımızı telafi etme şansımızın olmayacağını anlıyoruz. Allah hepimizi bu dünyaya imtihan için gönderdiğini söyler. EĞER BİZLER BU DÜNYADA, İMTİHANIMIZI VEREBİLECEĞİMİZ ZAMAN KADAR KALDIYSAK, TEKRAR GERİ DÖNÜŞ HAKKIMIZIN OLABİLECEĞİNİ DÜŞÜNMEMİZ, ÇOK ADALETSİZ OLURDU. Şöyle düşünün lütfen, Üniversite imtihanına gerekli zaman verildiği halde çalışmıyorsunuz ve imtihana giriyorsunuz, imtihan bitiminde pişman olup, tekrar bana zaman tanıyın dersime çalışayım, tekrar imtihana gireyim diyorsunuz demekle aynıdır. Her şey zamanında ve eşit koşullarda yapıldığında değer kazanır, bunu unutmamalıyız. BU DÜŞÜNCEDEN YOLA ÇIKARAK, İMTİHANINI VEREBİLECEK, TAMAMLAYABİLECEK GEREKLİ BİR ZAMANI, BU DÜNYADA BULAMAYANLAR İÇİN DURUM NASILDIR? Acaba Allah herkese, gerçekleri görebileceği, imtihanını verebileceği, bir zamanı veriyor mu bu dünyada? Gelin bu konuya cevap arayalım Kur’an dan. Fatır 37: Onlar, orada şöyle feryat ederler: "Ey Rabbimiz! Bizleri çıkar, yapa geldiklerimizden başka salih bir amel yapalım." (Onlara): "SİZE DÜŞÜNECEK OLANIN DÜŞÜNECEĞİ KADAR BİR ÖMÜR VERMEDİK Mİ? Hem size uyarıcı da gelmişti. O halde azabı tadın. Çünkü zalimleri kurtaracak yoktur." (denir). (Elmalı Hamdi meali) Bakın ayet çok açık, bir bilgi veriyor bizlere ve diyor ki, SİZLERE İMTİHAN OLABİLECEĞİNİZ ZAMANI MUTLAKA VERİYORUZ. Bu satırları okuduğunuzda, hemen bir soru geldi aklınıza eminim. Küçük yaşta, genç yaşta erken ölenlerin durumu ne olacak? Şöyle diyebilir miyiz? Onlar imtihanları için gereken zaman bulamadıkları için, direk cennete gidecek? Bu sözleri söylememizin, mümkün olamayacağı açıktır. Bunu düşünmek, imtihan olmanın kurallarına ters düştüğü gibi, adaletlide olmaz. Peki, bu durumda onların durumu ne olacak? Bu sorumuza Fatır suresi 37. ayet cevap veriyor. Ayette Allah ın açıkça söylediklerini hatırlayarak, BU DURUMDA OLANLARI RABBİMİZ, MUTLAKA GERİ DÖNDÜREREK, İMTİHANLARI İÇİN GEREKEN VAKTİ, ZAMANI TANIYACAKLARINA İNANMAMIZ ÇOK DAHA MANTIKLI OLUR. Allah bu konularda da örneklerini, Kur’an da veriyor ve gerektiğinde bizleri tekrar dünyaya getirebileceğini, bakın nasıl anlatıyor. Vakıa 60,61: Sizin yerinize benzerlerinizi getirmek ve SİZİ BİLEMEYECEĞİNİZ BİR ŞEKİLDE YENİDEN YARATMAK ÜZERE ARANIZDA ÖLÜMÜ BİZ TAKDİR ETTİK. (Bu konuda) bizim önümüze geçilmez.(Diyanet meali) Bakara 28: Siz cansız (henüz yok) iken sizi dirilten (dünyaya getiren) Allah’ı nasıl inkâr ediyorsunuz? SONRA SİZLERİ ÖLDÜRECEK, SONRA YİNE DİRİLTECEKTİR. EN SONUNDA O’NA DÖNDÜRÜLECEKSİNİZ. (Diyanet meali) Enam 133: Rabbin her bakımdan sınırsız zengindir, rahmet sahibidir. SİZİ BAŞKA BİR KAVMİN SOYUNDAN GETİRDİĞİ GİBİ, dilerse sizi giderir (yok eder) ve sizden sonra da yerinize dilediğini getirir. (Diyanet meali) Rum 11: Allah yaratmayı ilkin yapar, SONRA DA ÇEVİRİR ONU YENİDEN YAPAR; SONRA HEP DÖNDÜRÜLÜP O'NA GÖTÜRÜLECEKSİNİZ.(Elmalı Hamdi meali) Bu ayetlere benzer birçok ayet vardır ve biz istediğimizi tekrar yaratırız, tekrar dünyaya getirme gücüne sahibiz der. Ayetlerden şunu anlıyoruz. Allah istediğini öldürüp, tekrar yaratarak, bir başka bedende, toplumda dünyaya getirebilir. Dikkat ederseniz birden fazla ölüm ve yaradılıştan bahsederek, EN SONUNDA ALLAH A DÖNDÜRÜLECEĞİMİZ, ÖZELLİKLE VURGULANIYOR. Tekrar dünyaya gelmenin, mümkün olmadığını savunanların verdikleri, örnek ayetlere bakalım şimdi de. Duhan 56: Onlar orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Allah onları cehennem azabından korumuştur. (Elmalı Hamdi meali) Dikkat ederseniz bu ayette, hesap görülmüş tüm gerçekler ortaya dökülmüş ve gerçek iman edenlerin saflarında yer alan, Allah ın vaat ettiği cennetine gidenlerden bahsediliyor. Burada bahsedilen, daha önce yaşadığı ölümü, burada artık yaşamayacakları, YANİ CENNETTE ÖLÜMSÜZLÜĞE ULAŞTIKLARI ANLATILIYOR. Müminun 99–100: Nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında: "RABBİM! DER, BENİ GERİ GÖNDER;" "Ta ki boşa geçirdiğim dünyada iyi iş (ve hareketler) yapayım." HAYIR! ONUN SÖYLEDİĞİ BU SÖZ (BOŞ) LAFTAN İBARETTİR. ONLARIN GERİSİNDE İSE, YENİDEN DİRİLECEKLERİ GÜNE KADAR (SÜREN) BİR BERZAH VARDIR. (Diyanet vakfı meali) Dikkat ederseniz yukarıdaki ayette, Allah ın emirlerini görmezden gelerek yaşamış, hayatını boşa geçirmiş, ölüm gelip çattığında pişman olarak, tekrar yaşamak isteyenlerin örneğinden bahsediliyor. Allah da bu isteklerin asla kabul edilemeyeceği, onlara tekrar şans tanınmayacağı söylendikten sonra, bu insanların tekrar dirilene kadar, aralarında berzah yani bir ENGEL olacaktır diyor. Yani geri dönemeyeceklerin, VERİLEN ZAMANINI GEREKTİĞİ GİBİ, DEĞERLENDİREMEYENLER OLDUĞU ANLAŞILIYOR. İmtihan için bu dünyada, gerekli zamanı bulamayıp erken ölenler, geri dönüşlerinde hiçbir şeyin farkında olamıyorlar. Buda imtihan olmanın bir gerçeğidir. Dikkat ederseniz bu ayette, imtihan için gereken zamanı bulan, ama vaktini boşa harcayanlardan bahsederek, onların geri dönmelerini engelleyecek, aralarında berzah yani engel vardır diyor. DEMEK Kİ BU ENGEL HERKES İÇİN YOK. Buradan da şunu, daha açık anlıyoruz. ALLAH KULUNA GEREKTİĞİ ÖLÇÜDE BİR ZAMAN VERDİYSE BU HAYATTA, ONUN İÇİN GERİ DÖNÜŞ SÖZ KONUSU DEĞİLDİR. Ama imtihanını tamamlayamadan erken öldüyse, Rabbimiz ona mutlaka bir hak daha vereceğini, ayetlerden ben anlıyorum, hatam varsa Rabbim affetsin. Bu konuyu hiçbir etki altında kalmadan, çok basit bir mantık yürüterek anlamak istiyorsak, lütfen şunu unutmayınız. Allah, bizlerin hesap edemeyeceği kadar adaletlidir, şefkatlidir. Yaradan kullarına eşit zaman vermeden, aynı koşulları sağlamadan, asla imtihan etmez. Bu dünyada imtihanı için, gerekli zamanı bulamayanları Allah, tekrar bir şans daha verip, dünyaya getirecek ve onları da, aynı şartlarda imtihan edecektir. Ben Kur’an dan aldığım bilgiler ışığında, buna inanıyorum. Ülkemizde ve dünyada bu konu ile ilgili, birçok haberler duymuşsunuzdur. Daha önce yaşadığını ve tekrar dünyaya geldiğini en ince detayına kadar, örnekler vererek anlatırlar. Ama hatırladıkları, bu dünya ile ilgili sınırlı bilgilerdir bunu unutmayalım. Hatta aileleri ile buluşur, kendi aralarında daha önce yaşadıklarını, ayrıntılarıyla bir birlerine anlatırlar. Bu gerçekleri apaçık gördüğümüz halde, hala bizlerin inancında yoktur dersek, gerçeklere gözlerimizi yummuş, batılın ve yanlış bilgilerin esiri olmuşuz demektir. Allah çok olmasa da bazı kişilerin, tekrar dünyaya gelmesini hatırlamalarına izin veriyor. Bunun bizlere anlatmaya çalıştığı, çok önemli dersler olduğuna inanıyorum. HAYATIMIZDA YAŞANAN CANLI BİR ÖRNEK VARSA, O KUR’AN IN GERÇEKLERİDİR. Lütfen bunu göz ardı etmeyelim, anlamaya çalışalım. Ben Kur’an bütünlüğünde düşündüğümde, bunları anladım. Yazdıklarım benim imtihanımdır, yalnız beni bağlar. Sizlere düşen aynı hassasiyetle, yalnız Kur’an ı rehber edinerek, konuyu anlamaya çalışmak olmalıdır. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
Emanetleri Ehline Vermekten Ne Kast Edilmiştir?
Allah gerektiği her dönemde, uyarıcı elçiler ve kitaplar göndermiş, toplumun huzurlu ve mutlu yaşaması için, gereken ikaz ve uyarıları yapmıştır. Ne yazık ki yaptığı uyarılar, çok fazla uzun sürmemiştir. Yaradan en son uyarısını da Kur’an ile yaparak, bir daha ne elçi nede uyarıcı kitap göndermeyeceğini, onun içinde Kur’an ı koruması altına aldığını, açıkça bizlere bildirmiştir. Daha önceki Ehli kitabın yanlışlarına, biz Müslümanlarda düşerek, peygamberimizin ölümünden çok uzun zaman geçmeden, ne yazık ki Kur’an yavaş yavaş, devre dışı bırakılmaya başlanmıştır. Peygamberimiz hem elçi, hem de o günkü toplumu yöneten ve halkın arzu ve isteğiyle kabul edilen devletin başkanıydı. Onun ölümünden sonra ise, hepimizin bildiği dört halife devri yaşanmıştır. Sizlere sormak isterim, peygamberimiz elçi olmadan önce, seçimle devleti yönetenler gelmediği halde, neden peygamberimizin ölümünden sonra, devleti yöneten dört halife seçimle gelmişti? Aslında üzerinde durmamız ve düşünmemiz gereken bir konu. Allah elçisine görevi verdikten ve peygamberimizde ümmetine İslam ı tebliğ ettikten sonra, kendisine inananlar tarafından, ayrıca toplumu da yönetme görevi verilmişti. Vefatından sonrada özellikle, seçimle devleti yönetenlerin getirilmesinin tek nedeni, Allah ın bu konudaki ayeti yani uyarısı doğrultusunda hareket etmelerinden kaynaklanmaktadır. Bakın Yaradan ne diyor bizlere. Nisa 58: Allah size, EMANETLERİ MUTLAKA EHLİNE VERMENİZİ VE İNSANLAR ARASINDA HÜKMETTİĞİNİZ ZAMAN ADALETLE HÜKMETMENİZİ EMREDİYOR. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. (Diyanet meali) Bu ayetin ne anlama geldiğini izah etmeye çalışan bazı kişiler, emanetlerinizi ehil insanlara verin sözünden kasıtla, bir malınızı emanet ederken, güvendiğiniz kişilere verin şeklinde anlatırlar. Bu izah şekli, ayette Yaradan ın anlatmaya çalıştığı ve dikkatimizi özellikle çektiği, asıl amacı gizlediği çok açıktır. Dikkat ederseniz bu sözlerin devamında, asıl amaçlanan konuya dikkat çekiliyor ve diyor ki Rabbimiz, EMANETİ EHİL İNSANLARA, YANİ BU KONU DA BİLGİSİ, BECERİSİ OLAN VE TOPLUM TARAFINDAN SAYGI GÖREN ÖRNEK İNSANLARA VERİN Kİ, ONLARDA TOPLUMA HÜKMETTİKLERİNDE ADALETLE HÜKMETSİNLER. Demek ki emaneten kastedilen, geçici olarak bir süreliğine, devleti yönetecek kişilerden kast ediliyor. Öyle ölünceye kadar yönetimde kalmanın olmadığı, açıkça belirtiliyor. Ayetlere parçalı yaklaşmadığımız takdirde, bakın ne güzel ayet anlaşılıyor. Demokrasi, yani halkın kendi yöneticisini seçmesi, Kur’an ın indirilmesi ile çok açık emredilmiştir. Ama duyan ve hayatına geçiren Müslüman ülkeler çok sayılı. Demek ki Allah ın uyarısında, bizleri yönetecekleri ehil yani yönetebilecek kapasitede, adaletle hükmedebilecek insanlardan seçin ki, topluma ADALETLE HÜKMEDEBİLSİN diyor. BİZLER YÖNETİCİLERİMİZİ SEÇERKEN, BU HASSASİYETİ GÖSTERMEDİĞİMİZDE, KARŞILAŞACAĞIMIZ ADALETSİZ DURUMLARDAN DA ŞİKÂYETÇİ OLMA HAKKIMIZIN, OLMADIĞINI HATIRLATMAK İSTERİM. Çünkü yaradan sizler neye layıksanız, onu bulursunuz der ve bizleri uyarır. Ne yazık ki dört Halife devrinin sona ermesinden sonra, Allah ın dinde sakın bölünmeyim emri göz ardı edilerek, yeni halife seçilememiş, İslam dini mezheplere bölünüp parçalanmış, birçok ayetler görmezden gelindiği gibi, Allah ın bu uyarısı da dikkate alınmamış, görmezden gelinmiş ya da üstü örtülmüştü. Buradan da anlıyoruz ki Kur’an, dört halife devrinden sonra, ne yazık ki yavaş yavaş, hayatımızdan rehber olmaktan çıkartılmıştır. Günümüzde İslam ın doğuşunun merkezi konumundaki, Suudi Arabistan bile Krallıkla yönetilmektedir. Öyle olunca da topluma hükmedenlerin, adaletle hükmetmesi beklenemez. Özellikle geçmiş İslam toplumları, bu ve buna benzer birçok Kur’an ayetinin, toplum tarafından fark edilmemesi ve halkın gönlünden, aklından silinebilmesi için, öyle tuzaklar kurmuşlardır ki, adeta Allah a ve elçisine iftiralar zinciri oluşturmuşlardır. Peygamberimizin söylemesi mümkün olmayan sözleri, peygamberimizin ağzından söylemiş gibi yaparak topluma anlatmışlar, hatta kutsi hadis iftirası ile de, Kur’an da asla bahsedilmeyen bazı konuları da, sanki Allah söylüyormuş şekline büründürmüşlerdir. Bunları söylemek ve inanmak, ALLAH A VE ELÇİSİNE İFTİRADIR. Toplumu din adına yönlendirmek ve kendi menfaatleri doğrultusunda yönetebilmek için, Allah a ibadet ettiğimiz camileri bile kullanmaktan çekinmemişlerdir. İmamı Azam Ebu Hanife, yaşadığı dönemin padişahları, yöneticileri tarafından, bahsettiğim maksatlar için kullanılmak istenmiş, ama kendisi asla kabul etmediği için, hapislere atılmış bir ilim adamıydı. Toplumlar bu ve buna benzer yöntemlerle din adına aldatılmış, hatta Kur’an ın tabiriyle, toplum ALLAH İLE ALDATILMIŞTIR. Yaradan bu konuda bizleri Kur’an da Lokman 33, Fatır 5 ve Hadid 14. ayetlerinde tekrar ederek, dikkatli olmamızı, bizleri Allah ile aldatanların çıkacağı konusunda uyarmıştır. DİNİNİ GEREKTİĞİ GİBİ BİLMEYEN, ALDATILDIĞININ DA FARKINDA OLAMAZ. Toplum Kur’an dan uzaklaşınca, dini Kur’an dan yaşamayınca, ne yazık ki yaşanan gelenekleri, söylenen hurafeleri din zannetmesi de kaçınılmaz olacaktır. Birileri bu boşluğu doldurup, toplumu istedikleri istikamette yönlendirmişlerdir. NE YAZIK Kİ GÜNÜMÜZDE, BU ACI GERÇEK YAŞANMAKTADIR. Kur’an siyasetin ana malzemesi yapılmış ve toplumun gerçek sorumları, inançları kullanılarak göz ardı edilmiştir. Yalan ve yanlışlarına Kur’an ı siper edenler, bir gün mutlaka Allah ın gazabına uğrayacaklardır. Onun içindir ki bizlere düşen, uyanık olmak ve bizleri inançlarımızla aldatmaya kalkanlara karşı, gereken cevabı vermek olmalıdır. İslam dini ferdi yaşanır ve bizzat imtihanını kişi kendisi yaşamak, araştırmak ve öğrenmek zorundadır. Onun için İslam da, ruhban sınıfı yoktur. Ama bizler ellerimizle öyle bir ruhban sınıfı yarattık ki, şimdide edindiğimiz veliler, şeyhler, efendiler olmadan, ne İslam ı yaşayabiliriz, nede cennete gidebiliriz deme gafletinde bulunuyoruz. Değerli din kardeşlerim. Allah ile aldatılmak istemiyorsak, gelin emin olmadığımız bilgilerin ve kişilerin ardından değil, apaçık Allah ın bizleri sorumlu tuttuğu Kur’an ın çevresinde toplanalım. Kur’an ı elimize alarak, anlayarak ve üzerinde bir öğrenci misali düşünerek okuyalım, dersimize çalışalım. Yoksa parçalanmaktan, aldatılmaktan acı ve kedere boğulmaktan, asla kurtulamayız. HUZURLU, SAĞLIKLI VE MUTLU BİR TÜRKİYE İÇİN, BİZLERİ YÖNETECEKLERİ, HAYATI, YAŞAMI VE SÖYLEMLERİ İLE TUTARLI, ÖRNEK OLAN İNSANLARDAN SEÇELİM. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
Nisa Suresi 43. Ayetin Hükmü Kalkmıştır, Nesh Edilmiştir Diyenlere....
Bizler ne yazık ki Kur’an a, Allah ın ne söylediğini anlamak için bakmadığımızdan olsa gerek, bazı ayetleri görmemezlikten gelmemiz yetmiyormuş gibi, bazılarını da nesih edilme, yani hükmünü kaldırma yöntemiyle yok etmeye, üstünü örtmeye çalışıyoruz. Bunları yapan ancak, kendi nefsini aldatır. Nesih Kur’an içinde değil, Allah ın gönderdiği kitapları arasındadır. Çünkü Yaradan Kur’an ın tümüne iman etmedikçe, gerçek iman eden olamayacağımızı özellikle belirtir. Nisa suresi 43. ayetten, kimler ne anlıyor orasını bilemem, fakat birileri rivayetlerin etkisinde, yanlış anladığı çok açık. BU AYETİN HÜKMÜ KALKMIŞTIR, NESİH EDİLMİŞTİR DEMEK, Kur’an a uymak onu anlamaya çalışmak yerine, Kur’an ı kendi düşüncelerimize uydurmaktan başka bir şey değildir. Konu içki ve kumar konusu, gelin Kur’an da geçen içki konusuna birlikte bakalım ve daha sonrada, Nisa suresi 43. ayetle karşılaştıralım. Acaba aşağıdaki ayetlerin gelmesiyle, bu ayetin hükmü kalkmış mı, bu ayetler biri diğerini nesih etmiş, yani hükmünü kaldırmış mı, YOKSA HEPSİNİN ÇOK FARKLI GÜZELLİKTE, BAMBAŞKA ANLAMLARDA BİZLERE VERECEĞİ BİLGİLER Mİ VARDIR, onu anlamaya çalışalım. Allah şarap yani içki, kumar konusunda çok açık ve net ayetini indirmiş ve açıklamıştır. Bakın neler söylüyor ayetlerinde, nasıl öğütler veriyor bizlere Rabbimiz. Maide 90: Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar (putlar) ve fal okları şeytan işi birer pisliktir. BUNLARDAN KAÇININ Kİ, KURTULUŞA ERESİNİZ. 91: Şeytan, içki ve kumarla sizin aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. ARTIK BUNLARDAN VAZGEÇTİNİZ DEĞİL Mİ? (Elmalı Hamdi meali) Bakara 219: SANA, sarhoşluk veren şeyler ve şans oyunları hakkında sorarlar. De ki: “Onların her ikisinde de hem büyük bir kötülük, hem de insanlar için bazı yararlar vardır; ANCAK YOL AÇTIKLARI KÖTÜLÜK, SAĞLADIKLARI YARARDAN DAHA BÜYÜKTÜR……( Muhammed Esed meali.) Allah şarap, yani içki ve kumar konusunda çok ince ayrıntılara girerek, açıklama yapmıştır bizlere. İçki ve kumarın şeytan işi bir pislik olduğunu, bundan uzak durmamızı öğütlüyor Rabbimiz. Şeytanın içki ve kumar müptelası olanlar arasında, kin ve düşmanlık sokacağını, bu yolla da Allah ı anmaktan, namazdan alıkoyacağını söylüyor. Ayetin sonunda söylediği cümle üzerinde çok düşünmeliyiz, ARTIK VAZGEÇTİNİZ DEĞİL Mİ DİYOR? İşte Allah, yarattığı kullarının nefislerine yenik düşerek, uzak durulması gereken bu kötü alışkanlıktan vazgeçirmek için, ne kadar güzel açıklamalar yapıyor, tavsiyelerde bulunuyor. İçkinin nelere yol açacağı konusunda, uyarılarda ve tavsiyelerde bulunuyor bizlere. Bakara suresi 219. ayette de, daha detaylı bir açıklama yapıyor. Bu konuda sana soru soranlara deki; İçki ve kumarda sizlere hoş görünen, zevk verici yanları olabilir, ama sizlere vereceği zararı, kötülüğü çok daha büyüktür. Bunların zararları, faydasından daha büyük olup, sizleri yanlış şeyler yapmaya ve böylece de, günaha sürükleyeceği için uzak durunuz diyor. Allah her şeyden nice örnekleri açıkladım diyorsa, bakın içki ve kumar konusunda da ne kadar açık ve detaylı bilgiler verip, ne güzel öğütlerde bulunuyor bizlere, şükürler olsun. Küçük bir noktayı da hatırlatarak, sizlerin üzerinde düşünmenizi rica ediyorum. Allah Bakara suresi 219. ayetinde içkiden kumardan bahsederken, çok dikkat çekici sözler söylüyor ve diyor ki; BU SAYDIĞIMIZ İÇKİ VE KUMARIN SİZLERE AZ BİR FAYDA SAĞLADIĞINI DÜŞÜNEBİLİRSİNİZ, AMA ZARARI FAYDASINDAN ÇOKTUR. Allah ın bu uyarısını duyduk. Şimdi lütfen birlikte düşünelim, günümüzde bizler SİGARA ya da faydası az zararı çok bazı şeyler için, acaba neden bu ayeti hatırlamıyoruz, ayrı tutuyoruz da, nefsimizin etkisiyle farklı değerlendirmeler yapıyoruz? Yorum sizlerin. Sigara bizlere geçici bir keyif veriyor olabilir, ama bizlerin üzerindeki zararı, verdiği keyiften binlerce kat daha fazladır. Hatta en az içki kadar zararlı diyebiliriz. Ondan daha zararlı diyenleri duyar gibiyim. Sigaradan kesilen kol ve bacaklar, sigaradan kanser olanları sanırım hatırlatmak gereksiz. ALLAH ZARARI ÇOK, FAYDASI AZ OLAN HER ŞEYDEN UZAK DURMAMIZI İSTİYORSA BİZLERDEN ve bu konuda önerilerde bulunuyorsa, nasıl olurda işimize geleni bundan ayrı tutarız? İşte bizlerin Kur’an a nasıl baktığımızın, küçük bir örneği olarak düşünün lütfen bu konuyu. Şimdide nesih edildiğini söyledikleri, Rabbin ne anlatmak istediğini anlamamakta direnenler, anlamak istemeyenler, Kur’an a beşeri gözlükle bakarak, Kur’an ın gözlüğünü takmayanlar, elbette bu ayeti görmezden geleceklerdir. Allah Nisa suresi 43. ayetinde bakın ne söylüyor bizlere. Nisa 43: Ey iman edenler! SİZ SARHOŞ İKEN -NE SÖYLEDİĞİNİZİ BİLİNCEYE KADAR- cünüp iken de -yolcu olan müstesna- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın……..( Diyanet Vakfı meali) Bu ayetin, yukarıda yazdığım ayetler geldikten sonra, nesih edildiğini, hükmünün kalktığını söylüyorlar. Sanki Allah bu ayet ile bizlere önce içkiye izin veriyormuş ta, daha sonra iznini kaldırmış türünden bir anlamı nasıl veririz, doğrusu bunu anlayamıyorum. Allah yazımızın başında hatırlattığım ayetlerde, bizleri içki ve kumardan uzak kalmamız için uyarıyordu. Eğer bunlardan uzak kalmazsanız, şeytanın esiri olursunuz diye de örneklerini veriyordu. Yani içki, kumar sizi benden uzaklaştırıp, şeytana yaklaştırarak, birbirinize düşmenizi sağlar diye de örneklerini vermişti. Peki, yukarıdaki Nisa suresi 43. ayette Allah, ne demek istiyor dersiniz bu ayetinde? Herhalde bu ayetten, içki içebilirsiniz, serbesttir izin veriyorum diye anlayacak, bir tek insan göremiyorum. Peki, Yaradan ne anlatıyor bu ayetiyle bizlere? Daha önce içki konusunda açıklama yaparken ne demişti Rabbimiz? Sizi namazdan, Allah ı anmaktan uzaklaştırır demişti hatırlayalım. İşte burada içkinin yani şeytanın eline, kulunun düşmesini istemeyen Allah, bu illetin elinden kurtulabilmesi için, kullarına bakın ne kadar güzel yaklaşıyor ve ne diyor. BENİM HUZURUMA, NAMAZA DURACAĞINIZ ZAMAN, SAKIN ŞEYTANIN PİSLİĞİ OLAN İÇKİDEN İÇİP, SARHOŞ BİR VAZİYETTE KARŞIMA NAMAZA DURMAYINIZ. Yönteme bakar mısınız lütfen. Adeta bir terapi ve güzellikle doğruya, güzele daveti görüyoruz ayette. Allah kulunu asla dışlamadan, içki içtin kafir oldun, dinden çıktın demeden, Allah kuluna yaklaşıyor. Allah kulunu bu kötü alışkanlığından vazgeçirmek için, bir taşla iki kuş vuruyor adeta. BİRİNCİSİ NAMAZA DURACAĞINI BİLEN BİR İNSAN, NAMAZA DURMADAN BU AYETİ HATIRLADIĞINDA, İÇKİDEN UZAK KALACAK. İKİNCİSİ NAMAZA DEVAM ETMEKLE DE, ŞEYTANIN PİSLİĞİ ŞARAPTAN, İÇKİDEN, KUMARDAN VAZGEÇEBİLECEK BİR KONUMA, OLGUNLUĞA SAHİP OLACAKTIR. Namaza devam eden bir içki bağımlısı, bu yolla mutlaka şaraptan, içkiden vazgeçecektir. Biraz düşündüğümüzde, Allah bu tür psikolojik yaklaşım metodu örneğini, bizlere özellikle vermiştir. Bizler bu yöntemi kullanarak, hayatımızda birçok yanlıştan insanları daha kolay vazgeçirebiliriz. Eğer Allah içki içen namaz kılamaz diye hüküm verseydi, SİZCE İÇKİ MÜPTELASI BİR İNSANIN, İÇKİDEN VAZGEÇME ŞANSI NE OLURDU? İşte Kur’an ın eğitimi. Birde bugün bizlere dini anlatanları, İslam ı korku dini haline getirenleri düşünün. Bakın tüm ayetler bir birinden bağımsız, çok farklı şeyleri anlatıyor bizlere. Eğer bu ayetin hükmü yoktur, kalkmıştır dersek içki, kumar ve her türlü kötü alışkanlık bağımlılarını vazgeçirecek en önemli bir yolun, yöntemin kapısını da kapatmış oluruz. Bu hatayı yaparsak, toplumun kötü alışkanlığı olan içki ve kumar dan kurtulabilmesi için, Allah ın önerdiği yöntemi de ortadan kaldırmış olacağımızı, çok iyi bilmeliyiz. Kur’an o kadar güzel bir rehber ki, yeter ki onu anlamaya çalışalım, ona müracaat edip ona sarılalım. Kur’an ı anlamak için, yine Kur’an a müracaat edelim. Ondan istifade etmenin yolunu bulalım. Allah ile kul arasına hiç kimseyi sokmayalım, ardı sıra gitmeyelim. Allah ın güven elçisi, Başöğretmenimiz Hz. Muhammet ile bizlere tebliğ ettiği, ışık saçan NUR’ U, elimizden düşürmeyelim anlayarak, düşünerek bolca okuyalım ki, Rabbimiz ne söylüyor, bizlere neler öneriyor onu ilk elden anlayabilelim. Elbette daha sonra her bilgiye müracaat edelim, faydalanalım. Her insan aynı kapasitede değildir, onun için araştıralım soralım. Allah ın hükümlerinden haberdar olan, asla aldatılamaz, kandırılamaz. Hepimiz beşeriz, hata yaparız bilincinde olduğumuz zaman, beşeri bilgilere ihtiyatla yaklaşıp, Rabbin rehberiyle karşılaştırdığımızda, en az hatayla huzura gideceğimiz açıktır. Allah küçük hatalarımızın, günahlarının üstünü örteceği müjdesini verdiğine göre, bizlere düşen büyük günahlardan kaçıp, canla başla tertemiz bir insan olmaya çalışıp, Rabbin hoşnut olacağı kulların arasına girme çabasında olmalıyız. Birileri, siz Kur’an dan anlayamazsınız, hüküm çıkaramazsınız diyorsa, bilin ki onun Rabbin kitabından, bizlerden sakladığı çok şeyler var demektir. Şunu lütfen unutmayalım. Allah sizleri Kur’an dan sorumlu tutuyorum diyor da, yemin olsun ki sizler için Kur’an ı kolaylaştırdım diyorsa, hurafe ve batıla değil Yüce Rabbimize inanalım. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
İmanından Sonra Küfre Sapmak Ne Anlama Geliyor.
Bizler Kur’an ayetlerini anlamak için, yine Kur’an dan yardım alarak anlamaya çalışırsak, yani inancımızı Kur’an penceresinden bakarak yaşarsak, en doğru sonucu alırız. Bugünde yazımda sizleri, üzerinde düşünmeye davet etmek istediğim iki ayet var. Allah acaba bu ayetlerde kimlerden bahsediyor, gelin onu birlikte anlamaya çalışalım. Nisa 137: İMAN EDİP SONRA İNKÂR EDEN, sonra inanıp tekrar inkâr eden, sonra da inkârlarında ileri gidenler var ya; Allah, onları bağışlayacak da değildir, doğru yola iletecek de değildir. (Diyanet meali) Ali İmran 90: Şüphesiz İMAN ETTİKTEN SONRA İNKÂR EDEN, sonra da inkârda ileri gidenlerin tövbeleri asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar sapıkların ta kendileridir. (Diyanet meali) Aynı ayeti başka mealden de vermek istiyorum, daha iyi anlaşılabilmesi için. Ali İmran 90: İnandıktan sonra HAKİKATİ İNKÂRA SAPIP İNKÂRCILIKTA DAHA DA İLERİ GİDENLERİN TÖVBELERİ asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar sapıkların ta kendileridirler. (Bayraktar bayraklı meali) Ali İmran 90: İMANLARINDAN SONRA KÜFRE SAPMIŞ, sonra da küfürde daha da azıtmış olanların tövbeleri asla kabul edilmeyecektir. Onlar, sapıkların ta kendileridir. (Yaşar Nuri Öztürk meali) Bu ayetlere baktığımızda, öyle kişilerden bahsediliyor ki, iman ettiğini söylediği halde, imancının gereklerini yerine getirmeyen yani küfre sapan, bir başka deyişle inancının tersini yaparak yaşayanlardan bahsediliyor. Burada bahsedilen, Allah a ya da elçisine, gönderdiği kitaplara tümden inanmayan, iman etmeyen kâfirlerden bahsedilmiyor. Bu zaten konumuz dışı. Bizler iman ettik demekle, Allah ın indirdiği ve bizleri sorumlu tuttuğu Kur’an ın apaçık hükümlerini yerine getireceğimize VE ONUN SINIRLARI DIŞINA ASLA ÇIKMAYACAĞIMIZA, yalnız Kur’an ın ipine sarılarak onun hükümlerine göre yaşayacağımıza, bizleri yaratan Allah a söz vermiş oluyoruz. Bunu yerine getirmediğimiz ölçüde de, küfre sapan inkârcılardan oluyoruz. Bir başka deyişle, sözünden cayanlardan oluyoruz. Allah da bu yaptıklarında ısrar edenleri, bağışlamayacağını bildiriyor bizlere. Dikkat ederseniz, bu ayetlerde bahsedilen, kitaba iman ettiğini söyledikleri halde, kitabın emirlerinin tam tersini hayatına geçirip, Allah ın hiç bahsetmediği konuları, bilgileri sanki Allah emretmiş gibi kabul ederek ve dinden sayarak küfre sapanlardan bahsediliyor. Bir örnek verelim. Ali İmran 151: HAKKINDA HİÇBİR DELİL İNDİRMEDİĞİ ŞEYLERİ Allah’a ortak koştuklarından dolayı; inkâr edenlerin kalplerine korku salacağız. Barınakları da cehennemdir. Zalimlerin kalacakları yer ne kötüdür. (Diyanet meali) Dikkat ederseniz, Allah çok dikkat çekici bir örnek veriyor, o günkü Ehli kitabın yaptığı yanlışları kast ederek. HAKKINDA HİÇBİR DELİL İNDİRMEDİĞİ, yani gönderdiği kitapta bahsetmediği bir şeyi, hurafe ve batıl inançlarını yaşamak adına, bunlar Allah katındandır demenin, bu bilgileri Allah a nispet etmenin inkârcılık yani küfre sapma olduğunu söylüyor. Bu konuyu daha iyi anlayabilmemiz için, bir örnek daha vermek istiyorum. Allah Ehli kitabın yaptığı yanlışlara örnek vererek, bizlerin aynı yanlışı yapmamamız adına uyarıyor ve bakın ne diyor. Maide 17: Andolsun, “ALLAH, MERYEM OĞLU MESİH’TİR”, DİYENLER KESİNLİKLE KÂFİR OLDULAR. De ki: “Şayet Allah, Meryem oğlu Mesih’i, onun anasını ve yeryüzünde olanların hepsini yok etmek istese, Allah’a karşı kim ne yapabilir? Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunan her şeyin hükümranlığı Allah’ındır. Dilediğini yaratır. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.” (Diyanet meali) Kur’an, Hıristiyanların yaptığı yanlışa dikkatimizi çekerek bizleri uyarıyor ve diyor ki, ben onlara gönderdiğim kitapta, böyle bir açıklama yapmadığım halde, İsa peygamberi Allah ın oğlu olarak kabul ettiniz ve ilahlaştırdınız. Böylece KÜFRE SAPARAK, KÂFİRLERİN SAFINDA YER ALDINIZ DİYOR. Dikkat ederseniz Hıristiyan toplum ne Allah ı, ne peygamberi nede gönderdiği kitabı inkâr etmiyor. Yaptıkları yanlış, Allah hüküm vermediği halde, bunlarda Allah katındandır diyerek, batıl inançlara inandıkları için, küfre saparak, kâfir oldular diyor. Allah bizleri bu dünyaya, imtihan için gönderdiğini söyler. Onun içinde yaşadığımız, nefes aldığımız her an, bizler için bir umuttur. Yeter ki doğrunun ve gerçeklerin arayışı içinde olalım, Kur’an ın sınırlarını aşmayalım. Çünkü Rabbimiz ne diyordu? SİZLERİ KUR’AN DAN HESABA ÇEKECEĞİM. Peygamberimiz batıla sapmış, yoldan çıkmış Ehli kitabın inançlarını kabul etmemiş, onlara tabi olmamış, ama her zaman en doğrunun arayışı içinde olmuştur. Hatırlarsanız peygamberimiz Kur’an da, ÜMMİ peygamber olarak geçer. Kur’an a göre ÜMMİ, okuma yazma bilmeyen değil, Ehli kitaba tabi olmayan anlamındadır. Allah yoldan sapmış, Ehli kitap arasından elçi göndermek yerine, ÜMMİ ama gerçeklerin arayışında olan bir kulunu, elçilik görevine layık görmüştür. BUNDAN ALACAĞIMIZ ÇOK BÜYÜK DERSLER VARDIR. Peygamberimiz kendisine indirilen Kur’an ın dışına asla çıkmamış ve yalnız Kur’an ile ümmetine hükmetmiş ve tebliğ etmiştir. Çünkü Ehli kitabın yoldan sapmasının ve kâfirlerden olmasının en büyük nedeni, Allah ın indirdiği kitabın dışına çıkarak dinlerini yaşamalarıdır. Bunu gören ve bu konuda uyarılar alan Allah ın elçisi örnek peygamberimiz, sizce tek kelime bile Kur’an ın dışına çıkar da, bunlarda Allah katındandır der mi? Nisa 18: Yoksa günah işleyip de KENDİSİNE ÖLÜM GELİNCE: "İŞTE BEN ŞİMDİ TEVBE ETTİM." DİYEN KİMSELERİN TEVBESİ KABUL EDİLMEZ. Kâfir olarak ölenlerin de tevbeleri kabul edilmez. İşte bunlara ahirette can yakıcı bir azap hazırlamışızdır. ( Elmalı Hamdi meali) Bu ayette de Yaradan bizleri uyarıyor ve işinizi son ana bırakırsanız, dona kalırsınız uyarısını yapıyor. Çünkü imtihan bitmiş, ama ben pişman oldum, dersimi çalışmak istiyorum, bana tekrar zaman tanıyın demek, diğer insanlara haksızlık olurdu. Maide 44. ayette Allah Yahudileri örnek verip, onlara doğru yolu göstermesi için Tevrat ı gönderdim ve elçimde topluma onunla hükmederdi diye açıklama yapıyor. Çok daha ilginç olan ı ise, aynı topluma Allah ın gönderdiği kitabı korumalarının da, istendiği bildirilmesidir. YANİ İNANCINIZI, GÖNDERDİĞİM KİTABIN SINIRLARINDA YAŞAYARAK, ONA SÖYLEMEDİĞİM SÖZLERİ İLAVE ETMEDEN, HAKKA BATIL KARIŞTIRMADAN YAŞAYIN DİYOR. Ayetin sonunda da çok dikkat çekici bir uyarı yaparak, KİM ALLAH IN İNDİRDİĞİ İLE HÜKMETMEZSE, İŞTE ONLAR KÂFİRLERİN TA KENDİSİDİR diye de, son noktayı koyuyor. Sizler bu satırları okuduğunuzda, neler düşündünüz? Sanırım bizlerin aynı hataları, birçok farklı şekillerde yaptığımız geldi aklınıza. Bırakın Kur’an ile hükmetmeyi, bizler Kur’an da her bilgi yoktur, özet bilgiler vardır diyerek, toplumu iman ve inanç adına, beşeri kitaplara yönlendiriyoruz ve emin olamayacağımız bilgilerle hükmediyoruz. Kur’an ın tek kelime bile bahsetmediği, hüküm vermediği öyle şeyleri Allah katındandır diyerek yaşıyoruz ki, Kur’an ın sakın yapmayın diye uyardıkları örneklerin tam tersini, bu gün bizler Allah katındandır, peygamberimizin emridir diye yaşıyoruz. Allah bu yanlışları yapanlara, KÜFRE SAPAN VE ONDA ISRAR EDEN KÂFİRLER OLARAK NİTELİYOR HATIRLATIRIM. Son nefesimizde küfre sapanlardan ve onda ısrar edenlerden olmak istemiyorsak, GELİN YALNIZ KUR’AN IN İPİNE SARILALIM. Son olarak sizlere, iki uyarı ayet daha hatırlatmak istiyorum. Lütfen dikkatle üzerinde düşünelim. Tevbe 66: Boşuna özür dilemeyin, iman ettik dedikten sonra küfrünüzü açığa vurdunuz. İçinizden bir kısmını affetsek bile, BİR KISMINI SUÇLARINDA ISRAR ETTİKLERİ İÇİN AZABIMIZA UĞRATACAĞIZ. ( Elmalı Hamdi meali) Nahl 39: Allah ölüleri diriltecek ki, o kâfirlerin, hakkında ihtilaf ettikleri şeyi onlara açıkça göstersin ve bunu inkâr edenler KENDİLERİNİN YALANCI OLDUKLARINI BİLSİNLER.( Elmalı Hamdi meali) Dikkat ederseniz bu uyarıların tamamı, iman ettiğini söyleyenlere hitap ediyor. Yani Allah ın gönderdiği kitaba ve elçilerine inanan ama inandıklarını söyledikleri halde, Allah ın indirdiği kitabının sınırlarını tanımayarak, Yaradan ın hiç bahsetmediği batıl, hurafe inançları da dinden sayarak, bunlarda Allah katındandır deyip, inanan kişilerden bahsediliyor. RABBİMİZ DE BUNLARI YAPANLAR DİNDEN UZAKLAŞMIŞ, KÜFRE SAPMIŞ VE KÂFİR OLMUŞLARDIR DİYOR. Allah ın gönderdiği kitaplarının dışına çıkıp, bunlarda Allah katındandır diyenlerin yalanlarını ortaya çıkarmak için, Allah mahşer günü yaptıkları yanlışları onlara gösterilecek ve kendilerinin Allah a ve elçisine nasıl iftira attıkları önlerine konacak ve YALANCI OLDUKLARI ONLARA BİLDİRİLECEKTİR DİYOR. Tabi böyle yanlışlar içinde olanların sonunu, düşünmek bile istemiyorum. Kur’an ın hiç bahsetmediği onca hükümleri, bunlarda peygamberimizin emridir diyerek dinden sayarsak, O çetin gün tüm bu bilgilerin sorgulandığında, peygamberimizin şahit olarak çağrıldığında, bizlerin hali nice olur sizce? Karar sizlerin. Bizler kendimize öyle bir din yaratık ki, Kur’an ne söylüyorsa, bizler tam tersini yaşıyoruz. Dilim varmıyor söylemeye ama, bizler ne yazık ki Kur’an dan uzaklaşıp, küfre saparak, ALLAH IN AFFETMEYECEĞİNİ VAAT ETTİĞİ KAFİRLERDEN OLMA YOLUNDA, HIZLA İLERLİYORUZ. Gerçekleri görüp, batıldan uzaklaşıp, Kur’an ın asla sınırlarını aşmadan, küfürde ısrar etmeden, Allah ın önerdiği İslam ı yaşayabilene ne mutlu. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
Nisa Suresi 34. Ayet Ve Kadının Dövülebileceği İftirası.
Kur’an ı tercüme edenler, öyle yanlış kelimelerle tercüme ediyorlar ki, Kur’an ın diğer ayetleri ile taban tabana zıt anlamlar ortaya çıkıyor. Böyle olunca da, Kur’an/İslam düşmanlarına gün doğuyor. Bu yazımda çok bahsedilen ve yine İslam düşmanlarını sevindiren, yaptığımız yanlışlara bir örnek ayet sunmak istiyorum sizlere. Nisa suresi 34. ayet. Önce farklı iki mealden yazalım. Daha sonra üzerinde birlikte düşünelim. Nisa 34: Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta) dırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah’ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da “gayb” korurlar. (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) ONLARI (HAFİFÇE) DÖVÜN. Eğer itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah, çok yücedir, çok büyüktür. (Diyanet meali) Nisa 34: Erkekler; kadınları gözetip kollayıcıdırlar. Şundan ki, Allah, insanların bazılarını bazılarından üstün kılmıştır ve erkekler mallarından bol bol harcamışlardır. İyi ve temiz kadınlar saygılıdırlar; Allah'ın kendilerini koruduğu gibi, gizliliği gereken şeyi korurlar. Sadakatsizlik ve iffetsizliklerinden korktuğunuz kadınlara ÖNCE ÖĞÜT VERİN, SONRA ONLARI YATAKLARINDA YALNIZ BIRAKIN VE NİHAYET ONLARI EVDEN ÇIKARIN/BULUNDUKLARI yerden başka yere gönderin! Bunun üzerine size saygılı davranırlarsa artık onlar aleyhine başka bir yol aramayın. Allah çok yücedir, sınırsızca büyüktür. ( Yaşar Nuri Öztürk meali) Aynı ayet ve bir birinden çok farklı iki tercüme. Böylemi anlayacağız Allah ın ayetlerini? Ne yazık ki sanı ve hurafe rivayetlere göre ayetleri anlamaya çalıştığımız içindir ki, böyle yanlışlar yapıyoruz. Gelin bu ayeti Kur’an dan yardım alarak, birlikte anlamaya çalışalım. Ayet erkeklerin kadınları koruyup, kollayıcı olması konusuna açıklık getiriyor ve diyor ki, Allah bazılarınızı, bazılarınızdan üstün/farklı kılmıştır. Buradan da anlaşılıyor ki, erkek kadına göre daha güçlü ve kuvvetli yaratıldığından, kadınları korumak, evin geçimini sağlamak erkeğin görevidir. Tabi bu sözlerden, kadın çalışmaz anlamını çıkaramayız. Çünkü Allah böyle bir hüküm özellikle vermemiştir. Böylece kadına yaşamında, büyük kolaylık sağlamıştır. Erkekler, kadınları koruyup kollayıcıdır diyen Rabbimiz, acaba aynı ayetin sonunda, gerektiğinde eşlerinizi dövün der mi? Yeri gelmişken hatırlatmak isterim, bu sözlerden yola çıkarak, şöyle tercüme yapılıyor ve ERKEKLER KADINLARIN ÜZERİNDE YÖNETİCİDİR DENİYOR. Elbette bu sözler Allah ın değil, uslanmaz nefislerin arzularıdır. Ayette bazılarınızın, bazılarına üstün/farklı yaratılmasından bahsedilmesi, dikkat ediniz lütfen kimin hangi konuda kimden üstünlüğü söylenmiyor. Bazı konularda erkekler kadından üstün/farklı, bazı konularda, kadınlar erkeklerden üstün/farklı diye anlamalıyız. ÜSTÜNLÜK KONUSUNU, KİŞİYE AYRICALIK GETİRMEZ, TAM TERSİNE SORUMLULUK GETİRİR. Örneğin bir kadın, dünyaya bir çocuk getirebilecek özelliğiyle, erkekten bu konuda üstün/farklı yaratılmıştır. Bu örnekler çoğaltılabilir. İki ya da üç yaşındaki erkek ve kız çocuklarını uzaktan izleyiniz, onların oynadığı farklı oyuncaklardan tutun, davranış ve hareketlerinin farklılığından, ne demek istediğimi anlayacaksınız. Tüm bu üstünlükler, farklılıklar o kişiye Allah tarafından verilmiş olup, yaratılışında/yaşamında ona verilen görev ve sorumlulukları ile ilgilidir. Kadın erkek arasında, üstünlük yoktur, iş bölümü vardır. Üstünlük Allah a karşı sorumluluklarımızda, takvadadır. İyi kadınların itaatkâr ve saygılı olması, Allah ın kanunlarına karşı takındığı tavırla ilgilidir. İtaatkâr sözüyle namusunu, iffetini koruyan kadın anlamındadır. Yoksa her ne şartta olursa olsun, kocasına itaat eden, onun sözünden çıkmayan anlamında değildir. Bunu da yanlış tercüme ederek, erkeğin kadına baskısının, nasıl inanılmaz boyutlara ulaştığının örneğidir. Gelelim en çok tartışılan ve inanılmaz büyük bir yanılgıyla tercüme edilen ONLARI DÖVÜN KISMINA. Ayetin bu bölümünde, aile içinde geçimsizlik olan, BAZI KONULARDA ERKEĞİN, KADININ HALİNDE UYGUNSUZLUK, SADAKATINDAN ŞÜPHE, TOPLUM TARAFINDAN HOŞ GÖRÜLMEYEN DAVRANIŞLAR GÖRMESİ HALİNDE, nasıl bir yol izlenmesi gerektiği anlatılıyor ve diyor ki, böyle bir durumda erkek önce karısını, bu hoş olmayan konularda uyarmalıdır, dikkatini çekmelidir. Fayda etmediği takdirde, böyle devam ederse, artık evlilik koşullarımız devam edemez anlamında, YATAKLARINIZI AYIRIN DİYOR. Bir aile için en son çare olarak, bu yönteme başvurulması isteniyor. Buda fayda etmiyorsa, siz olsanız ne yaparsınız? Evet, bu durumda ne yapar sanız, Allah da onu ayetin devamında istiyor ve diyor ki, artık seni evimde bu davranışlarına devam ettiğin için istemiyorum ve birlikte oturamayacaklarını belirterek, evinden çıkartılması/gönderilmesi seçeneğini öneriyor. ZATEN ÇİFTLER ANLAŞAMAYINCA, GÜNÜMÜZDE DE BÖYLE YAPILIYOR. Peki, Diyanet mealinde neden onları, birde parantez açarak, HAFİFÇE DÖVÜN diyor. Ayette geçen (VADRİBUHÜNN) kelimesine, ne yazık ki batıl inançlarımıza kanıt olacak bir anlamının seçilmesi ve topluma bu şekilde anlatılması, Kur’an a ve onun öğretisine yapılacak, en büyük saygısızlıktır. Bu kelime (daraba-darb) kökünden türetilmiş (darabe fiili) VURMAK, UZAKLAŞTIRMAK, GÖNDERMEK, SEFERE ÇIKMAK, ÖRNEK VERMEK, KAPATMAK, MUAF TUTMAK, ÖRTMEK….. anlamlarına geldiği halde, Kur’an ın öğretisine ve adalet hükümlerine tamamen ters düşen bir anlamı seçerek, toplum arasında kuşkular yaratılmış, hatta Kur’an düşmanlarının eline, koz verilmiştir. Bu ayette, DÖVÜNÜZ anlamını vermek ve kabul etmek, hem devamındaki ayete ters düşüyor, hem de Kur’an ın diğer ayetlerine. KUR’AN IN HİÇBİR AYETİNDE, BİR SUÇ İŞLENDİĞİNDE, KİŞİLERE BİZZAT CEZASINI VERME YETKİSİ VERİLMEMİŞTİR. Önce bunu lütfen asla unutmayalım. Araştırılıp, şahitler tespit edildiğinde ceza verilir. Ayrıca Allah bir hüküm veriyorsa onu açıkça verir, kişilerin insafına asla bırakmaz. Diyanetin mealini tercüme edenler, kendi nefislerince, birde hafifçe dövüleceği notunu düşmüş. Bunu kim tespit edecek? KADINA KARŞI, ELİNİN AYARININ İNSAFINI, ERKEĞE Mİ BIRAKMIŞTIR SİZCE ALLAH? Bu koskoca bir iftiradır. Böyle bir adaletsizliği Rabbime isnat etmekten, yine Yaradan a sığınırım. Burada geçen zina değildir, zaten bunun cezası şahitler yoluyla tespit edilirse, Kur’an da açıkça belirtilmiştir. Bahse konu ayetin devamına bakalım şimdide. Nisa 35: Eğer karıkoca arasının açılmasından endişeye düşerseniz, bir hakem erkeğin tarafından, bir hakem de kadının ailesinden kendilerine gönderin. BU ARABULUCU HAKEMLER GERÇEKTEN BARIŞTIRMAK İSTERLERSE, Allah karıkoca arasındaki dargınlık yerine geçim verir. Şüphesiz ki Allah hakkıyla bilendir, her şeyin aslından haberdardır. (Elmalı meali) Sanırım Nisa 34. ayetin, en son kısmında geçen kelime dövmek mi, yoksa evden uzaklaştırmak anlamında mı olduğu, çok daha iyi anlaşılmıştır. Karı koca arasına dargınlık girip, ayrılma noktasına gelmiş, evinden uzaklaşmış kadını tekrar bir araya getirmek için, erkek ve kadın yakınları tarafından, ara bulucular oluşmasını öğütlüyor Yaradan. Aynı konuyu daha iyi anlayabilmemiz için, bir başka örnek verelim şimdide, hem de tam tersi konumunda. Bu sefer kadın aynı konuda, eşinden şikâyetçi durumunda. Nisa 128: EĞER BİR KADIN KOCASININ, KENDİSİNE KÖTÜ DAVRANMASINDAN YAHUT YÜZ ÇEVİRMESİNDEN ENDİŞE EDERSE, uzlaşarak aralarını düzeltmelerinde ikisine de bir günah yoktur. Uzlaşmak daha hayırlıdır. Nefisler ise kıskançlığa ve bencil tutkulara hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer iyilik eder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. (Diyanet meali) Dikkat ederseniz bu ayette de, kadın kocasından şikâyetçi oluyor ve onun sadakatsizliğinden, kendisini terk etmesinden, yüz çevirmesinden endişe ederse diyor. Nisa 34. ayette de erkek, eşi için aynı sorunları yaşarsa diyordu ve açıklama getiriyordu. Bakın nasıl zor durumda kaldık, eğer erkek aynı şartlarda kadını dövebilir dersek. Erkek aynı şeyleri eşine yaptığında, aynı şeyi söylememiz gerekir ki söylemiyoruz. Bu durumda Kur’an da bu sözlerimizle, kadın erkek arasında ayrım yapmış oluruz. Dikkat ederseniz Kur’an aynı şartların oluşması durumunda, yine aynı çözümler getiriyor ve eşlerin barışması, uzlaşması önerisinde bulunanlara uyması önerisinde bulunuyor. Çok ilginçtir Nisa 34. ayette geçen, aynı kelimeye DÖVÜNÜZ anlamı verildiği halde, Nisa 94. ayette kullanılan aynı kelimeye ÇIKMAK, gitmek anlamı verilmiştir. İşte bizler Allah ın ayetleriyle böyle oynuyoruz. Bunları yapanları Allah, asla affetmeyeceğini de bildiriyor. Bu konuyu daha iyi aydınlatacak, çok dikkat çekici, Nur suresinden bazı örnekler vermek istiyorum. Tabi anlamak istememekte ısrar edenlere, sözüm meclisten dışarı. Nur 6: Eşlerine zina İSNADINDA BULUNUP DA, KENDİLERİNDEN BAŞKA ŞAHİTLERİ OLMAYANLARA GELİNCE, onların her birinin şahitliği kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ederek şahitlik etmesidir. 7: Beşinci defa da, eğer yalan söyleyenlerden ise, Allah'ın lanetinin kendi üzerine olmasını dilemesidir. (Elmalılı meali) Bu ayette erkek, eşi ile ilgili zina suçlamasında bulunuyor, ama kendisinden başka şahit olmadığını iddia ediyor. Dikkat ederseniz bu durumda bile dayaktan, dövmekten bahsedilmiyor. İşte Kur’an ın adaleti böyle. Araştırılacak, soruşturulacak ve daha sonra gereken yapılacak. Kendisinden başka şahit bulamayan erkek, adaletin önünde dört kez yemin edecek, böyle bir zinanın yapıldığını gördüğüne dair. Peki, erkek bunu yaptıktan sonra, kadın suçlanacak, cezalandırılacak mı? Elbette hayır. İncir çekirdeği kadar hak yerini bulacaktır diyen Yaradan, erkeğin güç gösterisini her zaman kullanacağını bildiği için, bakın Allah kadından yana, nasıl çıkıyor ve ne diyor. Nur 8: Kadının, KOCASININ YALAN SÖYLEYENLERDEN OLDUĞUNA DAİR DÖRT DEFA ALLAH ADINA YEMİN VE ŞAHİTLİK ETMESİ, 9: Beşinci defa da, eğer (kocası) doğru söyleyenlerden ise, Allah'ın gazabının kendi üzerine olmasını dilemesi KENDİSİNDEN CEZAYI KALDIRIR. İşte Yüce Rabbimizin adaleti. Kadın, kocam yalan söylüyor diye yemin etmesi ve Allah ı şahit göstererek, eğer kocam doğru söylüyorsa, Allah ın gazabının kendi üzerinde olmasını dilemesi halinde kadına inanılarak, KADINA CEZA VERİLEMEYECEĞİNİ SÖYLÜYOR. Ama bizler Kur’an ın bunca açık ayetlerine gözlerimizi yumarak, batıl ve hurafe inançlarımıza kanıt aramak adına, Allah ın ayetlerine, kelime oyunları ile farklı anlamlar vermekten çekinmiyoruz. BÖYLECE KÂFİRLERDEN OLUYORUZ, farkında bile değiliz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
Şefaat Konusunda Kur an dan Uyarılar.
Bu yazımda sizlere Şu’ara suresinde, İbrahim peygamberimizin kıssasından örnekler vermek istiyorum. İbrahim peygamberimiz, Allah ın övgüsüne mazhar olmuş, Kur’an da örnekleri çok geçen, bizlerinde peygamberidir. Hz. İbrahim dönemi, gerçekten sapkınlığın hurafe ve batılın zirvesinde bir dönemdi. Toplumun yanlış inançlarına adeta isyan etmiş ve bunu, eylemlerinde de göstererek, toplumun dikkatini çekmiştir. İbrahim peygamberimizin yaşadığı dönem putların, putlaştırılmış insanların dine hâkim olduğu bir dönemdi. Tüm bu zorlukların arasından sıyrılmayı başarmış ve Rabbimizin güvenine, övgüsüne layık olmuştur. Bu yazımda Şu’ara suresinde, İbrahim peygamberimizin söylediği, Kur’an dan bazı ayetlerden bahsetmek istiyorum. Kıssadan hisse alırız inşallah. Şu’ara 78: O Kİ, BENİ YARATAN VE BANA DOĞRU YOLU GÖSTERENDİR. Şu’ara 82: VE HESAP GÜNÜ, HATAMI BAĞIŞLAYACAĞINI UMDUĞUMDUR. (Elma Hamdi meali) Kur’an verdiği örnek kıssalarla, bizleri eğitir ve bilgiler verir. Yani Kur’an ın anlatım şekli çok basit ve her seviyedeki bir insanın anlayacağı şekildedir. Böyle olmasa, Rabbimiz sizleri Kur’an dan sorumlu tutuyorum der mi? Onun için Yaradan birçok kez Kur’an a atıfta bulunarak, YEMİN OLSUN Kİ KUR’AN I ANLAYASINIZ DİYE KOLAYLAŞTIRDIK DER. Ama bizler nefislerimizde yarattığımız inancımızın etkisiyle, bunun tam tersini söyleyerek, Kur’an ı herkesin anlayamayacağını söylemekte, bir sakınca görmeyiz. Bu sözlere inanınca da, Kur’an ile bağımızı kurmaya hiç çaba harcamayız. Kur’an ın açık ve anlaşılır olduğunu söylediği ayetler dinin anası, temeli olan MUHKEM ayetlerdir, onu hatırlatmak isterim. Ayetten de anlıyoruz ki, İbrahim peygamberimiz doğru yolu, Allah ın gönderdiği ayetlerden bulduğunu söylüyor. Bu ayetten alacağımız kıssadan hisse, bizlerde doğru yolu bulmak istiyorsak, ALLAH IN GÖNDERDİĞİ KUR’AN IN DIŞINA, ASLA SAPMAMALIYIZ. Hatırlayınız Rabbimiz bir ayetinde ne diyordu? ALLAH DAN DAHA DOĞRU SÖZLÜ, KİM OLABİLİR? İbrahim peygamberimizin sözlerinden, bugün bizlerin yaptığı çok büyük bir yanlışa, aslında çok güzel bir örnek var. Hz. İbrahim Şuara 82. ayetinde, HATALARIMI, YANLIŞLARIMI BAĞIŞLAYACAĞINI UMDUĞUM, ALLAH DIR DİYOR. Düşünebiliyor musunuz, Allah bu örneği bizlere Kur’an da neden veriyor sizce? Çünkü bugün bizler şunu söylüyoruz. Peygamberler hatasız ve günahsızdır. Ayrıca peygamberler şefaatçidir. Bırakın peygamberleri, bugün bizler edindiğimiz velilerin, şeyhlerin ve efendilerin şefaatçi olduğuna inanıyoruz. İşte bu yanlış inançlarımızdan dolayı Rabbimiz, öyle örnekler veriyor ki Kur’an da, bizler zerre kadar ders almıyoruz. Hatırlayınız Muhammed suresi 19. ayette de Allah, peygamberimize hitaben ne diyordu? (HEM KENDİ GÜNAHIN İÇİN, HEM DE MÜMİN ERKEKLER VE MÜMİN KADINLAR İÇİN ALLAH'TAN BAĞIŞLANMA DİLE.) Tabi bizler tüm bumlardan dersler alamadık, çünkü Kur’an ı rehber almaktan çok uzağız. Kur’an ile bağımızı kuramadığımızdan, hala Allah ın yanında şefaatçiler edinmekten çekinmiyoruz. Yaradan ın, HİÇBİR ŞEFAATİN FAYDA ETMEDİĞİ O GÜNDEN SAKININ, ŞEFAAT TÜMDEN BANA AİTTİR sözlerinin üstü örtülüyor, sırf batıl inançlarının yaşanması adına, ayetler görmezden geliniyor. Çok daha ilginci Rabbimiz Kur’an da, büyük günahlardan sakınırsanız, diğerlerinin üstünü örterim, yani affederim der bizlere. Bizler ise bu uyarılardan habersiz, tam tersine batıl sözlere inandırılmış, PEYGAMBERİMİZİN ŞEFAATİ, ÜMMETİNİN BÜYÜK GÜNAHLARINA OLACAKTIR, diyenlere inanmakta sakınca görmüyoruz. Düşünebiliyor musunuz, Allah büyük günah işlemeyin affetmem diyor, ama şeytanlaşmış nefisler Kur’an ile eğitilmediği için, büyük günahları da peygamberimize affettirmenin yolunu bulmuşuz. Sizce bu haldeki Müslüman toplumlarının, Allah ın huzurunda hali nasıl olur? Bunu düşünmek bile istemiyorum. Hesap günü üzülmek istemeyenlere, açık bir uyarıdır Kur’an. Kur’an şefaat kelimesini bağışlama, affetme anlamında kullanmıştır. ONUN İÇİNDE AFFEDEN, BAĞIŞLAYAN YALNIZ BENİM DER ALLAH. Bunları din kardeşlerimize hatırlattığımızda ise, peygamberler, veliler, şeyhlerin şefaat etmesi, Allah ile günahlarımızın affı için aracılık etmesi anlamındadır diye savunma yapılmaktadır. KUR’AN BÖYLE BİR ŞEFAATTEN BAHSETMEZ. Bu bizlerin uydurmasıdır. ALLAH İLE KULU ARASINDA, HİÇ KİMSENİN OLAMAYACAĞINI, İslam dininde ruhbanlık olmadığını, hiç kimsenin bir diğerine faydasının dokunamayacağını, Kur’an bizlere anlatır ve peygamberimize hitaben, Allah bakın ne söyler. Müddesir 11: BENİ, YARATTIĞIM KİŞİYLE BAŞ BAŞA BIRAK. (Diyanet meali) Gerçektende Allah ile kulu arasında, hiç kimse yoktur. Hepimiz hesap günü tek başımıza olacağız, yaptıklarımız ile karşı karşıya geleceğiz. Bakın Yaradan elçisine, bizlere ne söylemesini özellikle istiyor. Cin 21: De ki: “Şüphesiz ben, SİZE NE ZARAR VEREBİLİR NE DE FAYDA SAĞLAYABİLİRİM.” (Diyanet meali) Bu ve buna benzer, o kadar çok ayetler var ki Kur’an da, Allah ile bir bağ kuramayan, elbette mahşer günü çok pişman olacaktır. Peygamberimiz SİZLERE BENİM BİR FAYDAM OLMAZ, yani herkes yaptıklarının hesabını verecektir dediği halde, gözler perdeli, gönüller mühürlü, batılın etkisiyle söylenenleri seyredip duruyoruz. Böyle olunca da, ne söylediğimizi bilmiyoruz. Camiler, şefaat ya Resulallah yazıları ile dolu. Yani bu dua ile bizler, şefaat ey Allah ın resulü diyoruz. Bağışlanmayı affı, Allah yerine bizler, peygamberimizden diliyoruz. Sizce peygamberimiz affedilmeyi, bağışlanmayı bizleri yaratan Rabbimizden diliyorsa, bizlerinde aynı yolu izleyerek, ŞEFAAT EY YÜCE RABBİMİZ dememiz gerekmez mi? Karar sizlerin. Dilerim hesabın görüleceği o çetin gün, yüzleri gülen Kur’an ın uyarılarının farkında olan, Allah ın halis kullarından oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
Araf 185 Ve Ankebut 51. Ayetin Uyarıları.
Allah Kur’an da bizlere, öyle ayetler indirip ikaz etmiştir ki, adeta beynimizin içine sokarcasına, çok açık uyarılarda bulunmuştur. Kur’an ile bağımızı gereği gibi kuramadığımız için, bizler nefsimiz ve şeytanın etkisinden kurtulamıyor, ayetlerden gereği gibi faydalanamıyoruz. Sizlere Kur’an dan iki ayet hatırlatmak istiyorum. Bu ayetler üzerinde lütfen dikkatle düşünelim. Kıssadan hisse alana ne mutlu. Araf 185: Göklerin ve yerin hükümranlığına, Allah'ın yarattığı her şeye ve ecellerinin yaklaşmış olabileceğine bakmadılar mı? O HALDE KUR'AN'DAN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR. (Diyanet vakfı meali) Ankebut 51: Kendilerine okunan kitabı, SANA İNDİRMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMEDİ Mİ? Şüphesiz bunda inanan bir kavim için bir rahmet ve bir öğüt vardır. (Diyanet meali) Düşündürücü olduğu kadar, ibret verici iki ayet. Peki, bu iki ayette Allah kullarına ne anlatıyor? —O HALDE KUR'AN'DAN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR. — KENDİLERİNE OKUNAN KİTABI, SANA İNDİRMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMEDİ Mİ? Bu iki ayette çok açık ve net bir şekilde, BİZLERE YOL GÖSTERİCİ OLARAK KUR’AN IN YETECEĞİNİ, onun dışından bilgilere, rivayetlere inanmanın, dinden sapmak olduğunu anlatıyor. Ankebut 51. ayetin bir öncesinde, peygamberimizden mucize beklediklerini anlıyoruz. Allah Kur’an ın bir MUCİZE olduğunu, bundan başka mucizeler aranmasının yanlışlığını anlatıyor ve kendilerine okunan kitap onlara yetmiyor mu diyor. Bu ayetten de çıkaracağımız ders, din ve iman adına, KUR’AN IN BİZLERE YETECEĞİNİ ANLIYORUZ. Ayetler bu kadar açık uyardığı halde, günümüzde neler söyleniyor bu ayetler için, şimdi de ona bakalım. Günümüzde bakın Allah, Kur’an ın bizlere yeteceğini söylüyor, Yaradan Kur’an bir MUCİZE olduğunu bildiriyor bizlere dediğimizde, her zaman ki gibi işlerine gelmeyen, cahiliye dönemindeki gibi, atalarının itikatlarına da iman etmenin telaşesinde, bazı ayetleri devre dışı bırakan, AYETLERİN ANLAMLARINI DEĞİŞTİREN silah ortaya çıkıyor ve şunu söylüyorlar. (SEN BU AYETİN, NÜZUL SEBEBİNİ BİLİYOR MUSUN? Bu ayet o günkü topluma, atalarının dininden vazgeçmeyenlere hitaben indirilmiştir.) Demek ki bu ve buna benzer ayetler, bugün hükümsüz öylemi dostlar? Yalnız o günkü topluma mı indirildi? Bugün bizlerin alacağı hiç dersler yok mu? Hani Kur’an evrenseldi? Hani zaman ötesiydi? Allah affetsin. Unuttukları Kur’an ın tamamı, o günkü topluma indirilmişti, bugün bizleri bağlamıyor mu? Yoksa işimize gelenlere mi iman ediyoruz. Allah ın dediği gibi, yoksa siz Kur’an ın bir kısmına inanıyor, bir kısmına inanmıyor musunuz? Bunun gibi birçok ayeti, hurafe inançlarımızı yaşamak adına, görmezden geliyor, üstünü örtüyoruz. ALLAH BİZLERE KUR’AN BİR MUCİZEDİR DİYOR, BİZLER İSE HER BİLGİ KUR’AN DA YOKTUR DİYEREK, TOPLUMU BEŞERİN YAZDIĞI AMA KUR’AN IN ASLA BAHSETMEDİĞİ, DOĞRULUĞUNDAN EMİN OLAMAYACAĞIMIZ, KİTAPLARA YÖNLENDİRİYORUZ. Allah Kur’an da, hiçbir şeyi eksik bırakmadık diyor da, ayetlerin nüzul sebebi konusunda özellikle açıklama yapmayıp detay vermiyorsa, bunu sorgulamak ya da sanki bunu eksiklikmiş gibi gösterenlere inanmak, büyük gaflettir saygısızlıktır, bunu da unutmayalım. AYETLERİ BİR OLAYA, YA DA BİR ZAMANA BAĞLAMAK, KUR’AN IN EVRENSELLİĞİNE AYKIRIDIR, AMA BUNU NE YAZIK Kİ ANLAYAMADIK. Sizce ayetleri, Allah ın hiç bahsetmediği konularla bağdaştırarak anlamaya çalışmamız, bizlerin ayetleri doğru anlamamızı sağlar mı? Ayetler çok açık olduğu halde, hala gerçeklerden uzak dinimizi yaşıyorsak, bu dinin Allah ın emrettiği din olmadığının farkına varalım. Yoksa hesap günü, çok pişman oluruz. Bu ayetlere iman ettiğini söyleyen bir Müslüman, Kur’an ın dışından hiçbir bilgiyi, sözü din adına asla kabul etmez. TERSİNİ YAPAN İSE BU VE BUNA BENZER YÜZLERCE AYETE, İMAN ETMİYOR DEMEKTİR. Allah Kur’an bir mucizedir diyor ve bu mucize sizlere yetmiyor mu diyerek bizleri uyarıyor. Tüm bu gerçekleri görmezden gelip, başka mucizeler arayıp, beşeri rivayet ve sanı bilgilerle dinini yaşayanların, mahşer günü çok ama çok üzülenlerin safında olacakları açıktır. Allah peygamberimizden bahsederken, onda sizin için güzel örnekler vardır der. Evet, peygamberimizin hayatı, yaşamı ve adalet anlayışı ve güzel davranışları ile bizler için örnektir. Onun örnek yaşantısını araştıralım, öğrenelim ve hayatımıza geçirelim. Onun hadislerinden elbette faydalanalım. Ama bu konuda çok dikkatli olalım. Çünkü benim adımı kullanarak yalan söyleyen, cehennemdeki yerini hazırlasın sözlerini, asla unutmayalım. Peygamberimize atfedilen her sözü, Kur’an onayından geçirelim. Çünkü peygamberimiz Kur’an ile yatan, Kur an ile kalkan, hayatına Kur’an ile yön veren örnek bir insandı. DİN DÜŞMANLARI, PEYGAMBERİMİZE KARŞI SEVGİMİZİ, BAĞLILIĞIMIZI ÇOK İYİ BİLİYORLAR. ONUN ADINI KULLANARAK, DİNE NİFAK SOKMAYA ÇALIŞACAKLARDIR, LÜTFEN UYANIK OLALIM. Dilerim Allah dan, yalnız Kur’an ın ipine sarılan, onun sınırlarını aşmayan, bilerek ve düşünerek iman eden, batıla sapmayan Rabbin halis kullarından oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
Kur'an da Mezheplere, Fırkalara Bölünmek Yasaklanmıştır.
Günümüzde çok konuşulan ve tartışılan bir konuda, mezhepler konusudur. Mezhepleri savunanlar, mezhep âlimlerinin asla ümmeti bölüp parçalamak maksadı ile çalışmalar yapmadığını ve İslam tarihinde mezhep çatışmalarının olmadığını söylemektedirler. İslam ın mezheplere bölünmesini savunanlar, yine her zaman yaptıkları gibi, peygamberimizin üzerinden, deliller bulma çabasına girmişlerdir. (Ümmetimin âlimleri arasındaki ayrılık rahmettir.” ve “Ümmetimin âlimleri asla yanlış üzerinde ittifak etmezler.” Buyurdular.) Sizce yukarıdaki sözleri, peygamberimiz söylemiş olabilir mi? Kur’an ı anlayarak ve düşünerek okuyan bir insanın, önce bunu asla kabul etmeyeceğini, peşinen söylemek isterim. Çünkü din şaka götürmez ve asla risk edilecek bir konu değildir. Ayrıca hatasız insan olmaz. İslam ı, kişilerin sözlerine göre değil, yalnız Kur’an a göre yaşamalıyız. Beşeri sözlerin yanlış aktarılma ve yine yanlış bilgilerle karışma riski, her zaman vardır. Mezhepleri savunan kardeşlerimiz, mezhep imamlarının İslam ı bölmek adına bir çabalarının olmadığını söylüyor. Bakın buna hiç itirazım olmaz. Çünkü gerçekten bunu bilemeyiz. Belki de iyi niyetle başlayan bilgilendirme, yol gösterme çalışmaları, daha sonra bazı kişilerin, konuyu saptırmış olabileceklerini, hatta din düşmanlarının, dine bu yolla nifak sokma çabalarını, göz ardı etmemeliyiz. Çünkü mezheplerde aynı konuda bile, çok farklı inançlar oluşmuştur. Hak ve doğru tektir. Onun kaynağı, ölçüsü ve sınırı da, yalnız Kur’an dır. İlginçtir, İmamı Azam Ebu Hanife, sağlığında hiçbir mezhebe, ya da fırkaya tabi olmadığı gibi, kendiside sağlığında bir mezhep kurmamıştır. İmamı Azamın ölümünden sonra, yazıları toplanmış ve öğrencileri tarafından, Hanefi mezhebi kurulmuştur. Bildiğiniz gibi, mezhep kelime anlamı olarak YOL, GÖRÜŞ anlamındadır. Buradan yola çıkarak, ilk zamanlar din konusunda toplumu bilgilendirmek ve topluma doğru yön vermek istemiş olabilirler. Çünkü yüzlerce yıl önce toplumun eğitim seviyesini düşündüğümüzde, kısmen de olsa belki de faydasının olabileceğini söyleyebiliriz. Ama faydadan çok, zararı olduğunu da bugün çok açık görüyoruz. Gelelim günümüze. Mezhepleri savunan düşünce, İslam toplumunda mezhep çatışmalarının olmadığını söylüyor. Sizce bu düşünce doğru olabilir mi? Elbette mümkün değil. Geçmişi bırakın, gözümüzün önünde camide namaz kılarken, canlı bombalarla aynı kitaba, aynı peygambere iman ettiğimiz halde, din kardeşini öldürenleri nasıl unuturuz. Sırf mezhep farklılıklarından dolayı, birkaç ülke birleşip, diğer farklı mezhepteki bir Müslüman ülkeye top yekûn saldıra biliyorlar. Öldürdükleri Müslüman din kardeşleri, ama bir birlerini düşman görebiliyorlar. Elbette yalnız günümüzde değil, bu düşmanlık ve bölünmenin peygamberimizin ölümüyle başladığını, hepimiz çok iyi biliyoruz. İSLAM A EN BÜYÜK ZARAR, DİNDE BÖLÜNMEKLE YAPILMIŞTIR. Gelelim bu konuya Kur’an ne diyor, şimdide ona bakalım. Eğer Allah onay vermiyor da, bizler hala dinde bölünmeyi savunuyorsak, dinden sapmış olacağımızı unutmayalım. Rum 32: DİNLERİNİ PARÇALAYAN VE GRUPLARA AYRILANLARDAN OLMAYINIZ! Her grup, kendilerinde olan ile böbürlenmektedir.( Bayraktar Bayraklı meali) Sizce bu kadar açık bir ayet dururken, BİZLER HALA DİNDE BÖLÜNMENİN BİZLERE BEREKET, ZENGİNLİK GETİRECEĞİNİ NASIL SÖYLERİZ? Nasıl olurda dinde bölünmeyi savunuruz. Cahiliye devrinde Yahudi ve Hıristiyanlar, ellerindeki kitabı yeterli görmeyip fırkalara, mezheplere ayrılmışlardı. Allah da sizler sakın onlar gibi yapmayın ve bölünmeyin diyor bizlere. Peygamberimizin adını kullanarak, yapılan yanlışa kanıt göstermeye çalışanlar, hesap günü peygamberimizin şahitliğinde, kaçacak delik arayacaklardır, lütfen bunu unutmayalım. Enam 159: DİNLERİNİ PARÇA PARÇA EDİP GURUPLARA AYRILANLAR VAR YA, SENİN ONLARLA HİÇBİR İLİŞKİN YOKTUR. Onların işi ancak Allah'a kalmıştır. Sonra Allah onlara yaptıklarını bildirecektir. (Diyanet vakfı meali) Müminun 53: Ama insanlar, ARALARINDAKİ İNANÇ BAĞINI KESEREK KENDİ ARALARINDA PARÇA PARÇA OLDULAR. Her grup kendilerinde bulunan ile sevinip böbürlenmektedirler.( Bayraktar Bayraklı meali) Ali İmran 105: Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra PARÇALANIP AYRILIĞA DÜŞENLER GİBİ OLMAYIN. İşte onlar için büyük bir azap vardır. (Diyanet meali) Allah çok açık hükmünü veriyor ve diyor ki, sakın dinde bölünmeyin. Çünkü Yaradan, yeni bir peygamber ve yeni bir kitap göndermesinin asıl nedenlerini anlatırken, DİNDE BÖLÜNEREK ALLAH IN DİNİNDEN UZAKLAŞMALARI olduğunu Kur’an birçok kez anlatıyor. Tabi anlamak istemeyenler hala, anlamamakta ısrar ediyorlar. Dini Allah ın sınırları içinde yaşamadığımız takdirde, bölünür ve parçalanırız. Bunu yaparsak toplum olarak, acıların en büyüğünü yaşarız. Onun içindir ki tek bir ortak noktamız olmalıdır. Oda bakın ne olmalıymış. Ali İmran 103: HEP BİRLİKTE ALLAH’IN İPİNE (KUR’AN’A) SIMSIKI SARILIN. PARÇALANIP BÖLÜNMEYİN. (Diyanet meali) Demek ki parçalanmamak için yalnız ve yalnız Kur’an ın ipine sarılmalıymışız. Birileri çıkıp da siz Kur’an ı anlayamazsınız, ben onu sizler için açıkladım kitabımda diyorsa, lütfen bunlara kanmayalım. Emin olmadığımız her şey, bizler için risk taşır. Dini anlamak ve yaşamak adına güveneceğimiz kaynak Kur’an dır ve bizler tek bir yumruk olmak istiyorsak, asla ayrılığa düşmeden, KUR’AN IN ÇEVRESİNDE, HEP BİRLİKTE TOPLANMALIYIZ ve onu anlamak adına çaba harcamalıyız. Çok dikkat çekici, bir ayet daha hatırlatmak istiyorum sizlere. Şura 13: “DİNİ DOSDOĞRU TUTUN VE ONDA AYRILIĞA DÜŞMEYİN!” diye Nûh’a emrettiğini, sana vahyettiğini, İbrâhim’e, Mûsâ’ya ve İsâ’ya emrettiğini size de din kıldı. Fakat senin kendilerini çağırdığın şey (İslâm dini), Allah’a ortak koşanlara ağır geldi. Allah, ona dilediğini seçer. İçtenlikle kendine yönelenleri de ona ulaştırır. (Diyanet meali) Bakın Allah dinde sakın bölünmeyin diye, kimlere daha öncede uyarıda bulunmuş. Nuh peygamberimizden tutun, bugüne kadar gönderdiği tüm kitaplarda uyarının hem aynı olduğunu özellikle Allah söylüyor ve ne diyor tekrar hatırlayalım. (DİNİ DOSDOĞRU TUTUN VE ONDA AYRILIĞA DÜŞMEYİN.) Demek ki bizden önceki peygamberlerin toplumu da, aynı yanlışı yapmışlar ve Allah ın uyarılarını dinlemeyerek, ne yazık ki bölünmüşler. Üzücü olanda, Peygamberimizin ümmeti olan bizlerde, aynı yanlışı yaptık ve dinde bölünerek ayrılığa düştük. Toplumun Kur’an ile bağı kesildiği içinde, bu acı gerçekleri göremiyor, hissedemiyoruz. ÇÜNKÜ EDİNDİĞİMİZ VELİLER, ŞEYHLER, EFENDİLER, GİRDİĞİMİZ CEMAATİN YÖNETİCİLERİ, BİZLER İLE KUR’AN ARASINA YÜKSEK BİR DUVAR ÇEKTİLER. Allah ın uyarılarını ne duyan var ne işiten. Allah bizlerin bölünmesini, sağa ya da sola sapmasını değil, yalnız Kur’an a sarılarak, onun yolundan yürümemizi, orta yolu izleyen bir toplum olmamızı, özellikle emreder. AÇIKÇASI DİNDE MEZHEPLERE, FIRKALARA BÖLÜNEREK İSLAM I YAŞAMAYI, KUR’AN YASAKLAMIŞTIR. İSLAM DİNİ FERDİ YAŞANIR. ÇÜNKÜ ALLAH BİZLERİ BU DÜNYADA, İMTİHAN ETTİĞİNİ SÖYLÜYOR. Okulda öğretmenimize, biz arkadaşlarımızla beraber derse çalıştık, imtihana beraber girmek istiyoruz diyebilir miyiz? Diyemiyor da, herkes özellikle kendisi çaba harcayarak çalışıyor ve imtihana giriyorsak, lütfen dinimizi öğrenmek ve yaşamak içinde, bizler mutlaka kendimiz önce çaba harcamalıyız. Daha sonra elbette araştırmalı ve sormalıyız. Çünkü hepimiz birbirimize, muhtaç yaratılmışız dır. Ne yazık ki bugün öyle bir yanlışın ardı sıra gidiyoruz ki, BİR MEZHEBE TABİ OLMAYAN, HATTA BİR ŞEYHİ OLMAYANIN, CENNETE GİREMEYECEĞİ DAHİ SÖYLENMEKTEDİR. Birileri düzeninin devam etmesi için, işini sağlam kazığa bağlamışa benziyor, ama yalnız bu dünyada tabi. Huzuru mahşerde neler olacak, hep birlikte göreceğiz. Dinde mezheplere, fırkalara ayrılma konusunda Rabbimiz, Kur’an da çok sert uyarıyor, hepimiz ayetlerden bunu apaçık anlıyoruz. Lütfen bu uyarıları artık görmezden gelmeyelim. Bizden önceki toplumların yanlışına düştüğümüz gerçeğinin farkına vararak, birbirimizi uyaralım. Daha sonrada Kur’an ın çevresinde buluşalım. Sizlere son bir ayet daha hatırlatmak istiyorum. Bakın Allah bizleri nasıl uyarıyor ve ne diyor. Enam 153: İŞTE BU, BENİM DOSDOĞRU YOLUM. ARTIK ONA UYUN. BAŞKA YOLLARA UYMAYIN. YOKSA O YOLLAR SİZİ PARÇA PARÇA EDİP, O’NUN YOLUNDAN AYIRIR. İşte size bunları Allah, sakınasınız diye emretti. (Diyanet meali) Yüce Rabbim sana şükürler olsun. Bizleri o kadar açık uyarıyorsun ki, gözlerinde perde olmayan, her şeyi apaçık anlayacaktır. Allah benim sizlere gönderdiğim rehbere uyarsanız, benim yolumdan gidersiniz diyor. Yok, kendinize başka yollar, yani mezhepler fırkalar arayarak, farklı arayışlarda olursanız, inancınızda parça parça olursunuz, bu yetmez Allah ın yolundan saparsınız açıklamasını yapıyor. Bakın dünyada, İslam toplumlarından başka bir biriyle savaşan, kan döken neredeyse toplum kalmadı. Bu acı gerçeklerden ders almanın zamanı geldi ve geçiyor. Bu konuda söylenecek sözün sonu olsa gerek yazdığım bu ayet. Bu ayetten ders alarak, dinde bölünmeden Kur’an ın çevresinde toplanan toplumlara ne mutlu. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
Katılım Bankacılığı Bir Tuzaktır, Aldatmaca dır.
İslam ı Kur’an dan değil de, batıl ve hurafe kaynaklardan öğrenip yaşarsak, bizleri her zaman Allah ile aldatanlar çıkacaktır, önce bunu unutmayalım. Günümüz İslam toplumunda, din menfaat ve çıkar adına öyle kullanır olmuş ki, adeta MÜSLÜMAN IN CEBİNDE, BİRİLERİNİN ELLERİ DOLAŞIYOR. Kur’an da geçen RİBA, yani dilimize çevrilmiş şekliyle faiz, topluma öyle farklı ve yanlış anlatılıyor ki, BÖYLECE TOPLUMUN PARASI, SERMAYESİ ÇIKAR ÇEVRELERİNİN ELİNDE OYUNCAK OLMUŞ. Bugünkü yazımın konusu, katılım bankacılığı altında, toplumun nasıl aldatıldığı üzerine olacak. Özet olarak şunu söylemek isterim, Kur’an ın bahsettiği RİBA/FAİZ ile bugün bankaların çalışma sisteminde geçen faiz çok farklıdır. Elbette bankalar kontrol dışına çıkarsa, RİBA dan yani Kur’an ın bahsettiği FAİZ den, hiçbir farkı olmaz. Detayına girmek istemiyorum. Vereceğim örnekten katılım bankası ile diğer bankaların hiçbir farkının olmadığını, tam tersine katılım banka sisteminin, saf ve tertemiz Müslüman din kardeşlerimin, inancıyla aldatıldığını söyleyebilirim. Katılım bankacılığı tuzaklarını, sizlere daha iyi anlatabilmek için, bu sistemle çalışan bir katılım bankasına girdim. Ben yeni bir araba almak istiyorum, onun içinde 25.000 TL kredi almak istediğimi söyledim. Bu krediyi 36 ayda ödemek istediğimi, geri aylık ödemelerimin, ne kadar olacağını sordum. Aylık geri ödemelerimin, 847 lira olacağını söylediler. Yani 3 yılda faiz yaklaşık 5.500 TL. Toplam 30.492. TL Bu parayı bana elden verebilir misiniz dediğimde, katılım bankacığında elden ödeme yapılmıyor, biz alacağınız firmaya ödeme yapıyoruz dediler. Neden bizlerin eline vermeyip, firmaya veriyorsunuz dediğimde, size verirsek, siz belki bir kısmını başka bir yerde kullanırsınız, O ZAMAN FAİZE GİRER DEDİ GÖREVLİ. KELİME OYUNLARI İLE AÇIKÇA TOPLUM ALDATILIYOR. İnanılmaz bir mantık. Anlayışa bakar mısınız lütfen. Alacağım kredinin bir kısmını, ailemin ihtiyaçları için harcarsam, bunun faiz olacağını söyleyebiliyor. Buna hiç kimse itiraz etmiyor ve kabul ediyor. Benim araba alırken, onlardan alacağım krediyi onlar firmaya verip, bendende yaklaşık 3 yıl içinde 5.500 TL fazla alıyor, buna faiz demiyor, ama parayı benim elime verdiğinde, ben bir kısmını yine farklı ihtiyaçlarımda kullandığımda, o zaman bu faiz olur diyebiliyor. Aman Allah ım, mantığı görüyor musunuz? Kur’an ın bahsetti RİBA/faiz, birisine verdiğiniz borcun nerelerde harcanması ile ilgili değil, VERDİĞİNİZ BORCUN, KAT KAT ARTIRILARAK GERİ ALINMASIDIR. Bir insan ihtiyaç dan dolayı borç alır. Borcu verdiğimize de, bu parayı nereye harcayacaksın diye soramayız. Çünkü bu onun özel hayatıdır. Elbette alınan borcun, kötü amaçlı yanlış yerlerde harcanması durumu farklıdır. Bunu da bizlerin takip etmesi, ya da bilmesi mümkün değildir. Katılım bankasının, müşterisine güvenimi yok, yoksa farklı amaçlar mı var? Ya da kredi alanın, günaha girmesini mi engelliyor bu yolla acaba (!) Görevli bunları söylerken, biz aldığınız aracı ipotek ederek, böylece verdiğimiz paranın da takibini yapmış oluyoruz dediler. İyide diğer bankalar, neden böyle bir davranış içinde değiller. Onlar verdiği krediyi gelişigüzel vermiyorlar ki. Onlarda geri ödeyemeyecek kişilere, zaten kredi vermiyor ama müşterisine güvenip, aldığı krediyi ellerine veriyor. Çok ilginçtir katılım bankası, biz ticaret yapıyoruz, faiz almıyoruz diyorlar. Diğer bankalarda ticaret yapıyor, hatta bankalar ticari kuruluşları destekleyen, çok önemli ticari bir işletmedir. Bir insan herhangi bir konuda, özel ihtiyaçlarını karşılamak için bu durumda kredi alamaz, katılım bankasından. Peki, kimden alacak? Kat kat RİBA (Faiz) artırılmış, tefecilerden mi alsın? Acaba aynı krediyi, normal bir bankadan almaya kalksak, aylık ne kadar geri öderiz? Birkaç bankaya sordum. Birbirine yakın değerler aldım. Bir banka, aynı meblağdaki aylık dönüşün, 848 TL olduğunu söyledi. BAKIN KATILIM BANKASIYLA HİÇBİR FARKI YOK. Katılım bankası aynı parayı senin eline vermiyor, firmaya veriyor, diğer banka ise elimize veriyor. Çok daha ilginci, birikimi olan ve enflasyonda parasının erimesini engellemek için, bankaya yatıran vatandaşlarımızın durumu, çok daha dikkat çekici. Katılım bankası adıyla çalışan bankaya paranızı yatırdığınızda, geri dönüş olarak en düşük getiriyi sağlıyor. Getirisini önceden söylemiyor, bir ay sonra belli olur diyor. Buda yaklaşık yüzde 06 ya da 06.30 faiz getirisi veriyor. Gerçi onlara sorsanız bu faiz değil, kar payı diyorlar. Diğer bankalar ise, ekonominin gidişatına enflasyona uygun, yaklaşık yüzde 09.30 ya da 10 civarında gelir getiriyor ve bunu paranızı yatırırken hemen söylüyor. Yani paranızın ne kadar nemalanacağını, siz baştan biliyorsunuz. Ama katılım bankasında bilmiyorsunuz. Onların insafına kalmış. İlginçtir, kredi almaya gittiğinizde her iki sistemde çalışan bankalar, bir birine çok yakın faiz oranları ile kredi veriyor, ama halkın parasını çalıştırmaya gelince, en düşüğünü katılım bankası veriyor. Bumu sizin adaletiniz? TOPLUM BÖYLECE FAİZ KORKUSUYLA ALDATILIYOR, KANDIRILIYOR. ASLINDA YOK BİRBİRLERİNDEN FARKI, TEK FARKLARI BİRİSİ, DİNİ KULLANARAK TOLUMUN PARASINI, İSTEDİĞİ GİBİ KULLANIYOR. Değerli din kardeşlerim. Allah Kur’an da, kat kat artırılmış RİBA yemeyin der. Ali İmran 130: Ey inananlar, KAT KAT RİBA YEMEYİN, Allah'tan korkun ki, kurtuluşa eresiniz. ( Süleyman Ateş) BURADAKİ RİBA, TEFECİLİĞİN TAM KARŞILIĞIDIR. Bugün bankacılık, ya da katılım bankacılığı çağımızın, yaşantımızın gerçekleridir. Doğru kullanılırsa toplumun yararına olur, yanlış kullanılırsa zararına olur. Yani devletin mutlaka kontrolünde olmalıdır. Tabi devlete de millet sahip çıkıp, yöneticilerini EHİL insanlardan seçebiliyorsa. Faiz/RİBA verdiğiniz borcu, kat kat artırarak geri almaktır. KATILIM BANKASI DA, DİĞER BANKALARDA, VERDİĞİ KREDİYİ GERİ ALIRKEN, AYNI MİKTARDA GERİ ALIYOR. BUNUN FARKLI OLDUĞUNU NASIL SÖYLERİZ. Normal bankadan, ya da katılım bankasından kredi aldığınızda, İster bir mal alın, ister çocuğunuzu evlendirin, ister evinize erzak alın. Hiç fark etmez. Bu makaleyi yazmamdaki amaç, din kardeşlerimin aldatılmaması adınadır. Lütfen inançlarımızı, bizlere din adına öğretilenleri, Kur’an ile mutlaka sorgulayalım. Eğer bunu yapmazsak, aldatılmaktan, sömürülmekten asla kurtulamayız. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
İslam Dininde Kadınların Boşanma Hakkı Yok Mudur?
Bizler İslam ı kendi nefsimizde öyle bir şekillendirdik ki, özellikle kadın neredeyse ikinci sınıf bir insan durumuna düşürüldü. Hâlbuki Kur’an, kadın ve erkeğin ayrılmaz bir ikili olduğunu, hiçbirisinin diğerine üstün olmadığı, üstünlük Allah katında olduğu anlatılır. Yazımın konusuna gelince. Günümüzde İslam ı Kur’an merkezli yaşamayıp, rivayet ve sanı bilgilerle yaşayanlar, KADININ EVLİLİK DE BOŞANMA HAKKI OLMADIĞINI, BOŞAMA HAKKININ YALNIZ ERKEKTE OLDUĞUNU, SÖYLEME GAFLETİNDE BULUNMAKTADIRLAR. Elbette bu sözler Kur’an a iftiradır, hakarettir. Kur’an evlilik konusunu çok ciddiye alır ve boşanma konusunun en son düşünülmesi gerektiğini, birçok ayetinde anlatmaya çalışır. Onun içinde, çok ciddi önlemler alır. Eğer eşler anlaşamıyorsa, bakın yakınlarının ilk yapması gerekenleri, nasıl anlatıyor. Nisa 35: Eğer karı-kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, ERKEĞİN AİLESİNDEN BİR HAKEM VE KADININ AİLESİNDEN BİR HAKEM GÖNDERİN. Bunlar barıştırmak isterlerse Allah aralarını bulur; şüphesiz Allah her şeyi bilen, her şeyden haberdar olandır.(Diyanet vakfı meali) Demek ki kadın ve erkeğin aralarını bulmaları için, en yakınlarından ama hem erkek hem de kadın tarafından, bir HAKEM HEYETİ OLUŞTURULMASI İSTENİYOR. Demek ki evliliğin devamı, yalnız erkeğin isteğiyle olmuyormuş. Ayette ayrım yapmadan genel bir ifade ile geçimsizlikten, aralarının bozulmasından bahsediliyor. Bugünde böyle yapılmaz mı zaten. Barışmaları için aracılar konur, olmuyorsa yakınlarının da şahitliğinde, bu her toplumda her çağda yetkilendirilmiş mahkemeler aracılığıyla eşler ayrılır. Şimdide farklı bir ayet örneği vermek istiyorum. Nisa 129: Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, kadınlar arasında adaleti yerine getiremezsiniz. Öyle ise (birine) büsbütün gönül verip ötekini (kocası hem var, hem yok) askıda kalmış kadın gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir. 130: EĞER AYRILIRLARSA, ALLAH BOL LÜTUF VE NİMETİYLE ONLARIN HER BİRİNİ ZENGİN KILAR (başkalarına muhtaç bırakmaz). Allah, lütfu geniş olandır. O, hüküm ve hikmet sahibidir.(Diyanet İşleri meali) Ayet çok eşli olmanın sakıncalarından bahsediyor ve diyor ki, çok eşlilikte isteseniz de kadınlar arasında adaleti sağlayamazsınız. Bu durumdan memnun olmayan, kadınlarınızdan ayrılmak isteyenler olursa, zor durumda kalacaklarından korkmasınlar, elbette Allah onlara yardımcı olacaktır diyor. Bakın bu ayette de kadın isterse, eşinden memnun değilse, ayrılabileceğini çok açık belirtiyor. Şimdi vereceğim ayette ise bakın kadın boşanmak istediğinde, ne yapması gerektiğini nasıl açıkça belirtiyor. Bakara 229: Boşanma iki defadır/Boşanmada iki celse yapılmış olursa, ondan sonra ya iyilikle tutmak veya güzellikle ayrılmak gerekir. Kadınlara mehir olarak verdiğiniz bir şeyi geri almanız helâl değildir. Meğerki eşler, Allah'ın sınırlarını yerine getirememekten korkmuş olsunlar. Ancak erkek ve kadının, Allah'ın sınırlarında durmayacaklarından korkarsanız, O ZAMAN KADININ AYRILMAK İÇİN VERDİĞİ FİDYEDE HAKKINDAN VAZGEÇMESİNDE İKİSİNE DE BİR GÜNAH YOKTUR. İşte bunlar, Allah'ın sınırlarıdır. Sakın bunları aşmayınız. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa işte onlar zâlimlerdir. ( Bayraktar Bayraklı meali) Ayet eşlerin boşanma konusuna, çok sıkı tedbir getiriyor ve diyor ki, bir eşi canının istediği gibi, boşayıp tekrar alamazsın. Bir eş en fazla iki kez boşanabilir diye sınır getiriyor. Bakara 230. ayette de, üçüncü kez boşamadan sonra, aynı kadınla evlenebilmek için, o kadının bir başka erkekle evlenip, ondanda boşanması halinde ancak tekrar evlenebileceği konusunda, çok önemli bir tedbir getiriyor boşanma konusuna. YİNE BAKARA 231. AYETİNDE, EŞLERİNİZİ İSTEKLERİ DIŞINDA, EZİYET ETMEK İÇİN ALIKOYMAYINIZ DİYE UYARIR. Bakara 229. ayeti anlamaya devam edelim. Erkek kadını boşamak istiyorsa, evlenirken verdiği mehiri geri almamalıdır diyor. Yine ayetin devamında, çok net bir açıklama yaparak, kadın ve erkek Allah ın sınırlarında duramayacağından korkarsa, yani bir birinize karşı saygınızı, sevginizi yitirdiyseniz, BU DURUMDA KADIN EŞİNDEN AYRILMAK İSTİYORSA, EVLENİRKEN ALDIĞI BEDELDEN/MEHİRDEN VAZGEÇMESİ ŞARTIYLA, RAHATLIKLA BOŞANABİLECEĞİ ANLATILIYOR. Güzelim dinimizi, nefislerimizde yarattığımız batıl inançlarımızla, öyle şekillendirdik ki, KADINLARIMIZA ADETA KÖLE MUAMELESİ YAPILIYOR. Kur’an dan uzak İslam ı yaşamaya devam ettiğimiz sürece, ne bizler huzurlu ve mutlu oluruz, nede İslam ı başka toplumlara anlatabiliriz. Gelin huzurun ve mutluluğun anahtarını, Kur’an da arayalım, emin olamadığımız hurafe ve sanı bilgilerde değil. Vakit geçiyor, emaneti her an teslim edebiliriz, yani imtihanımızın sonuna gelmiş olabiliriz. Eğer hesabın görüleceği o çetin gün pişman olmak istemiyorsak, aklımızı başımıza toplayalım ve elde Kur’an bugüne kadar bizlere din adına anlatılanları, bunlarda Allah katındandır dedikleri tüm bilgileri, Kur’an ile sorgulayalım. Dilerim bu gerçeğin farkında olabilen, Allah ın azınlık halis kulları arasında oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
Farkında Olmadan Şeytanı Dost Edinmek.
Günümüzde bizler, İslam ı öyle yanlış bilgilerle yaşıyoruz ki, inanın farkına varabilsek, üzüntümüzden kahroluruz. Din ve iman hata götürmez. Onun içinde bir sarraf misali, çok dikkatli ve hassas olmalıyız. Bizlere Kur’an ı sizler anlayamazsınız diyenlere inandığımız için, Yaradan ın bizlere tebliğini ilk elden alma şansımızı da kaybetmişiz. Böyle olunca da ellerimizle RUHBAN sınıfı yaratmışız. Hâlbuki İslam dininde, ruhban sınıfı yoktur. Allah ile kulu arasına, elçisinin bile giremeyeceği bilgisini, bakın nasıl veriyor bizlere. Tabi Kur’an ı anlayarak okursak, ancak bunun farkına varabiliriz. Müddesir 11: BENİ, YARATTIĞIM KİŞİYLE BAŞ BAŞA BIRAK. (Diyanet meali) Bizlerin Kur’an ile bağımızı kesenler, saltanat ve hükümranlıklarının devam edebilmesi için, öyle yanlış bilgilerle bizleri oyalamışlardır ki, FARKINDA OLMADAN ŞEYTANI DOST EDİNİYORUZ. Evet, yanlış duymadınız, farkında değiliz, ama genel çoğunluğumuz, Allah ı dost edindiğimizi zannederek, şeytanı dost edinmiş olabiliriz. Gelin bu konuyu, Kur’an ışığında anlamaya çalışalım. Zuhruf 36: Kim, Rahman’ın ZİKRİ’Nİ GÖRMEZLİKTEN GELİRSE, biz onun başına BİR ŞEYTAN SARARIZ. ARTIK O, ONUN AYRILMAZ DOSTUDUR.(Diyanet meali) Bakar mısınız lütfen, Kur’an ayetlerinin bir kısmını kim görmezden gelir, ya da üstünü örterse, bizler ona şeytanı musallat ederiz, şeytanın dostu yaparız diyor. Bugün bizler onlarca ayetin hükmünün kalktığını, nesh edildiğine inanırsak, ayrıca Allah ın açıkça verdiği hükümlerin tersini hayatımıza geçirirsek, SİZCE DOSTUMUZ ALLAH MI OLUR, YOKSA ŞEYTAN MI? Ne yazık ki bugün bu hatayı bizler yapıyoruz. Hatırlayınız lütfen, Allah şefaat tümden bana aittir, hiçbir şefaatin olmadığı o günden sakının diyor Kur’an da, bizler tam tersine, Allah ın yanında şefaatçiler ediniyoruz. Allah Kur’an ın sınırlarını aşmayın, Kur’an ın ipine sarılın diyor, bizler ise Kur’an da her bilgi yoktur diyerek, sınır tanımaz bir inanç yaşıyoruz. Kur’an veli ve dost kelimelerini iki farklı anlamda kullanmıştır. Örneğin bir insanın bakmakla yükümlü olduğu aile büyüğüne veli dediği gibi, din ve iman adına güvenilecek ve yardım istenecek, yalnız Allah ı VELİ edinmemizi öğütler. Yani din adına sarılacağımız kitabın yalnız Kur’an olduğu ve dinin sınırlarını Allah Kur’an ile sınırladığını anlatır. Dost kelimesi de yine iki farklı anlamda kullanılmıştır. Örneğin Müslüman, Müslüman ın dostudur der. Ama bir de çok önemli bir anlamı vardır ki, din ve iman adına güvenilecek, yardım istenecek dostun yalnız Allah olduğunu söyler Kur’an. Veli ve dost, birbirine çok yakın anlamda kullanılmıştır. Araf 3: (Ey insanlar) Rabbinizden, size indirilene uyun ve O'NDAN BAŞKA DOSTLARA UYMAYIN. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz. (Elmalı Hamdi meali) Demek ki uymamız gereken yalnız Kur’an, din ve iman adına güvenebileceğimiz yardım isteyeceğimiz dostumuz/velimiz de yalnız Allah. Peki, bizler bugün ne yapıyoruz? Yalnız Kur’an olmaz, Kur’an da her bilgi yoktur diyor, emin olamayacağımız bilgilerle dinimizi yaşıyoruz. Tıpkı cahiliye döneminde yapıldığı gibi. Ayrıca kendi nefislerimizde, Allah dostları ilan ettiğimiz kişiler yaratarak, onları şefaatçiler ilan edip, hiç kuşku duymadan ardı sıra gidiyoruz. BÖYLE YAPAN BİZLERİN, SİZCE YANINDAN ŞEYTAN EKSİK OLUR MU? Bakın Allah dan başka, yardımcı dost olmadığını, Rabbimiz nasıl ayetlerinde anlatıyor. Secde 4: Gökleri, yeri ve bunların arasındakileri altı günde (devirde) yaratan, sonra arşa istiva eden Allah'tır. O'NDAN BAŞKA NE BİR DOST NE DE BİR ŞEFAATÇİNİZ VARDIR. Artık düşünüp öğüt almaz mısınız? (Diyanet vakfı meali) Şura 6: ALLAH'TAN BAŞKA DOSTLAR EDİNENLERİ ALLAH, DAİMA GÖZETLEMEKTEDİR. Sen onlara vekil değilsin. (Diyanet vakfı meali) Şura 9: Yoksa onlar ALLAH'TAN BAŞKA DOSTLAR MI EDİNDİLER? HÂLBUKİ DOST YALNIZ ALLAH'TIR. O ölüleri diriltir, her şeye kadirdir.(Diyanet vakfı meali) Şura 46: Onların ALLAH'TAN BAŞKA KENDİLERİNE, YARDIM EDECEK HİÇBİR DOSTLARI YOKTUR. Allah kimi saptırırsa, artık onun kurtuluşa çıkan bir yolu yoktur. (Diyanet vakfı meali) Tevbe 116: Göklerin ve yerin mülkü yalnız Allah'ındır. O diriltir ve öldürür. SİZİN İÇİN ALLAH'TAN BAŞKA NE BİR DOST NE DE BİR YARDIMCI VARDIR. (Diyanet vakfı meali) Ne dersiniz, Allah Kur’an da bizleri nasıl uyarıyor, fakat bizler hala Allah ın yanında, bizlere yardım edeceklerini iddia ettiğimiz DOSTLAR, VELİLER, ŞEYHLER, EFENDİLER nasıl edinmeye devam ediyoruz. Sizce bu durumda yanı başımızda, bizlere fısıldayanlar kimler olabilir? Allah yardımcımız olsun. Allah o günkü Ehli kitabın yaptığı yanlışları uyarmak, bir daha aynı hataların yapılmaması için, sizlere Kur’an ı indirdik dedikten sonra, bakın çok dikkat çekici bir uyarı yapıyor ve aynı hataları yapanların, dostu kimler olacağını bir kez daha nasıl açıkça belirtiyor. Nahl 63: Yemin olsun Allah'a ki, senden önceki ümmetlere de elçiler gönderdik de ŞEYTAN ONLARA AMELLERİNİ SÜSLÜ GÖSTERDİ. O, BUGÜN DE ONLARIN DOSTUDUR/ O GÜN DE ONLARIN DOSTU İDİ. Onlar için acıklı bir azap var. (Yaşar Nuri Öztürk meali) Daha önceki Ehli kitap, nasıl yanlışlar yapmıştı da, onlara yaptıklarını şeytan süslü gösterdi diyor? Cahiliye dönemini lütfen hatırlayınız. Allah peygamberler ve kitaplar gönderip, yalnız gönderdiğim kitaplara uyacaksınız dediği halde, onlarda tıpkı bugün bizlerin genel çoğunluğumuzun yaptığı gibi, yalnız Allah ın gönderdiği kitaplarla yetinmediler. İnançlarını hurafe ve rivayet ağırlıklı yaşamayı seçtiler. Allah sakın şefaatçiler edinmeyin, benim ile aranıza kimseyi koymayın dediği halde, şefaatçiler edinip, birde onların heykellerini yaparak, Allah ile aracı yaptılar. Onların Allah katında şefaatçileri olacağına inandılar. Peki, bizler günümüzde ne yapıyoruz? ARAMIZDAKİ TEK FARK, HEYKELLERİNİ YAPMADIĞIMIZDIR. Hatırlatırım, Allah Kur’an ı yeterli görmeyerek, Allah ın Kur’an da ki sınırlarını aşanlara, şeytan musallat edip, onların dostu olacağını söylüyor. Kur’an ı yeterli görmeyenlere de bakın Rabbimiz ne diyor. Ankebut 51: KENDİLERİNE OKUNMAKTA OLAN KİTABI SANA İNDİRMEMİZ ONLARA YETMEMİŞ Mİ? Elbette iman eden bir kavim için onda rahmet ve ibret vardır. (Diyanet vakfı meali) Casiye 6: İşte sana gerçek olarak okuduğumuz bunlar Allah'ın ayetleridir. Artık ALLAH'TAN VE O'NUN AYETLERİNDEN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR? (Diyanet vakfı meali) Dikkat ederseniz o günkü Ehli kitap, Kur’an ı yeterli görmeyip, atalarından intikal eden rivayet ve sanı inançlarını da yaşamak istemişlerdi. Ama Yaradan asla bunu kabul etmiyor, bakın nasıl uyarıyor ve yalnız Kur’an ın yeteceğini söylüyor. Allah ın ayetlerinden başka, hangi söze inanacaklar diye de uyarıyor. Bugün bizler Allah ın ayetlerini yeterli görmüyor ve onun yanında, asla Allah ın bahsetmediği ciltler dolusu bilgilerin ardı sıra gidiyoruz. Değerli din kardeşlerim. Bizlerin ilk önce yapması gereken, Kur’an ı ilk elden anlayarak ve düşünerek okumak olmalıdır. Daha sonrada sormalıyız, araştırmalıyız. Tıpkı bir öğrenci misali. Allah sizleri Kur’an dan imtihan ediyorum diyor. Hepimiz birbirimize muhtaç yaratılmışız. Ama şunu asla unutmamalıyız, güvenilecek yardım istenecek velimiz, dostumuz yalnız Allah tır. Bakın Rabbimiz, din ve iman konusunun önemine dikkat çekmek adına, bizleri nasıl uyarıyor. Nisa 45: Allah düşmanlarınızı sizden daha iyi bilir. GERÇEK BİR DOST OLARAK ALLAH YETER, BİR YARDIMCI OLARAK DA ALLAH KÂFİDİR. (Diyanet vakfı meali) İsteyen Allah ın bu uyarısını dinler, isteyen uyarıları göz ardı eder, seçim bizlerin. Yanı başımızda farkında olmadan, şeytanı dost edinmiş olma tehlikesine, bu yazımda dikkat çekmeye çalıştım. Hepimiz hata yapabiliriz. ÖNEMLİ OLAN HATADA ISRAR ETMEMEKTİR. Hatada ısrar etmek istemeyen, emin olmadığı bilgilere değil, yalnız Kur’an a sarılır. Peygamberimizde yalnız Kur’an a sarılmış, yalnız Kur’an ı tebliğ ederek, ümmetine Kur’an ile hükmetmiştir. Asla Kur’an ın dışından, dine ilaveler yapmamıştır. Rad 40: Onlara vaad ettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek yahut seni, onu görmeden vefat ettirsek, YİNE DE SANA DÜŞEN SADECE TEBLİĞ ETMEK, bize düşen de hesaba çekmektir. ( Elmalı Hamdi meali) Ahkaf 9: De ki: Ben peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM.(Diyanet vakfı meali) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK