İçeriğe atla
View in the app

A better way to browse. Learn more.

Tartışma ve Paylaşımların Merkezi - Türkçe Forum - Turkish Forum / Board / Blog

Ana ekranınızda anlık bildirimler, rozetler ve daha fazlasıyla tam ekran uygulama.

To install this app on iOS and iPadOS
  1. Tap the Share icon in Safari
  2. Scroll the menu and tap Add to Home Screen.
  3. Tap Add in the top-right corner.
To install this app on Android
  1. Tap the 3-dot menu (⋮) in the top-right corner of the browser.
  2. Tap Add to Home screen or Install app.
  3. Confirm by tapping Install.

halukgta

Φ Üyeler
  • Katılım

  • Son Ziyaret

halukgta tarafından postalanan herşey

  1. —Allah Kur’an da, nelerin haram olduğunu saymış ve bunların dışında her temiz şey sizler için helaldir demiştir. Bugün Allah ın saydığı haramların dışında, fıkıh inancının Müslüman toplumuna dayattığı, tek tırnaklı, çift tırnaklı, yırtıcı kuşlar, denizden çıkan kalamar, karides, midye, ıstakoz türü şeylerinde haram olduğu anlatılır. BU BİLGİLERİN TAMAMI, YAHUDİLERİN İNANÇLARINDAN BİZLERE GEÇMİŞTİR. —Allah Kur’an da kadınların ay halinde, ibadet yapamayacağını, oruç tutamayacağına hükmetmemiştir. Bu yasak YAHUDİLERİN İNANCINDAN, BİZLERİN BEŞERİ FIKIH İNANCINA GEÇMİŞTİR. —Allah kadın saçlarını örtmelidir, ya da çarşaf giymelidir şeklinde asla bir emir Kur’an da vermemiştir. Bu inanç YAHUDİLERİN İNANÇLARINDA VARDIR VE ORADAN BİZLERE GEÇMİŞTİR. HATTA KADIN ÇARŞAF GİYMELİ VE PEÇE TAKMALIDIR DİYE İNANIRLAR. —Hz. Âdem in eşinin ismi, HAVVA ismiyle Kur’an da geçmez. Daha doğrusu Allah ın elçilerinin eşlerinden, isim olarak bahsedilmez. Onun içinde Hz. Âdem den bahsederken, onun eşi diye geçer. İLGİNÇTİR BUGÜN NEREDEYSE HEPİMİZ, HZ ÂDEMDEN BAHSEDERKEN, EŞİNİN HAVVA OLDUĞUNU SÖYLERİZ. BU BİLGİDE YAHUDİLERİN ELLERİNDEKİ, TAHRİF EDİLMİŞ KİTAPLARINDA GEÇER. NEDEN BU BİLGİLERİ SORGULAMA GEREĞİ DUYMUYORUZ? YOKSA DİN VE İMAN ADINA, SORUMLU OLDUĞUMUZ KİTAPLARIMI KARIŞTIRDIK. —Yahudi inancında dinin kaynağı, yalnız Tevrat değildir. Yazılı yani Tevrat, rivayet yoluyla sözlü kendilerine ulaşmış inanç, fıkıh inançları olan TALMUD olduğu kabul edilir. Bu inanç sistemi de bizlere Yahudilerden geçmiş ve dinin ana kaynakları olarak, yalnız Kur’an yetersiz görülmüş ve sözlü rivayet yoluyla ulaşan bilgiler, yani FIKIH inancıda dinin temel ana kaynakları olarak kabul edilmiştir. — Kur’an zina yapan erkek ya da kadın ayırmadan, nasıl bir ceza verileceğinden bahseder ve anlatır. Bu konuda apaçık ayet olduğu halde, hala zinanın cezası aslında Kur’an dada RECM EDİLMEKTİ AMA KUR’AN A GEÇMEDEN KAYBOLMUŞ, diyecek kadar Kur’an a saygısızlık yapıyoruz. ZİNANIN RECM, YANİ TAŞLANARAK ÖLDÜRME İNANCI, YAHUDİLERİN İNANÇLARIDIR VE NE YAZIK Kİ BU İNANÇ ONLARDAN BİZE GEÇMİŞTİR. TABİ AÇIKÇA KUR’AN A SAYGISIZLIK YAPARAK. Hâlbuki Allah, Kur’an ı biz koruyoruz ve hiçbir eksik yoktur dediği halde, Allah ın kelamını dinlemek yerine, Yahudi inançlarını, Kur’an ın önüne geçirmekten çekinmiyoruz. —Erkeklerin sünnet olma konusu, Kur’an da tek kelime bile geçmez, bahsedilmez. BU İNANÇTA MÜSLÜMAN TOPLUMLARINA YAHUDİLERİN İNANÇLARINDAN GEÇMİŞTİR. İlginçtir, Müslüman olmak isteyen bir kişiye erkekse, önce Müslüman olmak istiyorsan sünnet olmalısın denmektedir. Ne kadar ilginç ve düşündürücü değil mi sizce. ALLAH IN BİZLERİ SORUMLU TUTTUĞU KUR’AN DA, TEK KELİME BİLE GEÇMEYEN BİR HÜKÜM, NASIL OLURDA MÜSLÜMAN OLMANIN İLK ŞARTI OLUR. — Herhangi bir Müslüman a sorduğunuzda, insanların canını alan meleğin adı nedir deseniz, hiç düşünmeden AZRAİL diye cevap verir. Hâlbuki AZRAİL ismi Kur’an da hiç geçemez. Kur’an da insanların canını alan melek, ölüm meleği diye geçer. Ne yazık ki bu isimde, Yahudilerin FIKIH inancından, Yahudi din âlimlerinin/hahamların yazdığı kitaplarda geçer. —Camilerde kadın ve erkeklerin, ayrı yerlerde ibadet etme geleneği de Yahudilerden bizlere geçmiştir. Yahudilerde sinagoglarda, ayrı yerlerde ibadet ederlerdi. Yahudilerde kadınlar ve erkekler bir arada oturmaz. Kadınların yeri genelde, arka bölümde yer alır. Erkek ve kadın arasında perde ile kapatılırdı. Günümüz Yahudileri bu adaletsiz ve yanlış inancı terk etmiş, kadınlar ve erkekler kendilerine ayrılan yerlerde oturmaya başlamışlardır. Bu inancında bizlere, Yahudilerden geçtiği çok açıktır. Çünkü Kur’an ın böyle bir emri asla yoktur. — Hatim, baştan sona okunma anlamındadır. Allah Kur’an ı anlayarak ve yavaş yavaş okumamızı, üzerinde düşünmemizi ister. Kısa bir zaman içinde, baştan sonuna kadar okuyup bitirmek, yani hatim etmek, Kur’an ı okuma amacına uygun değildir. Kur’an ı okumamızdaki amaç, sindire sindire ayetlerin ne anlattığını kavramaktır asıl amaç. Onun için Kur’an bir seferde indirilmemiştir. İslam da “Kuranı hatmetme, hatim indirme âdeti gelenek ve anlayış olarak, Yahudilikten alınmadır. YAHUDİLİKTE “SİMRA TARA” ADIYLA ANILAN BU GELENEK DE, TEVRAT HER YIL BİR KEZ HATMEDİLİR OKUNUR VE BUNUN SONUNDA’DA BAYRAM YAPILIRDI. “Abdurrahman Küçük-Günay Tümer–Dinler Tarihi.” —Birlikte yaşayan iki erkek kardeşten birisi, oğlu olmadan ölürse, diğer kardeşin yengesiyle evlenmesi gerektiği geleneği, hala bazı bölgelerimizde uygulanmaktadır. BU İNANÇTA YAHUDİ İNANCIDIR, KANIMIZA KADAR İŞLEMİŞ, AMA FARKINDA BİLE DEĞİLİZ. Bakın kendi kitaplarında bu konu ile ilgili ne diyor. “Yas.25: 5 "Birlikte oturan kardeşlerden biri oğlu olmadan ölürse, ölenin dulu aile dışından biriyle evlenmemeli. Ölenin kardeşi dul kalan kadına gidecek. Onu kendine karı olarak alacak, ona kayınbiraderlik görevini yapacak.” — Kur’an kadının ya da erkeğin, iffetli ve namuslu olmasının öneminden, birçok ayetinde bahseder. Ama kadının kızlık zarından ve evlenirken kız olduğuna dair, bu zarın kanamasının gerektiğinden bahsetmez. Çünkü bazı kadınlarda bu zar kolay yırtılmaya bilir, doğumda yırtılabilir. Bu yüzden yeni evlilerin yuvalarının yıkıldığını hepimiz duyarız. İŞTE BU GERDEK GECESİ KANLI ÇARŞAF GELENEĞİDE, NE YAZIK Kİ YAHUDİLERDEN BİZLERİN İNANCINA GEÇMİŞTİR. Bakın kitaplarında ne yazar. “YASANIN TEKRARI 22:/16- Kadının babası ileri gelenlere, 'Kızımı bu adamla evlendirdim ama o kızımdan hoşlanmıyor diyecek, 'Şimdi kızımı suçluyor, onun erden (kız) olmadığını söylüyor. İşte kızımın erden olduğunun kanıtı! SONRA ANNE-BABA KIZLARININ ERDEN OLDUĞUNU KANITLAYAN YATAK ÇARŞAFINI İLERİ GELENLERİN ÖNÜNE SERİP GÖSTERECEKLER.” —Loğusa kadın belli bir süre yalnız bırakılmaz. Çocuk bezleri dışarıya gündüz asılmaz, çocuk yalnız bırakılmaz. Doğumdan sonra 40 gün anne ve çocuk dışarı çıkmaz. Loğusanın bulunduğu yere süpürge, sopa, kesici aletler, soğan, sarımsak konur. Al karası, yani alkansı çocuklara zarar verir bunu önlemek için, bunlar yapılır diye inanılır. HÂLBUKİ BU İNANÇTA YAHUDİLERDEN, FARKLI ŞEKİLLERE BÜRÜNEREK, BİZLERİN İNANCINA GEÇMİŞTİR. Yahudiler Âdem in ilk eşinin Havva olmadığı, ilk eşinin LİLİTH diye birisi olduğu, ama Hz. Âdem ile anlaşamadığı için ayrıldığına inanırlar. Bu bilgiler Yahudilerin FIKIH kitaplarında geçer. Daha sonra Kur’an da ismi geçmeyen, bizlerinde inancına girmiş, Havva anamızla evlendiğine inanırlar. LİLİT de kıskançlığından, Âdem ve Havva nın soyundan doğacak çocukları, öldüreceğini söylediğine inanılır. Bu konudaki inançlarına bakalım şimdide. “İnanışa göre kötü bir ifrit haline gelen Lilith, gece hava karanlıktan sonra, yeni doğum yapmış evlere girerek, loğusa kadınların bebeklerini boğmaktadır. Bu sebeple günümüzde bazı Museviler arasında bir adet olarak, Loğusa kadın akşamları evde yalnız kalmaz ve akşamları çamaşır ipinde çocuk bezi bırakılmaz, çünkü bunları gören Lilith'in, o evde çocuk olduğunu anlamasından endişe edilir.” — Kur’an, erkek ve kadının yaratılış olarak topraktan, balçıktan yaratıldığını söyler bizlere. Yani kadının yaratılışının, erkekten farkı olmadığını, özellikle kadının Âdem in yaratıldığı gibi yaratıldığını açıkça söylediği halde, bizler günümüzde Kur’an ın açıklamalarına değil, YAHUDİLERİN İNANCINDA OLAN, KADIN ÂDEMİN KABURGA KEMİNDEN YARATILMIŞTIR, SÖZLERİNE İNANIRIZ. —Kur’an da, asla geleceği iddia edilen, MEHDİ VE DECCAL ile ilgili bir bilgi yoktur. Ama İslam toplumlarının genel çoğunluğu, Müslümanları kurtarıcı olarak MEHDİNİN GELECEĞİNE İNANDIRMIŞLARDIR. BU BİLGİYİ KUR’AN ASLA ONAYLAMAZ. ÇÜNKÜ MEHDİ VE DECCAL İNANCI, YAHUDİLERİN İNANCIDIR VE BİZLERİN İNANCINA SOKULMUŞTUR. — İslam Fıkıh inancının öğretisinde, Allah Kur’an ın yanında, elçisine Kur’an gibi hükümler koyma yetkisinin verildiği anlatılır. Aslında bu inançta Yahudilerin Fıkıh inancı TALMUD DA GEÇER VE BU İNANÇ YAHUDİLERDEN BİZE GEÇMİŞTİR. "Gayri matluv" vahiy inancı.( Peygambere Tevrat dışından gelen vahiy) Hahamlara göre Musa'ya Tevrat'ın bir benzeri verilmiştir. O da Talmud'dadır.” —İslam toplumunda farkında olmadığımız öyle inançlar vardır ki, Yahudilerin FIKIH inancı TALMUD da geçer. Yahudilerin bazı inançlarını sizlere yazmak istiyorum. Bazı inançlarımızın nereden geldiğini, o zaman çok daha iyi anlayacaksınız. “Muska yapma inancı. Ayrıca el içinde göz biçiminde bir simge olan "hemse" de Yahudilerden geçmedir. Kâbe’nin çevresinde 7 kez dönmek. Hoşana Rabba töreninde havranın çevresinde 7 kez dönülür. Kutsal dil inancı. Tevrat geleneksel olarak İbranice okunur. Kutsanan yalnızca İbranicesidir. Ezgili okuma. Tevrat ezgili okunur, sallanarak okunur. Tıpkı geleneksel Kur an okumaları gibi. İbranicesinden Tevrat okumanın "sevap" olduğu inancı da aynen Yahudilerden bize geçmiştir.” —Camilerde takılan takkede, namazdan sonra çekilen tespih, Kur’an ın emri değil, YAHUDİ İNANÇLARINDAN BİZLERE GEÇMİŞTİR. —HAREM SELAMLIK OTURMA İNANCIDA, YAHUDİ FIKIH İNANCIDIR. Kur’an açıkça eş, dost, arkadaş ve akrabalarımızda birlikte oturmamızda, yemek yememizde bir sakınca yoktur diye açıkça bildirmiştir. Ne yazık ki Kur’an ın önüne, batıl Yahudi inançları geçirilmiştir, ama farkında olan bile yok. —Ruhbanlık Yahudi geleneğidir. Dini ve Allah ın kitabını, yalnız HAHAMLARIN ANLAYABİLECEĞİNİ ve dinin onların tek elinde olduğuna inanırlar. İslam inancında ruhbanlık olmadığı halde, bu inanç bizlere de Yahudilerden geçmiş ve Kur’an ı herkesin anlayamayacağı, çok özel hocaların, şeyhlerin, efendilerin veli kişilerin anlayacağı söylenerek, Allah ın yasakladığı RUHBAN SINIFINI, İSLAM İNANCINA SOKMUŞLARDIR. Bu konularda söylenecek çok şeyler var ama bizler, her şeyin Kur’an da olamayacağına inanmaya devam ettiğimiz sürece, inancımıza Yahudilerinde, Hıristiyanlarında inançlarının karışması önlenemez. Elimizde tertemiz, arı duru, berrak kolaylaştırılmış bir kitap var. Ona sarılacağımıza, ellerimizle zorlaştırdığımız ve nereden geldiğinden emin olmadığımız bilgilerin ardına düşüyoruz. Bizler aldanmak ve kandırılmak istemiyorsak, Allah ın uyarılarına dikkatle uymalıyız. Allah sizleri yalnız Kur’an dan hesaba çekeceğim diye hükmünü verdiyse, Allah sözünde durandır unutmayalım. Asla Kur’an da bahsetmediği, hükmetmediği hiç bir şeyden hesap sormayacağını, aklımızdan çıkarmamalıyız. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  2. Sayın Ömer Tuğrul İnançer beyin, ben sadece Kur’an a bakarım, diyenlere cevap niteliğinde konuşmasını ibretle izledim. Ne yazık ki bizler inançlarımızı Kur’an ile sorgulamak yerine, bizlere öğretilen beşeri fıkıh bilgileri ile inancımızı sorguladığımız için, inanılmaz büyük hatalara düşüyoruz. Ömer Bey, öncelikli olarak Kur’an a bakmalıyız, onun süzgecinden geçmeyen hiçbir bilgi bizleri bağlamaz diyenlere karşı, verdiği örnekler, gerçekten düşündürücüdür. Gelin Ömer Beyin konuşmalarından ve verdiği örneklerden bölümler alalım ve konuyu birlikte düşünelim. “Kur’an açık ama ….. Bugünkü hukuk sistemini ben okusam, Türk hukuk sistemini anlar mıyım? Mesela mahkemeye dilekçe yazmasını bilir miyim? Anayasa kitabı dilekçe yazmasını yazmaz ki. Veya anatomi kitabı okusam, tabip diye ortaya çıkabilir miyim? Bunları kabul ediyoruz da, KUR’AN I OKUDUĞUMUZDA, BEN DİNİMİ ÖĞRENİRİM DİYENLER NE YAPIYORLAR. Farkındalar mı ne yaptıklarının.” Ne yazık ki verilen örnekler, Kur’an ı zerre kadar anlamadığımızı gösteriyor. KUR’AN BİZLERE MESLEK EDİNDİRME KİTABI DEĞİLDİR. Önce bunu doğru anlamalıyız. Kur’an doğru yolu gösteren, eşi benzeri olmayan, Allah katından indirilmiş bir NURDUR, IŞIKTIR. Onun içinde hiçbir beşeri kitapla karşılaştırılamaz. Örnek gösterilemez. Tur suresi 34. ayette, Allah açıkça bizlere meydan okuyarak bakın ne diyor. “HAYDİ, KUR'AN GİBİ BİR SÖZ GETİRSİNLER, EĞER DOĞRU SÖYLEYENLERSE...” Kur’an ın bir benzerini getirecek hiçbir kul yoksa nasıl olurda kulun, beşerin yazdığı kitaplarla, Allah ın güneş gibi parlayan, eşi benzeri olmayan NURUYLA KARŞILAŞTIRIRIZ VE O BİLGİLERLE KUR’AN I ANLAYACAĞIMIZI SÖYLERİZ. Karşılaştırma aynı değerler arasında yapılır, lütfen unutmayalım. Alıntı yapamaya devam edelim. “KUR’AN I KERİM BİR KERE SANA İNMEDİ. Habibullah a indi. Karşısındaki soruyor. Hocam anlayasınız diye size indi Kur’an diyor ama. Cevaba bakalım. AMA ANLAMAK İÇİN ÖN ŞARTLARI ÖNCE YERİNE GETİR. OKUR OKUMAZ ANLAMAK… Bugün okuduğu gazete makalesini 80 milyonda kaç kişi anlar. Havanda su dövüyorlar.” KUR’AN IN YALNIZ ELÇİSİNE İNDİĞİNİ VE YALNIZ ELÇİSİNİN ANLADIĞINI SÖYLEMEK, İFTİRANIN VE GÜNAHLARIN, SAYGISIZLIĞIN EN BÜYÜĞÜDÜR. Bunu söyleyen kişi, acaba hiç düşünüyor mu? Madem Kur’an ı yalnız Allah ın elçisi anladı, neden bizlere naklederken, anlaşılır şekliyle bizlere iletmedi, yazdırmadı. NEDEN ALLAH, YALNIZ ELÇİSİNİN ANLAYACAĞI ŞEKLİYLE GÖNDERSİN KUR’AN I? Hangi yazar çok geniş bir topluma hitap edecek bir yazı yazıyorsa, çok azınlık kişilerin anlayacağı üslupta yazar kitabını? Bu nasıl bir mantık böyle. Allah yalnız elçisinin anlayacağı şekliyle gönderecek ve daha sonra bizleri Kur’an dan mı sorumlu tutacak? Sizce yalnız peygamberimiz anladı, daha sonra tıpkı peygamberimiz gibi anlayanlar mı var aramızda da, onların kitaplarından mı okuyup anlayacağız? Kim bunlar, seçimi kim yapacak? Kur’an ı anlayabilmemiz için, önce Allah ın değil lütfen dikkat, beşerin öğretisinden kaynaklanan, ÖN ŞARTLARI YERİNE GETİRMEMİZ GEREKTİĞİNİ SÖYLÜYOR. Acaba bu ön şartları kimlerden öğreneceğiz? Kimler garanti veriyor doğruluğu konusunda. Konuşmasına bakmaya devam edelim. “Dünkü ekmek bugün yenir, dünkü gazete bugün okunmaz. Onu bile anlamaktan aciz. Kur’an ı kerimi sen….Tıp talebeleri ilk orta lise 12 sene okuyorlar mı? Sonra bir sene fizik, kimya, biyoloji okuyorlar mı? Sonra tıp da başlıyorlar. Ayrıca 6 senede bitirdiler fakülteyi. Sonra ne oldu hiç. Sonra Uzmanlık sınavı tus sınavına giriyorsun, o zor imtihanı kazanıyorsun, senelerce kılıniklerde hocaların nezaretinde dersler görüyorsun, yaşın 40 a yaklaşırken, filanca mütehassısı oluyorsun. Bu bedeninle ilgili ihtisas. Biz din konuşurken ne konuşuyoruz. Ebedi bir hayat konuşuyoruz. Ebedi hayata hizmet edecek ilimleri elde etmeden…. Senin dediğin söz batıl, evet anlaşılsın diye indirdik, ama cahillere değil. Peki, cahillik bir suç mudur? Evet suçtur. Cahil kalmak suçtur. Herkes mi âlim olacak, hayır. Herkes kendi kapasitesini dolduracak kadar öğrenecek.” Verdiği örnek çok ilginç. Dünkü ekmek bugün yenir diyor ama dünkü gazete bugün okunmayacağını söylüyor. Bu örneği neden ve ne maksatla verir bir insan Kur’an ı, dini anlatırken doğrusu anlayamadım. Yoksa Kur’an çok eskide kaldı artık, onu günümüzde bizler anlayamayız, anlayan âlimlerden öğrenmeliyiz mantığını anlatabilmek için mi söyledi? Onu Allah bilir. Kur’an ı hiçbir beşeri ilimle, meslekle asla karşılaştıramayız örneğini bile veremeyiz, önce bunu aklımıza iyi sokalım. ÇÜNKÜ DİN, BİR MESLEK DEĞİLDİR. ALLAH IN YOL GÖSTERİCİ REHBERİDİR. ONUN İÇİN BU REHBERİNDE ANLAŞILMASI İÇİN, HİÇ KİMSEYE İHTİYACI OLMADIĞINI ALLAH SÖYLÜYOR VE NE DİYORDU BİRÇOK KEZ? PEYGAMBERE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. (Ankebut 18) BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ. (Kehf 56) SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR. (Rad 40) BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM. (Ahkaf 9 ) Ebedi hayata hizmet edecek ilimler, beşeri kitaplarda değil, yalnız ve yalnız Allah ın yemin olsun ki, anlayasınız diye kolaylaştırdık dediği, Kur’an da yazmaktadır, beşerin kitaplarında değil. Düşünebiliyor musunuz cahillerin Kur’an ı anlayamayacağını söylüyor. İyide bir konuda cahil olan insan, nereden giderecek cahilliğini de, bilgi sahibi alacak? Hangi kaynaktan okuyacak? Bu sözleri söyleyene göre, kendisi Kur’an ı okuyunca anlayamaz? Peki neden? HÂŞÂ ALLAH KULLARINA ANLATAMIYOR, İZAH EDEMİYOR DA, BİRİLERİMİ BAŞARIYOR KUR’AN I AÇIKLAMAYI, ANLATMAYI? Bu nasıl bir saygısızlık böyle. “Şimdi hiç bir şey okumamış, Kur’an okumuş. Şimdi ben sorayım öyle diyenlere. Öğle namazı kaç rekât. Cevap veriyor karşısındaki 4 rekât. Sabah namazı 2. Nerede yazıyor. Cevap veremeyince sunucu. Ne oldu yüzün soldu diye övünüyor ve gülüyor. O kitap kime geldi. Cebrail, gerek peygamberimiz gerek diğer peygamberler arasında, Allah arasında ne yapıyor? Allah kullarına isteseydi şöyle yapın, şöyle yapın diye kalplerimize veremez miydi? Niye insandan peygamber gönderiyor. Cebrail peygamberimize, diyelim ortalama yüz defa gözüktüyse, bunun yüzde 99 unda insan şeklinde gözüktü. Neden? Niçin cenabı Musa ya ateşten dağın parçalanmasından, tecelli eden hak, aleyhivessalatüvesselama, insan şeklindeki Cebrail den tecelli etti. Cevabı basit. ALLAH İNSANDAN İNSANA TECELLİ EDER. KİTAPTAN DEĞİL. Hangi kitaptan bahsettiğimizin farkındayım. Kitabullahtan bahsediyorum. ORADAN TECELLİ ETMEZ. İNSANDAN TECELLİ EDER. Ne yazık ki, buna benzer örnekler çok veriliyor. Toplumda FIKIH inancının öğretisini, dinin gereği zannettiği için tereddüde düşüyor ve bu kişilere inanıyor. Hiç bir şey okumamış, yalnız Kur’an ı okumuş kişilerin söyledikleri şeyleri bilemeyeceğini, Kur’an da göremeyeceğini söylüyor. Bunu söyleyen kişi aslında Kur’an ile İslam ı yaşayamazsın demiş oluyor. BUDA KUR’AN A ŞİRKTİR. KUR’AN I TERK ETMEKTİR. Allah biz kitapla hiçbir eksik bırakmadık, her şeyden nice örnekleri verdik ki anlayasınız, sizleri Kur’an dan hesaba çekeceğiz, onun için yalnız Kur’an ın ipine sarılın, sakın veliler edinip ardı sıra gitmeyin, sizlerin güveneceğiniz veliniz yalnız benim diyecek, ondan sonrada namaz kılın, oruç tutun, zekat verin diye emir verip detaylarını vermeyecek Allah öylemi? Allah namazın kısaltılmış tarifini yapıp, normal zamanda bir sınırlama koymadıysa rekât sayısı olarak, nasıl olurda bunu bir eksiklik gibi görebilirsiniz. Yine çok ilginç ve Kur’an ayetlerinden çok uzak bir örnek. Allah elçisini özellikle bir insandan seçmesini örnek verip, isteseydi Kur’an ı kullarının kalplerine indirebilirdi diyor ve verdiği örnek, Kur’an ın öğretisinden uzak, nereye gittiği belli olmayan bir yola götürür insanı, Allah korusun. Söylenenlere bakar mısınız lütfen. ALLAH, İNSANDAN İNSANA BİLGİLERİNİ AKTARIR, KİTAPTAN DEĞİL DİYOR. TABİ BÖYLECE KUR’AN, TAMAMEN DEVRE DIŞI KALMIŞ OLUYOR. Bu sözler Kur’an ın yüzlerce ayetine aykırıdır. Peygamberimizin mahşer günü söyleyeceği o üzücü gerçeğin mayasını atan, ne yazık ki bu zihniyet. Ne diyecek Allah ın elçisi? “BENİM ÜMMETYİM, KUR’AN I DEVRE DIŞI BIRAKTILAR.” İlginçtir Allah ayetinde; “Söz bakımından Allah'tan daha doğru kim vardır!”. “O halde Kur'ân'dan sonra hangi söze inanacaklar?”, Karşılarında okunup duran bir kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu? Diyecek, daha sonrada Allah ın sözü olan Kur’an ın muhkem ayetleri, okuyan her kulu tarafından anlaşılamayacak, öylemi? Karar sizin. İslam dininde ruhban sınıfı olmadığı halde, kendilerini ruhban sınıfından ilan edenleri, lütfen dikkatle takip edelim, yoksa mahşer günü çok üzülenlerin safında oluruz. Konuşmacının sözlerine devam edelim. “Karşısındaki sunucu cevap veriyor. Oradan tecelli etseydi, herkesin kalbine ilham ederdi. SİZ HİÇ KİTAP OKUYARAK YÜZME ÖĞRENEN GÖRDÜNÜZ MÜ? Görmedim diye cevap alıyor……… SUYA GİRMEDEN YÜZME ÖĞRENİLMİYOR. Yahu yüzmeyi bile kitap okuyarak öğrenemiyorsun da, dinimi kitap okuyarak öğreneceksin. Şimdi diyecek olanlar vardır. O ALLAH IN KİTABI. İYİDE AYNI ZAMANDA KİTABI KERİM BİR MEKTUP MUDUR? MEKTUP, ARASI İYİ OLANLAR ARASINDA ANLAŞILIR. ALLAH İLE ARAYI İYİ EDENLER KUR’AN I KERİMİ ANLAR.” Ne yazık ki batıl inançlarımızı aklayabilmek için, öyle yanlış örnekleri veriyoruz ki, aklını zerre kadar kullanan, bu örnekleri asla kabul etmez. Hele biraz Kur’an ı anlayarak ve üzerinde düşünerek okuyorsa bir Müslüman, bu sözlerin yanlışlığının farkına varır. Onun için Kur’an ı anlayarak ve düşünerek okunmasını istemiyorlar. Allah bizlerin düşünerek, aklımızı kullanarak Kur’an ı okumamızı istiyorsa, aklı başında her kulunun Kur’an ın muhkem ayetlerini anlamaması mümkün değildir. Allah okuyun ve düşünün emrini birçok kez veriyor. Ama birileri çıkıyor, siz anlayamazsınız diyor. Allah herkesin anlayamayacağı bir kitap gönderip, daha sonra asla hesap sormaz. LÜTFEN ALLAHIN ADALETİNİ KÜÇÜMSEMEYELİM, ADALETİNE SAYGISIZLIK YAPMAYALIM. KUR’AN BİR MEKTUP DEĞİLDİR. MEKTUP AYNI DEĞERDE KİŞİLER ARASINDA GÖNDERİLİR. KUR’AN BİR BİLDİRİDİR, MESAJDIR, TEBLİĞDİR. ONUN İÇİNDE TEBLİĞİ, MESAJI OKUYAN TARAFINDAN ANLAŞILACAK ÜSLUPTA GÖNDERİLİR Kİ MESAJ, TEBLİĞ YERİNİ BULSUN ANLAŞILSIN. İbrahim 52: Bu Kur’an; kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak tek ilâh olduğunu bilsinler ve AKIL SAHİPLERİ DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALSINLAR DİYE İNSANLARA BİR BİLDİRİDİR. (Diyanet meali) Maide 99: PEYGAMBERİN ÜZERİNE DÜŞEN ANCAK TEBLİĞDİR. Allah, sizin açıkladığınızı da, gizlediğinizi de bilir. (Diyanet meali) Allah ile arasını iyi eden, Kur’an ı iyi anlayacağını söyleyen Ömer Beye sormak isterim. Acaba siz Allah ile arası iyi olan kişileri biliyorsunuz da, onların sözlerine mi inanıyorsunuz. Bu kişiler mi size Kur’an ı açıklıyor ve anlatıyor. Yoksa size HÂŞÂ, Rabbim mi bildirdi bu kişileri. İsra 84: De ki: “Herkes, kendi mizaç ve meşrebine göre iş yapar. BU DURUMDA KİMİN DOĞRU BİR YOL TUTTUĞUNU, RABBİNİZ EN İYİ BİLENDİR.” Söyleyecek, anlatacak çok şeyler var. Sayın Ömer Tuğrul Bey, dini anlatacak kişilerin din adına eğitimlerinin yalnız Kur’an olmadığını söylüyor. Acaba dini öğrendiği diğer kaynakların doğruluğuna, Kur’an gibi garanti veren bir kaynak var mı? Sayın Ömer Beyin, bir avukat ve iyi bir müzisyen olduğunu okudum biyografisinden. Bakın kendisi dini anlamış ve bir şekilde kendince anlatıyor. Diğer insanların bunu yapamayacağını, neye göre bu ayrımı yaptığını, doğrusu çok merak ettim. Değerli din kardeşlerim. Kur’an peygamberimizin aracılığıyla bizlere iletilmiş bir tebliğdir, lütfen bu tebliği aracısız okuyun ve üzerinde düşünün. Tebliğ, mesaj göndericisi tarafından, asla anlaşılmaz olamaz. Böyle olsaydı tebliğ ve mesaj ulaşması gereken yere ulaştığında, anlaşılamazdı. Tabi böylece AMACINADA ULAŞMAZDI. Lütfen Allah ın kelamı ile oynamayalım. Ebedi hayatımızı mahvederiz. Peygamberimiz elçiydi unutmayalım. Elçi aldığı mesajı, asla değiştirmeden ileten, tebliğ eden demektir. SİZLERİ ALLAH IN TEBLİĞİNE, MESAJINA DAVET EDİYORUM. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  3. Bu makalemde, sizleri üzerinde düşünmeye davet etmek istediğim konu, “ALLAH BİZLERDEN BİR KUL OLARAK, NASIL BİR İNSAN OLMAMIZI İSTİYOR.” Allah ın bu dünyada ilk olarak bizlerden istediği, kendisine ibadet etmemiz mi? Yoksa……? Gelin bu konuyu birlikte, Kur’an dan araştırmaya, anlamaya çalışalım. Bakın Allah bizleri, ne için yaratmış. Mülk 2: O, HANGİNİZİN DAHA GÜZEL İŞ YAPACAĞINIZI DENEMEK İÇİN ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır. ( Elmalı meali) Buradan da anlıyoruz ki, Allah ın bizleri yaratmasındaki asıl amacı, hangimizin bu dünyada güzel işler yapacağı, insanlara faydalı olup, güzel davranışlarda bulunup bulunmayacağını görebilmek için yarattığını söylüyor. Bunu başka bir ayetinde de açıklıyor ve sizleri, bu konuda imtihan ediyorum, hiç biriniz bu dünyadan, imtihan olmadan gitmeyeceksiniz diyor. Ankebut 2: İnsanlar, “İnandık” demekle İMTİHAN EDİLMEDEN BIRAKILACAKLARINI MI ZANNEDERLER.( Diyanet meali) Yani bu dünyada Allah ın katında, onun sevgili kulu olmak istiyorsak, önce iyi, güzel ameller, davranışlar sergilemeliyiz ki, Allah ın huzurunda yüzleri gülen kullarından olalım. Dikkat ederseniz Allah, bana en çok namaz kılan, oruç tutan benim en sevdiğim kulum olacaktır demiyor Kur’an da. BİRİNCİ ÖNCELİK, GÜZEL DAVRANIŞLARDA BULUNMAK OLDUĞUNU, ÜSTÜNE BASA BASA SÖYLÜYOR. Bu satırları okuyan bazı kardeşlerimiz, namazın hiç önemli olmadığını söylüyor bu kişi, iyilik yap gerisini boş ver diyor, şeklinde yorumlayabilir. Bunu aklı başında hiç kimse söylemez. Kur’an ın emrettiği salât/namaz/dua, insanın yaratıcısı ile bağlantısıdır. Bu kapıyı kim kapalı tutar, açmak istemez. Allah ın Kur’an da geçen emirlerini, doğru yerine getiren bir insan, yaşamında da her zaman, Allah ın bizlerden öncelikle istediği, adaletli, güzel davranışlarda bulunan örnek bir insan olmaya çalışır. BÖYLE BİR İNSANIN, ALLAH IN HUZURUNA NAMAZA DURUP, ALLAH IM İSTEDİKLERİNİ YERİNE GETİRDİM, DİYECEK YÜZÜ DE OLACAKTIR. Allah ın bizlerden öncelikli istediği konuları, gereği gibi öğrenememiş bir Müslüman ise, namazını istediği kadar kılsın, amacına asla ulaşmayacaktır. Bu namaz gösterişten öte gidemez. Onun için Allah önce istediğim doğru bir kul ol, ondan sonra BANA SAYGINI GÖSTER DİYE EMREDİYOR. Maun suresinde, bu konuda Allah ın uyarılarını hatırlayınız lütfen, ne diyordu Rabbimiz. “İŞTE O, YETİMİ İTİP KAKAR. YOKSULU DOYURMAYA TEŞVİK ETMEZ. YAZIKLAR OLSUN O NAMAZ KILANLARA Kİ, ONLAR NAMAZLARINI CİDDİYE ALMAZLAR.” Demek ki namazdan önce yapmamız gerekenler var. Eğer bizler Allah ın istediği doğru, adaletli ve hayırda yarışan, ahlaklı bir insan olamadıysak, kıldığımız namazında ne hayrını görebiliriz, nede faydasını. Müslüman toplumlarının acıklı hali, bizlere çok şey anlatıyor. Önce ahlaklı ve topluma faydalı şeyleri yapmayı amaç edinmeliyiz. Bu konuda dikkat çekici bir örnek vermek istiyorum Kur’an dan. Maide suresi 8. ayetinde, bizlerin dikkatini çekiyor ve bakın ne diyor Allah. “EY İMAN EDENLER! ALLAH İÇİN HAKKI TİTİZLİKLE AYAKTA TUTAN, ADALET İLE ŞAHİTLİK EDEN KİMSELER OLUN. BİR TOPLUMA OLAN KİNİNİZ, SAKIN HA SİZİ ADALETSİZLİĞE İTMESİN. ÂDİL OLUN.” Bu ayeti okudunuz. Günümüzde dindarlıklarıyla ön plana çıkan, camilerde boy boy poz vererek resim çektiren cemaatlerin, tarikatların ya da kişilerin davranışlarına, adalet anlayışlarına da şahit oldunuz, oluyorsunuz da. Sizce bu işte bir gariplik yok mu? Bizler Allah ın Kur’an da istediği, uyarıları ışığında mı yaşıyoruz? Bizden olmayana, bizim gibi düşünmeyene adaleti layık görmeyenler, sizce Allah ın maun süresinde, YAZIKLAR OLSUN O NAMAZ KILANLARA dediklerinden farkı var mı? Bizler bir işe başlarken, eğer baştan doğru başlamadıysak, yaptığımız hiçbir işten verim alamayız, doğru bir sonuca ulaşamayız. Önce imtihanımız gereği, dosdoğru bir insan olmalıyız, topluma faydalı işler yapmalıyız ki, Allah ın hoşnutluğunu kazanabilelim. Eğer adalet adına, işimize gelmeyen, nefsimizin hoşnut olmadığı şeyleri yapmıyorsak yaşamımızda, kendimizi kandırıyoruz demektir. Allah biz kullarını tarif ederken Kur’an da, TARTIŞMAYA MEYİLLİDİR, ACELECİ TABİATTA VE ZAYIF YARATILMIŞTIR, diye açıklama yapar. Tabi hepsinin üzerinde hâkim olan bir gücüde, biz kullarına verdiğini söyler Allah, AKIL, MUHAKEME GÜCÜ. Eğer aklı devre dışı bıraktıysak, ya da birileri bıraktırdıysa, bu zafiyetlerimizin hiç birisinin üstesinden gelemeyiz. ONUN İÇİN ALLAH KUR’AN DA DÜŞÜNMEYE, AKLIMIZI KULLANMAYA ÇOK ÖNEM VERMİŞ VE DİKKATİMİZİ ÇEKMİŞTİR. Hatta aklını kullanmayanı Allah, pislik içinde bırakırım demiştir. Hatırlayınız bazı cemaatlerde, akılla İslam yaşanmaz diyenleri duyarsınız. Bu zihniyet bizleri, Allah a mı ulaştırır yoksa…..? Yoksanın cevabını herkes, kendi nefsine vermelidir. Dikkatinizi çekmek isterim, bizleri amacından uzak, çok kılacağımız namazlar değil, KUR’AN IN REHBERLİĞİNDE, AKLIMIZI KULLANIP KULLANMADIĞIMIZ KURTARACAK ve doğru yolu bulmamıza yardım edecektir. Yine bazı kardeşlerim, bu sözlerimden de yanlış anlamlar çıkartabilir. Namazı devre dışı bırakmaya çalışıyor, bu kişi diyebilirler. Bunu düşünmek, Allah a yapılacak en büyük saygısızlıktır. Eğer bizler, Allah ın istediği bir kul olmadan, adaletten Kur’an dan uzak, Kur’an a şirk koşan, Allah dan başka şefaatçiler edinerek, onun huzuruna durup, ona şükranlarımızı sunarak ondan yardım diliyor, ona kulluk görevimizi yapıyorsak, inanın boşa çaba harcıyoruz demektir. Bunu yapanların Allah, mahşer günü asla yüzüne bile bakmayacağı uyarısını Kur’an da yapıyor. ALLAH IN HUZURUNA DURMADAN, ONDAN YARDIM İSTEMEDEN, ONA KULLUK GÖREVİMİZİ YAPMADAN ÖNCE, ALLAH IN YÜZÜNE BAKACAK DURUMDA OLMAMIZ GEREKİR. Allah ın emirlerini yerine getirmeyen, onun ipine sarılmayıp, beşerin rivayetlerine sarılan bir kul isek, istediğimiz kadar huzura duralım, KAPI ASLA AÇILMAYACAK, DUALARIMIZ KARŞILIK BULMAYACAKTIR. NE YAPTIK Kİ NE İSTEYELİM. İslam toplumlarının, bugünkü halini isterseniz bir düşünün, ne demek istediğimi anlayacaksınız. Onun için önce bizler, Allah ın istediği, yardım sever, adaletli bir insan olmalıyız. Daha sonrada onun huzuruna durup, onu tespih ettiğimizde, ona şükranlarımızı sunduğumuzda, bizlere yardım elini uzatacak, bizleri hem bu dünyada, hem de huzurunda, yüzleri gülen kulları arasına alacaktır. Bizler İslam ı, Allah ın indirdiği dinden öyle uzaklaştırdık ki, Allah ın bizlerden istedikleri tamamen devre dışı bırakıldı. Çünkü Kur’an yetersiz ve açıklanmamış ilan edilerek, beşerin rivayetleri din adına yaşanır oldu. Allah doğru yolu gösterip, bizleri yinede boş bırakmayıp teşvik ederek, söylediklerimi yapan ve yerine getiren kullarım için, hayal bile edemeyeceğiniz cennet hazırladım sizlere, yapmayanlara da cehennemi hazırladım diyerek uyarmıştır. Dini yozlaştıranlar, Allah ın dinini batıl ile sulandıranlar, Allah ın her konuda emirlerine yaptıkları gibi, bunu da değiştirmeye kalkmışlar ve ALLAH DAN BAŞKA İLAH OLMADIĞINI SÖYLEYEN BİR MÜSLÜMAN, PEYGAMBERİMİZİN ŞEFAATİYLE, CEHENNEM YÜZÜ GÖRMEYECEKTİR DEMİŞLER VE TOPLUMU BUNA İNANDIRMIŞLARDIR. Hâlbuki Allah, zerre kadar yapılanın karşılığının görüleceğini bildirmiştir bizlere. Buna inanan bir insan, nasıl olsa cehennem azabı görmeyeceğim düşüncesiyle, kim bilir neler yapar, yapıyor da zaten. Yakın zamanda örneğini gördük, din kardeşine silah çeken, uçaklarla bombalayacak kadar hainleşen bir düşünce, inanç SİZCE HANGİ MANTIĞIN, DÜŞÜNCENİN ÖĞRETİNİN ÜRÜNÜDÜR? KUR’AN IN OLMADIĞI ÇOK AÇIK. Buna benzer itikatlar, İslam toplumunda olduğu sürece, din Allah ın dininden sapmış, şeytanın oyuncağı olmuş demektir. Değerli din kardeşlerim. Allah ın hoşnut olduğu sevgili kullarından olmak istiyorsak, önce birey olarak bizlere düşen, aklını kullanan, adaletli ve çevresinde insanlara yardım etmekte yarışan ÖRNEK insanlar olmalıyız. Daha sonrada, Allah a karşı kulluk görevimizi yapmak adına, Rahmanın huzuruna durduğumuzda, bakın her şeyin çok daha farklı olduğunu, dualarımızın nasıl karşılık bulduğunu göreceksiniz. KUR'AN, HER YÖNÜYLE BIR HARİTADIR. KENDİMİZİ O HARİTANIN BİR YERİNDE BULAMAZSAK, HAKİKATİN PARÇASI DA ASLA OLAMAYIZ. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  4. Kur’an evlenme, nikâh konusunda belirli kurallar koymuş ve aileyi koruma altına almıştır. Evlenme yaşı olarak da, kadın ya da erkeğin aile içinde görevlerini yapabilecek olgunluğa ermesini şart koşmuştur. Evlenirken koyduğu kuralların benzerlerini, çiftler boşanmak istediğinde de koyarak, boşanmanın evlenirken takip edilen bazı yollardan geçmesini özellikle istemiştir. Çünkü evlilik, eşler arasında nikâh, Allah katında çok ciddiye alınmıştır. Allah bu konuda, bakın bizlerin nasıl dikkatini çekiyor. Nisa 1: Ey insanlar! SİZİ BİR TEK NEFİSTEN YARATAN VE ONDAN DA EŞİNİ YARATAN; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının…….(Diyanet meali) Buradan da şunu anlıyoruz, kadında erkekte aynı özelliklerle yaratılmış ki anlaşabilsinler. Evlenmenin, Allah ın bir kanunu olduğunu görüyoruz. Bundan kaçmak, ertelemek bizleri yanlışa sürükleyecektir. Yaratılmışlığımızın kanununa asla karşı koyamayız. Kur’an her konuda olduğu gibi evlilik, nikâh konusunda da elbette kurallar koyuyor ve bu işin çok ciddiye alınması gerektiği örneklerini veriyor. Evlenme, yuva kurma konusunda ilk devreye girenlerin aile büyükleri, anne- baba olduğunu görüyoruz. Bu kişilerin evlenecek çiftlere hem evlenirken, hem de aile içinde bir sorun çıktığında, boşanmaya niyetlendiklerinde, ara bulucu olarak yardımcı olmaları uyarısında bulunuyor. Evlilikte anne babanın rızası önemlidir, bunun örneğini Kur’an da görüyoruz. Bakara 237. ayette, NİKÂH DÜĞÜMÜNÜ ELİNDE BULUNDURANLARDAN bahsedilir. Bu sözlerden, Allah ayette söylemediği halde, evlilikte nikâh düğümü erkeğin elindedir diyerek, Allah bu yetkiyi erkeğe vermiştir, onun için kadın erkeği boşayamaz, erkek isterse boşanma iznini kadına verebilir, hükmünü çıkarmışlardır. Hâlbuki yeni evlenmeye niyet eden gençlerin, evlenmeye ilk adımını atarken, evlilik iznini veren ailedir, anne-babadır. Onun içinde NİKÂHIN DÜĞÜMÜNÜ SAĞLAYAN, DÜĞÜMLEYENDE AİLEDİR, ANNE-BABADIR. Onun için evlilikte, anne babanın rızası çok önemlidir. Evli iken sorunlarından dolayı ayrılmak üzere olan çiftler, eğer barışmak isterse, ailelerin buna engel olmaması konusunda, Allah ayetinde velileri uyarır. Ayetleri kendi nefislerimizde, beşeri FIKIH inancının etkisiyle anlamaya çalışırsak, hata yaparız. Her şeyden önce evlilik gizli değil, toplum huzurunda ve şahitlerle yapılması gerektiği, böylece bu çiftlerin toplum tarafından evliliklerinin bilinmesi önemlidir. Evlilik, nikâh kişiler arasında, biz evlendik demekle olmayacağı, bunun kurallara bağlanması, kayıtlara alınması gerektiğini, boşanmaya niyetlenen bir çiftin, hangi yollara başvurması gerektiğini anlatan ayetlerden çok açık anlıyoruz. Evlilikte erkek boşanmayı, kadına karşı bir tehdit haline getirmesin diye, Allah ın bu konuda çok önemli kurallar getirdiğini de görüyoruz. Hatta iki kez aynı kadından boşanan bir erkeğin, artık üçüncüsünde tekrar aynı kadınla evlenebilmesinin önüne büyük bir engel koyarak, neredeyse hiçbir erkeğin kabul edemeyeceği bir kural koyuyor ve diyor ki; Aynı kadınla üçüncü kez evlenebilmen için, o kadın başka bir erkekle evlenip, boşanırsa ancak evlenebilirsin diyerek, erkeğin boşanma silahını adeta elinden alıyor. Kur’an da başka bir örnekte, kendisinden başka hiçbir şahidi olmadığı halde, eşim zina yapmıştır diye mahkemeye başvurduğunda, mahkeme kadının, eşim yalan söylüyor ben zina yapmadım diye yemin ettiğinde, Allah ın koyduğu kanun gereği, kadının yemini kabul görüyor ve kadına zina suçu yüklenemediği için bu sebeple erkek eşini de boşayamıyor. Çünkü zina Kur’an a göre suçtur ve böyle bir kadınla da evli kalınmaz, boşanma nedenidir. Demek ki evlenme, nikâhlanma konusunu Kur’an, kanun ve kurallarla güvence altına almıştır. Kesin bir sınırlama koymamış, geleneklere bırakmıştır detayını. Evlenirken takip ettiğimiz o ince hassas yol ve yöntem, boşanmak isteyen çiftler içinde geçerlidir. Hiç birimiz biz evlendik diyerek ortaya çıkamıyor, bazı yollardan geçerek kayıt altına alınıyorsa, BOŞANIRKEN DE BİR ERKEK EŞİNE ÜÇ KEZ SENİ BOŞADIM, BOŞ OL DEMEKLE DE, BOŞANILMAYACAĞINI BİLMELİYİZ. Bu sözler Kur’ an ın öğretisi değil, uslanmaz nefislerimizin oluşturduğu, FIKIH inancının öğretisidir. Onun için Allah bu konularda hükümlerini açıkça bildirmiş ve özellikle kadının haklarını koruma altına almıştır. Çiftlerin aileleri, yakınları gençler üzerinde bir hakem ve uzlaştırıcı olarak her zaman görev yapmalıdır. Bu Allah ın emridir. Bir erkek gerçek bir neden olmadan, nefislerinin etkisiyle eşini Kur’an a göre boşayamaz. Bunun örneklerini Kur’an da görüyoruz. Arap gelenekleri gereği, eşine ZIHAR eden yani artık eşimi, anam gibi görüyorum diyen bir erkek, eşini boşayabilirmiş. Allah bununda yolunu kapatıyor ve bu yöntemle boşanmanın yolunu da kapatıyor. KUR’AN BİRDEN FAZLA EVLİLİĞİ YASAKLAMAMIŞ AMA ASLA TAVSİYE ETMEMİŞTİR. HATTA ADALETLİ BİR EVLİLİK İSTEYEN, TEK EŞLİ OLSUN DİYE DE, TAVSİYESİNİ BİZLERE BİLDİRMİŞTİR. ALLAH IN TAVSİYESİNE UYAN, TEK EŞLİ OLUR. Nefisinin etkisinde adaletsiz bir evliliği seçenlerde, birden fazla eş alır. Tabi böyle bir evlilikte huzuru da bulamaz. Gelelim günümüzde bahsedilen, İMAM/HOCA NİKÂHI kıyarak evlenme konusuna. KUR’AN DA BÖYLE BİR TABİR, EVLENME ŞEKLİ YOKTUR. Daha doğrusu imam, hoca diye bir meslek yoktur İslam dininde. Allah Kur’an da, kadının ve erkeğin haklarının korunduğu bir sistem koymuştur. BU KORUMANIN KABUL EDİLMEDİĞİ HİÇBİR EVLENME, NİKÂH ALLAH HUZURUNDA ASLA KABUL EDİLEMEZ. Günümüzde devletin kıydığı nikâhı kıymayıp, hoca/imam nikâhı kıydık, bu bizim için yeterlidir diyenler, lütfen unutmasınlar, BUNLAR ALLAH IN KOYDUĞU EVLENME KONUSUNDAKİ KURALLARI, KANUNLARI KARŞILAMAMAKTADIR. Kayıt altına alınmayan, özellikle kadının haklarını kanunlarla korumayan bir nikâh, Allah katında geçerli değildir. İki eşinizin olduğunuzu düşünün ülkemizde, birisi resmikabul gören ve her hakkının korunduğu bir nikâh, diğer eşin hiçbir hakkı yoksa kanun karşısında, hatta onu istediğin zaman seni boşadım dediğinde, hiçbir hak iddia edemiyorsa, bunun Allah katında kabul gören bir nikâh olduğunu, nasıl söyleriz ve kabul ederiz? Ne yazık ki bizler Allah ın ayetlerini, işte böyle nefsimizde şekillendirdik ve kendimize uydurduk. Medeni kanunlarımız, evlilik konusunda Allah ın tavsiyesi üzerine oluşturulmuştur. Birden fazla evlilik kanunlarımızda kabul edilmediği ve evlenen tüm eşlerin kanun karşısında eşit haklara sahip olmadığı sürece, geleneğin ve fıkıh inancının öğretisi olan imam/hoca nikâh ı diye adlandırılan nikâh, Allah katında geçerli olamaz. Çünkü bu nikâh, Allah ın evlilikte koyduğu kural ve kanunları, kadının haklarını koruma altına almıyor. LÜTFEN KENDİMİZİ KANDIRMAYALIM, NEFSİMİZİN ESİRİ OLMAYALIM, inanın bunun hesabını veremeyiz. Kanunlarımız nikâh kıyabilecek makamları açıkça belirlemiştir. Belediyeler, gemi kaptanları ve konsoloslar. Bunların dışında hiç kimse nikâh kıyamaz evlendiremez. KANUNLARIMIZA, MÜFTÜLÜKLERDE NİKÂH KIYABİLİR DİYE BİR MADDE EKLENMEDİĞİ SÜRECE, BU MAKAMLAR EVLENME AKDİ OLAN NİKÂHI ASLA KIYAMAZ. Yapanlarda gösterişten öteye gidemez, kendisini kandırır. Lütfen bu gerçeği görelim ve Allah ile aldatıcıların tuzağına düşmeyelim, hesabını veremeyiz. Fıkıh inancı bazı mezheplerde, nikâh konusunu öyle sapkın bir hale sokmuştur ki, adeta ZİNAYI MEŞRULAŞTIRMIŞTR. Muta yani bedeli verilip, kısa süreli cinsel arzularımızı tatmin için, nikâh kıymak şekline dönüştürülüp, adeta beğendiğimiz, hoşumuza giden kadınlarla saatle, ya da birkaç günlüğüne nikâh kıyılmaya kadar ileriye götürülmüştür. Bu anlayış, Kur’an ın tavsiye ettiği nikâhlanma şekline tamamen ters düşer. Allah Evliliği, yalnız cinsel arzular için bizlere önermemiştir. Ne yazık ki bizler yalnız bu konuda değil, birçok konuda Allah ın ayetlerini nefsimize uydurmuş, bununda kaynağı olarak, FIKIH İNANCIMIZ BUNA İZİN VERİYOR DİYEBİLİYORUZ. ALLAH BU KONUDA NE DİYOR DİYEN YOK. Allah bizleri affetsin, demekten başka elimden başka bir şey gelmiyor. NE YAZIK Kİ BİZLER, SORUMLU OLDUĞUMUZ KUR’AN I TERK ETTİK. Kur’an ın apaçık hükümlerini görmezden gelip, ellerimizle yarattığımız beşeri FIKIH inancıyla yaşamaya devam ettiğimiz sürece, inanın huzuru ve mutluluğu bulamayacağız, huzura vardığımızda da, şaşkınlığımızdan köşe bucak kaçmaya çalışanların safında olacağız. Bunu yaşamak istemiyorsak, GELİN EL BİRLİĞİYLE DİNDE BÖLÜNMEDEN, YALNIZ KUR’AN IN ÇEVRESİNDE TOPLANALIM. ONUN VERDİĞİ HÜKÜMLERİN ASLA DIŞINA ÇIKMAYALIM, ALLAH IN ÖNERDİĞİ GİBİ, YALNIZ KUR’AN IN İPİNE SARILALIM. ÇÜNKÜ ALLAH NE DİYORDU, HATIRLAYALIM. Zuhruf 44: Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ONDAN HESABA ÇEKİLECEKSİNİZ.(Diyanet meali) Saygılarımla Haluk Gümüştabak
  5. Dini konular anlatılırken, hepimizin dikkatini çeken ve de toplum olarak adeta bizlere korku salan bir konu vardır. Her ne hikmetse, aynı konularda olmasına rağmen, dini anlatan konuşmacıların genel çoğunluğu farklı şeyler anlatır ve bununda Allah ın emri olduğu söylenir. Tabi bu durumda toplum olarak bizler, kimin doğru söylediğine inanmakta zorluk çekeriz. Bu durumda sizce ne yapmamız gerekir? Bunun bir çıkar yolu olması gerekmez mi? Çünkü Allah sizleri, Kur’an dan sorumlu tutuyorum diye hükmünü vermiş. SİZCE TELEVİZYONLARA ÇIKIP DA, AYNI KONUDA FARKLI ŞEYLER SÖYLEYENLERDE, BİR SORUN YOK MU? Elbette olmalı, doğru tektir ve onunda din adına kaynağı yalnız Kur’an dır. Çünkü kanun koyucu yalnız Allah dır. Bunu söyleyen, Kur’an ın bizzat kendisidir. Doğruyu arayıp bulmak, bizlerin görevidir, imtihanıdır. Şöyle düşünün. Beşerin yazdığı bir bilim kitabını okuyan, hangi ülkede olursa olsun, hangi dile çevrilirse çevrilsin, aynı şeyi anlıyor ve bilim adamı oluyorlar. Hiç biriside farklı şeyler söylemiyor. Aralarındaki farkı, aynı bilgiler üzerinde, daha derin düşüp araştırarak, yeni buluşlar yapmalarıdır. İYİDE KUR’AN I OKUDUKLARINI SÖYLEYEN, ONCA İNSAN NEDEN AYNI KONUDA FARKLI KONUŞABİLİYOR. Hem de onca tahsil görmüş İLAHİYAT PROFÖSÜRLERİ BUNU YAPIYPOR. Dini, yani Kur’an ı anladığını ve bu işin profesörü yani uzmanı, hocası olduğunu söyleyen ve bu konuda bir unvanı alan bunu yapıyor. Diğerlerini hadi dikkate almayalım diyelim. Bu farklılığı araştırdığınızda, çok açık sorunun nereden kaynaklandığı ortaya çıkıyor. Bir kısım kişiler yalnız Kur’an ı referans, rehber alıyor. Bir kısmı hem Kur’an, hem rivayet fıkıh zincirini referans ve kanıt alıyor. Bir kısmı ise çok daha ileri giderek, Kur’an ı herkes anlayamaz ve zaten Kur’an detay vermemiş ve özet bilgiler içermektedir diyor. Onun içinde FIKIH bilgileri ve rivayet hadisler olmasaydı Kur’an ı anlayamazdık, Kur’an kapalı kalırdı. Kur’an ı anlamak istiyorsak veli, âlim kişilerin kitaplarını okumalıyız, diyenler olarak sınıflandırabiliriz. BÖYLE OLUNCA DA, DİNDE TEK SES VE TEK YUMRUK OLMAK MÜMKÜN OLMUYOR. Bu sözleri söylediğimde bir atasözü geldi aklıma. “TEK SAATI OLAN, SAATIN KAÇ OLDUĞUNU BİLİR. İKİ SAATİ OLANSA, ASLA EMİN OLAMAZ.” Buradan da anlaşılıyor ki, din adına tek çatı altında, tek yumruk olamamamızın tek nedeni, İSLAM A AYNI PENCEREDEN BAKMADIĞIMIZDAN, KAYNAĞIMIZIN TEK KAYNAK OLMADIĞINDAN KAYNAKLANIYOR. Onun için Allah yalnız Kur’an ın ipine sarılın diyor bizlere. Düşünebiliyor musunuz okullarda okutulan, ilim sahibi kişilerin yazdığı kitaplar, hiç şüphe duyulmadan okunuyor ve kabul görüyor ve herkes aynı konuda buluşabiliyor anlaşıyor, ama konu din yani Allah ın kanunları olunca, Rabbimizin bizlere rehber olsun diye indirdiği Kur’an yeterli görülmüyor, neredeyse devre dışı bırakılıyor. Tabi bu boşluğu da çok ilginçtir, beşerin koyduğu kurallar olan, FIKIH inancı dolduruyor. YANİ ALLAH İLE ARASINDA, ELÇİSİNİN BİLE OLAMAYACAĞINI SÖYLEYEN KUR’AN A İNAT, ALLAH İLE ARAMIZA YARATILMIŞ BEŞERİ VE KİTAPLARINI SOKUYORUZ. Bir kardeşimiz, ben peygamberimiz nasıl namaz kıldıysa öyle kılmak istiyorum, bunda ne sakınca var şeklinde serzenişte bulunmuş. Bugün peygamberimizin kıldığı namazı kılıyoruz diyenlerin, peygamberimizin böyle kıldığına dair kanıtı, delili nedir? Kim garanti verebilir, peygamberimiz böyle kılmıştır diye. Rivayetler dinde kanıt olabilir mi? Günümüzde kılınan namazı, beşeri FIKIH inancı şekillendirmiştir. Hatta mezheplerde de farklılıklar arz eder. Hepsinin savunması, peygamberimiz böyle kılıyordu der. Sizce Allah ve elçisi, bizlerin namazı bu yolla kılmamızı, öğrenmemizi istemiş olabilir mi? Mümkün değil. Peygamberimiz namazını ve diğer ibadetlerini, Allah ın Kur’an da açıkladığı şekliyle yerine getirdiği çok açıktır. Lütfen beşeri fıkıh inancının şekillendirdiği namazın, peygamberimize ait olduğunu söylemeyelim. Elbette günümüzdeki şekilde de kılabiliriz, ama bazı konularda daha dikkatli olmak şartıyla. Dini anlattığını söyleyen, hatta bu işi de herkes anlatmasın, bu bizim işimiz diyen, kendisini ruhban sınıfının görevlisi sayan, bazı İlahiyat profesörleri, Kur’an ın değil rivayetlerin, sanı bilgilerin profesörü olmaktan ileri gidemiyorlar. Bazılarının şöyle övündüklerini duyarız. BENİM FIKIH VE HADİSLER KONUSUNDA, MASTIRIM VAR. Uzmanlık alanım hadisler konusudur, kitaplarım var. BU KONUDA TEZ HAZIRLAMIŞTIM DİYENLERİ DUYARIZ. Okumuş unvan sahibi bazı kişilerin, din adına ne yazık ki eğitim ve uzmanlıkları, RİVAYET VE EMİN OLAMAYACAĞIMIZ BİLGİLER. Çünkü günümüzde din adına uzmanlık artık rivayet ve fıkıh üzerine olunca, daha revaçta ve kabul görüyor. KUR’AN IN UZMANLIĞINI ARAYAN YOK. BU KONUDA ALLAH NE DİYOR DİYEN VE ARAŞTIRAN, NE YAZIK Kİ ÇOK AZINLIK. Kur’an a danışılmış olsa, tek bir çatı altında buluşmamak zaten mümkün değil. Peygamberimizin mahşer günü söyleyeceği gibi, ne yazık ki Kur’an artık devre dışı kaldı. Şunu söylemeden geçemeyeceğim. GEMİSİNİ KURTARAN KAPTAN MİSALİ, HEPİMİZ GERÇEKLERİN ARAYIŞINDA, BİZZAT ÇABA GÖSTERMELİYİZ. YOKSA GEMİNİN BATTIĞINI, NAHŞER GÜNÜ ANLARIZ. Allah ın bizlerden ne istediğini doğru anlamak istiyorsak, sorumlu olduğumuza hükmettiği ve yemin ederek kolaylaştırdığı Kur’an ın penceresinden bakmalıyız ki, Allah ın bizlerden istediklerini görebilelim, fark edebilelim. EĞER DİN ADINA KENDİMİZE, FARKLI PENCERELERDE AÇTIYSAK, DİNİMİZİ İNANCIMIZI ANLAMAK ADINA, FARKLI KAYNAKLARI KANIT OLARAK KABUL ETTİYSEK, BU YÖNTEM BİZLERİN KAFASINI KARIŞTIRACAK VE ASLA İMANIMIZDAN DA EMİN OLMAMIZ, MÜMKÜN OLMAYACAKTIR. Bizlerin en büyük hatası, Allah ın kelamı FURKAN ile direk bir bağlantı kuramadığımızdan kaynaklanıyor. Furkan eğriyi doğrudan ayırandır. KİMİN HADDİNE, EĞRİYİ DOĞRUDAN AYIRABİLECEK BAŞKA KİTAPLAR YAZMAK ve bu kitaplarda Allah katındandır demek. Ne yazık ki bizler bu gerçekleri fark edemediğimiz sürece, televizyonlarda adeta Allah ın dini ile alay edenleri, hep görmeye devam edeceğiz. İşin kötüsü, yalan ve iftiraları da doğru zannedeceğiz. Toplumun içinden adeta din satan, din tüccarlarının çıkmasına, bizler neden oluyoruz. Çünkü bu simsarların tuzağına, yaptığımız hatalarımızla bizler düşüyoruz da ondan. Onların sözlerine hiç düşünmeden ve araştırmadan kandık ve bizleri Kur’an ın uyarısında olduğu gibi, ALLAH İLE ALDATTILAR. Sanırım bu yol ve yöntem bizlerin kolayımıza, işimize de geldi. GELİN BU ZALİMLERİN, ALLAH İLE ALDATICILARIN, BİZLERE VURDUĞU PRANGAYI KIRALIM. BAKIN O ZAMAN, ANLATTIKLARI MASALLARI DİNLEYECEK, KİŞİLER BULABİLECEKLER Mİ? Allah emin olmadığınız bilgilerin, sakın ardına düşmeyin hesabını sorarım, diye bizleri uyarır. Allah dan başka şefaatçiler, yardımcılar, veliler edinmeyesiniz diye, sizlere Kur’an ı kolaylaştırdık, açıkladık ve izah ettik der. Din tacirleri, buna benzer yüzlerce ayetleri toplum fark etmesin diye, bizlerin Kur’an ı anladığımız dilden okumamızı engellemek için, Kur’an da her bilgi zaten yoktur, Kur’an başka dillere tam olarak çevrilemez, siz Kur’an ı anlayamazsınız, her kelimenin onlarca anlamı vardır iftirasını uydurdular. AMA HER NE HİKMETSE, HÂŞÂ ALLAH IN TÜM KULLARINA ANLATAMADIĞINI, ONLAR ANLAMIŞ VE UTANMADAN ANLATTIKLARINI SÖYLEYEBİLİYORLAR. Bizlerde aklı devreden çıkardığımız için, kabul ediyoruz ve bu zalimlere inanıyoruz. Allah bizlerin yalnız Kur’an a sarılmamızı ve yalnız Kur’an ın hükümlerinden sorumlu olduğumuza hükmetmiştir. Allah ile aldatıcılar, bizleri Kur’an dan uzaklaştırıp, elleriyle yazdıkları ve bunlarda Allah katındandır dedikleri kitaplara toplumu, yüzlerce yıldır yöneltmişlerdir. Toplum arasında ektikleri zehir, nifak, rivayet ve batıl, toplumların içinde yeşerdiği ve kök saldığı için, genlerimize işlemiş yanlış bilgilerin etkisiyle, bu zalimlerin şu sözlerinden etkilenip, hatta korkar olmuşuz. “RİVAYET HADİSLER VE FIKIH OLMASA NE NAMAZIMIZI KILABİLİRİZ, NE ORUCUMUZU TUTABİLİRİZ, NE ZEKÂT VEREBİLİRİZ, NEDE HACCA GİDEBİLİRİZ. TÜM BUNLARI PEYGAMBERİMİZİN RİVAYET HADİSLERİNDEN VE FIKIH İNANCINDAN ÖĞRENİYORUZ. BU BİLGİLER OLMASAYDI KUR’AN I ANLAYAMAZDIK VE KUR’AN KAPALI KALIRDI.” Bu sözlere inanan bir Müslüman, önce Kur’an ı devre dışı bırakır ve Allah ın doğru yolundan sapar. YANİ BUNDAN SONRA, BU SÖZLERE İNANAN BİR İNSANIN YOLDAŞI ŞEYTAN OLUR. Bunu Allah Kur’an da söylüyor hatırlatırım. Size sormak isterim. Allah bizlerden namaz kılmamızı, oruç tutmamızı, zekât vermemizi isteyecek, ondan sonrada bu konuları açıklamayacak, izah etmeyecek öylemi? Daha sonrada bizleri Kur’an dan sorumlu tutacak. Bu nasıl bir mantık, nasıl bir adalet anlayışı. Bunu nasıl düşünür ve inanırız. Allah yerine getirmemizi emrettiği ibadetleri, kolay ve açık bir şekilde bizlerden istemiştir Kur’an da. Lütfen bunu unutmayalım ve bu bilgileri Kur’an dan öğrenelim, araştıralım. İşte o zaman, var olduğunu nasıl göreceğiz. Bizlerin hatası, yüzlerce yıldır beşerin yarattığı FIKIH İNANCININ, dine soktuğu ve tüm ibadetlere ilaveleri, bizler Kur’an da bulamadığımızda, bu yalanlara inanıyoruz ve bakın demek ki Kur’an da her şey olmuyormuş, namazın rekât sayısı bile Kur’an da yok, namazda neler okuyacağımız bile yazmıyor diyebiliyoruz. Hâlbuki Allah ın böyle bir sınırlaması Kur’an da yoktur. ALLAH IN KUR’AN DA SINIRLAMADIĞINI SINIRLAMAK VE ŞEKİLLENDİRMEK KİMİN HADDİNE. En az kılabileceğimiz kısaltılmış namaz, rekât örneği Kur’an da verilmiş, normal şartlarda rekât sayısı sabitlenmemiş bizlere bırakılmıştır. Namaz esnasında da Allah a nasıl hitap edeceğimiz, onu nasıl zikredeceğimiz, ondan nasıl yardım isteyeceğimizde bizlere kalmıştır. Zaten Kur’an da bunların örnekleri de vardır. Ama bu gerçeği fark edemiyoruz. ÇÜNKÜ BİZLER KUR’AN IN ETKİSİNDE DEĞİL, BEŞERİN FIKIH İNANCININ ETKİSİNDE KALMIŞIZ. Dilerim bu gerçekleri fark edebilen, azınlık Allah ın kulları arasında oluruz. Kur’an ın penceresinden bakamayan, araya beşeri pencereler açanların ve edindikleri velilerin gölgesinde İslam ı yaşayanların, mahşer günü pişman olacaklarını unutmayalım. Din ve iman adına, bakacağımız, izleyeceğimiz, örnek alacağımız tek pencere, ALLAH IN BİZLERE AÇTIĞI KUR’AN PENCERESİDİR, lütfen unutmayalım. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  6. Genelde her yazımda anlatmaya çalıştığım ve üzerinde durduğum bir konu vardır. Bizler ile Kur’an ın arasına girenler, Allah ın mesajlarını anlamamızı engellemiş ve bizleri Allah ın istediği doğru yoldan saptırmışlardır. Bu yazımda da, bu sapkınlığın zirve yaptığı bir örnek verip, dikkatinizi bu konuya tekrar çekmek ve sizleri düşünmeye davet etmek istiyorum. Bizleri Allah ile aldatanlar, bakın yüzlerce yıldır topluma neler anlattılar ve Kur’an dan nasıl uzaklaştırdılar. “KUR'AN DAN KENDİ AKLI İLE, KENDİ DÜŞÜNCESİ VE BİLGİSİ İLE MANA ÇIKARAN KÂFİRDİR! [Mek. Rabbani] Yani kendiliğinden verdiği mana doğru olsa bile, MEŞRU YOLDAN ÇIKARMADIĞI İÇİN HATA OLUR. Verdiği mana yanlış ise imanı gider. KUR'AN-I KERİM, HİÇBİR DİLE, HATTA ARAPÇAYA BİLE TERCÜME EDİLEMEZ. Her hangi bir şiirin kendi diline bile tam olarak tercümesine imkân yoktur. Hadis-i şeriflerde de durum aynıdır. Hadis kitaplarından hadis nakletmek için, hadis âlimlerinden icazet almak gerekir. (Berika c.1) Hadis-i şerifleri ve ÂYET-İ KERİMELERİ, HADİS KİTAPLARINDAN VE KUR'AN-I KERİMDEN DEĞİL, HAKİKİ İSLAM ÂLİMLERİNİN KİTAPLARINDAN NAKLETMELİDİR. Mesela, (İhya’daki hadis-i şerifte) veya (MEKTUBAT’TAKİ ÂYET-İ KERİMEDE BUYURULUYOR Kİ...) diyerek nakletmek gerekir. Peygamber efendimiz bir gün, bir ayetin manasını Hz. Ebu Bekir’e anlatırken, orada bulunan Hz. Ömer, yapılan izahtan hiçbir şey anlamamıştır. Halbuki hadis-i şerifte (Eğer benden sonra Peygamber gelseydi, Ömer Peygamber olurdu) buyuruldu. BÖYLE YÜKSEK OLDUĞU VE ARABİYİ ÇOK İYİ BİLDİĞİ HALDE, HZ. ÖMER KUR'AN-I KERİMİ DEĞİL, TEFSİRİNİ BİLE ANLAYAMADI. Kur'an-ı kerimin manasını yalnız Muhammed aleyhisselam anlamış ve hadis-i şerifleri ile bildirmiştir. Hadis-i şerifler Kur'an-ı kerimi, mezhep imamları hadis-i şerifleri, İslam âlimleri de mezhep imamlarının sözlerini açıklamışlardır. Kur'an-ı kerimde, namazların kaç rekât olduğu, bayram ve cenaze namazlarının nasıl kılınacağı, zekât nisabı, orucun ve haccın farzları ile hukuk bilgileri açıkça bildirilmemiştir. Kur'an-ı kerimin hakiki manasını öğrenmek isteyen bir kimse, din âlimlerinin kelam, fıkıh ve ahlak kitaplarını okumalıdır.” Bu söylenenlere inanan bir toplumun, Kur’an ile direk bağı tamamen kesilir ve birilerinin düşünceleri ile inancını yaşamaya başlar. Böylece Allah ın yolundan değil beşeri, kişilerin yolundan gitmiş olur. Düşünebiliyor musunuz, akıl bir kenara konuyor ve birilerinin aklıyla İslam yaşanıyor. BU SÖZLER KUR’AN IN TAMAMEN KARŞITI SÖZLERİDİR, HATIRLATMAK İSTERİM. HÂŞÂ ALLAH IN KULLARINA ANLATAMADIĞINI, BİRİLERİ Mİ ANLATMA ÇABASI İÇİNDELER. Allah birçok kez, Kur’an ı yemin ederek kolaylaştırdığını söyleyecek, ama Kur’an ı okuyan Allah ın tüm kulları, sorumlu tutulduğu kitabı anlayamayacak öylemi? Bizlerde buna inanacağız. Ne yazık ki inandırılmışız yüzlerce yıldır, inanmaya da devam ediyoruz. Kur’an a göre aklını kullanmayanın Allah üzerine, pislik yağdırdığını ve cezalandırdığını söyler. Allah ın mesajlarıyla, ah bir buluşabilsek. Öyle sapkın ve öyle yanlış bilgilerle İslam ı anlıyor ve yaşıyoruz ki, bu sözlere inanan bir insan, Kur’an a şirk koştuğu gibi, Allah ın kitabına da saygısızlık yapmış olur. Bir insan kendi aklıyla, düşünerek ayete verdiği mana doğru olsa bile, meşru yoldan anlamını çıkarmadığı için, hata olur diyebiliyor. YANİ ALLAH IN KİTABINA DİREK MÜRACAAT ETMEK MEŞRU YOL DEĞİL, EDİNDİĞİMİZ VELİ KİŞİLERDEN ÖĞRENMEMİZ, MEŞRU BİR YOL OLARAK GÖSTERİLİYOR. Bu sözler KUR’ AN a saygısızlığın en büyüğüdür. Kur’an ın hiçbir dile, hatta Arapçaya bile tam çevrilemeyeceğini söylemek, sapkınlığın tepe noktası olsa gerek. İşte toplumlar böyle korkutuluyor, ALLAH A BAĞLANMAK YERİNE, KİŞİLERE BAĞLANMALARI SAĞLANIYOR. Hadisleri ve ayetleri kitaplardan, Kur’an dan değil, hakiki İslam alimlerinin kitaplarından nakletmelidir diyorlar. TABİ BU YOLLA ALLAH IN KİTABI DEVRE DIŞI KALIYOR, VELİ EDİNİLEN KİŞİLERİN KİTAPLARI ÖN PLANA ÇIKIYOR. Verdiği örnek, işin ne derece tehlikeli boyutta olduğunu gösteriyor ve diyorlar ki, “Mektubat’taki ayet-i kerimede buyuruluyor ki...” diyerek nakletmek gerekir. Hangi kitaplardan bahsedildiğini anlamışsınızdır. Tam bu esnada, Said Nursi nin kitaplarını okuyan, bir cemaat ile yaşadığım bir anımı nakletmek istiyorum. Toplantılarına davet ettikleri ve bahsettiğim kişinin kitaplarını okudukları bir günde, bende söz almak istedim ve kendilerine şu sözleri söyledim. “Elbette her kitabı okuyalım ama Allah ın kitabı Kur’an ı da okuyalım ki, okuduğumuz kitapların doğru bilgiler verip vermediği anlaşılsın dediğimde, aldığım cevabı hatırladıkça, beni çok üzmektedir. “ SİZ KUR’AN I OKUYUN, BİZLERİN KAYBEDECEK VAKTİMİZ YOK. BİZ BU KİTAPLARDAN, KUR’AN I DAHA DOĞRU ANLIYORUZ.” Bizler öyle kandırıldık, aldatıldık ki, Ülkesine ihanet edebilecek, hatta kendi vatandaşını öldürmekten çekinmeyerek, devletine, milletine isyan edecek duruma geldik. Şimdide neyin doğru, neyin yanlış olduğunun farkında bile değiliz. İlginç olan, HÂŞÂ ALLAH IN VE ELÇİSİNİN BİLE ANLATAMADIĞINI, ARAMIZDAN ÇIKAN BAZI KİŞİLERİN ANLATABİLECEĞİNE İNANABİLMEMİZDİR. Allah yüzlerce ayetinde akla, düşünmeye önem verdiğini söylediği halde, veliler edinip ardı sıra sakın gitmeyin, sizleri Allah ile aldatıcılar çıkacaktır, onun için kitabı anlayasınız ve doğru yolda gidesiniz diye kolaylaştırdık dediği halde, bizler bunca ayetleri ve uyarıları görmezden geliyor ve şeytanın kazdığı karanlığa düşüyoruz, yani kendi ellerimizle aldanıyoruz. Bunun tek nedeni, Kur’an ile bağımızın hiç olmamasındandır. Çünkü anladığımız dilden Kur’an ın okunmasının önüne geçmişler ve bunun günah olduğunu topluma kabul ettirmişlerdir. İMTİHANIMIZI KENDİMİZ KUR’AN DAN YAŞAMADIĞIMIZ SÜRECE, HER ZAMAN ALDANACAĞIMIZI LÜTFEN UNUTMAYALIM. Kur’an ın gerçek manasını, yalnız peygamberimizin bileceğini söyleyen bir zihniyete sormak isterim. HZ. ÖMER İN BİLE ANLAYAMADIĞINI, ARAMIZDAN ÇIKAN BAZI KİŞİLER Mİ ANLADI DA, ONLARIN KİTAPLARINDAN KUR’AN I ANLAMANIN EN DOĞRU YOL OLDUĞUNU İDDİA EDİYORSUNUZ. Bu ne saygısızlıktır, bu ne mantıksızlıktır. Kur’an ı yalnız Allah ın elçisinin anladığını söyleyenlere sormak isterim. Allah ın resulü sağlığında, kendi sözlerini yazdırmamış, hatta yazımını yasaklamıştır. Bu yasak dört halife devrinde de devam etmiştir. Eğer dedikleri doğru olsaydı, böylemi yapardı? YOKSA HÂŞÂ, PEYGAMBERİMİZİN EKSİKLİĞİNİ DÜZELTMEYE KALKAN MI VAR ARAMIZDA. Tüm verdiğim örnekleri bir kenara bırakalım ve onların kullanmamızı istemediği aklımızı kullanarak düşünelim. SÖYLEDİKLERİNİN DOĞRU OLDUĞUNU, BİR AN DÜŞÜNELİM. ALLAH BİZLERİN ANLAYABİLECEĞİ BİR REHBER, NEDEN GÖNDERMEDİ? NEDEN YALNIZ ELÇİSİNİN ANLAYACAĞI ŞEKİLDE GÖNDERDİ DE, DAHA SONRA ALLAH TÜM KULLARINI, SİZLERİ KUR’AN DAN SORUMLU TUTUYORUM DİYE HÜKMÜNÜ VERDİ. BAKIN BÖYLE KABUL EDERSEK, NASIL MANTIKSIZ BİR SONUÇ ÇIKIYOR ORTAYA. Allah ın adaleti ile böyle oynayanlar, mutlaka karşılığını bulacaklardır. Bu yalanların ardı sıra gidip, Kur’an dan uzaklaşanlarda, aynı sonu yaşamaktan kaçamayacaklardır. Allah ile aldatıp, dini kendi menfaatleri doğrultusunda kullanan dinden saptırıcılar, Kur’an ın asıl manasını öğrenmek isteyenlerin, veliler, efendiler, âlimler diye adlandırdığı kişilerin Kur’an ı anlama metotlarını, yani beşerin yazdığı kuralların olduğu FIKIH, kelam ve ahlak kitaplarını okumamızı öneriyorlar. HÂŞÂ RABBİMİZ KULLARINA ÖĞRETMENLİK YAPAMIYOR DA, YARATILMIŞ KULLARIMI ÖĞRETMENLİK YAPMA CESAREİNİ GÖSTERİYOR ve sorumlu tutulacağımıza Allah ın hükmettiği kitabı anlatıyorlar ve bizlere öğretmenlik yapıp yol gösteriyorlar. BUNU SÖYLEMEK, KİMİN HADDİNE. Söyleyecek çok şeyler var ama Kur’an dan habersiz İnancımızı yaşıyorsak, söylenenlerin hiçbir faydası olmayacaktır. Lütfen şunu asla unutmayalım. Allah hiçbir dile çevrilmeyen bir REHBER, NUR, IŞIK gönderip, daha sonrada tüm kullarını bu kitaptan hesaba çekmez. Bu adaletsizliği Allah a nispet edenlere Allah, Kur’an ın kapalı olduğunu bildiriyor bizlere. Allah ın bizleri uyarıları ile sizleri baş başa bırakıyorum. Karar ve yorum sizlerin. Kamer 22: Andolsun biz, Kur’an’ı DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALMAK İÇİN KOLAYLAŞTIRDIK. Var mı düşünüp öğüt alan? (Diyanet meali) Araf 174: Hakka dönsünler diye işte ayetleri böylece AYRI AYRI AÇIKLIYORUZ. (Diyanet meali) Ankebut 18: “Eğer siz yalanlarsanız bilin ki, sizden önce geçen birtakım ümmetler de yalanlamışlardı. PEYGAMBERE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.” (Diyanet meali) Nisa 87: Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayandır. Andolsun, sizi kıyamet gününde mutlaka bir araya toplayacaktır. Bunda asla şüphe yoktur. KİMDİR SÖZÜ ALLAH’INKİNDEN DAHA DOĞRU OLAN? (Diyanet meali) Araf 185: Göklerin ve yerin hükümranlığı konusunda, Allah'ın yarattığı her şeyi ve ecellerinin yaklaşmış olabileceğini düşünmediler mi? O HALDE KUR'ÂN'DAN SONRA, HANGİ SÖZE İNANACAKLAR? (Bayraktar Bayraklı meali) Muhammed 24: ONLAR KUR'AN'I DÜŞÜNMÜYORLAR MI? YOKSA KALPLERİNİN ÜZERİNDE KİLİTLERİ Mİ VAR? (Elmalılı meali) Rad 19: Rabbinden sana indirilenin hak olduğunu bilen kişi, kör olan biri ile aynı mıdır? SADECE AKIL SAHİPLERİ DÜŞÜNÜRLER. ( Bayraktar Bayraklı meali) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  7. Bizler İslam ı yaşarken, gelenek ve beşeri fıkıh inancının o kadar etkisinde kalıyoruz ki, Allah ın ayetlerini bile görmezden gelebiliyoruz. İslam dininde, ruhban sınıfının olmadığını söyleyen Kur’an a inat, bizler kendi ellerimizle yarattığımız ruhban sınıfının, kurallarına göre yaşıyoruz İslam ı. Çünkü bu kişiler Kur’an ile bizlerin aramıza girip, Kur’an gerçeklerini bizlerden gizlediler. Allah Kur’an ı elçisine tebliğ görevini verdikten sonra, çok dikkat çekici uyarılarda bulunmuştur. Rad suresin 40. ayetinde “SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR. HESAP GÖRMEK İSE BİZE AİTTİR.” Der. Daha da dikkat çekici olanı ise, Müddesir 11. ayetinde Allah elçisine seslenerek bakın ne diyor. “BENİ, YARATTIĞIM KİŞİYLE BAŞ BAŞA BIRAK.” Ne dersiniz, Allah ın bu uyarılarından dersler aldık mı? Yoksa Allah, elçisinin bile kuluyla arasında olamayacağını ve Allah bizzat kuluyla baş başa kalması gerektiğini anlatıyorsa bizlere, acaba bu gerçeği hayatımıza geçirebildik mi, anlayabildik mi, YOKSA ALLAH İLE ARAMIZA, ŞEFAATÇİLER Mİ SOKTUK. Arapçayı kutsal bir dil ilan edip, Allah böyle bir bilgi vermediği halde, cennet lisanının bile Arapça olduğunu söyleyebildiler. ALLAH IN MESAJLARINI, UYARILARINI ANLADIĞIMIZ DİLDEN OKUMAMIZI ENGELLEDİLER. Kur’an ın başka dillere tam olarak çevrilemeyeceğini, kelimelerin, ayetlerin çok daha farklı anlamalara geldiğini söyleyerek, bu toplumu korkuttular, tedirgin ettiler. Hâlbuki Allah, Kur’an ın neden Arapça indirildiğini açıklamış ve bizleri bilgilendirmişti. Bakın Allah ayetinde, bu konuda bizlere anlatılanları yalanlayarak, ne kadar açık ve akılcı bilgiler veriyor, Kur’an ın neden Arapça indirildiğine dair. Zuhruf 2–3: Apaçık Kitab’a andolsun ki, İYİCE ANLAYASINIZ DİYE biz, onu Arapça bir Kur’an yaptık. (Diyanet meali) Fussilet 44: Eğer biz bu Kur'ân'ı yabancı bir dilde indirseydik, onlar kesinlikle, “Âyetlerinin açıklanması gerekmez miydi? Bir Arap'a yabancı bir dille söylenir mi?” diyeceklerdi. De ki: “O, inananlar için bir yol gösterici ve gönüllerine şifadır. Kâfirlerin kulaklarında ağırlık vardır ve KUR'ÂN ONLARA KAPALIDIR; sanki onlara uzak bir yerden sesleniliyor.” (Bayraktar Bayraklı meali) Allah ayetinde Kur’an ın, apaçık yani anlaşılan bir kitap olduğunu söylemesine rağmen, bizlere Kur’an ı herkesin anlayamayacağını, her bilginin Kur’an da detaylı olmadığını söylemediler mi? KUR’AN I ANLAYARAK VE DÜŞÜNEREK OKUYAN BİR MÜSLÜMAN ASLA KANDIRILAMAZ, ALDATILAMAZ. Onun için Allah ayetleri önce okuyun ve anlayın, sonrada üzerinde düşünün emrini vermiştir. Ayetleri anlamadan okutan, siz anlamasanız da okuyun, Allah sevap yazar zihniyetini topluma yerleştiren ruhban anlayışı, bizlerin düşünmesini de engellemişlerdir. Allah bakın Arap toplumuna neden Arapça indirdiğini söylüyor. “İYİCE ANLAYASINIZ DİYE ARAPÇA İNDİRDİK.” Yani Araplara, kendi dillerinden indirdik ki anlasınlar diyor Rabbimiz. Din tacirlerinin tuzağına düşen bizler, bu gerçeklerle buluşamadığımız sürece, Kur’an ı anlamamız da asla mümkün olmayacaktır. Allah anlamını bilmeden, üzerinde düşünmeden okuyacağımız bir bilginin, bizlere fayda sağlayamayacağını çok iyi biliyor. Onun içinde lütfen, özellikle içinde bulunduğumuz bu Ramazan ayı içinde, KUR’AN I MUTLAKA ANLAYARAK VE DÜŞÜNEREK BOLCA OKUYALIM. Devamındaki ayet, konuya çok güzel açıklama getiriyor ve bakın ne diyor. EĞER KUR’AN I ARAP TOPLUMUNA, BAŞKA DİLDE GÖNDERMİŞ OLSAYDIK, AYETLER AÇIKLANMASI GEREKMEZ MİYDİ, BİZLERİN ANLAYACAĞI DİLDE GÖNDERMENİZ GEREKMEZ MİYDİ, BİR ARABA YABANCI DİLDE KİTAP MI İNDİRİLİR, DERDİNİZ DİYOR. Çok doğru değil mi? Araplara Türkçe bir Kur’an indirildiğini düşünün, bu durumda ne yapmaları gerekirdi? Tüm toplum şaşırır kalırdı, ALLAH IN TEBLİĞİNİ DE ALAMAZLARDI? Hem Arap peygamber göndereceksin, hem de farklı dilde Kur’an ı indireceksin. Bakın böyle olsa nasıl mantıksız olurdu değil mi? Eğer mantıksız olduğunu kabul ediyorsanız, bizlerinde anlamadığımız dilden, yani Arapça Kur’an ı okumamızın gerekli olduğunu söyleyemezsiniz. KUR’AN ALLAH IN KULLARINA MESAJIDIR, TEBLİĞİDİR. Bu tebliğin her dile çevrilemeyeceğini, çok farklı anlamlara geleceğini söylemek, Allah a saygısızlıktır, iftiradır. Allah yemin ederek, bu kitabı anlayabilmemiz için kolaylaştırdığını söyleyecek, daha sonrada her dile tam olarak çevrilemeyen bir mesaj, uyarı gönderip, tüm kullarını bundan sorumlu mu tutacak? Lütfen aklımızı başımıza toplayalım, kendimize gelelim. Bunun hesabını veremeyiz. Fussilet 44. ayette dikkat ederseniz Kur’an ın KÂFİRLERE kapalı olduğunu, onların anlayamayacağını söylüyor. Peki, burada bahsedilen kâfirler sözünden kimleri anlamalıyız? Yalnız Kur’an ı inkâr edip, İslam ı kabul etmeyenlerimi anlamalıyız. Kesinlikle hayır. Allah Maide 44. Ayetinde Bakın Ne Diyor. ALLAH’IN İNDİRDİĞİ İLE HÜKMETMEYENLER, KÂFİRLERİN TA KENDİLERİDİR. Araf 37. ayette de, Allah hükmetmediği halde, BUNLARDA ALLAH KATINDANDIR DİYEREK, ALLAH A İFTİRA EDENLERİN, Allah yasakladığı halde, Allah dan başka yardım istedikleri, veli ve şefaatçi edindikleri kişilerin, mahşer günü hani şefaatçileriniz, yardımcılarınız dendiğinde, hiç kimseyi yanlarında bulamayacakları ve BU KİŞİLERİN KAFİR OLDUĞU ÖRNEĞİNİ VERİYOR. Yani ben Müslüman’ım diyen, ama İslam ın, Kur’an ın gereklerini tam olarak yerine getirmeyenler bunlar. İşte böyle kişilere Allah Kur’an ı kapattığını, kulaklarına ağırlıklar bağladığını, gönüllerini mühürlediğini söyler bizlere. Allah cümlemizi bu yanlıştan korusun. Allah birçok ayetinde, ayetleri bizlerin düşünmesini emrediyorsa, önce ayeti anladığımız dilden okumalıyız ki, daha sonra ayetler üzerinde düşünüp öğütler alabilelim. Bunun tersini söyleyenler, Allah ın gerçeklerinin üstünü örtenlerdir. Bu yanlış düşüncelere uyan insanlar düşünemediği, Kur’an ın sınırlarını aştıkları içinde, KÂFİRLERİN SAFINDA OLMAKTAN, asla kurtulamazlar. Kur’an gerçeklerine kulaklarını kapatanlar, gönül gözleriyle asla gerçekleri göremezler. ALLAH BÖYLE İNSANLARA, TEKRAR HATIRLATMAK İSTİYORUM, KUR’AN IN KAPALI OLDUĞUNU SÖYLÜYOR. Allah cümlemizi, batılın ve hurafenin etkisinde kalmayan, kulakları ve gönlü mühürlenmemiş, gözleri perdelenmemiş kulları arasında olmayı, nasip etsin inşallah. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  8. Bugünkü yazımda, sizlerin dikkatinizi çekmeye çalışacağım konu, BİR MÜSLÜMAN İNANCINI, HANGİ SINIRLAR İÇİNDE YAŞAMALIDIR. PEYGAMBERİMİZİN DİN ADINA SINIRLARI NEYDİ? BİZLERİN SINIRLARININ NE OLMASINI ALLAH BİZLERDEN İSTİYOR. Gelin bu soruların cevabını, sorumlu olduğumuz ve bizlere yol gösterici olarak gönderilen, Kur’an dan anlamaya çalışalım. Allah bazı ayetlerinde dikkatimizi çekerek, şöyle bir uyarıda bulunur. “ ALLAH SINIRI, HADDİ AŞANLARI SEVMEZ.” Bu uyarıda yapılan had, sınır nedir burası önemli. Bakın size öyle bir örnek vermek istiyorum ki, peygamberimiz daha yaşıyor. Bu durumdayken elçisinin bazı tebliğlerine uymak istemeyenleri uyarıp, hangi kitaba, kime sıkıca bağlanmalarını istiyor Allah. Ali İmran 101: Size Allah’ın ayetleri okunup dururken ve Allah’ın Resulü de aranızda iken dönüp nasıl inkâr edersiniz? KİM ALLAH’A SIMSIKI BAĞLANIRSA, KESİNLİKLE O, DOĞRU YOLA İLETİLMİŞTİR. Ayete lütfen dikkat edelim. Hitap edilen insanlar Allah a, elçisine ve kitaba iman etmeyenler değil, ÇÜNKÜ AYETLERİ OKUYORLAR, TEBLİĞ ALIYORLAR. Yoksa Allah elçisine ve kitaba iman etmeyenlere neden söylesin bunları. Ama inananlar arasında, yapılan bir yanlışa dikkat çekiliyor. Bir problem var elçisi ile bir kısım iman etmekte zorlananlar arasında. Bazı ayetlere yüz çeviriyorlar, inanmak istemiyorlar. Çünkü ne diyor, Allah ın resulü de aranızda. Lütfen bunu doğru anlamaya çalışalım. Hatırlarsınız cahiliye döneminden örnekleri verilir Kur’an da. Bazı kişiler Kur’an a inanalım ama atalarımızın inançlarını da yaşayalım dediklerini biliyoruz ama Allah bu istekleri asla kabul etmiyor. Demek ki iman edilecek, rehber alınacak, yalnız Allah ın katından gelen kitap olduğu çok açık anlaşılıyor. Ona asla ilave edemeyiz, emin olmadığımız bilgileri din diye yaşayamayız. HÜKÜM VEREN YALNIZ ALLAH DIR, HÜKMÜNE HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEZ, Lütfen bu ayetleri unutmayalım. Bu ayetin iki ayet sonrasında, Allah bizlerin uymamız ve bağlanmamız gereken kitabın Kur’an olduğunu da bakın nasıl açıklıyor.” HEP BİRLİKTE ALLAH’IN İPİNE (KUR’AN’A) SIMSIKI SARILIN. PARÇALANIP BÖLÜNMEYİN.” Buradan da çok açık anlıyoruz ki, Allah ın hududu sınırları Kur’an mış. Allah ın koyduğu sınırları aşan, haram demediği şeylere de haram diyenleri de uyarıyor ve bakın ne diyor. Maide 87: Ey iman edenler! Allah'ın size helâl kıldığı iyi ve temiz şeyleri (siz kendinize) haram kılmayın ve sınırı aşmayın. ALLAH SINIRI AŞANLARI SEVMEZ. (Diyanet vakfı meali) Demek ki Allah ın sınırları, Kur’an da belirtilmiş. Hatta Kur’an bir ayetinde şöyle uyarır. “ALLAH'IN İNDİRDİĞİYLE HÜKMETMEYENLER. SAPIKLARIN TA KENDİLERİDİR.”. Rabbimizin haram demediği bir şeye haramdır, yasaktır dersek, Allah ın sınırlarını aşmış oluruz. Allah ın da, bu sınırları aşanları sevmediğini açıkça belirtiyor. Ne dersiniz, bu ayetten alacağımız kıssadan hisseyi düşünürsek, bizler İslam toplumu olarak, Allah ın sınırlarını aşmayan bir toplum olduğumuzu söyleyebilir miyiz? Yüzünüzdeki tebessümü hissediyorum. Peki, peygamberimizin durumu nasıldı. Kur’an ın dışından, dini yönlendirme ve ilaveler yapma gibi bir düşüncesi var mıydı? Enbiya 45: De ki: BEN, SADECE, VAHİY İLE SİZİ İKAZ EDİYORUM. Fakat sağır olanlar, ikaz edildikleri zaman bu çağrıyı duymazlar. (Diyanet vakfı meali) Enam 19: ….BU KUR'AN BANA, KENDİSİYLE SİZİ VE ULAŞTIĞI HERKESİ UYARMAM İÇİN VAHYOLUNDU…. Ahkaf 9: De ki: “Ben türedi bir peygamber değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.” (Diyanet meali) Ayetlerden de anlaşılacağı gibi, Allah özellikle elçisinin, yalnız Kur’an a uyacağını belirtiyor ayetlerde. Sizce neden olabilir? Allah bilmiyor mu elçisinin yalnız Kur’an a uyacağını. Elbette biliyor. Bu uyarılar bizlere, uyarı niteliğinde din kardeşlerim. Lütfen düşünmeden okuyup geçmeyelim. Peygamberimiz, ben yalnız Kur’an a uyarım dedikçe, bugün bizlerin genel çoğunluğu inatla, yalnız Kur’an ile olmaz, fıkıh olmasaydı ne namazımızı kılabilirdik ne orucumuzu tutabilirdik deme yanlışını yapıyoruz ve peygamberimize Allah, Kur’an ın misli kadar hüküm koyma yetkisi vermiştir diyoruz. Böylece Kur’an ın sınırlarını aşmış, kendimize yeni bir din yaratmış oluyoruz, ama bunun farkında bile değiliz. Ne kadar ilginç, ALLAH IN RESULÜ BEN YALNIZ KUR’AN A UYARIM DİYOR, BİZLER İSE KUR’AN YETERSİZDİR, ÖZETTİR, HER BİLGİ YOKTUR DİYEREK KÂFİRLERİN SAFINDA YER ALIYORUZ. Hâlbuki Kur’an peygamberimizin yetki ve sorumluluklarından bahsederken, bakın neler diyor. PEYGAMBERE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. (Ankebut 18) Diyanet meali. BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ. (Kehf 56) Diyanet vakfı meali SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR. (Rad 40) Diyanet meali. Cahiliye devrinde de yapılan yanlışı, bakın Allah nasıl uyarıyor. Maide 77: De ki: “Ey Kitap ehli! HAKKIN DIŞINA ÇIKARAK DİNİNİZDE AŞIRI GİTMEYİN. Daha önce sapmış, birçoklarını da saptırmış ve dümdüz yoldan da şaşmış bir milletin arzu ve keyiflerine uymayın.” (Diyanet meali) Hak olanın ne olduğunu Allah, birçok ayetinde söylüyor ve HAK YALNIZ ALLAH KATINDAN GELENDİR açıklamasını yapıyor. Allah sizleri Kur’an dan sorumlu tutuyorum diyerek, HAK olanın en son gönderilen, yalnız Kur’an olduğu belirtiyor. Cahiliye dönemindeki insanlar, Allah ın gönderdiği kitabın sınırlarını aşarak, atalarının rivayet inançları ile şekillendirdiği itikatlarından dolayı Rabbimiz uyarıyor ve ne diyor? “HAKKIN DIŞINA ÇIKARAK, DİNİNİZDE AŞIRIYA GİTMEYİN” NE YAZIK Kİ BİZLERİN İNANCINDA SINIR KALMADI, HAKKIN SINIRINI İSE BİLEN YOK. Cahiliye dönemindeki toplumlara hitaben Kur’an, çok düşündürücü bir uyarıda bulunuyor. Allah ın gönderdiği kitapların sınırını aşanlara, Allah hüküm vermediği halde, bunlarda Allah katındandır diyenleri, bakın nasıl uyarıyor. Kıssadan hisse alana ne mutlu. Kalem 36–37: Size ne oluyor, NASIL HÜKÜM VERİYORSUNUZ? YOKSA SİZE AİT BİR KİTABINIZ VAR DA (BU BATIL HÜKÜMLERİ) ONDAN MI OKUYORSUNUZ?(Diyanet meali) Bu ayetten ders alarak, Allah ın rehberi Kur’an ı yeterli görmeyip, Rahmanın sınırlarını aşanlara, Allah hüküm vermediği halde, bunlarda Allah ın katından dır diyenlere sormak istiyorum. SİZLER NASIL HÜKÜM VERİYORSUNUZ. BU SÖYLEDİKLERİNİZ KONUSUNDA, ALLAH KUR’AN DA HÜKÜM VERMEMİŞTİR. YOKSA ALLAH IN KİTABININ EŞ DEĞERİNDE, SİZE AİT BİR KİTABINIZ MI VAR. ONDAN MI OKUYORSUNUZ. İnanın çok büyük yanılgılar içindeyiz. Bu sapkınlık derecesine varmış, yanılgılarımızı fark edebilmek adına, hep birlikte batıldan uzak, Kur’an ın sınırlarını aşmadan, FURKAN ın ipine sarılalım. Allah Kurtuluşa ereceklerin bakın kimler olduğunu söylüyor. Lütfen bu uyarıları dikkate alalım, hesap günü çokkkkkk ama çok pişman oluruz. Bakara 5: İşte onlar, RABLERİNDEN GELEN BİR HİDAYET ÜZEREDİRLER ve KURTULUŞA ERENLER DE ANCAK ONLARDIR.(Diyanet vakfı meali) Muhammed 2–3: İman edip yararlı işler yapanların, RABLERİ TARAFINDAN HAK OLARAK MUHAMMED'E İNDİRİLENE İNANANLARIN GÜNAHLARINI ALLAH ÖRTMÜŞ ve hallerini düzeltmiştir. BUNUN SEBEBİ, İNKÂR EDENLERİN BATILA UYMALARI, İNANANLARIN DA RABLERİNDEN GELEN HAKKA UYMUŞ OLMALARIDIR. İşte böylece Allah, insanlara kendilerinden misallerini anlatır. (Diyanet vakfı) Ayette açıkça Rabbimiz, Allah katından gelen Kur’an a uyan, onun sınırlarını aşmayan, yalnız onun ipine sarılan, emin olmadığı bilginin ardına düşmeyen kullarım, KURTULUŞA ERECEKTİR, ONLARIN GÜNAHLARI BAĞIŞLANACAKTIR dediği halde, bizler korkmadan, utanmadan yalnız Kur’an ile olmaz, Kur’an iman adına bizlere yetmez demekten çekinmiyoruz. Allah daha önce gönderdiği kitapların dışına çıkan, kitabı yeterli görmeyip, atalarından intikal eden rivayetleri dinleştirip, Allah ın sınırlarını aşanlara bakın ne diyor. Hucurat 16: De ki: "DİNİNİZİ ALLAH'A MI ÖĞRETİYORSUNUZ? Oysa Allah göklerde olanları da yerde olanları da bilir, Allah her şeyi bilendir." (Diyanet meali) Lütfen bu ayet üzerinde dikkatle düşünelim. Ehli kitap, bugün bizlerin yaptığı gibi, Allah ın gönderdiği kitabı yeterli görmeyip, her bilginin olmadığı, herkesin anlayamayacağı bir kitap ilan ederek, Rahmanın sınırlarını aşarak bir din yaratanlara, çok dikkat çekici uyarıda bulunuyor. DİNİNİZİ ALLAH'A MI ÖĞRETİYORSUNUZ? Evet, ne yazık ki bizlerde aynı yanlışı yapıyoruz ve Allah ın indirdiği dini, detaysız, açıklanmamış bularak, HÂŞÂ ALLAH IN DİNİNİ, ALLAH A ÖĞRETMEYE KALKIYORUZ. Sonucunu da tüm İslam âleminde görüyoruz. Değerli din kardeşlerim. Peygamberimizin kayıtsız şartsız uyduğu kitabın, yalnız Kur’an olduğunu bizzat Kur’an söylüyorsa, bizlerin de yalnız ve yalnız din ve iman adına uyacağımız kitabın, yalnız Kur’an olduğunu unutmamalıyız. BİR BAŞKA DEYİŞLE, ALLAH IN SINIRLARI KUR’AN DIR. KUR’AN IN SINIRLARININ DIŞINA ÇIKAN, ALLAH IN SINIRLARINI AŞMIŞ DEMEKTİR. Kur’an dan son bir uyarı ile yazıma son vermek istiyorum. Rabbim cümlemizi, Kur’an ın sınırlarını aşmayan, Rabbin halis kulları arasına alsın inşallah. Casiye 6: İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir. Onları sana gerçek olarak okuyoruz. ARTIK ALLAH’TAN VE O’NUN AYETLERİNDEN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR? (Diyanet meali) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  9. Kur’an bizlere birçok konuda bilgiler verir ve bizlerin düşünmesini ister. Tabi bizler Kur’an ın verdiği bilgilerle yetinmediğimiz içinde, öyle yanlış ve emin olamadığımız bilgilere de inanırız ki, Kur’an bunların hiç birisini onaylamaz. Ama Kur’an ın onaylamaması, bizleri her nedense çok fazla tedirgin etmez. Halbuki Allah bizleri bu konuda uyarıp, sakın Kur’an ın sınırlarını aşmayın, Kur’an ın ipine sarılın, çünkü sizleri Kur’an dan sorumlu tutuyorum diye uyarmıştır. Bu makalemde sizleri, düşünmeye davet etmek istediğim iki ayet olacak. Lütfen bu iki ayet üzerinde birlikte dikkatle düşünelim. Hac 47: Bir de senden acele azap istiyorlar. Hâlbuki Allah asla va’dinden caymaz. ŞÜPHESİZ RABBİNİN NEZDİNDE BİR GÜN, SİZİN SAYDIĞINIZ BİN YIL GİBİDİR. (Diyanet meali) Zümer 42: Allah, öleceklerin ölümleri anında, ölmeyeceklerin de uykuları esnasında ruhlarını alır. ÖLMELERİNE HÜKMETTİĞİ KİMSELERİNKİNİ TUTAR, DİĞERLERİNİ BİR SÜREYE KADAR SALIVERİR. Doğrusu bunda düşünen kimseler için dersler vardır. (Diyanet meali) Hac suresi 47. ayette Allah bizlere, çok önemli ve dikkat çekici bir bilgi veriyor ve diyor ki, SİZİN YAŞADIĞINIZ DÜNYADA GEÇEN BİN YILINIZ, BENİM KATIMDA BİR GÜN GİBİDİR. Çok dikkat çekici ve önemli bir bilgi. Demek ki Allah ın katında geçen zaman dilimi ile bizlerin yaşadığı dünyada geçen zamanın akışı, düşünemeyeceğimiz kadar farklı. Şöyle söylediğimizde yanlış düşünmemiş oluruz. Peygamberimizin yaşadığı dönem, Allah ın katında yaklaşık bir buçuk gün geçmiş. Şu zaman farklılığına bakar mısınız lütfen. Bu zaman farkına, ilk baktığımızda akıl erdiremiyoruz, AMA İLMİN IŞIĞINDA ZAMANLA AYETLER, ÇOK DAHA GÜZEL ANLAŞILIYOR. Bazı kardeşlerimiz Kur’an da geçen, Müteşabih ayetlerin anlamlarını yalnız Allah bilir diyor. Hâlbuki ayette, bu ayetler hakkında ilim adamlarına atıfta bulunuyor ve bunların da inandıklarını belirtiyor. NEDEN İLİM ADAMLARI İNANIYOR DİYE DÜŞÜNMELİYİZ. İlim adamı olmayanları ilgilendirmiyor mu bu ayetler? Elbette ilgilendiriyor ama ilim adamlarının ayetlerde bahsedilen konuları, ortaya çıkarmasından sonra, her şey anlaşılıyor. Burada bahsedilen, anlatılmak istenen, bazı konular zamanla ilim adamları tarafından ortaya çıkaracakları ve manalarının çok daha doğru anlaşılacağı anlatılıyor. Müteşabih kelime anlamı olarak, hemen anlamı anlaşılamayan, benzer farklı anlamlara gelebilen, daha açıkçası zihin karıştıran anlamına gelir. ALLAH KUR’AN DA BİZLERİN HİÇ BİR ZAMAN ANLAYAMAYACAĞI HİÇ BİR BİLGİYİ, BİZLERLE ASLA KUR’AN DA PAYLAŞMAZ. ÇÜNKÜ ANLAMADIĞIMIZ BİR BİLGİNİN, BİZLERE FAYDASI OLMAZ DA ONDAN. HATTA TAM TERSİNE KAFA KARIŞTIRIR, BİZLERİ ŞÜPHEYE DÜŞÜRÜR. Ama ayetlerin anlamları ilmin ışığında, zamanla anlaşıldığında, imanımız güç kazanacaktır. Allah katında geçen zamanın, bizim zamanımızla çok farklı olduğunu, ilim adamları günümüzde keşfetmişlerdir. Yukarıda yazdığım, Zümer suresi 42. ayette geçen, çok önemli bir bilgi var. Allah ölüm konusunda bilgi veriyor bizlere ve diyor ki, UYUDUĞUNUZ ZAMAN, ÖLÜM ANINI GEÇİCİ OLARAK YAŞIYORSUNUZ. Peki, bu ne anlama geliyor. Allah bizlere ölümü anlatıyor ve diyor ki, aslında sizler uyuduğunuzda, ölümü yaşıyorsunuz. Hakkınızda kesin ölüm kararı verdiğimiz bir daha uyanamıyor, yaşamasına izin verdiklerimiz ise takdir ettiğimiz yaşamın sonuna kadar, ruhlarını iade ediyoruz. Buraya kadar ayet açıkça bizlere bildiriyor. Günümüz ilmi ise, bu konuda son yıllarda, çok daha geniş bilgilere sahip ve gerçekten rüyamızda, Allah ın katında geçen zaman farkı ile bizlerin günümüzde yaşadığımız zaman farkını, ilimle ortaya çıkarmıştır. Kur’an ın sözlerinin doğru olduğunu böylece ortaya çıkmıştır. Hem de Allah ın verdiği RÜYA örneğinden yola çıkarak. Günümüz ilmi, uyurken gördüğümüz çok uzun rüyaların, çocukluğumuzdan tutun, bütün yaşantımızda geçen zamanı rüyalarımızda, BİRKAÇ SANİYE İÇİNDE GÖRDÜĞÜMÜZÜ KANITLAMIŞLARDIR. ÇÜNKÜ UYUDUĞUMUZDA, ALLAH IN ZAMAN DİLİMİNE TABİ OLUYORUZ. Bunları gören, anlayan bir Müslüman, Kur’an ın Allah katından geldiğini ilimle fark ediyor, imanları çok daha fazla güçleniyor. Bu ayetlerin amacı da budur zaten. Bizler bu dünyadaki imtihanımızı, eğer Kur’an da bahsedilmeyen, emin olamayacağımız bilgiler ışığında yaşarsak, asla Allah ın istediği bir yolda yürümüş olamayız. Onun için bizlere düşen, hurafeden ve batıldan uzak, yalnız Allah ın apaçık sözlerine, ayetlerine bakmalı ve onun verdiği hükümleri hayatımıza geçirmeliyiz. Ahkaf 9: De ki: "Ben, resuller içinden bir türedi değilim! Bana ve size ne yapılacağını da bilmiyorum. BANA VAHYEDİLENDEN BAŞKASINA DA UYMAM! VE BEN, AÇIKÇA UYARAN BİR ELÇİDEN BAŞKASI DA DEĞİLİM." (Yaşar Nuri meali) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  10. Günümüzde halk arasında, çok konuşulan hatta tartışılan bir konu vardır. “ALLAH KUL HAKKINI AFFETMEZ”. Bazı kişilerde, Allah ın Kur’an da böyle bir hükmü yok, Allah bana şirk koşmadığınız sürece, affetmeyeceğim günah yoktur, şeklinde cevap verirler. Bu karşılıklı düşünceden yola çıkarsak, Allah kendisine yapılan suçu affetmiyor ama insanların birbirlerine yaptıkları adaletsizlikleri affedebiliyor, gibi bir sonuç çıkar ki, buda bizleri yanlışa götürür. Bu konu üzerinde düşünmeye başlamadan önce, sizlere hatırlatmak istediğim bir ayet var. Nisa 31: Eğer YASAKLANDIĞINIZ BÜYÜK GÜNAHLARDAN KAÇINIRSANIZ, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere sokarız. (Diyanet vakfı meali) Peki, bu büyük günahlar neler olabilir sizce. Eğer bizler nefislerimizin esiri olmadan, bunların ayrımını doğru yaparsak, Allah elbette çok bağışlayıcıdır, günahlarımızın bir kısmını, belki de hepsini affedecektir. TABİ İŞLEDİĞİMİZ ONCA GÜNAHLARIN, HİÇBİRİNİN KARŞILIĞINI GÖRMEDEN AFFEDİLEREK, CENNETE GİDECEĞİMİZİ ZANNETMEYELİM. Şura 42: Ancak insanlara ZULMEDENLERE VE YERYÜZÜNDE HAKSIZ YERE TAŞKINLIK EDENLERE ceza vardır. İşte acıklı azap bunlaradır. (Diyanet vakfı meali) İnsan 31: O, dilediği kimseyi rahmetine sokar. ZALİMLERE İSE ELEM DOLU BİR AZAP HAZIRLAMIŞTIR. (Diyanet meali) Rum 57: O gün ZULMEDENLERE MAZERETLERİ FAYDA SAĞLAMAZ, Allah’ı razı edecek amelleri işleme istekleri de kabul edilmez. (Diyanet meali) Nisa 168: Muhakkak Allah, İNKÂR EDENLERİ VE ZULMEDENLERİ NE BAĞIŞLAR, ne de doğru bir yola eriştirir. (Elmalı meali) Nisa 48: Allah, KENDİSİNE ORTAK KOŞULMASINI ASLA BAĞIŞLAMAZ; BUNDAN BAŞKASINI, (GÜNAHLARI) DİLEDİĞİ KİMSE İÇİN BAĞIŞLAR. Allah'a ortak koşan kimse büyük bir günah (ile) iftira etmiş olur. (Diyanet vakfı meali) Demek ki Allah ın bağışlamayacağına hükmettiği günahlar yalnız kendisini inkâr eden, ya da şirk koşanlar değil, topluma zulüm ederek haksız yere taşkınlıklar çıkaranları, adaletsizce halka hükmedenleri asla bağışlamayacağını söylüyor. Eğer Allah ın ayetlerinden, kendisine şirk koşmak hariç, her günahı bağışlarım diye anlarsak, adaletsiz bir hüküm çıkarmış oluruz Kur’an dan. Allah kendisine karşı işlenen bir suçu affetmiyor ama kulunun kuluna karşı işlediği suçları affedebiliyor sonucuna varırız ki, bu anlayış asla Kur’an ın adalet anlayışı değildir. BU DÜNYADA HATASINI GÖREN, KABUL EDEN, PİŞMAN OLARAK ALLAH DAN BAĞIŞLANMAYI DİLEYEN HER İNSANI ALLAH AFFEDEBİLİR. Hatta kendisine bir zamanlar şirk koşmuş olsa bile. Bakın Musa peygamberimizin kıssasından, bu konuda bir örnek ayet. Bakara 54: Musa, kavmine “Ey kavmim! Buzağıyı tanrı edinmekle kendinize büyük kötülük ettiniz. Hemen yaratanınıza tövbe ediniz ve kendinizi ıslah ediniz. Böyle yapmanız yaratanınız katında sizin için hayırlıdır” demişti. ALLAH DA TÖVBELERİNİZİ KABUL ETTİ. ÇÜNKÜ O, TÖVBELERİ KABUL EDENDİR; MERHAMET SAHİBİDİR. (Bayraktar Bayraklı meali) BURADAN DA ŞUNU ANLIYORUZ. HATALARIMIZDAN DÖNEBİLECEĞİMİZ, PİŞMANLIKLARIMIZLA BAĞIŞLANMA DİLEYEBİLECEĞİMİZ YER BU DÜNYADIR. Eğer bu dünyada, imtihanımızı noktalamış ve son nefesimizi vermiş isek, bu konuda bağışlanma hakkımızı da kaybetmişiz demektir. Yalnız bağışlanma, affedilme konusunu doğru anlamalıyız. Bağışlayan, affeden yani şefaat gösteren yalnız Allah dır. Onun adalet terazisinde de asla şaşma olmaz. Allah ın adalet anlayışını lütfen, kendi nefsimizde değerlendirmeyelim, hata yaparız. Allah ın affedeceği, bağışlayacağı konuları bizler çok fazla tahmin edemeyiz, ama kolay kolayda yaptıklarımızdan cezasız kurtulacağımızı zannetmeyelim. Farkında değiliz Allah, yaptıklarımızın cezasını ya da mükâfatının bir kısmını, bu dünyada bizlere veriyor. Kur’an a baktığımızda, Allah kendisine karşı nefsimizin etkisiyle yaptığımız yanlışların bir kısmını affedebileceğini söylüyor. Peki, kulun kula yaptığı adaletsizliği, zulmü, haksızlığı sizce affedeceğini söylüyor mu? İşte bu kısmı bence hepimiz çok dikkatle düşünmeliyiz. Kendimizi avutarak, yaptıklarımızdan bir çırpıda kurtulacağımızı zannetmeyelim. Yaptığımız adaletsizliklerin mutlaka karşılığını, huzuru mahşerde alacağız. Aşağıdaki ayet üzerinde, lütfen dikkatle düşünelim. Ali İmran 185: Her can ölümü tadacaktır. ANCAK KIYAMET GÜNÜ YAPTIKLARINIZIN KARŞILIĞI SİZE TASTAMAM VERİLECEKTİR. KİM CEHENNEMDEN UZAKLAŞTIRILIP CENNETE KONURSA o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Zira bu dünya hayatı, aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir. (Bayraktar Bayraklı meali) Buradan da anlıyoruz ki, ben iman ettim demekle her türlü suçtan kurtulmak yok. Yaptıklarımızın mutlaka karşılığını göreceğiz. Az ya da çok. Adaletin temeli de bu anlayış değil midir? Hangimiz bizlere yapılan adaletsizlikleri, zalimlikleri, ihaneti sebepsiz affeder? BİZLER AFFETMİYORSAK, ALLAH DA AFFETMEZ. Bizler affedilme konusunu, yani şefaati sanırım adalet anlayışından uzak anlıyoruz. Şöyle düşünelim, bu dünyada hapishaneler kimler içindir? Suç işlemiş insanlar için elbette. Bu kişilerin bir kısmı burada belirli bir zaman tutulur, yaptıklarına pişman olurlar cezalarını çekerler ve hapisten çıkar. Bir kısmı da öyle suçlar işlemiştir ki uslanması ve topluma ayak uydurması mümkün değildir, bunlarda ebedi hapiste kalır. BU ÖRNEKTEN YOLA ÇIKARSAK ŞEFAATİ, AFFEDİLMEYİ, EBEDİ CEHENNEMLİKLERİN HARİCİNDE, İŞLEDİKLERİ SUÇUN CEZASINI CEHENNEMDE ÇEKTİKTEN SONRA, ALLAH IN BAĞIŞLADIKLARI, ŞEFAAT ETTİKLERİ VE CENNETİNE ALDIKLARI DİYE ANLAMALIYIZ. Bunun ölçüsünü, sınırını bizler bilemeyiz, takdir edemeyiz. BİLDİĞİMİZ TEK ŞEY, HERKESİN YAPTIĞININ KARŞILIĞINI BULACAĞI HÜKMÜDÜR. Allah ın kesin bir hükmünü sizlere hatırlatmak istiyorum. Bakın ne diyor. Meryem 71–72: İçinizden, ORAYA UĞRAMAYACAK HİÇBİR KİMSE YOKTUR. Bu, Rabbin için kesinleşmiş bir hükümdür. SONRA BİZ, ALLAH'TAN SAKINANLARI KURTARIRIZ; zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız. (Diyanet vakfı) Ayetten de anlıyoruz ki, hepimiz cehenneme uğrayacak, bu Allah ın kesin bir hükmü. Ali İmran 185. ayette de dikkat ederseniz, KİM CEHENNEMDEN UZAKLAŞTIRILIP CENNETE KONURSA, O KURTULUŞA ERMİŞTİR DİYOR. Peki, bu uğramak, cehennemden kurtulmanın süresi ne kadar olacak? Bazı kişiler, Allah açıklık getirmediği halde, ben Müslüman’ım diyen cehenneme gitmeyecek ve cehennemin azabını Müslüman ibret için uzaktan görecek, oradan hemen cennete gidecek diyenler var. BUNU KİM SÖYLEDİ? KUR’AN DA BÖYLE BİR AÇIKLAMA YOK. BU ANCAK BİZLERİN ADALETSİZ NEFİSLERİMİZİN, ADALET ANLAYIŞIDIR. İşte Allah ın adaletini böyle basitleştirebiliyoruz, nefislerimizin işine öyle geliyor. Hâlbuki ayetin son bölümünde ne diyor. Allah dan sakınanları KURTARACAĞIZ. Peki, kurtarmak ne demek? Cehennemden alıp çıkarmak demek. Demek ki cezamızı çekeceğiz. Yaptıklarımızın karşılığını mutlaka bulacağız. Elbette Allah istediği kulunu, hemen cennetine de koyar onu bizler bilemeyiz, yorum dahi yapamayız. ÖNEMLİ OLAN CEHENNEMDEN KURTULMAKTIR, EBEDİ KALMAKTAN AFFEDİLMEKTİR, BAĞIŞLANMAKTIR. Bazı kişiler cehenneme giren bir daha çıkamaz diyor. Onlara sormak isterim, işlenen onca farklı suçun cezası hiç ayrım yapmadan, cehennemde ebedi kalmak mıdır ya da hiç cezasız cennete gitmek midir? Onca farklı derecelerde yapılmış adaletsizlikler, haksızlıklar karşılığını nasıl bulacak? BU DÜNYADA BEŞERİN ADALETİNE BİLE YAKIŞTIRAMADIĞIMIZ BİR ADALET ANLAYIŞINI, NASIL ALLAH A NİSPET EDERİZ. KUR’AN DA CEHENNEMİN, YALNIZ EBEDİ KALICILAR İÇİN YARATILDIĞINA DAİR HİÇBİR BİLGİ YOKTUR. TAM TERSİNE ÖZELLİKLE, BAZI SUÇLARI ALLAH KUR’AN DA SAYAR VE BUNLARI İŞLEYENLER, EBEDİ CEHENNEMDE KALIR DİYE DE ÖZELLİKLE BELİRTİR. Demek ki bunun dışında kalanlar, cezalarını çektikten sonra çıkıyor, cennete giriyor demektir. Allah öyle adaletli ki cennette, cehennemde kat kat ve farklı değerde hazırlanmış, yaptıklarımızın karşılığı burada, hiç eksiksiz bizlere sunulacak. Allah yinede ümitsizliğe kapılmasın diye kulları, kendi nefislerine karşı haddi aşanlara moral vererek, karamsar olmayın, sizler pişman olup doğru yola yönelirseniz, nefislerinin esiri olanları affedebilirim diyor. Nefislerin esiri olma konusunu, lütfen doğru anlamaya çalışalım. Zümer 53: De ki: EY KENDİ NEFİSLERİ ALEYHİNE HADDİ AŞAN KULLARIM! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! ÇÜNKÜ ALLAH BÜTÜN GÜNAHLARI BAĞIŞLAR. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir. (Diyanet vakfı meali) Tüm bu bilgilerden yola çıkarak şunu söyleyebiliriz. Allah zulmedenlerin, zalimlerin mutlaka karşılığını verecektir. İster kul hakkı, ister kamu hakkı yiyenler olsun, mutlaka Allah katında cezasını bulacaktır. BU KONULARDA AFFIN SINIRINI, DERECESİNİ YALNIZ ALLAH BİLİR. Kişinin hakkına tecavüz etmiş, kişiyi geri dönüşü olmayan zarara sokmuş bir kişiden, helallik alması dahi, Allah katında onu kurtarmayabilir. ÇÜNKÜ BU DÜNYADA DİN VE İMAN ADINA BİR SUÇUN CEZASININ VERİLMESİ, YA DA AFFEDİLMESİNİN YETKİSİ, YALNIZ ALLAH A AİTTİR. Bizlere düşen, yaptığımız yanlışları farkına vararak, tekrarlamamak olmalıdır. Allah, nasıl olursa bizi affeder anlayışı, bizleri doğruya götürmez, tam tersine hatada azgınlaşmamızı sağlar. Bir Müslüman Allah a ve elçisine iman ediyorsa, cehenneme gitmez, ceza çekmez, peygamberimizin şefaatiyle cehennem azabından kurtulur anlayışı, bizleri ne yazık ki Kur’an yolundan saptırmış ve rehavete düşürmüştür. LÜTFEN ALLAH IN ADALETİNİ, KENDİ NEFİSMİZDE BASİTLEŞTİRMEYELİM, YA DA ZORLAŞTIRMAYALIM, YOKSA CEHENNEMİN KALICILARINDAN OLURUZ. Allah bağışlayıcıdır, sınırsız affedicidir ama asla adaletsiz değildir. Bunu da lütfen unutmayalım. Bizlerin istemediği bir adalet anlayışını, lütfen Allah a nispet etmeyelim. Unutmayalım ki yapılan her şeyin bir karşılığı vardır. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  11. Bizler yaşadığımız yanlış inançlarımızı, öyle inatla savunmaya geçiyoruz ki, bunun hesabını inanın, Allah ın huzurunda veremeyiz. Aslında bir Müslüman olarak işimiz çok kolayken, kendi ellerimizle zorlaştırıyoruz, işin içinden çıkılmaz bir hale sokuyoruz. Daha sonrada neyin doğru, neyin yanlış olduğu konusunda da karar veremiyoruz. Allah Kur’an da, inancımız ve bu konuda izlememiz gereken yolu anlatırken, sakın emin olmadığınız bilginin ardına düşmeyin der ve emin olacağınız kitabında yalnız Kur’an olduğunu bildirerek, Kur’an ın ipine sarılmamızı emreder. Çok daha açık bir şekilde Zuhruf 44. ayetinde, SİZLERİ KUR’AN DAN HESABA ÇEKECEĞİM diye de uyarır. Böyle bir hüküm veren Rabbimiz, Kur’an da hiç bahsedilmeyen, konusu bile geçmeyen, FIKIH inancının dine ilaveleri olan bilgilerden, hükümlerden hesaba çeker mi bizleri? Madem Allah bizleri bu şekilde uyarıyor, bunun tam tersine inancımızı yaşamak niye? İşte bunu anlamakta zorluk çekiyorum. Fıkıh inancının çok fazla etkisinde kalan bazı kardeşlerimiz bana, milletin kafasını karıştırıyorsun, ayetleri kendi kafana göre yorumluyorsun diyorlar. Böyle bir yanlış yapmaktan Rabbime sığınırım. Dinin anası, temeli olan Muhkem ayetler adı üstünde muhkem, yani şüphe duyulmayacak kadar açık ayetlerdir ve bu ayetler yoruma kapalıdır. Birisi bu ayetler üzerinde yorum yapıyorsa, ayeti amacından saptırıyor demektir. Onun için bizler muhkem ayetler üzerinde yorum yapamayız, Allah ne emrediyorsa kabul eder ve iman ederiz. Günümüzde Kur’an ın yanında, tıpkı Kur’an değerlerinde olduğunu söyledikleri öyle rivayet bilgilere ve onun kitaplarına inanıyoruz ki, adeta bu inanç bizleri kâfirlerin safına doğru itiyor. ALLAH KUR’AN I BEN KORUYORUM DİYE BİZLERE BİLGİ VERİR ve bu kitabın vereceği bilgiler konusunda, emin olmamızı sağlar. Bunun dışından ise hiçbir bilgiyi, Kur’an ın onayından geçirmeden kabul edemeyeceğimiz konusunda, birçok uyarılar yapar bizlere. Hatta Kur’an ı kast ederek, hadi bir benzerini getirin bakalım diyerek meydan okur. Günümüzde batılı ve hurafeyi savunmak adına, yaptığımız öyle bir yanlış var ki, bizleri günahların ve sapkınlığın zirvesine taşıyor. Hadislere dikkatle yaklaşmalıyız ve bu bilgiler hakkında, mutlaka Kur’an dan onay almalıyız dedikçe, bazı kişilerin inanılmaz sözlerle saldırıya geçmeleri ve adeta Kur’an ile rivayet hadisleri aynı kefeye koyarak, şirk koşmalarını üzülerek görmekteyiz. Bu yazımda bu yanlışa çok çarpıcı bir örnek vermek istiyorum. Bakın bir arkadaşlarımız, rivayetleri savunmak ve aklamak adına neler söylüyor. “Kur’an ın Allah ın kitabı olduğuna dair, bir deliliniz var mı? Kur’an da günümüze rivayetlerle gelmiştir. Hadisler hakkında ileri geri konuşuyorsunuz, Kur’an da bir hadis olmadığına deliliniz nedir?” Ben Müslüman ım diyen bir insanın, söyleyeceği sözler değildir bunlar. Kur’an ın Allah katından indirildiğine, Kur’an ın bizzat kendisinden başka delil arayanlar, zaten Allah ın istediği gibi iman etmemiş demektir. Kuşku duyulmadan iman edilecek kitabın, bilgilerin yalnız Kur’an olduğunu fark edemeyenlere, elbette gerçekleri anlatmamız mümkün olamaz. Çünkü peygamberimizde müşriklere bu gerçeği anlatamamıştı. Onun anlatamadığını, bizlerin anlatması elbette mümkün olamaz. Kur’an ın günümüze, rivayetler yoluyla geldiğini söyleyenlere ve bunlara inananlara şunu hatırlatmak isterim. BU SÖZLER, ÖNCE ALLAH A VE DAHA SONRA ELÇİSİNE İFTİRADIR. Peygamberimiz sağlığında, Allah ın indirdiği vahiylerin tamamını kayda aldırmış, yazıya geçirmiştir. Hatta ilk önceleri yalnız ezberletildiği halde, daha sonra ezberleyenlerin ölümü, bu yöntemin tehlikeli olduğunu anlamaları üzerine, tüm ayetler kayda geçirilmiş yazılmıştır. Peygamberimizin devrinde ayetler, Mushaf yani kitap haline getirilmemiştir. Elbette bunun nedeni vardı. Çünkü peygamberimiz yaşıyordu, yaşadığı sürece vahiy devam edeceği düşüncesi ile birleştirilip, kitap haline dönüştürülmemişti. Mushaf haline getirilmesi dört halife devrinde olmuştur. Tekrar söylüyorum, vahiylerin tamamı, peygamberimiz tarafından sağlığında kayda geçirilmiştir, onun içinde günümüze rivayetler yoluyla değil, bizzat kayıt altına alınmış ve çok daha önemlisi, ALLAH IN KONTROLÜNDE, KORUMASINDA GÜNÜMÜZE KADAR GELMİŞTİR. GÜNÜMÜZE ULAŞAN, RİVAYET HADİSLERE GELİNCE. BU BİLGİLERİN, SÖZLERİN HİÇ BİRİSİ PEYGAMBERİMİZ TARAFINDAN YAŞADIĞI DÖNEMDE KAYDA ALINMAMIŞ, YAZILMAMIŞTIR. YAZILMIŞ OLSAYDI, HADİSLER BİR RİVAYETE GÖRE DİYE BAŞLAMAZDI. Bu sözlerin kayda alınmadığının, dilden dile nakledildiğinin bir kanıtıdır, bir rivayete göre diye hadislerin başlaması. Lütfen bu konu üzerinde, dikkatle düşünelim. Hatta tam tersine, kendi sözlerinin yanlış nakledildiğini gören Allah ın elçisi, bundan sonra Kur’an dışından bir şey benden nakletmeyin diye uyarmıştır. Elbette bunun nedeni, Kur’an ın kayda geçirilmiş olması, yanlış nakledilmesi durumunda, karşısındaki kişinin bu bilginin doğru olup olmadığını, kontrol etme şansının olduğu gerçeğidir. Dört halife devrinde de hadisler kayda geçirilmemiş, hatta peygamberimizin hadis nakli yasağı, bu dönemde de titizlikte uygulanmıştır. Günümüze ulaşan hadislerin ise, peygamberimizin ölümünden ve dinin mezheplere bölünmeye başlamasıyla, yaklaşık 250 yıl sonra, halkın arasında dolaşan sözlerin/rivayetlerin bir araya getirilmesi ile oluşmuştur. SİZCE BU BİLGİLER NE KADAR DOĞRU OLABİLİR? BU BİLGİLERE GÖRE İMANIMIZI YAŞAYABİLİR MİYİZ? Yaşayamayacağımızı Kur’an söylüyor. Elbette kimin sözlerine inanılacağı konusu, sizlere kalmıştır. İmtihan olmanın gerçeği de budur. Ne yazık ki bugün bizler bu gerçeği anlamak istemiyoruz. Öyle yanlışlar yapıyoruz ki, cahiliye dönemindeki müşrikleri aratmıyoruz. Atalarımızın inancını aklamak ve tıpkı Kur’an değerini onlara vermek için, Kur’an ın günümüze rivayetler yoluyla geldiğini, onun içinde rivayet hadislerden şüphe duymamızın, yersiz ve yanlış olduğunu savunabilmekteyiz. Çok daha ilginci, Kur’an ın da bir hadis olmadığına deliliniz nedir diyebiliyoruz. Hadis kelime anlamı olarak söz, haber, bilgi anlamındadır. Kur’an da da geçer, örneklerini verelim. Casiye 6: İşte şunlar, Allah'ın ayetleridir, onları sana gerçek ile okuyoruz. ALLAH'TAN VE O'NUN AYETLERİNDEN SONRA HANGİ HADİSE (SÖZE) İNANACAKLAR? (febi-eyyi hadîśin) (Süleyman Ateş meali) Araf 185: Onlar göklerdeki ve yerdeki sınırsız hükümranlık ve nizama, Allah’ın yarattığı her şeye, ecellerinin yaklaşmış olabileceğine hiç bakmadılar mı? PEKİ, BUNDAN SONRA ARTIK HANGİ SÖZE İNANACAKLAR. (febi-eyyi hadîśin ) (Diyanet meali) Bu ayetlerden de açıkça anladığımız gibi hadis, söz, bilgi anlamındadır. Allah da bizlere rehber olacak güvenilecek sözlerin/hadislerin yalnız Allah ın hadisleri olduğunu apaçık söylüyor ve bakın ne diyor tekrar hatırlayalım. —ALLAH’TAN VE O'NUN AYETLERİNDEN SONRA HANGİ HADİSE (SÖZE) İNANACAKLAR? — PEKİ, BUNDAN SONRA ARTIK HANGİ SÖZE/HADİSE İNANACAKLAR. Ama bizlerin uslanmaz nefisleri, atalarımızın inancını aklamak ve yaşamak adına, Allah ın hadislerini/sözlerini görmezden gelerek, Kur’an ın ayetleriyle, rivayetler yoluyla bizlere ulaşan ve asla emin olamayacağımız sözleri/hadisleri, Allah ın sözleri/hadisleriyle eş tutabiliyoruz. Allah bizleri affetsin. Değerli din kardeşlerim, ömür hızla akıp gidiyor. Emaneti teslim etmeden, imtihanımızı tamamlamadan önce, gelin yalnız Kur’an ın ipine sarılalım ve onu anlayarak, düşünerek okuyalım. Bizlere öğretilen sözleri/hadisleri de mutlaka Kur’an ın süzgecinden geçirelim. Kur’an ın onayını alan her bilgi, elbette başımızın tacıdır, bizlere örnektir. Ama Kur’an dan onay almayan her bilgi de, inancımız için fitnedir, bizleri dinden uzaklaştırıp, kâfirlerin safında yer almamızı sağlar. İMAN, İNANÇ GÜVEN VE SADAKATLE OLUR. BİZ İMAN EDENLER, KUR’AN IN ALLAH KATINDAN GELDİĞİNE VE ALLAH TARAFINDAN KORUNDUĞUNA İNANDIK, İMAN ETTİK. Kur’an asla rivayet değil, Allah katından bizler için HAK OLAN, ALLAH IN HADİSLERİ, SÖZLERİDİR. Onun dışından yol gösterici sözler/hadisler aramayalım. ÇÜNKÜ ALLAH KUR’AN IN DIŞINDAN, HADİSLERE/SÖZLERE SAKIN İNANMAYIN DİYE, BİZLERİ UYARMIŞTIR. ALLAH IN RESULÜDE YALNIZ KUR’ANA UYMUŞ VE YALNIZ KUR’AN İLE ÜMMETİNE HÜKMETMİŞTİR, LÜTFEN BUNU UNUTMAYALIM. Bakın Allah ın elçisi, ben yalnız bana vahyedilene yani Kur’an a uyarım diyor. Sizler yalnız peygamberimizin uyduğu vahye uymuyor musunuz? Karar sizlerin. Ahkaf 9: De ki: Ben peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım. (Diyanet vakfı meali) Ankebut 18: “Eğer siz yalanlarsanız bilin ki, sizden önce geçen birtakım ümmetler de yalanlamışlardı. PEYGAMBERE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.” (Diyanet meali) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  12. Biz Müslümanlar olarak acaba, Kur’an ı gereği gibi tanıyor muyuz? Kur’an ın indirilme amacını biliyor muyuz, burası çok önemli. Eğer bunun farkında değilsek, ondan gereği gibi faydalanmamız da mümkün olmayacaktır. Bir okurum bana şöyle bir soru sormuş, aslında bu soru, bizlerin Kur’an gerçeklerini anlamadığımızı ve bizlerin Kur’an dan gereği gibi faydalanamadığımızı gösteriyor. “Allah Kur'an ı düşüne düşüne okuyun diyor ama meali düşüne düşüne okuyun demiyor, yanlış mı anlıyorum acaba.” Bunu söyleyebiliyor ya da düşünebiliyorsak, bizler Kur’an ın ne olduğunu bilmiyoruz ve indiriliş sebebini de anlamamışız demektir. Allah Kur’an ı neden Arapça indirdiğini anlatırken, siz Arap bir toplumsunuz, onun için Arap bir peygamber ve sizin dilinizden bir rehber Kur’an gönderdim diyor. Açıklamasını da yaparken, böyle indirmemizin nedeni anlayasınız ve üzerinde düşünmeniz içindir diyor. Konuyu Allah kullarının daha iyi anlayabilmesi içinde, daha da net bir açıklama yaparak, eğer anladığınız dilden Kur’an ı göndermemiş olsaydım, Arap bir topluma, başka dilde bir Kur’an mı gönderdin diye itiraz ederdiniz diye de açıklama yapıyor. Bu bilgileri Kur’an dan öğrenen bir Müslüman, sizce bana sorulan bu soruyu sorması normal mi? Yorum sizlerin. Kur’an dendiğinde, aklımıza ne gelmelidir. Sanırım aklımıza gelmesi gereken, bizlerin sorumlu olduğu Allah ın hükümleri, yerine getirmemiz gereken kuralların açıklandığı, bir rehber kitap olduğu aklımıza gelir. Örneğin şunu söyleyebilir miyiz; Bu emirleri Türkçe tebliğ alamayız, özellikle Arapların tebliğ aldığı gibi Arapça tebliğ almalıyız, diyen var mı aramızda? Eğer evet Arapça okumalı ve Arapça tebliğ almalıyız, yoksa Kur’an okumuş sayılmayız, diyorsa bir Müslüman, bu kişi Kur’an ın evrenselliğine inanmıyor, Kur’an ı Allah ın neden Arapça indirildiğini de bilmiyor demektir. Buna inanan bir Müslüman ın, Kur’an gerçekleri ile buluşması da mümkün olmayacaktır. DEĞERLİ DİN KARDEŞLERİM, BİZLER KUR’AN I SEVAP KAZANMAK İÇİN OKUMAMALIYIZ, YOLUMUZU ŞEYTANIN YOLUNDAN UZAKLAŞTIRIP, ALLAH IN DOĞRU YOLUNA YÖNELMEK İÇİN OKUMALIYIZ. OKUYARAK DEĞİL, KUR’AN HÜKÜMLERİNİ YAŞAYARAK, HAYATIMIZA GEÇİREREK SEVAP KAZANABİLİRİZ. KUR’AN BİZLER İÇİN REHBERDİR. BUNU YAPABİLMEK İÇİNDE ANLADIĞIMIZ DİLDEN OKUYUP, KUR’AN I HAYATIMIZA GEÇİRDİĞİMİZDE, ALLAH IN İSTEDİĞİ BİR KUL OLACAĞIMIZI ARTIK FARK EDELİM. Söyle düşünün lütfen, okulda öğretmen öğrencilerine, bu dili bilmedikleri halde, Çince bir kitap dağıtıp, bu kitaba çalışın, sizleri bu kitaptaki bilgilerden imtihan yapacağım 3 ay sonra demiş olsa, öğrencilerin tavrı ne olurdu öğretmenlerine karşı? Elbette öğrenciler ciddiye almaz, öğretmenlerinin şaka yaptıklarına inanır, güler geçerlerdi. Böyle bir durumda öğrencilerin, hocalarına takınacağı kesin olan bu tavrı, lütfen bizlerde Kur’an için söylenen aklın ve mantığın kabul etmediği bu düşüncelere karşı, aynı mantıkla cevap verelim. Yoksa yanlış da ısrar eder, kendimizi kandırırız. Bizlere öyle yanlış bilgiler öğretiyorlar ki, ARAPÇANIN CENNET LİSANI OLDUĞU SÖYLENİYOR. Böyle yanlış bilgilere inandığımız sürece, yanlış inançların peşi sıra gitmemiz kaçınılmaz olacaktır. Allah indirdiği hükümleri, kanun ve kuralları anlayabilmemiz ve üzerinde düşünebilmemiz için, gönderdiği tüm kitapları, o toplumun dilinden indirmiştir. ÖRNEĞİN İNCİL ARAMİCE DİLİNDE, TEVRAT İBRANİCE İNDİRİLMİŞTİR. Bugün bu kitaplara inanan toplumların hepsi, kitapları kendi dillerinden okumaktadırlar. Hiç kimse bilmediği dilden okumaya çalışmamakta ve inandıkları kitapta Allah ın ne anlattığına, ne istediğine toplumlar önem vermektedir. Yani hiçbir ülke kendi dillerine çevrilmiş kutsal kitapları hakkında, bu orijinal dilinde değil, bu asıl İncil sayılmaz gibi düşünceyi akıllarından bile geçirmiyorlar. Peki, bizler nasıl düşünebiliyoruz, işte onu anlamak mümkün değil. İlginçtir bizlerin tartıştığı bu konuyu, yüzlerce yıl önce Müslüman toplumlar, yaşadığı devirde sormuşlar, tartışmışlar ve açıkça peygamberimizden bile cevap almışlar. Yani kendi dili Arapça olmayan ülkeler, bizler Arapça bilmiyoruz, doğru telaffuz edemiyoruz ayetleri, onun için kendi dilimize çevirebilir miyiz, diye Allah ın Resulüne sorduklarında, elbette kendi dilinizden okuyabilirsiniz cevabını almışlardır. BU DURUMDA BİZLER NASIL OLURDA KUR’AN I ARAPÇA OLDUĞUNDA KUR’AN, TÜRKÇE YAZILDIĞINDA KUR’AN DEĞİL DERİZ. Kur’an Allah ın emirleri, hükümleri, yol gösteren rehberidir. KUR’AN YAZILAN DİLİ DEĞİLDİR. KUR’AN MANADIR, ANLAMIDIR. Önce bu gerçeğin bilincinde olalım ve o yaman aldatıcıların esiri olmayalım. Bakın İmamı Azam Kur’an ın ne olduğunu nasıl anlatıyor. Ders alabilenlere ne mutlu. “İmamı Azam görüşünün Hanefi FUKAHASINCA ayrıntılanan gerekçesi söyle özetlenir. KURAN KÂĞITLARDA YAZILMIŞ VE BİZİM OKUDUĞUMUZ LAFIZLAR DEĞİLDİR. ESAS KURAN O LAFIZLARIN TAŞIDIĞI MANADIR Kİ, bir kelam-i nefsi ( ALLAH ın zati ile var olmaya devam eden söz ) olarak kalıptan kalıba dökülür. O kalıplar sonradan yaratılmış ( Muhdes ) Varlıklardır. OYSAKİ ESAS KURAN, MAHLÛK OLMAYAN BİR MANADIR. Hiç kuskusuz O,öncekilerin Zübürlerinde de vardı buyrulması da bu gerçeği gösterir. O HALDE ESASİ İTİBARİ İLE MANA OLAN KURAN I ARAPÇA LAFIZ YERİNE, BAŞKA LAFIZLARDAKİ ÇEVİRİSİNDEN OKUMAK MÜMKÜNDÜR.” Allah bizlere Kur’an ı düşüne düşüne okuyun diyorsa, emrettiği hükümleri anlayarak, içimize sindirip ne anlama geldiğini kavrayabilmemiz için düşünmemizi ister. Bu emri Araplar Arapça okuyacak ki anlasın ve yerine getirsin, Türkler Türkçe okusun ki gereğini yapsın, İngilizler İngilizce okuyacak ki, hayatlarına geçirsin. Bunu eğer hala anlayamıyor da, KUR’AN YALNIZ ARAPÇA OKUNDUĞUNDA KUR’AN DIR DİYORSAK, KENDİMİZİ ALDATMIŞ OLURUZ. AYRICA KUR’AN İLE ARAMIZA YÜKSEK BİR DUVAR ÖREREK, KUR’AN GERÇEKLERİNDEN DE UZAKLAŞIRIZ, ALLAH IN EMİRLERİNDEN HABERSİZ YAŞARIZ. Tabi o zaman rivayetleri, hurafe ve batılı FIKIH inancını din zannederiz. ŞUNU NASIL DÜŞÜNEMİYORUZ, EĞER BİZLER KUR’AN I ANLAMADAN ARAPÇA OKURSAK, ALLAH IN EMRİ OLAN DÜŞÜNE DÜŞÜNE OKUYUN EMRİNİ, NASIL YERİNE GETİRECEĞİZ? YORUM SİZLERİN. Bugün dilimize çevrilen hadisleri düşünün lütfen, hepsi orijinali Arapçadır. Bu bilgilerin, sözlerin Türkçeye çevrilmesinden hiç birimiz şikâyetçi değiliz. HİÇ BİRİMİZ HADİSLER HAKKINDA, KUR’AN A TAKINDIĞIMIZ TAVIRDA OLDUĞU GİBİ, BUNLAR ORİJİNAL DEĞİL, GERÇEK HADİS SAYILMAZ, ÇÜNKÜ HADİSLERİN ORİJİNALİ ARAPÇADIR, TÜRKÇEYE TAM OLARAK ÇEVRİLEMEZ demiyorsak, lütfen çok değil biraz aklımızı başımıza toplayalım ve bizleri Allah ile aldatanların artık tuzağına düşmeyelim. Haşa Allah tüm aleme, rehber olsun diye gönderdiği Kur’an ı, başka dillere tam olarak çevrilemeyecek şekilde gönderip, daha sonrada tüm kullarını asla Kur’an dan sorumlu tutmaz. Beşerin kitaplarına, sözlerine dahi göstermediğimiz bu saygısızlığı, haksızlığı lütfen Allah ın NURUNA, FURKANINA göstermeyelim. Ne yazık ki toplum olarak, bu hatayı yapıyoruz. Bu yanlışa inandığımız içindir ki, Kur’an ı anlamadan okuyor ve Allah ın uyarılarını ilk elden alamıyoruz. ALLAH İLE ARAMIZA BİR BAŞKASINI SOKUP, KUR’AN I ONLARIN DÜŞÜNCE VE ANLAYIŞLARINA GÖRE ANLADIĞIMIZ İÇİNDE, TOPLUM OLARAK NE YAZIK Kİ ALDATILIYORUZ VE KİŞİLERİN YANLIŞLARINI BİZLERDE YAPIYORUZ. Allah elçisine bile, tebliğ etmek sana, hesap sormak bize düşer der Kur’an da. Çok daha ilginci elçisine hitaben, yarattığım kulumla aramdan çekil diyerek, Allah ile kulunun arasında hiç kimsenin olamayacağını bizlere anlatmıştır. Ders alabile ne mutlu. Saygılarımla Haluk Gümüştabak
  13. Konuyu uzatmamak adına toparlamak istiyorum. Allah Kur’an da, Rasulüme uyun derken, onun tebliğ ettiği ayetlere, Kur’an a uyun demek istediğini anlatıyor. Çok dikkat çeken konu ise, hiçbir ayette NEBİYE uyun demediği gerçeğidir. NEBİLİK GÜÇLÜ BİR MAKAMIN ADI OLUP, Allah ın elçisi bu makamda olduğu sürece, hatta devleti yönettiği konumlarında, tek başına karar vermediği, özellikle bir ayette de belirttiği gibi, ŞURAYA danışılması istenmektedir. Konunun daha iyi anlaşılması adına bir ayet örnek vermek istiyorum. Tahrim 1: Ey peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak, ALLAH’IN SANA HELÂL KILDIĞI ŞEYİ NİÇİN SEN KENDİNE HARAM EDİYORSUN? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. (Diyanet meali) Ayetin orijinalinde, peygamber diye tercüme ettikleri kelime NEBİ olarak geçiyor. Ama Rasul ve Nebi kelimesinin farklı olmadığını düşünenler, ayeti tercüme ederken dikkate almıyorlar. Hâlbuki Allah özellikle, EY NEBİ DİYE HİTAP EDİYOR. Çünkü elçisinin yaptığı bir yanlışı ikaz ediyor. Ve diyor ki, sana helal dediğim bir şeyi nasıl kendine haram dersin. Demek ki nebi olarak, helal haram koyma yetkisi yok. Bu ayette özellikle dikkat etmemiz gereken, Allah ın NEBİ ismiyle hitap etmesidir. Araf suresi 157. ayette ise, özellikle RESUL ismiyle hitap ederek bakın ne diyor. “O, ONLARA İYİLİĞİ EMREDER, ONLARI KÖTÜLÜKTEN ALIKOYAR. ONLARA İYİ VE TEMİZ ŞEYLERİ HELÂL, KÖTÜ VE PİS ŞEYLERİ HARAM KILAR.” Ayette özellikle Rasul ismini kullanmasının nedeni, bizlerin dikkatimizi çekmesi adınadır. ALLAH IN RASULÜ GÖREVİNİ YAPIYOR VE ALLAH DAN ALDIĞI VAHYİ TOPLUMA İLETİYOR. Çok önemli bir ayet vardır, lütfen hatırlayınız. Ahzab 40: Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın RASULÜ VE NEBİLERİN SONUNCUSUDUR. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. (Diyanet meali) Bu ayeti tercüme edenlerin bir kısmı, NEBİ kelimesini peygamberlerin sonuncu olarak çevirmişlerdir. Eğer nebi kelimesinden, Allah katından vahiy alan, kitap verilen diye anlarda, bazı Rasullere kitap verilmemiştir dersek, bu ayetten şunu anlamamız kaçınılmaz olurdu. ALLAH BAŞKA NEBİ GÖNDERMEYECEK, AMA BAŞKA RESUL GÖNDEREBİLİR. ÇÜNKÜ AYETTE NEBİLERİN SONUNCUSUDUR DİYOR. Gerçektende bu iki kelimeye yanlış anlamlar verirsek bu sonuç çıkar. Günümüzde Vahhabi inancına sahip olanlar özellikle Araplar, aynen bunu söylüyorlar ve diyorlar ki; “Başka nebi gelmeyecek ama Kur’an ı tebliğ için Resul gelebilir, Kur’an bunun yolunu kapatmamıştır.” HÂLBUKİ HER RESUL NEBİDİR. Her Resule Nebilik makamı verilmiş ve her nebi bunu Rasul lük göreviyle tebliğ etmiştir. Her Resule az ya da çok tebliğ gelmiştir. Yoksa Resul olamazdı. BAKARA SURESİ 213. AYETTE, NEBİLERE KİTAP VERİLDİĞİNİ, HADİD 25. AYETTEDE RESULLEREDE KİTAP VERİLDİĞİNİ BİLDİRİR KUR’AN. Geleneksel FIKIH İslam anlayışı, ne yazık ki bu gerçeği kabul etmemekte direniyorlar. KABUL ETMELERİ HALİNDE, İNANDIKLARI SİSTEM TAMAMEN YOK OLACAK, YANLIŞ OLDUĞU ORTAYA ÇIKACAK, HATTA ÇOKECEKTİR. Göz göre göre, batıl inançlarını aklamak, ataların itikatlarını yaşamak adına, ne yazık ki Allah ın ayetleri ile oynanmakta, Allah ın vermediği yetkilerle Rasul ünü donatmaktadırlar. Sonucunu da hep birlikte görüyoruz. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. RESULE İTAAT EDEN, ALLAH IN VAHYİNE YANİ KUR’AN A İTAAT ETMİŞ DEMEKTİR. Bazı ayetlerde Rasulü üzen diye geçen konunun mahiyeti, Allah ın vahyine itiraz edildiği için üzülmesidir. Bazen Allah ve Rasulünü üzen diye geçer ki, bunlar vahye itiraz edenlerdir, bunu yapanların cezalandırılacağı açıklanmıştır Kur’an da. Gerçek doğruyu yalnız Rabbimiz bilir. Bizlere düşen, Kur’an ın gerçeklerini araştırmak ve en doğruya ulaşmak adına, çaba göstermek olmalıdır. Allah cümlemizin yardımcısı olsun. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  14. Kur’an da Nebi ve Resul kavramları çok geçer. Bu kelimelerin anlamları konusunda, birçok görüşler ileri sürenler vardır. Hatta Kur’an da geçen Nebi ve Resul kelimelerinin ortak ismi bulunmuş, ayetler tercüme edilirken Arapça olmayan Farsça olan, Peygamber olarak genelde tercüme edildiğini görürüz. Bu kelimenin aslında bizlerin dilinde, alışkanlık haline de geldiğini söylemeliyim, buna bende dahilim. Peygamber haber getiren anlamındadır ama Nebinin anlamı çok farklıdır. Öyle ayetler var ki, NEBİ ve RESUL kelimesine peygamber der geçersek, ayetlerin anlamlarında farklılaşma olduğu gibi, ayetler arasında da çelişkiler yaratırız. Ayrıca ayetin özellikle bizlere vermek istediğini de anlayamayız. Yoksa normal konuşma esnasında, peygamber dendiğinde hepimiz kimden bahsedildiğini biliyoruz, burada bir sorun olmuyor. Belki de kolayımıza da geliyor diyebiliriz. Allah aynı ayette bazen, her iki kelimeyi de kullanıyor. Eğer bu iki kelime aynı anlama gelseydi sizce kullanır mıydı? Önce bizler bu iki kelimenin ne anlama geldiğini doğru anlamalıyız ki, Kur’an ı anlamaya çalışırken büyük yanlışlara düşmeyelim. Bir örnek vermek istiyorum. Ali İmran 81. ayet de şu cümleler geçer, genel çoğunluk tercümelerde böyledir. (Allah, PEYGAMBERLERDEN şöyle söz almış ve “Bakın size kitap ve hikmet verdim, şimdi yanınızda bulunanı doğrulayıcı bir PEYGAMBER geldiğinde ona mutlaka inanacak ve yardım edeceksiniz…..) Hâlbuki peygamber diye çevrilen ilk kelime Kur’an da, NEBİ diye geçer. İkinci olarak yazılan peygamber kelimesi ise Kur’an da, RESUL olarak geçer. Şöyle diyebilirsiniz ne fark eder ki, hepsinde kimden bahsedildiğini anlıyoruz. Kur’an da geçen diğer ayetlerin ne anlatmak istediğini doğru anlamak istiyorsak, ÇOK ŞEYİN FARK ETTİĞİNİ GÖRECEKSİNİZ. Bu ayette Allah, Nebiden bir söz aldığını ve onun içinde onlara kitap ve hikmeti yani bilgeliği verdim diyor. Daha sonra sizlere, Kur’an ı doğrulayıcı bir RESUL gönderiyorum ona uyun diyor. Neden Kur’an ı tebliğ ederken elçisine, özellikle RESUL kelimesini kullanıyor. Burası çok önemli. Meryem 30: Çocuk şöyle dedi: «Ben, Allah'ın kuluyum. O, bana Kitab'ı verdi ve beni PEYGAMBER yaptı.» (Diyanet vakfı meali) Ayette geçen Peygamber diye çevrilen kelime Kur’an da NEBİ olarak geçer. Bu ayetin bir ayet öncesinde, Meryem anamız Hz. İsa daha bebek iken konuştuğunu söylüyor ve gelenlere çocuğu dinleyin dediğinde onlar şaşırıyor ve beşikteki çocukla mı konuşalım diyor. Hz. İsa da yukarıdaki sözleri söylüyor. Yani Hz. İsa Allah bana, NEBİLİK MAKAMI VERDİ DİYOR. Bu ayet üzerinde, sizlerin düşünmenizi rica ediyorum, çünkü bu ayetten NEBİ ve RASUL kelimesinin anlamlarını ortaya çıkarmış olacağız. Allah yukarıdaki ayette Hz. İsa ya daha bebekken NEBİLİK makamını verdiyse, onun RESUL LÜK görevinin de, daha bebekken başladığını söyleyebilir miyiz? Din ve inanç adına, daha sorumluluk yaşına dahi gelmemiş bir kişinin Rasul lük, elçilik yani tebliğ görevinin başladığını tam olarak söyleyemeyiz. Zaten ayeti tercüme edenlerin bir kısmı bunu dikkate alarak şöyle çeviri yapmış.(Bunun üzerine beşikteki bebek şöyle konuştu: “Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. Bana Kitab'ı (İncil'i) VERMEYİ HÜKME BAĞLADI. Benim peygamber olmamı takdir etti.”) NEBİ OLMASINI TAKDİR ETTİĞİNİ SÖYLÜYOR AYET. Allah Hz. İsa ya böyle yüceltilmiş bir makam vererek, gelecekte bu kişinin sizlere tebliğleri olacağını, yani Rasul olacağını bildiriyor ayette. Buradan da anlıyoruz ki, NEBİ kelimesinin anlamı farklı, RESUL kelimesinin anlamı farklı, bir birine karıştırmamak gerekir. NEBİLİK ALLAH TARAFINDAN, YÜKSEK MAKAMA GETİRİMİŞ KİŞİ ANLAMINA GELİYOR. YANİ NEBİLİK MAKAMIN ADI. RESUL İSE ALLAH DAN ALDIĞI VAHYİ, EMİRLERİ İNSANLARA TEBLİĞ EDEN ANLAMINA GELİYOR. Hac suresi 52. ayetinde özellikle bu iki kelime ayrı ayrı kullanılıyor ki, farklı anlamlara geldiği anlaşılsın” Senden önce hiçbir RESUL VE NEBİ göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın.” Bu ayetten de anlıyoruz ki, bu iki kelimenin asıl anlamlarını doğru öğrenmediğimiz takdir de, ne Kur’an ı doğru anlayabiliriz, nede İslam ı doğru yaşayabiliriz. Kur’an bu iki kelimenin ortak anlamını da farklı ayetlerde açıklarken, biz nebileri de, Rasulleri de MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ DİYOR. Bunun dışında asla bir yetkileri yoktur. Kur’an da dikkatimizi çeken çok önemli konu ise, Yaradan özellikle ALLAH a ve RESULE uyun diye geçer. Bu emir hiçbir ayette, ALLAH A VE NEBİYE UYUN DİYE GEÇMEZ. Acaba neden. Örneğin Ali İmran 132. ayette “Allah'a ve Resûl'üne itaat edin ki rahmete kavuşturulasınız.” der. Ama Kur’an ı tercüme edenlerin genel çoğunluğu, peygambere itaat edin diye çevirirler. Söylediğim gibi NEBİLİK, yüksel dereceli makamın adıdır. Yaşadığımız dönemde, VALİ olarak atanmış bir kişiyi düşünün. Bu kişi görevi esnasında, devleti yönetenlerin çıkardığı kanunlar ve kendisine verdiği yetkiler ile makamında görev yapar. Bu kişi o görevde bulunduğu her anında validir, ama toplumu yönetirken vereceği emirlerde, hiçbir zaman kendi kafasına göre yönetmez, kanunlara göre hükmeder, görevini yapar. Özel hayatıyla ilgili konuları işine asla karıştırmaz, bu kanunlarla yasaklanmıştır. YANİ BU MAKAM ONA, YETKİ VE GÜÇ VERİR. AMA KİŞİSEL YAŞAMINDA, KENDİ ŞAHSI ADINA, KARŞISINDAKİ KİŞİYE ARZU YA DA İSTEKLERİNİ İLETTİĞİNDE, KİŞİ EĞER UYGUN GÖRMÜYORSA, BU İSTEĞİNİ KABUL ETMEYİP, YERİNE GETİRMEYEBİLİR. Şimdide bu konuyu, Kur’an da geçen ayetlerden örneklerle anlamaya çalışalım. Peygamberimiz Allah ın vahiylerini tebliğ ederken, RESUL olma görevini kullanıyordu ki, bu durumda Allah elçisine kesin itaati emretmiştir. ÇÜNKÜ ALLAH IN RASULÜ, ALDIĞI VAHYİ TEBLİĞ EDİYORDU, ASLA VAHYİN DIŞINA ÇIKMADAN. BUNU BİRÇOK AYETİNDE DE İZAH EDİYOR BİZLERE VE NE DİYORDU? BEN YALNIZ KUR’AN A UYARIM. BENİM GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR. BURADAN ŞUNU ANLIYORUZ, MUTLAKA UYULMASI GEREKEN, RESULÜN ALLAH IN TEBLİĞ ETTİ VAHYİDİR. Geleneksel İslam anlayışının, bu iki kelimenin anlamını, özellikle birleştirerek kullanmasının, çok özel nedeni vardır. Eğer NEBİ ve RASUL kelimelerinin gerçek anlamı, toplum tarafından fark edilirse, GÜNÜMÜZDE İNANILAN, DİNİN KUR’AN DAN SONRA ANA KAYNAĞI İLAN EDİLEN, SÜNNET/HADİSLER OLMAZSA İSLAMI YAŞAYAMAYIZ İNANCI ÇÖKER, YOK OLUR. Sizlere bazı örnekler vermek istiyorum, konunun daha iyi anlaşılması için. Acaba söylendiği gibi, peygamberimiz Kur’an ın dışından, dine hükümler koymuş olabilir mi. Allah ın emirleri dışında, o günkü toplum, yakınları, ashabı acaba Allah ın ayetlerini tebliğindeki hassasiyeti gösteriyorlar mıydı? Elbette Allah ın Resulünün, tebliğ dışından da, her söylediğini yerine getirmek, her Müslüman ın gönlünde yatan arzudur. Peki, bu konuda Kur’an nasıl örnekler veriyor ve bunun nedeni ne olabilir? Bizleri ilgilendiren, bu konuda anlatılmak istenileni doğru anlamak almalıdır. Allah ın elçisi, evlatlığı Zeyd in eşinden ayrılmak istediğini bildirdiğinde, “EŞİNİ YANINDA TUT AYRILMA, ALLAH DAN KORK” demişti ayette hatırlarsanız. Ama Zeyd onu dinlemedi ve boşandı. Dikkat ederseniz bundan dolayı da Kur’an da kınanmadı. DEMEK Kİ ALLAH IN ELÇİSİNE KARŞI, RESULLÜK TEBLİĞİNİN DIŞINDA, KİŞİLERE BİR ÖZGÜRLÜK TANINIYOR. Hatta hadislerde de geçer. Allah ın Rasulü bir söz söylediğinde kendisine sorarlarmış. “EY ALLAH IN RESULÜ, BU ALLAH IN EMRİMİ, YOKSA SENİN EMRİN Mİ”? O günkü toplumun, nebi ve Rasul farkını çok iyi anladıklarını görüyoruz. Allah ın Rasulünün, eşleriyle sorunlar yaşadığını, hatta Rasulün kendisini, çok üzdüğünü, bazı konularda söz dinlemez olduklarını ayetlerden anlıyoruz. (Tahrim 4–5) Ahzab suresi 28. ayetinde Allah, elçisini üzen, söz dinlemeyen eşlerini şöyle uyardığını hatırlayalım.” Eğer dünya hayatını ve süsünü istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de sizi güzel bir şekilde salıvereyim. “ de onlara diyor. Dikkat ederseniz özel yaşamda, imtihanımız gereği, farklı bir düşünce ve anlayış var. Buna Allah ın elçisinin eşleri de dâhil. ŞİMDİ VERECEĞİM AYET ÜZERİNDE, LÜTFEN DÜŞÜNMENİZİ RİCA EDİYORUM. Bakın Allah ın elçisi, iman eden kadınlarla, nasıl bir sözleşme yapıyor. Mümtehine 12: Ey Peygamber! İnanmış kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, iyi işi işlemekte SANA KARŞI GELMEMEK HUSUSUNDA SANA BİAT ETMEYE GELDİKLERİ ZAMAN, BİATLARINI KABUL ET ve onlar için Allah'tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir (Diyanet vakfı meali) Bu ayetten, çok dikkat çekici bir bilgi alıyoruz, ayete dikkatle baktığımızda. Allah ın Rasulü kadınlarla öyle bir anlaşma yapıyor ki, bunları zaten Kur’an dan görüyoruz. Allah ın Kur’an da bir Müslüman ın uyması gereken kurallarını sayıyor ve diyor ki Yaradan, bu konularda kadınlar sana geldiğinde, bu konularda söz verdiklerinde, onların BİATLARINI yani sözleşmelerini, anlaşmalarını kabul et. PEKİ, BUNLARIN DIŞINDA NE OLACAK? BU AYETTEN DE ANLIYORUZ Kİ, ALLAH IN ELÇİSİYLE ANLAŞMA YAPTIKLARI KONULARIN DIŞINDA, DAVRANIŞLARINDA, KARARLARINDA HERKES ÖZGÜR HAREKET EDEBİLİR. ŞÖYLEDE DİYEBİLİRİZ, KUR’AN IN TEBLİĞİNİN HARİCİNDE, HERKES DAVRANIŞLARINDA ÖZGÜRDÜR. İMTİHANIN GEREĞİ DE BU DEĞİL Mİ ZATEN. Kur’an da, çok dikkat çekici bir örnek vardır. Bu konuda birçok rivayet de vardır, ama bizler ayetten yola çıkarak konuyu anlamaya çalışalım. Mücadele 1–2: ALLAH, KOCASI HAKKINDA SENİNLE TARTIŞAN VE ALLAH’A ŞİKÂYETTE BULUNAN KADININ SÖZÜNÜ İŞİTMİŞTİR. Allah, sizin sürdürdüğünüz konuşmayı (zaten) işitmekteydi. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. İçinizden kadınlarına zıhar yapanlar bilsinler ki, o kadınlar onların anaları değildir. Onların anaları ancak, kendilerini doğuran kadınlardır. …..(Diyanet meali) Allah ın Resulüne, kocası konusunda şikâyete gelen bir kadın konu edilmiş. Kocası kadına ZIHAR ediyor, yani artık onu anası gibi görmeye başladığını söyleyerek, ondan boşanmaya çalışıyor. Bu yöntem o dönemin geleneklerinde var olan bir gerçek. Bu konuya çözüm olması adına kadın, Allah ın Rasulüne müracaat ediyor. Allah ın Rasulü yılların var olduğu bu geleneğe, bir çözüm bulamamış olsa gerek ki, Allah hemen devreye giriyor ve bu konuda hükmünü indiriyor. Buradan da anlaşılıyor ki, Allah ın Rasulü, elinde bulunan Allah ın hükümlerinin dışına çıkmıyor. Hatta bir başka ayette Allah elçisine, sana şu konularda soru soruyorlar der ve Allah sorulan soruyla ilgili hükmünü indirir. Hatta Tur suresi 48. ayetinde de, RABBİNİN HÜKMÜNÜ SABIRLA BEKLE diye geçer. Buradan da anlıyoruz ki, hüküm veren yalnız Alla dır. Rasulü de hükmü topluma iletendir. Zaten Allah, BEN HÜKMÜME HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEM DEMİYOR MUYDU? Allah elçisine SANA İNDİRDİĞİMLE ONLARA HÜKMET dediği ayeti hatırlayınız. YAZI DEVAM EDİYOR.
  15. Değerli din kardeşlerim. Üzülerek söylemeliyim ki, günümüz İslam inancı, Kur’an dan sapmışlığın zirvesinde yaşanmaya, büyük bir hızla devam ediyor. Bir din kardeşiniz olarak bana düşen, sizleri yalnız Kur’an ile uyarmaktır. Lütfen kendimize gelelim, emin olamayacağımız sözlerin, bilgilerin, kişilerin ardından değil, Allah ın ipine sarılarak inancımızı yaşayalım. Sizlere yaşadığımız İslam ın acıklı halini anlatan, güzel ve dikkat çekici bir örnek vermek istiyorum. İnternette dini anlattığını söyleyen bir kişinin, videosunu izledim. O konuşmadan bazı alıntılar yaparak, sizlerin bu yanlış söylemler üzerinde, dikkatle düşünmenizi rica ediyorum. Hatırlatmak isterim, ömrümüz ve imtihanımız bir göz açıp kapatma mesafesinde. Hesabını veremeyeceğimiz sözleri söylemeyelim, emin olmadığımız düşüncelerinde ardına düşmeyelim. İzlediğim video da, Kendisine dini konularda sorular soran kişilerin hepsine, cevap vermekle meşgul olamayacaklarını söylüyor ve bakın neler diyor. “Bu hataları bütünüyle başından çözelim, SEN BELAGAT OKU, SEN NAHİ OKU, SEN BUHARİ OKU, MÜSLİM OKU, Allah ın izniyle o zaman gel bunları kendin düzelt kardeşim.” Dikkat ettiyseniz, Sayın konuşmacının, dini öğrenmeleri adına sorular soran kişileri yönlendirdiği kitaplar arasında Kur’an yok. Peki, neden yok? Çünkü Kur’an herkesin anlayamayacağı, her bilginin detaylı açıklanmadığı bir kitap ilan edildi de ondan. Düşüne biliyor musunuz, Kur’an Allah katından geliyor, Allah bizleri Kur’an dan sorumlu tutuyor ama sorumlu olduğumuz kitabı bizler anlayamıyoruz, azınlık insanlar, veli kişiler anlıyor ve her bilgide sorumlu olduğumuz Kur’an da olmuyor. Öylemi din kardeşlerim? HÂŞÂ Allah ın kullarına anlatamadığını, aramızda anlatanlar mı var? Kimin haddine bunu düşünmek ve bunu söylemek. PEYGAMBERİMİZİN BİLE SAĞLIĞINDA YAPMADIĞINI YAPMAYA KALKAN, HATTA ONUN DÜŞÜNEMEDİĞİNİ DÜŞÜNENLER Mİ VAR. HÂŞÂ Buhari nin, Müslim in neredeyse peygamberimizin vefatından yaklaşık 250 yıl sonra, akıl edip yazıya geçirdiklerini, peygamberimiz neden sağlığında yapmadı diye de mi düşünemiyoruz? Hani Allah veliler edinmeyin, güvenilecek veliniz yalnız benim diyordu. Kur’an da size nice örnekleri, değişik ifadelerle verdik ki anlayasınız, onun için yalnız Kur’an ın ipine sarılın diyordu. NE OLDU BİRİLERİNİN İPİMİ KOPTU, YOKSA DAHA SAĞLAM İPMİ BULDULAR. Konuşmacı, Hadis kitaplarını tenkit edenlere de cevap veriyor ve bakın sözlerine nasıl devam ediyor. “Harici ve Oryantalist proje olarak OYNAMA BUHARİYLE, OYNAMA MÜSLİM İLE. BUHARİ ÇÖKÜNCE İSLAM ÇÖKER, MÜSLİM ÇÖKÜNCE İSLAM ÇÖKER. Çünkü bizim fıkıh inancımızda, tefsirimizde o BUHARİ LERDEN, MÜSLİMLERDEN GELEN HADİSİ ŞERİFLERE DAYANIYOR.” İşte günümüz İslam ı nın ana kaynakları ve bu kaynaklara verilen değer. Dikkat ederseniz FIKIH inançları Kur’an a değil, Müslim den ve Buhari den gelen kaynaklara dayanıyor diyebiliyor. ELBETTE BU İNANÇ ÇÖKMEYE MAHKÛMDUR. HİÇ KİMSENİN SÖZ SÖYLEYEMEYECEĞİ, ÜZERİNDE OYNAYAMAYACAĞI TEK KİTAP KUR’AN DIR. Bunu anlayamadığımız sürece, birileri bizlerle ve inancımızla işte böyle oynarlar. Bunu nasıl söyleyebiliyorlar, anlamakta güçlük çekiyorum. Bu sözleri duyunca inanın titredim ve kahroldum. Bu sözler İslam a ve Kur’an a büyük saygısızlıktır. Bu sözleri söyleyen, Buhari yi, Müslim ü hatasız görebiliyor, hatta hiç düşünmeden Kur’an ın onayını almadan, ardı sıra gidebiliyor. Her bilgiden elbette faydalanabiliriz ama tek şartla, Kur’an a ve onun ayetlerine ters düşmemek şartıyla. Hatasız yalnız Allah dır, lütfen bu gerçeği artık fark edelim. İnanca bakar mısınız lütfen. BUHARİ VE MÜSLÜM ÜN FİKİRLERİ VE İNANCI ÇÖKERSE İSLAM IN ÇÖKECEĞİNİ DAHİ SÖYLEYEBİLİYOR. Çünkü öyle inançların arkasından gidiyorlar ki, neye inanıyorlarsa, Kur’an onun tersini söylüyor. Şurası çok doğru ve korkularını da aslında çok iyi anlıyorum. İnandıkları batıl İslam ın temeli Buhari nin ve Müslim in olduğuna iddia ettikleri kitaplara dayanıyor. ONLARIN ÇÖKMESİ KAÇINILMAZDIR. Ama onlar Allah ın indirdiği İslam değildir. ONU HİÇ KİMSE ÇÖKELTEMEZ. Ben inanıyorum ki, bugün Buhari ve Müslim dünyaya gelseler, ben böyle sözler söylemedim demeleri büyük ihtimaldir. Mahşer günü, hesabın görüleceği O çetin gün, Rabbimiz Müslim ve Buhari yi hesaba çekerken, sizce şöyle bir soru sorsa ve dese ki,” SEN Mİ YAZDIN BUNCA KİTAPLARI, SEN Mİ SÖYLEDİN BEN SÖYLEMEDİĞİM HALDE ONCA SÖZLERİ. BUNLARDA DİNİN ANA EMİRLERİDİR DİYE” dese, acaba Buhari ve Müslim, Rabbimize nasıl bir cevap verir. Bu konu ile ilgili Kur’an da, Hz. İsa nın kıssasını lütfen hatırlayınız. Ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Bizler gerçekten İslam toplumları olarak, Kur’an ı terk ettik ve adımız da yalnız İslam kaldı. Ne yazık ki İslam ın içini ellerimizde boşalttık. Aslında Kur’an böyle olacağını, bizlere 1400 yıl öncesinden bildirdi ki, dikkatli olalım. Mahşer günü peygamberimizin söyleyeceği o üzücü sözler ne yazık ki günümüzde gerçekleşti ve hızla da Kur’an ın terk edilişi devam ediyor. Bakın peygamberimiz ne söyleyecekmiş mahşer günü. Furkan 30: Peygamber der ki: Ey Rabbim! KAVMİM BU KUR'AN'I BÜSBÜTÜN TERKETTİLER. (Diyanet vakfı meali) Ne yazık ki büyük çoğunluğumuz terk etti. Bu gerçeği de bundan sonra, bu toplumun fark etmesi zor görünüyor. Elbette bizlere düşen, var gücümüzle Kur’an gerçeklerini anlatmak olmalıdır. Son olarak, Allah ın bir uyarısıyla sözlerime son vermek istiyorum. Dilerim cümlemiz, gönül gözleri açık, Kur’an gerçeklerini görebilen, Rabbin azınlık halis kulları arasında oluruz. Nisa 87: Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayandır. Andolsun, sizi kıyamet gününde mutlaka bir araya toplayacaktır. Bunda asla şüphe yoktur. KİMDİR SÖZÜ ALLAH’INKİNDEN DAHA DOĞRU OLAN? (Diyanet meali) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK BU KONUŞMANIN VİDEOSUNU İZLEMEK İSTEYENLERE:
  16. Bu yazımda sizleri, düşünmeye davet etmek istediğim konu, laik hukuk anlayışı, Kur’an ın öğretisine, emirlerine ters düşer mi? Ne yazık ki bugün bazı kişiler, laik devlet anlayışına, bu toplumu düşman yapabilmek adına, büyük uğraşlar veriyor. Gelelim Kur’an ın emrettiği, ama hangi inançta olursa olsun değişmeyen, herkesin kabul ettiği, ayrım yapılmayan Kur’an ın evrensel ve bilimsel genel emirlerine, önerilerine. 1-Her insan özgürce inancını yaşar, dinde zorlama yoktur. Dinde ruhbanlık yoktur. 2- Zina suçtur, çünkü ailelerin mahremiyetini, saygınlığını, düzenini bozar, toplumda huzursuzluklar yaratır. 3- Hırsızlık ve adam öldürmek suçtur, toplumun düzenini bozar engellenmelidir. 4- Aile içi düzeni sağlayan hukuk olmalıdır ki, eşlerin hakları korunabilsin. Özellikle kadınlar korumasız olmasın. 5- Miras dağıtımında adalet sağlanmalıdır kurallar konmalıdır. 6- İşlenen suçlar tekrar edilmemesi için, caydırıcı cezalar uygulanmalı ve KISAS gözetilmelidir. Böylece güçlü insanların hâkimiyetine son verilmelidir.7-Kur’an düşünmeye, atıfta bulunur, aklımızı kullanmamızı ister bizlerden. Böylece inancımızla bizleri aldatmak isteyenlerin önüne geçilmek istenmiştir. Düşünmeyen insanlar kolay aldatılır. BURADAN DA ANLIYORUZ Kİ KUR’AN İLİMLE, AKILLA ASLA ÇATIŞMAZ, AYNI EKSENDEDİR. 8- Yardımlaşmayı öğütler, böylece toplumların arasında doğacak büyük farklılıkların ve adaletsizliğin önlenmesi sağlanır. Buna benzer birçok hüküm Kur’an da, evrensel niteliktedir ve her toplum bu kurallara uyar ve kabul eder. BU HÜKÜMLERİN HEPSİNİN, LAİK DEVLET YÖNETİMİNDE YERİ VARDIR VE ASLA LAİK HUKUK SİSTEMİNE TERS DÜŞMEZ. Tüm bunları uygulayacak, ehil kişileri bizler yönetici olarak seçmeliyiz. Sanırım toplum olarak sorunu, bu konuda yaşıyoruz. KUR’AN DA DİKKAT ÇEKİCİ OLAN İSE, KUR’AN KİŞİSEL OLARAK YERİNE GETİRİLMESİ GEREKEN İBADETLERİNİ YERİNE GETİRMEYENLERE, HERHANGİ BİR CEZANIN BU DÜNYADA VERİLMESİ HÜKMÜNDEN BAHSETMEZ. Çünkü yaratılan her kul, bu dünyada Allah tarafından imtihan edilmektedir. Bu imtihana hiç kimse müdahale edemez, karışamaz. Toplumların genelini ilgilendiren konuların yerine getirilmediğinde ise, verilmesi gereken ceza örneklerini verir Kur’an. Bu kurallarda zaten evrenseldir, tüm toplumların hangi inançta olursa olsun, kabul edeceği kurallardır. Allah bizlerin, dikkatle ve itinayla düşünerek araştırarak, bizleri yönetecek kişileri, EHİL İNSANLARDAN SEÇMEMİZİ İSTER BİZLERDEN. Daha sonrada seçilenlerin, ALLAH IN İNDİRDİĞİYLE HÜKMETMESİNİ EMREDER. Ne demek Allah ın indirdiğiyle hükmetmek, burası çok önemli. Hiçbir ayrım yapmadan, senin inancın başka, benim ki başka demeden, ADALETLE HÜKMETMEK DEMEKTİR. Allah ın Kur’an da koyduğu ve inanç gözetmeden, TÜM İNSANLARI İLGİLENDİREN GENEL HÜKÜMLERLE TOPLUMU YÖNETMEKTİR. YANİ HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNÜN SAĞLANMASIDIR. Peygamberimizin yönetiminde, Yahudi de vardı Hıristiyan da, ama hepsi inançlarını çok rahat bir şekilde yaşıyorlardı. Hiç kimseye din ve inanç adına müdahale edilmiyordu. Çünkü İslam dininde zorlama yoktur, yani kimsenin inancına karışılamaz. Allah ın Kur’an da, açıkça hüküm vermediği konular ise, zamanın ve çağın gerekleri, ihtiyaçları doğrultusunda, seçimle gelen işin ehli insanların, toplumun yararına çıkaracağı beşeri kanunlarla düzenlenir. Peygamberimizde zaten öyle yapmış, yaşadığı çağın gerekleri ve toplumun ihtiyaçları doğrultusunda, devleti yönetirken kanunlar çıkarmıştır. Birçoğunu da zamanla değiştirmiş, toplumun ihtiyaçlarını karşılayacak hale dönüştürmüştür. Devleti yönetirken, çıkardığı vergiler ve hangilerinden ne kadar alınacağı konuları, örnek verilebilir. Peygamberimiz döneminde, en yakın ashabı bile, peygamberimiz bir emir verdiğinde, kendisine şöyle sorarlarmış. “EY ALLAH IN RESULÜ, BU SÖYLEDİKLERİN ALLAH IN EMRİMİ, YOKSA SENİN EMRİN Mİ? “ Buradan da şunu anlıyoruz. Peygamberimizin en yakınındaki sahabeler, Allah ın emri vahiyle, peygamberimizin emirlerini dikkat ve itinayla ayırmasını biliyorlarmış. Ne yazık ki bugün bu titizliği bizler yapamıyoruz. Onun içinde izlediğimiz yol, ne yazık ki Kur’an ın yolu olmaktan çıkmış, nereye varacağı bilinmeyen bir yol haline dönüşmüştür. Kur’an ın bizlerden, kişi ve toplum olarak neler istediğini özetlemeye çalıştım. Buradan şunu çıkartabiliriz. İSLAM İNANCI KİŞİSEL YAŞANIR, HİÇ KİMSE BUNA MÜDAHALE EDEMEZ. TOPLUMU İLGİLENDİREN GENEL HÜKÜMLEREDE HERKES UYMALIDIR, UYMAYANLAR CEZALANDIRILIR. İslam toplumlarında, Devleti yönetenlerde, Kur’an ın hükümlerine ters düşen kanunlar çıkartamaz, toplumların inançlarını özgürce yaşaması adına ortam hazırlarlar. Belirli bir inancın baskısı oluşturulamaz, bunun tersi bir kanun çıkartılamaz. Çünkü dinde zorlama yoktur. Hesabı gören yalnız Allah dır. LÜTFEN MEZHEPLERİN VE BEŞERİ FIKIH İNANCININ DİNE DAYATTIKLARINI, ALLAH IN EMİRLERİYLE KARIŞTIRMAYALIM. Bunlar kişiseldir, isteyen istediklerine inanır ve hayatına geçirebilir. Hiç kimseye bu inançlar, zorla kanunlarla dayatılamaz, kabul ettirilemez. Bunları söylediğimde, sanırım beşerin yarattığı, adına da şeriat dedikleri Müslüman ülkeler geldi aklınıza. Hiç birisi Allah ın şeriatı değildir. Nedenini izaha gerek yok sanırım, kısaca anlatamaya çalıştım. Hepsi farklı mezheplerin beşeri fıkıh inançları ile şekillenmiş ve de asla kişiye özgürlük tanımayan, kişisel inançlarında, baskıyla mutlaka böyle inanacaksın, bunu yapacaksın diye dayatılan kanunlarla yönetiliyor. Gelelim bizleri, adeta düşman yapmak istedikleri LAİK DEVLER, LAİK HUKUH SİSTEMİNE. Önce şunu hatırlatmak isterim. Ülkemizde bu yönetimin, gerektiği ölçüde tam olarak uygulandığını söyleyemem. Elbette çok yanlışlar yapıldı. Bizlere düşen doğruyu temelden yok etmek değil içindeki eksikleri, yanlışları düzeltmek olmalıdır. Şimdide yine kısa, özet olarak Laik hukuk sisteminin ne olduğuna bakalım. “Lâik Hukuk, İNSANLARIN BİR TOPLUM OLARAK BİRLİKTE YAŞAMA İHTİYACINDAN DOĞAN, kaynağını doğrudan İNSAN AKLINDAN ALAN, toplumsal gereksinimlere göre değişebilen, EVRENSEL NİTELİKTE genel geçerliliğe sahip olduğu kabul edilen hukuk anlayışıdır.” Eğer bizler Kur’an ı, gereği gibi anlayabilmiş olsaydık, bu tarif ve temel hükümler, Kur’an ın emirleridir diyebilirdik. Laik devlet sisteminin özünü okudunuz. Kısaca sizlere Kur’an öğretisini, emirlerini de açıklamaya çalıştım. SİZ KUR’AN İLE LAİK DEVLET YÖNETİMİNİN, NERESİNİ KUR’AN A GÖRE YANLIŞ GÖRDÜNÜZ? Kur’an din ayrımı yapmadan, birlikte toplumların yaşamasını istiyor ve dinde zorlama yoktur diyor. Laik devlet hukuku da aynısını istiyor ve diyor ki, farklı inançlara inanan insanlar bir arada korkusuzca yaşamalıdır. Bunun içinde her türlü önlemler alınır ve gereken kanunlar çıkartılır. Devlet olarak, kimsenin inancına kimse karışamaz. Şunu lütfen unutmayalım, laik devlet hukuku her inanca aynı seviyede yaklaşır. Ama devleti yönetenler, toplumun genel çoğunluğuna sahip olduğu için, çıkaracağı kanunlarda asla çoğunluğun inancına ters düşemez. Ters düşen varsa, devleti yönetenleri ehil insanlardan seçmemişiz demektir. Hatırlatmak istediğim ve yanlış anlatılan bir konu ise, devletler laiktir, yani topluma karşı din adına tarafsızdır. İNSANLAR LAİK DEĞİLDİR, KİŞİLER İNANÇLARIN DA TARAFTIR, BİR İNANCI VARDIR. AMA KİŞİSEL İNANÇLARINI, TOPLUMA ZORLA KABUL ETTİREMEZLER. Laik hukuk anlayışında, çıkartılacak kanunlar, insan aklına asla ters düşmez diyor. Hatırlayınız Kur’an da aynı şeyi söylemiyor muydu? Düşüne biliyor musunuz, Allah ayetlerini bizlere indiriyor ama şöyle demiyor. İNDİRDİĞİM AYETLER HAKKINDA DÜŞÜNMENİZE, AKLINIZI KULLANMANIZA GEREK YOK, HEMEN KABUL EDİN, asla demiyor. Peki, ne diyor? İNDİRDİĞİM AYETLER ÜZERİNDE DÜŞÜNÜN. Hatta düşünmekte nazlananlara, hala düşünmeyecek misiniz, düşünen yok mu diyor. Laik hukuk sisteminde, akla ve mantığa aykırı olan hiçbir şey yoksa bunun Kur’an ile çeliştiğini nasıl söyleriz. Bunu söyleyenler, kendi batıl inançlarını lütfen sorgulasınlar, sorunun kendi düşüncelerinde olduğunu anlayacaklardır. Daha da ilginci, Laik hukuk sistemi, toplumun gereksinimlerine göre değişebilen, EVRENSEL niteliktedir kanunları diyor. LAİK DEVLET YÖNETİMİ, YÜZLERCE YIL ÖNCE, KUR’AN İLE BİZLERE TAVSİYE EDİLMİŞ, AMA BİZLER FARKINDA BİLE DEĞİLİZ. Kur’an da tüm âleme indirilmiş, akla ve mantığa hitap eden, evrensel bir rehber değil miydi bizler için. Tabi dini kendi nefislerinde şekillendirenler, öyle bir şeriat yarattılar ki, toplumlara özgürlük tanımayan, kendileri gibi inanmak zorunda bırakılan, baskıcı bir din yarattılar. Elbette bu din Allah ın dini/şeriatı olamaz. Laik devlet yönetimi, HUKUKUN üstünlüğünü sağlar. Yani kanunların üstünde kimse yoktur ve herkes kanunlar önünde eşittir. Bunlarda zaten Kur’an ın getirmeye çalıştığı adalet anlayışıdır. DEMOKRASİ VE LAİK DEVLET HUKUKU, KUR’AN IN ÖNERDİĞİ BİR DEVLET YÖNETİMİDİR. Bizleri yönetecek ehil Yöneticilerimizi, özgürce seçebiliriz. Seçtiğimiz yöneticilerde, bizlerin inancımızı yaşayabileceğimiz ortamı bizlere hazırlarlar, bizlerde inancımızı özgürce yaşarız. Yaklaşık 10 yıl önce ülkemizde ZİNA yasaktı. Ama her nedense Avrupa birliğine uyacağız düşünceleriyle, ZİNA yasak olmaktan çıktı. Birisi bunu bana, izah etsin lütfen. Bunu nasıl kabul ederiz ve sesimizi çıkarmayız. Bizleri kendi çıkarları doğrultusunda, öyle aldatıyorlar ki, bunun izahını akılla, mantıkla ve Kur’an ile yapmak mümkün değil. Değerli din kardeşlerim. Hatırlayınız yakın geçmişte, bazı bayan kardeşlerimiz okumak için, Avrupa ya da Amerika ya gidiyorlardı. Çünkü ülkemizde laik devlet yönetimi, sözde kalmış ve bazı kişilerin özgürce inançlarını yaşamalarına izin vermiyorlardı. Peki, neden Avrupa ya gidiyorlardı? Çünkü O ülkelerde, Laik hukuk anlayışı vardı ve uygulanıyordu da ondan. LÜTFEN DİKKAT, BU ÜLKELERİN DEVLET YÖNETİCİLERİ MÜSLÜMAN DEĞİL HIRİSTİYAN. Anlayana, anlamak isteyene bu örnek çok şeyler anlatıyor. Lütfen şunu unutmayalım. Laik devlet yönetimi ile yönetilen hiçbir ülkede, toplumların kabul ettiği, genel kabul gören hükümlerin dışında, genel yaşamı ilgilendiren konularda çıkartılan kanunlar, kendi toplumlarının inançlarına ters düşmez, düşmemelidir. Çünkü ters düşerse, bir daha ki seçimler de, O yöneticiler seçilemezler. Bizde de aynıdır, ama bizler laik devlet hukukunu ülkemizde tam olarak hayata hiç geçiremedik ve bu toplum laik hukuk sistemine düşman yapıldı. Onun için, gelin el birliğiyle gerçek Laik hukuk anlayışını, ülkemizde hayata geçirelim ve gerçek huzuru, mutluluğu yakalayalım. Kimin neye ve nasıl inandığı bizleri ilgilendirmez. Herkes hesabını Allah a verecektir. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  17. İslam inancımızda, geleneksel düşünceler o kadar güçlü ki, ne yazık ki ayetlerin doğru anlaşılmasını önlüyor. Enam suresi 38. ayette geçen, “BİZ KİTAPTA HİÇ BİR EKSİK BIRAKMADIK.” Hükmünden rahatsız olanlar, bir kısmı iyi niyetle öğrenmek amacıyla, bir kısmı ise art niyetle öyle sözler söyleyerek batılı, hurafeyi ısrarla savunuyorlar ki, Kur’an ın indiriliş amacına bile ters düşüyor. Birkaç arkadaşım bu konuda yazdığım bir yazıma, şöyle cevaplar vermiş, birleştirerek cevap vermek istiyorum. “Haluk Bey, o zaman bende derim ki, Neden Kur’an da bütün tarihi bilgiler, matematik, fiziğin gökbilimi, keşifler, icatlar yok. Her şey var diyorsun, ama namaz konusunda ben detay göremiyorum. Ne rekât sayısı var, nede namazda okuyacağımız ayetler açıklanmamış. Her şey varda nerede bu bilgiler? Zekâtımızı ne kadar vereceğimizin miktarı bile, Kur’an da açıklanmamıştır.” Değerli arkadaşlarım, Kur’an ne fizik kitabıdır, nede matematik. Kur’an bizlere rehberdir, yol göstericidir ve Allah a kulluk görevimizi nasıl yapacağımızın öğretmenidir. Bunun dışında Kur’an dan bilgiler aramayalım. Belki müteşabih anlamda ipuçları bulabiliriz. Bu farklı bir konudur. Ama yol gösterici ve kulluk görevimizi yapabilmemiz adına da, her bilginin olduğunu söyleyen, KUR’AN IN BİZZAT KENDİSİDİR. Bazı kardeşlerimiz, din adına her şeyin olduğu, Kur’an da değil, Allah ın huzurundaki saklı kitapta ( Levh-i Mahfuzda) olduğunu özellikle söylemekte ve buna inanmaktadırlar. İlginç olan Enam suresinde geçen bu ayette, biz kitapta hiçbir eksik bırakmadık derken, asla böyle bir bilgi vermediği halde, inatla, din adına her bilginin Kur’an da olmadığı, Allah katında ki saklı kitapta (Levh-i Mahfuzda) olduğu ısrarla iddia edilmektedir. Gelelim Kur’an ın bahsettiği, Allah ın katındaki korunmuş saklı kitap, (Levh-i Mahfuz) hakkında, bakalım nasıl örnekler var Kur’an da. Neml 75: GÖKTE VE YERDE GÖZE GÖRÜNMEYEN HİÇBİR ŞEY YOKTUR Kİ, APAÇIK BİR KİTAPTA BULUNMASIN. Rad 39: Allah dilediğini siler; dilediğini sabit bırakır. KİTABIN ANASI/ANAYASA O'NUN KATINDADIR. Büruç 21–22: HAKİKATTE O, KORUNMUŞ LEVHADA/Levh-ı Mahfûz'da bulunan şerefli Kur'ân'dır. Hadid 22: Gerek dışınızda, gerek içinizde olup biten musibetler daha biz yaratmadan önce BİR KİTABA KAYDEDİLİR. Bu, Allah'a göre çok basit bir işlemdir. Yasin 12: Şüphesiz ölüleri ancak biz diriltiriz. Onların yaptıkları her işi ve bıraktıkları her eseri yazarız. BİZ, HER ŞEYİ APAÇIK BİR KİTAPTA KAYDEDERİZ. İsra 58: Ne kadar ülke varsa hepsini kıyamet gününden önce toplumsal bozulmadan dolayı ya helâk edecek veya en çetin bir şekilde onlara azap edeceğiz. BU, KİTAPTA YAZILIDIR. Vakıa 77,78: Şüphesiz bu, değerli bir Kur'ân'dır, KORUNMUŞ BİR KİTAPTADIR. (Tüm ayetler Sayın Bayraktar Bayraklının, mealinden alınmıştır.) Ayetlerin tamamına baktığınızda, Allah ın katındaki korunmuş, saklı ana kitaptan bahsettiği, yazdığım ayetlerin hepsinden anlaşılıyor. Zaten bu bilgilerin Kur’an da olması mümkün değil. Çünkü Kur’an da gaibi bilgilerin olamayacağı, bu bilgilerin Allah katında olduğu bizlere diğer ayetlerde bildiriliyordu. Ayetlere tek tek bakalım. Göklerde ve yerde, gözle bizlerin göremediği her şeyin, Allah katındaki korunan kitapta yazdığını söylüyor. Devamındaki ayette, Allah gizli, saklı konularında olduğu ana yasa kitabının, kendi katında olduğu açıklamasını yapıyor. Bizlere indirilen Kur’an ın, korunmuş levhalara yazılmış, saklı kitaptan indirildiği açıklamasını bir kez daha yapıyor. Hadid 22. ayette ise, bizlerin bilmesinin mümkün olamayacağı, yaptıklarımızın karşılığı olarak, başımıza gelecek musibetlerinde, kitapta daha önceden kayıt altında olduğu açıklaması yapılıyor. Bizlerin yaptığı her şeyin Allah ın katındaki kitapta, kayıt altına alındığı belirtiliyor. İsra 58. ayette de, kıyametten önce, yaptıklarının karşılığı kendilerine verilecek diyor ve tüm bunlarında Allah, kendi katındaki kitapta yazdığı belirtiliyor. Vakıa 77 ve 78. ayetlerde de, çok açık bir şekilde, Kur’an ın Allah katından, korunmuş kitaptan indirildiğini açıklıyor. Ayetlerin tamamında dikkat ederseniz, görünmeyen şeylerden, gaibi bilgilerden bahsediyor ve bu bilgilerin ana korunmuş kitapta (Levh-i Mahfuz) da kayıt altında olduğu bilgisi veriliyor. Dikkat ederseniz bu bilgiler, bizlerin bilmemesi gereken çok özel bilgiler. Hatırlayınız peygamberimiz ne diyordu ayette? “GAYBI BİLMEM BEN.” Kur’an ın da Allah ın katından, indirildiğini söylüyor ve ne diyordu Rabbimiz Kur’an da? Kur’an ın ipine sarılın. Her şeyden nice örnekleri, değişik ifadelerle verdik ki anlayasınız. Emin olmadığın bilginin ardına düşmeyin, sorumlu tutarım. Sizleri Kur’an dan sorumlu tutuyorum. Çok daha net bir hüküm veriyor ve bakın ne diyor Allah Kur’an için. Enbiya 10: Andolsun, SİZE ÖYLE BİR KİTAP İNDİRDİK Kİ, SİZİN BÜTÜN ŞEREF VE ŞANINIZ ONDADIR. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?(Diyanet meali) Bütün şan ve şerefemizin içinde olduğu bir kitapta, hala imanımız ve yol gösterici olmak adına, her bilginin olamayacağını söylememiz akla, mantığa ve Kur’an a uyuyor mu? Şimdi de anlamını saptırmak için uğraş verilen ayeti yazalım. Enam 38: Yeryüzünde gezen her türlü canlı ve (gökte) iki kanadıyla uçan her tür kuş, sizin gibi birer topluluktan başka bir şey değildir. BİZ KİTAP’TA HİÇBİR ŞEYİ EKSİK BIRAKMADIK. Sonunda hepsi Rablerinin huzuruna toplanıp getirilecekler. (Diyanet meali) Yukarıdaki ayeti okudunuz. Biraz önce verdiğim ve ayetlerde Allah ın katındaki ana kitaptan bahsettiği ayetleri de okudunuz. Diğer ayetlerin tamamını okuduğunuzda, Allah ın katındaki kitaptan bahsedildiği anlaşılıyor. Siz yukarıdaki ayeti okuduğunuzda, BİZ KİTAPTA HİÇ BİR ŞEYİ EKSİK BIRAKMADIK sözünden, Allah hangi kitabı kast ediyor olabilir? Allah aşkına lütfen, hiçbir etki altında kalmadan doğru söyleyiniz. Çok net anlaşılıyor ki, Allah Kur’an ı kast ederek, biz Kur’an da sizlere yol gösterici olarak, imanınızı yaşamak adına, tüm bilgilerin verildiği bir kitap indirdik dediği çok açık anlaşılıyor. Bu uyarılardan sonra hala, Kur’an da din ve inancımız adına her şey yoktur, bu kitaptan kast edilen Allah katındaki saklı kitaptır dersek, unutmayınız, KUR’AN A İMAN ETMEK YERİNE, ONUN YANINA KOYDUĞUNUZ VE KUR’AN I BİZLERE ANLATIYOR, AÇIKLIYOR DEDİĞİNİZ KİTAPLARA İMAN ETMİŞ OLURSUNUZ. İSLAM TOPLUMUNUN YOLDAN SAPMASINA EN BÜYÜK NEDEN, BU SÖZLERE VE DÜŞÜNCELERE İNANMAKTIR. Lütfen Kur’an ı, beşeri kitaplarıyla karşılaştırmayalım. Kur’an bir nurdur, ışıktır, yol göstericidir ve eşi benzeri yoktur. Onun açıklamadığını hiç kimse açıklayamaz. Lütfen bu gerçeği artık kabul edelim. Allah Kur’an dan bahsederken, yemin olsun ki bu kitabı sizler için kolaylaştırdık der. Sorumlu olacağımıza hükmedilen bir kitabın, ibadetlerimiz adına, gereği gibi açıklanmadığına ve daha sonrada bu kitaptan Allah ın, bizleri sorumlu tutacağına nasıl inanırız. ALLAH NEDEN GEREKLİ AÇIKLAMAYI YAPMASIN, DETAYLARI VERMESİN, BUNU DA MI DÜŞÜNEMİYORUZ. Lütfen namaz, zekât, Hac ve oruç gibi önemli ibadetlerimizin, Kur’an da gerektiği kadar, açıklanmadığını söylemeyelim, dinden saparız. FIKIH inancının, ibadetlerimize ilavelerini Kur’an da göremediğimizde, bakın şunlar ya da bunlar yok demeyelim. Allah emrettiği her ibadetin, çok kolay ve basit açıklamasını Kur’an da yapmış, okuyalım ve bunları öğrenelim, ama bizlere öğretilenleri Kur’an da aramayalım. Allah ın Kur’an da bizlerden istemediklerini, sınırlamalar yaparak listeler vermediği şeyleri de, Kur’an ın HÂŞÂ eksiği gibi görmeyelim, onaramayacağımız büyük günahlara gireriz. Allah Kitapta, BİZ HİÇ BİR ŞEYİ EKSİK BIRAKMADIK diyorsa, bunu farklı anlamlara çekip, TAM TERSİNİ KANITLAMA ÇABASI İÇİNE GİRMEYELİM. Lütfen şunu unutmayalım. Kur’an Allah katından geliyor bizlere. Din ve inancımız adına, sorumlu tutulacağımız bütün bilgilerin, Kur’an da olmadığını söylersek ve bunu savunursak, HÂŞÂ Allah bizlere gerektiği bilgileri yeteri kadar vermeyen, bizleri beşere muhtaç eden, daha sonrada bu kitaptan hesap soracağını söyleyen, konumuna getirmiş oluruz ki, bunu hiç birimiz, kendimize bile isnat edilmesini istemeyiz. Ankebut 51: KENDİLERİNE OKUNAN KİTABI SANA İNDİRMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMEDİ Mİ? Şüphesiz bunda inanan bir kavim için bir rahmet ve bir öğüt vardır. (Diyanet meali) Karar ve yorum sizlerin. Cahiliye döneminde, hurafe ve batıl inançların etkisinde olanlarda, Allah ın indirdiği kitap için aynı şeyi söylemişlerdi. Allah onlara cevabını vermiş. Bende soruyorum ve diyorum ki, Allah indirdiği Kur’an da HÂŞÂ, eksikler mi buldunuz da, Kur’an sizlere yetmiyor? Hesap günü hepimiz için çok yakın. Ama bunun farkında bile değiliz. Üzülmek istemiyorsak, Kurtuluşun Kur’an da olduğunu söyleyen, Allah a kulak verelim. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  18. Bizler Kur’an ayetlerini doğru anlamak istiyorsak, mutlaka yine Kur’an ın açıklamalarından, verdiği örneklerden yola çıkarak, anlamanın yolunu yöntemini seçmeliyiz. Bu konuda bir örnek vermek istiyorum, önce ayeti yazalım daha sonra üstünde birlikte düşünelim. Enam 38: Yeryüzünde gezen her türlü canlı ve (gökte) iki kanadıyla uçan her tür kuş, sizin gibi birer topluluktan başka bir şey değildir. BİZ KİTAP’TA HİÇBİR ŞEYİ EKSİK BIRAKMADIK. Sonunda hepsi Rablerinin huzuruna toplanıp getirilecekler. (Diyanet meali) Bu ayette geçen çok dikkat çekici bir cümle var. BİZ KİTAP’TA HİÇBİR ŞEYİ EKSİK BIRAKMADIK. Ne yazık ki geleneksel İslam anlayışı bu ayette geçen, bu cümleden çok rahatsız, onun içinde bu cümleye öyle bir anlam yüklüyorlar ki, ayette geçen bu cümlenin, neredeyse bizlere vermesi gereken anlamını alıp götürüyor. Siz ayeti okuduğunuzda ne anladınız? Yani Allah hangi kitapta, hiçbir eksik bırakmadığından bahsediyor olabilir. Elbette hiç şüphe yok ki, bizlerin sorumlu olduğumuz Kur’an dan bahsediyor olması gerekmez mi? Ama bundan hoşnut olmayan bazı kişiler, batıl inançlarını sürdürme amacıyla, bu ayette geçen bu kitabın, Kur’an olmadığını söylüyorlar ve bakın nasıl açıklıyorlar. “Ayette yer alan Kitap’tan maksat, levhi mahfuzdur. Biz kitap da her şeyi beyan ettik, eksik bırakmadık, ne varsa hepsini onda yazdık, size bildirdik denilirken levhi Mahfuz’da bunları yaptık” denilmektedir.” Peki, bu bilgiyi nereden alıyoruz, kanıtımız nedir? BİZE TEBLİĞ EDİLMEMİŞ BİR KİTAPTA, HER ŞEYİN OLMASININ BİZE NE FAYDASI OLUR? İşte her zaman karşımıza çıkan soruların, aynısı bu konuda da yine karşımıza çıkıyor. Eğer kanıtını Kur’an dan buluyor ve gösteriyorsak, başımızın üstünde yeri var, kabul ederiz. Ama böyle bir bilgi ayette yoktur. Bu ayetin öncesine baktığımızda da hatta tebliğe, davete yani Kur’an a uyanlardan bahseder. Örneğin vakıa suresinde, Allah ın katındaki saklı, korunmuş kitaptan bahsederken, Kur’an ın da bu kitaptan indirildiği anlatılır, ama ayetlerden bunu açıkça anlarız. İlginç olanı, Allah katındaki ana kitaptan indirilen bir NUR, nasıl olurda her bilgiyi içermez, din ve iman adına her açıklamayı bizlere yapmaz, bunu da mı düşünemiyoruz. Allah ın, HÜKMÜME HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEM, ikazını da hatırlatmak isterim. Yine Enam 115. ayette Kur’an kast edilerek, Rabbinin sözü, doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır der. Düşüne biliyor musunuz Allah bizlere rehber, yol gösterici olsun diye indirdiği kitapta, her bilginin olduğunu, eksik bırakılmadığını söylüyor ama birilerinin bu hiç hoşuna gitmiyor. HÂŞÂ Allah ın eksikliğini tamamlayanlar mı var yoksa aramızda? Din ve iman adına, sorumlu olacağımız bilgilerin hepsinin, Kur’an da olamayacağını nasıl düşünürüz? Allah ın bu açıklamasından tedirgin olanların telaşını çok iyi anlıyorum. EĞER ALLAH IN KUR’AN DA, HİÇBİR EKSİK BIRAKMADAN, HER ŞEYİN AÇIKLADIĞINA İNANDIKLARI TAKDİRDE, İNANDIKLARI TÜM RİVAYETLER VE BATIL İNANÇLARI ÇÖKECEK VE YOK OLACAKTIR. TELAŞLARI BUNADIR. Atalarının inançlarını sürdürmek isteyenler, kendi inançlarını yaşamak adına, aşağıdaki ayetin de aynı mantıkla anlamını değiştirmekten çekinmemişlerdir. Nahl 89: Ey Muhammed!) Her ümmetin kendi içinden üzerlerine bir şahit göndereceğimiz, seni de onların üzerine bir şahit olarak getireceğimiz günü düşün. SANA BU KİTABI; HER ŞEY İÇİN BİR AÇIKLAMA, doğru yolu gösteren bir rehber, bir rahmet ve Müslümanlar için bir müjde olarak indirdik. (Diyanet meali) Allah, elçisine gönderdiği Kur’an dan bahsederek, mahşer günü seni Müslümanlara şahit olarak getireceğimiz günü düşün dedikten sonra, şahit olarak sorumlu tutacağı Kur’an için, bakın ne diyor. “SANA BU KİTABI, HER ŞEY İÇİN BİR AÇIKLAMA OLSUN DİYE GÖNDERDİK”. Demek ki Allah bizleri doğru yola iletecek, bizler için müjde olan Kur’an da, her bilgiyi açıklamış olduğunu söylüyor. Ama Kur’an da her şeyin olamayacağına kendisini inandıranlar, bu ayetin hükmünü de örtmek ve batıl inançlarına devam etmek isteyenler, bakın nasıl bir örnek veriyorlar ayetin anlamını saptırmak adına. “HER ŞEY’DEN; MAKSAT TÜM ŞEY DEĞİLDİR, bundan maksat, umum ifade edip husus bildirmektir, tıpkı şu ayette geldiği gibi dikkatli okuyalım, Allah şöyle buyurur: “O (RÜZGÂR), RABBİNİN EMRİYLE HER ŞEYİ YIKAR, MAHVEDER.” (Ahkaf–25) Ayet, Ad ve Semud kavminin üzerine gönderilen rüzgârın her şeyi darmadağın ettiğini haber verir. "Bu kavimlerin elebaşı, diyarları, elde ettikleri yerle bir oldu" denilir. Peki, yeryüzün hepsi mi yerle bir oldu sadece Ad ve Semud kavmi mi? Elbette ki "Ad ve Semud helak oldu Yeryüzü olmadı" denilir.” Değerli kardeşlerim, bizler nefsimizi memnun etmek adına, işte ayetlerin anlamları ile böyle oynuyoruz. Söylediklerini ve verdiği örnekleri karşılaştıralım. Allah Nahl 89. ayetinde peygamberimizin, mahşer günü bizlerin üzerine şahit olarak çağrılacağından bahsediyor ve şahitliğini de, DAHA ÖNCE SİZLERİ SORUMLU TUTUYORUM DEDİĞİ Kur’an dan yapacağını ve bu kitabın gönderilme nedenini açıklıyor ve diyor ki Yaradan; SANA BU KİTABI, HERŞEY İÇİN BİR AÇIKLAMA OLARAK GÖNDERDİK. Peki, her şey kelimesini sınırlayıp, farklı anlamalara çekenler nasıl bir örnek vermişler ona bakalım. Allah cezalandıracak kavmin üzerine rüzgâr, fırtınalar gönderip, HER ŞEYİ yıkıyor mahvediyor. Diyorlar ki burada her şeyi mahvediyor derken, bütün dünyayı değil, yalnız cezalandırılması gereken kavimden bahsediyor. İyide bu örnekte anlatılan ile Kur’an da her şeyin açıklanmış olmasını nasıl örnek verip karşılaştırırız? Birisinde Allah sorumlu olduğumuz Kur’an da, bizlerin sorumlu olduğu her şeyin açıklandığını söylüyor, diğerinde bir kavmin cezalandırılması ve bu kavmin her şeyiyle yok olduğu anlatılıyor. İşte bizler ayetlerin anlamlarını böyle saptırmaya çalışıyoruz, peki neden? Sırf atalarının Kur’an da bahsedilmeyen, batıl inançlarını yaşamak adına. Allah emin olmadığınız bilginin ardına düşmeyin. Kur’an ın ipine sarılın dedikten sonra, Kur’an da her bilginin olmadığına inanmak, bizleri yaratan Rabbimize çok büyük saygısızlıktır hatırlatırım. Şöyle düşünün lütfen, ALLAH ZUHRUF 44. AYETİNDE, SİZLERİ KUR’AN DAN SORUMLU TUTUYORUM DEDİKTEN SONRA, SORUMLU TUTTUĞU KİTAPTA, BİZLERİN İMTİHANI ADINA, HER BİLGİNİN OLAMAYACAĞINI NASIL SÖYLERİZ VE BUNA İNANIRIZ? Kur’an da imtihanımız adına, sorumlu olduğumuz her bilginin olduğuna kanıt, bazı örnek ayetler sizlere hatırlatmak istiyorum. Tüm bunlara inanmak tabi sizlere kalmış. Hepimiz kendi imtihanımızı yaşıyoruz. Yorum ve karar sizlerin. Araf 174: Belki inkârdan dönerler diye AYETLERİ BÖYLE AYRINTILI BİR ŞEKİLDE AÇIKLIYORUZ. (Diyanet vakfı meali) Araf 3: (Ey insanlar) RABBİNİZDEN, SİZE İNDİRİLENE UYUN ve O'ndan başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz! ( Elmalı meali) Ankebut 51: KENDİLERİNE OKUNAN KİTABI SANA İNDİRMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMEDİ Mİ?[419] Şüphesiz bunda inanan bir kavim için bir rahmet ve bir öğüt vardır. (Diyanet meali) Araf 185: Göklerin ve yerin hükümranlığına, Allah'ın yarattığı her şeye ve ecellerinin yaklaşmış olabileceğine bakmadılar mı? O HALDE KUR'AN'DAN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR? (Diyanet vakfı meali) Araf 174: Hakka dönsünler diye işte ayetleri böylece AYRI AYRI AÇIKLIYORUZ. (Diyanet meali) İsra 89: Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlara HER TÜRLÜ MİSALİ DEĞİŞİK ŞEKİLLERDE AÇIKLADIK. Yine de insanların çoğu ancak inkârda direttiler. (Diyanet meali) Araf 52: Gerçekten onlara, inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olarak, ilim üzere AÇIKLADIĞIMIZ BİR KİTAP GETİRDİK. (Diyanet vakfı meali) Nur 34: Andolsun ki biz size (gerekeni) AÇIK AÇIK BİLDİREN ÂYETLER, sizden önce yaşayıp gitmiş olanlardan örnekler ve takvâya ulaşmış kimseler için öğütler indirdik. (Diyanet vakfı meali) Nisa 174: Ey insanlar! ŞÜPHESİZ SİZE RABBİNİZDEN KESİN BİR DELİL GELDİ ve size apaçık bir nur indirdik ( Diyanet vakfı meali) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  19. Allah Kur’an da, kendisine şirk koşanı, asla bağışlamayacağını söyler bizlere. Önce ayeti yazalım daha sonra Allah şirk koşmakla neyi kast ediyor, onu birlikte düşünelim. Nisa 48: Şüphesiz Allah, KENDİSİNE ORTAK KOŞULMASINI ASLA BAĞIŞLAMAZ. Bunun dışında kalan (günah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur. (Diyanet meali) Demek ki şirk koşmak Allah katında, bağışlanmayacak çok büyük bir günah. Bunu yapan bir insan, Allah a iftira etmiş olur diyerek, günahın ne derece büyük olduğunu, üstüne basa basa söylüyor. Peki, şirk koşmak ne demek, önce bunu doğru anlayalım. ŞİRK HERHANGİ BİR YARATILMIŞI, ALLAH IN BİR KISIM YETKİLERİNE ORTAK ETMEK, ALLAH İLE BİRLİKTE ANMAKTIR. Konuyu doğru anlamak için, şöyle bir açıklama yapmamız doğru olur. ALLAH A ŞİRK KOŞANLAR, ALLAH IN YERİNE BİR BAŞKA ALLAH, YARATICI KOYMUYORLAR. ŞİRK KOŞTUKLARI KİŞİLERİ ALLAH IN YANINA KOYUYORLAR, ALLAH İLE BİRLİKTE ANIYORLAR. Allah ın tek elindeki yetkilerinin bir kısmından veriyorlar. Hâlbuki Allah ile birlikte hiç kimseyi anamayız, onun yanına hiç kimseyi koyamayız, onun yetkilerini hiç kimseye veremeyiz. Çünkü Allah ne diyordu ayetinde, HÜKMÜME HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEM. Buradan da anlıyoruz ki, Allah yetkilerini hiç kimseye vermemiştir. Allah a şirk koşan kişiye de Müşrik deniyor. Üzerinde dikkatle durmamız gereken, çok önemli olan ise, Allah ın yetki ve sorumluluklarını, yaratılmış kişilere veren müşrikler, iman ettiğini söyleyen insanlardan olmalarıdır. YANİ BU KİŞİLER ALLAH A, ELÇİSİNE HATTA GÖNDERİLEN KİTAPLARA İMAN ETTİKLERİNİ SÖYLEYEN, AMA İMANIN GEREKLERİNİ, ALLAH IN KİTABINDA HÜKMETTİKLERİNİ, GEREĞİ GİBİ YERİNE GETİRMEYENLER OLDUĞUNU UNUTMAMALIYIZ. Gelelim şirk konusuna. Allah a şirk koşanlar neler yapıyor da, Allah bu konuda hiç tavizsiz, bunları yapanları asla affetmeyeceğim diyor. Bu konu çok önemli, Allah korusun farkında olmadan bu hataya sakın bizlerde düşmeyelim? Düşmemek içinde, konuyu dikkatle araştırmalıyız. Allah a ortak koşulanlar kimler, önce ona bakalım. Araf 191: Hiçbir şeyi yaratamayan, kendileri yaratılan şeyleri Allah’a ortak mı koşuyorlar? (Diyanet meali) Buradan da anlıyoruz ki, bizim gibi insanlar, yani yaratılmışlar. Peki, bu yaratılmış insanlara bizler, nasıl bir yetki yüklüyoruz da, Allah ın tek elindeki yetkisini onlara veriyoruz. Hemen Kur’an ın verdiği örneklerden yola çıkarak düşünelim. Allah şefaat tümden bana aittir, hiçbir şefaatin fayda vermediği o günden sakının dediği halde, bizler edindiğimiz velilere, şeyhlere, efendilere, ya da farklı kişilerinde şefaat etme yetkisinin olduğunu söylüyor ve buna inanıyorsak, ALLAH IN TEK ELİNDE BULUNAN BİR GÜCÜ, YETKİYİ BİR YARATILMIŞA, BEŞERE VERİRSEK, ALLAH A ŞİRK KOŞMUŞ OLURUZ. İşte bu yanlışı yaparsak, MÜŞRİKLERDEN OLURUZ. Cahiliye döneminde, yaşadığı dönemde o devrin saygın ve sevilen insanlarından olan LAT, MENAT ve UZZA diye anılan ve öldükten sonra heykelleri yapılıp kabeye konmuş kişilerden, Allah ile aracılık yapmasını ve kendilerine şefaatçi olmaları isteniyordu. Allah bunları ikaz ediyor ve bu kişilere hiçbir yetki verilmediği, bunlar sizin atalarınızın uydurmalarıdır diyor Allah ayetinde. Örnekler o kadar çok ki. Allah sizleri Kur’an dan hesaba çekeceğim, biz kitapta her şeyden nice örnekleri verdik, kitapta hiçbir eksik bırakmadık, Kur’an ın ipine sarılın dediği halde, Allah ın kitabına eğer bizler, Kur’an tek başına imanımızı yaşamak için yeterli değildir. Her bilgiyi Kur’an da bulamayız. FIKIH kitapları ve hadisler olmasaydı Kur’an kapalı kalırdı, anlayamazdık dersek, Allah ın kitabına ve Rabbimizin tek elindeki Allah ın dinine, BEŞERİN KİTAPLARINI ŞİRK KOŞMUŞ OLURUZ. Bunları söyleyen ve inananlarda Müşrik olur Allah korusun. Bu örnekleri çoğalta biliriz. DİN ALLAH IN DİNİDİR, NE ORTAĞI VARDIR, NEDE YARDIMCISI. Hükümleri Allah yalnız ben veririm diyor da, Allah ın hükümlerine, elçisinin de ilaveler yaptığına inanır ve emin olamayacağımız rivayet bilgileri de dine sokarsak, hem peygamberimize iftira atmış, hem de peygamberimizi, Allah ın dinde ortağı konumuna getirmiş oluruz ki, buda şirktir. Bakın Allah kendisinden başka kişilerden yardım bekleyenlere, nasıl bir örnek veriyor. Enam 40- 41: De ki: “Ne dersiniz, size Allah'ın azabı gelse veya o kıyamet gelip çatıverse siz, ALLAH'TAN BAŞKASINA MI YALVARIRSINIZ? Doğru sözlü iseniz söyleyin bakalım!” Hayır, yalnız O'na yalvarırsınız da, O dilerse, yakındığınız belâyı uzaklaştırır. Siz, ortak koştuklarınızı unutuverirsiniz. (Bayraktar Bayraklı meali) Sanırım bu örnek, bizler için çok büyük bir ibret. Ama gözler görüyor, nefisler hissediyorsa tabi. Allah ın yanında veliler, şeyhler, efendiler edinip, onlardan şefaat ve yardım bekleyenlere, bende aynı soruyu soruyorum. Başınıza büyük bir bela gelse, ya da kıyamet gelip çatsa, siz Allah ın yanında, edindiğiniz velilere, şeyhlere mi yalvarıp yardım istersiniz, yoksa bizleri yaratan Allah a mı yalvarıp yardım dilersiniz? Allah o zor anınızda, hepsini unutursunuz ve yalnız Allah a yalvarıp, Allah dan yardım istersiniz diyor. Madem zor anımızda, hesabın görüleceği o çetin gün, yalnız Allah aklımıza gelecek ve yalnız ona sığınacaksak, BU DÜNYADA İMTİHANIMIZI YAŞARKEN, NEDEN ALLAH IN YETKİ VE SORUMLULUKLARINI, YARATILMIŞ BİR BEŞERE YÜKLEYİP ŞİRK KOŞUYORUZ? Allah geçmiş toplumlarda da aynı yanlışları yapan, Allah ın yanında şefaatçiler edinenlere, aynı uyarılarını yaptığını söylüyor ve bizlere de bu örnekleri verip, aynı hataları yapmamamız için uyarıyor. Bir örnek daha vermek istiyorum. Çünkü konu çok önemli ve aynı hataları bizlerde ne yazık ki yapıyoruz. Fatır 14: Eğer onları çağırsanız, çağrınızı duymazlar. Duysalar bile çağrınıza karşılık veremezler. KIYAMET GÜNÜ DE SİZİN ORTAK KOŞTUĞUNUZU İNKÂR EDERLER. BUNLARI SANA HİÇ KİMSE, HAKKIYLA HABERDAR OLAN (ALLAH) GİBİ HABER VEREMEZ. (Diyanet meali) Değerli din kardeşlerim. Lütfen artık Allah ın bu uyarılarına kulak verelim. Allah bu dünyada bizlerin edindiği velilerin, şeyhlerin, efendilerin bizlerin seslenişlerimizi, yardım isteklerimizi asla duyamayacağını söylüyor. Hatta kıyamet günü sizler bu kişilerden şefaat beklerden, onlar gerçekler ile yüzleştiklerinde, utançlarından sizin onları ortak koştuğunuzu, yani onlardan yardım ve şefaat beklediklerini, İNKÂR EDERLER DİYOR. Çok daha ilginç olanı, imtihanımız bitmeden, emaneti teslim etmeden, bu gerçekleri Allah dan başka hiç kimse, sizlere haber veremez diyor. Diyor ama Allah ı dinleyen ve bu acı gerçeklerden ibret alanlar nerede. Dilerim Allah ın bu uyarılarını dikkate alan, Rabbin halis kullarından oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  20. İslam inancında çok bahsedilen ve hatta örnek almamız gerektiği konusunda, birçok hadislerin olduğu bir konu vardır. Peygamberimizin sünneti. Önce sünnet kelime olarak ne anlama geliyor onu doğru anlayalım ki, doğru bilgilere ulaşabilelim. Daha sonrada üzerinde düşünebilelim. Sünnet kelime anlamı olarak, YOL, GİDİŞ, PRENSİP, KANUN DEMEKTİR. İslam toplumları arasında bu kelime, Peygamberimizin örnek davranışlarına verilen isim olduğu gibi, bir başka tarifte de şöyle anlatılır. “Hazreti Muhammet’in Müslümanlarca uyulması gerekli sayılan davranışlarıyla, şu ya da bu konuda söylemiş olduğu sözlerin tümü, Hazreti Muhammet’in koyduğu kurallar ve Müslümanlara gösterdiği yol.” İslam inancında sünnet konusuna verilen anlamlar, genel olarak bu sözlerle ifade edilir. Peki, Kur’an sünnet sözcüğüyle bizlere ne anlatıyor ve bu kelimeden bizler ne anlamalıyız. Bunu doğru anlamak için ayetlere bakalım. Fetih 23: Allah'ın öteden beri gelen kanunu/sünneti budur. ALLAH'IN KANUNUNDA/SÜNNETİNDE ASLA BİR DEĞİŞİKLİK BULAMAZSIN.( Elmalı meali) İsra 77: Bu, senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlerimiz hakkındaki SÜNNETİMİZDİR. Bizim SÜNNETİMİZDE herhangi bir değişme göremezsin. (Elmalı meali) Nisa 26: Allah, size (hükümlerini) açıklamak, size, sizden öncekilerin YOLLARINI göstermek ve tövbelerinizi kabul etmek istiyor. Allah, hakkıyla bilendir, HÜKÜM VE HİKMET SAHİBİDİR. (Diyanet meali) Bu ve buna benzer birçok ayete baktığımızda, Kur’an ın sünnet kelimesine verdiği anlam, ALLAH IN KANUNU, ALLAH IN BİZLERE ÇİZDİĞİ YOLU ANLAMLARINDA KULLANILMIŞTIR. Ayetlere dikkat ederseniz, Allah ın sünnetinde yani kanunlarında, bizlere çizdiği yolda, asla bir değişiklik olmayacağını, üstüne basa basa söylüyor. Kur’an ın bu açıklamalarından sonra, gelelim günümüz İslam toplumunda, peygamberimizin sünneti sözüne verilen anlama. Ayetlerdeki açıklamaları okudunuz, Allah benim sünnetimde yani kanunlarımda asla bir değişiklik olmaz dedikten sonra, acaba peygamberimiz Allah ın sünnetine, bunlarda benim sünnetim, yani dinde koyduğum kanunlarım, kurallarım anlamında sünnetler ilave etmiş olabilir mi? ÇÜNKÜ GELENEKSEL FIKIH İNANCINDA, ALLAH IN ELÇİSİNİN, TIPKI KUR’AN GİBİ, DİNE HÜKÜM KOYMA YETKİSİ DE VARDIR DİYE İNANILIR. Bunu söylemek ve düşünmek bile insanın içini titretiyor. Kur’an ın tümüne iman ettiğini söyleyen bir Müslüman, peygamberimizin Allah ın sünnetine/kanunlarına ilaveler yapabileceğine asla inanmaz ve inananları Kur’an ile uyarır. Buradan da anlaşıldığı gibi, peygamberimiz Kur’an ın koyduğu kurallara, kanunlara asla ilaveler yapmamış, yalnız Allah ın tebliğ ettiği Kur’an a uymuştur. Allah Kur’an da, peygamberimizi örnek almamızı istemiştir. Çünkü peygamberimiz yaşamı, davranışlarıyla, hareketleriyle örnek bir insandı. Ahzab 21: Andolsun ki, Resûlullah sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için GÜZEL BİR ÖRNEKTİR.( Diyanet vakfı meali) Bakın Allah elçisinin, bizler için örnek bir insan olduğunu söylüyor. Allah ve ahiret gününe iman etmiş bir Müslüman için, peygamberimizin yaşamı, insanlar arasındaki ilişkileri, davranışları ve hayata bakışı, elbette yalnız Kur’an ın çizgisinden yürüyüşü, bizler için örnektir. Peygamberimiz söyledikleri gibi, Allah ın dinine ilave ettiği hiçbir şey yoktur, Kur’an a baktığımızda olamayacağını açıkça görüyoruz. Yoksa peygamberimizin bıraktığı sakal, kültürleri gereği giydi kıyafet, ya da sevdiği yemekler değildi bizler için örnek oluşu. Çünkü bu örnekler hem kişisel, hem de yöreseldir, dinin ölçüleri dışındadır. Kişinin kişisel zevkini yansıtır. Ne yazık ki bizler, Kur’an dan öyle uzak İslam ı yaşıyoruz ki, Kur’an ın özüne inemediğimiz, onun felsefesini, öğretisini anlayamadığımız içindir ki, dinin dışındaki yöresel, kültürel ve şekilsel konuları din zannediyoruz. Böyle olunca da, ALLAH IN SÜNNETİNDEN UZAKLAŞMIŞ, KENDİMİZE ADETA ŞEKİLSEL, AMA DİN İLE İLGİSİ OLMAYAN KONULARIN OLDUĞU, GÖRSEL SÜNNETLER, İNANÇLAR YARATIYORUZ. Dış görünüşe önem verdiğimiz içinde, hep aldanıyoruz. Peygamberimizin bizler için örnek oluşunu, ne yazık ki kavrayamamışız, peygamberimizin örnekliğinden de faydalanamamışız. Onun adına uydurulan öyle sözlere inanmışız ki, adeta peygamberimizi, dinde Allah ın ortağı yapmışız. Hâlbuki Allah ayetlerinde açıkça ben kanunlarıma, hükmüme, sünnetime hiç kimseyi ortak etmem uyarıları, bizleri hiç etkilememiş. Emin olamayacağımız sözlerin ardından, hiç düşünmeden gitmişiz, gitmeye de devam ediyoruz. PEYGAMBERİMİZİN SÜNNETİ, ALLAH IN SÜNNETİNDEN FARKLI DEĞİLDİ, ZATEN FARKLI OLAMAZDI. Çünkü Allah ın elçisine verdiği görev, sana indirdiğim Kur’an ile yani benim sünnetimle, kullarıma hükmet demiş ve bu konuda birçok ayet indirmişti. Onun içindir ki Kur’an a uyan, yani Allah ın sünnetine uyan, elçisinin yolundan gidiyor demektir. Eğer peygamberimizin, Kur'an ın dışından dine ilaveler yaptığına inanır ve bunları da dinin asli unsuru sayarsak, hem Allah ın yolundan, hem de elçisinin yolundan, sünnetinden ayrılmış, yanlışlara sapmış olacağımızı lütfen unutmayalım. Değerli din kardeşlerim. Ömür su misali akıp gidiyor, lütfen kendimize gelelim. Bu dünyanın yalanlarına, ihtiraslarına kanmayalım. Bir gün emaneti teslim edeceğimiz vakit geldiğinde, son pişmanlıklarımızın fayda etmeyeceğini unutmayalım. Lütfen Allah ın sünnetine, beşeri sünnetler ilave etmeye çalışanların ardı sıra gitmeyelim, sözlerine inanmayalım. Hesap günü inanın çok, ama çokkkkk pişman oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  21. Bizler kader konusunu, öyle yanlış anlıyoruz ve topluma anlatıyoruz ki, adeta bu anlayışımızla Allah a saygısızlık yapıyor ve Allah ın adaletini zerre kadar anlayamıyoruz. Kur’an da geçen Kader kelimesi Allah ın TAKDİRİ, ÖLÇÜSÜ ANLAMINDADIR. Kur’an kader kelimesini, dünyanın, tabiatın ve canlıların yaratılması ve onun eşsiz yapısını anlatırken de kullanır. Örneğin Rad suresi 8. ayetinde, ONUN KATINDA HER ŞEY ÖLÇÜ İLEDİR diyerek, bu âlemin şaşmaz bir ölçüyle, düzenle, dengede yaratıldığını anlatır bizlere. Yani Allah ın yarattığı kaderde, düzende asla bozulma, düzensizlik, kargaşa yoktur. KARGAŞANIN, BOZGUNCULUĞUN OLDUĞU HER YERDE, İNSANLARIN USLANMAZ NEFİSLERİNİN AZGINLIĞI VARDIR. Allah bizleri yaratırken nasıl bir takdir, yani kader ölçüsü kullanmış, onu anlamaya çalışalım Kur’an dan. Önce Allah ın bizler için takdiri, yani kaderimizde adaletsizliğin olamayacağını unutmamalıyız. Kader konusunun, çok hassas bir konu olduğunu söylemek isterim. Bazen bir yere gelip, oradan öteye gidemeye biliyor insan. Çünkü bunun nedeni, sebep sonuç ilişkisini kuramadığımızdan, bu konunun da detayına Kur’an, çok fazla girmediğinden diyebiliriz. Allah anlayabileceğimiz kadarını bizlere bildirmiştir. Yaradan bu dünyada sizleri, imtihan ediyorum der bizlere. Bu imtihanın sonucunda da, yaptıklarımızın karşılığı olarak, bakın neler yaptığı bilgisini veriyor. Nisa 79: Sana gelen iyilik Allah'tandır. BAŞINA GELEN KÖTÜLÜK İSE NEFSİNDENDİR. Seni insanlara elçi gönderdik; şahit olarak da Allah yeter. (Diyanet vakfı meali) Bu ayetten de anlıyoruz ki, yaşantımızda başımıza gelen her musibet, şer bizlerin yaptıklarının karşılığı olduğunu çok açık bildiriyor. Yani ne yapıyorsak, onun karşılığını görüyoruz bu dünyada. Bu konu üzerinde düşünelim şimdide. Her ne hikmetse çok büyük acılar, keder ve üzüntüler, acaba neden Müslüman toplumlarının başına geliyor, hiç düşündünüz mü? Geçen gün bir kız yurdunda çıkan yangında, küçük masum kızlarımız öldü. Acil tahliye kapısından, sanırım açık olmadığı için çıkamamışlar. Buna Allah ın takdiri diyebilir miyiz? Allah böyle istemiş, takdir etmiş diyen bir insan, ALLAH A SAYGISIZLIĞIN EN BÜYÜĞÜNÜ YAPMIŞ DEMEKTİR. Allah adaletsiz değildir. Adaletsiz bizleriz. Allah da yaptıklarımızın karşılığında, ortaya çıkan acı ve kederin oluşmasını engellemiyor, lütfen dikkat TAKDİR ETMİYOR. Yukarıdaki ayette olduğu gibi, başımıza gelen musibetler, kötülükler bizlerin elleriyle yaptıklarının karşılığıdır. KENDİ SUÇUMUZU ALLAHA ATARAK, BU İŞİN İÇİNDEN SIYRILACAĞIMIZI SANMAYALIM. Böyle gidersek, daha çok acılar çekeriz. Bir insanın elinde olmayan bir kaderi vardır ki, buda dünyaya gelişi ile ilgilidir. Bu konuda da sanırım hiç birimizin, konuşmaya yetkisi olacağını zannetmiyorum. Çünkü konuyla ilgili hiçbir bilgiye sahip değiliz. Bununda bu dünyada, imtihanımızla ilgili bir nedeni mutlaka vardır. Kader konusunda Kur’an dan öyle ayet örnekleri veriyorlar ki bazı kişiler, batıl inançlarına delil yaratmaya çalışıyorlar. Çünkü öyle bir inanca sahipler ki, Allah bizlerin hayatını daha önceden yazmış, bizlerde bu yazgıyı/kaderi yaşıyoruz. Hani bu dünyada, imtihan ediyordu bizleri Allah? Bu nasıl adaletsiz bir imtihan ki, bizlerin hayatımızda hiç takdir hakkı yok. Böyle bir adaleti, Yaradan a nispet etmekten Allah a sığınırım. Tevbe 51: De ki: ALLAH'IN BİZİM İÇİN YAZDIĞINDAN BAŞKASI BİZE ASLA ERİŞMEZ. O bizim Mevlâmızdır. Onun için müminler yalnız Allah'a dayanıp güvensinler. ( Diyanet vakfı meali) Kader konusundaki yanlış inanç sahipleri, bakın bu ayette Allah, bizim için yazdığından başkası bize erişmez diyor, demek ki Allah bizler için her şeyi yazmış, bizde onu yaşıyoruz diyecek kadar, Kur’an dan ve Allah ın adaletinden uzak bir inanç yaşıyoruz. Bu ayetin bir öncesini yazalım şimdide. Tevbe 50: Eğer sana bir iyilik erişirse, bu onları üzer. Ve eğer başına bir musibet gelirse, «İyi ki biz daha önce tedbirimizi almışız» derler ve böbürlenerek dönüp giderler. (Diyanet vakfı meali) Bakın Allah, inkârcıların sözlerine karşı, Allah bunu söylemiş ve demiş ki iman etmeyenlere, ALLAH NE TAKDİR ETTİYSE O OLUR. SİZLER BOŞUNA KONUŞUYORSUNUZ. Allah bu ayetinde, tüm iman edenlere hitaben, siz ne yaparsanız yapın, ben sizin için ne takdir ettiysem o olur demiyor. Ayetleri doğru anlamak için, Kur’an ın diğer ayetleri ile mutlaka bağlantı kurmalıyız. Çünkü Allah bir ayetinde söylediğinin, diğer bir ayette tersini asla söylemez. Kader konusunda, yanlış algıladığımız bir konu daha var. Bir insan sarhoş, ya da ehliyetsiz trafik kazası geçiriyor ölüyor. Kişilerin hataları sonucu, depremlerde yanlış yapılmış eksik malzeme konmuş binalarda, binlerce kadın, erkek, çocuklar ölüyor, birileri çıkıyor diyor ki, ALLAH IN TAKDİRİ İLAHİSİ BUYMUŞ. Bunları söyleyenler nasıl bir RAB edinmişler bilemem, ama benim Allah ım, Rabbim asla adaletsiz değildir. Bunu da onun gönderdiği rehberinden anlıyorum. Kendi rezilliklerini, adaletsizliklerini, hırsızlıklarını örtmek için, ALLAH IN İSMİNİ MASKE OLARAK KULLANANLAR, BİR GÜN MUTLAKA BU DÜNYADA VE MAHŞERDE CEZALARINI BULACAKLARDIR. Din simsarcılarına sormak isterim, kurallara ve kaidelere uyarak binalar yapan, depremlerde neredeyse hiç can kaybı olmayan ve neredeyse her gün deprem olan Japonya yı Allah, bizlerden daha mı çok seviyor? Oradaki insanların kaderinde, depremden ölmeyi Allah yazmamış mı? Allah yarattığı tüm kullarına, Fatır suresi 37. ayetinde, SİZE DÜŞÜNECEK OLANIN, DÜŞÜNECEĞİ KADAR BİR ÖMÜR VERMEDİK Mİ? der. Bu sözleri hatırlayalım ve üzerinde düşünelim. Demek ki Allah ın takdiri bu yönde, imtihan için eşit zaman takdir edilmiş. Peki, erken ölenler ne olacak? Onlara Allah gereken yaşamı vermemiş mi? Elbette onlarında hakkı gözetilmiş ve Kur’an da bununda bilgisini veriyor ve diyor ki Allah; Vakıa 60,61: Sizin yerinize benzerlerinizi getirmek ve SİZİ BİLEMEYECEĞİNİZ BİR ŞEKİLDE YENİDEN YARATMAK ÜZERE ARANIZDA ÖLÜMÜ BİZ TAKDİR ETTİK. (Bu konuda) bizim önümüze geçilmez.(Diyanet meali) Rum 11: Allah yaratmayı ilkin yapar, SONRA DA ÇEVİRİR ONU YENİDEN YAPAR; SONRA HEP DÖNDÜRÜLÜP O'NA GÖTÜRÜLECEKSİNİZ.(Elmalı Hamdi meali) Buradan da anlıyoruz ki, imtihan için verilen zamandan önce ölenler, tekrar dünyaya gelip imtihanlarını tamamlıyorlar. Tabi imtihan vakti kadar bu dünyada kalanların, tekrar dünyaya gelmeleri mümkün değil. Bu bilgilerden yola çıkarak, kader konusunu değerlendirdiğimizde, şunları söylemeliyiz. Bir kişiyi, başka bir insan öldürdüğünde, bu trafik kazası da olabilir, silahla da olabilir, hatta gereken önlemleri alınmamış bir evde, okulda çıkan yangında ölenlerde olabilir, depremde gereken ölçülerde yapılmamış bir evin yıkılmasında ölen insanlara, BU ALLAH IN TAKDİRİDR, ONLARIN KADERİDİR DEMEMİZ BÜYÜK HATA OLUR. HATTA BU SÖZLER, KENDİ HATAMIZI ALLAH IN ÜSTÜNE ATMAKTIR, İFTİRADIR. Neden hata olur, çünkü bu konuda hiçbir bilgimiz yok. Bilgimiz olmayan bir şeyi, nasıl olurda Allah a nispetle söyleriz. Allah ne diyordu. Benden şer gelmez. Başınıza gelen kötülük, sizlerin yaptıklarınızdandır diyordu. Bu durumda nasıl olurda, Allah a böyle bir adaletsizliği nispet ederek, kendi hatalarımızı gizleriz. Küçücük çocuğun yanarak yurtta ölmesini, NASIL OLURDA ALLAH IN TAKDİRİ DERİZ VE ALLAH IN ÜSTÜNE SUÇÜ YÜKLERİZ. Bu kadar m ı azgın nefislere sahip olduk, bu kadar mı Kur’an dan uzaklaştık. Kader konusu gerçekten çok hassas bir konu. Onun içinde bilmediğimiz bir şeyi, hele hele adaletsiz bir düşünceyi, lütfen Allah a nispet etmeyelim. Allah Kur’an da geleceği bildiğini söyler ama Allah ın geleceği görmesi, önlem almayacağı anlamında elbette değildir. Onun içinde bizlere elçiler ve kitaplar göndererek uyarmıştır. Sırf imtihanımızda başarılı olalım diyedir, Allah ın bu çabası. Çok dikkat çekici olan ise, Allah ın takdir ettiği ömürde, bazen kısaltmalarında yapıldığı, ama hepsinin kayıt altında olduğu, bilindiği bilgisini de verir bizlere. Fatır 11: Allah sizi (önce) topraktan, sonra meniden yarattı. Sonra sizi çiftler (erkek-dişi) kıldı. O'nun bilgisi olmadan hiç bir dişi ne gebe kalır ne de doğurur. BİR CANLIYA ÖMÜR VERİLMESİ DE, ONUN ÖMRÜNDEN AZALTILMASI da mutlaka bir kitaptadır. Şüphesiz bunlar, Allah'a kolaydır (Diyanet vakfı meali) Bu ayetten de anlaşılacağı gibi, Allah her kulu için, gerekli ve adaletli bir ömür belirlemiştir. Elbette Allah bu ömrün yaşanmasını, kullarına imtihanları gereği kendilerine bırakmıştır. Örneğin kendi isteğiyle intihar etmeleri gibi. Ya da bir kişinin, diğer bir kişiyi değişik nedenlerden öldürmesi gibi diyebiliriz. Bizlerin yaptığı hatalar neticesinde, bir başkasının başına gelen bir musibet, kötü bir durumun, asla Allah ın bir diğer kulu için yazılan kaderi/takdiri olamayacağını bilmeliyiz. Ne yazık ki ayetlere öyle anlamlar veriyor ve bu yolla batıl inançlarımıza kanıt yaratmaya çalışıyoruz ki, ayetlerin anlamları farklılaşıyor. Hadid 22: Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen HERHANGİ BİR MUSİBET YOKTUR Kİ, BİZ ONU YARATMADAN ÖNCE, BİR KİTAPTA YAZILMIŞ OLMASIN. Şüphesiz bu, Allah'a göre kolaydır. (Diyanet vakfı meali) Bu ayette örnek gösterilerek, Allah ın her şeyi önceden yazdığını ve bizlerin bu yazgıyı yaşadığımızı söylüyorlar. Hâlbuki bu ayette dikkat ettiyseniz, başınıza gelen yalnız musibetlerden, yani cezadan bahsediyor. Allah bu musibetleri, yani cezayı neden verdiğini bir ayetinde açıklamıştı. Kendi ellerinizin yaptıklarınızın karşılığı demişti. Allah adaletsiz değildir. İncir çekirdeği kadar yapılan bir şeyin karşılığını alacaksak, Allah ın vereceği musibetin, cezanın nedenini doğru anlamalıyız. Allah bizlere üç şey için musibet verebilir. İMTİHANIMIZ İÇİN. YAPACAĞIMIZ KÖTÜ BİR ŞEYİ YAPMADAN, UYARI OLSUN DİYE. YA DA YAPTIKLARIMIZIN KARŞILIĞI, CEZA OLSUN DİYE. Bunların hiç birisini bizler takdir edemeyiz, nedenlerini bilemeyiz. Ama kendi yaptıklarımızı çok iyi biliriz. Eğer bizler, başımıza gelen tüm bu musibetlerden dersler almak istiyorsak, YAŞANTIMIZDA BAŞIMIZA GELEN MUSİBETLERİN, ASIL NEDENLERİNİ ARAŞTIRMALIYIZ. Eğer araştırmadan, ders çıkarmadan gerçeklere gözlerimizi yumarak, BUNLAR ALLAH IN TAKDİRİDİR, KADER DİYEREK, ALLAH IN ADALETİNE SAYGISIZLIK YAPAMAYA DEVAM EDERSEK, bilelim ki bu musibetler hem kişisel olarak, hem de toplum olarak, başımızdan hiç eksik olmayacaktır. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  22. Allah Kur’an da bizlere, geçmiş toplumların yaptığı yanlışlardan örnekler verip, aynı yanlışları bizlerin yapmamamız için uyarılarda bulunur. Allah, benden başka RAB lar, yani yol göstericiler edinmeyin diye uyardığı halde, geçmiş toplumlar bu uyarıları dinlemeyerek, bakın neler yapmışlar ki, Rabbimiz örnek olsun diye Kur’an da bizleri bilgilendiriyor. Tevbe 30: Yahudiler, "UZEYİR ALLAH'IN OĞLU" DEDİLER, HIRİSTİYANLAR DA "MESİH ALLAH'IN OĞLU", DEDİLER. Bu onların kendi ağızlarıyla uydurdukları sözlerdir. DAHA ÖNCE İNKÂRA SAPMIŞ OLANLARIN SÖZLERİNE BENZETİYORLAR. Allah onları kahretsin, nasıl da saptırıyorlar! ( Elmalı meali) Tevbe 31: Onlar, Allah'dan başka BİLGİNLERİNİ VE RAHİPLERİNİ DE KENDİLERİNE RAB EDİNDİLER, MERYEM OĞLU MESİH'İ DE. Oysa onlar bir olan Allah'a ibadet etmekle emrolunmuşlardı. Allah'dan başka hiçbir ilâh yoktur. O, müşriklerin ortak koştuğu şeylerden de münezzehtir. (Elmalı meali) Aslında bu iki ayetten alacağımız, çok dersler var. Ayetlerde özellikle dikkat çekilen, geçmiş toplumlar Allah ın gönderdiği elçilere kutsallıklar verip, Allah ın oğlu ilan ettiklerini söylüyor. Dikkat ederseniz Yaradan bu yapılanın yanlış olduğunu söylüyor, çünkü görev verdiğim elçilerde, tıpkı sizler gibi bir beşerdi ve bana kulluk etmek için yaratılmışlardı açıklamasını yapıyor. Bizler belki peygamberimiz için, Allah ın oğlu yakıştırmasını yapmadık ama Allah ın vermediği öyle yetkilerle donattık, öyle şeyler söyledik ki, HÂŞÂ DİNDE NEREDEYSE ALLAH IN ORTAĞI KONUMUNA GETİRDİK. Diğer ayette ise çok önemli ve dikkat çekici bir konuda örnek veriyor ve diyor ki Yaradan, Allah ın yanında bilge, âlim kabul ettikleri kişileri ve de rahipleri, yani din adamlarını da kendilerine RAB edindiklerini belirtiyor. Ayetin sonunda ise Meryem oğlu Mesih i de Rab edindiler diyerek, yapılan yanlışı aktarıyor bizlere. Tam bu esnada RAB kelimesine, bir açıklama yapmam gerekiyor ki, konu yanlış anlaşılmasın. AYETTE GEÇEN RAB KELİMESİNİ, YARATAN, TANRI, İLAH KAVRAMIYLA KARIŞTIRMAYALIM. BURADA GEÇEN RAB SÖZÜNDEN, İTAAT EDİLEN EFENDİ, TERBİYE EDİP EĞİTEN, DOĞRU HEDEFE ULAŞTIRAN ANLAMINDADIR. Peygamberimiz kendisine, efendimiz denmesine kızarmış ve efendi Allah tır, bende sizler gibi bir kulum dermiş. Ne kadar doğru. Onun içindir ki Allah Kur’an da, din ve iman adına güvenilecek benden başka veliler, dostlar edinmeyin, onların ardı sıra gitmeyin, sizlerin güvenilecek yardım istenecek veliniz yalnız benim diye bizleri ayetinde uyarmıştır. Eğer Yaradan ı dinlemeyip, Allah dan başka şüphe duymadan sorgusuzca itaat edilecek, yardım ve şefaat istenecek, güvenilecek en doğru HEDEFE ulaştıracağını zannettiğimiz VELİLER, ŞEYHLER, EFENDİLER edinirsek, Allah ın uyarılarını dinlememiş olacağımız gibi, kendimize Allah ın yanında, RAB LAR EDİNMİŞ OLURUZ. Ne yazık ki bunu bizler yapıyoruz, ama farkında bile değiliz. Allah dinde ruhban sınıfı olmadığını, daha önceki toplumlara da böyle bir emri olmadığını söylediği halde, günümüzde bizler, öyle bir ruhban sınıfı yarattık ki, Ehli kitabın yarattığı ruhban sınıfı solda sıfır kaldı. Bizler edindiğimiz velilere, ardı sıra gittiğimiz şeyhlere, efendilere öyle payeler, güçler yükledik ki, mahşer günü adeta bizler için, cennetin anahtarları oldular. Yaradan bizleri bu konuda uyarıyor Kur’an da ve ne diyordu? Şefaat tümden bana aittir, yardım istenecek makam yalnız benim. Ama bizlerin gözleri perdeli, kulakları mühürlü olduğu için, Allah ın zikrini yeterli görmeyerek, EN DOĞRU HEDEFE ULAŞTIRACAK KENDİMİZE RAB LAR, YANİ HİÇ ŞÜPHE DUYMAYACAĞIMIZ, BİZLERİ ALLAH A ULAŞTIRACAK EFENDİLER EDİNDİK. Lütfen dikkat tekrar ediyorum, burada ki Rab Tanrı/ilah anlamında değildir. Allah ayetinde Hz. İsa yı da Rab edindiler diyor. Bu kısım çok önemli. Şöyle düşünebilirsiniz, ne yani peygamberler bizleri doğru yola iletemez mi? Elbette iletir, ama lütfen dikkat, kimin sözleriyle, kitaplarıyla iletir? ELBETTE YALNIZ ALLAH IN. Elçiler hiçbir zaman Allah ın sözlerine ilaveler yapamaz, adı üzerinde ELÇİ. Allah ne bildirdiyse onu iletirler ona davet ederler. Çünkü elçilerinde tek rehberi, efendisi yalnız Allah tır, onun gönderdiği kitaplardır. Âlimler ve bilge kişilerde, eğer bizleri yalnız Kur’an a davet ediyor ve Kur’an ı anlatıyorsa, başımızın üstünde yerleri var. Elçiler Allah ın kontrolündeydi ve yaptığı bir yanlışta hemen uyarılıyordu. Kur’an da peygamberimizin, Allah tarafından uyarıldığı ayetleri lütfen unutmayalım. Sizce bu ayetler, neden Kur’an a geçmiş olabilir? Kur’an a geçirmeden, Allah uyarabilirdi elçisini. İşte bunu anlayamadığımız sürece, gerçekleri de göremeyiz. BİZLERE DÜŞENDE, TÜM ALLAH IN ELÇİLERİNİN YAPTIĞI GİBİ, ALLAH IN ZİKRİYLE DİN KARDEŞLERİNİ UYARMAK OLMALIDIR. Kur’an ın dışına çıkarak, birileri eğer bizlere, Kur’an da yok ama bunları da peygamberimiz dine sokmuştur diyorlarsa, asla onlara inanmamalıyız. Rad 40: Onlara va’dettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de, (göstermeden) senin ruhunu alsak da SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR. Hesap görmek ise bize aittir. (Diyanet meali) Günümüzde Kur’an ın yanına koydukları, onunla eş tutulan öyle beşeri kitaplar var ki, adeta Kur’an ın önüne geçirilmiştir. Kur’an ı anlaşılması zor, her bilginin olmadığı kitap ilan ederek, beşerin yazdığı kitapların daha anlaşılır olduğunu söyleyenler, unutmasınlar yeni RAB lar edinenlerdir. Özellikle günümüzde Said-i Nursi nin yazdığı, Risale-i Nur adını verdikleri kitapların, kendinin gönlüne Allah tarafından indirildiğini söylemesi, dikkatle düşünülmelidir. Bunlar şirktir, lütfen bunlara kanmayalım, inanmayalım yoksa ebedi yaşantımızı ateşe atmış oluruz. Bu hataları yaptığımız sürece, toplum olarak acılardan asla kurtulamayız. Çünkü bizleri Allah ile aldatanlar, her zaman çıkacaktır. Değerli din kardeşlerim gelin inancımızı yaşarken, peygamberimizin yaptığı gibi yalnız Kur’an ı, Allah ın sözlerini referans alalım. Çünkü Allah biz Kur’an da, hiçbir eksik bırakmadık ve sizler için yemin olsun ki Kur’an ı kolaylaştırdık diyor. Rabbimiz sizleri Kur’an dan sorumlu tutuyorum, hesaba çekeceğim diyorsa, Kur’an da her bilgi yoktur diyenlere değil, gelin bizleri yaratan Rabbimize kulak verelim. Allah dinde mezheplere, fırkalara, cemaatlere, tarikatlara bölünmeyi yasaklamıştır. ÇÜNKÜ DİNDE SAKIN BÖLÜNENLER GİBİ OLMAYIN, emrini vermiştir. Emin olamayacağınız bilgininde ardına düşmeyin, hesabını sorarım diye uyarıyorsa bizleri, sizce hiç kuşku duymadan inanacağımız bir kitap, bilgi, söz Kur’an dan başka ne olabilir? KİMİN SÖZÜ ALLAH'IN SÖZÜNDEN DAHA DOĞRU OLABİLİR? ( Nisa 87) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  23. Bu yazımda sizleri, üzerinde düşünmeye davet etmek istediğim konu, Kur’an ın devleti, toplumu yönetim şeklini, nasıl tarif ettiğini anlamaya çalışacağız. Kur’an her çağa, zamana ve farklı kültürlerde ki toplumlara da gönderildiğine göre, hepsine uygun bir yönetim şeklini tarif ettiği açıktır. Kur’an devlet yönetiminde, olmazsa olmaz iki konuyu, açıkça bizlere bildirir. BİRİNCİSİ HANGİ İNANÇTA OLURSA OLSUN ADALETLE HÜKMETME VE KARAR VERME, DİĞERİ DE ARAMIZDAN GÜVENEBİLECEĞİMİZ KİŞİLERİ, YÖNETİCİLERİ EHİL İNSANLARDAN SEÇİLMESİ. Hatırlatmak istediğim en önemli konusu ise, seçilecek yöneticilerin asla cinsiyetine( kadın ya erkek) Kur’an ın karışmamış olmasıdır. Sanırım bu yönetim şeklinin, günümüzde hangi yönetimle paralellik gösterdiği çok açıktır. Kur’an devlet yönetiminde detaya girmez, ana kurallar koyar. Diğer konular, her çağın ve geleneğin durumuna, ihtiyaç konumuna göre farklı olabilir. Peygamberimizin döneminden başlayalım. Peygamberimiz hem Allah ın elçisi, hem de devlet başkanıydı. Peki, peygamberimiz devleti tek başına mı yönetiyordu, Krallık yönetiminde olduğu gibi. Kararları yalnız kendisimi veriyordu? Bakın burası çok önemli. Allah elçisine bu konuda nasıl uyarılarda bulunuyor. Ali İmran 159: Sen (o zaman), sırf Allah'ın rahmetiyle onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık onları sen bağışla, onlar için Allah'dan mağfiret dile. (Yapacağın) İŞLERDE ONLARA DA DANIŞ, bir kere de azmettin mi, artık Allah'a dayan. Muhakkak ki Allah kendine dayanıp güvenenleri sever. ( Elmalı meali) Ayette çok dikkat çeki bir bilgi veriliyor. Allah ın resulü devletin başında, ama dikkat ederseniz, çevresinde aynı toplumda birlikte yaşadığı, peygamberimizin yönetiminde, kendisine din adına iman etmemiş, tabi olmamış insanlarda var. Tabi bu kişilerle barış içinde oldukları anlaşılıyor. Fakat Allah devleti yönetirken, çıkaracağın kanunlar, vereceğin hükümler konusunda, SEN ONLARADA DANIŞ, ONLARINDA FİKİRLERİNE MÜRACAAT ET DİYOR. Görüyor musunuz, Allah devletin yönetim şeklini nasıl tarif ediyor. Şöyle demiyor, sen benim elçimsin her şeye sen karar ver, onlar uymak zorundadır demiyor. Çok ilginç ve düşündürücü olanı, danışmasını istediği kişilerle, aynı inancı dahi paylaşmıyor olması. Şimdi vereceğim ayet örneği de, bizler için çok önemli. Bu örnek, peygamberimizin yaşadığı dönemle ilgili bilgiler veriyor bizlere. Nisa 59: Ey iman edenler! Allah'a, Peygamber'e ve ARANIZDAN SİYASAL ERKİN EMANET EDİLDİĞİ KİMSELERE İTAAT EDİNİZ. Herhangi bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz, eğer Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsanız onu Allah'a ve Peygamber'e götürünüz. Bu, hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.( Bayraktar bayraklı meali) Bu örnek, bizlere çok önemli bilgiler veriyor. Dikkat ederseniz, peygamberimizin yaşadığı dönemle ilgili. O günkü topluma hitaben, Allah a yani onun gönderdiği Kur’an a, elçime ve sizlerin yönetici olarak seçtiğiniz diğer kişilere, itaat ediniz diyor. Eğer yöneticilerinizle aranızda herhangi bir anlaşmazlığa düşerseniz, gerçek iman etmiş kişiler iseniz, bu durumda Allah ın hükümlerine bakınız ve sorununuzu elçime, resulüme götürünüz diyor. Bakar mısınız lütfen. Demek ki peygamberimizin döneminde her şeyi Allah ın elçisi bakmıyor, halkın seçtiği uygun gördüğü, devletin işlerini yöneten yöneticiler var. Çünkü Allah ın elçisinin asli görevi vardı. Kur’an ı tebliğ etmek, iman etmeyenlere Kur’an ı anlatmak ve tanıtmak. Kur’an bizlere yalnız devlet yönetiminde değil, kendi aramızda bile bir bilene danışmayı, istişare etmeyi bakın nasıl öneriyor. Şura 38: Yine onlar, Rablerinin davetine icabet ederler ve namazı kılarlar. ONLARIN İŞLERİ, ARALARINDA DANIŞMA İLEDİR. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da harcarlar. (Diyanet vakfı meali) Allah bizlerin özel yaşantımızda, her hangi bir konuda bile, doğru kararlar verebilmemiz için mutlaka araştırma yapmamızı, bir bilene danışmamızı emrediyor. Yani ben en iyisini bilirim demek bile, Kur’an önerisine uymuyor. İnsan her zaman yanılabilir, bunu hatırlatıyor aslında bizlere. Hatırlayınız lütfen, peygamberimizin vefatından sonra, devleti yönetenler, yani dört halife, Kur’an ın emrinde olduğu gibi seçimle gelmişti. Ne yazık ki daha sonraları, Kur’an ın bu emri birçok konuda olduğu gibi göz ardı edildi, görmezden gelindi. Bakın Allah bu konuda ne diyor. Nisa 58: Allah size, MUTLAKA EMANETLERİ EHİL OLANLARA VERMENİZİ VE İNSANLAR ARASINDA HÜKMETTİĞİNİZ ZAMAN ADALETLE HÜKMETMENİZİ EMREDER. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah, her şeyi işitendir; her şeyi görendir. ( Bayraktar bayraklı meali) Demek ki Kur’an ın yönetim şekli, halkın arasından bizleri yönetebilecek bilgiye sahip kişileri seçip, yönetme emanetini öyle vermemizi emrediyor. Dikkat edelim lütfen, bu bir EMANET sürekli değil. Gerektiğinde halk emaneti geri alabilir. Daha önce söylediğimiz gibi, Kur’an ın istediği ve olmazsa olmazı, ADALETLE YÖNETMEK, ADALETLE HÜKMETMEKTİR. Şimdide bu konu ile ilgili Kur’an ın uyarılarına bakalım. Maide 8: Ey iman edenler! ALLAH İÇİN HAKKI TİTİZLİKLE AYAKTA TUTAN, ADALET İLE ŞAHİTLİK EDEN KİMSELER OLUN. BİR TOPLUMA OLAN KİNİNİZ, SAKIN HA SİZİ ADALETSİZLİĞE İTMESİN. Âdil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. (Diyanet meali) Mümtehine 8: Allah, sizi, DİN KONUSUNDA SİZİNLE SAVAŞMAMIŞ, SİZİ YURTLARINIZDAN DA ÇIKARMAMIŞ KİMSELERE İYİLİK ETMEKTEN, ONLARA ÂDİL DAVRANMAKTAN MEN ETMEZ. Şüphesiz Allah, âdil davrananları sever. (Diyanet meali) Bu iki ayet bizlerin, çok önemli bir konuya dikkatimizi çekiyor. Her kim olursa olsun, ADALETTEN, HAKTAN UZAKLAŞMAYIN DİYOR. Hatta bu kişiler sizinle, aynı inancı paylaşmıyor olsalar bile, adaletsiz sakın onlara davranmayın diye de uyarıyor. İşte İslam inancı böyle adaleti ve doğruluğu bizlere öğütlüyor. Peki, bizler günümüzde Kur’an ın bu adalet anlayışını, hayatımıza geçiriyor muyuz? Ya da bizleri yönetenler böyle adaletle mi hükmediyorlar topluma? Yorumunu sizlere bırakıyorum. EĞER BİZLER YÖNETİMİ, EMANETİ EHİL İNSANLARA VERMEDİYSEK, ONLARDAN DA ADALETLE HÜKMETMESİNİ ELBETTE BEKLEYEMEYİZ. Neye layıksak, onu buluruz. Sizlere bir ayet daha hatırlatmak istiyorum, çünkü bu ayet bizlere, çok önemli bir konuda açıklık getiriyor. Bakara 256: DİNDE ZORLAMA YOKTUR. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O hâlde, kim tâğûtu tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. ( Diyanet meali) Bu ayetten de şunu çıkartabiliriz. Allah, inanç ve ibadetler konusunda, kişisel sorumluluklara hiç kimsenin ya da devletin müdahale edemeyeceği, bu konuda zorlama yapılamayacağı, özgür olduğunu söylüyor. Zaten Allah sizler bu dünyada, imtihandasınız demiyor muydu? İmtihanda olan bir insanın imtihanına kim müdahale edebilir. Elbette bu değildir ki, Kur’an ın toplumun yönetilmesi ile ilgili, genel hükümlerine tabi olmayacağı anlamında değildir bu emir. Genel hükümler, o toplumun içinde yaşayan farklı inançlarda bile olsa herkesi bağlar. Örneğin zinanın yasak olması ve bunu yapanın bir cezasının olması gibi. Bizler İslam ı, Allah ın kanunlarını, ne yazık ki Kur’an dan değil, beşerin koyduğu kanunlardan, FIKIH kitaplarından öğreniyoruz. Öyle olunca da hak ile batıl bir birine karışıyor. Toplumda neyin HAK, neyin batıl olduğunu fark edemiyor. Bugün şeriatla yönetildiğini iddia eden Müslüman ülkeler, ne yazık ki Allah ın şeriatı ile değil, BEŞERİN YARATTIĞI ŞERİATLA YÖNETİLİYORLAR. Bizlerinde amacı, yalnız Kur’an ın şeriatına uymak olmalıdır. Dilerim bir gün, yöneticilerimizi EHİL İNSANLARDAN SEÇERİZ DE, BİZLERİ ALLAH IN ŞERİATI, KUR’AN İLE BULUŞTURUR. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  24. NAMAZ KONUSUNDA KUR'AN IN VERDİĞİ BİLGİLERİ, NAMAZ VAKİTLERİNİ ÖĞRENMEK İSTİYORSANIZ, LÜTFEN AŞAĞIDA LİNKLERİNİ VERDİĞİM MAKALELERİMİ OKUYUNUZ.
  25. Bugün Atatürk ün ölüm yıl dönümü, onu Rahmetle anıyorum. Mekânı cennet olsun inşallah. Atatürk ü anlamak için, onun yaptıklarını görebilmek gerekir. Bazen insanlar bakarlar ama göremezler. İşte Kur’an ın bahsettiği gönül gözü budur. Atatürk yok olmak üzere olan bir milleti azmiyle, çabasıyla toplumunda gayretiyle ve güvenmesiyle, bugünlere gelmesini sağlayan, dünyanın hala unutmadığı, örnek gösterildiği bir liderdir. Ne yazık ki günümüzde Atatürk karalanmak, toplumun gözünde küçük düşürülmek adına, iftiralara maruz kalmaktadır. Bunları yapanlar, Atatürk ün ölümünden hemen sonra devreye giren, dini kendi menfaatleri doğrultusunda yönetmeye çalışan tarikatlar, cemaatler ve onların ektiği nifak tohumlarıdır. Çünkü Atatürk çıkarları doğrultusunda dini kullanan, ALLAH İLE TOPLUMU ALDATANLARIN hükümranlıklarına son vermiştir. Atatürk, bu zihniyetin toplumu din adına yanlış yönlendirmesine, Allah ın arı-duru dinine batıl sokarak toplumun aldatılmasına karşıydı. Kendisi ailesinden iyi bir din eğitimi almıştı. Hatta Kur’an ı anlayacak kadar, Arapça bildiğini de söyleyebiliriz. Toplum İslam ı, hala öyle yanlış düşüncelerle yaşıyor ki, daha geçen gün bir okurum, Atatürk ün Arapçayı günlük yazı dilinden kaldırmasının, İslam düşmanı olduğuna kanıt olarak gösteriyor. Hâlbuki Allah Kur’an ı neden Arapça indirdiğini açıklamış ve o günkü toplumun, Arap olduğu için anlamaları ve ayetler üzerinde düşünmeleri için, kendi dillerinden indirdiğinin izahını yapmıştır. Düşüne biliyor musunuz, Atatürk ün Kur’an ın okunmasını yasakladığını bile söylemekten çekinmiyorlar. Hâlbuki Kur’an ın Türkçe mealinin yazılmasını sağlayan, bizzat Atatürk dür. Kılık kıyafet devriminden örnek veren okurum, Arap kıyafetlerini din zannetmesi bile, bizlerin İslam anlayışımızın yanlışlığına, güzel bir örnektir. Aynı arkadaşım Atatürk ün dinsiz olduğunu, birilerinin yazdığı kitaplardan alıntılarla, bana kanıtlamaya çalışıyordu. İşte Atatürk dini anlatmayı bırakın, batılın İslam a soktuğu zehri, temizlemekle önce uğraşıyordu. Ne yazık ki istediğinin tamamını gerçekleştirmeye ömrü yetmedi. Onun bu vasiyetini, bizler yerine getirmeliyiz. Atatürk e dinsiz yakıştırmasını yapanların, günümüzde devletin içine sızmış, sinsi planları ile kendisinden olmayanlara karşı, SAHTE KANITLAR ÜRETEREK, TOPLUMUN KAFASINI BULANDIRAN, Fetullah Gülen örgütünden hiçbir farkları yoktur. Dün aynı zihniyet toplumun kafasını Atatürk için sahte delillerle karıştıranlar, bugünde aynı yöntemi kullanmadılar mı? Ama ilahi adalet tecelli edince, her şey ortaya çıktı. Atatürk batıl ve hurafe karışmamış gerçek İslam ın yanındaydı. ONUN İÇİNDE OKULLARDA DİN DERSİNİ KOYDURANDA BİZZAT KENDİSİYDİ. Bizler kişi bazında bir kişinin dinini, inancını sorgulayabilir miyiz, ne dersiniz bu soruma? Bazen aynı hatayı yaparız, sevmediğimiz kişilere, kendimizi temize çıkartırcasına, zaten inancı çok fazla yok, dinsiz, kitapsız mıdır nedir deriz. Peki, doğrumudur bu davranışımız? Atatürk e dinsiz yakıştırmasını yapan, kendisine gerçek Müslüman diyenlere, Allah ın uyarılarını hatırlatmak isterim. İsra 84: De ki: “Herkes kendi yapısına uygun işler görür. RABBİNİZ, EN DOĞRU YOLDA OLANI DAHA İYİ BİLİR.” (Diyanet meali) Necm 32: …….. Bunun için KENDİNİZİ TEMİZE ÇIKARMAYIN. ÇÜNKÜ O, ALLAH’A KARŞI GELMEKTEN SAKINANLARI EN İYİ BİLENDİR. (Diyanet meali) Görüyor musunuz, Allah bakın bizleri nasıl uyarıyor. Her insan kendi yapısına uygun işler yapar diyor ve kimin ın en doğru yolda olduğunu, YALNIZ ALLAH BİLİR dediği halde, bizler sevmediğimiz kişiler için, Allah ın tekelinde, sorumluluğunda olan bir karara, sanki bizlerde sahipmişiz gibi, bu insan dinsiz diyebiliyoruz. ONUN İÇİN ATATÜRK ÜN İNANCI, ALLAH IN DOĞRU YOLUNDA OLUP OLMADIĞI, BİZLERİN KARAR VERECEĞİ BİR KONU DEĞİLDİR. Hesap günü herkes, hesabını Allah a verecek. Necm 32. ayet ise bizleri çok güzel uyarıyor ve diyor ki, KENDİNİZİ TEMİZE ÇIKARTIP, BAŞKALARININ İNANÇLARI KONUSUNDA SÖZLER SÖYLEMEYİN. Çünkü bir önceki ayette uyardığı gibi, kimin takvaca üstün olduğunu yalnız Rabbimiz bilir. Sizlere Kur’an dan çok dikkat çekici bir örnek vermek istiyorum, konumuz ile ilgili. Peygamberimiz bildiğiniz gibi ÜMMİYDİ. Ümmi kelimesinin Kur’an da ki gerçek anlamını, bazılarının işlerine gelmediği için görmek ve anlamak istemeyenler, bu kelimeye okuma yazma bilmeyen anlamını vermişlerdir. Hâlbuki ÜMMİ kelimesinin Kur’an da ki anlamı, Ehli kitaba tabi olmayan anlamındadır. Peygamberimiz, Allah ın gönderdiği kitaplardan uzaklaşmış, hurafe ve batıl inançların karıştığı Ehli kitabın hiç birisine tabi olmamış, ama doğrunun, gerçeklerin arayışında bir insandı. Dikkat çekici ve düşündürücü olan, ALLAH ELÇİLİK GÖREVİNİ, EHLİ KİTAPTAN BİRİSİNE VERMEYİP, DOĞRULARIN ARAYIŞINDA OLAN ÜMMİ BİR KİŞİYE, PEYGAMBERİMİZE VERMESİ VE ONUN ARACILIĞIYLA KUR’AN I BİZLERE GÖNDERMESİ DERS OLMALI ve bizler bunun nedenlerini araştırıp, düşünerek doğruyu anlamalıyız. Bizler imanımızı kişilerle asla kıyaslayamayız, çünkü Allah ın uyarısında olduğu gibi, kimin gerçek iman sahibi olduğunu yalnız Allah bilir. Kişi vardır namazını kılar, tüm ibadetlerini yapar ve bunu toplumun özellikle gözünün önünde yapar. İşte bu davranışlar bizleri aldatmasın. Çünkü Allah bir ayetinde, YAZIKLAR OLSUN O NAMAZ KILANLARA diye uyarır. Kimin gösteriş ve çıkar için ibadetini yaptığını bizler bilemeyiz. Günümüzde toplumları yönetenleri görüyoruz. İslam ı nasıl yaşadıklarının karşılığını DAVRANIŞALRINDA, HAREKETLERİNDE, TOPLUMU YÖNETİRKEN ADALETLE HÜKMETMELERİNDE GÖRÜYORMUSUNUZ? İBADETLERİ DAVRANIŞLARINA YANSIYOR MU? İşte bizleri ilgilendiren, bir kişinin yaptıkları, davranışları olmalıdır. Sözde değil özde, davranışta Müslüman olmalıyız. Yakın zamanda örneğini gördük. Fethullah denilen bir şahıs, daha düne kadar neredeyse, Allah ın en sevdiği kulu ilan edilmişti. Ondan şefaat bekleyenleri bırakın, neredeyse onu birilerinin beklediği, MEHDİ ilan edenler bile vardı. Peki, sonucu ne oldu. Allah tüm gizli kapaklı emellerini ortaya çıkardı ve yerle yeksan etti. Hem de kimin eliyle cezalandırdı, birlikte yol arkadaşlığı yaptığı, her ne istediyse verdik dediği kişi ya da kişilerin eliyle cezalandırdı. İşte ilahi adalet böyle bir şey. Allah ın bizleri uyarısından eğer dersler alsaydık, sakın din ve iman adına benden başka velilere güvenmeyin, uyarılarından dersler alırdık. Atatürk Türk toplumuna, bu gerçeği anlatmaya çalışan, bizlerin başına gelen bir güneşti. Ama bizler bunun kıymetini bilemedik. Din simsarcılarının oyuna geldik ve bağrımıza basmamız gereken kişiyi, topluma düşman ettik. Yalanlarları ve iftiraları topluma anlatamadık. Lütfen şunu unutmayalım. Allah dinsiz ve inançsız bir insana, asla zafer nasip etmez ve toplumun kalbinde bunca kişinin sevilmesine de vesile olmaz. Şunu da hatırlatmak isterim. Atatürk inançsız bir insan olsaydı, onun yanındaki dava arkadaşları ve mecliste onca inançlı üyeler, asla Atatürk ün arkasında olmazlardı. Atatürk e dinsiz diyenler, o gün Atatürk ile birlikte, meclisin tamamına da aynı iftirayı atmış olurlar. Lütfen bunu da unutmayalım. İnançsız bir kişinin ardından asla kimse gitmez ve ona güvenmez. Atatürk ün din adına söylemlerinden, düşüncelerinden bazı örnekleri vermek ve yorumunu sizlere bırakmak istiyorum. “Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur.” “Din vardır ve lazımdır. Temeli çok sağlam bir dinimiz var. Malzemesi iyi; fakat bina uzun asırlardır ihmale uğramış. Harçlar döküldükçe yeni harç yapıp binayı takviye etmek lüzumu hissedilmemiş. Aksine olarak birçok yabancı unsur (tefsirler, hurafeler gibi) binayı fazla hırpalamış. Bugün bu binaya dokunulamaz, tamir de edilmez. Ancak zamanla çatlaklar derinleşecek ve SAĞLAM TEMELLER ÜZERİNDE, YENİ BİR BİNA KURMAK LÜZUMU HÂSIL OLACAKTIR. Atatürk diğer bir konuşmasında ise Peygamberimiz Hazret- i Muhammet için şunları söylemiştir."O Allah`ın birinci ve en büyük kuludur O’nun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir, fakat sonuna kadar O ölümsüzdür. “Milletimiz, din ve dil gibi kuvvetli iki fazilete maliktir. Bu faziletleri hiçbir kuvvet, milletimizin kalp ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz.” Fransız gazetecisi Mavrice Perno`nun Atatürk e sorduğu sorulara verdiği cevaplar, Atatürk ün batıldan uzak bir İslam ı toplumla tanıştırma arzu ve isteğine, en güzel açık bir kanıtlarıdır. —M.Perno: Şu halde yeni Türkiye`nin siyasetinde dine aykırı hiçbir temayül ve mahiyet olmayacak mı? —Atatürk: Siyasetimizi dine aykırı olmak şöyle dursun, dini bakımdan eksik bile hissediyoruz. —M.Perno: Düşündüklerinizi daha açık izah eder misiniz? —Atatürk: Türk milleti daha dindar olmalıdır. Yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime bizzat hakikate nasıl inanıyorsam buna da öyle inanıyorum. Şuura muhalif, gelişmeye engel hiçbir şey ihtiva etmiyor. Hâlbuki Türkiye`ye istiklalini veren bu Asya milleti içinde daha karışık, suni, batıl inanışlardan ibaret olan bir din daha vardır. Fakat bu cahiller, bu acizler sırası gelince aydınlanacaklardır. Eğer ışığa yaklaşmazlarsa kendilerini mahvetmişler ve mahkûm etmişler demektir. Onları kurtaracağız. Atatürk bu söylediklerini yerine getirmiş ve İslam ı çıkarları adına kullanan, batılı ve hurafeyi dine sokarak İslam a en büyük hasarı vermiş olanları cezalandırmış ve toplumun Kur’an ı anlayarak okumasına vesile olmuştur. Böylece KUR’AN İLE TOPLUM BULUŞTURULMUŞTUR. Bu gerçeklerin ortaya çıkmasından hoşnut olmayanlar, elbette var güçleriyle Atatürk düşmanlığını topluma yayacaklar ve iftiralarına da devam edeceklerdir. Bizlere düşen, bu gerçekleri topluma anlatmak olmalıdır. Allah doğrunun yanındadır. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.

Account

Navigation

Tarayıcı push bildirimlerini yapılandırın

Chrome (Android)
  1. Adres çubuğunun yanındaki kilit simgesine dokunun.
  2. İzinler → Bildirimler seçeneğine dokunun.
  3. Tercihinizi ayarlayın.
Chrome (Desktop)
  1. Adres çubuğundaki kilit simgesine tıklayın.
  2. Site ayarları seçeneğini seçin.
  3. Bildirimler seçeneğini bulun ve tercihinizi ayarlayın.