İçeriğe atla


Fotoğraf

İSLAMDA KADIN EVDEN ÇIKAMAZ, ÖRTÜNMESİNE GEREK YOKTUR TESETTÜR SİYASİDİR

PERDE ARKASI KADINI

Bu başlığa 14 cevap verilmiş

#1 abdullahabdal

abdullahabdal

    Yeni Üye

  • Φ Üyeler
  • Pip
  • 94 İleti

Gönderi Tarihi: 25 Nisan 2013 - 01:09

Tesettür siyasi bir harekettir. Örtünmenin İslam diniyle hiç bir ilgisi yoktur. Kurandan kanıtlar ve örnekler verdiğim  bu yazıyı okuduğunuzda gerçeğin böyle olduğunu kolayca görebileceksiniz.

 

İslam ve Kuran günümüz dünyasına uygun değildir. Kurana uymak zorunluluğu sizi Dünyanın dışına iter.

İslamda örtünme zorunluluğu yoktur. Olamazda! Çünkü kadının örtünmesine gerek yoktur. Kuranda kadının sokağa çıkmaması gerektiğini, evinde oturmak zorunda olduğunu yazan ayet vardır. Müslüman kadının sokağa çıkması yasak ve Kuranda müslüman erkeğin karısını sokağa çıkarması yasak, kadın örtünse ne olur örtünmese ne olur. Müslüman kadın belki evinde yakın akrabalara karşı örtünebilir. Kadının evinde bile örtünmesi gerekmez. Çünkü kendini göstermeden perde arkasından konuşup görüşmesi ayeti vardır.

 

Örnek verecek olursak; halanız ve teyzenizden birinin kızlarının evine gittiniz. Sizinle teke tek görüşmesi İslam kuralları açısından mümkün değildir. Başka bir kadın yada erkeğin evde olması durumunda ise, ancak onunla aranızda bir perde ve engel varken konuşabilirsiniz. Kurandaki ayetler buna izin vermektedir. Müslümanım dediğiniz anda buna uymak zorundasınız.  

 

Aslında radikal İslamcıların söyledikleri doğrudur. Talibanın Hizbullahın söylediği gibi İslamda evinden çıkamayan kadınlar erkeklerin bulunduğu ortamda çalışamaz. Erkeklerle beraber okula gidemez. Sinema ve tiyatroya gidemez. Erkeklerin bulundukları ortamlarda olmaları yasaktır. Kadının şahit olmasinin koşulu,  erkek şahit bulunmadığı ortamlarda bir olayın olmasıdır. Çünkü mahkeme ortamında erkekler vardır. İslamda erkeklerin anne, hala,teyze, kızkardeşler dışında akrabalarla dahi aynı ortamda olması yasaktır.  

 

Kuranda ki Azhab -33 ayetine göre Kadınların evden çıkartılmaları yasaklanır. Azhab-53 ayetinde ise perde arkasından konuşmaları gerektiğine işaret edilir. Kuranın bu uygulaması kadını sosyal yaşamın dışında tuttuğu gibi, yaşamdan da koparır. Bu kadar ağır uygulama tepki çekeceği ve uygulanmayacağı için, İslamcılar evden çıkma yasağını  peygamberin eşleri ve cariyeleri içindir diye yumuşatmaya çalışırlar. Oysa ki, Bir ülkede Kıraliçe artık sokağa çıkamaz diye bir kanun yapılmış olursa, O ülkede yaşayan diğer kadınlar sokağa çıkabilirler mi? Kıraliçeye konulan her yasak hemcinslerine zaten konulmuş demektir. Peygamber eşleri çıkamıyorsa kadınlar hiç çıkamazlar.Yazının ilerleyen cümlelerinde Peygamber eşlerine konulan kuralların diğer kadınlar içinde zorunlu olduğunu örnek ayetlerle açıklayacağım.

 

Nisa-23 ayetinde erkeğe nikah düşmeyen kadınlar sayılmıştır. Müslüman erkeklerin bu nikah düşmeyen kişiler dışında kadınlarla  aynı ortamda bulunabilmeleri ancak evlenmeleriyle mümkündür. Anneniz, halalarınız, teyzeleriniz, Kız kardeşleriniz kardeşlerinizin çocukları ve gelininiz dışındaki kadınların sizinle aynı ortamda bulunması yasaktır. Kuran eyetlerine göre; Kardeşlerinizin eşleri, Amcanızın eşleri ve kızları, dayınızın eşleri ve kızları, halalarınızın ve teyzelerinizin kızları bile sizinle aynı ortamda bulunamaz.

 

NİSA-23-Size şunlarla evlenmek haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle zifafa girdiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız,-ANNELERİ ile ZİFAFA girmemişseniz ONLARla evlenmenizde size bir günah yoktur- öz oğullarınızın karıları, iki kız kardeşi bir araya getirmeniz. Ancak geçenler başka. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
 

Nur 31 de ise kadınların kimlere kendilerini göstermeyecekleri sayılmıştır. Babaları, oğulları ve kardeşleri dışında herkesten kendilerini sakınmaları gerekmektedir. Amca ve dayı bile bir kadın için sakıncalı görülür.

 

NUR-31.Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. görünen kısımlar müstesna, zînetlerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babalarından, yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!

 

Akraba erkekleri için bile sakıncalı sayılan kadının ev dışında yaşam olanağı kısıtlıdır. İslam, kadına evinin içinde yaşamayı mecburi hale getirir.  İslamda kadın sokağa çıkamaz. Kadının Sokağa çıkamamasının nedeni olarak  İslam ve Kuranı gösterebiliriz. İslamda nikahsız olarak seksin yaşandığı her türlü olay hatta tecavüz bile zina sayılır. Tecavüzün kanıtlanabilmesi için dört şahit gerekir. Dört şahit bulmanın olanaksız olması nedeniyle şikayetçi olunamaz. Bir kadının dört kişinin gözü önünde tecavüze uğradığını düşünelim. Bu durumda şahit bulunsa bile kadın recm edilecektir. Şeriatta recm edilme nedeniyle kadınlar tecavüz cülerini  şikayet edememektedirler. Evlilik dışı ilişkinin kanıtlanması için bu tecavüz bile olsa dört şahit gerektirmesi şeriatta kadını eve kapatır. Çünkü İslamda her türlü kadın erkek ilişkileriyle ilgili anlaşmazlıklar da kadın ölür erkeğe hiç bir şey olmaz.

 

İslamda Muhammedin yaptığını yapmak “sünnet” sayıldığı için, Muhammedin yaşadığı gibi yaşamak onu örnek almak zorunluluğu vardır. Müslümanlar onun giyindiği gibi giyinmeye, onun gibi sakal bırakmaya, onun gibi tuvalet yapmaya çabalarlar. Kuranda onun yaptığını yapmak ayetlerle anlatılır bu ayetleri yazının ilerleyen yerlerinde okuyabileceksiniz. Ayetlerde  müslümanlara Muhammedi örnek alması öğütlenmiştir.

 

Ayetlerin dışında bir Kuranda olmayanı tamamlayıcı hadisi şerif ler vardır. Konuyla ilgili bazı hadisler şunlar.

"Peygamber hiç bir vakit ayak üstünde işemedi" (Hanbel 4/196; 6/136,192,213).
"Peygamberin ayak üstünde işediğini gördüm" (Buhari 4/60,62; Hanbel 4/246; 5/382,394).

“Bıyıkları kısaltın, sakalları uzatın;”(Buhârî, Libas, 63-64; Müslim, Tahâret, 52; Ebu Dâvûd (4199)

“Hz. Âişe (anlatıyor: “Rasulullah buyurdular ki: ‘On şey fıtrattandır: Bıyığın kesilmesi, sakalın uzatılması, misvak, istinşak (burna su çekmek), mazmaza (ağza su çekmek), tırnakları kesmek, parmak mafsallarını yıkama, koltuk altını yolmak, etek traşı olmak, intikâsu'lmâ yani istinca yapmak.’ ”(Müslim, 56 (261); Ebû Dâvûd, Tahâret 29, (53); Tirmizî, Edeb 14

 

Muhammedin yaptıklarını örnek almak zorunluluğunu aşağıda azhab-37 ayetinde net olarak görmekteyiz. Bu ayette Muhammedin kendi geliniyle evlenmesinin nedeni olarak, ilerde bir baba evlatlıklarının karısıyla evlenmek ister ise, Muhammedi örnek alsınlar ve sıkıntı yaşamasınlar diye yazar. Kuran Müslümanların Muhammed gibi davranmaları halinde sıkıntıları kalmayacağını yazar. Müminlere örnek olduğunu yazar.

 

AZHAB SURESİ-37.Zeyd, eşinden yana senin isteğini yerine getirip eşini boşayınca, onu seninle evlendirdik ki,

Evlatlıklar eşlerinden yana babalıklarının  isteklerini yerine getirip onları boşadıklarında, Müminlere evlatlıklarının eşleriyle evlenmeleri konusunda bir zorluk olmasın.Allah’ın emri mutlaka yerine getirilmiştir.

 

Bu konuyla ilgili olarak Burhan dergisi 2013 yılı 89.sayısında Dr.Emin Işık şöyle açıklama yapmaktadır.

“Bütün dinler peygamberler vasıtasıyla uygulanmıştır. Peygamberin vazifesi sadece tebliğ etmek değildir. Peygamber sadece dini bildirmekle kalmaz o dinin nasıl uygulanacağını da öğretir.Din, Allah’ın emrettiği şeyi Peygamberin gösterdiği gibi yapmaktır. Mesela Allah namazı emretmiştir; nasıl kılınacağını ise Peygamber Efendimiz göstermiştir. Onun gösterdiği şekilde kılınırsa ancak Allah o ibadeti kabul eder. Bir kimse; “Allah namazı emretmiş ama ben onu bildiğim gibi yaparım, kendi kafama uydururum” derse o namaz kabul olmaz. Kur’an’da; “egıymussalate” buyurulur, o kadar…  Niye namaza secdeden başlamıyoruz da kıyamdan başlıyoruz? Neden Fatiha’yı kıyamda okuyoruz da oturunca okumuyoruz? Bunların hepsini yerli yerince Peygamber Efendimiz öyle gösterdiği için öyle yapıyoruz. Bakın şunu unutmayın: Din, Peygamberin yaptığını yapmaktır. Çünkü onun yaptığı, Allah tarafından tasdik edilmiştir. Bu konuda ayet-i kerimede mealen şöyle buyrulmaktadır: “Peygamber size neyi verirse onu alın, Peygamber sizi neyden sakındırırsa da ondan uzak durun.” (Haşr Suresi, 7)”

 

HAŞR-7.Allah’ın, diğer memleketlerin ahalisinden savaşılmaksızın peygamberine kazandırdığı mallar; Allah’a, peygambere, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. O mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir servet hâline gelmesin diyedir. Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Allah’ın azabı çetindir.

 

Kuran Muhammedin yaşamının örnek alınması gerektiği konusunda kesin ayetler vermektedir. İslamda dört kadınla evlenileceğini söyleyen kişiler, Muhammedin dörtten çok fazla karısı olduğunu unutmuş gözükürler.

 

AZHAB SURESİ-21.Andolsun, Allah’ın Resûlünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.

 

Kuran'ın oldukça büyük bir bölümünü oluşturan geçmiş kavimlerin ve peygamberlerin hayatlarının bizlere  anlatılmasının amacı sizce ne olabilir? Olaylardan ve onların yaptıklarından örnek alınması içindir. Kuranda anlatılan  kavimlerin büyük bölümü, kendilerine gönderilen peygamberleri yalanlamış, onlara düşmanlık göstermiş kavimlerdir. Bu taşkınlıklarından dolayı Allah'ın azabıyla yeryüzünden silindiği yazılıdır. Allah Kuran'da, bu helak olaylarının sonraki insanlara da birer ibret olması gerektiğini bildirir. Örneğin Allah'a isyan eden bir grup Yahudi'ye verilen bir ceza anlatıldıktan sonra,"Bunu, hem çağdaşlarına, hem sonra gelecek olanlara 'ibret verici bir ceza', iman sahipleri için de bir öğüt kıldık" denmektedir.

 

BAKARA-66.Biz bunu, hem onu görenlere, hem de sonra geleceklere bir ibret ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlara da bir öğüt kıldık.

 

Yazımın başında Muhammedin ve eşlerinin davranışlarının Müslümanları neden bağlayıcı olduğunun  açıklamasını yapmak zorunda kaldım. Kadının eve hapsolması günümüz dünyasında kabul edilebilecek bir şey değildir. İslamın yok olması anlamına gelir. Bu nedenle inkar etmeye çalışmaları dışında çıkar yolları yoktur. Evden çıkmama sadece peygamber eşlerine aittir gibi savunma işlemine kalkışanlar olabilecektir. Yukarda açıklamalar sonucunda kadınlarını sokağa çıkarmama emrinin sadece muhammedin eşlerini ve cariyelerini kapsamadığını, Müslümanları kapsadığını anlatmış oldum.

 

Kadınlar konusunda bu kadar önemli bir zorunluluğun İslam alemince bilinmediğini düşünebilirmiyiz? Tabi ki hayır. Bu ayetleri ve peygambere uyma zorunluluğunu bilen islamcılar, kadınlar konusunda bu açıklamayı neden yapmamışlardır? Bunun nedeninin günümüz kadınına Kuranın emride olsa böyle ilkel bir uygulamayı kabul ettiremiyecek olmalarıdır. Bu cemaat yada tarikat liderleri Kurana ve islama uymak yerine İslam ve kuranı kendilerine uydurmaya çalışmışlardır. Peygamber eşlerine yaptırılan Kuran emri neden kadınlara farz olmasın? Kuranda “Ey Muhammed üç gün oruç tut” diye bir ayet olsaydı Müslümanlar bu üç gün orucu tutmayacaklarmıydı ? “Ey peygamber hanımları Cuma namazı kılın” diye emir olsaydı. Tüm kadınlar Cuma namazlarına gitmek zorunda kalmayacaklarmıydı?

 

AZHAB-33. Ey peygamber hanımları evlerinizde oturun ve ilk câhiliyet devrinde olduğu gibi sokaklara çıkmayın ve dua edin ve zekât verin ve itâat edin Allah'a ve Peygamberine. Ancak ve ancak Allah, ey Ehl-i Beyt, sizden her çeşit pisliği, suçu gidermek ve sizi tam bir temizlikle tertemiz bir hale getirmek diler.

 

Kadınlar konusunda Kuranın uygulaması kadınların evlerini karargah yapmasıdır. Bu uygulama ile kadınların evlerinden çıkmaması istenmektedir. Bir kadın ben müslümanım diyor ise, evinden çıkmamak zorundadır. Bir erkekte Müslümanım dediğinde karısının evden çıkmasına izin vermeyecektir. Erkek izin verirse, kadında evden çıkarsa ortada Müslümanlık kalmayacaktır. Müslüman kadınlar evde başka erkekler olduğunda ortada görülmeyecek perde arkasında olacak ve kendisini göstermeyecektir.

 

Günümüzde kadınlar evden çıktıkları gibi, ayrıca çalışan kadınlar da vardır. Tesettür kıyafeti giymekle Müslümanlığının devam ettiğini düşünen kadınlar vardır. Karısı tesettür giydiğinde Müslümanlığının devam ettiğini zanneden erkekler vardır. Tesettürü yapan kendini örttüğünü düşünen  müslümanım deyip çalışıyor. Gezmeye eğlenmeye gidiyor. Bu nasıl bir Müslümanlıktır. Ben müslümanım diye söyleyenlerin  evinde oturma zorunluluğun var. Kuran ayetlerine uymayanların Müslümanım diye söylemesi ikiyüzlülük olur.  

 

AZHAB-53.Ey iman edenler! Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin.

Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temizdir. Allah’ın Resûlüne

rahatsızlık vermeniz ve kendisinden sonra hanımlarını nikâhlamanız ebediyyen söz konusu olamaz. Çünkü

bu, Allah katında büyük bir günahtır.

 

İman eden Müslüman erkeklere yapılan ikaz çok önemli. Dikkat ederseniz bu ikaz peygamber eşlerine değil, ziyarete gelen erkeklere yapılıyor. Peygamber eşlerinden bir şey istediğinizde perde arkasından isteyin diyor. İşte üzerinde durmamız gereken cümle budur. Burada geçen perde arkası sözünden ne anlamalıyız. Eğer peygamber eşlerinin yüzlerinin kapalı olması gerektiği  anlatılmak istense, bu emrin gelen misafirlere değil de, direk peygamber eşlerine söylenmesi gerekirdi. “Ey peygamber eşleri gelen misafirlere yüzlerinizi göstermeyin” şeklinde olması gerekirdi. Eve gelen misafirlere seslenilerek, peygamber eşlerinden bir şey istediğinizde, onlardan perde arkasından isteyin diye yazıyor. Eve gelen namahrem erkeklerle perde arkasından konuşulması gerektiği açık ve net ortadadır. Kadının üstünü örtün kapatın emri değildir. Bu ayette geçen perde arkasından isteyin sözlerinden yola çıkarak, ne yazık ki kadınların  baş ve yüzlerini göstermemesi, peçe takması gerektiği öne sürülmüştür. Hâlbuki anlatılmak istenen sadece ev içindedir.

 

Yukarıdaki ayetler kadınların sokağa çıkmayıp evde oturmaları gerektiğini, erkeklerle ancak perde arkasından görüşebileceklerini kendilerini göstermemeleri gerektiğini, her konuda Muhammedi örnek alarak onun yaptığını yapmalarını anlatmaktadırlar. Muhammedin ne yapıyorsa sende yap anlamındadır.

 

Sonuç olarak kadınların tesettür ve örtünme diye bir zorunluluklarının olmadığı görülmektedir. Çünkü evden çıkmalarının ve kendilerini göstermelerinin yasak olduğu bilinirken tesettüre ihtiyaç kalmamaktadır.

 

 

Kaynaklar;

Kuranmeali,org.Diyanet işleri bşk. Kuran meali.

Burhan dergisi. Şubat-2013 sayı;89

 

 



#2 dennise

dennise

    Kıdemli Üye

  • Yasaklanmış
  • PipPipPipPip
  • 2.486 İleti

Gönderi Tarihi: 25 Nisan 2013 - 08:01

 

NİSA-23-Size şunlarla evlenmek haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle zifafa girdiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız,-ANNELERİ ile ZİFAFA girmemişseniz ONLARla evlenmenizde size bir günah yoktur- öz oğullarınızın karıları, iki kız kardeşi bir araya getirmeniz. Ancak geçenler başka. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

 

 

harika ayet ; Allah ensesti yasakliyor !

 

dunyada cok yaygindir ensest iliski ...

 

 

 

AZHAB-53.Ey iman edenler! Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin.

Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temizdir. Allah’ın Resûlüne

rahatsızlık vermeniz ve kendisinden sonra hanımlarını nikâhlamanız ebediyyen söz konusu olamaz. Çünkü

bu, Allah katında büyük bir günahtır.

 

 

bu da harika bir ayet : ))

 

Peygamberin SAV eslerine ozel olarak inmistir : ) Peygamber ile evlenen kisi bunu biliyor ... buna ragmen onunlar evleniyor :)

 

musluman eve kapanmaz ;

 

 

kadinlar diledikleri gibi cikip gezerler ; anlattigin ayet kadinin eve kapanmasini anlatmiyor ;

 

 

tedbir niteligi tasidigini goruyoruz ..

 

 

 

 

Perde arkasindan isteyin diyor !

 

yani kapi arkasindan .. iceriye girmeye curret etmeyin diyor !

 

perde arkasindan yani kapi, pencere arkasindan ... haneye girmeyin demek oluyor bu :D

 

 

 

siz de kadini eve tikmak olarak algiliyorsunuz :D

 

E ANlaticezz



#3 dennise

dennise

    Kıdemli Üye

  • Yasaklanmış
  • PipPipPipPip
  • 2.486 İleti

Gönderi Tarihi: 25 Nisan 2013 - 08:08

gunumuzde de oyle ben yakin arkadaslarimin kiz arkadaslarinin evine gidebiliyorum nezaketi ile

 

ama aktivite arkadaslarimin ya da herangi bir tanidigimin evine gidersem tabi ki kiz arkadasi evde yalniz ise

 

iceriye girmem ; boylesi daha uygundur ;

 

perde arkasindan yani kapi arkasindan isterim ;

 

borcum mu var ; kapi arkasindan birakirim ; alicagim mi var kapi arkasindan alirim ... kapinin esiginden iceri girmeyin diyor ayette.

 

 

ayette de onu vurguluyor ; sohbete gitmiyorlar ki adamlar ; is gormeye gidiyorlar ; e tabiki haneye girmeleri ahlaka uygun degildir ! ev sahibesi ne kadar da misafirperver olsa bunun yakisiksiz kalicagi asikardir !

 

kapiyi acarken bile dikkat edilir buna taninmayan adama kapi sonuna kadar degil ; yariya kadar acilir .. is gorebilecek imkani saglayacak kadar ..

 

islami elestiriyonuz ama kendiniz de ayni ayetin hukmu geregi tanimadiginiz bir adamin karisi kapiyi acarsa, adam evde yoksa kapi esiginden isinizi gorursunuz; yani perde arkasindan !

 

 

sizin de kariniz evde yalniz olsa ve yabanci adamlar ugrasa sizin kariniz da ev hali ile kapiyi sanuna kadar acmadan is gorecek kadar acar .. bu sadece bir tedbirdir ... derseniz ki biz moderniz e flort te modern : )) evli olmanin da onemi olmuyor flort icin ... flortun yolu da acik ..



#4 abdullahabdal

abdullahabdal

    Yeni Üye

  • Φ Üyeler
  • Pip
  • 94 İleti

Gönderi Tarihi: 25 Nisan 2013 - 23:30

Allah kendisine kötü mü diyor..Kendi kendini yalanlayan islam...

 

Adem ve havvanın iki çocuğunun sex yapmasıyla çoğaldınız diyen islam..

Bir yandan ensest ilişkiyle gurur duyarken diğer yandan ensestimi yasaklıyor..

 

İnsanın halasının kızını ensest saymıyormusunuz..

Doktorlar ve zeki insanlar sakat doğum olur diyor..islam ve kuran neden bunu bilmez..?



#5 dennise

dennise

    Kıdemli Üye

  • Yasaklanmış
  • PipPipPipPip
  • 2.486 İleti

Gönderi Tarihi: 26 Nisan 2013 - 19:31

 

Allah kendisine kötü mü diyor..Kendi kendini yalanlayan islam...

 

duz mantikla bakmak genelde dini elestirenlerin mantigi oluyor

 

 

 

 

 

Adem ve havvanın iki çocuğunun sex yapmasıyla çoğaldınız diyen islam..

Bir yandan ensest ilişkiyle gurur duyarken diğer yandan ensestimi yasaklıyor..

 

helal ve haramlar donemden doneme degismistir .. o zaman haram degildi ; simdi ise haram kilinmis ..

 

biz haram kilindigi bir donemdeyiz artik ..

 

 

İnsanın halasının kızını ensest saymıyormusunuz..

Doktorlar ve zeki insanlar sakat doğum olur diyor..islam ve kuran neden bunu bilmez..?

 

akraba evliliklerinin bazi kombinasyonlari acikca yasaklanmistir ... Kuranda bu cok acik ...

 

ama bazi kisilerde akrabalik bagi yine de bulunabilir .. bunun hesabini ince secereyle yapmak lazim ..

 

halasinin kizi diyorsun ; hangi halasinin ; hangi secereden halasinin ?



#6 dennise

dennise

    Kıdemli Üye

  • Yasaklanmış
  • PipPipPipPip
  • 2.486 İleti

Gönderi Tarihi: 26 Nisan 2013 - 19:41

 

Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin.

Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temizdir.

 

ayette perde arkasindan istemek demek ;

 

ayni zamanda oraya perdeyle gidin demek te oluyor : )))

 

dikkatli dusunulurse birseyi perde arkasindan istemek isteyen kiside olmasi gereken bir vasif olmus oluyor bu ayette yani Peygamber esleri serbest birakilmis ...

 

 

diger bir deyisle ; perdeniz yoksa gozlerinize ve bakislariniza ve niyetinize perde cekin diyor .. ayet erkeklere emrediyor cunku - Peygamber hanimlari zaten ust duzey iffetlidirler ...

 

bir hadsiz goz temasi insanin icine karisik-huzursuz duygular dusurebilir ; bundan sakinan sahipli bakislar ise iffete daha uygundur .. karsilikli saygi ve kardeslige de daha uygundur ...



#7 Misafir_aykdry_*

Misafir_aykdry_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 27 Haziran 2014 - 10:44

Örtünün siyasi olduğunu söylemek hangi akla hizmet söylenilmiş bilemedim kadın erkekten kendini sakınacak saklayacak dinimizde örtünmek vücut hatların görünmeyecek şekilde tenin gözükmeyecek şekilde ve tek bir saç telini eş kardeş baba dışında hiç bir erkek göremeyecek şekilde giyinmektir....



#8 EŞŞEK

EŞŞEK

    Yeni Üye

  • Φ Üyeler-
  • Pip
  • 31 İleti

Gönderi Tarihi: 18 Ağustos 2014 - 21:41

Abdullahabdal burada da doğru söylemiş, hakikaten ayetler gösteriyorki kadınlar kesinlikle evde tıkılı kalmalı, karısını evden dışarı çıkaran müslüman erkek günah işler, kadın da aynı şekilde dışarıya çıkması düşünülemez bile...

 

Kuran bu şekilde yazdığına göre; yok efendim bur da şu denmeye çalışmış, aslında bunu anlatmaya çalışıyor demek Kuran'ı Kerimi inkardır dinden çıkma anlamına gelir.

 

İşte ben yıllardır bunu söylüyorum, ortada İslam alimi diye bir şey yok, İslam din birliği diye bir şey hiç yok... Herkes kendi anladığı kendi yorumladığı veya anlamak istediği şekilde Kuran'ı Kerimi yorumlamış, neden İslam alimleri bir araya gelip Kuran'ı Kerimi yorumlayamıyor, çünkü aralarında korkunç fikir ayrılıkları var, kitapta yazan çoğu şeyi günümüz yaşantısında herhangi bir yere sokamazlar da o yüzden.... Allah bizleri affetsin sanırım çok büyük yanlış içindeyiz.



#9 Misafir_MoadsGeçmis_Müslüman_*

Misafir_MoadsGeçmis_Müslüman_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 29 Haziran 2015 - 23:56

Açın haber sitelerine bakın, belanın nasıl verildiğini, Müslümanların hangi yollarla "helak edilmekte olduğunu" görürsünüz...
Müslüman ülkelerdeki "bebek ölüm oranları", alkolün yasak olduğu ülkelerdeki karaciğer yetmezliği oranları, Müslüman ülkelerdeki trafik kazası oranları... Say say bitmez...
Üstüne birbirini psikopatik manyak yöntemlerle katleden diğer Müslümanları da ekleyiniz...

Birbirine en ufak kışkırtmada kudurmuşça dalan sözde Mücahit örgütlerini hesaba katınız.
Okulların haline bakınız...
Meslek sahibi olmak yerine bu dünyada da ahirette de hiç bir işe yaramayacağı besbelli din adamı olmaya yüklenen itibarı izleyiniz...
Helak edilmekte olan bir kavim görürsünüz...



#10 Misafir_tugba_*

Misafir_tugba_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 02 Temmuz 2015 - 12:37

Basortusu nur ve ahzap surelerindeki ayetlerde Allahin bir emri oldugunu farz oldugunu belirtmektedir.Bu nasil bir akla ziyanliktir ki siyasi denmektedir.Seni beni tum alemi yaratan sonsuz kudret sahibi rahman ve rahim olan baslangici ve sonu olmayan sonsuz ilim sahibi kalplerde ki en gizli dusunceleri bilen rizik veren koruyan sifa veren ve oldukten sonra kendisine dondurelecegimiz hesap verecegimiz Allah boyle emrediyor bizde kul olarak rabbimizin emrini yerine getirmeye calisiyoruz insanlarin hosuna gidip gitmemesi onemli degil cunku rabbim bizim icin neyin daha dogru oldugunu elbette ki bizden daha iyi bilir.Kadin tesetturle ama hakiki bir tesetturle herzaman saygin ve daha degerlidir.Ciplak basi acik bir kadin erkeklerin gozlerine ziyafet sunmaktan baska ne yamaktadir kadinin sadece kocasinin bildigi yerler yok denecek kadar az vucudunu butun erkeklere sergilemekten zevk alan bu kadinlar yakiti insan olan cehenneme hizla suruklenmektedir kadinin vucudu degerlidir islam kadina deger vermis tacizlerin tecavuzlerin rahatsizlik veren bakislarin onune gecmistir bir kadin kendine deger veriyorsa ortalik mali gibi gezmektense Allahin emrettigi gibi ortunmeyi yerine getirmelidir olumun ne zaman gelecegi belli olmaz hesap var bir anlik dunya zevki yillarca cehennemde yanmaya deger mi?

#11 Misafir_tugba_*

Misafir_tugba_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 02 Temmuz 2015 - 14:39

Hz. Adem(as) ve Havva yasak meyveyi yedikten sonra yeryüzüne indirildiler. Cennet gibi bir hayattan daha zor şartların hüküm sürdüğü bir dünya hayatı yaşamaya başladılar. Burada uzun bir süre tövbe ve istiğfar ile meşgul oldular. Yaptıkları hatadan dolayı Allah'tan özür dileyip senelerce üzüntü içinde af ve mağfiret dileyerek ibadette bulundular. Cenab-ı Hak da bu iki kulunun tövbesini kabul etti. Onlar için dünya yüzünde rızklar yarattı. Toprağı, suyu onların hizmetine verdi. Hayvanlardan nasıl istifade edileceğini onlara öğretti. Semadan yağmuru, yerden pınarları onlar için akıttı. Böylece Allah vaadini yerine getirmiş, semayı ve yeri ve içindekileri onlara ihsan etmiş, böylece yer yüzünde halife olarak onları tayin etmişti.

Sıra Adem neslinin çoğalmasına gelmişti.

Hz. Adem(as) ve Havva anamız izni ilahi ile bir süre sonra evlendiler. Artık kendi sülblerine yüklenmiş olan genetik şifrelerin açılma vakti gelmişti. Yer yüzünde yaşayacak olan insan neslinin hayat sahnesine çıkması gerekiyordu. Allah'ın güzel isimleri tecelli edecek ve İzn-i İlahi ile nesiller çoğalacaktı.

Peki ilk üreme süreci nasıl olacaktı? O zaman yer yüzünde tek bir anne ve tek bir baba olduğuna göre kardeş durumunda nasıl bir evlilik vuku bulacaktı?

Zihinleri çok meşgul eden bu sorulara makul cevaplar aramak gerekiyor. Bu noktada yine bazı kaynaklara müracaat ederek akla ve nakle uygun cevaplar bulmaya çalışacağız.

Cenab-ı Hak vardır ve birdir. Kendi varlık ve birlik mührünü de her mahlukun alnına vurmuştur. Nevileri ve türleri meydana getiren her bir ferdi ayrı bir özellikle yaratılmış. Türler ise kendi içinde tek ve ayrı bir özellik taşır. İnsanlar, hayvanlar, melekler, bitkiler, cinler gibi.. Dünya bir, ay bir, güneş birdir. Galaksiler bir, galaksilerden meydana gelen kainat da birdir. Yani kainatın heyet-i mecmuasından tutun da, cüzi fertlere kadar, o fertlerin parmak uçlarına kadar, parmak uçlarındaki hücre ve moleküllere kadar her şeyde bir birlik mührü vardır..

İşte Cenab-ı Hak bu hikmeti gereği insan neslini de bir babadan ve ondan da eşini yaratarak, bir anadan türetmiştir. Bu günkü biyoloji ilmine göre tüm canlılardaki genetik yapı onların bir ana ve babadan türediğine işaret ettiği gibi, aynı şekilde insanın da bu kanun içinde olduğunu gösteriyor. Yani tüm canlılar aslında benzer bir üreme kanuna tabidir.

Bu nedenden dolayı insan nesli de bir ana ve babadan olan çocuklar yolu ile çoğalmıştır. Bu noktada Hz. Adem ile Havva'nın ilk doğan çocuklarının çok özel bir yaratılışa sahip olduğunu anlıyoruz. Tabi ki her insan özel ve tek bir yaratılışa sahiptir. Ancak kardeş evliliği gibi yasak bir duruma bir defaya mahsus çok özel bir yaratılış süreci ile ve belli bir çocuk sayısı için müsaade edildiği anlaşılıyor.

Şöyle ki:

Havva annemiz her defasında bir kız ve bir oğlan olmak üzere ikiz çocuk doğruyordu. Bu çocuk sayısının 40 olduğu, yani 20 çift ikiz çocuk olduğunu çeşitli kaynaklarının haberlerinden anlıyoruz. Bazı kaynaklarda çocuk sayısına 120 diyenler de var, ancak ekseriyetin görüşü 40 olduğu yönünde. Belki bir miktar da fazla olabilir, fakat bu çok da önemli değil. Zira bazı çocuklar sonradan vefat etmiş de olabilir. Buradaki önemli husus çocukların özel bir şekilde yaratılıp, ikiz olmaları. Özel yaratılıştan kasıt şu: kardeş bağları nedeni ile ileride yapılacak özel evliliklerde her hangi bir genetik bozukluk olmasın. Zira çocukların evlilik süreçleri de Hz. Adem'e(as) İlahi Kudret tarafından bildirilmiş. Sırası ile doğan iki çocuklar çaprazlama olarak evlendirilecek. Sanki beraber doğan ikizler kardeş mesabesinde, diğer doğanlar sanki bu özellikten daha uzaklar. Bu günkü araştırmalara göre ikiz kardeş olayı çok gizemli bir olay, sırları daha tam olarak çözülememiş.

İşte insan nesli Hz. Ademden sonra ikinci kuşak olarak böyle bir süreçle başlamış. Yani ikiz doğan çocuklar çaprazlama bir usulle, Emr-i İlahi doğrultusunda, evlendirilmişler. Bunun bir ilahi emir olduğunu Habil ve Kabil olayından anlıyoruz.

Habil ve Kabil ark arkaya doğan ikiz çocukların erkek olanları idi. Bu durumda Habil Kabil'in kız ikizi ile, Kabil de Habil'in ikizi ile evlenmek durumundaydı. İlk İlahi emir bu idi. Ancak Kabil bu fıtri seyre itiraz etti ve kendi ikizi ile evlenmek istedi. Bu durumu babası Hz. Adem'e(as) bildirdiği zaman, Kabil'in isteğini uygun bulmadı babası. Bunun yasak olduğunu, Allah'ın emrinin diğer kız ile, yani Habil'in ikizi ile evlenmesi gerektiğini ona bildirdi. Kabil ise arzu ve isteğinde ısrar edince duruma Kudret-i İlahinin hüküm vermesi yönünde tavsiyelerde bulundu. Bu noktada Habil ve Kabil Allah'a kurban adayacaklar, kimin kurbanı kabul edilirse Allah onun için olumlu bir cevap vermiş olacaktır.

Neticede Habil'in duası kabul olundu, Kabil'in isteği ise reddolundu. Kabil ise Allah'ın hükmüne isyan ederek kardeşi Habil'i öldürdü. Kendi ikizini de yanına alarak başka bir diyara göç etti.

Bu kıssada dikkat çekici bazı noktalar var:

1-Havva annemizin bir seferde bir oğlan ve bir kız olmak üzere ikiz doğurması sadece ilk üremeye ait çok özel bir durumdu.

2-Bu ilk çocuklardaki genetik yapıları özel olarak tanzim edilmişti.

3-Bu düzeni bozmak isteyen Kabil'e müsaade edilmemiş, Allah onun kurbanını kabul etmemişti. Yani Allah bu fıtratın bozulmasından razı değildi.

4-Kabil ise isyan neticesinde bu fıtri yapıyı bozmuş, neslin farklı bir şekilde çoğalıp üremesinde sebep olmuştu.

5-Kabil nesli ile diğer kardeşlerin nesli arasında ileride anlaşmazlık çıkacaktı.

Kabil ilk cinayeti işleyip, yer yüzünde kan döküp ilke fesat fiilini işleyen bir olması yanında, daha kötüsü olarak neslin üreme ve çoğalmasında fıtrat bozucudur. Nuh tufanında boğulan neslin büyük bir kısmının Kabil'in zürriyeti olduğu yine bazı kaynaklarda yer alıyor.

Sual:

Bu çaprazlama evlilik süreci ne zaman kadar devam etmiştir? Havva'dan sonra da devam etmiş mi, yoksa bu sadece Adem'in bu ilk kırk çocuğuna ait bir durum mudur?

Cevap:

Araştırmalardan elde edebildiğimiz bilgilere göre bu kırk çocuk sonrası ne oldu çok da fazla bir bilgi mevcut değil. Ancak çaprazlama bir evliliğin dışındaki bir evlilik durumunun kesin olarak yasak olduğunu, Allah'ın bu kırk çocuk için tayin etmiş olduğu evlilik dışına taşılmaması gerektiğini Kabil'in duasının reddedilmesinden açık bir şekilde anlamak mümkün. Yani daha ilk üreme sürecinde bile açık bir yasak konmuş. Bu noktadan hareketle bu ikiz çocukların çapraz evlenme durumunun çok özel bir durum olarak sadece Havva'nın ikizlerine ait olduğunu ve bunların da sayılarının kesin ve ne net olduğunu anlıyoruz. Şayet çapraz evlenme harici bir evlilik yasaklanmış ise, ki öyledir; bir sonraki kuşakta bu evlilik türünün tamamen yasaklanacağı açıktır. Yani gerek çapraz, gerekse kardeş evliliği daha Adem'in ikinci çocuklarından itibaren yasaklanmış olması ihtimali çok güçlüdür. Zira o 40 ikizden sonra amca, hala, dayı çocukları pekala evlenebilir ve artık nesil bu günkü tarzda çoğalabilir.

Elbette ki bu durum Hz. Adem'in(as) yanında kalan 19 çift çocuk için geçerlidir. Zira Kabil Allah'a isyan etmiş, şeytanın oyuncağı olmuş, kardeşini öldürmüş ve üreme kanuna muhalefet ederek fıtratı bozmuştur. Bu nedenle Hz. Adem'in(as) kontrol ve gözetiminde uzak ayrı bir neslin yetişmesine vesile olmuştur. İşte Kabil neslinin nasıl bir şekilde üremeye devam ettiği, Allah'ın yasaklarına ne kadar riayet ettikleri, sonradan bu neslin bir önceki nesille nasıl bir münasebet kurdukları konusunda çok da net bilgiler yok. Zaten Hz. Adem(as) ile Hz. Nuh(as) arasındaki insan yaşantısı konusunda kaynaklarda çok da fazla bilgi yer almaz. Bu günkü tarih bilgileri Hz. Nuh(as) sonrası insanlık hayatından daha çok bahseder. Öncesine ait çok net bilgi yoktur.

Neslin üremesinde netice olarak:

1-İnsan nesli bir ana ve baban çoğalmıştır.

2-Doğan ilk ikiz çocuklar çaprazlama bir şekilde evlendirilmiştir.

3-Bu süreçten heme sonra günümüzdeki gibi normal bir süreç başlamıştır.

4-Kardeş evlilikleri daha ilk ikizler sonrası, yani 19 çift çocuk sonrası yasaklanmıştır.

Tüm bunlar elbette ki bizim bilgi ve düşüncelerimizdir. Bizim bildiklerimiz ise tenkit ve tavsiyeye her zaman açıktır. Her şeyi tüm mahiyeti ve keyfiyeti ile bilen ise ancak Allah'tır. Allah ise tövbe ediliğinde bilerek ve bilmeyerek yaptığımız her hata ve yanlışları affedendir.

Biz de Üstad'ın lisanı ile Rabbimizden af ve mağfiret diliyor, “"Yâ Rab, kusurumuzu affet. Bizi Kendine kul kabul et. Emânetini kabzetmek zamanına kadar bizi emânette emîn kıl. Amin!" diyoruz.

#12 Misafir_tugba_*

Misafir_tugba_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 02 Temmuz 2015 - 15:22

Evet bu ramazan gunu kafir azmine hayran kalmamak elde degil bu kadar ayet.hadis bil kafir ol islamda celiski araya calis valla supersin tam bir cehennem odunusun sen benden daha iyi bilirsin cehennemin yakiti insan ve tastir sen Allah a inanmiyorsun ama onun yarattigi kucucuk beyninle ona hakaret ediyorsun cok yazik iste Allah hidayet vermeyince senin gibi oluyor insan ee kafir olmak nasil bir duygu oleceginin garantisi var mi bari sen inanmiyosun ya hic birseye olunce ne olacak bari topragin altinda oyle uzanip huzur uykusumu yapacagini saniyorsun bu yazdiklarini okuyan zayif iman sahibi gencleri dinden cikmasina sebeb olursan ayricada onlar icinde hesap vereceksin.Sana bir sey soyleyeyim mi inkar etsende inanmasanda islam yok (Hasa)Allah yok( Hasa) desende senin sonsuza kadar cehennemde azap gorecegin gercegini degistirmez Senin Allah a yalvardigini bir daha dunyaya gelip salih ameller yapan bir kul olmak icin cildirdigini ama ayette belirtildigi gibi ebedi yurduna don hitabina maruz kaldigini simdiden duyar gibiyim.Bunlar senin iyi gunlerin tadini cikarbol bol gunah inkar devam devam durma cehennem senin gibiler icin yanip tutusuyor.

#13 Misafir_tugba_*

Misafir_tugba_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 02 Temmuz 2015 - 17:16

Tesettür, başörtüsü farzdır...

Müslümanların bu farzı yerine getirmesine engel olunamaz!

Soru: Kur’ân-ı Kerim’in muhkem âyet-i kerimeleriyle, Sünnetle, icmâ-i ümmetle sabit olan kesin bir farzı inkâr eden, “Dinde böyle bir farz yoktur” diyen kimse ne olur?

Cevab: Bismillahirrahmanirrahim.

Bazı gazeteciler, politikacılar bu konuda gülünç fetvalar veriyor, yoktur diyorlar. Din âlimlerinden oluşan ehliyetli bir heyete sorulsun, bakalım onlar ne diyecekler. Bizim Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tesettür konusunda iki fetvası vardır ki: Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu’ndaki ehliyetli din âlimlerinin verdikleri bilgi, fetva ve hükümlerden anlaşılacağı üzere: “İslâm dininde tesettür, kadınların başlarını örtmeleri vardır, farzdır. Bu tesettür, yani örtünme ve kapanma:

1- Kur’an-ı Kerim ile,

2- Sünnet ile,

3- Ondört asırlık İcmâ-i ümmet ile sabit bir farz-ı ayndır, her Müslüman kadın ve kızın uyması gereken kesin bir dinî emirdir. İslâm dini ile ilgili konular ehliyetli ve liyakatli din âlimlerine sorulur. Kaldı ki, insaflı papazlar ve hahamlar bile İslâm’da tesettür, başörtüsü farzı olduğunu bilirler. Sadece bizim Diyanet’in fetvalarıyla yetinilmesin, başka İslâm ülkelerinin dinî otoritelerine, fetva merkezlerine, şeyhülislâmlıklarına da sorulsun ve mesele bir karara bağlansın... Lâkin bizdeki birtakım gazeteciler ve politikacıların amacı üzüm yemek değil, bağcıyı dövmektir. İslâm’da böyle bir farz olduğunu pek iyi biliyorlar ama fitne fesat çıkartmak, demagoji yapmak, ortalığı bulandırmak için aksini iddia ediyorlar.

Evrensel insan haklarına saygılı ve bağlı olan herkesin, Müslüman da olsa, Hristiyan da olsa, Yahudi de olsa, Bahaî de olsa, inançsız veya agnostik de olsa; velhasıl hangi dine, inanca, düşünceye bağlı olursa olsun İslâm dininde tesettürün farz olduğunu kabul etmesi, Müslümanlara saygılı olması, onların din, inanç, inandığı gibi yaşayabilmek hürriyetlerini engellememesi gerekir. Dünyanın bütün, evet bütün medenî, ileri, hukuklu, insan haklarına saygılı ve bağlı demokrat ülkelerinde Müslüman kızlar, şayet aileleri veya kendileri öyle istiyorlarsa başörtülü olarak okullarda ve üniversitelerde tahsil görebilmektedir. Sadece Fransa’da, resmî liselerde başörtüsü birkaç yıl önce anti-demokratik bir kanunla yasaklanmıştır. Lâkin o ülkede özel okullarda, Katolik liselerinde, bütün üniversite ve yüksek okullarda başörtüsü serbesttir. Hattâ orada Müslümanların Özel İslâm liseleri veya kolejleri açmaları da yasak değildir ve böyle okullar açılmıştır.

Kur’ân-ı Kerim’in muhkem âyet-i kerimeleriyle, Sünnetle, icmâ-i ümmetle sabit olan kesin bir farzı inkâr eden, “Dinde böyle bir farz yoktur” diyen kimse elbette kâfir olur. Kâfir ise inkar eden, örten demektir. Yâni dinin açık hükümlerini inkâr eden, bu inkârıyla dinden çıkan demektir.

Dinimizde tesettür hem erkekler, hem de kadınlar için vardır. Müslüman kadınların tesettüründe başlarını örtmeleri kesin olarak vardır. TC Diyanet işleri Başkanlığı’nın bu konuda iki fetvası bulunmaktadır. Onlarda tesettürün Kitab ile yani Kur’ân-ı Kerim’le, Sünnetle, icmâ-i ümmetle farz olduğu delilleriyle anlatılıyor. Kadınların ve kızların başlarını örtmelerinin, saçlarını ve göğüslerini kapatmalarının farziyeti hiçbir şüpheye meydan vermeyecek şekilde açıklanıyor.

Kaldı ki kadınların başlarını kapatmaları başka dinlerde de vardır. Kiliselerdeki tasvirlerde yani resimlerde Hz. Meryem annemizin başı hep örtülüdür. Başörtüsü Musevîlikte de vardır.

Bazı kimseler, Kur’ân-ı Kerim’de geçen cilbab, kadınların başlarını ve saçlarını değil, sadece göğüslerini örtmelerine yarayan örtüdür diyorlar. Bunlar şazz, marjinal, yanlış, kasıtlı yorumlardır. Müslümanlar bu gibi şazz görüşlere itibar etmez, bunlar onları bağlamaz.

Müslüman hanımların başlarını örtmeleri lâikliğe kesinlikle aykırı değildir. Lâiklik din ile devletin birbirinden ayrılması demektir. Devlet ve siyasî rejim dine karışamaz. Böyle bir karışma insan haklarına ve hürriyetlerine aykırı olur.

Avrupa’da, anayasalarında lâiklik ilkesi bulunan ülkelerin üniversitelerinde başörtüsü serbesttir. Üniversitelerinde başörtüsünü yasaklamış medenî ve demokrat bir ülke evet dünya üzerinde böyle bir ülke yoktur.

Lâik bir rejimin parlamentosu din hakkında kesinlikle kanun çıkartamaz. Böyle bir şey hem lâikliğe, hem de temel insan hak ve hürriyetlerine aykırı olur.

Dindar Müslüman kız öğrencilerin başörtüsü yüzünden yüksek tahsil haklarının engellenmesi ve kösteklenmesi bir zulümdür, bir insan hakları ihlâlidir, anti-demokratik bir uygulamadır. Böyle bir yasağın hiçbir meşru dayanağı ve gerekçesi yoktur.

Başörtüsü yasağında direnenler medenî kimseler değildirler. Bunlar Batıcı da değildirler. Batıcı olsaydılar, başörtüsü konusunda Batı’daki uygulamayı ve özgürlüğü kabul ederlerdi.

Bazıları da, “Başörtüsü çene altından fiyonk yapılarak bağlanırsa buna rızamız vardır...” şeklinde konuşuyor. Halbuki Müslüman kadın ve kızlar, kendileri nasıl istiyorlarsa öyle giyinirler ve örtünürler. Tesettürün nasıl olacağı konusunda ancak ehliyetli ve icazetli din âlimleri fikir ve görüş beyan edebilir.

Türkiye’nin başörtüsü diye bir meselesi kesinlikle yoktur. Bu mesele, bu kriz tamamen yapaydır, sun’îdir, bazı kimselerin bir bardak suda koparttığı fırtınadan ibarettir.

Başörtüsü serbest bırakılırsa lâiklik ilkesi kesinlikle tehlikeye girmez. Gireceği iddiası safsatadan ibarettir.

Tesettür konusu yıllardan beri ülkemizde müzmin bir şekilde tartışılıp durmakta, her kafadan ayrı bir ses çıkmaktadır. Şu anda ülkemizde dinî konularda doğru bilgi ve fetva verecek en selâhiyetli makam T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı’dır. Başkanlığın tesettür ve başörtüsü konusunda geçmiş yıllarda verilmiş iki gerekçeli ve uzun kararı vardır.

l. Din İşleri Yüksek Kurulu’nun 3 Şubat 1993 tarihli kararı.
Sayı: B.02.1.DİB.0.10 / 212 / 11.02.1993 / 0221

Konu: Tesettür

Karar No: 6

Karar Tarihi: 03.02.1993

İslâm dininde kadının kıyafeti ile ilgili olarak zaman zaman sorulan sorular dolayısıyla konu, Kurulumuzca ele alınıp incelendi: Nûr Sûresi’nin 30. âyet-i kerimesinde:

“Resûlüm! Mümin erkeklere, gözlerini harama dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdardır.” Buyrularak mü’min erkeklerin harama bakmamaları, namus ve iffetlerini korumaları emredildikten sonra 31. âyet-i kerimesinde kadınlarla ilgili olarak da:

“Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini harama bakmaktan korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine kadar örtsünler…” buyurulmakta ve âyet-i kerimenin devamında kadınların kendiliğinden görünmeyen zînet yerlerini, kimlerin yanında açabilecekleri belirtilmektedir. Şöyle ki:

“Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları mümin kadınlar, ellerinin altında bulunanları yani köleleri, erkeklerden, ailenin kadınına şehvet duymayan hizmetçi vb. tâbi kimseler, yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar. Dikkatleri üzerine çekecek tarzda yürümesinler. Ey müminler! Hep birden Allah’a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.”

1. Harama Bakmak Ve İffeti Korumak: Görüldüğü gibi bu iki âyet-i kerimede, hem erkeklerin, hem de kadınların harama bakmamaları, edep yerlerini iyice örtülü tutup, iffet ve namuslarını zina, fuhuş ve onlara sebep olabilecek durumlardan korumaları emredilmektedir. Ebû Hureyre (R.A.)den rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz de:

“… Gözlerin zinası: Harama, namahreme bakmaktır… (Müslim, Kader: 5, No:21, 4/2047; Buhari, İsti’zan: 12, Kader: 9; Ebu Davud, Nikâh: 42; Ahmed b. Hanbel, 2/276, 317, 329, 343, 379, 431, 536; Beyheki, Es-Sünenü’1-Kübra, 7/89) buyurarak harama bakmayı, göz zinası olarak nitelemiştir. Ancak, gözün harama tesadüfen ilişmesinin kasıtlı bakmak hükmünde olmadığı da hadis-i şeriflerde belirtilmiştir. İslâm âlimleri, yukarıda metin ve mealleri yazılı âyet-i kerimelere ve konuyla ilgili hadis-i şeriflere dayanarak, erkeklerin ve kadınların, nikâhlı eşleri dışında, herhangi bir kimseye şehvetle bakmalarının haram olduğu üzerinde müttefiktirler. Tedavi, şahitlik ve evlenme maksadı gibi, zaruret veya ihtiyaç halinde bakmalara, fıkıhta belirtilen şartlar ve ölçüler dahilinde müsaade edilmiştir. Fitne tehlikesi ve şehvet korkusu olmamak kaydı ile, gerek erkeklerin ve gerekse kadınların, kendi yakınlarından ve yabancılardan kimlere ve nerelerine bakıp bakamayacaklarına dair hükümler, delilleri ile birlikte fıkıh kitaplarında mevcuttur.

2.Örtünme: Nur Sûresi’nin 31. âyet-i kerimesinde zikredilen bu emirlerden sonra kadınların örtünmesi ile ilgili olarak da, kendiliğinden görünenler müstesna zînetlerin, zînet yerlerini açmamaları ve başörtülerini yakalarının üzerine salmaları emredilmiştir. Cahiliyyet Devri’nde başını örten kadınlar, başörtülerini enselerine bağlar veya arkalarına salıverirlerdi. Allah Teâlâ, bu âyet-i kerimeyle, İslâm’dan önceki bu âdeti kesinlikle yasaklayarak mü’min kadınların, kendiliğinden görünen hariç zînetlerini, zînet yerlerini açmamaları ve başörtülerini, saçlarını, başlarını, kulaklarını, boyun, gerdan ve göğüslerini iyice örtecek şekilde yakalarının üzerine salmalarını emretmiştir. Hz. Âişe (R.anhâ): “Allah ilk muhacir kadınlara rahmet eylesin. Çünkü Yüce Allah, “Başörtülerini yakalarının üstüne salsınlar” ayetini indirdiğinde yünden ya da ipekten dokunan dış giysilerin bedeni en iyi şekilde örtenini, dış giysilerinin en kalınını ikiye bölüp onların bir parçasını kendilerine başörtüsü yaptılar.” (Ebu Davud, Libas: 32, No: 4102, 2/459; Buhari, Tefsir: 251, No: 4480, 4/1782) Yine Hazret-i Âişe radiyallâhu anhâ bir gün Ensar kadınlarından sitayişle bahsederken, buna benzer bir ifade ile, başörtüsü emrine nasıl uyduklarını şöyle anlatır: ALLAH Teâlâ, Ensar kadınlarına rahmet etsin. Çünkü, Nûr sûresindeki:

“Başörtülerini yakalarının üstünü kapayacak surette koysunlar...” âyet-i kerimesi, indiği zaman; mırtlarını yani boydan boya örten dış giysilerini yardılar, onu kendilerine baş örtüsü yaptılar. (Buhari, Tefsir: 251, No: 4480, 4/1782; Ebu Davud, Libas: 32, No: 4102, 41100, 2/459) Ümmü Seleme (R.Anha) validemiz de demiştir ki: “Cilbablarından üzerlerini sıkı örtsünler.” âyet-i kerimesi nazil olduğu zaman, Ensar kadınları üzerlerine siyah elbiseler giyerek öyle bir ağırbaşlılık ile çıkmışlardı ki, başları üstünde kargalar varmış gibi idi. (Ebu Davud, Libas: 32, No: 4101, 2/459)

3. Örtülmesi gerekli olmayan kısımlar: Örtülmesi emredilen zînetten istisna edilen ve mücmel olarak geçen “kendiliğinden görünen” ifadesi; Ashabdan Hz. Ali, İbn-i Abbas, İbn-i Ömer, Enes; Tabiîlerden Said b. Cübeyr, Atâ, Mücâhid, Dahhâk; Müctehid İmamlardan Ebû Hanîfe, Mâlik ve Evzaî’nin (radiyallâhu anhum) de dahil olduğu İslâm âlimlerinin çoğunluğu tarafından; “yüz ve bileklere kadar eller” olarak tefsir edilmiştir.

4. Örtülmesi gerekli olan kısımlar: Âyet-i kerimedeki “kendiliğinden görünen” mücmel ifadeyi az da olsa farklı tefsir eden âlimler, kadınların, istisna dışında kalan zînetlerinin ve zînet yerleri olan saç, baş, boyun, kulak, gerdan, göğüs, kol ve bacaklarının örtülmesi olarak anlamışlar ve bunlardan herhangi birini açmalarının caiz olmadığı hükmünde ittifak etmişlerdir. Kadınların, bu zînet yerlerini kimlerin yanlarında açabilecekleri ise, âyet-i kerimenin devamında bildirilmektedir. Bu âyet-i kerime nazil olunca, yukarıda rivayet edilen hadis-i şeriflerle de sabit olduğu üzere, Ensar ve Muhacir kadınları, eteklerinden bir parça keserek, onunla başlarını örtmeye acele etmeleri, Hz. Âişe (R.Anhâ)nın ablası Esma (R.Anhâ)nın ince bir elbise ile Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin huzuruna çıktığı zaman, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin: “Ergenlik çağına gelen bir kadının elleri ve yüzü dışında kalan yerlerini göstermesinin caiz olmadığını” (Ebu Davud, Libas: 34, No: 4104, 2/460; Beyhaki es-Sünenü’l-Kübra, Salat, No: 3302, 3/81) bildirmesi, yine Hz. Âişe (R.Anhâ)dan rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin, bileklerinin dört parmak yukarısını işaret ederek: “Allah’a ve âhiret gününe iman eden bir kadına, ergenlik çağına gelince, yüzü ve şuraya kadar elleri hariç, herhangi bir yerini açması caiz değildir.” (Kurtubi El-Cami’u li Ahkami’l-Kur’an; 12/ 229) buyurması; söz konusu âyet-i kerimedeki emirlerin vücub için olduğuna, kadınların yukarıda sayılan zînet yerlerini örtmekle yükümlü olduklarına delâlet etmektedir.
Örtünmenin gayesi: Dinimizin emrettiği örtünmeden maksat, kadının zînetini ve zînet yerlerini eşi veya mahremi olmayan erkeklere göstermemesi ve yabancı erkekler tarafından görülmesine meydan vermemesidir. Bu itibarla örtünün; saçın, ten renginin veya zînetlerin görülmesine engel olacak kalınlıkta, vücut hatlarını göstermeyecek nitelikte olması gerekir. Bu konuda, yukarıda zikredilen hadis-i şerifler dışında, daha pek çok hadis-i şerif bulunmaktadır. Ahzâb Sûresi’nin 59. âyet-i kerimesinde de: “Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle: Evden çıkarlarken üstlerine vücutlarını iyice örten dış elbiselerini giysinler. Bu, onların iffetli bilinmelerini ve bundan dolayı incitilmemelerini daha iyi sağlar.” buyurulmaktadır. Bu âyet-i kerimede, Müslüman hanımların evlerinden çıkarken, üstlerine vücut hatlarını belli etmeyecek bir dış elbise almaları, ev kıyafeti ile sokağa çıkmamaları emredilmektedir. Nûr Suresi’nin 60. âyet-i kerimesinde ise, yaşlanmış kadınların, 31. âyet-i kerimede örtülmesi emredilen zînet ve zînet yerlerini örtmek kaydı ile manto, pardösü, çarşaf gibi dış elbiselerini üstlerine almadan dışarı çıkabilecekleri belirtilerek şöyle buyurulmaktadır: “Bir nikah ümidi beslemeyen, çocuktan kesilmiş yaşlı kadınların zînetlerini, yabancı erkeklere göstermeksizin, dış elbiselerini çıkarmalarında, kendilerine bir vebal yoktur. Yine de dış elbiseli olmaları, kendileri için hayırlıdır. Allah işitendir, bilendir.”

NETİCE:

1. Gerek erkeklerin ve gerekse kadınların gözlerini haramdan korumaları;

2. Kadınların, vücudun el, yüz ve ayakları dışında kalan kısımlarını, aralarında dinen evlilik caiz olan erkekler yanında, vücut hatlarını ve rengini göstermeyecek nitelikte bir elbise, örtü ile örtmeleri;

3. Başörtülerini, saçlarını, başlarını, boyun ve gerdanlarını iyice örtecek şekilde yakalarının üzerine salmaları, dinimizin, Kitap, Sünnet ve İslâm âlimlerinin ittifakı ile sabit olan kesin emridir. Müslümanların bu emirlere uymaları dinî bir vecibedir.

2. İmam-Hatip Liselerinde Okuyan Kız Öğrencilerin Kıyafetleri konulu 30.12.1980 tarihli karar.
T.C. BAŞBAKANLIK DİYANET İŞLERİ

BAŞKANLIĞI ANKARA

Din İşleri Yüksek Kurulu

Konu: İmam-Hatip Liselerinde Okuyan Kız Öğrencilerin Kıyafetleri Hakkında

Karar tarihi: 30.12.1980

Karar No: 77

Milli Eğitim Bakanlığı’nca İmam-Hatip Liselerinde okuyan kız öğrencilerin kıyafetleri konusunda Bakanlık görüşünün bildirilmesiyle ilgili olarak Devlet Bakanı Sn. Mehmet Özgüneş’e yazılan 22.12.1980 gün ve 018323 sayılı yazı ile Devlet Bakanlığı makamının, konunun Din İşleri Yüksek Kurulu’nca da incelenerek Bakanlık görüşünün tesbit edilmesine dair 22.12.1980 gün ve 5.05-1020 sayılı yazıları, konunun önemi ve şümulü dikkate alınmak suretiyle 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un 5. maddesiyle Kurulumuza verilen görev, yetki ve sorumluluklara dayanılarak dinî, hukukî ve diğer yönlerden incelendi. Yapılan müzakereler sonunda:

1. Kur’an-ı Kerîm’de Nûr Sûresi’nin 31. âyet-i kerîmesinde:

“Mü’min kadınlara da söyle. Gözlerini bakılması yasak olan şeylerden çevirsinler, iffetlerini korusunlar. El, yüz, ayak ile bu uzuvlarda bulunan yüzük, kına ve sürme gibi, kendiliğinden görünenler müstesna zînetlerini açmasınlar. Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar...” buyrulmuştur.
Mehmet Talü,

#14 Misafir_almila_*

Misafir_almila_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 05 Ağustos 2015 - 10:19

Ağzına , bilgine, yüreğine sağlık  #Misafir_tugba_*

 

En az senin kadar dinimize sahip çıkabilme bilgisi nasip etsin Yüce Rabbim bizlere de

 



#15 ezik

ezik

    Yeni Üye

  • Φ Üyeler
  • Pip
  • 11 İleti

Gönderi Tarihi: 09 Ağustos 2015 - 15:58

kardeşim bak benim evimde babam işsiz annem işsiz ben okula gidiyorum bazende diyorum ki keşke bazı evlerde hem erkek hem kadın çalışacağına önce erkeklere öncelik tanınsa hemde zaten ben karım olsa karımı seviyorsam neden hebire acaba birşey oldumu ona diye düşüneyim herkes iyi değil ki iyi kişi var kötü kişi var karıma kötü baksalar ben naparım herkes iyi değil herkes müslüman değil herkes iyi müslüman değil





Cevap ekle