Jump to content
Sign in to follow this  
sardunyam

Sevdiğim ve Seçtiğim Şiirler

Recommended Posts

olmuyor

ne yapsam avunmuyor bu deli yürek

içim sızlıyor

sevda yanığı şarkılar düşmüyor dudaklarımdan

 

oysa nasıl isterdim nasıl

tütün zehirine alıştığım gibi

alışmak yokluğuna

niye bir dakika olsun çıkmıyorsun aklımdan

 

yağmur sularının keyfince göllendiği

unutulmuş tenha yollar gibiyim

sen yoksun

niye geçmiyorsun bu sokaklardan

 

dört yanım gözlerin

dört yanım sesin

delirmekteyim

alevler yükseliyor isyanımdan

dağlayıp geçiyorum değdiğim her şeyi

nerdesin

niye korkuyorsun başlattığın yangınlardan

 

hangi kapısına varsam köhne aklımın

yüzüme kapanıyor

seni dileniyorum günlerdir

cevap sokaklarından

 

kaldırımlara serdim gururumu

hasretin çiğneyip geçiyor

niye kurtulamıyorum bu utançlardan

 

dualarla veda edecektim

ecelimle ölecektim

bin vebal almıştım

helallik isteyecektim

af dileyecektim günahlarımdan

 

son saatlerimdi geldiğin

Allah şahit nasıl direndim

git dedim

seviyorum dedin

ve

kezzap misali döküldün hayatıma

eridim tükendim

kulaklarımı tıkıyorum var gücümle duymamak için

hala çığlıklar geliyor

dağlanan mısralarımdan

ve niye hala medet umuyorum utanmadan

unutmalardan...

 

 

 

Ceyda Görk

Share this post


Link to post
Share on other sites

UZAKLARDA...

 

uzaklarda bir gökyüzü ağlıyor

biliyorum...

kurşun renkli bulutlar çökmüş yollara

yari bırakmıyor...

 

yüreğim sızlıyor

yerle bir ettim sınırlarımı

yine de tutamadım ellerini

ne yapsam olmuyor

 

uzaklarda bir gece başlıyor

duyuyorum...

simsiyah ve yabancı gölgeler

sarıp sarmalamış yari s/aklıyor...

 

dudaklarım çatlıyor

ellerim buz kesiyor

bir ateş yakıyor dualarım

ıssızlığıma

hatıralar k/özleniyor için için

yine de çözülmüyor buzları aklımın

yüreğim üşüyor...

 

uzaklarda bir sabah oluyor

bir gönül huzmesi düşüyor tenha caddeye

incecik,

ağlamaklı tenha bir hüzün

adı yok bir alışkanlık

saba’lara yürüyor...

 

 

yaklaşıyor

duyuyorum ayak seslerini

içimde yankılar bırakıyor

yaklaşıyor yaklaşıyor…

 

açılıyor bir bir gönül kapılarım

umut bu ya

sevda yüzlü bir gelin gibi

karşılamaya hazırlanıyorum yari

ne çare yetmiyor o istemekler

ne ben çıkabiliyorum o kapıya

ne de o gelebiliyor...

 

olmayacak bir duaya

amin denmiyor

olmayacak işte

olmuyor...

geçip gidiyor bir yabancı gibi nihayet

ardından bakıp kalıyor yüreğim

gözleri/m doluyor

içi/m acıyor

 

bir ateş çemberi büyüyor çevremde

ve işte bir akrep

kendini yok ediyor...

 

Ceyda Görk 5 Temmuz 2006 17.09

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ebedi Aşk...

 

öyle sıcak ki hava

ben içimden üşüyorum ama...

o kadar zamandır sustum ki sana...

artık istesemde konuşamıyorum...

dilim alıştı susmalara...

 

vahşi bir kısrağı terbiye eden seyisler gibi...

terbiye ettin sabırsızlığımı...

bu hercai artık soru sormuyor...

 

ne zaman istersen,

aşk özgür bırakmaktır ya birazda

bak bunuda öğrendim sonunda...

her şiir sana, her şarkı sana

ben susuyorum artık

başka aşkların tadında

çalıntı şiirler gönderiyorum sana...

 

ben ebedi aşkı buldum...

yaşım yolun yarısına gelmişken...

belkide aşkı ancak tanımlıyorken...

işte buldum diye sevinemedim...

 

dur dedin!

dur daha fazla yaklaşma...

yaklaşamadım...

karşı kaldırımda öylece kaldım...

 

daha çok susmalımıyım

daha çok beklemelimiyim

kızma...

sabırsızlık değil bu artık...

 

sadece senden ayrı geçen her güne

yazık olmasın diye...

buradayım diyorum, baksana...

unutma beni buralarda...

 

şimdi sen o karşı kaldırımda

başka gözlere bakıyor,

başka elleri tutuyorsun,

beni burada unutma olurmu?

 

ne yolun o yanına geçebilirim artık

ne başka yöne gidebilirim...

ölene kadar de, ölene kadar beklerim...

ama böyle ölmeyelim...

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

kendi içimdeki girdapta çekiliyor gibiyim derinliğe...

alemi, başka alemleri seyreylerken...

derin mavinin cazibesi sonun olur bilirsin...

ve nihayet biliyorum,

gördüğüm, tattığım, yaşadığım derinliğin tadıyla öleceğim...

biliyorum...

ve ne çıkmak istiyorum buradan

ne ölmek istiyorum daha çoğunu görmeden...

oralarda biryerde kendimi bekliyorum...

biliyorum...

Share this post


Link to post
Share on other sites

için için eridiğin

bu mavi derinlerdemi gizli?

yoksa bu mavilikmidir içini eriten

huzurmudur aradığın

yoksa huzur, aslında kaybetmek istemediğin

güneşin doğmasımıdır gülümsemek için beklediğin...

belki de doğmak için gunesin beklediği

gülümsemendi...

Share this post


Link to post
Share on other sites

huzur mudur aradığım?

yoksa kaybetmek istemediğim?

aslında hem öyle hem değil gibi...

ve diğerleri gibi...

yolculuğu içeri doğru yapmaya başladığında

adını çelişki koydukları çözülmezlerin

batıyor gözlere...

ne yerdeyim, ne gökte...

ikisi arasında ve kendi derinliğinde...

susarken anlaşılmak,

konuşurken dinlenmek,

dinlerken anlamaktır aradığım...

ve başka derinler var mıdır?

düşünmekteyim...

Share this post


Link to post
Share on other sites

huzur hayalini kurdugun

bazen hayaldir yaşadığın...

kaybetmemek için sarılırken

kollarının arasından kayıp düşen

ne kadar sıkı sarılırsan o kadar kolay düşereceğin gibi...

içine doğru aldığın yolda

geride bıraktığın kim?

kendi içine yol alırken uzaklastığın ta kendin çelişkisi

bu yüzden tutarsızlıklarımızın göze batması...

 

susarken anlatmak istedigin

konuşurken duydukların

duyduklarına yüklediğin anlamların

aslında derinlerine yol alırken

izlediğin çakıl tasların

kaybolmamak için senin bıraktıgın

bir gün olurda aynı yoldan geçersen diye

yada geri dönmek zorunda kalırsın diye

her cevaba karsılık

yeni soruların

senin baska bir derinlik dediğin

her gun baktıgında aynaya gördüğün başka bir yüzdür...

bazen sakladığın

gülümsemeler ardına...

Share this post


Link to post
Share on other sites

ben sustuğumu sanarken aslında çığlık attığımı yeni farkettim...

ve konuşurken aslında sustuğumu, geride bıraktıklarımla beraber...

kelimeler ne kadarını anlatırki duygularımızın?

ne kadar söylesem eksik, ne kadar anlatsam o kadar anlaşılmaz...

ne kadar kalabalıksam, o kadar yalnız...

içimden söküp atamadığım hüzün...

bilmeyi en çok istediğim mana...

kelimelerin sözlük anlamının bir fazlasıydı...

 

derken...

karşı kıyıdan bir ses, yaktığım ateşin dumanını görmüş gibi...

benzer duyguların içinden geçtiğini anladığım...

yolda bıraktığım çakıl taşlarının,

geri dönerken yolumu bulmak için...

bazen çemberin içindeyken biz...

kendimize en uzak mesafedeymişiz...

 

bazen hayaldir yaşadığın...!!!

bu cümlenin sözlük anlamının bir fazlası...

hayaldir bütün yaşadığımız...

Share this post


Link to post
Share on other sites

ölüm ve yaşam

 

iki nokta arasındaki en kısa mesafe, işte bu...

bir yıldız daha kayıp gitti semadan...

hiçbirşeyin anlamı kalmıyor böyle anlarda...

 

tekkede nefsini terbiye eden Yunus misali...

odunları bir içeri, bir dışarı taşır dururuz...

çoğu kez hiç bir şey anlamadan...

 

bize öğretilenden fazlasını hiç bilemeden...

Share this post


Link to post
Share on other sites

gecenin bir yarısı farkededip sessizligi

sesini kısmak gibi radyonun...

bazen herkes susuyor diye sesin yukselir sanıyorsun ya

belkide herkes aynı anda konustugu icindir

senin duyulmayısın...

anlatamassınki duygularını hicbir kelimeyle...

hicbir ressamın cizememesi gibi mutlulugu

sadece renklerini secersin

duygularının renklerinde kelimeler

önemli olan o kelimenin tasıyıp tasıyamıyacagı

yukleyecegin anlamları...

hangi sözlükte yazıyor

hangi kelimenin

kırık bir kalbe iyi gelecegini..?

 

 

karsı kıyıdan bir ses, yakılan bir atesin dumanına dogru ilerlerken değil

yıllar once aynı yollardan gecerken takılmış cakıl taslarının şekline.

ve en cok merak ettigi aslında o tasların

bir geri dönüşe tanıklık edip etmedigi

neresindedir insan bu cemberin

ve kendisine dogru yol alırken

alabilecegi en kısa mesafe neresinden gecer

baska hayatların...

 

bazen gercektir yasadıgın

katlanması kolay gelsin diye uydurdukların vardır

bir de ne soylersen soyle katlanamadıkların

sadece yaşarsın

cünkü hala ölmenin daha cok bir halta yaradıgı ispatlanamadı...

cünkü hala

hayaldir bu yasananlar deme lüksün var

çizip üstünü rakkamların

kapatmak gibi hesabı...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Radyoları hep sevdim...

Eskiden beri...

O acemi gençliğimin dışında...

Hiç sesini açmadım sonuna kadar...

Şimdi okurken bütün bunları,

Nostaljik tatlarda bir koku sardı odayı...

Klasik Türk Müziği eşliğinde

Şiirlerin içinden geçiyorum şimdi...

 

Çoğu kez sorduğumuz soruların yanıtı vardır içimizde...

Ama ona inanmak kolay değildir her zaman,

Hep daha fazlasını sormamız bundan olmasın?

 

Kelimeler yüklediğim anlamları taşırda

Ben taşırmıyım bende yaşattıkları manayı...

Her zihnin kendince bir sözlüğü var içinde...

Kelimelerle oynayıp durur, farklı biçimde...

 

Hayal ve gerçek nerede?

Nerde başlayıp bitiyor?

Bazen gerçektir yaşadığın demişsin...

Gerçek olan ne?

Herşeyin bir yalan olduğundan başka...

 

Kimin hesabı tamam ki?

Hayaldir bütün yaşananlar demek bir lüksse,

Benimde bir lüksüm var diye sevinmelimiyim şimdi?

Ya da gerçektir bütün yaşananlar diyerek

Kandırmalımıyım kendimi?

 

Elde var sıfır...

Share this post


Link to post
Share on other sites

eski bir radyo sesindeki kırıklar gibi

hani çıtırtısını duyarsınya söylenen sarkıların arasında

simdi dijital ortamda yuksek ses kalitesiyle daha iyi sarkılar yapılıyor elbet

ama aklımızın bir kosesinden bir turlu silinmiyor

hani bazen simdi cıkıcak olan sarkı benim olsun diye

tuttugumuz dilekler...

 

belki de bu kadar cok cevabımız oldugu icin

daha iyi sorular aramamız

belkide basit olması işimize gelmedigi icindir...

hani bazen kolayına kolayına gelirde

icinde hep bir suphe tasırsın

kötü olacak diye...

 

bunca zamandır oynarım kelimelerle

yada bizzat kelimeler benimle

ne ben onların bana yukledigi sıfatları tasıyabildim

nede onlar benim yukledigim anlamları

bunu farkettigimden beri

aramızda bir ateşkes

ne ben zorluyorum onları beni anlatsınlar diye

nede onlar beni

tasıyamıyacam sıfatları bana yuklesinler diye....

sadece tadını cıkar

yazılabilir olmak bile buyuk lutuf onlar icin...

 

şeffaf bir cizginin iki tarafı gibi

cogu zaman sınırları karısmıs

birinin toprakları digerinden baslıyor

digerinin suları beridekine akıyor

hep bir cıkar catısması hep bir bozgun

ne kadarını hayal ettinki bugune dek yasadıklarının?

simdi gercek nedir diye sordukların...

belkide karıstırmadıgın en basittir gercek

kafiyeli kelimelerle boyamadıkların

az önce

beni seni düşünürken senin de beni düşünüyor olman....gibi.

 

bir hesaplasma yerinden cok

açık büfe tam pansiyon otel hizmeti gibi

turistik bir belde de

tadını cıkartmak ta senin elinde

kapayıp aklını bir köseye

oturup beklemekte

ne kadar hayal yada ne kadarı gercek değil

ne kadarını sen seciyorsun bu hayatın

ne kadarında secileni oynuyorsun...

bazen elde var eksi olabilir

belki de sadece tadını cıkarmak

önce ve sonradan cok

simdi

varolmak...

hayal et işine öyle geliyorsa...

söz veriyorum ben sana inancagım...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Dijital çağda yaşıyoruz şimdi...

Herşey mükemmel, teknolojik manada...

Yüksek kalite ses, yüksek kalite görüntü...

Ama tadı yok eskisi gibi...

 

Temsili hikayeler anlatılırdı eskiden

Şimdi temsili yaşıyoruz herşeyi...

Herşey hızla akıp giderken,

Teknolojinin hızına yetişemedik demek ki...

 

Dediğin gibi herşey o kadar basitmi?

Basitliğinden midir bu kadar sıkılmışlığımız?

Yoksa, hep mükemmeli arıyorken,

Ruhun katettiği mesafeye, tenin geç kalması mı?

 

Kelimeler, anlam itibarıyla kurşundan ağır

Kelimeler, tüy kadar hafif ve anlamsız...

Bir kuş değiliz elbet, kuş dilinde konuşmuyoruz

İnsan olmak, birazda kelimelerle oynamaktır...

 

Ne kadarını hayal ettim ki yaşadıklarımın?

İnan bana bu cümleden sonra çok eskilere gitti aklım...

Ve hesabını yapamayacağım...

Hayal ettiğim ve yaşadıklarımın!

 

Hayaldir dedim bütün yaşadıklarımız,

İnanman gereken sadece bu...

En azından benim tahminim...

Yaşadıklarıma ben dahi inanamıyorken!

Hayallerime kim nasıl inansın ki?

Share this post


Link to post
Share on other sites

dijital çağda yasıyor olsaydı eğer aslı aslı olabilirmiydi?

yada kerem ne kadar yanabilrdi aşkı için...

yüksek kalitede ses ve görüntü kolaylastırmıyor duymanı ve görmeni

ve bilmek daha zorlastırıyor yaşamayı

belkide aşkı...

 

temsili hikayeleri anımsadıkca

bugun basrol oyuncusuna dublorluk yapan ucuncu sınıf oyuncular gibiyiz biz

kendi filmimizin üstelik

bize söylendigi yerde duruyor

izin verileni söyluyor

gerekmedikce görüntüye bile giremiyoruz

belki de bizim ekrana yansıyan silüetlerimizin aldıgı reyting yuzundendir bu kaygımız

hızla akıp gitmiyor aslında

çoğu ayrıntı reji masasında kesilip alındıgı icin hayatımızdan

biz ileriye sarılmış gibi yasıyoruz bunu...

 

içine sıkıstırıldıgımız bu bedenin

bir turlu yetmiyor olması ruhun gereksinimlerine...

ve aklın buna mantıklı acıklamalar üretmek icin durmadan zorlanması

kimi zaman alkole basmak gibi hucreleri

soğuması için

kavrulup gitmekte basittir aslında

soğutup yeniden düşünmeye baslamakta

durmadan kilitlenip duran bilgisayarını

yeniden baslatmak gibi birazda

taki bir gün o dügmeye basınca sana tepki vermeyene dek ısıklarının...

 

uçmak kadar güzel kac kelime sıgıyorki hayatımıza

diğer güzelliklerle birlikte...

hep bir koşullandırmaya tabi tutuluyor isteklerimiz

gerekenleri yerine getirdigin zaman ucabilirsin diyorlar

ama her gun zorlasıyor yaşamak

bir sure yazıdan cıkıyor ucma düşüncesi

birgun dilinden düşüyor sonra aklında

sonra biz insanız deyip kelimelerle oynayarak avutuyoruz kendimizi...

ya o kelimelerin üzerimizdeki hesaplanamaz etkileri?

 

derin bir nefes al ve bırak kendini aldanmıslıgın hazzına

tarih boyunca kac insan bunu yapmadı ki hic durmadan

bir an düşünmeden

her geri dönüşünde bugune getirdigin kac anı var...

belki de yarın sabah

çıplak ayakla toprağa basıp

içine cekersin bu hayali

kimbilir belki de

hicbilmedigin bir sarkıyı avazın cıktıgı kadar yuksek bir sesle soylersin

uydurursun bilmedigin yerleri

sonra uydurduklarına dikket edip gulersin kendine

ne dersin...

hayallerini anlat bana

sana inanmak istiyorum....

Share this post


Link to post
Share on other sites

Eskiden izlemiştim bir tiyatroda

Ünlü aşıkların ya kavuşsalardı

isimli dramasını...

Leyla, şikayetçiydi kocası Mecnundan

Eve geç geliyorsun diye,

Mecnun artık Mecnun değildi,

Kıraathane sahibiydi...

Ve Leyla'yı duymuyordu artık...

Gerçekten komikti halleri...

Aşkın "evlilik" hali...

 

Sanal alemde çok fazla vakit geçirenlere

Antisosyal kişilik teşhisi koyuyorlar biliyormusun?

Güncel hayatta kendilerini ifade edemeyen,

Sanal dünyada oyunculuğa soyunan hastalıklı şahsiyetler...

Diyorlar...

Sanki güncel hayatta herkes kendisini oynuyor gibi...

Bundan daha ala yalan olabilir mi?

Hanımefendiler ve beyefendiler,

Birden kabuk değiştirseler diye düşünürüm...

Kaç tanesinin içinden yine kendisi çıkar...

 

Özgür Ruhlar diye bir film çekseler

Bedeni ayrı oynasa, ruhu ayrı...

Beden olduğu gibi devam etse yaşamaya

Ruhun aklından geçenler ayrı anlatılsa...

Beden şirini oynarken, ruh özgürlüğün tadını çıkartsa...

Seyreyle şamatayı o zaman...

Nasıl hayal ama?

 

Aldanmaktayız hepimiz bizi en çok aldatanda yine kendimiz...

Arada tek bir fark var, biri aldandığının farkında,

Diğeri aldattığını sanmakta...

Kafiyeli olsun diye uğraşmadım da,

Denk geldi son cümleye hep a...

 

En büyük hayalim...

Bütün bildiklerimi unutmak

Bütün unuttuklarımı hatırlamak...

Ve yazmak yeniden herşeyi...

Kendi kalemimle, kendi ellerimle...

Ve dinleyebilmek kendi sesimi...

En güzel şarkıyı söyleyerek...

Share this post


Link to post
Share on other sites

aşkın evlilik hallerinden pembe diziler yayınlanıyor tv kanallarında

ama herkes bilir gercek hayattaki evliliklerin fazla pembelikleri kalmadı

evliliklerin sırtına bindirilen maddi sorumlulukların altında

ve belkide kişisel sorunların paylasımıyla ilgili kararsızlıklar

belkide sevdanın inceldigi yerden kopmasının

belkide aşkın evlilik halinin komedi dramaya donusmesinin

nedenleri burdan geliyordur.

mecnunun asgari ucretle calıstıgı bir dunyada

leyle tasarruf olsun diye bayat ekmeklerden pasta yaparmıydı?

ve mecnun begenmesede bu pastayı yermiydi...?

 

sanırım sanal alemde en fazla vakit gecirenlerden biride bendim bir süre oncesine kadar

benim kişiligim hakkında da bir cok sıfatlar turetildi

antisosyallik, içinekapanıklık, şizofrenlik ve dahası

bazı insanların gercek hayatlarında bir turlu elde edemedikleri

duygu dusunce ve hayalleri burda buldukları dogru

cunku o makinayı kapatınca verdikleri tüm sözler

büründükleri tüm kişilikeride kapatıyorlar...

sanal dunyadakide onlar aslında

gercek dunyadaki de

toplamaya kalkınca biri digerinden cıkıyor sadece

geriye kalan

kabugu gibi, hani soyulmadan yenmemesi gerekenlerden...

 

bedenin ve ruhun aynımı sanıyorsun sen hala?

eğer oyleyse neden cigerlerime cektigim hava

ruhuma yetmiyor

ruhumun isteklerine cevap vermiyorsa bir beden

cezalandırılan hangisi?

gögsümün kafesine sıkısan ruhummu?

tasıyabileceginden agır bir ruha sahip bedenim mi?

şamatanın basladıgı yerde o hayal değilmi zaten?

bedenin beklentilere cevap veriyorken

ruhunun alıp basını gitmesi

hesap verme kaygısı duymadan..

 

butun bildiklerini unutunca kendini de unutacakmısın?

peki ya butun unuttuklarını hatırlayınca

daha farklı bir senmi olacaksın?

belki de simdi seni sen yapan

ve bunları yazdıran sana

bildiklerin ve unuttuklarının tümüdür...

sahip oldugun karma'nın sana verdikleri

ve senin ögrendiklerin

bedeninin ötesinde

bir basamak daha yukselmek gibi

simdi tüm bunları okuduktan sonra

kapatıp cıkacaksın ya makinanı

yarın sabah kalkıp bıraktıgın yerden hayatına devam edeceksin

ve aksamında yine aynı sorularını

hayallerini bıraktıgın yerden alıp

yazmaya baslıyacaksın...

bunların hepsi sensin...

birini cıkarınca baskabirsey oluyorsun...

tıpkı sanal dunyada farklı

gercek dunyada farklı ruhlar gibi...

Share this post


Link to post
Share on other sites

KENDİ HALİNDE YUTKUNMALAR

 

"arkamdan b/akıyorsun biliyorum, gözlerinin d/eğdiği sırtım ağrıyor!.."

 

 

Kırkı çıkmamış çocukların günahları AŞKına!..

Sebebsiz yitmeler sevdalığındayım.

Giderken;

Hediyem olsun anlamsızlığım sana.

Tozlu raflarda kitap aralarında sakla..

 

Adımı abuzambak koyup

Girift benzemeler telaşındayım.

Beni hüzün çökmüşlüğüne an/la..

Derin yaran olayım;

Çocuk yanlarımda kana!..

 

Dondurulmuş tereddütler yaşındayım..

Bilme sen, mahcubum duana,

Ve savrukluğuma aldırma..

Her gidiş vuslata gebe unutma!..

..

 

Her gece yağan benim,kırağı değil..

Anlamsızlığım da gül yaprağı değil..

Share this post


Link to post
Share on other sites

Aşk Veda Etti

 

Bir kez daha,

Kıymet bilmezlerin elinden aktı gitti...

İki gözü iki çeşme...

Kadersizliğinede küserek,

Renkleri solgun, yüreği yorgun aşk...

 

Aşk...

Güle güle,

Getirdiğin her hediyeyi saklayacağım...

Bıraktığın şiirsi sözleri pamuklara saracak,

Sadece vefasızlığımdan utanacağım...

 

Çok özür dilerim...

Kainatı Yaratan Rabbim,

Ben taşıyamadım...

Çok uğraştım,

layık olmak için can attım...

Ama olmadı, aşk veda etti...

Ve gitti...

 

Ya İlahi,

Bilirim her aşk,

senden nazar ederek gelir...

Ve kulların arasında ziyan edilir...

Ben pes ettim ya rabbi,

Bir daha altından kalkamam, Bu vebalin...

 

Hakkını helal et ey aşk,

gücenmiş olsanda bize,

her yiğidin harcı değilsin,

artık çok geç olsada anladım...

 

ben artık gönüllü olmayacağım...

ne olur bana bir daha gelme...

 

Sibel Varol

 

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

ben aşka acırım artık

kaçırılmış fırsatlara değil...

ne görülen rüyalara,

ne düşlenen hayallere...

aşka acırım artık...

 

hiç düşündünmü?

kaç kere çıkar bu fırsat...

insanın karşısına...!

bu büyük ikramiye değildi

bozdurupta harcayasın...

ben aşka acırım artık...

 

ne beni bekler, ne seni...

öyle bugün git yarın gel de denilmez...

istersen şimdi koş peşinden...

bir daha gelmeyecek...

yeryüzünde onur kaldıysa eğer...

ben aşka acırım artık...

 

aklımda kalmayacak

ne gözlerin,

ne sözlerin,

ne yalanmı doğrumu

anlamadıklarım...

oturup düşünmeyeceğim bile seni...

hani bir varmış bir yokmuş gibi...

 

ama ben her taşın altından çıkmayan...

aşka acırım artık...

 

Sibel Varol

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ne yaşadıysam yaşadım

İnkar edecek değilim...

İnsan yanlışlarınada sahip çıkabilmeli...

O yanlışların toplamıyım ben...

Şimdi unuttum seni diye şiirler yazıyorum ya

O tilki zekanla...

Unuttuysan ne diye şiir döşeniyorsun demeyesin...

Unutmakta zaman alıyor,

Kırk kez tekrar edersen bişeyi gerçek olurmuş derler...

Beynimi kandırıyorum

Kalbimi ikna etsin diye...

Unutuyorum işte, ötesi var mı?

Söylenip durma öyle içinden...

İstersen bütün günahınıda bana yükle

Ki çok güçlü değilsin biliyorum...

Kendini ak sütlerle temizle...

Gördün işte hep senden bir adım öndeyim

Duygularımı yıkıyorum şimdi...

Ben kaçmayı hiç sevmedim...

Senin gibi...

Bazen aklımdan geçsede,

Gitmedim...

Sen gücün yetmediğinde yerime başkasını koyabildin...

Sen gidecek kadar güçlüydün işte...

 

Şimdi ne mi yapıyorum dersin...

Seni anılarda bırakmaya hazırlanıyor,

Sana ayak uyduruyor,

Ve...

Günah çıkartıyorum...

 

Sibel Varol

Share this post


Link to post
Share on other sites

Dili çözülmeyen eski bir radyo

 

O..

Gece, aynanın içinde kaybolmuş,

Kendini sulara çarpa, çarpa kıyıyı arayan,

Kırık dökük bir kadırga gibi..

 

Ben..

Yalnız, suskun ve tozlu bir radyo.

Aynanın içinde..

Sırasını bekleyen, değeri yitik, dili tutuk,

Eski bir radyo..

 

O..

Gecelerin bütün düş kırıklıklarını yüklenmiş,

Boğazın hırçın akıntısında, lüx ışığında aşkı arayan,

Beyaz, kırmızı yangın boyalı, yeni zımparalı ve havalı,

yelkensiz, dümensiz bir kadırga gibi..

 

Ben..

O hüzzam şarkıyı çalmış,

biraz cızırdadıktan sonra, yakaladığı istasyondan ayrılamayan,

Eski bir defterin sayfalarını aralamış

Düğmesini çevirsen bile, lambası ısınmadan,

Dili çözülmeyen, eski bir radyo..

 

Sen..

O eski radyodan..

Yelkensiz, dümensiz o kadırganın küreklerine asılırken,

O hüzzam şarkıyı dinlemeye bayılırdın

Bir kadeh rakı, yanında balık. İşte bu sensin demek isterdim ama.

Sen onu hiç anlamadın...

Share this post


Link to post
Share on other sites

o vefasızın bir avukatı var içimde...

hangi suçtan yargılasam o kazanıyor,

hiç böyle zor bir davaya girmemiştim

neredeyse kendimi mahkum edeceğim...

 

hey! başımın belası

bende bir avukat tutmak istiyorum

senin içinde, benden yana taraf olan,

bütün yapıp ettiklerinden sende yargılan...

 

emanetin bende hala ve onu sana vermeyeceğim

ölürsem kefenime koysunlar vasiyet edeceğim

benimle çürüsün, sende tükendim

oda bende tükensin...

sende tüken... bende tüken...

gidecek başka yerin olmasın...

 

mezar taşı istemiyorum...

bir çınar ağacı gölgesinde uyuyayım...

üzerimde oynasın çocuklar

eğer senden önce ölürsem

bir kez olsun gel,

çiçek getirme sakın... zaten çiçekler açacak üzerimde...

 

dualarından esirgeme, ben esirgemeyeceğim...

eğer benden önce ölürsen, yanına geleceğim...

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

Kaçardık pencereden bazı geceler

Delice bir sevinçle

Gözlerimiz ışıl ışıl

Gündüz yavuklumuzun yanına gideceğiz diye

Özene bezene cilaladığımız çizmelerimizi

Kirletmenin zevkini tadarak

Bir başka gezerdik

Yurttan kaçtığımız firar gecelerinde

 

Kaçardık pencereden bazı geceler

Bekçiye gözükmeden

Sessizliği kıskandıracak kadar sessizce

Ve bir o kadar da mertçe

Aramızda topladığımız son harçlıklarımızla

Fırından yeni çıkmış sıcacık ekmek alır

Koşar adım dönerdik yurda

Gizlice...

 

Kaçardık pencereden bazı geceler

Maksat; yeşillik olsun,

İş olsun, muhabbet olsun

İsyan karası firar gecelerinde

Sevda türküleri söyler, şiirler yazardık

Sevgiliye...

Sev diye ...

 

Kaçardık pencereden bazı geceler

Niçin ?

El sallamak için

Eğer evden paramız yeni gelmişse

Bir tek sigarayı

Üç-beş arkadaş paylaştığımız

Nikotinsiz gecelere inat

Sigara tazeler, sabahlardık

Bazen terminalde

Bazen garda

Sabah ezanının hemen sonrasında

Günün ilk ışıklarıyla birlikte gelirdi

Meram ekspresi..

Uykudan kanlanmış gözlerle

Vagonlardan inen yolcular doldururdu

Gar kahvesini ve simitçinin önünü

 

Bizler yerimizde duramaz

Sabırsızlıkla beklerdik

Trenin hareket düdüğünü

Az sonra hantal lokomotif homurdanır

İhtiyar raylar gıcırdarken

Yüzümüzde o muzip öğrenci gülümsemesi

El sallardık kimsesiz yolculara

Belki, belki hayra gireriz diye...

 

Kaçardık pencereden bazı geceler,

Sevdalıydık

Birimiz, binimiz değil,

Hepimiz sevdalıydık

Kındaki kılıç

Beldeki hançer

Duvardaki mavzer kadar sevdalıydık

Yerden göğe kadar

Kimsenin anlamadığı kadar

Allah’ına kadar sevdalıydık...

 

Haa...

Kimine göre de deliydik

Ama bilmiyorlardı ki

Hepimiz birer sevgi militanı

Hepimiz birer gül dalıydık...

 

Kaçardık pencereden bazı geceler

Dertleşmek için

Kimi, utanıp sıkıldığından

Kimi de anlatma ihtiyacı hissetmediğinden

Anlatmazdı belki ama

Kim ne derse desin

En güzel sevdaları

Biz hep o dönemlerde yaşadık

Kerem ile Aslı’yı

Ferhat ile Şirin’i

Leyla ile Mecnun’u

Madam Bovary’i

Doktor Jivago’yu

Ve hatta

Sheakspeare’nin Romeo ve Jüliet’ini

Kendi sevdalarının

Küçüklüğünden şüpheye düşürecek

O koca koca sevdaları biz çaktık

Kız yurdunun önündeki kaldırımlara

Biz kazıdık...

 

Lakin, lakin

Biz sevdiklerimizi

Saman alevi aşklarla aldatmadık

Ne bir öğrenci bunalımında

Kampüsün ara sokaklarına

Bırakıp kaçtık onları

Ne de sattık...

 

Kaçardık penceren bazı geceler...

Pusatlandık bir firar gecesi...

 

 

Ahmet YILMAZ

 

 

Bitanede benden :clover:

Share this post


Link to post
Share on other sites

Gecem hoşgeldin :hug::clover:

 

 

AHVAL

 

Bazen kelepçesini takmadan mahkum edilirsin

Geçer geceler, sen ölümüne yalnız...

Hani özgür bir kuş olup kaçamamak gibi damdan,

Oysa kanatların bağlanmıştı orada, tuz ekmek hakkına oradasındır.

Gökyüzüne alabildiğine mavi belki vursan sandalyeyi,

Zifiri karanlık her yan unutacaksın! Dinecek ruhunda zerre zerre acılar

Takvimler anlamlarını yitirecek, anılar acıtacak o zaman

Çivi gibi seni bu yere çakan yoksuz acı izin vermeyecek, kalakalacaksın.

Rotasını bulamayışından filiz vermiyor gözlerinin coğrafyası,

Sen ki mahkumiyet coğrafyası çocuğu

“her aşkın başında savruk, sonunda yitensin”

Bilirsin aslında insanda doğan ve yiten özü,

Anlatılmaz sayarsın hiçbir efsanede seni tarumar eden bir çift gözü

Bilinir ama söylenemez gecenin en kesici sözü .

O anlarda en çok yatağın anlar seni, düşünceli anlar gardiyanı ,sarar sarmalar...

Kirpiklerin deyince birbirine, apansız kopar gözünden soğuk mührü aşkın,

Göğsün üstü Adilcevaz fırtınası, içinde binlerce yelken, ona doğru.

Pusulası bozuk binlerce söz, o ise çok uzak kıyı gecene

Forzalanır aşka rotan, aslı asılsızdır tüm gelişlerin, ziyan tüm deyişlerin .

Bilmiyor bir fener ışığı az, belki çok olur bazı zamanlar bir kibrit ateşi.

Ahlaz tüm zamanlar, kopmuş gidiyor yolun yoldan ayrı ,

Sense hala bir köy yolunun ayrımındasın ellerinde baharın sevinci.

Geleceği yok beklenmeyen yollar bekçisi...

Sen masallar bilirsin çünkü, iskarpine hala aynı hevesle bakarsın, mahcupsun sevgiye karşı.

Babanı bile uzaktan sevmişsin kırılmasın diye asalet aynası, ciddiyetle baki kalınsın...

Enine boyuna yaşamışsın hüznü,

Kısacası güzel çocuk ruha inmişsin gözden, o vakit anlamını yitirmiş sözler ,

Konuşmaz olmuşsun...

Uçurtma yapmışsın düşlerden, kuyruğu rengarenk,

İpini kopartıp muştulamışsın sevdayı bir çocuk çığlığında,

Koyvermişsin içinde aşkı Zizifos yokuşuna, her dem en başa dönmüşsün.

İlk giriyormuş gibi denize tenin tenine deyince sevdadan ötürü

İbadet bilmişsin alna koyulan ilk öpücüğü!

Nasıl tarif edilir bilmemişsin, bu yüzden hep ortasından girmişsin her şiire.

Bilmezliğinden değil, koşar adım sevmenden ötürü,

Sokak başında oturman hep bu yüzden, köşeden döner diye beklemişsin,

Bekleyişine eklemişsin tuzlu çekirdekleri, dudakların kalbinle bir, çatlamış...

Kana kana sevgilinin dudaklarından içeriz saymışsın hayatı, olmamış...

Çamurlu çamurlu sokakların adamısın,

 

Buluttan süzüp de almışsın gönlünün senden ötesine bakışını.

Saçlarına hiç dokunmayışından olsa gerek sevmemişsin ipeği.

Yokluğu yoksulluğundan ibaret değil, bilmeyişinden Amerikanca sevdayı!

Belki de kaybın bu, sen soğuk kış gecelerinde masallara sığınmış, ona inanmışsın.

Mutlu biter deyip hak saymışsın...

Binlerce yılın en büyük vurgununa tutulmuşsun!

Adına yabancı bir arabanın arkasında başka kollarda görünce onu,

En güçlü sözleri söylemiş gözlerin, boş kovanlar gibi yığılmış ayak uçlarına çiçekler,

Hiç saymışsın her şeyi, bilmez saymışsın...

Camlara adının kaç kez yazıldığını, imla aramayışını bu aşkta, kaç kere sadaka diye verildiğini başı için son sigara paranın...

Kaç kere suskunluk olmuştu, içine büyük bir gürültü ile dolan...

İncecik bilekleriyle geçince önünden,

Kafasını göğsünde hayal ederek her gece, bir öpücükle başlatarak kutsal eczayı yaralarını sarmışsın.

Ama kaçış yok, gelecek mutlak olan sabah!

Yokluğu gece ile gündüz arasında, sözlerini de aldı,

Tüm zırhlarını kuşanarak gözlerinin aşk sözsüz kaldı...

Sabahlar isyana bulandı

Söktün alfabenden adının baş harfini onun

Tüm cümlelere onun için onsuz başladın, o yüzden kazıyamadın adını hiçbir yere...

Sende kaldı tüm başlangıçlar ve bitişler

Yanlış mevsimde fide ekti toprağına, can suyunu canından verdin ama...

Bir yol kenarında, taştan asfalta uzak, elinde kaldı tüm başlangıçların!

Bu en masal yanınmış, bir fren sesi ile biten.

Sen son kalıbın adamı!

Yazılmazmış ahvalin, arzuhalin bulunmazmış hiçbir sayfada,

Şimdi anladın!

 

Kubilay yıldız

Share this post


Link to post
Share on other sites

fantastik bir hikayeydi

ve sahneler can alıcı

sözlerse kızgın yağ gibi yakıcı

hep acıttık birbirimizin canını

acıtmayı hayal etmiştik ve aşkın tadı böyle çıkardı...

bu aşkın diğer adımıydı?

hala geçmiyor içimdeki öfke

bir görsem seni, bir görsem

bütün öfkemi çıkarabilsem senden...

anla işte o kadar çok sevmişim

bensiz ölümden bile kıskandım...

bensiz

ölüm

ve

sen

?

nasıl olacak?

bir tek nefesini duysam yeter gibiydi

ama yetmiyor şimdi...

yetmez...

kalk ve gel

hiç bir şey sorma

ve söyleme

unut bütün geçmişi

unut gitsin

sen

varsın

ben

varım

buradayım

unut o ap tal kuralları,

özgürlük öyle birşey ki

o bir bedelle gelir

ve bedelini ödeyeceğim

yıktım

tabularımı

hayra yor!

gördüğüm rüyaları

korkma,

korkmadım hiç

yüzüme yüz sürmeden

vazgeçmek yok

kırıldı artık bütün demir perdeler

affetmeyi öğrendim

sende öğren ve gel

 

Sardunyam

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.