Jump to content
Sign in to follow this  
sardunyam

Sevdiğim ve Seçtiğim Şiirler

Recommended Posts

BİLMEK SENİ

 

Ne sen ne ben,

Düşünmekten bitkin bir halde buldum kendimi.

Ve yatağımda günlerce uykusuzdum...

Kimler gelse kimler düşünse çözemezdi sanki,

Hiçbir çözüm yolu yokmuş gibi...

Bulmaktan korkuyorum aslında,

Bitirmeyi bu hikayeyi...

Sensiz geçen günlerim ve seninleyken duyduğum yalnızlığım gibi;

 

Alıştım bende gecelerimi düşünerek geçirmeye!..

Bir dalsam uyumaya bir daha uyanamam.

Uykusuzluk ve sen içime işlediniz ruhum gibi;

Biriniz eksilse yok olurum herhalde,

Düşünüyorum yine;

Düşünmek çözmüyor bazen hiçbir şeyi!

Merak etmiyorum artık sonunu;

Yok olmakta var olmak kadar güzel olmalı...

Biliyorum; çünkü her gün yok oluyorum seninle,

Yok oluyorum gözlerinin derinliklerinde!.

Kulaklarımı patlatan sessiz çığlıkların,

Ve alev gibi yanan bakışların yok ediyor beni!

Düşünmek yok artık;

Bilmek var seni...

 

Abdullah Döner

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

SEN ve BEN

Dün gece seni gördüm,

Son üç aydır gördüğüm gibi.

Hep temiz ve saf bir yüz,

Yalancılığını gizleyen.

Hep o beyaz elbise,

esmerliğinle bütünleşip,

Güzelliğini simgeleyen...

Yüzüme hüzünle bakıyorsun her gece.

 

Sanki suçlu benmiş gibi.

Yoksa!pişmanlığını mı anlatıyorsun bana?

Anlaya bilmiş değilim seni...

Elimden tutuyorsun,

Kulağıma fısıldıyorsun,

Ama duymuyorum seni.

Belki de duymak istemiyorum...

Korkuyorum! ayrılıktan bahsedersin diye!

Korkuyorum! bir daha gelmezsin diye!..

Seni düşünüyorum yine,saf yüzünü,

Beyaz elbiseni.

seninle geçirdiğim güzel günlerimi.

Elimi tutup bana gülümsemeni.

I’m sorry!!!

Sana aşık olduğum için,

sana aşık olup kendime acı verdiğim için...

Ve

Thank you very much!!!

Bana yaptığın tüm güzellikler için,

bir güzel gülüş için,bir ölümsüz bakış için...

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

Savaşın ÇOCUKLARI

 

Bir çocuk ağladı Bağdat'ta

Ben, ağladım..

Bir çocuk ağladı Gazze'de

Ben, ağladım..

Ve...

Okyanuslar ötesi

Gülerken çocukların bazıları

Düşlerken diğer günün oyunlarını

Bin çocuk ağladı Irak'ta

Oyuncak sanınca

Gökten düşen misket bombaları

 

 

 

 

 

 

--------------------------------------------------------------------------------

Share this post


Link to post
Share on other sites

Kıtaların Aşkı

 

şehirlerarası aşklar yaşıyorduk biz,

otobüs terminallerinde şehirlerin

ve çok yakındık

çünkü sadece şehirlerdi aramıza giren

 

 

sonrasında

kıtalararası aşklar yaşamaya başladık

ve sadece

bir okyanus vardı geçilesi

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bir Yaşamın Ardından

 

Bir zamanlar şiir yazardım her yaşamın ardından

Düşünürdüm her yaşam bir şiirdir diye

Her şiir bir yaşam anlatırdı bende

Başka yaşamlar başka insanlar

 

 

Bazı şiirlerim hiç bitmedi benim

Erken biten yaşamların ardından

Ardı gelmeyen şiirler yazmak istedim

Ne yaşamlar yetti dostum ne de defterler

 

 

Kısık ateşte pişirmek istemiştik biz yaşamı

Bilirsin dost,yavaş pişen yemek

Ağır ağır sevilen sevgililer gibidir.

Tadına doyum olmaz onların.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ankara'ya Yağmur Yağdı

 

Dün Ankara'ya yagmur yağdı..

Evvelki gece ve bir önceki gece

Şemsiyemi almıyordum hanidir..

Bir anda geldi...apansız..

Kaldırımdan yürüyordum..

Hissetmedim önce..

Geçer dedim..

Ve bana inat..zamana inat bastırdı birden..

Birden sanıyordum ama, akşam haberleri zaten

söylüyormuş.

 

Yağmurlu bir hafta geçirecekmişiz...

Nasıl inanmıyorsam artık ana haber bültenlerine

Hava durumlarına da inanmaz olmuşum...

Ve ...şemsiyesiz çıkmışım yola...

 

Yağmur bir anda vurmuş...

Ve o noktayı geçince insan...

Zaten umursamıyormuş yağmuru artık...

Ve o noktayı geçince insan...

O noktayı geçince...insan ...

Geçtiğini anlamıyormuş artık...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bir Tek Seni Unutmam

 

Şimdi sen gideceksin ve ben arkandan bakakalacağım.

Dur diyemeyeceğim, sesim çıkmayacak.

Susuşlarımda saklı kalacak duygularım ne kötü...

Söz geçiremeyeceğim göz yaşlarıma akacak.

Saklayacağım görmeyesin diye, beceremeyeceğim.

"Ağlama" diyeceksin bana, seni dinlemeyeceğim.

İçimde biriken ne varsa gözlerimden taşacak dışarı.

Dokunmak isteyeceksin, başımı geri çekeceğim öfkeyle.

Kızgınım gidişine çünkü, öfkem bir dağ gibi büyük.

Ne varsa hayata dair alıp götürüyorsun benden farkında değilsin.

Ya da farkındasın ama değilmiş gibi davranıyorsun.

Sen kendi yolunu çiziyorsun şimdi ve doğru bildiğini yapıyorsun.

Bense binlerce yanlışın ortasında tek başımayım.

Oysa beklediğim sevgiliydin sen.

Yorgun dünlerden damıtılmış,

kimliksiz sevdalardan süzülmüş aşkımın tek sahibi.

Sanki seni aramıştım yıllarca da ,

ararken aşk niyetine yabancı kollarda uyumuştum.

Bu yüzden kimse kandırmadı beni, dindirmedi aşka susamışlığımı.

Hep eksikti hep yarım.

Ne yazık ki "Bu kez tamam" dediğimde de yarım kaldığımı görüyorum.

Belki de sevmeyi beceremiyorum ben.

 

Öyle ya, deli sevdalar bana göre değil belki de.

Dümdüz, heyecansız, içimdeki kuşlar kanat çırpmadan

ve tutkuyu kanımda hissetmeden yaşamalıyım aşkı.

Buna aşk denirse tabii..

Bu yarım kalmışlık duygusu yok olur mu o zaman?

Peki sen biliyor musun bu acıya katlanmaların ilacını?

Bu yürek sancısını ne dindirecek? Bu geceler nasıl geçecek?

Söyle yar, içimi kor gibi yakan bu ateş nasıl sönecek?

Acelen var biliyorum.

Gideceksin, yaşanmamış zamanları da beraberinde götüreceksin.

Bunu hiç istemiyorum.

Ne berbat bir duygu bu..

İstemediğim bir şeyi yaşıyorum ve buna engel olamıyorum.

Benden bağımsız gelişiyor her şey.

Çarpmanın etkisiz elemanı gibiyim.

Ya da bir savaş filminin daha ilk karesinde

atılan ilk kurşunla düşüp ölen ve bir daha da hiç görünmeyen figüran...

Haydi git, bu yol senin yolun.

Dilediğince özgür at adımlarını.

Kendin için iyi olanı yapıyorsun ya ne önemi var gerisinin.

Yaşadığımız kısa günlerin anısına sığınır, atlatmaya çalışırım bu acıyı.

Sensiz olmaktan daha kötü ne olabilir bu hayatta ki?

Bir insanın başına en kötü şey gelmişse başka hiçbir şeyden korkmuyor.

Bir tek seni kaybetmekten korkuyordum, onu da yaşadım zaten.

Haydi git, merak etme yaşayacağım.

Sensiz olsam da bu sevdayı yaşatacağım.

 

 

 

alıntı

Share this post


Link to post
Share on other sites

Özledim Özgürlüğü

 

içimde yeller esiyor

buruk birkaç yanım,

eksik kalmışken hayatın birkaç yanı

yaşanılabilir mekanlar arıyorum,

yaşanılası insanlarla

 

sevgiyi özlemişim

sevgi dolu ortamları

havasını solumayı ortamların

sevgilimi özledim

sevgi dolu sevgilimi

sevgi kokan sevgilimi

 

ailemi özledim

hastalanınca başımda bekleyen annemi özledim

sabahın geç bir vaktinde kalkmayı

ve yatak keyfi yapmayı özledim

kanepeye kurulup şekerleme yapmayı bir de

patates kızartmasını yemeklerden

bir de annemin yaptığı yufka ekmeği

arkadaş mekanlarında ufak tefek içmeleri

sohbet ortamların özledim

ellerimi ceplerime sokup aylak aylak dolaşmayı

ve saat 5'ten sonra eve gitmeleri

odamda uyumayı özledim

 

sessizliğe hasret kaldım

kitabımı açıp uyuyakalmaya

ve bir gün boyunca hiçbir sey yapmamaya

Ha unutmadan

odamı dağıtmayı özledim

Bir de düzenlemeyi istediğim gibi

tozlu ayakkabılarla dışarı çıkmayı

rahat rahat çay içmeyi özledim

Bi de nası desem

tıraş olmadığım günlerimi

özgürlüğümü özledim...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bitmeyecek

 

Sanki bitmeyecekmiş gibi hiçbir şey

Sanki bitmeyecekmiş gibi zaman

ve dinmeyecekmiş gibi yağan yağmur,

Hiç bitmeyecek gibi

 

Düşünmüyor kafam, işlemiyor

Bir yorgunluk var sanki

Yüz yıllık yorgunluk,

ve çatlayan sabır taşları

 

Düşünmüyor, istemiyor bıkkın

Gözlerim ağlamak istiyor

Ben ağlamak istiyorum

Sessiz, sakin bir köşe başında

Kimsecikler yokken

Sadece kimsecikler yokken...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Aşk ve İdam

 

Sessizliğe gömülmüş, var olan tüm sevinçler

Acılar şimdi nerde? Sorma gülüm her yerde

Ezberimde ki umut, yüreğimi kılınçlar

Amacım vurulmaktı, görülmemiş bir yerde

 

Şimdi gözünde idam, yaklaşıyorken bana

Eski bir aşk...yıldızlardan sıyrılıp da gelen

Kim ses verir sehpada, sallanırken çabana

Gözüyle idam eden, yarim var yürek delen

 

Uzaktan bakıyorken düğüm düğüm boğazın

Demek ki idam ipi, boğazındadır şimdi

Süzer baştan aşağı, durmayın mezar kazın

Çünkü üzerindedir, artık idam gömleği

 

Sevdiğinin gözleri, bir tür cellat aslında

Dayanılmaz işkence, nerden gelir bilmem ki

Sevdiğini söylemek iki bin bir yılında

Aşkı ve de idamı sanki birleştirmekti...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Seyyareler Uzaktır

Eşsiz gözlerinle bir daha bak bana

Semanın esrarı yakmasın ensemi

Meltemlerle gelsen, şöyle yana yana

Anmasam adını, duymasan sesimi

 

Ezberlediklerim hep arkamdan vurur

Sözsüz geldim sana, bak gözlerim sakin

Maviden korkarsın, siyah tüm kavurur

Ah!bilmediğin şey, söyleyemediğin...

 

Eller var rüyamda, uzatılan bana,

Sormadım bir türlü; hangi el senindi?

Marifet olamaz sevdim demek sana

Az gelen nedir ki?..şiir esirindi

 

Eksiklik göklerde, eksiklik dağlarda

Sayısız pervane başımda dönüyor

Müjdeler esirdir tuzaklı ağlarda

Anlaşılmaz bir aşk yandıkça sönüyor

 

En son umutlarda boşluğa düştüler

Selamsız sabahsız yolculuk nereye?

Merhabalar tümden köze dönüştüler

Anlama sen beni, at bir seyyareye

 

En zamansız zaman, elimdeyken yüzün

Sararmış düşünce, kanatıyor seni

Mevsimden düşerken karşımdaki gözün

Andırıyor zulmü, dağdaki eseni

 

Evet düşen anlar boşluk çukuruna

Sahiden sen kimsin, sönüp sönüp yanan?

Mal olan bir şiir beni çıkarana

Aklım nerelerde dönüp dönüp yanan?

 

Estim yeterince, kin üstüne gece

Sahte aşk diyen kim?..tenlerimiz uzak

Mazeretsiz ölmek gözünde sadece

Asla kirlenmemek, solmak alnımız ak

 

Elem yıldızları gözünde küçükse

Seyyarelerden bak şiirim parıldar

Milsiz dönen dünya artık bir göçükse

Adın şiirimde, mezarda kımıldar

 

Erkenden düş yola, gözlerime doğru

Sarıl kalemime, tutun şiirime

Minarelere bak, gerçek hak ve doğru

Asmak .... diye ismini böğrüme...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Son Mevsim/ Beşinci Mevsim

 

Dağlara iniyor sağnak sağnak yağmur

Gökyüzü boyunca seriliyor bir nur

Yağmur sevgimizi fırtınaya duyur;

"Şu zindan dünyada, şevkimiz içindir"

 

Sonsuzluktan gelen sert nefestir rüzgar

Dipsiz bir kuyuya tüm mevsimler kayar

Sarsılır gökyüzü...buluttaki efkar;

O masum yüreğe, türkümüz içindir

 

Şimdi asla açmaz...gökte benim güneş

Açılınca yaram yürekler oldu keş

Kavgayla büyüyen, güneşteki kalleş

Pişmanlığımızd a; keşkemiz içindir

 

Karlı dağlarda, kurt peşindedir sağlar

Kurşun olmamalı... kancık pusu bağlar

Seni delik deşik ederim mor dağlar

Kor, bıçaktan soğuk ülkümüz içindir

 

Sözlerin bir rüzgar, sözlerime karşı

Bin elem, bin sitem titretiyor arşı

Yağıyorsa yağmur, ıslanmışsa çarşı

Bilmelisin artık ikimiz içindir...

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

Zamanın Sayaçları- 1

 

Kaldırımda dans eden iki şaşkın tırtıl var

Zamanın sarhoşluğu, belinde tabancalar

 

Namlu kadere dönük, eğlence bunun adı

Şarap kırmızısında;içilen kan ve tadı...

 

Ve sokakta sarhoşlar;kaldırım tırtılları

Gurura yenik düşmüş şuursuz akılları

 

Dosttur bu iki tırtıl çocukluktan beri

Birbirinin göğsünde birbirlerinin yeri

 

Fakat bir haldeler ki; batmışlar tüm batağa

Masaya abanırlar kalkmak için ayağa

 

Küfürler oluk gibi, dilleri dallanıyor

Yanyana yürür dostlar, kafalar sallanıyor...

 

Pat! pat! pat! üç kurşuna, kafi gelir bir ömür

Zamana meydan varmış okumuş küfür küfür

 

Bardakta su çalklandı; "...ananı avradını..."

İki arkadaştılar, öldürdüler zamanı

 

Üçer bardak kurtardı tüm ömrünü şarabın

Dostluklar afalladı, birbirine çekti kın

 

Gerilirmiş gökyüzü, dostu görürmüş silah

Şuursuz beyinlerden, ölü bağırırmış "aah"

 

Eli kanlı o sarhoş gülüyor deli deli

Yaptığı feragatın hiç farkında değilki

 

Yerde yığılı duran sarhoşun bedenidir

Yitik o et parçası katilin yüreğidir...

 

Ayıldı dost-katili, hatırlatıldı zulmü

Kaldıramadı kalbi tercih etti ölümü

 

Yüzyıllardır doluyor kabusun meyhanesi

Arşın en üst katına yükseliyor kan sesi

 

Dost dostu kurşunluyor...ev...incir ağaçları...

Hala dönüp duruyor zamanın sayaçları...

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine...

 

 

Senin kalbinden sürgün oldum ilkin.

Bütün sürgünlüklerim, bir bakıma,

Bu sürgünün bir süreği.

Bütün törenlerin, şölenlerin,

Ayinlerin, yortuların dışında,

Sana geldim, ayaklarına kapanmaya geldim;

Af dilemeye geldim, affa lâyık olmasam da…

Uzatma dünya sürgünümü benim!

 

 

Güneşi bahardan koparıp

Aşkın en onulmazından koparıp

Bir tuz bulutu gibi

Savuran yüreğime…

 

Ah, uzatma dünya sürgünümü benim!

Nice yorulduğum, ayakkabılarımdan değil;

Ayaklarımdan belli.

Lambalar eğri,

Aynalar, akrep meleği…

Zaman, çarpılmış atın son hayali…

Ev miras değil, mirasın hayaleti.

Ey gönlümün doğurduğu,

Büyüttüğü, emzirdiği,

Kuş tüyünden ,

Ve kuş sütünden,

Geceler ve gündüzlerde

İnsanlığa, anıt gibi yükselttiği

Sevgili,

En sevgili,

Ey sevgili,

Uzatma, dünya sürgünümü benim!

 

 

Bütün şiirlerde söylediğim sensin,

Suna dedimse sen, Leylâ dedimse sensin.

Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım,

Salome’ nin Belkis’ in

Boşunaydı saklamaya çalışmam,

öylesine âşikârsın, bellisin.

Kuşlar uçar, senin gönlünü taklit için,

Ellerinden devşirir ,bahar çiçeklerini

Deniz, gözlerinden alır sonsuzluğun haberini.

Ey gönüllerin en yumuşağı, en derini,

Sevgili,

En sevgili,

Ey sevgili,

Uzatma dünya sürgünümü benim!

 

 

Yıllar geçti, sapan ölümsüz iz bıraktı toprakta.

Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında,

Çatı katlarında, bodrum katlarında.

Gölgelendi ,gecemi aydınlatan eşsiz lamba.

Hep Kanlıca’da, Emirgan’ da,

Kandilli’ nin kurşunî şafaklarında

Seninle söyleşip durdum,

bir ömrün baharında , yazında

Şimdi, onun birden bire gelen sonbaharında.

Sana geldim, ayaklarına kapanmaya geldim,

Af dilemeye geldim affa layık olmasam da.

Ey çağdaş Kudüs (Meryem)

Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha)

Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi!

Sevgili,

En sevgili,

Ey sevgili,

Uzatma dünya sürgünümü benim!

 

 

Dağların yıkılışını gördüm, bir Venüs bardağında

Köle gibi satıldım, pazarlar pazarında.

Güneşin sarardığını gördüm, Konstantin duvarında.

Senin hayallerinle yandım, düşlerin civarında.

Gölgendi yansıyıp duran, bengisu pınarında.

Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda,

Verilmemiş hesapların korkusuyla,

Sana geldim, ayaklarına kapanmaya geldim,

Af dilemeye geldim, affa layık olmasam da.

Sevgili,

En sevgili,

Ey sevgili,

Uzatma dünya sürgünümü benim!

 

 

Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır.

Mezarlardan bile yükselen , bir bahar vardır.

Aşk cellâdından ne çıkar, mademki yâr vardır.

Yoktan da, vardanda ötede, bir VAR vardır

Hep suç bende değil,

Beni yakıp yıkan , bir nazar vardır.

O şarkıyı özenip söylenecek mısralar vardır

Sakın kader deme, kaderin üstünde bir kader vardır

Ne yapsalar, boş göklerden gelen bir karar vardır

Gün batsa ne olur, geceyi onaran bir mimar vardır

Yanmışsam, külümden yapılan bir hisar vardır

Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır

Sırların sırrını ermek için sende anahtar vardır

Göğsünde, sürgününü geri çağıran bir damar vardır

Senden umut kesmem,

Kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır.

Sevgili,

En sevgili,

Ey sevgili,

Uzatma dünya sürgünümü benim!

 

Sezai Karakoç

Share this post


Link to post
Share on other sites

Gizesrar

 

Hani sen vardın ya bir zamanlar;

Bir çocuk gibi utangaç sen...

Bir tek evinin yolunu çizerdi ayakların

Başında onurun ,elinde kalbin

Bir de ellerimden tutup;

Haykırmak istediklerin vardı.

Çığlıklara boğulmak istediklerin vardı hatta

Gözlerin "Asmalı Konak" lar da kirlenmemişti henüz

Henüz gözlerin, gökyüzü gibi eşsiz ve sadeydi

Yüreğin vardı buram buram yağmur kokan

GÜL' dü yüreğin, gülümdün...

Yürürken yollar ardına serptiğin yapraklar

Bir gül doğurmuştu çünkü, bizim için...

 

Yarıp göğsümü yarısını sana vermiştim

Bir kalkan gibi öylece; zamanla savaşırken...

Umutsuzluk çekmesin diye seni karanlığına;

Boşluğa dökerdim tüm umutlarımı...

Yine de suskun kalırdın çığlıklarıma

Çağrılarıma aldırmak istemezdin

Korkuyordun çünkü fedakarlıklarımdan

Göz yaşlarımın kıyamet çağrısından ürküyordun

Yüreğinin çatırdamasından korkuyordun bilirim

Çıt! diye hemencecik kırılırdı çünkü kalbin

Sitemkar, ufacık bir sözden çıt! diye

Öyle masumdun işte sen, öyle çıtkırıldım

Beni kırmanı hayal edemiyeceğim sen vardın ya...

 

Küçücük ellerin gözyaşlarıyla dolardı beş vakit

Kocaman dileklerin olurdu, tarafsız...

Tanımsızdın,ağlatırdın kalıplaşmış bu yüreği

Gizesrar dolu bakışlarıyla,

Yıldızları düşüren sen vardın ya...

 

Sen vardın ya hani;

Yağmuru kucaklayan sen

Karlarla uyuyan, kış gecelerine hasret

Sürüklemesini bilen karanlığı saçından

Bulutları seyrederken dalmasını bilen;

Mazinin karanlıkta kalan mutluluğuna...

Umut aşılayan sen vardın ya yağmur yağdırıp...

 

O kadar çok sen vardın ki;

Seni tanımaya hiç vaktim olmadı...

Yaşamasını bilen biriydin;

Aç çocukların hayatını...

Günleri ağlamaklı biriydin,

Kitaplarla boğuk boğuk

Biriydin gözleri tedirgin sen...

 

Özce sen vardın yani;

Sen olmayan sen...

 

Korkunç pençeleriyle zaman

Savaşırken senle ölüm arenasında

Umrunda bile değildi;

Sana uzattığım kalkan...

Zaman seni öyle mağlup etti ki;

Başında ki onurunu kaybettin ilk önce

Gizesrarını kaybettin gözlerinden

Zincirleme kaybettin tüm kazançlarını

Gruplara yenildin, **** gruplara...

Daldın sen de içine namussuzluğun

Beni aramaklı kıldın...

Ve kendini;

Yüreğimdeki tek mezara gömdün...

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

Çığlık

 

Yalnızlık yüreğimden/ kalemime süzüldü

Selam verdim leylaya/ gözlerime büzüldü

Gözlerim her an akan/ bir bozuk musluk gibi;

Cinnet saatlerimin/ karşılıksız sahibi...

Sevgi merhametlerin/ gülleri diken saçan

Karşı kıyı uyurken/ ağlamaklı O insan

Gözlerine hab düşmüş/ bakışına kan düşmüş

Düşlerine amansız/ hatıralar üşüşmüş

Yaşananlar hep biraz/ tebessümlü efkardı

Bir gece salınarak/ içine düşen kardı

Ve kar, uykumu çalan/ bir sevinçtir bende ki

Düşerlerken düşüme/ anımsadığım şevki

Aşk olarak bilirim/ eriyişlerden gelen

En son göç eden martı/ en son ölüme gülen;

Bir mezar bekçisinin/ intiharı gibidir;

Yokluğun yüreğimin/ gömülüş sebebidir;

Dost diye bildiğin el/ aşka kefen dikmişse,

Beklenilen sevgili,/ umudun gecikmişse

Çılgın bir mumyadır/ aşkın peşinden koşan,

 

Bir mezarlık dibine/ kadar inmişse zaman...

Gelipte demirlerler/ saçlarını bu şehre

Say ki o muzlim gece/ gözlerinden bibehre

Yırtınır, yağmurlara/ yapışan aşkın sesi

Bir çığlık göğe koşar/ solunurken nefesi

Dizginleri koparıp/ gözü yumuk koşarken

Hatta kurşunlanmamış/ umutlar dahi varken

Bir ihanetle atıp/ aşkını bir köşeye...

Bir yıldız kaymasına/ sebep olacak her şeye

Bütün rüzgarlarımla/"son" derken hayatımdan

Kovamıyorum seni/ şiir denen rıhtımdan

Bazen bir yasak olup/ dikilirsin karşıma

Bazen mevsimlerde ki/ çözülecek muamma

Sen uzun kış gecesi,/ dumanlar çökmüş sahra

Nergis bahçeleriyle/ doldurulmuş Buhara

Ben meçhul varlığından/ yağmura yüzün çizen

Sonra sıkılıp her şeyden/ateşe hüzün çizen

Boşlukta geçen ömrüm/ ne yokluktu, ne sığlık

Onun bütün varlığı/ içine kaçan çığlık...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Yalnız Bir Opera

 

ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda

yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim

oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim

Ben sende bütün aşklarımı temize çektim

imrendiğin, öfkelendiğin

kızdığın ya da kıskandığın diyelim

yani yaşamışlık sandığın

Geçmişim

dile dökülmeyenin tenhalığında

kaçırılan bakışlarda

gündeliğin başıboş ayrıntılarında

zaman zaman geri tepip duruyordu.

Ve elbet üzerinde durulmuyordu.

Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun,

Biraz daha fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.

 

Başlangıçta doğruydu belki.

Sıradan bir serüven, ratsgele bir ilişki gibi başlayıp,

Günden güne hayatıma yayılan,

Büyüyüp kök salan , benliğimi kavrayıp, varlığımı ele geçiren

Bir aşka bedellendin.

Ve hala bilmiyordun sevgilim

Ben sende bütün aşklarımı temize çektim

Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana

Bütün kazananlar gibi

Terk ettin...

Share this post


Link to post
Share on other sites

O durmadan kaçıyor;

Sen ardından gitmiyorsan;

 

O günün her saatinde saklanıyor,

Sen yollara düşüp deli divane aramıyorsan;

 

O sana acıların en büyüğünü tattırıyor,

Sen bundan en yüce hazzı duymuyorsan;

 

Boşuna aldatma kendini,

Onu sevmiyorsun demektir.

 

Elindeki içki kadehinde,

Dudağındaki sigarada ,

Okuduğun kitapta,

Mırıldandığın şarkıda,

Söylediğin şiirde,

Gördüğün rüyada

Ve yaşaman icin

Ciğerlerine doldurduğun havada

O yoksa;

Onun vazgeçilmezliğini anlamamışsan;

Onu sevmiyorsun demektir.

 

Renkler onunla değerlenmiyorsa,

Örneğin; onsuz kırmızı kırmızılığının,

Mavi maviliğinin farkında değilse,

Beyaz yalnız o giydiği zaman

Güzelliğini haykırmıyorsa,

Sabahları onu görünceye kadar

Güneş doğmuyorsa

Ve onsuz gökyüzü geceleri

Aya, yıldızlara hasret değilse

Onu sevmiyorsun demektir.

 

Sokakta gördüğün her yüzde

Ondan birşeyler aramıyorsan,

Güzel bir manzara,

Hüzünlü bir musiki onu hatırlatmıyorsa,

Uykudan uyandığın zaman

Yaşamakta olduğundan önce

Onu hatırlamıyorsan,

Omuzlarına dökülmüş saçları,

Bir sis perdesinin ardında

Her zaman gülen,

Işık sacan gözleri

Aklına gelmiyorsa,

Durup durup avuçlarının

Sıcaklığını özlemiyorsan;

Onu sevmiyorsun demektir.

 

Dünyada yaşıyan öteki insanların

Senin için hâlâ bir değeri varsa ,

Ona karşı tutumunu

Toplumun köhne ve manasız

Kurallarına göre ayarlıyorsan

Ve açık açık

Sanki var olduğunu haykırırcasına

Sevgini söylemiyorsan;

Onu sevmiyorsun demektir.

 

Yok o senin icin

Herşeyden değerliyse,

Gözünü yumduğun anda

Onu görebiliyorsan,

O bütün şarkılarda,

Bütün şiirlerde,

Bütün resimlerde ise,

Ona muhtaç olduğunu

Söylemekten utanmıyorsan,

Senin içten ve büyük sevgine

Karşılık vermiyeceğinden

Korkmuyorsan,

Bütün bencil duygularından

Sıyrılabilmişsen

Onun için herşeyi,

Ama herşeyi yapacak gücü

Kendinde buluyorsan,

Her hali sana

Ayrı ayrı güzel geliyorsa,

Karşıisında kendini

Bir çocuk gibi hissediyorsan,

İstediği anda onun için

Ölebileceksen,

Onun için yaşıyorsan

Ve yine onun için

Bildiğin bilmediğin

Bütün düşmanlıklara

Karşı koyabileceksen,

O her geçen dakika

Sende biraz daha büyüyorsa

Ve kendi kendine bile

Çok sevdiğini bütün

Samimiyetinle,

İnanmışlığınla

İtiraf edebiliyorsan,

Bir gün o seni hiç,

Ama hic sevmediğini söylese bile ,

Senin sevginde azalma olmayacaksa

Ve ölünceye kadar onu aşkların

En olumsuzu ile sevebileceksen;

İşte o zaman

Onu seviyorsun demektir.

 

O sana sevmeyi,

Gercek aşkı öğretti.

Sen onu hep sevecek

Ve sevilmenin mutluluğunu tattıracaksın.

 

O , hiç sen olmasan bile,

Seni bir parça sevmese bile....

 

 

 

 

Ümit Yaşar OĞUZCAN

Share this post


Link to post
Share on other sites

yaşıyorum

 

Bak yağmurlar düştü İstanbul'a

Gönlüm bir buruk sancılarım şimdi daha fazla

Gökyüzü siyah örtüsünü çekmiş üstüne

Güneşini saklamış karanlık kapkaranlık her taraf

 

Çarpıntılarım ayyuka çıktı yağmur namelerinde

Bulutlar bir biriyle kavgada

Tüm heybetleriyle gürlüyor

Sen yoksun bir başınayım

Sıgaram çayım masamın başında

İstanbul'a yağmur düştü haberin var mı

 

Tatlı nameleri var hayaller üretiyor

Bardaktan boşalırcasına

Sacaklardan kaldırımlara düşüyor yağmurlar

Küçük çocuklar görüyorum

Islanmamak için çatı altlarında

Yanlızlığım dimdik ayakta sanki nöbette

Gözlerim seni arıyor İstanbul'da yağmurda

Bomboş sokaklarda

 

Mutluluğun sırrı sevinç yanlızlığınki hüzün

Varoşlarda bir telaş var tüttürmek için bacaları

Varsın odam soğuk olsun yanmasın bir şey

Hasretin yakıyor beni ısıtmıyor

İstanbul'da yağmur yağıyor şimdi

Ne haldeyim haberin var mı?

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ben birşey anlatacaktim kime anlatacaktim

Ben bir yere gidecektim nereye gidecektim

Biri vardi yanimdaydi, kimdi o

Bana birşeyler söylemişti ne demişti

 

 

Aglama,

Aglamak

Biraz öteye kaçmaktir.

 

Aglamak,

Hüzünle anlaşmak,

Ve kucaklaşmaktir.

 

Aglamak

Siginmaktir ne olsa,

Avuç açmaktir

 

Uzak da olsa, yakin da olsa

Biraz onu öteye itmektir.

 

Kişinin en kolay mutsuzlugu

Aglamaktir, geçiştirir umutsuzlugu.

 

Daha zoru var, susmak zor

Susmak bir agaç, dallarinda,

Susmak, aglamalari da tutuyor

 

Özdemir Asaf

Share this post


Link to post
Share on other sites

Unutmadık

 

Yaralı bayramlar geçti

Mevsimler, bütün anlamlarıyla

Yüreğin koyu yerinde birikenler

Kendi takvimleriyle gelip geçtiler

Gelip geçti şehirler ve ölüler

Unutmadık

Topraktan çobanyıldızına değin

Hey yer

Her şey

Mümkündü

Nazım kadar coşkulu

Aragon kadar aşık

Lorca kadar yaralıydık

Unutmadık

Orada bir coğrafya yağmalanıyor

Orada gazetelerin ofset baskısı

Orada yeniden yazıyorlar 835 satır

Ve umudunu kaybetmeyen şehirler

Gökyüzünün karanlık kefeniyle örtük

Yıldızların delik deşik ettiği ölüleriz

Adsız ölüleriz

Adları bir coğrafya ile yan yana yazılan

Gövdelerinizi unutmadık, unutmadık hiçbirinizi

Savaşlar ve pazarlar çağıydı

Aynı silahlardı kullandığımız

Aynı çarşılar aynı kandı

Sevgiye ve kurşuna açılmayan yüreklerden geçtik

Pusu yataklarından, dağılmış bahçelerden

Viran tarihten

Uykuları çevik, namlularını oğulları gibi seven

Çocuklar gibi kusup

Kırda gelincikler gibi gülümseyen

Müsademe çocuklarını gördük

Geçip gidiyorlardı

Tarihin en uzun gecesinden

Pazarlarda aynı kan

Aynı paranın değiş tokuşunda

Karanlık çarşılar

Aynı kanlı tarih her defasında

Bir biz kaldık bu kadar içindeyken hayatın

Ölüme yakın duran

Bir de on binlerin korosunda haykıran

İntifada intifada intifada

İki güzelliğimiz vardı bizim

Ufkumuzdan inen

Ve bir daha geri dönmeyen iki güzelliğimiz

Birini kurşunlar, ötekini ofset baskılı resimler aldı

Otuz üç kurşun sıkıldı her birimize

Kutuplar kadar uzak, baba ocağı kadar yakın

Doğunun gündüz ve gecelerinde

Otuz üç yıldız

Hala ışığını gönderiyor bize

Birkaç çakmaktaşı cebimde gezdirdiğim

Birkaç karanfil

Yol için ipek, uyku için maya

Kalbiniz için

Kara bir yemin gibi çırılçıplak

Kelimeler getirdim

Kaybolmuş yüzyılların vatanında

Ölümün erken takibe aldığı çocuklar

Dağlarda değilim sizinle birlik

Yalnızca mataranıza su vermeye geldim

Nazım kadar coşkulu

Aragon kadar aşık

Lorca kadar yaralı

Serap ile hakikat arası

Çağın aşamadığı uçurumlarda

Gider gelirim gider gelirim

Efsanelerin çeşitlendigi yol ağızlarindaki büyük kamaşma

Anda gizlenen zaman

Ateşin avesta dili

Bitkiler, otlar, kökler

Dağlanmış dil, narın rengi

On binlerin dönüştüğü uğuldarken

Doğunun yeni defteri

Topraktan çobanyıldızına değin

Her yer her şey karanlık bir pusuda

Yazının, tekerleğin, tarihin

İlk çocuklarından

Ey büyük mezopotamya

İki bin yıllık gece

Dön geri bak

Kardeşlerim ölüyor kalbimin doğuşunda

 

 

Murathan Mungan

Share this post


Link to post
Share on other sites

İstersen Hiç Başlamasın

 

İstersen hiç başlamasın

Bu hikaye eksik kalsın

Onca yaraların ardından

Yeni bir aşk yaratamazsın

Örselenmiş bir çocukluk

İşte benim bütün hikayem

Kaç sevda geçse de yüreğimden

Bu yıkıntıları onaramazsın

 

İstersen hiç başlamasın

Geç kalmışız birbirimize

Yanlış kapılarla geçmiş bunca yıl

Dönemeyiz artık ilk gençliğimize

İstersen hiç başlamasın

Söz verelim kendimize.

 

Murathan Mungan

Share this post


Link to post
Share on other sites

Yaz Bitti

 

yazın bittiği her yerde söylenir

söylenmeyen şeyler kalır geriye

 

ve sonra hiç bir şey olmamış gibi

ağır, usul bir hazırlık başlar

uykuya benzer yeni bir mevsime

 

orda, burda, ev içlerinde, kır kahvelerinde, deniz

kenarlarında

incelen yazın akşam esintilerinde

zaman usulca sıyrılır aramızdan

ta içimizde duyarız gelecek günlerin geçmişini

başka ne gelir elimizden

büyük bir uzaklığa gülümseyerek

geçiştiririz

ıskaladığımız şeyleri

 

yatıştırıcı rüzgarlar

dışavurur içimizdeki lodosu, poyrazı, günbatımlarını

saklar bizi

gözlerimizdeki hüzne dinginlik adını verir

"seni iyi gördüm" diyenler

biz de iyi hissederiz kendimizi

elimizden başka ne gelir ki..

 

köşe başları, akşamüstleri, kokular,

tozar gider zamanın boşluğunda

karışır anıların kuytu belleğine

belki sonraları bir gün

hatırlanır aynı kederle

yazın bittiği her yerde söylenir

söyleyenler inanır bir şeylerin sahiden bittiğine

yaz biter

eskir geceler, serin, hüzünlü

yeni mevsime hazırlık: ömrün teyel yerleri

bir yanı telaş, bir yanı ürperten yaz sonu ikindileri

çıkarır sizi dalgın derinliğinizden

yaşadığınızı duyarsınız teninizde

bir zamanlar okumuş olduğunuz kitapları özlersiniz

sıcak odaları, beyaz temiz yastıkları

ahşap panjurları

yaz bitti

bitmeyen şeyler kaldı geride

yaz bitti

yaz bitti

yüksek sesle söylüyorum bunu kendime

her yerde söylendiği gibi

yaz bitti

yaz bitti

hiç bir şey hiç bir şey

hiç bir şey

yalnızca üşüyorum şimdi..

 

 

Murathan Mungan

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ayaküstü Yaşanmış Ölümsüz Aşk Hikayeleri

 

Her durakta ölümsüz bir aşk edinecegim

Bir bakıştan bir duruştan

Çağrışımın sonsuz hazından

Unutulmaz bir sevgili daha birakacağım ardımda

Belki de yaşanabilecek en uzun serüveni terk edeceğim

Daha otobüsün ilk basamağında

Kim bilebilir ki?

Sonrayı, sonrasını kim bilebilir?

Gizli gizli veda edeceğim ona, görmeyecek

Ve bu duyguyla burkulmuş yüreğim

Otobüs camına bağrında kanlı bir ok ile

Bir aşk levhası çizecek, ah min-el!

Bu da ötekiler gibi kendisini ölesiye sevdiğimi bilmeden

Yaşayıp gidecek

 

 

Murathan Mungan

Share this post


Link to post
Share on other sites

Kelebek

 

Son istegin nedir?

Sorusu,

Çok, çok kolaydir,

Ilk istegin nedir?

Sorusundan.

Çünkü,

O soruyu

Kimse kimseye soramadi,

Korkusundan.

 

 

Özdemir Asaf

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.