Jump to content

Recommended Posts

Bu olayı ayrıntılarıyla öğrenmek istiyorum ama internette taraflı açıklamalarda var.

Yardımcı olur, bu olayın kilit noktalarını açıklayabilirseniz çok sevineceğim...

 

 

 

 

Umarım sorunuza geçte olsa yanıt almışınızdır :excl:

Link to post
Share on other sites
  • Replies 63
  • Created
  • Last Reply

Top Posters In This Topic

Top Posters In This Topic

Popular Posts

Dersim olayı daha doğrusu Dersim Katliam'ı isyanın çıkış neden ile değerlendirilecek kadar basit değil.Kaldı ki Seyit Rıza-feodalizm-devlet üçgeninde tek suçlu Seyit Rıza değil,bu suçu paylaşan bir de

Dersim’in Kayıp Kızları filminin yönetmeni Nezahat Gündoğan, ikinci filmi Hay Way Zaman’da katliama katılan dört askerle görüştü.   Yozgatlı Haydar Yıldırım, Erzurumlu Mehmet Ali Çiftçi, Malatyalı Ha

Umarım sorunuza geçte olsa yanıt almışınızdır :excl:

 

sevgili karınca, forumdan takip ettiğim kadarıyla, ilerici, çağdaş düşüncelere sahip bir insansın.

 

bir isyanın bastırılması ve bastırılması sırasında uygulanan şiddet ayrı bir konudur. Fakat eninde ve nihayetinde, Feodal bir aşiret reisinin, Cumhuriyet'e karşı ayaklanması nasıl "büyük özgürlük hareketi" olabilir ki ?

 

Sanırım net olarak koyabildim.

 

Dersim olayı, tüm dünyada benzerleri yaşanan klasik bir olaydır. Seyid Rıza, ne bir özgürlük kahramanıdır, nede ona benzer bir şey. Cumhuriyet rejiminin getirdiklerinin Feodal hükümranlığına son vereceğinden korkan bir feodal unsurdur. Seyid Rıza ile aynı sınıftan ve aynı kategoride olan kimseler. Büyük Fransız İhtilali'nde hüm sürdükleri bölgenin halkı tarafından, devrim haberi duyulur duyulmaz, yakalanmış mallarına el konulmuş ve idam edilmeleri için Paris'e gönderilmiştir.

 

Ha Cumhuriyet'in ayaklanmaya karşı gösterdiği şiddet bu ayrı bir konudur. Fakat aşırı ve katliam boyutunda bir şiddet uygulanmış olması. Ayaklanmayı haklı çıkarır mı ? Feodal hakimiyetini sürdürmek isteyen bir şeyhin ayaklanmasının neresi özgürlük hareketidir?

 

Seyid Rıza'nın karşı olduğu neydi ?

 

Seyid Rıza niye ayaklandı ?

 

Cumhuriyet ne yapmalı idi ? Dersim vilayetinin aşiret reisleri, tarikat şeyhleri tarafından yönetilmesini mi kabul etmeliydi ?

 

Kendi alıntı yaptıklarını lütfen bir daha oku. Ve nasıl özgürlükçü ve ilerici bir hareket olabileceğini söyle bana dostum.

 

Dünyadaki tüm Cumhuriyet devrimlerine karşı, ayaklanan feodal beyler, ağalar olmuştur. Tüm Cumhuriyet devrimlerinde bu feodal ağalar ve beyler şiddetle bastırılmışlardır. Tıpkı bugün dünyada cumhuriyetin, demokrasinin yayılmasının miladı olan Büyük Fransız İhtilali'nde olduğu gibi.

 

Fakat benim bildiğim sadece Türkiye'de, kendilerini yüzyıllardır sömüren feodal beylerini korumak için Cumhuriyet devrimine karşı ayaklanan yerel halk olmuştur. Ve Cumhuriyet halka karşı sert tepki vermiştir malesef. Büyük bir kıyım olmuştur.

 

Ama bu meselenin özünü değiştirmez dostum. Cumhuriyet ileridir. Seyid Rıza ve onun gibi tüm feodal beyler geridir.

Link to post
Share on other sites

Dersim olayı daha doğrusu Dersim Katliam'ı isyanın çıkış neden ile değerlendirilecek kadar basit değil.Kaldı ki Seyit Rıza-feodalizm-devlet üçgeninde tek suçlu Seyit Rıza değil,bu suçu paylaşan bir de devlet var; asıl suçlu ise yanlış politikalarla feodalizmi kendi çıkarı için taşıyan zihniyettir.

 

Şunu belirtmek de fayda var,Dersim isyanı halkın isyanıdır;çıkış nedeni feodalizm de olsa özgürlükte olsa...

 

Dersim isyanı bastırılış şekliyle denildiği gibi apayrı bir konu;adına ne koyulursa koyulsun...tarihin en karanlık sayfalarından biri.

 

Orada bir halk yok edilmeye çalışılmıştır;isyan imha ile bastırılmıştır.

 

Farkında olmamız gereken;yeni kurulan devletin kökleri ve yine farkında olmamız gereken;genç Cumhuriyet'in dönemsel özellikleri.

 

Bölge halkı,feodalizmi taşımakla suçlanan!Feodalizm neydi,devlet bölgede feodalizm adına neler yaptı,dünden bugüne uygulanan politikalar ve asıl soru;feodalizmi taşıyanlar Seyit Rızalar mıdır yoksa devletin kendisi mi?

 

Ben devletin kendisi derim.

 

Bunun en güzel göstergesi,kendi bölgeme bakarak devlet tarafından desteklenen ağalar,imamlar ve koruyucular...bunlarda feodalizmde birer araç.

 

Seyit Rıza,isyan etti.Devlet otoritesini kabullenmediğinden değil;devlet ile çıkarı çatıştığından.

 

Devlet dediğimiz güç ise,toprak reformları ile sınırlandırılacak bire çaba dışında orada,otoritesini hiçbir şekilde kendi adımlarıyla kuramadı.

 

Osmanlı Devleti ekonomik/sosyal formasyonu gelenek halinde devam etti.

 

Cyrano,sorduğun iki soruya da;

 

Seyit Rıza'nın kabul etmediği devlet otoritesi desek de sırf egemenliğini korumak için bu isyan oldu desek de üçünçü sorunuzda tıkanırız.

 

''Cumhuriyet ne yapmalı idi ? Dersim vilayetinin aşiret reisleri, tarikat şeyhleri tarafından yönetilmesini mi kabul etmeliydi ?''

 

evet,Cumhuriyet ne yapmalıydı,Cumhuriyet ne yaptı?

 

ve hemen akaibinde...

 

Dersim isyanı dahil olmak üzere,bölgede tüm yaşananlara dair;dünden bugüne...Cumhuriyet yapması gerekenleri ne kadar yaptı?

 

 

 

 

  • Like 1
Link to post
Share on other sites

mavigökyüzü arkadaşımızın yazdıklarından ben malesef hiçbirşey anlamadım. İsyanın yaşandığı tarihle bugünü birbirine karıştırıp tuhaf bir kolaj oluşturmuş. kavram karmaşası yaratmış. buda yazdıklarını anlaşılmaz hale getirmiş.

 

Cumhuriyet'in 1950'ye kadar feodal yapıya karşı giriştiği sert ve kararlı mücadele dönemi ile. DP iktidarıyla kimi kemalistlerin "karşı devrim süreci"diye adlandırdığı. Cumhuriyet'in feodal yapıyı parçalama sürecinin durdurulduğu, ve feodal unsurların devlet nezdinde söz sahibi haline getirildiği süreci tam ters bir şekilde feodalizmle mücadele sürecine aitmiş gibi göstermekte.

 

Dersim İsyanı 1937-38 yıllarında yaşanmıştır. Bu yıllar DP iktidarıyla feodal unsurların tekrar güç kazandığı 50 ve sonrası yıllar değildir. 1950 sonrası feodal yapıyı parçalama sürecinin rafa kaldırılıp. Feodal unsurları destekleme politikasıyla. Bu politika ve yöntemin olmadığı. Aksine feodal unsurlara karşı son derece kararlı ve acımasız şekilde mücadele edildiği dönemi birbirine karıştırmamak gerekir.

 

Bir ikincisi Dersim İsyanı bir halk isyanı falan değildir. Halk isyanları, halkın, başka bir zümre temsilcileri için değil, halk zümresini temsil eden önderler eşliğinde kendi çıkar ve talepleri için gerçekleştirdiği ayaklanmalardır. Halkın bu olaydaki gibi, ağaların, beylerin çıkarları için ayaklanması "halk isyanı" değildir. Zira halk isyanlarında, halk kendi çıkarları için ayaklanır. Ağasının, beyinin, derebeyinin çıkarları için değil.

 

Dersim İsyanı denen vaka. Klasik cumhuriyet devrimine karşı, feodal iktidarlarını kaybetmek istemeyen ağa, bey tayfasının başlattığı gerici bir ayaklanmadır. Ne bu ayaklanmanın bastırılış şekli, ne de sonrasında olanlar. Ayaklanmanın niteliği, hedefi ve özünü değiştirmez.

 

Seyid Rıza ne bir özgürlük kahramanıdır, ne bir devrimcidir, ne de başka birşey. Cumhuriyet'in getirdiği yeniliklerin kendi egemenliğini yok edeceğinden korkup ayaklanan bir ağadır sadece. Babasından aldığı egemenlik hakkını , oğluna devretmek isteyen. Yani cumhuriyetin yönetim anlayışıyla taban tabana zıt bir talebi olan bir ağadır.

 

Ne milli bir temeli vardır bu ayaklanmanın, ne mezhepsel temeli. Tamamen çıkarları için ayaklanan bir aşiret reisi.

 

Bir yandan feodal unsurların cumhuriyete karşı olan direncine güzelleme yapıp. bir yandan da neden cumhuriyet feodal yapıyı parçalamadı şeklindeki eleştiri çelişkidir. Cumhuriyet ülkede, ağa, bey tayfasını halkın desteklemediği bölgelerde bu işi bir kaç yıl içinde halletmiştir. Ki daha önce bahsettiğim gibi. Bu bölgelerde zaten cumhuriyetten öncede halkın kendiliğinden feodal yapıya karşı tepkisi vardır. Feodal yapıya karşı direnen eşkiyalar o bölgelerde halk kahramanıdır. Bu sebeple buralarda bu yapının dağıtılması zor olmamıştır. Doğu ve güneydoğu bölgelerinde ise durum tam tersidir.

 

Seyid Rıza 'nın taleplerindende, istediklerindende ayaklanmaya katılan halkın hiçbir çıkarı yoktur. Tam aksine Seyid Rıza'nın taleplerinin kabul edilmesi demek. Ora halkının aleyhinedir.

 

Böyle bir vakadan özgürlük destanı, böyle bir adamdan, özgürlük kahramanı yaratmaya çalışmak anlamsızdır.

 

Gericilik, gericiliktir. Kim tarafından isteniyorsan istensin.

Link to post
Share on other sites

Sn. Mavi Olmayan Gökyüzü, anakronik yaklaşımlarla sağlıklı değerlendirmeler yapılamaz.

 

'Dersim İsyanı ya da Dersim Ayaklanması şu anki adıyla Tunceli ilinde 1938 yılında meydana gelen geniş kapsamlı isyandır.

 

Osmanlı döneminde yüzyıllarca yurtluk ve ocaklık biçiminde özerk olarak yönetilen Dersim bölgesinde özellikle Tanzimat döneminde merkezi yönetimin güçlendirilmesi amacına yönelik düzenlemelerine karşı sık sık ayaklanmalar çıkmıştır (1847, 1877-78, 1885, 1892, 1893-95, 1907, 1911, 1916).

 

Yörenin doğal koşulları ve aşiret temeline dayanan toplumsal yapısı, merkezi yönetimlerin otorite kurmasını engellemişti. Cumhuriyet döneminde de bölgede egemen olan aşiret düzenini dağıtmak ve devlet gücünü yerleştirmek amacıyla bazı girişimler yapıldı.' ( Vikipedi )

 

Kürt asıllı vatandaşlarımız, artık şu feodal ağalık ve aşiret düzeni mensuplarının, eskiden beri kendi çıkarları ve düzenin bozulmaması adına, Cumhuriyet devrimlerine muhalefetinin ve olayları ırkçılık bağlamında değerlendirmeyi kendilerine empoze ederek başkaldırıda hedef saptırmaya gittiklerininin ayırdına varsın lütfen.

Link to post
Share on other sites

Değerli arkadaşım

 

Kısıtlı bir zaman diliminde,çoğu kez saatler sonrası dönülen ''anlatmak istediklerim''le sınırlı olan düşüncelerimi ifade etmeye çalışırken,neden olduğum kavramlarımda ki kargaşa için özür dilerim.

 

Dersim İsyanı başlı başına konuşulması gereken bir isyandır.Dünü ve bugünüyle de anlaşılacak olandır aynı zamanda.Daha açık yazayım;Dersim İsyanı nedir,nedendir diye bir soru sorduğumumda kendime,Seyit Rıza kimdir sorusunun yanında dün neler yaşandı o coğrafya da sorusu da ister istemez aklıma takılıyor..Bununla da kalmıyor;dün Seyit Rıza,öncesinde diğer isyanlar ve bugünününde tüm yaşananlar.Nedir bu olan bitenler?

 

Bakın,bölgede olan bitenleri doğru okumalıyız.Bugünün hesabi dün üzerinde kurulu.Şunun farkında olmalıyız ki,bölgede ki feodalizm,ne onun bayrağını taşıyanların ne de o bayrak altında sömürülenlerle açıklanacak kadar basit değil.Feodalizm seçim değildir;dönemdir,koşuldur.

 

Sadece bir olayın bir yönü;

 

Dersim bölgesinde ki feodal yapıyı açıklamaya çalışan kitaplarda benim dikkatimi özellikle çeken bir noktayı izninizle sizlerle paylaşayım.Şöyle ibarelerdir az çok bu tespitleri ortak kılan.Osmanlı Devleti kendi kendine üreten bir sosyo-ekonomik formasyon.Kendi egemenliğinde ki toprakla kendisine yeten bir imparatorluk(en azından yükselme ve genişleme adıyla tarih sayfalarında oturttuğumuz dönemlerde).Tımar sistemine hepimizin kısmende olsa aşinalığı vardır,toprak size verilir,alır işlersiniz.Sadece bu mudur?Tabi ki hayır.Siz ayrıca toprağı verdiğiniz kişiye,buralar senden sorulur diye otorite tarafından yetkilendirirsiniz.Bu oldukça önemli bir ayrıntı.Bunun yanında,Dersim Bölgesi engebelidir,kolay kolay geçilmez;tüm bunları alın ve şunu ekleyin;devlet yada egemen buraya otoritesini o bölgenin ileri geleniyle,o bölgeden biriyle kurmaya çalışır.Bu Osmanlı'dan gelen bir gelenekti,o döneme taşındı.Bu Dersimi ve orada yaşananları açıklamaya öalışan tüm ibarelerin ortak olduğu nokta.

 

Ve Dersim İsyanı.O isyan bir özgürlük isyanı değil,ben bunu demedim.Demek istediğim şuydu;bu isyanın tek sorumlusu Seyit Rıza değil,bu isyanın tek taşıyıcısı bölge halkı değil.Bu isyanda onlar olduğu kadar oraya gidemeyen devlette sorumludur.

 

Bakın,sanılmasın ki Osmanlı Devlet'ini yazarak ''efendim bu isyan haklıdır''demeye getireceğim düşüncelerimi.Osmanlı devleti dedim çünkü enkazında Dersim de var.Umarım ne demek istediğim anlaşılmıştır.

 

Bölge halkını suçlamak için o bölge insanına verdiklerimizi de yazmalıyız.Kürtçe'den başka bir dil bilmeyen o insanlar için devlet kimdir diye de sormalıyız.

 

Dersim isyanı,bölgede dönen çarklar için çıkmıştır;devlet tarafından çok sert biçimde bastırılmıştır.Sadece bu mudur?İnanın ki değil.Diri diri yakılan insanlar vardır,devlet tarafından çıkarılan ölüm davetiyesi vardır,çıkarların sadece Seyit Rıza ile tartılamayacağı bir terazi vardır...vardır da vardır.

 

Bugün,dün ve o gün...kolaj gibi oldu değil mi?Cyrano yanlış hatırlamıyorsam siz askerliğinizi Diyarbakır'da yaptınızı yazmıştınız(yanlış ise özür)Eğer öyleyse bölgeyi az çok biliyorsunuzdur.Burada birileri açken diğerleri İstanbul'da bile göremediğim sıfır model arabalarla en alasından hava atıyor.Bu nedir;denilendir.Yani çıkarı olanın korunduğudur,az buçuk feodalizmdir.Peki bunun sorumlusu kimdir;halk mı...?hayır,aldatmayalım kendimizi.

 

Koruyucu sitemi feodalizm değil midir,devlet tarafında desteklenen ağalar ve şeyhler feodalizm değil midir?Ağamız yaparken türlü zulmü,arkasında duran devlet feodalizmi taşımadı mı...?

 

İşte benim kolajım bundandır biraz,biraz da sizin sorularınızda...

 

 

''Seyid Rıza'nın karşı olduğu neydi ?''sorunuza yanıtım Cumhuriyet olsun,

 

''Seyid Rıza niye ayaklandı ?'' sorunuza yanıtım ''kişisel çıkar''olsun,

 

''Cumhuriyet ne yapmalı idi ? Dersim vilayetinin aşiret reisleri, tarikat şeyhleri tarafından yönetilmesini mi kabul etmeliydi ?''

 

sorunuza benim yanıtım yok,çünkü yapılması gereken yapılmadı.Ve ilginç olan ise bugünde hala o Cumhuriyet'in birşeyler yapamaması...varsa yapılan gösterin bana!

 

Halkın tepkisini buyrun sorgulayalım,isyanları ve çıkış nedenlerini buyrun sorgulayalım...ama lütfen siyaseti de sorgulayalım,sistemi de.

 

şuna da beraber bir göz atalım isterseniz...

 

''Özellikle merkezi yönetimin kendisini hissettirdiği dönemlerde ağalar daha zalim oluyorlardı.Dağlık kesimlede zaten çok yoksul olan aşiretliler yönetimden korkmadıkları için ağalar onlar üzerinde fazla basklı kuramıyorlardı.Şayet baskıcı olursa rakip bir ağanın kontrölüne girebilirlerdi.Ortalama bir aşiret Kürt,merkezi yönetimi,anlamadığı bir dilde konuşan,bilinmeyen bir yabancı tanrı olarak görüyordu.Bu yüzden her an soluğunu enselerinde hissettikleri yönetime karşı güvenebilecekleri ağaları kendilerini insafsızca soysa da,üzerlerinde baskı kursada onu memnun etmek zorunda olduklarını hissediyorlardı...''

 

W.R.Hay'ın kitabında ki tespitleriydi yukarda aktardıklarım.bakın Seyit Rıza yada Dersim isyanı ile ilgili birkaç ilginç tespit...

 

''Kürt milliyetçiliğinin başa çıkılmayan unsurlarından biri olan-farklı bir dilin varlığı-illgili olarak da sivil müfettiş''Kürt köylü çocuklarının Kürtçe konuşmayı yasakladığı...''

 

ve Abidin Özmen'in ''kürtsüzleştirme planı''ile ilgili ilginç tespitlere devam edelim;

 

''Bir bakıma Kürtlere batıda mecburi iskan ettirme siyaseti ile 1932 tarihli yasayı tamamlayıcı mahiyetteki bu plan,ülkenin batısındaki Türklerin doğuya.Van Gölü bölgesine ve Muş ovasına.....yerleştirilmesini öngörüyordu''

 

1937 kanunu ve hemen sonrasında Seyit Rıza isyanı;ve sonrasında kanlı bastırılmış bir sorun yumağı.

 

Chris Kutschera Kürt Ulusal Hareketi içerisinde Dersim İsyanını böyle anlatıyor

 

ayrıca şunu da yine ekleyeyim,Dersim isyanını doğru bulup bulmamak değil derdim...sadece anlamak.Saygılar.

 

 

 

Link to post
Share on other sites
Kürt asıllı vatandaşlarımız, artık şu feodal ağalık ve aşiret düzeni mensuplarının, eskiden beri kendi çıkarları ve düzenin bozulmaması adına, Cumhuriyet devrimlerine muhalefetinin ve olayları ırkçılık bağlamında değerlendirmeyi kendilerine empoze ederek başkaldırıda hedef saptırmaya gittiklerininin ayırdına varsın lütfen.

 

Ve lütfen herkes taşları nereye oturacağının farkında olsun.Saygılar!

Link to post
Share on other sites
  • 1 month later...

benim merakettiğim bir nokta var.Bu arada ben yeni üyeyim herkese merhabalar

 

Dersimde geçmişte yaşanan bu adı soykırım olarak nitelendirilen ama aslında rejimin akıbeti söz konusu olduğu için gerekli olduğu için uygulanan bu hareket şuanda da var.O zamanlar Cumhuriyeti korumak isteyen ekonomik anlamda savaştan çıkan bir ekonomi ile devlet askeri ile masaya yumruğunu vurmaya cesurda şimdi neden ılımlı tablolar çicilmeye çalışılıyor.Mecliste kalkıpta televizyonlarda kalkıpta gazetelere kalkıpta her kürt

 

benim milletim katledildi deme özgürlüğüne sahip haline geldi ise; yıllar önce yaşanmış ama dediğim gibi rejimin gereği olduğu için yaşanmış bir olay siyasi sürkülasyona bu kadar ayak haline getiriliyorsa eğer bir katliamdan bahsetmek gerekirse Cumhuriyet kurulurken Türk halkının ecnebi istilasında verdiği mücadelede kaybettiği canlarda birer katliam değilmidir; ermeni soykırımı iddiasında bulunupta hemde hiç çekinmeden özür dileme kampanyası başlatarak başta benim dedem olmak üzere ermenilerin katlettiği binlerce Türkü toprak alıtında ezmek değilmidir ve daha niceleri

 

 

geçmiş elbetteki unutulmaz ama geçmiş ders almak içindir oraya bağlı kalıp ileriye değilde herp geriye gitmek değildir.Bu iddialar üzerinden bugün rant sağlanmaya çalışılmakta ve malesef bu da başarılmaktadır.Bende askerlşğimi istanbulda yaptım kürt kardeşlerimde vardı diğer ırklardan olanlarda bir çoğuna dersim olayını sorduğumda birbirlerinden habersizdiler ama iş sözlerle kışkırtmalarala savsatalarla rant kazanıp oırtamı kışkırtarak bir kaos yaratmaya ve bu kaostan aklı sıra pay almaya gelsdiğinde ise en öndeler

 

 

 

 

bunca sözün iddiların açıklamaların çırpınışların hepsinde tek bir yerder ortak düğmeye basılıyor.HALK!!!!

 

 

o zamanlar isyanı halk başlattı devlet bitrdi ( ki bitirmek zorundaydı)

peki şimdi sizce hatalardan ders alınmış mı yoksa daha da beterleri mi yapılıyor.Sizce şimdi halk ne yapmakta

benim cevabım

, sadece ve sadece bana değmeyen yılan bin yaşasın ne devlet ne millet işte geldiğimiz nokta

Link to post
Share on other sites

Dersim katliamini basit bir seyh ayaklanmasi ve devletinde sadece ayaklananlara karsi siddet uyguladigi mantigi sayesinde Kürt meselesi günümüze kadar devam etti ve karsilikli olma üzere toplam zaman icerisinde en azindan 100 bin kayip verildi. Mademki dersim ayaklanmasi sadece bir kac seyhin yapmis oldugu devlete karsi isyan ise ve bu isyan sirasinda bölge halki devlet tarafindan ziyan görmemisse, neden o dönem sayisiz köyler ic ve bati anadoluya sürgün edildiler. Denizli'de bile Dersim isyani döneminde sürülen köyler var ve bunlar hala kendilerini tanitirken Tunceli'liyiz derler. Ic anadoluda gene sayisiz Dersim kökenli kürt köyleri var.

Dersim olaylari öyle bazilarinin izah ettigi gibi basit bir isyan degildi. Burada devlet politikasinin önemi agirdi. Devlet Kürt'leri asimile etmek icin elinden geleni yapti ve o yüzdende isyanda söylenildigi gibi sadece eli silahli insanlari degil binlerce silahsiz vatandaslarida öldürmüstür ve diger geri kalanlarin cogunuda sürgün etmistir. Sürgünde amac asimilasyondur.

Link to post
Share on other sites

Topal Osman ve çetesinin Koçgiri üzerindeki zulmü öyle azgınlaşmıştır ki Koçgiri’li Beko özel olarak bu çeteyle savaşmak için görevlendirilmiştir. Beko, Topal Osman çetesini Refahiye yakınlarında kuşatır. Erzincan’dan gelen ikinci alaya bağlı ikinci taburun dağ toplarının yardımıyla Topal Osman ve çetesi kurtulurlar. ( “Osman Aga” in, Bulletin Periodique de la Presse Turque, no 27, Paris 24 - 25 juin 1923, P. 3) Resim5T.C. Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı Resmi Yayınları Seri No:1, Türk Istiklal Harbi VI.nci Cilt, Istiklal Harbinde Ayaklanmalar (1919-19219, Ankara, Genelkurmay Basimevi, 1974)

 

Burada dikkati çeken bir şey varmı,varsa bilenlerden öğrenmek isterim...

 

Link to post
Share on other sites

DERSİM AYAKLANMASINI HAZIRLAYAN NEDENLER - BAKİ ÖZ

 

( -http://www.dersim.dk/dersim%20ayaklanmasini%20hazirlayannedenler.htm- )

 

Dersim halkı, Osmanlı’dan beri özerk yaşıyordu. Aşiretler biçiminde örgütlenmişlerdi. Feodal bir yapı sürdürülüyordu. Ama bu gelişmiş bir feodalizm değildi, çok ilkel bir feodalizmdi. Aşiret başkanları, ağa ve seyyidlerin toprak üzerinde tekelci mülkiyetleri vardı. Aşiretler arası çatışmalar doruktaydı. Cumhuriyet’e geçilmesine karşın, toplum aşiret yapısında direniyordu. Feodal güçlerin bir bölümü Cumhuriyet’ten sonra da devlete yanaşarak köylü üzerinde etkinliğini arttırmışlardı.

 

Dersim halkı, tümüyle Aleviydi. Inancını ve kültürünü geleneksel yapısı içerisinde sürdürüyordu. Bu durumuyla da çevre aşiretlerle ve devletin resmi inanç yapısıyla çelişkisi vardı. Inancından ötürü tarih boyu aşağılanmış ve zaman zaman kıyıma uğramıştı. Dersim olayı, Dersim’in bu genel yapısının özelliklerini taşır. Yoksa 20.-31.03.1937 gecesi Harçik köprüsünün yakılması, 26.-27.03.1937 gecesi askerlerin kadınlara sarkıntılığı nedeniyle Sin karakolunun basılıp, telefon hatlarının kesilmesi, olayı başlatan kıvılcım olur.

 

Osmanlı’dan beri, otorite dışı yaşamaya alışık Dersim, yönetimin gerektirdiği kuralları pek yerine getirememiştir. Dersim, Osmanlı-Rus savaşından (1877/1878) sonra asker vermemiş, 1928’den sonra askerliğe katılım başlamıştır. Yalnızca il merkezlerine yakın olan köylerden yakalanabilenler, Batı illerine gönderilerek, askerlik yükümlülükleri yerine getirilebilmiştir.

 

Dersim, vergi vermeye de pek alışık değildir. Devletin vergiyi genellikle topraksız aşiretlerden istemesi, vergi gelirlerinin % 65’ini yoksul köylüden toplamaya kalkışması, vergi ödemenin sorun olmasına neden olmuştur. Fakat, devlet giderek vergi almada başarıya ulaşmıştır. Böyle olmasına karşın, Dersim’in giderleri gelirlerinden fazladır. En az 100.000’in üzerinde hayvan, vergiden kaçırılmaktadır.

 

Dersim’de talan ve soygun, ilkel bir geçim kaynağı olarak sürdürülmüştür. Dersimliler “kol” denilen soyguncu/talancı grupları oluşturarak, çevre aşiretlere, ilçe ve illere soygunlar düzenlemişlerdir. Toplumdaki ürün rantın en büyük vurguncuları, aşiret başkanları ve ağalar olmuşlardır. Haydaran aşireti, Yukarı Abbas Uşağı, Seyyid Rıza’nın koruması ve yönlendirmesinde olan Koçgirililer, çevrede silahlı soygun yapmaktadırlar. Erzincan, Elazığ, Malatya illeri ve bu illerin ilçeleri, Dersimlilerin soygun alanıdır. Bir yıl içerisinde, yalnızca Erzincan’da 229 soygun olayı olmuş, bu olaylar nedeniyle Mazgirt, Hozat, Nazimiye ve Ovacık ilçelerinde 4680 sanık hakkında soruşturma açılmıştır. 1937 Ekim’inde hükümet Dersim’de 3700 suçluyu silahlarıyla birlikte istemektedir. Kaçaklardan ancak 150’si tutuklanabilmiştir. Dersim, suçlu kaçakları Hükümete vermemekte direnmektedir.

 

Dersim aşiretleri silahlıdır. Hükümet bölgede silah toplama yoluna gitmiş, 1937 Ekim’ine kadar Erzincan ve Bingöl de dahil olarak Dersim’de 4991 tüfek toplamıştır.

 

Dersimliler kimi kez vergi vermiş, nüfuza yazılmışlarsa da bu geçici olmuştur. Devletin “yola getirme” olarak uygulamaları yıldırıştan öteye gidememiş; yeterli yönetsel, ekonomik ve toplumsal önlemler alınamamıştır.

 

Olaya Katılım ve Doğurduğu Yitikler

 

1937-1938 Dersim Olayı sırasında, Dersim’de ellinin üzerinde aşiret vardır. Ayaklanmaya bunlardan ancak Yukarı Abbas Uşağı, Demenan, Haydaran, Yusufan, Kureyşan, Kalan, Bahtiyar, Keçel, Bal, Kör Abbas, Aşuran, Koç, Şam, Şeyhan, Beyit, Resik gibi aşiretler katılmıştır. Aşiret halkının tümü, olaylarda yer almamıştır. Birkaç aşiretin dışındakiler de küçük gruplar katılmışlardır. Aşiretin geneli olay dışı kalmış ve ayaklanma yanlısı olmamışlardır. Seyyid Rıza, genel önder durumundadır. Şeyh Hasananlı Alişer ve Nuri Dersimi ise, kurmayları ve teorisyenleridir.

 

Hükümet, 1937 Mayıs’ında ayaklanmayı bastırmak için, 10.000’e yakın asker görevlendirir. Bu sayı, daha sonraları iki katına çıkarılacaktır. Iki yıl süreyle, kanlı çarpışmalar olacaktır. Köyler bombalanacak ve yıkılacaklardır. Önemli ölçüde de asker kaybı olacaktır. Kesin rakamlar verilememekle birlikte, kaynaklara bakılırsa 10.000’e yakın Dersimli bu çarpışmalarda ölmüştür. Çünkü resmi yayınlarda, tarama bölgesi içinde ölü ve diri 7954 kişi çıkarıldığı belirtilmektedir. Genekurmay yayınına göre içlerinde kimi aşiret reislerinin de bulunduğu yüzlerce haydut yok edildi. Bir o kadar da kadın ve çocuk grupları yakalandı. Bu arada yine yüzlerce hayvan, silah ve cephane ele geçirildi. Haydutların direndikleri köyler, münferit evler, komlar ve hatta tarla ve meşelikler yakıldı.

 

Dersim ayaklanması, devlete o günkü ölçülere göre, büyük paralara mal olur. Genel Müfettişlik, bir gider bütçesi hazırlar. Hazırlık için 552.407, bir aylık harcama için 128.180, yüz günlük harcama için 426.600 liraya gereksinim olduğunu saptar. Bu giderleri karşılamak için 1937 ve 1938 bütçelerinde toplam 979.007 lira ayrılır.

 

Olay, askeri yöntemlerle bastırıldıktan sonra, kalıcı önlemler düşünülür. Ayaklanmaya katılmamış, bölge aşiretlerinin elindeki toprakların tapuları verilir. Yine devlete bağlı kalan kimi ailelere, toprak dağıtılır. Yol, köprü, okul, devlet binaları yapılarak bayındırlık çalışmalarına önem verilir. Olaylara karışmış, sürekli “çıban başı” olabilecek aileler ile ağa, seyid ve aşiret reisi ailelerinin batı illerine sürülerek, etkinliklerinin kırılması tasarlanır. Böylece, hem Batı’nın verimli toprakları tarıma açılacak, hem Doğu’daki aşiret yapısı parçalanacak, Doğu kökenli aileler Batı’nın olanaklarına ulaşacaklar, etnik yığılmalar dağıtılarak toplumsal kaynaşma sağlanacak, hem de var olan feodal yapının ulus-devlet yapıya dönüşümü sağlanmış olacaktır.

 

Dersim Olayı’nın bastırılması sırasında, 4. Genel müfettişlik 5000-7000 kişinin Batı’ya göçürülmesini ve oralara yerleştirilmesini gerekli görür. Yasak bölge dışında bulunan, fakat yerlerinde kalmaları sakıncalı görülen aşiret reisleri, kolbaşları, seyyid ve olay çıkaran aile ve yakınlarının da Batı illerine göçürülmesi uygun görülür. Zaten Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın çoktan beri böyle bir önerisi vardır. Dersimli ailelerin Trakya’ya serpiştirilerek yerleştirilmelerini rapor etmiştir. Ağustos 1938’de 14. Süvari Tümeni, savaştığı yörede 381 kişilik bir grubu, Batı’ya göndermek için, Elazığ’a götürmüştür. Içişleri Bakanı Şükrü Kaya Batı’ya sürülecek aileleri belirlemiş ve 3470 kişiden oluşan 347 aile Tekirdağ, Edirne, Kırklareli, Balıkesir, Manisa ve Izmir gibi batı illerine serpiştirilerek yerleştirilmiştir. Bu sürgünler için, 300.000 lira ödenek ayrılmıştır.

Dersim Olayı ve Önemli Yöneticilerin Tutumu

 

Dönemin liderlerinin Dersim olayındaki rolleri, tartışmalıdır. Kimin/kimlerin ne kadar payı vardır? Olayı kim/kimler yönlendirmiştir? bu alanda halkta yerleşmiş olan kanı doğru mudur? Raporlarında görüldüğü gibi Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın Dersim’e, Aleviliğe ve Kürtlüğe bakışı hiç de olumlu değildir. Oldukça ön yargılıdır. Şovence yaklaşmaktadır. Bölgenin asimile edilmesinden ve askeri harekattan yanadır. Dersim halkının Trakya’ya göç ettirilmesini önermiştir. Bölgeye yapılan askeri harekatın esaslarını da o hazırlamıştır. Bir Genelkurmay Başkanı olarak, olayların gelişmesinde haberinin olmaması olası değildir.

 

Başbakan Ismet Inönü, 1935 tarihli raporunda Doğu illerini “önemli bir dayanak” olarak görür. 21.06.1937’de Elazığ’da yetkililerle bir toplantı yaparak, 1937 harekatının emrini verir. Ayaklanma yıllarında halkın Batı illerine göç ettirilmesini doğru bulmaz, karşı çıkar. Iç politikadaki uygulamaları benimseyemediğinden Başbakanlıktan ayrılır ve yerine Celal Bayar getirilir. Benimsemediği uygulamalar Dersim’deki harekatın şeklidir. 1938 Harekatı sırasında, yönetimde olmadığı için Dersim halkınca suçlanmaz.

 

Celal Bayar, Iktisat Bakanlığı günlerinde, 1936’da Doğu’ya yaptığı bir gezisi sonucunda sunduğu “şark raporu”nda -bir iktisatçı olarak- bölgede ekonomik önlemleri önermez, “dayanılacak en büyük gücün, ordu ve jandarma olduğunu” savunur. Ayaklanmaların kesinlikle “şiddet uygulaması” ile bastırılmasını ister. 1938’lerde Başbakan olan Celal Bayar’ın görüşlerinde bir değişiklik yoktur. Dahası, düşüncelerini uygulama olanağı bulmuştur. 30.06.1938’de Meclis konuşmalarında ve dönemin gazetelerinde yer alan aynı günkü demeçlerinde; “Dersim sorununun kökünden çözümü için orduya görev verildiği” ve ayrıca bölgede “tarama harekatı” yapılacağı resmen açıklanır. Celal Bayar, bu alandaki kararlılığını, uygulamasıyla gösterecek, suçu da daha sonraları Atatürk’ün üzerine yıkmayı becerebilecektir.

Olayda cumhurbaşkanı olarak Atatürk’ün ne ölçüde rolü vardır? Hep düşünülmüş, Atatürk, onun karşıtı çevrelerce, oldukça suçlu gösterici bir tutuma girilmiştir. Atatürk, huzurlu bir ortamda devriminin yaşama geçirilmesinden yanadır. Yasaların çalışmasını ve toplumun her kesiminin, bu yasalara uymasını istiyordu. Bu amaca ters düşen eylem ve davranışlar, ona göre doğallıkla gerekli cezayı görecek ve yasa egemenliği sağlanacaktır.

 

Atatürk’ün tutumuna bu açıdan bakmak gerekir. 30.08.1938 Zafer Bayramı’ndaki orduyu başarısından ötürü kutlaması, destekçileri olduğunu belirtmesi, Meclis açış konuşmasında 01.11.1938 Dersim’de bir “haydutluk ve eşkıyalık olayları” olarak nitelediği olayların bitirilerek, ulusal egemenliğin sağlandığını belirtmesi; bundan kıvanç duyduğunu söylemesi bu nedenledir.

 

Atatürk’ün hedefi, halk değil; ayaklanan, yasaları çiğneyen, devlet otoritesini kabul etmeyen aşiret üst çevreleridir. Halkı bunların yönlendirdiğini çok iyi bilmektedir. Bu nedenle 04.05.1937 Bakanlar Kurulu kararında hedef alınacak kesim çok iyi bir biçimde belirlenmiştir. Onlarsa şunlardır: “Silah kullanmış olanları ve kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar vermeyecek duruma getirmek...” Atatürk, olaya ayaklanan aşiretler açısından bakmış ve onların bastırılmasını istemiştir.

 

Dersim Olayının Niteliği

 

Dersimliler kendilerini “Horasanlı” ve Zaza olarak niteler. Inanç olarak, Alevidirler. Dersim olayı bir Kürt hareketi değildir. Bir Kürt ulusal hareketi niteliği ve görüntüsü sergilemez. Her ne kadar teorik önderlerinden Alişer ile Nuri Dersimi, katı bir Kürtçülük çabası içerisinde iseler de bu durum Dersimlinin sorunu ve amacı hiçbir zaman olmamıştır. Bu teorik önderler, düşüncelerini halka kazandıramamışlardır. Kısaca olay, bir ulusal Kürt hareketi değildir. Zaten Kürt kesimiyle de bir birleşmeleri olmamış, olayın bastırılmasında Sünni Kürt aşiretleri, devlet güçlerini doğrudan desteklemişlerdir.

 

Olayda, Şeyh Said olayında olduğu gibi dinsel bir amaç ve nitelik de yoktur. Alevilik sorunu, hiçbir zaman öne çıkarılarak, herhangi bir istekte bulunulmamıştır. O nedenle, başka olaylarda olduıu gibi dinci, gerici vb. olarak değerlendirilemez. Çünkü, dinsel bir hareket değildir.

 

Bir Zazalık niteliği de görülmez. Ayaklanmacıların, böyle bir istekleri yoktur. Bir ulusallık aranmamaktadır ve Kürtlük/Zazalık açısından “bir ulusal bilinç yoksunluğu” vardır.

 

Dersim Olayı bir bölgesel/lokal olaydır. Bölge dışına taşmamış ve yardım almamıştır. Yine, bölge içerisinde sönmüştür. Bölgenin Osmanlı’dan taşıyıp getirdiği feodal yapısının koşullarında oluşan, feodal nitelikli bir olaydır. Olaya aşiretler ve aşiret yapısı yön vermiştir. Amaç, aşiret düzenini korumaktır. Aşiretlerarası sürtüşme nedeniyle, olaya bölgenin tüm aşiretleri de katılmamışlardır. Olay, ulus-devlete katılmamak amacıyla, bir aşiretler ve bölge direnişi olarak sürmüş ve devlet gücü karşısında doğal olarak kırılmıştır. Ulus-devlete karşın, aşiret düzenini sürdürme mücadelesinde başarılı olunamamıştır.

 

Dersim ayaklanmacılarının, bir dış destek yardımı yoktur. Başında böyle bir tasarıları da olmamıştır. Kısaca Dersim ayaklanmasının arkasında “yabancı parmak” yoktur. Çıkacak olan II. Dünya Savaşı’nda Ingiltere, Türkiye’yi yanında tutmak ve Alman kanadına itmemek için, Dersim ayaklanmasına destek olmaz, hükümeti destekler. Seyyid Rıza’nın “Dersim Generali” imzasıyla 30.07.1937’de Ingiltere’den yardım isteğine, Ingiltere, “Bekle ve dengenin kimden yana döneceğini gör” taktiği izleyerek; Seyyid Rıza’nın tutuklanmasından sonra, 05.10.1937’de yanıt verir ve Seyyid Rıza’nın mektubunu “ciddiye almadıklarını Türk Hükümeti’nin bilmesini” ister. Nuri Dersimi’nin Eylül 1937’dan sonra yurt dışına çıkarak dış destek arayışları sonuçsuz kalır. Çünkü başında böyle bir plan yapılarak ayaklanılmamıştır. Sonradan gelişen koşullar doğrultusunda, bu tür arayışlar içerisine girilmiştir. Dersim ayaklanması, bir dış kaynaklı ayaklanma değildir.

Link to post
Share on other sites
benim merakettiğim bir nokta var.Bu arada ben yeni üyeyim herkese merhabalar

 

....

 

....

 

 

bunca sözün iddiların açıklamaların çırpınışların hepsinde tek bir yerder ortak düğmeye basılıyor.HALK!!!!

 

 

.....

, sadece ve sadece bana değmeyen yılan bin yaşasın ne devlet ne millet işte geldiğimiz nokta

 

Bana dokunmayan yılan nerelerde,hangi diyarlarda diye merak ettiniz mi hiç?

 

O yılan,zehrini onca zamandır nereye akıttı diye sordunuz mu kendinize?

 

Lütfen,beraber dönelim dev aynamıza;ve soralım...nedir bu bana dokunmayan yılan!

 

Sayın "taypa",

 

şimdi gelin beraber tarihi okuyalım diyeceğim,herkes kendi tarihini yazacak!

 

gelin beraber,orada ölenleri konuşalım diyeceğim;zaten siz ölümü meşrulaştırmışsınız da!

 

Dersim de sayısız insan öldürülmüştür.Dersim de insanlar toprağından edilmiştir.

 

Zulmün tarihi yoktur,Kabil'den beri yazılır sayfalarca.

 

Zulmü yazmayacağım burada,nitekim duygu sömürüsü olarak algılanır bazı arkadaşlarımca.

 

Sadece şunu belirteyim;Bölgede ki feodalizm,ne başlı başına bir otorite sorunudur ne de birilerin çıkarı.

 

İsyan,nedeni ne olursa olsun;çok kanlı bastırılmıştır.Otoritenin,öldürerek başka bir otoriteye devrettiği bu bölgeyi,o dönemi ile bir taraftan okumaya çalışırken,

 

kendinizle ifade ettiğiniz tepkilere gelelim.

 

Bu ülke,dünden çok daha iyi değil.

 

Dünkü korkular,baskılar...sadece suret değiştirerek yine bizim hayatımızda.

 

En acısı,dün birilerini, yok sayan zihniyet,hala verilecek toplumsal tepkiden bahsediyor.

 

geçmişten ders alalım,dersi alırken...verilmek istenen tepkilerin geçmişten ne taşındığına da iyi bakalım. :)

Link to post
Share on other sites
Bu ülke,dünden çok daha iyi değil.

 

Dünkü korkular,baskılar...sadece suret değiştirerek yine bizim hayatımızda.

 

En acısı,dün birilerini, yok sayan zihniyet,hala verilecek toplumsal tepkiden bahsediyor.

 

geçmişten ders alalım,dersi alırken...verilmek istenen tepkilerin geçmişten ne taşındığına da iyi bakalım. :) [/size]

 

Evet, dün Seyit Rıza vardı, bugün PKK, değişen bir şey yok!

Link to post
Share on other sites

babamlar dersimden buraya devlet zoruyla gonderiliyor.nedeni ise pkk nın zorla evlerimizden yiyecek almasıymış

daha bir çok nedeni var fakat babam geçen sene dersime gitti ve birtane ağaç bile kalmadıgını soyluyor.hepsini devlet çürütmüş ilaçlarla...

bununda nedeni pkk o ağaçların meyvesinden yiyemesin diyeymiş

Link to post
Share on other sites

Ağalık şeyhlik aşiretlik sistemi Türkiyenin başlı başına bir sorunu.O günler rejimin akıbeti için gereken ne ise o yapılmıştır.Ha kanlı yapılmıştır doğru ama hiç bir devrim kansız bitmez.Yeni kurulan bir Cumhuriyet ve onun getirdiği yenilik sistemler arkasından bu sistemi kabul etmeyen zihniyetler.Bir kısım insana da sorarsanız bu isyan Alevilik Sunnilik isyanı.Olayları kitaplardan okuduğumuz ki daha çok bu kitaplarda yanlı yazılar vardır yaşayanlardan duyduğumuz ki bizzat benim birinci ağızdan yaşım gereği duyma şansım olmadı ama duyan kişilerden aldığım dipnotlarda tek bir noktada birleşti.Halk aşiretlik şeyhlik ve buna bağlılık duygusunu kolay kolay üzerinden atamadı ve atamadığı için zaten Cumhuriyetten sonra arka arkaya isyanlar çıktı ve arkasından bazı çatırdamalar oldu.

Siz yeni bir rejim getireceksiniz yeni bir sistem getireceksiniz bunu getirirken binlerce emek , şehit ve gazi vereceksiniz sonra bu sistemi ben istemiyorum burada benim sistemim geçerli olacak diyen bir kaç kişiyi kabulleneceksiniz.Ozaman sizin yola çıkış amacınız hedefinden sapmış olur.

Link to post
Share on other sites

Topal Osman ve çetesinin Koçgiri üzerindeki zulmü öyle azgınlaşmıştır ki Koçgiri’li Beko özel olarak bu çeteyle savaşmak için görevlendirilmiştir. Beko, Topal Osman çetesini Refahiye yakınlarında kuşatır. Erzincan’dan gelen ikinci alaya bağlı ikinci taburun dağ toplarının yardımıyla Topal Osman ve çetesi kurtulurlar. ( “Osman Aga” in, Bulletin Periodique de la Presse Turque, no 27, Paris 24 - 25 juin 1923, P. 3) Resim5T.C. Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı Resmi Yayınları Seri No:1, Türk Istiklal Harbi VI.nci Cilt, Istiklal Harbinde Ayaklanmalar (1919-19219, Ankara, Genelkurmay Basimevi, 1974)

 

Burada dikkati çeken bir şey varmı,varsa bilenlerden öğrenmek isterim...

 

 

Kocgiri isyaninda Topal Osman aga Giresun alayinin komutaniydi,cete degildi,gercekleri carpitmakla ne amac güdülmektedir ki?

 

 

saygilarla

Link to post
Share on other sites
Dersim katliamini basit bir seyh ayaklanmasi ve devletinde sadece ayaklananlara karsi siddet uyguladigi mantigi sayesinde Kürt meselesi günümüze kadar devam etti ve karsilikli olma üzere toplam zaman icerisinde en azindan 100 bin kayip verildi. Mademki dersim ayaklanmasi sadece bir kac seyhin yapmis oldugu devlete karsi isyan ise ve bu isyan sirasinda bölge halki devlet tarafindan ziyan görmemisse, neden o dönem sayisiz köyler ic ve bati anadoluya sürgün edildiler. Denizli'de bile Dersim isyani döneminde sürülen köyler var ve bunlar hala kendilerini tanitirken Tunceli'liyiz derler. Ic anadoluda gene sayisiz Dersim kökenli kürt köyleri var.

Dersim olaylari öyle bazilarinin izah ettigi gibi basit bir isyan degildi. Burada devlet politikasinin önemi agirdi. Devlet Kürt'leri asimile etmek icin elinden geleni yapti ve o yüzdende isyanda söylenildigi gibi sadece eli silahli insanlari degil binlerce silahsiz vatandaslarida öldürmüstür ve diger geri kalanlarin cogunuda sürgün etmistir. Sürgünde amac asimilasyondur.

 

Bakın şimdi bu soruyu defalarca sordum sizin söylediğinizi söyleyenlere ve cevap alamadım.

 

Seyid Rıza bir ağa mıdır? Değil midir ?

 

Seyid Rıza'nın isyan gerekçeleri ve talep ettikleri arasında dersim halkının çıkarına olan herhangi bir madde var mıdır yok mudur ?

 

Seyid Rıza, Cumhuriyet rejiminin kendi feodal hakimiyetini yıkacağından çekinen ve feodal hakimiyetinin devam etmesi için ayaklanan bir ağa mıdır değil midir ?

 

Bu ayaklanmanın bütün liderleri, ağalar, aşiret reisleri midir değil midir?

 

 

Siz tüm cumhuriyet devrimlerinde olduğu gibi, yeni düzene direnç gösteren feodal unsurlardan birisi olan Seyid Rıza adlı ağadan bir Che Guevara, yada bir Panço Villa yaratamazsınız. Bu mümkün değildir.

 

Ayaklanmanın bastırılış yöntemi, uygulanan şiddet bu ayaklanmanın niteliğini değiştirir mi ? Yani şöyle örnek vereyim. Ayaklanmaların niteliği, ne kadar sert bastırıldığıyla mı ölçülür ?

 

Evet ayaklanma çok sert bastırılmıştır. Çok sivil öldürülmüştür. Ancak bu ayaklanmayı ilerici bir ayaklanma yapmaz.

Link to post
Share on other sites

Istediler ki,Sevr'de ne yazildiysa hepsi gerceklessin,Doguda bir Ermenistan,Güneydoguda bir Kürdistan,Kuzeyde bir Pontus,Ege'de Yunan,Türklerde iste Orta Anadoluda kalarak zamanla eriyip gitsinler.Koca bir Türk ulusundan böylece intikam alacak ve Hristiyanligin zaferini kutlayacaktilar.Asirlarca,yanyana yasamis olan insanlari birbirine düsman hale getirip,asirlardir özlemini cektikleri Anadolu topraklarinda hüküm sürecektler.

 

Ya icerdekiler?

 

Kimileri Ingiliz dostlarina kimileri de Fransiz ve Rus dostlarina sarildilar,Hastalanmis bir imparatorlugu icerden kemirmeye basladilar,agaclari icerden kemirip cürüten kurtlar gibi.Zayiflamisligini firsat bilerek katlettiler,yaktilar,yiktilar,bebeler,dedeler,nineler,hamile kadinlar hunharca katledildi.Sonra bir sahlanis oldu millette,basini hasta yatagindan kaldirdi,bir Mustafa Kemal cikti,onu baskalari takip etti,bir kivilcimin aleve dönüsmesi gibi oldu,Türk milleti birbirine kenetlendi,bir savas ki ne savas.Düsman neye ugradigini sasirdi.

 

Düsman yenildi ama,düsmanligini birakmadi,yüzümüze gülmeye ve sirnasmaya basladi.Sinsi sinsi yine bizi isgal ettiler.Yetmedi bu sefer dün bizi arkadan vuranlari yine bize karsi kullanmaya basladilar.Lozanla yedikleri tokadi,Sevr'i hayal ederek unutmaya calistilar,iftiralar,yalanlar,düzmece raporlar ve icimizdeki ihanet odaklari ile yine bize karsi cephe aldilar.

 

Isyanlar,isyanlar 30'un üzerinde Kürt isyani,hepsinin amaci ayniydi.Asiret reislerinin konumlarini saglamlastirmak icin halki kullanip devlete karsi ayaklanmaya sevketmeleri kanli bastirildi,bastirilmasi gerekliydi baska alternatifi yoktu bunun,eger baska alternatifi kabul etseydik zaten Istiklal savasi vermezdik.

 

Simdi agliyorlar,bu kadar insan katledildi diyorlar,akilllari sira hala devletten birseyler koparmak umudundalar,onlarin görüsleri dogrultusunda yazmayanlar,"Türkcü oldu",cocuk katilleri ise devrimci.

 

 

saygilarla

Link to post
Share on other sites
Istediler ki,Sevr'de ne yazildiysa hepsi gerceklessin,Doguda bir Ermenistan,Güneydoguda bir Kürdistan,Kuzeyde bir Pontus,Ege'de Yunan,Türklerde iste Orta Anadoluda kalarak zamanla eriyip gitsinler.Koca bir Türk ulusundan böylece intikam alacak ve Hristiyanligin zaferini kutlayacaktilar.Asirlarca,yanyana yasamis olan insanlari birbirine düsman hale getirip,asirlardir özlemini cektikleri Anadolu topraklarinda hüküm sürecektler.

 

Ya icerdekiler?

 

Kimileri Ingiliz dostlarina kimileri de Fransiz ve Rus dostlarina sarildilar,Hastalanmis bir imparatorlugu icerden kemirmeye basladilar,agaclari icerden kemirip cürüten kurtlar gibi.Zayiflamisligini firsat bilerek katlettiler,yaktilar,yiktilar,bebeler,dedeler,nineler,hamile kadinlar hunharca katledildi.Sonra bir sahlanis oldu millette,basini hasta yatagindan kaldirdi,bir Mustafa Kemal cikti,onu baskalari takip etti,bir kivilcimin aleve dönüsmesi gibi oldu,Türk milleti birbirine kenetlendi,bir savas ki ne savas.Düsman neye ugradigini sasirdi.

 

Düsman yenildi ama,düsmanligini birakmadi,yüzümüze gülmeye ve sirnasmaya basladi.Sinsi sinsi yine bizi isgal ettiler.Yetmedi bu sefer dün bizi arkadan vuranlari yine bize karsi kullanmaya basladilar.Lozanla yedikleri tokadi,Sevr'i hayal ederek unutmaya calistilar,iftiralar,yalanlar,düzmece raporlar ve icimizdeki ihanet odaklari ile yine bize karsi cephe aldilar.

 

Isyanlar,isyanlar 30'un üzerinde Kürt isyani,hepsinin amaci ayniydi.Asiret reislerinin konumlarini saglamlastirmak icin halki kullanip devlete karsi ayaklanmaya sevketmeleri kanli bastirildi,bastirilmasi gerekliydi baska alternatifi yoktu bunun,eger baska alternatifi kabul etseydik zaten Istiklal savasi vermezdik.

 

Simdi agliyorlar,bu kadar insan katledildi diyorlar,akilllari sira hala devletten birseyler koparmak umudundalar,onlarin görüsleri dogrultusunda yazmayanlar,"Türkcü oldu",cocuk katilleri ise devrimci.

 

 

saygilarla

Devletin asla asiretlere karsi gercekten bir mücadelesi olmamistir, geldigimiz günümüz Türkiye'sine bakarsak mecliste ne kadar modern sehy oldugunu görüyoruz. Türkcülerin senaryolari 90 yildir bizi kör ve sagir etti sonunda. Seyhler ve devlet ici ice calismaktadir. Türkcüler birde devrimcilere dil uzatarak söylemedikleri söyzleri burada yaziyorlar, mesela bebek katilini devrimci ilan ediyorlarmis. Apo'yu bir kez olsun devrimci ilan edildigini gösterin bizim tarafimizdan. Yalan söyleyerek ancak kendi kendimizi aldatiriz. Bizler Türkcüler ile bebek katilinin ne kadar ortak calistiklarini önceki yillarda da gördük, simdiki ergenekon meselesinde de gene gün isigina cikiyor. En son skerlerin kacirilmasi ve saldirilmasi yapilacagi bilindigi halde tetbirlerin alinmamasi ve bilerek sehit verilmesi, Türkcülerin derin devleti nasil bir kaos icin kullandiklari cok acik.

Madem Dersim ayaklanmasi seyhler tarafindan düzenlendi ve devlet onlara karsi mücadele ettiyse, neden onlarca seyh hala mecliste, hemde Türkcü partilerin saflarinda. Diger taraftan neden sivil insanlar korunacagi yerde öldürüldüler ve bir de üstüne üstelik sürgün edilerek asimile olmalarini sagladilar?

Devrimcilerin ne **** katilleriyle nede Türkcülerle ortak bir yani olabilir. Devrimciler devamli ezilen halklarin yanindadirlar.

Link to post
Share on other sites
Simdi agliyorlar,bu kadar insan katledildi diyorlar,akilllari sira hala devletten birseyler koparmak umudundalar,onlarin görüsleri dogrultusunda yazmayanlar,"Türkcü oldu",cocuk katilleri ise devrimci.

 

 

saygilarla

 

Katledildi Politika,katleden devletti üstelik.Sistem ne zaman ki otorite için çark etti,o yine katletti.Çok ilginç,otorite için Şeyh Sait'i karşısına alan devlet,koruculuk sistemini milletin başına nöbetçi dikti,kendi çetelerine söz geçiremedi.Ben,hala kendimi kandıramadım,üzgünüm!

Link to post
Share on other sites
Bakın şimdi bu soruyu defalarca sordum sizin söylediğinizi söyleyenlere ve cevap alamadım.

 

Seyid Rıza bir ağa mıdır? Değil midir ?

 

Seyid Rıza'nın isyan gerekçeleri ve talep ettikleri arasında dersim halkının çıkarına olan herhangi bir madde var mıdır yok mudur ?

 

Seyid Rıza, Cumhuriyet rejiminin kendi feodal hakimiyetini yıkacağından çekinen ve feodal hakimiyetinin devam etmesi için ayaklanan bir ağa mıdır değil midir ?

 

Bu ayaklanmanın bütün liderleri, ağalar, aşiret reisleri midir değil midir?

 

 

Siz tüm cumhuriyet devrimlerinde olduğu gibi, yeni düzene direnç gösteren feodal unsurlardan birisi olan Seyid Rıza adlı ağadan bir Che Guevara, yada bir Panço Villa yaratamazsınız. Bu mümkün değildir.

 

Ayaklanmanın bastırılış yöntemi, uygulanan şiddet bu ayaklanmanın niteliğini değiştirir mi ? Yani şöyle örnek vereyim. Ayaklanmaların niteliği, ne kadar sert bastırıldığıyla mı ölçülür ?

 

Evet ayaklanma çok sert bastırılmıştır. Çok sivil öldürülmüştür. Ancak bu ayaklanmayı ilerici bir ayaklanma yapmaz.

Iddaalarinizi bir an icin kabul bile etmis olsak, o kadar sivilin seyhlerden korunmasi yerine öldürülmesi ve hatta sürgün ile asimile yapilmaya calismalarini nasil aciklayacagiz? Bir tarafin yanlisligi diger tarafin yaptiklarini otomatikmen dogrulamazki. Madem devlet agalara karsi mücadele yaptida o kadar aganin mecliste ne isi var?

Link to post
Share on other sites
Iddaalarinizi bir an icin kabul bile etmis olsak, o kadar sivilin seyhlerden korunmasi yerine öldürülmesi ve hatta sürgün ile asimile yapilmaya calismalarini nasil aciklayacagiz? Bir tarafin yanlisligi diger tarafin yaptiklarini otomatikmen dogrulamazki. Madem devlet agalara karsi mücadele yaptida o kadar aganin mecliste ne isi var?

 

Değil mi ama?Çok kanlı bastırıldı,sadece Dersim bölgesi değil,bölgede ki halkın çoğu yerinden yurdundan edildi.Asimilasyonun alası yapıldı.

Link to post
Share on other sites
Değil mi ama?Çok kanlı bastırıldı,sadece Dersim bölgesi değil,bölgede ki halkın çoğu yerinden yurdundan edildi.Asimilasyonun alası yapıldı.

Ne ekersen onu bicersin derler. Bir taraftan Türkiye topraklarinda cumhuriyetten bile önce, yani Osmanli döneminde sadece Türk'lerin degilde bir cok ulusun bir arada yasadigindan övünürüz ve sonra yeni kurulacak devlette insanlari zorla, yani kanunen Türk yapacaksin, digerlerini yillarca dillerini konusmasina müsaade vermeyeceksin, herkese Türküm dogruyum caliskanim, ne mutlu Türküm dedirtireceksin, yok o da yetmeyince anadolunun dürt bir tarafina tümünü zorla süreceksin ve simdi de bulunmus oldugumuz ortama sasacaksin. Isimize nasil geliyorsa söylediklerimizi öyle yorumluyoruz. Türkiye bu kafayla düzelebilmesi icin daha cookkk firin ekmek yemesi gerekiyor. Somun ekmegide karnimizi sisirdigi icin, saksimizin calismasi biraz bu sayede yavasliyor. Yani yenicerilerin marslarinda gördügümüz gibi bir adim ileri iki adim geri gidiyoruz sonunda.

Link to post
Share on other sites
Ne ekersen onu bicersin derler. Bir taraftan Türkiye topraklarinda cumhuriyetten bile önce, yani Osmanli döneminde sadece Türk'lerin degilde bir cok ulusun bir arada yasadigindan övünürüz ve sonra yeni kurulacak devlette insanlari zorla, yani kanunen Türk yapacaksin, digerlerini yillarca dillerini konusmasina müsaade vermeyeceksin, herkese Türküm dogruyum caliskanim, ne mutlu Türküm dedirtireceksin, yok o da yetmeyince anadolunun dürt bir tarafina tümünü zorla süreceksin ve simdi de bulunmus oldugumuz ortama sasacaksin. Isimize nasil geliyorsa söylediklerimizi öyle yorumluyoruz. Türkiye bu kafayla düzelebilmesi icin daha cookkk firin ekmek yemesi gerekiyor. Somun ekmegide karnimizi sisirdigi icin, saksimizin calismasi biraz bu sayede yavasliyor. Yani yenicerilerin marslarinda gördügümüz gibi bir adim ileri iki adim geri gidiyoruz sonunda.

 

biz,devleti ile halkı ile ne istediğimizi gerçekten bilmiyoruz. :(

Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.
Примечание: Ваше сообщение будет проверено модератором перед отправкой.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.




×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.