Jump to content

"Hamdolsun Verdiğin Nimetlere, Sağlık ve Afiyete..."


Recommended Posts

"Hamdolsun verdiğin nimetlere, sağlık ve afiyete..." diyerek dualar edeceğimiz gerçekte Tanrı mıdır, “Allah” mıdır ?.

 

Gerçekte beslenmemizi ve diğer ihtiyaçlarımızı sağlayan nimetleri biz insanlara tanrı mı verdi ?.

 

Sağlığımız, sağlıklı ve afiyette olmamız Tanrı'dan mı geliyor ?.

 

Aklımızı ve düşünme yeteneğimizi gerçekte Tanrı mı bağışladı insanoğluna?

 

***

 

Ama o aklı veren Tanrı'dır,

Sağlığımızı ve nimetleri bize bağışlayan, veren Tanrıdır, ” Allah” dır diyenler aşağıdaki ileti dizisini sonu kadar okusunlar lütfen…

 

Okumanın, öğrenmenin yazılanları kabul etseniz de etmeseniz de hiçbir zararı yoktur insanoğluna.

Okursanız düşünürsünüz, dünürseniz araştırırsınız, araştırırsanız öğrenirsiniz, öğrenirseniz gelişirsiniz.

Sonuçta; Düşünen, irdeleyen, araştıran ve gelişime açık özgür birer birey olursunuz.

Neye karar verirseniz verin, kararlarınız ve düşünceleriniz size ait olur.

 

Başkalarının doğruları ve önermeleriyle değil..

Kendinize ait düşüncelerinizle yaşamı algılayıp, değerlendirme özgürlüğüne sahip olursunuz…

 

50

Link to post
Share on other sites
  • Replies 53
  • Created
  • Last Reply

Top Posters In This Topic

"Hamdolsun verdiğin nimetlere, sağlık ve afiyete..." diyerek dualar edeceğimiz gerçekte Tanrı mıdır, “Allah” mıdır ?.

 

Gerçekte beslenmemizi ve diğer ihtiyaçlarımızı sağlayan nimetleri biz insanlara tanrı mı verdi ?.

 

Sağlığımız, sağlıklı olmamız Tanrı'dan mı geliyor ?.

 

Aklımızı ve düşünme yeteneğimizi gerçekte Tanrı mı bağışladı insanoğluna?

 

Hamdolsun verdiğin nimetlere...

 

Daha ilkokul çağlarındayken öğrendiğimiz ama yorumlamaktan aciz kaldığımız bir gerçek var; insanlar yiyeceklerini kendileri yetiştirmeye yani tarım faaliyetine bundan 10.000 yıl önce başladılar. Daha önce avcı-toplayıcıydılar. Yani doğada kendi kendine biten bitkileri toplarlardı, kendi kendine üreyen ve yetişen hayvanları avlarlardı.

 

Bugün yediğimiz bitkilerin, hayvanların ve mantarların neredeyse tamamı bizim yapay seçim yolu ile evcil hale getirdiğimizi, ehlileştirdiğimiz türlerdir. Eğer insan yerleşiminden uzak, yaban hayatının hakim olduğu bir bölgeye giderseniz orada yiyecek bulmakta büyük güçlük çektiğinizi görürsünüz. İçecek temiz su bulmak bile zordur. Yabanda bizim alışkın olduğumuz ıslah edilmiş bitkiler, çiftlik hayvanları yoktur.

 

Yerleşim alanlarımız içinde bile besin olarak tükettiğimiz türlerin ataları olan yabani türleri görebilirsiniz. Örneğin Anadolu'da bir yol kenarında yabani buğday türlerini görebilirsiniz. Daha çelimsizdir, taneleri çok küçüktür, ama ıslah edilmiş buğday gibi insan bakımına muhtaç değildir. Benzer şekilde yabani bir elma ya da armut tatsız ve serttir. Yabani muzun çekirdekleri vardır.

 

Islah ettiğimizi türlere birkaç örnek verelim,

 

Buğday; 10.000 yıl kadar önce Anadolu'da ıslah edildi ve tarımı yapılmaya başlandı. Bundan önce sadece vahşi türler vardı, bu türlerin en dolgunları nesiller boyu seçilerek yeterli dolgunluktaki taneler elde edildi.

 

Patates; 10.000 yıl kadar önce Şili Takımadalarında ıslah edildi ve tarımına başlandı. Avrupa'nın patatesle tanışması ise 1536 yılında oldu.

 

İnek; Neolitik dönemde (başlangıcı MÖ 9500) ıslah edilip çiftlik hayvanı olarak kullanılmaya başlandı. Bugün dünyada 1.3 milyar kadar büyük baş hayvan bizim kontrolümüz altında çiftliklerde yaşarlar. En iyi et verimi, en iyi süt verimi bakımından seçerek gereksinimlerimize göre nesilden nesile şekillendirdiğimiz bir canlıdır inek... Vahşi atalarına ve bugün yaşayan vahşi kuzenlerine göre çok farklıdır, bakımıza muhtaçtırlar.

 

Tavuk; 10.000 yıl kadar önce Vietnam'da evcilleştirilmiştir. 2003 yılında dünyada 23 milyar tavuk yaşamaktaydı. Herhalde bugün bu rakam çok daha fazladır.

 

Teker teker tüm evcil türleri, ıslah edilmiş türleri yazmak işi uzatır. Buradan yola çıkarak herkes kendi bilgi edinimi için gerekli araştırmaları yapabilir, hatta yapmalıdır da!

 

Ana fikir bellidir; insanlar bundan 10.000 yıl önce Dünya'nın çeşitli yerlerinde kendi bilgi birikimleriyle deneyerek ve iyisini seçerek kendi nimetlerini kendileri yetiştirmeye başlamışlardır. Bundan önce yaşam daha çetindir, daha belirsizdir. Tarıma geçilmesi insanoğlunun en önemli dönüm noktalarından biridir. Tarımla birlikte yıldızlar artık göç eden, avlanan kabilelere yol göstermekle kalmamış takvimlerin de oluşturulmasında kullanılmıştır.

 

Neolitik dönemin (Taş Devrinin son dönemi) insanları her ne kadar tarım konusunda büyük bir atılım yapmış olsalar da Güneş, Ay ve yıldızların ne olduklarını anlayamamışlardı. Güneş'in canlılık verdiğini anlamışlar ve büyük bir saygı duymuşlardı, yıldızları gökte sabit ışıklar, yol göstericiler olarak kutsallaştırmışlardı. O dönemde tarımla birlikte artan yerleşik yaşam, büyüyen insan toplulukları ve insanlar arası etkileşim organize göksel dinlerin de köklerinin atılmasını sağladı.

 

Ancak günümüze geldiğimizde bu organize dinlerin kökenlerinin unutulduğu gibi tarım öncesi yaşamın koşulları ve tarıma nasıl başlandığı da unutuldu. Nimet gökten gelir sanılmaya devam edildi. Zamanla tek bir varlığa indirgenen ve her şeyin yaratıcısı kabul edilen bir tanrının bu nimetleri verdiği fikri baskın çıktı.

Oysaki nimeti veren Tanrı değildi, insan deneyerek kendi elde etmişti nimetleri.

 

İnsan son yüzyıl içinde bir atılım daha yaptı ve tarımı geleneksel halinde çıkarıp bilimsel bulgularını tarım alanında uyguladı. Önce tarımda makine kullanmaya başlayıp verimi arttırdı, sonra yapay gübrelerle (örneğin; azotlu gübreler) kullanımı ile verimi üst seviyeye çıkardı. Genetik müdahalelerle daha dayanıklı tarımsal bitkiler elde etmemiz mümkün oldu.

 

Kısacası; Gerçekte beslenmemizi ve diğer ihtiyaçlarımızı sağlayan nimetleri biz insanlara tanrı vermedi, biz çabalayıp kendimiz aldık.

 

 

Link to post
Share on other sites

"Hamdolsun verdiğin nimetlere, sağlık ve afiyete..." diyerek dualar edeceğimiz gerçekte Tanrı mıdır, “Allah” mıdır ?.

 

Gerçekte beslenmemizi ve diğer ihtiyaçlarımızı sağlayan nimetleri biz insanlara tanrı mı verdi ?.

 

Sağlığımız, sağlıklı olmamız Tanrı'dan mı geliyor ?.

 

Aklımızı ve düşünme yeteneğimizi gerçekte Tanrı mı bağışladı insanoğluna?

 

 

Hamdolsun verdiğin sağlığa....

 

Bundan 100 yıl önce insanlar için ortalama ömür beklentisi 35 yıl kadardı. Bugün bu değer gelişmiş ülkelerde 83 yıla kadar çıktı.

 

Gerek virüsler, bakteriler, mantarlar ve zooparazitler gerekse genetik bozukluklar ve embriyolojik süreçteki aksaklıklar yüzünden pek çok hastalığa yakalanıyoruz, hatta bu hastalıklar ile doğuyoruz. Son yüzyıl içerisinde hastalıklarla savaşımızda çok büyük ilerlemeler kaydettik. Bu ilerlemelerin tamamı bilimsel çalışmalar ile sağlandı. Gökten tedavi inmedi.

 

1300'lü yıllarda yaşanan Büyük Veba Salgınını düşünün. Avrupa nüfusunun neredeyse yarısını öldüren dehşet verici bir olay. O dönemde bu hastalıkla savaşacak hiçbir silahımız yoktu. Ölümden kaçış yoktu.

 

1918'de yaşanan Grip salgınında 20 ila 100 milyon insanın öldüğü tahmin ediliyor. O dönemdeki Dünya nüfusuna oranlarsanız bu muazzam bir rakam.

 

Daha bunun gibi pek çok salgın yaşadı insanlık... Hepsini yazmak mümkün değil. Web’de araştırın orada bulup inceleyebileceğiniz binlerce liste var... En azından şuraya -http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_epidemics- başvurun size gerekli bilgileri verecektir…

 

Dinlerin insan yaşamına hiçbir olumlu katkıları olmamıştır.

Taş devrinden 1900 yılına kadar geçen süre içinde ortalama ömür beklentisi 20 yıldan 34 yıla çıkabilmiştir. İnsanlar terk edip bilime yöneldiklerinde ise geçen 100 yıl gibi kısa bir süre içinde ortalama insan ömrü iki kat artarak 35 yıldan 70 yıla çıkmıştır. Böyle bir gelişmeyi hiçbir dini öğretinin sağlayamadığı aşağıdaki grafikte açıkça görülmektedir…

 

insanmrvedinler.jpg

Özetle, Gerçekte sağlık Tanrı'dan gelmiyor...

Sağlık konusundaki ilerlemeleri bilimsel alanda çalışarak biz insanlar sağladık.

 

 

Link to post
Share on other sites

"Hamdolsun verdiğin nimetlere, sağlık ve afiyete..." diyerek dualar edeceğimiz gerçekte Tanrı mıdır, “Allah” mıdır ?.

 

Gerçekte beslenmemizi ve diğer ihtiyaçlarımızı sağlayan nimetleri biz insanlara tanrı mı verdi ?.

 

Sağlığımız, sağlıklı olmamız Tanrı'dan mı geliyor ?.

 

Aklımızı ve düşünme yeteneğimizi gerçekte Tanrı mı bağışladı insanoğluna?

 

 

Hamdolsun verdiğin afiyete...

 

Günümüzde her 3,6 saniyede bir kişi açlıktan ölmektedir. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre halk sağlığına en büyük tehdit açlıktır. 2006 yılında 62 milyon kişi açlıktan ölmüştür. Dünya'daki açlık gerçeği ürkütücüdür. Afiyet veren bir tanrı yoktur. İnsanlar yardımlaşmak zorundadırlar. Kendileri afiyetle yerken aç insanları düşünmeyip, yarattığı her kulun rızkını veren bir tanrı olduğunu sanan ve kendilerini bununla teselli edenlerin insanlıkla alakaları yoktur.

 

Tıpkı bunda binlerce yıl önceki atalarımız gibi bugün fakir bölgelerde açlıkla savaşan insanların akıllarını kullanmaları içinde bulundukları zor durumdan kurtulmalarını sağlamaz.

 

Bilgi nesilden nesile birikir ve işe yarar hale gelir. Her nesilde taş üstüne taş koyulur. Bundan 10.000 yıl önce tarıma geçen atalarımız kendilerinden önceki nesillerin birikimlerini kullandılar. Kimse kendi kendine bir anda icat yapıp dertlerinden kurtulmadı.

 

***

 

“Tanrı insana akıl verdi, bu gelişmeler bu sayede oldu” diyenlere şunları ifade ederek oturup aklı başında düşünmelerinin gerektiğini hatırlatmak son derece önemli; Bundan 15.000 yıl önce avcı-toplayıcı yaşayan atalarımızda tıpkı bizim gibi insandı. Ancak onların doğurdukları her iki bebekten biri öldü. Onların çok çetin bir hayatı oldu, 20-25 yaşına kadar zor yaşadılar. 10.000 yıl önce tarıma geçince de tüm sorunlar bir anda çözülmedi. Hala da çözülmüş değil... Bugün Dünya'nın çeşitli yerlerinde sizin yaşadığınız rahat içinde yaşayamayanlar var. Onların bu noktadan sonra akıllarını kullanmaları da pek fayda etmiyor. Kuraklıkla, hastalıkla savaşarak geçiyor ömürler. Çoğunun ömrü kısacık oluyor.

 

***

Uzun lafın kısası "hamdolsun verdiğin nimete, sağlık ve afiyete..." diyeceğimiz Tanrı değildir. İnsanoğlunun birikimidir.

Bu birikime bilimsel yöntemleri kullanarak, üst düzeye çıkmış sorunlarımıza sonuç veren çözümler üreterek ulaşmıştır.

 

Kuru kuruya "hamdolsun" diyerek Allaha dualar etmek yetmez...

Bilgiyi, bilimi, bilimsel yöntemi ve bilim adamını el üstünde tutmak gerektiğini anlamak, kavramak gerekir.

 

Neolitik dönemden bu yana varsayımlarında yarattığı tanrıların peşinden koşarak gerçek anlamda ne kazandı insanoğlu?

 

Yalanlarla binlerce nesli, milyarlarca hayatı kararttı!

Her insan bilimin ilerlemesinde potansiyel bir adım demektir, oysa bu zihniyet nicelerini telef etti!

 

Gelecek kuşakların daha yaşanası bir dünyayı onlara miras bırakmak için insanoğluna düşen sağduyulu yaşamsal sorumluluklardan en öncelik taşıyanı, bronz çağı mitolojilerinin düşünce sistematiğinin bugünlere taşıdığı tanrı kavramının peşini bırakmak, gerçek çözümler sunan bilimi el üstünde tutmaktır.!

 

***

Link to post
Share on other sites

Sayın Tna,

 

İşyerimdeki atölyeme bir eleman alsam, bu eleman benim işyerimde, benim cihaz ve malzemelerimi kullanarak, takıldığı, içinden çıkamadığı yerlerde benden akıl alarak, benden aldığı akıl vasıtası ile bir ürün üretse, sonra da bakın bunu sadace ben yaptım, kimseden destek görmedim dese, ben de onun münasip bir yerine tekmeyi bassam, normal karşılanır.

 

Ama Allah biz kulları gibi değildir. Sabırlıdır, merhametlidir.

Link to post
Share on other sites

Sayın Tna,

 

İşyerimdeki atölyeme bir eleman alsam, bu eleman benim işyerimde, benim cihaz ve malzemelerimi kullanarak, takıldığı, içinden çıkamadığı yerlerde benden akıl alarak, benden aldığı akıl vasıtası ile bir ürün üretse, sonra da bakın bunu sadace ben yaptım, kimseden destek görmedim dese, ben de onun münasip bir yerine tekmeyi bassam, normal karşılanır.

 

Ama Allah biz kulları gibi değildir. Sabırlıdır, merhametlidir.

 

 

sn @kemend

 

bu örneğe göre sizde tekme vurduğunuz çırağın tanrısı olmuş oluyorsunuz.

yada sizi bu durumdan kurtarayım sizi de tanrı yaratmış olduğundan,ve hatta

konuyu açan ve bazı itirazları olan forumdaşımız @gecekuşunu da tanrı yarattığına göre..

bu forumdaş bazan yoldan çıkıp şeytana uyması vede şeytanı da tanrı yarattığına göre..

................

 

ez cümle tüm evreni (yani sizin hoşunuza gidebileceğini düşündüğüm kelime ile) kainatı da

insanları hayvanları bitkileri de yaratıp onları imtihan edip,bu imtihanı geçerlerse cennete

geçmezlerse cehenneme,ve biz kullardan iman,itikat,kurban,dua, vs vs hep isteyen kudretin

bir oyuncağı olmaktayız..sakın anlamıyorsunuz öyle değil demeyin rasyonal mantık buraya varır..

 

yok eğer bu metafizik düzlemden çıkıp da pozitif bilimler,antropoloji,felsefe,ve hatta sosyoloji

düzleminde konuşmayı isterseniz çok memnun olurum.en azından ne demeye çalıştığınızı

tanıtlayarak anlatmış olursunuz.yoksa iddialarınız sadece sizin kişisel bir inancınız olarak

kalır.

 

şimdi bakınız.

 

bu insan denen canlı ne yapmış.

 

 

 

 

stephansquintet_hubble.jpg

 

bu resimde görülen beş ayrı galaksinin resmini çekmiş bunlar

 

ne kadar uzaklıktayken biliyormusunuz? 300 milyon ışık yılı uzaklığında..

 

ve insan üstnova patlamaları ile yıldızların doğduğunu,

 

karadelik çekim noktaları ile yokolduğunu bulmuş..bulutsu ların

 

varlığı ile de bunu tanıtlamış..

 

bir ışık yılı kaç km?

 

10 milyar km..siz varın uzaklığını tahmin edin..

 

şimdi tanrı yarattı insan keşfettimi oluyor..bu insanın hiç

 

mi kendi başarısı değildir.?.hiç bir işe yaramayan bir mahlukatmıdır bu canlı?

 

lütfen insana,onun bilimsel çalışmasına,azıcık güvenin her işi tanrılarla çözmeyin,

Link to post
Share on other sites

İşyerimdeki atölyeme bir eleman alsam, bu eleman benim işyerimde, benim cihaz ve malzemelerimi kullanarak, takıldığı, içinden çıkamadığı yerlerde benden akıl alarak, benden aldığı akıl vasıtası ile bir ürün üretse, sonra da bakın bunu sadace ben yaptım, kimseden destek görmedim dese, ben de onun münasip bir yerine tekmeyi bassam, normal karşılanır.

 

Ama Allah biz kulları gibi değildir. Sabırlıdır, merhametlidir.

Neden tekme atma ihtiyacındasınız anlaması güç!..

Size tanrınız merhametsizliği mi bahşetti?.. Size tanrı yanınızda çalışanları "Kul" olarak gör diye akıl mı verdi?

Alışkanlık bu ya tanrının sizden beklediğini varsaydığınız, biz kullar ona tapınıp, yüceltilmeliyiz düşüncesini..

Kendiniz için size hizmet üreten insanlardan da bekliyorsunuz...

Tanrıcılık oynamak yerine size hizmet üreten insanlara değer vermeyi denemelisiniz...

Üretenin ne dediğinden çok neyi ürettiği önemsiz midir.?

 

***

Ayrıca sorulması gereken ufacıcık bir soru var...

Bilim adamlarının ve yaşamın zorluklarını aşamaya çabalarken insanoğlunun takıldığı yerlerde ne zaman, nerede tanrıdan akıl istemiştir de bu istem yukarıdan yanıt bulmuştur...

 

Örneğin; Edison ampulu üretirken sorunlarla karşılaşıp takıldığı yerler olmuştur şüphesiz öyle değil mi? Onun bu buluşu yaparken karşılaştığı sorunlar karşısında onun tanrısı ona nasıl bir akıl vermiştir acaba bilginiz var mı?..

 

Neyse; Siz iş yerinizde karşınıza çıkan sorunlarınızda "takıldığınız, içinden çıkamadığınız yerlerde" tanrıdan akıl isteyin bakalım size bir yanıt gelecek mi?

Eğer gelirse bizimle paylaşın lütfen...

 

***

 

Yazılanlar üzerine öne sürdüğünüz bakış açısıyla değerlendirme yaptığınızda, yapacağınız çıkarım elbette bu yazdıklarınız olacaktır... Bu anlamda size hak vermemiz gerekiyor... Ama sizin de en azından anlamaya çabalamak gibi niyetiniz olması gerekiyor...

 

Uzun lafın kısası; Sizin şöyle bir göz gezdirdiğiniz yazılanlarda anlatılmak istenen şudur...

Kuru kuruya "hamdolsun" diyerek Allaha dualar etmek yetmez...

Bilgiyi, bilimi, bilimsel yöntemi ve bilim adamını el üstünde tutmak gerektiğini anlamak, kavramak gerekir.

"Hamdolsun verdiğin nimete, sağlık ve afiyete..." diyeceğimiz "İnsanoğlunun birikimidir."

Bu birikime bilimsel yöntemleri kullanarak, üst düzeye çıkmış sorunlarımıza çözümler üreterek ulaşmıştır.

Link to post
Share on other sites

Sayın Gece Kuşu,

 

Sizin okuduğunuz yazı aşağıda yazıldığı gibi olmalı:

 

İşyerimdeki atölyeme bir eleman aldım, bu eleman benim işyerimde, benim cihaz ve malzemelerimi kullanarak, takıldığı, içinden çıkamadığı yerlerde benden akıl alarak, benden aldığı akıl vasıtası ile bir ürün üretti., sonra da bakın bunu sadace ben yaptım, kimseden destek görmedim dedi, ben de onun münasip bir yerine tekmeyi bastım, bunun normal karşılanması lazım.

 

Ama Allah biz kulları gibi değildir. Sabırlıdır, merhametlidir.

 

Oysa yazdığım yazı şöyle:

 

İşyerimdeki atölyeme bir eleman alsam, bu eleman benim işyerimde, benim cihaz ve malzemelerimi kullanarak, takıldığı, içinden çıkamadığı yerlerde benden akıl alarak, benden aldığı akıl vasıtası ile bir ürün üretse, sonra da bakın bunu sadace ben yaptım, kimseden destek görmedim dese, ben de onun münasip bir yerine tekmeyi bassam, normal karşılanır.

 

Ama Allah biz kulları gibi değildir. Sabırlıdır, merhametlidir.

 

Bu iki metin arasındaki farkı anlayabilen kişinin - ki vasat bir akıl bu iş için yeterlidir - kendine verdiği anlayış için Allah'a hamdetmesi yerinde olur.

 

Bu iki metin arasındaki farkı anlayamayan kişinin de Allah'a hamdetmesi yerinde olur. Anlamasa bile en azından okuyup yazabilecek imkanlar kendisine verilmiş.

 

Sizin dediğiniz gibi, Allah'ın kendisine verdiği nimetleri güzel kullanabilenle kullanamayan bir olur mu hiç.

Link to post
Share on other sites

Sayın Gece Kuşu,

 

Sizin okuduğunuz yazı aşağıda yazıldığı gibi olmalı:

 

İşyerimdeki atölyeme bir eleman aldım, bu eleman benim işyerimde, benim cihaz ve malzemelerimi kullanarak, takıldığı, içinden çıkamadığı yerlerde benden akıl alarak, benden aldığı akıl vasıtası ile bir ürün üretti., sonra da bakın bunu sadace ben yaptım, kimseden destek görmedim dedi, ben de onun münasip bir yerine tekmeyi bastım, bunun normal karşılanması lazım.

 

Ama Allah biz kulları gibi değildir. Sabırlıdır, merhametlidir.

 

Oysa yazdığım yazı şöyle:

 

İşyerimdeki atölyeme bir eleman alsam, bu eleman benim işyerimde, benim cihaz ve malzemelerimi kullanarak, takıldığı, içinden çıkamadığı yerlerde benden akıl alarak, benden aldığı akıl vasıtası ile bir ürün üretse, sonra da bakın bunu sadace ben yaptım, kimseden destek görmedim dese, ben de onun münasip bir yerine tekmeyi bassam, normal karşılanır.

 

Ama Allah biz kulları gibi değildir. Sabırlıdır, merhametlidir.

 

Bu iki metin arasındaki farkı anlayabilen kişinin - ki vasat bir akıl bu iş için yeterlidir - kendine verdiği anlayış için Allah'a hamdetmesi yerinde olur.

 

Bu iki metin arasındaki farkı anlayamayan kişinin de Allah'a hamdetmesi yerinde olur. Anlamasa bile en azından okuyup yazabilecek imkanlar kendisine verilmiş.

Sizin dediğiniz gibi, Allah'ın kendisine verdiği nimetleri güzel kullanabilenle kullanamayan bir olur mu hiç.

Siz ne diyorsunuz?

İletime bakarsanız alıntıladığım "Oysa yazdığım yazı şöyle:" dediğinizle aynı...

Kelime oyunları yapmanız "aldım-alsam", "tekmeyi bastım- tekmeyi bassam" düşüncelerinizin özünü değiştirmiyor...

 

Bu kendinizi zeki sanmanızın ötesinde, karşınızdakileri dil bilgisi bilmeyen saf insanlar sanmanın karmaşası...

Kendi kendinize kurgulamalar yapıp ardından tartışma uslubuna uygun olmayan yaklaşımlar üretiyorsunuz...

 

Siz karşınızdaki kişileri hep sizden daha akıl fakiri olarak mı değerlendirirsiniz?

Alıntıda renklendirdiğim yerlerde yapmaya çalıştığınız şey çok yakışıksız...

Aklınız sıra beni uygun lisanla akılsız, anlamaktan yoksun biri olarak ilan ediyorsunuz...

 

"Allah'ın kendisine verdiği nimetleri güzel kullanabilenle kullanamayan bir olur mu hiç." diyorsunuz...

Ama ben sizin bu bakış açınızı kabul etmiyorum, aklını sizin gibi kullananlardan olmayı asla tercih etmem...

Kelime oyunları yapmak yerine, yazılanlara varsa karşı görüşünüz yazarsınız.

Tartışmayı kişiselleştirip, onları aklısız olmakla itham etmenin,

Söyleyecek bir şeyleri olmayanların yakışıksız bir davranışı olarak gördüğümü bilmenizi isterim...

 

Bu yaklaşımınızı muhatap olarak almıyor ve size iade ediyorum...

Alttaki imzayı okuyup üzerinde düşünmelisiniz bence...

 

Kendinize ve çevrenizdekilere iyi davranmanız dileklerimle...

 

Link to post
Share on other sites

Siz ne diyorsunuz?

İletime bakarsanız alıntıladığım "Oysa yazdığım yazı şöyle:" dediğinizle aynı...

Kelime oyunları yapmanız "aldım-alsam", "tekmeyi bastım- tekmeyi bassam" düşüncelerinizin özünü değiştirmiyor...

 

Bu kendinizi zeki sanmanızın ötesinde, karşınızdakileri dil bilgisi bilmeyen saf insanlar sanmanın karmaşası...

Kendi kendinize kurgulamalar yapıp ardından tartışma uslubuna uygun olmayan yaklaşımlar üretiyorsunuz...

 

Siz karşınızdaki kişileri hep sizden daha akıl fakiri olarak mı değerlendirirsiniz?

Alıntıda renklendirdiğim yerlerde yapmaya çalıştığınız şey çok yakışıksız...

Aklınız sıra beni uygun lisanla akılsız, anlamaktan yoksun biri olarak ilan ediyorsunuz...

 

"Allah'ın kendisine verdiği nimetleri güzel kullanabilenle kullanamayan bir olur mu hiç." diyorsunuz...

Ama ben sizin bu bakış açınızı kabul etmiyorum, aklını sizin gibi kullananlardan olmayı asla tercih etmem...

Kelime oyunları yapmak yerine, yazılanlara varsa karşı görüşünüz yazarsınız.

Tartışmayı kişiselleştirip, onları aklısız olmakla itham etmenin,

Söyleyecek bir şeyleri olmayanların yakışıksız bir davranışı olarak gördüğümü bilmenizi isterim...

 

Bu yaklaşımınızı muhatap olarak almıyor ve size iade ediyorum...

Alttaki imzayı okuyup üzerinde düşünmelisiniz bence...

 

Kendinize ve çevrenizdekilere iyi davranmanız dileklerimle...

 

 

 

Sayın Gece Kuşu,

Cümle örnekleri:

 

"Buradan denize atlasam soğuktan donarım."

 

"Buradan denize atladım, soğuktan dondum."

 

 

Bu iki cümlede ifade edilen mana aynıysa siz haklısınız, özür dilerim.

 

Aynı değilse benden bu kadar, gerisi size kalıyor.

 

 

 

Link to post
Share on other sites

Sayın Gece Kuşu,

Cümle örnekleri:

 

"Buradan denize atlasam soğuktan donarım."

"Buradan denize atladım, soğuktan dondum."

 

Bu iki cümlede ifade edilen mana aynıysa siz haklısınız, özür dilerim.

Aynı değilse benden bu kadar, gerisi size kalıyor.

 

Sayın 'Kemend';

Anlaşılan o ki; ben varsayımlar üzerine cümleler ürettim, sizde beni ciddiye alıp yanıt verdiniz demeye getiriyorsunuz...

Bırakalım artık bu kelime oyunlarını...

 

Uzun lafın kısası; Başlığın konusuna geri dönersek... Yazılanlarda anlatılmak istenen şuydu...

 

Kuru kuruya "hamdolsun" diyerek Allaha dualar etmek yetmez...

Bilgiyi, bilimi, bilimsel yöntemi ve bilim adamını el üstünde tutmak gerektiğini anlamak, kavramak gerekir.

"Hamdolsun verdiğin nimete, sağlık ve afiyete..." diyeceğimiz "İnsanoğlunun birikimidir."

Bu birikime bilimsel yöntemleri kullanarak, üst düzeye çıkmış sorunlarımıza çözümler üreterek ulaşmıştır.

Link to post
Share on other sites

 

"Havada bulut, vay bana ördek dedin" davası!

Vatandaşın sıkça yakındığı konulardan biri, mahkemelerden çıkan adaletsiz kararlar. Bunun birçok nedeni var. En başta da iş yükü geliyor.

Yargıç ve savcıların bir dava ile ilgilenirken, acele etmeden, sakin kafayla düşünmeleri gerekiyor.

Ama üstlerindeki yük arttığında, bu mümkün olmuyor. Ayrıntı gibi gözüken çok önemli noktalar atlanabiliyor. Bazı kararlar ister istemez üstünkörü veriliyor.

'İş yükü' deyince... Bunun 'brütü' var, 'neti' var. Şöyle:

Net iş yükü, hukuksal normlar açısından yapılması gereken işleri kapsıyor.

Eğer birisi, diğerini silahla yaralamışsa, bu olay elbette adalet sisteminin içine alınacak ve yargılama yapılacak.

 

***

Bir de sistemi gereksiz yere meşgul eden sudan olaylar var.

Geçen gün avukat arkadaşımdan öğrendim: Akıl hastaları dava açıyorlarmış.

Örneğin 'raporlu' bir vatandaş başvuruyor: Faraza diyor ki "İbrahim Tatlıses'in söylediği 'Saza niye gelmedin' parçası bana aittir. Telif hakkımı isterim."

Başvuru sırasında kişinin akıl hastası olduğu fark edilmediği takdirde, iş bir anda ciddileşiyor. Sistem mecburen işlemeye başlıyor.

Adam mahkemeye çıkıp "Sadece o parça değil bana ait olan... Sezen Aksu'nun da tüm parçalarını ben yazdım" diyene kadar mekanizma boşuna çalışıyor.

 

***

Başka tür olaylar da var.

Gazetecilerin başına sıkça gelen bir olayı, geçenlerde bir başka arkadaşım yaşadı.

Vatandaşın biri, köşe yazarı olan arkadaşımı şikâyet etmiş.

Kadın diyormuş ki "Vay efendim bu yazar nasıl olur da 'erken cumhuriyet' dönemi için diktatörlük der?"

Allah, Allah! Nerede denmiş?

Sözü geçen yazı bulundu. Defalarca okundu. Yok böyle bir ifade!

Kadın ya okuduğunu anlamadığından ya da 'havada bulut, vay bana ördek dedin' cinsinden bir yorum yaparak, böyle bir sonuca varmış.

Savcı da mecburen olayla ilgileniyor. Arkadaşımı ifade vermeye çağırmıştı.

 

***

Demiş ki arkadaşım: "Samimi fikrime göre o döneme diktatörlük denilemez. Zaten yazıda da böyle bir iddia bulunmuyor. Dönemin tek parti rejimi olduğu doğrudur ama o başka konu..."

Ardından da eklemiş: "Ama diyelim ki öyle düşünüyorum ve sebebini anlatıyorum. Bundan kime ne? Eğer fikir özgürlüğü varsa ben bunu söylerim. Başkası da çıkıp tersini söylesin."

Avrupa Birliği diyoruz... Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi diyoruz... Demokratikleşme diyoruz... Fikir özgürlüğü diyoruz...

Ondan sonra da böyle bir nedenle savcının en az yarım saatini işgal ediyoruz.

Şimdi artık internet aracılığıyla da şikâyet yapılabildiğine göre, varın hesap edin iş yükünün artış hızını.

 

***

Peki, ne yapılabilir?

Öğrendim ki bu tip olaylarda şikâyetçi, harç yatırmıyormuş. Büyük bir hata! Şöyle yapılmalı:

Kardeşim madem şikâyet edeceksin; önce 100 lira yatır. Sonra yap şikâyetini.

Eğer savcılık bir iddianame hazırlamaya karar verirse ne ala! O zaman şikâyetinin makul, mantıklı olduğu anlaşılır ve paranı geri alırsın.

Yok eğer savcı kavuşturmaya gerek görmeyip şikâyeti yersiz bulursa, 100 liran yanar!

Böyle bir tedbir, 'Ya tutarsa' türü şikâyetleri ciddi biçimde azaltacaktır.

Yargı sisteminde kim bilir daha nice bu tip hantallaştırıcı durum vardır.

Sanırım basit bazı tedbirlerle adli mekanizmalar hızlandırılabilir.

 

Emre Aköz - Sabah

Link to post
Share on other sites

Bunca sözden sonra, sonuç olarak;

 

Her namazda okuduğumuz, Kur'an'ın ilk sûresi olan Fâtiha sûresinin 2. âyetinde

 

"Hamd âlemlerin rabbi olan Allah'a mahsustur."

 

denilmektedir.

 

Kendi aklımızı Kur'an'ın önüne geçirmediğimiz sürece;

 

Kişilerden görmüş olduğumuz iyilikler, faydalar karşısındaki doğru tutumumuz teşekkür etmek, minnet duymak ve kendilerine hâyr dua etmek şeklinde olmalıdır.

 

cool.gif

Link to post
Share on other sites

Bunca sözden sonra, sonuç olarak;

 

Her namazda okuduğumuz, Kur'an'ın ilk sûresi olan Fâtiha sûresinin 2. âyetinde

 

"Hamd âlemlerin rabbi olan Allah'a mahsustur."

 

denilmektedir.

 

Kendi aklımızı Kur'an'ın önüne geçirmediğimiz sürece;

 

Kişilerden görmüş olduğumuz iyilikler, faydalar karşısındaki doğru tutumumuz teşekkür etmek, minnet duymak ve kendilerine hâyr dua etmek şeklinde olmalıdır.

 

 

Nihayet, kişileştirmeden uzak durarak, başlığın konusuna kendi görüşünüzü belirten bir yanıt verdiniz...

Tartışmalarıızı bu yaklaşım ve uslupla sürdürdüğünüz sürece karşılıklı olarak ne anlatmak istediğimizi,

Aynı ya da farklı düşündüğümüz noktaları kavramamız ona göre görüş belirtmemiz mümkün öyle değil mi?

 

***

 

Bu son yazdıklarınıza önce sizin bulunduğunuz yerden düşünce üreterek sorgulama yapmam gerekiyor...

 

"Hamd âlemlerin rabbi olan Allah o kadar özgüveni yüksek o kadar lütufkâr ve o kadar sabırlı bir yaratıcı ki, aklımızı kuranın önüne geçirmeden insanoğlunun elindeki nimetler ve sağlık afiyeti üzerine ancak Allah' hamd etmemiz, bu nimetleri biz verdiği için ona dualar etmemiz gerekir...

 

İnsanoğlunun yaşamına kolaylıklar getiren bilimsel gelişmeleri iyilik ve faydalar olarak görmemiz gerekir. Bu gelişme ve olanakları insanoğluna kazandıran insanoğlunun çabası ve azmi karşısındaki doğru tutumumuz teşekkür etmek, minnet duymak ve kendilerine hâyr dua etmek şeklinde olmalıdır.

 

Aksi olsa ne olurdu bu seferde Allah insanın özgür iradesine saygı duymuyor kendi ne isterse onu düşündürüyor aksi düşünceye mensup zihinleri cezalandırıyor olurdu…

Sağlık verende Allah'tır şifa verende Allah'tır. İnsanoğlu sadece sebepleri bulmuştur. Bu sebepleri yaratanda Allah'tır dileseydi yaratmazdı.

 

***

 

Eğer başlığın içeriğini yazarken yukarıdaki bakış açısıyla açıklamalar getirseydim sanırım itiraz edeceğiniz bir nokta olmayacaktı…

Ama benim itirazlarımda zaten tam bu noktada, Allah, nimet vermiyor, sağlık vermiyor, afiyet vermiyor diyorum ve örneklemelerle belgelendiriyorum.

"Hamdolsun verdiğin nimete, sağlık ve afiyete..." diyeceğimiz Tanrı değildir. İnsanoğlunun birikimidir.

Bu birikime bilimsel yöntemleri kullanarak, üst düzeye çıkmış sorunlarımıza sonuç veren çözümler üreterek ulaşmıştır.

 

Kuru kuruya "hamdolsun" diyerek Allaha dualar etmek yetmez...

Bilgiyi, bilimi, bilimsel yöntemi ve bilim adamını el üstünde tutmak gerektiğini anlamak, kavramak gerekir.

 

Neolitik dönemden bu yana varsayımların tarattığı tanrıların peşinden koşarak gerçek anlamda ne kazandı insanoğlu?

 

Yalanlarla binlerce nesli, milyarlarca hayatı kararttı!

Her insan bilimin ilerlemesinde potansiyel bir adım demektir, oysa bu zihniyet nicelerini telef etti!

 

Gelecek kuşakların daha yaşanası bir dünyayı onlara miras bırakmak için insanoğluna düşen sağduyulu yaşamsal sorumluluklardan en öncelik taşıyanı, bronz çağı mitolojilerinin düşünce sistematiğinin bugünlere taşıdığı tanrı kavramının peşini bırakmak, gerçek çözümler sunan bilimi el üstünde tutmaktır.!

 

 

Yuakarıdaki alıntı da yazdıklarımla herşeye rağmen "Aklımızı Kuranın önüne geçirmemiz gerektiğini" söylüyorum...

 

Siz Tanrının bize merhamet ettiğini, lütufta bulunduğunu söylüyorsunuz. Kendi aklımızı Kur'an'ın önüne geçirmediğimiz sürece; Kişilerden görmüş olduğumuz iyilikler, faydalar karşısındaki doğru tutumumuz teşekkür etmek, minnet duymak ve kendilerine hâyr dua etmek şeklinde olmalıdır. diyorsunuz...

 

Bu da sizin yazılanlara itirazınız.

Ben ve siz olarak yaşamı algılamada durduğumuz farklı yerleri yazdıklarımızla açıklamaya çalışıyoruz.

Kendi açımdan sizin ne kadar yanlış düşündüğünüzü ispatlamak gibi bir kaygım yok.

Benden farklı düşünüyorsunuz diye sizi yok saymak gibi yaklaşımım da yok..

Ben düşüncelerimi yazdım varsa sizde karşı görüşünüzü yazarsınız,

Polemiğe girmek gibi bir gereksiz yöntemlere başvurmak yerine

Her aklı başında insanın yapması gerektiği gibi gerisini okuyanların değerlendirmesine bırakmamız gerekiyor…

 

 

Sevgilerimle... smile.gif

Link to post
Share on other sites

Hamdolsun verdiğin sağlığa....

 

Bundan 100 yıl önce insanlar için ortalama ömür beklentisi 35 yıl kadardı. Bugün bu değer gelişmiş ülkelerde 83 yıla kadar çıktı.

 

Gerek virüsler, bakteriler, mantarlar ve zooparazitler gerekse genetik bozukluklar ve embriyolojik süreçteki aksaklıklar yüzünden pek çok hastalığa yakalanıyoruz, hatta bu hastalıklar ile doğuyoruz. Son yüzyıl içerisinde hastalıklarla savaşımızda çok büyük ilerlemeler kaydettik. Bu ilerlemelerin tamamı bilimsel çalışmalar ile sağlandı. Gökten tedavi inmedi.

 

1300'lü yıllarda yaşanan Büyük Veba Salgınını düşünün. Avrupa nüfusunun neredeyse yarısını öldüren dehşet verici bir olay. O dönemde bu hastalıkla savaşacak hiçbir silahımız yoktu. Ölümden kaçış yoktu.

 

1918'de yaşanan Grip salgınında 20 ila 100 milyon insanın öldüğü tahmin ediliyor. O dönemdeki Dünya nüfusuna oranlarsanız bu muazzam bir rakam.

 

Daha bunun gibi pek çok salgın yaşadı insanlık... Hepsini yazmak mümkün değil. Web’de araştırın orada bulup inceleyebileceğiniz binlerce liste var... En azından şuraya -http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_epidemics- başvurun size gerekli bilgileri verecektir…

 

Dinlerin insan yaşamına hiçbir olumlu katkıları olmamıştır.

Taş devrinden 1900 yılına kadar geçen süre içinde ortalama ömür beklentisi 20 yıldan 34 yıla çıkabilmiştir. İnsanlar terk edip bilime yöneldiklerinde ise geçen 100 yıl gibi kısa bir süre içinde ortalama insan ömrü iki kat artarak 35 yıldan 70 yıla çıkmıştır. Böyle bir gelişmeyi hiçbir dini öğretinin sağlayamadığı aşağıdaki grafikte açıkça görülmektedir…

 

insanmrvedinler.jpg

Özetle, Gerçekte sağlık Tanrı'dan gelmiyor...

Sağlık konusundaki ilerlemeleri bilimsel alanda çalışarak biz insanlar sağladık.

 

 

Sayın GeceKuşu,

Yukardaki alıntısını yaptığım yazınızda dersinizki İnsanların ortalama ömür beklentisi (35 yıl kadardı)sonrasında da

Bilimsel araştırmalarla bu durum 70 yıla kadar çıkmıştır.

Tamam,haklısınız.

Fakat başka bir iletinizde de şöyle yazmışsınız;

 

 

 

 

 

 

 

“Tanrı insana akıl verdi, bu gelişmeler bu sayede oldu” diyenlere şunları ifade ederek oturup aklı başında düşünmelerinin gerektiğini hatırlatmak son derece önemli; Bundan 15.000 yıl önce avcı-toplayıcı yaşayan atalarımızda tıpkı bizim gibi insandı. Ancak onların doğurdukları her iki bebekten biri öldü. Onların çok çetin bir hayatı oldu, 20-25 yaşına kadar zor yaşadılar. 10.000 yıl önce tarıma geçince de tüm sorunlar bir anda çözülmedi. Hala da çözülmüş değil... Bugün Dünya'nın çeşitli yerlerinde sizin yaşadığınız rahat içinde yaşayamayanlar var. Onların bu noktadan sonra akıllarını kullanmaları da pek fayda etmiyor. Kuraklıkla, hastalıkla savaşarak geçiyor ömürler. Çoğunun ömrü kısacık oluyor.

 

 

 

Şimdi Buğday bulunduktan sonrada salgın hastalıklar olmuş ve İnsanlar ölmüş, her iki olayda da ortalama İnsan ömrünü bilimsel düşünce gelişmeden evvel 24/ 25/ 35 diyelim varsaymışsınız (istatistik) bilimsellik geliştikçe de İnsan ömrü 70 yaş düzeyine çıkmış.

Şimdi; benim anlayamadığım bu "İNSAN ÖMRÜ" Buğdayın bulunuşu "TARIMSAL GELİŞME" ilemi olduğu,yoksa buğday da varken (tarım daha modern iken); Şu yazdığınız;

 

Bundan 100 yıl önce insanlar için ortalama ömür beklentisi 35 yıl kadardı. Bugün bu değer gelişmiş ülkelerde 83 yıla kadar çıktı.

 

Ve yine şu yazınız;

 

 

1300'lü yıllarda yaşanan Büyük Veba Salgınını düşünün. Avrupa nüfusunun neredeyse yarısını öldüren dehşet verici bir olay. O dönemde bu hastalıkla savaşacak hiçbir silahımız yoktu. Ölümden kaçış yoktu.

 

1918'de yaşanan Grip salgınında 20 ila 100 milyon insanın öldüğü tahmin ediliyor. O dönemdeki Dünya nüfusuna oranlarsanız bu muazzam bir rakam.

 

Hem İnsan ömrü kısa diyorsunuz hem verdiğiniz yukardaki salgınlardan ölen İnsanlar var, hemde biliyoruzki mesela Eski Yunan dan kalan heykellerden anladığımız göre İnsanlar sizin yazdığınız gibi 25,30 yaşlarında ölmemişler ve BUĞDAY da var üstelik,günümüzde de domuz gribi salgını var yine bilim adamları aşısını üretmek için uğraşıyor.

Final; ALLAH c.c. nerede (hangi Kutsal kitapta) emir vermiş " BİLİM İLİM YAPMAYIN DİYE" ve ALLAH c.c. dua etmenin bilimsel gelişmeye engel olan tarafı ne, ALLAH c.c. İnanan İnsanlar İlim,Bilim yapamaz diye bir kuralmı var,üstelik en basitinden hemde Hristiyan (koyu) olan "PASTÖR" sizce dua etmiyormu idi Müslüman bilim adamlarından bahis açmayacağım...

Ne dersiniz sayın gecekuşu bu işlere.

Link to post
Share on other sites

Hem İnsan ömrü kısa diyorsunuz hem verdiğiniz yukardaki salgınlardan ölen İnsanlar var, hemde biliyoruzki mesela Eski Yunan dan kalan heykellerden anladığımız göre İnsanlar sizin yazdığınız gibi 25,30 yaşlarında ölmemişler ve BUĞDAY da var üstelik,günümüzde de domuz gribi salgını var yine bilim adamları aşısını üretmek için uğraşıyor.

Final; ALLAH c.c. nerede (hangi Kutsal kitapta) emir vermiş " BİLİM İLİM YAPMAYIN DİYE" ve ALLAH c.c. dua etmenin bilimsel gelişmeye engel olan tarafı ne, ALLAH c.c. İnanan İnsanlar İlim,Bilim yapamaz diye bir kuralmı var,üstelik en basitinden hemde Hristiyan (koyu) olan "PASTÖR" sizce dua etmiyormu idi Müslüman bilim adamlarından bahis açmayacağım...

Ne dersiniz sayın gecekuşu bu işlere.

 

Sayın 'sarıgöl'; Alıntıladğım sorularınızın yanıtı başlık içinde yazılan iletilerde var...

 

"Ne dersiniz sayın gecekuşu bu işlere. " diye yönlendirdiğiniz final sorunuza ise şunu diyorum..

***

"Hamdolsun verdiğin nimete, sağlık ve afiyete..." diyeceğimiz Tanrı değildir. İnsanoğlunun birikimidir.

Bu birikime bilimsel yöntemleri kullanarak, üst düzeye çıkmış sorunlarımıza sonuç veren çözümler üreterek ulaşmıştır.

 

Kuru kuruya "hamdolsun" diyerek Allaha dualar etmek yetmez...

Bilgiyi, bilimi, bilimsel yöntemi ve bilim adamını el üstünde tutmak gerektiğini anlamak, kavramak gerekir.

 

Neolitik dönemden bu yana varsayımların tarattığı tanrıların peşinden koşarak gerçek anlamda ne kazandı insanoğlu?

 

Yalanlarla binlerce nesli, milyarlarca hayatı kararttı!

Her insan bilimin ilerlemesinde potansiyel bir adım demektir, oysa bu zihniyet nicelerini telef etti!

 

Gelecek kuşakların daha yaşanası bir dünyayı onlara miras bırakmak için insanoğluna düşen sağduyulu yaşamsal sorumluluklardan en öncelik taşıyanı, bronz çağı mitolojilerinin düşünce sistematiğinin bugünlere taşıdığı tanrı kavramının peşini bırakmak, gerçek çözümler sunan bilimi el üstünde tutmaktır.!

***

 

Bana aynı şeyleri sürekli tekrar ettirmenize gerek var mı bilemiyorum?

Sevgilerimle.. smile.gif

Link to post
Share on other sites

Sayın GeceKuşu,

 

Sorduğum sorulara yanıt alamadım olsun, İnsanoğlunun birikimi dediğiniz olaylarla (bilimsel gelişme) ALLAH c.c. dua etmek niye çelişsin, bu bir.

ALLAH c.c. İnsanlara çalışmayın bilim üretmeyin mi der, bu iki.

Şimdi alıntılayacağım yazınız;

Neolitik dönemden bu yana varsayımlarında yarattığı tanrıların peşinden koşarak gerçek anlamda ne kazandı insanoğlu?
buradan hareketle, darwin in bilimsellik adına İnsanlığa dayattığı safsata bütün "DİN" adına hurafe üretenlerden fazladır, bu üç.

 

Yalanlarla binlerce nesli, milyarlarca hayatı kararttı!

Her insan bilimin ilerlemesinde potansiyel bir adım demektir, oysa bu zihniyet nicelerini telef etti!

 

Bu milyarlarca İnsan ve nesil nerede??? şu yazdığınız;

 

1918'de yaşanan Grip salgınında 20 ila 100 milyon insanın öldüğü tahmin ediliyor. O dönemdeki Dünya nüfusuna oranlarsanız bu muazzam bir rakam.

 

 

Bu kadar mübalağa (ajite) yapıp olayı dramatize etmek? hem milyarlarca ve binlerce nesil diyeceksiniz, hemde 1918 senesini örnek verip o dönemdeki Dünya nufusuna dikkat çekeceksiniz,nerede bu milyarlarca Hayat,Binlerce nesil,yoksa "DİN" ve ALLAH c.c. emirmi vermiş ki yanlız dua edin hiç İlim,Bilim yapmayın,yapmayınki Milyarlarca İnsan ve Binlerce nesil kayıp olsun.

Yapmayın İnsan Din'e inanmaz yani ateist olur fakat bu kadar da olayların kökenini hep Din ve ALLAH c.c. (haşa) olduğunu yazmaz.

Siz evvela "BİLİNÇ" nedir, "İRADE" nedir, Cüzi İrade,Külli İrade, neyi anlatır onları bir inceleyin,inceleyinde ondan sonra yazmayı bir deneyin...

 

ALLAH c.c. İnanan İnsanlarda İlim,Bilim yapar hemde inanmayanlardan daha fazla İnsanlığa faydaları olmuştur, bu itibarla "DUA" etmek İnsan fıtratının gereği ve YARATANIN iNSANA BAHŞETTİĞİ BİR LUTUFTUR.

 

Muhabbetle.

Link to post
Share on other sites

İnsanoğlunun birikimi dediğiniz olaylarla (bilimsel gelişme) ALLAH c.c. dua etmek niye çelişsin, bu bir.

Sizin sorunuzda söz ettiğiniz gibi düşünülebilir elbet.. Ki..; Öyle düşündüğünüz için böyle bir soru sormuşsunuz..

 

Ama şöyle de düşünülebilir...

Nasıl ki, Eve çalışarak ekmek parası getiren kişi yerine, dünyanın herhangi bir yerindeki varsaydığımız birine teşekkür etmemiz ne kadar çelişkiliyse... Bizi ameliyat edip sağlığımıza kavuşmamızı sağlayan doktor yerine, dünyanın herhangi bir yerindeki varsaydığımız birine sağlığımız için duacı olmamız ne kadar çelişkiliyse... İnsanoğlunun kendi yaşamını düzenlerken çeşitli yöntemlerle elde ettiği kazanımları için varsaydığı Tanrısına duacı olması o kadar çelişkilidir...

 

Her iki bakış açısı yaşamı nasıl algıladığınıza göre değişir...

Nasıl ki siz bu bakış açısına karşı duruşunuzu ve tahammülsüzlüğünüzü dile getiriyorsanız,

O da kendi görüşünü dile getirmekte o kadar özgürdür..

Gerisi daha önce de belirttiğim gibi diğer okuyucuların değerlendirmesine kalmıştır..

 

 

ALLAH c.c. İnsanlara çalışmayın bilim üretmeyin mi der, bu iki.

Hangi aklı başında sağduyu sahibi bir kişi kendisine yaşamın gerçekleri dışında öğütler veren bir tanrıya sahip olmak ve inanmak ister?

 

***

 

Şimdi alıntılayacağım yazınız; buradan hareketle, darwin in bilimsellik adına İnsanlığa dayattığı safsata bütün "DİN" adına hurafe üretenlerden fazladır, bu üç.

Bakın işte burada iletinizin sonunda itham da bulunduğunuz yaklaşımı sergiliyorsunuz...

Aşağıda alıntılayacağım o yazıda sizin bu üçüncü soruyu sorduracak bir bağlantı yok... Ayrıca konumuz olmadığı için detaylandırmayacağım, inancınızdan dolayı safsata olarak değerlendirdiğiniz evrim meselesi sandığınız gibi ne bir dayatma ne de hurafedir. Bilimde dayatmalar ve hurafeler olmaz. Doğrulanabilir ya da yanlışlanabilir bilimsel tez,öneri ve teoriler vardır.

 

O nedenle aşağıdaki saptamayı tüm inançsal zorunluluklarınız dan sıyrılarak okuyup öyle değerlendirme yapmanız gerekmektedir.

Aksi taktirde "ALLAH c.c. İnsanlara çalışmayın bilim üretmeyin mi der." ifadenizle çelişkiye düşmüş olursunuz...

 

 

Neolitik dönemin (Taş Devrinin son dönemi) insanları her ne kadar tarım konusunda büyük bir atılım yapmış olsalar da Güneş, Ay ve yıldızların ne olduklarını anlayamamışlardı. Güneş'in canlılık verdiğini anlamışlar ve büyük bir saygı duymuşlardı, yıldızları gökte sabit ışıklar, yol göstericiler olarak kutsallaştırmışlardı. O dönemde tarımla birlikte artan yerleşik yaşam, büyüyen insan toplulukları ve insanlar arası etkileşim organize göksel dinlerin de köklerinin atılmasını sağladı.

 

Ancak günümüze geldiğimizde bu organize dinlerin kökenlerinin unutulduğu gibi tarım öncesi yaşamın koşulları ve tarıma nasıl başlandığı da unutuldu. Nimet gökten gelir sanılmaya devam edildi. Zamanla tek bir varlığa indirgenen ve her şeyin yaratıcısı kabul edilen bir tanrının bu nimetleri verdiği fikri baskın çıktı.

Oysaki nimeti veren Tanrı değildi, insan deneyerek kendi elde etmişti nimetleri.

 

***

 

Bu milyarlarca İnsan ve nesil nerede??? şu yazdığınız;

Şöyle şu anı düşünür ve dünya nüfusunu ele alır, ortalama insan ömrünü 70 yıl kabul edersek şu andan 70 yıl sonra o kadar milyar insan nesli yeryüzünden göç etmiş olacaktır...

 

İşte sormuş olduğunuz o milyarlarca insan ve nesli bu günden geriye 70 değil milyonlarca yılı kapsayan sürecin içerisinde duruyor...

 

***

 

Bu kadar mübalağa (ajite) yapıp olayı dramatize etmek? hem milyarlarca ve binlerce nesil diyeceksiniz, hemde 1918 senesini örnek verip o dönemdeki Dünya nufusuna dikkat çekeceksiniz,nerede bu milyarlarca Hayat,Binlerce nesil,yoksa "DİN" ve ALLAH c.c. emirmi vermiş ki yanlız dua edin hiç İlim,Bilim yapmayın,yapmayınki Milyarlarca İnsan ve Binlerce nesil kayıp olsun.

Yapmayın İnsan Din'e inanmaz yani ateist olur fakat bu kadar da olayların kökenini hep Din ve ALLAH c.c. (haşa) olduğunu yazmaz.

Siz evvela "BİLİNÇ" nedir, "İRADE" nedir, Cüzi İrade,Külli İrade, neyi anlatır onları bir inceleyin,inceleyinde ondan sonra yazmayı bir deneyin...

 

ALLAH c.c. İnanan İnsanlarda İlim,Bilim yapar hemde inanmayanlardan daha fazla İnsanlığa faydaları olmuştur, bu itibarla "DUA" etmek İnsan fıtratının gereği ve YARATANIN iNSANA BAHŞETTİĞİ BİR LUTUFTUR.

 

Bu yazdıklarınızın hepsine yanıt vermeyeceğim...

Çünkü öncesinde belirttiğim görüş ve düşüncelerime karşılık sizin düşünceleriniz istediğiniz gibi düşünmekte özgürsünüz...

Bu iki farklı bakış arasında yapılacak değerlendirmeleri artık diğer okuyuculara bırakmamız gerekiyor...

 

Buraya kadar her şey olması gerektiği gibi normal... Görüş ve düşünceler öne sürülmüş, farklılıklar dile getirilmiştir...

 

ANCAK:!... Hangi bakış açısıyla dile getirdiğiniz hiç önemli değil...

İyi niyetli olduğu şüphe götürür, en hoş görülü bakış açısıyla bile ancak maksadınızı aştığınız söylenebilecek olan o koyulaştırdığım ifadeleriniz ne dediğini bilen bir kişi olarak tanıdığım sayın "sarıgöl" için bile amacının çok çok ötesinde yaklaşımlar olarak duruyor...

 

Düşünceleri ve görüşlerini dile getirmek anlamında her şeyi anlayabilirim, hoş görebilirim ama "Sizin gibi düşünmüyor ve yaşam algılamanıza aykırı görüşler dile getiriyor" diye "kişileri bilinçsiz, iradesiz olarak niteleyip önce öğren gel sonra yazmayı denersin" şeklindeki ahkam kesmenize şiddetle ve sonu kadar karşı dururum...

 

Benim yaptığım farklı bir pencereden yaşam algılamasının farklı olan taraflarını ve doğrularını dile getirmekti ...

Ve onu da yaptım, ne düşünürseniz düşünün, ne kadar kızıp ithamlarda bulunursanız bulunun...

 

Sevgilerimle... :)

Link to post
Share on other sites

Kendi aklımızı Kur'an'ın önüne geçirmediğimiz sürece;

 

 

 

Nihayet bu cenahtan biri cesaretle ve samimiyetle bir itirafta bulundu..

 

Ne diyor sakın ola ki aklımızı inancın öne geçirmeyelim..

 

Neden acaba?

 

Acaba aklımızı bir dinsel inancın önüne geçirsek neler olur?

 

Kıyamet mi kopar ? Bir deneyelim bakalım neler olacak..?

 

Bi kere günah olur biiir..

 

(Bu ihtimal düşünüldüğü için ceza hazırdır. Bundan o kadar korkulur ki bunun için bile tanrıya yalvarılır<beni inançtan ayırma> diye)

 

Hurafelerden kurtulunacağı için o insana diş geçmez .

 

O insanı alıp <sen müritsin> <sen kulsun> deyip istediğiniz yere bir koyun misali yönlendiremezsiniz.

 

O insanın parasının bir kısmını <kurban sektörüne> akıttıramazsınız.

 

Yine maddiyatının bir kısmını bilmem ne vakfı ve derneği, bilmem ne kursları,

 

Bilmem ne tarikatının militan yetiştirilecek talebelerine yurt yapmak için parasını alamazsınız.

 

Bilmem kim hoca efendinin bilmem ne faaliyetlerinde kullanamazsınız..

 

Dinsel yayından para kazanan yayınevleri kar edemez olur..

 

İmam ve müezzinlerden oluşan 31.000 diyanet <memuru>na gerek kalmayabilir.

 

Diyanetin lüks yaşayan üst tabakasının saltanatı bitebilir..

 

Seçimlerde tarikatlardan gelen blok oyların dibi kuruyabilir.

 

Bu ülke kaynakları olan GSMH nin binde sekizine tekabül eden toplam 7 bakanlıktan fazla bütçeye sahip olan diyanet ve din işleri bakanlığına

 

yılda eski para 1.6 katrilyon (= 1.6 milyar yeni para) verilmesine gerek kalmayabilir..

 

84.000 cami sayısı ile bu ülkenin okul,hastane,eczane,doktor sayısından fazla olan milli serveti ihtiyaç kadar cami yapılarak heba edilmeyebilir.

 

<Ezilme ve sömürülmeye karşın sabır dile tanrıdan isyankar olma öbür dünyada seni cennet bekliyor> diye avutulan işsiz yoksul ve emekçi halk

 

<biz bu dünyada adalet istiyoruz > diye isyan edebilir.

 

Çember sakalı olduğu için kimsenin eteği öpülmez,haketmediği itibarı görmez,

 

<Kutsal topraklar benim elimde hacı olmak isteyen 6.000 dolar ödesin> diyen araplar ın <suyu> kesilebilir.

 

Takke, tespih,zem zem suyu,takunya,muska vb eşyaların satışları düşebilir..

 

Baklavayı ve euroyu çok seven badem bıyıklı kadrolar yüzlerinde sahte bir gülümseme ile devlet kadrolarını işgal edemiyebilir.

Gerçek dünyayla buluştuğu için o insan <fikri hür > <vicdanı hür > olabilir..

 

Akıl ve gönül kapısı açılarak daha bilinçli ve mutlu bir yaşam yaşayabilir..

 

,,,,,,,,,,,,,,,,,,

 

İşte bu nedenlerle aklın inancın önünde olması çok tehlikelidir dostlar..

 

<Allah kimseyi imandan ayırmasın>

Link to post
Share on other sites

 

Sizin sorunuzda söz ettiğiniz gibi düşünülebilir elbet.. Ki..; Öyle düşündüğünüz için böyle bir soru sormuşsunuz..

 

Ama şöyle de düşünülebilir...

Nasıl ki, Eve çalışarak ekmek parası getiren kişi yerine, dünyanın herhangi bir yerindeki varsaydığımız birine teşekkür etmemiz ne kadar çelişkiliyse... Bizi ameliyat edip sağlığımıza kavuşmamızı sağlayan doktor yerine, dünyanın herhangi bir yerindeki varsaydığımız birine sağlığımız için duacı olmamız ne kadar çelişkiliyse... İnsanoğlunun kendi yaşamını düzenlerken çeşitli yöntemlerle elde ettiği kazanımları için varsaydığı Tanrısına duacı olması o kadar çelişkilidir...

 

Her iki bakış açısı yaşamı nasıl algıladığınıza göre değişir...

Nasıl ki siz bu bakış açısına karşı duruşunuzu ve tahammülsüzlüğünüzü dile getiriyorsanız,

O da kendi görüşünü dile getirmekte o kadar özgürdür..

Gerisi daha önce de belirttiğim gibi diğer okuyucuların değerlendirmesine kalmıştır..

 

 

 

 

Sayın GeceKuşu,

 

Evvela " TAHAMMÜLSÜZLÜK" saptamanıza bir yanıt! hangi karşı cevabım bu kanıya vardırdı sizi? yoksa yazdıklarınızı bir,bir boşa çıkardığım içinmi böyle yazdınız, neyse,zaten işin doğası bu "DİN" karşıtı yazı,yazanlar kendilerine verilen cevaplar karşısında daima sığındıkları bir bahane "tahammülsüz,gerici,vs vs" bu durumda gösteriyorki cevap verilemedimi polemik yap, ve sizin yazdıklarınıza yanıt...

Şimdi; size şöyle bir soru sormuştum;

 

sarıgöl, 22 Aralık 2009 - 06:39 tarihinde, dedi ki:

 

İnsanoğlunun birikimi dediğiniz olaylarla (bilimsel gelişme) ALLAH c.c. dua etmek niye çelişsin, bu bir.

 

Sizin yanıtınız ise yukardaki alıntıda, neymiş; ( Eve çalışarak ekmek parası getiren kişi yerine, dünyanın herhangi bir yerindeki varsaydığımız birine teşekkür etmemiz ne kadar çelişkiliyse) Yahu "ALLAH c.c." Dünyanın her hangi bir yerinde gibi tasavvur etmek ve İnsan gibi algılamak ABSÜRD bu itibarla,çalışarak evine ekmek getiren,kişi ye veya ameliyat eden doktora kişi teşekkür eder normaldir,fakat bu arada bu kişileri YARATAN ALLAH c.c. DUA ETMEK ne gibi bir sakınca doğurur, çalışan ve ameliyatı yapan kişilerin,bu işleri yapabilmesi için var olan "BİLİNÇ,AKIL" zaten ALLAH c.c. vergisi,aksini iddia edebilirmisin, edemeyeceğiniz zaten belli bu durumda neden dua etmek sakıncalı olsunki,var olanı yaratanın,var olandan faydalanmasını sağlayanın ALLAH c.c. olamayacağının mantıklı bir açıklamanız yok,neymiş niye ALLAH c.c. dua ediyorsunuz dan başka...

 

 

Hangi aklı başında sağduyu sahibi bir kişi kendisine yaşamın gerçekleri dışında öğütler veren bir tanrıya sahip olmak ve inanmak ister?

 

 

 

 

 

Hangi "AKLI" başında bir kişi diyebilirki; ALLAH c.c. size yanlız dua edin,hiç bir şey yapmayın emrini vermiş,ve; hangi aklı başında bir kişi, Yaşam ve İnsanoğlu ilkel çorbadan kör tesadüf eseri meydana gelmiştir,bizim ortak atamız "MAYMUNDUR" bu vesile ile " ÖĞÜT" alınacak yer;(......) BIRAK KARDEŞİM, biraz ciddi olalım...

 

 

Bakın işte burada iletinizin sonunda itham da bulunduğunuz yaklaşımı sergiliyorsunuz...

Aşağıda alıntılayacağım o yazıda sizin bu üçüncü soruyu sorduracak bir bağlantı yok... Ayrıca konumuz olmadığı için detaylandırmayacağım, inancınızdan dolayı safsata olarak değerlendirdiğiniz evrim meselesi sandığınız gibi ne bir dayatma ne de hurafedir. Bilimde dayatmalar ve hurafeler olmaz. Doğrulanabilir ya da yanlışlanabilir bilimsel tez,öneri ve teoriler vardır.

 

O nedenle aşağıdaki saptamayı tüm inançsal zorunluluklarınız dan sıyrılarak okuyup öyle değerlendirme yapmanız gerekmektedir.

Aksi taktirde "ALLAH c.c. İnsanlara çalışmayın bilim üretmeyin mi der." ifadenizle çelişkiye düşmüş olursunuz...

 

 

 

 

Ve önerdiğiniz cevabınız;

 

Neolitik dönemin (Taş Devrinin son dönemi) insanları her ne kadar tarım konusunda büyük bir atılım yapmış olsalar da Güneş, Ay ve yıldızların ne olduklarını anlayamamışlardı. Güneş'in canlılık verdiğini anlamışlar ve büyük bir saygı duymuşlardı, yıldızları gökte sabit ışıklar, yol göstericiler olarak kutsallaştırmışlardı. O dönemde tarımla birlikte artan yerleşik yaşam, büyüyen insan toplulukları ve insanlar arası etkileşim organize göksel dinlerin de köklerinin atılmasını sağladı.

 

Ancak günümüze geldiğimizde bu organize dinlerin kökenlerinin unutulduğu gibi tarım öncesi yaşamın koşulları ve tarıma nasıl başlandığı da unutuldu. Nimet gökten gelir sanılmaya devam edildi. Zamanla tek bir varlığa indirgenen ve her şeyin yaratıcısı kabul edilen bir tanrının bu nimetleri verdiği fikri baskın çıktı.

Oysaki nimeti veren Tanrı değildi, insan deneyerek kendi elde etmişti nimetleri.

 

BU ORGANİZE DİNLERİN KÖKENLERİNİN UNUTULDUĞU??? Sayın GeceKuşu galiba ikimizden biri 21. yüzyıl bilgi çağında olduğunu unutmuş,belki farkında değilsiniz,belkide farkındasınızda,mecburiyetten böyle yazmak ihtiyacını " HİSSEDİYORSUNUZ" bana yazabilirmisiniz ki İnsan; tesadüf eseri meydana gelmiş ve yine bu tesadüfün meydana çıkardığı İnsan da yine tesadüfün ürünü olan "NİMETLERİ" çalışmadan yanlız dua ederek elde edin emrini almış, nerede yazar "DİN" in çalışmayan,bilim yapmayın,yanlız dua ederek yaşayın...

Sosyal "BİLİMDE" BU YAZDIKLARIMI DOĞRULAMA,YANLIŞLAMA METODUNU KULLANDIĞINIZDA MANTIKEN,SİZİN YAKLAŞIMINIZIN BOŞ OLDUĞU DA GÖRÜLECEKTİR. Dolayısı ile bana cevap yazıp,yazmamak sizin güzel "İRADENİZE" kalmış,bu İradeyi de çalışarakmı kazandığınız işin cabası,ne dersiniz...

 

 

Şöyle şu anı düşünür ve dünya nüfusunu ele alır, ortalama insan ömrünü 70 yıl kabul edersek şu andan 70 yıl sonra o kadar milyar insan nesli yeryüzünden göç etmiş olacaktır...

 

İşte sormuş olduğunuz o milyarlarca insan ve nesli bu günden geriye 70 değil milyonlarca yılı kapsayan sürecin içerisinde duruyor...

 

 

 

Bu İnsan nesli dua neticesindemi ortadan kalkmış...

Milyonlarca yıl geriye gittiğimizde?acaba toplamda, binlerce İnsan neslinin,ve milyarlarca İnsanın ortadan kalkmasını hangi bilimsel kritere göre yazabiliyorsunuz,yanlız "YORUM" ötesinde.

BU anki Dünya nufusunu niye ele alayım,Dünyanın hangi döneminde bu nufus vardıki,değilmi...

 

 

Bu yazdıklarınızın hepsine yanıt vermeyeceğim...

Çünkü öncesinde belirttiğim görüş ve düşüncelerime karşılık sizin düşünceleriniz istediğiniz gibi düşünmekte özgürsünüz...

Bu iki farklı bakış arasında yapılacak değerlendirmeleri artık diğer okuyuculara bırakmamız gerekiyor...

 

 

 

Doğru söze ne denirki.

Siz bana zaten cevap yazmıyorsunuzki? İşiniz "YORUM " eğer varsa bir MANTIKLI CEVABINIZ BEN BURADAYIM.

Öbür yazdıklarınızda teferruat...

 

Muhabbetle.

Link to post
Share on other sites

Sayın AED,

 

Anlayışsızlığımdan olsa gerek, yazdıklarınızın tamamını anlayamadım.

 

Anlayamadığım yerleri yazsam, lütfedip cevap yazar mısınız?

 

(Yazınızın başında "Kendi aklımızı Kur'ân'ın önüne geçirmediğimiz sürece" cümlemi alıntıladığınız ve ayrıca inandığım dini inanç İslam olduğu için burada sizin kullandığınız dinsel inanç kavramı yerine İslâm'ın kitabı olan Kur'ân'ı koyuyorum.)

 

Doğru anladıysam, yazınızda aklımızı Kur'ân'ın önüne geçirmememiz nedeniyle gerçekleşen bazı toplumsal olaylara değinip bu olayları yorumlayarak, herkesin aklını Kur'ân'ın önüne geçirmesi gerektiği sonucunu ortaya koymayı amaçlamışsınız.

 

Anlayamadığım kısımlara gelince;

 

1. Sorum:

 

Bi kere günah olur biiir..

 

(Bu ihtimal düşünüldüğü için ceza hazırdır. Bundan o kadar korkulur ki bunun için bile tanrıya yalvarılır<beni inançtan ayırma> diye)

 

Kur'ân'da mükâfaat ve cezâ kavramları vardır. Bu kavramlar diğer dinlerde de vardır.

 

Toplumsal hayatın âileden başlayıp devlete kadar uzanan her diliminde de toplumlara göre farklılık arz eden bir mükâfaat ve cezâlandırma sistemi vardır.

 

Kur'ân'da da cezâlandırma kavramının bulunmasında, müslümanların tespit edemediği, sizin tespit etmiş olduğunuz problem nedir?

 

Örneğin ben aklımı Kur'ân'ın önüne geçirmeye korkarım. Fakat ben de sizin gibi aklımı Kur'ân'ın önüne geçireceksem, öncelikle Kur'ân'da cezâ kavramının bulunmasından kaynaklanan sakıncayı bilmek isterim. Yazınızda bu sakıncanın ne olduğu yer almıyor. Lütfedip cevap verirseniz sevinirim.

 

2. Sorum:

 

"Hurafelerden kurtulunacağı için o insana diş geçmez ."

 

Bu cümlenizi anlamadım. Siz anlayıp yazdıysanız bravo.

 

Türk Dil Kurumunun hurâfe kelimesi karşılığında verdiği açıklama:

 

"Dine sonradan girmiş yanlış inanç"

 

Hurâfelere karşı birlikte mücâdele edebiliriz. Bu aklınızı Kur'ân'ın önüne geçirmenizi hiç mi hiç gerektirmez.

3. Sorum

"O insanı alıp <sen müritsin> <sen kulsun> deyip istediğiniz yere bir koyun misali yönlendiremezsiniz."

Kur'ân'da diğer insanlara, nefsimize, aya güneşe v.b kulluk etmemiz istenmez. Sâdece Allah'a kulluk etmemiz istenir.

 

Kur'ân'a göre cezâi sorumluluk taşımayanlar çocuklar ve akıl hastalarıdır. Bu iki grubun dışında kalan herkes, bütün fiillerinden sorumlu tutulmaktadır ve yine Kur'ân'a göre bu sorumluluk bir başkasına devredilemez. Yâni müslüman "Ben falancaya uydum, dolayısıyla günah işlediysem suç benim değil" diyemez. Müslüman Kur'ân'ı okumak, muhkem âyetleri anlamakla yükümlüdür. Bu sorumluluğunu da başkasına veyâ başkasının aklına devredemez. Günümüz toplumlarının hukuk sistemlerinde olduğu gibi mukâfaat ve cezâlar şahsîdir. Kur'ân'a inanan kimse nasıl olur da Kur'ân'ın tüm bu uyarılarına rağmen koyun gibi güdülmeyi kabul eder de yine Kur'ân inancına göre hem dünya hem ahiret hayatını tehlikeye atar?

 

Ayrıca Kur'ân'da " bir tarîkata mürid olun, şeyhin dediklerini Kur'ân'a aykırı olsa bile yapın, para verin, hizmet edin, villa alın, bmw - mercedes alın, yoksa başınıza şu gelir" diyen bir âyet de yok.

 

Dolayısı ile Kur'ân'a tâbî olan kişinin Kur'ân'a tabî olmasından dolayı niçin bir koyun gibi yönlendirilebileceğini anlamadım.

 

Sayın AED acabâ size özel vahy geliyor da, size gelen bu vahyi Kur'ân'ın içeriği ile mi karıştırıyorsunuz?

 

Lütfedip cevap verirseniz sevinirim.

 

4. Sorum:

"O insanın parasının bir kısmını <kurban sektörüne> akıttıramazsınız."

 

Bu cümlenizden kurban sektörünün para akıtılmaması gereken zararlı bir sektör olduğunu düşündüğünüz anlaşılıyor.

 

Fakat niçin zararlı olduğuna dâir bir bilgi vermemişsiniz. Elinizdeki bu önemli bilgiyi lütfen gizlemeyin, bizimle paylaşın.

 

5. Sorum

 

"Yine maddiyatının bir kısmını bilmem ne vakfı ve derneği, bilmem ne kursları,"

Vakıf, dernek ve kurslara para verilmemesini söylüyorsunuz, fakat bunun sebebini de açıklamamışsınız.

 

Vakıf, dernek ve kursların zararlı kuruluşlar olduğuna dâir bir bilginiz varsa lütfen gizlemeyin, bizimle paylaşın.

Yardımda bulunma (infak) konusunda Kur'ân'ın emrettiği, ana- baba, akrabâ, yetim, fakir ve yolda kalmış olanlara yardım etmemizdir.

 

Bu konuda aklımızı Kur'ân'ın önüne niçin geçirmemiz gerektiğini de anlamadım, açıklarmısınız.

 

Lütfedip cevap verirseniz sevinirim.

 

6. Sorum

 

"Bilmem ne tarikatının militan yetiştirilecek talebelerine yurt yapmak için parasını alamazsınız."

Sanırım yine, size gelen "şahsınıza özel" vahy ile Kur'ân vahyi karışmış.

 

Kur'ân'da şu veyâ bu tarîkata veyâ hepsine para vermemizi emreden âyet veyâ âyetleri yazarsanız minnettâr olurum. Bugüne kadar vermeyerek günah mı işledim acabâ?

 

Sayın AED,

 

Bu yazı çok uzayacak, anlayamadığım çok yer ve her cümlenizle ilgili sorum var.

 

Sormuş olduğum sorulara lütfedip yanıt verir, beni aydınlatırsanız sevinirim.

 

Kalan kısmı da ayrı bir yazı ile sorarım inşallah. Belki de siz ben sormadan yazınızın tamamını gözden geçirip güncellersiniz.

 

 

Link to post
Share on other sites
Hangi "AKLI" başında bir kişi diyebilirki; ALLAH c.c. size yanlız dua edin,hiç bir şey yapmayın emrini vermiş,ve; hangi aklı başında bir kişi, Yaşam ve İnsanoğlu ilkel çorbadan kör tesadüf eseri meydana gelmiştir,bizim ortak atamız "MAYMUNDUR" bu vesile ile " ÖĞÜT" alınacak yer;(......) BIRAK KARDEŞİM, biraz ciddi olalım...

 

Evet ya ciddi olalım. Evrim insanın maymundan geldiğini söylemiyo hiç ama başka bişey dese bile ciddi olalım. Mesela insanların, kimsenin görüp de konuşamadığı, bilmediği, hissedemediği, kendi varlığını kendisi bile insanlara kanıtlayamayan bir allah tarafından meleklere emir verilip toplatılan çamura, kendisinden ruh üfleyerek yarattığına inanmak evrim gibi bilimsel bir gerçeklikten çok daha ciddi.

 

Hatta doğal seçilim gibi bilimsel gerçeklik yerine bir insanın çamurdan yaratılıp, karısının da onun kaburgasından yaratılıp, çocuklarını da birbirleri ile evlendirerek türediklerine inanmak da çok daha ciddi, lütfen ciddi olalım.

 

Not: Evrim insanların ortak atasının maymunlar olduğunu kesinlikle iddia etmemiştir. Maymun ile İnsanın ortak bir atadan geldiğini iddia eder. İkisi arasında çok çok fark var.

 

BU ORGANİZE DİNLERİN KÖKENLERİNİN UNUTULDUĞU??? Sayın GeceKuşu galiba ikimizden biri 21. yüzyıl bilgi çağında olduğunu unutmuş,belki farkında değilsiniz,belkide farkındasınızda,mecburiyetten böyle yazmak ihtiyacını " HİSSEDİYORSUNUZ" bana yazabilirmisiniz ki İnsan; tesadüf eseri meydana gelmiş ve yine bu tesadüfün meydana çıkardığı İnsan da yine tesadüfün ürünü olan "NİMETLERİ" çalışmadan yanlız dua ederek elde edin emrini almış, nerede yazar "DİN" in çalışmayan,bilim yapmayın,yanlız dua ederek yaşayın...

Sosyal "BİLİMDE" BU YAZDIKLARIMI DOĞRULAMA,YANLIŞLAMA METODUNU KULLANDIĞINIZDA MANTIKEN,SİZİN YAKLAŞIMINIZIN BOŞ OLDUĞU DA GÖRÜLECEKTİR. Dolayısı ile bana cevap yazıp,yazmamak sizin güzel "İRADENİZE" kalmış,bu İradeyi de çalışarakmı kazandığınız işin cabası,ne dersiniz...

 

İnsan tesadüf eseri meydana gelmedi ki. Evrimle ortaya çıktı.

Link to post
Share on other sites

Not: Evrim insanların ortak atasının maymunlar olduğunu kesinlikle iddia etmemiştir. Maymun ile İnsanın ortak bir atadan geldiğini iddia eder. İkisi arasında çok çok fark var.

 

 

Tamam madem öyle diyorsunuz öyle olsun!! ama bir sorun var bence? evrim İnsanların ortak atasının maymun olmadığını söyler,söylerde, Maymun ile İnsanın ortak atadan geldiğini söylermiş. Şimdi;aradaki fark ne..

Ben pek anlayamadım.

 

 

İnsan tesadüf eseri meydana gelmedi ki. Evrimle ortaya çıktı

 

 

İlk çıktığnda "İNSAN"mı idi,veya evrildiği ilk şahsiyet kimdi,bak yukarda maymun,İnsan ilişkisini çok güzel izah edilmiş???

Bu İnsan evrildiğinde (kimden)nasıl bir şeydi,ve bu İnsan " DOĞAL ŞEÇİLİMİ" nasıl geçti,varyasyonlarlamı...

Bu evrim sürecindeki "İNSAN" ın ilk evrileni (kimden evrildi) tavuk geni ile bir bağlantısı varmıydı,malum İnsan,tavuklar,lemurlarla akraba çıktı.

 

:)

Link to post
Share on other sites

Tamam madem öyle diyorsunuz öyle olsun!! ama bir sorun var bence?

evrim İnsanların ortak atasının maymun olmadığını söyler,söylerde,

Maymun ile İnsanın ortak atadan geldiğini söylermiş.

Şimdi;aradaki fark ne.. Ben pek anlayamadım.

 

İlk çıktığnda "İNSAN"mı idi,veya evrildiği ilk şahsiyet kimdi,bak yukarda maymun,İnsan ilişkisini çok güzel izah edilmiş???

Bu İnsan evrildiğinde (kimden)nasıl bir şeydi,ve bu İnsan " DOĞAL ŞEÇİLİMİ" nasıl geçti,varyasyonlarla mı...

Bu evrim sürecindeki "İNSAN" ın ilk evrileni (kimden evrildi) tavuk geni ile bir bağlantısı varmıydı,malum İnsan,tavuklar,lemurlarla akraba çıktı.

 

 

Anlayamadığınızı belirttiğiniz yerlerle ilgili, alıntının sonunda verilen kaynağa başvurmanız cevaplarını almanıza yardımcı olacaktır.

Ben burada verilenlerle ilgili kısmı kaynaktan buraya aktarmakla yetiniyorum.

Amaç anlama çabasıysa eğer, sanırım alıntılandığı kadarıyla verilen bilgi bile yaralı olacaktır.

 

 

>>>>

 

İnsan ve iri primatlar şempanze, goril ve orangutan) arasındaki genetik uzaklık

resim010.gif

 

İnsan ve iri primat aileleri arasındaki [soy gelişimi ve evrim geçmişi] filojenetik ilişki hiçbir zaman aynı evrim çizgisi üzerinde bir öncül-ardıl ilişkisi tarzında düşünülmemeli. Bu ailelerin her biri [Üçüncü Çağın memeliler ve maymunların gelişmiş olduğu dönemi] miyosen sonu ya da [Üçüncü Çağın en son dönemi] pliyosen başlangıcından itibaren ayrışık ve tümüyle bağımsız evrim çizgileri izlemişlerdir. Ne insan iri primatların atası, ne de iri primatlar insanın atası olmuşlardır. Bir başka deyişle, insan maymundan türedi diye bir cümle kurduğumuzda önemli bir [soy gelişimi ve evrim geçmişi] filogenetik, sistematik ve [Sınıflandırılma ve bu sınıflandırmada kullanılan kurallar bütünü] taksonomik hata yapmış oluruz.

 

Kaynak: METİN ÖZBEK_DÜNDEN BUGÜNE İNSAN_bölüm3._İnsan Ailesinin Biyokültürel Evrimi

Link to post
Share on other sites
Zamanımızdan 14 milyon yıl öncesinden itibaren, sivapithecus hominoidlerini Afrika, Avrupa ve Asya'nın çeşitli ekolojik ortamlarında görmeye başlıyoruz. Moleküler biyolojik bilgilere dayanarak??? Kottak, Asya sivapithecuslarının 16 milyon yıl önce orangutana doğru evrimleştiğini, Afrika sivapithecuslarmın ise goril-şempanze ve insan ailesinin ortak atasal formları olabileceğini ileri sürer. Franklin'e ve günümüzde geniş ölçüde benimsenen görüşe göre ise, ortak atadan ilk kopma jibon ile başlamış, bunu orangutan izlemiş, 10 milyon yıl önce goril, bu tarihten 100.000 yıl sonra da şempanze ortak atadan ayrılmıştır.

 

Hep mış mış la giden evrim.

 

darwinius_thumb1.jpg?w=250&h=426

 

Dünyada yaşamış türlerin %90’ının soyu tükenmiştir. Lemurun ise 99 türü vardır. Ve bu 99 türün 16’sının soyu tükenmiştir. Yeni bulunan fosillerle de soyu tükenmiş lemur türlerinin sayısı artmaktadır. Pek çok tür ise tükenip kaybolmuştur. Bulunan fosil Ida da soyu tükenip kaybolan lemur türlerinden biridir. Bu fosil, diğer bulunan soyu tükenmiş türler gibi hiçbir ara form özelliği göstermemektedir, mükemmel bir canlıdır. Bu da yaratılışa delildir

 

Ortak atadan "LEMUR" akrabalardan biri eksilmiş.

 

Ve;

Öte yandan bazı proteinler üzerinde yapılan analizler de, insanı çok daha farklı canlılara yakın gibi göstermektedir. Cambridge Üniversitesi'ndeki araştırmacıların yaptığı bir çalışmada, kara canlılarının bazı proteinleri karşılaştırılmaktadır. Hayret verici bir şekilde, yaklaşık bütün örneklerde insan ve tavuk, birbirlerine en yakın akraba olarak eşleşmişlerdir. Bir sonraki en yakın akraba ise timsahtır. (New Scientist, vol. 103, August 16, 1984, s. 19)

 

Hoşuma gittiği ve ilgimi çektiği için,burada "TAVUK" kaç milyon yıl önce hangi ortak atadan türediği ni "EVRİMCİLER" nereye bağlayacak...

Ha buraya timsah ve kurbağayı da eklemek gerekir.

Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.
Примечание: Ваше сообщение будет проверено модератором перед отправкой.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.