Jump to content
Sign in to follow this  
ERBAY

KARŞILIKSIZ AŞKLARA...

Recommended Posts

Ben seni bir okyanusun derinliginde buldum da sevdim

Parlak bir inciydin benim için

Paha biçilmez bir inci

 

Ben seni soguk ve yagmurlu bir günde

Seni düsünürken gülüsündeki sicakligin içime dolup da

Beni sardigi bir anda sevdim

Seni sadece selvi boyun,siyah saçlarin yada kara gözlerin

Güzel bir yüzün var diye degil

Fikirlerinle,konusmandaki güzelligin ve benim o kor halde yanan

yüregimle

sevdim

Ben seni derinden ve hissederek sevdim

Her kalp atisimda vücudumun dört bir kösesine yayildigini

Beni sardigini her nefes alisimda cigerlerime isledigini bilerek sevdim

Seni kis gecelerinin o soguk yataginda birlikte uyuyup beni isittigin

Yaz sicaginda uyuyamayip sikintilarim oldugun

Ve rüyalarimda bulustugumuz gecelerde sevdim

Seni ellerinden tutup kanimin kaynadigi

Kalbimin yerinden firlayacagini hissettigim anlarda

O islak dudaklarinla beni sevdigini söyleyecegin anlari düsünerek

sevdim

Ben seni o sensiz anlardaki bos ve degersiz geçen dakikalarda

Kayip zamanlarimizda,seni arayip bulamadigim

Çaresizlik içinde oldugum,içki sofralarini dost bildigim anlarda sevdim

Sen ne kadar uzak olsan da,

Aramizdaki kilometreler nasil çoksa

Bende seni o kadar yogun ve o denli çok sevdim

Seni kalbimde yanan atesin ile

Zihnimde olusan hayallerin o ay parçasi çehrenle

Bana derinden bakan o gözlerindeki isiltiyi görecegim anlari beklerken

Kalbimin yanip tutustugu anlarda

Gelip o bu atesi alevlendirerek

Bana sarilarak beni sevdigini söyleyecegin anlari düsünerek sevdim

 

Korkuyorum!

Hakkettigin mutlulugu sana verememekten korkuyorum.

Seni beni sevdiginden fazla sevememekten korkuyorum.

Senin sevgine layik olduktan sonra baskalari tarafindan o sevgiyi

kaybetmekten korkuyorum.

Seni kazandim derken kaybetmekten korkuyorum.

Aramizdaki maneviyat haricindeki uçurumlardan korkuyorum.

Senin kalbini daha fazla kirmaktan korkuyorum.

O temiz ve masum göz yaslarini daha fazla akitmaktan korkuyorum.

 

Evet korkuyorum;

seni kaybetmekten, seni daha fazla üzmekten ...

Sana kendimi ifade edememekten korkuyorum.

Yada yanlis anlasilmaktan korkuyorum.

Uçurumun kenarinda yalniz kalmaktan korkuyorum.

Dostluguna doyamadan uluorta yalniz kalmaktan korkuyorum.

Yüregimdeki o ince sizinin bir gün çogalmasindan ve beni sarmasindan

korkuyorum.

Sevgi denen güzelliginin bir gün beni terk etmesinden korkuyorum.

Dostlugun ölüp yerine nefretin yesermesinden korkuyorum.

 

Korkuyorum evet;

seni kaybetmekten ve seni daha fazla üzmekten...

Bir çiçek misali ne ellemeye nede koparmaya kiyamiyorum uzaktan

seyrediyorum

çünkü;

Seni daha fazla incitmekten korkuyorum.

Ömründe yasadigin mutlulugu huzuru sana yasatamamaktan korkuyorum.

Sana kalbimden fazlasini verememekten korkuyorum.

Sonunda sana gözyasindan baska bir sey birakamamaktan korkuyorum.

Seni sevmekten degil;

dostlugunu suiistimal etmekten,

Seni kaybetmekten ve degerini bilememekten ve Yüce Rabbime hesap

verememekten korkuyorum.

Belki de çok fazla korkuyorum ...

 

ÇÜNKÜ; BEN iLK DEFA SEViYORUM...

 

 

Atilla İLHAN

Share this post


Link to post
Share on other sites

Özletiyor Seni Bu Yağmurlar

 

 

Burada yağmur yağıyor

Aralıksız yağıyor günlerdir

Ama sen yine de şemsiyeni

Almadan gel ilk otobüsle

Buğulanan camlara usulca

Yüzünü çiziyorum ki yüzün

Bir yağmur damlası olup

Düşüyor yapraklarına gülün

Güller de bozamıyor bu uzun

Karanlık sessizliğini kentin

Anılarını yitiriyor sokaklar

Bezirgânlaşıyor bulvar ışıkları

Tarih de kekemeleşiyor bazen

Ki o zaman aşktır tek bilici

Aşksa yürümek gibi bir şey

Duyabilmek kuşların gelişini

Anısı bizsek eğer bu kentin

Unuttuğu türküler bizsek

Acıyı rehin bırakıp bir güle

Anımsatmalıyız bunları bir bir

Sonra yürümeliyiz seninle

Sokaklara caddelere çıkmalıyız

Belki bir aşktır bu kentin

Belleğini geri getirecek olan

Burada yağmur yağıyor ama sen

Şemsiyeni almadan gel yine de

Özletiyor bu çılgın sağanak seni

Sırılsıklam özletiyor biliyor musun...

 

 

Ahmet Telli

Share this post


Link to post
Share on other sites

Kalbimden Sana Taç Mahal Yaptım

 

Sana ne verebilirdim?

Bülbülü versem,

Sabırsızdır, sitemlidir.

Gülü versem,

Gül yerinde güzeldir.

Yıldızlar mı?

Senin yanında sönük kalır.

Ay; yüreğindeki mehtabı kıskanır..

 

Bendeki sana bakarak,

Başladım mabedimi yapmaya.

Kalbinin temizliğini kullanarak,

Bembeyaz mermerler oluşturdum.

Gözlerinden aldığım parlaklıkla,

Mermerlerin içine, pırlanta koydum.

Sevmeye doyamadığım ruhunla,

Kubbe var oldu, tüm vakarıyla.

İnsanca yaşamaktaki azminle,

Minareler göklere uzandı, haşmetle.

Bana akan sıcaklığınla,

Duvarların her yerine,

'Seni seviyorum' yazdım.

Yüreğinden taşan sevginle,

Öyle bir bahçe oluştu ki,

Kaşmir´deki Shalimar´dan görkemli.

 

Şah Cihan görseydi,

Sana gıpta ederdi.

Mümtaz´a olan sevgisi,

Seninkinin yanında azmış derdi.

 

Üzgünüm canım..

İçimdeki seni,

Hiçbir kalıba sığdıramadım.

Yere, göğe koyamadım.

Kalbimden sana yakışır,

Taç Mahal yaptım.

Şahı sen, Sultanı benim.

Saltanatın ise,

Yüreğim...!

 

Nigar Yıldız

Share this post


Link to post
Share on other sites

Söz /de sararır

 

 

Olur, aramam seni ve kimseyi

Anıları pas tadında bırakırım

Konuşacak ne kaldıysa kalsın

Susmaktır birşeylere saygılı kılan

 

Ayrılık da bir olanaktır bilirsin

İnce bir sis, bir hüzün örtüsü

Dumanlı bir ıslık yakışır şimdi

Dudaklarıma, bırakıp giderim

 

Söz / de sararır biterken bir aşk

Kediye iyi bak çiçekleri sula

Diyorsam da aldırma sözlerime

Alışkanlık işte başka birşey değil

 

Söz / de sararır biterken bir aşk

 

 

Ahmet Telli

Share this post


Link to post
Share on other sites

Yüreğim Mi?

 

 

Karşılıksız olması mı

Aşk ateşini artıran?

Yoksa, yanmak isteyen

Yüreğim mi ateşe odun taşıyan?

 

Mantık doğru söz söyleyen kişi misali

Almış başını onuncu köye gidiyor,

Gerçekleri görmek istemeyen

Yüreğim mi buna sebeb oluyor? ..

 

 

Mutlu Batmaz

Share this post


Link to post
Share on other sites

UNUTMA Kİ

 

Sen uykusuzluk nedir bilirmisin

Tırnaklarınla yastığını parçaladın mı

Gözlerini tavana dikip

Düşündüğün oldu mu bütün gece

Ve bütün bir gün

Belki gelir ümidiyle bekledin mi hiç

Gelmeyince

Seni aramayınca

Ölesiye ağladın mı

Sonra çekilip en koyusuna yalnızlıkların

Ona ait ne varsa

Bir bir hatırladın mı

Sen günden güne erimeyi bilir misin

Den bir ağacın vekarı içinde ölmeyi

Bir teselli aramayı

Issız parklarda,tenha sokaklarda

Ve bütün bir şehir uyurken uzaklarda

Deli divane yollara düşüp

Yaşlanmış bir köpek gibi

Eskimiş bir gölek gibi

Atılmışlığını hissettiğin oldu mu

Sevmekten

Günler geceler boyunca yürümekten

Elin,ayağın,kalbin yoruldumu

Sen yalnızlığın acısını bilirmisin

Unutulmak bir hançer gibi saplandı mı sırtına

İçinde kıskançlığın zehirli çiçekleri açtımı

Bütün gururunu çiğneyip

Sevdiğinin geçtiği yollarda

Bastığı toprakları eğilip öptün mü

Sen çaresizlik nedir bilirmisin

Sen yokluk nedir gördün mü

Yana başını

Duvarlara vurup parçalamak geldimi içinden

Sen her gün bin defa öldün mü

 

Böyleyim diye ayıplama beni

Bir gün kendimi

Sonsuzluğun koynuna bırakırsam

Yaralı ve yenik bir asker gibi

Darılma

Unutma ki

Her seven adsız bir kahramandır

Unutma ki

İnsan;sevebildiği kadar insandır..

 

Ümit Yaşar OĞUZCAN

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bir Aşk Yara

 

 

 

“Beni yalnızlığımla vurdular o gece vakti

Kalbimi suyla yudular o gece vakti

Öldüğümü bile söylemediler…”

-A. Erhan-

 

Ben şu kısa boylu hayatta

uzun boylu kederlerle acırım.

Yorar beni şu telaş, şu karmaşa.

Bir sığınak aranırken şu uğultuda,

bir aşk gelir, bir yara.

Bir yara…

Bir yara daha!

 

Eski bir aşk,

yeni bir ayrılıktır her zaman.

Bunu kuşlar sorar, yıldızlar da anlatır.

Kimse bilmez be canım,

bir yara bir ömrü nasıl kanatır…

 

 

Ben seni hep ayrılıkla anmışım

Titreyen ellerimle günlerin buğusuna adını…

Hep adını yazmışım.

Bir aşk gelmiş bir yara.

Bir yara…Bir yara daha!

 

Eski bir aşk,

yeni bir ayrılıktır her zaman.

Bunu kuşlar sorar, yıldızlar da anlatır;

kimse bilmez be canım

bir yara bir ömrü nasıl kanatır...

 

Erhan GÜLERYÜZ

Share this post


Link to post
Share on other sites

Aşk iki kişiliktir

 

Değişir rüzgarın yönü

Solar ansızın yapraklar;

Şaşırır yolunu denizde gemi

Boşuna bir liman arar;

Gülüşü bir yabancının

Çalmıştır senden sevdiğini;

İçinde biriken zehir

Sadece kendini öldürecektir;

Ölümdür yaşanan tek başına

Aşk iki kişiliktir.

 

Bir anı bile kalmamıştır

Geceler boyu sevişmelerden;

Binlerce yıl uzaklardadır

Binlerce kez dokunduğun ten;

Yazabileceğin şiirler

Çoktan yazılıp bitmiştir;

Ölümdür yaşanan tek başına,

Aşk iki kişiliktir.

 

Avutamaz olur artık

Seni bildiğin şarkılar;

Boşanır keder zincirlerinden

Sular tersin tersin akar;

Bir hançer gibi çeksen de sevgini

Onu ancak öldürmeye yarar:

Uçarı kuşu sevdanın

Alıp başını gitmiştir;

Ölümdür yaşanan tek başına,

Aşk iki kişiliktir.

 

Yitik bir ezgisin sadece,

Tüketilmiş ve düşmüş, gözden.

Düşlerinde bir çocuk hıçkırır

Gece camlara sürtünürken;

Çünkü hiç bir kelebek

Tek başına yaşayamaz sevdasını,

Severken hiçbir böcek

Hiç bir kuş yalnız değildir;

Ölümdür yaşanan tek başına,

Aşk iki kişiliktir.

 

 

Ataol Behramoğlu

Share this post


Link to post
Share on other sites

BENİM KORKUM ÖLÜM DEĞİL

 

Geçen gün senin yanında aklıma ölümüm geldi

Sensizlik bir mızrak gibi saplandı kalbime

O son anı hatırladım, o seni koyup gidişimi

İlk defa bu kadar üzüldüm dünyaya geldiğime

Ölüm! kaçınılmaz sonuç o soğuk kelime

Bir gün ucuz bir fahişe gibi koynuma girecek

Yüzümde gezinecek pis ve ********* elleri

Korkudan büyümüş gözlerimde hayaller can verecek

Biliyorum üzüleceksin, ama bir gerçek

Bir yerde sevişmek gibi, bir yerde yaşamak kadar

Ne hazin sıcaklığımızın bizi terletmesi

Ve yüz yüze birbiri ardınca kapanan kapılar

Ergen uzanır bir el son kampanyayı çalar

Anlarız kaçınılmaz anın geldiğini

Şehre bir bomba düşmüş gibi aynalar, camlar kırılır

İnsan arar da bir türlü bulamaz güzelliğini.

Kimse benim kadar bilemez ölümün rezilliğini

Seni koyup gitmenin hüznünü ben anlarım

Çünkü ben sende bildim kendimi, sende sevdim

Senin yanında seninle değerlendi zamanlarım

Ne acı gün kadehlerin boş kalması, şarkıların yarım

Mevsimlerin birbiri ardınca bir anda bitivermesi

Ansızın toprakla dolması gözlerimizin

Kanımıza o çirkin böceklerin girmesi

Kim bilir ölüm belki de bir çilenin sona ermesi

Belki güzeldir, şu sefil dünyaya boş gözle bakmak

Ne çare ki sen varsın, o dünyada sen varsın

Benim korkum ölüm değil, seni yalnız bırakmak.

.

 

Ümit Yaşar Oğuzcan

Share this post


Link to post
Share on other sites

Olmaz olsun

 

acıyı sevmiyorum

umudum ve sevincim olsun istiyorum

yeni bir şey değil bu

hep yaşanmıştır sevilerde

ne denli inceldiyse duygular

bağlanmışlığın derin yalnızlığında

o denli yitirilmiştir

insan ilişkilerinde biçimlenen dünya

 

olmaz olsun böyle seviler

tapınmaya dönüştüren yaşamı

ululaştıran sıradan kaşı gözü

olmaz olsun böylesi acının

düşleri yakarışlara çeviren

denizi damlaya özveren

olmaz olsun böyle sevgili

dokunuşlarımdan esirgeyen bedenini

tapınaklara gömen acımaksızın

sevgilere adanmış buruk yüreğimi

 

 

Celal Kabadayı

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ozluyorum

Özlüyorum seni. Gücüm yetmiyor unutmaya

Özlüyorum elini tutmayi sesini duymayi

Boynuna sarilip omuzunda aglamayi

Nedensiz sevinçleri

Hasret dolu sevgi dolu simsicak düslerimi

Özlüyorum

Gücüm yetmiyor unutmaya

Seni aramazsam unuturum sanmistim

Girmez sanmistim hayalin beynime

Geceleri düslerimde

Gündüz baktigim heryerde seni

Özlüyorum..

Renkler gitmenle soldu

Kirmizi kirmiziligini unuttu

Mavi maviliginin farkinda degil

Beyaz yanliz sen giydiginde güzelligini haykiriyormus

Özlüyorum

Bu özlem bu bekleyis hiç bitmiyecek

Ruhumda sana açan eflatun renkli çiçekler solmayacak

Olmasanda sensiz sensizligi yasatacagim

Sensiz seninle olmayi basaracagim

Sonun yaklastigini hissettigim gün

Beyaz,bembeyaz mendilimi sallayarak

Sensiz yasamin kahrediciligine veda ederek

Seninle sonsuzluga kavusacagim.

 

Yazar:Bilinmiyor :clover:

Share this post


Link to post
Share on other sites

Senin Korkularını Benim İnceliğimi

 

Ayrılık ne biliyor musun?

Ne araya yolların girmesi,

ne kapanan kapılar,

ne yıldız kayması gecede,

ne ceplerde tren tarifesi,

ne de turna katarı gökte.

 

İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!

 

İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini,

birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine.

Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken,

duvarlara dalıp dalıp gitmesi.

Türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık.

Saçına rüzgar, sesine ışık düşürememek kimsenin.

Çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun.

Güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya.

İki adımdan biri insanın, sevincin kundakçısı,

hüznün arması ayrılık.

 

O küçük ölüm!

 

Usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan.

 

Ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından gidip ağzını yıkadığında başlamıştı.

Ben bulutları gösterirken,

“bulmacanın beş harfli yemek sorusuna” yanıt aramanla halkalanmış,

“Aşkın şarabının ağzını açtım, yar yüzünden içti murt bende kaldı”

türküsü tenimde düğümlenirken, odadan çıkışınla yolunu tutmuş,

Dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını bir kenara itip,

“bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı? ”

diye sorduğunda varacağı yere varmıştı çoktan.

 

Şimdi anlıyormusun gidişinin neden ayrılık olmadığını,

bir yaprağın düşmesi kadar ancak, acısı ve ağırlığı olduğunu.

Bir toplama işleminin sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını.

Boşluğa bir boşluk katmadığını, kar yağdırmadığını yaz ortasında....

 

Ne mi yapacağım bundan sonra?

 

Ayak izlerimi silmek için sana gelen bütün yolları tersinden yürüyeceğim önce.

Şiir yazmayacağım bir süre,

Fotoğraflarını güneşe koyacağım, bir an önce sararsınlar diye.

Hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçmeyeceğim.

Senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim.

Falcı kadınlara inanmayacağım artık.

Trafik polislerine adres sormayacağım,

Geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye....

 

Ne yapacağımı sanıyorsun ki?

 

Tenin tenime bu kadar sinmişken,

ömrüm azala azala önümden akarken,

gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken..

Senin korkularını, benim inceliğimi doldurup yüreğime,

bıraktığın boşluğu yonta yonta binlerce heykelini yapacağım.

 

Şükrü Erbaş

Share this post


Link to post
Share on other sites

ELİMDEN GELEN BU

 

Elimden gelen bu ben iki kişiyim

Çoğalmak neyse ne azalmak zor

Birisi seni her an bırakıp gittiğim

Öbürü kan gibi tutulmuş seviyor

Ağzındaki acı alnındaki çizgiyim

Gözlerine kirli bir bulut getirdim

Hiçbir sevinç aydınlığı onu silemiyor

 

Elimden gelen bu ben iki kişiyim

Birisi kapadığın kapılardan gitmiyor

Yağmur yağmaksa o güneş açmaksa o

Bir yerin üşüse onun sıcaklığı

Öbürü en içten çağrını işitmiyor

Alıp tutmaksa o basıp gitmekse o

Bakışları kıyısız deniz uzaklığı

 

Elimden gelen bu ben iki kişiyim

İkisi birden çıkmaya uğraşıyor

Bilmem ki hangisinden nasıl vazgeçeyim

Birisi yeni baştan serüvene başlamış

Öbürü silahında son mermiyi sıkıyor

Çoğalmak neyse ne azalmak zor

 

Atilla İlhan...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Hayat budur...

Yorulmuş bir kalbin son çırpınışları,

Yeşermiş bir dalın çiçeksiz kalışı;

Ya da masum bir çiçeğin boyun büküşü toprağın koynunda,

'Acımasız yağmurların tokatlarıyla düşürülüp dalından...'

Oysa çiçek yağmura muhtaç;

Yağmur çiçekte yağmurdur...

 

***

 

Islanmak isterken yağmurlarında,

Bilemezdim üşüyeceğimi,

Kapı eşiğinden süzülen sinsi bir rüzgarın sarmalayışıyla...

 

Güneş göz kırparken gökyüzünden,

Bulutlara karşı yorgun kalışının,

Masum kalışının zayıflığıyla...

 

Oysa sen bir yağmurdun dallarımda,

Sen bir öpücüktün yağmurun dudağında,

Ayazlardan dolu peydahlayana kadar...

 

Meyve vermeye gebe kollarıma vurup,

Hoyrat bir tokatla düşürünceye kadar,

Meyveye bebek bir çiçeği,

Islattığın toprağın çamur yüreğine...

 

***

 

Hayat budur...

Yorulmuş bir dalın çiçeksiz kalışıdır...

 

Meyvelerimi toplamaya gelişlerinde,

Umarsız küfredişlerindir kısırlığıma,

Beni çırılçıplak soyan yağmurlarına aldırmadan...

 

İşte!

Hayat budur..

 

Hayat,

Çiçeksiz bırakışlarındır,

Yağmurlarına yüz verip de,

Dallarımı tokatlayışlarındır,

Sensiz uyandığım her gecenin sabahında...

 

Emir Kemal Süme :clover:

Share this post


Link to post
Share on other sites

Şimdi uzak bir kenttesin

Ve yağmur yağıyorsa,

düşüyorsam yüreğine tane tane

 

Gelirim, serilirim sular gibi kıyılarına

Gelirim, karışırım martıların çığlıklarına

Gelirim, sokulurum derin seher uykularına.

 

 

Çok uzaklarda bir kadın

Yüreğinin perdelerini sımsıkı kapatmıştı.

Belki de bu perdelerden bunalmıştı

Karanlığa alışan gözleri

Yüreğinin kaynarında yanıyordu

İçinde köpekbalıklarının boğulduğu

Bir kızıldeniz saklıyordu.

Kirpiklerinin kıyısında

İlk damla ayrıldı buluttan

Sonra ikincisi, üçüncüsü...

Issız sokaklarda kırmızı kiremitlerden

Toz yükseliyordu.

 

Hangi kaçış uğultusunu dindirebilir

içinizdeki mavi karlı ormanın?

Hangi çınar dallarının kırıldığı yerden inlemez?

Sonunda doğal yanı olmuşsa ömrünüzün

O sağnaktan arda kalan.

Sargılar sarabilir mi yaralarınızı,

O liman, yürekte değilse eğer

artık neye sığınır insan?

 

Bir ırmağın sesini alıp

Gitmek istiyorum sevdiğim hoşçakal.

Bak; işte akşam oldu.

Ve suskunsa tüm sokaklar

camlardaysan şehir ışıklarında

 

Gelirim, serilirim sular gibi kıyılarına

Gelirim, karışırım martıların çığlıklarına

Gelirim, sokulurum derin seher uykularına.

 

Aydın ÖZTÜRK

Share this post


Link to post
Share on other sites

GÜZ

 

sarı yaprakları ağaçların

kanatları kırık bir kuş gibi düşüyor

ta buradan duyuluyor gürültüsü

kalbimde dehşetli bir keder üşüyor

kuru yaprakları ağaçların

kanatları kırık bir kuş gibi düşüyor

 

içerde vakitsiz basıyor keder

gözlerimi kapatıp seni düşündüm

seni su başında bir karaca gibi

en güzel yüzünü verirken suya

bir tüfeğin aynasında gördüm

tam altı bahar altı koca kış

kesik bir dal gibi titredim kıyasıya

bir tüfeğin aynasında gördüm seni

en güzel yüzünü verirken suya

 

içerde vakitsiz basıyor keder

yasak bir kitap gibi yakılmayıp bu güz de

sensizliğe mahkum edilirsem eğer

hasretin beni duman edecek

içimde seni sevmek telaşı

alıp başını gidecek

 

alıp başını gidecek seni sevmek telaşı

her kuleden uzanıp açıp her mazgalı

karanlık bir kuyu gibi bakacak düşman gözü

ve ben duyarak hissederek bu gözü

yasak bir ıslık kıvırıp dudaklarımın ucuna

delip de geçemezsem gözü

kırlangıçlar uykumu basacak

gözlerime vuracak

kanatlarında uçurdukları ayın

çıplak ve ölü yüzü

 

kırlangıçlar uykumu basacak

gözlerim deli deli bakacak

üçe beşe çıkacak nöbetçi sayısı

yasak bir ıslık dudaklarımı yakacak

felaketim olacak

 

felaketim olacak biliyorum

bu vakitli vakitsiz bastıran keder

bu kalbime sürtünen cehennem telaşı

voltamın ucunda savrulan bu sapsarı hüzün

bu senin tüfeklerin menziline düşen güzelim yüzün

ülkemin yüzü kentlerin dağların yüzü

bu işkence bu ayrılık bu zulüm

sonra bu diz boyu yaprak ölüsü

göçüp giden bu kuşlar..

ağlamak ayıp değil işin kötüsü

alaca bulaca yürüyor üstüme bulut

gözlerime değerse duramam

sevgilim sevgilim ellerimi tut

 

Nevzat Çelik

Share this post


Link to post
Share on other sites

Gittin...

Ben arkandan sadece baktım.

Oysa söyleyecek o kadar çok şeyim vardı ki...

’’gidersen, iyiye dair ne varsa içimde yitireceğim hepsini.

Gidersen, sönecek içimdeki ateş ve bir daha hiç kimse yakamayacak.

Gidersen, karanlığa mahkum edeceksin günlerimi.

O karanlıkta yolumu kaybedeceğim...’’ diyecektim sana.

Konuşamadım..

 

bana candan bir kez aşkımmmmmmm

diyenmi var senden başka.....

 

 

Fırsatları sayısız sanıp, hep ileride bir gün karşılaşacağımızı

sandığımız

birisini, bir yenisine ertelerken hayat yanımızdan geçip gidiyor mu

Karşımıza erken çıkmış insanları yolun dışına sürerken; bir gün geri

dönüp,

onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz

Hayat her zaman cömert davranmaz bize. Tersine, çoğu kez zalimdir. Her

zaman

aynı fırsatları sunmaz. Toyluk zamanla

zamanlarını ödetir. Hoyratça

kullandığımız

arkadaşlıkların, eskitmeden yıprattığımız dostlukların, savurganca

harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün...

Bir akşam üstü yanımızda kimsecikler olmaz;

Ya da olması gerekenler yanımızdakiler değildir :clover:

Share this post


Link to post
Share on other sites

Karanfil mi, Nesin Sen

 

 

Yüzün sanki dolunay; yüreğimde mi, nedir?

Ellerin çizgi çizgi belleğimde mi, nedir?

Varlığın yedi iklim sunuyor coğrafyama

Yokluğun diken diken kimliğimde mi, nedir?

Bir özlem fırtınası savuruyorsa beni

Çölleri hatırlamamak dileğimde mi, nedir?

Hayalin bir tereddüt, yapışıyor yakama

Sna alışkın olmak iliğimde mi, nedir?

Eflatun kıvılcımlar düşürdün yollarıma

Her kıvrım bir umut, günlüğümde mi, nedir?

Bir sürgün potasında damla damla eriyen

Yalnız bedenim değil, benliğim de mi, nedir?

Saçları dağılıyor denizin sevda için

Açan nergisim, öten kekliğim de mi, nedir?

Her bakışın ruhuma dokunan bir iğnedir

Mıknatıslı gözlerin, bilirim, şahanedir

Tutkusu yumak yumak sarıyor benliğimi

Bana gülüşün lazım; gözlerin bahanedir.

 

Nurullah Genç

Share this post


Link to post
Share on other sites

dusledigim gibi

Küçük bir dünyanin içine gizlenmissin

Sadece hissedebiliyorum seni

Tipki senin beni hissedebildigin gibi

Bazen bütün umutlarimi ,bütün sikintilarimi

Oradan sana söylüyorum

Tipki senin bana söyledigin gibi

Içimizin karanligini bosaltiyoruz bazen

Bazen de iki kelime saklayabiliyoruz

Seni böyle hissetmek, seni böyle sevmek güzel

Bir bakiyorum bir adim geliyor,

Bir bakiyorum kilometrelerce uzaksin

Geceleri seni düslüyorum yine

Küçük bir makinenin içinden

Biliyorum ayni yerdeyiz ayni seyi dinliyoruz

Hissedebiliyoruz ayni seyi

Elimde sana dair hiçbir sey yok

Sadece yani basim da çalan minik bir radyo

Bilmiyorum su an ne haldesin

Ve de evin neresindesin

Belki salon da koltuga oturmus,

Belki odanda yatagina uzanmis

Ayni seyleri düslüyoruz

Gecenin bizim için hazirladigi güzelligi dinliyoruz

Ben bu gece çok hüzünlendim

Göz yaslarim yanagimda kaldi

Bir ananin acisini paylasti göz yaslarim

Bir sevgilinin siirinde duygulandim

Ama bunlarin hepsinde seni düsledim

Tipki senin beni düsledigin gibi

 

erkan kültekin :clover:

Share this post


Link to post
Share on other sites

SENİ DÜŞÜNDÜĞÜM TÜRKÜ

 

Benim bir canla sevip bin özlemle andığım,

Bari gölgeni bırak bana

Su çiçeklerinin en güzel yanları budur,

Giderken gölgelerini verirler suya.

Güz akşamları dal kıpırdamazken,

Suda halkalanan gözleridir

Sen de gölgeni bırak bana.

Gönlümün bin güzelliğiyle inanıp sevdiğim,

Güzelliğini burada ince ince aratma.

Bir kıyıya, bir gün inen fırtına gibi

Birdenbire bir şeyler bırak.

Birşeyleri soğut, birşeyleri yak,

Dağıt birşeyleri, birşeyleri kur.

Kendini hiç yokmuşsun gibi bırakma

Kafamın her yanıyla bir şeyler öğrendiğim ,

Sonsuza uzanan sevinç, güzele vurgun tasa

En azından bin yılda arayıp bulduğum,

Bana aşk şiirleri yazdırma artık

Beni burada gölgen gibi bırakma

 

 

 

Afşar TİMUÇİN

Share this post


Link to post
Share on other sites

Gitme Kal

 

Nice nice acıları aklına getir

Bunca yoksulluğu aklına getir

Gözyaşlarını aklına getir

“GİTME KAL” var yok dinlemez bir çocuk isteğidir

Gitme aklına getir

 

Kıraç mı kıraç toprakların üstüne

Güneler açar yağmurlar kesilince

Çırılçıplak kayada yeşerir incir ağacı

Dağların kuytusunda bir uslu çiçek

Dağıtır mavisini kendi kendine

Gitme beraberlik içinde

Nasıl sevinirdik aklına getir

 

Her şeyi her şeyi aklına getir

Gece yarılarını aklına getir

Söylediklerini aklına getir

Sinsi yağmurlar yağıyordu

Soğuktu

Yaktığımız ateşi aklına getir

 

Nelerden geçiyorsun aklına getir

Gitme dünyamızın her yerinde

Yorgun eller gülleri derleyince

Ellerin sevincini aklına getir

Güllerin sevincini aklına getir

 

Ne’çok severdik seni aklına getir

 

 

Arif Damar

Share this post


Link to post
Share on other sites

HASRET

 

yokluğun bütün heybetiyle

çıkarken karşıma

yolum düşmüş

çıkmaz sokaklara

uyur gezer şehrin

kör ışıklarında

hasretin sancılı gecesini

yaşadım

gizli bir ibadet gibi

dalıp gökyüzüne

zamanın bıraktığı o yerde

ellerimi uzatıp ta aya kadar

senden başka ne varsa

gözüken....

tekrar tekrar sildim yeniden

kutsadım varlığını

koca harflerle yazarken adını

hasret.....

hasretin aldı götürdü yine

yorgun adımlarımda bilinmeze

bir anda düşmüşüm

bir rüyadan uyanır gibi bugüne

trafiğin orta yerinde

kabus oldu ay yüzlüm hasret.

 

BEŞİR GÜNEY :clover:

Share this post


Link to post
Share on other sites

Adını koyamadım yalnızlığımın

 

 

Islak ve dar sokaklarda yaşardım yalnızlığı

Ve o zaman aklıma gelmezdi ağaracağı saçlarımın.

Babamı kaybettiğimde yaşamıştım ilk acımı

Daha sonra ise seni sevdiğimde.

Bilmezdim ki ayrılığının

Ölümün yansıması olacağını yüreğimde.

Ben umutlarıma ip bağlayıp salmıştım gökyüzüne

Küçük bir uçurtmanın kanatlarında sana gelmiştim.

Rüzgarsız havalara alışıktım ben

Fırtınana yenildim...

 

Sen deli bir kısrak, ben isimsiz kahraman

Nasıl da sevmişim seni anlayamadım.

Bir bir kaybettim güzelliklerini

Gözlerime yaşlar doldu ağlayamadım.

 

Sevdalarımı isimsiz bir limana boşalttım

Ve uğruna döktüğüm göz yaşlarımdan

Küçük küçük denizler yaptım...

Kulak asmadım yalnızlığıma

Kulak asmadım acılarıma

Ben hep seni gözyaşımda yaşattım...

 

Adını koyamadım yalnızlığımın

Sevda dedim ben bu karamsarlığa

Hiç bestelenmeyecek şiirler yazdım sana

Hiç söylenmeyecek şarkılar yaptım.

Bir tarafını aldırdım kalbimin

Bir tarafını sana bıraktım...

 

Mühürlenmiş gözlerimin dermanı sendin.

Her nereye baksam seni görürüm.

Gözlerin idam sehpası olmuş

Hasretin çöreklenmiş bağrımın ortasında

Çek git sevdiğim ne olacak sonunda

Ya beni öldürürsün, yada ölürüm

 

Issız sokaklarda sabaha karşı

Ezanlar yükseliyor minarelerden.

Yüzüm kabeye dönük, dilimde dualarım

Rabbimden seni istiyorum ben

Öksüz bıraktığın yüreğime dön

Gel ey gönlümün mihrabı yeniden...

 

Arif Baltacı

Share this post


Link to post
Share on other sites

İncinen Gurur

 

 

Pencereden baktığımda görüyorum

Senin yüzün incir yaprağında

Senin ürkekliğin duvar üstünde yürüyen

Bir kedinin kıvraklığında

 

Aynada dururken görüyorum

Kırmızı öpüşün sol yanağımda

Dişimi fırçalarken senin ağzın

Serin suların berraklığında

 

Rakı devrilmiş masalarda yokluğun

Veya benden önce kalkıp gitmişliğin

Gece boyu dolandığım barlarda

Sarhoşlara tekrarladığım adın

Balıkçı kahvesinde, çorbacıda, kenarlarda

 

Dökülmek istemiyorum hayır! ..

Çingene çiçekçiler habire yaltaklandığında

Bilmediğim soruların açtığı çukuru

Yalanlarla doldurmak istemiyorum

 

Seni kaybettim galiba

İki taşın arasında kaldım

Bu, benim hatam değildi

Seni ben çook geç tanıdım

 

Derin acılar bahçıvanı

Yüreğime ne ektin böyle...

Aşk korkağını bağışlar mı?

Söyle...

 

Aramak ne kötü herkeste seni

Her gözde bulup yanılmak seni

Ah turuncu rüyalar güzeli

Hem kendini yok ettin

Hem beni

 

Başka ne acıtabilir içimi

Yaşım kırkı devirmişken

Seni böyle patavatsızca sevmişken

Ve, tam aynayı güneşe çevirmişken

Başka ne...

 

Seni vefasız aşklara bırakıyorum

Yüzümü kırılan bardaklarda ara

Düşünme ben ne olurum

Sanırım bi daha onarılmaz

İncinen gururum

 

 

Yusuf Hayaloğlu

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.