Zıplanacak içerik
  • Üye Ol

ÖZELLEŞTİRME Mİ? YOKSA ULUSAL-EKONOMİK BAĞIMSIZLIK MÜCADELESİ Mİ?


SeDatsan

Önerilen İletiler

:( ÖZELLEŞTİRME VE ULUSAL-EKONOMİK BAĞIMSIZLIK MÜCADELESİ.

19 yy sonunda Osmanlı Devletinin 1. Dünya Emperyalist paylaşım savaşı sonucunda yenilenler tarafında yer almasının ardından, teslimiyeti ve işgali kabulleniş olan Sevr’in son Osmanlı Padişahı tarafından imzalanmasının ardından, Anadolu’nun emperyalist sömürgeciler tarafından işgali başlamıştır..

Ancak Sevr’ e imza atan işgal yanlısı-işbirlikçilerin, yada emperyalistlere sempati duyan mandacıların aksine, bu işgale-tecavüze-haksızlığa- onursuzluğa karşı Anadolu’da başlatılan yurtsever Redd-i İlhak ve Kuvay-i Milliye hareketi ile birlikte Mustafa Kemal önderliğinde halkımız Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle,Yörüğüyle, Alevisiyle, Sünnisiyle tüm unsurları ile, omuz omuza mücadele ederek ve savaşarak emperyalist sömürgecilerin ülkemizi işgaline karşı, Dünyanın tüm esir ve mazlum halklarına da örnek olan, bir zafer kazanmışlardır.

İmzalanan Lozan barışı ve ardından Cumhuriyetin ilanı ile bu büyük kurtuluş savaşı ve zaferi, daha da büyük bir anlam kazanmıştır.

Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlıdan kalan tüm ekonomik ve politik bağımlılıklarından ve kapitülasyonlardan da kurtulmalıydı. Bu amaçla yapılan tüm yenilik ve devrimler, ülke insanının aydınlanması, bilinçlenmesi eğitimli, sağlıklı ve nitelikli bireyler olarak yetişmesinin yanı sıra insanca yaşaması içindi.

İşte bu dönemde bağımsız Türkiye’nin ekonomisi de bağımsız olmalı şiarı ile, 1930’dan itibaren “Devletçilik” ilkesi kabul edilmiş ve 1933 yılında hazırlanan Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı ile bu ilke yaşama geçirilmiştir. Bu plan doğrultusunda, 1933 yılında 2262 sayılı Kanun’la kurulan Sümerbank’a bağlı olarak 1934 yılında Kayseri ve Bakırköy fabrikaları faaliyete başlamıştır. 1935 yılında faaliyete başlayan Isparta gül yağı fabrikası, Paşabahçe şişe ve cam fabrikası ve Zonguldak soma-kok işletmesi bunu izlemiş, 1936 yılında ise bugün kapatılmak istenen İzmit kağıt fabrikası faaliyete geçmiştir. Bunun ardından da 1980’li yıllara kadar çeşitli alanlarda devlet eliyle birçok kamu işletmesi kurulmuştur.

1930’lardan 1980’lerin başına kadar geçen dönemde ekonominin, üretimin baş tacı edilen kamu işletmeleri, bu dönemde bir taraftan, emek gücünün nitelik kazanması, bulundukları bölgenin gelişmesi gibi toplumsal birçok yarar sağlarken, diğer taraftan Türkiye’de özel sermayenin gelişimine de önemli katkılar sağlamıştır.

Ancak 1970’li yılların başında tekrar krize giren merkezi kapitalizm, 18. yüzyıldaki serbest piyasacı-özel girişimciliği kutsayan anlayışını, krizden çıkış için kurtarıcı olarak görmüş ve tekrar yaşama geçirmiştir.

WTO (Dünya Ticaret Örgütü) nun 1979 yılında ki, Fas’ın Marakeş kentinde ki toplantısında, Dünyada ki bütün ulus devlet ve kamu ekonomilerinin, etkisiz hale getirilerek, zaman içerisinde, yavaş yavaş ortadan kaldırılması ile birlikte, ulusötesi sermayenin, dilediği ülkeye, dilediği koşullarda, sorunsuzca girip çıkacağı, yüksek karlar elde edeceği, bir zemin hazırlanması kararlaştırıldı. Yine bu süreçte, 3.Dünya Ülke ekonomilerin de, etkin bir yere ve büyük öneme sahip, KİT’ lerin de, küçültme, kapatma veya özelleştirme neticesinde, ulusal-kamu ekonomilerinin tasfiye edilmesi planlanmıştır.

Bu amaçla, uygulanacak yöntemler de belirlenmiştir. Bu yöntemler, KİT’lere kaynak aktarılmaması, makine-donanım yenileme yatırımı yapılmaması, çağın ihtiyaçlarına ve günün teknolojisine uygun şekilde modernize edilmemesiyle birlikte, dönemin siyasi iktidarlarınca atanan “işbilir” hortumcu-vurguncu bürokrat tayfasına, (ENGİN CİVAN vb. gibi) kasıtlı olarak kötü yönettirilmesi, içlerinin boşaltılmasıyla, zarar ettirilmesine böylelikle de adım adım, çöküşe doğru sürüklenmesine,kasten göz yumuldu.

Ayrıca bu dönemde, WTO nun 1979 Marakeş toplantısında belirlenen ve diğer 3. Dünya ülkelerinde de kullanılan, paket- program argümanlar- (kitler devletin sırtında yüktür-kamburdur, kamu ekonomileri ve KİT ler demodedir, özelleştirmek satmak gerekirse bedava verip kurtulmak lazım, KİT lerde çalışanlar- işçiler asalaktır vb söylemler.), ülkemizde siyasi iktidarlar ve onların kontrolündeki iletişim araçlarıyla, (icraatın içinden gibi) sıkça kullanılmaya başlandı. Bu doğrultuda, ulusal ekonomilerinin temel direği olan ve kar marjı yerine hizmet marjını, yani toplumsal faydayı amaçlayarak, halka ucuz ve nitelikli mal ve hizmet üretmeye çalışan KİT’ lere yönelik, yoğun bir PROPAGANDA ile YIPRATMA ve KARALAMA KAMPANYALARI düzenlenmiştir.

Bu dönemlerde sıkça duyduğumuz halen günümüz devam eden Argümanlar; “KAMU EKONOMİLERİ DEMODE OLDU”, “KİTLER DEVLETİN SIRTINDA KAMBURDUR”, “KİTLER ZARAR EDİYOR, SATALIM VEYA KAPATALIM, GEREKİRSE BEDAVA VERELİM, KURTULALIM”, “KİTLERDE ÇALIŞAN İŞÇİLER ASALAKTIR” vs. şeklinde, bir propaganda savaşı ile, bu kurumların, kamuoyundaki itibarları sarsılmaya ve gitgide yok edilmeye başlandı.

Başta siyasi iktidarların kontrolünde ve güdümündeki yayın organları (tv, radyo, gazete,dergi) olmak üzere, ellerini ovuşturarak Kitlerin satılmasını bekleyen, hatırı sayılır patronların HOLDİNGLERİNİN MEDYA KARTELİDE, özelleştirmeyi meşrulaştırma ve kanıksatma çabalarını yoğunlaştırdılar. Bu amaçlı yapılan,çeşitli programlar, özelleştirme propagandistleri ile yapılan söyleşiler ve reklamlarla, özelleştirmeyi, “güzelleştirme” olarak, ülke halkına şirin göstermeye başladılar. (Petrol Ofisi reklamlarındaki ÖZELLEŞTİ GÜZELLEŞTİ sloganı buna bir örnektir.) Doğan Holding e değerinin çok çok altında bir fiyatla ucuz bedava satılan, üstelik satılmasına rağmen, tüm istasyonlarının yenilenmesi tadilatı devletin kesesinden,yani bizlerin vergileri ile yapılan Petrol Ofisinin güzelleşmesi özelleştirmenin bir nimetimidir acaba?

Artık sıradan vatandaş bile, sürekli olarak yapılan bu propaganda bombardımanından etkilenip özelleştirmeye olan tepkisi azalıp yok oldu. Düşünün ki bir işçi, bu propagandaların etkisinde kalarak, özelleştirmelerin asıl amacını ve altında yatan asıl gerçeği tam olarak bilemeden, kendi çalıştığı fabrikanın, yani ekmek kapısının yok edilmesini, tasfiye edilmesini-kapatılmasını-satılmasını yani özelleştirilmesini, işte bu aldatmacanın-kandırmacanın etkisi ile, beyhude savunur duruma getiriliyor..

Özelleştirmeden en büyük çıkar sağlayacak olanlar hakim sınıflar- sermayedarlar, sadece kendi çıkarlarına olan özelleştirmeleri ve halkın zararına olacak tüm uygulamalarını, sanki halkın tümünün çıkarınaymış gibi, ellerindeki iletişim araçlarıyla gerçekleri tersyüz ederek, öyle bir lanse ediyorlar ki, bunun sonucunda, olası özelleştirme karşıtı tepkileri yok edip, dahası kendilerine desteğe dönüştürebiliyorlar.

Elbette bu işin, yani KİT lere yönelik, tasfiyenin-kapatmanın- özelleştirmenin kaymağını yiyen-yiyecek büyük patronlar, kendi kontrollerindeki medyayı da, bu amaca uygun şekilde kullanıyorlar.

Düşünün bir kamu kuruluşunun verdiği kamu hizmeti, bugün toplumun bütün kesimlerine az çok ulaşabiliyorsa yarın, özelleştirme sonunda, sadece daha fazla parası olana ulaşabilecek.

 

Özelleştirmenin temel amacı ve mantalitesi ; HİZMET MARJINDAN, KAR MARJINA geçiştir..

HİZMET MARJINDA Amaç; Ülke halkına, devlete ödedikleri çeşitli vergilerinin karşılığı olarak, verilemesi gereken mal ve hizmetlerin, eşit, ucuz, nitelikli ve ulaşılabilir olmasını sağlamaktır.

Hizmet marjında, Her koşulda, kayıtsız-şartsız, İnsana hizmet amaçlandığı için, dolayısı ile özne “insandır”. Bu hizmetlerin en başında SAĞLIK, EĞİTİM VE SOSYAL GÜVENLİK gelmektedir.

KAR MARJINDA ise;Tam tersi bir durum söz konusudur. Kar Marjı ilkesinde mühim olan, işverenlerin-sermayedarların MARJİNAL KAR beklentileri ve en yüksek karı elde etmeleridir.

Burada ÖZNE insan değil KARDIR. Bu nedenle her koşulda ve şartta insana hizmet değil, sermaye sahibinin kar beklentisi ve en yüksek karı elde etmesi önemlidir.

En temel mantalitelerden birisi de, AZ MALİYETLE ÇOK KAR ve AZ ÇALIŞAN İLE ÇOK İŞ tir.

Her şey bir fiyata tabidir. Her mal ve hizmet daha çok para verene satılmalı ve sadece daha çok talep edilen mal üretilmelidir.

Herkes ancak parası oranında, tüm bu nimetlerden faydalanabilir.

Yani paran kadar sağlık,

paran kadar eğitim,

paran kadar sosyal güvenlik, ,

paran kadar adalet,

paran kadar demokrasi,

paran kadar özgürlük,

paran kadar saygınlık,

paran kadar itibar,

paran kadar huzur,

paran kadar aşk-mutluluk,

paran kadar hayat.

Ya paran yoksa?

İzmir de Sanayi sitesinde çalıştığı makineye kolunu kaptıran bir işçiyi, apar topar en yakın hastane olan bir ÖZEL HASTANEYE götürmüşlerdi. Koluna dikişi atılan işçi genç çıkışta ÖZEL HASTANENİN fahiş ücretini ödeyemediği için koluna atılan dikişler Hastane sahibinin talimatı ile sökülmüştü. Hastane sahibi “Burası ticari bir işyeridir, imarethane değil, parası olmayan gelmesin” demiştir. Her koşulda ve şartta insana ve insan sağlığına hiçbir ayrım gözetmeden, hizmet etmeye HİPOKRAT YEMİNİ etmiş doktorlar ise bu duruma sadece seyirci kalabildiler. Çünkü emir büyük yerden PATRONDAN gelmişti, ya uyacak yada çekip gidecekti. İşte SAĞLIKTA ÖZELLEŞTİRMENİN ulaşacağı nokta.

Eski bir Sağlık Bakanının “Parası olmayan hastaneye gelmesin, burası Arnavutluk değil oraya gitsin, bana ne kardeşim, nerede ölürse ölsün” şeklindeki ibretlik sözü, Serbest Piyasacı Ekonominin ve KAR MARJI ilkesinin, insana verdiği (doğrusu vermediği) değerin en bariz ve ibretlik göstergesidir.

Özelleştirme sonucunda, piyasaya düşecek ve.pahalılaşacak olan eğitim ve sağlığın, zaten kıt geliri ile ancak gıda ve barınma ihtiyaçlarını karşılayabilen asgari bir yaşam süren alt gelir gruplarına yeterince ve nitelikli olarak ulaşamayacak olması, yani onların alım gücünün üstünde bir fiyat ile satılacak olması, bu insanların, eğitimsiz ve sağlıksız kalmasına neden olacaktır.

Bugünlerde eğitimin ve sağlık gibi temel hizmetlerin, aşama- aşama piyasaya düşürülmesine-özelleşmesine yol açmak ve gerekçe yaratmak için, siyasi iktidarlarca, halen kamu tarafından verilen bu hizmetlerin KASTEN ÜCRETLERİ YÜKSELTİLEREK, KALİTELERİ-NİTELİKLERİ DÜŞÜRÜLMEKTEDİRLER.. Böylece özelleştirmeye zemin ve gerekçe hazırlanmaktadır. Kamu kurumlarına ve kamu hizmetlerine karşı propaganda bizzat siyasi iktidarlar ve arkalarında ki güç odakları tarafından yürütülmektedir. Bu plan doğrultusunda, holding medyasının da yoğun ajite etkisi ve kışkırtması ile halktan kamu kurumlarına ve kamu hizmetlerine karşı tepki oluşturularak, özelleştirmeye zemin hazırlamak, özelleştirmeyi tek çıkar yol ve çözüm olarak göstermek amaçlanmaktadır.

Özelleştirmelerin bir başka boyutu da,kamu kurumlarının, KİT lerin boşaltacağı sektörlerin, ulusötesi emperyalist sermaye ve onların yerli işbirlikçisi-ortağı sermaye grupları ve yandaş holdingler için, çok büyük karların elde edileceği, çok devasa bir rant alanı haline dönüşecek olmasıdır.

Bütün bunlar bir ön görünün ötesinde, canlı örnekleri diğer az gelişmiş ülkelerde, özelliklede 3. Dünya Ülkelerinde yaşanmış olan,birer acı İMF reçeteleridir.

Türkiye, 24 Ocak 1980 kararları ile birlikte bu sürece dahil olmuştur. 12 Eylül 1980 darbesinin de katkılarıyla uygulamaya konulan bu anlayış doğrultusunda bir dönemin baş tacı olan kamu işletmelerine yenileme yatırımları yapılmamış, verimsiz hale getirilmiş, ve bu işletmeler kasıtlı olarak çürümeye terkedilmiştir..

Şimdi bu işletmeler, 25 yıldır uygulanan bu politikanın ardından yine aynı politikaların temsilcileri tarafından verimsizlikleri gerekçe gösterilerek kapatılmak ya da özelleştirilmek istenmektedir. Bunun ardındaki temel düşünce, kuşkusuz bu alanların uluslararası ve ulusal sermayeye yok pahasına sunulmasıdır.

1980’lı yılların başından bu yana gündemde olan bu politikaların sonucunda ÇİTOSAN, Et ve Balık Kurumu, Süt Endüstrisi Kurumu, Sümerbank gibi birçok işletme özelleştirilmiş ya da kapatılmıştır. Böylece bu alanlar özel sermayenin ve büyük ölçüde de uluslararası özel tekellerin eline geçmiştir.

Bu özelleştirmelerin gerçekleştirildiği süreçte, sadece bu işletmelerde çalışan emekçiler direnç göstermiş, ancak sendikaların pasif, hatta çoğu zaman özelleştirmeyi kabullenir tavırları ve diğer emekçilerin yeterli destekte bulunmaması nedeniyle bu direnç kolayca kırılmıştır. Ayrıca, direncin yoğun olduğu bazı işyerlerinde çalışanların ek tazminat, istedikleri ilde başka bir kamu kurumuna yerleştirilme gibi birtakım çıkarlara tevessül edilmesi de bu direncin kırılmasında etkili olmuştur.

Ancak, SEKA ve diğer kamu işletmelerinin kapatılması ya da özelleştirilmesi AKP’nin iktidara gelebilmek için IMF, Dünya Bankası, Avrupa Birliği ve onlarla işbirliği halinde olan yerel sermayeye verdiği taahhütlerin en başında gelmektedir. AKP’nin iktidarını sürdürebilmesi bu taahhütleri yerine getirmesine bağlıdır. Bu nedenle de emekçilerin direncini kırmak için her türlü yolu deneyecektir.

Deneyecekleri ve halen en etkili olarak kullandıkları yöntemlerin başında, holdinglerin ve siyasi iktidarın sözcüsü ve borazanı durumundaki medyadır. İletişim araçlarının tüm imkan ve olanaklarını, gerçekleri tersyüz etmek, asıl gündemi saptırmak- çarpıtmak için, halk kitlerini yozlaştırmak ve dejenere etmek için televizyondan-radyoya, gazeteden-deriye, internete kadar iletişim araçlarını son kertesine kadar kullanmaktadırlar.

Tele-vole, tele-magazin formatı ile ekranlarda yaratılan kültürel ve ahlaki kirlilik, şiddet içerikli, mafya ve ağalık özendirici birbirinin kopyası diziler ve popçu-topçu, çöpçatan yarışmalar ile had safhaya ulaşmıştır.

Halkın haber alma ve gerçekleri öğrenme hakkı ellerinden alınarak, sahte gündemler, suni-sanal hayatlar naylon starlar ile oyalanarak, avutulmaları sağlanmaktadır.

Ülkemizin sosyo-ekonomik-politik durumuyla ilgili konularda yada Halkın en temel yaşamsal talep ve sorunlarına ilişkin, eğitim sağlık, sosyal güvenlik gibi hayati öneme sahip konularda bile, gündemi ve haberleri çarpıtarak, sulandırarak magazinleştirerek veren holding medyasının televizyon kanalları, böylelikle, konuların önemini sabote ederek, gerçeklikle konuşulup tartışılmasını ve bu konuda kamuoyu yaratılmasını taa en başından önlemiş olmaktadırlar.

İşte hakim sermaye sınıfının çıkarına olan özelleştirmeyi, halka emekçi- kitlere şirin göstermeye, alıştırıp kanıksatmaya, karşı tepkiyi yok etme ve duyarsızlaştırma politikalarında yürütülen propagandist kampanyanın en önemli unsuru olan, medya-iletişim araçları, gerçekleri tersyüz etmek için böylesi sinsi bir misyon ve göreve sahiptir.

Tüm bu olumsuzluklar karşısında dahi,

-Ulusal bağımsızlıktan yana olanların,

-Ulusal onura sahip çıkanların,

-İnsandan, barıştan, sevgiden, kardeşlikten, eşitlikten, adaletten, emekten yana olanların,

-Tüm onurlu insanların, emekçi halkın,

Bu çarpıklığa, haksızlığa, adaletsizliğe ve gayri insani vaziyete karşı, onurlu bir duruş ile mücadele etme gibi, insanca bir görevi ve sorumluluğu vardır.

Bu köhne adaletsiz ve gayri insani çarkı, tersine çevirmek için, Tam bağımsız demokratik bir Türkiye’de, insan onuruna haiz ve insana yakışır bir yaşam için, asgari ücretlisiyle, işçisiyle, memuruyla, işsiziyle, küçük üreticisi ve esnafıyla, kentte yaşayanıyla, kırda yaşayanıyla alt ve altorta gelir grubuna mensup, tüm toplum kesimlerinin, bu mücadeleye ve direnişe destek vermesi gerekir.

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

ÖZELLEŞTİRMENİN GERÇEK VE ÇİRKİN YÜZÜ,

YANİ DEVLETİN ASLİ GÖREVLERİ DAHİLİNDEKİ HİZMETLERİN, ASIL SAHİBİNE (VATANDAŞA) PARA SATILMASI (PARALI HALE GETİRİLMESİ) VE ACI SONUÇLARI.

 

Devlete ödediğimiz vergiler karşılığında ve devletin temel amacı niteliği gereği bizlere sunmakla yükümlü olduğu, en temel insani hizmetlerin, bizlere para ile satılacak. Böylece gelir dağılımının en adaletsiz ve çarpık olduğu ülkelerden biri olan ülkemizde , alt gelir grupları, dar gelirliler, bu en temel insani hizmetlerden, paraları yetmediği için ya hiç faydalanamayacak yada çok kalitesiz olana ancak parası yetecektir. Bu mudur İNSANA Verilen değer? Bu mudur en büyük ve önemli yatırım denen, İNSANA YAPILAN YATIRIM ?

Özelleştirme neticesinde herşey PARAN KADAR senin olacak.

 

YANİ

paran kadar eğitim,

paran kadar sağlık,

paran kadar sosyal güvenlik, ,

paran kadar adalet,

paran kadar demokrasi,

paran kadar özgürlük,

paran kadar saygınlık,

paran kadar itibar,

paran kadar huzur,

paran kadar aşk-mutluluk,

paran kadar hayat.

 

Ya paran yoksa?

 

EVET !!!

YA PARAN YOKSA!!!

 

NE OLACAK HALİN ????

NASIL EĞİTİM GÖRECEK ?

NASIL TEDAVİ OLACAK ?

NASIL YAŞAYACAKSIN ?

Yoksa OSMAN DURMUŞUN dediği gibi, "PARASI OLMAYAN ARNAVUTLUĞA GİTSİN, HASTANEMİZE GELMESİN, BANA NE KARDEŞİM PARAN YOKSA, BURASI DARÜLACİZE Mİ, PARAN YOKSA GİT, NEREDE ÖLÜRSEN ÖL"

İşte ÖZELLEŞTİRME zihniyeti !

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

Özellestirmek, serbest piyasa demek...

serbest piyasa rekabet demek..

rekabet arz ve talep e göre belirlenen fiyat uygulamalari demek...

ve bu da er yada gece tüketicinin yararinadir..

 

tabe el alemi piyasaya karistirmadan özellistirme yapilmali ki bu da zor....

 

kötü olanda bu ...

TR kendi pazarini, kendi kaynkalarini kullanamaz durumda...

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

YANİ

paran kadar eğitim,

paran kadar sağlık,

paran kadar sosyal güvenlik, ,

paran kadar adalet,

paran kadar demokrasi,

paran kadar özgürlük,

paran kadar saygınlık,

paran kadar itibar,

paran kadar huzur,

paran kadar aşk-mutluluk,

paran kadar hayat.

 

paran yoksa insan değilsin desene

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

hala özelleştirmenin vatanı satmak olduğunu savunacak kadar cahil insanlar varmış demek ki..devletin 3 ana görevi cardır; yargı, eğitim, sağlık. bu üç ana görevin dışında şeylerle uğraşırsa ana görevlerinde denetim aksaklığı oluçmaya başlar, tıpkı bizim ülkemizde olduğu gibi. ne eğitim iyi işliyor ne sağlık ne de yargı. buna rağmen hala tekelciliği savunuyoruz. sosyalizm öldü beyler kapitalizm çok yaşa..

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

vah ki vah yurdum insanının devlet bilgisine. devletin, üç görevi varmış, yargı eğitim sağlık. savunma yok, yasama yok yürütme yok yani öyle mi :)

 

 

ANAYASA "

 

MADDE 2.- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir."

 

"MADDE 5.- Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak: kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktadır."

 

"sosyal devlet" ne demek anlamına bir baksana. ya da dünyada sosyal devlet ilkesini benimsemiş avrupa develtleriyle benimsemeyen devletleri kıyaslasana.

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

hala özelleştirmenin vatanı satmak olduğunu savunacak kadar cahil insanlar varmış demek ki..devletin 3 ana görevi cardır; yargı, eğitim, sağlık. bu üç ana görevin dışında şeylerle uğraşırsa ana görevlerinde denetim aksaklığı oluçmaya başlar, tıpkı bizim ülkemizde olduğu gibi. ne eğitim iyi işliyor ne sağlık ne de yargı. buna rağmen hala tekelciliği savunuyoruz. sosyalizm öldü beyler kapitalizm çok yaşa..

 

 

Bu arkadaştan rica etsek de bizi özelleştirme, makro-mikro ekonomi, vergi sistemi, para ve maliye politikaları konusunda aydınlatsa.

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

Bu arkadaştan rica etsek de bizi özelleştirme, makro-mikro ekonomi, vergi sistemi, para ve maliye politikaları konusunda aydınlatsa.

 

arkadasim bi kere yazdiklarin çok uzun. ben de iktisat okuyorum ama o kadar yogun bir yazi yazmissin ki sahsen ben okumadim. savunduklarini biraz daha öz itibari ile yazsan?

 

okumadigim için soruyorum, bu yaziyi sen mi yazdin? biyerden mi kopyaladin? neden sadece iktisat tartisiyorsun?

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

Sorularında ki asıl niyet nedir arkadaşım? Önce onu bileyim.

Evet ben iktisat mezunuyum. Ekonomi politik benim temel ilgi alanım. Ekonomi politikanın temel belirleyicisi, politika ise hayatın taa kendisidir.

 

Yukarıda görümüş olduğun yazı, daha önce yazmış olduğum bir makalemin özet halidir.

 

Ben sadece iktisat değil, İNSANA ve YAŞAMA dair her konuda, herkes ile konuşabilir ve tartışlabilirim. Kendime, bilgi, bilinç ve donanımıma güvenim tamdır.

Sende güveniyorsan, hangi konuda istersen tartışmaya hazırım.

ANCAK İNSAN YAKIŞIR BİR ÜSLUPLA.

Saygılar.

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

Sorularında ki asıl niyet nedir arkadaşım? Önce onu bileyim.

Evet ben iktisat mezunuyum. Ekonomi politik benim temel ilgi alanım. Ekonomi politikanın temel belirleyicisi, politika ise hayatın taa kendisidir.

 

Yukarıda görümüş olduğun yazı, daha önce yazmış olduğum bir makalemin özet halidir.

 

Ben sadece iktisat değil, İNSANA ve YAŞAMA dair her konuda, herkes ile konuşabilir ve tartışlabilirim. Kendime, bilgi, bilinç ve donanımıma güvenim tamdır.

Sende güveniyorsan, hangi konuda istersen tartışmaya hazırım.

ANCAK İNSAN YAKIŞIR BİR ÜSLUPLA.

Saygılar.

 

neden art niyet ariyorsun ki? iletimde yaziyi okumadigimi zaten belirtmistim. sende güveniyorsan gibi bir tavir içine girmene gerek yok zira ben tartisabilmeyi düsündügüm her konuda girer yorum yaparim zaten. düelloya davet ettigimi hatirlamyorum? polemik yaratacak bir söylemim oldugunu da düsünmüyorum...

 

iletilerin çok uzun, güncele girdigimde açtigin topiclerin sadece ekonomi üzerine oldugunu gördüm ve sordum. insana yakismayan üslupla tartisanlar için zaten admin burda. uyarina tesekkürler.

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

iktisat gözüyle bakarsak bu gün var olan iki temel yaklaşımı görürüz. biri keynesyen model diğer, fizyokratlardan kalma liberal model. yani jandarma devletçilik. Jandarma devlet modleini savunanlar devletin yalnıca güvenlik işleriyle uğrşamasını geri kalan tüm hizmetlerin özel sektöre bırakılmasını savunur.

fakat mantıksızdır zira "ortak mallar" denilen mallar vardır ekonomide. bunların kullanımından herhangi birini mahrum bırakmak mümkün değildir. Mesela adalet işleri bir kismeyi ücretini ödemedi diye adalet hizmetindne mahrum bırakabilirmisiniz. ya da saf doğal kaynaklar, ormanlar, akarsular, göller, bir kimseyi ücret ödemediği için bu kaynaklardanda mahrum edemezsiniz. lbieraller bunun üzerine o zaman "Ortak malların" da devlet tarafından hizmeto alrak görülmesi kalanına karışmamasını isterler. yani türkçesi Kar getirmeyen bu yüzdende hiç bir girişimcinin ilgilenmiyeceği hizmetleri devlet yapmalı kalanını piyasa halletmeli derler.

 

Keynesyen görüş ise. Piyasanın kendi yasalarına terk edilemyeceğini, zira piyasada Kar Güdüsü dışında temel belirleyen olmadığını, var olduğu idda edilen Piyasa yasalarının ve sınırlarının geçerli olmadığını söyler. Zira haklıdır çünkü Jandarma devlet modelinin uyuglandığı avrupada netice Faşsit iktidarlar ve militarizm olmuştur.

 

Avrupa ancak ikinci dünya savaşından sonra uyuglamaya soktuğu Keynesyen Görüş sayesinde refah ülkeleri yaratabilmiştir. yani Sosyal Devletler.

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

Ülkenin kaymağını yiyen hakim sınıf-erk, Sermayeye, her türlü vergi muafiyeti,teşviki, vergi indirimi gibi kolaylıklar sunulurken, sık sık Kurumlar Vergisi indirimi yapılırken, ki pek çok holding patronunun devletin gözünün içine baka baka vergi kaçırdığı orta da iken, neden hala patronların yarı buçuk zar zor ödediği bu vergiler düşürülüyor indiriliyor?

 

 

Vergi yükünün yaklaşık %76 lık çok büyük kısmını omuzlayan, biz çalışanların ve alt gelir gruplarına mensup,asgari ücretli-işçi,memur,küçük esnaf,küçük üretici-atölyeci,çiftçi-köylü vs. gibi toplum kesimlerinin vergi yükünü neden hafifletmiyor?

 

-En bariz örnek asgari ücretlilerin aldığı insanlık ayıbı ücret ortada iken ve bu ücret açlık sınırının bile çok altında ve bir aylık kira parasına yeterken, neden asgari ücretlileri vergi yükünden kurtarmıyor?

 

-Yapılan gülünç zamlar ile, yaşantısı dar gelirliler arasında asgari ücretlilere daha da yaklaşan ve anca borç çevirerek hayatta kalmaya çalışan, iki yakası bir araya bir türlü gelmeyen kamu çalışanlarından-memurlardan neden yapılmıyor bu indirim?

Zaten üç kuruş maaş alan, daha parası cebine girmeden vergisi kesilen memurların sefalete doğru sürüklenmesine göz yuman iktidar, emrinde ve hizmetinde olduğu İMF ve sermaye sınıfının direktifleri doğrultusunda, memurların iş güvencelerini elinden almak isteyerek, kamu çalışanlarının gelecekten ve yaşamdan umudunu ve bağlarını daha da zayıflatarak, onları esnek ve kuralsız bir çalışma şartlarında, ücretli köleliğe mecbur etmek istemektedir.

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

SeDatsan arkadaşım iktisadi bilgim seninki kadar değildir ancak bazı sorular sormak istiyorum. Belki sorularımla iktisadın da biraz dışına çıkacağım. Politika hakkında da yorum yapacağım. Ancak ekonominin politikayla ilişkisinden bahsettiğinden dolayı bundan çekinmiyorum.

 

Kapitalizmin temelinde özgürlüğü anlatmaya çalışan "Bırakınız Yapsınlar, Bırakınız Geçsinler" sözü vardır. Yani kapitalizmde herkes her istediği şeyi imkanları ölçüsünde istediği gibi yapabilir, satınalabilir, edinebilir. Bunun neresi kötüdür diye saçma bir cümle kurmayacağım uzun uzun kötü yönlerini makalende anlatmışsın ve ben de bunlara bir ölçüde katılıyorum.

 

Sosyalist ekonomik düzenin temelinde ise eşitlik vardır. Bu eşitliği sağlamak için "devlet tüm mal ve hizmetleri kendi üretmeli, dağıtmalı, her kesime ulaştıramayacağını üretmemelidir." Fikri hakimdir.

 

Sen kapitalizmin kötü yönlerinden bahsetmişsin ben de sosyalist ekonomik düzenin sakıncalarından bahsetmeye çalışacağım. İsterdim ki burada senin fikrine karşı iksadi bilgisi fazla olan ve kapitalizmi yani daha yumuşak adıyla liberalizmi benimsemiş bir arkadaş karşı düşüncesi sunsun ve tartışma kişiselleşmesin. Ancak bu olmadı ve benim gibi kapitalizmi benimsememiş ancak sosyalist ekonomik düzenin de birçok sorunu olduğunu düşünen bir kişi bunu yapmak zorunda kaldı. Umarım iktisat konusunda eğitim almış arkadaşlar, sunduğun fikirlere karşı yada fikirleri destekler yönde yapıcı fikirler beyan ederler, ekonomik konularda da okuyanların bilgileri artar, Türkiye'nin iktisadi sorunlarının çözümü konusunda bilgi sahibi olurlar.

 

Sözü fazla uzattım sorularıma döneyim

 

Bir arkadaş kısaca serbest piyasa ekonomisinin getirdiği rekabet koşullarından bahsetti. Bu rekabet her ne kadar tekelci rekabet olsa da devletin tek bir arz kaynağı yani mal ve hizmetlerin fiyat ve kalitelerinin tek belirleyicisi olmasından iyi değil midir ?

 

Devlet tekelindeki mal ve hizmetleri almak yada almamak dışında bir seçeneğiniz yoktur. Örnek olarak bir ülkede kağıdı devlet üretiyorsa fiyatını ve kalitesini devlet belirler o kağıdı beğenmediğiniz zaman karşısında bir alternatfi yoktur. Fiyat ve kalite denetimini nasıl sağlayacaksınız? Diyebilirsiniz ki devlet işletmesinin karşısına özel sermayeli kağıt üreticilerini koyalım o zaman devlet işletmesini durumu ne olacaktır ? Rekabet edebilecek midir ?

 

Eğitim-öğretim, sağlık ve adalet devletin vermesi gereken temel hizmetlerdir. Bu hizmetlerin kalitesinin yükseltilmesi için alınması gereken önlemler nelerdir ? Öğrenim hayatımı yeni tamamladığım için eğitim-öğretimden örnek vermek istiyorum. Öğrencilere dersi çok iyi kavratan bir öğretmen ile sınıfta oturup dersin geçmesi için zaman dolduran bir öğretmen aynı maaşı alıyorsa ve buna dur demek için kimse ses çıkarmıyor ise bu aksaklığı gidermek amacıyla ne tür bir tedbir alırsınz?

 

Devlet üniversitelerindeki sorunlar malumdur? Bunları nasıl giderirsiniz ?

 

Memurların bir bölümü işleri aksattığı halde, dürüst bir şekilde işini yapan memurlarla aynı ücreti alması durumunu nasıl önlersiniz ?

 

Son olarak siyasi iktidarların devlet işletmelerinde veya devlete bağlı kuruluşlarında kadrolaşmasını engellemek, iltimas ve kayırmayı ortadan kaldırmak için ne yaparsınız ? On kişilik işe sırf kendi siyasi yandaşlarını devlet kurumlarına yerleştirmek amacıyla yüz kişinin atanmasını ve bu kişilerin etkinlik kazanması için her türlü kamusal altyapı ve mali yardımların o kişilerin hizmetine kanalize edilmesini nasıl önlersiniz ?

 

Eğer bu aksaklıkları önlemeyi yargıya bırakıyorsanız, yargı kuruşlarının da bir devlet kuruluşu olmasından dolayı aynı aksaklıkların bu yargı kuruluşarında oluşmamasını nasıl sağlayabilirsiniz ?

 

Bu aksaklıkları gidermek için halkın belleğine vatandaşlık bilincini yerleştirmek için ne tür önlemler alısınız ?

 

Görüldüğü gibi devlet eliyle mal ve hizmetlerin sunulmasının da kötü yönleri vardır. Bu aksaklıkları gidermek için özelleştirme bir seçenektir ancak özelleştirmenin de sakıncalarını sen yazında belirttiğine göre seçilmesi gereken ekonmik sistem nasıl olmalıdır ? Özel sermaye ile devlet sermayesi nasıl dengelenmeli nasıl bir sistem kurulmalıdır ? İktisatçılar olarak tartışmayı bu yöne çekmenizi temenni ediyorum.

 

Fikir beyan edenlere ve edeceklere saygılar sunuyorum.

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

Sayın koyu mavi rumuzlu arkadaşım. Çok "ZOR" (önemli ve belirleyici) sorular sormuşsunuz. :))

Öncelikle konuya dair ilginiz, düzeyli yazışma çizginiz ve ekonomi biliminden politika bilimine, daha doğrusu yaşamın kendisine dair ince detaylardan sorular yöneltip, bizleri yeni açılımlara yönelttiğiniz için, size yürekten teşekkür ediyorum.

 

Hayata nasıl bakıyorsunuz, yaşam felsefeniz nedir, varsa politik düşüncenizin temeli neye dayanır, hangi ekonomik modeli benimsiyorsunuz, gelir düzeyiniz ve sosyal sınıfınız nedir, sosyal durumunuz ve statünüz nedir ? Aslında tüm bunlar insanın hayata bakışının ve düşüncesini belirleyen temel etkenlerdir.

Sizin hayata bakışınız, yaşam felsefeniz, değer yargılarınız, benimsediğiniz politik ve ekonomik model her ne olursa olsun, konuya ilişkin yaklaşımınızı, çok gerçekçi, bilimsel ve samimi bulduğumu belirtmek isterim. O nedenle sorularınızı aklımın ve elimin yettiğince cevaplamaya gayret sarf edeceğim.

Sözde eleştiri yapmak adına, tabulaştırılmış bilimdışı dogmalar ve basmakalıp anti-sosyalist sloganlarla yüklü art niyetli karşıt ideolojik bir saldırı şeklinde karalama ve çamur atma, işgüzarlığında bulunanların aksine, bilakis sizin yaklaşımınız, insan zekasının, düşünme, mantık yürütme ve sorgulama etkinliğinin bir sonucudur.

Ekonomi-politiğe, insana ve yaşama ilişkin sormuş olduğunuz anlamlı sorulara, vereceğim cevaplar sizi tatmin eder mi bilemiyorum. Şayet zihninizde bazı kavram

ve olgulara yeniden farklı bir açıdan bakmanıza faydalı olacaksa ve klişeleşmiş bu kavram ve olguları bir kez daha sorgulayarak yeniden düşünmenize yardımcı olacaksa ne mutlu.

Öncelikle belirtmeliyim ki, benim dünyaya, yaşama ve insana bakış açım, kendi “sınıfsal değerlerimin” perspektifi dahilindedir. Düşünce ve değer yargılarımı belirleyen esas ilkelerim,“İNSAN” ve “BİLİM” dir. Elbette ki benim yaşam koşullarım, gelir düzeyim, sosyal çevrem ve sosyal konumum da, bu perspektifin bütünselliği dahilindedir. Bir insan ve bir emekçi olarak, yaşamda edindiğim bilgi birikim ve yaşam tecrübesi dahilinde, konuya ilişkin kendi düşüncelerimi aktarmaya, bilimsel ve sayısal istatistiki verilerle tamamlamaya çalışacağım.

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

SeDatsan sizin düşünce ve görüşlerinize yürekten katılıyorum...

 

Eleştirilerinizde, kaygılarınızda çok haklısınız çünkü özü itibari ile stratejik konumdaki en kârlı, üstelikte en yüksek vergi ödeyen kamu malı şirketlerin hükümet eliyle satılması; ya da satılmak istemesinin veya peşkeş çekilmesininin sorumlululuğundandır...

 

Yakında neredeyse Türkiye'nin tamamı özelleştirilecek. Sen sağ, ben selamet... Sat babam, sat. İyi de kimin malı kime satılıyor? Bunların hepsi kamu malı değil mi? Vergi ödeyen vatandaşın onayı olmadan bu işler nasıl yapılıyor? Hangi hukuk kılıfına sığdırılıyor? Hiç belli değil. Üstelik uluslararası çapta bir yağma örneği ki demeyin gitsin... Son örnek de SEKA, yani Türkiye'nin tek kâğıt ve selüloz sanayii. İzmit'te bir insanlık dramı yaşandı. Ama yargı yolunda hukuk galip geldi. Satış iptal edildi...

 

Örneğin; POAŞ teslim edilirken 70 trilyon lira kamuya vergi ödüyordu. Ama bugün zararda olduğu için devlete vergi ödeyemiyor. Dolayısıyla kamu bu kadar büyük bir vergi geliri kaybına uğradı. Oysa her yıl bu vergi geliri katlanarak artacaktı. Akaryakıt dağıtım şirketinin doğasında kâr vardır. Ama zarar eden bir şirketle birleştirildiği için bugün POAŞ zarar eden şirket görünümündedir. Daha da acısı, hisselerin yüzde 16'sını alan ve şu anda zarara uğrayan küçük yatırımcıların durumu. Kabulu edilir gibi değil...

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

hangi mantık, darphane kadar para basan türk telekomun satılmasında kamu yararı arayabilri. hangi mantık tekelin bir yıllık net cirosuna peşkeş çekilmesine kılık bulabilir. hangi mantık kamu ihaleleri kanuna muhalefet ederek. açık ihaleden bir gece önce ihaleye katılan şirketlerden birinin başkanıyla saatlerce başbakanın görüşmesini iyi niyetli ve normal görür.

hangi mantık THY yolları ileri kar getiren bir kamu kurumunu satmayı akıl karı sayar.

körü körüne. destekleyenleri saymıyorum tabi.

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

1980 lerde kamuya karşı karalama kampanyaları ile başladı, 2000 lerde fabrika, liman, rafineri, banka, tütün, rakı, et, süt denmedi, geride ne kaldıysa yok pahasına elden çıkarılmaya başlandı.ve halkın öz malları

birer birer yandaş dost akraba kim varsa satılmaya başlandı.bu satışlarda öyle bir anlatıldı ki halka ....

artık satış olmaktan çıkıp hediye etmeye de dönüştü ya olay...

 

kamusal hizmet alanlarının birçoğunun taşeronlaştırılması, işçilerin sendikasızlaştırılmasına dönüşen özelleştirmeler, kamusal alanda hizmet üreten işçi sayısında büyük düşüşe neden oluyor. İzlenen son derece bilinçli politikalar, özelleştirmeye direnen bazı kurumları da giderek özelleştirmeye zorluyor ve bunda başarılı da oluyor.

 

Örnek olarak yerel yönetimler için getirilen personel giderlerine yönelik sınırlama, bütçenin belirli bir oranının (% 30) üstünde personel giderinin olamayacağına ilişkin düzenlemeler ile geçici işçi alımlarının bile İçişleri Bakanlığı adına vali onayına bağlı hale getirilmesi, vize uygulamasına geçilmesi, hizmetlerde özelleştirmeyi zorlayan başlıca düzenlemeler. personel alımı için getirilen sınırlamaların yapılan hizmet ihalelerinde uygulanmaması, ülkedeki kurumsal yapıların danışıklı olarak birbirini kandırmasına, diğer yandan özelleştirmenin yaygınlaşmasına yol açıyor. Kurumların verdikleri hizmetler içinde yer alan ve büyük kamusal sorumluluk taşımayı gerektiren pek çok hizmet de yıllık ihalelerle işleri üstlenen taşeron firmaların elemanlarına gördürülür hale geldi.

Yaratılan sözde hizmet kalitesini artırmaya yönelik bu ortam, hizmeti üreten emekçilerin sömürüsünü de hızlandırdı. Taşeron firmalara devredilen hizmet işlerinin ihalelerinde oluşan kıran kırana rekabet ortamı nedeniyle, hizmeti üreten işçiler giderek daha kötü koşullarda çalıştırılmaya başlandı. Çalışma sürelerinin uzaması, ücretlerin asgari ücretin altına indirilmesi, özelleştirmenin ilk etkileri olarak gözlenen olumsuzluklar...

Hizmet ihalelerin her yıl sonunda yenilenmesi, kamu kurumlarının pek çoğunun yıl sonunda bu ihalelerini tekrarlaması, kağıt üzerinde asgari ücret alıyormuş gibi görünen ancak giderek asgari ücretin daha altında rakamlarla çalıştırılan emekçileri, razı oldukları bu kötü koşulları bile koruyamama telaşına sürüklemeye başladı en sonun da.Havaalanlarında çalışan emekçilerin yaşadıklarında olduğu gibi, yıl sonunda gerçekleştirilen ihaleyi farklı bir taşeron firmanın alması, mevcut firmada çalışan ve kurumda bir yıldır hizmet üretmekte olan emekçilerin toptan işsiz kalmasına neden oldu. Bu durum diğer yandan hizmetlerin sürekliliğinin kesilmesine, aksamasına neden oluyor.

Kamusal hizmetlerin özelleştirilmesi sonucunda, yıllardır yutturulmaya çalışıldığı gibi hizmet kalitesinde artışın oluşması bir yana, yaratılan ortam bir yandan hizmette sürekliliğin kesilmesine ve hizmet kalitesinin düşmesine yol açarken, diğer yandan emekçilerin işsiz kalmasıyla yeni ihaleyi alan taşeron firmada daha düşük ücretle çalışma arasında tercihe zorlanmasına neden oluyor. Yaşananlar, özelleştirme kararlarının giderek her anlamda tükeniş kararlarına dönüştüğünü açık açık gösteriyor.

 

 

TAŞERONLAŞTIRMAYA VE ÖZELLEŞTİRMEYE HAYIR!!!!

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

SeDatsan arkadaşım iktisadi bilgim seninki kadar değildir ancak bazı sorular sormak istiyorum. Belki sorularımla iktisadın da biraz dışına çıkacağım. Politika hakkında da yorum yapacağım. Ancak ekonominin politikayla ilişkisinden bahsettiğinden dolayı bundan çekinmiyorum.

 

Kapitalizmin temelinde özgürlüğü anlatmaya çalışan "Bırakınız Yapsınlar, Bırakınız Geçsinler" sözü vardır. Yani kapitalizmde herkes her istediği şeyi imkanları ölçüsünde istediği gibi yapabilir, satınalabilir, edinebilir. Bunun neresi kötüdür diye saçma bir cümle kurmayacağım uzun uzun kötü yönlerini makalende anlatmışsın ve ben de bunlara bir ölçüde katılıyorum.

 

Sosyalist ekonomik düzenin temelinde ise eşitlik vardır. Bu eşitliği sağlamak için "devlet tüm mal ve hizmetleri kendi üretmeli, dağıtmalı, her kesime ulaştıramayacağını üretmemelidir." Fikri hakimdir.

 

Sen kapitalizmin kötü yönlerinden bahsetmişsin ben de sosyalist ekonomik düzenin sakıncalarından bahsetmeye çalışacağım. İsterdim ki burada senin fikrine karşı iksadi bilgisi fazla olan ve kapitalizmi yani daha yumuşak adıyla liberalizmi benimsemiş bir arkadaş karşı düşüncesi sunsun ve tartışma kişiselleşmesin. Ancak bu olmadı ve benim gibi kapitalizmi benimsememiş ancak sosyalist ekonomik düzenin de birçok sorunu olduğunu düşünen bir kişi bunu yapmak zorunda kaldı. Umarım iktisat konusunda eğitim almış arkadaşlar, sunduğun fikirlere karşı yada fikirleri destekler yönde yapıcı fikirler beyan ederler, ekonomik konularda da okuyanların bilgileri artar, Türkiye'nin iktisadi sorunlarının çözümü konusunda bilgi sahibi olurlar.

 

Sözü fazla uzattım sorularıma döneyim

 

Bir arkadaş kısaca serbest piyasa ekonomisinin getirdiği rekabet koşullarından bahsetti. Bu rekabet her ne kadar tekelci rekabet olsa da devletin tek bir arz kaynağı yani mal ve hizmetlerin fiyat ve kalitelerinin tek belirleyicisi olmasından iyi değil midir ?

 

Devlet tekelindeki mal ve hizmetleri almak yada almamak dışında bir seçeneğiniz yoktur. Örnek olarak bir ülkede kağıdı devlet üretiyorsa fiyatını ve kalitesini devlet belirler o kağıdı beğenmediğiniz zaman karşısında bir alternatfi yoktur. Fiyat ve kalite denetimini nasıl sağlayacaksınız? Diyebilirsiniz ki devlet işletmesinin karşısına özel sermayeli kağıt üreticilerini koyalım o zaman devlet işletmesini durumu ne olacaktır ? Rekabet edebilecek midir ?

 

Eğitim-öğretim, sağlık ve adalet devletin vermesi gereken temel hizmetlerdir. Bu hizmetlerin kalitesinin yükseltilmesi için alınması gereken önlemler nelerdir ? Öğrenim hayatımı yeni tamamladığım için eğitim-öğretimden örnek vermek istiyorum. Öğrencilere dersi çok iyi kavratan bir öğretmen ile sınıfta oturup dersin geçmesi için zaman dolduran bir öğretmen aynı maaşı alıyorsa ve buna dur demek için kimse ses çıkarmıyor ise bu aksaklığı gidermek amacıyla ne tür bir tedbir alırsınz?

 

Devlet üniversitelerindeki sorunlar malumdur? Bunları nasıl giderirsiniz ?

 

Memurların bir bölümü işleri aksattığı halde, dürüst bir şekilde işini yapan memurlarla aynı ücreti alması durumunu nasıl önlersiniz ?

 

Son olarak siyasi iktidarların devlet işletmelerinde veya devlete bağlı kuruluşlarında kadrolaşmasını engellemek, iltimas ve kayırmayı ortadan kaldırmak için ne yaparsınız ? On kişilik işe sırf kendi siyasi yandaşlarını devlet kurumlarına yerleştirmek amacıyla yüz kişinin atanmasını ve bu kişilerin etkinlik kazanması için her türlü kamusal altyapı ve mali yardımların o kişilerin hizmetine kanalize edilmesini nasıl önlersiniz ?

 

Eğer bu aksaklıkları önlemeyi yargıya bırakıyorsanız, yargı kuruşlarının da bir devlet kuruluşu olmasından dolayı aynı aksaklıkların bu yargı kuruluşarında oluşmamasını nasıl sağlayabilirsiniz ?

 

Bu aksaklıkları gidermek için halkın belleğine vatandaşlık bilincini yerleştirmek için ne tür önlemler alısınız ?

 

Görüldüğü gibi devlet eliyle mal ve hizmetlerin sunulmasının da kötü yönleri vardır. Bu aksaklıkları gidermek için özelleştirme bir seçenektir ancak özelleştirmenin de sakıncalarını sen yazında belirttiğine göre seçilmesi gereken ekonmik sistem nasıl olmalıdır ? Özel sermaye ile devlet sermayesi nasıl dengelenmeli nasıl bir sistem kurulmalıdır ? İktisatçılar olarak tartışmayı bu yöne çekmenizi temenni ediyorum.

 

Fikir beyan edenlere ve edeceklere saygılar sunuyorum.

 

Sayın koyu mavi rumuzlu arkadaşım.

Tarafıma yönelttiğin, oldukça manidar sorularını, tek tek ele alıp, cevap vermeye çalışacağım. Ülkemizin içinde bulunduğu koşulların ekonomi-politiğine ilişkin sorularına, her birine neden-sonuç ilişkisi içerisinde, etraflıca bir cevap olacağından dolayı, cevabım bölüm bölüm ve birazcık da uzun olabilir. Umarım sorularını tek tek okuyup cevaplandırma samimiyetini ve ciddiyetini gösterdiğim gibi, sende aynı ilgiyi göstererek okur, böylelikle de sorularının cevaplarını bulursun.

 

Ekonomi-politiğe, insana ve yaşama ilişkin sormuş olduğunuz anlamlı sorulara, vereceğim cevaplar sizi tatmin eder mi bilemiyorum. Şayet zihninizde yer eden bazı kavram ve olgulara yeniden ve farklı bir açıdan bakmanıza faydalı olacaksa ve klişeleşmiş bu kavram ve olguları bir kez daha sorgulayarak yeniden düşünmenize yardımcı olacaksa ne mutlu.

Öncelikle belirtmeliyim ki, benim dünyaya, yaşama ve insana bakış açım, kendi “sınıfsal değerlerimin” perspektifi dahilindedir. Düşünce ve değer yargılarımı belirleyen esas ilkelerim,“İNSAN” ve “BİLİM” dir. Elbette ki benim yaşam koşullarım, gelir düzeyim, sosyal çevrem ve sosyal konumum da, bu perspektifin bütünselliği dahilindedir. Bir insan ve bir emekçi olarak, yaşamda edindiğim bilgi birikim ve yaşam tecrübesi dahilinde kendi düşüncelerimi aktarmaya, bilimsel ve sayısal istatistiki verilerle tamamlamaya çalışacağım.

 

BİR EKONOMİK VE POLİTİK MODELDE "TEMEL AMAÇ" NE OLMALIDIR?

 

Adına ne denirse densin, bir ekonomik-politik model, İNSANI TEMEL AMAÇ yani “ÖZNE olarak almıyorsa MARJİNAL KARI, daha fazla mülkiyeti, tümüne sahip olmak şeklinde bir amaca yönelmiş ise, kanımca insani-insana yakışır olamayacağı gibi bilimsel de değildir.

 

Temel belirleyici ayıraç, neyin “AMAÇ” neyin ise “ARAÇ” olduğudur. Bir başka değişle, “ ÖZNE” nedir “ve “TÜMLEÇ” hangisidir sorusuna verilecek cevaptır.

İnsan ÖZNE ve AMAÇ, buna karşın tüm ekonomik ve politik sistemler, organizasyonlar, devlet ve kurumları, yasalar ve uygulamalar ise İNSANIN İNSANCA YAŞAMASININ ARACI olmalıdır.

 

Üretimin amacı, daha fazla kar için değil, İNSAN için ve toplumsal fayda için olmalıdır. Ekonomik ve politik politikalar, daha fazla karı hedef alan KAR MARJINA göre değil, İnsanın insanca yaşamsını temel ilke edinen ve toplumsal faydayı amaçlayan HİZMET MARJINA göre düzenlenmelidir.

Bu gerçekten hareketle, devletin asıl amaç ve görevi; tüm yurttaşlarının İNSANCA YAŞAYABİLMESİNİN olanaklarını hazırlaması, ayrıca halktan topladığı her kuruş vergiyi yine halkına hizmet olarak geri iade etmesi ASIL ve TEMEL AMAÇ olmalıdır.

 

Bugün neo-liberal politikaların bir dayatması olan özelleştirme ile yaşanan ve yaşanacaklar, halkın zaten vergisini ödeyerek önceden hak ettiği bu en temel ve insani hizmetlerin, halka tekrar para ile satılması işgüzarlığıdır. Bunun sonucunda devlet bu en temel görevlerinden arındırarak, niteliği de değiştirilerek, adeta güçlünün güçsüzü ezdiği, zenginin fakiri çiğnediği, sermayenin emeği iliğine kadar sömürdüğü sistemin gözcüsü ve takipçisi olacaktır.

 

Demokrasinin ve adaletin göstermelik olduğu, zenginin ve parası olanın bunlarla beraber herşeyi satın alacağı, bir sistemde İNSANLIĞIN DAHİL, HERŞEY PARAN KADAR SENİN OLACAK.

 

PARAN KADAR EĞİTİM, PARAN KADAR SAĞLIK, PARAN KADAR SOSYAL GÜVENLİK, PARAN KADAR ADALET, PARAN KADAR DEMOKRASİ, PARAN KADAR SAYGINLIK-İTİBAR, PARAN KADAR MUTLULUK ve nihayetinde PARAN KADAR HAYAT.

Peki YA PARANIZ YOKSA !

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

Katılın Görüşlerinizi Paylaşın

Şu anda misafir olarak gönderiyorsunuz. Eğer ÜYE iseniz, ileti gönderebilmek için HEMEN GİRİŞ YAPIN.
Eğer üye değilseniz hemen KAYIT OLUN.
Not: İletiniz gönderilmeden önce bir Moderatör kontrolünden geçirilecektir.

Misafir
Maalesef göndermek istediğiniz içerik izin vermediğimiz terimler içeriyor. Aşağıda belirginleştirdiğimiz terimleri lütfen tekrar düzenleyerek gönderiniz.
Bu başlığa cevap yaz

×   Zengin metin olarak yapıştırıldı..   Onun yerine sade metin olarak yapıştır

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Önceki içeriğiniz geri getirildi..   Editörü temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Yeni Oluştur...

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.