Unutmanın insana verilmiş en güzel hediye olduğunu düşünüyorum. Her yeni güne umutla, heyecanla başlar mıydık öleceğimizi unutmasak ya da belki unutamasak?
Bir düşünün; insanlar cenaze evlerinde, hastanelerde hastalarını beklerken bile sürekli acı içinde olmazlar. Bir afacan çocuk girer odaya ya da hastanede bir bebek doğar. Olur bir şeyler işte, anlık da olsa unutursunuz acınızı. Sonra o anlar daha da çoğalır ve acınız yalnızca belli belirsiz, olmadık zamanlarda hissedilen küçük bir sızı olarak kalır içinizde.
Hayatınızdaki en utanç duyduğunuz anı düşünün bir; ya unutmasaydınız ya da belki unutamasaydınız, hayatınız boyunca o utanç yüzünüzü kızartsaydı…
Yani diyeceğim unutmak güzeldir.
Bazen de sınavdır unutmak. Sanırım bu dünya hayatındaki en büyük sınavımız. Bir bakar mısınız şu söze, ne kadar da hazin: "Hava soğuyunca gölge veren ağaçları unutursun"
Ne büyük vefasızlık değil mi? Aslında hepimiz yapıyoruz bu vefasızlığı. Unutuyoruz çünkü. Burada hazin olan ağacın düştüğü durum değildir. Ağaç yeşillenmeyi, çiçek açmayı, meyve vermeyi üstüne bonus olarak da size gölge sunmayı unutmaz çünkü. Bir ağaç içten çürüse de ayakta ölür. Belki de unutmadığındandır ya da unutamadığındandır, ne dersiniz?
Şimdi bir bakalım başka neleri unuturmuş insan: