Zıplanacak içerik
  • Üye Ol

evaporit

Φ Üyeler
  • İçerik Sayısı

    180
  • Katılım

  • Son Ziyaret

evaporit tarafından postalanan herşey

  1. sevgili boşig, anketinize cevap vermeyi isterdim. ama konuya farklı iki pencere açmak istiyorum. birincisi sayın versade'nin şu yukarıdaki yazısına katkı bağlamında şunu ifade etmek isterim. sanırım sayın versade ''varlık'' kavramını kuran çerçevesinde ''yaratan'' ve ''yaratılan'' ilişkisi ekseninde ikiye ayırmış olmalıdır... ki bu Tevhide uygundur. Ama bu ''düşünüyorsam o halde varım'' gibi bir kasda matuf da değildir diye düşünüyorum. yaratan ve yaratılan ilişkisini gözardı ettiğimizde varlığın BİR'liği düşüncesinde önemli açmazlara düşebilriz. ikincisi, ''Madde'' kavramı konusunda önemli bir sorunumuz var..başlıkta bir arkadaşımız Madde kavramınn mahiyetine ilişkin güzel bir bilgi vermiş.. bizim de fizik aleme ait çerçevede bu bilginin dışında bir madde algımız olduğunu bilmiyorum.. Oysa sevgili Ceyrano'nun ifade ettiği Metafizik alana ilişkin tanımlamalarımızda benzeri ifadelere sahip değiliz.. burada önümüzde kocaman bir BİLMİYORUZ.. ifadesi yer alıyor.. Acaba Cennet ve cehennem Maddi bir şey mi ? türündeki anket sorularınızın karşılığında koyduğunuz MADDİ kelimesi yetersizdir... çünkü sizin kullandığınız Madde kelimesi Fizik alemin kurallarının belirlediği ve fizik kurallarınn egemen olduğu algı sınırlarımızdaki bir şeydir.. Oysa şu anda zihnimizde canlanan şeyler sözünü ettiğiniz metafizik alemin kavramların ancak bir yansımasıdır, asla karşılığı ve aynısı değildir...çünkü aynısı olduğunu ispat etmemiz mümkün değildir... oysa kurana göre emin olduğumuz şey, metafizik kavramların fizik alemdekilerle asla aynı olmadıklarıdır.. Tanrı bilmediğimiz ve bilemeyeceğimiz bir alemi, bildiğimiz ve bilebileceğimiz alemin kavramlarına benzeterek bizlere anlatmıştır... bu anlatış nedeniyle biz fizik alemdeki kavramları fizik ötesi kavramlarla zihnimizde örtüüştürerek anlamlandırmaya çalışıyoruz...Ceyrano'nun denizde yaşayan balıkların deniz tasavvurları örneğindeki gibi biz de zann etmeye başlıyoruz...oysa ''zannın çoğu haktan yana bir şey ifade etmez''.. Acaba fizik ötesinde, maddenin tanımı ve mahiyeti, fizik alemdeki gibi midir ? bu sorunun cevabı elbetteki mantıken hayır olmak zorundadır.. çünkü fizik alemin (Müşahade alemi) algı nedeni zaten bu kurallardır. Metafiziğin algımızın dışında olmasının nedeni de bildiğimiz kuralların dışında bir işleyişe sahip olmasındandır.. O halde ''Madde'' kavramının metafizikteki karşılığını ve mahiyetini bilmeden anketteki soruların cevaplandırılması mümkün değildir... İmam Malik'in dediği gibi Tanrının bildirmediği ve Elçisinin bir şey demediği bir konuda cevap vermek Malik'in haddine midir? şekindeki bir yaklaşım sanırım isabetli bir yöntem olacaktır..
  2. sevgili Ftoyd, size bir katkım olur mu bilmiyorum ama, şu iki noktayı hatırınızda tutmanızı ve araştırmanızı tavsiye etmek istiyorum... birincisi kelime biliminde, her kelimenin kullannıldığı dönemdeki anlamı, o dönemin eserlerinden istiafade edilerek kelimelerin ve kavramların anlaşılmasına yardımcı olur... bu yüzden islama ait bir çok kelime ve kavram islam öncesi, islam dönemi ve islam sonrası dönemlerde kullanılış şekline göre yüklenen anlamları açısından incelenirdi... bu konuda T. İzutsu'nun çalışmalarını örnek verebilirim... İkincisi, tarih boyunca büyük bir çoğunluk tarafından doğru olduğu sanılan yanlışlar vardır... Araplar buna ''Galatı Meşhur'' tabirini kullanırlar... tarih boyunca sık tekrarlandığı için, çok insan tarafından öyle olduğu sanılarak kabul edilir... ancak bilinenin aksine durum öyle değildir... Mesal ''Tüp Satış Bayii'' diye bilinen ve kullanlan bu Bayii kelimesi zaten satış anlamındadır gibi.... Kızların evlilik yaşı konusundada, İslam ve öncesi Arap Edebiyatındaki örnekleri inceleme imkanı bulursanız, kız çocuklarının yaşının regl döneminden sonra sayılmaya başlandığını görürsünüz... Yani 9 yaşındaki bir kız çocuğundan kastedilen regl başlangıcından itibaren 9 sene geçirmiş demektir... oysa sıkça söylenen ve tekrar edilen arap yarımadasındaki sıcaklık vs nedenleri ile erken olgunlaşma gibi söylemler günümüze kadar sanki gerçekmiş gibi algılanmıştır... Oysa kelimenin etimolojik incelemesinin yapılması halinde bunların grçekle alakası olmadığı görülecektir... selam ile..
  3. sevgili Selimcan, Tanrının varlığı ya da yokluğunu ispatlama gayretleri hep boş çabalar olarak kalmaya mahkumdur... çünü ispatı diye bir şey olamaz... bu bir inançtır ve inançlar da birer kabuldür... hiç bir inancın ispatı olamaz... kalp sadece inandığı için tatmin olur o kadar... fizik aleme ilişkin bilgilerin ispatı ve deneyi mümkündür, çünkü objektif kriterlere dayandırılabilir... matematik ve fizik gibi... oysa fizikötesi aleme ilişkin kabullerin deneyi ve ispatı mümkün değildir... subjektif bir durum sözkonusudur... Dinlerin hakim sınıfların sömürü aracı olduğu iddianıza gelince bu son derece zayıf ve mesnetsiz bir iddiadır... çünkü tam aksine din, hakim sınıfların otoritesini, egemenliğini yıkmak için vardır... insanların iradesi üzerinde egemenlik kurmaya kalkan yeryüzü iilahlarının otoritelerini sarstığı içindir ki, dine ve peygamberlere ilk karşı çıkanlar hep hakim sınıflar olagelmişlerdir... Tarih bunun örnekleri ile doludur... Dine taraftar olanlar ise hep ezilenler ve hakkı gasp edilen halk yığınları olmuştur... Din hakkında istediğiniz iddiada bulunabilirsiniz... Ama oun hakim sınıfların sömürü aracı olduğunu asla söyleyemezsiniz... Bunu söylemek çok büyük haksızlık ve adaletsizlik olacaktır... selam ile ...
  4. sevgili Dayı teşekkür etme nezaketi gösterdiğiniz için ben teşekkür ederim..
  5. sevgili abraham, sonsozluğu kavrayabildiniz mi ki; onun ötesini sorup duruyorsunuz ? uzayın sonu var mı ? sonunun ne olduğunu bilemeyeceğiniz bir şeyin nasıl sonsuz +1 olabileceğini bilebilirsiniz ki ? başlangıcını bilemediğiniz ve ölçümleyemeceğiniz bir şeyin devamını da bilemezsiniz, ölçemezsünüz... burada sevgili Gülbudak'ın anlatmaya çalıştığı konu şu şekildedir... Allahın yaratması iki türlüdür... birincisi, evreni yaratmasıdır ki ; bu bir anda olmuştur... ikincisi ise halen devam edegelen yaratışıdır ki; bu da tabiatı ve canlıları yaratmaya devam etmesidir... bir çekirdkten ve insan embriyosundan örnek vermiştim... devam eden yaratması budur... Kainatın genişlemesi konusuise apayrı bir konudur... kainat sonsuzdur ve genişliğinin arttığı bildirilmektedir... bilim adamları da bu konuda aynı fikri paylaşmaktadırlar... selam ile...
  6. Atomun yapısı ve özellikleri elbette doğrudan Allahın varlığını ispatlamaz...Atom ve Atom altı parçacıkların varlığı madde ve enerji konusunda bize bir fikir ve bilgi verir...İnsan bilgisi arttıkça, varlığı ve evreni sorgulama yoluna gider.. bilgisi arttıkça da okuması gelişir... Evren yüce yaratıcının en büyük kitabıdır, o kitabı okuyan kendisini billir... kendini bilenin, yaratıcısını bilme ihtimali yüksektir... sevgili Gülbudak sanırım bu duruma işaret etmek istediği için ''kesin bir ispat'' yorumunu kullanmış olmalı... kaynağının risaleler olmasını neden eleştiriyorsunuz bunu anlmış değilim... Marks ve Engel ne kadar kabul görüyorsa, Risaleler de en az o kadar kabul görebilir... bu haksızlık niye ?
  7. sevgili Gülbudak, inancınız fizik aleme ait bir duruma yönelik bir şey değil... siz fizik ötesi ayrı bir aleme inanıyorsunuz... her iki alemin de kendine has kuralları ve kaideleri var... mesala bu aleme ait F= m*a kuralı genel geçerken, fizik ötesi alemde bu kuralın olup olmayacağını, işleyip işlemediğini bilmiyoruz... matematik kuralı olarak 2 ile 2 yi çarpıp 4 sonucunu bu alemin bir kuralı olarak hesaplamanız mümkündür.. Ama sizin ispat etmeye çabaladığınız o öteki alemde bu kuralların geçerli olup olmayacağını bilmiyoruz... hatta kuralların ve kaidelerin pek farklı olacağına inanıyoruz.... Peki farklı bir alemin varlığını bu aleme ait fizik kuralları ve matemetikle nasıl ispatlayacaksınız ? Bilim hiç şüphesiz bu alemin kuralları ve kaideleri çerçevesinde işleyecektir... Bilimin imanı ve dini olmaz çünkü... bilime iman rolü biçmeye kaşkışırsanız bu da olmaz... inandığınız şeyleri bilime onaylatma ya da bilime ispatlatma gayretine düşerseniz, birileri de kalkar, inandığınız şeyleri bilimle çürütmeye kalkışır... Bilim bilim gibi, din de din gibi olmalı... İnançlarımızı bilimle ispatlamaya kalkışırsak, bilimi tabulaştırmış, ve beliki de putlaştırmış oluruz... buradaki çok insan sizin matematik bir formül gibi bir ispat yoluna gitmenizi bekliyor... İnandığınız şeyleri, kimyasal formüllerle, matematik formüllerle ispat etmenizi istiyor... oysa inançların bu türden ispatı olabilseydi, inanç olmazlardı zaten öyle değil mi ?? selam ile..
  8. sevgili Gülbudak, açtığın başlığı ve yazılanları baştan sona okudum... üstadım dediğin muhterem insanın hayatını okumuştum... o da ''burada her soruya cevap verilir'' levhasını asmıştı... ömrü sorularına cevap arayan insanlara yardım etmekle geçti, gitti... sana yardımı olur mu bilmiyorum.. ama şunu unutma olur mu ; sen ancak cevabı bulmak isteyen insanlara yardımıcı olabilirsin... cevabını bulmak isteyen insanlar ne yapıp edip onu muhakkak bulurlar... hakikatin er geç ortaya çıkmak gibi bir özellii vardır... yeterki onu aramak niyetinde olsun insan... sevgili Gülbüdak, Allah insanları Adem ve Havvadan yaratmıştır derken, burada bir sembolik bir anlatım olduğunu düşününüz... iblisin şeytan kavramının bir sembolü olduğu gibi... Cebrailin Meleklerden olması gibi... Ademin de İnsanlardan olduğunu düşünürüz... Kardeşlerin evlenmesi diye bir husus olabileceğini düşünmek için sahih kaynaklarda muhkem bir bilgi yoktur...İsrailiyyattan ve iseviyattan bu konuda yeteri derecede atıf vardır sadece... Sevgili Gülbudak, Allah kainatı yarattı ve onu yaratmaya da devam ediyor elbette... burada ilk yaratanın da ve şimdi de yaratanın da o olduğunu biliyoruz demektir bu.... evreni ilk olarak yarattı demek, birdenbire, ''ol'' demekle yarattığına işarettir bu... inşanın devam ediyor olması ise, çekirdeğin toprakta filizlenmesi, fide olması, onra ağaç olması ve meyve vermesi gibi yaratılışın devam ediyor olmasıdır... insanı ilk olarak Allah yarattı.. şimdi de insan anne karnında önce bir damla su, sonra bir pıhtı, sonra cenin ve daha sonra insan suretiinde doğuyor ... yani Allah hem Nebadatı ve hem hayvanatı ve dahi bütün canlı alemi yaratmaya devam ediyor demektir bu... cansız alemde ise ''sürekli genişlik vericidir..'' demektedir... kainatın sürekli genişlediği manasındadır bu... Uzayın sonsuz olduğunu biliyoruz... ölçülemeyen yani... ölçülemediği için sonsuz ya zaten... sonsuza bir ekleseniz ne olacak... 2 metre ekleseniz ne olacak ? matematiksel olarak hala sonsuz devam edip duracak.... öyle değil mi ? sonsuza bir ekleyip çıkarmakla sonsuz değişmez... bu yüzden Kainatın inşaası sonsuzdur ve sonsuzda devam ediyor deriz... oysa yaratılışın devam edip durduğunu müşahade aleminden görebiliyoruz ... öyle değil mi ? sonsuzun inşaası sonsuzda devam edip durmaktadır.... Sevgili Gülbudak... her sorunun bir cevabı muhakkak vardır... ama o cevabı kabul edip etmemek, kalbin işidir... akıl muhakkak sorusunu da, cevabını da bulacaktır... Ama kalp kabul eder mi onu ''kalplerdekini en iyi bilen bilir...'' sen ancak kendi aklına söz geirebilirsin, kalbine geçirebilir misin bunu bilemem işte .. Üstat sanırım bu kalbe sahip olduğu içindir ki; hakikatin sınırında aleme meydan okuma mahiyetinde bu levhayı astı... Allah kolaylık versin ... selam ve dua ile...
  9. sevgili arkadaşlar, hepinizi içtenlikle selamlıyorum.. uzun süredir pek takip edemesem de, sizi okumayı özlemişim... hele bu yazdıklarınızı okuyunca... keyif almamak elde değil... ne güzel... nihayet elele verip ortak bir tanrı yaratmayı da başarmışsınız gibime geliyor... az daha gayret edin başaracaksınız... maddenin kendisini tanrılaştırıp... hücrelerdeki etkileşimi de bilinç yaptınız mı... oldu bitti işte... hadi hayırlı olsun... bilim bu olmalı değil mi ? tanrı var olacaksa eğer, ve eğer gerekiyorsa... o halde bilim ne güne duruyor... buyurun size bir tanrı... sonunda bu da olacaktı desenize... ilk çağ felsefesine dönüp oradan okuyacağız.. Maddenin ezeli olup olmadığını... platonun Tanrısı ile Aristo'nun Tanrısı arasındaki farkı, bugün bilim yapacağız diye yeniden okuyacağız... buna da ilerleme diyeceğiz... hadi ordan... hiç değişmemişsiniz, sevigli Yersoy.. gene güldürdünüz beni.. siz çok yaşayın emi..
  10. sevgili brain, dün irandan bir arkadaş sorup duruyordu, ''siz hala Youtub'a bağlanamıyor musunuz ?'' diye sen cevaplamak ister misin ? l
  11. bu röportajın en güzel yanı ne biliyor musunuz ? toplumun en uç noktalarında yer alan insanların bile biri diğerinden farklı olmayan insan olduklarının farkına varabilmeleri... hepimiz nihayetinde insanız ve aslında temelde aynı duyguları paylaşıyoruz... aynı soruları soruyoruz.. aynı endişeleri taşıyoruz... aynı zaman diliminde, aynı coğrafyada, aynı atmosferde ve aynı toplumun geleneklerinde buluşuyoruz.. dindar olan bir insanla olmayan arasında bile aynı saatin dakikalarını sayabiliyorsunuz... insani olmayanları bir kenara bırakabilirsek ortada saf ve duru bir insanlık kalacaktır... bu röportajı bir de bu açıdan okumak lazım...illa da ideolojik tavrın ne anlamı var ? herkese selam ve sevgi ile..
  12. konu domuz etinin neden haram kılındığı şekline dönüşmüş... Domuz eti sanırım dünyanın dört bir yanında çok insan tarafından gayet sağlıklı olarak tüketilmektedir.. insanların bu eti tercih etmelerinin nedeni damak tadına uygun olup olmadığı ile ilgili iken, müslümanların tercih etmeyişlerinin nedeni onun sağlıksız ya da zararlı olduğu ile ilgili değildir... Çok zamanlar yediklerimizin insan tabiatını etkilediğine de inanılırdı... Mesala bazı bilginler et yiyen topluluklarla, ot yiyen toplulukları oluşturdukları medeniyet açısından karşılaştırmışlar ve farklı sonuçlara da ulaşmışlardır... yediğimiz gıdaların insan vucuduna (zarar/yarar) bağlamındaki etkileri tıp biliminin konusudur ve aynı zamanda gerçektir de... Kolesterol, trigliserid, şeker, tansiyon gibi rahatsızlıkların belli bir oranda beslenme ile alakalı olduğu bilinmektedir.. Tıp bilginleri insan sağlığına zararlı gördüklerini belirlediklerinde onu o insan için yasaklama yoluna (haram kılma) gidebilirler, ya da önerme (sünnet kılma) yapabilirler.. bazen de etkisiz kabul (mubah) edebilirler... bu dinin dışında bir değerlendirmedir ve bütün insanlığın kabul ettiği bir yorumdur... Oysa Tanrının bir şeyi önermesi tabiplerin önermesinden farklıdır... Biz tanrınn önermelerindeki hikmeti araştırırız... onun önermesindeki hikmeti bilirsek bu önermeyi uygulanabilir hale getirip, sorunlarımıza cevap bulabiliriz... Ancak araştırmalarımızda ulaştığımız neticelerin de mutlak doğru olduğunu da iddia edemeyiz... bu yüzden Tanrının öngörülerini ne sağlık ve ne de başka bir nedene mutlak anlamda dayandırmayız... çünkü, bu nedeni ortadan kaldırdığınızda önermenin de ortadan kalkması gerekecektir.. Mesala diyelim ki domuz eti yağlı, trişin içeriyor, kalbe zarar... bu özellikleri giderilirse helal olacak mıdır ? Dinin helal kıldıkları da zaman zaman tıp bilginleri tarafından bazı insanlara haram kılınabilmektedir...Mesala mesala kırmızı et ve bazı yağ türlerinin yasaklanması gibi..... Domuz Eti müslümanların ve yahudilerin dışında çok büyük bir çoğunluk tarafından tüketilmekte ve hiç bir zararı da görülmemektedir.... peki bu hayvanın etinin yenilmesi neden tanrı tarafından yasaklanmıştır ??? Konu Yahudilere getirilen ''balık avlama yasağı'' ile yakından bir benzerlik taşıyor bence.... balıkçılık yapan Yahudilere Tanrı Cumartesi günü balık avlamayı yasaklar... haftanın diğer günleri ise derede bir tane bile balık görülmemektedir.. Cumartesi günü ise balıklar suda hoplayıp zıplamaktadırlar... pazar günü ise ortada balık diye bir şey kalmaz... Yahudiler bunun karşısında Hile-i Şeriyye yaparlar ve cumartesi günü balıkları avlamadan bir kanal vasıtası ile küçük bir göle hapsederler... Cumartesi hapsedilen balıklar bir sonraki gün avlanmak sureti ile, hem tanrı razı edilmiş olur ve hem de kendileri muratlarına ermiş olurlar... Yahudiler Tanrının kendilerinden intikam aldığını düşünmüşlerdi ve bu onlara göre aşılabilir bir durumdu... Domuz Etinin yenmesinin yasaklanması tanrının bir öngörüsüdür... Nedeni kesin olarak hiçbir zaman bilinemeyecektir... Müslümanlar bu yasağın nedenleri üzerinden değil, kaynağı üzerinden domuz etini tercih etmemektedirler... Kendilerine menuyu öngören şef garsonun önerisi yerine Tanrının önerisini dikkate alırlar... bu da bir kabuldür işte... tıpkı verdiği bahşişi öneren arkadaşın öngörüsü gibi...müslümanlar kendilerine menuyu sunanların en hayırlısı olarak Tanrıyı kabul ederler... Onun öğüdünü uyulması gereken en hayırlı öğüt olarak kabul ederler... Allahtan başkası adına kurban edilen hayvanların etlerinden yemezler... Mesala herhangi bir siyasi parti lideri ya da kişi adına kesilen kurbanlar sağlık açısından zararlı değildir, ama olaya içerdiği anlam yönünden bakılması halinde durum anlaşılmaktadır... selam ile....
  13. İnsan bazen burnunun ucunu bile göremeyebiliyor.. bir düşün bakalım... belki de tam da aradığın o yerdesindir...
  14. evaporit

    Akıl ve Bilim Açısından

    Forumu takip ettiğim günden beri müslümanlara ve islama yönelik çok farklı eleştiriler okuyoruz.. bunlardan kimisi hakikaten müslümanların üzerinde düşünmesi gereken noktaları gündeme taşırken, kimisi de haksız ve basit olmaktan öteye geçmiyordu.. İnsanların din ve geleneklere yönelik sorgulamalarını harkete geçiren, onlara bilgi yönünden katkı sağlayacak konuların açılması, tartışmalara boyut kazandırırken, hem de düşünen insanlar için bir kapı aralayabilmektedir.... subjektif değerlendirmelere dayanan, olayların farklı penceredeki kabulleri, konuyu tıkamakta ve bir tür kör dövüşüne çevirmektedir... Çok zaman aynı soruların ve aynı cevapların yarıştığı bir ortam niteliğine bürünen forum sayfaları, insanı okumaktan bile yorar hale getirebiliyor.. sıkça karşılaştığımız eleştiri, müslümanların akla ve bilime dayanmadığı iddiasıdır.. Müslümanların da bu eleştirilere verdikleri yanıt ise, islamın bilime engel olmadığı şeklinde idi.. konuya İman edenlerle, etmeyenlerin her ikisinin de inançlı oldukları kabulunden hareketle bir giriş yapmak istiyorum.. İnkar edenlerin de, iman edenler gibi aynı şekilde kabullerle bir inanca sahip olduklarını düşünüyorum..Çünkü iman edenler nasıl ki; bir bilgi nedeni ile inanç sahibi oluyorlar ise, inkar edenlerde aynı şekilde farklı bir bilgi nedeni ile farklı bir inanç sahibi olmaktadırlar.. Burada birbirinden farklı inançlara sahip insanların birbirlerini ulaşabildikleri bilgilerin farklılığı nedeni ile ''akıllı ya da bilimsel olup olmamakla'' suçlamaları konumuzun özünü oluşturmaktadır.. Bilim tabiatı gereği, kendi yöntemlerini kullanarak, bir bilgi üretir.. bu bilgi genelde bütün insanlar tarafından kabul edilir.. Bir bilginin bilimsel olduğunun kabul edilebilmesi için, deneylenebilir, gözlenebilir, herkes tarafından, her zaman, aynı şartlarda elde edilebilir olması gerekmektedir.. Mesala 2 hidrojen atomunun 1 oksijen atomu ile birleşmesinden su oluşur… bundan bin yıl önce de bin yıl sonra da bu bilgi değişmez.. kesindir ve bilimsel metodlarla kanıtlanmıştır… Teoriler ise varsayımlara dayanan bilgi olup, kesinliği söz konusu değildir… Teorilerin bir bilgiye ve anahtar verilere dayandığı da bilinmektedir… ama deneylenip te gözlemlenebilen bir bilgi türü olmadıkları için birinci türdeki gibi kesin bilgilerden sayılmazlar.. Zamana ve gelişmelere bağlı olarak değişebilirlikleri vardır.. Geçmişte yaşananlara ilişkin bilgilerimiz bu türdendir.. Mesala Dünyanın oluşumu, yaşamın başlangıcı, evrenin hareketi ve madde ile yaşamın ilişkisi hep teorilere dayanmaktadır.. Yani bilimsel olduğu iddia edilen bu yöntem aslında bir dizi teorinin kabul edilmesi ile ilgilidir… Bu teorilerin inanırları tarafından akla ve bilime dayandırıldığı için akılcı ve bilimsel olduğu iddia edilen bu kabullerin, diğer inanırların kabulleri arasında ne fark vardır ? Birincisi bilimsel ve ikincisi de akılcı kelimelerinin altını çiziyorum…. Bilimsellik iddiasının yukarıdaki değini çerçevesinde bir yutturmaca olduğu açıkça ortadadır.. çünkü bir şeyin bilimsel olabilmesi için her şeyden evvel bilimsel metodlarla ortaya konmuş ve bu yöntemlerle ispatlanmış olması gerekmektedir.. Oysa görülüyor ki; geçmişe ait bilgiler deneylenemiyor, gözleme dayanmıyor, herkes tarafından aynı şartlarda elde edilemiyor… bir sürü öngörü ve kabullere dayanıyor.. her an değişebilecek, doğruluğu kesin olmayan bilgiler… üzerine sırf din karşıtlığı amaçlı kullanım için ‘’Bilimsel ‘’ damgası vurulunca etkisi ve değeri arttırılmış teoriler, kabuller dizesi.. Diğer inanırların ‘’Tanrı kaynaklı bilgi’’ kabullerinden zerre kadar fazla bir miktarda ne ağırlığı ve ne de fazlalığı olabilecek bir kabuldür bu.. İkisi de aynı derecede ve aynı şiddette bir inanç ve kabul şeklidir… Şimdi diğer argümanı inceleyelim…. Akıl ve Akılcı olmak… Akıl insanlardaki bilginin işleyişidir… bilgi ne kadar çok ve geniş ise akıl da o kadar çok ve geniş bir işleyiş imkanı bulur.. Akıl ancak bilgi çerçevesinde görev yapabilir… ‘’şimdiki aklım olsaydı’’ şeklindeki ifadeler aklın biyolojik olarak değişmediği, ama işlem olarak değişebildiğini göstermektedir.. aklın işleyişi, sahip olduğu bilgi ile doğru orantılı olarak değişebildiğine göre, bilgi farklı akılların nedeni olmaktadır.. Mesela kapitalist bilgi kapitalist aklı önermekte iken, paylaşımcı bilgi de paylaşımcı bir aklı ortaya koymaktadır.. Kapitalist bir bilgi, kapitalist bir davranışla neticelenmektedir.. bu aklın bilgi ile çizilen yolda yürüyüşü demektir… Siz akla hangi yolu çizerseniz, akıl da o yolda yürüyecektir..Akılcılık ise aklın bu yürüyüşünü esas kabul etmek demektir… Peki Akıl ne işe yarar ? ve biz aklı nasıl kullanırız ? Bilginin durumunu ilk başta belirtmiştim… Olaylar karşısında doğru bir kanaate sahip olmak için olayı doğru algılamak ve doğru muhakeme etmek gerekmektedir… Doğru algılamadan kastım; olayı, perdesiz, önyargısız, objektif olarak algılamaktır… çoğu kez bu algımızı yetişme şeklimiz, yetiştirilme ortamımız ve önceden olay hakkında bizde oluşmuş kanaatler bu objektiviteyi etkilemektedir… çoğu kez teorileri bilim diye kabul edişimizin nedeni de bu subjektif durumu işaret etmektedir… kendi kabullerimizi bilim, ötekileri akıl dışı ilan etmenin başka bir izahını bulamıyorum… Doğru Algılama objektif bir algılamayı gerekli kılarken, doğru neticelere ulaşmanın yolu da objektif yolla algılanan bu olayı doğru muhakeme etmeyi gerekli kılmaktadır.. Doğru muhakeme ise, yukarıda değindiğim gibi aklı kullanabilmektir… Akıl bizdeki bilginin işleyişi olduğuna göre, bilgimiz kadar bir muhakemede bulunabileceğiz demektir bu… Muktesabatımızda, Torbamızda ne kadar bilgi varsa ve bu bilgiler ne kadar çok ise aklımız da o kadar çok işleyecek ve o kadar çok geniş değerlendirmeler de bulunacaktır… Bu bilgiler ne kadar çok doğru ve kesin ise, aklımız da eğer objektif kriterlere dayanarak bir işleyiş yaparsa, ulaşacağımız netice de o kadar doğru ve kesin olacaktır… Ulaştığımız bu neticenin değerlendirmesini de vicdan dediğimiz şey yapacaktır… ya tatmin olacak ve orada teslim olacaktır.. ya da tatmin olmayacak ve arayışına devam edecektir… Kendi ulaşabildiği teorileri bilim kabul edip, diğer kabulleri bilim dışı ilan eden subjektif bir akıl, aklı kullanmak demek değildir… Akılcılık kalbi ve vicdanları tatmin edecek bir bilgiye ulaşmak ve objektif kriterlerde bunu değerlendirebilmek demektir… Tanrı bu yüzden aklımızı kullanmamızı ve akletmemizi öngörmektedir… Bu yüzden Müslümanlar akıllarını doğru ve kesin bilgiye ulaşmak için kullanırlar ve bu bilgiye ulaştıklarında da yine akıllarını kullanıp onu anlamaya çalışırlar… Bu forumda çok kez farklı akılların birbirlerini ''akılsızlıkla'' ve ''bilimdışı'' olakla itham ettiklerini görüyorum... Oysa farklı akılların olması kadar doğal bir şeyin olamaycağını görüyoruz.. bu farklı akılların farklı işleyişleri de en doğal bir durumdur.. öyle değil mi ? Bilimsel bilgi ise gerçekte herkes tarafından kabul edilebilecek, herkesin ortak malı ve ürünüdür... Kimse bilimsel bilginin tek tarafı ya da sahibi olamaz... çünkü Normal Şartlar Altında Herkez tarafından üretilebilecek bir bilgi, herkesin malıdır... geriye kalan teorilerin (ispatlanmamış kabullerin) ise insanlarda inanç oluşturması asla kesin ve doğru neticeler vermeyeceği de ayrı bir gerçek olduğuna göre... Kimsenin bir diğerini bilimdışılıkla itham etmesi de mümkün değildir.. çünkü hepsi de neticede kendi çapında bir kabule ve bir inanca dayanmaktadır...bu yüzden kanaatimce karşılıklı kabullerimizi birbirine kıyasla üstünlük vesilesi saymak ve inançlarımızı konumlandırmak pek akılcı bir tutum olarak görülmüyor... Selam ile....
  15. Sevgili Muki, Yukarıda alıntıladığın ''Dayatma'' kelimesine cevap veridğini mi sanıyorsun ? Yani ne bu şimdi ? Cevap mı ? ''Aha da işte... Dayatma yapmışın burada işte...'' mi demek oluyor ? bu mu dur yani ? mantık-kıyas-tarif-akıl-düşünce-fikir ???? bir de altına eklemişsiniz... ''Siz kimi kandırıyorsunuz ???'' şimdi bu nasıl dayatma sevgili Muki ? sizden daha seviyeli, daha anlamlı eleştiriler beklemek hakkımız olmalı değil mi ? Yazdığınıza göre, bakın ne anlam çıkıyor ; ''kendinizden emin olmadığınız, bir dayatma içerisindesiniz '' Yapmayın Yahuu !! Etmeyin be kardaşım !!! Alıntıladıklarınızla ne alakası var o yazının ? Siz ya Dayatmanın ne demek olduğunu bilmiyorsunuz ya da hiç dayatma görmemişsiniz... Eğer bir fikre, bir görüşe kendi fikrinizle, kendi düşüncenizle cevap verebiliyor iseniz, ortada dayatma var diyemezsiniz...Ben böyledir derken, siz hayır öyle değildir diyebiliyorsanız, nasıl bir dayatma var diyebilirsiniz ??? bu dayatma dayatmacılığından vazgeçin artık... ? ortaya fikir koyun... bir akletme yolu koyun ortaya... bir düşünce koyun ortaya... yok,... ''Dayatma vaaar'' diye S.O.S. vermek daha anlamlı geliyor olmalı... yoruldum artık aynı şeyleri tekrarlayıp durmaktan...ezberinizi değiştirmeyi deneyin... pencerenzi değiştiremedim ama, belki ezberinizi yenilersiniz.... sizi okumaya devam edeceğim...
  16. sevgili suheyla, nasıl cevap verdiğimi biliiyorum ve aynı cevabı kaç seferdir tekrar ediyorum...ama turkçeniz yeterli gelmediği için anlamamakta ısrar ediyorsunuz... bunu biz Türkçede, ''Ezberi Bozulmak'' diye bir deyimle açıklıyoruz... İçine düştüğünüz durumu tiyatro yaptım anlatamadım... hikayeleştirdim gene anlatamadım... Ama artık yoruldum ve bir süre dinlenmeye çekiliyorum... Zira 23 nisan müsamerelerinde ki gibi aynı şeyleri tekrar etmekten bıkmadınız... Ben size islamın gelenksel yorumlarını ve geleneksel uygulamalarını reddettiğimi, Tanrının böyle istediğini söyleyip duruyorum... siz hala bana geleneksel inançları neden savunmadığımı söylüyorsunuz... ben size bunlar kurana ait özler değil diyorum, kuran gelenekleri bize nasıl değiştirdiğini, eğittiğini öğretiyor diyorum... siz hala Taliban ve Pakistan deyip duruyorsunuz... Ne yapabilirim artık ? bir yandan Müslümanları gelenek saplantısından kurtaramıyoruz, diğer yandan sizi gelenek saplantınızdan kurtaramıyoruz... Ezberiniz bozulunca yalpalayıp duruyorsunuz... ne yapabilirim sizin için... eğitim... eğitim....eğitim.. şart... diyeceğim ama siz eğitimli birisiniz de üstelik.... Ya kardeşim aşın gelin artık şu geleneksel anlayışları... daha balık tutmaya gideceğiz... Entellektüel dürüstlüğe sahip olmadığımı iddia ediyorsunuz... Ne yani sizin ezberledikleirnize inansam dürüst mü olacağım ? Ama şunu unutmayın ki o zaman ne kendime ve ne inanadıklarıma ve ne de Tanrıya karşı dürüst olmuş olurum... yukarıda alıntıldıklarım islama ve tanrıya iftiradır... Hem bunu yapan müslüman olduklarını iddia edenlerin iftirası, hem de bunların islama ait olduğunu iddia edenlerin Tanrıya iftirası... Siz mutlu olasınız diye şöyle demem mi gerekecekti ; ''Ahh evet sevgili Suheyla, biz müslümanlar, günde 5 vakit karılarımızı döveriz, iki ölçek kan içmeden edemeyiz... En sevap olanı sokak ta başı açık gezen kadınları taşlayarak öldürmektir... hele kolları açıksa önce kızgın yağ atarız yüzlerine, böylesi daha sevaptır... Ancak kadınları keserken besmele çekilmez... Çünkü o zaman kurbanla karıştırılabilir... bazı mezheblere göre, kadınlar kırbaçlarken okunacak dua şöyledir...Hatta mümkünse kıbleye çevrilmeleri sünnettir... kadın kısmısının sırtından sopayı, karnından sıpayı da eksik etmemek lazım diye dinimizin emri varıdr...Üstelik sokak ortasında öldüresiye dövmek bazı imamlar tarafından, erkeklerin görüp canları çeker diye mekruh sayılmış ise de bazı ulema tarafından çok sevaplı olabileceği yönün de fetvaları vardır...İslamda şiddetin her türlüsü mubahtır... şiddet ve teröre bulaşmazsanız cennet mennet yok size.... Hiç yapamıyorsanız bir kaç ateisti de ortadan kaldırın diye bir sürü görev var... Ancak sadece Haram aylarda kan dökmek yasak olduğu için o aylarda kan orucu tutuyoruz... kadınlarımızı da o aylar da kansız dövüyoruz... Müşrikleri de kanı çıkmasın diye, hristiyan yöntemi ile yok ediyoruz yakıyoruz yani.. Sonra islam da büyücülük de var... Sihir de var... her türlü melanet var...'' Allahaşkına siz müslümanların böyle abuk subuk bir dine inandıklarını mı sanıyorsunuz ? Sevgili suheyla ezberinizi değiştiriniz... Bak eğer ben değiştirebildiysem, siz de değiştirebilirsiniz... İslam alemi değişiyor... değişmek zorunda... Gerçek kurana ulaşmak zorunda... gelenekleri ve geleneksel yorrumları aşmak zorundayız... hem biz ve hem de siz...Bu konuyu tartışmaktan artık yoruldum gerçekten... sizi bilmiyorum ama ben gerçekten yoruldum, bir süre dinlenmeyi düşünüyorum... belki yeni bir konuda biribirimize katkıda bulunuruz...sizi okumaya devam edeceğim... selam ile...
  17. Yok be yahu her iletimde yazıyorum bu sorularını cevaplamaktan yoruldum artık.. çünkü hem okumayacağım diye diretiyorsun... hem gereksiz diye tutturuyorsun... sonra da okumadığın yerlerdeki cevapları tekrar tekrar yazmamı istiyorsun... olmaz be yahuu !! bu kadar da olmaz be yahuu !! nerdeyse ''Huu''culara karışacaksın yersoy bey kardeşim... üstüne üstlük beni de ''Huu '' cu yapıp çıktın... Ben yıllarca islamda Huu çekmek olmadığını yazıp duruyorum... sayen de ne duruma düştük yahuu... Ben artık biraz mola vereceğim sevgili yersoy... sen yazdıklarım arasında sorularımın cevaplarını rahatlıkla bulabilirsin... hatta bunlara da gerek yok bütün cevaplar selodayının dediği gibi kendinde saklıdır belkide... Latifelerime kızma sevgili yersoy.... unutma her şey din demek değildir... hepimizi insan yapan ortak değerlerimiz vardı ya hani... işte onlar bizi bütün bu sorgulamalara götürüyor... bunlar doğal ve normal şeyler... herkes bir güzelin sevdalısı ve herkes o güzelin peşinde... bir gün umarım kavuşuruz... Kendine iyi davran... seni okumaya devam edeceğim...yahuuu
  18. ben niyet okuyucusu değilim ki ne demek istediğinizi anlayabileyim... şu sizin cümleniz değil mi ? ve buna karşılık şu da benim sorum ; şu halde eğer neyi dayattığımı söyleyemeyecekseniz, bu sizin bileceğiniz bir şey... Ama müslümanlara dayatma iftirasını atamazsınız... zira bu benim inançlarımda haramdır ve zulümdür... eğer bunu yaptığımı düşünüyorsanız ispat etmelisiniz... edemiyorsanız... özür dilemelisiniz... bunu da yapamıyorsanız... eh artık ne diyebilirim ki ?
  19. sevgili gelincik, ne dayattığımı söylermisiniz ? bir de şu aynı hamamı yazarrmısınız... biz de iki tas koyalım...
  20. Sayın Yersoya, yazılarına biraz fikir katmasını istedğim için kendimi suçlamaya başladım şimdi... keşke bu kadar zorlamasaydık... olacağı buydu işte.. . Zekeriya Beyaz Hoca da böyle başlamıştı... En sonunda ekranlarda şu cümlelerini işitmiştik '' sizin neye hizmet ettiğinizi biliyoruz, hepiniz aynısınız... hepinizin içinden aynı şeyler geçiyor... '' diye bağırıp çağırıyordu.... yazık oldu.... sevgili yersoy gene sen istediğin şekilde yazmaya devam et istersen, inan ki artık sana itiraz da etmeyeceğiz... herşey din demek değildir, her şey dinsizlik de değildir.. sevgili yersoy...bak biz hiç kızmıyoruz ve elimize bayrak alıp yürümüyoruz... öyle hemen celallenip elde bayrak, ''dağ başını duman almış'' vaziyetlerine geçince, az sonra arkasından gelecekler insanı korkutuyor... Hiç kimse bir diğerinin düşmanı değildir... kimse diğerinden daha çok bu vatanı seviyor da değildir... kimsenin bir diğerinden daha eşit değildir... bu vatan herkesin ve hepimizindir... kürdünün, türkünün, alevisinin ve sünnisinin, inananıın ve inanmayanın... hepimizin... Biz burada size din düşmanlığı yapıyorlar, dinsizlik propogandası yapıyorlar diyormuyuz ?, ''Türk milletinin en büyük düşmanı komünizmdir... görüldüğü yerde ezilmelidir...'' M.K. Atatürk.. sözünü alıp yürüyün arkadaşlar, dağ zaten duman almış duruyor, ******** ezelim mi diyoruz ? Zekeriya Beyaz Hocanın dediği gibi ''Hepiniz aynısınız, hepiniz aynısınız, hepinizi biliyorum, hepinizin içini biliyorum'' deyip, burada bir kaç ateistin müslümanların kafasını karıştırmak için tezgah açtıklarını ve yüzyüze inkarlarını ve kinlerini kusamadıkları için bu sanal ortamları kullandıklarını, böylelikle büyük bir terör örgütüne yardım ve yataklık içinde yeraldıklarını mı söylüyoruz ? ''YÖK Ulemasının bilinen çığırtkanlılarını andıran bu tavırdan vazgeçin'' demiştim bir yazımda... bu millet neye sahip olduğunu ve ne yapmasını çok iyi biliyor... dinini de bilecek... öğrenecek... sz ağzınızdan çıkanla Allahın nurunu söndürebileceğinizi mi sanıyorsunuz ? sakin olunuz, daha sakin...selam ile...
  21. Ne diyebilirsiniz ki ? Tanrı bir buzağı seçmelerini istemişti Musevilerden, onlar üzerinde tartışıp durdu, bu nasıl bir buzağı olacaktı ? sorusu o kadar benliklerini kavramıştı ki, sonunda sıradan bir buzağı seçipi tanrının isteğini yerine getirmeyi bir türlü akıl edememişlerdi... Sıradan bir buzağı seçecelerdi ve kurban edeceklerdi... Ama bilinçaltında buzağı fikri farklı şeyler çağrıştırıyor, onları kışkırtıyordu... kimbilir ne hesaplar dönüyordu içlerinde...bundan ne kastedildiği fikrine o kadar saplanıp kaldılar ki, sonuçta gerçeği gözardı edip arkalarına attılar... Tanrı örnek bir toplum seçecekti, içleirnden bir de peygamber... onlara hakikatin bilgisini gönderecekti...eğitecekti... Ama insanlar tanrı hangi toplumu seçerse seçsin, muhakkak o toplumun gelenekleri diye suçlamada bulunacaklardı... Mesala o toplum, tibette seçilmiş olsa idi, bugün hepimiz tibet hayranı ve gelenekçisi suçlamasına maruz kalacaktık... Türklerden seçilse, araplar suçlanacaktı... bu ne asıl ve ne de esasa ilişkin bilgi içermeyen eleştiri ile gerçek fikir gözardı edilirse, yararlanacak hiç bir şey ortada kalmaycaktır... Sayın 4 mevsim, diğer başlıkta sorduğunuz peki neden bu gelenekleri kuranda görüyoruz ? sorusu işin özeti olmalı herhalde ... Kuranda elbette arap geleneklerine ait bilgileri içermek zorunda idi... çünkü yaşayan bir toplumla birlikte inip duruyordu... Yani önce kuran inmiş tamamlanmış da, sonradan toplum oluşmuş değil ki ? Kuran ayet, ayet, yaşamla birlikte tamamlanıyor...üstelik yaşamın içinde bir uygulama olarak... Kuran bize hem o toplumun mevcut durumunu ve hem de nasıl değiştiğini örnek vererek, bir toplumun değişimini, evrene nasıl uyum sağladığını öğretiyor... yani o toplumun nasıl değiştiğini bir yasa olarak bize öğretiyor... Nasıl iman ettiklerini, değerlerinin nasıl değiştiğini, insana, eşyaya ve yaşama dair bakışlarının nasıl değiştiğini öğreniyoruz...İlkellikten ve kölelikten nasıl kurtulduklarını ve özgürlüğün ne anlama geldiğini öğreniyoruz.. insanların bencil ve yalnızca kendini merkeze oturtan hislerden kurtulup, nasıl insan değelerine ulaştığını öğreniyoruz...Nasıl ümmet-toplum olduklarını ve nasıl kardeşini kendine tercih ettiklerini öğreniyoruz... ''O iman edenler, kendi ihtiyaçları olsa bile, kardeşlerini kendi nefislerine teercih ederler...'' ''...kendi gözünüz kapalı iken almayacağınız şeyleri, sakın vermeye kalkışmayınız...'' ayetlerinde, nasıl bir kişilik oluşturulmaya çalışıldığını, medine dışına gönderilen seriyyelerin birbirlerine ikram ettikleri son kalan suyu içmeden hepsinin ölmesinden anlıyoruz... Arap geleneklerinde şeref, ''develerinin sırtındaki mal ve mülktür'', ama islama göre şeref de izzet de zgürlüğünü koruyabilen insanlar için Allahın katındandır.... Kuranda bu geleneklerin yer alması onları hiç bir zaman kutsamaz... Tıpkı ''Keziban'' isminin müslümanlar arasında sırf kuranda yeraldığı için kullanılması gibi.... Kuranda bu gelenekler yer alıyorsa bunlar onların nasıl değiştiğine ve ele alındığına lişkin tecrübemizi ve tahayyülmüzü geliştirmelidir... Eğer kuran Tibet e inmiş olsa idi. tibett geleneklerini, şu an ayıklamakla meşgul olacaktık... bu ayetlerdeki evrensel özleri yakalayıp kendi coğrafyamıza, kendi dönemimize taşımak zorunda kalacaktık... Gerçi o zamanda bu arkadaşlar bizi tibet hayranları olarak eleştirip duracaklardı... sayın gecekuşu da bunları birileri faydalansın diye birleştirip duracaktı.... selam ile....
  22. bu uygulamaları Tanrıya atfetmek, onun emri ile yapıldığını iddia etmek, bizzat tanrıya yönelik en büyük iftiradır... ''Dini Allaha has kılmak'' bu tür iftiraları ortadan kaldırmaktır... Allahın hiç sevmediği şey Allaha yapılan iftiradır... bu yüzden inananları uyarır, ''...Aldatıcılar, seni Allahın adı ile aldatmasın....'' ''...onlar ağızlarını eğip bükerler, söyledikleri şeyin kurandan olduğunu sanasınız diye...'' ifadeleri islamdanmış gibi ortaya konan bu tür uygulamaları işaret etmektedir.... biz bunların islam olmadığını ve kurana dayanmadığını biliyoruz... bu tür şeylerin kaynağı da geleneklerdir... her geleneğin medeni olmasını beklemiyoruz... ki bazılarının da böyle ilkel olarak karşımıza çıktıklarını görüyoruz işte... Allaha iftira diye nitelediğimiz bu durumu, benzer şekilde kurana ve Allaha nispet etmeye çalışmak da aynı elmanın diğer yarısı olmuyor mu ? bu yüzden isnatlarımızı yaparken aynı hataya düşmemeye lutfen gayret edelim olmaz mı ?
  23. meteor fikri çok yersel ve küçük bir alana hapsediyor konuyu... bunu daha da büyütürsek ortada dünya kalmayacak, bütün sistem bilardo masasına dönecek... bu yüzden yeni çalışmalarda bir geniş bir volkanik dönem ve yalnızca dev cüsseli yaratıklara etkiyen bir gaz salınımı modeli kanıtlanıyordu... Natıonal Geographic de bulabilirsiniz ...
  24. Şimdi ileri sürdüğünüz görüşlerinizin hiç mantığı ve tutarlılığı olmadığını kendiniz de biliyorsunuz... Verdiğiniz islam coğrafyasında neler yapıldığına ilişkin örneklerin hepsi de malum ve gerçek... benzer şekilde, bugün bir çok batı ülkesinde de benzeri uygulamalar var.. Sevgili arkadaşlar, 1- bakın insanların bir toplumda nasıl yaşayacakları ve birbirleri ile olan ve toplum ile olan ilişkilerini hukuk belirliyor öyle değil mi ? Mesala bireysel tercihlerimizde ne yiyip ne içeceğimize kendimiz karar verirken, toplum içerisine çıktığımız zaman, alkollü araç kullanamıyacağımız ve sigarayı her yerde içemeyeceğimiz gibi kurallarla karşılaşıyoruz.. hatta, istediğimiz yerde kurban kesemeyeceğimiz, kafamıza estiği gibi istediğimiz şeyi ithal edemeyeceğimiz gibi kurallarla karşılaşıyoruz... benzer şekilde bireysel olarak evimizde tercih ettiğimiz kılık kıyafeti sokakta giyemeyeceğimiz de bir hukuk durumu... 2- bu hukuk durumu batı ülkelerinde farklı, doğu ülkelerinde birbirlerinden farklı şekillerde görülmektedir... bunun nedeni, tarihi, sosoyal ve geleneksel tecrübelerdir... her hukuki ifade ve uygulamanın arkasında yaşanmış bir tecrübe vardır.. Mesala Amerika dan bir hikaye; ''At hırsızlarının cezası asılmaktı... at hırsızının avukatı, müvekkilini işaret edip hakime yalvardı... ''Asın bunu hakim bey'' dedi... hırsız şok olmuştu... hakim derhal kararı verdi, mahkum asıldı.. Ama ölmeden avukatı yetişip onu kurtardı... Metinde asılır diyordu, ama ödürülür ibaresi yer almıyordu çünkü... ertesi gün metin şöyle değiştirildi ''At çalanlar, asılır ve ölünceye kadar sallandırılır...'' Hukuki uygulamların temelinde gelenekler ve tecrübeler vardır.. mesala, amerika da çırılçıplak toplum içine çıkmak suçtur, bazı eyaletlerde mini etek giymek suçtur, İngilterede da benzer uygulamalar bilinmektedir...benzer şekilde ülkemizde de yasaktır... ama suriyede bunun ölçüsü farklı, ürdün de daha farklıdır.. arabistan da otomobil kullanmaları bile yasaktır... iran da bu daha serbesttir...'' Yani her ülkede ki uygulama kendi hukuk yapılarından ve geleneklerinden kaynaklanmaktadır... bugün her ne kadar da din hukuk kurallarının belirlenmesinde etkili olmamalı denilse de bütün hukuk kurallarının temelinde dini etkiler vardır... burada işin püf noktası, dinin hukuk kurallarında nasıl ve ne kadar etkili olduğu konusu ve bunun zamanla geleneksel olarak nasıl değiştiğidir... kuran insana ve insan onuruna yönelik her türlü şiddet uygulamasının önüne geçmeyi amaçlar... bunu genel itibarı ile kuran algımızdan böyle olduğunu anlıyoruz... oysa bugünkü islam coğrafyasındaki kadına yönelik uygulamalar tamamen kuran ruhuna aykırı gelişen bir geleneğin yansımalarıdır... bir geleneğin başka bir gelenekten daha iyi ve üstün oluşunu savunmak ise tamamen göreli subjektif bir değerlendirmedir... her gelenek kendi çerçevesinde bir meşruuluk durumuna sahiptir... Mesala Hindistanda kadının raca'lara ait olması ve raca öldüğünde onunla birlikte yakılması, hint geleneklerinde meşruu bir haktır... bu bizim inançlarımızda ne kadar büyük bir yanlış olsa da, hintlilere göre de bizim ineklere davranışımız büyük bir hata ve yanlıştır... 3- Her toplumda benzeri amaçlarla farklı uygulamların muhakkak görüldüğünü söylemiştim... her hukukta br diğerine uymayan, farklılıklar normaldir... bunlar her toplumun kendi kabulleridir.. her insan da kendine yaraşan hukuk sistemini arar... kimi isviçreyi, kimi kübayı, kimi, cezayiri, kimi amerikayı, kimi hindistanı, kimi arabistanı, kimi israili yakın bulur kendisine... Hiçbirinde istediğiniz gibi giyinme ve dolaşma hakkına sahip değilsiniz... Türkiye de bile.. genel toplum kuralları bunu engelliyor... bazen de keyfi toplum kuralları.... Mesala bizdeki keyfiii olanı.... Amerkada ki genel toplum kuralları, İngilteredekii genel ahlak kuralları, italyadaki azıcık daha dini.... gibi gibi... Ama kuran bu hukuk sistemlerinin hiçbirinde değildir... kuran genel bir değer koyar...bu evrensel bir değerdir... her toplum bu genel değeri, kendi kollektif zeka ve akıl durumuna göre anayasayal bir hak olarak kabul eder... ve her toplum kendi gelenek ve döneminin uygulanabilirlik şartlarına göre gerekli düzenlemelerini yapar.... Durum budur... selam ile...
  25. sevgili demirefe, Hukuk bir bilimdir, bir mantık içerir... bu yüzden herkes hukukçu olmuyor... Anayasa var, yasalar var... yönetmelikler var... her şey orda yazıyor... alırsınız okursunuz... ne bu kadar hukukçuya gerek var ve ne de yoruma....hatta mahkemeye bile gerek kalmaz değil mi ? Ama bir bakıyorsunuz ki durum o kadar basit değil... keşke, donkişotun kitabı kadar düz ve basit bir konu olsa idi...bir konu hakkında, bir kanaat elde edeceksiniz, bu kanaat ya bir inanç oluşturacak, ya da bir adamı idam edecek... şövalyeleri kurtarıp ne yapacağım yani... şövalyeleri kurtarsam ne olur, kurtarmasam ne olur... Ama sorun bir insanın kişiliğini oluşturduğu bilgidir, kendini kurtaması konusudur... Sizinle her tarihi romanı eleştirip, kahramanlarına ''külah'' bile giydirebiliriz... hatta oturup onlarla eğlenebiliriz bile... Ama söz konusu olan; İlahi bir metin, bu metnin pratiği, bu metnin anlaşılmasına ilişkin bir yöntem ve sonuçta bütün bunlara dayandırılan bir kişilik oluşumu sözkonusu... öyle mi ? Ee kalkıp bu durumda da insaf ve izan beklemek sanırım sayın suheyladan çok müslümanların hakkı değil mi ? sevgili demirefe, konunun başından takip etme şansı bulursanız eğer, islamın geleneklerle birlikte kabulü şeklinde anlaşılmasının müslümanlarla eğlenmek alay etmek için bir yöntem olarak kullanıldığı hissini görmüşsüsnüzdür... bütün bu eleştirileri de tek tek cevapladığımızı görmüş olmalısınız... buna rağmen, hala kalkıp o şekilde cevaplanmmalı, bu şekilde cevaplamanız daha çok kurana uygun anlayışı, bu tiyatronun 2. perdesi değil de nedir ?
×
×
  • Yeni Oluştur...

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.