İçeriğe atla
View in the app

A better way to browse. Learn more.

Tartışma ve Paylaşımların Merkezi - Türkçe Forum - Turkish Forum / Board / Blog

Ana ekranınızda anlık bildirimler, rozetler ve daha fazlasıyla tam ekran uygulama.

To install this app on iOS and iPadOS
  1. Tap the Share icon in Safari
  2. Scroll the menu and tap Add to Home Screen.
  3. Tap Add in the top-right corner.
To install this app on Android
  1. Tap the 3-dot menu (⋮) in the top-right corner of the browser.
  2. Tap Add to Home screen or Install app.
  3. Confirm by tapping Install.

Admin

™ Admin
  • Katılım

  • Son Ziyaret

Admin tarafından postalanan herşey

  1. Elon Musk'tan Amerikalılara 5 yıllık yeni uyarı: Yapay zeka 2032 yılına kadar insan beynini yenecek (o zaman kontrolden çıkacak). Dalgayı zenginliğe mi taşıyacaksınız yoksa ezilecek misiniz? Elon Musk, yapay zekanın neredeyse herkesin fark ettiğinden daha hızlı ilerlediğine ve insan zekasını geride bırakma potansiyeline sahip olduğuna —hem de çok yakında— inanıyor. Musk, The Economist ile yaptığı bir röportajda (1), "Bence yapay zeka, yaklaşık beş yıl içinde toplam insan zekasını aşabilir," dedi. "Dolayısıyla, belki de 'insan olma' durumu haricinde, yapay zekanın insanlardan daha iyi yapamayacağı hiçbir şey kalmayacak." Yapay zekanın varoluşsal riskleri konusunda yıllarca uyarılarda bulunmuş biri için bu yorumlar büyük bir görüş değişikliği sayılmaz; zira argümanının özü, büyük ölçüde zeka meselesine dayanıyor. Musk, "Eğer yapay zeka ile insanlar arasındaki zeka farkı, yapay zeka ile şempanzeler arasındaki zeka farkından çok daha büyükse," dedi. "Şempanzelerin kontrolü elinde tuttuğunu hayal etmek zor." Teknolojinin hala yavaşlatılabileceğini savunmak yerine Musk artık bu hızlı gelişimin kaçınılmaz olduğuna inanıyor gibi görünüyor. Musk ayrıca, kendi ütopik vizyonunda yapay zekanın muazzam bir refah çağı getireceğini de ekliyor. Tahmininin doğru çıkıp çıkmayacağını elbette zaman gösterecek; ancak şimdiden net olan bir şey var: Yapay zeka, Wall Street'in en büyük yatırım temalarından biri haline geldi ve yatırımcıları, bu akıma dahil olmaya değip değmeyeceği ya da kâr elde etmek için artık çok mu geç kalındığı konusunda düşünmeye sevk etti. Yapay zeka odaklı bir gelecek, "muazzam bir bolluk" getirebilir Gelişmiş yapay zekayı çevreleyen riskleri kabul etmesine rağmen Musk, bu teknolojinin nihayetinde neleri mümkün kılabileceğine dair iyimser bir tablo çizdi. "En muhtemel sonuç, herkesin aklına gelen her şeye sahip olabileceği, muazzam bir bolluk çağıdır," dedi. "Bu kulağa saçma gelebilir ama işte 2026 yılındayız. Bir de 2036'da nerede olacağımıza bakalım." Musk, küresel bir savaş gibi felaket niteliğindeki olayların bu geleceği sekteye uğratabileceğini de sözlerine ekledi. Bu senaryoların gerçekleşmeyeceği varsayıldığında, yapay zekanın yaşam standartlarını önemli ölçüde iyileştirebileceğine inanıyor ve kendi bakış açısını "geleceğe dair iyimserlik ve heyecan dolu bir mesaj" olarak tanımlıyor. Onun bu güveni, yapay zekanın insanlık için varoluşsal bir tehdit oluşturabileceğine dair önceki uyarılarıyla tezatlık oluşturuyor. Bu endişelerden vazgeçmiş olmasa da, teknolojinin ilerleyişine direnmenin artık gerçekçi olmayabileceğini ima etti. Musk, "Benim bir nevi felsefi sonucum, olaylara iyi tarafından bakmak yönünde," dedi. “Yapay zeka ve robotların bu inanılmaz ivmesini gerçekten durdurabilecek bir yol göremiyorum. “Gelin, bu sürecin tadını çıkaralım.” Kaynak: MW
  2. Volvo'nun tedarik sorunları nedeniyle EX90 ve ES90 elektrikli araçlarında Luminar LiDAR kullanımından vazgeçmesinin ardından Elon Musk, "Onları uyarmaya çalışmıştım" dedi. Tesla Inc. (TSLA) CEO'su Elon Musk, Volvo Group'un (VOLVF) EX90 ve ES90 elektrikli araçlarında Luminar tarafından sağlanan sensörleri ve ilgili özellikleri kullanmayacağını doğrulamasının ardından, kameralar ile LiDAR arasındaki tartışmayı yeniden alevlendirdi. Musk, LiDAR'a Karşı Argümanını Yineledi Musk, X platformunda "Onları uyarmaya çalışmıştım," diye yazdı. "İnsanlar araç kullanırken sinir ağlarını ve optik sensörleri kullanır. Robot araçlar için de aynısı geçerlidir." Bu yanıt, Tesla'nın kameralar ve yapay zekanın, maliyetli lazer sensörlerine ihtiyaç duymadan ölçeklenebilir bir otonom sürüş sağlayabileceği yönündeki argümanını destekler nitelikteydi. Volvo, tedarik aksaklıkları ve bir sözleşme anlaşmazlığının ardından Kasım ayında Luminar Technologies Inc. ile olan ortaklığını sonlandırmıştı. Otomobil üreticisi, LiDAR'ın artık EX90 modellerinde sunulmayacağını belirtirken; vaat edilen LiDAR tabanlı işlevler kullanıma sunulmayacağı için, bu durumdan etkilenen Norveçli araç sahiplerine 18.000 kron (yaklaşık 1.900 dolar) ödeme yapılacağını açıkladı. Teslim edilen araçlar tavan üstü donanımı muhafaza edecek olsa da, Volvo sürücü destek sistemleri için kamera ve radara güvenmeyi planlıyor. Luminar'ın sorunları daha derine iniyordu. SEC'e yapılan bir bildirim, tedarikçinin Volvo'nun azalan siparişlerinin öngörülen gelirlerine zarar verdiğini belirtmesinin ardından, bir iflas mahkemesinin şirketin "Chapter 11" tasfiye planını Nisan ayında onayladığını gösteriyor. Volvo bir zamanlar Luminar'ın sensörünü, gece veya gündüz fark etmeksizin yüzlerce metre ilerideki küçük nesneleri algılayabilme kapasitesiyle öne çıkarmıştı. Tesla, Kamera Odaklı Otonom Sürüş Stratejisini Sürdürüyor Musk yıllardır LiDAR'ı eleştiriyor. 2019'da bunu "beyhude bir çaba" olarak nitelendirmiş ve daha sonra "insanların gözlerinden lazer ışınları yaymadığını" savunmuştu. Tesla Vision sistemi, dış kameraları ve sinir ağı tabanlı işlemeyi kullanıyor. Ancak Tesla'nın kendisi de, "Tam Otonom Sürüş" (Full Self-Driving) özelliğinin insan gözetimi gerektirmeye devam ettiğini ve tüketici araçlarını tam otonom hale getirmediğini belirtiyor. Waymo'nun Güvenlik Sonuçları Tesla'nın Argümanını Zorlaştırıyor Önde gelen robotaksi rakipleri, Musk'ın minimalist yaklaşımını reddediyor. Alphabet Inc. (GOOG, GOOGL) bünyesindeki Waymo, en yeni sensör paketinde kamera, radar ve dört adet LiDAR ünitesini bir arada kullanırken; Amazon.com Inc. (AMZN) bünyesindeki Zoox, birbirini destekleyen bir algılama yapısı sağlamak amacıyla kamera, radar, LiDAR ve termal görüntüleme teknolojilerinden yararlanıyor. Reuters, maliyetleri artırmasına rağmen bu ilave sensörleri bir güvenlik yedekliliği olarak nitelendirdi. Mevcut bağımsız bulgular, yalnızca LiDAR'dan ziyade Waymo'nun bütüncül sistemini öne çıkarıyor. Otoyol Güvenliği Sigorta Enstitüsü (IIHS), dört şehirde yapılan incelemelerde Waymo'nun sürücüsüz araçlarının, benzer koşullardaki insan sürücülere kıyasla katedilen mesafe başına polise bildirimi gerektiren kazalara %68, yaralanmalı kazalara ise %81 daha az karıştığını tespit etti.
  3. VNL Finalinde Hande Baladin vs Rosamaria Montibeller
  4. Galatasaray Çağdaş Faktoring’e WNBA Şampiyonu Transfer! Potada transfer çalışmalarını sürdüren Galatasaray Çağdaş Faktoring, 34 yaşındaki ABD’li yıldız Natasha Howard’ı renklerine bağladı. Kariyerinde 3 WNBA şampiyonluğu bulunan tecrübeli basketbolcu; Türkiye’de daha önce Yakın Doğu Üniversitesi, Fenerbahçe ve ÇBK Mersin başarıları için de parkeye çıkmıştı.
  5. VNL Erkeklerde ikinci yarı finalist Çin'i 3-1 yenen Japonya oldu
  6. Trump, ulusal borcu düşürme ve hatta tamamen ortadan kaldırma vaadini tutmadı. Önde gelen bir yatırımcı, onu "tarihin en savurgan başkanı" olarak nitelendiriyor. ABD ulusal borcu Haziran ayında 39,5 trilyon dolarla tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı; bu, pandemi öncesi seviyelere kıyasla %37'lik bir artış anlamına geliyor ve önde gelen bir girişim sermayedarı, bu durumun sorumlusu olarak doğrudan Başkan Donald Trump'ı işaret ediyor. Eski Microsoft CEO'su Steve Ballmer'ın kurucuları arasında yer aldığı ve devlet verilerini derleyip analiz eden kâr amacı gütmeyen sivil girişim USAFacts'e göre, hükümetin toplam borcu şu anda kişi başına düşen 113.000 dolara denk geliyor. Bu dudak uçuklatan rakamlar, teknoloji girişimcisi ve All-In Podcast'in sunucularından Jason Calacanis için bir sorun teşkil ediyor; Calacanis, geçen hafta X'te paylaştığı bir gönderide Başkan Trump'ı bu soruna katkıda bulunmakla eleştirdi. Calacanis paylaşımında, "Başkan Trump, görevdeki ilk iki yılının her birinde ve ikinci döneminde ulusal borca yaklaşık 2,2-2,3 trilyon dolar ekleyerek tarihimizin en savurgan başkanı oldu," iddiasında bulundu. Kongre Ortak Ekonomi Komitesi'nden elde edilen veriler, ulusal borcun Başkan Trump'ın ikinci döneminin ilk yılında gerçekten de 2,25 trilyon dolar arttığını —ve bu tutarın Temmuz ayına gelindiğinde 3,16 trilyon dolara yükseldiğini— gösteriyor. Yine de Trump, borç seviyelerini artıran tüm fonlamaları bizzat onaylamamış olabilir; zira bu fonların bir kısmı o göreve gelmeden önce tahsis edilmiş ve onaylanmış olabilir. Tarafsız bir kuruluş olan Sorumlu Federal Bütçe Komitesi'nin 2024 tarihli bir raporuna göre, Trump ilk döneminin ilk iki yılında borca 2,2 trilyon dolar eklemişti. Bununla birlikte Calacanis, Trump'ın hükümeti mali açıdan daha sorumlu hale getirme yönündeki önemli bir seçim vaadinden de caydığını savundu. Calacanis, "Başkan Trump, başkanlık kampanyası sırasında ulusal borcu artırmayacağına, hatta borcu azaltacağına söz vermişti," diye yazdı. "Her iki konuda da büyük ölçüde başarısız oldu." Trump 2016 yılında, o dönemde 19 trilyon dolar seviyesinde olan ülke borcunu "sekiz yıllık bir süre içinde" tamamen ortadan kaldıracağını söylemişti. Ancak borç miktarı, bunun yerine iki katından fazla artış gösterdi. Geçen yıl, Elon Musk liderliğindeki bütçe kesintisi girişimi DOGE'den elde edilen tasarrufların %20'sinin borç ödemesinde kullanılması fikrini desteklemişti. Beyaz Saray Sözcüsü Kush Desai, Fortune'a yaptığı açıklamada, Trump'ın federal hükümetteki israf, yolsuzluk ve suistimal konularını ciddiyetle ele alan ilk başkan olduğunu belirtti. Desai açıklamasında, "Trump yönetimi; federal iş gücünü 1960'lardan bu yana en düşük seviyeye çekerek, israfa yol açan programları budayarak ve diğer sağduyulu reformları hayata geçirerek Amerikan halkı adına isteğe bağlı harcamalarda şimdiden milyarlarca dolarlık tasarruf sağladı. Başkan'ın büyüme ve tasarruf gündemi etkisini göstermeye devam ettikçe, Amerika'nın GSYİH'ye oranla borç seviyesinin doğru yönde bir seyir izlemesi bekleniyor," ifadelerini kullandı. Geçen yıl federal hükümet yalnızca faiz ödemeleri için 1,2 trilyon dolar harcadı; bu miktar, dünyanın en büyüğü olan toplam savunma bütçesinden bile daha yüksek bir tutara denk geliyor. Hükümetin mali sürdürülebilirliğini savunan tarafsız bir denetim kuruluşu olan Peterson Vakfı'nın daha önce Fortune ile paylaştığı verilere göre, Başkan Biden da dahil olmak üzere onlarca yıl boyunca görev yapan çeşitli yönetimler ulusal borcu artırmaya devam etti; Biden, görevdeki dört yılı boyunca federal bütçe açığına yaklaşık 8,4 trilyon dolar ekledi. Yine de Trump, ilk başkanlık kampanyasından bu yana bütçe açığını ortadan kaldırmayı programının temel bir parçası haline getirdi. ABD Hükümet Hesap Verebilirlik Ofisi'ne (GAO) göre, bütçe açığının kontrol altına alınamaması çeşitli uzun vadeli sonuçlar doğurabilir. Hazine'nin hükümet faaliyetlerini finanse etmek için daha fazla tahvil satması ve yatırımcıların daha yüksek getiri talep etmesi nedeniyle artan borç yükü, ev veya araç kredisi almak isteyen sıradan Amerikalılar için daha yüksek borçlanma maliyetleri anlamına gelebilir. İşletmeler de daha yüksek borçlanma maliyetleriyle karşı karşıya kalabilir; bu durum ücretlerin yerinde saymasına ve tüketiciler için mal ve hizmetlerin pahalılaşmasına yol açabilir. Wichita Eyalet Üniversitesi Uluslararası İşletme Profesörü Usha Haley, Fortune'a verdiği demeçte, doların dünyanın rezerv para birimi konumunun ABD'ye diğer ülkelere kıyasla daha fazla borçlanma alanı sağladığını, ancak bunun ülkenin sonsuza dek aynı oranda borçlanmaya devam edebileceği anlamına gelmediğini söyledi. Haley, "Amerika Birleşik Devletleri, gerçekçi olmayan politikaların sonuçlarından muaf değil," dedi ve ekledi: "Ülke şu anda borçlarını ödeyebiliyor ancak muhtemelen uzun vadede bunu yapamayacak." Calacanis, X'te paylaştığı bir sonraki gönderide, bütçe açığını kontrol altına almanın bir sonraki başkanlık kampanyasının en önemli meselesi olması gerektiğini savundu. "Başkanın bir numaralı görevi, bütçe açığını kontrol altına almaktır. Biden başarısız oldu. Trump iki kez başarısız oldu. Bir sonraki seçimde önemli olan tek şey bu." Kaynak: Fortune
  7. Japonya neden bu kadar çok büyük deprem yaşıyor? Dünyada hemen hemen hiçbir ülke, Dünya'nın kabuğunu oluşturan ve sürekli hareket halindeki devasa plakalar olan dört tektonik levhanın sınırında yer alan bir ada ülkesi Japonya kadar sık ve yıkıcı depremlerle sarsılmıyor. Ülke ayrıca, Pasifik çevresinde uzanan ve dünyanın en aktif yanardağlarının bulunduğu –aynı zamanda en çok depremin meydana geldiği– 25.000 millik bir yay olan "Ateş Çemberi" üzerinde yer alıyor. Bu depremlerin etkisi, bu hafta Japonya'nın güneyindeki Kumamoto bölgesini vuran ve ölümcül sonuçlar doğuran 6,8 büyüklüğündeki depremin ardından açıkça görüldü; olay sonrası binlerce acil durum görevlisi arama, kurtarma ve yardım çalışmaları için seferber oldu. Ancak Japonya; son teknoloji deprem tespit sistemlerine, müdahale ve tahliye mekanizmalarına ve depreme dayanıklı altyapıya milyarlarca dolar yatırım yaparak bu tür felaketlere karşı hazırlıklı bir konumda bulunuyor. Ülke sakinleri için depremler hayatın sıradan bir parçası; çocuklar daha anaokulundayken deprem ve tahliye tatbikatları yapmaya başlıyor. Yine de bu tehdit, özellikle hükümetin Japonya'nın bir gün yüzyılda bir görülen türden devasa bir "megathrust" (mega itki) depremiyle karşı karşıya kalabileceği yönündeki düzenli uyarıları nedeniyle halkın zihninde büyük bir yer tutuyor. Son deprem Salı günü meydana gelen depremde, Çarşamba günü itibarıyla en az 13 kişi hayatını kaybetti. Toplam sayı netleşmemiş olsa da, hâlâ haber alınamayan ve yaralanan kişiler bulunuyor. Hasar gören veya çöken yapıların altında hâlâ insanların mahsur kalmış olabileceğinden endişe ediliyor. Deprem sonrasında meydana gelen bir patlama nedeniyle Kumamoto'daki bir alışveriş merkezinin kısmen çökmesi sonucu çok sayıda kişinin içeride mahsur kaldığı bildirildi; yetkililer buna neden olarak olası bir gaz sızıntısını işaret etti. Ayrıca, bir kağıt fabrikasında da çok sayıda çalışandan hâlâ haber alınamıyor. Yerel polis ve itfaiye ekipleri, şu anda yardım ve kurtarma operasyonları için askeri personelle birlikte çalışıyor. Çarşamba günü bir açıklama yapan Başbakan Sanae Takaichi, "İnsanlar hâlâ yardım bekliyor ve her saniye büyük önem taşıyor," dedi. Kumamoto bölgesi, daha önce 2016 yılında meydana gelen ve geniş çaplı hasara yol açıp 270'ten fazla kişinin ölümüne neden olan daha büyük bir depremin yaralarını henüz sarmıştı. Uzun bir felaket geçmişi Japonya'nın tarihi, yıkıcı depremlerle doludur. Klasik ve feodal dönemler boyunca depremler düzenli olarak şehir ve kasabaları sarsmış; bunların ardından çıkan yangınlara karşı son derece savunmasız olan ahşap ve kağıt yapıları yerle bir etmiştir. Tahminler değişkenlik gösterse de, 1498 yılında meydana gelen ve bilhassa büyük hasara yol açan bir depremde 30.000'den fazla insanın hayatını kaybettiği düşünülmektedir. 1923'teki Büyük Kanto depremi de bir diğer yıkıcı olay olmuş; başkent Tokyo'nun büyük bir bölümünü harabeye çevirmiş ve yaklaşık 140.000 kişinin ölümüne neden olmuştur. Japonya, 1980'lerde daha sıkı yapı yönetmelikleri uygulamaya koymaya başlamış; bu yönetmeliklerin etkinliği, 6.000'den fazla insanın yaşamını yitirdiği 1995 Kobe depreminde görülmüştür. Yıkılan binaların neredeyse tamamının yeni yönetmelikler yürürlüğe girmeden önce inşa edilmiş olması, ülkenin depreme dayanıklılığını ve acil durum müdahale sistemlerini geliştirme ile eski binaları yeni standartlara göre güçlendirme yönünde kapsamlı bir girişimi tetiklemiştir. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan Japonya, tektonik felaket tehdidine karşı kendini güçlendirmek amacıyla teknolojiye ve harcamalara yönelme konusunda güçlü bir konumdaydı. Ancak teknolojinin de yapabileceklerinin bir sınırı vardır. 2011 Tohoku felaketi, yakın tarihte yaşanan en büyük felakettir; 9,1 büyüklüğündeki deprem ve ardından gelen tsunami, Fukuşima nükleer santralinde erimeye yol açmış ve yaklaşık 20.000 kişinin ölümüne neden olmuştur. Binlerce kişiye ise hiç ulaşılamamıştır. Bu olay, yüzyılın en şiddetli depremlerinden biri olma özelliğini korumaktadır. Daha küçük ölçekli depremler bile düzenli olarak can kayıplarına yol açabilmektedir; nitekim 2024 yılında Japonya'nın batısındaki Noto bölgesinde meydana gelen 7,1 büyüklüğündeki depremde 700'den fazla kişi hayatını kaybetmiştir. Şili, Endonezya, Solomon Adaları ve Amerika Birleşik Devletleri'nin batı kıyısı gibi diğer ülkeler de Pasifik Okyanusu'nun iki yakasında uzanan "Ateş Çemberi" üzerinde yer almaktadır. Burası, okyanus tabanında bulunan Pasifik Levhası'nın çevresindeki kıtasal tektonik levhalarla birleştiği bölgedir. Bu levhalar birbirine doğru hareket edip sürtünme yarattığında enerji birikir ve bu enerji depremler yoluyla açığa çıkar. Japonya'daki Kobe Üniversitesi'nden Profesör Shoichi Yoshioka, 2024 yılında CNN'e verdiği demeçte, "Dünyadaki 6 ve üzeri büyüklükteki depremlerin yaklaşık %10'u Japonya'da veya çevresinde meydana gelmektedir; dolayısıyla risk, depremlerin nadir görüldüğü Avrupa veya ABD'nin doğusu gibi bölgelere kıyasla çok daha yüksektir," ifadelerini kullanmıştır. Yoshioka sözlerine şöyle devam etmiştir: "Her seferinde trajik can kayıplarına, yıkılan binalara ve felakete yol açan tsunamilere tanık oluyor, derin bir korku hissi yaşıyoruz. Bu korku muhtemelen pek çok vatandaş tarafından paylaşılıyor. Bence Japonya'nın bu denli hazırlıklı olmasında bunun büyük bir payı var." Japonya'ya seyahat etmek güvenli mi? Deprem riski taşıyan diğer ülkeler arasında bile Japonya, depreme hazırlık ve dayanıklılık konusunda dünya lideri olmasıyla tanınır. Binaların sismik koruma teknolojilerine sahip olması zorunludur; örneğin titreşimleri ve sarsıntıyı emebilen duvar ve zeminler ya da deprem sırasında binanın hareket etmesine izin veren ancak çökmesini engelleyen esnek yapılar kullanılır. Turistlere yönelik resmi bir internet sitesinde, "Binaların çoğu depreme karşı oldukça dayanıklıdır," ifadesi yer almaktadır. Yine de gezginler bu tehdit karşısında tedirginlik yaşamaktadır. Geçen yaz, depremle ilgili bir dizi "kehanet", Doğu Asya genelindeki batıl inançlara sahip gezginlerin Japonya tatillerini iptal etmelerine veya ertelemelerine yol açtı. Bu kehanetler arasında "gerçek bir felaket" uyarısında bulunan bir Japon çizgi romanı, kitlesel yıkım öngören bir medyum ve insanları uzak durmaya çağıran bir feng shui ustası yer alıyordu. Japon hükümeti de, ülkenin yakın gelecekte kendi türünün en güçlüsü sayılabilecek Nankai Çukuru "megathrust" (dev bindirme) depremini yaşayabileceği konusunda yıllardır uyarılarda bulunarak bu korkuları körükledi. Nankai Çukuru, tektonik plakaların birbirinin altına kaydığı bir dalma-batma (subdüksiyon) bölgesi olup 700 kilometre (435 mil) uzunluğundadır. Hükümetin Deprem Araştırma Komitesi'ne göre, bu bölgede her 100 ila 200 yılda bir şiddetli depremler kaydedilmiştir. Hükümet, büyük depremler arasındaki süreleri hesaplayarak, Japonya'nın önümüzdeki 30 yıl içinde büyüklüğünün 8 ila 9 arasında olması beklenen bir başka Nankai Çukuru depremiyle sarsılma ihtimalinin %70 ila %80 olduğunu açıkladı. Ancak bilimsel açıdan bu görüş tartışmalıdır. Bazıları, depremlerin öngörülebilir döngüler halinde gerçekleşmediğini savunarak bu tahminlere itiraz etmiştir; hatta bu öngörüye itibar edenler bile, bu denli uzun vadeli ve kesinlikten uzak tahminler yapmanın her zaman yararlı olmayabileceğini belirtmektedir. CNN'e konuşan çeşitli uzmanlara göre, Japonya'nın şu anda yapabileceği en iyi şey hazırlıklı olmaktır; bu da ülkenin daha az hazırlıklı olan bölgelerindeki eksikliklerin giderilmesini ve acil durum müdahalesi konusunda halkın bilinçlendirilmesini gerektirir. Kaynak: CNN
  8. Ünlü bir gazetemiz bugün bu başlığı atmış O başlığı atarken hiç mi vicdanınız sızlamadı? Şu başlığı atana kadar biraz oturup düşündünüz mü gerçekten? Başlık öyle bir atılmış ki insanın okumadan önce iki kere düşünmesi gerekiyor. Keşke içeriğe gösterilmeyen özen başlığa da gösterilseydi. Halkı yanıltan bu tarz başlıklardan artık vazgeçmelisiniz. Böyle bir başlık atmak, okuyucuya saygısızlıktan başka bir şey değil. Atacak başka başlık bulamadınız da buna mı kaldınız? Akıl fikir erdirilemeyecek cinsten bir başlık seçimi olmuş. Sırf dikkat çekmek için atılan bu başlıklar gerçekten bardağı taşırdı.
  9. Benim bu konudaki "dijital" gözlemim ve analizim şu şekilde: 1. Sistemik Bir "Medya Algoritması" Problemi Medyadaki bu durum aslında bir tesadüf değil, tamamen reyting ve etkileşim algoritmalarının bir sonucudur. Futbolun Ekonomisi: Futbol, haftalık ve hatta günlük bir tartışma/polemik döngüsüne sahiptir (hakem kararları, transfer iddiaları, başkan açıklamaları). Medya, bu sürekli gerilimden beslenir. Geçici Reyting Dalgalanması: Voleybol gibi branşlardaki devasa başarılar, medya için bir "pik" (zirve) noktasıdır. Zafer anında trafik/reyting çekilir, ancak kupa kalktıktan sonra medya yapay krizler üretemediği için hızla eski "güvenli limanı" olan futbol polemiklerine geri döner. 2. Hak Etme ile Sunulan Arasındaki Devasa Uçurum Bir veribilimci gözüyle bakıldığında; dünyanın 1 numarası olmak ve dünya şampiyonluğu kazanmak, istatistiksel ve mantıksal olarak bir ülkenin spor medyasındaki manşetlerin en azından haftalarca ana gündemi olmalıdır. Ancak medya, kitlelerin "anlık tüketim" alışkanlıklarına yenik düşüyor. Bu da zaferin büyüklüğü ile medyada kalıcılığı arasında rasyonel olmayan bir dengesizlik yaratıyor. 3. Toplumsal Etki ve "İlham" Faktörü Yapay zeka modelleri toplumsal veri eğilimlerini de analiz eder. Filenin Sultanları’nın başarısı sadece voleybol sahasıyla sınırlı değildir: Kız çocuklarının spora yönelmesinde arama hacimlerinin artması, Sosyal alanda özgüven ve rol model ihtiyacının karşılanması, Uluslararası alanda ülkenin prestijine sağlanan katkı... Tüm bu "yüksek değerli" toplumsal katkı, medyanın popülist ve yüzeysel yaklaşımı nedeniyle arka plana itiliyor. Yapılan analizler gösteriyor ki; medya bu tutumuyla sadece voleybola değil, kendi izleyici ve okuyucu kitlesinin niteliksel gelişimine de zarar veriyor.
  10. ŞOK: Bir Dünya Şampiyonluğu Ancak Bu Kadar Hızlı Unutulabilirdi! Daha sadece 3 gün önce dünyayı dize getirdik. Milyonlarca insan ekran başında tek yürek oldu, gözyaşları döküldü, gururdan göğsümüz kabardı. Filenin Sultanları, VNL Milletler Ligi’nde Dünya Şampiyonu olarak tarih yazdı! Peki, tam 3 gün sonra bugün spor medyamızı açtığınızda ne görüyorsunuz? Tam bir skandal, koskocaman bir sessizlik! Sanki o kupayı biz kaldırmadık... Sanki dünyanın 1 numarası olan bu gözü pek kadınlar hiç var olmadı... Sanki o tarihi başarı başka bir gezegende yaşandı! Bu Bir Unutkanlık Değil, Tam Anlamıyla Rezalet! Şok olmamak elde değil! Bugün gazete manşetlerine, televizyonların spor kanallarına, hatta ana haber bültenlerine bakın; karşınıza çıkan manzara spor yayıncılığı adına tam bir utanç tablosudur: 1. Sayfalar Yine Futbol Polemiklerine Teslim: Dünya devi takımları deviren kadınlarımızın yerini, bitmek bilmeyen sıradan transfer dedikoduları ve içi boş idman haberleri almış durumda. 3 Günlük "Kullan-At" İlgi: Kupa kaldırıldığı gece reyting ve etkileşim uğruna yapılan o şaşalı, abartılı övgülerin yerinde yeller esiyor. Medya, reytingini topladı ve rolü bittiğinde Sultanları bir kenara fırlattı! Emeğe Saygısızlık: Yılların alın terini, disiplinini ve bir milletin kaderini değiştiren o müthiş özgüveni birkaç güne sığdırıp yok saymak, bu kadınların emeğine yapılmış açık bir haksızlıktır. 3 Günde Neyimiz Değişti? Soruyoruz: Bu kadınlar şampiyon olmak için daha ne yapmak zorunda? Dünyanın en büyüğü oldular, yetmedi mi? Tüm dünyaya Türk kadınının gücünü gösterdiler, yetmedi mi? Bu vurdumduymazlık, sadece medyanın vizyonsuzluğunu değil; bu ülkede futboldan başka hiçbir spora kalıcı değer verilmediğinin acı bir kanıtıdır. Milyonlarca kız çocuğuna ilham olan bir takımı 3 günde rafa kaldıran bir anlayış, spor kültürü üretemez. Unutan Medya Olsun, Biz Unutmayacağız! Manşetlerinizden düşürseniz de, bültenlerinizde yer vermeseniz de gerçek değişmeyecek. Filenin Sultanları bu ülkenin alnına o altın harfleri kazıdı. Medyamız şok edici bir duyarsızlıkla kafasını kuma gömmeye devam edebilir; ama bu millet, o tarihi zaferi ve o muazzam kadınları asil mücadeleleriyle hatırlamaya devam edecek. Sultanlar hak ettikleri saygıyı manşetlerden değil, tarihin kendisinden zaten aldı! Manşetlerin Ötesinde: "Filenin Sultanları" ve Medyanın Unutkanlığı Türkiye spor tarihinde ilham veren, disiplinle inşa edilmiş ve zirveye tırmanmış az sayıda başarı öyküsü vardır. Bu öykülerin en parlaklarından biri hiç şüphesiz A Milli Kadın Voleybol Takımımız, yani tüm ülkeye gurur yaşatan "Filenin Sultanları"dır. Milletler Ligi (VNL) şampiyonluğu, Avrupa şampiyonluğu ve dünya sıralamasındaki 1 numaralı konum... Her biri tırnaklarla kazınmış, yılların emeğiyle elde edilmiş tarihi başarılardır. Ancak bu büyük başarıların medya penceremizdeki yansıması, maalesef başarıların büyüklüğüyle doğru orantılı bir kalıcılık göstermiyor. 1. Futbol Eksenli Medya Kültürü ve "Abonelik" Yanılsaması Türkiye’de spor medyası uzun yıllardır neredeyse tamamen futbol odaklı bir ekosisteme sıkışmış durumdadır. Bu durum, diğer branşlarda gelen dünya çapındaki başarıların bile medyanın ana gündeminde kalıcı bir yer edinmesini zorlaştırır. Geçici İlgi: Filenin Sultanları dünya şampiyonu olduğunda veya kupayı kaldırdığında medyamız kırmızı halıları serer; ekranlar, manşetler ve sosyal medya paylaşımları birkaç günlüğüne voleybolla dolar. Hızlı Tüketim: Ancak şampiyonluk konfetileri temizlendiği an, medya yine günlük futbol tartışmalarına, transfer dedikodularına ve saha dışı polemiklere geri döner. Süreksizlik: Dünya devi haline gelmiş bir takımın lig mücadeleleri, oyuncuların gelişim süreçleri veya hazırlık kampları, futbolun sıradan bir idman haberinin dahi gerisinde kalır. 2. Popüler Kültür Rüzgarı vs. Hakiki Spor Yayıncılığı Kazanılan şampiyonlukların ardından gösterilen ilginin önemli bir kısmı, ne yazık ki sporsal bir takdirinden ziyade popüler kültür rüzgarına dayanıyor. Bir kadın takımının dünyayı dize getirmesi, medya için kısa vadeli bir reyting ve etkileşim kaynağı olarak görülüp hızlıca tüketiliyor. Oysa sürdürülebilir bir spor kültürü yaratmak; sporcuların hikayelerini, taktiksel başarılarını, altyapı projelerini ve kulüp düzeyindeki performanslarını da istikrarlı bir şekilde kamuoyuna aktarmayı gerektirir. 3. Kadın Sporcularımızın Sosyolojik Etkisi Filenin Sultanları sadece sahada sayı kazanmıyor; aynı zamanda bu ülkenin milyonlarca küçük kız çocuğuna "Başarabilirsin!" mesajını veriyor. Onların mücadelesi, yalnızca bir spor başarısı değil; toplumsal özgüvenin ve kadın emansipasyonunun da en güçlü sembollerinden biridir. Böylesine derin bir sosyal etkiye sahip bir takımın medyadaki varlığı, sadece kupadan kupaya hatırlanacak bir nesne olamaz. Kadın sporcularımızın hak ettiği değer: İstikrarlı Görünürlük: Sadece kupa günleri değil, tüm sezon boyunca hak ettikleri yayın süreleri. Nitelikli Analiz: Magazinleştirmeden veya yüzeysel övgülerden uzak, sporsal derinliği olan teknik analizler. Geleceğe Yatırım: Altyapıdan yetişen yeni genç yeteneklerin hikayelerinin de medyada yer bulması. Sonuç: Konfeti Yağmuru Değil, Kalıcı Saygı Filenin Sultanları, aldıkları şampiyonluklarla rüştünü ispatlamış, adlarını dünya voleybol tarihine altın harflerle yazdırmıştır. Onların bizim alkışımıza veya medyanın yapay ilgisine ihtiyaçları yok; fakat bu toplumun, onların temsil ettiği disiplin, mücadele ve başarı hikayelerine her gün ihtiyacı var. Medyamızın görevi, sahanın sultanlarını sadece altın madalya taktıkları gün hatırlamak değil; bu tarihi başarının bir kültür haline gelmesine katkı sağlamaktır. Çünkü bu kadınlar, geçici alkışları değil, sürekliliği olan bir saygıyı ve takdiri sonuna kadar hak ediyor.
  11. İşte 2026-27 EuroLeague Normal Sezon Fikstürümüz! #YellowLegacy #EuroLeague
  12. Elon Musk aylarını devlet harcamalarını kısmaya çalışarak geçirdi. Şimdiyse Hazine'nin insanlara doğrudan "çek göndermesi" gerektiğini söylüyor. The Economist'ten Zanny Minton Beddoes ile Teksas'taki Tesla (NASDAQ:TSLA) Gigafactory'de gerçekleştirilen yeni bir röportajda Elon Musk, Amerikan ekonomisi için bir yıl öncesine kadar kendisinden duyulması imkansız görünen bir çözüm önerisinde bulundu. Musk, "Bence Hazine, insanlara basitçe çek göndermeli," dedi. Bu kişi, 20 Ocak 2025'ten 28 Mayıs 2025'teki ayrılışına kadar, federal harcamaları "elektrikli testereyle budama" (köklü ve sert kesintiler yapma) göreviyle Hükümet Verimliliği Departmanı'nı (DOGE) yöneten ismin ta kendisiydi. 1 Trilyon Dolarlık Kesintiden Evrensel Ödemeye DOGE, iddialı bir hedefle yola çıkmıştı: 1 trilyon dolarlık federal harcama kesintisi. Bu hedef daha sonra 150 milyar dolara düşürüldü. Musk yaklaşık dört ay sonra görevi bıraktığında, DOGE iş gücü azaltımı ve iptal edilen ofis kiralamaları yoluyla toplam 214 milyar dolarlık tasarruf sağladığını öne sürüyordu; ancak analistler bu rakamların çoğunun abartılı, geçici veya doğrulanamaz nitelikte olduğunu tespit etti. 2026 mali yılı için bağımsız olarak doğrulanabilen tasarruf miktarı yalnızca yaklaşık 5,02 milyar dolar düzeyindeydi. Makro düzeydeki tablo ise daha kötüydü. İlgili dönemde federal harcamalar yaklaşık 7,135 trilyon dolardan 7,558 trilyon dolara (yaklaşık %6'lık bir artışla) yükseldi; zira federal harcamaların büyük kısmı yasal haklara dayalı ödemelerden oluşuyor ve DOGE'nin tek başına hayata geçiremeyeceği Kongre onayını gerektiriyordu. DOGE, kayıtlara geçen en büyük barış dönemi federal iş gücü azaltımını gerçekleştirmiş olsa da, harcama eğrisini aşağı çekmeyi başaramadı. Kasım 2025'e gelindiğinde DOGE fiilen feshedilmiş ve kalan işlevlerinin büyük kısmı Personel Yönetimi Ofisi'ne (OPM) devredilmişti. Yeni Yaklaşım: "Evrensel Yüksek Gelir" Doğrudan ödeme (çek gönderme) önerisinin arkasında teknolojik gerekçeler yatıyor. Musk, The Economist'e yaptığı açıklamada "çalışmanın isteğe bağlı hale geleceğini" ve yapay zekanın "herhangi bir işi, o işi yapabilecek herhangi bir insandan daha iyi yapabileceğini" söyledi. Bu nihai durumu, "evrensel temel gelir" kavramından açıkça ayırarak "evrensel yüksek gelir" olarak tanımladı. Ayrıca, yapay zeka üretimi yeniden şekillendirirken "sorunun enflasyon değil, deflasyon olacağını" öngördü. Bu deflasyon öngörüsü, mevcut verilerle çelişiyor. 1 Mayıs 2026 itibarıyla M2 para arzı 23,05 trilyon dolar seviyesinde olup, tarihsel olarak %90,9'luk bir dilime (yüzdelik dilime) karşılık gelmektedir. Kişisel tasarruf oranı, 2024'ün ilk çeyreğindeki %6,2 seviyesinden 2026'nın ilk çeyreğinde %3,9'a geriledi. Tüketici güveni Mayıs 2026'da 44,8 olarak kaydedildi; bu değer, resesyon sinyali sayılan 60 eşiğinin altındadır. Söz konusu ödemelerin (çeklerin) yapılacağı kaynak olan Hazine Genel Hesabı, 23 Temmuz 2026'da 877.201 milyon dolarlık bir bakiyeyle kapandı. Kendi Vergi Faturası Musk, aynı röportajda servetin yeniden dağıtımı konusundaki kendi durumunu da ele aldı. Şu anda yaklaşık %45 oranında vergi ödediğini, ölüm halinde de yine yaklaşık %45'lik bir kısmın vergiye gideceğini ve kendisine "sahip olduklarının sadece dörtte birinin" kalacağını belirtti. Ayrıca "bir insanın bugüne kadar ödediği en yüksek vergi miktarı rekorunu kırdığını" iddia etti, nihayetinde "trilyonlarca dolar vergi ödeyeceğini" öngördü ve bu durumdan "memnun olduğunu" ifade etti. Neler Değişti? Buradaki temel unsur, bakış açısındaki değişimdir. Musk 2025 yılında federal bütçeyi bir verimlilik sorunu olarak ele alıyordu: aşırı harcama, gereğinden fazla çalışan ve çok sayıda kiralama sözleşmesi. Economist röportajında ise konuya, kıtlık sonrası bir ekonomideki dağılım sorunu perspektifinden yaklaşıyor: aşırı üretim ve buna karşılık yeterli talepkarın bulunmaması. İzlenmesi gereken asıl sinyal, bu mantığın Washington'daki 2027 mali yılı bütçe tartışmalarında kabul görüp görmeyeceği ya da dünyanın en zengin yapay zeka yatırımcısının bir Gigafactory'de kendi kendine yaptığı bir konuşma olarak mı kalacağıdır. Kaynak: 24/7 Wall St.
  13. Suudi Arabistan, kaçınmak için büyük çaba sarf ettiği bir savaşın içine sürükleniyor Suudi Arabistan, İran insansız hava araçlarının (İHA) petrol endüstrisini hedef aldığı dönemlerde bile Tahran ile iletişim kanallarını açık tutarak, bölgesel bir çatışmaya sürüklenmemek için beş ay boyunca çaba gösterdi. Şimdiyse ülke; İran'ın yanı sıra Irak ve Yemen'deki vekil güçleri olmak üzere üç farklı yönden gelen düşmanlarla karşı karşıya kalarak köşeye sıkışmış durumda. Krallık son bir hafta içinde, Yemen'deki İran destekli Husilerin füze saldırılarına, Irak'taki İran yanlısı milislerin İHA saldırılarına ve Tahran'dan gelen yeni tehditlere maruz kaldı. Salı günü yerel saatle sabahın erken saatlerinde, artık itidalin bir seçenek olmadığı anlaşıldı; Suudi savaş uçakları, ABD uçaklarıyla birlikte Irak'ın doğusunda hava saldırıları gerçekleştirdi. Ancak riskler oldukça yüksek. Daha geniş çaplı bir çatışmaya dahil olmak, Riyad için riskli ve potansiyel olarak ağır bedelleri olan bir seçenek olacaktır. Krallık son on yıldır, kapılarını yabancı yatırıma açmaya ve ülkeyi bölgesel bir ekonomik güç merkezine dönüştürmeye odaklanmıştı. Savaş öncesinde İran ile izlenen yumuşama politikasının —ki bu politika 2023'te Çin'in arabuluculuğunda bir anlaşmayla sonuçlanmıştı— arkasındaki etkenlerden biri de kısmen bu hedefti. Suudi Arabistan kendini bir fırtınanın tam ortasında bulurken, söz konusu strateji de artık can çekişiyor. Asimetrik savaş konusunda deneyimli ve öngörülemez düşmanlarla üç farklı cephede karşı karşıya gelmek, askeri planlamacılar için bir kabustur. Suudi Arabistan ordusunu modernize etmek ve son teknoloji füze savunma sistemleri satın almak için on milyarlarca dolar harcadı; ancak ülkenin savunması gereken geniş bir yüzölçümü (ABD'nin yaklaşık beşte biri büyüklüğünde) ve uzun kıyı şeritleri bulunuyor; ayrıca petrol altyapısı da geniş bir alana yayılmış durumda. Husi tehdidi Hafta sonu Husiler, Kızıldeniz kıyısındaki iki Suudi petrol tesisine füze saldırısı düzenledi. Uydu görüntüleri ve konumu doğrulanmış videolar, Yemen sınırı yakınındaki Cazan'da bulunan tesislerden birinde ciddi hasar meydana geldiğini gösteriyor. Bu füze saldırıları, grubun Babülmendep Boğazı'ndan geçen Suudi gemilerine abluka uygulayacağını duyurmasının ardından Kızıldeniz'deki iki Suudi tankerine yönelik Husi saldırılarını takip etti. Husiler, Pazartesi günü bir Suudi gemisine daha saldırı düzenlediklerini iddia etti. Hürmüz Boğazı'ndaki geçişlerin durma noktasına gelmesi nedeniyle petrol ihracatının büyük kısmını Yanbu gibi Kızıldeniz limanlarına kaydıran Suudiler için bu abluka, gerilimin ciddi boyutta tırmanması anlamına geliyor. Önümüzdeki üç yıl içinde Kızıldeniz üzerinden yapılan petrol ihracatını günde yaklaşık 9 milyon varile çıkaracak şekilde daha da genişletmeyi planlıyorlar. Ancak analistlere göre, Yanbu'dan Asya pazarlarına hareket eden tankerlerin Babülmendep Boğazı'ndan geçmesi gerekiyor; bu da Kızıldeniz üzerinden gerçekleştirilen ihracatın yaklaşık dörtte üçünü Husilerin müdahale riskine açık hale getiriyor. Suudi Arabistan, 2015 yılında militan gruba karşı geniş çaplı bir saldırı başlatarak Husileri Yemen'in kuzeyinden çıkarmaya çalışmış ancak yedi yıl boyunca bunda başarısız olmuştur. Bunu takip eden çatışma, dünyanın en kötü insani krizlerinden birine yol açmıştır. 2022'de bir ateşkes sağlansa da bu durum kalıcı bir barışa dönüşmedi; Suudi Arabistan, Husilerin kontrolündeki bölgelere yönelik ekonomik ve hava ablukasını sürdürdü. Bu ayın başlarında Husiler, Tahran'dan gelen ve rotasını değiştirmesi yönündeki uyarıları dikkate almayan bir uçağın inişini engellemek amacıyla Suudi Arabistan'ı başkent Sana'daki havaalanını bombalamakla suçladı. Söz konusu uçak, İran'ın eski Dini Lideri Ali Hamaney'in cenazesinden dönen bir Husi heyetini taşıyordu. Ancak King's College Londra Savaş Çalışmaları Bölümü'nden Nawaf Obeid, "dikkatlerin uçağın içinde başka nelerin taşınmış olabileceği konusuna da çevrildiğini" belirtiyor. Bu olay, hafta sonu gerçekleşen füze saldırılarıyla zirveye ulaşan yeni bir şiddet sarmalını tetikledi. Analist Mohammed al Basha, "Tüm kırmızı çizgiler aşıldı ve (Husiler tarafından) Suudi Arabistan'ın tüm hassas noktaları zorlandı," diyor. Bölgesel bir kaynağın Pazartesi günü CNN'e verdiği bilgiye göre, Husilere düşman olan büyük bir Yemenli savaşçı grubu, Yemen'in doğusundaki çöllerde toplanıyor. Bu grup harekete geçtiği takdirde, Apache saldırı helikopterleri de dahil olmak üzere Suudi hava kuvvetleri tarafından desteklenecek. Ancak analistler, Suudi Arabistan'ın vereceği karşılığın şimdilik daha çok hava saldırıları şeklinde olmasının muhtemel olduğunu söylüyor. Suudi hava kuvvetleri Cuma günü, tankerlere yönelik saldırılara misilleme olarak Husilerin kontrolündeki en büyük liman olan Hudeyde'yi hedef aldı. Obeid'e göre Suudi hava kuvvetleri, dağınık haldeki askeri tehditleri tespit etme, izleme ve etkisiz hale getirme konusunda 10 yıl öncesine kıyasla çok daha yüksek bir kapasiteye sahip. Kuvvet, sistemlerini "tespit ve müdahale arasındaki süreyi önemli ölçüde kısaltacak" şekilde entegre etmiş durumda. Öte yandan Husilerin maddi çıkar karşılığında ikna edilme ihtimali de mevcut; zira grup, kalabalık kamu çalışanı ve milis kadrosunun maaşlarını ödemek için sık sık nakit para talebinde bulunuyor. Basha'ya göre Husiler, siyasi ve ekonomik tavizler koparmak amacıyla tekrarlayan provokasyon döngülerini kullanarak "Kuzey Kore tarzı bir strateji izliyor" ve Suudi Arabistan'ın güneyindeki bölgeler ile Kızıldeniz'i kendileri için bir sahneye dönüştürüyor. Suudi parası uğruna İranlı hamilerine sırt çevirip çevirmeyecekleri belirsizliğini koruyor. Irak'tan gelen tehdit Suudi Savunma Bakanlığı'na göre, Pazartesi ve Salı günleri Irak'ın güneyindeki hurmalıklar arasından harekete geçen İran yanlısı milisler, kritik Suudi altyapısını ve başkent Riyad'ı hedef alan iki ayrı insansız hava aracı (İHA) saldırısı düzenledi. Analistlere göre Husiler, bu milislere teknik destek sağlamış olabilir. Riyad'ın sabrı tükenmişti. Savunma Bakanlığı'nın açıklamasına göre Riyad, Salı günü erken saatlerde "Krallık'taki petrol tesislerine yönelik saldırılarla bağlantılı" olan ve Irak'ın doğusunda konuşlu milislere karşı "hassas ve hedefe yönelik saldırılar" gerçekleştirdi. Ortada yeni bir kırmızı çizgi vardı. Bakanlık ayrıca, "Krallık gerilimi tırmandırma niyetinde olmadığını, ancak maruz kalacağı her türlü saldırıya karşılık vereceğini" vurguladı. Milis gruplarını bünyesinde barındıran çatı örgütü Halk Seferberlik Güçleri'ne (Haşdi Şabi) göre, saldırılarda "bir dizi kişi" hayatını kaybetti ve yaralandı. ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), bu ortak operasyonun, İran İslam Devrim Muhafızları tarafından yönlendirildiği belirtilen 30'dan fazla İHA saldırısına karşı "güçlü bir yanıt" olduğunu açıkladı. CENTCOM verilerine göre, savaşın ilk birkaç haftasında Irak'tan Suudi Arabistan'daki ABD tesislerine doğru yüzlerce İHA fırlatılmıştı. Çatışmalarda ateşkes sağlanmış olmasına rağmen, Mayıs ayında da benzer birkaç saldırı daha gerçekleşti. Suudi yetkililer, 2019 yılında Suudi Arabistan'ın petrol üretiminin neredeyse yarısını devre dışı bırakan, Abqaiq rafinerisine yönelik o hassas ve yıkıcı saldırıyı unutmamışlardır. Saldırıyı Husiler üstlenmişti ancak istihbarat kaynakları o dönemde CNN'e yaptıkları açıklamada, saldırının muhtemelen Irak kaynaklı olduğunu belirtmişti. O olayda Suudi Arabistan misilleme yapmamayı tercih etmiş, ancak saldırıdan İran'ı sorumlu tutmuştu. İran tehdidi İran'a ait Shahed insansız hava araçlarının (İHA) ülkenin doğu kıyısındaki petrol tesislerini hedef almasıyla birlikte, Suudi yetkililer Mart ve Nisan aylarında hummalı bir şekilde İHA karşıtı teknolojilere yatırım yapmaya giriştiler. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, İran'ın İHA sürülerine karşı savunma sağlayacak entegre bir savunma sistemi teklifinde bulunmak üzere Riyad'ı ziyaret etti. Ancak böyle bir sistem bir gecede kurulamaz. Suudi Arabistan, Körfez'in diğer yakasından gelen İran İHA'ları ve kısa menzilli balistik füzelerden oluşan çifte tehditle karşı karşıya kalmaya devam ediyor. İran, Nisan ayından bu yana Suudi Arabistan'ı doğrudan hedef almamış olsa da, bu hafta Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla yine şu iddiayı dile getirdi: "Basra Körfezi'ndeki bazı ülkeler İran'a yönelik askeri saldırılara bağımsız olarak katıldı. Saldırılardan ABD sorumludur ancak bazı bölge ülkelerinin rolü de göz ardı edilemez." Suudi Arabistan çatışmanın başlarında İran'a karşı bazı hava saldırıları düzenledi; ancak olaylara vakıf bir diplomata göre bu saldırılar dikkatle dengelenmişti. Söz konusu diplomat Mayıs ayında CNN'e verdiği demeçte, bunun, "ABD'nin orada olmadığı durumlarda" bile Krallığın kendini savunabileceğini göstermek amacıyla gerçekleştirilen orantılı bir yanıt olduğunu ifade etti. Suudi Arabistan yeniden İran'ın füze ve İHA saldırılarına maruz kalırsa, hiç de arzu edilmeyen bir seçimle karşı karşıya kalabilir: Ya kendisini savaşın içine daha fazla çekecek bir şekilde doğrudan karşılık vermek ya da sessiz kalıp, pek çok kişinin savaş öncesine kıyasla daha sert bir çizgide olduğunu düşündüğü Tahran rejimini cesaretlendirmek. Suudi Arabistan, çatışma nedeniyle halihazırda ciddi bir ekonomik darbe almış durumda. Ülke, savaşın ve durgun ekonominin etkilerini telafi etmek amacıyla harcamaları artırırken, bu yılın ilk üç ayında 2018'den bu yana görülen en büyük çeyreklik bütçe açığını kaydetti. Bütçe açığı, yükselen petrol fiyatlarından elde edilen daha yüksek gelirlerle kısmen dengelendi; ancak petrol üretimi ve ihracatında yaşanacak yeni aksamalar bu durumu riske atabilir. Krallığın dev projelerinin birçoğu şimdiden küçültüldü. Tehlikeli bir bölge Nihayetinde Suudi Arabistan, savaşın başladığı gün olan 28 Şubat'a kıyasla çok daha tehditkar ve istikrarsız görünen bir bölgenin tam ortasında yer alıyor. Suudi yetkililer, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran ve Gazze politikalarındaki ani ve sert değişimler karşısında şaşkınlığa uğradı. Suudi Arabistan ile ABD arasındaki askeri iş birliği sıkı bir şekilde devam etse de, Riyad'da ABD'nin ilgisi azaldığında daha saldırgan ve iddialı bir İran karşısında yalnız kalma endişesi hakim. Krallık ve müttefikleri bir yol ayrımında bulunuyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin; BAE'nin OPEC petrol kartelinden ani ayrılışı, İran'la yaşanan çatışmaya dair görüş ayrılıkları ve Yemen'de Husilere karşı kimin destekleneceği konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle zedelenen ilişkilerini ancak şimdi onarmaya başlamaları da durumu kolaylaştırmıyor. Suudi Arabistan artık, karşılık vermeden önce sineye çekebileceği cezanın bir sınırı olduğuna açıkça karar vermiş durumda. Kaynak: CNN
  14. Meğer Karayipler'de o teknelerin hepsini boşuna havaya uçurmuşuz Gerçi üzerinden onlarca beceriksizce yürütülen politika geçti ama yönetimin "Operation Dude Bro" (Ahbap Çavuş Operasyonu) adlı uyuşturucuyla mücadele stratejisi kapsamında Karayipler'de balıkçı teknelerini havaya uçurduğumuz günleri hatırlıyor musunuz? İşte sonuçlar belli oldu ve ne yazık ki tahmin edildiği gibi çıktılar. The Washington Post'tan bir haber: The Washington Post tarafından incelenen yakın tarihli bir değerlendirmede, DEA (Uyuşturucu ile Mücadele Dairesi) analistleri, bu saldırıların ABD'deki kokain arzı veya fiyatı üzerinde hiçbir etkisinin olmadığını tespit etti. Ayrıca saldırılar, kaçakçıları "go-fast" (yüksek süratli) teknelerin ötesine geçip yöntemlerini çeşitlendirmeye ve uluslararası sulardan kaçınarak, ABD güçlerinin ateş açma ihtimalinin daha düşük olduğu kıyı şeritlerine yakın seyretmeyi tercih eden daha büyük tekneler kullanmaya yöneltti. Geçen ay kapalı kapılar ardında yapılan bir brifingde Pentagon yetkilileri yasa yapıcılara, Güney ve Orta Amerika açıklarındaki uluslararası sularda gerçekleştirilen saldırıların kokainin saflık derecesini düşürmediğini bildirdi. Bir bakıma bu durum biraz olsun rahatlatıcı. Artık biliyoruz ki, bu beceriksiz ve kaba saba adamlar güruhu, tıpkı insanların canını fütursuz bir keyifle alan, balıkçıları havaya uçurup hiçbir kanıt olmaksızın hepsinin uyuşturucu kuryesi olduğunu iddia eden diğer tüm yönetimlerinki kadar beyhude ve aptalca bir uyuşturucuyla mücadele politikası geliştirmiş. Aradaki fark, işin içine giren psikopati. DEA değerlendirmesine göre kaçakçılar ayrıca, ABD güçlerinden kaçmak amacıyla Kolombiya-Venezuela sınırı boyunca uzanan gizli pistlerden havalanıp doğuya, Guyana ve Surinam'a yönelen hava araçlarına da giderek daha fazla başvuruyor. Bir DEA yetkilisi The Post'a verdiği demeçte, "Balonu bir taraftan sıkıştırdığınızda, her zaman diğer taraftan şişer," dedi. "Her zaman zayıf noktaları bulup bunları kullanırlar." Yetkili, konuyu kamuoyu önünde tartışma yetkisi bulunmadığı için isminin açıklanmaması kaydıyla konuştu. Eminim o beceriksiz ve kaba saba güruh içinde birtakım tepkiler olacaktır; ancak bu tepkiler katliamcı politikanın başarısızlığına değil, söz konusu politikanın tam bir fiyasko olduğunu gösteren belgeleri sızdıran kişiye yöneltilecektir. Belki de yönetim tarafından atanan isimlerin görev yaptığı Pentagon ve DEA, artık "Derin Devlet" tarafından yönetiliyordur. Pentagon Baş Sözcüsü Sean Parnell, Güney Mızrağı Operasyonu'nun "tam olarak tasarlanma amacını gerçekleştirdiğini: belirlenmiş terör örgütlerini ve uyuşturucu kaçakçılığı yapmak, yasadışı gelir elde etmek ve Amerika Birleşik Devletleri ile Batı Yarımküre'nin güvenliğini tehdit etmek için kullandıkları ağları tespit etmek, bozmak ve ortadan kaldırmak" olduğunu söyledi. Parnell, The Post'a verdiği demeçte, "Uluslararası suç örgütleri on yıllardır taktiklerini sürekli olarak uyarlıyorlar. Bu, baskının etkisiz olduğu anlamına gelmez. Bu, operasyonlarına sistemik bir sürtünme uyguladığımızı gösteriyor." dedi. Ama... ama... bunu sadece o düzeltebilir. Hatırlıyor musunuz? Sanırım şimdi de sistemik sürtünmeyi sadece o uygulayabilir. En azından birkaç bin av balığının hayatı kurtarıldı. Kaynak: Esquire
  15. SON DAKİKA Temsilciler Meclisi Üyesi Thomas Massie, İran savaşı nedeniyle Trump yönetimini dava etmeye zorlayacak bir karar tasarısında Demokratlara katılmak üzere kendi partisinden ayrışıyor. Massie; Trump ve Pentagon şefi Pete Hegseth'i, 1973 tarihli Savaş Yetkileri Kararı'nın (War Powers Resolution) iki maddesini ihlal etmekle suçluyor. Massie, Beyaz Saray'ın bu yasa kapsamında kabul edilen bir ortak kararı görmezden geldiğini ve geçici ateşkeslerin, başkanın askeri faaliyetlerine tanınan 60 günlük süreyi sıfırladığını öne sürerek yasadaki bir boşluktan yararlandığını savunuyor.
  16. 85 yaşındaki Biden, şu an Trump'ın en büyük baş ağrısı. Trump: "Medicare Bölüm D sübvansiyonlarını kaldırıyoruz; bu da 11 milyondan fazla Amerikalı için reçeteli ilaç maliyetlerini artırıyor. Bunu halletmem mümkün değil." Biden: "Belediye tarafından işletilen marketlerin ve Medicare'in imkansız olduğunu düşünüyorsun ama İran ve Lübnan'da insanları öldürmek için günde 500 milyon dolar harcamayı gerekli mi görüyordun?" Trump'ın argümanlarını sadece 2 saniyede yerle bir etti.
  17. Ne saçmalık! Yapay zeka şirketleri, büyük miktarlarda kullanılmış ve nadir kitap satın alıyor. İçeriklerini tarayarak modelleri eğitiyorlar. Sonra da orijinallerini kağıt hamuruna dönüştürüyorlar. İnsan düşüncesinin tamamı, dijitalleştirilip parçalanıyor. Taranan her kitap, fiziksel dünyadan kalıcı olarak kayboluyor. Bilgi, yalnızca kimsenin elinde tutamayacağı, göz atamayacağı veya yeniden satamayacağı bir sistemin içindeki eğitim verisi olarak varlığını sürdürüyor. Yüzyıllarca rafta duran şey, şimdi gelecek çeyrekte kullanım dışı kalabilecek bir modelin ağırlıkları olarak var oluyor.
  18. Karadağ; Belarus, Çin, Rusya, Suudi Arabistan ve Türkiye vatandaşlarına yönelik vize uygulamasını 1 Kasım'dan itibaren başlatıyor. Bu adım, Karadağ'ın AB üyelik süreci ilerlerken ülkenin vize politikasını AB ile uyumlu hale getirmeyi amaçlıyor. Kararı eleştirenler, etkilenen ülkelerden birçoğunun Karadağ'ın en büyük ziyaretçi kaynakları arasında yer aldığına dikkat çekerek, bu kararın turizme zarar verebileceğini savunuyor.
  19. Karadağ Hakkında Her Şey Buraya...
  20. Admin şurada cevap verdi: muki başlık Japonya
    Japonya'nın dünyanın en iyi ülkesi olabileceğini kanıtlayan dört şey.
  21. Trump, Beyaz Saray'ın başkanlık konvoyu için 250 adet yeni Cadillac Escalade siparişi verdiğini açıkladı. "Bizimkiler epey şımartılmış durumda. Escalade'i seviyorlar. Ben de seviyorum." Amerikalılar gıda veya benzin alacak durumda değilken, o resmen yüzümüze gülüyor.
  22. Doğru Şekilde Geri Geri Nasıl Park Edilir? ➡️ Arabanızı zor yoldan mı park ediyorsunuz? Basit bir 45 derecelik teknik size daha iyi bir kontrol ve daha kusursuz bir sonuç sağlayabilir mi?

Account

Navigation

Tarayıcı push bildirimlerini yapılandırın

Chrome (Android)
  1. Adres çubuğunun yanındaki kilit simgesine dokunun.
  2. İzinler → Bildirimler seçeneğine dokunun.
  3. Tercihinizi ayarlayın.
Chrome (Desktop)
  1. Adres çubuğundaki kilit simgesine tıklayın.
  2. Site ayarları seçeneğini seçin.
  3. Bildirimler seçeneğini bulun ve tercihinizi ayarlayın.