Jump to content
Sign in to follow this  
di-lara

En Sevdiğim Şiirler

Recommended Posts

ÜÇ SELVİ

 

Kapımın önünde üç selvi vardı.

Üç selvi.

Selviler rüzgârda sallanırlardı.

Üç selvi.

Kökleri yerde, başları yıldızlarda

üç selvi.

Selviler sallanırlardı rüzgârda.

Üç selvi.

Bir gece düşman bastı evi .

Üç selvi.

Yatağımda öldürüldüm ben.

Üç selvi.

Kesildi selviler köklerinden.

Üç selvi.

Artık ne kökleri yerde, başları yıldızlarda

üç selvi.

Selviler sallanmıyorlar rüzgârda.

Üç selvi.

Mermer bir ocakta parçalanmış yatıyor

üç selvi.

Kanlı bir baltayı aydınlatıyor

üç selvi

nazım hikmet

Share this post


Link to post
Share on other sites

Kadın Yüzü

 

Yaradan, kadın yüzü çizmiş sana eliyle,

İstek dolu sevgimin efendisi dilberi;

İnce kadın yüreğin öğrenmemiştir hile,

Bilmez kadınlardaki kancık döneklikleri;

Gözlerin daha parlak, kahpelikten yoksundur,

Neye bakarsa baksın altın yaldız kaplatır;

Erkeklerin en hoşu, en hoş şeyler onundur,

Erkekleri büyüler, kadınları çıldırtır.

Seni yaratmış olsa kadın olarak önce

Yaradan bile çılgın bir sevgi duyacaktı,

Ama bir hiç uğruna bir fazlalık verince

Varlığına doymaktan beni yoksun bıraktı.

Değil mi ki kadınlar için yaratmış seni,

Sen sevgimi al, onlar sömürsün hazineni

 

William Shakespeare

Share this post


Link to post
Share on other sites

Sevgisinin Kepaze Edilmesine

 

Sevgisinin kepaze edilmesine,

Kanunların bu kadar çabuk yürümesine,

Kötülere kul olmasına iyi insanın

Bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken?

Kim ister bütün bunlara katlanmak

Ağır bir hayatın altında inleyip terlemek,

Ölümden sonraki bir şeyden korkmasa,

O kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya

Ürkütmese yüreğini?

Bilmediğimiz belâlara atılmaktansa

Çektiklerine razı etmese insanı?

Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi:

Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor

Yürekten gelenin doğal rengini.

Ve nice büyük, yiğitçe atılışlar

Yollarını değiştirip bu yüzden,

Bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar.

Ama sus, bak güzel Ophelia geliyor.

Peri kızı dualarında unutma beni,

Ve bütün günahlarımı

 

William Shakespeare

Share this post


Link to post
Share on other sites

martılar taşırdı beni görmediğim yerlere

 

özlediğim yerlerden martılar haber getirirdi

 

kimi aklımı

 

kimi yüreğimi alıp götürürdü martılar

 

yaşadığıma en çok martılar şahittir en çok martılar.

 

Beyaz tüylerinde ağladığım çoktur. Uçuşur dururlardı ya, beni anlarlardı bilirim. Gagalarının bir kenarına bir tutam yosun sıkıştırıp yaşlı gözlerimi silerlerdi, ne hikmetse onların tuzu yakmazdı hiç gözlerimi. Şiirlerimi okur, uçuşmalarını seyrederdim. Şiirlerimi dinler, ağlamamı seyrederlerdi. Martılar hep denizi getirirlerdi bana, nerede olursam olayım gelip bulurlardı beni, denizi getirirlerdi tüylerinde, ayaklarında.

 

Rüzgarlar savuruyor şimdi saçlarımı, yazılmamış şiirlerimi öldürüp, cinayetler işliyorum kelimelerle. Dalgalara bırakıp hayallerimi, şarkılarımı karanlığa söylüyorum şimdi. Şimdi gecedir, martılar uçmaz geceleri, martılar beni çekemez artık, artık martılar beni taşımaz. Günün yorgunluğunu atarlar üzerime martılar gece olunca. Martılar gece olunca uçmazlar, kim bilir belki de oturup kendi dertlerine ağlarlar.

 

martılar taşırdı beni görmediğim yerlere her gün güneşle beraber doğardı hayallerim her akşam ayla beraber batardı martılar beni yaşatırdı bütün gün

 

martılar gece olunca beni öldürürdü ben bir yorgun denizim dalgalarım kaybolmuş hüzün ...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Rudyard KIPLING

 

 

 

Eger

 

Butun etrafindakiler bir panik icine

dustugu ve bunun sebebini senden

bildikleri zaman

 

Eger sen kafani dik tutabilir ve itidalini

kaybetmezsen,

 

Eger herkes sana guvenmezken sen

kendine guvenebilir,

Ve onlarin guvenmemesini de hakli gorursen.

 

Eger beklemesini bilir ve beklemekte de

yorulmazsan

Veya hakkinda yalan soylenir de sen

yalanla is gormezsen

Yahut senden nefret edilir de, kendini

nefrete kaptirmazsan

 

Butun bunlarla beraber ne cok iyi, ne de

cok akilli gorunmezsen...

 

Eger tahayyul edebilir ve hayallerine esir

olmazsan,

 

Eger dusunebilip de dusuncelerini gaye

edinirsen

Eger zafer ve yenilgi ile karsilasir

Ve bu hokkabaza ayni sekilde

davranabilirsen,

 

Eger agzindan cikan hakikati bazi

alcaklar tarafindan

Ahmaklara tuzak kurmak icin egilip

bukulmesine katlanabilirsen

Yahut omrunu verdigin seylerin bir gun

basinin uzerine yakildigini gorursen,

Ve egilip, yipranmis aletlerle onlari

yeniden yapabilirsen,

 

Eger butun kazancini bir yigin yapabilir

Ve sonra bir yazi mi, turam mi oyununda

tehlikeye koyabilirsen...

Ve kaybedip yeni bastan baslayabilir,

Ve kaybin hakkinda bir kelimecik olsun

birsey bile soylemezsen

 

Eger kalp, sinir ve damarlarini

eskidikten cok sonra bile isine yaramaya

zorlayabilirsen

Ve kendinde onlara "dayan" diye bir

iradeden baska bir takat kalmadigi

zaman dayanabilirsen...

 

Eger kalabaliklarda konusup faziletini

koruyabilirsen

Yahut krallarla gezip halka ait huylarini

kaybetmezsen,

 

Eger ne dusmanlarin ne de sevgili

dostlarin seni incitmezse,

 

Eger, -hic birini fazla olmamak sartiyla-

butun insanlari sevebilir

 

Eger bir daha donmeyecek olan

dakikayi, altmis dakikalik bir mesafe ile

kosup durdurabilirsen...

 

Yeryuzu ve butun ustundekiler senindir.

Ve -dahasi- sen bir insan olursun

oglum!...

Share this post


Link to post
Share on other sites

ucuncu sahsin siiri

 

gozlerin gozlerime degince

felaketim olurdu aglardim

beni sevmiyordun bilirdim

bir sevdigin vardi duyardim

cop gibi bir oglan ipince

hayirsizin biriydi fikrimce

ne vakit karsimda gorsem

oldurecegimden korkardim

felaketim olurdu aglardim

 

ne vakit mackadan gecsem

limanda hep gemiler olurdu

agaclar kus gibi gulerdi

bir ruzgar aklimi alirdi

sessizce bir cigara yakardin

parmaklarimin ucunu yakardin

kirpiklerini egerdin bakardin

usurdum icim urperirdi

felaketim olurdu aglardim

 

aksamlar bir roman gibi biterdi

jezabel kan icinde yatardi

limandan bir gemi giderdi

sen kalkip ona giderdin

benzin mum gibi giderdin

sabaha kadar kalirdin

hayirsizin biriydi fikrimce

guldu mu cenazeye benzerdi

hele seni kollarina aldi mi

felaketim olurdu aglardim

 

Attila İlhan

Share this post


Link to post
Share on other sites

Başkalaşan Aşk

 

 

 

Adını anmak güzeldi,

dost ağızlarda sana dair cümlelerin

ıslatılması...

Adını anmak...

Yüksek sesle, kimsesiz gecelerin düşsel

avuntularına sırt çevirip senden söz açmak...

Biraz gülünç, biraz sitemkar...

güzeldi...

Adının Türkçedeki yankısı özeldi...

 

Seninle yoğurt yemek, kendi Kanlıcanlı,

Sülalesi Kandilli yoğurtçunun mekanında...

Denize amors durup, yüzüne

cepheden bakmak güneşli bir mavilikte....

güzeldi..

 

İpe sapa konuşlanmaz bahanelerle elini tutmak,

yüzünde

Yüzyıllık bir hasreti gidermek güzeldi...

 

Güzeldi'li geçmiş zamanları düşünüyorum

şimdi...

Cümlelerimiz öznesiz...Umursayan yok,

Kanlıca'daki yoğurdu...

 

ve eşikteki öpücük, tarih bilinci olmayan bir

aşkın mührüdür artık...

 

Yılmaz Erdoğan

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bir Nehrin Tükenişi

 

 

 

Hasretin kançanağı gözlerinde oturuyorsun;

seni soruyorum

hiçbir şey bilmiyorsun…

 

Hep bir çağlayan gibi senin sevdana aktım;

sen ise sularını kaçıran bir nehir gibi uzaktın...

 

Tükenişi bir aşkın,

bir nehrin tükenişine benzer.

Ne deniz olabildin,

ne nehir kalabildin...

 

Kendin ol, kendin ol…

Sen buysan başkası ol!

 

Buysan kederden öleceğim,

başkası olursan de kimi seveceğim?

 

 

Yılmaz Odabaşı

Share this post


Link to post
Share on other sites

Aramızda dağlar var

Aramızda uçurumlar

Yaklaşma yanılırsın

 

 

Ben öldüğümü bilirim

Sen yaşadığını sanırsın

Kendini bilmeden daha

Beni tanıyamazsın...

 

Günlerim ateşe gebe

Gecelerim sancılı

Varamadık sabaha

 

 

Ben bir yumak düğüm düğüm

Sen karmakarışık bir kördüğüm

Kendini çözmeden daha

Beni anlayamazsın...

 

 

 

 

 

Ahmet Selçuk Ilkan :clover:

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,

Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,

Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak...

 

Sular sarardı... yüzün perde perde solmakta,

Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta...

 

Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller;

Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller,

Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?

 

Bu bir lisan-ı hafidir ki ruha dolmakta,

Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta...

 

Ahmet Haşim

 

:clover:

Share this post


Link to post
Share on other sites

mavi gözlü dev,minnacik kadin ve hanimelleri

 

o mavi gözlü bir devdi,

minnacık bir kadın sevdi,

kadının hayali minnacık bir evdi,

bahçesinde ebruliii

hanımeli

açan bir ev,

 

bir dev gibi seviyordu dev,

ve elleri öyle büyük işler için

hazırlanmıştı ki devin,

yapamazdı yapısını,

çalamazdı kapısını

bahçesinde ebruliiii

hanımeli

açan evin.

 

o mavi gözlü bir devdi.

minnacık bir kadın sevdi.

mini minnacıktı kadın.

rahata acıktı kadın

yoruldu devin büyük yolunda.

ve elveda ! deyip mavi gözlü deve,

girdi zengin bir cücenin kolunda

bahçesinde ebruliiii

hanımeli

açan eve.

 

şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,

dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:

bahçesinde ebruliiiii

hanımeli

açan ev..

 

nazim hikmet ran

Share this post


Link to post
Share on other sites

Heautontimoroumenos

 

 

 

Öfkesiz ve kinsiz vuracak sana bıçağım

gözünü kırpmadan sakin bir kasap gibi,

kayayı paralayan hazreti musa gibi!

gözkapaklarından çıkartacağım,

 

göz göz o ıstırabın pınarlarını

kendi sahra’mı sulamaya.

denizde kum bende umut arzulamaya

yüzecek o senin tuz çölü ağlamalarını.

 

açıklara yollanan gemiler gibi,

kalbimde sarhoşlayacaklar

güzelim hıçkırıkların çınlayacaklar

bir bir, hücum borusu çalan trompetler gibi!

 

İlâhi! İlâhî ilâhîde

yanlış bir akort degil miyim ki ben,

beni sallayan, beni ısıran, beni iten

gözü aç, dönmüş kürk’çü “it” alay'ın terkisinde?

 

sesimde kanarya sanki, gargara yaygara!

hepsi benim kanım, bu kara ağu

Şom aynayım: kendi kanatlarında müntehir kuğu

cadının kendini seyreylediği kara kara.

 

hem tokadım ben, hem surat!

hem yarayım ben, hem bıçak!

İşkencedeki âzâ, işkenceci çark,

İşte kurbanım ben, işte cellât!

 

vampirim: yüreğimi emdim, emiyorum, emeceğim,

-o ebedî gülüşe hükümlüyüm, o “iyi”ye yükümlü müebbedim

o mohikanım, o son’um, o ezel, o ebed’im,

bir daha hiç, ama hiç, gülümseyemeyeceğim!

 

charles baudelaire

 

fransızca aslından serbest çeviri: reha yünlüel

Share this post


Link to post
Share on other sites

bak bunlar ellerin senin bunlar ayaklarin

bunlar o kadar güzel ki artik o kadar olur

bunlar da saclarin iste aksamdan cozulu

bak bu sensin cocugum enine boyuna

bu da yatak olduguna gore aramizdaki

sabahlara kadar koynumda yatmissin

bak bende yalan yok vallahi billahi

sen o kadar guzelsin ki artik o kadar olur

 

ista bak sen gozlerin de burda

gozlerinin ucu da burda yasamaya alisik

iyi ki burda yoksa ben ne yapardım

bak cocugum kollarin iste ciplak iste

bak gizlisi saklisi kalmadi gunumuzun

gozlerin sabahin sekizinde bana acik

ne gunah islediysek yari yariya

 

sen asil bunlara bak bunlar dudaklarin

bunlarin konusmasi olur opulmesi olur

seni usulca opmustum ilk optugumde

vapurdaydik vapur kiyidan gidiyordu

uc kulac oteden istanbul gidiyordu

uzanmıs seni usulca opmustum

hemen yanimizdan baliklar gidiyordu

Share this post


Link to post
Share on other sites

DOSTUN BİR GÜLÜ YARALAR BENİ

Şu Kanlı Zalımın Ettiyi İşler

Garip Bülbül Gibi Beni Zareyler

Yağmur Gibi Yağar Taşlar Başıma

İllede Dostun Bir Fiskesi Yaralar Beni Beni Beni

Can Beni Beni Beni Dost Beni Beni Beni

 

Dar Günümde Dustum Düşmanı Beli Oldu

Bir Derdim Var İdi Şimdi El Oldu

Ecel Fermanı Boymuna Takıldı

Gerek Vura Gerek Asa lar Beni Beni Beni

Can Beni Beni Beni Dost Beni Beni Beni

 

Pir Sultan Abdalım Can Göye Almaz

Haktan Emir Olmasa ı Rahmet Yağmaz

Şu Ellerin Taşı Bana Hiç Degmez

İllede Dostun Bir Tek Gülü Yaralar Beni Beni

Can Beni Beni Beni Dost Beni Beni Beni.

 

Pir Sultan Abdal

Share this post


Link to post
Share on other sites

BIRAKIP GİTTİN BENİ

 

bırakıp gittin beni bütün kapılarda

bütün çöllerde tek başıma kodun

şafakta arayıp öğle vakti yitirdiğim

vardığım hiç bir yerde değildin

sensiz bir odanın sahrasını nasıl anlatsam

hiçbir şeyin seni andırmadığı bir pazar kalabalığını

denizde dalgakırandan da boşluğunu bir günün

seslenip de senden cevap alamadığım sessizliği

 

bırakıp gittin beni kalarak olduğun yerde hareketsiz

her yerde bırakıp gittin beni gözlerinle

düşlerin yüreğiyle bırakıp gittin beni

yarım kalmış bir cümle gibi bırakıp gittin

düşen hep ben oldum en küçük kımıldanışında senden

 

başını çevirdiğin için ağladığımı görmedin hiç

bana bakıp görmediğin için

ben yokken içini çektiğin için

 

ayağına düşen gölgene acıdın mı hiç sen

Share this post


Link to post
Share on other sites

SANA

 

Sana şiirler okuyacağım gitme,

Güneşler doğacak yalnızlığımdan.

Sana bir ışık getireceğim,

Umutlarla dolu aydınlığımdan.

Sana bir dolu umut getireceğim,

Küçük ellerine sığmayacak.

Sana çiçekler getireceğim,

Mis kokulu bahar bahçelerinden.

Sana bir serinlik getireceğim,

Nisan yağmurunun tanelerinden.

Sana avuç avuç yıldız getireceğim,

Güneşimden başka...

Sana engin denizlerin maviliğini getireceğim,

Köpük köpük dalga dalga.

Sana bir rüzgar getireceğim,

Dağlardan, tepelerden, ovalardan.

Gitme, sana zamanı getireceğim,

Zamanın bittiği yerden.

 

Richard Burns

Share this post


Link to post
Share on other sites

Yollar uzak mı geldi ayrı kalınca

Arayıp sormak zor mu geldi

İnsanlar hatır sorar gönül olunca

Derdim dermanım yok şimdi

Yabancıyım buralarda tutunamadım

Alışırsın dediler varolamadım

Kısır döngü bu düşünüyorum

Çıkar yolu yok bir sınav veriyorum

Artık engel bile çıkmaz oldu yoluma

Yaşıyorum yarınım yok

İçimden geçtiler yazdım hor görmeyin

Maksadım rahatlamak her şey boş

Ufuk belirdi güneş doğuyor

Yolun uzun artık durma koş....

Share this post


Link to post
Share on other sites

BU AŞK

 

Sana küstüm,sana kızdım

Ölümlü şarkılar yazdım

Kurşunlarla yıkılmazdım

Yıktı beni bu aşk...

 

Kahredip dönerdim ama

Ağır geldi onuruma

Belalı bir uçuruma

Çekti beni bu aşk...

 

Savruldu yüreğim çöle

Taş olsa dönerdi küle

Cehennem ateşi ile

Yaktı beni bu aşk...

 

Osman ÖZTUNÇ...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bir kalbim var et,kan,sinir

İki gözüm var seni görür

Ayaklarım sana gelir

Ellerim seni arar

Bir dünya ki kocaman

Bir evren ki sonsuz

Sen olmasan neye yarar....

 

Ümit Yaşar OĞUZCAN

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest gelincik

HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM

Seni anlatabilmek seni.

İyi çocuklara, kahramanlara.

Seni anlatabilmek seni,

Namussuza, halden bilmeze,

***** yalana.

Ard- arda kaç zemheri,

Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu

Dışarda gürül- gürül akan bir dünya...

Bir ben uyumadım,

Kaç leylim bahar,

Hasretinden prangalar eskittim.

Saçlarına kan gülleri takayım,

Bir o yana

Bir bu yana...

Seni bağırabilsem seni,

Dipsiz kuyulara.

Akan yıldıza.

Bir kibrit çöpüne varana.

Okyanusun en ıssız dalgasına

Düşmüş bir kibrit çöpüne.

Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,

Yitirmiş öpücükleri,

Payı yok, apansız inen akşamdan,

Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,

Seni anlatabilsem seni...

Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır

Üşüyorum, kapama gözlerini...

 

AHMED ARİF

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bir Gün Uyanacaksın Serin Sabaha

 

Bir gün uyanacaksın serin sabaha

İşe gitmek gelmeyecek içinden

Yalın ayak vuracaksın kendini sokaklara

Ruhun çıplak

Yüreğin çıplak

Düşüneceksin zamanı

Zaman geçiyor

Sen özlediklerinin içinde kaybolmuş

Kaybediyorsun

Kaybolan özlemlerinde kaybediyorsun kendini

Derin bir ah düşecek çıplak yüreğinden

Bir ah düşecek çıplak ayak izlerine

Sokak taşlarının arasına dolacak isyanın

 

Bir gün uyanacaksın serin sabaha

Her şeyi ardında bırakacaksın

Atacaksın kendini bir sahil kenarına

Dalgaların sesine vereceksin kendini

Yalnızlığında bir sevinç kaplayacak ruhunu

Yalnız olmadığını anlayacaksın

Sana dokunan dalga sesinde sen olacaksın

Bakışlarına dolan mavide sen olacaksın

Ardında kalanların kalabalıklığında kalacak yalnızlığın

Dalgalar aşkı fısıldayacak

Uzun süredir ilk kez yüreğin duyacak bu kadar derinden

İlk kez ruhuna ulaşacak aşkın sesi

Anlayacaksın özlemişsin yaşamayı

Özlemişsin yaşamayı yarını düşünmeden

Özlemişsin aşkı

Bir yaşayamadıklarını düşüneceksin

Yaşadığını sandığın şeyleri düşüneceksin

Bir de yaşamak istediklerini

Özlemlerini düşüneceksin

Dalgaların sesi bastıramayacak isyanını

Bir derin ah dökülecek çıplak ruhundan

Bir ah dökülecek çıplak ayaklarına

Denize karışacak isyanın

 

Bir gün uyanacaksın serin sabaha

Geceden kalan bir rüyanın kırıntılarıyla

Teninde emanet ürpertilerle

Atacaksın kendini bir ormanın içine

Ormanın sesleri dolacak ruhuna

Sevişmeleri anacaksın

Uzak bir ülkenin yitik şehrini anar gibi

Yeşil bir yaprağa dokunacak parmakların

Bir çiğ damlası düşecek

Kolundan akacak parmaklarına

Dudaklarına gidecek ellerin

Bir ıslaklık kalacak dudaklarında

Aklına yitik geceler gelecek

Dudaklarının prangaladığı öpüşlerin ıslaklığını anacaksın

Ruhuna değmeyen dokunuşlara düşecek aklın

Sevişmeyi ne kadar özlediğini anlayacaksın

Bir ah düşecek kurumuş dudaklarından

Bir ah düşecek çıplak ayaklarına

Ormanın yüreğine karışacak isyanın

 

Bir gün uyanacaksın serin sabaha

Yatağındaki soğukluğa gidecek aklın

Ayaklarına vuran ağırlığı tutacaksın

Özgürlüğünü anacaksın

Çok eskilerde kalan bir çocukluk anısı gibi

Özgürlüğünü özlediğini anlayacaksın

Gözlerindeki ışıltıyı özlediğini anlayacaksın

Çocuksu kahkahanı özlediğini anlayacaksın

Yakmayı özlediğini anlayacaksın

Yanmayı özlediğini anlayacaksın

Baktığın her nesnede

Kendini görmeyi özlediğini anlayacaksın

Doğrulacaksın yavaşça

Bakacaksın odandaki eşyalara

Yabancı gelecek her şey

Anlamsız gelecek bütün çabalar

Bir ah dökülecek beyaz çarşafına

Özlemlerin büyütmüş isyanını

Bir karanfil açacak ahlarının düştüğü yerde

İsyanlar çiçek açtırırmış, anlayacaksın

Veya erteleyeceksin kendini yaşamayı yeniden

Dün ertelediğin gibi

Ve daha önceki gün ertelediğin gibi

Ya da koparacaksın kendi isyanından yeşeren karanfili

Takacaksın göğsüne kırılan prangaların müjdesi gibi

Yaşayacaksın aşkı

Yaşayacaksın özgürlüğü

Yaşayacaksın yeniden kendini

Anlayacaksın bilmediklerin bildiklerinin içinde gizli

Ve anlayacaksın cesaretin korkularının içinde

Ve anlayacaksın, özgürlüğün sadece senin elinde….

 

Gassan Satar

Share this post


Link to post
Share on other sites

Köt'avradın Kötüsü

 

Kötü olur köt’avradın kötüsü,

İnsanı ilminden, feninden eder.

Dost kabrinden uzak olsun ölüsü

Hortlatır mevtayı sininden eder.

 

Kaynana, görümce, kaynata saymaz.

Anane tanımaz, örfe hiç uymaz.

Malını-mülkünü sattırır doymaz

Kıçındaki yırtık donundan eder.

 

Dırdıla, vırvırla geçer her günün,

Başına kakılır geçmişin, dünün.

Rezillik çıkarır, eder toy düğün

El alem içinde ününden eder.

 

Şeytana uydurup yoldan saptırır,

Ateşe taptırır, suya taptırır.

Küfür mektebinde mastır yaptırır

İmanından eder dininden eder.

 

Planlı, kaprisli çekilir naza,

Oynar gururunla getirir gaza...

Mendel kanunuyla alıp çapraza

Neslini mutluluk geninden eder.

 

GÜHERİ’yim, dostlar, halim hal değil.

Yediğim, içtiğim zehir, bal değil.

Avradın huysuzu iyi mal değil

Bezdirir insanı, canından eder.

 

Adana-2005

 

İsmet Güher :D

:w00t:

Share this post


Link to post
Share on other sites

Aşk Tek Kişiliktir

 

 

tek kişilik kalabalıktır aşk

aşk tek kişiliktir; ikinci kişiye bilet yoktur

kendinin yayasıdır aşkta ikinci kişi, kendinin mayası;

herkes kendi sevgisini sever...

aşk nedir incil'e göre? nedir tevrat'a, zebur'a, kur'ân'a göre? bu kitaplardaki aşklar, küfürler neyin rengine göre?

insandır, insan aslolan: insana göre!

bir bedeni o kıyısızlığa bırakma saati geldiğinde

gitmek bir yalnızlıktır.

bütün gitmeler yalnızlıktır

kalmaya göre...

 

 

Yılmaz ODABAŞI

Share this post


Link to post
Share on other sites

AYRILIĞIN İLANI

 

 

 

Gidiyor musun diye sorma bana.

Gönderen sensin.

Ne terk etmeyi istedim seni,

Ne de daha yaşamadığımız bu aşkı toprağa gömmeyi.

Senin kadar öfkeliyim ben de.

Senin kadar endişeli...

 

Bir dokunuşunla bin kenti yıkacak güç verirdin bana

Ama inandıramadım seni.

Sen, sorgularken beni kafanda

Ben, gözlerinin içine bakıyordum kuşkuyla.

Bir tek sözün bağlardı beni sana,

Oysa sen hep susmanın koynunda.

 

Aşkın içine bir kez girdi mi kuşku,

Teslim alır bedenleri de.

Sütten çıkmış ak kaşık değildim

Ama yalanı sokmadım iki kişilik dünyamıza.

O dünya ki bazen minicik bir odada

Bazen kentin ortasında şekillendi.

Nasıl da güzeldi...

Zaten varsın diye her şey güzeldi ama

Sen buna inanmadın. Ah bu sorular...

 

Yaşamak varken sevdayı delice,

Niye boğarız sorularla?

Nasıl ikna edebilirdim seni?

Ben, aşk dedikçe sen, dur dedin.

Ben, seninleyim dedikçe

Sen, hayır dedin.

Zaten az konuşan sen

Olumsuz ne kadar sözcük varsa

Bulup çıkardın ortaya.

Bense hiç bir şey diyemedim.

 

Ne kadar zarar vermişim sana meğer.

Nasıl değiştirmişim seni.

Oysa hiç böyle düşünmemiştim.

Kimseye zarar vermek istemem ben.

Kimseyi olduğundan farklı bir hale getirmek istemem.

Ama öyle oldu işte.

Demek ki; gitmelerin zamanı şimdi.

 

Çocukluğuna sığınır atlatırsın bu acıyı.

Ne sevişmelerimiz kalır aklında, ne sevda sözlerimiz.

Rahat değilim diyordun ya, rahat ol artık.

Gülüşlerini saklaman için bir neden kalmadı.

Tedirginliğinin sebebi de kalktı ortadan.

 

Biliyor musun bir tanem!

Gidişim yürekten değil, zorunluluktan.

Sanma ki, bu toy sevdayı başka kimliklere taşırım.

Sanma ki, benden sakladığın gülüşleri

yalancı yüzlerde ararım.

Seni de götürürüm yüreğimde.

Her zaman yokluğunu taşırım.

 

Bulup, bulup kaybettim seni bebeğim.

Ne yazık ki, tozduman edemedim kuşkularını.

Ne yazık ki, kalamadın bana.

Öpücüğümün kokusu kalacak kapının eşiğinde.

Kokladıkça; bizi bir yanlışa mahkum ettiğini anlayacaksın. :clover:

Share this post


Link to post
Share on other sites

KENDİNE BENİM İÇİN BİR GÜL VER

 

sensizlikle flört etmeyi sen değil

sensizlik bilir

sesi ses/sensizliği sensizlik bilir

 

korkma, sana aşkı öğretmeyen kendinin

ellerinden tut!

çok ağrımış kendinin, siyah

ve ayaz kendinin

hep avuttuğum düşler için bana bir gül ver...

 

bak, palandöken dağlarında karlar erimiş

teknelerde kol kola bahar sulara inmiş

dağlar için, sular için bana bir gül ver

bir gül ver söküldüğüm günler için

 

-ve önce kendinin ellerinden tut!-

kendimin ellerinden tutunca

içimden nehirler gibi akmak geliyor

yollara çıkmak, yolculuklara bakmak geliyor

geberesiye içip salaş meyhanelerde

buralardan böyle ceketsiz kaçmak geliyor

 

tutunca kendimin ellerinden

pusulasız gemilerde yatmak

yaşlı ve şefkatli bir azizenin koynunda

sabaha dek kıpırtısız susmak geliyor

 

sevgilim, iyi insan, tutunca ellerimden

ömrümün içinden akmak geliyor...

 

sessizlik sensizliği ezbere bilir

sensizlik her şeyi bilir...

 

korkma, sana aşkı öğretmeyen kendinin

ellerinden tut!

sonra bana aşkı öğretmeyen kendimin

ellerinden;

 

bak, yıllarım sırılsıklam yağmurlar giymiş

günlerin avlusuna yeni yeni çocuklar inmiş

dağlar için, sular için bana bir gül ver

avuttuğum düşler için bana bir gül ver

bir

gül

pusulasız gemiler, sökülmüş günler için...

ben bütün yeşillerimi inatçı ayazlara çaldırdım

sen kendinin ellerinden tut

ve kendine benim için bir gül ver

 

YILMAZ ODABAŞI

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.