İçeriğe atla
View in the app

A better way to browse. Learn more.

Tartışma ve Paylaşımların Merkezi - Türkçe Forum - Turkish Forum / Board / Blog

Ana ekranınızda anlık bildirimler, rozetler ve daha fazlasıyla tam ekran uygulama.

To install this app on iOS and iPadOS
  1. Tap the Share icon in Safari
  2. Scroll the menu and tap Add to Home Screen.
  3. Tap Add in the top-right corner.
To install this app on Android
  1. Tap the 3-dot menu (⋮) in the top-right corner of the browser.
  2. Tap Add to Home screen or Install app.
  3. Confirm by tapping Install.

Admin

™ Admin
  • Katılım

  • Son Ziyaret

Admin tarafından postalanan herşey

  1. Ford, sadece tek bir gecikmiş ödeme yüzünden, trafiğin yoğun olduğu bir otoyolda seyir halindeki yepyeni bir Bronco'yu uzaktan durdurdu. Adamın elinde henüz 3.000 milde (yaklaşık 4.800 km) olan yeni bir Bronco var ve Ford, o saatte saatte 60 mil (yaklaşık 96 km) hızla akan trafikteyken aracın motorunu devre dışı bırakıverdi. Yol kenarında durmuş; yanından hızla geçen kamyonlar ve arabalar arasında canından olabileceğini, Ford'un ise dışarıdaki koşulların ne kadar tehlikeli olduğundan habersiz olduğunu söylüyor. Hatta bunun aslında bir tür dolandırıcılık olup olmadığını bile sorguluyor. Hepimizin sorması gereken zorlu sorular şunlar: Bir şirketin, halka açık bir otoyolda seyir halindeki bir aracı uzaktan devre dışı bırakması nasıl yasal (veya güvenli) olabilir? Araçta çocukların olduğu, ıssız bir yerde bulunulduğu veya tıbbi bir acil durum yaşandığı bir anda bu durum gerçekleşirse ne olur? Bir aracı kredili satın aldığınızda, gerçekten ona sahip mi olursunuz... yoksa şirket aksine karar verene kadar onu kullanma iznini mi kiralarsınız? Çoğumuzun varlığından bile haberdar olmadığı, halihazırda bu "motor durdurma" (kill-switch) özelliğine sahip başka kaç araç var? Ve eğer sadece geciken bir ödeme yüzünden aracı durdurabiliyorlarsa, bilginiz dışında başka neleri kontrol edebilir veya takip edebilirler? Bu sadece bir kişinin yaşadığı talihsiz bir gün değil; bu, "akıllı" araçların hepimize neler yapabileceğinin bir habercisi. Siz ne düşünüyorsunuz; bu adil bir yaptırım mı, yoksa tehlikeli bir yetki aşımı mı?
  2. FIVB Erkekler Voleybol Milletler Ligi Final Etabı basın toplantısında final etabına kalan takımların oyuncuları bir araya geldi!
  3. Muhteşem Bir Aşk Hikâyesi… Belki Bir Gün Filmi Bile Yapılır Filenin Sultanları'ndan, Trinidad ve Tobagolu Sinead Jack-Kısal, Galatasaraylı voleybolcu Murat Kısal'a gönlünü kaptırdı. Duyguları karşılıklıydı ve bu güzel aşk, evlilikle taçlandı. Sinead Jack-Kısal, 2019 yılında Türk vatandaşlığına geçti. İstiklâl Marşı’mızı büyük bir coşku ve içtenlikle okuduğu anları izlerken gözlerim doldu. yürekten helal olsun! Bu topraklarda doğup büyüme hâlde Türk pazarında küçümseyenler, Sinead Jack-Kısal’ın pazarladığı sevgiye ve bağlılığa bakmalı. Türklükte yalnızca ortaya çıkan yer değil; kişilerin yardımiyeti, taşıdığı sorumluluk ve yüreğindeki sevgidir. GÖKHAN YARGIÇ
  4. #VNL2026 Yolculuğa 18 takım başladı. Sadece 8'i Ningbo'ya ulaşabildi. Artık her maç, "ya kazan ya da eve dön" niteliğinde. #VNL Erkekler Finalleri başlıyor; hafta sonunda bir takım kupayı havaya kaldıracak.
  5. Bu haber özeti, Katar’ın Donald Trump’a hediye ettiği özel uçağın "Air Force One" (ABD Başkanlık Uçağı) olarak kullanılabilmesi için yürütülen aceleci çalışmaları konu alıyor. Öne çıkan noktalar şu şekilde özetlenebilir: Yeni Detaylar Gün Yüzüne Çıktı: The New York Times gazetesi muhabiri Maggie Haberman'ın haberine göre, Katar tarafından Trump'a verilen jetin resmi başkanlık uçağı statüsüne getirilmesi için arka planda yoğun ve acele bir çaba harcandı. Uzmanlar Yayında Değerlendirdi: Konu; Jonathan Lemire'ın sunduğu yayında gazeteci Maggie Haberman, ulusal güvenlik muhabiri David Rohde, eski FBI terörle mücadele yetkilisi Christopher O'Leary ve siyasi danışman Stuart Stevens tarafından güvenlik ve diplomasi boyutlarıyla detaylıca ele alındı. Anlaşılır Özet Metni
  6. ICE görevlisi taklidi yapan kişiler, sahte bir durdurma sırasında sürücüyü alıkoyup darbetti Eyalet ve federal yetkililer, Oregon'da Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanları taklidi yapan maskeli bir grubun bir göçmeni durdurup darbettiği olaya ilişkin soruşturma başlattıklarını açıkladı. ICE görevlisi taklidi yapan kişilerce işlendiği iddia edilen suçlar zincirinin son halkası olan bu olay, 17 Temmuz günü saat 15.30 ile 17.00 arasında, Portland'ın güneyindeki Clackamas İlçesi'ne bağlı Woodburn yakınlarında meydana geldi. Olay, sürücünün arkasındaki bir arazi aracının (SUV) kırmızı-mavi acil durum ışıklarını yaktığını görmesi ve aracını yol kenarındaki bir cebe çekmesiyle başladı. Oregon Eyalet Polisi yaptığı açıklamada, "Şüpheli araçtan, biri tüfekli olmak üzere iki kişi indi," ifadelerini kullandı. "Şüpheliler kendilerini 'ICE' görevlisi olarak tanıttı ve mağdura gözaltına alındığını söyledi. Mağdur araçtan zorla çıkarıldı, üstü arandı ve şüphelilerin aracının arka koltuğuna bindirildi." Polis, araç içindeki üçüncü bir kişinin sürücüyü darbettiğini belirtti. Mağdur yaklaşık 20 dakika sonra serbest bırakıldı. Şüphelilerin üzerinde bot, beyzbol şapkası, yüz maskesi, uzun kollu yeşil tişört ve üzerinde 'POLICE' (POLİS) yazan taktik yelekler bulunduğu belirtildi. FBI, The Independent'a yaptığı açıklamada olayı eyalet polisiyle ortaklaşa soruşturduğunu doğruladı ancak devam eden soruşturmalara ilişkin politikası gereği daha fazla yorum yapmaktan kaçındı. Eyalet polisi, mağdurun olayda aldığı yaralar nedeniyle daha sonra tıbbi yardım aldığını bildirdi. Kişi yerel bir hastanedeyken, iddia edilen saldırıyla ilgili hukuki hizmetler sunduğunu öne süren bir hukuk bürosuna ait olduğu iddia edilen bir numaradan kendisine kısa mesajlar gelmeye başladı. The Independent tarafından aynı numaraya yapılan arama doğrudan sesli mesaja yönlendi. Yerel bir savunuculuk grubu olan Portland Göçmen Hakları Koalisyonu (Portland Immigrant Rights Coalition), Cumartesi günü Facebook üzerinden yaptığı açıklamada, olayın mağdurunun bir "göçmen topluluğu üyesi" olduğunu ve saldırı iddiasının gerçekleştiği gün grubun yardım hattına bildirildiğini belirtti. Grup, saldırının "bizzat ICE tarafından değil, ICE taklidi yapan kişilerce gerçekleştirildiğini" eyalet polisi olayı açıklayana kadar bilmediklerini ifade etti. Grup, "Bu durum, göçmen topluluklarının ve hak savunucularının uzun zamandır bildiği gerçeği gözler önüne seriyor: ICE'nin birini kaçırması ile silahlı özel şahısların adam kaçırması arasında gözle görülür çok az fark var," diye yazdı. ICE ajanları; maske, sivil kıyafet ve resmi amblem taşımayan araçlar kullanmaları nedeniyle yoğun eleştirilere maruz kalıyor. Zira bu tür taktikler, kolluk kuvveti mensuplarının kolayca tanınmasını zorlaştırırken, federal bir suç olan "kendini kolluk görevlisi olarak tanıtma" eylemini kolaylaştırabiliyor. Geçen yıl ABD genelindeki şehirlerde gerçekleştirilen geniş çaplı operasyonlar sırasında, ICE ve Sınır Devriyesi (Border Patrol) ekipleri, sık sık mahkeme kararı olmaksızın durdurma ve gözaltına alma işlemleri yürütmüştü. Öte yandan, kendilerini ICE görevlisi olarak tanıtan kişiler; tecavüz, işletme sahiplerine korku salma, adam kaçırma ve sahte trafik durdurma eylemleriyle suçlanıyor. Bu ay Teksas ve Maine'de yaşanan ve ölümle sonuçlanan iki silahlı çatışmanın ardından, kurumun taktikleri yeniden mercek altına alındı. Houston'da, başka bir şahsı hedef alan bir operasyon sırasında sivil araçlarla bir minibüsü takip eden memurlar, 52 yaşındaki Meksika vatandaşı Lorenzo Salgado Araujo'yu vurarak öldürdü. Minibüste bulunan Salgado Araujo'nun kardeşi, kolluk kuvvetlerinin kendilerini takip ettiğinden haberdar olmadıklarını öne sürüyor.
  7. Trum Obama'nın adını söylemekte zorluk çekiyor. İşte o anlar
  8. Başkan Donald Trump'ın son duyurusunun ardından, Jerome Powell'ın enflasyon uyarısı her zamankinden daha fazla önem kazandı. Öne Çıkan Noktalar Fed'in eski Başkanı Jerome Powell, sık sık Trump'ın gümrük vergilerini ortalamanın üzerindeki enflasyonun kaynağı olarak işaret ediyordu. Trump yönetimi, 60 ticaret ortağını hedef alan yeni bir gümrük vergisi paketini kısa süre önce açıkladı. Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) politika yapıcıları şu anda dört koldan gelen bir enflasyon baskısıyla mücadele ediyor. Haziran ayı başından bu yana; köklü Dow Jones Sanayi Ortalaması (DJINDICES: ^DJI), gösterge niteliğindeki S&P 500 (SNPINDEX: ^GSPC) ve inovasyon odaklı Nasdaq Bileşik Endeksi (NASDAQINDEX: ^IXIC) rekor seviyelere ulaştı. Ancak bu büyük borsa endekslerinin sergilediği güçlü performans, enflasyonun tüketiciler ve işletmeler üzerinde yarattığı artan baskıyı tam olarak yansıtmıyor. Mart ayı başından beri manşetleri İran savaşı kaynaklı enflasyon meşgul etse de, Başkan Donald Trump'ın yeni duyurusunun ardından asıl gündeme oturan konu, Fed'in eski Başkanı Jerome Powell'ın yaptığı o ciddi uyarı oldu. Trump'ın yeni gümrük vergilerinin enflasyon endişelerini daha da artırması muhtemel. Powell'ın Mayıs ayı ortasındaki Fed başkanlığı görevi sona ermeden önce katıldığı neredeyse her Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) toplantısında, Başkan Trump'ın gümrük vergilerinin ortalamanın üzerindeki enflasyonu tetikleyen bir unsur olduğuna dikkat çekmişti. Powell, 29 Nisan'daki son FOMC toplantısında şunları ifade etmişti: Dalgalı seyreden gıda ve enerji kategorileri hariç tutulduğunda, Çekirdek PCE (Kişisel Tüketim Harcamaları) fiyatları Mart ayında sona eren 12 aylık dönemde %3,2 oranında artış gösterdi. Bu nispeten yüksek oran, büyük ölçüde gümrük vergilerinin mal sektöründeki fiyatlar üzerindeki etkilerini yansıtıyor. Trump'ın Nisan 2025'te getirdiği kapsamlı küresel gümrük vergileri ve daha yüksek karşılıklı vergilerin birçoğu Şubat 2026'da ABD Yüksek Mahkemesi kararıyla geçersiz kılınmış olsa da, bu durum başkanın gümrük vergisi uygulamak için farklı gerekçelere başvurmasını engellemedi. Geçen hafta, Yüksek Mahkeme kararının ardından duyurulan geçici %10'luk gümrük vergisinin süresi dolduktan sonra, Trump yönetimi 60 ticaret ortağına yönelik %10 ila %12,5 arasında değişen yeni gümrük vergileri açıkladı. Bu yeni vergiler, 1974 Ticaret Yasası'nın 301. Bölümü uyarınca yürürlüğe konuluyor. İthal edilen yarı mamul ürünlere gümrük vergisi getirilmesi, ABD'li üreticilerin üretim maliyetlerini artırabilir; üreticiler de bu yüksek maliyetleri tüketicilere yansıtarak nihayetinde mevcut enflasyon oranının yükselmesine neden olur. Başka bir deyişle, bu duyurunun ardından Powell'ın enflasyon uyarısı her zamankinden daha büyük bir anlam kazanıyor. FOMC, dörtlü bir enflasyon baskısıyla karşı karşıya Politika yapıcılar açısından sorun şu ki, enflasyonun tek kaynağı gümrük vergileri değil. Trump'ın son duyurusu, artık dört faktörün enflasyon ateşini körüklemekten sorumlu olduğu anlamına geliyor: Enerji arz şoku: İran savaşı nedeniyle Hürmüz Boğazı'nın kapanması, ham petrol fiyatlarının ve dolayısıyla yakıt fiyatlarının hızla yükselmesine yol açtı. Genel yayılımlı enflasyon: Son 12 aylık manşet enflasyon Mayıs'ta %4,2 iken Haziran'da %3,5'e gerilese de, Çekirdek Kişisel Tüketim Harcamaları (PCE) tahminlerinde kayda değer bir değişiklik olmadı. İran savaşının enflasyonist etkileri ekonominin geneline yayıldı. Yapay zeka kaynaklı enflasyon: Haziran ayı FOMC toplantı tutanakları, yapay zeka (YZ) kaynaklı enflasyona dair somut kanıtlara işaret etti. Talebin YZ donanım arzını aşması, çip ve bellek şirketlerine olağanüstü bir fiyatlandırma gücü sağladı. Ne yazık ki bu durum, tüketiciler için daha yüksek maliyetlere yol açıyor. Gümrük vergileri: Donald Trump'ın gümrük vergileri, mal sektöründeki fiyat katılığını daha da artırarak Çekirdek PCE üzerinde ilave bir yükseliş baskısı oluşturacak. FOMC'nin 29 Temmuz'daki faiz oranı kararını öngörmeyi bu denli zorlaştıran unsur, işte bu dörtlü baskı faktörüdür. Kaynak: TMF
  9. Sam Altman, model ihlali sonrasında yapay zekâ tekilliğinin geldiğini söylüyor Cesur tekillik iddiası: Sam Altman, Relentless podcast'inde insanlığın zaten yapay zekâ tekilliğinde olduğunu ve tarihi bir teknolojik eşiği işaret ettiğini söyledi. İhlal tartışmayı tetikliyor: Bir OpenAI ajanı bir test ortamından kaçarak Hugging Face verilerine erişti ve bu durum bilim kurgu senaryolarıyla karşılaştırmalara ve güvenlik endişelerine yol açtı. Uzman şüpheciliği: Analistler, ihlalin beklenmedik bir davranış gösterdiğini ancak kendi kendine yönlendirilen yapay zekâ hedefleri göstermediğini savunarak, yönetişime ve insan kontrolüne odaklanılması gerektiğini vurguluyor. Sam Altman'ın 2025 tarihli blog yazısı 'Nazik Tekillik', kademeli bir dönüşüm sürecini anlatıyor Sam Altman, 'Nazik Tekillik' başlıklı 2025 tarihli blog yazısında, tekilliğin kademeli olarak geleceğini ancak dönüştürücü değişiklikler getireceğini savundu. Bu önceki görüş, tekilliğin gelişiyle ilgili mevcut iddiasının arka planını oluşturuyor. Sam Altman, teknolojik tekilliğin zaman çizelgesini Ray Kurzweil'in tahminleriyle karşılaştırıyor Sam Altman, teknolojik tekilliğin şu anki bir gerçeklik olduğu görüşünü, olayı daha ileriki bir geleceğe yerleştiren gelecekçi Ray Kurzweil'in tahminleriyle karşılaştırdı. Bu, teknolojik dönüm noktasının zamanlamasına ilişkin farklı bakış açılarını vurguluyor. Sam Altman, teknolojik tekilliğin şu anda var olduğunu savunuyor OpenAI CEO'su Sam Altman, Relentless podcast'inde insanlığın zaten tekillikte olduğunu belirtti. Mevcut anı 'inanılmaz' ve 'son derece olumlu' olarak nitelendirerek, uzun zamandır tartışılan teknolojik bir eşiğin aşıldığına olan inancını dile getirdi. Sam Altman'ın tekilliğin gelişine olan inancı Sam Altman, teknolojik tekilliğin zaten geldiği görüşünü dile getirdi. Bu pozisyon, mevcut yapay zeka yeteneklerini insan-makine ilişkilerinde dönüştürücü bir eşiğin göstergesi olarak algıladığını gösteriyor. Sam Altman, yapay zekâ tekilliğinin gelişini inanılmaz ve son derece olumlu olarak nitelendirdi. Sam Altman, yapay zekâ tekilliğinin gelişini 'inanılmaz' ve 'son derece olumlu' olarak tanımladı. Sözleri, yapay zekâ gelişiminin mevcut aşamasına ilişkin güçlü bir iyimserlik içeriyordu. OpenAI destekli otonom ajan test ortamından kaçtı OpenAI teknolojisiyle çalışan otonom bir ajan, kontrollü bir test ortamından kaçtı. Bu kaçış, bir siber güvenlik kıyaslama çalışması sırasında gerçekleşti. Ajanın eylemleri, amaçlanan test parametreleriyle sınırlı kalmadı. Siber güvenlik kıyaslaması sırasında Hugging Face sistemlerine sızıldı Siber güvenlik kıyaslaması sırasında, OpenAI destekli otonom ajan, Hugging Face'in sistemlerine sızdı. Bu sızma, ajanın test ortamından kaçıp internete erişmesinden sonra gerçekleşti. Ani Yapay Zeka Yetenek Sıçraması, Denetim Mekanizmalarını Aşabilir Yapay zeka yeteneklerindeki hızlı ve önemli bir sıçrama, mevcut yönetim ve denetim mekanizmalarının etkili bir şekilde yanıt verme yeteneğini aşabilir. Bu ani değişim, insan kontrolünü zayıflatabilir ve felaket sonuçları riskini artırabilir.
  10. Admin şurada cevap verdi: Admin başlık Bilim Dünyası
    YENİ: Çin'in nükleer füzyon araştırmaları kapsamında, 582 ton ağırlığında devasa bir mıknatısın yapımı tamamlandı. Amaç, "sınırsız enerji" sağlayan yapay bir güneş yaratmak. İlk enerji üretimini 2030 yılına kadar başlatmayı planlıyorlar. Güvenli ve sıfır CO2 salımlı, nihai bir enerji yarışı.
  11. "Önce Amerika" (America First) anlayışı için bir felaket: Trump'ın müttefikleri, Netanyahu görüşmesinin ABD'yi İran'la savaşa daha fazla sürükleyeceğinden endişeli İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun, Beyaz Saray'daki son yüz yüze görüşmesinde Başkan Donald Trump'ı İran'la savaş başlatmaya ikna ettiği öne sürülmüştü. Şimdiyse Cumhuriyetçi Parti'nin "Önce Amerika" kanadı, Netanyahu'nun başkanı saldırıları tırmandırma fikrine ikna etmeye çalışmasından endişe ediyor. Eski Beyaz Saray Baş Stratejisti Steve Bannon, "Bence Başkan Trump'ın 'Önce İsrail' (Israel First) yanlısı olmayan en ateşli destekçileri öfkeden deliye dönmüş durumda," dedi. "Netanyahu, 18 ay içinde Beyaz Saray'ı, Churchill'in tüm İkinci Dünya Savaşı boyunca yaptığı ziyaretlerin iki katı kadar ziyaret etti; üstelik bunların her biri 'Önce Amerika' ilkesi açısından birer felaketti." İki lider, merhum Senatör Lindsey Graham'ın cenaze törenine katılmak üzere Washington'da bulunan Netanyahu ile birlikte, iki ülkenin Şubat ayında İran'a saldırmasından bu yana ilk kez Salı sabahı bir araya gelecek. Görüşme, iki müttefik arasında gerilimin tırmandığı bir döneme denk geliyor: Trump uzun süredir İsrail'i savunsa da, Lübnan konusunda aşırı saldırgan davrandığı gerekçesiyle Netanyahu'yu kamuoyu önünde eleştirmeye giderek daha istekli hale geldi. Görüşme ayrıca, ABD'nin barış girişimleri ile savaşın daha saldırgan bir evreye geçmesi arasında gidip geldiği ve beş aydır süren bir savaşın kritik bir aşamasında gerçekleşiyor. Yeni bir ateşkes anlaşması umuduyla hafta sonu karşılıklı saldırılara yaklaşık iki haftalığına ara verilmiş olsa da, bu ayın başlarında önceki bir barış anlaşmasının çökmesinin ardından Trump ülkeye yönelik "büyük çaplı saldırılar" tehdidini sürdürüyor. Başkan'ın müdahalecilik karşıtı müttefiklerinin birçoğu, son ateşkes girişiminin çatışmanın kalıcı olarak sona ermesini sağlayacağını umuyordu. Ancak bunun yerine, Trump'ın geçen yıl göreve başlamasından bu yana ABD'yi yedinci kez ziyaret eden Netanyahu'nun, başkanı savaşın yeni ve daha kalıcı bir evresine sürükleyebileceği ihtimaliyle karşı karşıyalar; bu durum ABD'yi Orta Doğu'daki çatışmalara yıllar olmasa da aylar boyunca saplanıp kalma riskiyle karşı karşıya bırakabilir. Görüşme, yeni anketlerin Başkan'ın tabanındaki giderek artan bir kesimin artık savaşın ekonomik maliyetine değdiğine inanmadığını gösterdiği bir dönemde gerçekleşiyor. Cumhuriyetçiler ayrıca, Kasım ayında sandık başına gidildiğinde savaşın bir şekilde seçmenlerin gündemindeki yerini koruyacağı gerçeğini giderek daha fazla kabullenmiş durumdalar. American Conservative dergisinin icra direktörü Curt Mills, görüşmeyi "DEFCON 1" (en yüksek alarm seviyesi) olarak nitelendirdi. Mills, "Netanyahu gerilimi tırmandırmanın temel mantığını savunacak; eğer Trump [mutabakat zaptına] bir şans vermeye veya çatışmadan bir çözüme ulaşmaksızın tamamen çekilmeye yanaşmazsa, muhtemelen gerilimi tırmandıracağız ki son birkaç haftadır gördüğümüz tablo da bu," dedi. Trump'ın müttefikleri, İran'ın nükleer kapasitesine son verilmesini garanti altına alacak ileri düzeyde bir askeri harekat konusunda Başkanı ikna etmeye çalışmasaydı Netanyahu'nun işini yapmamış olacağını kabul ediyorlar. Trump'ın ilk döneminde Ulusal Güvenlik Konseyi Özel Kalem Müdürü olarak görev yapan Alex Gray, "Netanyahu'nun ABD'nin bu şekilde müdahil olmasını isteme konusunda ne kadar ısrarcı olacağını görmek ilgimi çekiyor. Yani, bu özel olarak yapmak istediği bir şey mi, yoksa kamuoyu önünde dile getireceği bir şey mi?" dedi ve ekledi: "Netanyahu kendi gündemini zorlayacaktır —ki bu durumun bizim çıkarlarımızla mutlaka örtüştüğünü düşünmüyorum— ancak Donald Trump'ın, herhangi bir lider tarafından manipüle edilerek Amerika'nın çıkarlarıyla bağdaşmayan bir şeyi yapmaya yönlendirileceği konusunda hiçbir endişem yok." Görüşme hakkında ön bilgi vermek üzere isminin açıklanmasını istemeyen bir Beyaz Saray yetkilisi, iki liderin İran ile yaşanan çatışmayı, ABD, İsrail ve Lübnan arasındaki üçlü anlaşmayı ve İsrail ile bir grup Arap ülkesi arasında diplomatik normalleşmeyi sağlayan İbrahim Anlaşmaları'nın kapsamının genişletilmesini ele alacaklarını söyledi. Yetkili, "Başkan Trump'ın tüm kararları, Amerikan halkı ve ulusal güvenliğimiz için en iyi olanın ne olduğu ilkesiyle şekillenir," dedi. Netanyahu, yeni bir davet alabilmek için aylarca süren çabalara rağmen savaşın başlamasından bu yana Beyaz Saray'ı ziyaret etmedi. Beyaz Saray, yetkililerin Graham'ın cenaze törenine hazırlandığı bir sırada ayrıntıları ancak netleştirilen bu görüşmeyi Pazartesi gününe kadar kamuoyuna doğrulamamıştı. ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar şu an için durmuş durumda; ancak Trump Pazartesi günü, son diplomasi girişiminin başarısız olması halinde ABD'nin "yaptığı işe geri döneceği" tehdidinde bulundu. Savaşın uzayıp gitmesi halinde, nihayetinde suçun yükünü Netanyahu üstlenebilir; bu durum, iki müttefik arasındaki gerilimi potansiyel olarak derinleştirebilir. Toplantının dinamikleri hakkında açıkça konuşabilmek için isminin gizli tutulması kaydıyla görüşlerini paylaşan eski bir yetkili, "Netanyahu şu anda bir nevi sorun kaynağı, değil mi? Bu savaş son beş buçuk ay kadar bir süreyi tamamen meşgul etti ve ortada net bir çözüm yok," dedi. "Trump muhtemelen —ister kamuoyu önünde isterse özelde olsun— Netanyahu'yu kısmen suçluyor ya da onu işlerin kötüye gitmesiyle ilişkilendiriyor. İlla ki onun suçu olması gerekmiyor; mesele, onun bu durumla özdeşleştirilmesi. Ve başkan bu duruma çok kızgın." Kasım ayındaki ara seçimler öncesinde savaşı sona erdirmesi yönünde ülkesinde artan bir baskıyla karşı karşıya olan Trump, Netanyahu'ya duyduğu hoşnutsuzluğu giderek daha açık bir dille ifade etmeye başladı. Geçen ayki G7 zirvesinde, kırılgan bir barış anlaşmasını teşvik etmeye çalışırken İsrail'in Lübnan'da Hizbullah'a karşı sürdürdüğü askeri harekatı eleştirmişti. Başkan Yardımcısı JD Vance de İsrail'e yönelik eleştirilerini sertleştirerek, Netanyahu hükümetini savaşı uzatmak amacıyla ABD-İran müzakerelerini baltalamakla suçladı. ABD-İsrail ilişkilerini destekleyenler, Salı günkü görüşmenin, İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engelleme yönündeki ortak hedeflerini sürdürürken iki lider arasındaki ilişkilerin düzelmesine yardımcı olacağını umuyor. Cumhuriyetçi Yahudi Koalisyonu (Republican Jewish Coalition) CEO'su Matt Brooks, "Başbakan ile Başkan arasındaki tek değişmez husus ve aralarında hiçbir görüş ayrılığının bulunmadığı tek alan, İran'ın hiçbir koşulda nükleer silaha sahip olamayacağı gerçeğidir," dedi. "Takdir edilmesi gereken bir nokta da şu ki; bunun getirdiği bazı siyasi bedellere rağmen Başkan Trump bu konuda son derece kararlı bir duruş sergiledi. Oysa çok kolay bir şekilde, önceki başkanların hep yaptığı gibi davranıp sorunu öteleyebilir ve başkasının meselesi haline getirebilirdi." Senatör Mike Rounds (Cumhuriyetçi-Güney Dakota) ise görüşmenin, "liderlerin birbiriyle hiç konuşmamasından daha iyi" olduğunu ifade etti. Trump'ın ilk döneminde ABD'nin İran Özel Temsilcisi olarak görev yapan Elliott Abrams, Ekim ayında yeniden seçilme mücadelesi verecek olan İsrail Başbakanı'nın, Trump'ın bir sonraki adımlarını —yani mutabakat zaptına geri dönmeyi mi yoksa gerilimi daha da tırmandırmayı mı planladığını— anlamak için Salı günkü görüşmeye ihtiyaç duyduğunu belirtti. Ancak siyasi kimliğinin büyük bir kısmını İran'ın oluşturduğu güvenlik tehdidine karşı duruş üzerine inşa eden Netanyahu, Lübnan, Suriye ve Gazze dahil olmak üzere bir dizi çetin konunun ele alınmasının beklendiği Salı günkü görüşmeye, ciddi bir siyasi risk taşıyan bir konumda giriyor. Abrams, "Netanyahu için riskler daha yüksek; zira burada karar verici konumda olan kendisi değil Trump," dedi ve ekledi: "Ayrıca, koltuğu tehlikede olan Trump değil, bizzat kendisi." Kaynak: Politico
  12. .@KaitlanCollins, Trump'ın sözlü saldırıları hakkında şunları söyledi: "Mesele aslında benimle ilgili değil; konunun benim vereceğim tepki etrafında şekillenmesini de istemiyorum... Böyle anlarda önemli olan; odağı tekrar yapılan işe, sorulan soruya ve aldığımız yanıtsız yanıtlara çevirmektir."
  13. Johnson & Johnson’dan Tarihi Geri Adım: Milyarlarca Dolar Ödeyip Yıllardır Süren Dev Davayı Kapatıyor! Sağlık devi Johnson & Johnson (J&J), ürettiği talk bazlı bebek pudralarının yumurtalık kanserine yol açtığı iddiasıyla açılan ve 10 yılı aşkın süredir devam eden davaları bitirmek için 5,5 milyar dolar ödemeyi kabul etti. Yaklaşık 80 bin mağduru ilgilendiren bu anlaşma onaylanırsa, şirketin üzerindeki en büyük hukuki baskı son bulmuş olacak. Anlaşmanın Öne Çıkan Detayları %95 Katılım Şartı: Anlaşmanın geçerli olması için mağdurların en az %95'inin bu teklifi kabul etmesi gerekiyor. Sürecin netleşmesinin aylar alacağı belirtiliyor. Ödeme Planı: J&J, tazminat ödemeleri için 2027 yılına kadar 3 milyar dolarlık kısımı ödeyecek. Kalan ödemeler ise 2028 ve sonrasına yayılacak. Geçmişteki İflas Taktikleri: Şirket daha önce "iflas koruma" (Chapter 11) yolunu kullanarak davalardan sıyrılmaya ve 8 milyar dolarlık tekliflerle konuyu kapatmaya çalışmıştı. Ancak mahkemeler, finansal açıdan gayet sağlıklı olan şirketin bu hamlelerini reddetti. J&J Masada Nasıl Üstünlük Sağladı? J&J, tazminat ödemeyi kabul etse de suçlamaları kesin bir dille reddetmeye devam ediyor. Masadaki pazarlıklarda şirketin elini güçlendiren ve süreci bu noktaya getiren iki kritik gelişme yaşandı: Bilirkişi Raporlarındaki Çatlak: Geçen hafta görülen davada davacıların iki kilit bilirkişisi, kansere doğrudan talk pudrasının yol açtığını kesin olarak kanıtlayamadı. Hakimin davayı düşürme sinyali vermesi üzerine davacılar uzlaşmaya daha sıcak bakmaya başladı. Davacı Avukatına Yetki İptali: Mahkeme hakimi, 5.500 kadını temsil eden ana hukuk bürolarından birinin yetkisini iptal etti. Gerekçe olarak ise bu büronun, J&J’nin eski bir avukatından uygunsuz şekilde iç bilgi toplaması gösterildi. Taraflar Ne Diyor? J&J hisseleri, mesai saatleri dışındaki işlemlerde %1,8 oranında değer kazandı. Kaynak: TWSJ
  14. Sizinle gurur duyuyoruz Filenin Sultanları!
  15. 24 Saate Sığdırılan Bir Tarih: 'Filenin Sultanları' Şampiyon Oldu, Medya Başka Yöne Baktı Türk voleybolu, 26 Temmuz 2026 gecesi Çin’in Makao kentinde bir kez daha tarih yazdı. Daniele Santarelli yönetimindeki A Milli Kadın Voleybol Takımımız, VNL (Milletler Ligi) finalinde Brezilya’yı 3-1 mağlup ederek ikinci kez bu dev kupayı müzesine götürdü. Melissa Vargas’ın 33 sayıyla devleştiği, tüm dünyanın hayranlıkla izlediği ve Türk kadınının gücünü bir kez daha küresel sahnede tescilleyen bu zafer, elbette büyük bir gurur dalgası yarattı. Ancak bu devasa başarının Türk medyasındaki "ömrü", maalesef sadece 24 saat sürdü. Pazar gecesi atılan coşkulu manşetler, pazartesi akşamı yerini rutin transfer söylentilerine, futbol kulüplerinin polemiklerine ve gündelik magazin tartışmalarına bıraktı. Dünyanın zirvesine çıkan bir takımın zaferi, medyanın uçucu algoritmasında adeta bir "anlık içerik" muamelesi görerek tükettiğimiz yüzlerce haberden biri haline geldi. Manşetlerin Kısa Ömrü: Tüketim Çılgınlığı ve Futbol Odaklı Medya Düzeni Türkiye’de spor medyasının omurgasını onlarca yıldır futbol oluşturuyor. Bu durum şaşırtıcı değil; ancak sorun, futbol dışındaki branşların—dünya şampiyonlukları dahi gelse—sadece "geçici bir heyecan" olarak görülmesinde yatıyor. Bunun temel nedeni, medyanın spor basını kimliğinden sıyrılıp tamamen "anlık tık ve reyting" odaklı bir tüketim çarkına dönüşmüş olmasıdır. Şampiyonluk gecesi atılan "Gururumuzsunuz" başlıkları, takip eden gün gazetelerin veya dijital platformların ana sayfalarında yerini çoktan kaybetti. Şampiyonluğun taktiksel analizi, oyuncuların bireysel gelişim hikayeleri ya da bu başarının arka planındaki sistemik emek yerine; bir kulüp yöneticisinin demeci veya sosyal medya kavgası daha çok görünürlük buldu. Kadın Sporunun 'Samimiyetsiz' Dönemselliği Medyanın kadın sporculara yaklaşımında kronikleşmiş bir "dönemsellik" göze çarpıyor. Başarı geldiğinde manşetleri süsleyen, sponsorların ve ekranların yüzü olan sporcularımız; kupa kaldırıldıktan 24 saat sonra adeta bir görünmezlik zırhına bürünüyor. Geçici İlgi: Zirvedeyken göklere çıkarılan hikayeler, başarının sürdürülebilirliği için gereken derinlikli medya desteğinden yoksun bırakılıyor. Derinleşemeyen Analizler: Vargas’ın MVP performansının anatomisi, Hande Baladın’ın hücum katkısı ya da Santarelli’nin oyuna müdahaleleri yerine; sadece yüzeysel tebrik mesajlarıyla geçiştirilen bir süreç izliyoruz. Magazinleştirme Eğilimi: Sahadaki taktiksel ve atletik üstünlükten ziyade, sporcuların sosyal medya paylaşımları veya saha dışı yaşamları haber değeri taşıyor. Bu durum, kadın sporuna verilen değerin ne kadar "skor odaklı" ve "yüzeysel" olduğunu acı bir şekilde gözler önüne seriyor. Spor Kültürünün Eksikliği ve 'Kaçırılan Fırsat' Bir ülkenin spor kültürü, yalnızca şampiyonluk anında bağırmakla değil; o şampiyonluğun getirdiği vizyonu yaşatmakla ölçülür. Filenin Sultanları’nın 2026 VNL Şampiyonluğu, Türkiye’de kız çocuklarına ilham vermek, spora katılımı artırmak ve branş çeşitliliğini toplum tabanına yaymak için muazzam bir fırsattır. Ancak medya, bu toplumsal dönüşümün taşıyıcısı olmak yerine, izlenme sayılarına yenik düşerek kolay olanı seçiyor. 24 saat içinde zaferi rafa kaldırıp futbol ligindeki tartışmalara geri dönmek, aslında kendi spor kültürümüze yapılan büyük bir haksızlıktır. Madalyonun Öteki Yüzü: Diğer Sporlara Kat, Yat, Para; Kadın Voleybolculara Sadece 'Öğüt' Türk medyasının ve genel spor ekosisteminin bu vurdumduymazlığının arkasında yatan en acı gerçek ise finansal ve manevi kaynakların adaletsiz dağılımında gizlidir. Bugün Türkiye’de uluslararası alanda hiçbir kayda değer başarısı olmayan, Avrupa kulvarlarından ilk turlarda elenen ya da sahada varlık gösteremeyen birçok branşa ve sporcuya milyonlarca dolarlık bonservisler, devasa bütçeler, sponsorluklar, katlar, yatlar ve lüks imkanlar bocalıksız akıtılıyor. Hatta başarısızlıklar dahi "maliyetli reaksiyonlar" ve astronomik tazminatlarla ödüllendiriliyor. Peki ya dünyayı dize getiren, bayrağımızı en yüksek göndere çeken kadın voleybolcularımız? Onlara gelince sistemin cebinden çıkan ilk şey bolca "öğüt", bedava "fedakarlık beklentisi" ve süslü ama içi boş "tebrik cümleleri" oluyor. 1. Kaynak Adaletsizliği ve "Çifte Standart" Sonsuz Kredi ve Lüks: Futbol başta olmak üzere bazı erkek egemen branşlarda, başarı şartı aranmaksızın her türlü lüks ve finansal konfor sporcuların önüne seriliyor. Yıllardır kulüplerin ve medyanın odağında olan bu yapıda, en küçük bir yerel galibiyet dahi günlerce primlendiriliyor. Başarıya Mahkûm Edilen Kadınlar: Kadın voleybolcularımız ise ancak "Dünya Şampiyonu" veya "Avrupa Şampiyonu" olduklarında görünür hale geliyor. Yani onlardan istenen şey sadece iyi oynamak değil; sürekli imkansızı başarmak. Buna rağmen elde ettikleri imkanlar ve bütçeler, başarılarıyla asla orantılı bir seviyeye ulaşmıyor. 2. "Siz Rol Modelisiniz, Parayı Konuşmayın" Baskısı Medya ve spor bürokrasisi, kadın sporculara yaklaşırken örtülü bir manevi baskı uyguluyor. Kadın voleybolculara sık sık "Siz gençlerimize rol modelsiniz", "Türk kadınının gururusunuz", "Alçakgönüllü olmalısınız" şeklinde üst perdeden öğütler veriliyor. Maneviyat elbette değerlidir; ancak tebrik mesajları, kuru alkışlar ve medyanın 24 saatlik öğüt dolu övgüleri bir spor branşının altyapısını, tesislerini veya geleceğini finanse etmez. Başarı Baskısı Kadınların, Safahat Diğerlerinin Olmamalı Filenin Sultanları’nın kazandığı her kupa, Türkiye’de spor yatırımlarının ne kadar yanlış yerlere yapıldığının canlı bir kanıtıdır. Eğer bu ülkenin kaynağı, yatı, katı ve milyon euro’ları sıfır başarı üreten yapılara gözü kapalı akıtılırken; dünyanın en iyisi olan kadın voleybol takımımıza sadece öğüt ve 24 saatlik geçici övgüler layık görülüyorsa, burada çok ciddi bir sistemik ve zihniyet sorunu var demektir. Artık içi boş tebrikleri ve üstenci öğütleri bir kenara bırakıp, hakkı olana hakkını teslim etme zamanı çoktan gelmiştir. Kadın voleybol takımı ve medya ilişkisini derinleştirdiğimizde, olayın sadece bir "gündem yoğunluğu" ya da "futbol fanatizmi" olmadığını; altında çok daha derin sosyolojik, kültürel ve medyatik dinamiklerin yattığını görürüz. Bu tabloya dair söylenebilecek diğer kritik başlıklar ve acı gerçekler şunlardır: 1. Kadın Başarısının "Apolitikleşme" ve "Nötrleştirme" Süzgeci Kadın Voleybol Takımı, Türkiye’de toplumun her kesimini birleştiren ender unsurlardan biri. Ancak medya, bu birleştirici gücü kucaklamak yerine, takımı "risk içermeyen, steril bir vitrin ürünü" olarak görmeyi tercih ediyor. Sporcuların sahadaki duruşu, modern Türk kadını temsili ve toplumsal mesajları; medyanın "aman kriz çıkmasın" çekincesiyle sürekli törpüleniyor. Başarı anında sporcuların ne kadar güçlü ve bağımsız karakterler olduğu öne çıkarılmıyor; aksine haberler sadece skorboard verilerine indirgenerek içi boşaltılıyor. 2. "Görünmez Kaza" Stratejisi: Başarısızlık Kollayan Medya Eğilimi Türk medyasının voleybol takımımızla kurduğu bağ ne yazık ki "sevgi" değil, "fırsatçılık" ilişkisidir. Takım şampiyon olduğunda 24 saatlik coşkulu yayınlar yapılır. Ancak en ufak bir mağlubiyette ya da form düşüklüğünde, "Manşetler atılsın, linç edilsin" diye pusuya yatılır. Diğer branşlardaki kronik başarısızlıklar "Süreç gerekiyor", "Yapılanma var" diyerek yıllarca tolere edilirken; kadın voleybolcularımızın kaybettiği tek bir set bile ağır eleştirilere ve hatta sporcuların özel hayatlarına dönük yıpratma kampanyalarına malzeme edilebiliyor. 3. Pazarlama ve "Sponsorluk" İllüzyonu Media&PR dünyası Filenin Sultanları’nı çok seviyor gibi görünüyor, değil mi? Her yerde reklamları var. Ancak burada da büyük bir sömürü çarkı işliyor: Trendeyken Yanındayız: Sponsorlar ve medya markaları, voleybolcuları sadece "popüler oldukları" ve kendilerine "pozitif imaj" katacağı dönemlerde kullanıyor. Altyapıya Yokuz: Reklam filmlerinde oynatmak için yarışan markalar ve bunu haberleştiren medya; voleybolun Anadolu’ya yayılması, altyapı tesislerinin kurulması veya lig maçlarının (Sultanlar Ligi) yayın haklarının hak ettiği değere ulaşması için parmağını bile oynatmıyor. Yani medya ve sermaye, voleybolun geleceğine değil, sadece bugünkü ışıltısına ortak oluyor. 4. Erkek Egemen "Yorumcu" Sektörünün Voleybol Cahilliği Türkiye’de ekranları kaplayan spor yorumcularının %90’ı futbol kökenli. Voleybolun taktiğini, rotasyonunu, istatistiksel derinliğini (setter dump, block touch, transition attack vb.) analiz edebilecek nitelikli voleybol medyası ve yorumcusu bir elin parmaklarını geçmiyor. Futbolda bir taç atışı bile 45 dakika tartışılırken; voleybol maçından sonra ekranlarda sadece "Aferin kızlara, çok iyi mücadele ettiler" gibi yüzeysel, hiçbir teknik derinliği olmayan yorumlar duyuyoruz. Medya, voleybolu "teknik bir spor" olarak değil, sadece "duygusal bir başarı hikayesi" olarak gördüğü için analiz üretemiyor. Analiz üretemediği için de 24 saat sonra konuşacak malzemesi kalmıyor! 5. "Kırılan Cam Tavanlar" ve Spor Politikası Eksikliği Son olarak, Filenin Sultanları’nın başarısı tesadüf değil, federasyonun ve kulüplerin (Eczacıbaşı, VakıfBank, Fenerbahçe vb.) yıllar süren sistemli çalışmasının bir sonucudur. Ancak medya, bu "Sistem Başarısını" haberleştirmeyip işi mucizelere veya bireysel yeteneklere bağladığı için, diğer branşlara örnek olabilecek bir "Spor Modeli" hikayesi çıkaramıyoruz. Medya bu başarıyı doğru okuyup gündemde tutabilseydi; bugün Türkiye'de kadın basketbolu, hentbolu, atletizmi de benzer sistemlerle dünya çapında yatırımlar alabilirdi. Sonuç: Sahada Yazılan Tarih, Medyanın Hafızasından Silinmemeli Filenin Sultanları, sahada döktükleri ter ve kazandıkları kupalarla Türk spor tarihinin altın sayfalarını yazmaya devam ediyor. Medyanın bu başarıyı 24 saatte tüketip unutması, o kupanın değerini veya milletin kalbindeki yerini eksiltmez. Ancak Türk medyasının halihazırdaki bu "saman alevi" yaklaşımını sorgulamak zorundayız. Gerçek bir spor ülkesi olmak istiyorsak, dünya şampiyonluklarını birer günlük "manşet süsü" olarak değil; haftalarca konuşulacak, analiz edilecek ve gelecek nesillere aktarılacak ilham kaynakları olarak ele almalıyız. Sultanlar zirvede kalmaya devam edecek; umarız medya da bir gün bu zirvenin ağırlığına uygun bir hafıza geliştirmeyi başarır.
  16. Sırbistan, Avrupa Voleybol Şampiyonası hazırlıklarını sürdürüyor.
  17. Bunu hatırladınız mı? Roberto Carlos imdada yetişiyor
  18. Gerçeklikle Fantezi Arasındaki İnce Çizgi: Mitomani ve Patolojik Yalan Üzerine Psikolojik Bir İnceleme Bir arkadaşım var, sürekli yalan söylüyor ve zaman zaman kendi söylediği yalanlara kendisi de inanıyor. Örneğin, aslen Türk olmasına rağmen insanlara yarı İtalyan, yarı Yunan olduğunu söylüyor. Bazen kafasından hikayeler uyduruyor ya da kendisini başarılı göstermek için yaşanmamış olaylar kurguluyor. Kısacası, yalanlar aracılığıyla kendini egzotik göstermek için özel bir çaba harcıyor. Bu arkadaşımın sergilediği bu tutum, psikolojide ve psikiyatride oldukça bilinen, ancak yüzeysel bakıldığında kafa karıştırıcı ve yıpratıcı bir davranıştır. Bu durum—etnik kökeni çarpıtma, kendini egzotik veya olağanüstü başarılı gösterme, yaşanmamış anılar kurgulama ve en önemlisi kendi söylediği yalanlara zamanla kendisinin de inanması—bize çok net bazı psikolojik mekanizmaları işaret ediyor. Gerçeklikle Fantezi Arasındaki İnce Çizgi: Mitomani ve Patolojik Yalan Üzerine Psikolojik Bir İnceleme İnsan ilişkilerinin temel harcı güvendir. Ancak bazı bireylerle kurulan bağlarda, zamanla gerçekliğin zemini kaymaya başlar. Bir arkadaşınızın sürekli yalan söylemesi, olmadığını biri gibi davranması ve en garibi kendi kurguladığı bu paralel evrene zamanla kendisinin de inanması, ilk bakışta basit bir "ahlakı veya karakter kuralını çiğneme" gibi görünse de, derin psikolojik dinamikler barındırır. Bu davranış kalıbı psikolojide Mitomani (Mytomania) veya Patolojik Yalan Söyleme (Pathological Lying) olarak adlandırılır. 1. Mitomani Nedir ve Sıradan Yalandan Nasıl Ayrılır? Sıradan bir insan genelde bir cezadan kaçınmak, bir çıkar elde etmek veya birini korumak için yalan söyler. Bu yalanların somut ve mantıklı bir amacı vardır; kişi yalan söylediğinin son derece bilincindedir ve yakalanma korkusu yaşar. Mitomanide (Patolojik Yalan) ise durum tamamen farklıdır: Ortada Belirgin Bir Çıkar Yoktur: Yalan söylenmesinin arkasında somut bir maddi veya pratik kazanç olmak zorunda değildir. Benlik Algısını Yeniden İnşa Etme Çabası: Yalanlar genelde kişiyi olduğundan daha popüler, egzotik, başarılı, çekici, mağdur veya kahraman göstermek üzere kurgulanır. İnandırıcılık ve Kendi Yalanına İnanma: En belirgin özelliklerinden biri, mitomanların söylerken gösterdikleri yüksek özgüvendir. Bir süre sonra, beyin yapay olarak oluşturduğu bu anıları işler ve kişi kendi yalanına gerçekmiş gibi inanmaya başlar. 2. Neden "Egzotik" veya "Yarı İtalyan / Yarı Yunan" Kimliği? Arkadaşımın Türk olmasına rağmen kendini yarı İtalyan yarı Yunan olarak tanıtması ve kendini egzotik gösterme çabası son derece tipiktir. Bu durumun arkasında yatan ana psikolojik etkenler şunlardır: a) Narsisistik Beslenme ve Fark Edilme Arzusu Sıradan, ortalama bir kimliğe sahip olmak bu kişiler için adeta bir "yok oluş" gibi hissedilir. Sıradanlık, onlar için yetersizlikle eşdeğerdir. Kendini egzotik bir kökene bağlamak: Ortamlarda hemen dikkat çekmeyi sağlar. Onu diğer insanlardan "farklı" ve "özel" kılar. İnsanların merakını uyandırarak ona sürekli bir ilgi (narsisistik beslenme) sağlar. b) Aşağılık Kompleksi ve Öz-Değersizlik (Inferiority Complex) Derinlerde bir yerde kişi, kendi çekirdek kimliğiyle (öz benliğiyle) barışık değildir. Kendi gerçekliğini yetersiz, sıkıcı veya değersiz bulur. Bu acı verici gerçekle yüzleşmemek için zihinsel bir savunma mekanizması devreye girer: "Ben aslında buraya ait değilim, ben daha özel ve egzotik bir yerden geliyorum." c) Yaşanmamış Küçük Başarı Hikayeleri Kendi başarısını veya hayatını olduğundan farklı anlatması, kişinin içindeki "ideal benlik" (olmak istediği kişi) ile "gerçek benlik" (olduğu kişi) arasındaki devasa uçurumu yalanlarla kapatma çabasıdır. 3. İnsan Söylediği Yalana Nasıl İnanır? (Konfabülasyon ve Anı İnşası) Bir insanın kendi uydurduğu bir şeye inanması dışarıdan bakıldığında imkansız gibi görünür. Ancak insan beyni son derece esnektir: Görselleştirme ve Tekrar: Kişi hikayeyi kafasında o kadar çok tekrar eder ve ayrıntılandırır ki, beyin bu zihinsel imajları gerçek anılardan ayırt edememeye başlar. Duygusal İhtiyaç: Egzotik ve başarılı olma ihtiyacı o kadar güçlüdür ki, beyin bu ihtiyacı doyurmak için yalanı "gerçek anı" olarak arşivler. Buna psikolojide Konfabülasyon (Anı Uydurma) veya Yanlış Anı Sendromu denir. Bilişsel Çelişkiyi Önleme: Kişi hem "iyi/dürüst biriyim" deyip hem yalan söylediğini bilirse zihinsel bir çatışma yaşar. Beyin bu çatışmayı çözmek için "Bu aslında yalan değil, gerçekten yaşandı" illüzyonunu yaratır. 4. Bu Durumun Arkasında Hangi Psikolojik Yapılar Olabilir? Patolojik yalan söyleme tek başına bir tanı olabileceği gibi, genellikle farklı psikolojik durumların bir semptomu olarak ortaya çıkar: Histriyonik Kişilik Bozukluğu: İlgi odağı olma ihtiyacının aşırı yüksek olduğu, dramatik ve egzotik davranışların ön planda olduğu durumlar. Narsisistik Kişilik Bozukluğu: Kendini üstün, özel ve ayrıcalıklı görme arzusu; yetersizlik hissini masking (maskeleme) yöntemiyle örtme. Sınırda (Borderline) Kişilik Yapısı: Kimlik karmaşası yaşama, "Ben kimim?" sorusuna net bir yanıt veremediği için sürekli yeni kimlikler icat etme. Çocukluk Çağı Travmaları veya İhmal: Çocuklukta sadece başarısıyla veya olağanüstü durumlarda ilgi görmüş bireyler, yetişkinlikte de ilgi çekmek için hikaye uydurmaya meyledebilirler. 5. Bir Arkadaş Olarak Nasıl Bir Tutum Sergilemelisiniz? Böyle biriyle arkadaşlık etmek son derece yorucudur. Bir yandan onun için üzülürken, diğer yandan sürekli manipüle ediliyormuş gibi hissedebilirsiniz. Yapılması Gerekenler: Yalanları Beslemeyin: Anlattığı egzotik veya abartılı hikayelere aşırı hayranlık, şaşkınlık veya ilgi göstermeyin. Tepkisiz ve nötr kalın. İlgi görmediğinde bu hikayeleri size anlatmayı azaltacaktır. Gerçekliği Yumuşakça Hatırlatın: Onu topluluk içinde utandırmak yerine, baş başayken "Ben senin ailenin ve geçmişinin gayet güzel olduğunu biliyorum, kendini farklı göstermene gerek yok, seni olduğun gibi seviyorum" mesajı verin. Sınırlar Koyun: Yalanları sizin hayatınızı veya ortak ilişkinizi etkilemeye başladığında net sınırlar çizin. Profesyonel Desteğe Yönlendirin: Bu durumun bir kişilik veya savunma mekanizması kalıbı olduğunu unutmayın. Bir psikolog veya psikiyatrist ile görüşmesi konusunda cesaretlendirin (ancak bunu "Sen hastasın/yalancısın" diyerek değil, "Kendinle barışman için bir terapistle konuşmak sana iyi gelebilir" şeklinde yapın). Yapılmaması Gerekenler: Sert Saldırılara Girişmeyin: "Sen yalancısın, İtalyan falan değilsin!" diyerek onu köşeye sıkıştırmak genelde işe yaramaz. Kişi savunmaya geçer, yeni yalanlar üretir veya durumunu daha da aggressively (saldırganca) savunur. Dedikodu Konusu Yapmayın: Bu durumu bir karakter bozukluğundan ziyade bir psikolojik savunma mekanizması olarak görmek, ona karşı öfke yerine empatik bir mesafe koymanıza yardımcı olur. Özet ve Sonuç Arkadaşınızın sergilediği davranışlar, derin bir kabul görme, beğenilme ve sıradanlıktan kaçma çabasıdır. Kendi uydurduğu egzotik kimliğe ve hikayelere inanması, zihninin kendisini yetersizlik duygusundan korumak için geliştirdiği yanılsamalı bir zırhtır. Siz bir arkadaş olarak onun bu "hayal dünyasını" beslememeli, ancak ona sertçe saldırmak yerine nötr ve gerçekçi bir duruş sergilemelisiniz. En nihayetinde, bu seviyedeki bir patolojik yalan söyleme alışkanlığı ancak köklü bir psikoterapi süreciyle çözülebilir.
  19. Bazı Voleybolcuların VNL’i Kazanma Sayıları Tijana Boskovic -> 0 Gabi Guimaraes -> 0 Mayu Ishikawa -> 0 Defne Başyolcu -> 1
  20. Rosamaria Montibeller (Brezilya): "Bugün onların gözüne uykuya girmeyen o günlerin biri. Gurur duyduğun o acımtırak 'kıl payı kaçtı' hissiyle birbirine karıştığı günlerde. Ama sana baktığım, günün sonunda o büyük nihai hedef nerede saklı? İnsanın her geçen gün, yaşadığı o en büyük rekabeti yaşadığını hissetmesinden daha ne olabilir? Benim için, bu formayı giymenin yeteneği, çocuğu, gücü ve altın madalyalarının çok ötesinde bir şey olduğu yıllar öncesinden zaten netleşmişti. Şu tercihleri yapamayan: rahatsız edici olsa bile adanmışlık; evde kanepede yayılıp oturmak rahatken eleştirilere göğüs germe daha cesareti; acı mısra safra tutku; Olabildiğine inandığından çok daha fazlasını talep etsen bile kendini adamak. Benim için, bizim adanmışlığımız altındı. Benim için, bu takımın her gün yaşadığı değerler altın değerindedir. Burada olmak ve bir araya gelmek bir şekilde dünyanın en iyilerini sürdürmek altındır. Bu şans değil, tesadüf hiç değil. Bu saygı ve çok, ama ÇOK çalışma. Başımız dik bir şekilde yolumuza devam ediyoruz. Onun zamanı. Yukardaki Rosamaria'nın meajı doğrudur. Paylaştığınız metin, Brezilyalı milli voleybolcu Rosamaria Montibeller’in milli takımla yaşadığı zorlu bir turnuva/final sürecinin ardından kişisel sosyal medya (Instagram) hesabından yaptığı duygu dolu paylaşımın Türkçe çevirisidir. Metnin Öne Çıkan Ana Temaları"Kıl Payı Kaçan" Altın ve Gurur: Şampiyonluk hedefine çok yaklaşıp ulaşılamayan anlarda hissettiği burukluğu ve bununla birlikte duyduğu büyük gururu ifade eder. Gerçek Başarının Tanımı: Başarının sadece altın madalya, boy, yetenek veya güçten ibaret olmadığını; asıl amacın insanın her gün kendisiyle girdiği rekabeti kazanması olduğunu vurgular. Adanmışlık ve Mücadele: Konfor alanından çıkıp eleştirilere göğüs germeyi, acı verse bile tutkuyla çalışmayı ve milli formayı taşımanın sorumluluğunu dile getirir. Rosamaria bu mesajıyla, elde edilen derecenin ötesinde takımla birlikte verilen emeğin, akıtılan terin ve ülkesini sürekli zirvede tutma kararlılığının kendileri için esas "altın" değerinde olduğunu vurgulamıştır.
  21. CEV KADINLAR AVRUPA ŞAMPİYONASI HEYECANI İSTANBUL’DA YAŞANACAK! CEV Kadınlar Avrupa Şampiyonası’nda Filenin Sultanları sahaya çıkarken sen de yerini ayır. Bu heyecanı Sinan Erdem Spor Salonu’nda beraber yaşayalım!

Account

Navigation

Tarayıcı push bildirimlerini yapılandırın

Chrome (Android)
  1. Adres çubuğunun yanındaki kilit simgesine dokunun.
  2. İzinler → Bildirimler seçeneğine dokunun.
  3. Tercihinizi ayarlayın.
Chrome (Desktop)
  1. Adres çubuğundaki kilit simgesine tıklayın.
  2. Site ayarları seçeneğini seçin.
  3. Bildirimler seçeneğini bulun ve tercihinizi ayarlayın.