İçeriğe atla


Sultan II. Abdülhamid'in hazırlattığı haritaya göre


Bu başlığa 50 cevap verilmiş

#26 politika

politika

    Süper Üye

  • Φ Süper Üye -
  • 11.092 İleti

Gönderi Tarihi: 30 Aralık 2008 - 01:17

Türkiye'nin yeralti zenginlikleri,eger hikaye diye adlandiriliyorsa bizim buna muhatap olmamiz sacma olur.Cünkü en büyük yanlis bilmeyenle degil de bilmedigini bilmeyenle tartismaktir.
******
Ermeni Kürt davasina benzemez diye de bir satasma var.

Bakin arkadasim,Ermeni Kürt davasi demek ki sizi baya baya incitiyor,acaba bunun baska bir nedeni olmasin,bize aciklayamadiginiz.Cünkü Ermenilerin katledildigine adiniz gibi inaniyorsunuz,Kürtlerin haklarinin verilmedigini savunuyorsunuz,Türk milletini Irkci yapiyorsunuz.Dine dil uzatiyorsunuz.Ermeni ve Kürt haklarini savunmanizin onda biri kadar Türk milletini savunmadiniz bugüne kadar,hatta Almanlar bile sizin icin cok kutsal.ve Almanyada bile Türkler kötü sizin gözünüzde.

saygilarla




SESINI DEGIL, SÖZÜNÜ YÜKSELT,
YAGMURLARDIR BÜYÜTEN BASAKLARI, GÖK GÜRÜLTÜLERI DEGIL...
BIR LAFA BAKARIM LAF MI DIYE,
BIRDE SÖYLEYENE BAKARIM ADAM MI DIYE..
EN BÜYÜK ÖZÜR SEVGISIZLIKTIR...



#27 Dogrucudavut

Dogrucudavut

    Kıdemli Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • PipPipPipPip
  • 1.773 İleti

Gönderi Tarihi: 30 Aralık 2008 - 04:36

Türkiye rüzgar enerjisi

Türkiye rüzgar enerjisi potansiyeli bakımından küresel ölçekte ilk sıralarda yer alan bir ülkedir. Yerleşim alanları dışında 10 m yükseklikteki rüzgar hızı yıllık ortalaması, Ege ve diğer kıyı bölgelerinde 4. 5-5. 6 m/s, iç kesimlerde ise 3. 4-4. 6 m/s arasındadır. 10 m yükseklikte yıllık ortalama rüzgar hızı 4-5 m/s olan bölgelerde, 50-60 m yükseklikteki güç yoğunluğu 500 W/m2 aşar. Metrekareye saniyede 500 watt enerji aktaran rüzgardan elektrik elde etmek sadece teknik bir meseledir.

Rüzgar enerjisinin kullanılması ülkemiz açısından önemli olduğundan, değişik yörelerimizdeki rüzgar enerjisi potansiyellerinin belirlenmesi için çeşitli kurum ve kuruluşlar tarafından çalışmalar yapılmıştır ve halen de yapılmaktadır. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü (DMİ), uzun süreden beri klimatolojik rüzgar verileri toplamaktadır. Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü (EİE) ise, rüzgar enerjisi alanında Ar-Ge projeleri sürdürmek amacıyla, 1983 yılında bir çalışma başlatmıştır. İlk adım olarak DMİ Genel Müdürlüğü’ne ait istasyonların 1970-1980 yıllan arasındaki aylık rüzgar hızı ve yönüne ait 10 yıllık veriler analiz edilmiş ve ülke genelindeki doğal rüzgar dağılımı “Türkiye Rüzgar Enerjisi Doğal Potansiyeli” adı altında yayımlanmıştır. Bu bilgilere http://repa.eie.gov.tr/ adresinden ulaşılabilir.


REPA, küresel atmosferik sirkülasyon modeli, orta-ölçekli sayısal hava analiz modeli ve mikro-ölçekli rüzgar akış modeli kullanılarak üretilen rüzgar kaynak bilgilerinin verildiği Rüzgar Enerjisi Potansiyel Atlası’dır. Bu atlas yardımıyla Türkiye genelinde 200 m x 200 m çözünülürlüğünde;

- 30, 50, 70 ve 100 m yüksekliklerdeki yıllık, mevsimlik, aylık ve günlük rüzgar hız ortalamaları,
- 50 ve 100 m yüksekliklerdeki yıllık, mevsimlik ve aylık rüzgar güç yoğunlukları,
- 50 m yükseklikteki yıllık kapasite faktörü,
- 50 m yükseklikteki yıllık rüzgar sınıfları,
- 2 ve 50 m yüksekliklerdeki aylık sıcaklık değerleri,
- Deniz seviyesinde ve 50 m yüksekliklerdeki aylık basınç değerleri öğrenilebilmektedir.

REPA ile denizlerimizde, kıyılarımızda ve yüksek rakımlı bölgelerimizde daha önce ölçemediğimiz yüksek yoğunluklu potansiyeller görünür hale gelmiştir.

Rüzgar santralı kurulabilecek alanların belirlenebilmesi için rüzgar kaynak bilgileri ile topografya, akarsular ve göller, yerleşim bölgeleri, orman arazileri, kara ve demir yolları, özel çevre koruma alanları, kuş göç yolları, deniz ve hava limanları, enerji nakil hatları, trafo merkezleri ve elektrik üretim tesisleri gibi tematik haritalar Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ile entegre edilmiştir. Şekilde Türkiye rüzgar coğrafyası verilmiştir. Kırmızı ile işaretlenen bölgeler Rüzgar türbini kurmaya uygun yerlerdir.


Şekil 3 : Türkiye Rüzgar Enerjisi Atlası (REPA)

Rüzgar kaynak bilgileri, haritalarla desteklenerek Türkiye geneli, grid, coğrafi bölge, il ve seçilecek herhangi bir alan veya nokta bazında değerlendirilir. Böylece rüzgar enerji santralı (RES) kurulabilecek alanlar kolaylıkla belirlenir. Ön fizibilite çalışmaları yapmak için şirketlerin elinde yeterli bilgi mevcuttur. Rüzgar kaynağı arama amacıyla yapılan çalışmalar ortadan kaldırılarak tasarruf sağlanmaktadır.

Türkiye’de de rüzgar enerjisine özel sektörün ilgisi inanılmaz boyutlardadır. Nedenleri devletin sağladığı teşvikler rüzgar coğrafyasının uygun oluşu ve akıllıca yapıldığı taktirde karlı oluşudur. Petrol fiyatlarındaki aşırı artış, türbin teknolojisindeki ilerlemeler ve iklim değişikliği gibi küresel faktörler ülkemize yansımıştır. Rüzgar enerjisine olan ilgi diğer yenilenebilir kaynaklar arasında, Tablo 6 dan görüleceği gibi çok fazladır.

Haziran 2008 tarihi itibariyle Türkiye rüzgar kurulu gücü 250 MWe’lar civarındadır. (Tablo 2) Yine aynı tablodan görüleceği gibi 2008 yılı sonunda rüzgar kurulu gücünün mevcut gücün iki katına ulaşması beklenebilir.


-http://www.enerjiplatformu.com/ruzgar/1307-ruzgar05-
“Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz. “( Uğur Mumcu )
“İnsanlara en büyük iyilik, akıllarını kullanmayı öğretmektir.” ( Mollıere )
“Büyük beyinler fikirleri, orta beyinler olayları, küçük beyinler ise kişileri konuşur.”( Rıckover )

#28 Dogrucudavut

Dogrucudavut

    Kıdemli Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • PipPipPipPip
  • 1.773 İleti

Gönderi Tarihi: 30 Aralık 2008 - 04:39

GÜNEŞ ENERJİSİ

Artan enerji fiyatları ve çevre duyarlılığı, CO2 emisyonu yapmayan, yenilenebilir yani hiçbir zaman yok olmayacak, temiz enerji teknolojilerini tüm ülkelerin gündemine oturmuştur. Güneş enerjisi bu çarpıcı gelişmeler sonucu ilgi çekmeye başlamıştır.

Petrol doğal gaz gibi fosil kaynaklarına sahip olmayan Avrupa ülkeleri, başta Almanya, İtalya ve İspanya olmak üzere güneş enerjisine dört elle sarılmış ve 2007 de kurulu gücü 4690 MW yükseltmiştir.2006 yılı itibariyle kurulu güç artışı %54 civarındadır.

Türkiye’nin, tüm gayretlere rağmen sadece 38000MW bir kurulu gücü göz önüne alınırsa, Avrupa’da elde edilen güneş kaynaklı güç büyük anlam taşır. Ülkemiz enerji politikalarını planlayanların bu gelişmelerden büyük ders almaları gerekir. Enerji Platformu bu dosyası ile güneş enerji konusunda kim ne biliniyorsa, gelecekte neler olacaksa, ülkemizin bu enerjiden nasıl yararlanacağını, enerji ile ilgilenen tüm profesyoneller ile paylaşacaktır.

Ülkemiz Avrupa Birliği'ne (AB) katılmayı mili bir politika olarak benimsemiştir. Bu nedenle kendisini AB’nin enerji talep yansıtımlarından ve politikalarından soyutlayamaz.

-http://www.enerjiplatformu.com/gunes-enerjisi-
“Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz. “( Uğur Mumcu )
“İnsanlara en büyük iyilik, akıllarını kullanmayı öğretmektir.” ( Mollıere )
“Büyük beyinler fikirleri, orta beyinler olayları, küçük beyinler ise kişileri konuşur.”( Rıckover )

#29 Dogrucudavut

Dogrucudavut

    Kıdemli Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • PipPipPipPip
  • 1.773 İleti

Gönderi Tarihi: 30 Aralık 2008 - 04:49

İLK BOR MADENİNİN ANADOLUDAKİ KEŞFİ :

1850 yılında, Fransız mühendis Camille Desmazures’e İstanbul’da alçı taşından yapılmış bir heykel hediye edilmiştir. Fransız mühendis Desmazures, heykel üzerinde yaptırdığı analiz sonucunda, heykelin yüksek oranda boraks içerdiği anlamıştır. Bu şekilde, Anadolu’da bor madeninin varlığı

ortaya çıkmıştır. Heykelin yapıldığı madenin geldiği yöre ise, Balıkesir’in Susurluk ilçesinin Sultan Çayırı’dır. Desmazures, Anadolu’da pandermit adı verilen bor madenine ulaşmış oldu.. Desmazures ve ortağı Groppler, Pandermit madenini 20 sene süreyle alçı taşı olarak Avrupa’ya satmışlardır. Boraks üzerindeki bu oyun, uzun yıllar bu şekilde sürmüştür.

Osmanlılarca, Bu cevherin bor madeni olduğunun anlaşılması üzerine, bu kez de yabancılar cevheri, buğdaylar altında yurt dışına kaçırılmaya devam etmişlerdir. Bu kurulan düzene, kapitülasyon sarmalında olan Osmanlı Hükümetinin karşı çıkması olanaksızdı.. Çünkü yabancı ülkelerin Elçileri ve onların atadığı Komiserler, Osmanlı İmparatorluğu’nu idare ediyorlardı.

ANADOLU BOR MADENİ ÜZERİNDE OYNANAN OYUNLAR :


Bu arada içimizden olanlar acaba ne yapıyorlardı? Ermeni vatandaşlarımızdan Artin Dadyan Paşa Dışişleri Müşteşarı, Agop Kazasyan Paşa önce Hazine Bakanı sonra da Maliye Bakanı olmuştur. Sakız Ohannes Paşa ise, sırayla Dışişleri Bakanlığı Özel Kalemi sonra da Hazine Bakanı olmuştur. Osmanlı’nın Ermeni Bakanları, Yerli şirketlere işletme ruhsatı vermeyip Yabancı şirketlere veriyorlardı.

ANADOLU MADENLERİ ÜZERİNDE YAPILAN ULUSAL MÜCADELE


1919’dan 1923 yılına kadar ulusal Kurtuluş Savaşı veren Türk ulusu, 1923’den sonra Anadolu’daki yabancı kumpanyalardan kurtulma savaşı vermiştir. Bu savaş, Osmanlı borçlarının kontrolü amacıyla kurulmuş olan Duyun-u Umumiye ve Galata bankerlerine karşı verilmekteydi. Doğal kaynaklarımız olan madenlerimiz, yabancıların alacakları karşılığı korkunç bir şekilde talan edilmiştir. Bu talanı, Cumhuriyet öncesi kurulan demiryolu güzergahını inceleyerek de görebiliriz. Demiryollarının,
Ankara’ya giderken Balıkesir’i dolaşmasındaki erek neydi? Yabancı şirketler, demiryolu hatları boyunca aldıkları ruhsatlarla, maden işletmeciliği yapmışlardır.


Türk Bor madenleri, 1904 yılında İngiliz William Vitaler’e geçmiştir. Yabancı Şirketlerce, Anadolu’da Boraks madeni çıkartılmasına Cumhuriyet devrinde de devam etmiştir. 1927 tarihinde ise, Türk bor madenleri John Oved Rıd’e daha sonra da Lord Meven Mervil’in eline geçmiştir. 1938 yılında ise, Desmont Abel Smith elinde bulunan Boraks Madenlerini, Dünya Tekeli US Borax Consolidated Ltd’ye devretmiştir. Türk Bor Madenlerinin Ulusal Kurumlara geçişi Bor madeni üzerindeki Amerikan - İngiliz egemenliği, ancak 1935’de kurulan ulusal kurumumuz ETİBANK sayesinde kırılır.

1950 yılına kadar, US Borax Türkiye`deki tek bor üreticidir. US Borax, 2. Dünya Savaşı sırasında Türkiye’den yılda 15-16 bin ton ihracat yapmıştır. Ama aynı şirket, Türklerin Almanya’ya satış yapmasını engellemiştir. Türkiye’nin Bor ihracatı, 2000 tona düşürülmüştür.

1955 yılında US Borax, Türklere %2 hissesini vererek, Türk Borax Madenciliği adını almıştır. Bu şirkette çalışan ambar memuru Hüseyin Zeren, Türk Mühendislerin, yabancılarla yaptığı işbirliğini ortaya çıkarmıştır.

1956 tarihinde Kütahya Emet’te bor madeni bulundu. 1959 yılında ise, Kırka bölgesinde, Mortaş grubu (Yırcalı), Türk Borax (US Borax) ve Maden Tetkik Araştıma (MTA) bor araştırıyordu. Bu sahada araştırma yapan MTA’lı mühendis Sefer Demircan ise, bölgedeki ilk tinkal cevherini bulmuştur. Demircan, Rezervi MTA’ya bildireceğine Sırrı Yırcalı’ya bildirmiştir. Yırcalı (Mortaş), bir çok bor maden sahasını kapatarak, US Borax’la ortaklık ilişkisini girdi. Bu ortaklık, maden meslek dergisi olan‘Metal Bülletin’de de ilan edildi.

150 YILLIK BOR SERÜVENİ


Ülkemize bugün yılda 400 milyon dolar kazandıran, bor madenlerimizi ele geçirmek için geçmişte olduğu gibi, bugün de çeşitli senaryolar düşünenler olabilir. Zaten bor madenciliğimizin 150 yıllık serüveni bu tip cinliklerle doludur.

Resim: Susurluk sultançayırı bor maden ocaklarından, yabancı şirketlerinin deve katarlarıyla limana götürdükleri bor madeni (pandermit)



1860- 1959

a.. 1860 yılında İngilizler 60 bin İngiliz lirası vererek Balıkesir- Susurluk'taki boraks maden sahalarının maden işletme imtiyazını alıp, pandermit madeni adı altında yurtdışına götürmeye başladı.

b.. 1956 yılında MTA Kütahya Emet'te önemli bir bor madeni olan kolamenit yatağını keşfetti. O tarihte MTA'nın Umum Müdür Muavini olan Ömer Eskici, Etibank Umum Müdür Muavini olan Tahsin Yalabık'a durumu haber eder. Bunun üzerine bulunan yeni bor yatağının başkalarının eline geçmesini önlemek için saha Etibank'a devredildi.

c.. Etibank 1959 yılında yurtdışına ilk bor madeni ihracatını İtalya'ya tonu 44 dolardan kolemanit satarak gerçekleştirdi.

d.. O tarihe kadar dünyada tek üretici konumda olan İngiliz asıllı US Borax şirketinin dünya üzerinde 99 yıl süren monopolü Etibank'ın İtalya'ya bor madeni satmasıyla kırılmış oldu.

e.. İngiliz monopolü Etibank'ın piyasaya girmesi üzerine İtalya'ya yaptığı bor satışlarında fiyat kırmaya başladı. Etibank'la giriştiği rekabet sonucunda bor madeninin fiyatını 17 dolara düşürdü

a.. Etibank'ın dünyada ikinci bor madeni üreticisi olarak devreye girmesinden sonra İngiliz şirketi dünyadaki eğemenliğini sürdürebilmek için Etibank ve Türkiye üzerinde çeşitli senaryoları denemeye başladı.

b.. İlk olarak dizginleri elinde tutabilmek amacıyla Etibank'a ortaklık teklifinde bulundu. Burada asıl amaç Etibank'ın rafine ürün üretimine yönelmesini önleyip, sadece bir hammadde üreticisi olarak kalmasını temin etmek idi.

c.. Etibank'ın rafineri kuralım teklifi üzerine, Etibank'a 3000 ton/yıl dan fazla kapasiteli bir yatırım karlı olmaz diyerek çok pahalı bir yöntemle Türkiye'de ortak bir rafineri kuracakmış gibi davrandılar. Etibank kurulacak rafinerinin 20 000 ton /yıl olmasını isteyince bu sefer işi yokuşa sürmek için ortaklıkta % 51 payın kendilerinde olmalarını şart koştular. Etibank bunu kabul etmeyince çeşitli bahaneler ileri sürerek oyalamalarını sürdürdüler.

d.. Etibank rafineri kurmak için Polonya ile anlaştı. Ancak İngilizler Nato'yu devreye sokarak Türkiye'de rafineri kurulmasını engellediler.

e.. 1960 yılına gelindiğinde ülkemizdeki bor sahalarının bir kısmı Etibank'ın, bir kısmı İngiliz şirketinin, bir kısmıda Türk firması kuruluş ve kişilerin elinde bulunuyordu.

f.. Etibank rekabetin getirdiği düşük fiyatı gidermek için Türk özel firmalarıyla bir toplantı tertipledi. Onlara " bir ofis kuralım, üretilen bor madenleri ofis tarafından tek elden satılsın, herkes kalitesine ve üretim miktarına göre payına düşeni alsın " şeklinde bir öneri sundu. Ama başarılı olamadı.

g.. Çünkü İngiliz monopolu bu küçük üreticilerin üzerinde etkili oluyordu. Zira kendilerine böyle bir ortaklığa giderlerse Türk mallarının alınmayacağını ve zarara uğrayacaklarını el altından tehdit olarak onlara iletiyordu.

h.. Bu arada, monopol İngiltereden uzman jeolog ve maden mühendisleri getirerek, bölgede bor madeni bulunabilecek sahaların ruhsatını alıyordu. Amaç maden aramak değil, kendilerine Türklerin rakip olmasını önlemek amacıyla, yeni bor madeni bulunabilecek yerlerin ruhsatlarını alarak, bu bölgelerde arama yapılmasını önlemekti.

i.. Hatta bu bölgede elinde bor sahası ruhsatı bulunan küçük madencilerden birkaç sahanın ruhsatını satın almasına rağmen bu sahalarda herhangi bir üretim faaliyetine geçmedi.

j.. 1960 - 1968 yılları arasında Etibank'la monopol firma U.S Borax arasında kıyasıya bir fiyat belirleme savaşı yaşandı. Bunun sonucunda 1968 yılında İngiliz şirketinin imtiyazları devlet tarafından Etibank'a devredilmesiyle bor madeni işletmeciliği tamamen Türk firmalarına verilmiş oldu.
1968- 1978

a.. Bor madenlerinin üretimi hem Etibank hem de Türk aile şirketleri tarafından yapılıyordu.

b.. Monopol bu defa Türkiye'deki aile şirketlerini kullanarak bor madenlerinin fiyatlarını istediği gibi yönlendiriyordu. Bunun sonucu olarak 1974 yılına gelindiğinde fiyatlar 30 dolarlara düşmüştü. Bir başka ifadeyle dünyanın en kaliteli bor madenlerimiz kireç fiyatına satılıyordu.

c.. Bu nedenle bor cevherlerinin tek elden üretilmesi ve pazarlanmasının ülke menfaatine olacağı düşünülerek 1978 yılında 2172 sayılı yasa ile bor madenleri devletleştirildi.

d.. Bor ihracatından para kazanan aile şirketleri hiç bir teknolojik yatırım yapmaksızın ilkel koşullarda ürtimlerini sürdürüyorlardı. Oysa Etibank ülkeye daha fazla döviz kazandıracak rafineri tesisleri kurmuştu. Bor madenleri birbirini ikame edebildiği için, Etibank'ın dünya piyasalarında etkili olması, ancak rakibi US Boraks gibi, tekel konumunda olması ile mümkün olabilirdi.

a.. Etibank bor üretiminde ve pazarlanmasında tekel olduktan sonra katma değeri yüksek bor türevlerini üretmeye yöneldi. Boraks dekahidrat, penta hidrat, borik asit, sodyum perborat, sodyum perborat monohidrat v.b ürünleri üretip ihraç etmeye başladı.

b.. Bunun yanında dünya bor piyasasını çok yakından izlemeye başladı.
c.. 1978 yılında toplam 83 milyon dolar olan bor ihracatımız, 2007 yılında 400 milyon dolara ulaştı.

d.. Tek elden pazarlamanın verdiği avantajla tonu 40-60 dolardan satılan ham bor madeni bugün ortalama 250-300, rafine ürünler ise 500-800 dolardan satılmaktadır.

e.. Eti Maden Bor İşletmeleri nin katma değer üretimini arttırmaya yönelik rafine ürün yatırımları sonucu Türkiye % 100 ham cevher satan ülke konumundan % 20 konsantre ürün % 80 rafine ürün satan ülke konumuna geldi.

f.. Eti Maden Bor İşletmeleri bütün bunların sonucunda dünya bor pazarının % 37'sini kontrol eder hale geldi.

g.. Aracıları ortadan kaldırarak doğrudan tüketicinin kapısına mal ve ürün verebilecek bir pazarlama ağına kavuştu

1978- 2000 1959 - 1968


Özetle söylenecek olursa 1978 yılı öncesi, bu sektördeki yerli ve yabancı özel işletmeler fiyatlarda büyük indirimler yaparak birbirlerinin pazarını kapma yarışına girmişlerdir. Ancak çok kalitelilerinin çıkartılıp diğerlerinin yeraltında bırakıldığı, ciddi yatırım yapılmadan çevreye, doğaya, tarıma herhangi bir özen gösterilmeden yapılan iptidai denecek şekilde madencilik faaliyetleri yapılmış ve ülke büyük miktarda döviz kaybettiği gibi yer altı servetleri ucuz fıyatlarla yabancıların hizmetine sunulmuştur.

kaynak:
1) ATO Ulusal Maden Varlığımız ve Bor Gerçeği, Nisan 2001
2-) Cumhuriyet Gazetesi 22-23 Kasım 2005
3-) Para Haber Dergisi – Emrah GÜRKAN makalesi
“Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz. “( Uğur Mumcu )
“İnsanlara en büyük iyilik, akıllarını kullanmayı öğretmektir.” ( Mollıere )
“Büyük beyinler fikirleri, orta beyinler olayları, küçük beyinler ise kişileri konuşur.”( Rıckover )

#30 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 30 Aralık 2008 - 05:46




GÜNEYDOĞU'NUN TAMAMINDA PETROL VAR

Güneydoğu Anadolu’nun neredeyse tamamı ve Doğu Anadolu’nun bir bölümünü kapsayan petrol haritası,

Diyarbakır, Mardin, Bismil, Hazro Çayı çevresi, Sinan, Batman Çayı çevresi, Dicle Bölgesi, Midyat, Bedran, Tulan, Siirt,

Botan Çayı çevresi, Habur, Fındık, Cizre, Bitlis Çayı kıyısı ve Hakkari’de (Çölemerik) çok önemli petrol yatakları
bulunduğunu kaydediyor !!









Mardin petrol kenti oluyor

Türkiye-Suriye sınırının Mardin kesimindeki mayınlı alanlarda Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı önemli miktarlarda petrol buldu.
.
.

Bütün bunları faaliyete geçirdiğimiz takdirde bölgede ne terör kalır nede işsizlik. Devlet buradaki kaynaklara bir an önce el atmasını bekliyoruz. Petrolü yabancı değil kendimiz çıkartıp işletelim. " şeklinde konuştu.

http://yenisafak.com...3...007&i=68410



Bismil'den petrol fışkırdı

Diyarbakır'ın Doruk Köyü yakınlarında 'Arpatepe 1' kuyusunda Türkiye’nin en kaliteli petrolü bulundu
.
.

TÜRKİYE'DE BULANAN EN KALİTELİ PETROL

Batman’ın Kozluk-Şelmo sahasında 32 gravite petrolün çıktığını belirten TPAO Batman Bölge Müdür Erdal Coşkun, Arpatepe 1 kuyusunda bulunan petrolün 34 gravite olduğunu ve şu ana kadar Türkiye’de bulunan petrolün en kalitesi olduğuna dikkat çekti.
Milliyet

http://www.interneth...l.php?id=138183


Midyat'ta petrol boru hattında yangın


http://www.kenthaber...ber_514101.aspx




Gönderilen Fotoğraf


YANIKÇAKIR KÖYÜ MUHTARI YILDIRAK: "KİM BİTLİS'TE PETROL YOK DİYORSA GELSİN NOTER HUZURUNDA İSPATLAYAYIM"


Petrolün varil fiyatının 100 doları bulduğu Türkiye'de akaryakıt fiyatları günden güne artarken, Bitlis'in Mutki ilçesinde bulunan petrol kaynağı, 30 yıldır değerlendirilemiyor.
.
.

http://www.haberler....tlis-te-haberi/



#31 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 30 Aralık 2008 - 06:06




100 yıl önce Sultan II. Abdülhamid'in hazırlattığı haritaya göre

GÜNEYDOĞU'NUN TAMAMINDA PETROL VAR'





.
.

100 YIL ÖNCE VERİLEN YANIT

Bütün bu soruların yanıtını biri vermiş zaten... Hem de tam 100 yıl önce.

Sultan II. Abdülhamid! Özelllikle 19. yüzyılın son çeyreğinde, tüm dünyada gündeme gelen ve

ne denli önemli olduğu herkesçe kabul edilen petrol araştırmaları için, Abdülhamid Han, olağanüstü çaba harcamış.



Sn. Birce, bu petrol olayı, ülkeyi 33 yıllık baskıcı ve kuşkucu istibdat rejimiyle yönetmiş Abdülhamite rüyasında mı malum olmuştur sizce, yoksa bu araştırma Alman siyaseti gereği mi o Alman mühendise yaptırılmıştır ?


Evet simdi sizin sorunuza yanit vermeye calisayim sayin Dogrucudavut...

Hayir rüyasinda görmemis...en azindan ben tahmin hic etmiyorum

- Düsünmüs

- Arastirmis

- Kendi Imkanlari ile...

- O zaman da

ve

Bir Tahmin Yürütüp

Haritayi bir sekil de yapmis...

Yukarda bulabildiklerim... eksigi var fazlazi yok olan...

Harita ne zaman dan

Haber' ler ne zaman dan

Dilerim ki ne demek istedigi mi de anlamissinizdir.

Saygilar


#32 Dogrucudavut

Dogrucudavut

    Kıdemli Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • PipPipPipPip
  • 1.773 İleti

Gönderi Tarihi: 30 Aralık 2008 - 06:33

Hayir rüyasinda görmemis...en azindan ben tahmin hic etmiyorum

- Düsünmüs

- Arastirmis

- Kendi Imkanlari ile...

- O zaman da

ve

Bir Tahmin Yürütüp

Haritayi bir sekil de yapmis...


Bakın, Sn.Birce, bunda şaşılacak bir şey yok. O zaman Osmanlı toprağı olan Musulda ilk petrolü bulan İngiliz şirketinin ismi Türk Petrolleri A.Ş. ( Turkish Petrolleum CO. ). Alıntılarımda ayrıntısı var. Musulda petrol varsa, coğrafi uzantısı olan Anadoluda da var demek için süper zeka olmak gereksiz. Kaldı ki, bu petrollerin peşinde hem Almanlar, hem de İngilizler vardı. Bu haritayı da Alman Mühendise yaptırmışlar. Osmanlı, Abdülhamit döneminde de, siyaseten bağımsız değildi, bütünüyle Alman İmp.'nun, kaynaklara sahip olma ve yönlendirmesi var işin içinde.

Ayrıca, bu konu Cumhuriyet tarafından da araştırılmamış değil, yine ayrıntıları alıntıladıklarımda var. TPAO'nun araştırmaları, Raman dağındaki petrol kuyusu da bulunmuş. Ancak, Sn.Cryano nun belirttiği gibi marjinal maliyet hesabından verimli bulunmamış. Abdülhamit'in haritasında yeni bulunan Karadenizdeki kaynaklar gösterilmiş mi ? Neden yok ? Almanların imkanı bu kadarmış diyelim.

Bu haritanın şimdi bulunmuş gibi ortaya çıkarılması, tamamen, Abdülhamit'i, İttihat ve Terakki düşmanı olduğu için, Abdülhamit Han ( hiç bir padişah için söylemezler ) diye lanse etmeye çalışan, günümüzün dinci siyasi propogandacıların bir göz boyaması. Elbette, her padişah gibi onun da yaptığı doğru şeyler vardır. Ancak, onu 'Ulu Hakan' olarak göstermeye çalışanların yaptıkları bir çarpıtmadan ibaret.
“Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz. “( Uğur Mumcu )
“İnsanlara en büyük iyilik, akıllarını kullanmayı öğretmektir.” ( Mollıere )
“Büyük beyinler fikirleri, orta beyinler olayları, küçük beyinler ise kişileri konuşur.”( Rıckover )

#33 Dogrucudavut

Dogrucudavut

    Kıdemli Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • PipPipPipPip
  • 1.773 İleti

Gönderi Tarihi: 30 Aralık 2008 - 06:39

Türkiye'de Petrol

1945 yılında keşfedilen Raman petrol sahasının keşfinden bugüne yapılan çalışmalar Türkiye'de petrol ve gazın varlığını kanıtlamıştır. Bugüne kadar irli-ufaklı yaklaşık 120 tane petrol ve doğal gaz sahası keşfedilmiştir. Keşifler ağırlıklı olarak Kilis'ten siirt'e kadar uzanan ve Adıyaman-Diyarbakır-Batman'ı kapsayan Güneydoğu Anadolu bölgesinde ve Trakya bölgesinde gerçekleştirilmiştir. Trakya bölgesinde genelde doğal gaz sahaları, Güneydoğu Anadolu bölgesinde ise genelde petrol sahaları keşfedilmiştir.

Dolayısıyla, Türkiye'de petrl verdır ve ararsanız bulabileceğiniz kanıtlanmıştır. 1954 yılındaki petrol yasası sonrasında T.P.A.O'nun ve özellikle Shell ve Mobil gibi uluslararası şirketlerin arama ve sondaj çalışmaları neticesinde 1969 yılında ve ayrıca 1973 ilk petrol krizi ve şoku sonraaında petrol fiyatının 10 katı artması sonrasında yerli petrol aramacılığına ve sondaj çalışmalarına verilen önem ve ağırlık neticesinde 1991'de yerli petrol üretimleri rekor düzeylere, yılda 4.5 milyon tona, ulaştı. ancak, daha sonraki yıllardan günümüze kadar, değişik nedenlerle, petrol ve doğal gaz aramacılığına ve sondajına ayrılan bütçe azaldı ve halen yıldan yıla azalmaktadır.

1954 sonrası dönemde aramaya verilen önem neticesinde 1965'te 150 000 m'lik maksimum metraja ulaşıldı. Arama etkisini 4 yıl sonra 1969'da yıllık üretimi 3.6 milyon tona ulaştırarak gösterdi. 1973 sonrasında arama çalışmaları 1985'de 260 000 m'lik meksimum metraja ulaştı. 6 yıl sonra ise 1991'de üretim rekor sayılan 4.5 milyon ton olarak gerçekleşti. Aramaya yapılan yatırım etkisini 4-6 yıl sonrasında üretimde göstermektedir.
1991'de 4.5 milyon ton olan yıllık yerli üretimimiz şu anda 2.5 milyonton kadardır. Söz konusu azalmanın önümüzdeki yıllarda da devam edeceği kesindir. Yalnız; kanıtlanmış bir ilişki vardır, o da şudur: Türkiye'de petrol aramacılığına ve sondajına bütçe ayrılırsa petrol bulunabilmektedir.

Türkiye'de petrole ülkemizin değişik bölgelerinde rastlanmıştır, varlığı kanıtlanmıştır ve ağırlıklı olarak Güneydoğu Anadolu bölgesindeki sahalardan üretim yapılmaktadır. Güneydoğu Anadolu bölgesinde Batman, Mardin, Siirt, Diyarbakır, Adıyaman ve Kilis illeri içinde bulunan sahalardan ve ayrıca Trakya bölgesinde küçük sayılabilir 1-2 sahadan petrol üretimi yapılmaktadır.

Karadeniz ve Akdeniz'de petrol ve özellikle doğal gaz aramaları bütçe elverdiğince sürdürülmektedir.
Türkiye'de son yıllarda yapılan en önemli keşif, 2 yıl önce Ege bölgesinde Manisa Alaşehir'de delinen bir kuyuda petrolün bulunması olmuştur. Çünkü, Ege bölgesinde ilk defa petrol bulunmuş oldu. Bundan sonra da aranırsa bulunabileceği ipucunu vermiştir.

Orta Anadolu bölgesinde Tuz Gölü civarında doğal gaz ve petrol potansiyelinin olabileceği söylemektedir.
Görüldüğü gibi; Türkiye'nin birçok bölgesinde petrolün varlığı bilinmektedir.

Şimdi gelelim diğer önemli soruya: Türkiye'de petrol var ama Türkiye petrol zenginimidir veya petrol zengini olabilirmi? Maalesef bu soruya hemen evet demek mümkün değildir. İstatistiksel olarak bilinen bir gerçek: Türkiye'de bulunan petrol sahalarının Orta Doğu ülkelerindeki sahalar kadar büyük olmadığı ve bizim sahaların genelde ağır petrol içerdiğidir.

Türkiye'de bugüne kadar yaklaşık 1 milyar ton petrol keşfi yapılmıştır. anak bunun %15'i olan yaklaşık 150-160 milyon ton petrol üretilebilir olarak tahmin edilmiştir. Bunun 112 milyon tonu (2000 sonu itibariyle) bugüne kadar üretilmiş olup, geriye kalan 40-50 milyon ton pertol Türkiye'nin üretilebilir petrol rezervidir. Bir başka deyişle, Türkiye'nin petrol rezervi yüksek değildir, ve ancak 1.5 yıllık Türkiye petrol tüketimini karşılamaya yetecek kadardır.

Türkiye'de Petrol Verileri ve Değerlendirilmesi

Petrol Aramacılığı:


1954 yılından günümüze Türkiye'de 200'e yakın şirket arama ve işletme faaliyetlerinde bulunmuş, bunlardan 27 tanesi halen faaliyetlerine devam etmektedir ve 5 tanesi (T.P.A.O., Ersan Petrol, Polmak, Demir Enerji ve Güney Yıldızı) yerli şirkettir.

Petrol aramacılığında toplam 18 bölgeye ayrılmış olan Türkiye'de 1935'ten bugüne kadar 3000'e yakın kuyu delinmiş olup, bunun yaklaşık 1100 tanesi arama ve 1300 tanesi üretim kuyusudur. Arama kuyularının derinliği 2300 m'dir.

Arama Kuyularının %30'u X. Bölgede (Siirt), %19'u XI. Bölgede (Diyarbakır), %18'i I. Bölgede (Marmara), %15'i XII. Bölgede (Gaziantep), %5'i XIII. Bölgede (Hatay) ve %4'ü XIV. Bölgede (Adana) delinmiştir.
Arama kuyularının 1 tanesi 6000 m'den derine, 7 tanesi 5000 m'den derine, 22 tanesi 4500 m'den derine, 57 tanesi 4000 m'den derine delinmiştir.
Denizlerde delinen kuyu sayısı 30'dur.
Keşfedilen Petrol Sahaları

1945-2000 arasında 59'u T.P.A.O ve 41'i diğer şirketler tarafından 100 irili ufaklı petrol sahası keşfedilmiştir.
Keşfedilen sahaların %36'sı X. Bölgede, %33'ü XI. Bölgede ve %27'si XII. Bölgede yeralmaktadır. Delinen arama kuyu sayısı ile keşfedilen saha sayısı arasında doğrusal bir ilişki bulunmaktadır.
Ortalama olarak, 9 arama kuyusu delindikten sonra 1 saha keşfi yapılmaktadır.
Ortalama olarak, her keşfedilen sahada 27 kuyu (arama+üretim+enjeksiyon+..) delinmektedir.
Petrol Rezervi:

Keşfedilen toplam 100 petrol sahası için, rezervuardaki yerinde petrol miktarı 1 milyar ton iken, üretilebilir petrol miktarı 150-160 milyon ton olup, bugüne kadar 110 milyon ton üretilmiş, kalan üretilebilir rezerv yaklaşık 40-50 milyon ton olarak verilmektedir. Türkiye genelinde üretilebilir petrol-yerinde petrol oranı %15 olup, T.P.A.O sahaları için bu oran %12 ve Shell sahaları için %25'tir.
Ortalama rezervuar başına yerinde petrol 10 milyon ton ve üretilebilir petrol 1.5 milyon tondur.
Petrol Üretimi

2000 itibariyle 45'i T.P.A.O ve 31'i diğer şirketlerce işletilen 76 sahadan üretim yapılmaktadır.
Ortalama olarak, her üretim yapılan sahada 13 üretim kuyusu bulunmaktadır. Üretim kuyularının ortalama derinliği 1742 m'dir.

Üretim kuyuları için ortalama yıllık üretim, 1997'de 4252 ton/(kuyu-yıl) iken 2000 yılında 3277 ton/(kuyu-yıl) olmuştur. Bir başka deyişle, 2000 yılında üretim kuyuları için ortalama debi günde 63 varil olarak gerçekleşmiştir.
Yıllık toplam üretimin %47'si 5 sahadan (Raman, Batı Raman, Karakuş, Güney Karakuş, Kuzey Karakuş) gerçekleşmiştirve tamamı T.P.A.O. tarafından işletilmektedir.

Bugüne kadar yapılan tüm üretimin %47'si X. Bölgede, %37'si XI. Bölgede ve %16'sı XII. Bölgede keşfedilen sahalardan gerçekleştirilmiştir.

2000 sonu itibariyle; sahaların keşfinden bugüne kadar toplam üretimi 50 milyon varilden büyük olan 5 saha, 25 milyon varilden büyük olan 9 saha, 10 milyon varilden büyük olan 27 saha ve 1 milyon varilden büyük olan 47 saha işletilmektedir.

2000 sonu itibariyle:
Toplam Üretim/Delinen arama Kuyusu Sayısı Oranı ? 900 000 Varil/Arama Kuyusu (veya 125 000 ton/Arama kuyusu)
Toplam Üretim/Toplam Arama Kuyusu Metrajı Oranı ? 400 varil/m
Toplam Üretim/Toplam Delinen Kuyu Sayısı Oranı ? 300 000 varil/kuyu
Toplam Üretim/Toplam Delinen Kuyu Metrajı Oranı ? 150 varil/m
olmuştur.

Bugüne kadar gerçekleşen toplam üretimin %48'i 1500-2000 m. derinliğindeki sahalardan, %27'si 1000-1500 m. derinliğindeki sahalardan, %14'ü 2500-3000 m. derinliğindeki sahalardan ve %10'u 2000-2500 m. derinliğindeki sahalardan gerçekleştirilmiştir.

1.85 milyar varil yerinde petrol rezervi ile Türkiye'nin en büyük sahası olan Batı Raman'dan üretilebilecek petrol rezervi yaklaşık %2 iken, sahada CO2 enjeksiyonu uygulaması sonucunda üretilebilecek petrol rezervinin %12'ye yükseltilebileceği anlaşılmıştır. bu yaklaşık 25 milyon ek petrol rezervidir ve petrol üretiminde üretim arttırma yöntemlerinin önemini göstermektedir.

Sonuçlar ve Öneriler

Türkiye'de petrol vardır. Kilis'ten Siirt'e uzanan Güneydoğu anadolu bölgesinde, trakya'da petrol üretilmektedir, Ege'de (Manisa/Alaşehir) keşfedilmiştir, Doğu Anadolu'da, Tuz Gölü yakınında, Karadeniz ve akdeniz'de petrol potansiyeli tahmin edilmektedir.

Türkiye'nin yeteri kadar arandığını söylemek mümkün değildir. Tüm Cumhuriyet döneminde toplam 1200 arama kuyusu delinmişken, dünyada her yıl ortalama 20 000 arama kuyusu delinmektedir. Türkiye'de Cumhuriyet döneminde toplam 3000 kuyu delinmişken, A.B.D.'de ise her yıl onbinlerce kuyu delinmektedir. Eski Sovyetler Birliği'nde kuyu sayısı milyondan fazladır.

Orta Doğu ülkelerinde olduğu gibi büyük petrol rezervuarları keşfedilmemiştir. rezervuarlarımız genelde göreli olarak küçük petrol rezervli, küçük ölçekteki rezervuarlar şeklindedir.
türkiye'de petrol aramacılığı ve sondaj faaliyetlerine ayrılan bütçe yetersizdir. 2001 yılı yatırım programında T.P.A.O'nun sondaj öncesi (jeolojikve jeofizik çalışmalar) ve sondaj çalışmalarına yaklaşık 28 milyon dolar ayrılmıştır. Bu bütçe yetersizdir;
çünkü:
- Her kuyunun maliyeti birkaç milyon dolar düzeyindedir,
- Hatta deniz aramacılığının maliyeti çok daha yüksektir. 2000 yılı içinde karadeniz'de delinen 2 kuyunun maliyeti 50 milyon dolar olarak verilmiştir. Geçen yıl İskenderun açıklarında delinen 2 kuyunun maliyeti 20 milyon dolar olmuştur.

Uluslararası petrol şirketlerinin arama ve üretimde payları azalmıştır. T.P.A.O. ağırlıklı olarak arama ve üretim yürütmektedir ve herşey T.P.A.O.'dan bekleniyor havası hakimdir. Uluslararası petrol şirketlerinin arama ve saha işletme faaliyetleri teşvik edilmelidir.

Derinin aranması ve daha önce aranmış sahaların yeni arama teknolojileri uygulanarak (örneğin 3D sismik gibi) yeniden aranması planlanmalıdır.

Ülkemizde, bütçe ayırdığınızda ve aradığınızda petrolün bulunduğu, bugüne kadarki veriler, göstermektedir.
türkiye'de yıllar içinde delinen kuyu sayısında ve kuyularla delinen toplam derinliği tanımlayan toplam metraj değerleri ve aramaya ayrılan bütçe yıllar içinde önemli değişiklikler göstermektedir (1985'te 260 000 m. ile son yıllardaki 40-50 000 m. arasında). Buna bağlı olarak, yerli üretimimizde inişli çıkışlı bir görüntü içindedir. Daha da tehlikelisi, 1986 yılından bugüne aramalara ayrılan bütçe sürekli olarak düşmüş, ve bunun neticesinde yerli petrol üretimimizde 1991'deki rekor düzeyinden itibaren günümüze kadar sürekli düşmüştür, ve en azından önümüzdeki 4-5 yıl daha düşmeye devam edecektir.

Arama çalışmalarının yıllar içinde nişli-çıkışlı bir davranış göstermesi; kararlı ve sürekli bir petrol politikasının eksikliğini göstermektedir. Bunun yanısıra; sektör içindeki en büyük kuruluşların üst yönetimlerinde yaşanan şanssızlıklar ve sürekli değişiklikler yine petrol politikasındaki olumsuz göstergelerdir. Kalıcı, tutarlı, uygulanabilir, uzun dönemli, vizyon ve misyonu olan bir petrol politikasına gereksinim vardır. Sektörü politikacının değil politikanın, günlük politikanın değil sürekli ve tutarlı politikanın yönlendirmesi sağlanmalıdır. Kamu kuruluşlarının yönetiminde uzman-deneyimli-bilgili, teknik ve ekonomik konuşara hakim, politikacıların etkisinden arındırılmış bir yönetim yapısı kazandırılmalıdır.

Varolan petrol sahalarından yapılan üretimin düşük olmasının bir nedeni de bu tür sahalar modern ve hatta geleneksel petrol üretim arttırma yöntemlerinin yeterince kullanılmamasındandır. Örneğin, türkiye'de yaklaşık 50 petrol sahasından üretim yapılırken, bunlardan sadece birisinde modern üretim arttırma yöntemi kullanılırken, diğer birkaç sahada ise su enjeksiyonu yapılmaktadır. Petrol sahalarından üretimi arttırmak üzere yeni teknolojilerin ve üretimi arttırma yöntemlerinin kullanılması gerekmektedir. Yeraltında bulunan petrolün üretilebilirlik oranı dünya ortalaması %33 iken bizde %15 olmasının en önemli nedenlerinden birisi; petrol sahalarının karmaşık yapısı ve içerdiği ağır petrolün olmasının yanısıra tukarıda değinildiği gibi üretim arttırma yöntem ve teknolojilerinin kullanılmamasındandır.

Türkiye'nin stratejik petrol rezervi yoktur. A.B.D.'nin yaklaşık 100 milyon ton yeraltında depolanmış stratejik petrol rezervi vardır ki bu depolanmış miktar yaklaşık 1.5 aylık petrol tüketimine eşittir. bu rezerv rafinerilerde veya diğer yüzey tanklarında depolanmış petrol miktarını içermemekte, sadece yeraltında depolanmış petrol miktarını tanımlamaktadır.

Türkiye'de ulusal enerji politikalarının ve doğal olarak petrol ve doğal gaz politikalarının belirlenmesinde yardımcı olan, uzun dönemli planlama çalışmaları yapan ve yürüten, sektörde ilgili yönetmelikleri çıkarma ve denetleme özellikleri olan bir birimin (örneğin Ulusal Petrol Enstitüsü, Ulusal Doğal Gaz Enstitüsü, Ulusal Petrol ve Doğal Gaz Enstitüsü veya Ulusal petrol kurumu ve konseyi gibi) kurulmasında yarar vardır. Söz konusu birimde sektörün her kesiminden (kamu ve özel kuruluşlar, mühendislik odaları, üniversiteler,...) temsilcilikler veya katılımcılar görev alabilirler. Günümüzün en önemli enerji kaynakları olan ve daha uzun sürede bu konumu koruyacağı belli olan ve toplumun tüm kesimlerini ilgilendiren petrol ve doğal gazla ilgili tüm etkinliklerin planlanacağı ve denetleneceği böyle bir birim veya enstitü, aynı zamanda toplumu eğitici ve uyarıcı ve gereğinde devletin ulusal petrol ve doğal gaz politikasını yönlendirici özelliklere sahip olabilir.

Akaryakıt türlerinin ve diğer sıvı, doğal gaz ve LPG gibi petrol ürünlerinin analizini yapacak, standartlara uygun olup olmadığını araştıracak bağımsız laboratuvarlara gereksinim vardır. Ankara'daki PAL bu tür laboratuvarlara iyi bir örnektir ve Türkiye'nin diğer bölgelerinde de benzer laboratuvarlar açma çalışmalarının hızlandırılması ve girişimlerin teşvik edilmesi gerekmektedir. Biz İTÜ Petrol ve Doğal Gaz Mühendisliği Bölümü olarak talip olmamıza rağmen, devletten henüz gerekli maddi destek konusunda olumlu neticeler alamadık, ama girişimlerimizi kamu ve özel kuruluşlarla sürdürmekteyiz.

Türkiye'de enerji sektörünün en önemli sorunlarının kökeninde; sektörün planlama eksikliği, bilimsel araştırma ve geliştirme ile teknoloji geliştirme etkinliklerinin azlığı gelmektedir. Türkiye'nin bilim politikasında enerjiye gereken yer verilmezken, enerji politikalarında AR-GE'ye (araştırma-geliştirme) gereken yer verilmemektedir. Petrol sektörü içindeki kamu ve özel kuruluşlar ile üniversiteler arasındaki bilimsel ilişkiler ve ortak çalışmalar çok düşük düzeydedir, ve devlet te üzerine düşen yönlendiricilik görevini yeterince yapmamaktadır. AR-GE çalışmalarına daha fazla kaynak ayrılmalı, Avrupa Birliği standartlarına uygun AR-GE programları teşvik edilmelidir.

Sektörde var olan kamu kuruluşlarının uzman ve ileri teknoloji ağırlıklı, iş verimi yüksek ve maliyeti düşük özelliklere sahip olacak şekilde yeniden yapılandırılma konusu enerji politikalarında yer almalıdır. Petrol ve doğal gaz arama ve üretim sektöründe Türkiye'deki tek devlet kuruluşu olan T.P.A.O.'nun çok riskli ve bütçe gerektiren çalışmalarını sürdürebilmesi için gelir kaynaklarını arttırıcı ve petrol sektörü içinde daha geniş bir yelpazeyi kapsayacak bir entegrasyon uygulaması ile (rafinaj, boruhattı taşıma, satış-pazarlama çalışmaları yapabilecek şekilde) yeniden yapılandırılması uzun süreden beri dile getirilmektedir. ancak bunu yaparken, yukarıda sayılan özelliklere (uzman ve ileri teknoloji ağırlıklı, iş verimi yüksek) sahip olacak şekilde yapılandırılması konusu gündeme getirilmeli, tartışmaya açılmalı, incelenmeli ve gerekli çalışmalar gerçekleştirilmelidir.

Özet

Dünyada ülkelerin gelişmişliğini yansıtan en önemli göstergelerden birisi, hepinizin bildiği gibi "kişi başına düşen enerji tüketimi" değildir. Artık onun yerine "tüketilen enerji başına yapılan üretim" göstergesi kullanılmaktadır. Yani tükettğimiz enerji başına ne kadar ürettiğimizdir önemli olan. Burada, doğal olarak "verimlilik" gündeme gelmektedir. Yani enerjiyi verimli kullanıyormusunuz, üretiminizde verimlilik gözönüne alınıyormu.
Şubat 2001 ekonomik krizinin bize öğrettiği "maalesef bu ülkede üretim yapılmadığı ve üretimimizin artması gerektiği, gelişmenin mal ve iş üreterek sağlanabileceği" oldu.

Mal ve iş üretimindeki soru aslında yerli petrol üretiminde uzun yıllardan beri vardır. Yerli üretimdeki düşüş, aramalara yapılan ihmalden, aramalara yeteri kadar bütçe ayrılmamasından kaynaklanmaktadır. Bununda kökeninde; Türkiye'de uzun süreli, kararlı ve tutarlı petrol politikasının olmaması, sektördeki ilgili kuruluşların verimli çalıştırılmaması, politikadan çok politikacıların sektörü yönlendirmesi olguları ve gerçekleri yatmaktadır.
Sektörde ilgili, yetkili ve sorumlu kuruluşlar verimli çalışmamakta ve çalıştırılmamakta, yasal altyapıda eksiklikler olduğu çıkarılan yeni yasalardan anlaşılmakta, bunlardan daha kötüsü; bütün bunların bize IMF veya Avrupa Birliği tarafından dayatılması sonucunda anlaşılması ve düzenlemelere gidilmesidir.

Prof. Dr. Abdurrahman Satman ( İ.T.Ü. Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği öğetim üyesi )
“Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz. “( Uğur Mumcu )
“İnsanlara en büyük iyilik, akıllarını kullanmayı öğretmektir.” ( Mollıere )
“Büyük beyinler fikirleri, orta beyinler olayları, küçük beyinler ise kişileri konuşur.”( Rıckover )

#34 Misafir_Yakisikli_*

Misafir_Yakisikli_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 31 Aralık 2008 - 00:47

Bor iki şekilde bulunur. Bunlardan birincisi kristal şekli olup parlak ve siyah renklidir. Çok sert olan bu şeklin kristal yapısı tesbit edilememiştir. Ancak biribirine sıkıca bağlanmış üç boyutlu bor atomlarından meydana gelmiş gibidir, ikincisi, daha
az yoğun olan şekilsiz hali olup yeşilimsi sarı, tatsız, kokusuz bir tozdur.


Yer kabuğunun yapısında 0.001% oranında bulunan bor tabiatta serbest halde bulunmaz. En fazla rastlanan bor bileşikleri
asit borik ve bor'un sodyum ve kalsiyum ile teşkil ettiği bileşikleridir. Bu nedenle bor endüstrisinde kullanılan çok çeşitli hammadde vardır.
Halk tarafından genellikle bir ev tüketim malzemesi olarak bilinen boraks, süratle gelişen teknolojinin sonunda, insanı hayrete
düşürecek kadar yaygın bir kullanım alanına sahip olmuştur.

Bugün kullandığımız pek çok malzemenin girdileri içinde bor, bir yemeğin tuzu, biberi ve yağı kadar ayrılmaz parçası halinde yer almaktadır. Örneğin, yediğimiz birçok bitkisel gıdadan, mutfakta kullandığımız kaplara, banyoda kullandığımız sabundan,
gözümüze taktığımız gözlük camına, üzerimize giydiğimiz tekstil mamulünden, atom bombasının radyoaktivitesinden
korunmak için kullanılan özel koruyucu tesislere, hergün bindiğimiz arabaların motor koruyuculuğundan, yüksek oktanlı benzin
üretimine, yanmaz boya imâlinden, büyük yangınların söndürülmesi için hazırlanan solüsyonlara, günde en az üç defa dişimizi
fırçaladığımız diş macunundan, hamam böceklerinin ve karıncaların imhasına, bayanların kullandığı kozmatiklerden gazlı bezlere, hayatımızın bir parçası olan makinaların imalinde onlara şekil veren torna tezgâhlarının bıçaklarından, yurt müdafaası için yapılan top ve makinalı tüfeklerin namlu ağızlarına, kaynak ve lehim işlerinde bol miktarda kullandığımız zamklara, nükleer enerji ile çalışılan iş yerlerindeki radyasyondan korumadan, şu elimizde tuttuğumuz kâğıda kadar bor ürünleri kullanılmakta

Büyüklük ve teknolojinin aradığı özelliklerin üstünlüğü yönünden dünyada yalnız iki ülkede bor yatağı
vardır. Bunların birincisi en büyüğü en uygunu Türkiye, ikincisi ise Birleşik Amerikadir..
Bugün dünyada bor piyasasına hakim olan iki firma vardır. Bunlardan birincisi ve en kuvvetlisi U. S. Borax, diğeri de American
Potash firmasıdır. İkinci firmanın cevher yatakları özelliği nedeniyle, birinci ile rekabet yapması zordur. Ancak bu iki firma
bir ölçüde anlaşarak piyasayı güç ve imkânları oranında bölüşmüş durumdadırlar.


Kaynak: ÇEÇEN. D.: Bor Cevherleri ve Bor'un Çağımız ve Gelecekteki Önemi. Madencilik Cilt VIII. Sayı: 1. M.M.O. Yayını, s. 10-18, 1969.

Ilginctirki ve bu firmalardan birisinin turk firmalari olacagini ben dusunmustum ama malesef ikiside amerikan firmalari :) aci gercek.. Simdi Turkiye bu insan hayati icin cok onemli madeni kendisi uretemedigi vede islenmesi icin mecburen bu iki firmaya cok dusuk bir fiyata satmakta ve satarken tabiki kendilerince bir kar hacmi hesapliyorlardir ama unuttuklari birsey varki islenmis boru geri alirken sattiklarinin en az 2 katiyla geri almakta.. Burada araya devlet girmekte bana gore eminimki turkiyede cok iyi kimya muhendisleri vardir bu boru isleyecek devlet bu imkanlari degerlendirmis olmus olsaydi bugun bu iki amerikan firmalarindan birinin Turk firmasi olmasinin kacinilmaz olmasidir.. Ama ulkemizde degerli maden yok degilmi arkadaslar varda bizmi islemedik :))
Saygilar

#35 Dogrucudavut

Dogrucudavut

    Kıdemli Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • PipPipPipPip
  • 1.773 İleti

Gönderi Tarihi: 31 Aralık 2008 - 01:05

a.. Etibank bor üretiminde ve pazarlanmasında tekel olduktan sonra katma değeri yüksek bor türevlerini üretmeye yöneldi. Boraks dekahidrat, penta hidrat, borik asit, sodyum perborat, sodyum perborat monohidrat v.b ürünleri üretip ihraç etmeye başladı.



c.. 1978 yılında toplam 83 milyon dolar olan bor ihracatımız, 2007 yılında 400 milyon dolara ulaştı.

e.. Eti Maden Bor İşletmeleri nin katma değer üretimini arttırmaya yönelik rafine ürün yatırımları sonucu Türkiye % 100 ham cevher satan ülke konumundan % 20 konsantre ürün % 80 rafine ürün satan ülke konumuna geldi.

f.. Eti Maden Bor İşletmeleri bütün bunların sonucunda dünya bor pazarının % 37'sini kontrol eder hale geldi.

g.. Aracıları ortadan kaldırarak doğrudan tüketicinin kapısına mal ve ürün verebilecek bir pazarlama ağına kavuştu


Etibank'ı Ellere Kaptırmayalım


En önemli, stratejik dev kurumlarımız yabancılara satıldı. Bunlardan bazılarının bir yıllık getirisi bile, satış bedelinden fazla idi. Satmasaydık, bir yıl içinde o kadar para elimize geçecekti; yaşamsal kuruluşlarımız da bizde kalacaktı!

Satışların çoğunda ekonomik endişeler olmadığı anlaşılıyor. Şaibeli sayanlar var. Kazanç getiren kurumlardan bazılarının ihalesiz (artırmaya çıkarılmadan) birilerine verilmesinin ardında hangi sebebin yattığı belli değil! Yalnızca "Peşkeş çekildi" denilerek geçiştirilemez. Gizli ortaklıklar mı? Topluma açıklanmayan dış baskılar mı? Nedir ihalesiz satışların altında yatan? Ne gibi mecburiyet ve gizli düzenlerle, büyük gelir getiren stratejik kurumlarımız yabancıların eline geçti? Ellere satılan büyük kurumların bir kısmı şöyle: Petkim, Tekel Rakı, İETT Garajı, Türk Telekom, Şekerbank, Kuşadası Limanı, İzmir Limanı, Araç muayene işi, Başak Sigorta, Adabank , Avea, Finansbank, Oyakbank, Denizbank, Türkiye Finans, TEB, Cbank, MNG Bank, Alternatif Bank, Dışbank, Telsim , Yapı Kredi'nin yarısı, Turkcell'in yarısı, Beymen'in yarısı, Enerjisa'nın yarısı, Garanti'nin yarısı, Eczacıbaşı İlaç, İzocam, TGRT(Fox), Demirdöküm, Döktaş, Süper FM� Bunların dışında birçok arsa, şirket hissesi ve başka varlıklar da yabancılara satıldı. Kapitalist ülkeler sigara oyunlarıyla dünyayı soyup; öldürüyor. Şimdi Tekel Sigara fabrikaları da satılacak.(Yazıyı yazarken o da gitmiş!)

Alınan paralarla önemli bir yatırım yapılmadı. İş alanları yaratılmadı. O yüzden işsizlik arttı. Başka konularda olduğu gibi, işsizlik oranı için ilan edilen rakamlara inanmak olanaksız. Fiili işsizlik en az yüzde otuzla- yüzde elli arasındadır.

*Keşke bu satışlardan gelen paralar yeni yatırımlara ve iş alanları açılmasına gitseydi. Ne yazık savurganlıklara kaynak oldu.

*Keşke yabancıklar bizim hazır tesislerimizi ucuza kapatacaklarına; ülkemizde sıfırdan yeni tesisler kursalardı. İş alanları yaratsalardı.

*Keşke vur kaç yapıp anında yurt dışına kayarak ekonomik depremler yaratan sıcak para yerine; fabrikalar kuran yatırımcı sermaye gelseydi. Bizimkiler dış ülkelerde fabrikalar kuruyor. Ülkemize ciddi iş kaynakları yaratan yabancı sermaye, pek gelmedi.

***

HENÜZ SATILMAMIŞ DEV BİR HAZİNEMİZ VAR�

Yer altı servetlerimizin bir kısmının ruhsatlarına sahip olan Etibank'a sıkıca yapışalım. Ülkemiz dünya bor rezervinin %75'ine sahip. Petrol ve maden yataklarımızın ruhsatlarını kapatan yabancılar, bor konusunda aynı uyanıklığı başaramamış. BOR yataklarımızın çoğunun ruhsatına ETİBANK sahip� Ne mutlu! Bu varlığımız, on trilyon dolar değerinde! Elbette Etibank'ın, diğer birçok maden alanları için ruhsatları da var.

Bu kadar büyük bir servetin kırk milyon dolar gibi küçük bir parayla, güya en büyük müttefikimiz olan dev güce veya şirketlerine satılacağı haberleri yaygınlaştı. Kırk milyon dolar nedir ki! İstanbul'un mütevazi tüccarları bile bu parayı çıkarır. Emekli sandığının Ankara'da gelir getiren ve benim de kiracısı olduğum elli yıllık eski teknoloji ile yapılmış binası bile, o paranın iki katına satıldı. (Fransız Emekli sandığının hiç prim toplayamasa bile, 150 yıl emekli aylıklarını ödeyecek kadar taşınmazları olduğu söyleniyor. Böyle bir tehlike halinde, bizim emekli sandığı aylıkları nasıl ödeyecek?)

Etibank bu kadar az bir parayla(çok para da olsa) adı önceden belli olan birine satılırsa; ülkece intihar etsek yeridir. Atatürk'ün adını koyarak yarattığı bu değerli armağanı, hiçbir bedelle sattırmayalım.
“Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz. “( Uğur Mumcu )
“İnsanlara en büyük iyilik, akıllarını kullanmayı öğretmektir.” ( Mollıere )
“Büyük beyinler fikirleri, orta beyinler olayları, küçük beyinler ise kişileri konuşur.”( Rıckover )

#36 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 31 Aralık 2008 - 03:53

Etibank'ı Ellere Kaptırmayalım


En önemli, stratejik dev kurumlarımız yabancılara satıldı. Bunlardan bazılarının bir yıllık getirisi bile, satış bedelinden fazla idi. Satmasaydık, bir yıl içinde o kadar para elimize geçecekti; yaşamsal kuruluşlarımız da bizde kalacaktı!



Bunu düşünen TEK bir kişi dahi bile olmadı mı acaba önceden


Satışların çoğunda ekonomik endişeler olmadığı anlaşılıyor. Şaibeli sayanlar var. Kazanç getiren kurumlardan bazılarının ihalesiz (artırmaya çıkarılmadan) birilerine verilmesinin ardında hangi sebebin yattığı belli değil! Yalnızca "Peşkeş çekildi" denilerek geçiştirilemez. Gizli ortaklıklar mı? Topluma açıklanmayan dış baskılar mı? Nedir ihalesiz satışların altında yatan?



Işte tam burasını bende merak etmekteyim.

Lakin al
ışmış olduğumuz, alıştırılmış olduğumuz birşey var ki

O da
Cevapsiz kalmak

Gerekli yerlerden cevap alamamak



Ne gibi mecburiyet ve gizli düzenlerle, büyük gelir getiren stratejik kurumlarımız yabancıların eline geçti?


Gecer bu gidişle daha da gecer ( umarım yanılırım ) ki hic sanmıyorum ...bi bakıyorsunuz gazeteler' de ansızın bir haber

(...) satılıyor... diye yazmak ta

Buyrun

http://www.turkish-m...mp;#entry717215



Ellere satılan büyük kurumların bir kısmı şöyle: Petkim, Tekel Rakı, İETT Garajı, Türk Telekom, Şekerbank, Kuşadası Limanı, İzmir Limanı, Araç muayene işi, Başak Sigorta, Adabank , Avea, Finansbank, Oyakbank, Denizbank, Türkiye Finans, TEB, Cbank, MNG Bank, Alternatif Bank, Dışbank, Telsim , Yapı Kredi'nin yarısı, Turkcell'in yarısı, Beymen'in yarısı, Enerjisa'nın yarısı, Garanti'nin yarısı, Eczacıbaşı İlaç, İzocam, TGRT(Fox), Demirdöküm, Döktaş, Süper FM� Bunların dışında birçok arsa, şirket hissesi ve başka varlıklar da yabancılara satıldı. Kapitalist ülkeler sigara oyunlarıyla dünyayı soyup; öldürüyor. Şimdi Tekel Sigara fabrikaları da satılacak.(Yazıyı yazarken o da gitmiş!)




aynen bende cümle cümle yazınıza cevap vereyim derken, birden az sonra bu cümlenizi gördüm ve az önce satılır satarlar anlamın da yazmış olduğum cümleme güldüm ( Icler acısı)



Alınan paralarla önemli bir yatırım yapılmadı. İş alanları yaratılmadı. O yüzden işsizlik arttı. Başka konularda olduğu gibi, işsizlik oranı için ilan edilen rakamlara inanmak olanaksız. Fiili işsizlik en az yüzde otuzla- yüzde elli arasındadır.

*Keşke bu satışlardan gelen paralar yeni yatırımlara ve iş alanları açılmasına gitseydi. Ne yazık savurganlıklara kaynak oldu.

*Keşke yabancıklar bizim hazır tesislerimizi ucuza kapatacaklarına; ülkemizde sıfırdan yeni tesisler kursalardı. İş alanları yaratsalardı.

*Keşke vur kaç yapıp anında yurt dışına kayarak ekonomik depremler yaratan sıcak para yerine; fabrikalar kuran yatırımcı sermaye gelseydi. Bizimkiler dış ülkelerde fabrikalar kuruyor. Ülkemize ciddi iş kaynakları yaratan yabancı sermaye, pek gelmedi.


Daha bu şekil de cook keşkeler yer alır, hic merak etmeyelim

Onca paralar nereye gitti, ne oldu...nereye harcan dı

Bu derinlere giren bir mevzu gerci.. ben hic girmiyeceğim, cıkamam icinden cünkü

Fakat basitce gercekten soruyorum kendi kendime....Nereye Gitti.

Birde bunu yazmadan edemiyorum......

Çok Yaşasın Sayın Başbakanımiz Erdoğan Bey

Gerci o değilse bile sorunlu olan bir başkası olacak' tı

Verdiğim link üzerine görebilirsiniz.

Bu satişlar "belki" sesiz sedasız değil

Ama sonra' dan

Görüldüğü gibi

Keşke dedirten

Saygilar

#37 Dogrucudavut

Dogrucudavut

    Kıdemli Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • PipPipPipPip
  • 1.773 İleti

Gönderi Tarihi: 01 Ocak 2009 - 04:51

Bunu düşünen TEK bir kişi dahi bile olmadı mı acaba önceden


Duyarlılığınız için teşekkürler, Saygılar. :)
“Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz. “( Uğur Mumcu )
“İnsanlara en büyük iyilik, akıllarını kullanmayı öğretmektir.” ( Mollıere )
“Büyük beyinler fikirleri, orta beyinler olayları, küçük beyinler ise kişileri konuşur.”( Rıckover )

#38 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 26 Şubat 2009 - 00:48

Gönderilen Fotoğraf




Adıyaman'da 3 kuyudan petrol çıktı


Adıyaman'ın birçok bölgesinde petrol arama çalışmalarını sürdüren TPAO, Şambayat yakınlarında 3 kuyuda petrol buldu.


Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) tarafından Şambayat 3 kuyusunda petrol bulundu.

TPAO Adıyaman Bölge Müdürlüğü tarafından yapılan yazı açıklamada,

Şambayat petrol sahasında Şambayat - 3 kuyusunda yapılan sondajda petrol bulunduğu açıklandı.

Açıklamada, Şambayat - 3 kuyusuna yapılan sondajda bin 584 metrede petrole rastlandığı

ve kuyunun üretime alınması için çalışmaların devam ettiği bildirildi.


#39 Misafir_Domuzbağı_*

Misafir_Domuzbağı_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 26 Şubat 2009 - 01:02

Chevron, Karadeniz'de petrol aramak için görüşmeleri hızlandırdı

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı'nın (TPAO) Karadeniz'in derin deniz alanlarında petrol ve doğal gaz aramalarında bulunmak isteyen ABD'li Chevron şirketi ile görüşmeleri hız kazandı. Karadeniz'de petrol arama açılışmaları için birçok şirketten teklif alan TPAO, ABD'li Chevron şirketinin yetkilileriyle, yapılan yazışmaların ardından ocak ayında Türkiye'de bir araya geldi.

TPAO, EXXON İLE ANLAŞTI
Chevron yetkilileri, söz konusu görüşmelerde, TPAO ile anlaşmaya temel oluşturacak olan paylaşım esasları, taahhütler, süreler, olası yatırım miktarı, katılım paylaşım payları gibi konularda görüş alışverişinde bulundu. Karadeniz'de petrol arama çalışmaları kapsamında daha önce Brezilyalı Petrobras şirketi ile çalışmalar yapan TPAO, en son kasım ayında ABD'li Exxon Mobil ile petrol arama konusunda "Ortak işletme'' anlaşması imzalamıştı. Kara sahalarına kıyasla derin denizlerde petrol arama faaliyetlerinin maliyetli olması nedeniyle TPAO, hem maliyet paylaşımı hem risk paylaşımı hem de teknoloji transferi sağlamak amacıyla ortaklı aramaları tercih ediyor.

#40 dünyahepimizin

dünyahepimizin

    Kıdemli Üye

  • Yasaklanmış
  • PipPipPipPipPip
  • 2.634 İleti

Gönderi Tarihi: 26 Şubat 2009 - 01:59

Ya arkadaslar bizler ne zaman birakacagiz hayalperestligi? II Abdulhamid döneminde Türkiye halaa at ve esekle geziyordu. Bilim o kadar ileri degildi ülkemizde. Madem güney dogunun tamaminda 100 yili askin petrol oldugunu biliyoruzda neden cikartmadik bu güne kadar? Yoksa AB mi bizi engelledi dersiniz? hani her beceriksizligimizi AB'in üzerine atarizya ondan sordum.

Petrol haritasi cizmek kimmmmm Osmanli padisahi kim. Ha derseydiniz II Abdulhamid hangi ülkelerden kadinlarla evlenecegi listeyi cikartmis, buna inanirdim. Osmanli padisahlarinin baska enye akli eriyorduki? Karsi geleni kilictan gecir, baktin bir kadin hosuna gitmis ver topragi al onu. Bildiklerimiz bunlar Osmanli padisahlari hakkina. Petrol haritasi falan filan sadece bir hikaye.

#41 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 28 Şubat 2009 - 00:49



Meğerse Diyarbakır petrolün başkentiymiş



Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) Türkiye'nin en büyük petrol rezervini Diyarbakır'da buldu.

TPAO yaptığı sondaj çalışmalarında, 26 gravite kalitesinde 16 milyon varille Türkiye'nin en büyük rezerv sahasına Diyarbakır'da ulaştı.


Diyarbakır'ın Taştan Köyü'nün 10 haneli Güzel mezrasında 1800 metrede bulunan 26 gravitelik

ve tahmini 16 milyon varil ham petrolün Türkiye'nin en büyük rezervi olduğu belirlendi.

Petrolün bulunduğu sahada incelemelerde bulunan TPAO Genel Müdürü Mehmet Uysal, Güney Kırtepe sahasında yaklaşık

16 milyon varillik rezerv bulduklarını ifade etti.


Uysal, "Diyarbakır'da 16 milyon varil petrolün yarısı Perenco yarısı Türk Petrolleri'nin olacak.

Türkiye'nin yıllık 200 milyon varil petrol tüketimini düşünürsek, 16 milyon varil rezerv az gelebilir ancak, bu rezervler Türkiye standartlarında çok önemlidir.

TPAO olarak bu alanlarda elde ettiğimiz gelirlerle farklı alanlardaki yatırımlarımızı sürdüreceğiz." diye konuştu.


Bölgede 20 kuyuda petrol üretimi yapmaya başladıklarını ifade eden TPAO Genel Müdürü Mehmet Uysal,

2009 yılı içerisinde Cudi dağının da aralarında bulunduğu 16 noktada sondaj çalışmalarının başlatılacağını kaydetti.

Uysal, Türkiye'nin 2023'e kadar petrol ve gaz ihtiyacını karşılayabilmek için çalışmalara hız verdiklerini söyledi.


Diyarbakır'da sondaj çalışmalarında Türkiye'nin en önemli petrol kuyusunu keşfettiklerini ifade eden TPAO Genel Müdürü Mehmet Uysal,

"Yaptığımız testlerde iyi sonuçlar aldık. Günlük 2 bin 500 varillik pompa az olduğu için daha büyük bir pompa yerleştirme gereği duyduk.

Güney Kırtepe sahası son yıllarda Türkiye'de keşfedilen en önemli kuyusudur.

Batman ve Adıyaman'da faaliyetlerimizde son dönemlerde önemli neticeler elde etmeye başladık.

Adıyaman Şanbayat kuyusunda önemli bir keşfimiz oldu. Diyarbakır'daki sahalarda da benzer sonuçlar almamız, bizi son derece mutlu etti.

" diye konuştu.


Güney Kırtepe kuyusunda Perenco şirketi ile ortak arama - üretim faaliyeti sürdürdüklerini anlatan Uysal,

şu ana kadar 3 kuyu açtıklarını, 4 ve 5'inci kuyuların hazırlığını tamamlandıklarını kaydetti.

Petrol sahasının giderek büyüyeceğini düşündüklerini anlatan Uysal,

"Bu bölge, Türkiye'nin önemli yeni petrol üretim sahasından biri olacaktır." dedi.

TPAO, Güney Kırtepe-1 kuyusundan 250 bin varil ham petrolü pompalarken, köyden 4 kişiyi güvenlik görevlisi olarak istihdam etti.

Sondaj çalışmalarında 20 ayrı kuyuda bulunan petrol üretimine başlanırken, Cudi Dağı başta olmak üzere 16 noktada arama çalışmaları başlatılıyor.


(CİHAN) 27.02.2009

#42 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 28 Şubat 2009 - 00:58


GÜNEYDOĞU NEDEN KAYNAR ?

Şimdi, biraz düşünün hele, neden kimileri Güneydoğu’yu cadı kazanı gibi kaynatır da kaynatır...

Neden rahat bi soluk aldırmaz Türkiye insanına ki en azından Abdülhamid Han’ın yaptırdığı harita doğru mudur yanlış mı, saptanabilsin !



Ya arkadaslar bizler ne zaman birakacagiz hayalperestligi? II Abdulhamid döneminde Türkiye halaa at ve esekle geziyordu. Bilim o kadar ileri degildi ülkemizde. Madem güney dogunun tamaminda 100 yili askin petrol oldugunu biliyoruzda neden cikartmadik bu güne kadar? Yoksa AB mi bizi engelledi dersiniz? hani her beceriksizligimizi AB'in üzerine atarizya ondan sordum.

Petrol haritasi cizmek kimmmmm Osmanli padisahi kim. Ha derseydiniz II Abdulhamid hangi ülkelerden kadinlarla evlenecegi listeyi cikartmis, buna inanirdim. Osmanli padisahlarinin baska enye akli eriyorduki? Karsi geleni kilictan gecir, baktin bir kadin hosuna gitmis ver topragi al onu. Bildiklerimiz bunlar Osmanli padisahlari hakkina. Petrol haritasi falan filan sadece bir hikaye.


Evet sayın dünyahepimizin, bu sorunun doğru cevabını kimden acaba alabiliriz.. almamiz acaba gercekten de mümkün mü

Saygilar

#43 Misafir_Yakisikli_*

Misafir_Yakisikli_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 28 Şubat 2009 - 01:00

Aslinda hic sasirilmiyacak bir durum sayin Birce, cunku bugun turkiye aslinda yer alti kaynaklari zengin bir ulke.. Komsularimiz 4 bir taraftan petrol icinde yuzerken biz actigimiz kuyularida kalitesiz diye kapatmaktayiz diyarbakir gibi cok ilimiz var turkiyede hem petrol ve hemde yeralti zenginlikleri bakimindan.. Umarim Diyarbakirda acilan kuyu son olmaz ve bu calismalar genisletilip diger illerdede arama calismalarina baslanir.. Bu sayede halka is imkanlari saglanir ve yeni fabrikalar acilmasina sebep olur..
saygilar

#44 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 28 Şubat 2009 - 01:17

Aslinda hic sasirilmiyacak bir durum sayin Birce, cunku bugun turkiye aslinda yer alti kaynaklari zengin bir ulke.. Komsularimiz 4 bir taraftan petrol icinde yuzerken biz actigimiz kuyularida kalitesiz diye kapatmaktayiz diyarbakir gibi cok ilimiz var turkiyede hem petrol ve hemde yeralti zenginlikleri bakimindan.. Umarim Diyarbakirda acilan kuyu son olmaz ve bu calismalar genisletilip diger illerdede arama calismalarina baslanir.. Bu sayede halka is imkanlari saglanir ve yeni fabrikalar acilmasina sebep olur..
saygilar


Haklısınız katılıyorum size sayın Yakisikli, saşırdığım nokta asıl benim... yeni yeni sanki bilinmiyormus gibi önceden

gündeme getirmeleri oluyor..

Gercekten bilinmese araştırılmaz mi..

Ki daha önce vermiş olduğum yazılar da var deniliyor fakat gelip te bakan olmamış...

Bi bakiyorum Petrol bulundu diye bi haber bir gazete köşesin de..

Peki nerede bunun ön calışmaları ile ilgili bir yazı...şu şu bölgede petrol aranıyor... bulunmadı gibi yazılar..

Her başlatılan bir calışma da bulunacak diye bir kayde yok

Bir ihtimal bence biliniyor nereler de ne var...anlam veremediğim nokta ise... neden kimden ve nicin saklıyor'lar

Saygılar


#45 Misafir_Yakisikli_*

Misafir_Yakisikli_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 28 Şubat 2009 - 01:26

Haklisiniz sayin Birce..

Sirketler bir ise baslamadan evvel sayfa sayfa on calisma ve konu hakkinda raporlar hazirlarlar sunum yapmak icin.. Ama bunlar petrolun nerede olduklarini bildikleri icin oyuzden emin ve kesin cevaplar verilmekte bana oyle geliyorki daha once kapatilan kuyulara tekrar sondaj yaparak acmaktalar cunku bukadar kisa bir surede calisma yapip ve sonuca ulasmak zordur.. Malesef bizler varlik icinde yokluk yasiyan bir toplumuz.. Bana oyle geliyorki buda malesef bir secim propogandasi olabilir artik oyle bir alistikki neyin gercek neyin yalan oldugunu karistirir olduk tamda secim arifesinde petrol bulmalari beni dusunduruyor acikcasi..

Saygilar

#46 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 22 Nisan 2009 - 23:15

Gönderilen Fotoğraf



Tuz Gölü havzasında petrol bulundu

Konya'da kimyasal tuz aramaları sırasında Tuz Gölü havzasının olduğu yerde kimyasal tuzla birlikte

petrole rastlandı.


MTA 2. Bölge Müdürü Ali Rıza Demirci, gazetemize Konya’nın yer altı zenginlikleri hakkında önemli açıklamalarda

bulundu.

Demirci, kimyasal tuz aramaları sırasında Tuz Gölü havzasının olduğu yerde kimyasal tuzla birlikte petrole rastladıklarını

söyledi.

MTA 2. Bölge Müdürü Ali Rıza Demirci, uzun çalışmalar sonucunda Konya’ya 4 yeni jeotermal sahaları kazandırdıklarını

belirtti.

Bu jeotermal sahaları iyi değerlendirildiği takdirde, büyük verim elde edileceğini kaydeden Demirci,

2000 yılından bu yana çalışmaları süren jeotermal sahaları ile ilgili şunları kaydetti;

"MTA olarak uzun bir süre yapılan çalışmalar sonucunda Seydişehir Kavak’ta iki tane, Tuzlukçu ve Cihanbeyli’nde birer

tane olmak üzere 4 jeotermal sahası oluşturduk.

Seydişehir’de bulunan sahaların birisinse su sıcaklığı 39 derece ve bir saniyede 100 litre su çıkarabiliyor.

Diğerinin ise su sıcaklığı 42 derece bu da saniyede 40 litre su çıkarabiliyor.

Tuzlukçu’daki sahada elde edilen su sıcaklığı 46 derece ve bu sahada saniyede 60 litre su çıkarıyor.

Cihanbeyli’deki sahada ise çalışmalar devam ediyor.

Buradaki su sıcaklığı ise 49 derece, saniyede 40 litre su çıkarabilme kapasitesine sahip" Konya’ya yeni kazandırılan

jeotermal sahalarında artezyen sistemiyle suyun elde edildiğini ifade eden Demirci, bu sahaların yer olarak kaplıca

kurulması için ideal olduğunu belirterek, çıkartılan suların mineral bakımından da zengin olduğuna işaretti.



ÇEKİM MERKEZİ HALİNE GETİRİLEBİLİR

Konya’nın kazandırılan jeotermal sahaları sayesinde çekim merkezi haline gelebileceğini ifade eden Demirci,

"Sıcak su zengini değiliz ama kendi yağımızla kavrulabiliriz" dedi.

Demirci, sahaların yatırımcılar tarafından iyi değerlendirilmesi halinde Konya’nın kalkınmasına

büyük katkı sağlayacağını ifade etti.

Konyalı iş adamlarını 12 Mayıs’ta sona erecek ihaleye katılmaya davet eden Demirci,

Konya’nın kaplıca turizmine elverişli bir kent olduğunu vurguladı.

Demirci, kaplıcaların değeri bilinmediğini, hoyratça kullanıldığını da sözlerine ekledi.


TÜRKİYE’NİN ELEKTRİK HARCAMASININ YÜZDE 4’ÜNÜ KARŞILAR


Yer altı zenginliklerini aramanın zahmetli ve bir o kadar da zor olduğuna işaret eden Demirci, getirisinin ise büyük

olduğunu vurguladı.

Karapınar bulunan kömür yatakları hakkında da bilgiler veren Demirci, "Karapınar’da 1 milyon tonun üzerinde kömür

olduğunu tespit ettik.

Karapınar’a termik santral kurulduğu takdirde Türkiye’nin elektrik harcamasının yüzde 4’ü 50 yıl süreyle buradan

karşılanabilir" dedi.

KONYA’DA PETROL MÜ FIŞKIRACAK


Konya, Karaman ve Aksaray üçgeninde kimyasal tuz aramaları sırasında Tuz Gölü havzasının olduğu yerde kimyasal

tuzla birlikte petrole rastlandığını dile getiren Demirci, "Saha petrol için önemli olduğundan MTA Genel Müdürlüğü

durumu Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bildirdi.

Bakanlıkta, arama çalışmalarını Türkiye Petrolleri Arama Ortaklığı’na de devretti.

Bölge de geçen yıl sondaj vuruldu.

Araştırmalar devam ediyor. Derin sondaj yapılacağı söyleniyor" ifadelerine yer verdi.


#47 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 15 Mayıs 2009 - 02:17

Gönderilen Fotoğraf



Adıyaman'dan petrol müjdesi geldi

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı Adıyaman Bölge Müdürlüğüne bağlı sondaj sahalarından Doğubaşpınar-1 kuyusunda petrol bulundu.


TPAO Adıyaman'da petrol aramalarına devam ediyor.


TPAO Bölge Müdürlüğüne bağlı ekiplerin Adıyaman-Gaziantep-Araban mevkiinde

yaklaşık 3 ay önce sondajı vurulan Doğubaşpınar-1 kuyusunda üretim testlerine başladığı bildirildi.


TPAO Bölge Müdürü Besim Şişman, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Adıyaman'da her açtıkları kuyuda petrol bulduklarını belirterek,

şunları söyledi:


''Hem bizi, hem ilimizi, hem de ülkemizi sevindirecek bu haberler önümüzdeki günlerde sondaj çalışmaları devam eden

kuyulardan çıkacak petrolle yine bizleri mutlu edecek haberlere dönüşecek.

Açılan her kuyuyla Adıyaman petrol konusundaki önemini giderek arttırmaya devam ediyor.

Halen Türkiye'nin en iyi petrol üreten sahalarına sahip olan bu kentte petrol arama çalışmalarımız artarak devam edecek''


Şişman, Gaziantep Araban ilçesine 15 kilometre mesafedeki kuyudan günlük 300 varil petrol üretildiğini, gravitesinin ise 23,5 olduğunu kaydetti.

Besim Şişman, ayrıca Şambayat'ta açılan kuyuların sayısının da 6'ya ulaştığını,

Doğubaşpınar kuyu sayılarının önümüzdeki günlerde artacağına ilişkin beklentisini de dile getirdi.


#48 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 28 Mayıs 2009 - 22:53

Suudi kalitesinde Türk petrolü bulundu



Edirne bölgesinde açtığı 5 kuyuda doğalgaz bulan Türk sermayeli şirket yaptığı çalışmalarla Manisa’da petrol buldu.

Yüzde 100 Türk sermayeli Merty Energy, Manisa’nın Alaşehir ilçesinde piyasa değeri 300 milyon dolar olan

6 milyon varillik petrol rezervi buldu.


Petrolün gravitesi Suudi Arabistan’a eş değer...

Şirket, Manisa’nın Alaşehir ilçesinde gerçekleştirdiği çalışmaları sonrasında toplam değeri 300 milyon dolar olan

6 milyon varillik petrol rezervini gün ışığına çıkartacak.

İlk sondaj denemesi için gazetecileri Alaşehir’deki Sarıkız-2 kuyusuna götüren Merty Energy Başkanı Ongun Yoldemir,

bölgede 6 milyon varillik rezervin bulunduğunu söyledi. Yoldemir, "Sarıkız-2 kuyusundaki petrolün gravitesi Suudi

Arabistan’da çıkartılan petrole eş değer" dedi.


4 MİLYON DOLARA KULE

Çıkartılması planlanan petrolün toplam değerinin 300 milyon dolar olduğunu ve bunun yüzde 40’lık bölümünün şirkete

kalacağını ifade eden Yoldemir, petrolün çıkarılması için kurulan Sarıkız-2 kuyusunun yüzde 100 kendi üretimleri

olduğunu kaydetti.

Yoldemir, "Alaşehir’de kurduğumuz kule 4 milyon dolara mal oldu.

Eğer bu kuyunun aynısını yurtdışından alsaydık 12 milyon dolara mal olacaktı.

Sarıkız-2 kuyusundan çıkarılacak petrol Türkiye’nin 20 günlük ihtiyacına karşılık geliyor" diye konuştu.

YENİ YERLER SIRADA

Türkiye’de petrol aramak için yeni sahalarla ilgili girişimleri de olduğunu ifade eden Yoldemir şöyle devam etti:

"Çanakkale Ezine, Samsun Bafra, Trakya, Adana ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde de petrol arama çalışmaları

yapacağız. İç Anadolu bölgesinde petrol arama çalışmaları yapılmamış.

Buralarda da petrol yatakları var. Bu bölgelerle de ilgileneceğiz."



PETROL ARAMAK İÇİN BAŞVURU

Merty Enerji Petrol Arama, Eğitim ve Servis Hizmetleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Ongun Yoldemir,

gazetecilere yaptığı açıklamada, Petrol İşleri Genel Müdürlüğü'ne, Salihli ovasında petrol aramak için ruhsat

başvurusunda bulunduklarını, resmi müracaatlarının 13 Nisan'da Resmi Gazete'de yayınlandığını belirtti.


Salihli'de de petrol bulacaklarını ümit ettiklerini ifade eden Yoldemir şunları kaydetti.

''Yasal prosedür gereği 1 defada en fazla 50.000 hektarlık alanda petrol arama ruhsatı izni verilebiliyor.

Biz 47.899, 47.773 ve 42.781 hektarlık olmak üzere toplam 138 bin 453 hektarlık 3 ayrı alanda arama izni verilmesi

için talepte bulunduk.

Şu anda resmi prosedürlerin tamamlanmasını bekliyoruz.

Petrol aramamız için ruhsat onayı verilmesi halinde hızlı bir şekilde çalışmalarımıza başlayacağız.

Çünkü verilecek olan arama ruhsatları 2.5 yıl için geçerli.

Onayın çıkması halinde ilk etapta uzmanlarımız Salihli'nin jeolojik ve jeofizik verilerini inceleyecekler.

Elde edeceğimiz verilere göre sondaj alanını belirleyeceğiz. Umudun olduğu her yerde bizde varız.''


#49 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 10 Haziran 2009 - 00:41

Türkiye'de ne kadar petrol var ?

Türkiye'nin her tarafı petrol dolu. Bizim ülkemizde olmaması zaten düşünülemez.

Peki Türkiye'nin ne kadar petrol rezervi var ?


Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, 2008 yılında açılan 30 üretim kuyusundan,

25'inde ham petrol, 1'inde dogalgaz üretimi yapıldığını belirtti.

Yıldız, MHP Hatay Milletvekili Turan Çirkin'in, Türkiye'nin petrol ve dogalgaz varlığının ne kadar olduğuna ilişkin

soru önergesine verdiği yanıtta, petrol arama ve üretim kuyuları hakkında bilgi verdi.


Marmara Bölgesi'nde 57, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde 26, İç Anadolu ile Akdeniz Bölgelerinde 4'er, Karadeniz

Bölgesi'nde 3 ve Ege Bölgesi'nde 2 olmak üzere, 2008 yılında toplam 96 petrol arama kuyusu açıldığını bildiren Yıldız, "

TPAO Genel Müdürlüğünce açılan 73 adet kuyunun 36 adedi 'petrollü kuyu' olarak tamamlanmış olup,


yıl içinde arama, geliştirme ve yeniden değerlendirme yoluyla 34,5 milyon varil rezerv eklenmiştir.

2008 yılında 400 milyon metreküp ilave dogalgaz rezervi tespit edilmiştir
" bilgisini verdi.



Yıldız, 2008 yılında 30 adet üretim kuyusu açıldığını, 25'inde ham petrol, 1'inde dogalgaz üretimi yapıldığını belirterek,

TPAO Genel Müdürlüğünce 2008'de devreye alınan 38 yeni petrol

ve 5 yeni dogalgaz kuyusundan toplam 523 bin 353 varil petrol eşdeğeri hidrokarbon üretimi

artışı sağlandığını
bildirdi.


981 MİLYON TON PETROL

Türkiye'nin üretilebilir petrol varlığına ilişkin soruyu yanıtlarken de Taner Yıldız, 2008 yılı sonu itibariyle keşfedilen

sahalardaki yerinde petrol rezerv miktarının 981,9 milyon ton olduğunu açıkladı.

Bu rezervin, 172,4 milyon tonunun üretilebilir rezerv durumuna olduğunu ifade eden Yıldız,

2008 yılı sonu itibariyle de 130,7 milyon tonunun üretildiğini kaydetti.

Yıldız, 2008 yılı sonu itibariyle 22,6 milyar metreküp olan keşfedilen sahalardaki yerinde dogalgaz rezervin,

17,4 milyar metreküpünün üretilebilir rezerv durumunda olduğunu belirtti.



10,6 MİLYAR METREKÜPÜ ÜRETİLDİ


Bu rezervin 2008 yılı sonu itibariyle 10,6 milyar metreküpünün üretildiğini, kalan rezervin 6,8 milyar metreküp olduğunu

bildiren Yıldız, kalan üretilebilir rezervin 834,1 milyon metreküpünün Batı Karadeniz'de,

2 milyar 763 milyon metreküpün Trakya Bölgesi'nde, 3 milyar 228 milyon metreküpün de

Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde olduğunu ifade etti.

Petrol arama ruhsatı alan firma sayısı hakkında bilgi veren Yıldız, 2009 yılı Mart ayı itibariyle arama ruhsatı sahibi

firma sayısının 23'ü yabancı olmak üzere, 47 olduğunu belirtti.

Yıldız, 20 yerli, 23 yabancı firmanın arama faaliyetinde bulunduğunu kaydetti.



#50 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 07 Temmuz 2009 - 23:27

Karadeniz'in incisi İnebolu'da petrol arama çalışmaları başlayacak. Petrol bulunursa ilçe ihya olacak ancak

bulunmazsa da kazanacak.

Çünkü aylar sürecek petrol arama platformunda çalışacak personel

ve onların yiyeceğinden eğlencesine kadar tüm ihtiyaçları İnebolu'dan karşılanacak...




Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ile Karadeniz'de petrol ve doğal gaz aramak için anlaşma imzalayan

Brezilyalı petrol şirketi Petrobras'ın Türkiye Genel Müdürü Hercules Tadeu F. Da Silva,

Kastamonu'nun İnebolu ilçesinde incelemelerde bulundu.



Genel Müdür Silva, İnebolu Kaymakamı Dr. İlhan Karakoyun, Belediye Başkanı Engin Uzuner

ve Liman Başkanı Ergün Kayalı'yı makamlarında ziyaret etti.



Ziyaretlerinin ardından yapan da Silva, Karadeniz'deki sondaj çalışmalarına aralık ayında başlamayı planladıklarını

belirterek, Sinop'un 138 mil açığında konuşlanacak platforma personel ve malzeme transferlerinin İnebolu Limanı'ndan

sağlanacağını belirtti.



Limanın kullanımı için İnebolu Belediyesi ile mutabık kaldıklarını belirten da Silva, “Eğer burada petrol bulabilirsek

İnebolu'nun çehresi olumlu yönde değişir.

Birçok iş imkanı doğacak ve aynı zamanda çeşitli tesisler kurulabilir.

Bu sırada halkın normal düzenini bozmamak için elimizden geleni yapacağız.

Burada herkesi memnun edecek şekilde bir çalışma yapacağız” dedi.




“GÜNLÜK MALİYET 1 MİLYON DOLAR”



Karadeniz'deki sondaj çalışmalarının kendilerine çok pahalıya mal olacağını ifade eden da Silva,

bu riski göze aldıklarını söyledi.



Hercules Tadeu F. Da Silva, “Karadeniz daha önce keşfedilmemiş bir bölge olduğundan petrol ve doğal gaz rezervini tam

olarak bilemiyoruz.

Karadeniz'de petrol ve doğal gaz bulma ihtimalimizi yüzde 20 olarak görüyoruz.

Sondajın maliyeti çok pahalı. Sondaj çalışmasının kesin olmamakla birlikte 6-7 ay kadar süreceğini tahmin ediyoruz.

Sondajın bize bir günlük maliyeti 1 milyon doları buluyor.

Yüzde 20'lik bir ihtimale karşı bile bu riski göze aldık” diye konuştu.



İnebolu'ya 160 deniz mili uzakta çalışacak platforma İnebolu Limanı'ndan gemilerle 18 saatte ulaşılacak.

Platformda çalışacak personel ve kullanılacak tüm malzemeler İnebolu Limanı'ndan sevk edilecek.

Norveçli Ocean Rig şirketinden kiralanan Leiv Ericsson adlı platform, bu yılın aralık ayında petrol

ve doğal gaz arama çalışmalarına başlayacak.




Cevap ekle