Jump to content
Sign in to follow this  
AsiMeLek

ATİLLA İLHAN ( Şiirleri )

Recommended Posts

AYRILIK SEVDAYA DAHİL

 

Açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın

En görkemli saatinde yıldız alacasının

Gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader

Uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın

Rüzgar uzak karanlıklara sürmüş yıldızları

Mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan

Onu çok arıyorum onu çok arıyorum

Heryerimde vücudumun ağır yanık sızıları

Bir yerlere yıldırım düşüyorum

Ayrılığızı hissettiğim an demirler eriyor hırsımdan

Ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu

Gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş

Tedirgin gülümser

Çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar

hala sevgili

Hiç bir anı tek başına yaşayamazlar

Her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili

Telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar

Gittikçe genişleyen yakılmış ot kokusu

Yıldızlar inanılmayacak bir irilikte

Yansımalar tutmuş bütün sahili

Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var

Öyle vahşi bir tat ki dayanılır gibi değil

Çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil

Çünkü ayrılanlar hala sevgili

Yanlızlık hızla alçalan bulutlar karanlık bir ağırlık

Hava ağır, toprak ağır, yaprak ağır

Su tozları yağıyor üstümüze

Özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır

Eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanı

Karanlık cöktü denize

Yanlızlık çakmak taşı gibi sert, elmas gibi keskin

Ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin

Kapını bir çalan olmadı mı hele elini bir tutan

Bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince

Sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice

Yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük

ne işe yarayacak

Bir türlü çözemedikleri bu olu bir gezegenin soğuk

tenhalığına

Benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı

bir sevgiliyle

Sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için

varız

İkimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile

rahatça sığarız

Hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir

bardak gibi

Tuz parça kırılsak da hala içimizde o yanardağ ağzı

Hala kıpkızıl gülümseyen sanki ateşten bir tebessüm

zehir zemberek aşkımız

 

 

Attila İlhan

Share this post


Link to post
Share on other sites

ADIM SONBAHAR

Nasıl iş bu

Her yanına çiçek yağmış

Erik ağacının

Işık içinde yüzüyor

Neresinden baksan

Gözlerin kamaşır

 

Oysa ben akşam olmuşum

Yapraklarım dökülüyor

Usul usul

Adım sonbahar

Attila İlhan

Share this post


Link to post
Share on other sites

ADIMLA NASIL BERABERSEM

 

Hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların

Bir dakika bile çıkmıyorsun aklımdan

Koşar gibi yürüyüşün

Karanlıkta bir ışık gibi aydınlık gülüşün

 

Hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların

Uzak uzak yıldızlarla çevrilmiş kainatın

Karanlık boşluklarında akıp giderken zaman

 

Adımla nasıl berabersem öylece beraberiz

Seninle her saat seninle her dakika seninle her saniye

Gönlümüz mutluluğa inanmış olmanın gururuyla rahat

Koltuğumuzun altında birer dinamit gibi kellemiz

Ve sonra her zaman her ölümlüye

Aynı şartlar altında kısmet olmıyan

Gerçekleri görmenin aydınlığı alınlarımızda

 

Hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların

Sen bana kalbim kadar elim kadar yakınsın

Attila İlhan

Share this post


Link to post
Share on other sites

AN GELİR

 

An gelir

Paldır küldür yıkılır bulutlar

Gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet

O eski heyecan ölür

An gelir biter muhabbet

Çalgılar susar heves kalmaz

Şatârâbân ölür

 

Şarabın gazabından kork

Çünkü fena kırmızıdır

Kan tutar / tutan ölür

Sokaklar kuşatılmış

Karakollar taranır

Yağmurda bir militan ölür

 

An gelir

Ömrünün hırsızıdır

Her ölen pişman ölür

Hep yanlış anlaşılmıştır

Hayalleri yasaklanmış

An gelir şimşek yalar

Masmavi dehşetiyle siyaset meydanını

Direkler çatırdar yalnızlıktan

Sehpada Pir Sultan ölür

 

Son umut kırılmıştır

Kaf Dağı'nın ardındaki

Ne selam artık ne sabah

Kimseler bilmez nerdeler

Namlı masal sevdalıları

Evvel zaman içinde

Kalbur saman ölür

Kubbelerde uğuldar Bâkî

Çeşmelerden akar Sinan

An gelir

-Lâ ilâhe illallah-

Kanunî Süleyman ölür

 

Görünmez bir mezarlıktır zaman

Şairler dolaşır saf saf

Tenhalarında şiir söyleyerek

Kim duysa korkudan ölür

-Tahrip gücü yüksek-

Saatli bir bombadır patlar

An gelir

Attilâ İlhan ölür

 

 

Attila İlhan

Share this post


Link to post
Share on other sites

AYDINLIK NEYİN OLUYOR

 

Aydınlık neyin oluyor senin

Gökyüzü akraban filan mı

Beni bulur bulmaz gözlerin

Şimşek çakıyorum yalan mı

Yüzünde yalazını gezdirdiğin

Saçlarından tutuşmuş orman mı

Akla ziyan bir şey elektriğin

 

Ayışığı mavisi dudaklarından mı

O ışık zenginliği mi giyindiğin

Uzay tozları mı yıldızlardan mı

Elime dokunduğu an elin

Güneşler açıyorum sahi ondan mı

Aydınlık neyin oluyor senin

Attila İlhan

Share this post


Link to post
Share on other sites

AYSEL GİT BAŞIMDAN

 

Aysel git başımdan ben sana göre değilim

Ölümüm birden olacak seziyorum

Hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim

Aysel git başımdan istemiyorum

Benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün

Dağıtır gecelerim sarışınlığını

Uykularımı uyusan nasıl korkarsın

Hiçbir dakikamı yaşayamazsın

Aysel git başımdan ben sana göre değilim

Benim için kirletme aydınlığını

Hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim

 

Islığımı denesen hemen düşürürsün

Gözlerim hızlandırır tenhalığını

Yanlış şehirlere götürür trenlerim

Ya ölmek ustalığını kazanırsın

Ya korku biriktirmek yetisini

Acılarım iyice bol gelir sana

Sevincim bir türlü tutmaz sevincini

Aysel git başımdan ben sana göre değilim

Ümitsizliğimi olsun anlasana

Hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim

 

Sevindiğim anda sen üzülürsün

Sonbahar uğultusu duymamışsın ki

İçinden bir gemi kalkıp gitmemiş

Uzak yalnızlık limanlarına

Aykırı bir yolcuyum dünya geniş

Büyük bir kulak çınlıyor içimdeki

Çetrefil yolculuğum kesinleşmiş

Sakın başka bir şey getirme aklına

Aysel git başımdan ben sana göre değilim

Ölümüm birden olacak seziyorum

Hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim

Aysel git başımdan seni seviyorum

 

 

Atilla İlhan

Share this post


Link to post
Share on other sites

BEKLE

 

Gelecegim bekle dedi

Ben beklemedim o da gelmedi

ölüm gibi birşeydi

Ama kimse ölmedi

Attila İlhan

Share this post


Link to post
Share on other sites

BELA ÇİÇEĞİ

 

Alsancak Garı'na devrildiler

Gece garın saati bela çiçeği

Hiçbir şeyin farkında değildiler

Kalleş bir titreme aldı erkeği

Elleri yırtılmıştı kelepçeliydiler

Çantasını karısı taşıyordu

Hiç kimse tanımıyordu kimdiler

Gece garın saati bela çiçeği

Üçüncü mevki bir vagona bindiler

Anlaşıldı erkeğin gideceği

Bir şeyden vazgeçmiş gibiydiler

Bir türlü karısına bakamıyordu

Ayaküstü birer bafra içtiler

Gece garın saati bela çiçeği

Şimdiden bir yalnızlık içindeydiler

Karanlık gelmişi geleceği

Birdenbire sapsarı kesildiler

Vagonlar usul usul kımıldıyordu

Attila İlhan

Share this post


Link to post
Share on other sites

BEN SANA MECBURUM

 

Ben sana mecburum bilemezsin

Adını mıh gibi aklımda tutuyorum

Büyüdükçe büyüyor gözlerin

Ben sana mecburum bilemezsin

İçimi seninle ısıtıyorum.

 

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor

Bu şehir o eski İstanbul mudur

Karanlıkta bulutlar parçalanıyor

Sokak lambaları birden yanıyor

Kaldırımlarda yağmur kokusu

Ben sana mecburum sen yoksun.

 

Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur

İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur

Tutsak ustura ağzında yaşamaktan

Kimi zaman ellerini kırar tutkusu

Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından

Hangi kapıyı çalsa kimi zaman

Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

 

Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor

Eski zamanlardan bir cuma çalıyor

Durup köşe başında deliksiz dinlesem

Sana kullanılmamış bir gök getirsem

Haftalar ellerimde ufalanıyor

Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem

Ben sana mecburum sen yoksun.

 

Belki haziran da mavi benekli çocuksun

Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor

Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden

Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun

Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor

Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin

Kötü rüzgar saçlarını götürüyor

 

Ne vakit bir yaşamak düşünsem

Bu kurtlar sofrasında belki zor

Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden

Ne vakit bir yaşamak düşünsem

Sus deyip adınla başlıyorum

İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin

Hayır başka türlü olmayacak

Ben sana mecburum bilemezsin.

Attila İlhan

Share this post


Link to post
Share on other sites

BENCE MALUMDUR

 

dikenin

kalbime battığı bir sonbahar günüdür

sen elini bulutların içinde gezdirirsin

bulutlar senin gözlerinin üstünde yürürler

içini kurtlar kemirir

bence malumdur

buğulanmış camların arkasında masmavi yüzün

senin ateşler içinde olduğun

bence malumdur

ellerin muhakkak çocuk elleridir

hep kimsenin bilmediği türküler düşünürsün

onlar neden daima okul türküleridir

süleymancıktan bahseder

kara toprakta açık yeşil bir yıldız gibi akıp giden

süleymancıktan

ve karınca yuvalarından bahseder

ışıksız kömürsüz karınca yuvalarından

gökyüzünde kızıl bir hilalin kaydığını görürsün

sen ansızın gökyüzünde görünürsün

gözlerinin rengi

bence malumdur

elinde değildir akşam serinliğinde üşürsün

eylül`den itibaren geceler hazindir uzundur

sokaklar yorulur uykuya varıp gelirler

sokakların üstüne bulutlar gelirler

bulutların üstüne yıldızların gözleri gelir

bir yıldız bir yıldızın ardınca gider

yıldızların kayboldukları yer

bence malumdur

karanlıkta bir şeyler kopar dağılır

uzaktan yabancı sesler duyulur

sen elini bulutların içinde gezdirirsin

elin hayallerimi dağıtır

bilirsin

sen elini bulutların içinde gezdirirsin

Attila İlhan

Share this post


Link to post
Share on other sites

DUYGULAR

 

Duygularım ağır yaralı

Sanki kurşun yemiş kan kaybeden

Duygularım

Hayatını Kaybetmek üzere

Ne duygularımı paylaşacak biri var hayatımda

Nede beni seven biri

Yani unutulmuş mazide kalmış biriyim....

Attila İlhan

Share this post


Link to post
Share on other sites

BÖYLE BİR SEVMEK

 

Ne kadınlar sevdim zaten yoktular

Yağmur giyerlerdi sonbaharla bir

Azıcık okşasam sanki çocuktular

Bıraksam korkudan gözleri sislenir

Ne kadınlar sevdim zaten yoktular

Böyle bir sevmek görülmemiştir.

 

Hayır sanmayın ki beni unuttular

Hala arasıra mektupları gelir

Gerçek değildiler birer umuttular

Eski bir şarkı, belki bir şiir

Ne kadınlar sevdim zaten yoktular

Böyle bir sevmek görülmemiştir.

 

Yalnızlıklarımda elimden tuttular

Uzak fısıltıları içimi ürpertir

Sanki gökyüzünde bir buluttular

Nereye kayboldular şimdi kim bilir

Ne kadınlar sevdim zaten yoktular

Böyle bir sevmek görülmemiştir.

Attila İlhan

Share this post


Link to post
Share on other sites

ELDE VAR HÜZÜN

 

Söyleşir

Evvelce biz bu tenhalarda

Ziyade gülüşürdük

Pır pır yaldızlanırdı kanatları kahkaha Kuşlarının

Ne meseller söylerdi mercan köz nargileler

Zamanlar değişti

Ayrılık girdi araya

Hicrana düştük bugün

 

Ah nerde gençliğimiz

Sahilde savruluşları başıboş dalgaların

Yeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller

Elde var hüzün

 

O şehrâyin fakat çıkar mı akıldan

Çarkıfeleklerin renk renk geceye dağılması

Sırılsıklam âşık incesaz

Kadehlerin mehtaba kaldırılması

Adeta düğün

Hayat zamanda iz bırakmaz

Bir boşluğa düşersin bir boşluktan

Birikip yeniden sıçramak için

Elde var hüzün

Attila İlhan

Share this post


Link to post
Share on other sites

ELİMDEN GELEN BU

 

Elimden gelen bu ben iki kişiyim

Çoğalmak neyse ne azalmak zor

Birisi seni her an bırakıp gittiğim

Öbürü kan gibi tutulmuş seviyor

Ağzındakı acı alnındaki çizgiyim

Gözlerine kirli bir bulut getirdim

Hiçbir sevinç aydınlığı onu silemiyor

 

Elimden gelen bu ben iki kişiyim

Birisi kapadığın kapılardan gitmiyor

Yağmur yağmaksa o güneş açmaksa o

Bir yerin üşüse onun sıcaklığı

Öbürü en içten çağrını işitmiyor

Hüneri ne dersen duygu kaçakçılığı

Alıp tutmaksa o basıp gitmekse o

Bakışları kıyısız bir deniz uzaklığı

Elimden gelen bu ben iki kişiyim

İkisi birbirinden çıkmaya uğraşıyor

Bilmem ki hangisinden nasıl vazgeçeyim

Birisi yeni baştan serüvene başlamış

Öbürü silahında son mermiyi yakıyor

Çoğalmak neyse ne azalmak zor

Attila İlhan

Share this post


Link to post
Share on other sites

ucuncu sahsin siiri

 

gozlerin gozlerime degince

felaketim olurdu aglardim

beni sevmiyordun bilirdim

bir sevdigin vardi duyardim

cop gibi bir oglan ipince

hayirsizin biriydi fikrimce

ne vakit karsimda gorsem

oldurecegimden korkardim

felaketim olurdu aglardim

 

ne vakit mackadan gecsem

limanda hep gemiler olurdu

agaclar kus gibi gulerdi

bir ruzgar aklimi alirdi

sessizce bir cigara yakardin

parmaklarimin ucunu yakardin

kirpiklerini egerdin bakardin

usurdum icim urperirdi

felaketim olurdu aglardim

 

aksamlar bir roman gibi biterdi

jezabel kan icinde yatardi

limandan bir gemi giderdi

sen kalkip ona giderdin

benzin mum gibi giderdin

sabaha kadar kalirdin

hayirsizin biriydi fikrimce

guldu mu cenazeye benzerdi

hele seni kollarina aldi mi

felaketim olurdu aglardim

Share this post


Link to post
Share on other sites

34 FN 346

 

geceyarıları

tenhadır buraları

ne in ne cin

kırmızı lambası

sanki kan damlası

demiryolu geçidinin

 

dağılmış su dumanı şimşekli bir karanlığa

yağmurun altında çınar

çınarın altında o karaltı

bırakılmış bir araba

34 FN 346

sağ arka lastiği yırtılmış

camlarında kurşun delikleri

içinde barut kokusu var

hala çalışıyor silecekleri

bir sola bir sağa

bir sola bir sağa

 

geceyarıları

tenhadır buraları

ne in ne cin

kırmızı lambası

sanki kan damlası

demiryolu geçidinin

 

şimşekler yaladıkça nikelajını

tırnak uçlarında çıtır çıtır

yoğun bir elektrik sokağa

bu araba mutlaka çalınmıştır

şüpheli ne zaman bulabilecekleri

dışarda unutmuş bir ayağını

bir genç direksiyona yıkılmıştır

kanı sımsıcak damlıyor

dirseklerinden koltuğa

roman çoktan bitmiş

yol bitmiş bitmiş kavga

hala çalışıyor silecekleri

bir sola bir sağa

bir sola bir sağa

bir sola bir sağa

 

geceyarıları

tenhadır buraları

ne in ne cin

kırmızı lambası

sanki kan damlası

demiryolu geçidinin

 

 

Atilla Ilhan |

Share this post


Link to post
Share on other sites

CLAUDE DİYE BİR ÜLKE

 

claude diye bir ülke siyah palmiyelerin

değişerek her gece genç kızların öptüğü

yanlış erkekler gibi çizdiği raphael'in

şüpheli dudakları ayva tüyü

 

cladue diye bir ülke kuşların ürküttüğü

tüylü sevişmesi yağmurlu geyiklerin

kırık masallarının uzaktan göründüğü

lesbos adasındaki bitmemiş şiirlerin

 

cladue diye bir ülke mermer prensesin

ağzıyla emdiği yılanların sütünü

o kadar korktuğu ibranî peygamberin

ay doğunca yaşayan ay batınca ölü

 

radyoaktif etkilerle saçların birden

balmumu bir heykel başında uzaması

röntgen yansımaları seramik gözlerinden

ellerinin inatla göğsünü araması

boşlukta katılaşan bir kadın kahkahası

akvaryum yeşili flamand resimlerinden

kaşlarının aynalarda incecik alınması

her şimşek çakışta kendiliğinden

sebâ melikesinin odalık hareminden

kuduslü bir kızın âzeri ağlaması

servirû sultan'ın yahudi dişlerinden

çıplak ten aydınlığına işleyen sızı

 

claude diye bir ülke neuilly'de damgalanmış

fransız pullarının paris laciverdine

kendinden başlayarak herkeste yanılmış

rüyalar işleyince eksik erkekliğine

 

claude diye bir ülke hiç kimse uğramamış

okyanus diplerinden yoğun sessizliğine

dünya haritasından oyulup çıkarılmış

uluyan bir köpek bırakılmış yerine

 

 

Atilla Ilhan |

Share this post


Link to post
Share on other sites

CİNAYET SAATİ

 

Haliç'te bir vapuru vurdular dört kişi

Demirlemişti eli kolu bağlıydı ağlıyordu

Dört bıçak çekip vurdular dört kişi

Yemyeşil bir ay gökte dağılıyordu

 

Deli cafer ismail tayfur ve şaşı

Maktulün onbeş yıllık arkadaşı

Üçü kamarot öteki aşçıbaşı

Dört bıçak çekip vurdular dört kişi

 

Cinayeti kör bir balıkçı gördü

Ben gördüm kulaklarım gördü

Vapur kudurdu kuduz gibi böğürdü

Hiçbiriniz orada yoktunuz

 

Demirlemişti eli kolu bağlıydı ağlıyordu

On üç damla gözyaşını saydım

Allahına kitabına sövüp saydım

Şafak nabız gibi atıyordu

Sarhoştum Kasımpaşa'daydım

Hiçbiriniz orada yoktunuz

 

Haliç'te bir vapuru vurdular dört kişi

Polis kaatilleri arıyordu

Deli cafer ismail tayfur ve şaşı

Üzerime yüklediler bu işi

Sarhoştum Kasımpaşa'daydım

Vapuru onlar vurdu ben vurmadım

Cinayeti kör bir balıkçı gördü

 

Ben vursam kendimi vuracaktım

 

 

Atilla Ilhan |

Share this post


Link to post
Share on other sites

HER SABAH, YANILMAK !..

 

sabah olmak her gece kolay mı sanırsınız

bulutları dağıtıp güneş olarak doğmak

denizle gök arasında çiy yorgunu şehre

kurşun kubbeleri buğulu minareleri ıslak

soğuk bir trenden inmiştiniz / yalnızdınız

 

bilmem kaçıncı defadır / yine yanılmıştınız

 

hiç uyumamıştınız / gözleriniz yanıyordu

yolculuk sanki bitmemişti / birdenbire

kendinizi vagonda unuttuğunuzu sandınız

sanki katar soluk soluğa tırmanıyordu

dumanlı rampaları / bir kılıç gibi çıplak

tiz çığlıklarıyla aydınlığı doğrayarak

 

bilmem kaçıncı defadır / yine yanıldınız

 

jilet mavisi bir kadın elinde purosu

değdiği yer açılıyor çok fena keskin

kim olduğunu bilen yok / işin doğrusu

yüzünü kaybetmiş aynalarda arıyordu

amerikan bara tünemiş sek vodka içiyor

geçmişinden rusça bir şarkı arayarak

sarhoş olmamak en büyük korkusu

 

bilmem kaçıncı defadır / yine yanıldınız

 

elbet en kötüsü sokaklarda tutuklanmak

hani bir kere iki yanınızda iki sivil polis

beyoğlu'ndan çekilip nasıl koparılmıştınız

nabız gibi vuran o kötü ve karanlık his

yakanızı hala bırakmadı asla bırakmayacak

 

bilmem kaçıncı defadır / yine yanıldınız

 

 

Atilla Ilhan |

Share this post


Link to post
Share on other sites

GİBİ REDİFLİ GAZEL

 

yorgun kadınlar içtik

yalnızlıktan uğuldayan

tuzlu kan gibi

nice akşamlar devirdik

çengi kıyamet

'kızıl sultan' gibi

 

vurdukça mızrap

öyle yoğun bir melâl

dağılır ki tamburdan

bastırır eski sevdalar

göz gözü görmez

duman gibi

 

su karanlıktır

ve kadehler boşalmış

leylaklar darmadağan

kıvılcımlar savurup narçiçeği

çöker bir daha başımıza gökyüzü

tutuşmuş tavan gibi

 

kanlı hesapları vardır

kıyamete kadar sürecek

ölümlü şairlerin

kim bilir nerden bilecek

ne çığlıklar geçer daha dünyadan

attilâ ilhan gibi

 

 

Atilla Ilhan

Share this post


Link to post
Share on other sites

PUSUDAKİ

 

Gece bir anda yıldız

Bahçe bir anda çiçek

Uzaktan denizin kokusu

Karanlıkta kımıldayan böcek

 

İçimi bir anda

Aydınlatır mimozalar

Bir anda yaşamak yeniden güzel

Yepyeni bir aşk

Pusuda hazır

 

 

Atilla Ilhan |

Share this post


Link to post
Share on other sites

SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI

 

öyle büyük hicran ki

cam çerçeve bırakmıyor

kırdı kapıları döküldü sokağa

havada yangın kokusu

itfaiye sirenleri

uzaktan uzağa

 

öyle büyük hicran ki

telefonlar devamlı meşgul çalıyor

trafik durdu

çarşılar darmadağın

çığlıklar geçiyor karanlıktan

camlarda sinsi bir titreme

boğuk bir uğultu

yeraltından

borular patlamış sular

vahim bir tenhalığa akıyor

 

öyle büyük ki hicran

zincirleme

elektrik kontakları

şerareler dökülüyor sokak lambalarından

ceryanlar kesildi

gözden kayboldu şehir

sanki siyah bir denize batıyor

ayak sesleri boş meydanlardan

hoyrat kanatları

yukarda bir helikopterin

o ihanet sessizliğini

par

par

parçalıyor

 

 

Atilla Ilhan

Share this post


Link to post
Share on other sites

SÜHEYLA DEĞİLDİ ADIN

 

hangi bulutlara niçin sarındın

gözlerindeki mavi kimin gökyüzü

süheyla değildi başkaydı adın

gülüşlerin donuk neş'e öksüzü

o erken sonbahar görüntüsü

 

inceden inceye boyanmaz mıydın

kirpiklerinin lacivert örtüsü

süheyla değildi başkaydı adın

ellerin buz gibi ağzının büzgüsü

kaç yalnızlığın gizli üzüntüsü

 

ne yapsan ne etsen anlaşılmadın

belki sebep kendini aşmak dürtüsü

süheyla değildi başkaydı adın

nabızlarında pişmanlığın gürültüsü

gülümsemen soğumuş çiçek ölüsü

 

 

Atilla Ilhan |

Share this post


Link to post
Share on other sites

AĞIR KAN KAYBI

 

Biz yalnızlıktan doğduk o dağdağalı sudan

Biz yani erdoğan ayşenur ali ve ahmet

Birkaç litre kan bir hayli kemik epeyce korku

Sanki bir tesbih koptu tane tane savrulduk

Köy köy bucak bucak memleket memleket

Yani afyon adilcevaz akçadağ turgutlu

Birkaç litre kan bir hayli kemik epeyce korku

 

Buzlu mehtap alçakca kesmişti yolumuzu

Bütün kapılardan açıkca kovulmuştuk

Silahımız avcumuza yapışmıştı soğuktan

Biz yani erdoğan ayşenur ali ve ahmet

Birkaç litre kan bir hayli kemik epeyce korku

Kestiremedik ne yaptığımızı kim olduğumuzu

Sanki bir tesbih koptu tane tane savrulduk

Köy köy bucak bucak memleket memleket

Yani afyon adilcevaz akçadağ turgutlu

Birkaç litre kan bir hayli kemik epeyce korku

 

Ne kadar korkmuştuk elimizden tutmadılar

Doğrudur kendi içimizde daraldığımız

Kim neyi savundu bilinmez nereye kadar

Biz yani erdoğan ayşenur ali ve ahmet

Başka bir yalnızlıkta boğulduk / havasızlıktan

Sanki bir tesbih koptu tane tane savrulduk

Köy köy bucak bucak memleket memleket

Ne solculuğumuz solculuktu ne sağcılığımız

Karanlık bir kapı ölüp üstümüze kapandılar

Kimse bizi sevmedi / ağır kan kaybıyız

 

 

Atilla Ilhan

Share this post


Link to post
Share on other sites

AĞUSTOS ÇIKMAZI

 

Beni koyup koyup gitme, n'olursun

Durduğun yerde dur

Kendini martılarla bir tutma

Senin kanatların yok

Düşersin yorulursun

Beni koyup koyup gitme, n'olursun

 

Bir deniz kıyısında otur

Gemiler sensiz gitsin bırak

Herkes gibi yaşasana sen

İşine gücüne baksana

Evlenirsin, çocuğun olur

Beni koyup koyup gitme, n'olursun

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.