Jump to content
Sign in to follow this  
AsiMeLek

ATİLLA İLHAN ( Şiirleri )

Recommended Posts

AĞUSTOS ÇIKMAZI

 

Beni koyup koyup gitme, n'olursun

Durduğun yerde dur

Kendini martılarla bir tutma

Senin kanatların yok

Düşersin yorulursun

Beni koyup koyup gitme, n'olursun

 

Bir deniz kıyısında otur

Gemiler sensiz gitsin bırak

Herkes gibi yaşasana sen

İşine gücüne baksana

Evlenirsin, çocuğun olur

Beni koyup koyup gitme, n'olursun

 

 

 

 

 

 

Atilla Ilhan

Share this post


Link to post
Share on other sites

Sakın ha

 

'sabiha bu adamlar beni alıp götürecek

sakın ha ağlamanı istemiyorum

soracakları varmış yıllardır sorarlar

anlaşılan bu sorgu daha yıllarca sürecek

ilk götürülüşümü bak hatırlıyorum

sendikaya yazıldığım günlerdi sanıyorum

otomobil farlarına yağmur yağıyordu

cıgaram ıslanmış sokaklar nedense dar

bu defa aksi gibi zilzurna ilkbahar

çoçuğa bir şey söyleme sabiha belli olmaz

sakın ha ağlamanı istemiyorum

bakarsın çabuk biter akşama evdeyim

uzayacak olursa git hüseyin'i bul

eli kızıl kanda olsa bizi bırakmaz

çantamı hazırlarsın pijamam terliklerim

izin verirlerse seni de beklerim

hani bir gülümsemen vardır sanki istanbul

gözlerin gözlerimi bulur bulmaz

içimde bütün şehir atlı karınca gibi

döner ha döner ışık renk ve pul

hay allah bu ilkbahar beni öldürecek

rüzgardaki kokular dudaklarımdaki tuz

bu adamlar sabiha beni alıp götürecek

günlerden cuma sabah saat dokuz

sakın ha ağlamanı istemiyorum

paran var mı yok mu bilemiyorum

al şu yüz lirayı yanında bulunsun

yüz de bana kalıyor varımız yoğumuz

çocuğa bir şeyler al onunla avunsun

beyler ben hazırım haydi gidiyoruz

sabiha unutma seni bekliyorum'

Attila İlhan..

Share this post


Link to post
Share on other sites

AH

 

yüzünün yarısı göz kadife yansımalı

bulutlu siyah ah bulutları eflatun

o boy aynasından çıktı fransızın malı

vişne asidi vardı tadında rujunun

ah sinema yıldızı filan olmalı

ağızlığı kristal son derece uzun

 

bir kibrit çakıldı mı ah yağmurluklu kız

alevinden anlamlı dumanlar üfürüyor

ah çocuk yüzünde gül goncası ağız

saçlarından incecik su tozu dökülüyor

sığınak gibi derin ağaçlar gibi yalnız

karartma başlamış ışıklar örtülüyor

 

ellerinde ruh gibi ah portakal kokusu

kırkmaları morsalkım göz kapakları saydam

çok vapurun battığı bir liman orospusu

bir hırsla öptüm ki ah ölürüm unutamam

ay ışığında deniz akordeon solosu

pırıl pırıl yaşadım üç dakika tastamam

 

görkemli çadırında italyan lunaparkın

sanki zeytin düşürür yerlere gözlerini

ah tahtına kurulmuş bol sakallı bir kadın

sutyenler tutmuyor çılgın göğüslerini

kaşları ip incesi kumral kirpikleri kalın

kim görse şaşırır sakalının süslerini

 

tavana asılmış sosyalist saçlarından

ah sabah sabah omuzları kan içinde

işkence sonrası genç bir kadın militan

yığınlar uğulduyor hummalı gençliğinde

adı bile çıkmamış dudaklarından

doğru yaşadığının sımsıkı bilincinde ...

 

 

Atilla Ilhan

Share this post


Link to post
Share on other sites

ARABESK

 

ıslığında usturalar bileniyor

bıyıkları marşandiz katarı

zulasında eroini esrarı

tutuklandıkça yenileniyor

 

kafası kızdı mı taksim'de akşam

bütün lahmancunlar ondan sorulur

oğlanın birine takıldı / tamam

çengelköy'lü sevtap diye meşhur

 

göğüsleri hakikat birer kumru

eskiden de süslenir boyanırmış

ayak ayak üstüne atıp oturdu mu

insanda can mı bırakırmış

 

sabaha karşı bir büyük rakı

yıldız tozuması külüstür mehtap

arabada sevişmek başlıca merakı

ne kanun tanıyor ne de kitap

 

bu yollara düşecek adam mıydı

çiçek yaptırmalar parfüm filan

bu sefer yakasını fena kaptırdı

sevtap başını yiyecek anlaşılan

 

boşversene / daha ölmedik ulan

 

 

Atilla Ilhan

Share this post


Link to post
Share on other sites

ARTI SONSUZ

 

yağmurun yerden göğe yağdığı

bu gece yasak bölgedeyim

büyük çingenelerin çaldığı

kaçak silahların içindeyim

sevişmek kapısının kapandığı

 

bir nabız yoklar ki daima

hızlı bir nabız yoklar elim

öpüştüklerim hırsızlama

çirkin bir ağızda dişlerim

bir bıçak değer dudağıma

 

gök yarıldıkça şimşeklerden

soğuk aynalarda kilitliyim

tırnaklarımdaki elektrikten

su gibi erir iliştiklerim

kıvılcımlar uçar kirpiklerimden

 

doğumdan öncesini yaşıyorum

henüz belli olmadı kimliğim

vücudunu arıyor ruhum

bir yerde atomun çekirdeğiyim

bir yerde artı sonsuzum

 

 

Atilla Ilhan

Share this post


Link to post
Share on other sites

Türkiye

 

türkiye türkiye dağlarını duman almış

üzümler memleketi tütünler memleketi

türkiye türkiye çok gülmüş çok ağlamış

sabırlı bağrıyanık insanlar memleketi

bulut gibi köpürmüş topraktan bereketi

pehlivan dağlarında şafaklar büyümüş

ya o nehirler delirip gün gür gelirler

bir şarkı gibi dağdan denize yürümüş

 

sen türkiye'sin sağdıcım kirvem Türkiye

insanların insanların ah senin insanların

morca gözlerinden öpsem namuslu gözlerinden

asiye'm işveli hatice fistanı dal işlemeli

sen kırk köyün içende şanlı zeyneb'im

şahan'ı vurdular yirmi yaşında köprü başında

gel yılmaz mahmud'um gel bilaloğlan

arabamın atları deh deh amanda

ha burası Karadeniz gemiler yatar limanda

deryalar aslanı şem-i bahri kâmil reis

bu insanlar senden gelir sana gider

tarlaya savrulmuş buğday gibi Türkiye

 

sen türkiye'sin ekmeğim tuzum türkiye

omzumda mavzer koynumda çevresin

ve kıl heybemde taze lor peyniri

gök rengi süt karanfil rengi şarap

batan güneş gibi bakır taş kömürü

ve rüzgara vermiş saçlarını nefti ormanlar

ve köylere karşı sarışın harmanlar

ferik elması kavun karpuz dut ve kayası

fındık da sende bademde sen de ceviz de sende

alnımın teri gözlerimin nuru türkiye

 

sen türkiye'sin evim barkım köyüm obam türkiye

o senin çift çarşılı harp görmüş şehirlerin

sahilde mersin yayla türküsü Konya

adana'nın yolları taştan yola çıkıp maraş'tan

ezanla birlikte vardık bir akşam urfa'ya

bursa'nın ya bursa'nın ufak tefek taşları

uçan yıldızı dondurur ardahan'ın kışları

erzincan'da bir kuş var kanadı gümüş pul pul

ve göğe kılıç gibi çekilmiş minarelerini

şehirler padişahı canım istanbul

 

türkiye türkiye ay'lı yıldız'lı türkiye

sen mehmed'sin omuzlarında anadolu yaylası

aladağlar toroslar dev gibi gövden

sen şehit oğlu şehit babası

sana selam olsun dünyadan hürriyetten

 

Attila ilhan...

Share this post


Link to post
Share on other sites

AYRILIK SEVDAYA DAHİL -1

 

görinen yıldız değil yir yir delinmişdür felek

gün yüzünün hasretiyle tir-i ahımdan benüm

necati

 

1.

açılmış sarmaşık gülleri

kokularıyla baygın

en görkemli saatinde yıldız alacasının

gizli bir yılan gibi yuvalanmış

içimde keder

uzak bir telefonda ağlayan

yağmurlu genç kadın..

 

 

Atilla Ilhan

Share this post


Link to post
Share on other sites

AYRILIK SEVDAYA DAHİL -2

 

2.

rüzgâr

uzak karanlıklara sürmüş yıldızları

mor kıvılcımlar geçiyor

dağınık yalnızlığımdan

onu çok arıyorum onu çok arıyorum

heryerinde vücudumun

ağır yanık sızıları

bir yerlere yıldırım düşüyorum

ayrılığımızı hissettiğim an

demirler eriyor hırsımdan..

 

 

Atilla Ilhan

Share this post


Link to post
Share on other sites

AYRILIK SEVDAYA DAHİL -3

 

3.

ay ışığına batmış

karabiber ağaçları

gümüş tozu

gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar

yaseminler unutulmuş

tedirgin gülümser

çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var

çünkü ayrılık da sevdâya dahil

çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili

hiç bir anı tek başına yaşayamazlar

her an ötekisiyle birlikte

herşey onunla ilgili

 

telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar

gittikçe genişleyen

yakılmış ot kokusu

yıldızlar inanılmayacak bir irilikte

yansımalar tutmuş bütün sâhili

çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var

öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil

çünkü ayrılık da sevdâya dahil

çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili..

 

 

Atilla Ilhan

Share this post


Link to post
Share on other sites

Zeynep Beni Bekle

 

zeynep beni bekle / gece ağaçlarına

yağmur çiseliyorum / cam tozu su beyazı

yalnızlığını mutlaka değiştireceğim

bir yaprak halinde süzülüp saçlarına

eski teşrin'lerden / kederli kırmızı

zeynep beni bekle mutlaka döneceğim

söyle kim önleyebilir buluşmamızı

 

geceleyin ışıkları söndürdüğün zaman

benim şiir kitaplarından sızan aydınlık

elinde uyuyakaldığın heyecanlı roman

pancurların çarpıldığı lodos geceleri

rüzgârın değil benim / pencerendeki ıslık

her akşam koridordaki ayak sesleri

yanlış çaldığını zannettiğin telefon

zeynep beni bekle mutlaka geleceğim

hem bu ne ilk ayrılığımız ne de son

 

pikapta eminağa acemaşirân saz semaisi

sokakta çocuklar saklambaç hırsız polis

hayat akıp gidiyor olsam da olmasam da

saatı durmamalı ufak sorumlulukların

resmi bırakmadın ya / son çektiğin hangisi

bak mektuplar birikmiş yine masamda

fakülteler açılacak bak bugün yarın

zeynep beni bekle mutlaka geleceğim

başladığımız filmi birlikte bitireceğiz

 

kim ne derse desin içimde delice bir his

 

Attila İLHAN...

Share this post


Link to post
Share on other sites

AYRILIK SEVDAYA DAHİL -5

 

5.

sanmıştık ki ikimiz

yeryüzünde ancak

birbirimiz için varız

ikimiz sanmıştık ki

tek kişilik bir yalnızlığa bile

rahatça sığarız

hiç yanılmamışız

her an düşüp düşüp

kristal bir bardak gibi

tuz parça kırılsak da

hâlâ içimizde o yanardağ ağzı

hâlâ kıpkızıl gülümseyen

-sanki ateşten bir tebessüm-

zehir zemberek aşkımız..

 

 

Atilla Ilhan

Share this post


Link to post
Share on other sites

AŞK ÜZRE

 

Sevişirken yılan bile dokunmaz

Tapınmakta aşktan saygın olamaz

Sevda üzre yıldırım olsa çarpmaz

İstiyorsan uzak kalmak ölümden

Hep aşk üzre olmaslısın a caanım

Ki ölüm de sevişirken kıyamaz

 

 

 

 

Atilla Ilhan

Share this post


Link to post
Share on other sites

BAKARSAK

 

Zarif bir hüzündür bembeyaz dolaşan kuğuya bakarsak

Mücevher titreşimleriyle mütereddit bir akşam suya bakarsak

Fazlasıyla ısındı deniz kaynadı kaynayacak

Dipten bir deprem yaklaşıyor suyun üzerindeki buğuya bakarsak

Ne kadar yoksul ve çıplak görünürse görünsün ağaçlar

O kadar yakındır ilkbahar özsuyu yürümüş dallara uğultuyla bakarsak

 

 

Atilla Ilhan

Share this post


Link to post
Share on other sites

BANA BİR ŞİMŞEK ÇAK

 

bana bir şimşek çak

ortalık fena karanlık

yüreğim örtülüyor

ağır bir dalgınlığa genişliyorum

durmadan değişen o mevsimde

dağlarda kalın

omuz omuza bulutlar

çok fena kalabalık

ellerim çıplak

bana bir şimşek çak

kötü bir tuzaktayım

bilmem ne yapsak

aklımda fikrimde onlar

yaşlı ve genç

erkek ve kadın

korkularıma tutsak

 

bana bir şimşek çak

içim içime sığmıyor artık

vahim bir çağrışımdan

daha vahimine atlamaktayım

bana bir şimşek çak

belki fena halde

yanılmaktayım

o ince kız çocuğu

gün doğmadan her sabah

bir hapisaneden bir nezarethaneye

kelepçeli götürülüyor

dudakları titrek

gözlerinde buğu

bilmem ki nasıl anlatayım

bağışlanmaz suçu dünyayı sevmek

bir de o

adını bile bilmediği

kıvırcık saçlı'devrimci'öğrenciyi

fakülte kapısında vurulmuş

yağmurun altında

çıplak

bana bir şimşek çak

çok yanlış anlaşılmaktayım

hesabım yanlış bir mahkemede görülüyor

içimdeki zemberek

boşandı boşanacak

yaşamak mı gerek

yoksa unutmak mı

şaşırmaktayım

galiyef yoldaş ne olacak

galiyef yoldaş sibirya sürgünü

sanki yalın bir bıçak

kayarak

bir kırlangıç hızıyla

bulutların arasından

karanlığın böğrüne saplanacak

 

galiyef yoldaş ne olacak

galiyef yoldaş sibirya sürgünü

elinde bir mektup eski yazıyla

artık yüzünü bile unuttuğu

karısından

burnunda sadece kokusu var

ilkbahar kadar müşfik

sonbahar kadar yumuşak

galiyef yoldaş ne olacak

avrasyada hala mazlumların uğultusu

kısa bozkır atlarının nallarından

gizli kıvılcımlar ki etrafa saçılıyor

azadlık mermileridir

çekirdekleri çelik

cehennem gibi sıcak

 

bana bir şimşek çak

sala veriliyor görünmez minarelerden

İzmir de istibdat'ı yaşamaktayım

bir yangın soluğu sokak içlerinden

kordonboyunda muzaffer atlılar

fahrettin paşanın süvarisi

bana bir şimşek çak

yolumu aydınlatacak

gazi'nin gözlerinden

mavi bir şimşek

kuva-yı milliye mavisi

aynı emaneti taşımaktayım

'hürriyet ve istiklal benim karakterimdir'

çünkü hain sinsi ve korkak

aynı düşmana karşı

savaşmaktayım

 

 

Atilla Ilhan

Share this post


Link to post
Share on other sites

BATAN BU KÖHNE ŞİLEB..

 

garson masa iyi manzarayı değiştir

sırası mı mehtabın yıldız yağmurunun

bu gece yalnızım onlar gelmeyecek

sapa bir yerindeyim umutsuzluğumun

hava soğuk olmalı ağaçlar bütün duman

eğer bulabilirsen ölü bir kar getir

beyazlığı kalın bir su gibi uzayan

bu gece yalnızım onlar gelmeyecek

batan bu köhne şilebde ne işleri var

 

çünkü battım kasa boş ne para ne çek

çünkü bütün telefonlar ısrarla alacaklı

bu gece yalnızım onlar gelmeyecek

hani o sarışın kirpikleri saçaklı

yanağını viski bardağıyla serinleten

sonra nilay hani kafayı buldu mu ağlar

cam yeşili yasemin cıgara dumanı nursen

batan bu köhne şilebde ne işleri var

 

garson masa iyi manzarayı değiştir

büyük şimşek çakmalı gök gürültüsü filan

şöyle dalları kıran şakırtılı bir yağmur

köpek havlamaları bulut karanlığından

zehir bulabilir misin çabucak öldürecek

artık arsenik mi olur siyanür mü olur

hangisi olursa olsun hepsi işime yarar

yoksa bir tabanca bul bir avuç mermi getir

bu gece yalnızım onlar gelmeyecek

batan bu köhne şilebde ne işleri var

 

 

Atilla Ilhan

Share this post


Link to post
Share on other sites

Belki Gelmem Gelemem

 

Sen istinyede bekle ben burdayım

İçimde köpek gibi havlayan yalnızlığım

Çünkü ben buradayım karanlıktayım

Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git

Çünkü elimi kestim beni kan tutuyor

Şarabım bütün ekşi suyum soğuk

Yanımda olmadın mı seni daha bir çok seviyorum

Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git

 

Yüzünü ıslatmadan ağlayabilir misin

Yarı geceden sonra telefon ettin mi hiç

Karanlık adamlar hüvviyetini sordu mu

Ben senin olmadığını arıyorum

Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git

Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git

Bana ait ne varsa hepsi seni korkutuyor sana ait ne varsa

Hiçbiri benim değil

Belki ölmek hakkımı kullanıyorum

Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git

Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git

 

 

Atilla Ilhan |

Share this post


Link to post
Share on other sites

BELMA SEBİL

 

seni ben kallavi sokağı'nda gördüm

sen beni görmedin görmedin

kapıları çaldım adını sordum

söylemediler öğrenemedim

seni ben kallavi sokağı'nda gördüm

bir daha görmedim bilmedim

belma sebil adını yakıştırdım

aklıma geldikçe her sefer

gözlerinin mavisini bitirdim

saçlarının siyahına başladım

 

kallavi sokağı'nda güvercinler

benim karanlık istanbul'um

bir esnaf kahvesine oturdum

belma sebil ya geçti ya geçer

rüzgarını içime doldururum

kallavi sokağı'nda güvercinler

bunca yıl sönmemiş umudum

nisan değilse mayıs

perşembe değilse pazar

ben belma sebil'i bulurum

 

 

Atilla Ilhan

Share this post


Link to post
Share on other sites

BİRAZ PARİS

 

1. place pigalle

 

telefonlarla geldi telaşlı ve ürkek

birdenbire geldi beklemiyordum

hayli dargın sesi kalın ve titrek

umutsuzluğuma geldi oysa yorgundum

üstelik incittim de istemeyerek

 

akşamdı samanyolu patlamıştı

bütün sacre coeur silme akordeon

mulhouse'lu muydu neydi işte unuttum

ilk yudumda ağlamaya başlamıştı

şakakları ter içinde gece saat on

kibrit aranıyor göğüs geçirerek

bütün sevgilerinde yanılmıştı

 

bir omzuna almış sanki gökyüzünü

dudakları masmavi alsace lorrain

yüzü cermenlerin en eski hüznü

hölderlin bakıyor sisli gözlerinden

ellerini şöyle okşayacak oldum

duydum nabzının gök gürültüsünü

 

adı yağmur mu akşamüstü mü

uzak bir panayırda ip atlayan çocuklar

dalgalar vurdukça sarsılan mendirek

gecesi kaydı mı nedense beni arar

dilinde özürler bilerek bilmeyerek

zenciler çaldı mı cazın hali başka

oturduğu yerde içtikçe eksilerek

barın camlarına orospular çiziliyor

özlem büyük korku epeyce şaka

 

telefonlarla geldi telaşlı ve ürkek

birdenbire geldi beklemiyordum

hanidir içimden bir başkası geçiyor

gözlerim hanidir ondan uzakta

hölderlin'i bırakmıştım artık sevmiyordum

 

 

Atilla Ilhan |

Share this post


Link to post
Share on other sites

BÜYÜK YOLLARIN HAYDUDU

 

İşte sımsıcak lejyoner bakalları içinde

Margot'nun sigarillosuna ateş tutuyor

Tersine dönük gözkapakları uykusuzluktan

Kirli sarı bir gök birikmiş kadehinde

Hiçbir kibriti bir seferde yakamıyor

 

Asıl bu ödlek flüt onu böyle yıkan

Uykusuzluktan çok bu ödlek flüt margot'nun

Çıplak gözlerindeki rom lekesi dişlerindeki

Tebeşir beyazı açlık paletindeki karanlık

Rimelindeki is ve dudak rujundaki kan

Je hais les dimanches şarkısı juliette greco'nun

 

İşte dudaklarını konyağa vermiş dinlendiriyor

Tersine dönük gözkapakları uykusuzluktan

Bir yatak biliyor musunuz ah biliyor musunuz

 

Göğsüne yeşil mürekkeple margot'nun gözleri oyulmuş

Her gittiği yere bir tutam sigarillo dumanı götürecek

Margot'nun paketinden bir siyah götürecek kusuk siyah

Kendine geceler boyamak için izmir'de istanbul'da

 

Nasıl yapıyor bilmiyorum bir türlü aklım almıyor

Beyoğlu'ndan st-placide'e çıkıyor basmane'den passy'e

İzmir'de 15945'ten soruyorsunuz gitti diyorlar

İstanbul'da siyasi polis bile adresini bulmamış

 

 

Atilla Ilhan |

Share this post


Link to post
Share on other sites

CARICIN DE GEÇEN KIŞ

 

Akşamları göl eflatun bir keder

Sazlıklarda pırıl pırıl

Buz tutmuş bataklık kuşları

Ağaçlardan

Çürük sarı ve kızıl

Son yapraklar dökülüyor

Rüzgarlı sonbahardan

Nasılsa kurtulmuşları

Gümüş karanlığında anlaşılmaz sesler

Havada mutsuz bir bulut

Umutsuz ve kararsız süzülüyor

Neredeyse akşam yıldızı

Yorgun kırmızı

Neredeyse ay

Neredeyse ay

(Herşey niçin bu kadar eski

Niçin bu kadar uzak)

Caricin'de geçen kış

Tepeden tırnağa katran ve su buharı

Volga'nın uykusuna bir rüya gibi sarkmış

Ateşten örümcek nehir vapurları

Neredeyse akşam yıldızı

Yorgun kırmızı

Neredeyse ay

Neredeyse ay

Caricin'de geçen kış

Dalgın bir sarışın

Karanlık bir miralay

Birisi nijniy novgorod'dan henüz gelmiş belki

Belki kazan'a öbürü yola çıkacak

(Herşey niçin bu kadar eski

Niçin bu kadar uzak)

Caricin'de geçen kış

Seyrek sakallarında yıldızlar

İskelede namaza durmuş

İhtiyar bir tatar

Altında sokak lambasının

Dalgın bir sarışın

Karanlık bir miralay

Kadının astragan mantosu sırtında

Uzun ve beyaz ellerini çaresiz kavuşturmuş

Kısa kirpiklerinde incecik buz tozu

Adam buz mavisi pelerin astragan kalpak

İçinde bir atmaca ayrılık korkusu

Yüreğini parçalar

(Herşey niçin bu kadar eski

Niçin bu kadar uzak)

Caricin'de geçen kış

Neredeyse akşam yıldızı

Yorgun kırmızı

Neredeyse ay

Neredeyse ay

Kararmış bir can gibi çınlıyor

Donmuş gölün üstünde akşam ayazı

Kararmış ve kocaman

Konakta zaman zaman

Koridorda ürkek ayak sesleri

Kapının ardında fısıltılar

Onun için herkes kaygılanıyor

Bugün de geçti svetlana radiceva

Ardında nemli bir is kokusu

Giderilmez pişmanlıklar

Eflatun bir keder

Bırakarak

 

 

Atilla Ilhan

Share this post


Link to post
Share on other sites

CEBBER OĞLU MEHEMMED

 

kaman civarına bahar gelince yıkılır ovadan apdal çadırları

yücesinde pare pare duman tutmuş

düdüldağ'ın yaylasında mekan kurulur

hoş gelmişsin evvel bahar

nisan ayı içinde donanır dağlar

donanır yeşilinden alından

istasyon deresi kabarmıştır

hacıdağ'ın selinden

dağlar sıra sıradır eylim eylim

dağlar uzanır bir uçtan bir uca

dağlar birbirinden yüce

yamaçlarında kireç yakılır

bir ömür boyunca kahrı çekilir

kimse anlamamış sırrını hikmetini

bu bereket nereden gelir

başınızdan duman eksilmesin gavurdağları

siz hikayet eylediniz bana

bahçe kazasının kaman köyünden

cebbar oğlu mehemmed'in hikayesini

 

yılların yücesinden şöyle bir seyran edelim

bir avuç toprağıma çöreklenmek için

yürümüş selamsız sabahsız

destursuz girmiş memleketime

yedi çeşit frenk askeri

uğursuz bir hava çökmüş

üstüne memleketimin

uğursuz ve karanlık

çocuklar gülmemiş artık

sessiz sessiz ağlamış analar

oduna giderken vurulmuş

ve yahut harman yerinde

avuçları buğday kokan delikanlılar

 

ve nice gavurdağı kızlarının

birer birer ırzına geçilmiş

yalvarmış ihtiyarlar allah'a

- rivayet şöyledir kim -

dumanlı bir güz akşamı

şu mor dağlar efendim

destur demiş de yürümüş

silkinip kalkmış ayağa

 

gel haberi öteden verelim

çıkmış dağlara kendiliğinden

cebbar oğlu mehemmed

fransız'a silah çekmiş

hür yaşamak uğruna

ırz uğruna namus uğruna

ana için baba ve kardeş için

 

şu mübarek topraklar

şu mübarek vatan için

derken efendim

bir gün kaman'dan öte

uğrun uğrun haber ulaşmış

urfa'nın antep'in köylerine

gözü kanlı maraş beylerine

 

cebbar oğlu mehemmed

burcu burcu çam kokan bir yaz akşamı

omuz vermiş bir ağaç gölgesine

usul usul türkü söylüyor

- hasret kuşun kanadında

deli kuşlar uçun gayrı

yazımız böyle yazılmış

bu diyardan göçün gayrı -

kirveleri durdu ve süleyman

on sekiz adım gerisinde

şahin gibi tünemişler kayaların üstüne

avuçları sıcak bakışları ok gibi

deliyor her dokunduğu yeri

biri doğuya bakıyor diğeri batıya

 

iptida durdu görüyor geleni

yel midir toz mudur anlamıyor

lakin bıyıkları terlemeden

çeteci olan garip ökkeş

çok geçmeden getiriyor haberi

tabur tabur üstümüze varıyor

düşman yola çıktı savranlı'dan

 

hemen mevzie sokuldu mehemmed

yanıbaşında durdu ve gerisinde süleyman

çeteler yer tutup pusu kurdular

kanlı geçit boyuna

düşman yanaşırken kaman köyüne

bekletmeden yaylım ateşi açıldı

mermi kurşun yağmur gibi saçıldı

ilk seferinde on beş kişi vurdular

ve bir hayli düşman kırdılar

yamaçlarda koptu kızılca kıyamet

cesaretlerine söz yoktu ama

neyleyip nitsinler düşman daha çoktu

düştü birer birer bütün yiğitler

gürültüler boğazda sustu nihayet

 

demek diz üstü düşmüş mehemmed

kirvesi durdu'nun yanıbaşına

kanlar akar yarasından

al al olmuş çevresinden

 

köpük köpük gözlerini doldurur

bir başına mehemmed yedi düşman öldürür

mavzerinin namlusu hala sıcak

tutulmaz

ölümün derdi büyük yiğenim

çare bulunmaz

 

aynı akşam doğurmuş karısı döne

mavi gözlü bir çocuk sarışın

bir avuç toprak sarmışlar altına

ve kemal koymuşlar adını

 

 

Atilla Ilhan

Share this post


Link to post
Share on other sites

CİNNET ÇARŞISI

 

-sirkeci garpalas 32-

 

elektrik çiçekleri açıldı mı sayaç dönüyor

ben de dönüyorum sirkeci garpalas 32

birisi neuilly'den iki uçak mektubum var

hangisini açsam birkaç satır daha yalnızım

 

çocukluk serüvenlerim tüccar horn filmindeki

 

hangi kız yüzüme baksa mutlaka parasızım

yıldız falımda yolculuk görünüyor

benim için bir şey yapın suçlu değilim ki

kimin kapısını çalsam elini tutacak olsam

kendiliğinden atıyor bütün sigortalar

şehrin bütün ışıkları bir anda sönüyor

ben de sönüyorum sirkeci garpalas 32

birisi neuilly'den iki uçak mektubum var

 

yine bir radyo ıslığı sızıyor kulaklarıma

şimdi baylan'a gitsem hiç kimseyi bulamam

iki kırk beş seansı başladı üstelik yağmur

 

yoksa seni içim sıra çok mu hızlı yaşadım

uzak olduğumuz halde ne oldu bilmiyorum

aramızda her şey bitti artık gelmesen de olur

bana yazmasan da olur seni hiç sevmiyorum

halbuki gelip gelip rüyalarıma giriyor

o çocuk yüzlü siyah trençkotlu kadın

aylardır bir plak arayan sayanora ismindeki

onu yüksekkaldırım'da akşamları görüyorum

siyah bir lale gibi yorgun boynu bükük

yarıyarıya yabancı yarıdan fazla uykusuz

kim olduğumu bilmiyor ne yaptığını bilmiyor

bir vitrin aydınlığında gizlice bakışıyoruz

 

rahmaninof'un piyano konçertosu saat dokuz

nargile meraklısı kadınlar emirgân'da tek tük

yine her satır başında vlaminck'e dönüyorum

yırtıcı bir kuş gibi yalnız bulutlar içindeki

ne kadar ampul varsa beyoğlu'nda kör kütük

kirli bir sis ıslak elleriyle hepsini örtüyor

yine konyak sarısı yumuşak bir sonbahar

herkes ümitsizliğini sırtlamış evine götürüyor

ben de götürüyorum sirkeci garpalas 32

birisi neuilly'den iki uçak mektubum var

 

nerdesin inge nerdesin nerede değilsin ki

 

 

Atilla Ilhan

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest gelincik

HAYIR..

bu döşeği sen mi serdin elin dert görmesin ana

ana uyuyacağım ninni çağır danalar girsin bostana

çetin bir yörük kızı hoyrat murat dağı'ndan

bir papatya getirsin bir gelincik getirsin

elimden tutsun beni metristepe'ye götürsün

gönlümce bir hu diyeyim hısımım ali osman'a

yamacına yöresine rüzgarlı camlar dikeyim

 

bu höşmerimi sen mi ettin eline sağlık ana

ana lokma dökelim aşure kaynatalım

hayır dağıtalım hayır ali osman dayıma

ördüğün bu çorabı sağlıcakla giyiyorsam

tuzladığın bu ayranı afiyetle içiyorsam

tuttuğun bu yoğurdu yoğurduğun bu ekmeği

kaynattığın bu bulguru çalakaşık yiyorsam

etime ve sütüme ineğimin ıslıklı memelerine

kabıma kaçağıma toprağıma bu benim diyebiliyorsam

ali osman dayımın yoksul yüreği bunun bedeli

 

metristepe göğüne uğru yıldız uğramaya

ana bu benim yüreğim hısımım ali osman'ın yüreği

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest gelincik

GEÇ KALMIŞ ÖLÜ

Korkacak bir şey yok hesap tamam

Sıram geldi mi hatta güleceğim

Kendimi hazırladım biliyorum

Önce turgut arkasından ömer haybo

Daha sonra varujan sonra nureddin

Sonra ben değilsem demokrat toni

Sonra o değilse mutlaka benim

Kendimi hazırladım biliyorum

 

Aysel'in gölgesine saklandım

Hep susamışım su içiyorum

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.