Jump to content

Ermeni Tarihi-1915-22 Yılları Arasında Ne Oldu?


Recommended Posts

Ermenilerden ÖZÜR KAMPANYASI baslatanlarda SEVR'in hortlatilmasindan yana olanlardir.

 

 

Öncelikle şunu belirteyim.Özür dileme durumu bana fazlasıyla samimiyetsiz geliyor .Nedenine gelince ; özür dilemek yerine bundan sonra dünyada savaşların ve insan kıyımlarının önlenmesi için mücadele edilmeli, gerekli tedbirler alınmalı.Zira özür dilense de dünyanın her yerinde insanlar bir biçimde öldürülmeye devam ediyor

 

Ancak  @ politika ,yukarıdaki söyleminizde bana göre oldukça popülist bir söylem. Bunun için size iki neden sayabilirim fazlasına da gerek yok zaten :

 Sevr  dayatmasından önce Osmanlı tarihine bakarsanız eğer, Osmanlı iktisadi ve sosyal bakımdan çökmüştü. Islahat fermanından sonra başlayan ,yabancıya mülk edindirme, yabancıların bedelsiz olarak madenleri çalıştırmaları , çeşitli  projelerin demiryolları gibi ingilizlere peşkeşi , bu işi yaparken demiryollarının işletilmesi konusunda özel idareler kurulması ,demiryolu güzergahındaki yerlerin tarıma açılması ve bunların kullanımı için en ufak bir vergi ödememeleri,( hatta adamlar gemi öyle azıya almışlardı ki ; işlenen suçlarda osmanlı mahkemelerinin yetkilerini ve kararlarını da tanımıyorlardı) içeride gümrük duvarları oluşturamamaları ve kendi halkının boğaz tokluğuna bunlara çalışmaları ,ilk 1856 ıslahat fermanında bütçe yapılması öngörülmesine rağmen,bunun hiç dikkate alınmaması, 
Sultan Mecid döneminde başlayan dış borç alma işinin katlanarak artması ve bu alınan borçların halk için değil de saraylar kendi lüksleri için harcanması  vs, vs ,anlayacağınız saymakla bitecek gibi değil. O zaman bir özür işi falan yoktu. Osmanlının güçlü olduğu dönemlerde eğer o sözleşme masaya konmuş olsaydı, Osmanlı o sözleşmeyi  ve de onu getiren elçilerin kafalarını koltuklarının altına sıkıştırır geri yollardı.
 
 
Bu iktisadi durum ile  şimdiki durumumuz konusunda bir paralellik hatta neredeyse birebir örtüşme görebiliyor musunuz?
 
 
 
Gelelim ikinci nedene:
Soykırım uluslararası bir suçtur ve uluslararası bir hukuk   belgesiyle düzenlenmiştir.1948’de Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda kabul edilen, “Birleşmiş Milletler Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi”dir. 
BM Soykırım Sözleşmesi’ne göre;
 
Madde 1- Sözleşmeci Devletler, ister barış zamanında isterse savaş
zamanında işlensin, önlemeyi ve cezalandırmayı taahhüt ettikleri
soykırımın uluslararası hukuka göre bir suç olduğunu teyit eder.
 
Madde 2- Bu Sözleşme bakımından, ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir
grubu, kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen
aşağıdaki fiillerden her hangi biri, soykırım suçunu oluşturur.
 
a) Gruba mensup olanların öldürülmesi;
B) Grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar
verilmesi;
c) Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı
hesaplanarak yaşam şartlarını kasten değiştirmek;
d) Grup içinde doğumları engellemek amacıyla tedbirler almak;
e) Gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletmek;
 
Madde 3- Aşağıdaki eylemler cezalandırılır:
a) Soykırımda bulunmak;
B) Soykırımda bulunulması için işbirliği yapmak;
c) Soykırımda bulunulmasını doğrudan ve aleni surette kışkırtmak;
d) Soykırımda bulunmaya teşebbüs etmek;
e) Soykırıma iştirak etmek;
 
Madde 4- Soykırım suçunu veya üçüncü maddede gösterilen fiillerden
birini işleyenler, anayasaya göre yetkili yöneticiler veya kamu görevlileri
veya özel kişiler de olsa cezalandırılır.
 
Madde 5- Sözleşmeci Devletler, bu Sözleşmenin hükümlerine etkililik kazındırmak, ve özellikle soykırımdan veya üçüncü maddede belirtilen
fiillerden suçlu bulunan kimselere etkili cezalar verilmesini sağlamak için,
kendi Anayasalarında öngörülen usule uygun olarak gerekli mevzuatı
çıkarmayı taahhüt eder.
 
Madde 6- Soykırım fiilini veya üçüncü maddede belirtilen fiillerden
birini işlediğine dair hakkında suç isnadı bulunan kimseler, suçun işlendiği
ülkedeki Devletin yetkili bir mahkemesi veya yargılama yetkisini kabul
etmiş olan Sözleşmeci Devletler bakımından yargılama yetkisine sahip
bulunan uluslararası bir ceza mahkemesi tarafından yargılanır.
 
Bu sözleşmenin iki boyutu var . Birincisi bir  kanun makable şamil değildir. Yani geriye yönelik olarak işletilemez.
İkincisi bu sözleşmeye göre öncelikle yerel bir mahkemenin kararı olmadan ve suç tesbit edilmeden hiç kimse cezalandırılamaz. Yine ceza hukukundaki cezaların şahsiliği ve kanunsuz, kıyas yoluyla  suç olmaz ilkesi gereği.
 
Hal böyleyken ,ülkelerin parlamentolarından çıkan soykırım kararlarının hukuki açıdan hiç bir değeri  yoktur. Benim mahkemelerimde böyle bir karar alınmış mıdır? Hayır.
 
Ülke parlamentolarından çıkan kararların bile hukuki anlamda bir hükmü yok ve bizi bağlamazken, nasıl olur da basit bir özür kampanyası bizim çıkarlarımızı zedeler ya da Sevr'i hortlatır?
 
 
Ülkemiz zaten  yapılan ekonomik ve politik uygulamalarla Sevr'i hortlatmıştır. Geriye bir tek fiilen asker işgali kalmıştır. Yabancıların bu ülke de askeri üs açmasına izin vererek o da bir biçimde olmuştur ya . 
 
 
Gelelim ermeniler açısından  duruma; Kurtuluş savaşı sırasında nasıl ki Türk müslüman halktan işbirlikçiler çıktıysa bu topraklarda yaşayan ermenilerden , kürtlerden, çerkezlerden vs. de işbirlikçiler çıkmıştır.

 

 

O dönemi Şükrü Elekdağ'dan okuyalım .Çünkü durumu oldukça iyi izah ediyor :

Bu dönemde Osmanlı İmparatorluğu, hem dünya savaşını hem de Ermenilerin çıkardığı bir iç savaşı aynı anda yaşamaktadır... Ermeni çetelerin katliamları, Müslüman ahalinin misillemelerine yol açmıştır. Bab-ı Ali'ye ulaşan bir raporda, Diyarbakır'dan "sevk olunan eşhas vasıtasıyla" Mardin'de Ermeni Piskoposu ile Ermenilerden ve diğer Hıristiyan halktan "700 kişinin geceleri koyun gibi boğazlandığı", katledilenlerin 2 bin kişiye vardığının tahmin edildiği, civar vilayetlerdeki Müslüman ahalinin ayaklanarak tüm Hıristiyanları katletmesinden korkulduğu yolunda bilgiler verilmektedir. 
 
Talat Paşa, Diyarbakır Valiliği'ne gönderdiği şifre telgrafta bu konuda araştırma ister. Ermeniler hakkındaki "inzibati ve siyasi" önlemlerin diğer Hıristiyanlara uygulanmamasını istemekte ve bölgedeki bütün (alel-itlak) Hıristiyanların hayatını tehdit edecek olaylara son verilmesi talimatı vermektedir. 
 
Techir o dönem için alınan en insani karardır. Bu karar ,sadece ermeni çetecilerin olduğu bölgelerde ki ermeniler için alınmıştır ve güvenlikleri için daha güvenli olabilecekleri bölgelere sağlıklı ve güvenli bir biçimde yollanmaları öngörülmüştür. Özellikle Doğu Anadolu'daki halkın göçe mecbur edilmesi, koşulların yarattığı zorunluluktur. Kıtlık, hastalık büyük can kaybına meydan vermiş, toplumlararası düşmanlık, durumu karşılıklı katliama dönüştürmüş, gerek Ermeni gerek Türk ve Müslüman halkın ağır kayıp vermesine yol açmıştır. Osmanlı arşivlerindeki çok sayıda belge, Osmanlı devletinin, savaş ortamındaki koşullar nedeniyle, iyi niyetine rağmen, tehciri gerekli sorumlulukla uygulayamadığını, tehcirin bazı durumlarda ağır bir insanlık trajedisine dönüştüğünü ortaya koymaktadır. 
 
Niyetin varlığı bir yargı sürecinde, örneğin Alman Nazi Partisi kararlarında Yahudilerin yok edilmesi hususundaki iradenin belgelerde mevcudiyeti nedeniyle açıkça belirlenebilir. Gizli veya kapalı bir niyet varsa, bunun saptanmasının yolu uygulamaların izlenmesidir. Osmanlı arşivlerinde mevcut değildir. Aksine belgelerde, göç ettirme işleminin mümkün olduğunca güvenlik içinde yapılmasını sağlamaya yönelik yüzlerce talimat ve hükümet kararı mevcuttur. Kapalı bir niyetin varlığını ise şu nedenlerle ileri sürmek mümkün değildir: 
Savaş döneminde Ermenilerden oluşan sıhhiye bölükleri cephelerde ateş altında hizmet vermişlerdir. 
Ermenilerden oluşan levazım birimleri sadakatle devlete hizmet etmişlerdir. 
Çanakkale ve Sarıkamış savaşlarında Ermeni askerler Türklerle birlikte düşmana karşı savaşmışlardır. Bu nedenle vatana hizmet faslından birçok Ermeni vatandaşımız uzun süre maaş almıştır. 
İstanbul'da yaşayan Ermeniler tehcir uygulaması dışında bırakılmışlardır. 
Savaştan sonra Osmanlı hükümeti Aralık 1918'de tehcire tabi tutulan Ermenilerden geri dönmek isteyenler için bir dönüş kararnamesi çıkarmış ve uygulamaya koymuştur. 
Tehcir edilen halkın can ve mal güvenliğinin sağlanması için önlem alınması hususundaki hükümet talimatlarını ihlal edenlerden 1300'den fazla sivil ve asker, kurulan Divan-ı Harp mahkemelerinde cezalandırılmış, birkaçı da asılmıştır. Bütün bunlar Osmanlı devletinin Ermeni uyruklarına karşı yok etme niyetinin bulunmadığını açıkça ortaya koyuyor. 
 
Ermeni propagandacılar savaş yıllarında Anadolu topraklarında ölen Ermenileri dünyaya Osmanlı zulmünün masum kurbanları olarak tanıtmaya çalışmışlardır. Ancak, bu propaganda sistematik olarak gerçeğin bir bölümünü gözden kaçırmaya çalışmıştır. Bu da Ermeni katliam ve zulmüyle ölen Türk ve Müslüman ahalidir. 
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü'nce son derece titiz bir çalışma sonucunda 1998'de 4 cilt halinde yayımlanan "Arşiv Belgelerine Göre Kafkasya ve Anadolu'da Ermeni Mezalimi" adlı eser, bilimsel bir kaynak olarak bu tek sesliliği gidermiş ve boşluğu doldurmuştur. Eserin içerdiği belgelerdeki verilere dayanılarak yapılan hesap, 1914-1921 döneminde Ermeni katliam ve zulmü sonucunda 517.955 Türk'ün öldüğünü ortaya koymaktadır. 

 

 

Link to post
Share on other sites

Anlamadim yani sayin Irinckol ne demek istediniz o yazinizla.Yani söyle mi anlayalim:Osmanli zaten cökmüstü o nedenle SEVR normaldi mi demek istediniz ,2-Soykirimin suc oldugunu artik cocuklar da bildigine göre o maddeleri bana hitaben yazmanizin anlami Ermeni iddialarinin dogrulugu mu anlayamadim acikcasi.

 

Ben sunu diyorum:SEVR Anlasmasinda Doguda bir Ermeni Devleti kurulmasi karar altina alinmisti.Bugün Ermeni iddialarini dogru kabul ederek Ermenilerden özür dilenmek istenmesi onlarin hakli istekleri oldugunun kabulü anlamina gelir.Peki Ermenilerin katlettigi bir milyona yakin TÜRK icin acaba simdik Ermenistan bize toprak verir mi dersiniz?

 

Benim yazimda herhangi bir popülistlik yok,dogrusu neyse onu yazdim,yoksa dogrular sizce popülistlik mi oluyor?

 

saygilarla

Link to post
Share on other sites

Benim yazimdaki popülizm acaba ölen Türk sayisindan mi kaynaklaniyor anlamadim yani."ERMENI MEZALIMI"nin 517 bin Türk'ün hayatina mal oldugu gercegi ortadadir.Gayri resmi rakamlar bunu 1 milyona yakin olarak vermektedir.Buradaki amac katledilen Türk sayisinin 500 bin veya 1 milyon oldugunu ispatlamak degildir.Amac soykirima ugrayanlarin Ermeniler degil Türkler oldugunu belirtmektir.Buna popülizm demeniz gercekten cok ilginctir.

 

saygilarla

Link to post
Share on other sites

Ermenileri Kuva-yi Milliye katletmedi,Sayin Evrensel Insan her konuda oldugu gibi bu konuda da tarihi carpitiyor inkar ediyorsunuz.1920 -1922 arasi Doguda Türk ordusu ile Ermeni Silahli Gücleri arasinda savas yasanmistir,Bunu bilmediginizi sanmiyorum sizin ki sadece davanizda hakli cikmak adina gercekleri Türklerin aleyhine ama Taner Akcam'in hesabina carpitmaktir.

 

saygilarla

Link to post
Share on other sites

1910-1922 yılları arasında Ermeni çetelerin yaptığı katliamların tarih ve yerleri ile katledilen Türk sayısı şöyle saygıdeger arkadaşlarım düşüncelerinizi ve fikirlerinize sunuyorum bu yorumsuzdur ama isteyenler yorum yapabilir.

saygılarrımla



1910 Muş (10 ölü), 21 Şubat 1914 Kars-Ardahan (30 bin ölü), 1915 Van (44 ölü), 1915 Van (150 ölü), 1915 Bitlis (16 bin ölü), 1915 Muş (80 ölü), 1915 Bitlis-Hizan (113 ölü), 1915 Van (5 bin 200 ölü), Şubat 1915 Haskay (200 ölü), Şubat 1915 Dutak (3 ölü), Nisan 1915 Bitlis (29 ölü), Nisan 1915 Muradiye (10 bin ölü), Nisan 1915 Van (120 ölü), Mayıs 1915 Van (20 bin ölü), Temmuz 1915 Muş-Akçan (19 ölü), Ağustos 1915 Müküs (126 ölü), 9 Mayıs 1915 Bitlis (40 bin ölü), 9 Mayıs 1915 Bitlis (123 ölü), 15 Ocak 1916 Terme (9 ölü), 1 Nisan 1916 Van-Reşadiye (15 ölü), Mayıs 1916 Muş (500 ölü), 8 Mayıs 1916 Van-Tatvan (bin 600 ölü), 8 Mayıs 1916 Bitlis (10 bin ölü), 8 Mayıs 1916 Pasinler (2 bin ölü), 8 Mayıs 1916 Tercan (563 ölü), 11 Mayıs 1916 Van (44 bin 233 ölü), 11 Mayıs 1916 Malazgirt (20 bin ölü), 11 Mayıs 1916 Bitlis (12 ölü), 22 Mayıs 1916 Van (bin ölü), 22 Mayıs 1916 Köprüköy-Van (200 ölü), 22 Mayıs 1916 Van (15 bin ölü), 22 Mayıs 1916 Van (8 ölü), 22 Mayıs 1916 Van (8 bin ölü), 22 Mayıs 1916 Van (80 bin ölü), 22 Mayıs 1916 Van (15 bin ölü), 23 Mayıs 1916 Of (5 ölü), 23 Mayıs 1916 Trabzon (2 bin 86 ölü), 23 Mayıs 1916 Van (3 yüz ölü), 25 Mayıs 1916 Bayezid (14 bin ölü), Haziran 1916 Van-Abbasağa (14 ölü), Haziran 1916 Edremid-Vastan (15 bin ölü), 6 Haziran 1916 Şatak-Serir (45 ölü), 6 Haziran 1916 Şatak (bin 150 ölü), 7 Haziran 1916 Müküs-Serhan (121 ölü), 14 Ağustos 1916 Bitlis (311 ölü), 1919 Sarıkamış (9 ölü), 1919 Tiksin-Ağadeve (5 ölü), 1919 Nahçivan (4 bin ölü), 6 Ocak 1919 Zaruşat (86 ölü), 21 Ocak 1919 Kilis (2 ölü), 22 Ocak 1919 Antep (1 ölü), 25 Ocak 1919 Kars (9 ölü), 26 Şubat 1919 Adana-Pozantı (4 ölü), 18 Mayıs 1919 Osmaniye (1 ölü), 13 Haziran 1919 Pasinler (3 ölü), 3 Haziran 1919 Iğdır (8 ölü), Temmuz 1919 Sarıkamış (803 ölü), Temmuz 1919 Kurudere (8 ölü), Temmuz 1919 Sarıkamış (695 ölü), 4 Temmuz 1919 Akçakale (180 ölü), 5 Temmuz 1919 Kağızman (4 ölü), 7 temmuz 1919 Kars-Göle (9 ölü), 8 Temmuz 1919 Mescitli (4 ölü), 8 Temmuz 1919 Gülyantepe (10 ölü), 9 Temmuz 1919 Kağızman (6 ölü), 9 Temmuz 1919 Kurudere (8 ölü), 11 Temmuz 1919 Mescitli (20 ölü), 19 Temmuz 1919 Bulaklı (2 ölü), 19 Temmuz 1919 Pasinler (2 ölü), 24 Temmuz 1919 Kars-Kağızman (9 ölü), Ağustos 1919 Muhtelif köyler (2 bin 502 ölü), 15 Ağustos 1919 Erzurum (153 ölü), 15 Ağustos 1919 Erzurum (426 ölü), Eylül 1919 Allahüekber (3 ölü), 9 Eylül 1919 Ünye (12 ölü), 14 Eylül 1919 Sarıkamış (2 ölü), Kasım 1919 Adana (4 ölü), 11 Kasım 1919 Maraş (2 ölü), 6 Kasım 1919 Ulukışla (7 ölü), 7 Aralık 1919 Adana (4 ölü), 1920 Göle (600 ölü), 1920 Kars (3 bin 945 ölü), 1920 Haramivartan (138 ölü), 1920 Nahçivan (64 bin 408 ölü), 1920 Nahçivan (5 bin 307 ölü), Şubat 1920 Kars civarı (561 ölü), 1 Şubat 1920 Zaruşat (2 bin 150 ölü), 2 Şubat 1920 Şuregel (bin 150 ölü), 10 Şubat 1920 Çıldır (100 ölü), 28 Şubat 1920 Pozantı (40 ölü), 9 Mart 1920 Zaruşat (400 ölü), 9 Mart 1920 Zaruşat (120 ölü), 16 Mart 1920 Kağızman (720 ölü), 22 Mart 1920 Şuregel-Zaruşat (2 bin ölü), 6 Nisan 1920 Gümrü (500 ölü), 28 Nisan 1920 Kars (2 ölü), 5 Mayıs 1920 Kars (bin 774 ölü), 22 Mayıs 1920 Kars (10 ölü), 2 Temmuz 1920 Kars-Erzurum (408 ölü), 2 Temmuz 1920 Zengebasar (bin 500 ölü), 27 Temmuz 1920 Erzurum (69 ölü), Mayıs 1920 Kars-Erzurum (27 ölü), Ağustos 1920 Oltu (650 ölü), Ağustos 1920 Kars-Erzurum (18 ölü), 15 Ekim 1920 Bayburt (bin 387 ölü), 20 Ekim 1920 Göle (100 ölü), 17 Ekim 1920 Pasinler (9 bin 287 ölü), 18 Ekim 1920 Tortum (3 bin 700 ölü), 19 Ekim 1920 Erzurum (8 bin 439 ölü), 26 Ekim 1920 Kars civarı (10 bin 693), Ekim 1920 Aşkale (889 ölü), 1 Aralık 1920 Kosor (69 ölü), 3 Aralık 1920 Göle (508 ölü), 4 Aralık 1920 Kosor (122 ölü), 4 Aralık 1920 Kars-Zeytun (28 ölü), 4 Aralık 1920 Sarıkamış (bin 975 ölü), 6 Aralık 1920 Göle (194 ölü), 7 Aralık 1920 Kars-Digor (14 bin 620 ölü), 14 Aralık 1920 Sarıkamış (5 bin 337 ölü), 29 Kasım 1920 Zaruşat (bin 26 ölü), Aralık 1920 Erivan (192 ölü), 1921 Nahçivan (12 ölü), 1921 Bayburt (580 ölü), 1921 Arpaçay (148 ölü), 1921 Karakilise (6 bin ölü), 1921 Karakilise ( 6 bin ölü), Şubat 1921 Zenibasar (18 ölü), 21 Kasım 1921 Pasinler (53 ölü), 21 Kasım 1921 Erzurum (bin 215 ölü), 1918 Hınıs (870 ölü), 1918 Tercan (580 ölü), Mart 1922 Maraş (4 ölü).

 

 

Ermenileri Kuva-yi Milliye katletti diyenlere ithaf olunur.

 

saygilarla

Link to post
Share on other sites

Taraf olmadan diyorsun ama Ermenistan Basbakaninida Türk Millyietcisi yapip ciktin. smile.png

Bunu yapan ben degilim, bu algi sana ait.

 

Madem bu sekilde algiladin, sen de o zaman TURK MILLIYETCILIGI YAPMAYAN BASKA BIR ERMENI YAZISI BUL. :)

Link to post
Share on other sites

1910-1922 yılları arasında Ermeni çetelerin yaptığı katliamların tarih ve yerleri ile katledilen Türk sayısı şöyle saygıdeger arkadaşlarım düşüncelerinizi ve fikirlerinize sunuyorum bu yorumsuzdur ama isteyenler yorum yapabilir.

 

Ermenileri Kuva-yi Milliye katletti diyenlere ithaf olunur.

 

....................................................

 

saygilarla

Bir de boyle bir listeyi Osmanli'larin katlettigi Ermeni halki ile ilgili bul ve alintila ki, ADALET EN AZINDAN GOZLEM OLARAK YERINI BULSUN.

Link to post
Share on other sites

Barış, Türkiye’den daha çok hem Ermenistan hem de Erivan’ın topraklarına göz diktiği bölge ülkeleri için gereklidir, ama…

 

omc3b6.jpg?w=468

©Prof.Dr.Osman Metin Öztürk

I. Ermeniler, bugünkü Ermenistan hariç, tarih boyunca, hiç bir zaman bağımsız, birleşik ve sürekli bir devlete sahip olmamışlardır. Çeşitli imparatorlukların ve büyük devletlerin nüfuzu altında yaşamışlardır. Bu imparatorluklar ve devletletler arasındaki nüfuz mücadelesinde sık sık taraf değiştirdikleri için de, acılar yaşamış ve bir çok kez zorunlu göçe tabi tutulmuşlardır.

Türklerin Anadolu’ya gelişleri, Ermenileri Bizans baskısından kurtarmıştır. Selçukluların Bizansı yenip Anadolu topraklarını ele geçirmesi, Ermenilerin toplum olarak varlıklarını, din ve kiliselerini korumalarına hizmet etmiştir.

Ermeniler, Osmanlı Yönetimi altında, oldukça rahat bir yaşam sürmüşlerdir. Ancak Osmanlı’nın 17. yüzyıldan itibaren gerilemeye başlaması ve özellikle İngilizlerin ve Rusların Osmanlıyı hadef almaları karşısında, Ermenilerin tarihten gelen alışkanlıkları yeniden harekete geçmiş ve Ermeniler, İngilizlerin ve Rusların Osmanlıya yönelik politikalarının bir parçası haline gelmişledir. Ermeni komiteleri ve kiliseleri, bütün 18. ve 19. yüzyıl boyunca Anadolu’da İngilizler ve Ruslar tarafından Osmanlıya karşı kullanılmıştır. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasına imzalanan Ayestefanos ve Berlin Anlaşmalarında, Osmanlı Devletinden, hem Ermeniler lehine ıslahat yapılması, hem de Kürtler ve Çerkesler karşısında Ermenilerin güvenliklerinin sağlanması, istenmiştir.

Ermeni komitelerinin ve kiliselerinin eylemleri, 20. yüzyılın başında, Osmanlıya isyana dönüşmüş ve bu isyan, Türklerin katledilmesi şeklinde kendisini göstermiş, ancak sadece Türklerle sınırlı kalmamıştır. Ermeniler, İngilizlerden ve Ruslardan aldıkları destekle, Trabzon dolaylarındaki Rumları ve Hakkari yöresindeki Musevileri de katletmeye başlamışlardır.

Birinci Dünya Savaşında Osmanlı Devleti bir çok cephede savaşırken, Ermenilerin Anadolu’nun doğusunda giriştiği isyan ve ayaklanmalar, Osmanlı Devletinin Ruslar karşısında savaşı kaybetmesine neden olmuş; Ermeniler, 1915’te o günkü Van’ı ele geçirip halkı kılıçtan geçirerek şehri Ruslara teslim etmişledir.

II. Ermenilerin Osmanlı Devletinin yönetimi altında olduğu yıllar, “Büyük Ermenistan” emelini şekillendirdikleri yıllar olmuştur. Çünkü, Osmanlı Devletinin gücünden istifade ile ekonomik olarak ve siyaseten güçlenmişlerdir ve bu durum, Ermenilerin müstakil bir devlet kurma düşüncelerini beslemiştir.

Osmanlı Devletinin Avrupa’nın ilerlemesi karşısında gerilemesi ve bunun 17. yüzyılın sonu ve 18. yüzyılın başından itibaren kendisini belli etmesi, Ermeniler tarafından, müsatkil bir devlet kurmak için, bir fırsat olarak görülmüştür. Ermeniler, bu fırsatı değerlendirmek için, Osmanlı Devletine karşı, İngilizlerle ve Ruslarla işbirliği yapmaya yönelmişlerdir. Osmanlı Devletine karşı, İngilizler ve Ruslar dışarıdan çalışırken, Ermeniler de içeriden çalışmışlardır.

Osmanlı Devletinin Birinci Dünya Savaşını kaybetmesi sonrasında ortaya çıkan 20 Ağustos 1920 tarihi Sevr Anlaşması, Anadolu’nun doğusunda bağımsız bir Ermenistan devletinin kurulmasını öngörmüştür. Bu, “Büyük Ermnenistan” idealinin geldiği noktayı ve kapsadığı coğrafyayı ifade eder.

III. Büyük Ermenistan” emeli mağduriyet psikolojisi üzerine kurulu olduğu, silahlı mücadeleyi ve gücü çıkış noktası aldığı için, acımasız, vahşeti içeren, kin üzerinden işleyen, kendi özgücüne dayanmaktan çok başkalarının gücüne bel bağlayan, eylemde ve hedefte sınır tanımayan bir emeldir. Ve bu emel, Ermeni siyasal kültürünü de etkisi altına almıştır.

Hocalı Katliamı, bu emele ve bu emelin şekillendirdiği Ermeni siysal kültürüne işaret eden, en somut, en yakın ve en ciddi örnektir.

Arkasındaki emel ve bu emelin şekillendirdiği siyasal kültür bu olduğu için, “Büyük Ermensitan” emeline, sadece Sevr’de tanımlanan coğrafya çıkış noktası alınarak bakılması, doğru bir bakış açısı olmayacaktır. Koşullara/konjonktüre bağlı olarak, bu emelin kapsamındaki coğrafyanın değişebileceğini kabul etmek gerekir.

Çünkü “Büyük Ermenistan” emelinin içinde saklı olan coğrafyayı anlatmak için, “denizden denize Ermenisatan” ifadesi de kullanılmaktadır. Bu ifade ile, Hazar Denizi’nden Karadeniz’e kadar olan coğrafya anlatılmaktadır. Ancak, Hazar Denizi’ne ve Karadeniz’e açılımın coğrafi bir sınırı da yoktur. Yani “denizden denize Ermenisatn” ifadesi, soyut bir ifadedir; kapsamı ve sınırları, konjonktüre, Ermenilere verilecek dış desteğe ve Ermenilerin gücüne bağlı olarak değişebilecektir.

Azerbaycan’ın bütün topraklarının, “Büyük Ermenistan” emelinin kapsamına dahil olduğunu söylemek için kahin olmaya gerek yoktur. Bunun bir nedeni, Azerbaycan’ın “denizden denize Ermenistan” söyleminde Hazar Denizi’ne açılım yolu üzerinde yer alması ise, diğer nedeni de Azerbaycan’ın zengin petrol ve doğal gaz kaynaklarıdır. Ermenilerin “Büyük Ermenistan” emelinin dışarıdan destek görmesinin herhalde en önemli nedenlerinden biri, Azerbaycan’ın zengin petrol ve doğal gaz kaynaklarına sahip olmasıdır. Ayrıca “Büyük Ermenistan” emelinin sürdürülmesi ve mümkün olan en geniş ölçüde hayata geçirilmesi de yine petrol ve doğal gaz zenginliğine bağlıdır.

 “Denizden denize Ermenistan” olarak da ifade edilen “Büyük Ermenistan” emelinin Karadeniz’e açılım yolundaki en güçlü ülkeler, Türkiye ve Rusya’dır.

Rusya’nın Karadeniz’e açılan Krasnodar bölgesindeki Ermeniler, Rusya’nın bu bölgesini özellikle “Büyük Ermenistan” emelinin kapsamına dahil etmektedir. Bu da, “Büyük Ermenistan” emelinin, Rusların, Karadeniz’e açılım imkanını tamamen ortadan kaldırma ve Hazar Denizi’ne açılım imkanını da kısmen ortadan kaldırma potansiyelini içerdiği anlamına gelmektedir. Ermenistan Bilimler Akademisi üyesi ünlü Ermeni tarihçi Rafael Hambarsumyan’ın, Nisan 2006’da, Erivan’da düzenlenen, sözde Ermeni soykırımıyla ilgili basın toplantısında söylediği sözler, bu açıdan oldukça anlamlıdır. Hambarsumyan’ın, “Şu ana kadar Ermenilerin kendilerine ‘yasak’ bildikleri gerçekleri açıklamanın zamanı geldi, biz Ermeniler, Türkleri suçluyor ve Osmanlı’da Ermenilere karşı soykırım yapıldığını söylüyoruz. Hâlbuki Ermeni milletini yeryüzünden silmeye ve bütün Ermenileri yok etmeye çalışan devlet Türkiye değil, Rusya idi. Osmanlı’dan 30 yıl önce Ruslar Ermenileri katletmeye başladılar.” sözleri, oldukça önemlidir. Çünkü bu açıklamadan yola çıkarak, Putin sonrasında Rusya’nın yeni bir kaosa sürüklenmesi halinde, “Büyük Ermenistan” emelinin süratle Rusya topraklarını içeren bir mecraya kayması, sürpriz sayılmamaktadır.

Türkiye’nin Doğu Karadeniz kıyılarının ve Doğu Anadolu’nun bir kısmının, “Büyük Ermenistan” emelinin kapsamına dahil olduğu bilinmektedir. Yani “Denizden denize Ermenistan” söyleminin Karadeniz’e açılım kısmında da Türk toprakları da vardır.

Ancak, Ermenilerin Karadeniz’e açılım yolu üzerindeki asıl ülke Gürcistan’dır. Çünkü Gürcistan’ın Cavaheti bölgesindeki Ermeni nüfus ve Gürcistan’ın içinde bulunduğu genel durum, Ermenistan’ın özellikle Gürcistan üzerinden Karadeniz’e açılımını kolaylaştırabileceği değerlendirmesine neden olmaktadır.

 “Büyük Ermenistan” veya “denizden denize Ermenistan” emeli, soyut, değişime açık ve koşullara bağlı içeriği ile, bir bütün olarak Kafkasya’yı da içine almaktadır. Bunda, hiç şüphesiz, Kafkasya’nın güncel jeopolitiğinin çok değerli olmasının ve Hazar Bölgesi enerji kaynaklarının etkisi vardır.

Ve hiç şüphesiz Karadeniz’e açılımı içeren Ermeni emeli, Karadeniz’deki mevcut dengeleri değiştirme, Rusya’yı Batıdan koparma ve Doğuya itme potansiyelini de içinde barındırmaktadır.

IV. Toplam üç milyondan az bir nüfusa sahip Ermenistan’ın ve ülke dışında yaşayan bir o kadar Ermeni topluluğunun, kendi imkanları ve güçleri ile “Büyük Ermenistan” veya “denizden denize Ermenistan” emelini hayata geçirmeleri beklenemez. Bu, onların gücünü aşan bir şeydir. Yani Ermeniler için, amaç- araç dengesizliği söz konusudur. Bu dengesizlik, Ermenileri, bölge dışı büyük güçlerin ilgi ve etki alanına itmektedir.

Bu noktada, Ermenilerin “Büyük Ermenistan” veya “denizden denize Ermenistan” emelinin, sadece Ermenileri büyük devletlerin ilgi ve etki alanına ittiğini değil, aynı zamanda Ermenilerin kendi yalnızlıklarını ve güçsüzlüklerini gidermesine hizmet ettiğini de düşünmek gerekir. Hatta söz konusu emelin kapsamının soyut tutulmasının, özellikle bu son amaca yönelik olduğu da akla gelmektedir. Buna bağlı olarak veya benzer şekilde, kendi güçlerinin “Büyük Ermenistan” veya “denizden denize Ermenistan” emelini hayata geçirmeye yetmeyeceğinin farkında olan Ermenilerin, bu emele, varlıklarını sürdürmelerine aracılık etme işlevini yüklemiş oldukları da yine akla gelmektedir.

V. Hocalı Katliamı, Ermenilerin “Büyük Ermenistan” veya “denizden denize Ermenistan” emeli bağlamında görülmesi gereken çok önemli bir olaydır.

Özellikle topraklarının bir kısmına veya tamamına bu ideal kapsamında Ermeniler tarafından göz dikilmiş olan ülkeler, Hocalı Katliamına bu gözle bakmalıdırlar. Hocalı Katliamı, bu ülkeler için, Ermenilerin ve Ermenistan’ın sorgulanmasına neden olmalıdır.

Daha önce başka imparatorlukların ve büyük devletlerin yönetimi altında yaşarken, onlardan büyük eziyet görmüş ve acılar yaşamış olmalarına rağmen, Ermenilerin özellikle Türk düşmanlığını işlemelerini ve canlı tutmak istemeleri, Ermeni emelinin hayata geçmesine yönelik stratejinin Türklerden ve Türkiye’den yol çıktığına işaret etmektedir.

Ermeni tarihinin babası olarak bilinen Horenatsi’nin “Her Türkü, doğduğu anda ölüme mahkûm edin. Onlara doğma şansı vermeyin. Çünkü doğmuş her Türk, bize facia getirir” sözü; keza, Ermeni yazar Silva Kaputikyan’ın, 1988’de Erivan’da düzenlenen bir mitingde yaptığı konuşmada söylediği “…yeni doğan her Ermeni bebeğinin kulağına – ‘Ey Aram! Türkler senin düşmanındır.’ demek gerekiyor ki, düşmanının kim olduğunu tanısın” ifadesi, yine yakın geçmişte Türk diplomatlarını öldüren katillerin Ermeniler tarafından birer kahraman olarak görülmesi ve benzeri daha birçok örnek, Ermenilerdeki Türk düşmanlığının çok somut işaretleridir.

Türk düşmanlığı, Ermenilerin, “Büyük Ermenistan” veya “denizden denize Ermenistan” emelinin önünde, aşılacak ilk büyük engel olarak Türkleri gördüklerine işaret eder. Bu nedenle, Hocalı Katliamının, münhasıran Azerbaycan Türklerini hedef alan bir katliam olarak alınması, eksik bir yaklaşım olacaktır. Ermeni emelleri bağlamında Türkler hakkında dile getirilen ve birkaç tanesine yukarıda değinilen ifadeler, Hocalı Katliamının gerçekte Türk Dünyasının hedef alındığına işaret eder.

Türk Dünyasının jeopolitiği, bu coğrafyanın sahip olduğu zengin enerji kaynakları ve Türklerin Müslüman kimliği dikkate alındığında, Hocalı Katliamının, Türk Dünyasını Ermeniler ile meşgul etmek amacına yönelik olduğu da akla gelmektedir. Onun içindir ki, Hocalı Katliamının, yalnız başına Ermeniler tarafından planlanmış ve gerçekleştirilmiş olduğu düşünülememektedir. Katliamın insanlık dışı bir şekilde, bir vahşet olarak işlenmiş olması, sadece Ermenilerin Türk düşmanlığı ile açıklanamaz diye değerlendirilmektedir. Hocalı katliamındaki vahşet, Ermenilerin hareket serbestisini kısıtlama, Ermenilerin geri dönüş yollarını tıkama ve Erivan Yönetimini etkiye açık tutma amaçları bağlamında görülmesi gerek bir durum olarak kıymetlendirilmektedir. Katliamdaki vahşet, aynı coğrafyada, birlikte barış içinde bir arada yaşama olanağını ortadan kaldırma, soruna süreklilik kazandırma ve böylece bölge dışı aktörlere bölgeye sürekli müdahale imkanı verme amacına yöneliktir.

Bu noktada, eğer yaşananlar büyük bir sürecin küçük parçası olarak görülür ve “denizden denize Ermenistan” emelinin soyut muhtevası dikkati alınırsa, bugün Türkiye’yi ve Türkleri hedef alan Ermeni düşmanlığının, yarın bölgede daha da güçlenmiş olarak, bölge dışı aktörler tarafından başka bölge ülkelerine yönlendirilebileceğini söylemek mümkündür.

Hocalı Katliamı, Ermenilerin ve Ermenistan’ın, bulundukları bölgede yaşamalarını dış güçlerin desteğine daha çok bağımlı hale getirmiştir. Ermeniler, bölge dışı büyük güçlere daha çok muhtaç hale gelmişlerdir.

Daha önce de ifade edildiği üzere, katliama seyirci kalınmasının, katliamın dünyanın gözü önünde cereyan etmesinin ve katliama destek verilmesinin arkasında, Ermenileri ve Ermenistan’ı kendilerine daha çok muhtaç hale getirme düşüncesi vardır.

Hocalı katliamı, kendilerinin Kafkasya’ya, Hazar Bölgesine ve Orta Asya’ya yönelik politikalarında Ermenileri ve Ermenistan’ı daha kolay ve daha etkin olarak kullanmayı öngören, Ermenilerin figüran olduğu senaryoların ürünüdür.

Bugün gelinen noktada, hem Hocalı Katliamı sırasındaki yaklaşımlarını, hem de bölge dışı aktörlerin Ermenistan’a olan ilgilerini, “denizden denize Ermenistan” emelini hatırlayarak, bölge ülkelerinin bir öz eleştiri yapmaları gerekir.

Hocalı Katliamına, bütün Ermenileri bir araya getirme işlevinin yüklenmiş olduğu da ileri sürülebilir. Bunun anlamı, Hocalı Katliamının, içe dönük olarak da görülmesi gerektiğidir.

Ermenilerin, tarihten gelen, mağduriyet psikolojisi üzerine kurulu, silahlı mücadeleyi ve şiddeti öngören (esas alan) bir siyasal kültüre sahip olduklarını ileri sürmek mümkündür. Hocalı Katliamı, belirtilen Ermeni siyasal kültürünün çok somut ve en güncel örneği niteliğindedir. Bir yönüyle, Hocalı Katliamının bu kültürün ürünü olduğunu ve bu kültüre işaret ettiğini; diğer yönüyle de Hocalı Katliamının bu kültürü beslenmiş olduğunu söylenebilir.

Diaspora Ermenileri ile Ermenistan’daki Ermeniler arasındaki ilişki açısından bakıldığında, Hocalı Katliamı, Ermenistan’daki Ermenileri, diaspora Ermenilerine her zamankinden daha fazla muhtaç/bağımlı hale getirmiştir. Bu, Hocalı Katliamı ile birlikte, diaspora Ermenilerinin, Ermenistan’ın iç işleri üzerindeki etkisinin artmış olduğu anlamına alınabilir. Esasen diaspora Ermenilerinin, sorundan beslendikleri ve “davulun sesi uzaktan hoş geldiği” için daha “şahin” oldukları düşünülürse, Hocalı Katliamının, Ermenistan Ermenilerinin muhtemel barış eğilimlerini önleme, bunun önünü kesme amacına yönelik olduğu bile ileri sürülebilir.

Daha önce de değinildiği üzere, Hocalı Katliamı, Ermeniler açısından, “Büyük Ermenistan” veya “denizden denize Ermenistan” emelinin, canlı tutulmasına da hizmet etmiştir. Ancak bu emelin canlı tutulması Ermeni halkına, ekonomik durumun kötüleşmesi olarak yansımış; günlük yaşamın iyileştirilmesi için kullanılabilecek ekonomik kaynaklar, artan savunma ve güvenlik ihtiyaçlarının karşılanması için kullanılmış; Ermenistan halkı, kendisine tepeden bakan diasporaya daha çok muhtaç hale gelmiş; Erivan Yönetimi, dış etkilere daha açık hale gelmiştir.

Bölgede Ermenistan’a müzahir ülkeler ise, farkında olarak ve/veya olmayarak, bölgede kalıcı istikrarsızlığa, bölgede yaşanabilecek diğer olumsuzluklara ve sonuçta bölgeye bölge dışından müdahalelere, kapı aralamışlardır.

Barış, bölgede Türkiye’den ve Türklerden çok, Ermenistan’a ve Ermenilere gerekli iken, barış ortamının hep Ermenistan ve Ermeniler tarafından bozulmasının ve barışa giden yolun hep Ermeniler tarafından tıkanmasının, başta toprakları Ermeni ideallerinin kapsamına dahil olan bölge ülkeleri olmak üzere, bütün aktörler tarafından iyi görülmesi gerekir.

BÜYÜK ERMENİSTAN EMELİ” VE HOCALI KATLİAMI
23 Şubat 20

 

saygilarla

Link to post
Share on other sites

Anlamadim yani sayin Irinckol ne demek istediniz o yazinizla.Yani söyle mi anlayalim:Osmanli zaten cökmüstü o nedenle SEVR normaldi mi demek istediniz ,2-Soykirimin suc oldugunu artik cocuklar da bildigine göre o maddeleri bana hitaben yazmanizin anlami Ermeni iddialarinin dogrulugu mu anlayamadim acikcasi.

 

Ben sunu diyorum:SEVR Anlasmasinda Doguda bir Ermeni Devleti kurulmasi karar altina alinmisti.Bugün Ermeni iddialarini dogru kabul ederek Ermenilerden özür dilenmek istenmesi onlarin hakli istekleri oldugunun kabulü anlamina gelir.Peki Ermenilerin katlettigi bir milyona yakin TÜRK icin acaba simdik Ermenistan bize toprak verir mi dersiniz?

 

Benim yazimda herhangi bir popülistlik yok,dogrusu neyse onu yazdim,yoksa dogrular sizce popülistlik mi oluyor?

 

saygilarla

 

 

 

Evet anlamamışsınız sn politika.

Öncelikle

 

1-Yazınız popülist  demedim .Popülist bulduğum yeri alıntıladım.Yani;

 

Ermenilerden ÖZÜR KAMPANYASI baslatanlarda SEVR'in hortlatilmasindan yana olanlardir

 

.

 

2- Bunun neden popülist bir söylem olduğunu açıklamaya çalıştım.

 

 Osmanlıya Sevr dayatılması Osmanlının çöküşü ile  alakalı bir durumdur. O dönem özellikle ekonomik  anlamda yaşanan şeylerin bir kısmını yazdım ve aynen şunu  söyledim. . Eğer  Osmanlı güçlü olsaydı Sevr ona dayatılamaz ve Osmanlı o sözleşmeyi alır ,bunu getirenlerin kelleri ile birlikte geri gönderirdi.

 

Yani özür kampanyaları gibi üfürükten şeyler güçlü bir devleti çökertemez.

 

Ermeni olaylarında bu ülkenin başını ağrıtan olay nedir ? Ülkelerin parlamentolarında alınan soykırımı tanıma kararlarıdır öyle değil mi? Bu kararlar arifesinde ülkeyi bir sıtma tutar ve esip gürlerler.

 

Soykırımın suç olduğunu bilmediğiniz için değil BM soykırım sözleşmesine göre alınan soykırımı tanıma kararlarının geçersiz olduğunu göstermekti kastım. Yani maddeleri dikkatlice okusaydınız, bu tanıma kararlarını alan ülkelerin aslında hukuk ihlali yaptığını ve bu kararların hiç bir geçerliliği ve bağlayıcılığı olmadığını anlardınız. Yani ne özür kampanyaları ile SEVR hortlatılır  ne de  bu soykırımı tanıma kararlarıyla. Çünkü hiç bir hükmü yoktur.Bunlara dayanarak hiç bir şey talep etmeleri de mümkün değildir.

 

Soykırım sözleşmesindeki maddeler  tam anlamıyla uysaydı ,sanıyor musunuz ki Ermeniler bunca zamandır , bununla ilgili dava açmayacaklardı. Zira onlarda çok iyi biliyorlar ki bu, soykırım değildir. Bu konuda herhangi bir mahkeme kararı dahi yoktur. Bu ülkede Maltaya sürülenler var .Onların da hiçbir şey bulunamadığı için mecburen serbest bırakıldıkları İngilizlerin kendi belgeleriyle sabittir. Hatta bunu araştırmak için görevlendirilen Amerikalılar raporlarında, soykırıma dair  hiçbir bilgi bulunmadığını ve bu nedenle tutukluların serbest bırakılması gerektiği konusunda  İngilizlere baskı yapmışlardır.

 

Velhasıl burada anlatmak istediğim hukuken tam bir çöp niteliğinde olan tanıma kararları veya özür kampanyalarını dile dolamak popülist bir söylemdir .Çünkü bunların hiçbir önemi yoktur. Bu tip üfürükten şeylerle değil SEVR hiçbir şey hortlatılmaz. Eğer hortlayacaksa o devlet batsın zaten.

 

Mesela Fransa Ermeni soykırımını tanıma kararı aldığı sanırım 2005 te, Şükrü Elekdağ , yukarıdaki soykırım sözleşmesi hükümleri gereğince , bu tip kararları alan ülkelerin, hukuk ihlali yaptığını ve bu nedenle de bir komisyon kurularak , bu ülkeler hakkında uluslararası mahkemelerde  dava açılması gerektiğini belirtmiş ve hükümete bu talebini sunmuş.

 

Verilen cevap nedir biliyor musunuz?

 

Fransayla ekonomik ilişkilerimiz bozulur.

 

Hani ilk iletimde size sormuştum ya  “Osmanlının o dönemi ile şimdiki ülkemiz arasında bir benzerlik görüyor musun hatta birebir örtüşme " diye

 

İşte  o zamanda  Osmanlı topraklarının paylaşımı için ve Osmanlıdan kopan yerlerin çeşitli ülkelerin himayesine ve yönetimine ( manda )verilmesi için İngiliz parlamentosunun tam 102 oturum yaptığı dönemlerde ; İngilizlerle ticaret yapan İzmirli Ermeni , Rum ve Türk vatandaşlarımız , sırf İngilizlerle ekonomik ilişkileri bozulmasın diye , İngiliz vatandaşı göstermişlerdir kendilerini. Bu nedenle de gavur İzmir diye anılmaya başlamıştır. Yani meselenin aslı ; "Biz Atatürkçüyüz de ondan gavur İzmir denmiştir" değil

 

Osmanlı yıkıldı ve TC de böyle devam ederse yıkılmaya mahkum . Her şeyi bir kenara bırakın ,bir ülke iletişim haberleşme olayını yabancılara satıyorsa ,olay bitmiştir aslında.

 

 Hiçbir hükmü olmayan yok özür kampanyaları yok efendim soykırım tanıma kararları SEVR i falan hortlatmaz. Sevr çoktan hortladı. 

Link to post
Share on other sites

Etyen Mahçupyan, Ovanes Kaçaznuni, Ara Baliozyan, Georgi Vanyan ve Ekrem Eylisli

 

thumb300_20130215124138307.jpg

 

15.02.2013 12:30 Yerel saatı | 10:30 Dünya saatı

Zaman gazetesinin 14 Şubat 2013 tarihli sayısında Ermeni kökenli köşe yazarı Etyen Mahçupyan’ın ‘Sulha ses verenler için’

http://www.zaman.com.tr/etyen-mahcupyan/sulhe-ses-verenler-icin_2053565.html

başlıklı köşe yazısı yayımlanmıştır. Etyen’in yazılarını ara sıra okurum.

Aynen Hrant Dink çizgisinde bir edebiyat sergilemektedir. Ama Dink’ten daha diplomatik bir üslup benimsemiş, ondan farklı olarak ‘Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı asil damarında mevcuttur.’ tarzı acemice ifadelerden ustaca kaçınarak Türk milletinin birlik ve beraberliğini zayıflatacak, ihanet edenleri kahraman olarak tanıtacak strateji ile hareket etmektedir. Etyen, kelimeleri ne zaman ve nerede kullanacağını çok iyi biliyor, kelimelerle oynamaya da usta tiyatro oyuncusu kadar hakim olmuştur.

İlk bakışta en büyük demokrat ve insan hakları savunucusu gibi gözüküyor. Ama Etyen’in arka bahçesine baktığımızda demokrat ve insan hakları savunuculuğunun yalnızca tek taraflı olduğu, Türkiye’deki etniklerin avukatı gibi kalem salladığı belli olmaktadır. Peki, Türkiye’de sadece etniklerin mi insan hakları ihlal edilmektedir. Türklerin hiç mi sosyal, ekonomik, kültürel sorunları yok? Vardır elbette. Ama Etyen’in işi gücü başta Ermeniler olmakla diğer etniklerin problemlerini gündemde tutmaktır ve bu görevini mütareke basını aracılığıyla başarıyla yerine getirmektedir.

Etyen, ‘Sülhe ses verenler için’ adlı yazısında Azerbaycan yazarı Ekrem Eylisli’nin ‘Taş uykular’ romanı ile ilgili görüşlerini dile getirmiştir. Eylisli romanında Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerini ve Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını tek taraflı-Ermenilerin çıkarları çerçevesinde kaleme aldığı için Azerbaycan kamuoyunda ciddi tepkilerle karşılaşmıştır. Etyen, Eylisli’yi desteklemekte, ona karşı görüş bildirenleri ise eleştirerek, onları milli olandan insani olana geçememekle itham etmektedir.

Etyen yılların gazetecisidir ama halen olaylara ‘at bakışıyla’ bakmaktadır ve demokrat ve insan hakları savunucusu olarak görünse de, sadece ‘kendisinin veya kendisine yakın olarak’ gördüklerinin avukatlığını yapmaktadır. Etyen, sözde Ermeni soykırımı konusunda da birçok yazılar yazmıştır. Bu yazıların hiç birinde Ovanes Kaçaznuni ve onun 1923 yılında Taşnak Partisi’nin konferansında rapor olarak sunduğu ve daha sonra kitap olarak yayımlandığı eserinden bahsetmemiştir.Çünkü Birinci Ermenistan Cumhuriyeti’nde (1918-1920) parti lideri ve başbakan olmuş Kaçaznuni bu eserinde Taşnak Partisi’nin, Birinci Ermenistan Cumhuriyeti’nin Türkiye’ye yönelik politikasının yanlışlıklarını o kadar mantıklı bir şekilde anlatıyor ki, Etyen bunları anlatmaya cesaret edemez. Kaçaznuni raporunda aşağıdakileri vurgulamaktadır:

-Gönüllü Ermeni silahlı birliklerin oluşturulması hataydı;

-Kayıtsız şartsız Rusya’ya bağlanmışlardı;

-Türklerden yana olan güç dengesini hesaba katmamışlardı;

-Tehcir kararı amacına uygundu;

-Türkiye, savunma içgüdüsüyle hareket etmişti;

-İngiliz işgali, Taşnakların umutlarını yeniden kabartmıştı;

-Ermenistan’da Taşnak diktatörlüğü kurmuşlardı;

-Denizden denize Ermenistan projesi gibi emperyalist bir talebe kapılmışlar, bu yönde kışkırtılmışlardı;

-Müslüman nüfusu katletmişlerdi;

-Ermeni terör eylemleri Batı kamuoyunu kazanmaya yönelikti;

-Taşnak yönetimi dışında suçlu aranmamalıydı;

-Taşnak Partisi’nin artık yapacağı bir şey yoktu; intihar etmeliydi.[1]

Bütün bu hususlar Ermenistan'ın ilk başbakanı, Taşnaksutyun Partisi’nin kurucusu Kaçaznuni’nin görüşleridir. Rapor ilk önce Ermenice, 1927’de Rusça, 1955 yılında ise bazı bölümleri İngilizce olarak basılmıştır. İlginç olan ise bu kitabın Ermenistan’da yasaklanmasıdır. Yayınların Avrupa’daki kütüphanelerden Taşnaklar tarafından toplatıldığı da bilinmektedir.

Kitabın yabancı dillerde yayımlanan basımları Avrupa kütüphanelerinden toplatılmıştır. Yabancı devletlerdeki kütüphanelerde kitabın kataloglarda adı var, ancak raflarda bulunmaz.

Etyen neden bu konuda yazsın ki? Etyen büyük bir ihtimalle Kaçaznuni’nin bu raporu yayımlandıktan sonra toplatıldığını da bilmiyordur.

Etyen, 75 yaşındaki Ermeni yazar Ara Baliozyan hakkında da tek bir kelime yazmaz. Baliozyan Atina’da doğmuştur ve şu an Kanada’da yaşamaktadır. Baliozyan yazdığı eserlere göre çeşitli ödüller alsa da, Ermenistan’da bir kitabı bile bulunmaz.

Nedeni ise Baliozyan’ın Ermeni ulusal propagandasına uygun şekilde kitap yazmamasıdır. Baliozyan kendi durumunu şu şekilde ifade etmektedir: ‘Ermeni propagandasına hizmet etmediğim için ‘hiç kimse’ oldum,  nefret edilen ‘hiç kimse’, vatan haini...’

Etyen, İrevan’da faaliyet gösteren ‘Kafkas Barış İnisiyatifi Merkezi’nin Başkanı Georgi Vanyan hakkında da da yazmamakta kararlıdır. Neden yazsın ki? Vanyan Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını işgal ettiğini kabul ediyor, ‘Ermeni soykırımının’ olmadığına inanıyor. Hocalı soykırımını yapan Ermeni siyasilerin ve askerlerin cezalandırılmasını talep ediyor.

Vanyan ‘STOP’ projesi çerçevesinde Ermenistan’da Azerbaycan filmlerini yayınlamaya çalışırken devletin baskıları sonucunda hiç bir sinema salonunu kiralayamadı. Projeyi kahvelerde hayata geçirmeye çalıştığında ise kahveler yağmalandı ve ateşe verildi. Budur Ermenistan devletinin toleranslığı! 

Etyen, Kaçaznuni, Baliozyan ve Vanyan’ın Ermenistan’da aforoz edildiğini bilse de, onları insan olarak görmediği için elbette haklarını da savunmaz ve savunmayacaktır. Çünkü Baliozyan ve Vanayan ‘denizden denize Ermenistan’ ve Hay Dat (Ermeni Davası) davasına hizmet etmiyor.

Etyen, muhtemelen yazdığı eserlerden bir tek satırını okumadığı Eylisli’yi savunmaktan kendisini alıkoyamamıştır. Nedeni ise Eylisli’nin ihanet ederek Ermenilerin yanında yer almasıdır.

Etyen`in Ekrem Eylisli`nin tarzıyla ilgili şu vurgusu da çok yanlış: “Söylediği şey basit: `Bu bölgede Ermeni halkı ile barış içinde yaşamak ve Karabağ Ermenilerinin de bu ülkenin vatandaşı olduğunu göstermek için bir şeyler yapmalıyız.`”

Maalesef Ekrem Eylisli`nin “söylemeye çalıştığı” o değil. Keşke o olsaydı….

Doğal olarak yoğun itirazlar da buna değil. İtirazların odağında neden taraflardan birini sürekli yücelterek diğerini aşağıladığı hususu var. Barış istemek görüntüsü altında taraflardan birini aşağılamak ve diğerini yüceltmek girişimleri asla barışa katkı yapmaz, tam aksine karşıtlığı tetikler.

Ekrem Eylisli`nin yaptığı da aslında budur…

Dr. Hatem Cabbarlı, Avrasya Güvenlik ve Strateji Araştırmalar Merkezi Başkanı

15 Şubat 2013

F.V

 

saygilarla        

Link to post
Share on other sites

Simdi hükümetlerin birtakim gerekcelerle Ermeni iddialarini meclislerine tasiyan ülkelere karsi basiretli bir siyaset takip etmemeleri muhakkak ki Türk Toplumunun az da olsa mevcut olan sayginligini daha cok yok etmektedir.Fransa ile iliskilerimiz bozulur,falan ülkeyle dostlugumuz bozulur diyerek kuru gürültüyle siyaset yapmak sayginlik getirmez.Sayginlik agirlik koymakla mümkündür.AKP'ye kadar gelmis iktidarlarda olmak üzere bu Ermeni yalanlarina karsi etkili hicbir siyaset takip etmemislerdir.AKP'ye gelince:AKP sadece ekonomik düsüncelerle degil,ülkede baslatmis oldugu yikimin Fransa vb ülkeler tarafindan gülümsemeyle karsilanmasinin verdigi rahatlikla o gülümsemenin eksilmemesi icin onlarin dümen suyunda gitmis ve gitmektedir.

 

AKP ile Türkiye'nin DIs Politikasi tamamen cökmüstür.AB'ne gidip Avrupa Birligi'nin Türkiye'ye ihtiyaci var diye nutuk atanlarin konu Ermeni Yalanlarini TürkiyeCumhuriyeti'ne karsi bir koz olarak kullanmak isteyen ülkelere "ekonomik iliskilerimiz bozulur"diye tavir alamamak iki yüzlülüktür.

 

saygilarla

Link to post
Share on other sites

Buradaki konu iki yonludur.

 

Birincisi "soykirim iddasi/israri" sadece politik cikar iceriklidir.

 

Ikincisi OLAN KATLIAM HEM KARSILIKLI (Osmanli ve silahli Ermeni Ceteleri) KATLEDILEN DE IKILI (Masum ve silahsiz olan Ermeni halki ve Anadolu Halki) hem de katliam tarih olarak sadece Osmanli' yi degil (1915-1920); Sevr sonrasi verilen kurtulus savasini da (1920-22) icermektedir.

 

Ermeni "haklari" na gelice bunun "soykirim" uzerinden degil, ya Sevr, ya da T.C. uzerinden talebi gerekir. Ustelik bu talep, Osmanli donemini de (1915-1920) icermez. Cunku Kurtulus Savasi, Osmanli'ya karsi verilmis ve T.C. Osmanli'yi yikarak kurulmustur.

 

Dolayisi ile her ikisi de Osmanli doneminden sorumlu olamaz. 

 

Zaten "soykirim" politik cikari, Osmanli zamaninda olani T.C.'ne "yuklemek icindir."   

Link to post
Share on other sites

Eger Ermeniler bir hak talebinde bulunuyorlarsa basvurduklari adres yanlistir.Ermeniler kaybettiklerini iddia ettikleri haklarini  ancak SEVR'i kabul edenlerden istemelidirler.Türkiye'den degil.

 

saygilarla

Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.
Примечание: Ваше сообщение будет проверено модератором перед отправкой.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.