Jump to content
  • Sign Up
Sign in to follow this  
Aries

Diyaloglar

Recommended Posts

Bir gün Napolyon düşman askerlerinden kaçarken, bir bakkal dükkânına girmiş. Bakkala hemen kendisini saklamasını emretmiş. Bakkal da Napolyon´u müsait bir yere saklayıp, biraz sonra gelen düşmanları da;

-´Az evvel biri koşarak şu tarafa kaçtı.´ diye savuşturmuş.

Nihayet biraz sonra Napolyon´un muhafızları yetişmişler. Bakkal ömründe bir daha karşılaşamayacağı Napolyon´a sormuş:

-´Efendim, af buyurun ama merak ettim, ölümle bu denli burun buruna gelmek nasıl bir duygu?´ Napolyon birden öfkelenmiş.

-´Sen kim oluyorsun da benimle böyle dalga geçercesine konuşabiliyorsun?´ diye bağırmış. Hemen askerlerine, adamcağızı kurşuna dizmelerini emretmiş Askerler bakkalın gözünü bağlayıp, karşısına dizilmişler. Mermiler namlulara sürülmüş, artık ´ateş´ emri verilecek... Adamcağız içinden -´Ah, ne yaptın sen? Şimdi ölüp gideceksin´ diye düşünürken,

arkadan bir çift el uzanmış, gözündeki bağı açmış. Karşısında Napolyon varmış. Tek cümleyle cevaplamış Napolyon:

-´İşte böyle bir duygu!´

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites

Sevdiği kıza kavuşamadığı için çekip gitmek isteyen gence, Bilge sorar;

- Mecnun Leyla’sından vazgeçti mi?

+ Hayır.

- Kerem ateşten kaçtı mı?

+ Hayır.

- Ferhat dağları delmekten korktu mu?

+ Hayır.

- Ya Kocadağlı Ahmet?

Bir süre susup düşündükten sonra genç;

+ O'nu hiç duymadım ki efendim, deyince Bilge:

- Tabi duymazsın, Çünkü: O vazgeçti ..

Unutma;

Vazgecenler değil.. Mücadele verenler tarihe geçerler ..

  • Like 2

Share this post


Link to post
Share on other sites

Beyin:Gidip konuşsam mı?

 

Kalp: Hadi! Gurur:Ya reddederse?

 

Akıl: Ne kaybederiz?

 

Karaciğer: Sonra kabak benim başıma patlıyor ya, gidin yatın!

  • Like 2

Share this post


Link to post
Share on other sites

- Az önce o adama ne dedin ?

- Daha hızlı çalışmasını söyledim !

 

- Ona ne kadar ücret veriyorsun ?

- Günde 15 dolar !

 

-Ona vereceğin parayı nereden buluyorsun ?

- Malları satıyorum !

 

- Bu malları kim üretiyor ?

- O yapıyor !

 

- Bir günde kaç tane mal üretiyor ?

- 50 dolarlık .

 

- O halde, bırak ona ödeme yapmayı, kendisine daha hızlı çalış demen için sana günde 35 dolar ödüyor !

- Ha?

 

- Ama ... Makineler bana ait !

 

- Peki bu makineleri nasıl elde ettin ?

- Malları satıp aldım !

 

- İyi de o malları kim yaptı ?

 

- Kapa çeneni ... Seni duyabilir !

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites

adres, numara 248, kordon...

naim palas... ikinci kat...

cumbada oturuyor Mustafa KEMAL.

sevmez fazla yemeği.

leblebi var yine önünde...

 

 

garson titriyor. çünkü çocuk, rum.

sesleniyor gazi, şefkatli bir ses tonuyla...

"vre dimitri" diyor, "gel bakayım."

çocuk, "buyur pasam" diyor, ş'lere dili dönmeyen, kırık dökük türkçesi'yle.

"sizin kosti" diyor... işgal sırasında izmir'e gelen yunan kralı konstantin'i kastederek... sizin kosti, geldi mi buraya?

geldi pasam...

oturdu mu bu masaya?

oturdu pasam.

güneş batarken rakı içti mi?

içmedi pasam.

e o zaman sormadın mı çocuk, ne halt etmeye almış izmir'i?

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites

Huan Bey bir gün köşkünün salonunda oturmuş, kutsal bir yazı rulosu okuyordu. Arabacı Pien ise avluda bir tekerlek yapıyordu. Derken Pien çekici, keskiyi bir yana koyup beyin huzuruna çıktı:

 

"Sorabilir miyim, devletlim ne okurlar?"

"Kutlu kişilerin sözlerini okuyorum."

"Hala yaşıyor mu bu kutlu kişiler?"

"Çoktan ölmüşler."

"Öyleyse devletlim ölülerin kalıntıları ile uğraşıyorlar, öyle mi?"

 

Bey öfkelendi: "Bir arabacı parçası ne cüretle bizim okuduklarımızı eleştirmeye kalkar! Şu sözlerinin altında başka bir anlam gizliyse, söyle. Yoksa cellada teslim edeceğim seni!"

 

Arabacı Pien dedi ki: "Kulunuz olarak, soruna kendi sanatım açısından bakarım. Tekerlek yaparken işi hafife alır, kolaya kaçarsam, tekerlek sıkı oturmaz. Elimi çabuk tutayım dersem, o zaman da dar gelir, uymaz. Ama ne kolaya kaçar, ne de aceleye getirirsem, o zaman işe hakim olurum ve sonuç amaca uygun olur. Sözcüklerle anlatılamaz, el hüneridir bu. Oğluma bile anlatamadım bunu, o bile benden dinleyip de öğrenemedi. Bu yüzden de, yetmiş yaşındayım, tekerlekleri hala kendim yapmak zorunda kalıyorum. Eski devirlerin insanları da asıl değerli olanı, sözle anlatamadıklarını mezara götürmüşler. İşte bu yüzden, devletlimin okudukları eski devir insanlarının yalnızca kalıntılarıdır dedim."

Share this post


Link to post
Share on other sites

Churchill, avam kamarasında konuşurken, muhalif partiden bir kadın milletvekili, Churchill' e kızgın kızgın şöyle seslenir:

 

- 'Eğer, karınız olsaydım, kahvenizin içine zehir karıştırırdım.'

 

Churchill, oldukça sakin kadına döner ve lafı yapıştırır:

 

'Hanımefendi, eğer karım siz olsaydınız, o kahveyi seve seve içerdim.'

 

 

Sokrates ve eşi bir türlü iyi geçinemezlermiş.

 

Bir gün eşi Sokrates'e veripveriştirmiş, ağzına geleni söylemiş. Bakmış kocası hiç bir tepkigöstermiyor; bir kova suyu alıp başından aşağı boşaltmış. Sokrates,gayet sakin:

 

- 'Bu kadar gök gürültüsünden sonra bir sağanak zaten bekliyordum'demiş.

 

 

Bernard Shaw ile Churchill hiç geçinemez ve sık sık birbirlerini iğnelermiş. Bernard Shaw, bir oyununun ilk gecesine Churchill'i davet etmiş ve davetiyeye de bir pusula iliştirmiş:

 

- 'Size iki kişilik davetiye gönderiyorum. Bir dostunuzu alıp gelebilirsiniz. Tabii dostunuz varsa.' Churchill, hemen cevap göndermiş:

 

- 'Maalesef o gece başka bir yere söz verdiğim için oyununuzu seyretmeye gelemeyeceğim. İkinci gece gelebilirim, tabii oyununuz ikinci gece de oynarsa.'

 

 

Bir gün Eflatun, talebelerinden birini kumar oynarken yakalamış veşiddetle azarlamış. Talebesi:

 

- 'İyi ama ben çok az bir paraya oynuyordum' diye itiraz edecekolunca Eflatun cevap vermiş:

 

- 'Ben seni kaybettiğin para için değil, kaybettiğin zaman için azarlıyorum...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Kadın: Eski sevgilinden neden ayrıldın?

Adam: Birine bağlanmak için fazla gencim.

Kadın: Onu hiç özlemiyor musun peki?

Adam: Bazen aklıma geliyor, dudağımda hafif bir gülümseme oluyor. Düşüncelere dalıyorum. Sonra bir sigara yakıyorum, her...

şey düzeliyor. Peki sen eski sevgilini özlüyor musun?

Kadın: Onu özlemekten bir an olsun vazgeçmedim. Gülüşünü hala hatırlıyorum. Kokusu, sesi zihnimin bir köşesinde saklı hala. Onun adını duyduğumda kalbim acıyor. İnsan nefes alırken acı hisseder mi hiç? Ben hissediyorum işte.

Adam: Üzülme. Bir gün bunları unutacaksın ve tüm olanları gülerek hatırlayacaksın. Birinden vazgeçmesini öğrenmelisin. Yoksa canın çok yanar.

Kadın: Birinden kolayca vazgeçmeyi nasıl öğrendin?

Adam: Hayat bir şekilde vazgeçmeyi öğretiyor insana. Hem hayat bazılarına mutsuz olmakla, duygusuz olmak arasında tercih hakkı tanır, daha fazlasını değil.

Share this post


Link to post
Share on other sites

 

-Şu merdiven başında pazarlık yapan kadın bir fahişe mi ?

+Hayır.

-Peki ya o ? Sokağın başında bacaklarını gösteren.

+Hayır.

-Peki ya şu kadın ? Baksana nasıl da şehvetle bakıyor.

+Hayır o da değil.

-Burada hiç fahişe yokmu baksana şu kadınlara nasıl da giyinmişler.

+Fahişe nedir bay Burton.

-Tenini parayla satan aşşağılıklardır bay Vencanze.

+Hayır bay Burton. Fahişelik bu değildir.

-Hah ! Neymiş peki fahişelik.

+Fahişelik insanların hayatını bilmeden onları aşşağılamak ve yargılamaktır. Sokağın sonunda bir berber var bay Burton. Lütfen aynaya bakınız. Orada varolan en büyük fahişeyi göreceksiniz !" "

Share this post


Link to post
Share on other sites

SALYANGOZ
Bir gün Kanunî Sultan Süleyman, Sadrazamına: — “Senin tabiatın salyangoz gibi yumuşak!..” dedi.
Sadrazam gülümseyerek cevap verdi
— Sultanım dişlerim çok sertti, şimdi yerlerinde yoklar. Fakat dilim çok yumuşaktır; hâlâ yerinde duruyor...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Neyzen Tevfik'e sorarlar: "Çalarken mi neşelenirsin, neşeliyken mi çalarsın ?"


Neyzen: "Vekil miyim ben çalarken zevk alayım"

Share this post


Link to post
Share on other sites

"ilk ne zaman aşık oldun ?" diye sordum Neşet Ertaş'a.
"13 yaşımda. Yozgattaydık, mahallenin kızıydı.
Ona bi türkü havalandırdıydım" dedi.
Kızın adını söyledi. Sonra pişman oldu:
"yazman gurban oluyum , sevda sırrınan olur." dedi.
 

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest Cahilfırıncı

 

-Şu merdiven başında pazarlık yapan kadın bir fahişe mi ?

+Hayır.

-Peki ya o ? Sokağın başında bacaklarını gösteren.

+Hayır.

-Peki ya şu kadın ? Baksana nasıl da şehvetle bakıyor.

+Hayır o da değil.

-Burada hiç fahişe yokmu baksana şu kadınlara nasıl da giyinmişler.

+Fahişe nedir bay Burton.

-Tenini parayla satan aşşağılıklardır bay Vencanze.

+Hayır bay Burton. Fahişelik bu değildir.

-Hah ! Neymiş peki fahişelik.

+Fahişelik insanların hayatını bilmeden onları aşşağılamak ve yargılamaktır. Sokağın sonunda bir berber var bay Burton. Lütfen aynaya bakınız. Orada varolan en büyük fahişeyi göreceksiniz !" "

hangi kitapta geçen dialogtu söyliyebilirmisin

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.